Tanı – Akit Tv Haber https://www.akittvhaber.com.tr Thu, 20 Jun 2024 09:06:44 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Charge Sendromuyla Mücadele Eden Aile: İnsanların İçinde Umut Olsun İstiyoruz https://www.akittvhaber.com.tr/charge-sendromuyla-mucadele-eden-aile-insanlarin-icinde-umut-olsun-istiyoruz/ https://www.akittvhaber.com.tr/charge-sendromuyla-mucadele-eden-aile-insanlarin-icinde-umut-olsun-istiyoruz/#respond Thu, 20 Jun 2024 09:06:44 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8971

Öznur ve Orhan Karaarslan çiftinin, doğduğunda sürekli ağlayan, beslenemeyen, işitme gibi birçok sorun yaşayan, yapılan testlerin ardından 1 yaşındayken dünyada nadir görülen hastalıklardan Charge Sendromu tanısı konulan kızları Eylül, devam eden birçok tedavisinin ardından artık yaşıtları gibi hayatını sürdürebiliyor.

Kızlarıyla birlikte Charge Sendromu ile verdikleri mücadeleyi “Dünya Nadir Hastalıklar Günü”nde AA muhabirine anlatan Öznur Karaarslan, hastalığın, gelişme geriliği, kalp problemleri, göz ve kulak anomalileri gibi birden fazla sistemi ilgilendiren, nadir görülen, doğumsal bir bozukluk olduğunu aktardı.

Öznur Karaarslan, ilk doğduğunda hiçbir sorun hissetmedikleri kızının daha sonra sürekli ağladığını ve mama yemediğini belirterek, “Doktora gittik, birkaç kez hastaneye yatırıldı ama sorun çözülemedi ve bir teşhis konamadı. Tesadüfen çekilen bir akciğer filminde midesinin yerinde olmadığı teşhis edildi. 7 aylıkken ameliyata girdi. Sonra doktorumuz Yasemin Alanay ile tanıştık, bazı genetik testler istedi. Bu şekilde tanı konulmuş oldu ve tedavi süreci başladı. 4 yıldır tedavisi devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

“İnsanların içinde umut olsun istiyoruz”

Charge Sendromuna en basit haliyle çoklu organ bozukluğu denebileceğini dile getiren Karaarslan, kızının şu an en büyük sorunlarından birinin işitme olduğunu söyledi.

Karaarslan, bunun da konuşmasını zorlaştırdığını dile getirerek, şöyle devam etti:

“İlk teşhis konulduğunda çok şaşırdık ve üzüldük. Bu hastalığın adını bile duymamıştık. Ancak en azından bir teşhis konulduğu için biraz da olsa rahatladık. Kızım için bu hastalıkla sonuna kadar mücadele edeceğim. Bizim gibi bir anne ve babası olduğu için çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Zira mücadeleyi hiç bırakmadık ve bırakmayacağız.”

Yeni kurulan “İstanbul Tanısız ve Nadir Hastalıklara Çözüm Platformu-İSTisNA” platformunda Charge Sendorumuyla ilgili bölümün sorumluları olduklarını anlatan Karaarslan, “Hastalıkla yeni tanışan ailelere korku ve üzüntü yaşamaması için yardımcı olmaya çalışıyoruz. İnsanların içinde umut olsun istiyoruz. Biz çocuğumuzu yaşatamayacağımızı düşündük ama artık öyle olmadığını anladık.” diye konuştu.

Anne Karaarslan, bu hastalıkta tedavinin ömür boyu süreceğini belirterek, “Kızımın sol kulağında hiç sinir yok, bu işitme kaybı ömür boyu devam edecek. Sürekli olarak sağ kulağını sağlıklı tutmaya ve konuşma sorununu bu şekilde çözmeye çalışacağız. Görme sorunuyla ilgili de tedavi oluyor. Bir de büyüme geriliği var. Bu hastalıkta en öne çıkan sorun kalp ama çok şükür bizde yok.” şeklinde konuştu.

