Suriyeli ekonomist Mohammed Hasan, İran ve Rusya’nın Esad rejiminin en büyük alacaklıları olduğunu ve bu borçların 100 milyar doları aştığını tahmin ediyor. Hasan, yeni hükümetin bu borçların uluslararası mahkemelerde tartışılmasını sağlaması gerektiğini belirtiyor. “Bu borçlar, halkın zararına ve kişisel zenginleşme amacıyla kullanıldı. İran ve Rusya’nın borçlarını tahsil etmek için harekete geçmesi, Suriye’nin yeni dönemdeki ekonomik toparlanma çabalarını baltalayabilir,” diyor.
REKLAMİRAN VE RUSYA’NIN TALEPLERİ
İran Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada, Esad rejiminden kalan borçların yeni geçiş hükümeti tarafından ödenmesi gerektiğini duyurdu. İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bakaei, borçların uluslararası hukukta “devletin halefiyeti” ilkesi gereği geçerli olduğunu belirtti. Ancak İran’ın alacaklarının 50 milyar dolar olduğu iddialarını “abartılı” olarak nitelendirdi ve gerçek rakamı açıklamaktan kaçındı.
Rusya ise Suriye üzerindeki ekonomik ve askeri etkisini devam ettirmek için daha stratejik bir yol izliyor. Habertürk’ün ulaştığı kaynaklara göre, Moskova, Tartus Limanı’ndaki varlığını korumak ve enerji anlaşmalarını yeniden müzakere etmek için Suriye’ye ekonomik baskı yapmayı planlıyor. Rusya, aynı zamanda yeni hükümetin bu anlaşmaları geçersiz sayma girişimlerine karşı uluslararası platformlarda harekete geçmeye hazırlanıyor.
YENİDEN İNŞA İÇİN GEREKLİ KAYNAKLAR
Habertürk’ün edindiği bilgilere göre, rejim döneminden bu yana Planlama Bakanlığı’nda görev yapan bürokratlar, geçici geçiş hükümetine verdikleri ön raporda, ülkenin askeri, altyapı, telekomünikasyon, havalimanları ve sosyal konut projeleri dahil olmak üzere toparlanabilmesi için en az 80 milyar dolar kaynağa ihtiyaç olduğunu belirtti.
REKLAM
Raporda, özellikle Deirizor, Halep, İdlib, Şam, Hama ve Humus gibi şehirlerdeki sanayi işletmelerinin yeniden faaliyete geçirilmesi için ciddi teşviklere ihtiyaç duyulduğu ifade ediliyor. Bu şehirlerdeki sanayi kuruluşlarının yeniden ayağa kaldırılmasının, Suriye ekonomisinin canlanmasında kilit rol oynayacağı belirtiliyor.
Tarım ve turizm sektörlerinin yeniden yapılandırılması için de bir komisyon kurulması öneriliyor. Habertürk’e konuşan uzmanlar, tarım sektörünün canlandırılmasının kırsal bölgelerde istihdam yaratacağını ve gıda güvenliğini sağlayacağını, turizmin ise döviz girdisi sağlayarak ekonomiyi destekleyeceğini belirtiyor.
GÖÇ VE DİASPORA POLİTİKALARI
Habertürk’e bilgi veren Suriyeli siyasi kaynaklara göre, yeni hükümet Ocak ayının sonuna kadar Suriye’nin dış politikasına ve göç stratejilerine yönelik bir ön rapor hazırlayacak. Bu raporun, Suriye’nin yurtdışındaki temsilcilikleri, uluslararası kurumlardaki konumu ve komşu ülkelerdeki Suriyelilere yönelik politikaları içermesi bekleniyor.
Ayrıca, yurtdışında yaşayan milyonlarca Suriyeliyi yeniden ülkeye çekmek ve diaspora ile güçlü bağlar kurmak amacıyla bir Diaspora Bakanlığı kurulması planlanıyor. Bu bakanlık, yurtdışındaki Suriyelilerin yeniden yapılanma sürecine dahil edilmesi ve ekonomik katkı sağlaması için çalışmalar yürütecek.
REKLAMULUSLARARASI HUKUK MÜCADELESİ
Habertürk’e konuşan Suriyeli hukukçu Hadi Mustafa, yeni hükümetin Esad rejiminin borçlarının iptali için uluslararası hukuk mekanizmalarını devreye sokması gerektiğini vurguluyor. Mustafa, “Bu borçların büyük bir kısmı halkın zararına kullanıldı ve kirli borç olarak nitelendirilmeli. Yeni hükümet, İran ve Rusya gibi alacaklıların borçlarını tahsil etmeye yönelik girişimlerine karşı uluslararası mahkemelerde güçlü bir savunma yapmalı,” diyor.
Mustafa’ya göre, İran ve Rusya’nın savaşta Esad rejimiyle iş birliği yaptığı ve yıkımın bir parçası olduğu gerçeği, yeni hükümetin uluslararası alanda elini güçlendirebilir.
ŞEFFAFLIK VE ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ
Habertürk kaynakları, yeniden yapılanma sürecinde şeffaflığın hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle uluslararası yardımlar ve yatırımların şeffaf bir şekilde denetlenmesi gerektiği belirtiliyor. Bu süreçte yapılacak hataların, yeni hükümetin uluslararası itibarını zedeleyebileceği uyarısında bulunuluyor.
SONUÇ: ZORLU BİR GELECEK, BÜYÜK BEKLENTİLER
Suriye’nin yeniden inşa süreci, harap olmuş bir ülkenin toparlanması için büyük kaynaklar ve güçlü bir liderlik gerektiriyor. Ancak Habertürk’e konuşan uzmanlar, uluslararası iş birliği, şeffaflık ve halkın güvenini kazanan bir yönetim anlayışı olmadan bu sürecin başarılı olamayacağını ifade ediyor.
Esad rejiminin mirası olan borç yükü ve yıkım, yeni hükümetin önündeki en büyük zorluklardan biri olarak duruyor. Ancak doğru politikalar, etkili stratejiler ve uluslararası destekle Suriye’nin yeniden ayağa kalkması mümkün olabilir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Münbiç’in terörden kurtarılmasının ardından PKK/YPG’nin şehrin her tarafını köstebek yuvasına çevirdiği ortaya çıktı. Kent merkezine yüzlerce tünel kazan teröristlerin kırsal bölgelerde tünel kazdığı belirlendi.

Kilometrelerce uzunluğundaki tünellerin birçoğunun nereye kadar gittiği bilinmiyor.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Bazı tünellerde halen teröristlerin olduğunun belirlenmesi üzerine önlemler üst seviyeye çıkartıldı.

Suriye Milli Ordu (SMO) güçleri, tünellere girip PKK/YPG’li teröristleri arıyor.

