OSCAR ödüllü yönetmen Christopher Nolan’a ve filmlerinde birlikte çalıştığı yapımcı eşi Emma Thomas’a şövalyelik ünvanı verildi.
Hollywood dünyasının enlerinin seçildiği Oscar Ödülleri’nde Christopher Nolan’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Oppenheimer 7 ödül kazanarak zirveye yerleşti. Nolan, kariyeri boyunca süper kahraman filminden bilim kurguya pek çok farklı türde filme imza attı. İngiliz yönetmen ilk Oscar’ını Oppenheimer filmi ile kazandı.
Buckingham Sarayı’nda gerçekleşen törende ünlü çifte ünvanlarını kanser tedavisi gören Kral Charles verdi. Nolan bundan sonra ‘Sir Christopher Nolan’ olarak anılacak. Emma Thomas’a da sinema sektörüne katkıları nedeniyle ‘dame’ ünvanı verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Güzel Sanatlar Galerisi’ndeki serginin açılış kurdelesini kesen Filistin’in Ankara Büyükelçisi Dr. Faed Mustafa ve Eskişehir Vali Yardımcısı Oğuz Şenlik, beraberindekilerle eserleri inceledi.
Büyükelçi Mustafa, gazetecilere, serginin Eskişehir ile Gazze halklarını buluşturan bağın göstergesi olduğunu söyledi.
Serginin, Türk halkının Filistin meselesine gösterdiği önemin de bir göstergesi olduğunu ifade eden Mustafa, “Bu sergi, Filistin halkının yaşadığı acıları, zorlukları ve zulmü yansıtmaktadır. Cesur Türk halkının her zaman Filistin halkının yanında durması, aramızdaki kardeşliği ve bağı pekiştirmektedir.” dedi.
Mustafa, bu sergiyle tarihe not düşüldüğünü dile getirdi.
Türklerin cesur ve ilkelerine bağlı bir millet olduğuna, her zaman mazlumun yanında durduğuna dikkati çeken Mustafa, “Bugüne kadar Filistin’e yardım etmeleri bunun bir göstergesidir. Türk halkının Filistin halkına karşı hissettiği kardeşlik bağı sadece bugünün değil, 400 sene öncesine varan ‘tek devlet tek millet’ çatısı altında Osmanlı İmparatorluğu’nun çatısı altında yaşadığımız kardeş gönüllerin bugüne varmış olan bağıdır. Türk halkıyla Filistin halkı arasındaki ortak tarih, bugünkü yaşanan ortak kederler, ortak gelecek planlarını birbirine bağlamaktadır. Bu kardeşlik bağı sonsuza kadar sürecektir.” diye konuştu.
Büyükelçi Dr. Faed Mustafa’nın konuşmacı olarak katıldığı panelle devam eden programa, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Erhan Demir ile çok sayıda kişi katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Üniversitenin Recep Tayyip Erdoğan Kongre ve Kültür Merkezi Fuaye Alanı’ndaki törende konuşan Rektör Prof. Dr. Ekrem Savaş, öğrencileri Filistin konusundaki duyarlılığından dolayı tebrik etti.
Filistin’de bir yılı aşkın süredir orantısız güç kullanıldığını vurgulayan Savaş, şunları kaydetti:
“Ne yazık ki bu katliama sadece İsrail değil, ona destek veren Batılı ülkeler de ortak oluyor. Gazze’de çocuklar, dünyaya gelir gelmez bombalarla tanışıyor. Özellikle bir nesli yok etmek için çocukları hedef alıyorlar. Eğer diğer Müslüman ülkeler de Türkiye kadar cesur duruş gösterebilseydi, bu savaşın seyri farklı olabilirdi. Sevgili öğrenciler, çizdiğiniz her resim, dokunduğunuz her fırça, umuyorum ki bu zulmün durdurulmasına bir vesile olur ve insanlığın yüz karası olan bu durumu oluşturanların yüreklerinde bir kıvılcım oluşturur. Sergide emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.”
Serginin küratörü Dr. Öğr. Üyesi Salimeh Amanjani ise 38 eserle Filistin’de yaşanan zulme dikkati çekmeyi amaçladıklarını söyledi.
Çalışmalarda “mumla-batik” gibi zorlu teknik kullanıldığını ifade eden Amanjani, “Öğrencilerimiz bu teknikle Filistin’deki zorlu zamanları anlatmaya çalıştılar.” diye konuştu.
Sergi, 24 Aralık’a kadar ziyaret edilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mustafa Kemal İlkokulunda Yerli Malı Haftası kutlama etkinlikleri çerçevesinde “Yerli Malı Müzesi” oluşturuldu.
Müzede, ilçede geçmişte kullanılan eski eşyalar ve yöresel ürünler, ziyaretçilerin beğenisine sunuldu.
Okul Müdürü Eren Köylü, müzenin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Yerli Malı Haftası’nı farklı bir etkinlikle kutlamak istediklerini, bu nedenle müze oluşturduklarını söyledi.
“Bir başkadır benim Dodurga’m” sloganıyla oluşturdukları müzede ilçeye has birçok eşyanın sergilendiğini belirten Köylü, “İlçemizde eskiden kullanılan eşyaları ve yöresel ürünlerimizi Yerli Malı Müzesi adı altında sergiledik. İçerisinde 100 yılı aşkın süredir özenle saklanan gelinlik, saat, el işlemeleri gibi eşyaların bulunduğu müze ile amacımız öğrencilerimize yerli malının önemini anlatmak ve onları bu bilinçle yetiştirmek.” dedi.
Açılış töreninin ardından öğrenciler ve davetliler müzeyi gezdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kırklareli Üniversitesi Turizm Fakültesince 3. Merkezi Derslik konferans salonunda gerçekleştirilen etkinlik saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Etkinlikte, Kırklareli Belediyesi ritim grubu gösteri sundu.
Daha sonra hayali Fatih Umutlu, gölge oyunları hakkında bilgi vererek, Karagöz ve Hacivat oyununu sergiledi. Kırklareli Gençlik Merkezi Sanat Eğitmeni Reyhan Küçük de ebru sanatının tanıtarak gösterimini gerçekleştirdi.
Turizm Fakültesi Rekreasyon Yönetimi Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Damla Erdem, konuşmasında, somut olmayan kültürel miras varlıklarının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini belirtti.
Öğrencilere somut olmayan kültürel miras varlıkları hakkında derslerde teorik bilgiler verildiğini ifade eden Erdem, “Kültürel Mirasın İzinde Geçmişten Geleceğe” etkinliğinde de uygulamalı gösteriminin yapıldığını söyledi.
Etkinliğe katılan herkese teşekkür eden Erdem, “Burada asıl amaç somut olmayan kültürel miras unsurlarını öğrencilerimize derslerde teorik alt yapısını oluşturarak anlatıyoruz fakat biraz da pratikte eğlenerek öğrenmelerini istedik. Bu nedenle etkinliği tasarladık ve keyif alınan bir etkinlik oldu.” dedi.
Etkinlik sonunda Halk Dansları Eğitmeni Aydın Elbasan koordinatörlüğündeki Kırklareli Belediyesi Halk Dansları Topluluğu gösteri sundu.
Etkinliğe Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Cevdet Altunel, Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Nilüfer Vatansever Toylan ve Öğretim Üyesi Mustafa Kesici ile öğrenciler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lefkoşa Yunus Emre Enstitüsü öncülüğünde, Uluslararası Final Üniversitesinin destekleriyle, başkent Lefkoşa’daki Mevlevihane’de Şeb-i Arus töreni yapıldı.
Kıbrıs Türklerinin ilgi gösterdiği törende, Türkiye’den gelen sanatçıların da katılımıyla tasavvuf müziği dinletisi ve sema gösterisi sunuldu.
Lefkoşa Yunus Emre Enstitüsü Koordinatörü Abdullah Aktaş, törende yaptığı konuşmada, büyük bir mutasavvıf, düşünür, alim ve gönül insanı Hazreti Mevlana’nın, yaşantısıyla yüzlerce yıldır hoşgörü, iyilik, barış ve kardeşliğin sembolü olarak insanlığa yol gösterdiğini hatırlattı.
Aktaş, “Kuşkusuz ancak aşkla yazılmış bir eser 7,5 asır ayakta kalabilir. Hazreti Mevlana eserlerini öyle bir aşkla meşk etmiş ki, vuslatından 751 sene sonra dahi bir araya geliyor, onun düğün gecesinde onu hayırla, muhabbetle yad ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Enstitü olarak, başta KKTC olmak üzere birçok ülkede Hoca Ahmet Yesevi, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli gibi birçok değeri ve onların yüzyıllar boyunca oluşturduğu müktesebatı tüm insanlığa duyurmak ve tanıtmak için çaba harcadıklarını belirten Aktaş, programın düzenlenmesine katkı sağlayan kuruluşlara teşekkür etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen tören, Güzel Sanatlar Genel Müdürü Ömer Faruk Belviranlı’nın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Programda sanatçı Ahmet Özhan tasavvuf müziği konseri verdi. Yerli ve yabancı davetliler, Özhan’ı performansından dolayı alkışladı.
Törende, İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, Mesnevi sohbeti yaptı.
Konya Valisi İbrahim Akın ve Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay birer konuşma yaparak Hazreti Mevlana’yı rahmetle yad etti.
Tören, Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu’nca icra edilen “Mevlevi Ayinişerifi” ile sona erdi.
Törene, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kültür ve Turizm BakanıMehmet Nuri Ersoy, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, milletvekilleri ve davetliler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MEVLANA, ölüm yıl dönümü dolayısıyla Konya’da düzenlenen ‘Hz. Mevlana’nın 751’inci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri’ kapsamında gerçekleşen ‘Şeb-i Arus’ töreniyle anıldı. Törene TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Esroy da katıldı.
Bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan’ın Belh şehrinde 30 Eylül 1207 yılında dünyaya gelen Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde Konya’da vefat etti. Mevlana, ölüm gününü yeniden doğuş, sevdiğine yani Allah’a kavuşmak olarak kabul ediyordu. Öldüğü güne ‘düğün gecesi’ anlamına gelen ‘Şeb-i Arus’ dediği için de Mevlevilikte, Mevlana’nın öldüğü gün ‘Şeb-i Arus’ olarak kabul edildi. Mevlana’nın ölüm yıl dönümlerinde ‘Vuslat’ (Sevgiliye kavuşma) törenleri düzenleniyor. Bu yıl düzenlenen ‘Hz. Mevlana’nın 751’inci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri’, Şeb-i Arus töreniyle sona erdi.
Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen törene TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Konya Valisi İbrahim Akın, Mevlana’nın 22’nci kuşaktan torunu Esin Çelebi Bayru katıldı.
ERSOY ‘BİZ MEVLANA’DAN BİR OLMAYI ÖĞRENDİK’
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, yaptığı konuşmasında Mevlana’dan bir arada yaşamanın öğrenildiğini belirterek, “Dünyanın dört bir yanında devam eden çatışmalar ve zulümler; insanların zorla yurtlarından edilmesini, kadınların, çocukların, yaşlıların kaderine terk edilmesi ve işgalleri beraberinde getirmiştir. Mevcut kaos, karmaşa ve çatışma ortamlarını göz önüne aldığımızda Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli gibi bu mukaddes toprakların çıkardığı abide şahsiyetlerin bizlere ulaştırdığı erdem ve değerlere tüm insanlığın ne kadar muhtaç olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Onlar bize hayata sevgiyle, merhametle, adaletle, diğerkamlıkla bakmayı öğrettiler. Biz Mevlana’dan yaşamı güzelleştirmeyi, hayrı konuşmayı, kendimize layık gördüğümüzü dostlarımıza da layık görmeyi, bir olmayı, bir arada yaşamayı, beraberliği öğrendik. Bizi bir duvarın tuğlaları gibi bir arada tutan maya Anadolu erenleriyle hayat buldu” diye konuştu.
KURTULMUŞ,’ŞAM’DA AÇILAN KAPI, KUDÜS’E DOĞRU YÜRÜYECEK’
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise törende şunları söyledi:
“Geçen sene burada konuşurken Kudüs Mevlevihanesinden bahsetmiştim. 07 Ekim’den sonra İsral’in, Gazze’de başlatmış olduğu insanlık dışı suçları hepimizin malumudur ve hepimiz, o büyük soykırımı nefretle takip ediyoruz. O süre içinde Kudüs Mevlevihanesinin gündeme gelmesi fevkalade önemlidir. Bu mevlevihanelerin, Allah’a çok şükür bu sene bir başka Mevlevihanemize dikkat çekmek istiyorum. 61 yıllık Suriye’de devam eden Baas rejiminden sonra Suriye’de Halep Mevlevihanesi ve Şam Mevlevihanesi, Mevlevi dergahlarının en önemli ayaklarından ikisidir. Ümit ederiz ki, en kısa zamanda Halep ve Şam mevlevihaneleri de burada olduğu gibi mevlevihanelerine katılacak. Ümit ederiz ki Şam’da açılan kapı Kudüs’e doğru yürüyecek ve Kudüs Mevlevihanesi de en kısa zamanda mevlevihanelere kazandırılacak.”
ŞEB-İ ARUS TÖRENİNDE, SEMA GÖSTERİSİ
Protokol konuşmalarının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğunca sanatçı Ahmet Özhan tarafından tasavvuf müziği konseri verildi. Daha sonra da Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu, sema gösterisi yaptı. Davetlilerin ilgiyle izlediği sema, Mevlevi dervişi olarak kabul edilen semazenler tarafından gerçekleştirildi. Sema, kulun hakikate yönelip, akılla- aşkla yücelip, nefsini terk ederek, hakta yok oluşu ve olgunluğa ermiş, kamil bir insan olarak tekrar kulluğuna dönüşüdür.
HER KIYAFETİN BİR ANLAMI VAR
Özel kıyafetlerle sema yapan semazenlerin başındaki ‘sarık sikkesi, Mevlevilikte ölünce başucuna dikilen mezar taşını, hırkası mezarını, üst tarafı dar, aşağısı geniş ve kolsuz beyaz renkli kıyafeti olan ‘tennure’ kefenini temsil ediyor. Tennurenin üstüne ise iliksiz ve düğmesiz yelek ‘destegül’ bele ise dört parmak genişliğinde Arap alfabesinde elif harfine benzer ‘elifi nemed’ kuşak takılıyor.
Tasavvuf müziği eşliğinde gerçekleşen sema gösterisinde semazenler, ilk önce kollarını çapraz bağlayarak, görünüşte ‘Bir’ rakamını temsil eder ve böylece Allah’ın birliğini tasdik eder. Ardından kollarını her iki tarafa açıp zikir yaparak, sağ eli dua eder gibi yukarıya, sol eli aşağıya açıktır. Bu, ‘Haktan alır, halka saçarız, hiçbir şeyi kendimize mal etmeyiz, görünüşte var olan, vasıtalık eden bir suretten başka bir şey değiliz’ anlamına gelmektedir. Sağdan sola kalbin etrafında dönerek, bütün insanları, bütün yaratılmışları, bütün kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklayışıdır. Yedi bölümden oluşan semanın her bölümünün ise ayrı bir manası bulunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MEVLANA, ölüm yıl dönümü dolayısıyla Konya’da düzenlenen ‘Hz. Mevlana’nın 751’inci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri’ kapsamında gerçekleşen ‘Şeb-i Arus’ töreniyle anıldı. Törene TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Esroy da katıldı.
Bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan’ın Belh şehrinde 30 Eylül 1207 yılında dünyaya gelen Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde Konya’da vefat etti. Mevlana, ölüm gününü yeniden doğuş, sevdiğine yani Allah’a kavuşmak olarak kabul ediyordu. Öldüğü güne ‘düğün gecesi’ anlamına gelen ‘Şeb-i Arus’ dediği için de Mevlevilikte, Mevlana’nın öldüğü gün ‘Şeb-i Arus’ olarak kabul edildi. Mevlana’nın ölüm yıl dönümlerinde ‘Vuslat’ (Sevgiliye kavuşma) törenleri düzenleniyor. Bu yıl düzenlenen ‘Hz. Mevlana’nın 751’inci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri’, Şeb-i Arus töreniyle sona erdi.
Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen törene TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Konya Valisi İbrahim Akın, Mevlana’nın 22’nci kuşaktan torunu Esin Çelebi Bayru katıldı.
ERSOY ‘BİZ MEVLANA’DAN BİR OLMAYI ÖĞRENDİK’
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, yaptığı konuşmasında Mevlana’dan bir arada yaşamanın öğrenildiğini belirterek, “Dünyanın dört bir yanında devam eden çatışmalar ve zulümler; insanların zorla yurtlarından edilmesini, kadınların, çocukların, yaşlıların kaderine terk edilmesi ve işgalleri beraberinde getirmiştir. Mevcut kaos, karmaşa ve çatışma ortamlarını göz önüne aldığımızda Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli gibi bu mukaddes toprakların çıkardığı abide şahsiyetlerin bizlere ulaştırdığı erdem ve değerlere tüm insanlığın ne kadar muhtaç olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Onlar bize hayata sevgiyle, merhametle, adaletle, diğerkamlıkla bakmayı öğrettiler. Biz Mevlana’dan yaşamı güzelleştirmeyi, hayrı konuşmayı, kendimize layık gördüğümüzü dostlarımıza da layık görmeyi, bir olmayı, bir arada yaşamayı, beraberliği öğrendik. Bizi bir duvarın tuğlaları gibi bir arada tutan maya Anadolu erenleriyle hayat buldu” diye konuştu.
KURTULMUŞ,’ŞAM’DA AÇILAN KAPI, KUDÜS’E DOĞRU YÜRÜYECEK’
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise törende şunları söyledi:
“Geçen sene burada konuşurken Kudüs Mevlevihanesinden bahsetmiştim. 07 Ekim’den sonra İsral’in, Gazze’de başlatmış olduğu insanlık dışı suçları hepimizin malumudur ve hepimiz, o büyük soykırımı nefretle takip ediyoruz. O süre içinde Kudüs Mevlevihanesinin gündeme gelmesi fevkalade önemlidir. Bu mevlevihanelerin, Allah’a çok şükür bu sene bir başka Mevlevihanemize dikkat çekmek istiyorum. 61 yıllık Suriye’de devam eden Baas rejiminden sonra Suriye’de Halep Mevlevihanesi ve Şam Mevlevihanesi, Mevlevi dergahlarının en önemli ayaklarından ikisidir. Ümit ederiz ki, en kısa zamanda Halep ve Şam mevlevihaneleri de burada olduğu gibi mevlevihanelerine katılacak. Ümit ederiz ki Şam’da açılan kapı Kudüs’e doğru yürüyecek ve Kudüs Mevlevihanesi de en kısa zamanda mevlevihanelere kazandırılacak.”
ŞEB-İ ARUS TÖRENİNDE, SEMA GÖSTERİSİ
Protokol konuşmalarının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğunca sanatçı Ahmet Özhan tarafından tasavvuf müziği konseri verildi. Daha sonra da Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu, sema gösterisi yaptı. Davetlilerin ilgiyle izlediği sema, Mevlevi dervişi olarak kabul edilen semazenler tarafından gerçekleştirildi. Sema, kulun hakikate yönelip, akılla- aşkla yücelip, nefsini terk ederek, hakta yok oluşu ve olgunluğa ermiş, kamil bir insan olarak tekrar kulluğuna dönüşüdür.
HER KIYAFETİN BİR ANLAMI VAR
Özel kıyafetlerle sema yapan semazenlerin başındaki ‘sarık sikkesi, Mevlevilikte ölünce başucuna dikilen mezar taşını, hırkası mezarını, üst tarafı dar, aşağısı geniş ve kolsuz beyaz renkli kıyafeti olan ‘tennure’ kefenini temsil ediyor. Tennurenin üstüne ise iliksiz ve düğmesiz yelek ‘destegül’ bele ise dört parmak genişliğinde Arap alfabesinde elif harfine benzer ‘elifi nemed’ kuşak takılıyor.
Tasavvuf müziği eşliğinde gerçekleşen sema gösterisinde semazenler, ilk önce kollarını çapraz bağlayarak, görünüşte ‘Bir’ rakamını temsil eder ve böylece Allah’ın birliğini tasdik eder. Ardından kollarını her iki tarafa açıp zikir yaparak, sağ eli dua eder gibi yukarıya, sol eli aşağıya açıktır. Bu, ‘Haktan alır, halka saçarız, hiçbir şeyi kendimize mal etmeyiz, görünüşte var olan, vasıtalık eden bir suretten başka bir şey değiliz’ anlamına gelmektedir. Sağdan sola kalbin etrafında dönerek, bütün insanları, bütün yaratılmışları, bütün kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklayışıdır. Yedi bölümden oluşan semanın her bölümünün ise ayrı bir manası bulunuyor.
Haber- Kamera: Hasan DÖNMEZ- Salih BÜYÜKSAMANCI KONYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TİKA’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, Cezayir’in doğusundaki Annebe şehrinde kurulan “Geleneksel Kıyafet Eğitim ve Üretim” atölyesinin açılışına Türkiye’nin Cezayir Büyükelçisi Muhammet Mücahit Küçükyılmaz’ın yanı sıra Cezayir Turizm ve Geleneksel El Sanatları Bakanlığı yetkilileri, Vilayet Meclisi üyeleri ve kentteki yöneticiler katıldı.
Büyükelçi Küçükyılmaz, açılışta yaptığı konuşmada, “Geleneksel Kıyafet Üretim ve Eğitim Atölyesinde üretilen kıyafetleri görünce Anadolu’da bir yerde olduğumu düşündüm. Çünkü kıyafetler ve özellikle desenler hemen hemen aynı özelliklere sahip” diyerek, iki ülke arasındaki kültürel benzerliğe işaret etti.
TİKA tarafından kurulan atölyenin gençlere meslek öğretmenin yanı sıra kültürel değerlerin yaşatılmasına da yardımcı olacağına dikkati çeken Küçükyılmaz, “Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak her zaman ve her konuda kardeş Cezayir halkının yanında olmaya devem edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Annebe’deki atölyede, genç kızlara geleneksel kıyafetlerin dikişi konusunda eğitim verileceği ve aynı zamanda bu kıyafetlerin üretiminin yapılacağı ve elde edilen gelirin üretimde görev alanlara dağıtılacağı kaydedildi.
“Hurma Mumülleri” atölyesi
TİKA, başkentin güneydoğusunda bulunan ve ülkenin önemli hurma üretim merkezlerinden biri olan Biskra kentinde ise “Hurma Mamulleri Üretimi ve Eğitimi Atölyesi” kurdu.
Türkiye’nin Cezayir Büyükelçisi Küçükyılmaz, TİKA Cezayir Program Koordinatörü Gökçen Kalkan, Cezayir Turizm ve Geleneksel El Sanatları Bakanlığı yetkilileri ve ildeki bazı kurum yöneticilerinin katıldığı bu törende de yaptığı konuşmada, Biskra’da Cezayir’in “en kaliteli hurmalarının yetiştiğini” vurgulayarak, atölyede bölgedeki hurmaların işlenerek yüzden fazla ürüne dönüştürüleceğini ve böylece ekonomik değerinin artırılacağını ifade etti.
Hurma mamullerini üretmek için kurulan atölyenin aynı zamanda AR-GE ve eğitim merkezi olarak işletileceğini aktaran Küçükyılmaz, kurulan atölyede verilecek eğitim ve yapılması planlanan üretimin bölgede ve Cezayir genelinde örmek teşkil edeceğine inandığını kaydetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYSERİ’de evli ve 4 çocuk babası Yaşar Gülcü (67), 42 yıldır tarihleri 200-500 yıl arasında değişen farklı kitaplar ile Kur’an-ı Kerimleri ciltleyip, onarıyor. Gülcü, ” Kayseri’de benden başka eski kitap tamir eden yok. Olsa iyi olurdu ama merak eden yoktur. Sevdiğim için bu işi yapıyorum” dedi.
Kayseri’de yaşayan Yaşar Gülcü, okulu bıraktıktan sonra sanayide çırak olmaya başladı. Sanayideki işini beğenmeyen Gülcü, 6 ay sonra kentteki bir matbaada ciltçi olarak işe başladı. 15 yaşından beri Kayseri’de ciltçilik yapan, evli ve 4 çocuk babası Gülcü, 42 yıldır tarihleri 200-500 yıl arasında değişen farklı kitaplar ile Kur’an-ı Kerimleri ciltleyip, onarıyor. Şehrin tek ciltçisi olan Gülcü, işletmesine getirilen kitapların arasında tarih kitaplarını görünce sevindiğini belirterek, “Ortaokulu bırakıp, ciltçiliğe başladım. Bu işi, 42 senedir yapıyorum. Eskiden çok cilt yaptıran olurdu ama şimdi azaldı. Bilgisayar çıktığından dolayı azaldığını düşünüyorum. Bu işe 15 yaşında başladım. Okulu bırakınca önce sanayiye gittim. Sanayiyi sevmedim. Oradan matbaaya geldim. Matbaada cilt işi vardı. Askere gitmeden yaptım. Askerden gelince devam ettim” dedi.
‘MUTLU OLUYORUM’
Kitapları çok sevdiğini belirten Yaşar Gülcü, “Kitapları sevdiğim için ciltliyorum. Bu işe elimden geldiği kadar, ömrüm yettikçe devam etmek istiyorum. Tarih kitapları geldiğinde severek yapıyorum. Bu kitaplar önemli olduğu için zarar görmüş halde kaybolmasını istemiyorum. Eski kitaplar geliyor. 100- 200 yıllık tarih kitapları, Kur’an’ı Kerimler ve Osmanlıcalar geliyor. Onları ciltleyerek müşterilerime veriyorum. Cilt yaptığım için çok mutlu oluyorum. Bu kitapları müşterilerimize yenilenmiş halde verip, kütüphanelerine kazandırmak istiyorum” diye konuştu.
‘MESLEĞİMİZ YOK OLMAK ÜZERE’
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte kitapların eski değerini görmediğini kaydeden Yaşar Gülcü, “Meslek yok olmak üzere. Bu kitaplardan yapan yok. Gençler şimdi hazır alıp okuyor. Bilgisayardan, cep telefonundan okuduğu için kitap okuyan da azaldı. Cilt yapan da kalmadı. Bu meslek belli bir zaman sonra yok olacak diye üzülüyorum. Bu kitapların tamiri eskiliğine, dağınıklığına göre eğer az eskiyse 2 gün yoksa 3-4 gün sürüyor. Tamir ediyoruz, eksikleri varsa aynı kitaptan bulup fotokopi çektirip içine renkli ise renkli siyah beyazsa siyah beyaz koyarak, o kitabın eksiğini tamamlayıp 1 hafta içinde yapıp, müşteriye teslim ediyoruz” dedi.
‘SEVEREK BU İŞİ YAPIYORUM’
Yaşar Gülcü, “Kitap tamiri mesleğinin geleceği için üzülüyoruz. Bu işleri yapacak çırak yok. Zaten yaptığımız meblağlarda 1 ayda asgari ücretin yarısı kadar kazanıyoruz. Bununla ev falan geçinmez. Emekli olduğum için bu işi yapıyorum. Hem hobi olarak hem de severek bu işi yapıyorum. Çok büyük bir para kazandırmasa da tarih kitapları, dini kitapları ve Kur’an-ı Kerim yok olmasın diye yapıyorum. İnşallah devam ettiren gençlerden olur ama zor. Para kazanmadığı için bu işi gençlerden yapan kalmadı. Bu işleri yapmaya elimden geldiği kadar gayret ediyorum. Kayseri’de benden başka eski kitap tamir eden yok. Olsa iyi olurdu ama merak eden yoktur. Sevdiğim için bu işi yapıyorum. İnşallah ileride başka tamirciler de çıkar” diye konuştu.
‘KUYUMCU TİTİZLİĞİ İLE KİTAPLARA ÇOK HASSAS DAVRANIYORUM’
Eski kitaplara daha çok emek verdiğini söyleyen Gülcü, şöyle konuştu:
“Bir müşterim 3 tane kitap getirdi. 1 tanesi Osmanlıcaydı. Çok eskiydi ona 2-3 gün emek verdim. Tek tek sıraya dizdim. Forma haline getirip, ciltledim. Bu eski kitapları kıymetli olduğu için deriden ciltliyorum. Eski kitaplara daha çok özen gösteriyorum. Bu mesleğin kaybolmaması için elimden gelen gayreti gösteriyorum. Kitap bana geldiğinde çok dağınık ve eskimiş haldeydi. Özenle kenarından tıraş almadan orijinalliğini koruyarak yeniden ciltledim. 3 gün uğraştım, 4’üncü gün okunur hale getirdim. 200 yılık Osmanlıca bir kitap olduğu için bunun zayi olmasını istemedim. Kuyumcu titizliği ile kitaplara çok hassas davranıyorum. İnce ince işleyip okunur hale getiriyorum.”
Haber-Kamera: Nuray Uzatmaz-Samed Aydın SUN/KAYSERİ,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Muratpaşa Belediyesi’nin düzenlediği 9. Antalya Edebiyat Günleri, ödül gecesi ile başladı. Türkan ŞorayKültür Merkezi’nde gerçekleşen gecede En İyi Öykü Kitabı ödülü “Ne Yeni Ne Başka” adlı eseriyle Ayşen Işık’a, En İyi İlk Öykü Kitabı ödülü “Kıran Yeli” adlı eseriyle Gülser Kut Arat’a ve Onur Ödülü ise kadın edebiyatının öncülerinden Ayla Kutlu’ya takdim edildi.
Gecede konuşma yapan Başkan Uysal, “iyi kitapların çok az satıldığı bir dönemde” başlattıklarını söylediği Antalya Edebiyat Günlerinin 9’uncu yılına girmesinin önemine vurgu yaptı. Uysal, bunu bir tip ‘direniş’e benzetti.
Türkiye’nin kültür ve sanat alanında yeni bir merkez inşasının arifesinde olduğunu aktaran Uysal, şöyle konuştu:
“Benim sadece çağrım şu. İnsandan yana, bilimsel, düzgün, akli, samimi, sahici, otantik, kişilikli, kimlikli bir sanat için merkez inşa etme konusunda herkesi göreve ve yardıma davet ediyorum. Çünkü bu olmadan diğer kaostan bir demokrasi asla çıkmıyor. Doğrunun, güzelin bir merkezinin inşası önümüzdeki süreçte mutlaka sanatta ve kültürde de toplumların, ülkelerin gündeminde olacak diye düşünüyorum.”
Gecede onur ödülü alan Ayla Kutlu, “Yazarlık çok zor bir iştir gerçekten ama Türk kadını güçlüdür, nihayetinde bir aslan, bir kaplandır” dedi. En İyi Öykü Kitabı ödülünün sahibi Ayşen Işık, “Edebiyat bize yoldaşlık ediyor. Acılarımızı, kederimizi belki kurtaramıyoruz ama. Minnettarım. Öykü kitabıma verilen bu ödül benim için çok kıymetli. Antalya Muratpaşa Belediyesi’nin yaptığı bu etkinlikler, eminim burada bir sürü kişinin hayatlarında fark yaratacak” diye konuştu.
Gülser Kut Arat ise aldığı En İyi İlk Öykü Kitabı Ödülü’ne ilişkin “Ben bu ödülü daha iyi, daha güzel, daha insanca bir yaşama inanan ve bu uğurda kendini feda eden devrimin çocuklarına ve unutamadığım arkadaşlarıma gönderiyorum” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İbrahim Erkal Kültür Merkezindeki, Öğretmenler Müzik Topluluğunun, Öğretmenler Günü Konseri, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. Öğretmen olan Ruşen Hattatoğlu Ece ile eşi Bilal Ece’nin sunduğu programda, ERSANDER Başkanı olan eğitimci Ümit Gergit, açılış konuşması yaptı.
Programın ilk bölümünde; ERSANDER Kadın Kolları Başkanı ve eğitimci Sevnur İçyar, Cumhuriyet dönemi edebiyatının önemli şairlerinden Ceyhun Atuf Kansu’nun ‘Dünyanın en güzel çiçekleri’ şiirini seslendirdi.
Ardından Türk Halk Müziği Sanatçısı, ERSANDER Genel Sekreteri Vahit Alkır’ın yönetmenliğini yaptığı programda öğretmenlerden oluşan solistler Yasemin Deniz Akköse, Uğur İdem, Berna Kılıç, Hayrullah Yabatu, saz sanatçıları Ahmet Erdoğan, Bekir Karamollaoğlu, Burhanettin Kaya, Burhan Yakut, Cihangir Koşapınar, Çağatay Çapan, Eda Alemdar Çankaya, Gönül Kürkçüoğlu, Murat Yakut, Rıdvan Şanlı sahne aldı.
Vahit Alkır, ERSANDER yönetiminde görev alan Gazeteci- Fotoğraf sanatçısı Öztürk Akkök ve Ahşap Yakma sanatçısı Canip Cihangir’in hastanede tedavi gördüklerini dile getirdi, izleyicilerden alkış göndermelerini istedi.
Sonra birer ses sanatçısı gibi öğretmenler, Vahit Alkır’la birlikte Türk Sanat ve Türk Halk Müziği eserlerini, okudular. Vahit Alkır’ın isteği üzerine sahneye çıkan Milli Eğitim Müdürü Yakup Yıldız da öğretmenlerle beraber ‘Eski Dostlar’ şarkısını söyledi.