“Birçok doktora gittik sonuç alamadık”

Baba Orhan Karaarslan da kızı Eylül’ü ilk kucağına aldığında hiçbir farklılık hissetmediğine vurgu yaparak, “Doğumunun 2. günü rutin işitme testini geçemediğinde içime bir korku düştü. Sonra 1-2 defa daha işitme testi yapıldı ama Eylül hiçbirinden geçemedi. Hastaneden çıkıp eve geldiğimizde Eylül’de bitmek bilmeyen bir ağlama başladı. Bir türlü bir şey yediremiyorduk. ’24 saat ağlayan bir çocuk düşünün ve nedenini bulamıyoruz. Birçok doktora gittik sonuç alamadık.” ifadelerine yer verdi.

Gastroenteroloji doktorunun genetik hastalıktan şüphelenmesi üzerine kızına test yapıldığını anlatan Karaarslan, testlerde ilk seferinde net bir şey çıkmadığını, çocuk 1 yaşına geldiğinde Charge Sendromu tanısı konulduğunu aktardı.

Nadir hastalıkların teşhisinin ve bu alanda uzmanlaşmış doktor bulmanın çok zor olduğunu ifade eden Karaarslan, Charge Sendromunu birçok doktorun bilmediğini, bunun için de doğru tedavi uygulayamadığını söyledi.

“Platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, yol göstermek istiyoruz”

Karaarslan, tanıdan sonra doktorlarıyla tedavi sürecini planladıklarını belirterek, şöyle konuştu:

“Her 3 ayda 1 göz, kulak-burun-boğaz ve endokrinoloji doktoru Eylül’ü muayene ediyor. Bu şekilde bütün süreçleri takip altına aldık. Genetik hastalıkların bir çoğunun ya tedavisi olmuyor ya çok zor oluyor ya da kötü sonla bitiyor. Eylül’ün durumunun en iyi tarafı doktorumuzun, ‘Korkmayın bundan daha kötüsü olmayacak, biz bundan sonraki süreci iyi yöneterek başaracağız.’ demesi. Bizim süreci iyi yönettiğimizi düşünüyorum. Eğer böyle olmasaydı belki Eylül daha kötüye giderdi. Fizik tedavi, konuşma terapileri, işitme tedavileri sayesinde kızımız bu gün yaşıtları gibi kreşe gidebiliyor.”

Baba Karaarslan artık süreci kabullendiklerini anlatarak, “Bizim gibi hastalığa yabancı olup da ne yapacağını bilememek, ortada kalmak çok zordu. Allah kimseye bu durumu yaşatmasın. Bu durumdaki ailelerin bize ulaşmasını ve bizim yaşadıklarımızı yaşamamalarını istiyorum. Bu nedenle yeni bir platform oluşturduk. Bize ulaşıp her türlü desteği alabilirler. Tedaviyi yürüttüğümüz hastanemizin de desteğiyle kurduğumuz platform sayesinde birçok aileye ulaşmak, umut olmak, yol göstermek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler”

Yaklaşık 3 yıldır Eylül’ün tedavisini yürüten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay da Charge Sendromunun nadir hastalık olarak değerlendirilen 7 bin hastalıktan biri olduğunu belirtti.

Anne ve babanın yumurtasının birleştiği anda tamamen tesadüfen oluşan hastalığın, genetik olmadığını dile getiren Alanay, “Doğumda çocuklarda aksaklılar oluşuyor ve ömür boyu devam ediyor.” dedi.

Prof. Dr. Alanay, nadir hastalıklarda en büyük sorunun tanı konulamaması olduğunu vurgulayarak, tanı konan ailelerin en azından tedavi sürecine başlayabildiklerini söyledi.