Tünellerde yapılan aramalarda bazı teröristler teslim olurken bazılarının ise teslim olmamak için direndikleri ve SMO güçlerine ateş açarak karşılık verdikleri öğrenildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
MSB kaynakları, Bakanlık’ta düzenlenen basın bilgilendirme toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Suriye’deki son duruma ilişkin soruları yanıtlayan kaynaklar, Suriye’de artık yeni bir döneme girildiğini, Türkiye’nin en başından beri Suriye halkının yanında olduğunu ifade etti.
Kaynaklar, şöyle devam etti:
“Türkiye, rejimin ve savaşın zulmünden kaçan milyonlarca Suriyeliye kapısını açmıştır. Gelinen noktada, rejim muhalifleri kendi kaderlerini tayin etmişlerdir. Türkiye dün olduğu gibi bugün de Suriye halkının yanındadır. Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği, güvenlik ve istikrarının sağlanması için elinden geleni yapmaya devam edecektir. Ülkemizin ve Suriye’nin güvenliğine tehdit oluşturan terörist grupların sahada attıkları her adım takip edilmekte, önleyici ve yok edici tedbirler alınmaktadır. Bölgedeki terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.”
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün açıklaması
Bakanlık kaynakları, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün, Türkiye ile terör örgütü PKK/YPG/SDG arasında ateşkes konusunda uzlaşı sağlandığına dair açıklamasına ilişkin, “Türkiye olarak herhangi bir terör örgütü ile görüşmemiz söz konusu değildir. Yapılan açıklamayla ilgili bir dil sürçmesi olduğunu düşünüyoruz.” dedi.
Suriye’deki Rus varlığı
Bakanlık kaynakları, Suriye’deki Rus unsurlarının Libya’ya kaydırıldığına dair basında çıkan haberlere ilişkin şunları söyledi:
“Rusların Suriye’deki varlığıyla ilgili şu an için belirsizlik var. Ama bir Rus yetkilinin Suriye’deki yeni yönetimle görüştüklerine dair açıklamaları mevcut. Bazı Rus gemilerinin ve sistemlerinin Libya’ya götürüldüğüne ilişkin haberleri biz de yakından takip ediyoruz. Bunların kalıcı mı yoksa geçici olarak mı Libya’ya intikal ettiklerini zaman gösterecek.”
Fırat’ın doğusundaki son durum
Türk Silahlı Kuvvetlerinin veya Suriye Milli Ordusunun (SMO) Fırat’ın doğusundaki PKK/YPG terör örgütüne operasyon hazırlığı içerisinde olduğuna dair iddialara ilgili şunları söyledi:
“Terör örgütünün sınırlarımıza ve Suriye’deki harekat bölgelerimize yönelik tehdit durumu devam etmektedir. PKK/YPG terör örgütü silah bırakana, içindeki yabancı savaşçılar Suriye’yi terk edene kadar terörle mücadele kapsamında hazırlıklarımız ve tedbirlerimiz devam edecektir. Suriye’deki yeni yönetim ve onun ordusu olan Suriye Milli Ordusunun Suriye halkı ile terör örgütü PKK/YPG tarafından işgal edilen bölgeleri kurtaracağına inanıyoruz.”
ABD ile GKRY anlaşması
Bakanlık kaynakları, ABD’nin Akdeniz’de yapacağı tatbikatlara Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) de dahil edeceğine dair sorular üzerine şu bilgileri verdi:
“ABD daha önce Ada’da var olan hassas dengeyi bozacak şekilde GKRY’ye silah ambargosunu kaldırmıştı. Şimdi de savunma işbirliği planlaması yaptılar. Biz bu gelişmeleri yakından takip etmekteyiz. KKTC’nin güvenliği için her türlü tedbiri aldık ve almaya devam ediyoruz. Kıbrıs Türk’ünün güvenliğini ve haklarını her ne pahasına olursa olsun korumak korusunda kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.”
ABD’nin Suriye’de hala DEAŞ’ı gerekçe göstererek terör örgütü PKK/YPG’yi desteklemesiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan kaynaklar, şunları kaydetti:
“Biz uzun yıllardır ABD’ye aynı şeyleri söylüyoruz. DEAŞ terör örgütü ile mücadele konusunda ortak mücadele için kendi kuvvetlerimizi tahsis edebileceğimizi ifade ediyoruz. Ama şu ana kadar bu konuda duymazlıktan geldiler. Sayın Bakan’ımızın da ifade ettikleri gibi son yıllarda DEAŞ terör örgütünün Suriye’de bir saldırısı veya faaliyeti ne görüldü ne de duyuldu. ABD’nin terör örgütü DEAŞ ile mücadele söylemlerini, bir diğer terör örgütü olan PKK/YPG ile işbirliğini sürdürebilmenin bir kılıfı olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki dönemde ABD’nin de pozisyonunu tekrar değerlendirmesini bekliyoruz.”
(Bitti)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ASKERLERİ DE ESAD GİBİ KAÇTI
Rejimin devrilmesinin ardından ülkeden kaçan Beşar Esad gibi askerlerinin de üniformalarını fırlatıp Rusya’ya kaçtıkları iddia ediliyor.
YERLERE FIRLATILAN ÜNİFORMALAR DİKKAT ÇEKTİ
Rus medyası, Rusya’nın Suriye’deki Lazkiye Hmeymim hava üssünde kaydedilen görüntüleri servis ederken videoda yerlere fırlatılmış üniformalar ve terk edilmiş bir üs yer aldı.
RUS ASKERLERİYLE BİRLİKTE GİTMİŞLER
Üniformaların büyük çoğunluğunun Esad rejimi askerlerine ait olması dikkat çekerken, bu kişilerin Rus askerleriyle birlikte uçağa atlayarak Rusya’ya kaçtıkları tahmin ediliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Münbiç’in kontrolünü kaybeden terör örgütü PKK/YPG’li teröristler, Suriye Milli Ordu (SMO) güçlerinden kaçarak Fırat Nehri’nin doğu tarafına geçti. Kaçan teröristler, M4 Karayolu üzerinde yer alan Fırat Nehri’ndeki köprü girişine bomba yüklü kamyon bıraktı. Kamyonu etkisiz hale getiren SMO güçleri, kamyonu köprü girişinden kaldırarak, PKK/YPG terör örgütünün kaçtığı Fırat Nehri’nin doğusuna geçmek için büyük bir engelden de kurtulmuş oldu. – MÜNBİÇ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“SURİYE’Yİ YÖNETME NİYETİMİZ YOK”
İşgal altındaki Golan Tepeleri’nde konuşlu birlikleri ziyaret eden Halevi, burada yaptığı konuşmada Suriye’de yaşanan gelişmelere müdahale etmediklerini savunarak, “Suriye’yi yönetme niyetimiz yok” dedi.
“DÜŞMAN BİR ÜLKE VARDI VE ORDUSU ÇÖKTÜ”
İsrail vatandaşlarının güvenliği için Suriye’de “profesyonel ve doğru” adımlar attıklarını iddia eden Halevi, “Burada düşman bir düşman ülke vardı ve ordusu çöktü. Biz de terör unsurlarının buraya gelme riskini engellemek için ilerledik. Radikal terör unsurları bizim sayemizde sınıra yakın bölgelere yerleşemeyecek” ifadelerini kullandı.
İSRAİL’İN SURİYE’YE SALDIRILARI
Suriye’de 27 Kasım’da şiddetlenen çatışmaların ardından 8 Aralık’ta 61 yılık Baas rejiminin çökmesiyle eş zamanlı, İsrail ordusunun Suriye’ye saldırıları arttı. Rejim ordusundan kalan askeri altyapı ve imkanları imha etmeye başlayan İsrail ordusu, Suriye toprağı olan Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişletti.
Golan Tepeleri civarındaki tampon bölgeye giren İsrail ordusu, işgali daha ileriye taşıyarak başkent Şam’ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu. İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni 1967’den bu yana işgal altında tutuyor. İsrail ile Suriye arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması ile tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HATAY’da yaşayan Suriyeli Naver İsmail (41), ağabeyi ve kardeşinin, Esad rejimi tarafından tutuklanarak kapatıldığı Sednaya Cezaevi’ndeki ağır işkence sonucu öldüğünü söyledi. Kardeşlerinin cenazesini bile alamadıklarını belirten İsmail, Türkiye’deki işini toparlayıp, ülkesine döneceğini söyledi.
Suriye’deki iç karışıklığın yaşandığı 2016 yılında ülkesini terk ederek Reyhanlı ilçesine yerleşen muhasebeci Naver İsmail, kardeşlerinin yaşadığı dramı anlattı. Ağabeyi Samet’in (44) 2011’de Lazkiye’de, kardeşi Usame’nin (36) ise 2012’de hürriyet ve özgürlük eylemine katıldığı için tutuklandığını söyledi. Ağabeyi ve kardeşinin nerede olduğunu uzun süre öğrenemediklerini anlatan İsmail, tutuklandıktan 1,5 yıl sonra önce Adra Cezazaevi’nde olduklarını sonrasında da Beşar Esad rejiminin işkence merkezi olarak bilinen Sednaya Cezaevi’ne nakledildiklerini söyledi. Annesinin birkaç kez Sednaya Cezaevi’nde ağabeyi Samet ile çok kısa süre görüşebildiğini, işkence nedeniyle perişan halde olduğunu kaydeden İsmail, 2015 yılında ağabeyinin öldüğüne dair belge verildiğini, kardeşi Usame’nin de 2013’te ölüm belgesiyle nüfus kaydından düşürüldüğünü sonradan öğrendiklerini kaydetti.
‘CENAZELERİ BİLE TESLİM EDİLMEDİ’
Kardeşlerinin cenazesini bile teslim alamadıklarını kaydeden Naver İsmail, “Annem her ziyaretinde ağabeyimin sağlık durumunun daha kötüye gittiğine tanıklık etti. Ağabeyim ağır işkence gördüklerini anlatmış. İki kardeşim de Beşar Esad rejiminin işkence merkezi Sednaya Cezaevi’nde işkenceyle öldürüldü. Bize sadece ölüm belgeleri ulaştı. Cenazeleri bile teslim edilmedi. Suriye özgürlüğüne kavuşunca Sednaya Cezaevi’nden çıkarılan tutuklulara kardeşlerimizi sorduk, tanıyan çıkmadı. Biz de artık öldüklerine kanaat getirdik” dedi.
‘EN KISA SÜREDE GİDECEĞİZ’
Naver İsmail, ülkesine dönmek için hazırlıklarına başladığını belirterek, “Türkiye’den memnunuz, halkından, devletinden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan memnunuz. Allah razı olsun, bize insanlık yaptınız. Çok teşekkür ederiz. En kısa sürede kurduğumuz işimizi, düzenimizi ayarlayıp, toparlanacağız ve gideceğiz” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail güçleri, Suriye’nin güneybatısındaki Kuneytra bölgesinde işgali genişletiyor.
Marriye ve Kodana köylerini işgal eden İsrail ordusu, Kodana’ya girmeden önce havadan attığı bildiride, köy sakinlerini evlerinde kalması konusunda uyardı.
Bildiride, bölgedeki çatışmaların İsrail ordusunu harekete geçmeye zorladığı iddia edildi.
İsrail’in Suriye’ye saldırıları ve işgali
Suriye’de 27 Kasım’da şiddetlenen çatışmaların ardından 8 Aralık’ta 61 yılık Baas rejiminin çökmesiyle eş zamanlı, İsrail ordusunun Suriye’ye saldırıları arttı.
Rejim ordusundan kalan askeri altyapı ve imkanları imha etmeye başlayan İsrail ordusu, Suriye toprağı olan Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişletti.
Golan Tepeleri civarındaki tampon bölgeye giren İsrail ordusu, işgali daha ileriye taşıyarak başkent Şam’ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu.
İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni 1967’den bu yana işgal altında tutuyor. İsrail ile Suriye arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması ile tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye uyruklu Mahmut İsmail’in kullandığı 07 LAL 40 plakalı otomobil, Gültepe Mahallesi’nin Çığır mevkisinde kontrolden çıkarak menfeze düştü.
İhbar üzerine bölgeye 112 Acil Sağlık, AFAD, itfaiye ve jandarma ekipleri sevk edildi.
Ekiplerin müdahalesiyle 7 kişi araçtan çıkarıldı. Sürücünün olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. 3’ü çocuk 6 yaralı ambulanslarla İdil Devlet Hastanesi ve Cizre Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’de kontrolü ele geçiren muhalifler, Rusya’ya kaçan eski rejim lideri Beşar Esad’ın lüks yaşamını da gözler önüne serdi. Dün Esad’ın, aralarında Ferrari, Lamborghini, Bentley, Rolls Royce gibi ultra lüks marka otomobillerin yanı sıra birçok markanın üst segmentinin de bulunduğu otomobil koleksiyonuna el koyarken, bugünde Esad’ın Moskova’nın en prestijli caddelerinde bulunan mal varlıkları ortaya çıktı.

YATIRIMCILARIN GÖZ BEBEĞİ MERKEZ
Esad’ın, ticaretin ve finansın kalbi olarak değerlendirilen Moskova’nın en prestijli binalarında kendisi ve yakın akrabaları adına daireler satın aldığı belirlendi. Esad’ın 302 metre yüksekliğiyle Avrupa’nın en yüksek binaları arasında yer alan ve bir çok şirketin genel merkezinin bulunduğu binada 20 lüks dairesi olduğu ortaya çıkarken, o binadaki dairelerin fiyatı 10 milyon euro değerinde.

GAYRİMENKUL ZENGİNİ
Esad’ın sadece mal varlığının ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2022’de 1 ila 2 milyar dolar arasında olduğu, bugün ise bu rakamın 10 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Esad’ın yakın akrabalarının, İspanya ve Fransa’nın yanı sıra Curaçao, Lihtenştayn ve Lüksemburg gibi vergi cennetlerinde yüz milyonlarca euro değerinde şirketleri bulunurken, İspanya’da 500 evin yanı sıra Paris’te devasa evler ve Fransa’ da da bir şatoya sahip olduğu söyleniyor.

MAL VARLIĞI 10 MİLYAR EURONUN ÜSTÜNDE
Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir raporda Esad Ailesinin kaçakçılık, silah kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığının yanı sıra koruma parası ve gasp işleri gibi suç faaliyetlerine de karıştığı belirtilirken, büyük miktarlarda parayı aklamak için meşru kurumsal yapılar ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar işlettiği söyleniyor. Raporda, “Esad ailesi, rejimin mali kaynaklara erişmesi için bir araç görevi gören, paravan şirketleri ve şirket cephelerini içeren karmaşık bir patronaj sistemi işletiyor” deniliyor.
ÜLKENİN EN ZENGİNİ KUZENİ
Suriye’nin en zengin adamı ise Esad’ın kendisi değil, kuzeni Rami Machluf olarak gösteriliyor. Machluf’un Suriye ekonomisinin yarısından fazlasını (telekom şirketleri, bankalar, TV kanalları, oteller, mağazalar ve tütün ithalatındaki tekel) kontrol ettiği söylenirken, şirketlerinin değerinin 5 milyar ila 10 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kanlı esad rejiminin yıkılmasıyla birlikte ülkede acı, gözyaşı ve çile yerini umuda ve özgürlüğe bıraktı.
AHaber muhabiri Halil İbrahim Uğur ve Kameraman Okan Can Sapkayalı Lazkiye’de Türkmenlerin kutlamalarını görüntüledi ve yaşananların ardından duygularını sordu.
Lazkiye’deki Türkmenlerden Başkan Erdoğan’a teşekkür | Video
İşte Lazkiye’deki Türkmenlerin sözleri:
BÜYÜK BAŞKAN ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR
*Gerçekten kötü günler yaşadık. Bugünler geçti. Gelecek günlerimiz özgürlükle. Bu zalim gibi (Esad) görmedik. Büyük Başkan Erdoğan’a teşekkür ederiz. Canımız, ciğerimiz… Bizi çok desteklediler”
“HALKIMIZA, TÜRKMENLERİMİZE KAVUŞTUK”
*Sizlere çok çok teşekkür ederiz. Bizleri ziyaret ettiniz. Çok çektik. Ama Allah’a şükür Türk milleti sayesinde özgürüz. Hepinize teşekkür ederiz. Bizler çok çile çektik, bundan sonra çok güzel şeyler olacak bu memlekette”
*Halkımıza kavuştuk, Türkmenlerimize kavuştuk. Buraya özgürlük getirdik. Artık başlarını dik tutsunlar. Osmanlı torunları geldi. Biz Türkmenlerimize 13-14 yıl sonra kavuştuk. Çok mutluyuz.”


Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’de 27 Kasım’dan bu yana rejim güçleriyle muhalif silahlı grupların çatışmaları devam ederken, Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) Özgürlük Şafağı Operasyonu çerçevesinde terör örgütü PKK/YPG’den kurtardığı Tel Rıfat’ta askerlerin ilerleyişi sürüyor. SMO ilerleyişini sürdürürken Beyaz Baretliler tarafından Tel Rıfat’a giden yollarda bomba araması gerçekleştiriliyor. Ekipler tarafından tespit edilen bombalar işaretlenerek temizleniyor.
Duvarın yıkılmasıyla yolun açıldığını ifade eden SMO askeri, “Normalde burada duvar vardı. PKK’nın yapmış olduğu duvar birçok kişiye mezar oldu. Biz duvarı yıktık ve yolu açtık. Şu an çok şükür bir şey yok” dedi. – TEL RIFAT
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SİVİL GİRİŞİNİ YASAKLADILAR
Muhalifler Halep’in kontrolünü o kadar hızlı ele geçirdi ki, Esad rejimi askerleri ve İran gibi ülkelerden savaşmak için bölgeye gelen binlerce milis, halen şehir içinde saklanıyor. Muhalifler asayişi sağlayana kadar Halep’e sivil girişini yasaklarken, akşam 19.00’dan sonra da genel sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

GERGİN BEKLEYİŞ SÜRÜYOR
Muhalifler şehirdeki bütün kamu binalarına yerleşiyor. Halep’te fırınlar kapalı olduğu için ekmek bulmak en büyük sorun. Bölgede çalışan STK’lar Halep’e ekmek taşıyor. Elektrik, içme suyu, akaryakıt, internet, sıkıntısı da var. Dükkanların neredeyse tamamı kapalı. Konuştuğumuz siviller, belirsizliğe işaret ederken, bir şeyler söylemek için çok erken olduğunu ifade ediyor. Muhaliflerin kontrolüne geçen Halep Uluslararası Havalimanı’nda ise temizlik yapılıyor. Rejimden sonra 2 gün terör örgütü YPG’nin kontrolüne geçen alandaki sivil uçaklar, 20 gün önce Şam’a yollanmış. Hangarlardaki hurda savaş uçakları kalmış.