Programın son bölümünde Milli Eğitim Müdürü Yakup Yıldız, seyirciler tarafından alkışlanan sanatçı öğretmenlere çiçek verdi ve teşekkür etti. Yakup Yıldız, “Öğretmenler Gününü bir günle sınırlamamak gerekir. Öğretmenler her gün hatırlanmalı ve anılmalı” diye konuştu. – ERZURUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İnsanlık tarihi boyunca ellerden hiç düşmeyen ve insanoğlunda özel bir yeri bulunan tespihler bazen duaların ve yakarışların aracı kimi zaman erkeklerin aksesuarı kimi zaman da koleksiyoncuların vazgeçilmezi oldu. Birbirinden özel taşlar ve bin bir emek ile yapılan tespihler özellikleri kadar fiyatlarıyla da hep dikkat çekiyor. Elazığ’da bir tespih dükkanında satılan Osmanlı sıkma kehribarı da hem fiyatı hem de görüntüsüyle görenlerin ağzını açık bırakıyor. Osmanlı döneminden kalma taşların özel ellerde işlenmesi ile elde edilen kehribar tespih, görüntüsü kadar fiyatı ile de dikkat çekiyor. Yaklaşık 200 yıl önce yapılan ve bugüne kadar orijinalliğini koruyan Osmanlı kehribarı tespih Elazığ’da 330 bin liraya satılıyor.
Tespih ustası Hadin Bulut yaptığı açıklamada, “Bu tespih Osmanlı sıkma kehribardır. Ortalama 150-200 yıllık bir tespihtir. O dönemde tespihe çevrilmiş bir üründür. Bu yıla kadar vişne rengi olarak gelmiş. Bazı müşterilerimiz var tekrar tıraşlayalım iç rengi ortaya çıksın dediklerinde tıraşlandı ve kayısı rengine doğru gitti. Ortalama 10-15 yıl sonra tekrar vişne rengine dönecek. Bu tespih kıymetli ve antika üründür. Genelde kıymetini bilenler alıyor. Yatırım için alıyorlar. Şu an istediğimiz rakam 300 bin lira. Altın püskülü ile 330 bin liraya buluyor. Çok nadir bir üründür. Mesela koleksiyoncular ya da tespihçiler bilir, imamenin ve habbenin temizliği ve o dönemden bu güne kadar çatlak olmamış yani değişen olmamış bir üründür. Osmanlının ham döküm fabrikası 1900’lü yılların sonunda kapandı. Ortalama 150-200 yıllık bir tespihtir. Tam yılını bilemeyiz ama kokusuna ve özelliklerine baktığımız da o kadar bir yılı olduğunu düşünüyoruz. Talep oldukça fazla. Özellikle Araplar ilgi gösteriyor. Son zamanlarda ülkemizde de ilgi görmeye başladı. Yatırımlık alanlar oluyor. Koleksiyon için alanlar oluyor” dedi. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adana’da yaşayan 4. sınıf öğrencisi Ada Mila Irmak, sergide yer alan 28 eserini Mersinli sanatseverlerin beğenisine sundu
MERSİN – Adana’da yaşayan 9 yaşındaki Ada Mila Irmak, sulu boya, kuru boya, akrilik ve pastel boya çalışmalarıyla yaptığı resimleri, Mersinli sanatseverlerin beğenisine sundu. Küçük yaşta açtığı ikinci sergi ile sanatseverlerin dikkatini çeken 4. sınıf öğrencisi Irmak, yazmayı planladığı öyküleri kendi resmetmek istiyor.
Adana’da yaşayan 9 yaşındaki Ada Mila Irmak, özel bir okulda eğitimini sürdürmenin yanında kitap okumayı ve piyano çalmayı seviyor. Adana Atlı Spor Kulübü’nde lisanslı tenis oyuncusu olan Irmak, 3 yaşından itibaren resim yapmaya başladı. Annesi de amatörce resimle uğraşan Irmak’ın yaptığı resimleri gören dede İhsan Toksöz, torununa destek oldu. Irmak, zamanla yaptığı resimleri geliştirmesi üzerine, dedesinin de desteğiyle geçen yıl ilk kişisel resim sergisini açarak, gelirini de depremzedelere bağışladı. Yaklaşık 2 yıldır Bilimsel Sanat Merkezleri öğrencisi olarak sanata olan ilgisini geliştiren Irmak, serbest şekilde çalışarak özgün eserler ortaya koyuyor. İleride yazacağı öyküleri kendisi resimleyerek sanatını birleştirmek isteyen Irmak, sulu boya, akrilik, kuru boya, pastel boya ile çalışmalarını sürdürüyor. Sanatını, yönlendirilmeden kendi seçtiği konular ve malzemelerle geliştiren genç ressam, geçen yıl İçel Sanat Kulübü’nde açtığı ilk kişisel sergisinin ardından, bu kez ikinci sergisini Mersin’de sanatseverlerle buluşturdu. İSK’da açılan ve 28 eserin yer aldığı sergi, 28 Kasım’a kadar gezilebilecek.
“İleride hikayeler yazıp bunları resimlendirmek istiyorum”
Özel bir ilkokulda eğitimini sürdüren Irmak, 3 yaşında çizmeye başladığını, bir süre sonra dedesi İhsan Toksöz’un bu yeteneğini keşfettiğini söyledi. Dedesinin kendisini bu konuda sürekli desteklediğini dile getiren Irmak, böylelikle ilk kişisel sergisini geçen yıl açtığını ifade etti. Sergideki eserlerin beğenilmesi üzerine bu yıl da ikinci sergisini açmaya karar verdiğini belirten Irmak, her türlü resim çizmeyi sevdiğini kaydeti. İleride iyi bir ressam olmayı hedeflediğini vurgulayan Irmak, “İleride hikayeler yazıp bunları resimlendirmek istiyorum” dedi. Irmak, çevresinden de olumlu tepkiler aldığını kaydetti.
“İleride inşallah Mersin ve Türkiye bir sanatçı kazanacak”
Dede İhsan Toksöz ise torununu küçük yaştan beri takip ettiklerini belirterek, “Çok ilginç resimler ortaya çıkardı. Şu anda da BİLSEM’de okulun yanı sıra eğitim görüyor. Resim yeteneğinin yanında tenis sporunda lisanslı oyuncu. Piyano çalıyor, öyküler yazıyor” diye konuştu. İSK yöneticilerinin geçen seneki serginin ardından bu yıl için de söz aldıklarını ifade eden Toksöz, torununun bütün yaz çalışarak bu sergiyi açtığını aktararak, “Onun adına çok mutluyum. İleride inşallah Mersin ve Türkiye bir sanatçı kazanacak” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Konak Belediyesi’nin Umurbey Mahallesi’ni sanatın merkezi haline getiren Darağaç Kolektifi’yle ortaklaşa hayata geçirdiği “Darağaç Fermantasyon” Projesi, kamusal ve özel alanlarda farklı yöntemlerle çalışan sanatçıları konuk etmeye başladı. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) yürütücülüğünde, Avrupa Birliği desteğiyle gerçekleştirilen ‘Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı kapsamında gerçekleştirilen projenin ilk sergisi Oksidasyon, 1519 ve 1532 Sokak’ta ziyarete açıldı.
Sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği sergide fermantasyonun çift yönlü doğasına vurgu yapıldı. “Fermantasyon sürecin ilk adımı Oksidasyon” adıyla duyurulan etkinlikte sergilerin yanı sıra canlı performans ve enstalasyonlar da yer aldı. Etkinlik programında ilerleyen günlerde film gösterimi, konser ve söyleşiler de yapılacak.
Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, ‘Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı’ndan hibe alan 10 proje arasında yer alan ‘Darağaç Fermantasyon’ Projesi’nin kente değer kattığını vurguladı. Bir yıl sürecek projenin sanatçıları ve sanatın her boyutuyla yaşatıldığı Umurbey Mahallesi’ni her geçen gün daha yaratıcı ve üretken kıldığını belirten Başkan Mutlu, “Ne şanslıyız ki Konak’ımızda sanatla yoğrulmuş, sanatla yol almış, kolektif üretimi başarmış bir mahallemiz var. Yıllardır çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğimiz Darağaç Kolektifi ile bu yıl, Konak Belediyesi olarak ortak bir proje içinde olmaktan dolayı mutluyuz” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
1800 YILLIK ARA
Tunç Çağı döneminde kurulduğu düşünülen ve Helenistik dönem boyunca en zengin ve en güzel şehirler arasında sayılan, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’ndeki antik kentin en görkemli tarihi çeşmesi Kestros’tan bin 800 yıl sonra yeniden su aktı.
“YENİDEN SUYA KAVUŞTU”
Perge’nin ilk kazı başkanı Prof. Dr. Arif Müfid Mansel döneminden itibaren su akması hedeflenen Kestros Çeşmesi’nde yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Perge Antik Kenti Kazı Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Aytaç Dönmez, şu ifadelere yer verdi:
“Kestros Çeşmesi’nde ilk kez su akıtma denemesini 2022 yılında gerçekleştirmiştik. Acaba su aksa nasıl olacak ve kaçaklar nerelerde gerçekleşiyor bağlamında bir çalışma gerçekleştirdik, bu çalışma sonucunda da yapıda suyun akmasının herhangi bir problem doğurmayacağını ve projenin gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu anladık. 2022 yılından bu döneme kadar çalıştığımız proje, bu sene Kültür ve Turizm Bakanlığımızın da ‘Geleceğe Miras’ projesi destekleriyle hayata geçti. Kestros Çeşmesi, bin 800 yıl sonra yeniden suyuna kavuşmuş oldu.”
“BAŞKA BİR ROMA KENTİNDE ÖRNEĞİYLE HENÜZ KARŞILAŞMADIK”
Perge Antik Kenti’nin eşsiz yapılardan birinin Kestros Çeşmesi olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Aytaç Dönmez, çeşmenin kentteki diğer yapılara göre farklı olduğunu şu sözlerle anlattı:
“Kestros, Perge için en ünik yapılardan biri, antik kentte daha farklı çeşme yapılarının olduğunu biliyoruz ancak bu yapıda karşımıza çıkan en önemli özellik; suyun bir havuza akması ve ardından o havuzla bağlantılı bir kanal boyunca kentin kuzey-güney doğrultu caddelerinin tamamını kat etmesi, hatta yapılan kazı çalışmalar sonucunda kentin dışında da devam ettiğini gördük. Böylesine özel lüks görünümlü, havuz şeklindeki kanalın Roma imparatorluk döneminde başka bir Roma kentinde örneğiyle henüz karşılaşmadık. Bu bağlamda aslında yapı oldukça lüks ve özel bir statüye sahip.”

Kültür SanatAntalyaTurizmKültürSanatÇeşmeRoma
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Xtopia Immersive Journey” programı kapsamında açılan sergi, doğa ve teknoloji arasındaki bağlantıları keşfetmeyi ve izleyicilere yenilikçi deneyimler sunmayı hedefliyor.
Yapay zeka yazılımlarıyla insan ile makine ilişkisini ele alan serginin küratörü ve Xtopia World’ün kurucusu Lalin Akalan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sergide, sanatçının 360 derece mekana entegre olmuş bir görüntüsüyle ziyaretçilere seslendiği bir bölümün yer aldığını söyledi.
Akalan, “Bir sanat eseri içinde zamanda koro performansı var. Koro performansından sonra sanatçının ahtapotlardan esinlendiği ve ahtapotların zekasını yapay zekayla birleştirdiği bir manifestosu var. Bu, doğanın insanlığa bir çağrısı ve insanlığa bir geri dönüş manifestosudur.” dedi.
Sergideki eserlerin birbiriyle bağlantılı olduğuna dikkati çeken Akalan, şunları ifade etti:
“Memo Akten, 20 yıldır yapay zekayla çalıştığı için aslında buradaki eserler de yapay zekanın son 15 senedeki gelişimini kapsıyor. Bir tanesi evrenimizin derin tarihiyle alakalı. Evrenin toz ve gaz bulutu halinden bugüne kadar gelen serüvenini anlatıyor. Hızlı bir şekilde bize kim olduğumuzu hatırlatıyor. Biraz daha meditatif bir eser. Sergiye ayrıca koro, yoga, sesle şifa etkinliği gibi şeyler de eşlik edecek.”
Lalin Akalan, sergide ayrıca hareket, dans ve teknolojiyi birleştiren bir eser olduğunu dile getirerek, “Bir dansçının bir anda balığa, farklı doğa elementlerine dönüştüğü ve aramızda aslında ne kadar bağlı olduğumuzu anlatan, ekoloji odaklı bir deneyim. Deneyimler aslında kendimizle ve kendi insanlığımızla bağ kurmamıza alan açıyor. O yüzden bir tür farkındalık. İzleyicilerin buradan ‘geleceğimizi özenle tasarlayabileceğimiz umuduyla’ ayrılmalarını istiyoruz.” diye konuştu.
Üçlemenin ilki olarak açılan “Dağıtılmış Bilinç” sergisinden sonra “Somutlaştırılmış Simülasyon” ve “Derin Meditasyonlar” sergileri açılacak. Program süresince ayrıca atölyeler, performanslar, söyleşiler yapılacak.
Sergi, 15 Aralık’a kadar ziyaret edilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Emine Erdoğan, ilk olarak Afrika Kültür Evi’ne gelerek, kendisini karşılayan Yönetim Kurulu Başkanı Zeliha Sağlam ve Türkiye’de üniversite öğrenimi gören Afrikalı öğrencilerle sohbet etti.
Daha sonra Senegal Cumhurbaşkanı Fay’ın eşi Marie Khone Fay’ı karşılayan Emine Erdoğan, birlikte kültür evini gezdi.
Lider eşleri, burada sergilenen Senegal ve Afrika’nın diğer ülkelerinden gelen el sanatları ürünlerini inceleyerek, Sağlam’dan Afrika Kültür Evi’nin kuruluşu ve ürünlere ilişkin bilgi aldı.
Fay, Emine Erdoğan’ın himayesinde yayımlanan “Afrika Seyahatlerim”, “Afrika Atasözleri Seçkisi” ve “Afrika Yemek Kültürü” kitaplarını da inceledi.
Lider eşlerine daha sonra Afrikalı müzisyenler tarafından dinleti sunuldu.
Nasrettin Hoca Çocuk Kütüphanesi’nde çocuklarla bir araya geldiler
Emine Erdoğan ve Marie Khone Fay, Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne de ziyaret etti.
Emine Erdoğan ve Fay, Cihannüma Salonu’na geçerek, Senegal kitaplarının yer aldığı bölümü gezdi. Ardından Nasrettin Hoca Çocuk Kütüphanesi’ne ziyaret eden Emine Erdoğan ve Marie Khone Fay, buradaki atölye çalışmalarına katılan çocuklarla sohbet ederek, fotoğraf çektirdi.
Fay’ın Emine Erdoğan’a, Afrika Kültür Evi ve Millet Kütüphanesi’ne dair hayranlığını dile getirdiği öğrenildi.
Emine Erdoğan’dan ziyaretlere ilişkin paylaşım
Emine Erdoğan, ziyaretlere ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.
Senegal Cumhurbaşkanının eşi Fay’ı ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduğunu belirten Emine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Birlikte Afrikalı kadınların el emeği ile hayat bulan ürünleri inceledik. Afrikalı kadınların ustalıkla şekillendirdiği her bir eserin, adil bir pazar anlayışıyla yine Afrikalı kadınlar ve çocuklara umut olması ortak mutluluğumuz. Bu çatı altında bir araya gelen her emek, dayanışmanın ve kardeşliğin güçlü bir ifadesi olarak yarınlara taşınıyor. Bu bakışla Sayın Fay ile bilhassa kültürel ilişkilerimizi geliştirmek adına işbirliği alanlarımızı değerlendirdik. Ülkelerimiz arasındaki dostluğun daimi olmasını temenni ediyorum.”
Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi ziyaretine ilişkin de paylaşım yapan Emine Erdoğan, “Kütüphanemizi ve ortak dünya mirası için muhafaza ettiğimiz eserleri tanıtmaktan mutluluk duydum. Senegal kitaplığında kültürün ve tarihin eşsiz izlerini taşıyan kitapları yakından inceledik. Bu dostane buluşmanın, ülkelerimiz arasındaki gönül köprüsünü güçlendirmesini temenni ediyorum.”ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Halı ve kilim dokumacısı Geyiklioğlu, 50 yıl önce Erzurum’a yaptığı ziyaret sırasında satın aldığı kilimi, 25 yıldır Cumhuriyet bayramlarında Ankaralı sanatseverlerle buluşturuyor.
Yıllara meydan okuyan renkleri ve desenleriyle geleneksel dokuma sanatının güzelliğini yansıtan kilim üzerinde TaksimCumhuriyet Anıtı, Türk bayrakları ve “Yaşasın Cumhuriyet” yazısı bulunuyor.
“Cumhuriyet” adını verdiği kilimi Ankara Samanpazarı’ndaki dükkanında, 25 yıldır her Cumhuriyet Bayramı’nda sergileyen Ahmet Geyiklioğlu, AA muhabirine, Cumhuriyet’in ilk döneminde özel kartpostallar üretildiğini, bunlardan biri olan İstanbul Taksim’deki Cumhuriyet abidesinin kartpostalındaki desenin kilime işlendiğini söyledi.
Geyiklioğlu, “Kilim, 1937 yılında Erzurum bölgesine özgü geleneksel bir el dokuması olan Bardız kilimi tekniğiyle yapılmış bir kilimdir. Bu kilimden Türkiye’de sadece bir adet var o da bende.” diye konuştu.
Geyiklioğlu, kilimi satın almak isteyenlerin taleplerini, “Cumhuriyet’i satmam.” diyerek geri çevirdiğini de aktardı.
Kilim, yarın gün boyunca sanatçının Samanpazarı’ndaki dükkanında sergilenecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tarafların karşılıklı şikayetlerinden vazgeçtikleri gerekçesiyle davanın düşmesine karar verildi
İSTANBUL – Şarkıcı Çağatay Akman’ın, eski sevgilisi Öykü Uslu’nun kapısına dayandığı ve Uslu ile onu uzaklaştırmak isteyen arkadaşını darp ettiği iddiasıyla yargılandığı dava, karara bağlandı. Mahkeme, Akman’ın müşteki sanıklar Öykü Uslu ve Furkan Ayaz’a yönelik ‘tehdit’ suçunu işlediği sabit olmadığı gerekçesiyle beraatına, diğer tüm suçlar yönünden tarafların karşılıklı şikayetlerinden vazgeçtikleri gerekçesiyle de davanın düşmesine hükmetti.
Şarkıcı Çağatay Akman’ın, 23 Temmuz 2021’de eski sevgilisi Öykü Uslu’nun evinin önüne gittiği ve Uslu’nun bu durumu arkadaşı olan Furkan Ayaz’a haber vermesi üzerine uzaklaşmak istemeyerek ikisini de darp ettiği iddiasına ilişkin görülen dava, karara bağlandı. İstanbul 50. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya müşteki sanık Çağatay Akman ve tarafların avukatları hazır bulundu.
Öykü Uslu ve Furkan Ayaz’a yönelik ‘tehdit’ suçundan beraat talebi
Cumhuriyet Savcısı ayrıca, Çağatay Akman’ın Öykü Uslu ve Furkan Ayaz’a yönelik ‘tehdit’ suçunu işlediğine dair kamu davası açılmışsa da, suçun işlendiğine dair yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle beraat kararı verilmesini istedi.
“Karşı taraftan şikayetçi değilim”
Savunma yapan Akman, “Söyleyeceğim bir şey yok, karşı taraftan şikayetçi değilim, beraatımı talep ediyorum” ifadelerini kullandı. Beyanda bulunan müşteki avukatı, müvekkilinin şikayetten vazgeçmesi nedeniyle davada düşme kararı verilmesini talep etti. Savunma yapan sanık avukatı ise, Furkan Ayaz hakkındaki şikayetten vazgeçtiklerini belirterek, Akman hakkında üzerine atılı suçtan düşme ve beraat kararı verilmesini istedi. Karar öncesi son sözü sorulan sanık Akman, “Beraatımı talep ediyorum” diye konuştu.
Beraatına hükmedildi
Alınan savunma ve beyanların ardından kararını açıklayan mahkeme, Çağatay Akman’ın müşteki sanıklar Öykü Uslu ve Furkan Ayaz’a yönelik ‘tehdit’ suçunu işlediği sabit olmadığı gerekçesiyle beraatına, diğer tüm suçlar yönünden tarafların karşılıklı şikayetlerinden vazgeçtikleri gerekçesiyle de davanın düşmesine hükmetti.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, müşteki şüpheli Çağatay Akman’ın, Öykü ve Furkan’a yönelik ikişer defa ‘basit yaralama’ suçundan 8 aydan 2 yıla, ‘tehdit’ suçundan 1 yıldan 4 yıla ve ‘hakaret’ suçundan 7 aydan 4 yıl 8 aya olmak üzere toplamda 2 yıl 3 aydan 10 yıl 8 aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
İddianamede ayrıca, müşteki şüpheliler Öykü Uslu ile Furkan Ayaz’ın ise ayrı ayrı ‘basit yaralama’ suçundan 4 aydan 1 yıla, ‘hakaret’ suçundan ise 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları talep edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yavuz Bingöl ve Nilşah Ağaoğlu, ilçeye bağlı Küçükköy Mahallesi Sarımsaklı Plajı’ndaki bir otelde düzenlenen törenle evlendi.
Sahilde gerçekleştirilen sade nikah töreninde çiftçin nikah şahitleri arasında Oktay Kaynarca ve Elif Buse Doğan yer aldı.
Törende, Yavuz Bingöl’ün babası Hüseyin Bingöl, oğluna babasının İstiklal Madalyası’nı taktı. Yavuz Bingöl’ün bu sürpriz karşısında duygulandığı görüldü.
Tören sonrası gazetecilere açıklamada bulunan Yavuz Bingöl, “Bizim aslında bugün en mutlu günümüz ama biliyorsunuz birkaç gün evvel TUSAŞ’ta o lanet saldırı oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. O yüzden düğünümüzü biraz buruk bir şekilde gerçekleştirdik. Dostlar arasında sakin, sade bir organizasyon yaptık.” dedi.
Nikah törenine, iş ve sanat dünyasından çok sayıda davetli katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Balıkesir’in Ayvalık ilçesi Küçükköy Mahallesi Sarımsaklı plajında bir turistik otelde sanatçı Yavuz Bingöl, Nilşah Ağaoğlu ile dünyaevine girdi. Sahilde sade bir nikah töreni gerçekleştirilirken çiftin nikah şahitlikleri arasında Oktay Kaynarca ve Elif Buse Doğan bulundu.
Yavuz Bingöl’ü Dedesi Çolak Hüseyin’e ait İstiklal Madalyası nikah töreninde babası Yılmaz Bingöl tarafından sanatçıya takıldı.
İhlas Haber Ajansı’nın sorularını yanıtlayan Yavuz Bingöl, “Çok sağ olun. Bizim aslında bugün en mutlu günümüz ama biliyorsunuz birkaç gün evvel TUSAŞ’ta o lanet saldırı oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. O yüzden biraz buruk girdik. Dostlar arasında sakin, sade bir organizasyon yaptık” dedi.
Düzenlenen nikah törenine iş ve sanat dünyasında çok sayıda davetli katıldı. – BALIKESİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YAYIMLANMIŞ en çok tercüme edilen çocuk kitaplarından biri olan Küçük Prens’in daktilo ile yazılmış bir kopyası 1,25 milyon dolara satışa çıkarılacak.
Küçük Prens kitabının yazarı Antoine de Saint- Exupery tarafından 1940’larda saklanan üç metinden biri olduğu ifade edilen kopya, Kasım ayında Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Abu Dabi Sanat Festivali’nde satışa sunulacak. Saint-Exupery, İkinci Dünya Savaşı sırasında New York’ta sürgünde yaşarken çocuklar için orijinal Fransızca Küçük Prens’i yazdı. Kitap 1943’te yayımlandı. Küçük Prens yayımlandığı günden bu yana dünya çapında milyonlarca kopya sattı. Küçük Prens’in dünyada en çok tercüme edilen kitaplardan biri olarak ‘küresel edebi mirasın’ bir parçası olduğunu söyleyen uzmanlar, “Kasım ayında Avrupa dışındaki bir müze veya kütüphanenin daktilo metnini satın alma olasılığının kitabın küresel statüsünün tanınması anlamına gelebileceğini” ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İnsanın, kendisinden başkasını anlatmadığını belirten Kesal, kendi hikayesini fark edemeyen birisinin, başka bir hikayenin parçası olamayacağını söyledi.
Kesal, bir oyuncu olarak ancak kendisi olduğunda başkasının hikayesine dahil olabildiğini işaret ederek, “Karşımızda sarsılmaz olarak duran iki unsur var, siz ve dünyayla kurduğunuz bağı anlatan hikayeniz. Dünyanın gerçek anlamda bir parçası olmak, kendinize ait olan hikayeye sahip çıkmakla mümkündür. Ben, bir oyuncu olarak, Ercan Kesal’dan başkası olamıyorum. Oynayacağım karakteri içime alıyorum ve onu kaybediyorum. Kendimi iptal ederek gerçek bir oyuncu olamam. Oynadığım bütün roller, orada hep duran, Ercan Kesal’dan başkası değil.” dedi.
“Annem, gerçekliğe ulaşmamı sağlayan ilk insandır”
“Hikaye” kavramıyla ilk temasının, annesinin aracılığıyla olduğunu vurgulayan usta oyuncu, şunları kaydetti:
“Ne zaman anneme bir şey sorsam, o, ‘Gel, otur hele şuraya.’ diyerek bana bir hikaye anlatırdı. O, hikayesini anlattığında, ben de soruma bir cevap bulmuş olurdum. Annem, gerçekliğe ulaşmamı sağlayan ilk insandır. Onun anlattıklarından öğrendiğim ise şuydu, hikaye anlatmak, gerçekliği bozup, yeniden kurmakmış. Bir çocuğun, elindeki aleti bozup yapması gibi, hikaye anlatmak da bozarak anlatma sanatıymış.”
Zor bir çocukluk geçirdiğini ve bu zaman diliminin, “adam yerine konulmaya çalışmakla” uğraştığını dile getiren Kesal, bu zor şartlardan çıkmanın ancak bir hikaye anlatarak mümkün olabildiğini söyledi.
Kesal, yaşadığının, bir hikaye anlatarak hissettiğinin altını çizerek, “Bu tuhaf zamanlarda, bozkırın ortasında, hikayelerin peşine düştüm. Hikaye anlatarak var oldum. Kendime yeni hikayeler bulmaktan da hiç çekinmedim. Edebiyat ve sinema, bu süreçteki en büyük yardımcım oldu. Böylece, içinde yaşadığınız gerçekliğin dışında kurmaca, insana daha iyi gelen ve dünyayla kurduğu ilişkiyi daha güzelleştiren bir gerçekliğin olduğunu fark ettim. Sinema ve edebiyat, sizi içinde bulunduğunuz gerçeklikten alır, sizi iyi yapar ve geri gönderir. Siz de artık bu dünyanın gerçekliğini yutmaz ve kendi gerçekliğinizin bir parçası olursunuz.” diye konuştu.
“Mimar Sinan, Dostoyevski, Kemal Tahir’in mirasçıyım”
İnsanın ölümlü olduğunu bilen tek canlı olduğunu ve bu bilginin varoluşsal bir sıkıntıyı da beraberinde getirdiğini sözlerine ekleyen usta yazar, sözlerine şöyle devam etti:
“Öleceğimizi bildiğiniz halde, dünyayla kopmaz bir bağ kurarız. Bunun farkında olmak ise bir gerilim yaratır. Hikaye anlatmak, varoluşsal sıkıntı ile baş etmenin bir yoludur. Kendi hikayenizi kurmak ve anlatmak, sizden sonrakiler için büyük bir şanstır. Onlar, bu konforun içinde yaşayacaklar. Hayatımda, daha öncekilerin anlattıkları hikayelerin rahatlığını yaşadım. Mimar Sinan’ın, Dostoyevski’nin ya da Kemal Tahir’in anlattığı hikayelerinin mirasçıyım. Onlar dünyayla kurduğum ilişkide beni sakinleştirdiler ve beni bir hafızanın parçası yaptılar.”
Yoğun bir katılımın olduğu gözlenen söyleşi, soru ve cevaplarla sona erdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Uzungöl‘de 1974’ten bu yana otel ve restoran işleten Dursun Ali İnan‘ın, bölgede topladığı ağaç köklerinden yaptığı hayvan figürleri, sandalye, masa, avize ve çeşitli dekoratif eşyaların yer aldığı Uzungöl Dursun Ali İnan Müzesi’nde oluşturulan yaban hayatı bölümü ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.
Araç çarpması ve çeşitli nedenlerle ölen yaban hayvanları, çeşitli kimyasal işlemlerle içlerinin doldurulmasının ardından müzede sergileniyor.
Kurt, geyik, ayı, vaşak, dağ keçisi, tilki, atmaca ve su samuru gibi yörede yaşayan hayvanların yer aldığı bölüm müzenin en çok ilgi gören alanlarının başında geliyor.
Müze aynı zamanda göçler, işgaller, düğünler, sivil ve dini mimari, tarım ve hayvancılık ürünleri gibi çok sayıda tarihi eşyaya da ev sahipliği yapıyor.
Uzungöl Dursun Ali İnan Müzesi yöneticisi Mehmet İnan, AA muhabirine, toplanan çok sayıda eserin daha doğru bir yerde sergilenmesi amacıyla açılan müzeye ilginin her geçen yıl arttığını söyledi.
Müzenin kuruluş aşamasında Karadeniz Teknik Üniversitesinden jeoloji, arkeoloji, yaban hayatı ve tarih bölümlerinden ciddi destekler aldıklarını vurgulayan İnan, “Küratörlerle sanat yönetmenleriyle grafik tasarımcılarla iç mimarlarla beraber bir komisyon oluşturduk. Ondan sonra onlarla beraber yaklaşık bir yıllık çalışmanın sonucunda dizaynını, toparlanmasını ve sergilenmesini yaptık.” dedi.
“Kültür ihracatı yaptığımızı düşünüyoruz”
Müze açıldığından bu yana her yıl ziyaretçi sayısının arttığını aktaran İnan, şöyle devam etti:
“Bu yıl son rakamlarımız henüz çıkmamasına rağmen 20 bini aştığını düşünüyoruz ziyaretçi sayısının. Tabii yabancı misafirler, özellikle yurt dışından gelen misafirler bizim için daha önemli. Ne anlamda daha önemli? Kültürümüzü yurt dışına tanımaktan bir onur duyuyoruz. Biz bugün aynı zamanda bunu bir memleket meselesi olarak görüyoruz. Yoksa bizim insanımız elbette daha kıymetli fakat biz bir kültür ihracatı yaptığımızı düşünüyoruz bu şekilde. Gelen misafirlerimize tarihimizi, yaşantımızı anlattığımızda ve bunu doğayla bütünleştirdikleri zaman daha kalıcı olduğunu düşünüyoruz. Bundan dolayı da gurur duyuyoruz.”
İnan, ziyaretçilerin müzeyi gezdikten sonra verdikleri olumlu tepkiden büyük mutluluk duyduklarına işaret ederek, kültüre ve tarihe merakı olanların müzeyi gezerken duygulu anlar da yaşadıklarını sözlerine ekledi.
Bölgede yaşayan çocukların müzeyi ücretsiz gezebildiklerine değinen İnan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kültürümüzü bu çocuklarımız taşıyacak. Çünkü biz burada savaşları da anlatıyoruz. Çekilen sıkıntıları da her şeyi anlattığımızdan dolayı bu vatanın kolay kazanılmadığını, bu müzede çocuklar görecek çünkü kılıçları görecekler.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANATÇI Bülent Ersoy, son dönem sanatçılar arasında yaşanan kayıplar ve vefa gösterilmemesiyle ilgili soruya, “Vallahi ben hiç umursamıyorum, cenazeme kimsenin de gelmesini istemiyorum. Ben de kendi başıma giderim” dedi.
Bülent Ersoy, ağız ve diş bakımı için Antalya’ya geldi. Bir dizi işlem gerçekleştirecek olan Ersoy, dişlerine pırlanta taktıracak. İşlemler öncesi klinik sahipleriyle akşam yemeğine giden Bülent Ersoy, mekana girişte restorandakiler tarafından alkışlandı. Restoranda hayranları sanatçı ile fotoğraf çektirme yarışına girdi.
Gecede gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bülent Ersoy, son dönem sanatçılar arasında yaşanan kayıplar ve vefa gösterilmemesiyle ilgili soruya, “Vefasızlık sadece cenazelerde değil ki, bu hayatta nefes aldığımız sürece bu vefasızlıklar devam edecek. Vallahi ben hiç umursamıyorum ve cenazeme kimsenin de gelmesini istemiyorum. Ben de kendi başıma giderim” diye konuştu.
‘SEZEN’İN İLK KONSERİNDE BEN EN ÖNDEYİM’
Sezen Aksu‘nun ‘Kendimi iyi hissedersem tekrar sahnelere dönebilirim’ sözleri hatırlatılan Ersoy, “Vallahi çok sevindim. Çünkü onun yokluğu büyük eksiklik. Türkiye’nin en iyi seslerinden biridir. Öyle güzel alaturka okur ki anlatamam. Çok değerli bir sanatçı olduğu kadar, çok iyi bir arkadaştır, çok iyi bir dosttur ve çok iyi bir insandır. Sanatı adına insanların onu öyle canlı canlı, hissederek dinlemesi lazım. Güzel bir karar almış. İlk konserinde ben en öndeyim. Zangoç gibi” dedi.
Ersoy, ‘Siz sahnelere ara vermeyi hiç düşündünüz mü’ sorusuna ise “Asla, hiç öyle bir şey düşünmedim. Ben biraz yüzsüzüm. Son anıma kadar sahnede olacağım” cevabını verdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünya Kitle İletişim Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen 35. Ankara Film Festivali‘nin Onur Ödüllerinin bu yıl Müjdat Gezen, Şefika Kutluer ve Kurtuluş Özyağcı’ya verileceği açıklanırken; bu yıl üçüncü kez verilecek olan “Vakıf Özel Ödülü”nün ise reklam, film ve animasyon projelerinde yönetmen, yapımcı ve kurgucu olarak yer alan Selda Taşkın ile çeşitli tiyatro oyunları ve sinema filmlerinde yer alan başarılı oyuncu Berkay Ateş’in olacak.