Dünya çapında nadir hastalıklarla mücadele eden ailelerin çok iyi organize olduklarını ve birbirlerini desteklediklerini aktaran Alanay, şunları kaydetti:

“Bu aileler sosyal medyayı çok iyi kullanıyor. Her ailenin, hatta her genin bir sosyal medya hesabı var. Şu an genetik araştırmaların esas yönlendiricisi artık aileler. Herkes kısmen kendi çocuğunun doktoru gibi. Bunlar diğer aileleri de yönlendirip bilgilendiriyor. O yüzden ailelerin bir araya gelmesini çok önemsiyorum. Bu da çok büyük farkındalık yaratıyor. Biz de üniversite olarak ailelerin bir platform altında bir araya gelmesini destekliyoruz.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/charge-sendromuyla-mucadele-eden-aile-insanlarin-icinde-umut-olsun-istiyoruz/feed/ 0
ODTÜ’lü Bilim İnsanları, Tükürükten Yapılan Testle Alzheimer Riskini Tespit Eden Yapay Zeka Geliştirdi https://www.akittvhaber.com.tr/odtulu-bilim-insanlari-tukurukten-yapilan-testle-alzheimer-riskini-tespit-eden-yapay-zeka-gelistirdi/ https://www.akittvhaber.com.tr/odtulu-bilim-insanlari-tukurukten-yapilan-testle-alzheimer-riskini-tespit-eden-yapay-zeka-gelistirdi/#respond Sun, 09 Jun 2024 21:21:41 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8531

ODTÜ’lü bilim insanları, tükürükten alınan örnek üzerinden yapılan genetik testi yorumlayarak erken evre Alzheimer riskini tespit eden yapay zeka temelli teknoloji geliştirdi.

TÜBİTAK 1003 – Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı kapsamındaki destekle tamamlanan projede, ilk prototip hayata geçerken, klinik aşamanın da dahil olduğu ileriki aşamaları, beynin şifrelerinin araştırıldığı Nörobilim ve Nöroteknoloji Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezinde (NÖROM) yürütülecek.

NÖROM Yönetim Kurulu Üyesi ve ODTÜ Enformatik Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yeşim Aydın Son, AA muhabirine, projeye ilişkin açıklamalarda bulundu.

Aslen tıp doktoru olan ve ABD’de biyoenformatik alanında doktora eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Aydın Son, ODTÜ’de açılan bu alandaki ilk lisansüstü programının eğitime başlamasına katkı vermesinin üzerinden 14 yıl geçtiğini ve son 10 yıldır tıp ve yapay zekayı birleştiren araştırmalar yaptığını anlattı.

ODTÜ Enformatik Enstitüsünün bu alanda çalışan diğer üniversitelerden farklılığına işaret eden Son, bu kapsamda, laboratuvar ortamında veri üretimi, analizi ile yapay zeka modellerinin moleküler testler ile doğrulamasını yapabildiklerini söyledi.

Sağlık bilişimi alanında MR, PET gibi radyolojik görüntülerin bilgisayar ortamında modellemesine dayalı tanı sistemleri geliştirmeye dönük çalışmaların ilerlediğini ifade eden Son, “Böylece klinikte, doktorların hastalığın ayırıcı tanısına destek olabilecek ön araştırmalar yapılıyor.” diye konuştu

Biyoinformatik bölümünde ise son 10 yıldır Alzheimer hastalığı üzerine yoğunlaştığını dile getiren Son, bu hastalığa karşı klinikte “erken tanı” için özelleşmiş testlerin bulunmadığını vurguladı.

Genom araştırmalarının son yıllarda pek çok hastalığın teşhisindeki önemine işaret eden Son, çalışmalarında genom araştırmaları ile makine öğrenmesini birleştirdiklerini belirterek, şu bilgileri verdi:

“Uluslararası çalışma grupları tarafında oluşturulmuş 3 büyük veri seti alt yapısını yapay zeka kullanarak analizi ile erken evrede risk göstergesi olabilecek genetik profilleri tespit ediyoruz.