CİDDİ BİR ANLAŞMAZLIK VAR
Tüm bunlarla beraber Halep’in alınmasına öncülük eden HTŞ ile Suriye Milli Ordusu arasında şehrin nasıl yönetileceği konusunda bir anlaşmazlık yaşanıyor. HTŞ’nin Halep’te Suriye Milli Ordusu’nun kontrolündeki bazı yerleri silah zoruyla aldığı söyleniyor. Anlaşmazlığın HTŞ lideri Ebu Muhammed Colani’nin “Her şeyi ben yöneteceğim” şeklindeki tutumundan kaynaklandığı söyleniyor.

HALEP KAYBEDİLEBİLİR
Bu anlaşmazlığı gidermek için müzakereler sürüyor. Eğer bu iki grup arasındaki sorun çözülemezse Halep kaybedilebilir. Halep’in kaybedilmesi de kelebek etkisi yapar ve Suriye’deki yeni süreç tersine döner.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Esed rejimi güçleriyle 7 gündür çatışan Heyet Tahrir Şam’ın başını çektiği rejim karşıtı gruplar, Hama ili istikametinde ilerliyor.
Gruplar, Hama’nın kuzeyindeki Zor El Mahruka, Zor El Heysa, Zor Ebu Zeyid, Zor El Meselih, Zor Ec-Cedid, Hattap, El-Rehcen, Kuzey Serha, Güney Serha, Mericib El-Cemelen, Şıheytir, El-Hasnevi, El-Şekusiye, Ebu Leffe, Musteriha, Beyyud, Servet ve Maarşahrura yerleşim yerleri ile Nasiriye Tepesi’nin kontrolünü ele geçirdi.
Birinci hat olan Maptane-Halfaya-Taybet İmam’ı kırarak, rejim kontrolündeki Hama kent merkezine 3 koldan ilerleyen rejim karşıtı gruplar, Kamhane-Muharde-Maar Suhur hattında rejim güçleriyle çatışıyor.
REKLAM
Çatışma hattı, Hama kent merkezinin dış mahallelerine 6 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
Sahadaki kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Esed rejimi, Hama’daki bankaları ve döviz bürolarını boşaltıyor.
– Suriye’deki gelişmeler
Suriye’nin kuzeyindeki Halep ilinin batı kırsalında, 27 Kasım’da, Esed rejimi güçleriyle rejim karşıtı silahlı gruplar arasında çatışma başlamıştı.
28 Kasım’da Halep’in batı kırsalından merkeze doğru hızla ilerleyen rejim karşıtı silahlı gruplar, 30 Kasım’da merkezin büyük bölümünü ele geçirmişti.
30 Kasım’da Han Şeyhun ilçesini alarak tüm İdlib genelinde hakimiyet sağlayan silahlı gruplar, Hama ilinde de çatışarak ilerleyişini sürdürüyor.
Suriye Milli Ordusunun Halep kırsalında 1 Aralık’ta terör örgütü PKK/YPG’ye karşı başlattığı Özgürlük Şafağı Operasyonu’nda ise Tel Rıfat ilçe merkezi terörden kurtarıldı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Habertürk TV Güvenlik Politikaları Koordinatörü Çetiner Çetin’in aktardığı bilgilere göre, Suriye Milli Ordusu güçlerinin öncülüğünde Münbiç’e yönelik harekâtın yarın sabah başlaması söz konusu.
Habertürk TV canlı yayınında konuşan Çetiner Çetin, “Harekât aslında bugün başlayacaktı ancak Suriye Milli Ordusu’nun eksik kalacağı endişesiyle harekât ertelendi. İdlib’ten diğer muhalif güçlerinde de katılımıyla harekâtın yarın sabah başlaması planlanıyor. İdlib’den Münbiç’e muhalif gruplar gelmeye başladı.” dedi.
REKLAM
Halep İline bağlı olan Münbiç’in savaş öncesi nüfusu 100 bin olarak tespit edilirken hâlihazırda ne kadar insan yaşadığına dâir net bir bilgi bulunmuyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
GAZİANTEP PLAKALI ARAÇLAR HALEP KALESİ’NDE
Gaziantep plakalı ve çakarlı çok sayıda lüks araç, kentin simge yerlerinden Halep Kalesi’ne geldi. Ayrıca kalede Türk bayrağının dalgalandığı görüldü.
8 YIL SONRA HALEP’E DÖNDÜLER
Öte yandan 2016’da Rusya’nın müdahalesiyle kentten ayrılmak zorunda kalan muhalif güçler, sekiz yılın ardından Halep’e dönmüş oldu. Rejim karşıtı gruplar, kısa sürede valilik ve emniyet müdürlüğü binalarının yanı sıra kentin simgesi olan Halep Kalesi’nde kontrolü sağlayarak ‘Özgür Suriye Bayrağı’nı (ÖSO) göndere çekti.

GaziantepGüncelSuriyeDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından yapılan açıklamada, Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ile müttefiklerinin Cuma sabahı “Halep’in kapısına” ulaştığı, günün ilerleyen saatlerinde de Halep’e girerek beş mahallede kontolü ele geçirdiği duyuruldu. Günlerdir süren çatışmalarda en az 255 kişinin hayatını kaybettiğini aktaran Gözlemevi, “HTŞ ve Türkiye tarafından desteklenen grupların, Halep ve İdlib bölgelerinde 50’den fazla köy ve kasabayı” kontrolü altına aldığı iddia edildi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin “terör organizasyonları” listesinde bulunan HTŞ’yi Türkiye de “terör örgütü” sayıyor.
Suriye hükümetinde yer alan bir güvenlik yetkilisi ise ordunun Halep’e takviye kuvvetler gönderdiğini ve bu kentin batısında “şiddetli çatışmalar yaşandığını” ancak saldırganların Halep’e ulaşmadığını ifade etti. AFP haber ajansının bölgede bulunan bir muhabiri, Halep’e birkaç kilometre mesafede ağır çatışmalar olduğunu ve cihatçı grupların zırhlı araçlarla ilerlediğini aktardı.
Beş yıl aranın ardından savaş sesleri
Halep’te yaşayan 51 yaşındaki bir görgü tanığı, “Beş yıldan bu yana ilk kez aralıksız füze, topçu ateşi ve zaman zaman da savaş uçaklarının sesini duyuyoruz” diyerek insanların, “savaş senaryosunun tekrarı ve vatandan kaçmak zorunda kalma” endişesi yaşadığını dile getirdi.
Suriye’nin resmi haber ajansı Sana ise muhalif grupların Halep’te bulunan bir öğrenci yurduna saldırdıklarını ve söz konusu saldırıda dört sivilin hayatını kaybettiğini duyurdu. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de, Halep ile 300 kilometre güneyindeki başkent Şam arasındaki otoyol trafiğinin, cihatçı gruplar tarafından kesildiğini bildirdi.
Halep’in bir başka sakini, 36 yaşındaki Nasır Hamdo, karayolu trafiğinin kesilmesi ile ilgili olarak “Ablukanın yakıt fiyatlarını fahiş derecede artırmasından ve şehre gerekli mal ve mamüllerin gelememesinden endişe ediyoruz” dedi.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama
Ankara ise Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yaptığı açıklamada, dünya kamuoyuna “Sınırımızın sıfır noktasında bulunan İdlip ve mücavir bölgede sükunetin muhafazası ülkemiz açısından öncelikli bir meseledir” mesajını verdi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, X hesabından paylaştığı mesajda, “Yeni ve daha büyük istikrarsızlıklara yol açılmaması ve sivil halkın zarar görmemesi, Türkiye bakımından büyük önem teşkil etmektedir. Diğer taraftan, mevcut istikrarsızlık ortamından istifade etmeye çalışan Tel Rıfat ve Münbiç’teki terör gruplarının sivil halkı ve Türkiye’yi hedef alan saldırılarındaki artışı da dikkatle izliyoruz” ifadelerini kullandı.
13 yıldır devam eden savaş
2011 yılında, hükümete karşı düzenlenen protestoların, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından şiddet kullanılarak bastırılmaya çalışılmasının ardından başlayan iç savaşta bugüne dek 500 binden fazla kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi de göç etmek zorunda kaldı. Aralarında Esad’ın müttefiki olan Rusya, İran ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da bulunduğu pek çok dış güç de bugüne dek bu savaşa fiilen katıldı.
Cihatçı grupların Çarşamba günü başlattığı operasyonu kınayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözcüsü Dimitri Peskov, saldırıların “Suriye’nin egemenliğine karşı yapıldığını” belirterek Suriye hükümetine, operasyona maruz kalan bölgelerde destek verebileceklerini ifade etti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de, Suriyeli mevkidaşı Bessam Sabbah ile yaptığı telefon görüşmesinde, “Suriye yönetimine, ulusuna ve ordusuna, teröre karşı destek” taahhüdünde bulundu.
HTŞ’li bir yetkili, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, hedeflerinin “Suçlu düşmanın ateş kaynaklarını, cephe hattından uzaklaştırmak” olduğunu dile getirmişti. El Kaide terör ağına bağlı HTŞ, Suriyenin kuzey ve kuzeybatısında, aralarında İdlib ve Halep’in de bulunduğu pek çok bölgeyi kontrolü altında tutuyor. Türkiye ile Rusya’nın arabuluculuğunda, 2020’de İdlib’de sağlanan ateşkese, bugüne dek zaman zaman ihlal edilmiş olsa da, taraflarca büyük oranda uyulmuştu. 2015 yılında Suriye İç Savaşı’na müdahale eden Rusya, savaşın seyrini Beşar Esad yönetimi lehine değiştirmişti.
AFP/ ET,JD
DW Türkçe’ye VPN ile nasıl erişebilirim?
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Aziz vatanımız için terör ve teröristle mücadeleye tüm gücümüzle devam ediyoruz! Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde tespit ettiği 5 PKK/YPG’li teröristi etkisiz hâle getirdi. Mehmetçik, kahramanca ve fedakârca mücadeleyi sürdürecek!
Aziz vatanımız için terör ve teröristle mücadeleye tüm gücümüzle devam ediyoruz!
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde tespit ettiği 5 PKK/YPG’li teröristi etkisiz hâle getirdi.
Mehmetçik, kahramanca ve fedakârca… pic.twitter.com/M4JRA9cEdS
— T.C. Millî Savunma Bakanlığı (@tcsavunma) November 22, 2024
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin ve Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdüren İsrail bu kez Suriye’yi hedef aldı. Resmi Suriye basınında yer alan haberlere göre, İsrail ordusunun başkent Şam’ın merkez mahallesi Kafr Sousa’daki bir konuta ve Humus kenti yakınlarındaki bir askeri bölgeye saldırı düzenlediği bildirildi. Saldırılarda 1 askerin öldüğü, 7 askerin yaralandığı, ayrıca maddi hasar meydana geldiği kaydedildi. İsrail ise saldırılarla ilgili açıklama yapmadı. – ŞAM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şam’da Suriyeli mevkidaşı Bessam Sabbah ve Başbakan Muhammed Gazi el-Celali ile görüşen Erakçi, Devlet Başkanı Esed tarafından da kabul edildi. Görüşmelerde iki ülke yetkililerinin çeşitli bölgesel ve uluslararası konularda fikir alışverişinde bulundukları belirtildi.
Erakçi’nin Esed ile görüşmesinde de iki ülke arasındaki karşılıklı ilişkiler ve bölgedeki mevcut durumun ele alındığı bildirildi.
Suriye rejiminin haber ajansı SANA’ya göre de görüşmede İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırganlığını durdurmanın ve Lübnan’a siyasi destek ve halka yardım sağlamanın yolları istişare edildi.
İran Dışişleri Bakanı Erakçi, dün İsrail’in saldırıları altındaki Beyrut’ta Lübnan Başbakanı Necib Mikati ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşmüştü.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İşte Bakanlıktan yapılan o paylaşım:

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB), Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı bölgesinde 2 PKK/ YPG’li terörist ile Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde 1 PKK’lı teröristin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Gücünü asil milletimizden alan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, terörist temizliğine ara vermeden devam ediyor. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı bölgesinde belirlediği 2 PKK/YPG’li terörist ile Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde tespit ettiği 1 PKK’lı teröristi etkisiz hale getirdi. Mehmetçik, kahramanca ve fedakarca mücadeleye devam edecek” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Aziz vatanımız için terör ve teröristle mücadeleye tüm gücümüzle devam ediyoruz! Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde tespit ettiği 11 PKK/YPG’li terörist ile Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinde belirlediği 2 PKK’lı teröristi etkisiz hâle getirdi.
Aziz vatanımız için terör ve teröristle mücadeleye tüm gücümüzle devam ediyoruz!
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde tespit ettiği 11 PKK/YPG’li terörist ile Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinde belirlediği 2… pic.twitter.com/HxYaMq5OP0
— T.C. Millî Savunma Bakanlığı (@tcsavunma) September 10, 2024
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Terörle mücadelemiz, hudutlarımızda da sürüyor.
Ülkemizden Bulgaristan’a ve Suriye’den ülkemize yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 20 şahıs, hudut birliklerimiz tarafından yakalandı.
Yapılan inceleme sonucunda yakalanan şahıslardan 2’sinin DEAŞ, 1’inin de PKK/KCK terör örgütü… pic.twitter.com/KUmmrNyNXl
— T.C. Millî Savunma Bakanlığı (@tcsavunma) September 3, 2024
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>OSMANİYE’de, yasa dışı yollarla yurda girdiği tespit edilen Suriye uyruklu 11 düzensiz göçmen yakalandı.
Göçmen Kaçakçılığıyla Mücadele ve Hudut Kapıları Şube Müdürlüğü tarafından, Osmaniye İl Göç İdaresi Müdürlüğüyle birlikte, göçmen kaçakçılığının önlenmesi ve düzensiz göçmenlerin yakalanmasına yönelik otoyol üzerinde uygulama yapıldı. Mobil Göç Noktası Aracının da kullanıldığı uygulamada durdurulan araçlarda, 67 yabancı uyruklu şahsın sorgulaması yapıldı. Yapılan sorgulamalarda, 11 Suriye uyruklu şahsın yasa dışı yollarla yurda girdiği tespit edildi. Emniyet Müdürlüğündeki işlemleri tamamlanan düzensiz göçmenler, idari ve sınır dışı işlemleri için İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildi.
Haber: İbrahim EMÜL – Kamera: OSMANİYE,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>‘FAYIN HAREKETLİLİĞİ ARTMIŞ OLABİLİR’
İskenderun Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semir Över, ‘Ölü Deniz Fayı’nın halen 7 ve üzerinde deprem üretme potansiyeline dikkat çekti. Hatay ve çevresinde de hissedilen depremin Suriye’nin Hamah kentinde gerçekleştiğini ve bu depremin ‘Ölü Deniz Fayı’ üzerinde meydana geldiğine işaret eden Prof. Dr. Semir Över, “Suriye’nin Hamah kentinin Hatay’a yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta bulunmasından dolayı deprem hissedildiği için bölgede yaşayanlar tarafından oldukça sert bir şekilde algılandı. Aynı uzaklıkta Gaziantepliler ve Kilisliler de hissetmişlerdir. Korkmaları gayet doğaldır. Ölü Deniz Fayı, levha sınır faylarından biridir ve bu tür faylar 7 ve üzeri büyüklükte depremler üretme potansiyeline sahiptir. Deprem öncesinde ve sonrasında meydana gelen 4 ve daha düşük büyüklükteki sarsıntılar, fayın hareketliliğinin artmış olabileceğini gösteriyor. Ancak, bu fayın potansiyel tehlikesi devam etmektedir” dedi.
‘BÜYÜK DEPREM OLASILIĞI DEVAM EDİYOR’
Akabe Körfezi’nden Amik Ovası’na kadar uzanan ‘Ölü Deniz Fayı’nın Amik Ovası’nda uzun yıllardır yıkıcı bir deprem üretmediğinin altını çizen Prof. Dr. Över, “Bu da enerjinin biriktiğini ve büyük bir depremin olasılığının devam ettiğini gösterir. 5.2 büyüklüğündeki bu sarsıntı, fayın enerjisinin küçük bir kısmını boşaltmış olabilir. Ancak fayın büyük bir deprem üretme potansiyeli devam etmektedir. Hatay ve çevresinde birçok fay hattı var. Levha sınır fayları büyük deprem potansiyeline sahipken, küçük faylar 5 veya 6 büyüklüğündeki depremleri üretebilirler. Hatay’da yaşanan 7.7 büyüklüğündeki deprem, bu fayların kırıldığını gösteriyor. Eğer böyle bir deprem olursa ve güçlendirilmemiş orta hasarlı bina varsa ki henüz güçlendirilmemiş pek çok bina var. Onlardan uzak durmamız gerekiyor. Eğer güçlendirilmiş ise çok fazla korkulacak olmadığını düşünüyorum” diye konuştu.
Ufuk AKTUĞ/HATAY,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MSB, “Geçen hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı terörist Habur’daki Hudut Karakolumuza teslim oldu.” ifadelerine yer verdi.
MSB şu açıklamaları yaptı:
(Makam aracıyla hudutta insan kaçakçılığı olayına ilişkin tutuklu yargılanan emekli Tuğgeneral Bilal Çokay) Daha sonra tutuklanan emekli Tuğgeneral Bilal Çokay, devam eden adli sürecin yanı sıra idari olarak da Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edilmiş olup, süreç devam etmektedir. Yüksek Disiplin Kurulu’nda görüşüldükten sonra alınacak karar kamuoyuyla paylaşılacaktır.
(Muğla/Dalaman’da 16’ncı Ana Jet Üs Komutanlığı kurulması) Dalaman Hava Meydan Komutanlığı 1985 yılından itibaren hizmete alınmış ve askeri havacılık anlamında görevini yerine getirmiştir. Gelişen havacılık sektörüne verdiği desteği artırmak ve harekat ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Kuvvet Yapısı Planı’nda yer aldığı üzere 2024 yılında 16’ncı Ana Jet Üs Komutanlığı teşkilatı Bakanlığımız tarafından onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir.
(Çanakkale’de Amfibi Kolordusu kurulması) Çanakkale’de Amfibi Kolordu kurulmasına yönelik ise Deniz Kuvvetlerimizin gelişen, güçlenen kuvvet yapısına uygun olarak böyle bir karar alınmıştır. Deniz Piyade Birliklerinin 3 tugaydan teşkil Kolordu seviyesinde yeniden teşkilatlandırılması ve amfibi unsurların farklı bölgelerde etkinlikle kullanılması maksadıyla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı kuruluşunda Amfibi Kolordu Komutanlığı teşkil edilmiştir.
(Bugün Ankara’da gerçekleştirilecek Irak ile ‘Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması Toplantısı) Toplantıda başta terörle mücadele ve hudut güvenliği olmak üzere iki ülke arasında ortak iş birliği alanları, askeri ilişkiler ile bölgede yaşanan son gelişmeler görüşülecek.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mesajda, şunlar kaydedildi:
“29 Temmuz 2024 tarihinde Suriye harekat alanında yaptığı görev dolayısıyla rahatsızlanarak şehit olan kahraman silah arkadaşımıza şahsım ve Milli Savunma Bakanlığı mensupları adına Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve asil milletimize başsağlığı ve sabır dilerim.”
pic.twitter.com/RU1F535X8S
— T.C. Millî Savunma Bakanlığı (@tcsavunma) August 14, 2024
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD, Türkiye ile müttefik olsa da, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olan YPG’ye açık destek vermeye devam ediyor. Terör örgütü YPG/PKK’nın sözde anma ve mezuniyet törenlerine kadar katılan ABD tırlar dolusu silah ve mühimmat da gönderiyor.

ABD’li Emekli Albay Douglas McGregor ise katıldığı bir programda PKK/YPG ile olan kirli ilişkilerine ve bölgedeki planlarına yönelik dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
ABD’li Albay McGregor’dan gündemi sarsacak itiraf: “Türkiye’ye saldırması için Suriye’de PKK’yı hazırlıyoruz” | Video
McGregor şu ifadeleri kullandı:
Erdoğan, ısrarla ülkesini savaştan uzakta tutmaya çalışıyor. İsrail’e yönelik çok sert çıkışlar da yapsa ondan hiç hazetmese de ülkesini ısrarla savaştan uzakta tutmaya çalışıyor.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Erdoğan, İsrail’in Lübnan’a girmesi halinde bunun Lübnan’ı istikrarsızlaştıracağının da farkında…

“PKK’YI TÜRKİYE’YE SALDIRMASI İÇİN HAZIRLIYORUZ”
Türkiye’ye saldırmaları için Suriye’de güçlerimizi hazırlıyoruz. Kimleri mi kastediyorum PKK ve diğer bazı örgütleri Türkiye’ye saldırmaları için teşvik ediyor ve silahlandırıyoruz. Türkler de bunun farkındalar ve rahatsızlar. Bunu geçmişte de yaptık ancak bu sefer iş çok ciddi.

“BÜYÜK SAVAŞA DOĞRU GİDİYORUZ”
İsrail’in de parçası olduğu büyük bir savaşa doğru gidiyoruz. Amerika zaten bunun bir parçası, Türk devleti de savaşın eşiğinde olduğunu kamuoyuna açıklamak üzere… Şayet bunu bir istiklal mücadelesi olarak sunarsalar, kamuoyu hiç şüphesiz savaşmak isteyecektir.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye, Orta Doğu’da 2010 yılında başlayan Arap Baharı hareketinden en kanlı şekilde etkilenen ülke oldu.
O dönemde başlayan iç savaş günümüze kadar uzanırken milyonlarca insan öldü, yaralandı ve dünyanın çeşitli ülkelerinde mülteci konumuna düşerek yurtlarından oldu.
Türkiye’de o dönmede dışişleri bakanı ve başbakan olarak görev yapan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, uyguladığı politikalar nedeniyle eleştirilerin hedefi oldu.
Habertürk’te Çetiner Çetin’in konuğu olan Davutoğlu, yine konu hakkındaki sorulara cevap verdi.
Davutoğlu’na, o süreçte PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD’nin ortaya çıkıp çıkmamasının hesaba katılıp katılmadığı soruldu.
Yaşananlardan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı sorumlu tutan Davutoğlu, şöyle konuştu:
“ESAD’A 3 TEKLİF YAPTIK”
“Ben Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin akademisyenlere açılmasını istedim, açabilirler. Gitsinler, tarih veriyorum 5 Nisan 2011. Davutoğlu-Esad görüşmesinin notlarını okusunlar. Daha ilk mülteciler bize gelmemiş, öyle bir hissettik ki gelen dalgayı… Esad’a teklif ettiğimiz 3 nokta vardı.

“KÜRTLERE VATANDAŞLIK TEKLİFİMİ DİNLEMEDİ”
Bir dostu olarak tavsiye ettik. Bir, ne olur Kürtlere vatandaşlık verin. Suriye Kürtlerinin Suriye vatandaşlığı yok kardeşim. Suriyeli Kürtler, Suriye’ye karşı provoke edilecek diye teklifimiz şuydu, vatandaşlık verin.
Ne oldu Suriye’deki Kürtler şimdi Suriye’ye de Türkiye’ye de güvenmiyor, Amerika, Rusya şemsiyesi altında bir PYD yönetimi böyle doğdu. Bunun sorumlusu Esad’dır.”
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ALMANYA’YA İLTİCA ETTİ
Suriye‘nin Paris Olimpiyatları’na gönderdiği judocu Hasan Al-Bayan, oyunların ardından ülkesine geri dönmeyerek Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu.
ÜLKESİNE GERİ DÖNMÜYOR
Al-Bayan’ın, siyasi ve kişisel nedenlerle Suriye’ye dönmeyi reddettiği belirtiliyor. Olay, spor camiasında ve Suriye’de geniş yankı uyandırdı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’Lİ ASKERİ ANALİSTTEN DİKKAT ÇEKEN “TÜRKİYE” İTİRAFI
Hamas lideri İsmail Haniye’nin İran’ın başkenti Tahran’da suikastla öldürülmesinin ardından Orta Doğu’da yeni savaş kapıya dayandı. İran ve Lübnan Hizbullahı’nın İsrail’e yönelik misilleme saldırısı beklenirken, ABD’li emekli albay ve Savunma Bakanlığı eski danışmanı Douglas McGregor Türkiye ile ilgili dikkat çeken itirafta bulundu.