Aziz Nesin Emek Ödülü’nün sahibi Müjdat Gezen
Film Festivali‘ni düzenleyen Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu, Aziz Nesin Emek Ödülü’nün sanatçı Müjdat Gezen’e verilmesinin kararlaştırıldığını açıkladı.
“Uzun yıllar boyunca izleyicinin beğenisini kazanan şahane bir oyuncu”
Vakıf’tan yapılan açıklamada, “Mizahın, dramın ve toplumsal eleştirinin ustaca harmanlandığı karakterleriyle uzun yıllar boyunca izleyicinin beğenisini kazanan şahane bir oyuncu olmasının yanı sıra sanatı yaşam tarzı haline getirmesi, sahneye ve ekrana adanmış bir ömürle Türkiye’nin kültürel hafızasında derin izler bırakması” nedeniyle Gezen’in bu ödüle layık bulunduğu belirtildi.
Sanat Çınarı Ödülü’nün sahibi Şefika Kutluer
Sanat Çınarı Ödülü’nü, müzik evreninde “Sihirli Flüt” olarak tanınan “Devlet Flüt Solisti” Şefika Kutluer’e verilmesinin gerekçesini Vakıf, “Flüt ile çok yönlü bir anlatım dili geliştirmesi, sadece müzikle sınırlı kalmayıp, sanata yönelik bakış açısıyla da bir ilham kaynağı haline gelmesi, kendi adına düzenlediği müzik festivalini uluslararası bir sanat etkinliği haline getirmesi ve müziğiyle dünya çapında büyük bir hayran kitlesi edinmesi” şeklinde açıkladı.
Kitle İletişim Ödülü Kurtuluş Özyazıcı’ya verilecek
Vakıf, Kitle İletişim Ödülü’nün “deneyimlerini yapımcı olarak Ankara Radyosu’nda hazırladığı belgesel, eğitim-kültür, müzik programlarına yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda eğitimler verdiği radyo yayıncılarına aktarması, editörlük ve program seçiciliği yaparak Ankara Film Festivali‘ne katkılarda bulunması, sinema yazılarıyla sinema sanatına kalıcı bilgiler üretmesi” nedeniyle prodüktör Kurtuluş Özyazıcı’ya verileceğini bildirdi.
Vakıf Özel Ödülü: Selda Taşkın ve Berkay Ateş
Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı’nın iki yıl önce başlattığı, “alanındaki çalışmaları ile farklılık yaratan, kendi inandığı yolda ilerleyen ve üreten isimlere Vakıf Özel Ödülü verilmesi” uygulaması bu yıl üçüncü ödüllerini veriyor.
Bu sene Vakıf Özel Ödüllerinden ilki, üniversite eğitimi boyunca Nisi Masa (Avrupa Genç Sinemacılar Ağı) gibi kültür sanat kurumlarında görsel üretim ve organizasyon işlerinde çalışan, 2009’da Punctum Creative Productions şirketini kurarak; reklam, film ve animasyon projelerinde yönetmen, yapımcı ve kurgucu olarak çalışmaya başlayan, 70.? ?Berlin Film Festivali kapsamında Berlinale Talents’e seçilen ve birçok ödüle layık görülen Selda Taşkın’a verilecek.
Bu sene Vakıf Özel Ödüllerinden ikincisi ise, Abluka filminde Ahmet karakteriyle 22. Altın Koza Film Festivali’nde Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanan, Görülmüştür filminde Zakir karakteriyle 30. Ankara Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne layık görülen, çeşitli tiyatro oyunlarında boy gösterdikten sonra sinemaya yönelen, Yarım Kalan Mucize filminde İsyancı, Karanlık Gece filminde İshak karakterine can veren oyuncu Berkay Ateş’e verilecek.
35. Ankara Film Festivali’nin, farklı alanlarda verilecek Onur Ödülleri, 7 Kasım’da düzenlenecek açılış töreniyle sahiplerini bulacak.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kültür ve Turizm BakanıMehmet Nuri Ersoy:
“35-40 yıl sonra bu tarihi eserin peşine düşerek ülkemize iade edilmesini sağladık”
“Bu iade ile birlikte 2024 yılında Türkiye’ye getirilen eser sayısı 36 oldu”
“Türk milleti aradan kaç yıl geçerse geçsin, Anadolu coğrafyasından kaçırılan eserin peşine düşer, o eseri bulur ve iadesini gerçekleştirir”
ÇANKIRI – Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 1980’li yıllardan yurtdışına kaçırılan 2 bin 500 yıllık eserin Türkiye’ye iade edilmesini sağladıklarını açıklayarak, “Türünün nadide örneklerinden birisi. 1980’li yılların başında Manisa bölgesindeki bir mezardan kaçak kazı ile kaçırıldığı ortaya çıkartılan bir eser. Ama ne yaptık, 35-40 yıl sonra bu tarihi eserin peşine düşerek ülkemize iade edilmesini sağladık” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bir dizi programa katılmak üzere Çankırı’yı ziyaret etti. Bakan Ersoy’un Çankırı’daki ilk durağı Çankırı Valiliği oldu. Çankırı Valisi Mustafa Fırat Taşolar’ı ziyaret eden Bakan Ersoy, daha sonra AK Parti tarafından düzenlenen Türkiye Buluşmaları programına katıldı. Programda konuşan Bakan Ersoy, 1980’li yıllarda Türkiye’den kaçırılan 2 bin 500 yıllık bronz sedirin iadesinin sağlandığını açıkladı. Bakan Ersoy iadesi sağlanan eser ile birlikte 2024 yılında Türkiye’ye getirilen eser sayısının 36 olduğunu belirtti.
“20 yılda ülkemize gelen turist sayısı 12 milyondan 60 milyona ulaşmış durumda”
Turizm alanında yapılan çalışmalarla ilgili de açıklamalarda bulunan Ersoy, “Türkiye’de turist sayısının geliştirilmesi için yapılan çalışmalarla ilgili de bilgi veren Bakan Ersoy, Bakın, 2002 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı 12 milyondu. Bugün, 2024 yılı itibariyle bizim ülkemize beklediğimiz turist sayısı 60 milyon. AK Parti iktidarımızla geçen 20 yılda ülkemize gelen turist sayısı 12 milyondan 60 milyona ulaşmış durumda. 2002’de turizmden gelirimiz ne kadardı; 13 milyar dolar. Bugünkü hedefimiz ise 60 milyar dolar. Bu rekorları kırmamız elbette tesadüfle açıklanamaz. Bu başarıları elde etmek için gece gündüz demeden çalıştık, doğru politikalar geliştirdik ve bu politikaları etkin bir şekilde uyguladık. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’de turizm alanında büyük dönüşümler gerçekleştirdik. Turizmin niteliğini arttırmaya dönük projeleri hayata geçirdik. Ülkemizin, şehirlerimizin tanıtımına ayrı bir önem verdik. 200’den fazla ülkede, dünyanın en çok takip edilen medya kanallarında ülkemizi ve turizm bölgelerimizi tanıttık. En önemlisi Türkiye’de turizmi 12 aya yayma hedefiyle çalışmalar gerçekleştirdik. Bu çerçevede sadece sahil turizmini değil bunun yanında tarih, inanç, kültür, doğa, sağlık, gastronomi gibi alanlarda da önemli çalışmaları hayata geçirdik. Biliyoruz ki turizmin 12 aya yayılmasının kültür turizmiyle doğrudan bir ilişkisi söz konusu. Bu çerçevede uzun yıllar ihmal edilen kültürel mirası ayağa kaldıracak çalışmaları hayata geçirdik. Birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu topraklarının dört bir yanında saklı olan, fakat geçmiş dönemlerde ihmal edilen kültürel mirası gün yüzüne çıkardık. Ülkemizin dört bir yanında kazı çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Kazı alanında şu anda dünyada bir numarayız” dedi.
“Bu iade ile birlikte 2024 yılında Türkiye’ye getirilen eser sayısı 36 oldu”
Türkiye’ye iadesi sağlanan eslerle ilgili de detaylara yer veren Bakan Ersoy, “Kültürel mirasa sahip çıkma konusu sadece kazı çalışmalarımızla da sınır değil. Kültürümüze, tarihimize ait tüm eserlerin izini sürerek, o eserleri bulup ülkemize getiriyoruz. Bununla ilgili olarak bakanlık bünyesinde bir başkanlık kurduk. Bu çerçevede bize ait olan, ama bir şekilde yurt dışına kaçırılan tüm eserleri tespit ediyoruz, o eserin peşine düşerek, alıp ülkemizin kültürel mirasına geri kazandırıyoruz. Bunun son örneğini bugün Çankırı’da açıklamaktan büyük mutluluk duyuyorum. Yaklaşık 2 bin 500 yıllık bronz bir sedir, Paul Getty müzesinden iade alındı. Türünün nadide örneklerinden birisi. 1980’li yılların başında Manisa bölgesindeki bir mezardan kaçak kazı ile kaçırıldığı ortaya çıkartılan bir eser. Ama ne yaptık, 35-40 yıl sonra bu tarihi eserin peşine düşerek ülkemize iade edilmesini sağladık. Elbette bu iade operasyonunda bizlerle ortak çalışma yürüten Getty Müzesi’ne de teşekkür ediyorum. Bu iade ile birlikte 2024 yılında Türkiye’ye getirilen eser sayısı 36 oldu. Değerli arkadaşlar 2018 yılından bu yana, yani sadece son 6 yılda bu şekilde 7 bin 840 eserin ülkemize iadesini sağlamış durumdayız. 2002 yılından bu yana getirilen eser sayısı ise 12 bin 155. Bugün artık dünyada herkes şunu biliyor, Türk milleti aradan kaç yıl geçerse geçsin, Anadolu coğrafyasından kaçırılan eserin peşine düşer, o eseri bulur ve iadesini gerçekleştirir” diye konuştu.
“Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin yıldızını parlatmaya devam edeceğiz”
Son olarak partililere seslenen Bakan Ersoy, ” Türkiye Yüzyılı’nda önümüze çıkan engelleri bir bir aşarak, inşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin yıldızını parlatmaya devam edeceğiz. Bu konuda sizlerin desteğine, gayretine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Sizlerin desteğini aldıktan sonra, konuşmamı başında da söylediğim bir cümlenin altını çok kalın şekilde çizmek istiyorum. Yaparsa Ak Parti yapar, yaparsa Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yapar” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>LİMAK Vakfı tarafından kurulan ve bu yıl 7’nci yaşını kutlayan Limak Filarmoni Orkestrası, Anadolu’nun türkülerini, ‘Murat Karahan ile Anadolu’nun Eşsiz Hazineleri’ konseriyle 4 Ekim’de Ankara izleyicisiyle buluşturuyor. Anadolu’nun kültürel derinliğini yansıtan ve halk müziğinin örneklerinin yer aldığı konser, Congresium Ankara Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşecek.
Limak Filarmoni Orkestrası ve Tenor Murat Karahan, Anadolu’nun türkülerini senfonik yorumla başkent izleyicisi için sahneye taşıyacak. Orkestranın sanat yönetmeni Murat Karahan’ın solist olarak sahne alacağı konserde, halk müziği eserleri modern orkestrasyon eşliğinde senfonik bir tarzda yorumlanacak. Konserde Karahan’a ve 70 enstrümandan oluşan Limak Filarmoni Orkestrası’na, Orkestra Şefi İbrahim Yazıcı eşlik edecek. Konser, 4 Ekim’de Congresium Ankara Kongre ve Sergi Merkezi’nde saat 20.30’da gerçekleşecek.
Konserde, farklı yörelerden seçilmiş türkülerin seslendirilmesi ve Anadolu’nun zengin kültürel mirasının filarmonik dokunuşla daha geniş kitlelere ulaştırılması amaçlıyor. Konserin tüm geliri, Türkiye’nin Mühendis Kızları Programı’na aktarılacak. Biletler, online olarak satışa sunuldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Doha’da binlerce yerli ve yabancıya ulaşan Doha Yunus Emre Enstitüsü Türk Kültür Merkezi tarafından Türkiye’nin kültürel değerlerinin geniş kitlelere tanıtıldığı çok sayıda etkinlik düzenleniyor.
Bu kapsamda yeni döneme başlayan Doha Yunus Emre Enstitüsünde 8 farklı kurs ve 14 farklı atölyenin yanı sıra düzenlenecek seminerlerle birlikte 1000’e yakın katılımcı bekleniyor.
Temsilcilikte, her yıl olduğu gibi bu yıl da yetişkinlere ve çocuklara yönelik Türkçe kurslarının yanı sıra Türkçe hikaye okuma ve turizm Türkçesi kurslarından, geleneksel Türk okçuluğu ve ebru, tezhip, minyatür gibi Türk el sanatlarının tanıtıldığı atölyelere kadar her alanda etkinlikler düzenlenecek.
Doha’daki yeni binasında faaliyetlerini sürdürecek temsilcilikte ayrıca Türk kültürünün önemli lezzetlerinden Türk kahvesi günleri de gerçekleştirilecek.
Ayrıca, kursiyerler enstitünün zengin içeriğe sahip kütüphanesinde kitap okuyarak Türkçeyi geliştirme imkanı da bulacak.
Farklı yaş ve meslek gruplarından çok sayıda yabancının ilgi gösterdiği Türkçe kursları, 2016 yılından beri aktif olarak devam ediyor.
Enstitü, ayrıca Türkçe kurs taleplerine istinaden Katar Savunma Bakanlığı personeline yönelik Türkçe kursları da düzenliyor.
Türk kültürünün tanıtılmasına yardımcı oluyor
YEE Doha Koordinatörü Prof. Dr. Ahmet Uysal, AA muhabirine yaptığı açıklamada enstitünün, iki ülke arasındaki ilişkilerin ilerlemesine katkıda bulunacağını ve medeniyet, sanat ve kültür alışverişini sağlayacağını ifade etti.
Uysal, söz konusu etkinliklerle hem Türk kültürünün tanıtıldığını hem kültürler arasındaki ortak değerlerin ortaya çıktığını dile getirdi.
Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım” dizesinin, çalışmalarda kendilerinin ilham kaynağı olduğuna işaret eden Uysal, şunları kaydetti:
“Türk vatandaşlarımız kadar Doha’da yaşayan herkes, ‘Gelin tanış olalım’ çağrımızın muhatabı. Bulunduğumuz her yerde, herkese Türk kültürünün güzelliklerini anlatmak ve tanıtmak için çalışıyoruz. Katar’da Türkiye’ye yoğun bir ilgi var. Bu durumun da kurslarımıza yansıması bizi mutlu ediyor.
Katılımcılar kurs boyunca sadece Türkçe öğrenmiyor bunun yanı sıra kültürümüze ait en önemli değerleri görme şansına da sahip oluyor. Ayrıca bu yıl ilk kez açtığımız “Türkiye’de Kültür, Toplum ve Siyaset” seminerlerine de yoğun katılım bekliyoruz.”
“YEE’nin Türkçe müfredatı çok başarılı”
YEE’nin Türkçe müfredatını çok başarılı bulduğunu kaydeden Türkçe kursiyerlerden Katar Üniversitesi Ekonomi ve İslami Finans Profesörü Beşir Lütfi, “KursU başarıyla tamamladım ve artık daha iyi konuşabiliyorum. Türkçe çok güzel ve kolay bir dil.” dedi.
Türkçe iletişim kurmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Lütfi, şöyle devam etti:
“Türkçe hikaye kitapları okumayı seviyorum. Türk kültürünü ve fikir hayatını takip ediyorum. Burada hocalarımızla ve arkadaşlarımız ile Türkçe pratik yapıyorum. Türkiye’ye gitmeyi, Türk yemeklerini yemeyi ve insanlarla Türkçe konuşmayı istiyorum.”
“Yunus Emre Enstitümüz Katar’da Türkiye’nin gülümseyen yüzü”
Türkiye’nin Doha Büyükelçisi Dr. Mustafa Göksu da YEE sayesinde Katar’da çok sayıda kişinin Türk dili ve Türk kültürünü tanıdığını belirtti.
Göksu, “Yunus Emre Enstitümüz Katar’da Türkiye’nin gülümseyen yüzü, şefkatli eli ve Türk kültür ve medeniyetinin dünyaya açılan kapısı olmaya devam ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Yunus Emre Enstitüsü
Türkiye’nin uluslararası alanda tanınırlığını artırmak ve dünya üzerinde kültürel etkileşime katkıda bulunmak amacıyla 2009 yılında kurulan Yunus Emre Enstitüsü, kültürel diplomasi, bilim diplomasisi ve Türkçe öğretimi gibi ana konularda dünya genelinde 150’den fazla irtibat noktasıyla çalışmalarını sürdürüyor.
Türk kültürünün dünya çapında ilgi odağı olması ve dünya genelinde Türkçenin yaygınlaştırılmasına yönelik yüzlerce faaliyeti hayata geçiren Yunus Emre Enstitüsü, Türkçenin dünya dili olmasına yönelik çalışmalarına da devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>4 ülkeden, 4 eğitmen ile 12 hafta boyunca gerçekleştirilecek olan eğitime katılan bireyler Karakter Tasarımı, Animasyonda Arka Plan, Animasyonun 12 Prensibi, Çizgi Film Tarihi eğitimleri alacak.
Eğitime Aksaray, Kırıkkale, Kırşehir, Nevşehir ve Niğde İllerinde ikamet eden kişilerin katılabilecek. Programın temel amacı, çizgi film sanatını meslek edinmek isteyen katılımcılara gerekli bilgi ve becerileri kazandırmak. Bu sanatı meslek edinmeleri için rehberlik etmek ve onları yönlendirmek. Katılımcılar, animasyonun farklı yönlerini keşfedecek ve bu alanda profesyonel gelişim fırsatı bulacaklar.
Hamed Akrami, Fen Tsai, Isobel Stenhouse ve Fatih Küçük tarafından verilecek eğitimlerde farklı karakterlerin oluşum süreçleri ve teknikleri sahne arka planlarının çizimi ve kompozisyonu, animasyonun temel prensipleri ve uygulamaları gibi konular işlenecek.
Çizgi Film Tarihi ve Animasyon Endüstrisi: Çizgi filmin tarihi gelişimi ve endüstriyel perspektifler yer alacak.
Eğitim 2 hafta boyunca toplam 48 saa sürecektir. Dersler: Cumartesi 15: 30-18: 00 arasında, Pazar 16: 30-19: 00 arasında Zoom üzerinden gerçekleştirilecektir.
Etkili bir eğitim ve iletişim için eğitim sırasında kamera ve mikrofon kullanımı zorunlu olacak. Programı başarıyla tamamlayan ve çalışmalarında öne çıkan 3 katılımcı, 2025 yılında düzenlenecek olan Uluslararası The Cartoon Mill Çizgi Film Festivali’ne ücretsiz katılım hakkı kazanacak. Ön başvurular sonrası 29 Eylül 18: 00’da zoom üzerinden mülakat gerçekleştirilecek. Eğitim sonunda, katılımcılara Katılım Sertifikası da verilecek. – NEVŞEHİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Serginin açıldığı MAJİ Art Galery’den yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Erbil, sanatın Türkiye’nin dört bir yanına yayılmasını, gençlerin daha duyarlı ve zarif olmasını hayal ettiğini belirterek, “Sanatın, ülkemizde kötü olayları önleyebilecek en önemli güç olduğuna inanıyorum. Ülkeler arası ilişkilerde ve insanlığa düşmanlıkta, sanatın zarafeti ve duyarlılığı ön planda tutarak bu olumsuzlukların üstesinden gelebileceğini düşünüyorum. Sanatın geçmişten günümüze kadar duyguları ve sevgiyi ifade ettiğini vurguladım. Bu yüzden sanatın yaygınlaştırılması gerektiğini belirttim. Öğrencilerime bu değerleri anlattım ve onlar da beni yanıltmadı. Bu misyonumu sadece kendim için değil, halk ve toplum için gerçekleştirdim. Sanatla daha anlamlı bir dünya kurmayı amaçladım.” ifadelerini kullandı.
“Erbil, evrensel bir sanatçı olarak öne çıkıyor”
Prof. Dr. Uğur Batı da kitabın hazırlık sürecindeki titiz bir çalışma yaptıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“Türkiye’de derin bir ressamın varlığına şükretmeliyiz. Türkiye, Devrim Erbil’i desteklediği için şanslı. ‘Yatay Derinlik’ ifadesiyle tanımladığımız çeşitli üsluplarda eserleri bulunan Erbil, evrensel bir sanatçı olarak öne çıkıyor. Marküteri, batik, vitray, halı ve kilim gibi tekniklerle, yatay genişliği bu denli kapsamlı olan başka bir ressam Türkiye’de bulunmuyor. Kitabı da bu kavram etrafında oluşturduk. Göstergebilim, retorik, edebiyat ve felsefe gibi formların ortaklığında, Devrim Erbil’in özünü ve sözünü irdelediğimiz bir çalışma kaleme aldık. Güzel bir okuma deneyimi sunmasını umuyoruz.”
MAJİ Art Gallery sahibi Gaye Donay ise Erbil’in sanat dünyasında derin izler bıraktığına işaret ederek, “Devlet sanatçımız Devrim Erbil’in, Prof. Dr. Uğur Batı’nın kalemiyle hayat bulan ‘Yatay Derinlik’ kitabı, Erbil’in eserlerinin ötesinde, onun içsel dünyasına dair derin bir yolculuk sunuyor. Kitap, sadece Erbil’in sanata bakış açısını ve dönüm noktalarını değil, aynı zamanda onu insan olarak daha yakından tanımamıza da olanak tanıyor.” ifadelerine yer verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Altın Koza Yönetim Kurulu Başkan Vekili İsmail Timuçin, Altın Koza Genel Müdürü Hüseyin Orhan ve Adana Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Mahmut Göğebakan, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlenen toplantıda gazetecilerle buluştu.
Timuçin, 23-29 Eylül’de yapılacak festivalin tüm etkinliklerine katılımın yüksek olduğunu söyledi.
Festival kapsamında Basın Özendirme Yarışması’nın yapılacağını belirten Timuçin, “Bu yarışmayı uzun yıllar yaptık. Geçen yıl biraz geç organize olduk ama bu yıl daha organize bilgi beslemesiyle Adana’mızın güzel festivalini, Türkiye kamuoyuna, sinema entelektüellerine, kültür sanatla ilgili insanlara ve kıymetli Adana halkına, Türk halkına anlatacağız.” dedi.
Timuçin festivalin geniş alanlara ulaşmasında gazetecilerin önemli rolü olduğunu vurguladı.
“Altın Koza Hatay’da, Adıyaman’da, Malatya’da”
Altın Koza Genel Müdürü Hüseyin Orhan, Adana’da kent kimliğinin en belirleyici unsurunun kültür sanat hayatı olduğunu söyledi.
Altın Koza Film Festivali’nin şu an Türkiye’de yapılan film festivalleri arasında en fazla seyirciye ulaşan etkinlik olduğunu belirten Orhan, şunları anlattı:
“Artık salonlara sığmaz hale geldik. Eylül itibarıyla yazlık sinema gösterimlerine başladık. Altın Koza sadece Adana’da bir sinema salonunda değil, Kozan’da, Aladağ’da, Ceyhan’da, 6 Şubat depreminden ağır şekilde etkilenen illerde Hatay’da, Adıyaman’da, Malatya’da. Kültürün, sanatın iyileştirici gücünden her zaman bahsederiz. İşte biz bu iyileştirici gücü deprem bölgelerine de taşımak istiyoruz.”
Orhan, festivalde binlerce öğrenciyi sinema salonlarına getireceklerini bildirdi.
Seyirci sayısı artacak
Adana Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Mahmut Göğebakan da artık Adana denildiğinde akla festivaller, karnavallar, organizasyonların geldiğini söyledi.
Geçen yıl 100 binin üzerinde seyirci sayısına ulaştıklarını ifade eden Göğebakan, “Bu sene deprem bölgesine de giderek oradaki halkla buluştuğumuzda bu sayının 140-150 binlere ulaşacağını düşünüyoruz. Sinema salonlarında geçen yıl yaklaşık 40 bin insana ulaşmıştık, bu sayıyı aşabileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü dünya ve Türkiye prömiyeri Adana’da yapılacak 5-6 film var. Bu yüzden bu sayı daha da artacak diye düşünüyorum.” diye konuştu.
Göğebakan, festivalin Nilüfer konseriyle başlayacağını duyurdu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vakıflar Genel Müdürlüğünce Kasım 2021’de restorasyona alınan camide çalışmalar etaplar halinde bilim kurulunun nezaretinde sürüyor.
Çalışmalar kapsamında camideki kurşun yenileme, taş onarım işlemleri, minareler ve kubbedeki işlemler tamamlandı. Caminin içerisinde ve avlusundaki çalışmalar sürüyor.
Cami bölümler halinde ziyarete ve ibatede de açık tutuluyor.
İl Genel Meclisi üyeleri çalışmaları inceledi
Edirne İl Genel Meclis Başkanı Çiğdem Gegeoğlu ve meclis üyeleri çalışmaları inceledi.
Gegeoğlu, incelemenin ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada Selimiye Camisi’nin hem Edirne’nin hem de Türkiye’nin baş tacı olduğunu söyledi.
Edirne’nin tarih ve turizm kenti olduğunu belirten Gegeoğlu, “Tarih ve turizm’ dediğimizde Selimiye bizim gözbebeğimiz. O yüzden burası çok kıymetli ve tabii Selimiye dini açıdan da çok önemli.”dedi.
Selimiye’nin yoğun ziyaretçi aldığı dönemlerini özlediklerini anlatan Gegeoğlu, çalışmaların hızla devam ettiğini ve güzel işler ortaya konulduğunu dile getirdi.
“Edirne’de güzel işler olmaya devam ediyor”
Restorasyon çalışmaların bir an önce tamamlanmasını sabırsızlıkla beklediklerini ifade eden Gegeoğlu, şunları kaydetti:
“Selimiye Camisi restorasyonu Edirne için son yıllarda yapılmış en kapsamlı ve en kıymetli projelerden biri. Önceki dönem Vakıflar Bölge Müdürü Osman Güneren’e de çok teşekkür ediyoruz. Bölge müdürlüğü döneminde çok emek harcadı restorasyonla ilgili. Bugün Daire Başkanı olması nedeniyle aramızda değil ama onun çok büyük katkıları var.
Edirne’de güzel işler olmaya devam ediyor. Restorasyonun gelecek yıl bahar aylarında bitmesi planlanıyor, bu tarz kapsamlı bir çalışmada bir kaç aylık aksama kabul edilebilir. Her şey yolunda gibi. Gönlümüzden restorasyonun ramazan ayına yetişmesi geçiyor, ramazan ayında hep birlikte burada namaz kılmak ve ibadet yapmak nasip olur bizlere.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Özbekistan hükümetince Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü himayesinde Semerkant’ın tarihi Registan Meydanı’nda düzenlenen Uluslararası Şark Teraneleri Müzik Festivali için resmi açılış töreni yapıldı.
Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çeşitli ülkeler ve uluslararası kuruluşlardan çok sayıda üst düzey konuk ve sanatçının hazır bulunduğu törende, Kovid-19 salgını nedeniyle 5 yıllık bir aradan sonra düzenlenen festivali hem sanatçıların hem de müzikseverlerin çok özlediğini ifade etti.
Ülkesinde 13. kez organize edilen bu etkinliğin, her ne kadar şark teraneleri olarak adlandırılsa da bugün adeta dünya teraneleri festivaline dönüştüğünü belirten Mirziyoyev, ilkine 31 ülkeden sanatçıların katıldığı festivale bugün 80’e yakın ülkeden 400’ün üzerinde sanatçı ve uzmanın katılmasının bunun bir göstergesi olduğunu vurguladı.
Mirziyoyev, Özbekistan’ın bu festivalle dünya halklarına barış, kardeşlik ve birliktelik çağrısı yaptığını ve bu çağrının bugünlerde son derece önemli olduğunu ifade etti.
İstikrarsızlık, şiddet ve karmaşık bir durumda özgün sanat, müzik ve edebiyatın kurtarıcı bir güç olarak ortaya çıkması gerektiğini belirten Mirziyoyev, “Bugün seçeceğimiz yol, geleceğimizi ve kaderimizi belirler. Bu eski dünya barış ve dostluklarla yaşar ve yeşerir. İnsanlar, milletler ve devletler arasındaki dayanışma, sanat, insanların birlikteliği, edebi ve kültürel işbirlikleriyle güçlenir.” dedi.
Törende, Özbekistan’ın önde gelen sanatçılarının yanı sıra katılımcı ülkelerden sanatçılar, kendi şarkı ve dans gösterileriyle sahne aldı.
Açılış töreninin ardından havai fişek gösterisi yapıldı.
Festivalde en iyi performansı gösterenler, “baş ödül”ün yanı sıra birincilik, ikincilik ve üçüncülük için yarışacak. “Baş ödül”ü kazanan sanatçıya 10 bin dolar, birinci olan iki sanatçıya 5’er bin dolar, ikinci olan iki sanatçıya 3 bin 500’er dolar, üçüncü olan 3 sanatçıya da 2’şer bin dolar para ödülü verilecek.
Ayrıca, “en iyi genç sanatçı”, “sanatseverlerin sevgisini kazanan sanatçı” ve “en iyi çalgı sanatçısı” gibi kategorilerde ödüller sahiplerini bulacak.
Festival, 30 Ağustos’ta sona erecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kahramanmaraş Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuarda, konser, tiyatro gösterisi, açık hava sineması, alışveriş ve çeşitli konularda etkinlikler düzenleniyor.
Fuar kapsamında, Süheyl ve Behzat Uygur kardeşlerin “Şahane Pazar” programı vatandaşlarla buluşturuldu.
Zaman zaman izleyicilerin de dahil olduğu programda Uygur kardeşler, 7’den 70’e, herkesi güldürdü. Program, sahne şovları, gösteri ve yarışmalarla devam etti.
Fuar, 31 Ağustos’a kadar devam edecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çandıroğlu, Cizre Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren şal-u şepik dokuma, giyim üretim, takı tasarım, kuaförlük saç bakım ve yiyecek içecek hizmetleri atölyelerinde incelemelerde bulundu.
Şal-u şepik atölyesinde üretilen yöresel kıyafet kumaşını inceleyen Çandıroğlu, şal-u şepik kültürünün yaşatılması için gereken çabayı göstereceklerini söyledi.
Çandıroğlu, ziyaretleri kapsamında Cizre ilçesi Dağkapı Mahallesi’ndeki tarihi Mehmet Ağ Kasrı’ndaki Dengbej Kültür ve Sanat Merkezini de ziyaret etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuvarı, 2024-2025 eğitim öğretim döneminde alacağı öğrencilerini belirlemek için bu yıl da yetenek sınavları düzenleyecek. Sınavlar, 7-8 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek. Konservatuvar Yetenek Sınavlarının başvuruları ise 19-29 Ağustos tarihleri arasında yapılacak. Başvurular, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin, ebelediye.kocaeli.bel.tr adresi üzerinden online olarak gerçekleştirilecek. Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuvarında 7 bölüm ve 29 sanat branşında eğitim veriliyor. Bu yıl yapılacak yetenek sınavları da bu kapsamda gerçekleştirilecek. Sınavlar; batı müziği, Türk sanat müziği, Türk halk müziği, Türk din musiki, güzel sanatlar, geleneksel sanatlar ve bale bölümlerinin ilgili sanat dallarında yapılacak. Başarılı olan öğrenciler, kazandıkları bölüm çerçevesinde, 2 ile 4 yıl arasında eğitim görecek. Sınavlara 5 ile 55 yaş arasındaki vatandaşlar katılabilecek. Yetenek sınavları büyükşehir belediye konservatuvarının üç ayrı merkezinde ve eş zamanlı olarak düzenlenecek. Güzel sanatlar ve geleneksel sanatlar branşlarının sınavları bu yıl açılan Seka Sanat İhtisas Merkezi’nde, bale bölümünün sınavları SDKM’de, müzik branşının sınavları ise Leyla Atakan Kültür Merkezi içindeki Kültür Sanat ve Konservatuvar Şube Müdürlüğü’nde yapılacak. – KOCAELİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sanat tarihçisi ve yazar Zerrin İren Boynudelik, seriye başlamadan önce içindeki öğrenme ve merak hevesini başkalarına da bulaştırabileceğini düşünmüştü. Kitapların hazırlanma sürecinde, bir resmi bazen saatlerce, hatta günlerce inceledi.
Resimde yer alan çeşitli nesnelerin, duruşların ve ifadelerin farklı katmanlardaki anlamlarını çalıştı ve görünenin ardında gizli olanı açığa çıkaran rehber nitelikli kitaplar hazırladı.
Bugüne dek seriden üç kitap çıktı: İkonografi, Mitoloji ve Emine Önel Kurt’la beraber kaleme alınan Günlük Hayat. Serinin dördüncü kitabı olan Alegori de Nisan ayında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nca yayınlandı.

Okur için okuma tavsiyesi
Kitap, şair ve yazar Hilmi Yavuz’un Alegori’den ‘Ulusal Alegori’ye Bir Kültürel Okuma Denemesi başlıklı sunuşuyla açılıyor. Zerrin İren Boynudelik, kitapta geç Orta Çağ, Rönesans ve Barok dönemlerde yapılan ve alegorik anlatımlar içeren 183 Avrupa resmini inceliyor.
Alegorinin en yaygın kullanıldığı alanlarda; erdemler ve günahlar, özgür sanatlar, esin perileri (müzler), duyular, elementler ve mevsimlerin dünyasında dolaşıyor. Kitabın sonunda yer alan simgeler tablosu, bu konuda çalışmış sanatçıların referans aldıkları yazılı kaynakların bilgileri ve sözlük de alegorik anlatımların anlaşılmasını okur için kolaylaştırıyor.