Bu genetik profilleri doğrulamak için geliştirdiğimiz teknikte, katılımcıların yanak içinden tükürük örneklerini alıyoruz ve DNA’larını izole ediyoruz. Hastalık riskini 1,5-2 kat artıran genetik değişiklikler tespit ettik, ayrıca koruyucu olabilecek çeşitlilikler gözledik. TÜBİTAK projemiz kapsamında, tüm bunları yapabilen bir moleküler tanı kiti prototipi geliştirdik. Bu analizler ile hastalığın en erken aşamasında, sadece yanak içinden alınan bu örneğin yapay zeka modeline dayanarak kişilerin riskli olup olmadığını veya Alzheimer’a karşı koruyucu bir genetik yapı taşıyıp taşamadığını doktorlarımıza bilgi olarak sunmayı hedefliyoruz.”

“Hedef test kiti geliştirmek”

Yöntemin doğrulamasını Hacettepe Üniversitesi Geriatri Bölümünün ortaklığıyla 100 kişilik Alzheimer hasta grubu üzerinde yaptıklarını aktaran Aydın Son, “Projemiz, prototip aşamasına geldi. Projenin ikinci fazını da büyük ihtimalle bir TÜBİTAK projesiyle, klinik araştırma projesiyle desteklemek istiyoruz. Tüm bu çalışmalarda temel hedefimiz bir tanı kiti veya bir test geliştirmek. Bu testlerin temelini oluşturmuş durumdayız.” dedi.

NÖROM’da klinik araştırmalar başlatılacak

Elde ettikleri sonuçların optimize edilmesi için geniş çaplı bir klinik çalışmayı NÖROM merkezinde gerçekleştireceklerini ifade eden Son, şunları kaydetti:

“Doktorların tanılarına destek olmayı hedefliyoruz. Klinik araştırmalarımız başladığında, örneğin 65 yaş üstünde ‘hatırlayamama’ gibi semptomlar gösteren kişiler bize yönlendirilecek. Biz de bu genetik analizlerini yaparak hastanızda ‘risk arttıran ya da koruyuculuk sağlayan faktörlere dayalı değerlendirmesi buradadır, klinikte gördüğünüz tablo ile bunu birleştirerek karar verebilirsiniz’ diyeceğiz. Aynı zamanda klinikten hasta gönderen doktorlara tanıda yardımcı olurken bu hastaları uzun süreli yani 2-3 sene sonra takip edeceğiz. Böylece geriye dönük testimizin güvenirliği de daha iyi test edebileceğiz.”

“Hastalıkta erken tanı çok önemli”

Yeşim Aydın Son, Alzheimer’da ayırıcı tanının yanında erken tanının da önemine işaret ederek, “Beyinde oluşan dejeneratif olguları engelleyemesek bile yavaşlatmak için bazı yöntemler literatüre girmiş durumda. Bu noktada erken tanıda bizim araştırmamız büyük önem taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/odtulu-bilim-insanlari-tukurukten-yapilan-testle-alzheimer-riskini-tespit-eden-yapay-zeka-gelistirdi/feed/ 0
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında 56 yatırım projesini destekliyor https://www.akittvhaber.com.tr/sanayi-ve-teknoloji-bakani-mehmet-fatih-kacir-teknoloji-odakli-sanayi-hamlesi-programi-kapsaminda-56-yatirim-projesini-destekliyor/ https://www.akittvhaber.com.tr/sanayi-ve-teknoloji-bakani-mehmet-fatih-kacir-teknoloji-odakli-sanayi-hamlesi-programi-kapsaminda-56-yatirim-projesini-destekliyor/#respond Thu, 14 Mar 2024 21:42:34 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=5614

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Katma değerli üretimi teşvik etmek ve cari açığı azaltmak üzere hayata geçirdiğimiz Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında, biyobenzer ilaçlardan kanser ve otoimmün ilaçlara, ortopedik cihazlar ve protezlerden yenilikçi eşdeğer ilaçlara kadar toplam büyüklüğü 22 milyarı geçen 56 yatırım projesini destekliyoruz.” dedi.

Mehmet Fatih Kacır, Acıbadem Üniversitesi Kerem Aydınlar Kampüsü’nde düzenlenen “İstanbul Tanısız ve Nadir Hastalıklara Çözüm Platformu Projesi Tanıtım Toplantısı ve Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi (TEKMER) Açılış Töreni”ne katıldı.