“ERDOĞAN TÜRKİYE’Yİ SAVAŞTAN UZAK TUTMAYA ÇALIŞIYOR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e yönelik çok sert çıkışlar yapsa da Türkiye’yi savaştan uzak tutmaya çalıştığını belirten askeri analist McGregor, ABD’nin Türkiye’ye saldırmaları için Suriye’de terör örgütü PKK/YPG’yi hazırladığını söyledi.
“İSRAİL, PKK’YI KULLANARAK TÜRKİYE’YE SALDIRI PLANI HAZIRLIĞINDA”
MacGregor, ABD’nin daha önce PKK’yı Türkiye’ye saldırmak konusunda desteklediğini kabul ederken şimdi ise İsrail’in Suriye üzerinden PKK’yı kullanarak Türkiye’ye saldırı planı hazırlığında olduğu iddiasını da dile getirdi. McGregor şunları söyledi:
“TÜRKİYE’YE SALDIRMALARI İÇİN PKK/YPG’Yİ EĞİTİYORUZ”
“Türkiye’ye saldırmaları için Suriye’de güçlerimizi hazırlıyoruz şu anda. Kimleri mi kastediyorum? PKK, YPG ve onlarla birlikte hareket eden diğer bazı örgütleri Türkiye’ye saldırmaları için teşvik ediyor ve silahlandırıyoruz.
“BÜYÜK BİR SAVAŞA DOĞRU GİDİYORUZ”
Türkler de bunun farkındalar ve bundan çok rahatsızlar. Bunu geçmişte de düzenli bir şekilde yaptık. Ama bu sefer iş çok ciddi. Ruslar da kuzey Suriye’de yeni bir üs kurdular. Onlara karşı doğrudan eylemde bulunacağımız bir pozisyonda olmamızı istemiyorlar. Yani Türkiye ve İsrail’in de parçası olduğu büyük bir savaşa doğru gidiyoruz. Biz ABD olarak zaten bunun bir parçasıyız.”
ABD’nin terör örgütü YPG/PKK’yı Suriye’de eğitip-donattığı ve tırlarla silah ve mühimmat gönderdiği biliniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SURİYE’DE 5,2 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM
Suriye‘nin Hama kentinde saat 23.56’da 5,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin merkez üssünün Hatay’ın Yayladağı ilçesine 102,96 kilometre uzaklıkta olduğu belirtildi.

DEPREM TÜRKİYE’DE ÇOK SAYIDA İLDE HİSSEDİLDİ
Yerin 19,38 kilometre derinliğinde gerçekleşen şiddetli sarsıntı Türkiye’de Adana, Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa illerinde hissedildi.
ARTÇI SARSINTILAR OLUYOR
Depremden 8 dakika sonra saat 00.02’de 3,8 büyüklüğünde artçı sarsıntı yaşandı.
HATAY VALİLİĞİ: OLUMSUZ BİR DURUM YOK
Hatay Valiliği yaptığı açıklamada, depremden kaynaklanan olumsuz bir durumun olmadığını belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “12.08.2024 Pazartesi saat: 23.56’da AFAD Başkanlığı Deprem Daire Başkanlığı’ndan alınan bilgi doğrultusunda Hama (Suriye)merkezli5.2 büyüklüğünde deprem meydana gelmiş olup , ilk belirlemelere göre olumsuz bir durum olmayıp, 112 Acil Çağrı Merkezine herhangi bir ihbar gelmemiştir.Tedbir ve keşif amaçlı depremdenetkilenen Yayladağı İlçe Merkezi’ne AFAD Arama Kurtarma ekibi yönlendirilmiştir. Gelişmeler takip edilmektedir. Basına ve Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur.”

Okul müdürüne zincirle saldıranların akıbetini bilmeyen vali, topu emniyet müdürüne attı