İletişim için:
Kitap@ensonhaber.com.tr
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zuckerberg, 40 yaşında, Salı günü Instagram‘da paylaştığı gönderide “Roma’nın eşinizin heykelini yaptırma geleneğini canlandırıyoruz” diyerek, hayat arkadaşının bahçelerinde duran devasa ve ayrıntılı heykelin yanındaki fotoğrafını paylaştı.
39 yaşındaki Chan, pembe bir bornoz giymiş halde, rüzgârda uçuşan gümüş renkli, adeta melek kanatlarını andıran bir kıyafet içinde tasvir edilmiş dev turkuaz heykelin yanında duruyor. Heykelde Chan, heykelin soluk ama canlı mavi-yeşil rengine uyumlu bir kupadan içecek içerken görülüyor.
Facebook‘un kurucusu, dünyaca ünlü heykeltıraş ve sanatçı Daniel Arsham’a eseri sipariş ettiğini açıkladı. Arsham, daha önce Tiffany & Co. ve Pokémon gibi markalarla ünlü işbirlikleri yapmıştı.
Zuckerberg, “Yıllardır onun heykelini yaptırmakla şaka yapıyordum ve Arsham ile çalışma fırsatı çıkınca sonunda bunu gerçekleştirdim!” dedi.
Arsham’ın Meta CEO’sunun eşi için yarattığı eser, sanatçının Eylül ayında Venedik’teki Chiesa di Santa Caterina kilisesinde sergilenen bir heykelinde olduğu gibi kristal ve volkanik külden yapılmış gibi görünüyor.
Salı sabahından bu yana 170 binden fazla beğeni alan fotoğrafın paylaşılmasından sonra, birçok kişi Zuckerberg’i eşine bu düşünceli hediyeyi verdiği için takdir etti.
Bir Instagram kullanıcısı “Tüm kocalar şaşkınlık içinde” yorumunu yaptı.
Başka bir kullanıcı “Tüm kocalar için çıtayı yükseltin markiepoo” diye yazdı.
Bir diğeri ise espriyle “Tam da eşime aynı şeyi almak üzereydim. Şimdi planımı değiştirmem gerekecek” dedi.
Roma İmparatorluğu Zamanları’na göre, özellikle eşlerin heykellerini yapmak, aileye, tanrılara ve devlete karşı görev, sadakat ve bağlılığı vurgulayan Roma “pietas” idealine dayanıyordu.
Kaynak, bir eşin heykelinin genellikle bu erdemleri temsil ettiğini ve “ahlaki bütünlüğünü, doğurganlığını ve kocasına ve ailesine olan bağlılığını” kamuoyuna gösterdiğini belirtti.
Roma’daki en zengin aileler bu heykelleri yaptırabiliyordu ve bu, erdem, alçakgönüllülük ve fiziksel güzellik gibi Roma toplumunda değer verilen özellikleri vurguluyordu.
Eserin fiyatı Zuckerberg ve Arsham arasında bir sır olarak kaldı.


Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde bulunan Özgecan Hanımlar Kültür ve Spor Merkezi’ndeki resim kursuna olan talep giderek artıyor. Özellikle kadınlar tarafından yoğun ilgi gören kurs, sanata meraklı bireylere kapılarını açarak, resim yeteneklerini geliştirme fırsatı sunuyor. Kursa katılan başta kadınlar olmak üzere tüm kursiyerler, hiçbir resim bilgisine sahip olmadıklarını ancak kurs sayesinde ustalaştıklarını belirtti.
“Önce korkarak başladım ama sonra çok güzel resimler çizmeye başladım”
Kursa korkarak başladığını söyleyen ama zamanla sevdiğini belirten 56 yaşındaki Jülide Rumevleklioğlu, “Ben bu kursa korkarak başladım. Kapıdan hep bakıyordum ve güzel resimler görüyordum. Fakat kendime bu konuda hiç güvenmiyordum. Korkularımı burada hocamız sayesinde yendim. Hiçbir şekilde resim çizme alt yapım yoktu. Çizebileceğim tek şey çöp adamdı. Fakat burada teknikleri öğrenmeye başladıkça kendime olan güvenim arttı. Şu an profesyonel bir şekilde resim çizdiğim için çok mutluyum. Önceden sadece görüyordum. Bu kurs sayesinde bakmayı öğrendim. Ben resim çizmeyi ilerletmeyi düşünüyorum. Resimle huzur buluyorum. Çizdiğim tabloları ileride satmayı düşünüyorum” dedi.
“Resim yapmak için özel yeteneğe gerek yok”
Resim yapmak için özel yeteneğe gerek olmadığını söyleyen Resim Öğretmeni Fatma Özkaya ise, “Bu kursta sadece resim çizmeyi öğretmiyorum. Resim öğretmekten ziyade insanların hayatına dokunmayı hedefliyorum. Kendilerini ifade edebilme ve onlar için terapi. Resim yapmak için özel yeteneğe gerek yok. Sıfırdan başlayıp kendi yeteneklerini keşfetmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Amacımız farkındalık oluşturmak ve insanların kendine güvenmelerini sağlamak” diye konuştu. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bir yandan ikinci dönem kayıtlarının sürdüğü diğer yandan da eğitimlerin devam ettiği merkezde Mimari Restorasyon Ahşap, Mimari Restorasyon Taş ve Mimari Restorasyon Demir atölyelerinde her yaştan katılımcılara teorik ve uygulamalı eğitimler veriliyor. Talas’ın Zincidere Mahallesi’nde bulunan tarihi Kız Yetimhanesi müştemilatında bulunan alanda gerçekleştirilen olan kurslara, herhangi bir ön sınava girmeksizin isteyen herkes kayıt yaptırabiliyor. Başvuruların Kayseri Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama Araştırma Merkezi’ne yapılacağı kurslar hakkında 0352 432 38 38/42340 numaralı telefondan bilgi alınabilir.
Kursiyerlerin e-devletten sorgulanabilen sertifika sahibi olacağı TAREM ile unutulmaya yüz tutan geleneksel zanaat ve el sanatları gelecek kuşaklara aktarılırken kursiyerlere de gerek yurt içinde gerekse uluslararası restorasyon çalışmalarında iş imkanı doğacak. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kunduz Yaylası’nda geçekleştirilen yağlı güreşlere 32’si başpehlivan 600 güreşçi katıldı.
Yaklaşık 10 bin güreş severin izlediği müsabakaların finalinde Yıldıray Pala’yı yenen Mustafa Taş, başpehlivan oldu. Üçüncülüğü, Erkan Taş ve Recep Kara paylaştı.
Ağalık ihalesini 7 milyon 555 bin lira ile kazanan iş insanı Halil İbrahim Çiçek, 7. ağalığını aldı.
Güreşleri, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü Bekir Keleş, Samsun Valisi Orhan Tavlı, Samsun AK Parti milletvekilleri Ersan Aksu ve Orhan Kırcalı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Vezirköprü Kaymakamı Özgür Kaya, Vezirköprü Belediye Başkanı Murat Gül, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri (MAPEG) Genel Müdürü Arslan Narin, Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Adem Tuncer’de izledi
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>
Tarihi Taşlı Değirmen’in dönüşümüyle hayata geçen, SEKA Kültür Havzası’nın ilk eseri, Kocaeli’nin en büyük sergi alanı olacak olan Sanat İhtisas Merkezi hizmete giriyor. Merkezde geleneksel eğitim metotlarının ötesinde dinamik, gelişen, çok boyutlu ileri seviye eğitimler verilecek. Merkezde güzel sanatlar bölümü ve moda akademisiyle alanında uzman kursiyerler yetiştirilecek.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, SEKA Kağıt Fabrikası içinde yer alan tarihi Taşlı Değirmen yapısını Sanat İhtisas Merkezi’ne dönüştüren projesini tamamladı. SEKA Kültür Havzası’nın ilk eseri olan Sanat İhtisas Merkezi, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olan 8 Mart Cuma günü hizmete girecek. Kocaeli’nin en büyük sergi alanı unvanını taşıyacak merkez, tarihi dokusu içinde kentin kültür ve sanat hayatına yön verecek. Açılışta sanat merkezinin ilk sergisi sanatseverlerle buluşacak. Sergide geleneksel ebru teknikleriyle hazırlanmış eserler, ebru kağıdının üstüne birden fazla baskı yaparak desen elde edilen Akkase Ebru çalışmaları, ayet ve hadislerle hazırlanan çalışmalar yer alacak. Sanatla estetiğin uyumuyla şekillenen toplam 70 eser alanda sergilenecek.
Açılışa özel sergi ve konser
Açılışın ardından eğitim alanları gezilecek. Merkez içinde yer alan Moda Akademisi açılışa özel olarak, prova mankenlerinin üzerinde rengarenk kumaş çalışmaları, kalıp çalışmalarını sergileyecek. Sıfır Atık Festivali’nde de yer alan Dilek Hanif imzalı kostümler de sergide yer alacak. Ayrıca Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuvarı da açılış için mini konser düzenleyecek.
İhtisas merkezi 2 bölümden oluşuyor
SEKA Sanat İhtisas Merkezi olarak adlandırılan tesis, eğitim ve sergi alanı olmak üzere 2 bölümden oluşuyor. Merkez içinde Kültür ve Sosyal İşler Dairesine bağlı Konservatuvar Müdürlüğü ile Yaygın Eğitim Şube Müdürlüğü’ne bağlı eğitim alanlarında geleneksel eğitim metotlarının ötesinde dinamik, gelişen, çok boyutlu ileri seviye eğitimler verilecek. Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuarı’nın Geleneksel ve Güzel Sanatlar Bölümlerinin eğitimleri, merkez içindeki 7 ayrı atölyede gerçekleştirilecek. Güzel Sanatlar bölümünün resim, seramik ve çini ile geleneksel sanatlar bölümlerinin; hüsn-i hat, ebru, kat’ı, tezhip ve minyatür branş dersleri SEKA Sanat İhtisas Merkezi’nin çatısı altında verilecek. Ayrıca oluşturulan özel bir atölyede müzik provaları yapılacak.
“Moda akademisinde alanında uzman kursiyerler yetiştirilecek”
Yaygın Eğitim Şube Müdürlüğü ise tesiste moda akademisi ile yer alacak. Moda akademisi; dokuma, tasarım, modelistlik, dijital tasarım, drapaj ve dikiş olmak üzere 6 ayrı atölyede faaliyetlerini gerçekleştirecek. Dünya trendlerine uygun, sektörün ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte verilen eğitimlerle tasarımdan üretime ve hazır giyim sektörüne kadar alanında uzman kursiyerler yetiştirmenin amaçlandığı moda akademisinde temel karakalemden koleksiyon oluşturmaya kadar baştan sona geleneksel eğitim metotlarının ötesinde ileri seviye eğitimler verilecek.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, tarihi yapının yenileme çalışmalarını titizlikle gerçekleştirdi. 2 bin 200 metrekarelik alana sahip SEKA Sanat İhtisas Merkezi onarımı kapsamında kat planları ve cephelerde özgün formun dışına çıkılmadı. Sanat müzesi olan merkezde döşeme içine gizlenen ray sistemleri kullanıldı. – KOCAELİ
]]>
Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinin (MSGSÜ) hikayesi “Temsil ve Hafıza: 1882-1948” başlığıyla, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde sanatseverlerle buluştu.
Açılışta konuşan MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Handan Elçi, üniversitenin kuruluşundan bu yana sanat, mimarlık ve tasarım alanında ülkenin geleceğini şekillendirdiğine dikkati çekerek, “Bu kurum 142 yıldır hiç yolunu saptırmamış bir kurum.” dedi.
Elçi, serginin kurumun hafızasının birinci bölümü olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Gezeceğiniz sergi, kurumun hafızasının 4’te biri. Toplanan, düşünülen ve metine dönüştürülen hafızanın 4’te biri sergileniyor. Bu sadece bir parça. Serginin ikinci bölümünde sırada 1950’den sonra yepyeni bir kuruluş, yeni bir mimari anlayış, yeni bir eğitim programı, üniversite oluncaya kadar geçirdiğimiz dönem var. Bunun ardından onun sergisini yapacağız. Bunları elbette kitaplaştırarak geleceğe de bırakacağız.”
“Hiçbir şekilde bir araya gelmeyen bu ürünler bu sergide bir araya geldi”
Serginin küratörlerinden Prof. Dr. Mehmet Sinan Niyazioğlu, Cumhuriyet’in 100. yılı kapsamında böyle bir çalışmaya imza attıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“MSGSÜ, geç Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve günümüze ulaşabilen ilk ve tek sanat kurum. Bu sergi kapsamında müzenin sergi salonlarında bulunan eserler, deposunda derin bir uykuda bulunan eserler, bu kurumun eğitimcilerinin ve mensuplarının yayınlamış olduğu yayınlar, Halil Ethem Eldem’in, Zeki Kocamemi’nin, Nazimi Yaver Yenal’ın zamanında tasarlamış olduğu teşhir masaları ve bantlar, hepsi sessizce bekliyorlardı. Kendi kendilerini anlatmak istiyorlardı ve bir araya geldiler. 1882’den 1948’e kadarki yangın sürecini anlatmak istediler, izleyicilerle buluşturdular, bizleri çalıştırdılar. Hiçbir şekilde bir araya gelmeyen bu ürünler bu sergide bir araya geldi.”
Küratör Doç. Dr. Yasemin Nur Erkalır da 1987’de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde resim kursu almaya başladığını ve müzeyle o zaman tanıştığını dile getirerek, “Bugün burada hep beraber olmak benim için çok büyük bir onur. Teşekkür ederim.” ifadesini kullandı.
Üniversitenin Mimarlık Fakültesi’nden küratör Prof. Dr. Nezih R. Aysel ise MSGSÜ’nün 142 yıl önce büyük umutlarla kurulduğuna işaret ederek, “Bugüne kadar hep ülkenin sanatına, mimarlığına bir şekilde iz bıraktı. Benim izlediğim kadarıyla ilk kez güzel sanatlarla birlikte ülkenin ve okulun tarihini (bu sergide) yan yana sergiledik. Umarım mimarlık ve sanat birlikteliğini yaşam boyu sürdürür.” değerlendirmesini yaptı.
Sergi hakkında
Osman Hamdi Bey tarafından 1882’de Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla kurulan, uzun süre Güzel Sanatlar Akademisi olarak devam eden, bugün ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne dönüşen Türkiye’nin ilk sanat okulunun uzun tarihçesi “Temsil ve Hafıza” sergisinde izleyiciye sunuluyor.
Cumhuriyet’in 100. yılı ve üniversitenin 142. kuruluş yılı kapsamında hazırlanan sergi, 1948’de kurum hafızasına darbe vuran yangındaki kırılmaya kadarki döneme odaklanıyor ve sergiyi gezenlere bu süreçte akademililerce yürütülen “temsil” ve “hafıza” politikaları üzerinden bir okuma öneriyor.
Sergi, 4 Ağustos’a kadar İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.
]]>
ArtAnkara 10. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, bu yıl yurt içi ve yurt dışından 1600 sanatçıyı sanatseverlerle 6-10 Mart’ta buluşturacak.
ArtAnkara Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül, bir otelde düzenlediği basın toplantısında, bir fuarı 10 yıl yaşatmanın Ankara’da kolay olmadığını belirterek, başkentte sanat fuarlarına hem mekan hem de etkinlik boyutuyla ilginin çok gösterilmediğini söyledi.
ArtAnkara’nın 2015’te başladığını ve doğal afet, salgın gibi pek çok olumsuz duruma rağmen devam ettiğini vurgulayan Aygül, “Bugün istediğimizin yüzde 50’sini yakalamış durumdayız. Basınımızla, sponsorlarımızın desteğiyle devam ederken, komşu ve çevre ülkelerin arananı, takvimlerinde yer alan bir çağdaş sanat fuarı olmayı diliyoruz.” dedi.
Bu sene fuara 200’e yakın Rus sanatçının katılacağını, en fazla yabancı sanatçı katılımı olacak ülke yönüyle Rusya’yı İran ve Güney Kore’nin izlediğini bildiren Aygül, “ATO Congresium’da yapılacak ArtAnkara’ya 152 katılımcının çatısı altında, 1600 sanatçı iştirak ediyor. Yalnız alıcılarla satıcıları buluşturan değil, sektörün aktörlerinin birlikte olduğu, galerici, sanatçı ve koleksiyoner üçleminde farklı konuların paylaşıldığı 32 panele fuarımız yer veriyor. Meksika, Amerika’dan da sanatçılarımız olacak.” ifadesini kullandı.
Kardeş ülke Macaristan
Aygül, bu yılki fuara Macaristan’ın kardeş ülke seçildiğini, 6 Mart saat 17.30’da Macar flüt sanatçısı Dominica Acs’ın konserinin ardından, ödül töreni ve ön gösterimle etkinliğin başlayacağını söyledi.
Fuarda, 50’nin üzerinde müzik dinletisi, 100’ün üzerinde workshop, atölye çalışması olacağını aktaran Aygül, Rusya’nın ünlü sanat okulu Ilya Repin Devlet Sanat Akademisi sanatçılarının da katılacağını kaydetti.
8 üniversite ve 110 galeri fuarda yer alacak
Usta ressamlar Devrim Erbil, Mustafa Ayaz, Ertuğrul Ateş, Bedri Baykam gibi çok sayıda sanatçının fuarda yerini alacağını ifade eden Aygül, sanat alanında 32 söyleşinin de yapılacağını bildirdi.
Aygül, fuarda, 110 galeri, 10 STK, 5 müze, 7 inisiyatif, 12 proje ve 8 üniversitenin yer alacağını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Ankara Güzel Sanatlar Lisesi, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Bilim Üniversitesi, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Şırnak Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Trakya Üniversitesinden genç sanatçılar fuara katılım sağlayacak. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi de sanat projeleri ve sanatçılarıyla ArtAnkara’da yerlerini alacak. Sanatçı Tamer Levent’in ‘Sanata Evet’, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümünün ‘Gordion’un izinde’ projeleri de fuarda sanatseverle buluşacak.”
Güzel sanatlar lisesi öğrencileri ücretsiz ziyaret edebilecek
Aygül, fuarın 10’uncu yılına özel, bu yıl 10 onur ödülü vereceklerini söyledi.
Sanatseverlerin tam bilete 150 lira, öğrenci biletine ise 75 lira ödeyerek etkinlik alanına girilebileceğini belirten Aygül, “Farklı illerden 37 güzel sanatlar lisesi öğrencileri fuarımıza geliyor. Zaten güzel sanatlar lisesi öğrencileri ücretsiz girebiliyor. Ankara dışından gelecek güzel sanatlar lisesi öğrencilerini de ücretsiz ağırlayacağız.” dedi.
Aygül, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile bir protokol yaptıklarını ve şehir dışından gelecek öğrencileri Gazi Eğitim Fakültesi Müzesi, Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Hacettepe Üniversitesi Resim Heykel Müzesi ile Mustafa Ayaz Müzesi’ne ücretsiz götüreceklerini söyledi.
Geçen sene 72 bin kişi katılmıştı
Aygül, ATO Congesium’un 17 bin 500 metrekarelik alanına yayıldıklarını ve tüm sınırları zorladıklarına dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Geçen sene 72 bin kişi gezdi fuarımızı. Bu sene gösterilen ilgi, çok daha fazla katılımın olacağını gösteriyor. Bu da bizi düşündürüyor. Paylaşımın yapılması ve eser satılması kalabalıkta kolay değil. Ama gurur duyuyoruz, bu fuarı Ankara’ya kazandırdık. Koleksiyonerlerin geri dönüşleri çok olumlu. İlk yıllarda koleksiyonerler eserleri fotoğraflarıyla soruyorlardı, şimdi sormuyorlar. ArtAnkara’da karşılaştığımız sürprizler, yerli yabancı gördüğümüz sanatçılar bizi çok etkiledi. Türkiye’nin 81 ilinden katılımcısının, ziyaretçisinin ve koleksiyonerlerin olduğu bir fuarı yaşama geçiriyoruz. Böyle bir sanat piyasasının kurulması bizim için çok değerli. Bazı fuarlarda gündeme gelmeyen sanatçılar bu fuarla farklı yerlere gelebiliyorlar. Evlerinde resim olmayan insanlar bugün resim koleksiyonu yapmaya başladı.”
Toplantıya, Birleşik Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği Başkanı Süleyman Dodi Dündar ve Tüm Sanat Galerileri Derneği (TÜSGAD) Kurucu Başkanı Okan Sartaş katıldı.
Fuar, ATO Congresium’da 7-10 Mart’ta 10.00-20.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak.
]]>
Haber: OKTAY YILDIRIM
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, tarihi Haliç Tersanesi’nin bir bölümünde hayata geçirilen ‘İstanbul Sanat’ın açılışını gerçekleştirdi. Aynı anda, ’10 x 10 = 100 Büyük Proje’ sunumlarının dördüncüsü olan ‘Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri’ konulu sunumu da yapan İmamoğlu, “5 yılda neyi, nasıl yaptığımıza ve bundan sonra yapacaklarımıza bakarsanız, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma konusunda yaşanan çok büyük zihniyet devrimini çok net görürsünüz” dedi. İmamoğlu, “Kanal İstanbul meselesini, bu milletin uykularını kaçıran bu meseleyi milletin zihninden söküp atacağız” diye konuştu.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kentin ilk kamusal çağdaş sanat müzesine dönüştürülen tarihi Haliç Tersanesi içerisinde “İstanbul Sanat” adıyla açılışını, “10 x 10 = 100 Büyük Proje” sunumlarının dördüncüsü olan “Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri” konulu sunum ile gerçekleştirdi. Proje sunumuna ve açılışa; siyaset, sanat ve akademi dünyasından birçok tanıdık isim katıldı. “Osmanlı’nın denizcilik üssü Tersane-i Amire’nin günümüze ulaşan bölümlerinden biri olan Haliç Tersanesi’nin restorasyon çalışmalarını tamamlamanın ve şehrimize ‘İstanbul Sanat’ adıyla yeni bir kültür sanat mekanı kazandırmanın heyecanı içinde olduğumuzu söylemek isterim” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:
“ECDADIN YADİGARI İŞTE BÖYLE KORUNUR: Haliç Tersanesi, dünyada işlevini sürdüren en eski tersanelerden biri. Tersaneyi, göreve geldiğimiz gün itibariyle başladığımız kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla, koruma altına aldık. Yeniden işlevlendirme sürecimizin ardından, bugün itibariyle “İstanbul Sanat” adıyla tersaneye kamusal bir yaşam merkezi işlevi kazandırdık. Haliç Tersanesi’ni artık, tersane işlevinin yanında; müze, performans sanatları merkezi, sergi ve çocuk atölye alanlarıyla, restoran gibi sosyal mekanlarıyla da hizmet verecek şekilde İstanbulluların hizmetine açıyoruz. Ecdadın yadigarı işte böyle korunur. Fatih’in emaneti Haliç Tersanesi, yaklaşık 600 yıllık bir denizcilik mirası, bugüne ve geleceğe taşınarak korunur.
PORTREYİ SATIN ALARAK, BELEDİYEMİZİN KOLEKSİYONUNA KATTIĞIMIZDAN ÖTÜRÜ BİRAZ SORUŞTURMA GEÇİRSEK DE: 15. yüzyılın sanat hamisi olan Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Haliç Tersanesi’nde kurulan İstanbul Sanat Müzesi, eminim ki İstanbul’un en çok ziyaret edilen müzelerinden birisi olacak. Farklı koleksiyonları, “Ah Güzel İstanbul” sergisiyle bir araya getirdiğimiz İstanbul Sanat’ta, İstanbullulara ait olan İBB’nin zengin koleksiyonu da sanat severlerle buluşacak. Birbirinden kıymetli eserleri içeren bu serginin en özel eserlerinden biri, elbette Gentile Bellini’nin atölyesinde resmedilen ve 15. yüzyıla tarihlenen Fatih Sultan Mehmed portresi. Her ne kadar bu portreyi satın alarak, belediyemizin koleksiyonuna kattığımızdan ötürü biraz soruşturma geçirsek de değerli bir iş olduğunun altını çizmek isterim. Değerli koleksiyonlarıyla hem İstanbul Sanat’a hem de sergiye hayat veren kıymetli koleksiyonerlere; eserleriyle aramızda yer alan sanatçılarımıza, süreçte emeği geçen küratör ve akademisyenler ile müze ve sergi ekibine teşekkürlerimi sunarım.
YILLARIN İHMALİYLE, YAPILAN SAYISIZ YANLIŞLARLA BOĞUŞAN İSTANBUL, SON 5 YILDA YENİ BİR YOLA GİRDİ: Kıymetli İstanbullular; ‘Kadim kent’, ‘Eşsiz coğrafya’, ‘Zengin kültürel miras’, ‘Ecdat yadigarı tarihi değerler…’ Ne mutlu bize, bunun gibi sıfatlarla anılan bir şehirde yaşıyoruz. Ne mutlu bize ki, İstanbul’umuz var. Yılların ihmaliyle, yapılan sayısız yanlışlarla boğuşan İstanbul, son 5 yılda yeni bir yola girdi. İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası, artık emin ellerde. Bu eşsiz miras, artık uzmanların ve halkın koruması altında. 5 yıldır, İstanbul’un tüm tarihi ve kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmaya kararlı bir anlayışla hareket ediyoruz. İstanbul’un mirasını, bilimin yönlendiriciliğinde gün yüzüne çıkarıyor ve halka emanet ediyoruz. Bugün sizlerle, kadim şehir İstanbul’da tarihi ve kültürel mirasa nasıl sahip çıktığımızı, bu tarihi ve kültürel mirasın yaşatılması için neler yaptığımızı ve önümüzdeki 5 yılda bu amaçla hayata geçireceğimiz projelerimizi paylaşacağım.
İSTANBULLULARIN KADİRŞİNASLIĞI OLMASAYDI: Aslında milyonlarca İstanbullu gibi, sizler de yaptıklarımızı çok iyi biliyorsunuz. Eminim, sizler de İstanbul’un günlük hayatının bir parçası haline getirdiğimiz pek çok tarihi mekanı ziyaret ettiniz. Sahip çıktığımız tarihi yaşadınız, hissettiniz. O mekanlarda düzenlenen etkinliklere katıldınız, dinlendiniz, sohbet ettiniz. Keyifli ve kaliteli zaman geçirdiniz. Böylece, yıllarca harabe haliyle bırakılmış, yok olmaya yüz tutmuş, atıl durumdaki tarihi mekanlara sahip çıktınız. İstanbulluların kadirşinaslığı olmasaydı, bu şehrin mirasına sahip çıkmak yolunda yaptığımız her şey eksik kalırdı. Onun için, bu yolda başardığımız ne varsa, aynı zamanda İstanbulluların eseridir. Sizlere ve tüm İstanbullulara teşekkür ediyorum.
İBB MİRAS, ARTIK DÜNYACA ÜNLÜ BİR MARKA: İstanbul’un tarihine baktığımızda, 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, dünyanın başkenti olmuş bir kent görüyoruz. Asıl olarak şehrin merkezinde yoğun olmakla birlikte, dört bir yanında çok sayıda tarihi ve kültürel miras eseri bulunan İstanbul bu anlamda dünyanın en zengin kenti. Bize bırakılan bu mirasa uzmanlıkla, liyakatle, ayrım gözetmeksizin, saygıyla ve özenle yaklaşıyoruz. Geçmişte liyakatsiz ellerle yapılan vahim uygulamalar, kaş yapayım derken göz çıkarılan restorasyon projeleri hepimizin hafızalarında. Peki biz ne yaptık? İBB Miras’ı kurduk. İBB Miras, artık tarihi eserlerin bakımı ve restorasyonu konusunda dünyaca ünlü bir marka. İBB Miras, işini bir ihalenin gereği olarak değil; severek, tutkuyla yapan, liyakat örneği bir yapılanma. İstanbul’un kültür mirasına bilgiyle, sevgiyle, özenle sahip çıkan bir organizasyon. İçinde mimar var, mühendis var, sanat tarihçisi, arkeolog, restoratör var. Restorasyon ustası, restorasyon işçisi var. İBB Miras’ta baştan sona uzmanlık var, tecrübe var, liyakat var. İstanbul’un kültür mirası artık İBB Miras’ın güvencesi altında.
SAYISI 4 OLAN İBB SORUMLULUĞUNDAKİ MÜZELERİ 4,5 YILDA 22’YE ÇIKARDIK: İBB Miras ile birlikte, rutin olarak 25 ilçede, 42 rotada ve 1321 ayrı noktada envanterimizi izliyoruz, bakımını yapıyoruz ve sizlerin ziyareti için hazır tutuyoruz. 63 anıt eser ve sivil mimarlık eserinde, kapsamlı restorasyon çalışmalarımızı tamamladık. 34 kamusal sanat eserini restore ederek, zamanın tahribatından arındırdık. Geçmişin izlerini bulabileceğimiz en kıymetli alanların başında müzelerimiz geliyor. Göreve geldiğimizde, sayısı 4 olan İBB sorumluluğundaki müzeleri 4,5 yılda 22’ye çıkardık. İstanbul’un 20 yıldır, 30 yıldır suyu akmayan 197 tarihi çeşmesini, bakım ve onarım çalışmalarını tamamlayıp suya kavuşturduk. Bu konuda öncü olmanın, kimi kurumlara örnek teşkil etmenin gururunu, bu projeye çok değer veren 16 milyon İstanbulluyla birlikte yaşıyoruz. İstanbul’un tarihsel ve kültürel anlatısının en önemli taşıyıcılarından biri olan camiler, türbeler ve hazireler İBB Miras’ın koruma çalışmaları içinde özel bir yer tutuyor. Biz de İBB Miras’ın hassas çalışmaları ve ince işçiliği ile 19 tarihi türbeyi, 588 tarihi mezar ve hazireyi hak ettiği değere kavuşturduk. 42 tarihi caminin rutin olarak bakımını gerçekleştirerek ferah ve huzurlu bir hizmete hazır tuttuk.
TAM 943 MİRAS ALANINI, İBB MİRAS DOKUNUŞU İLE KORUMA ALTINA ALDIK: Göreve geldiğimizden bugüne kadar, tam 943 miras alanını, İBB Miras dokunuşu ile koruma altına aldık. Restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz bu yapıları, kimliğine uygun ve çevresindeki ihtiyaçlara cevap verecek şekilde, koruma-kullanma dengesini gözeterek işlevlendirdik. Bu alanlar, halkımızın nefes aldığı, keyifli zaman geçirdiği yeni yaşam alanlarıdır. Yeniden işlevlendirme yaparak İstanbul’a kazandırdığımız bu eserlerimiz, İstanbul’dan memleketimizin, dünyanın dört bir yanından tam 11,5 milyon ziyaretçi ağırladı. Bildiğiniz gibi Bulgur Palas’ı mülkiyetimize alarak, çok kısa sürede restorasyonunu tamamladık ve Fatih ilçemizin kamusal hizmetlerden mahrum kalmış bölgesinde vatandaşlarımızın hizmetine geçtiğimiz hafta sunduk. Haftaya, önemli bir endüstri mirası alanını daha şehrimize kazandırıyoruz. Biz, öyle bir çalışırız ki, petrol tankerlerinden bile mucizevi bir yaşam alanı ortaya çıkartırız. Çubuklu Siloları’nı hepinizin görmesini çok arzu ediyorum. Terk edilmiş endüstri mirası dönüşümlerinin ne kadar önemli olduğunu; bu dönemde Müze Gazhane, Ataköy Baruthanesi, Artİstanbul Feshane, Cendere Sanat gibi şehre yeni kazandırdığımız kültür alanlarıyla herkese gösterdik.
UYDURMA BELGELERLE GEZİ PARKI, GALATA KULESİ GİBİ ÖNEMLİ TARİHİ ALANLARI ELİMİZDEN ALMAYA KALKTILAR: Bir de Koruma Kurulu sürecine takıldığı için gerçekleşmeyen, aksayan, yavaş ilerleyen projelerimiz var. Birçok alanda olduğu gibi, bu alanda da çeşitli engellemelerle mücadele ettik. Uydurma belgelerle Gezi Parkı, Galata Kulesi gibi önemli tarihi alanları elimizden almaya kalktılar. Bu alanlarda hukuki mücadelemiz devam ediyor. Yedikule Gazhane, Dolmabahçe Gazhane, Duatepe Parkı, Fatih Sultan Mehmet Anıtı, Sultanahmet Meydanı, Taksim Meydanı, Yoros Kalesi Arkeopark, Altınkapı Ziyaretçi Müzesi, Bozdoğan Kemeri Ziyaretçi Müzesi gibi önemli eserlerimizin kent hayatına kazandırılması ise, Koruma Kurulu sürecine takılmış durumda. Bunları da sıkı bir şekilde takip ediyoruz.