Bakan Kacır, etkinlikte yaptığı konuşmada, bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin yeni bir çağın başlangıcının kapısını araladığını belirterek, 4. Sanayi Devrimi olarak adlandırılan bu sürecin insanlığın gelişimi ve refahını desteklemenin yanı sıra, yeni zorlukları da beraberinde getirdiğini ifade etti.

Türkiye’nin bu süreçte “Milli Teknoloji Hamlesi” ile kendi özgün yol haritasını hayata geçirdiğini aktaran Kacır, “Kritik teknolojilerde ‘Tam Bağımsız Türkiye’ anlayışıyla teknolojide öncü bir ülke olma iradesini gösteriyoruz. Bilimin, teknolojinin ve refahın sadece birkaç ülke veya şirketin elinde asimetrik şekilde toplanmasının karşısında duruyoruz.” dedi.

Kacır, insanlık yararına bilim ve teknoloji yaklaşımıyla, milli ve özgün teknolojik ürünler geliştirmeyi sadece milletin değil tüm insanlığın huzur ve refahı adına önemli bir araç olarak gördüklerini ifade ederek, “İnsan genom projesinin tamamlanması sonrasında geliştirilen yeni nesil tedavi yöntemleri ile yapay zeka, artırılmış gerçeklik, büyük veri ve analitik, robotik gibi bilgi teknolojilerinin sağlık sektöründe kullanımının yaygınlaşması; vatandaşlarımızın maliyet etkin ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişim imkanı sunuyor.” diye konuştu.

Türkiye’nin sağlıktaki dönüşümü göğüslerken AR-GE, inovasyon kabiliyeti, nitelikli insan kaynağı ve güçlü sağlık altyapısı gibi önemli avantajlara sahip olduğuna dikkati çeken Kacır, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Güçlü sağlık altyapımızı, AR-GE ve inovasyon yetkinliklerimizle buluşturarak küresel ölçekte ürün, teknoloji ve hizmet geliştirmenin önünü açacak kritik politika ve proje önerileri belirledik. Klinik ve bilişim teknolojilerindeki patent sayılarını, AR-GE harcamalarını ve sağlık alanındaki girişimlerin sayılarını artırmayı kendimize hedef olarak koyduk. İlaç, tıbbi cihaz ve sağlık bilişim teknolojilerinde yerlileştirme hamlemize hız verdik.

Sadece 2023 yılında sağlık sektöründe 315 yatırıma teşvik belgesi düzenleyerek 55 milyar liranın üzerinde yatırımı harekete geçirdik ve yaklaşık 9 bin nitelikli istihdamın önünü açtık. Katma değerli üretimi teşvik etmek ve cari açığı azaltmak üzere hayata geçirdiğimiz Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında, biyobenzer ilaçlardan kanser ve otoimmün ilaçlara, ortopedik cihazlar ve protezlerden yenilikçi eşdeğer ilaçlara kadar toplam büyüklüğü 22 milyarı geçen 56 yatırım projesini destekliyoruz. TÜBİTAK destek programlarımızda AR-GE ve yenilik konu başlıkları altında sağlık sektöründe pek çok alanda çalışmalara öncelik veriyoruz.”

“27 teknoloji merkezimizin 15’i yenilikçi sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine öncülük ediyor”

Bakan Kacır, TÜBİTAK burs ve destek programları kapsamında son 22 yılda sağlık alanında 9 binden fazla projeye ve 15 binden fazla kişiye toplam 40 milyar lira destek sağladıklarını dile getirdi.

KOSGEB destekleriyle hayata geçen teknoloji merkezlerinin sağlık alanında teknoloji geliştirme kabiliyetlerine son dönemde önemli bir ivme kattığını belirten Kacır, “27 teknoloji merkezimizin 15’i sağlık girişimlerine ev sahipliği yaparak yenilikçi sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine öncülük ediyor.” dedi.