5 kişiyi yaralayan gencin asıl hedefi, bir siyasi partiymiş

Komşu alevler içinde kaldı! 40 ayrı yangın başkent sınırına dayandı

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Dr. Necmettin Acar, ABD ve İran’ın milis güçleriyle Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırma ve Türkiye’yi Orta Doğu’dan uzak tutma siyasetini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Başta Gazze olmak üzere tüm Filistin coğrafyasına yönelik, İsrail’in düzenlediği tarihin gördüğü ve görebileceği en vahşi saldırılar 5’inci ayını tamamlamak üzere. Zaman zaman Suriye, Ürdün, Mısır ve Lübnan’a da sıçrayan çatışmaların, nasıl bir bölgesel ve uluslararası konjonktür tarafından desteklendiği ise en çok merak edilen konulardan birisi.
2000 sonrası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İran güdümünde oluşturulan silahlı milis güçlerin faaliyetleri İsrail’in manevra alanını genişletti. Milis güçler eliyle Irak, Suriye ve Mısır gibi bölgenin önemli aktörlerinin zayıflatılması ve Türkiye gibi önemli bir gücün bölgeden uzaklaştırılarak nüfuzunun azaltılması bölge güvenlik mimarisinin köklü bir biçimde dönüşmesine yol açtı. Türkiye’nin bölgeden uzaklaştırıldığı, İsrail’i askeri sahada dengeleyebilecek önemli aktörlerinin zayıflatıldığı yeni bölge güvenlik mimarisi, İsrail’in görece güçlendiği ve manevra alanının genişlediği bir sonucu doğurdu. 7 Ekim sonrası İsrail’in başta Gazze olmak üzere tüm bölge sathında sergilediği soykırım ve etnik temizlik, milis güçlerin bölge güvenlik mimarisinde son dönemde ortaya çıkardığı bu tahribatın en önemli sonuçlarından birisidir.
-Milis güçler eliyle bölge güvenlik mimarisi yeniden kurgulanıyor
2000 sonrası Türk dış ve güvenlik politikasının yeniden formüle edildiği bir dönem oldu. Bu dönemde Türkiye açısından Orta Doğu, öncelikli bir alan haline gelmeye başladı. Türkiye’nin Orta Doğu bölgesine yönelmesiyle bölgedeki geleneksel güç dengesi önemli bir değişim yaşadı. Bu dönemde küresel aktörlerin bölgeye dönük politikası da önemli bir dönüşüm geçirmeye başladı. 11 Eylül sonrası dönemde ABD’nin tek taraflı müdahaleci politikası bölgede zaten zayıf olan bazı devlet sistemlerinin çökmesiyle sonuçlandı. 2010 yılında ortaya çıkan Arap Baharı sürecindeki sokak hareketleri ise bölgedeki devlet sistemlerindeki çözülmeyi hızlandırarak Libya, Suriye ve Yemen gibi ülkelerin iç savaşa sürüklenmesine yol açtı. Bölge genelinde zayıflayan veya çöken devlet sistemlerinin oluşturduğu güç boşluğunu ABD ve İran’ın güdümündeki silahlı milis güçler doldurmaya başladı. ABD ve İran’ın bölge genelinde kendisine müzahir milis güçler üretebilme ve bu aktörleri kendi ulusal çıkarları için farklı coğrafyalarda etkili bir biçimde kullanabilmesi bölge güvenlik mimarisinin köklü değişiminde önemli rol oynadı.
Milis güçler, Türkiye’yi Arap dünyasından koparıp Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu zayıflatmaya çalıştı. ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin Türkiye’yi bölgeden uzak tutma politikası 3 şekilde gerçekleşti. İlk olarak Türkiye’nin güneyinde silahlı milis güçlerin kontrolünde “terör koridoru” ya da “teröristan” olarak da adlandırılan bir tampon bölge kurgulanarak, Türkiye ile Arap dünyası arasındaki bağ koparılmaya çalışıldı. İkinci olarak milis güçler eliyle bölgedeki devletlerin merkezi otoritesi zayıflatılarak toprak bütünlüğü zedelendi. Böylece bir taraftan Türkiye’nin güneyinde istikrarsız bir bölge oluşturularak Türkiye’nin dikkatinin bölgesel meselelerden uzaklaştırılması hedeflendi. Diğer taraftan İsrail’i sınırlayabilme kabiliyetine sahip aktörler zayıflatıldı. Son olarak, milis güçler eliyle bölgede demografik bir mühendislik kurgulandı. Türkiye’nin güney sınırı farklı etnik, dinsel ve mezhepsel yapılardan olan ve Türkiye’ye müzahir, Türkiye ve Osmanlı geçmişine gönülden bağlı olan demografik bir yapıya sahiptir. ABD ve İran’ın bölgeye yerleştirdiği milisler eliyle bu bölgede Türkiye’nin nüfuzu zayıflatılmaya çalışıldı.
ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin bölge güvenlik mimarisinde oynadığı rol, Arap dünyasının ekonomik, askeri, demografik, kültürel ve entelektüel anlamda merkezlerinden olan ve İsrail’i askeri sahada dengeleyebilme kabiliyetine sahip olan Irak, Suriye ve Mısır gibi aktörlerin zayıflatılmasıdır. ABD güdümündeki milis güçler Suriye’nin kuzeyinde konuşlanarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü zayıflatırken İran güdümündeki milis güçlerin faaliyetleri Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan gibi ülkelerde merkezi yönetimleri zayıflattı.
-Milis güçler İsrail’in manevra alanını mı genişletiyor?
ABD ve İran’ın ulusal çıkarlarına hizmet için kurgulanan milis güçlerin bölge için oluşturduğu en önemli tehdit, Türkiye’nin bölge ile bağlarının koparılarak bölgedeki nüfuzunun zayıflatılması ve Arap dünyasının güçlü aktörleri olan Irak, Suriye ve Mısır’ın bölgesel güç denkleminden çıkarılması oldu. Bölge güvenlik mimarisinde milis güçler eliyle gerçekleştirilen köklü değişim Türkiye ve İsrail açısından farklı sonuçlar ortaya çıkarttı.
Milis güçlerin ana aktörü olduğu istikrarsızlık sebebiyle Orta Doğu güvenlik mimarisinin değişimi İsrail açısından bambaşka sonuçlar ortaya çıkardı. Bölgede İsrail’i askeri sahada sınırlayabilecek Suriye, Irak ve Mısır’ın milis güçler eliyle zayıflatılarak bölgesel güç denkleminden çekilmesi ve Türkiye’nin bölgeden uzaklaştırılmaya çalışılması İsrail’in manevra alanını genişletiyor. 7 Ekim sonrası İsrail’in başta Gazze olmak üzere tüm Filistin coğrafyasında sergilediği vahşet, ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin bölge güvenlik mimarisi açısından ortaya çıkardığı sorunun kısa vadedeki sonucudur.
[Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>
Antalya Diplomasi Forumu’nda düzenlenen “Suriye’de İstikrara Giden Yol” başlıklı panelde, Suriye’de ağırlaşan insani krize dikkat çekilirken bu krizin giderilmesi için siyasi çözüm gerektiği ve bunun için de tüm tarafların müzakerede bulunmasının şart olduğu vurgulandı.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World Editörü Ghida Fakry’nin üstlendiği “Suriye’de İstikrara Giden Yol” paneline, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, Müzakere Komisyonu Başkanı Bedir Camus, BM Genel Sekreter Yardımcısı ve BM Suriye Krizi Bölgesel İnsani Koordinatörü Muhannad Hadi ve Atlantic Council’da araştırmacı Rich Outzen katıldı.
Panelde konuşan BM Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Pedersen, Suriye’deki duruma ilişkin bir ilerleme kaydedilemediğini belirterek ülkedeki savaş bölgelerindeki halkın yarısından fazlasının evlerini terk ederek geri dönemediklerini söyledi.
Pedersen, tüm göstergelerin her alanda yanlış yönü gösterdiğine işaret ederek insani ihtiyaçların arttığını ancak uluslararası desteğin azaldığını vurguladı.
Güvenlik durumuna ilişkin iki unsur olduğunu ve bunlardan birinin Gazze’deki savaşla alakalı olduğunu kaydeden Pedersen, bunun Suriye’ye de sıçradığını dile getirdi.
Pedersen, terör örgütü DEAŞ’in de Suriye’de kol gezdiğine işaret ederek, Suriye konusunda BM kapsamında özellikle Güvenlik Konseyinin ve daimi üyelerin desteğine ihtiyaçları olduğunun altını çizdi.
Suriye’de Rusya’nın rolünün arttığını, İsrail’in saldırıda bulunduğunu, uyuşturucu kaçaklığı sorununun ortaya çıktığını anlatan Pedersen, bu sorunların tüm tarafların çabalarıyla çözülebileceğini belirtti.
Tüm taraflar masaya oturmalı
Pedersen, tüm paydaşların masanın etrafından oturması gerektiğine dikkati çekerek ABD, Türkiye İran ve Rusya gibi aktörlerin de masada olması gerektiğini ifade etti.
Suriye’de Mart 2020’den bu yana cephelerin çok fazla değişmediğine işaret eden Pedersen, bu krizin askeri alanda çözülemeyeceğini ve savaşın kazanılamayacağını aktörlerin anladığını kaydetti.
Pedersen, meselenin artık savaşı kazanmak değil, barışı kazanmak olduğunun da altını çizdi.
Suriye’de askeri bir çözümden bahsedilemeyeceğini siyasi tarafının olması gerektiğini vurgulayan Pedersen, Gazze’deki savaşın Suriye’ye sıçramamasını amaçladıklarını dile getirdi.
İnsani yardımın artırılması gerektiğini vurgulayan Pedersen, şöyle devam etti:
“Suriye konusunda tek başına çözüm üretilemez. Burada muhalefet, devlet, hükümet bir araya gelmeli, ortak paydada buluşmak zorunda. Aynı zamanda bütün farklı faktörleri de dahil etmemiz gerekiyor, Suriye’deki krize neden olan unsurları değerlendirmemiz gerekiyor. Politik sürece daha geniş kapsamlı bakmamız lazım, Suriye’nin egemenliği ve bağımsızlığından bahsetmemiz gerekiyor. Türkiye’nin ABD ile ilintili olarak bu politik sürecin değerlendirmesinde ve buna çözüm bulması gerekiyor, güvenlik meselesini değerlendirmemiz gerekiyor, terörizmle savaşmamız gerekiyor, bunu BM ve kararlarla beraber nasıl yapacağımızı değerlendirmemiz gerekiyor, sivil halkı nasıl koruyacağımızı düşünmemiz lazım.”
“Suriye çatışması bertaraf edilmezse diğerleri de edilemez”
Müzakere Komisyonu Başkanı Bedir Camus, 2012’den bu yana süreç içinde müzakerelere başlandığını aktararak birçok girişim olduğunu ancak hiçbir şey elde edilemediğini ve partnerlerinin de olmadığını söyledi.
Camus, daha fazla sorumluluk alınması gerektiğini vurgulayarak bir masa etrafında toplanıp çözüm aranması gerektiğini ifade etti.
2011’den bugüne kadar Orta Doğu’daki sorunların devam ettiğini kaydeden Camus, “Suriye çatışmasını bertaraf edilmezse diğerlerini de edemezsiniz. Biz Suriye’den başlamaya hazırız, her zaman müzakereler için hazırız.” dedi.
Camus, BMGK’nin verdiği kararların uygulanması için çalıştıklarını belirterek Suriye’de muhalefetin daima olumlu sonuçlar istediğini ve müzakereler için uğraştığını dile getirdi.
Camus, Suriye’deki terör örgütlerine ilişkin, “PKK-YPG, Suriye için terör örgütüdür, kuzeydoğudaki yerleşik örgütler bizim için terör örgütüdür.” ifadesini kullandı.
“Suriye’de gereken çözüm siyasi, insani değil”
BM Genel Sekreter Yardımcısı Hadi de insani yardım için de siyasetçilerin çözüm bulması gerektiğini vurgulayarak “Suriye için yapılacak çözüm siyasidir, insani bir çözüm değildir. Herkes de birinci günden bu yana insani yardım çözümüne odaklanıyor, bu esas mesele değil.” diye konuştu.
Hadi, Suriyelilerin gittikçe daha zor duruma girdiğine dikkati çekerek eğitim, kadın ve çocukların korunması, ekonomi ve sağlık gibi alanlarda da sorunların büyüdüğünü söyledi.
İnsani yardımın siyasallaştırıldığına ilişkin eleştirilere yönelik Hadi, tarafsız davranarak ayrım yapmadıklarını belirterek, siyasi bir çözüm bulunmazsa bütün bölgenin istikrarsız olacağını ifade etti.
Hadi, Suriyelilerin desteklenmesinin bir gereklilik olduğuna işaret ederek “Suriye halkı için geri dönülmez bir noktaya geldiğimizden, onların geleceği için korkuyorum. Bunların hepsi bir kırmızı alarm. Siyasi çözüm beklemek, zarar vermektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Suriye’de insani yardım konusunun çözülmesi gerektiğine vurgu yapan Hadi, “Suriye’de çok erken bir zamandan beri gördüğümüz üzere insani yardım boşluğu kapatılmazsa başkaları bu boşlukları negatif yönde kapatıyor. Bunu dünyanın birçok yerinde gördük. Sadece o ülkeyi bölgeyi değil, bütün dünyayı etkileyebildiğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ABD-Türkiye oldukça olumlu adımlar atıyor”
Düşünce kuruluşu Atlantic Council’da araştırmacı Outzen ise siyaset, diplomasi ve insani yardımın güvenlikle bağlantılı olduğunu belirterek dünyadaki krizlerin genişlemeye başladığına dikkati çekti.
Outzen, Şam yönetimine yeterli miktarda baskının yapılmasıyla müzakerelerin sağlanabileceğine işaret ederek “ABD ya da Avrupa’ya bakıldığında normalleşme yapıldığında bunun başarısız olduğunu gördük. Şam bütün yaptığı suçlardan ellerini yıkayıp çıkması söz konusu olmamalı.” dedi.
Bu krizinin çözümü için etkin şekilde Türkiye ile çalışılması gerektiğini belirten Outzen, çok istikrarsız bir durumun bulunduğunu kaydetti.