YENİ AÇACAĞIMIZ MÜZELER İLE İHMAL EDİLMİŞ MÜZECİLİK ALANI İSTANBUL’A YAKIŞIR BİÇİMDE HAREKETLENDİRECEĞİZ: Geçmiş dönemde olduğu gibi yeni dönemde de İstanbul tarihine sahip çıkmaya devam eden bir şehir olmaya devam etsin diye kollarımızı sıvadık. Şimdi yeni dönem için 10 alanda hazırladığımız projelerimizi sıralamak istiyorum: Yeni açacağımız müzeler ile ihmal edilmiş müzecilik alanını, İstanbul’a yakışır biçimde hareketlendireceğiz. 28 Yeni Müze ve Sanat Merkezi ile sanat dünyasını zenginleştireceğiz. Bulunduğumuz tarihi Haliç Tersanesi’nde, Deniz Müzesi ile ikinci etabı tamamladığımızda kültür alanını daha da genişletmiş olacağız. Dünyanın yaşayan ve üretmeye devam eden en eski tersanesi Haliç Tersanesi; ‘İstanbul Sanat’ markasında, İstanbul Sanat Müzesi, Performans Sanatları Merkezi ve festival alanları, çocuk sanat atölyesi ve Deniz Müzesi ile devasa bir kültür merkezi olacak. İstanbul Sanat gezilirken aynı zamanda İstanbul’un sembolü vapurların restorasyon süreçleri izlenebilecek. 2019’dan sonra özel ve kamu sektörüne ait gemilerin bakım onarım çalışmalarını da yapmaya başladık. İlk kez mega yatlar, Haliç Tersanesi’ne bakım onarım ve havuzlama işlemleri için gelmeye, tersane çok uzun yıllar sonra yeniden gemi inşa etmeye başladı. Bu çalışmalarımızı yapmaya devam edeceğiz. Açık restorasyon ile dünyanın en eski tersanesinde, bakım ve onarım aşamaları, Deniz Müzesi’nin bir parçası olarak yer alacak.
İNAN GÜNEY, MAHİR POLAT, SİNEM DEDETAŞ: Tabii burada kulaklarını çınlatmak isterim. Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde deneyimleriyle birlikte, kendisi deneyimlerine deneyim katmış, yıllarca doğma büyüme bir Beyoğlulu olarak nasıl Beyoğlu yolculuğuna İnan Güney çıkmışsa; kültür-sanatın yapı taşlarını her açıdan, çok büyük bir deneyimiyle beraber bilen, bence İstanbul’un önemli bir kültür, sanat, tarih ismi olacak olan Mahir Polat arkadaşımın da Fatih’e aday olduğu gibi; özellikle bu sahanın organizasyonunda ve bu sahanın gelişmesinde özenli katkılarıyla beraber, çalışmayan bir tersaneyi, sıfır ciroyu gören bir tersaneyi, bir anda yıllık 160 milyon -o günün parasıyla, bugünle nasıl çarparsınız bilmiyorum- ciroya çıkartmış bir tersane haline getiren, kamu yöneticiliğinin en iyi örneklerini burada sunan Sinem Dedetaş da Üsküdar’a hizmet etmek için yola çıktı. Kulaklarını buradan çınlatmış olalım.
BALKAN OTOGARI” TEPKİSİ: “NASIL BİR TORPİLLİ SAHAYMIŞ Kİ, BİZ BU ALANI ORAYA TAŞIYAMIYORUZ: Yenikapı’da, Balkan Otogarı’nı kaldırıp, 109.000 metrekare yaşam alanına dönüştürüyoruz. 8000 yıllık tarihi liman; güvenli, yeşil bir yaşam parkı oluyor. Bakınız; bazı konular öyle anlamsız engellerle önümüze diziliyor ki; tarifi yok. Şimdi bu otogarı buradan kaldırıyoruz. İstanbul’un tarihinin göbeğine kamyonu, tırı, otobüsleri sokmamak adına, yine yüz milyonlarca liralık bir yatırım yaptık. Açılışını yarın yapıyoruz. Muazzam bir terminal. Aynı zamanda otogar gibi ve mal yükleme, boşaltma hizmetinin yapılacağı… Aynı zamanda o alanı da tramvayı kapısına getirerek… Yani Alibeyköy’deki tramvayla Eminönü’ne kadar gelmelerini sağlayacak şekilde insan taşımacılığını da sağlayarak, biz orada çok özel bir otogarı bitirdik. Bir lojistik alan bitirdik aslında. ve bu Balkan Otogarı’nın oraya taşınması gerekiyor. Nasıl bir torpilli sahaymış ki, biz bu alanı oraya taşıyamıyoruz. Taşınması için, oradaki işgalcilerin çıkmaması adına, ben buradan şikayet ediyorum. İlçe kaymakamı bu işin bir parçası gibi davranıyor. Şaka gibi. Yani İstanbul’un göbeğindeki bir hizmeti alıp, Alibeyköy’e taşıyacağız. Orada bir de çevresinde 100 bin metrekarenin üzerinde muazzam da bir park kazandırdık. Orayı da tanıtacağım yarın. Çok modern bir otogar ve bir terminal merkezi bitirdik. Maliyeti neredeyse 350-400 milyon lira ve taşıyamıyoruz. Şaka gibi. Yani Yenikapı’yı arındıracağız, iyileşen bir tarihi alana dönüştüreceğiz Fatih’in göbeğini. Hani diyorum ya bazen; her ne kadar akıllarında, fikirlerinde ‘Ekrem İmamoğlu aşağı, Ekrem İmamoğlu yukarı’ olsa da İstanbul’a bu şekilde Ekrem İmamoğlu üzerinden eğilseler de onlara görevlerini hatırlatıyorum. Buradan duyuruyorum. Yarın açılışını yapacağız. Bize yardımcı olsunlar. Bir an önce İstanbul’un göbeğindeki, o güzelim tarihi alandaki bu arkeolojik parkının yapılacağı alandaki işgallerin, bir an önce oraya taşınması konusunda bize kamusal destek versinler ve bu işi tamamlayalım, diyerek böyle bir engellemeyi de sizlerin huzurunda, İstanbul’un bütün mülk idarecilerine buradan duyuruyorum.
FATİH CAMİİ İLE SÜLEYMANİYE CAMİİ’Nİ, İSTANBUL’UN EN MUHTEŞEM MANZARASIYLA BİRBİRİNE ULAŞTIRIYORUZ: İstanbul’un dünü ile bugünü arasında bağlantı kuran, şehrin önemli tarihi eşiklerinden biri olan Altınkapı’yı, kültür sanat etkinlikleriyle her daim yaşayan, tarihi ve kültürel önemini görünür kılacağımız bir çekim alanı olarak dönüştürüyoruz. İstanbul’un yeşil alanlarını imara açan zihniyet geride kaldı. Yeşil alanları, tarihi, kültürel değerlerini de gözeterek, korumaya ve yeni yeşil alanlar kazandırmaya devam edeceğiz. Fatih Sultan Mehmet’in emaneti Fatih Camii ile Kanuni Sultan Süleyman’ın emaneti Süleymaniye Camii’ni, İstanbul’un en muhteşem manzarasıyla birbirine ulaştırıyoruz. Üzerinden yürüyerek geçilecek ‘Bozdoğan Açık Hava Müzesi’; ziyaretçi merkezi ve kafe alanlarıyla yeni bir kültür turizm odağı olacak.
132 YILLIK HASANPAŞA GAZHANESİ’Nİ MÜZE GAZHENE OLARAK KAMUYA KAZANDIRDIK: 132 Yıllık Hasanpaşa Gazhanesi’ni, ‘Müze Gazhane’ olarak kamuya kazandırdık. Yeni dönemde 3 yeni müze gazhane ile İstanbul’un endüstri mirasına yaşam enerjisi vermeyi sürdüreceğiz. İstanbul’un ilk aydınlatma kaynağı, 168 yıllık Dolmabahçe Gazhanesi’ni, Kağıthane Gazhanesi’ni ve Yedikule Gazhanesi’ni kültür-sanat etkinliklerine ve sosyal tesislere ev sahipliği yapacak şekilde dönüştürüyoruz. Yedikule Gazhanesi’nde ‘Panorama Müzesi’, ‘İstanbul Belleği Müzesi’ ve ‘Kent Müzesi’, İBB Miras eliyle İstanbul’a kazandırılarak, şehrin en önemli kültür-sanat mekanlarından olacak. Aynı zamanda 3.000 kişilik açık hava etkinlik alanı ve sahnesiyle yeni bir kültür sanat odağı haline dönüşüyor.
3 YENİ ARKEOPARK: İstanbul’umuzun arkeolojik alanlarını, her yaştan insanımızın için tarihi öğrenme, keşfetme heyecanıyla dolduracak şekilde düzenliyoruz. Şeyh Vefa Arkeopark, Yoros Kalesi, Milyon Taşı arkeopark alanları, ziyaretçi merkezleri ile birlikte hizmet verecek.
4 TARİHİ TİYATRODA YENİDEN “PERDE” : Tarihi tiyatrolarımız, yeniden perde açacak. 4 tarihi tiyatro ile kültür-sanat hayatını zenginleştireceğiz. Kadıköy İskele Meydanı’nın simgelerinden Haldun Taner Sahnesi, Muammer Karaca Tiyatrosu, 1961 yılında Fatih Tiyatrosu adıyla açılan, senelerce nice oyunlara ev sahipliği yapmış olan Reşat Nuri Sahnesi ve son olarak Kenter Tiyatrosu’nda başlattığımız restorasyon çalışmalarımızı tamamlayacağız. Bu simgesel mekanları, yeniden sanatçılarımızın ve tiyatro severlerimizin hizmetine sunacağız.
FESHANE VE BARUTHANE’DE YENİ DÖNEM: Endüstri mirası alanlarımıza sahip çıkıyoruz. Bu alanları yaşamın bir parçası haline getiriyoruz. Feshane 2’inci etap çalışmalarına başlıyoruz. İstanbul’un endüstri mirasının eşsiz örneklerinden biri olan Feshane-i Amire, ‘Artİstanbul Feshane’ ismiyle kısa sürede İstanbul’un en büyük kültür-sanat merkezi haline geldi. 2’inci etap çalışmalarıyla birlikte, 14.850 metrekarelik müze ve kültür-sanat alanı daha kazandıracağız. Kanal İstanbul’un yutacağı tarihi alanlarımızdan birisi de Osmanlı gücünü yansıtan Azatlı Baruthanesi’ydi. Tarihi baruthanede yepyeni bir kültür alanı yaratıyoruz. Müzeleri, yaşam alanları, peyzaj kullanımlarıyla bir yaşam bahçesi ortaya çıkacak. ve buradan ilan ediyorum: Bu Kanal İstanbul meselesini, bu milletin uykularını kaçıran o ismiyle bile zihninden söküp atacağız. Çok net söyleyeyim.
9 YENİ İSKELE KİTAP KAFE: Tarihi iskelelerimizi yeni nesil kütüphanelerle donatıyoruz. Moda, Kadıköy, Beşiktaş gibi 9 iskelemizi, özgün işlevlerinin yanı sıra kitapla, kültürle sanatla buluşturduk. 9 İskele Kitap Kafe’yi daha 16 milyon İstanbullunun hizmetine sunacağız. Şehrin önemli hafıza mekanları arasında yer alan bu iskeleler, bundan böyle kültür-sanat etkinlikleri, kafe ve kütüphaneleriyle de İstanbulluların buluşma durakları olacak. Yeni dönemde, tarihi iskelelerimizde açacağımız İskele Kitap Kafelerimiz ise; Bostancı, Büyükada, Eminönü, Kasımpaşa, Fener, Balat, Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp İskele Kitap Kafeler olacak. Bu arada söyleyeyim; Bostancı’da muazzam bir sahil düzenlemesi yapıyoruz. ve bu sahil düzenlemesi, inanılmaz değerli bir nefes aldıracak. Burayı da yine çok uzun bir zaman değil… Ben artık günleri, saatleri, saniyeleri bile sorguluyorum. Genel Sekreterimiz, yöneticilerimiz biliyor. Fazla değil, 1 hafta içerisinde, o güzel sahili sizlerle buluşturuyoruz.
KEMAL SUNAL MÜZESİ DE GELİYOR: Sanatçılarımızı burada görmüşken, onun da kulaklarını çınlatmak isterim. Bir gün evine gittiğimde, uzun uzun sohbet ettiğimizde, keşfettiğimiz farklı bir yönünü bulduğumuzda, hemen aklımızda bir ışık yandı ve kendisine bir teklifte bulunmuştum. Sevgili Ediz Hun’un evi, tam bir kaktüs müzesi. Dünyanın her yerinden kaktüs var. Muazzam ilgili, çok değerli bir büyüğümüz, ağabeyimiz. İstanbul’un ağabeyi, çok yakışıyor ona. Aynen Mustafa Alabora gibi. Biz dedik ki, bir kaktüs müzesi açalım. ve şimdi Bostancı sahilinde de bir Kaktüs Müzesi açıyoruz. Onun da altını çizeyim. Hazır sanatçılarımızdan bahsetmişken; yine rahmetle analım. Aileyi ziyaretimde, rahmetli Kemal Sunal’ın eşi, bir ‘Kemal Sunal Müzesi’ arzusundan bahsetmişti. Göztepe Parkı’nda, Kemal Sunal müzemiz de bitti. O da bir-iki hafta içerisinde İstanbulluların beğenisine sunulacak. Kemal Sunal Müzesi de geliyor.
TARİHİ KARA SURLARI VE KALELERDE YENİ BİR HAYAT: Anadolu Hisarı’nı nasıl ayağa kaldırdıysak, İstanbul’un tamamında surları ve kaleleri aynı özenle ayağı kaldıracağız. Kara Surları, Deniz Surları ve Haliç Surları’nda toplam 22 kilometrelik, kesintisiz bir yaşam alanını şehre kazandıracağız. Hem doğru restorasyon yöntemleriyle tarihi surları geleceğe taşıyacak hem de yaşamla buluşturacağız. İstanbul bir sur kenti. Dünyadaki diğer örnekler gibi, dünya mirası surlarımız da turizmin merkezi haline gelecek. Fethin başlangıç noktası Rumeli Hisarı, kültür-sanat odaklı yeni işleviyle şehrin cazibe merkezlerinden biri olarak kapılarını açacak. Anadolu yakasında, Boğaz’ın Karadeniz’e açılan bölümüne hakim bir noktada yer alan tarihi Yoros Kalesi hem ‘Ziyaretçi Merkezi ve Geziyolu Projesi’ ile hem de arkeolojik park olarak ziyarete açılacak.
HAZİRE, MEZAR VE TÜRBELERE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM: İstanbul, devasa bir açık hava müzesi. Bu alanlar hem şehrin hafızasının izlerini barındırmaları hem de estetik açıdan taşıdıkları özellikleri bakımından eşsiz birer hazine. Geçtiğimiz dönem bu alanda çok önemli işlere imza attık. Önümüzdeki dönemde de 600 hazire, 450 bin tarihi mezar ve 20 türbenin bakım ve onarım işlemlerini tamamlayacağız. Ecdat yadigarı bu kutsal alanlarımızı hak ettiği değere kavuşturup, “Yaşayan Hafıza Merkezleri”ne dönüştüreceğiz.
TARİHİ YARIMADA’DA YENİ BİR KURUMSAL YAPI: Fatih’te kuracağımız 2 merkez ile restorasyona, tarihi yapı, sokak ve mahalle ölçeğinde tüm projelendirme süreçlerine destek vereceğiz. Uzman ekiplerden oluşacak olan bu merkezler; evrensel koruma ilkelerine uygun şekilde sürdürülebilir projelendirme, yapı çalışmaları, dönüşüm, danışmanlık, güvenlik, hasar tespit ve restorasyon çalışmalarında çok yönlü hizmetler verecek. ‘Tarihi Yarımada Yapı-Proje Merkezi’ ve ‘Tarihi Yarımada Restorasyon Merkezi’ni en kısa zamanda kuracağız. Tarihi Yarımada’da bütün projeler, bu merkez tarafından üretilecek.
YENİDEN AYAĞA KALKAN SÜLEYMANİYE: Osmanlı mahallesi, dünya mirasımız Süleymaniye yok olmak üzere. Süleymaniye, yıllar önce ‘yenileme alanı’ ilan edilmiş ve ilan edilen diğer yenileme alanları gibi kaderine terk edilmiş. Maalesef yanlış uygulamalarla, sahip olduğu fiziksel ve sosyal dokuyu kaybetme riskiyle karşı karşıya olan bu önemli alanı, uluslararası koruma yaklaşımlarını ve vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını gözeterek, kısa süre içerisinde yenileyeceğiz. Bu proje ile tarihi alanlarda ilk defa bu ölçekte ve bu kalitede bir yenileme projesi hayata geçmiş olacak.
YÜCE TARİHİMİZ, GÜNDELİK SİYASET UĞRUNA İSTİSMAR EDİLECEK BİR ALAN ASLA DEĞİLDİR: 5 yılda neyi, nasıl yaptığımıza ve bundan sonra yapacaklarımıza bakarsanız, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma konusunda yaşanan çok büyük zihniyet devrimini çok net görürsünüz. Yalnızca yaptığımız işlerin çokluğu ve kalitesiyle değil, bu toprakların tarihine, yaklaşımdaki farkımızla da bizden önceki yönetimden tamamen ayrılıyoruz. 180 derece farklıyız. Biz, İstanbul’un mirasını, üzerinde rant ve siyaset uğruna tepinilecek, halkı ayrıştırmak için kullanılacak bir araç olarak görmüyoruz. O yüce tarihimiz, gündelik siyaset uğruna istismar edilecek bir alan asla değildir. Asla buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Tarihin, inançların, dini ve milli duyguların istismarıyla yapılan siyasetten bu şehir de bu ülke de milletimiz de çok çekti. Tarih bilinciniz, inancınız, milli duygularınız güçlüyse, bunu hamasi nutuklarla değil, işinizle, icraatinizle göstereceksiniz. Biz, işte tam da bunu yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Kişisel menfaatlerimiz, çıkarlarımız, koltuklarımız için kullanmadık, kullanmayacağız.
İSTANBUL’A HİZMETTE TEREDDÜTSÜZ ‘TAM YOL İLERİ’ DİYORUZ: Bu sözleri burada, bütün İstanbul’umuza ve bütün Türkiye’mize ifade ediyorum. İstanbul’un ecdat yadigarı eserlerini öksüz bırakmış, rant uğruna talan etmiş bir zihniyete hak ettiği cevabı, yaptığımız doğru, özenli işlerle vermeye devam edeceğiz ve bu yönde kararlıyız. Bu sözlerimi buradan, Fatih Sultan Mehmet’in bize emanet ettiği İstanbul’umuzdan, Haliç Tersanesi’nden, Kasımpaşa’dan, Beyoğlu’ndan söylüyorum. Tarihten bugüne bugünden geleceğe uzanan ve bu toplumu birleştiren tüm manevi köprüleri sevgiyle, saygıyla, hürmetle, kardeşlikle ve büyütmeye devam edeceğiz. Bu şehrin paha biçilmez, kadim tarihini, birlik ve beraberlik ruhuyla, hep birlikte, birbirimizden faydalanarak, birbirimizle konuşarak, birbirimizi hissederek bilen insanlara gereken hürmeti göstererek geleceğe taşıyacağız. Onun için hepinizin huzurunda, İstanbul’a hizmette tereddütsüz ‘Tam yol ileri’ diyoruz.”
]]>
Dijital sanat eserleri üreten Türk sanat stüdyosu Ouchhh, Ay’a yapay zeka veri sanat eseri gönderen ilk sanat stüdyosu oldu.
Ouchhh Stüdyonun kurucu ortakları Ferdi Alıcı ve Eylül Duranağaç Alıcı’nın “Human Cell Atlas” adlı eseri geçen haftalarda SpaceX roketi ile Ay’a iniş yaptı.
Dünya prömiyerini Art Dubai’de gerçekleştiren eser, bir yandan sonsuza dek Ay yüzeyinde kalacak bir yandan da İstanbul dahil dünyanın pek çok sanat başkentinde sergilenecek.
Fuara, Hilton Contemporary galeriyle birlikte katılan eserin iki sanatçısından biri olan Ferdi Alıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin yaklaşık 5 yıl önce CERN ile yaptıkları iş birlikleriyle başladığını belirterek, “Bilim insanlarının katkılarıyla CERN’e her yıl bir dijital sanat eseri üretiyoruz, orada sergilenmek üzere. Bu eserlerin sonuncu ise Human Cell Atlas oldu.” dedi.
“İnsanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık”
Sanatçı, “Human Cell Atlas” projesinin dünyada insan vücuduyla ilgili üretilmiş en büyük veri seti olduğunu aktararak, şöyle devam etti:
“Binden fazla enstitü bir araya gelerek, insan vücuduyla ilgili en büyük haritalamayı yapıyorlar. Burada yaklaşık 32 trilyon insan hücresinden bahsediyorum, bunun bir veri seti olduğunu hayal edin. Bu harita sayesinde araştırmalarda fark edemeyecekleri bağlantıların ortaya çıkmasını ümit ediyorlar. Ayrıca bazı hastalıkların şifasını bulmak ve tüm bilim camiasına bu verileri açmak, amaçları arasında. Biz de bu muhteşem veriyi alıp yapay zeka aracılığıyla besleyerek insanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık.”
Bu tarz çalışmalarda, bilim ve sanatın birbirine ilham verdiği alanlar olduğuna işaret eden Alıcı, “Acaba makinalar insandan gelen verileri kullanarak kendi gözlerinden bizi nasıl görüyorlar? Bu sorunun peşinden gittik. Bilim insanları açısından da bizlerle paylaştıkları o soğuk rakamların, projenin sonunda böylesi şiirsel veri heykellerine ve boyamalarına dönüştüğünü gördüklerinde çok mutlu oldular.” değerlendirmesinde bulundu.
Ferdi Alıcı, projeyi tamamladıkları sırada rastlantısal bir şekilde Ay’a gönderilmesi planlanan bir SpaceX roketiyle ilgili davet aldıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“3 farklı kurum bir araya gelerek uzay tarihinde ilk kez Ay yüzeyine iniş yapan roketi tasarladılar. Böylesine tarihi bir projeyi hazırlarken 300’den fazla sanatçıyı Ay yüzeyinde kalıcı olarak hazırlanacak ilk dijital müzeye davet ettiler. Bu sanatçılar arasındaki tek Türk yapay zeka veri sanatçısı biz olduk. Yani dünyanın pek çok önemli başkentinde büyük projelere imza attık ama uzayda gerçekleşen bir işe imza atmak çok gurur verici oldu bizler için.”
“Uzayda yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu”
Eserin, tamamlandıktan sonra New York’ta bir laboratuvarda nano-teknoloji ile bir diskin üzerine kazındığı bilgisini veren Alıcı, “Daha sonra bu disk Kennedy Space Center’da aya iniş yapacak SpaceX roketinin üzerine monte edildi. Yaklaşık 11 defa ertelendi, ay yörüngesinde 4 gün boyunca dolandıktan sonra yüzde 50 ihtimalle Ay yüzeyine inişinde çarparak düşme ihtimali olmasına rağmen sağ salim inişini yaptı ve sanat tarihinde bir ilki başararak Ay’da yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu.” ifadelerini kullandı.
Yeni medya sanatçısı Alıcı, eserin ay yüzeyine indikten sonra dünyada ilk sergilendiği yerin Art Dubai olduğuna dikkati çekerek, “Burası için özel bir edisyon ürettik. Bütün büyük şehirlerde de eserin sergilerine devam edeceğiz. İstanbul’a da özel olarak gelmek istiyoruz. X Media Art Museum kendi vatandaşlarımızla paylaşmak için heyecanla bekliyoruz.” dedi.
Ouchhh Studio; Tokyo, New York, Los Angeles, Roma, Moskova, Prag, Brüksel ve Hong Kong dahil bir çok şehirde yaklaşık 75 kamu sanat projesi oluşturdu.
Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’inin, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacağını açıklayan sanat fuarı Art Dubai, bugün sona eriyor.
]]>
Batman Belediyesi tarafından bu yıl ilki düzenlenen “Batman Film Günleri” başladı.
Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen açılışa katılan Batman Valisi Ekrem Canalp, bütün değişim ve dönüşümlerin son yüzyılda yaşandığına işaret ederek, “Sinema da son yüzyılda bizim hayatımıza giren harikulade işlerden bir tanesidir. Sinemayı sadece kendisiyle değil, tiyatroyla beraber ele almamız gerekiyor.” dedi.
Canalp, sinemanın yüzyıllık ama tiyatronun binlerce yıllık bir geçmişi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Şu anda her ikisi de birbirini besliyor. Sinemayı destekleyebilmek için aynı zamanda tiyatroyu da desteklememiz gerekiyor. Bugün burada sinema günleri gerçekleştiriyoruz. Bizim için gurur verici ama bunun öncülleri de var. Geçmişteki hafızayı tekrar canlandırmak adına, bizim açık alanda sinema günlerimiz oldu.”
“Bu tarz organizasyonlar Batman’ı daha da güzelleştirir”
Programın danışmanı sinema yazarı Suat Köçer de festivalin önemine ilişkin, “Sezen Aksu’nun ‘Gülümse’ diye meşhur bir şarkısı var. Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda. İklim değişir, Akdeniz olur. Batman zaten güzel. Bence bu tarz organizasyonlar, Batman’ı daha da güzelleştirir, mevsimini değiştirir.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu tür etkinliklerde destek olması gerektiğinin altını çizen Köçer, “Biz ne kadar iyi işler yaparsak yapalım, ne kadar emek verirsek verelim, bu emeğin ve bu işin bir sahiplenicisi, hamisi olması gerekiyor. Yoksa sağlam olmaz. Bu vesileyle Batman Valiliğine, Ekrem Canalp Bey’e, Batman Belediyesi çalışanlarına ve özellikle de Metin Gürbüz’e çok teşekkür ediyorum. Bu organizasyonun kahramanı gerçekten de o.” ifadelerini kullandı.
Açılışta onur ve başarı ödülleri verildi
Yönetmen Ahmet Toklu, festivalde seyirciyle buluşan “Farha” filminin Filistin asıllı Ürdünlü yönetmeni Darin J. Sallam’a “Başarı Ödülü”nü takdim etti.
Sallam, Filistin’de yaşananlara dikkati çekerek, “Bu şekilde tanınmak ve ödül almak benim için çok gurur verici, teşekkür ederim. Farha filmini Batman’da göstermek benim için büyük bir onur. Umarım yakın zamanda özgür Filistin’i de kutluyor oluruz.” diye konuştu.
Batman Valisi Canalp’in elinden “Onur Ödülü”nü alan yönetmen Derviş Zaim ise “Çok sonra, ileriki senelerde devam edeceğini fark ettiğim bir organizasyonun ilk günlerini, ilk bebek adımlarını görmekten ve bunlara şahit olmaktan çok mutlu olduğumu söylemem gerek. Umarım önümüzdeki senelerde de hep beraber burada bunu daha üst seviyelerde kutlarız. Kendi adıma bu verdiğiniz onur ödülüne layık olmaya gayret edeceğim.” dedi.
Usta yönetmen, sinemadaki yolculuğunu sürdüğünü ve hikayelerini anlatmaya devam etmek istediğini söyledi.
“Sonunda iz bırakmak çabasıdır oyunculuk”
Onur ödülünü oyuncu Umut Karadağ’ın elinden alan sanatçı Halil Ergün de çok etkilendiğini belirterek, “Çok boyutlu bir tatla karşılaştım burada. Yerel ölçekli varoluşlarda, bir şehirde, bir kasabada, devlet yöneticilerinin yaklaşımı çok önemli.” ifadesini kullandı.
İlk kez Batman’a geldiğini dile getiren Ergün, şunları aktardı:
“Heyecan içindeyim. Birinci derece, saygın, ferah bir şehirleşmeyle karşı karşıya kaldım. Bu da beni çok sevindirdi. Ödülümle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Tarih boyunca heykelden tiyatroya, resimden müziğe, halk ozanından sanatın bütün alanlarına, insanlığın aydınlanma, gelişme sürecinin ana itici gücü sanat olmuştur. Ben de hayata adım attığım günlerde sanatla buluştum ve sanatın bu boyutuyla ilgilendim, naçizane katkılarda bulundum. Bununla onur duyuyorum. Bu çabaya katkımız noktasında elimden geleni yapmaya çalışacağım. Sonunda bir iz bırakma çabasıdır, oyunculuk da yazarlık da şarkı söylemek de beste yapmak da. Yaşarken ödüllerle ve alkışlarla fark edilmek ve değerlendirilmek de çok önemlidir.”
Yönetmen Vuslat Saraçoğlu, usta oyuncu Perihan Savaş’ın “Onur Ödülü”nü takdim etti.
Savaş, Batman’a ikinci kez geldiğini söyleyerek, “Gerçekten de çok keyif aldığım bir yer burası. Çünkü yaptığımız söyleşide de çok hoş ve çok güzel bir zaman geçirmiştik. Sanat adına, oyuncular ve yönetmenler adına çok teşekkür ederim. Bu ödüller, yapmaya çalıştığım işimin doğruluğunu anlatıyor.” açıklamasını yaptı.
Özbekistan yapımı Sunday filminin yönetmeni Shokir Kholilov da ödülünü Suat Köçer’den aldı.
Program sonunda sanatçı Sedat Anar ve ekibi, film müziklerinden oluşan mini bir konser verdi.
Yarın sona erecek Batman Film Günleri’nde Semih Kaplanoğlu’nun “Bağlılık Hasan”, Derviş Zaim imzalı “Flaşbellek”, Vuslat Saraçoğlu’nun “Borç” ve Ahmet Toklu imzasını taşıyan “Pota” filminin yanı sıra Batman Sinema Akademisi öğrencilerinin çektiği yapım sinemaseverlerle buluşacak.
]]>
Dünyanın dört bir yanından sanatçıları bir araya getiren çağdaş sanat fuarı Art Dubai’nin 17’nci edisyonu, 3 Mart’a kadar devam edecek.
Fuarın bu yıl 3’üncü edisyonuyla sanatseverlerle buluşan dijital seçkisinde ise Arjantinli sanatçı Florencia S.M. Brück’un minyatür sanatıyla yapay zekayı bir araya getirdiği 9 eseri yer aldı.
Küratörlüğünü Serena Tabacchi’nin üstlendiği “AI Futuristic Narratives in Historical Artistry” başlıklı seriyi, fuarda Immaterika Galeri temsil etti.
Eserlerinde yapay zeka ve İslami sanatları birleştiren Brück, çalışmalarına dair AA muhabirine yaptığı açıklamada, güzel sanatlar eğitimi aldığını, aynı zamanda bir yazılımcı olduğunu dile getirdi.
Brück, Art Dubai’de temsil ettiği eserlerini OpenAI tarafından geliştirilen yapay zeka robotu Chatgpt ile yaptığına işaret ederek, şu bilgileri verdi:
“Yapay zekanın tasavvuf düşüncesinin tarihteki önemli temsilcilerinin eserlerinden ilhamla geleceğe dair tasvirler oluşturmasını istedim. Bunu yaparken de İslam sanatının bir formu olan minyatürü kullandım. Örneğin insan doğasındaki aşk kavramı makinelere ya da yapay zekaya uyarlanırsa nasıl bir görüntü ortaya çıkar onu hayal ettim. ya da bilim adamlarının sanal dünyalardaki yani metaverse gibi alemlerde gezintilerini yansıtmaya çalıştım.”
“Önemli düşünürlerin yazdıkları gerçekten dünyanın geri kalanına yol gösterebilir”
Çalışmasını metal plaka üzerinde oluşturduğunu aktaran Brück, “Eserlerin arkasında yapay zeka tarafından Mevlana, Hafız-ı Şirazi ve Ömer Hayyam gibi şairlerden ilhamla yazılmış şiirler de yer alıyor. Tüm şiirler aynı zaman Blockchain teknolojisiyle NFT olarak hazırlandı.” dedi.
Florencia S.M. Brück, geleceğe doğru bakmak için öncelikle geçmişi iyi anlamak gerektiğini ifade ederek, “Resme olan ilgimden dolayı minyatür eğitimi de aldım. Minyatür ile tanışmam bana yeni bir dünyanın kapılarını açtı. Tarihten gelen bu önemli düşünürlerin yazdıkları gerçekten dünyanın geri kalanına yol gösterebilir. Onların eserlerini şiddetle tavsiye ediyorum. Dünyadaki insanlara biraz olsun ilham vermek istiyorsa tüm sanatçıların bu eserleri okuması gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Projenin köklerinin Emevi, Abbasi, Memlük, Osmanlı İmparatorluğu gibi önemli hükümdarlıkların geniş kültürel ve sanatsal mirasından beslendiğini ve zengin İslam tarih dokusuyla oluşturduğuna dikkati çeken Brück, şunları kaydetti:
“Bu dönemler, özellikle minyatür resminde, titiz detayları, canlı renkleri ve derin sembolleriyle karakterize edilir. Ben de oluşturduğum şiir veri kümesinde bu dönemde yaşamış, Rumi, Hafız-ı Şirazi, Ömer Hayyam, Feridüddin Attar, Sadi-i Şirazi, Gazzali ve İbnü’ Arabi gibi tanınmış şairlerin eserlerini bir araya getirdim. Ortaya çıkan sinerji, İslam sanatının tarihi ihtişamını dijital anlatının keskin uçlarında ve yapay zeka odaklı yaratıcılığın alanlarını birleştiren benzersiz bir dijital antoloji oluşturdu. Bu yaklaşım, sadece İslami sanat geleneklerinin mirasını korumakla kalmaz, aynı zamanda onları çağdaş teknolojinin bakışından yeniden yorumlayarak klasik ile günümüz arasında bir diyalog oluşturur.”
Yapay zeka yardımıyla oluşturulan eserlerin isimleri ise şöyle:
“Augmented Heart”, “Whispers Across Time”, “The Song of the Quantum Mystic”, “The Eternal Verse”, “Silicon Souls”, “The Legacy of Aria”, “The Virtual Dervish”, “Echoes of Andromeda”, “The Synthetist’s Ode”
Art Dubai’den, Gazze’deki sivillere destek
İsrail’in Gazze’de yüzlerce kişinin ölümüne neden olan hastane saldırısından sonra Instagram hesabından açıklama yapan fuar, “Gazze’de meydana gelen yıkıcı olaylara tepki olarak, ana şirketimiz Art Dubai Group, bu trajediden etkilenen birçok masum sivili desteklemek için fon toplayacak.” ifadelerine yer vermişti.
Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’i, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacak.
Sanatseverler, 40 ülkeden, 120’den fazla galerinin yer aldığı fuarı, 3 Mart’a kadar ziyaret edebilecek.