Kacır, Acıbadem Üniversitesinin sahip olduğu bilgi birikimi ve enerjisini sağlık teknolojilerinde faaliyet gösteren girişimci ve işletmelere aktarmasını sağlayacak bir projenin açılışını gerçekleştirdiklerini dile getirerek, “Girişimcilerimizin ihtiyaçlarını dikkate alarak tasarlanan altyapı, şimdiden 25 teknoloji girişimimize ev sahipliği yapıyor.

TEKMER bünyesinde yer alan girişimlere sağladığımız vergisel avantajlarla girişimcilerimizin yanında yer alıyoruz. İnanıyorum ki burada kurduğumuz altyapı önümüzdeki yıllarda sağlık alanında Turcorn’larımızın adresi olacak. Yenilikçi ürün ve hizmetlerin ticarileştirmeleri için uygun platform sunarken 85 milyonumuzu daha nitelikli sağlık hizmetiyle buluşturmamızı sağlayacak.” değerlendirmesinde bulundu.

“Nadir hastalıklarda yeni tanı ve tedavi yöntemlerine ışık tutacak veri tabanı oluşturuyoruz”

Bakan Kacır, önleyici sağlık hizmet kapasitesini güçlendirerek evlilik öncesi ve yeni doğan tarama programlarının kapsamını Sağlık Bakanlığı öncülüğünde genişlettiklerini aktardı.

Risk grubundaki bireylere genetik danışmanlık hizmetleri sunarak onların bilgi ve bilinç düzeyini yükselttiklerini kaydeden Kacır, “SGK tarafından geri ödeme kapsamına alınan tüp bebek tedavisiyle; hasta veya taşıyıcı çiftlerimizin sağlıklı bebeklerini kucaklarına almalarına imkan sağlıyoruz.” dedi.

Kacır, “İstanbul Kalkınma Ajansı desteğiyle hayata geçirdiğimiz ‘İstanbul Tanısız ve Nadir Hastalıklara Çözüm Platformu-İSTisNA’ projesi bünyesinde hayata geçirdiğimiz çalışmalarla da bireylerin nadir ve tanısız hastalıklardan kaynaklanan sosyal ve fiziksel dezavantajlı durumlarının etkilerinin azaltıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Nadir hastalıklarda yeni tanı ve tedavi yöntemlerine ışık tutacak veri tabanı oluşturduklarını aktaran Kacır, “İstanbul Kalkınma Ajansımızla bugüne kadar 28,5 milyon lira destek sağladığımız İSTisNA projesi nadir hastalıklar alanında kabiliyetlerimizi güçlendirmenin yanında İstanbul’u, Orta Doğu ülkeleri, Türk Devletleri ve Balkan ülkeleri gibi yakın coğrafya için nadir hastalıklar alanında danışmanlık alınabilecek bir referans ve çekim merkezi haline getirecek.” diyerek sözlerini tamamladı.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/sanayi-ve-teknoloji-bakani-mehmet-fatih-kacir-teknoloji-odakli-sanayi-hamlesi-programi-kapsaminda-56-yatirim-projesini-destekliyor/feed/ 0
Türkiye’de yılda 250 bin yeni kanser tanısı konuluyor https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyede-yilda-250-bin-yeni-kanser-tanisi-konuluyor/ https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyede-yilda-250-bin-yeni-kanser-tanisi-konuluyor/#respond Sun, 04 Feb 2024 21:06:19 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=3405

Türkiye’de yılda 250 bin yeni kanser tanısı konulduğunu ve bunun günde 600’den fazla kişiye denk geldiğini söyleyen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Yıldıray Tanrıver, ‘2030 yılında 13 milyondan fazla kişiyi maalesef kanserden kaybediyor olacağız. 22 milyon kişiye ise yeni kanser tanısı konuyor olacak. Dünyada her 5 kişiden 1’i ne yazık ki kansere yakalanıyor. Her 8 erkekten 1’i ve her 11 kadından 1’i kanserden hayatını kaybediyor. Bunların önlenmesi mümkün. Lütfen erken tanıya önem verelim. Sağlıklı ve uzun yaşamın formüllerini birlikte arayalım’ diye konuştu.