Outzen, ABD-Türkiye ilişkilerine dair, “Oldukça olumlu adımlar atılıyor, umarım ileride daha güzel işbirlikleri sağlayacaktır. Değişim için bir motor gücü gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı.
]]>
Suriye’de Fırat Kalkanı Harekatı’yla 7 yıl önce terörden arındırılan Bab ilçesi, terör örgütü PKK/YPG’nin saldırılarına rağmen yaklaşık 400 bin sivilin sığındığı güvenli liman oldu.
Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkı uyarınca, güvenliğini tehdit eden terör örgütü DEAŞ başta olmak üzere Suriye’nin kuzeyinde mevcut teröristleri etkisiz hale getirmek ve sınır güvenliğini sağlamak için başlattığı Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında Bab ilçe merkezinin terörden temizlenmesinin üzerinden 7 yıl geçti.
24 Ağustos 2016’da başlayan harekatın 6. ayında DEAŞ’tan kurtarılan Bab ilçe merkezinde, Türkiye’nin desteğiyle terörün izleri silindi.
Harekatın tamamlanmasının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye Milli Ordusu (SMO) birlikleri, bölgenin güvenliğini sağlamaya ve terör nedeniyle yerinden edilen sivillerin geri dönmesi için gerekli koşulları oluşturmaya odaklandı.
Eğitim, sağlık, altyapı ve hizmet alanlarında yürütülen projeler sayesinde ilçe merkezi ve çevresindeki yerleşimlerde nüfus yaklaşık 400 bini buldu.
DEAŞ’tan kurtarılarak güvenli hale getirilen bölgelerde yaşayanların eğitim hakkından faydalanmalarına büyük önem veren Türkiye, ilçe merkezinde onarılan ve yeniden inşa edilen toplam 154 okulun eğitime kazandırılmasında büyük rol oynadı.
Halihazırda ilçe merkezi ile kırsalda 150 bin aşkın öğrenci eğitim görüyor.
Sağlık hizmetlerine öncelik verildi
Teröristlerden arındırılan bölgelerde hayatın normalleştirilmesi, insani ve teknik yardım kapsamında ihtiyaç duyulan sağlık hizmetlerinin sunulması ve Suriye’den Türkiye’ye hasta sevkini asgariye indirmek amacıyla Türkiye Sağlık Bakanlığı faaliyetler yürütüyor.
Bu kapsamda çok sayıda sağlık kuruluşu bölge halkının hizmetine kazandırıldı.
Sağlık Bakanlığının katkılarıyla ilçe merkezinde kurulan Bab Hastanesi, Suriye’nin kuzeyindeki en önemli sağlık üslerinden biri haline geldi.
Türkiye Diyanet Vakfı da hayırseverlerin desteğiyle ilçede çok sayıda camiyi restore etti.
Yerel meclisin destekleriyle ilçede elektrik şebeklerindeki hasarların giderilmesiyle evlere ve iş yerlerine ücretli elektrik verilmeye başlandı.
Bölge halkı, Tel Rıfat ve Münbiç ilçelerinde işgalini sürdüren PKK/YPG’li teröristlerin, kurtarılmış bölgelerdeki huzur ve güven ortamını bozmaya yönelik saldırılarının son bulmasını istiyor.
“Bab’a geri dönmek bir hayaldi”
Bablı Ammar Nasır, AA muhabirine, 2014’te DEAŞ’ın Bab ilçesini ele geçirmesiyle doğduğu şehri terk etmek zorunda kaldığını söyledi.
DEAŞ’lı teröristler yüzünden İdlib’e geçtiğini ifade eden Nasır, “DEAŞ kardeşimi alıkoydu, daha sonra ondan haber alamadık. O vakit ailemi çıkarmak zorunda kalmıştım. Bab’a geri dönmek bir hayaldi.” diye konuştu.
Nasır, SMO ile TSK’nın Fırat Kalkanı Harekatı sayesinde Bab’a geri döndüğündü ifade ederek “Bab’a girdiğimizde bir hayalet şehri andırıyordu. İlçenin tekrar ayağa kalkacağını hiç ümit edemezdik. Şükürler olsun Bablılar ve bütün Suriyelilerin çalışmaları sayesinde tekrar ayağa kalktı.” diye konuştu.
Bab ilçesinin Suriye’nin kuzeyindeki en iyi şehirlerden biri olduğunu belirten Nasır, tarım sektörüne yatırım yapılması halinde ilçenin bu alanda örnek olacağını söyledi.
“El ele ilçenin görünümü değişti”
Esed rejiminin saldırılarından kaçarak 7 yıl önce Bab ilçesine yerleştiğini anlatan Humuslu Celal Tellavi, ilçenin DEAŞ’tan temizlenmesinin 10. gününde Bab’a geldiklerini söyledi.
Tellavi, “Yerel meclise bağlı müdürlükler inşa edildi. İlçenin yüzde 70-80’i onarıldı. El ele ilçenin görünümü değişti. Humuslular yerel halkla hızlı entegre oldu.” ifadelerini kullandı.
Humuslu Tellavi, “Bab 7 yıl içinde yavaş yavaş şu anki görünümüne kavuştu. İlçenin çok şeye ihtiyacı var. Daha iyi bir yarın için hayallerimiz var ve bunun için çalışmaya devam ediyoruz.” dedi.
“Vatandaşa ucuz maliyetle kaliteli hizmet sunmaya çalışıyoruz”
Bab Yerel Meclis Başkanı Heysem Şihabi, ilçede yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Şihabi, yerel meclisin halka temel hizmetler sunuma konusunda önemli rol oynadığının altını çizerek, şöyle devam etti:
“Yerel meclisin sunduğu hizmet ve projeler sayesinde kentte hayat normalde döndü. Enkaz kaldırıldı. Sokaklar temizlendi. İlçemize elektrik ulaştı. Kamu binalarını ve yolları onardık. Zorlu şartlarda altyapıyı yeniledik. Sağlık alanında da önemli yatırımlar oldu. Kentimize büyük hastane açıldı. Zarar görmüş okulların tadilatının yanı sıra yenileri açıldı. Su sıkıntısını imkanlar dahlinde çözmeye çalışıyoruz.”
Nüfus kayıtları konusunda da bilgi veren Şihabi, şimdiye kadar yaklaşık 200 bin kişinin yerel kimlik kartı sahibi olduğunu aktardı.
Yerel Meclise bağlı sosyal hizmetler müdürlüğünün tespit ettiği ihtiyaç sahibi ailelere yardım sağlandığını söyleyen Şihabi, “Merkezde 19 bin 800, kırsalda 1800 ve çadır kamplar bölgesinde 3 bin 200 olmak üzere toplam 24 bin 800 aileye maddi ve lojistik yardımı yaptık.” şeklinde konuştu.
Şihabi, “Mikro ticari faaliyetleri destekleyerek kendi kendimize yetinme hedefine ulaşmaya çalışıyoruz. Vatandaşa ucuz maliyetle kaliteli hizmet sunmak için çaba harcıyoruz.” ifadesini kullandı.
Bab ilçesinin kurtarılmasıyla taçlanan Fırat Kalkanı Harekatı
Operasyonun ilk gününde, Gaziantep’in Karkamış ilçesinin karşısındaki Suriye topraklarında yer alan Cerablus ilçe merkezi, 23 Şubat 2017’de ise Bab ilçe merkezi DEAŞ’tan kurtarıldı.
Harekatla 2 bin 55 kilometrekareye yayılmış yerleşimler 217 günde terörden arındırıldı. Kahraman Mehmetçik ve Suriye Milli Ordusu (SMO) askerleri, Fırat Kalkanı Harekatı ile 7 ay gibi bir sürede 3 binden fazla DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdi.
Dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, 29 Mart 2017’de harekatın bittiğini duyurmuş, 2 gün sonra Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada da harekatın başarıyla tamamlandığı ifade edilmişti.
]]>
Manş Denizi’nde boğulduğu gece, 14 yaşındaki Obada Abd Rabbo bir kez daha tereddüt etmişti.
“Yüzmeyi bilmiyorum” diyordu etrafındaki adamlara, zifiri karanlıkta, tekneyi kaydırdıkları ıslak kızakta ayaklarını sürüyerek buz gibi dalgalara doğru ilerlerken.
Obada’nın 24 yaşındaki kardeşi Ayser elini tuttu.
Suriye’den dokuz ay önce çıktıkları yolda, üçüncü kez denize doğru ilerliyordu. Yüzmeyi bilmiyordu, her seferinde aynı tedirginliği ve korkuyu yaşıyodu. Bu yolculuktan emin değildi.
Obada ve Ayser, Ocak ayı ortasında Fransa’nın kuzey sahilinden birkaç metre uzakta boğulan beş kişi arasındaydı. 2024’te, küçük bir botla İngilitere’ye geçmeye çalışırken batan ilk tekneydi.
BBC, bir çocuğun nasıl böyle bir durumda kaldığını anlamaya çalışmak için Obada’nın Suriye’den yolculuğunun izini sürdü. Bunun için videolar, mesajlar, akrabalarıyla ve iki kardeşe bu yolculukta eşlik edenlerle yapılan mülakatlar kullanıldı. Amacımız yolculuğun her aşamasnda verdikleri zorlu kararları anlamaktı.
Bazı çocukların ebeveynleri, akrabaları ve yasa dışı insan kaçakçıları tarafından maruz kaldıkları olağanüstü baskıyı ortaya çıkardık. Ayrıca İngiltere’ye ulaşmak isteyenlerin amaçları ve stratejileri ile İngiliz ve diğer hükümetlerin uygulamaya koyduğu caydırıcı önlemlerin etkisi hakkında daha geniş bir hikaye bulduk.
Kıyıda bir deniz duvarı bulunuyordu
Tekneyi kaydırırken etrafında duran yaklaşık on adam, Obada’yla aynı şehirden geliyordu. Suriye’nin güneyindeki Dera’dan. Geçtiğimiz aylarda çocuğa güçlü olmasını, erkek olmasını söyleyerek onu cesaretlendirmeye çalışıyorlardı ancak bu işe yaramıyordu.
Erkeklerin bu yolculuğa çıkması normaldi. Kadınlarsa, özellikle de savaşla yıpranmış Libya’dan geçiş yapacakları göz önüne alındığında, daha savunmasızdı. Ancak o gece ergenlik çağındaki çocuklarıyla sınırı geçmeye çalışan iki anne de vardı.
Şişme bot çoktan suya indirilmişti ve bazı insanlar üzerine tırmanıyordu. Yer bulabilme umuduyla 60’tan fazla kişi etraflarını sarmıştı. Bu güvenli bir yolculuk için çok fazlaydı. İnsan kaçakçıları, tekne İngiltere’ye gidene kadar şişirilmemesini söyledikleri motosiklet iç lastiklerini dağıtmışlardı.
Dalga tekneyi hızla kızak yolundan uzaklaştırıp daha derin sulara doğru çekti. 14 Ocak Pazar günü sabahın erken saatleriydi. Kaçakçılara göre rüzgar, 2024’ün ilk geçişi için yeterli derecede azalmıştı.
Kıyı şeridinden sürüklenen tekneye binmeye çalışan insanlar denize koşarken çılgınca bir mücadele yaşandı.
Kuzey Fransa sahillerinde gördükleri tipik plajlar gibi değildi. Kaçakçılar onları Boulogne Limanı’nın kuzeyindeki küçük Wimereux kasabasına getirmişti. Burada suyun yükselmesine karşı bir deniz duvarı bulunuyordu.
Suriyelilerin çoğunluğu yasa dışı bir şekilde İngiltere’ye geliyor
Bota binebilecekleri alçak dalgalar yerine kızak yolunun kenarlarından derin suya dik bir iniş vardı.
Kurtulanlardan biri “Görmeyi beklediğimiz şey bu değildi” diyor.
Saat İngiltere’de gece 01.00’di. Batı Londra’da 25 yaşındaki diğer kardeşleri Nada, Obada ve Ayser’i bekliyordu.
Nada birkaç saat önce onları aradığında, Calais’de bir kanal köprüsünün altında ısınmak için bir kamp ateşi yakmışlardı. Çıkacakları yolculuktan emin görünüyorlardı.
Koyu renk beresi ve mavi atkısıyla Obada bile gülümsüyordu. Kameraya iki parmağıyla zafer işareti yapmıştı. Uzun, zorlu yolculukları sonunda bitmek üzereydi.
Nada aynı yolculuğu iki yıl önce yapmıştı. Suriye’deki savaşın yakında biteceğini söyleyen babası onu beklemesi için ikna edememişti.
“12 yıl bekledik, bitmedi. Güvenlik yok. Sığınma talep etmekten başka yol yok” demişti Nada babasına. Sakallı, sakin konuşan bir adamdı Nada. Tüm kardeşleri gibi uzun boyluydu.
Nada İngiltere’ye gelmeyi istedi. Bir amcası 10 yıl önce bu yolculuğu yapmış ve oturum hakkı kazanmıştı bile. Nada, ikisinin de yasa dışı şekilde İngiltere’ye gittiğini, çünkü başka bir yol olmadığını söylüyor.
Sığınmacılara hukuki danışmanlık veren hayır kurumu Asylum Aid’e göre, pratikte Suriye vatandaşları İngiltere’ye gelmeden sığınma talep edemiyor.
Sığınma talebi için başvurabilecekleri bir vize olmadığı için büyük çoğunluk sınırı yasa dışı şekilde geçiyor. Birkaç yasal yoldan biri olan aile birleşimi bile dar şekilde tanımlanıyor ve bu yolla başvurulan vizeler sıklıkla reddediliyor. İngiltere’de sığınma talep eden Suriyelilerin yüzde 90’dan fazlası kabul ediliyor, çünkü savaş hala devam ediyor.
Nada İngiltere’ye geldiğinde yetkililere, Şam’da gittiği üniversitede, hükümete bağlı olmadığı ve askere gitmediği iddiasıyla ölüm tehditleri aldığını söyledi.
“Suriye güvenli değil. Askere gidiyorsun ve 10 yıl kalıyorsun. Öldürmen gerekli, yoksa sen ölürsün. Biz bunu istemiyoruz.”
Ailesi teşvik etti
Geçtiğimiz yıl Ekim ayında, Nada mülteci statüsü ve İngiltere’de beş yıl yaşama izni aldı. Yakın zamanda Wembley’de bir depo işi buldu. Şimdi İngilizce dersler alıyor ve yakın zamanda eşini Suriye’den İngiltere’ye getirmeyi umuyor. Onun için mülteci statüsüne başvurma hakkı var. Son olarak da İngiltere’de hukuk diploması almak istiyor.
İngiltere’ye geldikten kısa süre sonra, Suriye’deki kardeşlerini kendisine katılmaları için cesaretlendirdi.
Obada’ya telefonda, “Daha gençsin, burada eğitim alabilirsin” dediğini söylüyor.
Suriye’deki iç savaş başladığından bu yana birkaç kuzeni İngiltere’ye gelmişti. Burada, Esad rejimine karşı ayaklananların doğduğu yer olarak bilinen Dera’dan gelenlerin oluşturduğu bir ağ vardı.
“Burada yeni bir hayat kurabilirsin” demişti Nada.
Obada, Dera’da okula gidiyordu. Kardeşi onun “çok iyi ve çok akıllı” olduğunu düşünüyordu. Doktor olmayı isteyebileceğini umuyordu. Futbol oyuncularını takip eden Nada’ya heyecanla, İngiltere’de Manchester City maçı izleyebileceğini anlatıyordu.
Onu Suriye’den tanıyan bir arkadaşı, “Sadece bir çocuk” diyor.
Ancak Obada’nın giderek umutsuzluğa kapılan ebeveynleri tarafından seyahate teşvik edildiğine, hatta belki de baskı altına alındığına dair belirtiler de var.