]]>
Çin İslam Minyatür Okulu kurucusu, ressam ve şair Ali Lei Gong ile oğlu Said Chuanyi Lei, Bursa’da düzenlenen “Çin Kaligrafisi ve Minyatür Performansı” etkinliğinde güzel sanatlar öğrencileriyle bir araya geldi.
Bursa Büyükşehir Belediyesinin Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlediği etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen küratör İsmail Erdoğan, Gong’un Çin minyatürü sanatına İslam unsurlarını ekleyen ilk sanatçı olduğunu belirterek, “Bu alanda Ali Lei hocadan öncesi diye bir tanımlama yapamayız. Çünkü binlerce yıllık geçmişe sahip bu sanatı İslam unsurlarıyla birleştirmede ilk o öncü oldu.” dedi.
Erdoğan, Gong ile geçen yıl İstanbul’a yerleştikten sonra tanıştığını dile getirerek, “Kendisi Anadolu’yu, Turkiye’yi ve Türk insanını çok seven, çok yakınlık duyan bir kişi. Bu etkinlikte onun sanatından çok iyi istifade edeceğinizi düşünüyorum.” ifadesini kullandı.
“İnsanların başarılı olması için çeşitli yöntemler var”
Ardından sanat hayatını anlatan Gong, resim sanatına küçük yaşlarda başladığını söyleyerek, “İnsanların başarılı olmasını sağlayan çeşitli yöntemler var. Bu başarıyı sağlamak için illa üniversiteye gitmek zorunda değilsiniz. Ben mesela 4-5 yaşlarımda evimde, duvarda, sokaklarda resim çiziyordum. O zaman koşullar kötüydü ve ülkede ekonomik bunalım vardı.” açıklamasında bulundu.
Gong, “Geleneksel Çin resim sanatında eskiden hep usta çırak eğitimi vardı. Şu an tabii akademik olarak öğreniliyor bunlar. Ben de bu işte bir mesafe kat ettikten sonra işinde usta bir hocayla çalışmaya başladım ve kendimi ilerlettim.” bilgisini paylaştı.
Sanatında ilerleyebilmek için çok bedeller ödediğini anlatan Gong, şunları kaydetti:
“Gençlik yıllarımda fabrikada çalışıyordum. O dönemdeki komünist uygulamalar gereği bir kişinin birden fazla işte çalışmasına izin verilmiyordu. Ben de sanatı hep gizli olarak yapmak durumunda kaldım. Daha sonra fabrikadan çıkabilmek için bir gece çalışma sırasında bilerek elimi makineye kaptırdım. İki parmağım ucundan kesildi. O olayın ardından zorunlu olarak fabrika işçiliğini bıraktım ve kendimi tamamen sanata adamaya başladım.”
“Gençlerin sanatımıza bu kadar meraklı olduğunu beklemezdik”
Etkinliğe ilişkin AA muhabirine konuşan Said Lei ise bugünkü etkinliğe gösterilen yoğun ilgiden memnuniyet duyduğunu belirterek, “Gençlerin sanatımıza bu kadar meraklı olduğunu beklemezdik. İkinci Zaman Sergisi’nin devamı olarak gerçekleşen atölye ve performanslar aslında sanatçıyı daha ayrıntılı bir şekilde sanatseverlere anlatıyor. Özellikle sergiye gelemeyenler için bu etkinlik canlı bir sergi gibi. Sağ olsun Bursa Belediyesi kültür ve sanata gayet önem ve değer veriyor. Böyle bir atölye, gençlere uluslararası bir vizyon sunabilir.” dedi.
Lei, öğrencileri sanatta yetenekli ve başarılı bulduğu değerlendirmesini yaparak, “Bazılar fırçayı çok iyi kullandı ve anlattığımız teknik ötesi yaklaşımları da uyguladı. Umarım ileride bu gençler Bursa’ya kültür ve sanat alanında daha ilhamlı, renkli katkılar sağlayacaktır.” temennisinde bulundu.
Söyleşinin ardından güzel sanatlar öğrencileri, Gong’un minyatür çalışmalarından oluşan slayt gösterisini izledi. Düzenlenen atölye çalışmasında da Ali Lei Gong ve Said Chunanyi Lei, öğrencilere Çin minyatürü çizim tekniklerini uygulamalı aktardı.
Bursa’da 22 Ocak’ta açılan İkinci Zaman Sergisi’ne katkı sunmuş sanatçılarla düzenlenen söyleşi ve performans etkinlikleri, mart ayının sonuna kadar devam edecek.
]]>
Çanakkale’de üniversitedeki sanat atölyesi etkinliğinde bir araya gelen 3 sanatçı, geleneksel Çanakkale seramiklerini tasarımlarıyla birleştirerek özgün eserler hazırladı.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi, ilk örneklerine 15’inci yüzyılda kent merkezinde rastlanan, 17’nci yüzyıl sonlarından 20’nci yüzyıl başlarına kadar yoğun olarak üretimi yapılan geleneksel Çanakkale seramiklerini yaşatmak için çalışmalarını sürdürüyor.
Unutulmaya yüz tutmuş sanatın yaşatılmasına, genç kuşağa tanıtılmasına, yeni tasarım ve çağdaş formlarla yorumlanmasına öncülük eden merkez, sanat atölyesi etkinliğinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Balyemez, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Müjde Yücel Coşar ve seramik sanatçısı Gülfidan Özmen’i bir araya geldi.
Atölyede 10 gün süren etkinlikte geleneksel Çanakkale seramiklerini tasarımlarıyla buluşturan sanatçılar, tabak ve vazo gibi eserlerine çeşitli renklerde boya ve şekillerle ayrı bir boyut kattı.
Sanatçılar, eserlerini yaz aylarında açacakları kişisel sergilerde sanatseverlerle buluşturacak.
Balyemez, AA muhabirine, atölyede Çanakkale seramiklerinin geleneksel desen, form ve dekorlarında kendilerine özgü yorum ve denemeler yaptıklarını söyledi.
Kendi alanı olduğu için daha çok Çanakkale seramiklerinin dekorları üzerine çalıştığını belirten Balyemez, “Özellikle fırça dekorları, astar akıtmalar ilgimi çekiyordu. ‘Onlarla ilgili renklerini değiştirsem nasıl olur, o dekorlar farklı renklerin üzerinde dursa nasıl olur?’ gibi birtakım denemeler yaptım. Aslında daha ziyade farklı renkleri araştırmak gibi oldu. Sonucun ne olacağını çok bilmeden başladım.” dedi.
Balyemez, Çanakkale seramiklerinin genel olarak kaba ve halkın kullanımı için yapılmış ürünler olduğunu dile getirdi.
Sanatsal açıdan bu seramiklerin özelliklerine değinen Balyemez, “Dekorları, üzerindeki fırçalar, renkler, akıtmalar o kadar özgün ki dünyanın herhangi bir yerinde o seramiği gördüğünüz zaman onun Çanakkale olduğunu anlayabilirsiniz. Bu da onu bence en değerli kılan tarafı.” ifadesini kullandı.
“Her geleneksel sanatın yaşatılması için taze kana ihtiyaç var”
Genellikle enstalasyon (yerleştirme) ya da heykel üzerine çalışmalar yapan sanatçı Gülfidan Özmen ise kullandığı gereçler zaman zaman değişse de özellikle cam, seramik ve kağıt gibi malzemelerden yararlandığını söyledi.
Çanakkale seramiklerinin akıtma sırları renklerini çok sevdiğini ve bunları soyut formlara uyguladığını aktaran Özmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu çalışma kapsamında çamurdan soyut yaptığım birtakım strüktürler, formlar var. Bunların üzerine uygulama yapacağım. Her geleneksel sanatın yaşatılması için taze kana ihtiyaç var. Bu, yeni sanatçıların çağdaş yorumlaması ya da yetişmiş geleneksel sanatçıların farklı uygulamaları olabilir. Seramik ve cam eğitimi aldım ama farklı bir bakış açısıyla yorumluyorum. Bu da malzemelere bir tazelik getiriyor.”
Coşar da Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezinin konuk sanatçılarla bu yıl ilk kez düzenlediği sanat atölyesi etkinliğinin yeni üretimlere vesile olması, yeni kuşaklara tanıtılması ve kültürel mirasa sahip çıkılması için devamının planlandığını belirtti.
Her etkinliğe konuk sanatçıların davet edileceğini, üniversiteden de öğretim üyelerinin bu çalışmaya dahil edileceğini aktaran Coşar, etkinliğin bu şekilde ortak etkileşimlere vesile olacağını ifade etti.
ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü mezunu pek çok kişinin kentte atölye açtığını ancak bunlarda genellikle satışa yönelik modern tasarımların hazırlandığını dile getiren Coşar, geleneksel Çanakkale seramiklerini üreten atölye sayısının sınırlı olduğu bilgisini verdi.
Çalıştay kapsamında yaptığı tasarımda Çanakkale seramiklerinin biçimini ele aldığını söyleyen Coşar, şöyle konuştu:
“Seramik atölyesindeki kalıpları kullandım. Üniversitenin atık kağıtları ile kağıt havluları çamura dahil ediyorum. Onun bünyeye kattığı dokuyu seviyorum. Çamura kattığımız kağıtlar, çamurun mukavemetini artırıyor. Kağıt katkılı yorumlar yapıyorum. Proje kapsamında 5 at başlı testi yaptım. 3 boyutlu olanlar var, bir de duvarda sergilenecek olan versiyonlarını çalışıyorum. Diğer işlerimde de silüetler kullanmayı seviyorum. Çanakkale seramiklerindeki at, ördek ve kuş başlı formların silüetlerini kullanarak formlar tasarlıyorum.”
]]>
Fatih Belediye Başkanı Turan: “Kadırga Sanat Galerisi bu bölgenin ayağa kalkması için de önemli bir proje”
Fatih’te Gülçin Anmaç Sanat Atölyesi “İstanbul Tasvirleri” Sergisi ile açıldı
İSTANBUL – ‘İstanbul Tasvirleri’ Gülçin Anmaç Sanat Atölyesi Sergisi Fatih Belediyesi Kadırga Sanat Galerilerinde açıldı. Açılışa katılan Fatih Belediye Başkanı Turan, “Kadırga Sanat Galerisi bu bölgenin ayağa kalkması için de önemli bir proje” dedi.
Fatih Belediyesi, Kadırga Sanat Galerileri Gülçin Anmaç ve öğrencilerinin eserlerinden oluşan “İstanbul Tasvirleri” sergisine ev sahipliği yaptı. Sergide İstanbul’un zengin mimarisinin seçili tarihi eserleri, şehrin mekanları, doğası, yaşamı, şiirleri minyatür sanatıyla buluştu.
İstanbul’u odağına alacak olan “İstanbul Tasvirleri” sergisi; mukaddes şehirler, İstanbul’un mekanları, kuşları, kapıları, esnafı, şiirleri, kayıp tarihi bölümleriyle anlattı. Klasik minyatür sanatında kullanılan geleneksel malzemeler ve teknikler ile hazırlanan İstanbul Tasvirleri sergisi eserleri; İstanbul’dan aldığı ilhamı sanatsever ziyaretçilerin beğenisine sundu.
“Fatih’in sanat ile taçlanması gerekiyor”
“İstanbul Tasvirleri” Gülçin Anmaç Sanat Atölyesi Sergisi’ne katılan Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Fatih’in sanat ile taçlanması gerekiyor. Sanatçı olmazsa mekan olmazsa bunların da olma ihtimali yok. “İlim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder” demişler. Fatih’te maalesef bu tür mekanlar yoktu. İçinde bulunduğumuz Kadırga Sanat Galerilerinin olduğu yer olan Kadırga aslında İstanbul’un en tarihi semtlerinden bir tanesi. Üzerine bir sürü hikaye yazılmış bir semt burası. Bazı bölgeleri çöküntü alanı gibi gözükse de inşallah yakın zamanda onları hayata geçirecek birçok fonksiyon icra edeceğiz” dedi.
“Kadırga Sanat Galerisi bu bölgenin ayağa kalkması için de önemli bir proje”
Turan, “Kadırga Sanat Galeri aslında sadece sanata destek projesi değil. Bu bölgenin de ayağa kalkması için önemli bir proje. Buranın üst katı da mesela şu anda Fatih’in önemli kütüphanelerinden bir tanesi. Dolayısıyla sizin bugün buraya gelmeniz aslında bölgeye yapmak istediğimiz hadiseydi. Bugün burayı eserleriyle ve emekleriyle şenlendiren çok değerli sanatçımız Gülçin Anmaç Hanımefendiye ve onun değerli öğrencilerine bu beldenin belediye başkanı olarak saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı.
“10 yıldır ders verdiğim öğrencilerim şimdi sanatçı arkadaşlarım oldu”
Atölyeyi 12 arkadaş birlikte kurduklarını söyleyen Gülçin Anmaç, “İstanbul Tasvirleri” sergimizi 12 sanatçı bir arada oluşturduk. Yaklaşık 10 yıldır ders verdiğim atölyemden yetişmiş öğrencilerim şimdi sanatçı arkadaşlarım oldu. Onlarla birlikte İstanbul’u anlattığımız bir sergi oldu” diye konuştu.
85 eser ile “İstanbul Tasvirleri”
Fatih Belediyesi tarafından kurulan Kadırga Sanat Galerilerinde “İstanbul Tasvirleri” sergisini hazırlayan Anmaç, “Kadırga Sanat Galerileri, Fatih Belediyesi’nin güzel galerilerindeyiz. Buradaki sergimiz “İstanbul Tasvirleri.” 85 tane eser ile İstanbul’un mekanlarını, mesleklerini, kuşlarını ve kayıp tarihini anlatarak böyle bir İstanbul gezisi yapıyoruz minyatürlerle. Çok mutluyuz çok büyük bir kalabalık var. Sergimizin bir kitabi var bunun içim Fatih Belediyesine çok teşekkür ediyoruz” dedi.
]]>
Tepebaşı Belediyesi tarafından gerçekleştirilen ‘Geri Dönüşüm Oluşum’ isimli sergi Eskişehir halkının beğenisine sunuldu.
Tepebaşı Belediyesi kültür ve sanat alanında da çalışmalar yapılmaya devam ediyor. Bu çerçevede Tepebaşı Belediyesi tarafından ‘Geri Dönüşüm Oluşum’ isimli sergisinin açılışı Tepebaşı Belediyesi hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda gerçekleştirildi. Sergi açılışına Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, meclis üyeleri, eserleri sergide yer alan sanatçılar ve sanatseverler katıldı.
“Sanat projelerimiz seçkinlerin değil halkın içinde olduğu projeler oluyor”
Sergi açılışında konuşan Başkan Ataç, “Necati Seydi Ferahoğlu, Pişmiş Toprak Sempozyumu’na da sanatçı olarak katıldı. Bizim Geri Dönüşüm Atölyesini o kağıtları görüp sanat adına nasıl değerlendiririz diye bir teklifi oldu. Tabi sanatçı bakmaz görür diye bir tabir vardır ya gerçekten de öyle. Neticede bu proje oldu ve dedi ki işte 50 kişi olsun. Şimdi Necati’yi dinlerken acaba bunu da geleneksel hale getirsek mi diye düşündüm. Yani bu yapılan şeyler kentte çok şey kazandırıyor. Biraz önce yine anlattım. Bizim yaptığımız sanat projeleri sadece seçkinlerin değil halkın da içinde olduğu projeler oluyor. İnsanlar gidip temas edebiliyor veya fırsat bulup bir çizgi çizebiliyor. Çocuklar o çamurla oynuyorlar. Hakikaten sanat çok önemli bir şey. Kentleri kent yapan sanatla kültürdür. ve çok şükür 20 yılda Tepebaşı’nda kültürü de kazandırdık, sanatı da kazandırdık. ve diğer illere, diğer belediyelere örnek olacak şeyler. İyi ki iyi ki yapmışım diyorum” ifadelerini kullandı.
“Çöldeki bir vaha gibi”
Sergi Küratörü Necati Seydi Ferahoğlu, “İki yıl önce biz Eskişehir’e geldiğimiz zaman Geri Dönüşüm Atölyesini gezmiştik. Orası beni çok etkilemişti. Sanki çöldeki bir vaha gibiydi. Yani herkesin gözden çıkardığı, o gün bir kenara attığı gazeteleri ve atık kağıtları dönüştürerek tekrar insanların ne kadar güzel şeyler yapabildiğini görmüştüm. Akılımıza böyle bir şey geldi. Başkanım da yapalım dedi. ve bu sonuç ortaya çıktı. Ben öncelikle başkanıma, Tepebaşı Belediyesinin bütün çalışanlarına ve kıymetli hocalarına çok teşekkür ediyorum” dedi.
“Emeği geçenlere teşekkür ediyorum”
Sanatçılar adına konuşan Hayati Misman, “Ben önce Necati’ye böyle bir projeyi hayata geçirmek için Sayın Başkan’la konuşup bu noktaya getirdikleri için önce Necati’ye çok teşekkür ediyorum. Sonra bunu kabul eden ve bu hayata geçirmesi için destek veren Sayın Başkanıma çok teşekkür ediyorum. ve tüm sanatçı arkadaşlara, emeğe geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu. Geri Dönüşüm Atölyesi’nde atık kağıtların geri dönüşüm yöntemini öğrenen Defne Gökmenler de “Şu an çok mutluyum. Ben geri dönüşüm atölyesinde kağıtların geri dönüştürme yöntemini öğrendim ve evde kendim yaptım. Arkadaşlarımla da geldik. Biz çok mutlu olduk” dedi.
22 Mart’a kadar gezilebilecek ayrıca sergi salonunda Efgan Beyaz tarafından atık kağıda resim çizilirken Geri Dönüşüm Atölyesi ekipleri tarafından atölye düzenlendi. 50 sanatçının eserlerinin yer aldığı sergide, Tepebaşı Belediyesi Geri Dönüşüm Atölyesi’nde dönüştürülen kağıtlara yapılan resimler yer aldı. Tepebaşı Belediyesi ana hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda sanatseverlerin beğenisine sunulan sergi 22 Mart’a kadar gezilebilecek. Sergide, Süleyman Saim Tekcan, Atilla Atar, Yalçın Gökçebağ, Hayati Misman, Ataç Elalmış, Fevzi Karakoç, Hanefi yeter, Basri Erdem, Şükrü Ertürk, Gülay Yüksel, Reyhan Abacıoğlu, Ahmet Yeşil, Güler Akalan, Necip Erol Olcay, Sema Barlas, Cengiz Savaş, Mahir Güven, Akdoğan Topaçlıoğlu, Ahmet Umur Deniz, Efgan Beyaz, Serdar Leblebici, Aynur Mahmudova Kaplan, Hüseyin Elmaz, Peruze Hamurcu, Meliha Yılmaz, Mehmet Ali Doğan, Bülent Yavuz Yılmaz, Hakan Eraslan, Ilgın Erdem, Mustafa Albayrak, Mümin Candaş, Orhan Zafer, Raif Kalyoncu, Özgür Eryılmaz, Erol Murat Yıldız, Hakan Esmer, Ercan Ayçiçek, Adem Başpınar, Musa Güney, Nurgül Ferahoğlu, Tolga Akalın, Necati Sevdi Ferahoğlu, Ekin Deveci, Neslihan Kıyar, Seydi Murat Koç, Seyit Mehmet Buçukoğlu, Murat Aslan ve Mustafa Sönmez, Devrim Erbil ve Barış Sarıbaş gibi isimlerin eserleri yer aldı. – ESKİŞEHİR
]]>
Tepebaşı Belediyesi tarafından yaşama geçirilen ‘Geri Dönüşüm Oluşum’ isimli sergi Eskişehir halkının beğenisine sunuldu.
Tepebaşı Belediyesi, kültür ve sanat alanında çalışmalar yapılmaya devam ediyor. Bu kapsamda ‘Geri Dönüşüm Oluşum’ isimli sergisinin açılışı Tepebaşı Belediyesi hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda yapıldı. Açılışa Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, meclis üyeleri, eserleri sergide yer alan sanatçılar ve sanatseverler katıldı.
Sergi açılışında konuşan Ataç, şunları kaydetti:
“Necati Seydi Ferahoğlu, Pişmiş Toprak Sempozyumu’na da sanatçı olarak katıldı. Bizim Geri Dönüşüm Atölyesi’ni o kağıtları görüp sanat adına nasıl değerlendiririz diye bir teklifi oldu. Tabii sanatçı bakmaz görür diye bir tabir vardır ya gerçekten de öyle. Neticede bu proje oldu ve dedi ki 50 kişi olsun. Şimdi Necati’yi dinlerken acaba bunu da geleneksel hale getirsek mi diye düşündüm. Yani bu yapılan şeyler kentte çok şey kazandırıyor. Biraz önce yine anlattım. Bizim yaptığımız sanat projeleri sadece seçkinlerin değil halkın da içinde olduğu projeler oluyor. İnsanlar gidip temas edebiliyor veya fırsat bulup bir çizgi çizebiliyor. Çocuklar o çamurla oynuyorlar. Hakikaten sanat çok önemli bir şey. Kentleri kent yapan sanatla kültürdür. ve çok şükür 20 yılda Tepebaşı’nda kültürü de kazandırdık, sanatı da kazandırdık. ve diğer illere, diğer belediyelere örnek olacak şeyler. İyi ki iyi ki yapmışım diyorum.”
Sergi Küratörü Necati Seydi Ferahoğlu, şöyle konuştu:
“İki yıl önce biz Eskişehir’e geldiğimiz zaman Geri Dönüşüm Atölyesi’ni gezmiştik. Orası beni çok etkilemişti. Sanki çöldeki bir vaha gibiydi. Yani herkesin gözden çıkardığı, o gün bir kenara attığı gazeteleri ve atık kağıtları dönüştürerek tekrar insanların ne kadar güzel şeyler yapabildiğini görmüştüm. Akılımıza böyle bir şey geldi. Başkanım da yapalım dedi. ve bu sonuç ortaya çıktı. Ben öncelikle başkanıma, Tepebaşı Belediyesi’nin bütün çalışanlarına ve kıymetli hocalarına çok teşekkür ediyorum.”
Sanatçılar adına konuşan Hayati Misman da “Ben önce Necati’ye böyle bir projeyi hayata geçirmek için Sayın Başkan’la konuşup bu noktaya getirdikleri için önce Necati’ye çok teşekkür ediyorum. Sonra bunu kabul eden ve bu hayata geçirmesi için destek veren Sayın Başkanıma çok teşekkür ediyorum. ve tüm sanatçı arkadaşlara, emeğe geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Geri Dönüşüm Atölyesi’nde atık kağıtların geri dönüşüm yöntemini öğrenen Defne Gökmenler ise “Şu an çok mutluyum. Ben Geri Dönüşüm Atölyesi’nde kağıtların geri dönüştürme yöntemini öğrendim ve evde kendim yaptım. Arkadaşlarımla da geldik. Biz çok mutlu olduk” dedi.
22 MART’A KADAR GEZİLEBİLECEK
Açılışta, sergi salonunda Efgan Beyaz tarafından atık kağıda resim çizilirken, Geri Dönüşüm Atölyesi ekipleri tarafından da atölye düzenlendi. 50 sanatçının eserlerinin yer aldığı sergide, Tepebaşı Belediyesi Geri Dönüşüm Atölyesi’nde dönüştürülen kağıtlara yapılan resimler yer aldı. Tepebaşı Belediyesi ana hizmet binası içerisinde yer alan sergi salonunda sanatseverlerin beğenisine sunulan sergi, 22 Mart’a kadar gezilebilecek.
Sergide eserleri yer alan isimler ise Süleyman Saim Tekcan, Atilla Atar, Yalçın Gökçebağ, Hayati Misman, Ataç Elalmış, Fevzi Karakoç, Hanefi yeter, Basri Erdem, Şükrü Ertürk, Gülay Yüksel, Reyhan Abacıoğlu, Ahmet Yeşil, Güler Akalan, Necip Erol Olcay, Sema Barlas, Cengiz Savaş, Mahir Güven, Akdoğan Topaçlıoğlu, Ahmet Umur Deniz, Efgan Beyaz, Serdar Leblebici, Aynur Mahmudova Kaplan, Hüseyin Elmaz, Peruze Hamurcu, Meliha Yılmaz, Mehmet Ali Doğan, Bülent Yavuz Yılmaz, Hakan Eraslan, Ilgın Erdem, Mustafa Albayrak, Mümin Candaş, Orhan Zafer, Raif Kalyoncu, Özgür Eryılmaz, Erol Murat Yıldız, Hakan Esmer, Ercan Ayçiçek, Adem Başpınar, Musa Güney, Nurgül Ferahoğlu, Tolga Akalın, Necati Sevdi Ferahoğlu, Ekin Deveci, Neslihan Kıyar, Seydi Murat Koç, Seyit Mehmet Buçukoğlu, Murat Aslan ve Mustafa Sönmez, Devrim Erbil ve Barış Sarıbaş’tan oluşuyor.
]]>
AK Parti Trabzon Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı ve Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, yeni dönemde Trabzon’a biri büyük ölçekli, biri de küçük ölçekli olmak üzere iki sanat merkezi yapacağını söyledi.
AK Parti Trabzon Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı ve Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Trabzon Sanatevi’ni ziyaret etti. Başkan Genç, Sanatevi Başkanı Adnan Taç ve yönetim kurulu üyeleriyle bir süre sohbet ederek Trabzon’a kültür ve sanatla ilgili yaptığı ve yapacağı projelerden bahsetti. Genç’e ziyaretinde AK Parti Ortahisar Belediye Başkan Adayı Ergin Aydın da eşlik etti.
Ziyaretlerinden dolayı Başkan Genç ile Ergin Aydın’a teşekkür eden Adnan Taç, kenti bilen, kenti tanıyan ve kentle iç içe olan herkesle istişare edilmesi gerektiğini vurguladı. Yerel yönetimlerle her zaman temas halinde olduğunu ve birçok proje yürüttüğünü ifade eden Taç, “Biz ziyaretlerimizi ve çalışmalarımızı sadece seçim döneminde değil, daha öncesinde de yapıyorduk. Her zaman temas halindeydik. Zaten Ahmet Başkanım ve Ergin Aydın Başkanım bizimle her gün temas halindeydiler. Sabah kahvaltıları, akşam buluşmalarını ve diğer etkinliklerde zaman zaman kendileriyle görüşmelerimizi yapıyorduk” dedi.
Başkan Adayı Ahmet Metin Genç ise, kültür ve sanat faaliyetlerine desteği her zaman kendisi için bir görev olarak addettiğine dikkati çekerek, “Biz görevde olduğumuz süre içerisinde sizlerle beraber şehrin en önemli alametifarikası olduğunu söylediğim kültür, sanat ve tarih yönüyle birlikte bu özelliklerimizi dolu dolu yaşamaya ve altı dolu bir şekilde devretmek için sizlerin çalışmalarına desteği bir vazife bilerek hareket ettiğimi düşünüyorum. Tam mütekamil manada bu desteği yapamamış olabiliriz ama ben hiçbir zaman bu desteği bir lütuf olarak değil, bir vazife olarak görüyorum. Çünkü bu şehir bizim. Şehrin kültür ve sanat ilgili geçmişteki misyonunu bu zaman dilimindeki misyonla nasıl buluşturabiliriz, nasıl uzlaştırabiliriz, bu kıymetlidir Bunu sizlerle yapabiliriz. Kültür insanlarımız, sanat insanlarımız özgün insanlar. Tahayyüllerini yetenekleriyle birlikte yansıtabilen insanlar, o nedenle de kıymetli insanlar” diye konuştu.
“Kültür ve sanat merkezi yapılacak”
Yeni dönemde Avni Aker Stadyumu ve Yavuz Selim Stadının olduğu bölgede bir kültür ve sanat merkezi projesi yapacağını ifade eden Genç, “Biz her zaman fiziki kapasite olarak kültür ve sanat çalışmalarıyla ilgili yetersizliği gözlemledik. Bu konuda mutabıkız. Bir şehirde Sanatevi öncülüğünde bir uluslararası etkinlik yapılabiliyorsa, bu o şehrin yönetenlerin çok çok önemsemesi gereken bir hadisedir. Çünkü şehriniz uluslararası arenaya çıkıp, bir tanıtım sağlıyor. İnşallah 14. sanat etkinliğini de yapacağız. Kültür ve sanat etkinlikleri nitelikli etkinlikler. Bir opera sahnesinin nitelikli olduğunu ben operayı Trabzon’a getirdiğimde anlayabildim. O nedenle sizlerle konuşurken her zaman dile getirdiğimiz bir kültür sanat merkezi projemizi bu dönemde inşallah hayata geçireceğiz. Yavuz Selim ve Avni Aker’in orada iki dönümlük bir alanın Çevre Bakanlığı’ndan tahsisini sağladık. İnşallah bu dönem bu projeyi yapacağız. Oradaki yeşil alanlara halel getirmeden ve fazla bir yapılaşmada bulunmadan inşa edeceğiz. Ama bunun da yeterli olduğu düşüncesinde değilim. Bütün kültür ve sanat faaliyetlerinin bir arada icra edilebileceği daha geniş bir platforma da ihtiyacımız var. Bununla ilgili düşüncemizi de önümüzdeki zaman diliminde açıklamayı düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Değirmendere’deki sanayi siteleri taşınacak”
Değirmendere’de sanayi sitelerinin bulunduğu alanda kentsel dönüşüm çalışması yaparak sanayi sitelerini buradan taşıyacağını ifade eden Genç, “Değirmendere’de 5 tane küçük ölçekli sanayi sitemiz şehrin merkezinde kaldı. Burada bin 700 esnafımız faaliyet yürütüyor. İstiyoruz ki, orayı nakledelim. Orayı yeniden bir yaşam alanına çevirelim. Havalimanından çıktığınız zaman Değirmendere’de şehrin siluetiyle bağdaşmayan çok çarpık bir görsel sizi karşılıyor. Orayı dönüştürerek orada da güzel bir sanat merkezi yapmayı planlıyoruz. Bu daha büyük ölçekli bir iş. Bir taraftan da kötü yapılaşmayla beraber örttüğümüz koca bir tarih var. Trabzon farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan bir şehir. Yukarı Hisar’da arkeolojik kazı çalışmaları yapılıyor. Yeni dönemde inşallah bu işi hızlandırarak müze konseptiyle bir arkeo-park yapacağız. Bu konuda da sizlerden istifade edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Örttüğümüz tarihi dokuyu ortaya çıkarmamız lazım”
Kültür ve sanat değerlerini kurumsal bir hafızada geleceğe taşınması gerektiğini dile getiren Başkan Genç, “Trabzon bir tiyatro kültürü olan bir şehir aynı zamanda. Buna sahip çıkmak lazım. 12-13 tane amatör tiyatro grubumuz var. Bunlardan 8 tanesi aktif. Önce merkezde başlattığımız bu tiyatro festivalini genişlettik. Ordu, Bulancak, Merzifon ve Amasya’ya kadar gittik. Bunları da ulusala taşıyabilen bir anlayışı ortaya koymamız lazım. Çünkü bu konuda da nitelikli sanatçılarımız var. Bütün bunlar bizim gücümüz. Şehri bilmek, tanımak önemli. Şehrin sadece güzelliklerini değil, özelliklerini de öne çıkarmak gerek. Trabzon’un gerçek anlamda değerleri var. Bunları yaşamak ve yaşatmak önemli. Biz gelir gelmez işe müzeyle başladık. Tarih Müzesi, Basın Müzesi kurduk. Sizin de çok katkılarınız oldu. Sanat değerlerimizi kurumsal bir hafızaya alıp geleceğe taşıyabilmemiz lazım. Dünyada dört tane olan matbaanın birisi Trabzon’da. Türkiye’de de üç Basın Müzesi’nden biri Trabzon’da var. Onu açtık. Saray Atik Sokağı kültür sanat merkezi haline getireceğiz. Zeminini yaptık. Tarih Müzemiz burada. Bütün bunlar şehrimizin beklentileri aslında. Daha erken yapmamız gereken konulardı. Şehrimiz daha fazlasını hak ediyor. O örttüğümüz tarihi de ortaya çıkarmamız lazım. Kadınlar Pazarı’nın bulunduğu bölgeden çıkan 1. yüzyıla ait kalıntılar hakikaten değerli. Bunlara sahip çıkmamız ve öne çıkarmamız lazım. İnşallah bu çalışmaları sizlerin de elbirliğiyle yapmaya devam edeceğiz. Yazarlarımız, kültür adamlarımız, sanatçılarımız var. Biz belediye olarak bugüne kadar 35 kitabın basımını üstlendik” dedi.
“Trabzon’da güzel hizmetler yapıldı”
AK Parti Ortahisar Belediye Başkan Adayı Ergin Aydın ise, Trabzon’da atılan her adımda tarihi dokunun hissedildiğine vurgu yaparak, bunun geleceğe taşınması gerektiğini kaydetti. Tarihin gençlere iyi öğretilmesi gerektiğini belirten Aydın, “Tarihte bir söz vardır. Eğer, bir devletin tarihi ve kültürü yoksa ona devlet demiyoruz. Trabzon işte böyle bir şehir. Geçmişi olan, geçmişiyle övünen bir şehir olduğundan dolayı her attığınız adımda bir tarih dokusu hissediyorsunuz. Ahmet Başkanımız Trabzon’da çok güzel hizmetler yaptı. Bizim de bunu devam ettirmemiz lazım. Devam eden projeleri de bitirmek lazım. Bunun için aynı aşkla, aynı çalışma azmiyle birlikte bunları halkımızla buluşturmak bizlerin görevidir. Biz tarihimizle hep övünüyoruz. Trabzon öyle bir şehir ki diyoruz, metrekaresine en az 10 sanatçı düşen bir şehir diyoruz. Tarihimizi gençlerimize öğretebilirsek ve böyle eserler bırakabilirsek ne mutlu bize. Burada en çok görev yerel yöneticilere düşüyor. Sizlerle birlikte şehrimizi kültürel anlamda yönetmekten onur duyacağımı da belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>
Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen 9. Üsküdar Kitap Fuarı, edebiyatla sanat dünyasını buluşturdu.
Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen fuarda roman, deneme, hikaye, polisiye, araştırma, sanat, tasarım, tarih, sinema, gezi, şiir, hobi, eğitim, biyografi ve yemek gibi pek çok alanda kitaplar, yayınevlerinin stantlarında okuyucunun beğenisine sunuldu.
Yazarlar imza etkinliklerinde okurla buluşurken, fuarın ilk günlerinde düzenlenen söyleşi ve etkinliklere kitapseverler yoğun ilgi gösterdi.
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Tökel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fuarda Diyanet Yayınlarından çıkan “Sizin Ömrünüz Kaç Saniye”, “Ramazan Biraz da Annedir” ve “Ta-ha 121” kitaplarını imzaladığını söyledi.
Fuara muazzam bir ilgi olduğunu dile getiren Tökel, “Türkiye okumuyor diyorlar ya, bunu diyen gelsin burayı görsün. Sadece kuru bir kalabalık değil satış da var. Dinliyorlar da soruyorlar da. Müthiş bir ilgi var yani. Bu ilgi okumaya ve düşünmeye de dönüşüyorsa süper harika bir şey.” şeklinde konuştu.
Tökel, kitabın en iyi ikram olduğunu, kitabın insanın yenilenmesi, tazelenmesi anlamına geldiğini dile getirdi.
Mevlana’nın “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” ifadesine işaret eden Tökel, şunları kaydetti:
“Yeni bir şey söyleyemiyorsan, bir şeyleri yeniden söyle. Kitap okumayan yeni bir şey söyleyemez, yeniden de bir şey söyleyemez. Yeni bir şey, yeniden bir şey söylemek istiyorsan, çoluğunu çocuğunu iyi yetiştirmek istiyorsan, kitabın kaynağından korkmaman lazım, kopan kaybolur gider.”
Edebiyatın yanı sıra sanat kitapları da ilgi görüyor
Çocuk kitapları kaleme alan yazar Cansu Demirbağ, “Dedem Kodlama Öğreniyor” adlı üçüncü kitabında sürekli bilgisayar başında olan ve bir şeyler yapmaya çalışan bir çocuğu konu aldığını belirterek, “Mete, kendisini ailesine kanıtlamaya çalışırken bir anda kendisini dedesine kodlama öğretirken buluyor. Bu yolculuk aslında dedesine kodlamayı öğrettiği ama bir yandan da tüm çocuklara teknoloji üretebilmenin ilhamını verdiği bir kitap.” dedi.
Fuarda çok yoğun bir kalabalık gözlemlediğini ve bundan dolayı mutlu olduğunu aktaran Demirbağ, “Bu bizim ülkemiz için çok umut verici bir görüntü. Kitaba değer veren bir ülkenin çok daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
İnkılab Yayınları standında sanatseverleri ağırlayan yazar Hacer Sönmez, “Yeni Başlayanlar İçin Tezhip” serisini, tezhip sanatına başlayanlar için kaleme aldıklarını söyledi.
Sönmez, yayınevinin özverisiyle 2015’te başladıkları çalışmalar sonucu serinin ilk kitabını sanatseverlerin beğenisine sunduklarını vurgulayarak, “Yeni Başlayanlar İçin Tezhip 1’i yazdığımızda çok ilgi gördü ve Yeni Başlayanlar İçin Tezhip 2’yi yazdık. Şimdi Allah izin verirse üçüncüsünü yazacağız. Tezhip sanatına ve geleneksel sanatlara sadece İstanbul’dan değil, Türkiye’nin her yerinden ve yurt dışından da ulaşabilsinler istedik.” şeklinde konuştu.
Tezhip sanatı konusunda hiçbir şey bilmeyenlerin de bu kitabı alarak bir başlangıç yapabileceğini belirten Sönmez, fuarın kalabalık olmasından ve ziyaretçilerin sanata duyduğu ilgi ve samimiyetten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
25 Şubat’ta sona erecek
Ömer Faruk Dere ise uygulamalı sanat serisi çalışmaları kapsamında hazırlanan “Yeni Başlayanlar İçin Hat Sanatı” ve “Yeni Başlayanlar İçin Kaligrafi” serilerinin fuarda gördüğü ilgiye değindi.
Editörlüğünü üstlendiği serinin “Yeni Başlayanlar İçin Çini Sanatı” ile devam edeceğini söyleyen Dere, “Sanatla yeni tanışanlar, sanata ilgi duyanlar ve özellikle büyük şehirlerde olmadığı için hocaya ulaşamayan sanat sevdalıları için küçük bir rehber olarak hazırlamıştık fakat şu an amacının çok daha üstünde hizmet ettiğini görüyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor.” dedi.
Ünlü yazarlar Dursun Gürlek, Saliha Erdim, Tarık Tufan, Nurullah Genç, Güray Süngü, Hatice Kübra Tongar, Ömür Akkor, Kemal Sayar, İbrahim Tenekeci, Saadettin Acar, Kaan Murat Yanık, Beşir Ayvazoğlu, İskender Pala, Ahmet Taşağıl, Şermin Yaşar, Ali Ural, Selahattin Yusuf, Erol Göka, Dilek Cesur ve Bahadır Yenişehirlioğlu fuarın konukları arasında yer alıyor.
Fuar 25 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek.
]]>
İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), Gioachino Rossini ve librettist Cesare della Valle tarafından kaleme alınan “II. Mehmet” (Maometto II) operasını sanatseverlerle buluşturacak.
Fatih Sultan Mehmet’in 1470’te Venedik Cumhuriyeti hakimiyetindeki Eğriboz (Negroponte) adası kuşatması sırasında aşık olduğu Anna ile hikayesini işleyen eserin prömiyeri, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilecek.
Etkileyici kostüm ve dekorlarıyla da dikkati çeken eserin kostüm tasarımını Gizem Betil üstlenirken, dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu hazırladı. Uzun ve hummalı çalışmalar sonunda, sahneye çıkacak 138 kişi için dönemi yansıtan Venedik kaskları, şapka, sarık ve miğferlerin de aralarında yer aldığı 250 kostüm ile 300 şapka hazırlandı.
İDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Caner Akgün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, operada kostüm ve dekorun önemine işaret ederek, şöyle konuştu:
“Opera sanatı farklı sanat disiplinlerinin bir araya gelmesi aslında. Anlamı da o. Kostüm ve dekor da tarihsel ve edebi değerleri sahneye taşıyor. Günümüz insanını da daha çok etkiliyor artık. Neden? Tek bir odağa bağlanmayı seçmiyor beyinlerimiz artık. Farklı alanlarda, odaklarda anlam arayışımız var. O yüzden kostüm ve dekor, operada hep bir anlatım, hep bir metafor… Bir objeyi alıyor, hemen tarihle edebiyatla veya oradaki teatral akışla beynimiz eşleştiriyor. O yüzden bence günümüzün daha da yükselen sanat dalı diyebilirim. İnsanlarımızın ve insanlığın ihtiyacı olan sanat dalı. Kostümlerimiz ve dekorlarımız da heybeti ve çeşitliliğiyle sanatseverleri çok etkiliyor. Atatürk Kültür Merkezi’nde açıldığımız günden beri, hemen hemen her oyunumuzun biletleri tükeniyor.”
“II. Mehmet” operasının 1470’te, Osmanlı Venedik Savaşı esnasında Fatih Sultan Mehmet ile adanın valisinin kızı Anna’nın aşk hikayesini anlattığına değinen Akgün, “O dönemi, o tarihsel dokuyu, Osmanlı kültürünü ve aynı zamanda Bizans kültürünün de stilizasyonunu, giyim şeklini yansıtan, kısaca tarihe bir mercek tutan, tekrar 1470’li yıllara döndüğümüz bir yapıyla karşılaşıyoruz. Bu bizi heyecanlandırıyor.” diye konuştu.
Akgün, dönem yapımları ile güncel yapımların kostümleri arasındaki değişimin sosyolojik bir durum olduğuna değinerek, şu bilgileri verdi:
“Çok önceki yüzyıllarda daha çok şablon üzerine çalışıyordu insanoğlu. Hem davranışları hem giyim kuşamı üzerine. Yeni dünyada artık bütün şablonlar, çerçeveler kırılıyor ve insanlar özgür düşüncenin yanında şu an onlara gösterilen, öğretilmeye çalışılan şeyleri kırmaya çalışıyor. İlginç bir süreç yaşıyoruz aslında. Bu sosyolojik bir süreç ve tarihin akışında da sanat tabii ki kostüm ve dekor tasarımlarında bunu takip ediyor. ‘Stilize ettik, günümüze stilize ediyoruz’ gibi yaklaşımlarla çok karşılaşabilirsiniz. ‘Günümüz insanının düşünme şekline adapte etmeye çalışıyoruz.’ diyor tasarımcılar. Biz de DOB olarak, evrensel kriterleri, toplumun arayışlarını takip ettiğimiz için bu stilize etme hareketini destekleyip, onları doğru çerçeveler içinde yansıtmaya çalışıyoruz.”
“Fatih Sultan’ın görkemini gösteren bir kostümle çıkıyoruz sahneye”
II. Mehmet rolünde sahneye çıkacak sanatçı Burak Bilgili, esere ilişkin, “Sadece kostüm yok, at da var sahnede. Atın üzerinde geliyoruz. Fatih Sultan Mehmet’in beyaz atı var. Bir beyaz atla geliyorum. Çok güzel bir kostüm, çok güzel siyah bir kaftanı, güzel de bir miğferi var. Gizem (Betil) Hanım gerçekten çok başarılı bir dizayncı. İkinci bir kaftan da var. Son perde de akan kanı ifade eden çok büyük bir kuyruğu var kostümün. 3 farklı kostüm var.” ifadelerini kullandı.
Sahnelenen eserlerde karakteri meydana çıkaracak şeyin kostüm olduğunu dile getiren Bilgili, şunları kaydetti:
“Önce kostümün ne olduğunu görmek lazım operada. Dünyada da böyle. Gerçekten Fatih Sultan Mehmet karakterini çıkartan kostümdür. Çok başarılı bir kostüm tasarımcısı var İDOB’un. O yüzden çok şanslılar. Fatih Sultan’ın görkemini, yüceliğini gösteren bir kostümle çıkıyoruz sahneye. Kostümün haricinde bir de ses tabii ki çok daha önemli. Yaklaşık 75 kişilik bir orkestra, AKM gibi bir çok güzel bir salonda seyircilere sesimizi duyurmamız çok önemli.”
Anna karakteri, 6 kostüm giyecek
II. Mehmet rolünde dönüşümlü olarak sahneye çıkacak Doğukan Özkan da dönemi yansıtan 3 kostüm kullanacağını dile getirerek, “Üçü de gayet rahat, kullanışlı, ağır değiller. Rahat bir şekilde eserleri seslendirebiliyoruz. Kostümlerin provalarını yaptık. Gayet iyi. Ufak dokunuşlar kaldı sadece. Onları da yaptıktan sonra genel provayla beraber daha iyi bir şekilde deneyimleyeceğiz.” dedi.
Eserde “Anna” rolünü canlandıracak Dilruba Bilgi ise hazırlıkların tüm hızıyla sürdüğünü vurgulayarak, “Çok zorlu süreçlerden de geçtik ama güzel bir prodüksiyon çıkacağına inancım sonsuz.” ifadelerini kullandı.
Bilgi, eserin ortaya çıkmasında verilen emeğe işaret ederek, şunları aktardı:
“Burada gerçekten çok titizlikle çalışıldı. Operanın içinde Anna’nın rolü çok önemli ve çok büyük bir role sahip. O yüzden aryalarımdaki bütün duygu geçişlerinin hepsini farklı kıyafetlerle de yansıtmaya özen gösterdiler. Bir hayli kostüm değiştireceğim. 6 kostümüm olacak Anna rolü için.”
Dilruba Bilgi, tüm opera, klasik müzik sevenleri eseri izlemeye davet etti.
İlk kez 3 Aralık 1820’de Napoli’deki Teatro di San Carlo’da dünya prömiyerinde sanatseverlerle buluşan iki perdelik eser, 3 Kasım 1990’da AKM’de ilk kez Türkçe yorumlandı.
Eserde Burak Bilgili, Doğukan Özkan, Dilruba Bilgi, Gülbin Günay, Barbora Hitay, Asude Karayavuz, Esen Demirci, Mert Süngü, Ufuk Toker, Berk Dalkılıç, Yoel Keşap, Hazal Ata, Anıl Önder rol alacak.
Renato Bonajuto’nun rejisiyle sahnelenecek eserde, İDOB Orkestrasını dönüşümlü olarak Alessandro de Marchi ile Zdravko Lazarov yönetecek.
Işık tasarımını Ahmet Defne, koreografisini Nil Berkan’ın hazırladığı eserde, Paolo Villa yönetimindeki İDOB Korosu da sahnede olacak.
]]>
İstanbul’un tarihine tanıklık eden sokaklarından, gizemli köşelerine kadar birçok farklı noktasından ilham alarak, “Renkli Renksiz” adını verdiği fotoğraf sergisini sanatseverlere ulaştıran Ayşegül Ekin Odabaşı, Atatürk Kültür Merkezi Çok Amaçlı Salon’da izleyicilerle buluştu.
Sanatseverleri İstanbul’un ruhunu, renklerin ve siyah-beyazın kontrastı aracılığıyla keşfetmeye davet eden sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Odabaşı, eserlerinde İstanbul’un zıtlıklarının nasıl bir arada dengede kaldığını anlatmaya çalıştığını dile getirdi.
Bir kısmı siyah beyaz, bir kısmı renkli olan fotoğraf karelerinde renklerin canlılığını ve siyah beyazın derinliğini ifade etmeye çalıştığını belirten Odabaşı, görsel bir deneyim sunmanın yanı sıra, izleyiciyi düşünmeye, hissetmeye ve farklı bir perspektiften görmeye teşvik etmeyi amaçladığını söyledi.
“Her bir kare İstanbul’un zıtlıklarının ve güzelliklerinin de yansıması”
Odabaşı, “Renkli Renksiz” sergisinin çıkış noktasının, İstanbul’un zengin dokusuna, bu şehrin bireyler üzerindeki etkisine ve şehrin kendine has ikilemlerine olan derin ilgisiyle oluştuğunu belirterek, şu bilgileri verdi:
“Bu sergi, şehrin ve onun sakinlerinin yaşadığı zıtlıkları, renklerin ve renksiz anların iç içe geçtiği, gözle görülenin ötesindeki derinlikleri keşfetme arzusunun bir ürünüdür. İstanbul, hem tarihi hem de modern, hem kaotik hem de huzurlu yüzleriyle, bu sergi için bitmez tükenmez bir ilham kaynağı oldu. Karşıt duyguların bir aradalığı ve İstanbul’un bunu mükemmel bir şekilde dengede tutuyor olması, aslında sosyolojik bir realiteyi temsil ediyor. Sergi, bu realitenin keşfedilmesini, şehrin bu eşsiz dengesinin ve zıtlıkların bir arada nasıl uyum içinde var olabildiğinin anlaşılmasını arzuluyor. İstanbul, tarihi boyunca pek çok farklı kültürü, inancı ve yaşam tarzını bünyesinde barındırmış; bu çeşitlilik, şehrin sosyal dokusunu şekillendirmiş ve zengin bir kültürel miras oluşturmuştur. “Renkli, Renksiz” sergisi, izleyicilere, İstanbul’un bu sosyolojik çeşitliliğini, onun sunduğu zıtlıkları ve bu zıtlıkların bir aradalığını göstermeyi amaçlıyor.”
İstanbul’un her sokağında farklı bir duygu, farklı bir hikaye olduğuna dikkati çeken sanatçı, sergide fotoğraf karelerini “Sessiz Sokaklar” “Yorgun”, “Masumiyet”, “Bekleyiş”, “Şehirler Şehri”, “Doku”, “İkilem-İzler”, “Yansımalar”, “Dinginlik” ve “Portreler” isimlerinde 10 farklı bölüme ayırdığını ve 97 eserinin yer aldığını aktardı.
Odabaşı, projenin bir sene önce başladığı bilgisini vererek, şunları kaydetti:
“İstanbul sokaklarını, caddelerini, eski yapılarını, gizli kalmış köşelerini gezmeyi çok seviyorum. Üslubum, gerçeklikle hayalin, ışıkla gölgenin, renkle renksizliğin sınırlarında dolaşıyor. Fotoğraflarım, genellikle anın dramatik ve duygusal yönlerini vurgulayan görsel hikayeler anlatma çabasında. Gölgeler ve yansımalar kullanarak, görünenin ötesine geçmeye, izleyicilerin bakış açılarını değiştirmeye ve onları, gördüklerinin daha derinlerindeki anlamları düşünmeye teşvik etmeye çalışıyorum.”
“Yağlı boya çalışmalarımı biraz daha ön plana çıkarmak istiyorum”
Ayşegül Ekin Odabaşı, 2017’de siyah beyaz sanatsal fotoğraflarının, heykellerinin ve kolajlarının yer aldığı “Çağdaş Eserlerle Göç” adında göç temalı bir sergi düzenlediğini aktararak, “Göç konusundaki hassasiyet o dönemde çok yoğun bir gündem oluşturuyordu. Duyarlılık açısından bu konunun insan hikayeleri boyutunun ön plana çıkmasını dilemiştim.” dedi.
Yeni projeler üzerine çalışmaya devam ettiğini söyleyen Odabaşı, “Bir sonraki sergimde, yağlı boya eserler, kolajlar ve çağdaş sanat tekniklerini harmanlayarak, İstanbul’un detaylarına yeni bir bakış açısı getirmeyi planlıyorum. İstanbul’un Karaköy, Tomtom, Tarlabaşı, Balat, Galata, Çukurcuma gibi benim için özel anlam taşıyan bölgeleri, bu yeni projemde önemli bir yer tutacak. Bu bölgelerin kendine has atmosferi, sokakları ve insanlarının, yağlı boya tablolarımda ve diğer sanatsal çalışmalarımda hayat bulmasını arzuluyorum. Filistin’deki insanlık dramı ile ilgili de duyarlılığı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen yağlı boya eserler üretmek istiyorum. Çalışmalara çok yönlü olarak devam edeceğim.” ifadelerini sözlerine ekledi.
“Renkli Renksiz” sergisi, izleyicilere, İstanbul’un çok katmanlı yapısını, bir fotoğraf sergisi aracılığıyla yeniden deneyimleme ve şehrin göze çarpmayan güzelliklerini, hüzünlerini keşfetme imkanı sunmayı amaçlıyor.
Tarihi yarımada, Beyoğlu, Balat ve Sarıyer’den fotoğraf karelerinin yer aldığı “Renkli Renksiz” fotoğraf sergisi, 4 Mart’a kadar Atatürk Kültür Merkezi’nde ziyarete açık olacak.
]]>
İstanbul bu hafta, geniş bir yelpazede birbirinden farklı etkinliklerle yerli ve yabancı sanatçıların katıldığı konser, sergi, tiyatro ve performanslara sahne olacak.
Ünlü Fransız soprano Emma Shapplin, yarın Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde hayranlarıyla buluşacak. “Carmine Meo” albümüyle uluslararası çıkış yapan Shapplin, sanatsal vizyonuyla müzik dünyasında iz bırakmış bir sanatçı olarak görülüyor.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) “II. Mehmet (Maometto II) Operası”nın prömiyerini gerçekleştirecek. Romantik dönem opera literatürünün en önemli bestecilerinden Gioachino Rossini ve librettist Cesare della Valle tarafından kaleme alınan eser, Türklerle ilgili operalar içinde en önemlilerinden birisi.
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda (CRR) 23 Şubat’ta Gülşah Erol Quintet ve Nils Petter Molvaer, 24 Şubat’ta CRR Müzik Topluluğu ardından Mehmet Ali Sanlıkol ile CRR Senfoni Orkestrası’nın konseri müzikseverleri ağırlayacak.
Tiyatro oyunları
Fransız yazar Fred Radix’nin kaleme aldığı, Çağlar Çorumlu’nun yönetip, başrolünde olduğu “Şakşakçılar”, Atlas 1948 Sineması’nda 22 Şubat’ta sahnelenecek. Gülce Ünlü’nün çevirisi, Emrah Eren’in proje danışmanlığıyla TiyatrOPS tarafından sahnelenen oyun, Fransız yazar Fred Radix tarafından kaleme alındı. Erkan Baylav ve Albina Özden’in de oyuncular arasında yer aldığı eser, 1895 yılında geçiyor.
Kosta Kortidis’in, 1900’lerin başında gazetelerde yayınlanmış gerçek bir haberden Çiçekçi Sokağı’nda işlenmiş bir cinayetten ilham alarak yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği “Çiçekçi Sokağı” oyunu, bir adalet, bir cinayet, bir kadın hikayesini sahneye taşıyor.
Başrollerini Wilma Elles ile Kosta Kortidis’in paylaştığı oyunda aynı zamanda Alp Balkan, İlkay Özşen, Dilara Tabak, Ali Alkın Aydın, Pari Mayıs ve Akın Kaplan rol alıyor. Teatro Rudius’un, komedi ve dramı harmanlayan müzikli oyunu “Çiçekçi Sokağı”, 24 Şubat saat 20.30’da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.
Şehir Tiyatrolarında da bu hafta 21-24 Şubat’ta “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi” Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, “Zehir” Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Gidiş Dönüş Moskova (Retro)” Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, “Ben Medea Değilim” Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, “Yatak Odası Komedisi” Ümraniye Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” oyunu Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Maviydi Bisikletim” Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ve “Fosforlu Cevriye” Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gösterilecek.
İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) da 20-25 Şubat’ta “Bir Nefes Dede Korkut”, “80 Günde Devri Alem”, “Her Şey Yolundaymış Gibi”, “Frankenstein”, “Çarpışma” ve “Kırmızı Küre” sahnelenecek.
Sergiler
Eserlerinde doğayı, sembolik anlamlar yüklediği bir unsur olarak öne çıkaran ressam Merih Yıldız’ın “Yeryüzünün Şarkısı/Eutopia” sergisi, Galeri Diani’de 2 Mart’a kadar görülebilir.
Toplam 24 çağdaş sanat galerisinin bir araya gelerek düzenlediği “Art Show: Galeriler Buluşması”, 20 Şubat’ta ön gösterimle açılacak ve 25 Şubat’a kadar The Ritz-Carlton Residences, Istanbul, B Blok Fulya Girişi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Etkinlikte Can Akgümüş, Can İncekara, Ecem Yüksel, Elif Özen, Evren Erol, Ferhat Tunç, Gurur Birsin, Gülnihal Yıldız, Kazım Şimşek, İrina Lunkova, Metehan Törer, Murat Balcı, Sezer Arıcı, Serdar Eğer, ŞANT ve Ümmühan Yörük’ün aralarında bulunduğu sanatçıların eserleri yer alıyor.
İstanbul Lale Müzesi’nde yer alan, 21. yüzyıl çağdaş sanatının etkin isimlerinden ve Pop-Art hareketinin öncüsü Andy Warhol’un eserlerinden oluşan “Andy Warhol Pop-Art Sergisi” de 31 Mart’a kadar İstanbul Lale Müzesi’nde devam edecek.
]]>
Karadeniz türkülerinin usta sesi İsmail Türüt, otantik Karadeniz müziğiyle şöhreti yakalamasının çok kolay olmadığına vurgu yaparak, “Türkiye Cumhuriyeti’nde yerli, milli, Müslüman, Anadolulu isen şöhret olma hakkın yoktu. Ben bunlara rağmen o zincirleri kırdım, geçtim. Ben bunları birebir yaşadım.” dedi.
Türüt, 40 yılı aşkın sanat hayatını, Karadeniz müziğinin geçmişini ve bugününü, sanat hayatında unutamadığı hatıralarını AA muhabirine anlattı.
Kendine has tarzıyla yüzlerce türkü besteleyen Karadeniz müziğinin sevilen sanatçısı Türüt, türkü söylemeye çok küçük yaşlarda başladığını belirterek, “Ben anamdan doğdum, türkü söylerim. Dilim döndüğünden beri türkü söylüyorum. Benim lakabım da ‘nani’ydi. İlkokulda zaten okullar arası yarışmalara katılırdım. Bütün derslerim kötüydü. Müzik çok iyiydi.” diye konuştu.
Sanatçı Türüt, çocukluk yıllarında Karadeniz’deki müzik ortamında çok değerli kemençe ustalarının olduğunu vurgulayarak, Karadeniz müziğinin 1970’li yıllardaki sıra dışı sanatçısının Erkan Ocaklı olduğunu, kendisinin de onu örnek aldığını söyledi.
“Bir gün İstanbul’a gideceğim ve şöhret olacağım.” düşüncesinin çocukluk yıllarında hep aklında olduğunu vurgulayan Türüt, şunları kaydetti:
“O zaman okula devam etmek için köyden Rize’ye gitmem lazım. Babam rahmetli, ‘Bu çocuk hiç ortadan gitmez, ya sağcı olur ya solcu.’ derdi. Beni okutmadı. Çobanlık yaptım ve o çobanlığın bana çok faydaları oldu. Okullarda, düğünlerde aranan adamdım. Büyük bir bahçede bir düğün vardı. Ben ortada türkü okuyorum. O kadar küçüğüm ki sesi duyuyorlar beni göremiyorlar. Bir komşumuz beni tek eliyle tuttu bayrak gibi gösterdi. Çocukluktan beri türkü söylüyordum.
Gençlik yıllarımda artık İstanbul’a gelip kaset yapmam gerektiğini düşündüm. Şimdiki gibi herkese de kaset yapmıyorlar o zaman. Karadeniz kasetlerini yapan bir tane firma vardı o zaman: Harika Müzik. Erkan Ocaklı da orada kaset yapmış bir assolist. Ben de oraya gittim. ‘Türkü okuyup kaset dolduracağım’ dedim. O zaman ben sazlı mazlı istiyorum ama ‘Yok’ dediler. Sadece kemençe ile söyledim. Masraf olmasın diye. Gencim, toyum, acemiyim belki ama ritimli olsun istiyorum. O tek kemençe kasetim acayip ses getirdi. Daha 6 ay geçmeden ikinci albüm için ‘İstediğin sazları temin edeceğiz.’ denildi.”
Türüt, ardından sırasıyla diğer kasetlerini yaptığını belirterek, “Arabaya binsem beni kimse tanımıyor ama İsmail Türüt diye bir adam var artık. 10-15 kaset yaptım ama Artvin’den Şile’ye kadar, ne hikmetse Karadeniz’in dışına pek çıkamadım. Benim için dönüm noktası İdobay oldu. İbrahim Tatlıses firma açtı, beni davet etti. Beni o zaman genel müdür Mehmet Güngör aradı. Ben de ona ‘Beni İbrahim Tatlıses arasın.’ dedim. İnanamadım çünkü. İbrahim Ağabey aradı, ‘Pazartesi holdinge gel.’ dedi. Anlaştık, bir ay sonra stüdyoya girdim. Oflu ile Bayburtlu’yu patlattık.” dedi.
“Ben kravat takarken mahcup olan adamım”
İbrahim Tatlıses’le yaptığı kasetlerin milyonlarca sattığının altını çizen Türüt, “Beni Türkiye’ye İbrahim Tatlıses tanıttı. Yıllarca Kanal 7’de programlar yaptım. Anadolu’da çok izleniyordum. Bugün hala o şöhreti yaşıyor, onun ekmeğini yiyorum. Ben yine o şovlar izlenir diye düşünüyorum ama kanallarda müzik programı yok. Yapıyorsa TRT yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İstanbul’a geldiği yıllarda mahalli enstrümanların hakir görüldüğüne vurgu yapan sanatçı, şu bilgileri verdi:
“Ben kravat takarken mahcup olan adamım. Nasıl geldimse bugün de aynıyım. İyi ki değişmemişim. Bugün kemençe Türkiye’nin en büyük orkestrasında ise birazcık katkım var diye düşünüyorum. TRT’nin Karadeniz müziğine etkisi tartışılmaz. O zaman Süreyya Davulcuoğlu, Kamil Sönmez var. Piyasada da Erkan Ocaklı kendi başına bir şeyler yaptı. Ben otantik adamım ama Türkiye’ye bu işi kabul ettirdim. Bu sadece sanatla ilgili değil. Ben cami cemaati adamım. Anadolu çocuğu, Müslüman Türk evladıyım. Müzikte maddi manevi zirveleri yaşadım. Benim tarzımda müzik yapana bana nasip olanlar nasip olmaz. Bugün internet dünyasında 100 milyon tıklandın ama sokakta karşılığın yok. Benim gözümde sanatsal bir değeri yok. Sanatta torpil olmaz. Bugün imkanın, paran varsa yapabiliyorsun. Eskiden işte bu yoktu.”
“Türkiye Cumhuriyeti’nde yerli, milli, Müslüman, Anadolulu isen şöhret olma hakkın yok”
Sanatçı Türüt, Türkiye genelinde genç neslin kendisini önceki nesiller kadar tanımadığını ifade ederek, her sanatçının bir tarzı olması gerektiğini dile getirdi.
Karadeniz müziğinin önemli sanatçıları olduğuna işaret eden Türüt, “Mesela Volkan Konak’la ben aynı müziği yapmıyorum. Ulusal, evrensel bir müzik yapıyor, teveccüh de var ama aynı şeyi yapmıyoruz. Karadeniz müziği benim okuduğumdur, benden önce Erkan Ocaklı’nın okuduğudur. Allah yollarını açık etsin. Bir kitle seviyor bu adamları, onlara da saygım var ama o tarza çok saygım yok. Gençlerden Onay Şahin, Dinçer, Beşköylü Adem Ekiz var mesela. Bu adamlar benim çok hoşuma gider, dinlerim. Karadeniz müziğini bozmadan, yozlaştırmadan, otantik söyleyenler…” diye konuştu.
Kendisinin yazmaya ve icraya yönelik bir sanatçı olduğuna dikkati çeken Türüt, “Türkiye Cumhuriyeti’nde yerli, milli, Müslüman, Anadolulu isen şöhret olma hakkın yoktu. Ben bunlara rağmen o zincirleri kırdım geçtim. Ben bunları birebir yaşadım. Bu işin duayeni, benim için ‘Bu adam solcu olsaydı Taksim’de büstünü dikerdik.’ derdi. Sanatın sağcısı solcusu mu olur? Bir adam güzel söylüyorsa güzeldir.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in Filistin halkına zulmünü eleştiren şarkılar yaptığı için Almanya’da konserinin yasaklandığına dikkati çeken Türüt, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu necip milletin sırtından para kazanacaksın, şöhret olacaksın ama bu devletin temeline dinamit atacaksın. Ben bunu kabul etmiyorum. Vatan dendi mi iş biter. Vatanı olmayanın dini, namusu, şerefi olmaz. Bu sosyal mevzuları yıllarca hep şarkılarımda işledim. İsrail’in Filistinlilere yaptığı zulüm değil, soykırımdır. İnsanlık suçudur, katliamdır, vahşettir, katilliktir. Bunlar insan olamaz. ‘Ey hür dünya, iyi bak, bak Gazze’de bu ara, yerden gökten denizden etmişler muhasara. Bir ordu saldırıyor günahsız insanlara, bu ordu kavmi malum, boyuna lanet olsun. Lanet olsun İsrail soyuna lanet olsun. Ey! Gazze’nin üstünden tanklar ile geçenler, suçlu suçsuz demeden çoluk çocuk biçenler, kudurmuş vampir gibi bebek kanı içenler, ekmeğin kan, aşın kan, suyuna lanet olsun. Lanet olsun İsrail soyuna.”
Türüt, Trabzon-Rize hikayesini ele alan yeni bir eser hazırladığını belirterek, yurt içinde ve yurt dışında konserler vermeye devam ettiğini sözlerine ekledi.
]]>
Müzik araştırmacısı ve yazar Oğuz Elbaş, Cumhuriyet döneminin ilk konservatuvarı olan Musiki Muallim Mektebi binasında kurduğu “Müzik Müzesi”nde, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 300 enstrümanı meraklıların ilgisine sundu.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle kurulan ve Türkiye’nin pek çok sanatçısını yetiştiren Musiki Muallim Mektebi, Mamak Belediyesi tarafından restore edilerek sanat kurslarına ev sahipliği yapıyor.
Mamak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Düğmeci’nin desteği ve Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın koleksiyonunu hediye etmesi ile müzik araştırmacısı ve yazar Oğuz Elbaş tarafından tarihi binada kurulan Müzik Müzesi ise sanatseverleri müzik tarihinde yolculuğa çıkarıyor.
Müze hakkında AA muhabirine açıklamada bulunan Elbaş, uzun yıllar yüksek kimya mühendisi olarak çalıştığını, bu sürede müzik tarihi araştırmalarını da sürdürdüğünü söyledi.
Elbaş, 1990’lı yılların başlarından itibaren müzik araştırmalarına yoğunluk verdiğini anlatarak, 1992’den sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde danışman olarak görev yaptığı yıllarda 40 bin kilometre yol giderek Anadolu müzelerindeki müzikal değerleri fotoğraflayarak 2 bin fotoğraflık arşiv oluşturduğunu ifade etti.
Müzenin oluşturulması ve enstrümanların sınıflandırılmasının bu arşiv ve belgelere dayandığını belirten Elbaş, “Belgeniz yoksa sözünüz yoktur. Tevatüre dayalı anlatım dünyanın hiçbir yerinde değer bulmaz. Birinci öncelik olarak belge bulmanız gerekiyor. Bunun için çok çalışmanız gerekiyor.” dedi.