4 Şubat Dünya Kanser Günü’ne yönelik konuşan Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve Infinity Regenerative Clinic Medikal Direktörü Yıldıray Tanrıver, ‘Kanserden korunabiliriz. Kanser aslında bizim kaderimiz değil. Birçok genetik faktör tabii ki rol oynuyor ama epigenetik faktör dediğimiz çevresel faktörleri etkileyerek kanserden korunmamız mümkün. Daha da önemli olan konu erken tanı. Kansere ne kadar erken tanı koyarsak o kadar hızlı hareket edebilir ve tedavisine hızlıca ulaşabiliriz’ dedi.

“HERHANGİ BİR ORGANDAKİ DEĞİŞİKLİK KANSERE GİDEN YOLDA ALARM VERİYOR OLABİLİR”

Kanserin birçok belirtisi olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Vücutta herhangi bir organdaki değişiklik kansere giden yolda alarm veriyor olabilir. Örneğin; ben, bendeki kanamalar, üstündeki dokunun değişmesi veya renginin değişmesi bizim için önemlidir. Çok fazla öksürük, balgam, kanlı balgam, ağrı, vücuttaki şişme de aynı şekilde çok önemlidir. Hepsi kanserin belirtisi olabilir. Bu belirtilerin mutlaka uzman hekim tarafından kontrol edilmesi gerekiyor’ şeklinde konuştu.

‘İYİ BİR UYKU ÇOK ÖNEMLİ’

Tanı yöntemlerinde genetik testlerin önemli olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Yapay zekayı da kullanarak genetik testlerde aslında risk faktörlerimizi belirleyebiliyoruz. Bu risk faktörlerini belirledikten sonra yaşam tarzımız bizim için çok önemli oluyor. İyi bir uyku çok önemli. Egzersiz yapmak, hareketli olmak, bol su içmek de çok önemlidir. İşlenmiş gıdalardan uzak durmamız gerekiyor ki günümüzdeki en büyük sorunlardan bir tanesi bu. Uzun ve sağlıklı yaşayarak kanserden korunmak mümkün olabiliyor. Kanserin hem tanısında hem de tedavisinde yapay zekayı kullanıyoruz. Örneğin ultrasonda yapay zekayla üç boyutlu olarak biyopsi alarak birçok damarı, arteri, dokuyu, karaciğeri, safra kesesini, pankreası ve şah damarını incelemek mümkün olabiliyor. Covid-19’dan sonra damarlardaki değişiklikleri bu tip ultrason cihazlarıyla bulmamız ve önceden saptamamızda mümkün’ diye konuştu.

‘HİDROJEN TEDAVİSİNİN HEM KANSERİ KÜÇÜLTÜCÜ ETKİSİ VAR HEM DE KANSERDEN KORUNMADA ÇOK ÖNEMLİ’

Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedavilerin yanı sıra yeni tedavi yollarının olduğunu aktaran Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Şu an immünoterapiler, akıllı ilaçlar ve hedefe yönelik tedaviler ön plana çıkıyor. Hidrojen tedavisi ise daha da farklı bir yöntemdir. Bu çok yeni yöntemlerden bir tanesi olarak gündeme gelmiş durumda. Birçok literatüre, çalışmaya baktığımız zaman hidrojenin medikal hidrojenden alınmasıyla kanser tedavisinde rol oynadığını görebiliyoruz. Hem kanseri küçültücü etkisi var hem de kanserden korunmada çok önemli. Çünkü serbest radikalleri ve oksidatif stresi yok ediyor. Yani paslanmayı engelliyor. Hücrelerde paslanma, dokularda kansere giden yolda önemli adımlardan bir tanesi. Hidrojen inhalasyonu tedavisiyle birlikte bu paslanmayı yok edersek kanserin yolaklarından bir tanesini engellemiş olabiliriz. Bu yeni bir yöntem. Kemoterapi ve kanserin diğer tedavi yöntemleriyle beraber ortaya çıkan hidrojen tedavisi, korunma yollarından bir tanesi olarak gündeme gelmiş durumda. Hidrojen inhalasyonu, tedavisinin bir diğer etkisi diyabette çok etkili olmasıdır. Diyabette şekeri düşürdüğüne dair birçok çalışma var. Birçok diyabet hastasında aslında kanser riskinin daha fazla arttığını, daha büyük oranda görüldüğünü fark ediyoruz. Bu bilgiler ışığında eğer tip 2 diyabet hastalarında hidrojen tedavisini kullanabilirsek şeker seviyesini düşürerek ve insülin direncini azaltarak kanser tedavisinde ve korunma yöntemlerinde yeni çığır açmış olabiliriz’ şeklinde konuştu.