Babası Abu Ayeser’in çeşitli sağlık problemleri vardı ve artık İngiltere’de tedavi görebileceğini umuyordu.
Annesi Um Ayeser bize bir video mesajında “Küçük oğlum gelecekte bizimle br araya gelebileceği için gitti” diyerek bunu doğruladı.
Obada’nın boğulduğu gece orada olan Dera’dan bir komşu da ona arka çıktı.
“İngiltere’ye ulaşacak ve kardeşiyle buluşacak ve yakında anne ve babasını alacaktı. Buradan gitmelerindeki bütün amaç oydu, böylece babası yurt dışında tedavi görebilecekti” diyor ismini vermek istemeyen bu kişi.
Aslında, plan başından beri kusurluydu.
Londra’da yetişkin bir kardeşi varken henüz çocuk olan Obada’nın ebeveynlerinin yasal bir şekilde gelişini ayarlamak durumunda olmamalıydı.
Geçtiğimiz Mayıs ayında Obada, kardeşi Ayser ile Şam’dan Libya’daki Bingazi’ye giden uçağa bindiğinde henüz 13 yaşındaydı.
Suriye’den Libya’ya gitmek için vize gerekli değil ve Dubai’de çalışan bir amcaları onlara bilet parası konusunda yardım etti.
Ancak Körfez’de ona katılmaları bir seçenek değildi. Dubai’de sığınmacı sistemi yok. Obada orada okula gidemezdi.
Ailesi de İngiltere’ye gitmesi konusunda kararlıydı.
Libya’da milisler işkence etti
Belki de ebeveynlerinin isteği ile ağabeyinin coşkusu ve kararlılığıyla sürüklenen Obada, yolculuğun risklerini tam olarak anlamamıştı. Ama çok geçmeden fark edecekti.
Ekim 2023’te, Libya’da aylarca bekledikten sonra kardeşler, başkent Trablus’tan bir insan kaçakçısı botuyla Akdeniz’i geçmek istedi.
Ancak Tunuslu bir devriye botu tarafından yakalanıp Libya’ya geri götürüldüler ve burada yerel milislerin eline geçtiler.
Dera’dan komşuları Suriye’den yolculukları sırasında çoğunlukla yanlarındaydı. 23 yaşındaki Faris, “Bir ay alıkonulduk ve işkence gördük” diyor.
Yerde yatıyor, çoğunlukla günde bir kez küçük bir kase makarna ile besleniyorlardı. Sonunda Dubai’deki amcalarından gelen para yardımıyla iki kardeş özgürlüğünü kişi başı 900 dolara satın aldı.
Bu noktadan sonra Obada yolculuğa devam etme konusunda ciddi çekinceleri olduğunu söylemeye başladı.
“Korkuyordu. Onu güçlendirecek şekiled konuşuyor ve hiçbir konuda endişelenmemesi gerektiğini söylüyorduk. ancak ona göz kulak olacak biri gerekiyordu” diyor Faris.
Grup, onları İtalya’ya götürecek başka bir insan kaçakçısı bulduğunu duyurduğunda Obada ebeveynlerini arayarak bunun Akdeniz’i geçmek için son girişimi olacağını söyledi. Eğer işe yaramazsa eve dönecekti.
Grup Aralık ayında başka bir şişme bota binerken “Elinden tuttuk. Ona ‘Senin yanındayız, korkmana gerek yok dedik” diyor Faris.
Bu kez güç bela başardılar. Denizde geçen 22 saat sonra, Lampedusa adası açıklarında İtalyan sahil güvenliği tarafından kurtarıldılar. Yerel yöneticiler tarafından kayıtları yapıldı. Özgür kaldıklarında, İtalya ana karasındaki Bologna’dan önce Milan’a geçtiler sonra da Fransa sınırına.
Bu sırada Nada’nın şüpheleri tekrar başladı. İngiltere’de sığınmacı olma kuralları daha katıydı. Tekrar kardeşini aradı.
“Onlara Almanya’ya ya da İtalya’ya gitmelerini söyledim. Çünkü burada, sıkı kurallar var. Yeni kurallar sığınmacılar için çok zor.”
Ancak kardeşler bunu reddetti.
Teoride İngiltere’nin, geçtiğimiz Temmuz’da yürürlüğe giren yeni Yasa Dışı Göç yasası Obada’ya sığınma talebi ve oturum için hiçbir hak tanımıyordu; ancak gerçekte, ülkeye küçük botlarla ulaşanların nereye gönderileceğine dair bir anlaşma henüz yok.
Dolayısıyla Obada büyük olasılıkla, Mülteci Konseyi’nin “kalıcı bir belirsizlik durumu” olarak tanımladığı durumda, İngiltere’de yaşayan ancak net bir geleceği olmayan on binlerce diğer kişinin arasına karışacaktı.
Nada’nın kardeşleri trenle Paris’e gitti. Avrupa’da kimseyi tanımıyorlardı. Nada İngiltere’de başka pek çok akrabasıyla birlikteydi. Ayrıca, yolculuğun zor tarafı geçmişti.
Obada’nın kendisine, “Oraya gelmek istiyorum çünkü sen oradasın” dediğini hatırlıyor Nada. Orijinal plana sadık kalacaklardı.
Temmuz’un başında Obada, Ayser ve altıdan fazla Suriyeli arkadaşı, Calais’e vardı.
Bir köprünün altındaki çadırda uyudular, Fransız polisine görünmemeye çalışıyorlardı. Çünkü bazen polis çadırları toplayıp başka yere gidilmesini söyleyebiliyordu.
BBC, bölgede çalışan bir yerel STK ile konuştu ve Obada’ya yaşı küçük olduğu için kalacak bir yer önerildiğini, ancak Obada’nın kardeşini bırakmak istemediğini öğrendi.
İsminin açıklanmasını istemeyen STK, Obada’nın binmek istediği tekneyle yolculuğu göze alan başka gençlerin, “insan kaçakçıları tarafından kendi kendilerine karar vermesinin engellendiğini ve ailelerinin de baskısı altında olduğunu” aktardı.
Yaklaşık bir hafta sonra kişi başına 2 bin sterlin (2,5 bin dolar) ödemeleri takdirinde Suriyeli kaçakçıların kendilerini İngiltere’ye götüreceği haberi geldi. Hava durumu iyiydi, Cumartesi gecesi çıkacaklardı.
Sahilde rüzgar yeni dinmişti, sıcaklık ise donma seviyesinin biraz üzerindeydi, su sıcaklığı ise 7 derece civarındaydı.
Karanlıkta Obada, diğer insanları geçerek bota binmeye çalıştı, ancak bot eğimli kıyıdan uzaklaşıyordu. Ayser ile bir anda kendilerini suların derinliklerinde, soğuk suda çırpınırken buldular.
Faris, “Çığlık atıyorlar ve yardım için sesleniyorlardı” diyor. Faris o sırada eğimli kısmı geri çıkmayı başarmış, insanları sudan çıkarmaya çalışıyordu.
Ancak Obada’nın nerede olduğunu göremedi.
Yakınlarda Fransız polisi vardı. İngiltere’den gelen fazla bütçe sayesinde kıyı bölgesinde daha fazla Fransız polisi devre gezebiliyor; ancak yine de 150 km’lik alanı kontrol etmeye yetmiyor.
Bir donanma helikopteri ve devriye gezen tekne olay yerine 02:15’te vardı. Arama kurtarma ekipleri 20 göçmene hipotermi tedavisi uyguladı. Ancak aralarında Obada yoktu.
Aynı gece başka bir arama kurtarma operasyonu için suda olan Maj Maxime Menu, “Kafamın içinde halen ölümüne atılan çığlıkları duyabiliyorum” diyor.
Birkaç dakika sonra Londra’aki Nada’ya gelen telefonda “İkisi de hayatını kaybetti” sesi duyuldu.
Arayan, gruptaki Suriyelilerden biriydi. Ayser’i sudan çıkarmış ancak geç kalınmıştı.
Obada’nın cansız bedeni de sudan çıkarıldı. İkisinin de kıyıdan 10 metre içinde boğulmuş olduğu tahmin ediliyor.
Nada, bu anları anlatırken ağlıyor. Ayser ve Obada’nın başına gelecekleri bilse Suriye’de kalacağını söylüyor, “Keşke Obada da Suriye’de kalsaydı” diyor.
Suçluluk duyduğunu da ekliyor.
Bir sonraki akşam Calais’de yaşayan 100 kişi, aralarında Obada ve Ayser’in de bulunduğu ve beş kişinin hayatını kaybettiği kaza için bir anma töreni düzenledi.
Calais’de yaşayan bir Fransız kadın, “En büyük hata göçmenlerin hayatını imkansız hale getiren Avrupa’daki yasaların. Onlara hiçbir hak vermiyoruz. Burada ya da diğer sınırlarda hayatları imkansız bir hale geliyor” diyor.
Daraa’daki ailesi ise Obada’nın boş odasının videosunu gönderiyor.
Annesi Um Ayeser ağlayarak, “Çocuklarımı son bir defa görmek istiyorum. Bu son dileğim. En küçük olan 14 yaşındaydı. Gömülmeden görmek istiyorum” diyor.
Babası Abu Ayeser, “Ben hasta bir adamım, nefes almak için oksijene ihtiyacım var” diyor.
Obada’nın hikayesi nasıl yankı bulacak?
Kimileri ebeveynlerini ya da ailesini böyle riskli bir yolculuğa çıkması için teşvik ettiğinden suçlayacak. Suriye’deki gibi savaş alanlarına dair bilgisi olmayan kimileri ise bir ailenin çaresizliğinin böyle bir adım atılmasına yol açtığını belirtecek.
Obada’nın kardeşiyle beraber önümüzdeki günlerde Calais’de toprağa verilmesi bekleniyor.
Fransız yetkililer, kardeşleri İngiltere’ye göndermenin mümkün olmadığını belirtirken Nada, Suriye’ye geri göndermenin çok maliyetli olacağını düşünüyor.
Kathy Long, Feras Kawaf, Marianne Baisnee habere katkı sundu.
]]>
24 saat içinde balistik füzeler ve insansız hava araçları fırlatarak üç farklı ülkedeki hedefleri vuran İran Devrim Muhafızları son yıllarda önde gelen bir bölgesel güç olarak konumunu sağlamlaştırdı.
Önceki gün Irak ve Suriye’nin kuzeyini vuran Devrim Muhafızları, bir sonraki akşam da Pakistan’da iki hedefe saldırdı.
Devrim Muhafızlarına yakın medya, Pakistan saldırılarının geçtiğimiz haftalarda İranlı sınır muhafızlarını öldüren Ceyş el-Adl adlı militan gruba misilleme olduğunu bildirdi.
Ceyş el-Adl, İran’ın güneydoğusundaki Beluçların hakları için savaştıklarını söyleyen İranlı Sünni Beluç bir grup.
Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, İran İslam Cumhuriyeti’nin hiçbir düşmanının korkusuzca uyuyamayacağını ilan etti.
Orta Doğu’daki ABD üslerinin yanı sıra Tel Aviv ve Hayfa’daki İsrail üslerinin de balistik füzelerinin menzili içinde olduğunu açıkça ifade ediyor.
Pazartesi gecesi Devrim Muhafızları’nın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’i hedef alan 11 balistik füze fırlatmasıyla Tahran niyetini açıkça ortaya koydu.
Bölgesel hükümet en az dört sivilin öldüğünü ve altı sivilin de yaralandığını açıkladı. Başbakan Mesrur Barzani bunu “Kürt halkına karşı işlenmiş bir suç” olarak nitelendirdi.
İran Devrim Muhafızları’na yakın Fars haber ajansı, saldırıda İsrail istihbarat servisine bağlı üç Mossad üssünün imha edildiğini iddia etti.
IKBY hükümeti topraklarında yabancı ajanların varlığını reddederken İsrail sessizliğini koruyor.
Ancak Devrim Muhafızları, önde gelen Kürt iş insanı Peşrev Dizayee’nin evini hedef alarak nokta saldırıları düzenleyebileceğini gösterdi.
Dizayee, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgalini takip eden yıllarda Falcon Group ve Empire World adlı iki şirketin sahibi ve kurucusuydu. Reuters haber ajansına göre Barzani ailesine yakındı.
Evine dört füze isabet etti ve yerel haberlere göre 11 aylık kızı da saldırıda hayatını kaybetti.
Falcon Group güvenlik, inşaat, petrol ve gaz gibi çeşitli sektörlerde faaliyet gösteriyor. Grubun güvenlik bölümü Irak’taki Amerikan ve çeşitli Batılı temsilci ve şirketlere destek sağladı.
Bu nokta saldırıları, Devrim Muhafızları’nın sadece sivil yapıları hedef almakla kalmayıp, ABD öncülüğündeki koalisyon üssünden sadece birkaç kilometre ötedeki Erbil Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki askeri tesisleri de vurabileceği mesajı veriyor.
ABD’nin Irak’ta, Erbil de dahil olmak üzere, IŞİD örgütüne karşı ABD öncülüğündeki koalisyonun bir parçası olarak 2 bin 500 askeri bulunuyor.
Washington, yerel güçleri desteklemek ve bir zamanlar Irak ve Suriye’nin büyük bölümünü kontrol eden IŞİD’in yeniden canlanmasını önlemek için orada olduklarını söylüyor.
Ancak bu saldırılar, İsrail’in Suriye’deki son eylemleri göz önüne alındığında, İran açısından ülke içi amaçlara da hizmet ediyor.
25 Aralık’ta üst düzey bir Devrim Muhafızları komutanı Şam’ın dış mahallelerinden birine yönelik İsrail hava saldırısı olduğuna inanılan bir saldırıda öldürüldü.
Devrim Muhafızları 15 Ocak’taki saldırısında da Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetine balistik füzeler fırlattı. Saldırıda IŞİD ve diğer “terörist grupların” hedef alındığı belirtildi.
İdlib, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı 2011’deki ayaklanmaya destek veren 2,9 milyon yerinden edilmiş Suriyeliye ev sahipliği yapan son muhalif kale.
Esad, Rusya ve İran’ın askeri desteğiyle iktidarda kalmayı başardı.
İslamcı grup Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) İdlib’de kontrolü elinde tutan ana grup olmakla birlikte IŞİD ve El-Kaide de İdlib’de varlık gösteriyor.
Devrim Muhafızları saldırının 3 Ocak’ta İran’ın güneyindeki Kerman’da misilleme olduğunu açıkladı.
Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’nin ölüm yıl dönümü nedeniyle mezarı yakınında toplanan kalabalığa yönelik iki intihar bombacısının saldırısı olmuştu.
İran Devrim Muhafızları İdlib’i hedef almak için bin 450 km menzile kadar gidebilen Hayber Şekan (Kale Yıkan) füzesi kullandığını açıkladı.
Ayrıca saldırıyı güneydeki Huzistan vilayetinden yaptığını söylüyor.
Ancak Devrim Muhafızları füzeleri İdlib’e çok daha yakın olan Batı Azerbaycan eyaletinden de fırlatabilirdi.
Yer seçimi ve Hayber Şekan füze sistemi, İran’ın Suriye sınırındaki İsrail’in çeşitli noktalarına ulaşma kabiliyetini dünyaya göstermek istediğine işaret ediyor.
]]>