EPİGENETİK FAKTÖRLER ARTIK ÇOK DAHA ÖN PLANDA

Çevresel faktörlerin genetiği de değiştirebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Kanserde genetik önemlidir. Ama zannedilen kadar değil. Epigenetik faktörler artık çok daha ön planda. Epigenetik faktörler dediğimiz çevresel faktörlerdir. Örneğin, soluduğumuz havanın oksijeni azsa genetiği değiştirebiliyor. Yine aynı şekilde işlenmiş gıdaları çok fazla yersek, genetiği değiştirebiliyor. Bağışıklık sistemimizi korumak için çok önemli. Sindirim sistemimiz de artık ön planda. Birçok kişiye mikrobiyom testi yani bağırsaktaki bakterilerin oranına bakarak tedaviler uyguluyoruz. Çünkü bağışıklık sisteminin yaklaşık yüzde 80- 85’i sindirim sisteminden kaynaklanıyor. Bu nedenle işlenmiş gıdalardan uzak duralım. Uzun ve sağlıklı yaşamın ön koşullarından biri olarak iyi beslenelim’ ifadelerini kullandı.

‘TÜRKİYE’DE KANSERİN GÖRÜLME SIKLIĞI DÜNYANIN BİRÇOK ÜLKESİNE GÖRE DAHA AZ’

Türkiye’de kanserin görülme sıklığının nispeten dünyanın birçok ülkesine göre daha az olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Burada sanırım şanslı genlere sahibiz diyebiliriz. Toplum geliştikçe kanser riski de artıyor. Bu durumda beslenme, uykusuz kalma ve hareketsiz kalmanın da rolü var. Tanıyla beraber kanser görülme sıklığı daha fazla artıyor. Ülkemizde, akciğer kanseri, meme kanseri, bağırsak kanseri, prostat ve tiroid kanserleri çok sık görülüyor” diye konuştu.

HEKİME DANIŞMADAN VİTAMİN KULLANILMAMALI

Kanserden korunmak için tütün ve türevlerinden mutlaka uzak durulması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Tanrıver, erken tanının önemine dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:

‘Alkolden, işlenmiş gıdalardan da uzak duracağız. Hareketsiz bir yaşam sürmeyeceğiz ve beslenmemize çok dikkat edeceğiz. Bunları yaparsak kanserden büyük ölçüde korunuyor olacağız. Bir önemli nokta daha var. Çok fazla vitaminler, mineraller kullanılmaya başlandı. Özellikle bitkisel olanlar çok fazla kullanılıyor. Bunlar kanserden korunmada ve tedavisinde etkili olabilir. Fakat bunları kullanmadan önce hekiminize danışınız. Çünkü vücudunuza aldığınız her şeyin bir yan etkisi olabilir. Özellikle kanserden korunmak için ve kanser tedavisinde bu durum olabilir. Bunu vurgulamak istiyorum. Hekiminize danışmadan bu tür uygulamaları yaptırmayın. Gerek bitkisel gerek farklı şekilde üretilmiş olan maddeleri hekiminizden habersiz almayın.’

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyede-yilda-250-bin-yeni-kanser-tanisi-konuluyor/feed/ 0