Anadolu’nun arkeoloji zengini olduğuna dikkati çeken Oğuz Elbaş, arşiv araştırması yaparken, 7 yıl çalıştığı Alman müzik arkeoloğu Werner Bachmann’dan ders aldığını söyledi.
“Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır”
Anadolu’nun, 12 bin yıllık müzikal geçmişi olduğunu aktaran Elbaş, Türkiye’nin bu zenginliğine sahip çıkması gerektiğini vurguladı.
Elbaş, “Müzik tarihimizi anlatan büyük bir müzik müzemiz yok, müzik tarihimize yönelik nitelikli yayın ve kitap yok. Yazılı dünya müzik tarihinde yer edinmemiş Anadolu’nun müzik tarihini artık anlatmamız, yayınlar yapmamız gerekiyor. Batı dünyasına kendi değerlerinizi anlatmak istiyorsanız belgelerinizin olması gerekiyor, müzik müzelerinizin olması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Elbaş, müzenin Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın çalgı koleksiyonu ile kendisinin arkeolojik dönem enstrümanlarından yaptırdığı bire bir replikasyonlardan oluştuğunu bildirdi.
Oğuz Elbaş, şu bilgileri verdi:
“Hindistan, Uzak Doğu, Avrupa, Afrika ve Anadolu’dan 100, 150 yıllık 300’e yakın enstrüman müzemizde sergileniyor. Çalgılar Çamlıdere’den geldiği zaman durumları hiç iyi değildi. Müzeden önce burada bir atölye kuruldu, 2 restöratör çalıştı ve tek tek tüm enstrümanlar onarıldı, cilalandı, restore edildi ve en sonunda sergilenebilir hale getirildi. Sonra çalgıları teşhir ve tanzim çalışmaları yaptık. Yer dar olduğundan bazılarını sunamadık, depomuzda sunulmayı bekliyor. Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır. Müziği anlatmanız, sunmanız çalgılar sayesinde oluyor. Müzede çalgısal anlamda iki bölüm var. Biri bizim topraklarımızdan çıkan enstrümanları kapsıyor, diğeri de dünya çalgılarından oluşuyor.”
“Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor”
Müzenin ilk teşhir alanında arkeolojik çalgıların yer aldığını belirten Elbaş, “Bu bölümde dünyanın en eski zilleri var. Çalpara ismi verilmiş. Bunların bire bir imitasyonlarını getirdik müzeye. Dünyanın en iyi zilleri halen Türkiye’de yapılıyor. Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor. Müzenin ilk bölümünde raspa, Hitit dönemine ait darbuka, Hitit arpı ve Hitit dönemine ait bir de bağlamamız var.” diye konuştu.
Her enstrümanın da müze için uygun olmadığını belirten Elbaş, şunları kaydetti:
“Çalgının, yapımcısı, çalan kişi, dönemi anlatan yapım tekniklerini üzerinde taşıyor olması ve eskiliği ile pek çok kriter eseri müzelik hale getiriyor. Mesela İstanbul’da Zeki Bülent Ağcabay’ın elindeki eserler müzelik, son derece harika. Kıymetli sanatçıların çalgıları var. O eserler burada görünebilirse çok güzel olur. Bizim zengin müzik tarihimizi, Cumhuriyet’in ilk konservatuvarında göstermemiz çok kıymetli. Saraylarımızdaki enstrümanlara da bakım yapmamız, değer vermemiz gerekiyor. Dünyadaki müzik müzelerinin tamamı şatolardan, saraylardaki çalgıların toplanması ile yapılmıştır. Çalgı bakmak çok zordur, özel ihtisas ister. Çalgı bilimi diye bir alan var ve çok detaylı çalışma istiyor. Hava, iklim koşulları enstrümanın yaşamasını etkiliyor.”
1924’ten eğitim hayatına başlayan konservatuvarda yine sanat var
Mamak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Düğmeci de müzeye ev sahipliği yapan Musiki Muallim Mektebinin Türkiye Cumhuriyeti’nin konservatuvarı ve ilk müzik öğretmen okulu olduğunu belirterek, binanın 1924’ten 1983’e kadar, 1939’da ismi Devlet Konservatuvarı olarak değiştirilerek eğitim verdiğini söyledi.
Düğmeci, Türkiye’deki kıymetli pek çok sanatçının Musiki Muallim Mektebinden mezun olduğunu belirterek, “Sanatçılarımız buraya geldiğinde gözyaşlarını tutamıyorlar. Çok güzel anıları var. Biz de onların anılarını yaşatmak için mekanı koruyoruz.” dedi.
Mehmet Düğmeci, 1983’ten 2005’e kadar Mamak Belediyesi Hizmet Binası olarak kullanılan konservatuvarı, 5 yıl önce göreve geldiklerinde incelemeye aldıklarını ve restore ettiklerini aktardı.
Düğmeci, şöyle devam etti:
“Binayı aslına uygun, aslına yakışır bir şekilde hizmet versin diye restore ettik. Sanatçılarımız tamamen eskisinin aynısı gibi olmasını istiyor ama bu mümkün görünmüyor. Mezunlarımızın, sanat camiamızın memnun kalacağı, onların mutlu olacağı, geçmişine özel bir yere dönüştürmekti esas amacımız ve bu yolda da önemli gelişmeler kaydettik. Restore ettik ve yine bir sanat mekanı olarak kullanıyoruz. Enstrüman kursları, tiyatro kursu veriyoruz. Yaklaşık 300 gence tiyatro kursu veriyoruz. Geleneksel sanatlarımızın kursları veriliyor. Musiki Muallim Mektebinin kimliğine uygun başka bir şey yapmamız gerekiyordu o da müzeydi ve onu da başardık.”
Bu okulun kimliğine uygun olacak şekilde opera ve tiyatro müzesi kurmak istediklerini kaydeden Düğmeci, “Enstrüman Müzemizi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğü envanterine kayıt ettirmek için başvurumuzu yaptık. Resmi açılışı yapılmadı ama ziyarete açtık.” dedi.
Oğuz Elbaş’ın Türk müzik kültürüne büyük hizmetleri olduğunu belirten Düğmeci, Elbaş’a ve Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’a teşekkür etti.
Müzede, kaval, kemane, kemençe, bağlama, cura, koltuk davulu, darbuka, çıngırak, zilli tef, çömlek darbuka, klasik kemençe, ut, lavta, kanun gibi Anadolu çalgıları ile flüt, org, ağız orgu, melodika, armonika, ağaç flütü, marakas, conga, düdük, tef ve gitar, zither, akordiyon gibi farklı materyallerden yapılmış yabancı menşeli enstrümanlar bulunuyor.
]]>
Ebru sanatının tüm dünyada tanınmasını sağlayan sanatçı Hikmet Barutçugil, ebrunun ana sanat dallarından biri olduğuna dikkati çekerek, “Ebru geçmişte sadece kağıtta sıkışıp kalmış fakat doğru yöntem, doğru boyar madde kullandığınızda bence ebrulanmayacak yüzey yoktur. Şimdi ebru sanatında başka sanatlarla birleşerek büyük bir açılım oldu.” dedi.
Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini “Türkiye’nin Çınarları” projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, ebruzen Hikmet Barutçugil ile bir araya geldi.
Barutçugil, sanat hayatının dönüm noktalarını, ebru sanatının geçmişini ve bugününü AA muhabirine anlattı.
Dünyaya gözlerini açtığı Malatya’da, çocukluğunun ilk 10 yılını geçiren Barutçugil, çocukluğundan itibaren el becerisi olduğunun söylendiğini belirterek, “Büyük bahçeli kerpiç bir evde otururduk. Çocukluğumda hayal ettiğim Malatya şimdi maalesef yok. Bahçemizde değişik lezzette kayısı ağaçları vardı.” diye konuştu.
“Ebruzenliğimin yanında mücellitliğim de var”
Sanatçı, bahçedeki küçük süs havuzuna attığı kayısı yapraklarına elindeki çubuklarla şekil vermeye çalışmanın en büyük çocukluk hobisi olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Sonradan fark ettik ki meğerse ebrunun zemin oradan başlamış. Suyun üstünde bir şeyler yüzdürüp bir şeyler şekillendirmeye orada başlamışım. 10 yaşındayken ailece İstanbul’a göç ettik. 10 yaşında ilkokulu bitirdim. Benden 2 yaş büyük abimle beraber başlamıştım okula. 10 yaşındayken ilkokul bitti ama tabi bu arada eğitim zayıf kaldı ki okuma alışkanlığım olmadı. O yıllarda yaz tatillerinde çocuklar işe girerdi, ailenin maddi ihtiyacından değil hayatı öğrensinler diye. Ben de bir mücellithanede çalışmaya başladım. O bilgileri hala devam ettiriyorum. Ebruzenliğimin yanında mücellitliğim de var. Tüm ailem hukukçuydu. Rahmetli babam da noterdi. Ben de çocukluğumdan beri babamın hep sağ koluydum. O, Bakırköy 2. Noteri olarak tayin edildi. Onun yanında çalışmaya başladım. Önce temizlik işiyle başladım. Daha sonra daktilo öğrendim. Veznedarı ve başkatibi oldum.”
Barutçugil, hukuk ya da iktisat okuması beklenirken, teyzesinin kızını güzel sanatlar sınavına götürdüğünde hayatının değiştiğini vurgulayarak, “Teyze kızım mimar olmak istiyor. Çocukluğundan beri ona hazırlanıyor Ankara’da yaşıyorlar. Sınav zamanı teyzem aradı, ‘Aman Ayşe’yi yalnız bırakma. İstanbul’u bilmez. Götür, kaydını yaptır.’ dedi. Güzel Sanatlar Akademisine gittik. Oraya ön kayıt yaptırıp sınava girilecek. Okula girince deniz kenarında olmasından etkilendim. Biraz dolaştım sağda solda, atölyelerde çocuklar çalışıyorlar, çamurlarla oynuyorlar, resimler, heykeller falan… Okul birden çok hoşuma gitti. Baktım puanım da tutuyor. Teyzemin kızını imtihana getireceğim, oturup arabada bekleyecektim. ‘Ben de kaydolmak istiyorum.’ dedim. ‘Hangi bölüm?’ diye sordu, birden dondum. ‘Ağabey neler var?’ dedim. ‘Tekstil olsun’ dedim. Hiçbir beklentim yoktu. 15-20 gün bir zaman geçti, sonuçları öğrenmeye gittik. Ayşe gitti bakmaya, ben arabada bekliyorum. 15-20 dakika sonra geldi, kapıyı sertçe çarptı oturdu. ‘Seneye bir daha girersin üzülme.’ dedim. ‘Sen beşincilikle kazanmışsın. Ben 32. yedek.’ dedi. ‘Ben neymişim be?’ dedim. O da girdi sonra, endüstri tasarım okudu. Çok güzel işler yaptı. Bu hayatımda bir dönüm noktası oldu.” dedi.
“Akademide öğrenci olmanın getirdiği bir sürü faydasını da gördüm”
Emin Barın’la öğrenciliğinin ilk yıllarında tanıştığını ifade eden Barutçugil, geleneksel sanatlara Emin Barın’ın yönlendirmesiyle ilgi duyduğunu söyledi.
Usta sanatçı, ebru sanatıyla Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki hat levhalarını incelerken tanıştığını kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O zaman gönlüme bir aşktır düştü. Emin Hocam’a ‘Ebru nedir?’ diye sordum. ‘Su üzerine yapılır evladım.’ dedi. O yıllarda da bir tek kişi bu işle ciddi olarak uğraşıyor. O da Mustafa Düzgünman, Üsküdarlı bir attar. Benim de tek bildiğim şey, su ve boya. Kaynak, kitap, hiçbir şey yok. Elime nasıl bir su, nasıl bir boya geçtiyse suyun üstünde yüzdürüp onları bir kağıda aktarmaya çalıştım. Tabii çıkanlar evvelkilerin hiçbirine benzemiyor. Çıkanlar da hoşuma gidiyor ama ne olduğunu ben de bilmiyorum. Akademide öğrenci olmanın getirdiği bir sürü faydasını da gördüm. Bu denemeler iki sene kadar devam etti. 1975 yılı Bilim ve Teknik Dergisi’nin mayıs sayısının kapak fotoğrafı benim yaptığım ebrulara çok benziyordu. O anda fark ettim ki bu tabiatta var olan bir şey. Mikro ve makro kozmos arasındaki sonsuzlukta bu görüntüler var. Toprak katmanlarından tutun mikroskoptaki kan hücresinin 4 bin kere büyütülmüş fotoğrafında bir battal ebruyu görüyorsunuz. Emin Hocam’dan çok büyük destek gördüm.”
İlk sergisini hocası Emin Barın’la açmayı planladığını ancak Barın’ın ömrünün vefa etmediğini aktaran sanatçı, beraber üreterek, birkaç imzalı eserler yapmayı kendisinin de bir gelenek olarak talebeleriyle sürdürdüğünü dile getirdi.
Hikmet Barutçugil, ebru sanatında kendi tekniğinin “Barut Ebrusu” olarak isimlendirildiğini ifade ederek, “Ebru bence resim, müzik ve mimari gibi bir ana sanat dalının adı. Geçmişte sadece kağıtta sıkışıp kalmış fakat doğru yöntem, doğru boyar madde kullandığınızda bence ebrulanmayacak yüzey yoktur. Şimdi ebru sanatında başka sanatlarla birleşerek büyük bir açılım oldu. 17 yedi sene süren bir çalışma sonunda ebrunun nasıl yapıldığını anlatan bir kitap çıktı. İnsanlar o kitaptan takip ederek ebru yapmaya başladı.” şeklinde konuştu.
“Büyük bir hazineyi kilitlemiş, üstüne oturmuşuz”
Ebrunun ilk adının “Türk kağıdı” olduğunu vurgulayan ve tüm dünyada geniş kitlelere ulaştığını söyleyen Barutçugil, 1992’de ABD’de düzenlenen Uluslararası Ebru Kongresi’nin açılışında “İslam Sanatlarının Estetik Prensipleri” başlıklı bir konuşma yaptığını kaydetti.
Usta sanatçı, dünyanın ebruyu Türk sanatı olarak bildiğini ve bunun kalıcı mekanı olarak İstanbul Ebru Evi’ni kurduğunu söyledi. Ebru Evi’nin gelecekte müzeye dönüşeceğini sözlerine ekleyen Barutçugil, “Biz kültür ve sanatta uluslararası olmak istiyorsak önce ulusal olmak zorundayız. Onların yaptıklarını taklit ederek yaranmaya çalıştık, maalesef başaralı olamadık. 1990’lı yıllarda gittiğim ülkelerde insanlara ‘Türk kültürü hakkında ne biliyorsunuz?’ diye sorduğumda, ‘Şiş kebap, rakı, göbek dansı, lokum’ diyorlardı. Biz büyük bir hazineyi kilitlemiş, üstüne oturmuşuz ve dilencilik yapmışız. Şimdi insanlarımız özünün farkına varmaya başladı. Son 500 yılda ebru sanatında 5 kişiden bahsederken bugün 15 bin kişi olduğu tahmin ediliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Batı sanatlarının göze, Doğu sanatlarının ise gönle hitap ettiğinin altını çizen Barutçugil, İslam sanatlarının özünde ilahi güzelliği arayış çabası olduğuna vurgu yaptı.
Usta sanatçı, mutasavvıf yazar Ahmet Yüksel Özemre’nin “Ebru Duası”nı da okuyarak, sözlerini tamamladı.
]]>
Dijital kültüre odaklanan “Zamansız Meraklar” sergisi, İstanbul Modern Kısa Süreli Sergi Salonunda sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Çalışmalarında özgün unsurlar barındıran ve deneysel bakış açılarını koruyarak üretimlerinde yenilikler sergileyen sanatçıları bir araya getiren sergi, sürece tanıklık eden sanatçıların bakış açılarıyla dijital dönüşümü yansıtıyor.
Sergide, araştırma sürecinde olağan bir unsur olarak dijital kültürü benimseyen ve yeni teknolojileri denemeyi öncelik olarak gören sanatçılar ile sanatçı kolektiflerinin çalışmaları yer alıyor.
“Dijital kültürün etkilerini yansıtan çalışmalar inceleniyor”
Serginin ön izlemesinde basın mensuplarına açıklama yapan küratör Ümit Mesci, özellikle genç sanatçıların üretimlerine katkı sağlayan sergideki yapıtların tarih boyunca sanat üretiminde öne çıkan doğa, tarih, mimarlık, kent, kimlik ve toplum gibi konuları merkezine aldığını söyledi.
Mesci, sergide dijital kültürün etkilerini yansıtan çalışmaların sanat tarihinin ilk döneminden bugüne bir bütün olarak incelendiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Sergi, dijitalleşmenin olanak tanıdığı ifade tekniklerinin, sanatçıların farklı temalara ilişkin bakış açılarını nasıl dönüştürdüğünü kayıt altına almayı amaçlıyor. Mutlak sonuçlara ulaşmaya değil, sorgulamaya ve soru sormaya odaklanan sergi, sanatçıların araştırma ve anlatımlarındaki özgün unsurları görünür kılıyor.”
“Ödüllü projeler ilk kez bu sergide izleyiciyle buluşuyor”
Küratör Nilay Dursun ise İstanbul Modernin, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle gerçekleştirdiği “Dijital Sanat Alanında Genç Üretimler” programının, serginin araştırma ve geliştirme sürecinde etkili olduğunu dile getirdi.
Müzenin proje kapsamında, farklı disiplinlerde üretim yapan genç sanatçıları “dijital üretim” odağında buluşturduğunu vurgulayan Dursun, şöyle devam etti:
“Yeni müze binamızın açılış hazırlıkları sürerken hayata geçirdiğimiz program, İstanbul Modern’in genç sanatçılarla hayata geçireceği çok yönlü çalışmaların başlangıcı niteliğindeydi. Program süresince katılımcılar tarafından hazırlanan ve müzenin bulunduğu bölge başta olmak üzere, İstanbul’a odaklanan projeler de sergi kapsamında değerlendirildi. Ödül kazanarak üretim desteği alan projeler arasından Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat’a ait ‘Rastlantı’ ile Beste İleri’nin ‘Sentimap Istanbul’ adlı çalışmalarını ilk defa bu sergide izleyiciye sunuyoruz.”
Sergi hakkında
Sergide, çoğunlukla çevrim içi kanallarda ve dijital uygulamalarda görülmeye alışılan üretim biçimleriyle çeşitli imge ve ifadeler, onları farklı yöntemlerle ele alan sanatçıların yapıtlarıyla müze içinde fiziksel olarak sunuluyor.
Küratörlüğünü Ümit Mesci ve Nilay Dursun’un üstlendiği sergide, Cem A., Atıf Akın, Ozan Atalan, Kerem Ozan Bayraktar, Mehmet Berk Bostancı, Cihad Caner, Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat, Beste İleri, Alican İnal, Yelta Köm, Ebru Kurbak, Oddviz, Özcan Saraç, Ahmet Rüstem Ekici-Hakan Sorar, Meltem Şahin ve Berkay Tuncay’ın çalışmaları yer alıyor.
Müze koleksiyonundaki ana başlıklarla ilişki kuran sergideki yapıtlar, aralarında kesin sınırlar olmayan üç çerçevede bir araya getiriliyor.
Dijitalleşmenin olanak sağladığı yeni anlatım olasılıklarından yola çıkılan ilk bölüm, dil ve ifade üzerine yoğunlaşarak, dijital araçların getirdiği yeni eleştirel düşünme alışkanlıklarına eğiliyor.
Dijitalleşmenin ve sürekli dönüşen teknolojik araçların doğa ve tarih eksenindeki tartışma alanlarını inceleyen ikinci başlıkta bu yönelimle bir araya gelen yapıtları üreten sanatçılar, bilim ve sanat arasındaki kesişimde arkeoloji ve felsefe gibi alanları incelerken yapay zeka ve benzer teknolojilerin de yönlendiriciliğine başvuruyor.
Sergideki mimarlık ve kent zemininde odaklanan son alanda ise İstanbul’a ait duyusal manzaralarla kent topografyasını oluşturan bileşenler, dijital araçlar yardımıyla çözümleniyor.
Sergi, 11 Ağustos’a kadar görülebilecek.
]]>
Ressam Emine Bayraktar’ın “Pastel Dokunuşlarla At Tutkusu” sergisi İstanbul Atlı Sporlar Kulübü’nde (İASK) sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Farklı temalarda yaptığı pastel resim çalışmalarıyla dikkati çeken sanatçı, resme merakını, çizim tekniğini ve geleceğe dair planlarını AA muhabirine anlattı.
Bayraktar, yıllar önce Üsküdar’da düzenlenen kişisel sergisi için birkaç at portresi yaptığını ve bunun ilgi görmesi üzerine at portrelerine yoğunlaştığını söyledi.
Yaklaşık iki senedir bu sergiye hazırlandığının altını çizen sanatçı, “Atları seviyorum, çok duygusal hayvanlar. Bir de bizim kültürümüzde önemli bir yeri var. Gücün, cesaretin, güvenin, bağlılığın, zenginliğin timsali. Savaşta, tarımda, ulaşımda, hayatın içinde hep at olmuş. Kültürümüzde atın yeri zaten çok önemli.” dedi.
Emine Bayraktar, atın anatomisinin ve kas yapılarının da ressam olarak kendisini etkilediğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Atlar çok duygusal hayvanlar. O yüzden seviyordum atları. Hatta ‘Bu kadar at çalıştığımda sıkılır mıyım?’ diye bir düşünce de beni kaplamadı değil. İnanın hala içimde çalışacak heves var. Onlarla yakın temasa geçtiğimde de onların duygularını o kadar yoğun hissettim ki ister istemez bu süreçte çok yoğun bir bağ kurmuşum. Fakat ben farkına varamamışım. Yaptığım eserlerde en çok arzuladığım şey, seyreden sanatsevere o duyguyu geçirebilmek. İstanbul Atlı Sporlar Kulübü’nde olmasının da benim için en büyük güzelliği atlarla gerçek bağ kuran sporcularla tablolarımı bir araya getirmiş olmak.”
“Proje hayallerimin sonu yok”
Realistik tarzla çalıştığını ve detaylara çok fazla yer verdiğini vurgulayan Bayraktar, “Kullandığımız farklı materyaller var. Bazen kalem, bazen yayıcılar, bazen elimizle yapıyoruz. Kağıdımız da çok önemli. Zımpara kağıdı üzerine çalışıyorum. Zımpara kağıdı dişli ve dokulu bir kağıt, pastel de zaten toz bir boya. Pigmenti çok yüksek ve çok kaliteli bir boyadır, uzun yıllar kalabilir.” şeklinde konuştu.
Ressam Bayraktar, uluslararası fuarları çok önemsediğini ve Uluslararası Katar Fuarı’na da 5 Arap Atı portresi ile katıldığını dile getirerek, şu bilgileri verdi:
“Fuarda pastel bir at çalışması yaptım. O fuardan bir de ödül verdiler. Onun haricinde de Katar’da bir galeri benim oradaki at çalışmalarımla ilgilendi, aldı. Her sene Fransa’da olan, bu sene de Katar’da yapılan Dünya Arap Atı Güzellik Yarışması’nda benim eserlerim sergilendi. Bu da tabii benim için gurur verici oldu. Proje hayallerimin sonu yok. Benim bir atölyem var, 17 yaşından 55 yaşına kadar öğrencilerim de var. Onlarla bir sergi yapmak hedefim var. Sonrasında kendi çalışmalarımla alakalı yine yurt dışında fuarlara katılmak gibi isteklerim var.”
Sanata meyilli bireylerin hangi dal olursa olsun eğitim alması gerektiğini vurgu yapan Bayraktar, özellikle minik sanatçıların keşfinin ailede başladığını belirterek, “O küçük dünyalarıyla ileride çok büyük sanatçılar olabilirler. Bu dünyanın sanatçılara ihtiyacı var. Sanat evrensel ve herkesin bakış açısını değiştirebilen bir şey. Herkesin bir sanat dalıyla meşguliyeti olmasını temenni ederim.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
Ganalı Ressam Kojo Marfo’nun ‘Umut Denemesi’ isimli sergisi İstanbul’da sanatseverlerle buluştu. Çalışmalarında, Afrika’nın sosyal ve coğrafi dokusunu figüratif yollarla anlatan Marfo, doğup büyüdüğü coğrafyada önemli bir yer tutan anaerkil düzenin getirisi olarak kadın figürlerine de eserlerinde sıklıkla yer veriyor. Vitiligo hastalığı olan arkadaşını resmetmek için figürlerinde siyah beyaz renkleri kullanan Marfo, aslında bu hastalığa bir farkındalık da yaratıyor. 12 eserden oluşan ve küratörlüğünü Zeynep Öztürk’ün üstlendiği sergi 11 Mart’a kadar DG Art Project’te ziyaret edilebilir.
Sanat yolculuğu için Amerika’dan Londra’ya kadar pek çok yerde bulunan Kojo Marfo’nun eserlerinde samimiyet, sevgi, evrensellik gibi unsurlar ön plana çıkıyor.
Marfo, çalışmalarında Afrika’nın sosyal ve coğrafi dokusunu figüratif yollarla anlatmaya çalışıyor. Doğup büyüdüğü coğrafyada önemli bir yer tutan anaerkil düzenin getirisi olarak kadın figürleri de eserlerinde sıklıkla yer alıyor. Kimi zaman çocuklarına sıkı sıkı sarılan anneler, fiziksel bir dokunuşla birbirine bağlanan aile üyeleri, samimiyet duygusu ile harmanlanan kompozisyonlarda sevgi ve bağımlılık hissi çok net kendini gösteriyor. Blok renkler, güçlü şekiller ve figürler, canlı renklerde betimlediği çiçekli başlıklar, kat kat boncuklu kolyeler takan figürlerle donatılmış resimlerde neşeli ve canlı bir kutlama havası hakim oluyor.
Marfo, eserlerinde ‘Akan Doğurganlık Bebeği’ figürünü kullanmayı da ihmal etmiyor ve sanatı kültürel mirasını araştırmanın ve toplumsal sorunlara ışık tutmanın bir aracı olarak görüyor.
MARFO: UMUTLARI VE ZORLUKLARI YANSITIYOR
Sergi açılışına katılamayan ancak görüntülü bağlanarak görüşlerini dile getiren ressam Kojo Marfo, “Umut Denemesi’ sergisi, hayat yolculuğumuzu tanımlayan keyifleri, umutları ve zorlukları yansıtıyor. Bu zorluklar ve hedefler, tüm varlığımızın temelinde yatıyor ve bu sergi hem kendi yaşadığım hem de bu yolculukta tanıştığım kişilerin şahsi deneyimlerini derinden inceliyor. Bu hikayeleri paylaşarak, genellikle tüm ağırlığı kendi omuzlarında taşımak zorunda kalan bekar annelerin yüklerine ve güçlerine ışık tutarak amacım; başarı ve tatmin yolunda karşılaştığımız engelleri daha iyi ve derinden anlamamızı sağlamak. Sonuca baktığımızda bu sergi, sadece bizlere değil, sevdiklerimize de derin bir neşe ve tatmin sunmayı hedefliyor? dedi.
‘TÜRK KÜLTÜRÜNE AŞİNAYIM”
Daha önce Türkiye’ye hiç gelmediğini ancak kültürünü iyi bildiğini söyleyen Marfo, ‘Pek çok Türk arkadaşım var ve Londra’da pek çok Türk ile tanışıyorum. Türk kültürüne ve mutfağına çok aşinayım. Türkiye’yi ziyaret etme vaktim çoktan geldi ve bugünü iple çekiyorum. Türk halkının, sergimin iletmek istediği karşılıklı anlayış ve ortak insanlık mesajlarını takdir edeceklerini ve bu mesajları benimseyeceklerini umuyorum. Amacım, eserlerimi inceleyen herkesin ortak zorluklarımızı ve engelleri görmesini sağlamak’ diye konuştu.
ÖZTÜRK: ANAERKİL BİR TOPLUMDAN GELİYOR, ANNE ETKİSİ ÇOK FAZLA
DG Art Galeri’de birçok sanatçıya ev sahipliği yaptıklarını ancak ilk kez yurt dışından bir sanatçının eserlerini ağırladıklarını söyleyen serginin küratörü Zeynep Öztürk, ‘Kojo Marfo Ganalı bir sanatçı. Çocukluğunu Gana’da geçirmiş sonraki gençlik zamanları Amerika ve en son durağı ise İngiltere olmuş. Sanat hayatına da aslında İngiltere’de başlamış. Kojo Marfo anaerkil bir toplumdan geliyor, anne etkisi çok fazla. Aslında bize pek uzak olmayan bir düzen. Bizde ataerkil diye nitelediğimiz kültürümüze aslında çekirdek ailemizde anaerkiliz. Kojo Marfo İngiltere’de yaşıyor olsa bile tüm eserlerinde kendi kültüründen objeler, figürler görüyoruz. Bu objeleri ve figürleri resmederken aslında figürler ne kadar durağansa renklerin de bir o kadar canlı ve parlak olması tablolara, eserlerine ritim katmış. Kullanılan malzemeler, aksesuarlar, çiçekler; aslında figürler çok sade ve size direkt göz teması yaratan figürler. Kültürünü yansıtan objeler ve malzemeler kullanmış’ dedi.
‘HER TABLONUN İÇİNDEN AYRI BİR ESER ÇIKACAK GİBİ’
Sergide 12 eser olduğunu ifade eden Öztürk, ‘Sergide 12 eser var ama galeriye baktığımız zaman her tablonun içinden ayrı bir eser çıkacak gibi. Her şey bittiğinde ve yerleştirdiğimizde evet 12 eser var ama sanki 24 eser varmış gibi etkilendim. Kojo Marfo’nun resimlerinde hep anne figürü ve çocuk figürü var. Yan yana, yapışık, annesinden hiç ayrılmayan çocuklar ya kucaklarında ya da yanlarında konumlanmış. Bunun sebebi tabi ki aile bağları. Tüm röportajlarını okuduğumda annesi, büyükannesi, Kojo için o kadar etkili ve değerli ki. Ben tüm resimlerini incelediğimde sanki Kojo Marfo’nun hikayesi ve onun masalıymış gibi betimledim. Bence bu Kojo Marfo’nun masalı’ diye konuştu.
‘İLK FİGÜRÜNDE VİTİLİGO HASTASI OLAN ARKADAŞINI ÇALIŞIYOR’
Eserlerindeki çift rengin dikkat çektiğini söyleyen Öztürk, ‘Eserlerin tümüne baktığımızda dikkatimizi çeken en büyük detaylardan biri de figürlerin üzerindeki çift renk, biri siyah biri beyaz. Karşıma o kadar önemli bir detay çıktı ki çok şaşırdım ve çok etkilendim. Kojo’nun vitiligo hastalığı olan bir arkadaşı var ve ilk figürünü de onu çalışarak yapıyor. Onu çalışıp renklendirdikten sonra çıkan görüntüden etkileniyor. Bundan sonra tüm figürlerinde aslında vitiligo hastalığını farkındalık yaratarak resmetmiş oluyor. İyi ki Türkiye’ye getirdik. Bence tüm Türkiye bu eserleri yakından görmeli. Çok geç tanıdığımızı düşünüyorum ama hikayesini dinlediğim zaman da çok yeni bir sanatçı olduğunu öğreniyorum.
MALAT: BU KADAR ESERİ TÜRKİYE’DE BİR ARAYA GETİRMEKTEN ÇOK GURUR DUYUYORUM
DG Art Project ile iş birliği yaparak eserlerin İstanbul’a gelmesine katkıda bulunan JD Malat Gallery’in sahibi Jean David Malat, ‘Kojo Marfo’nun bu sergisi için DG Art Project ile iş birliği yapmaktan mutluluk duyuyorum. Çok güzel bir sergi olduğunu düşünüyorum. Kojo Marfo’yu Türkiye ile tanıştırdım demeyeceğim çünkü onun zaten Türkiye’de çok iyi tanındığını düşünüyorum. Bunlara enstalasyon diyeceğim, bu enstalasyonları DG Art’ın burada özellikle zemin ve yerleştirme ile çok güzel bir iş çıkardığını düşünüyorum. Bu kadar eseri Türkiye’de bir araya getirmekten çok gurur duyuyorum. Bu eserlerin tamamının Kojo Marfo’nun yaşadığı ve dünya genelinde gördüğümüz sosyal sorunları yansıttığını düşünüyorum. Resimlerin her biri çok ilginç çünkü doğup büyüdüğü ülke olan Gana’nın özel kültürel kıyafetlerini, çiçeklerini ve hayvanlarını yansıtıyor. Kojo Marfo bunlarla beraber oldukça kendini yansıtmayı seven ve kendi yaşadığı sorunları resimlerine yansıtmayı seven bir sanatçı. Bu yüzden onların da çok eşsiz olduğunu düşünüyorum’ dedi.
KOJO MARFO HAKKINDA
Kojo Marfo, 1980 yılında Gana’da doğmuş ve çocukluk yıllarını Gana’nın farklı bölgelerinde geçirmiş. Dünyanın pek çok yerinde alışılagelmiş ataerkil düzenin tam aksi anaerkil düzenin hakim olduğu bir yerde büyüyen Marfo, insanların eserlerinde Akan kültürünü ve Batı’da yaşadığı zorlukların bir yansımasını görmesini istiyor. Sanat anlayışının gelişmesi üzerinde Gana’da okul kütüphanesinde batı sanatı ve Picasso ile tanışmasının büyük rol oynadığını söyleyen Marfo, sanatıyla insanlarla bir bağ kurarken eserlerinde kullandığı çeşitli stiller ve teknikler ile geleneksel Akan sanatına referanslar yaparak eşitsizlikler din, siyaset gibi toplumsal konulara vurgular yapıyor.
]]>
Rusya’nın başkenti Moskova’da şair Nazım Hikmet’in doğumunun 122. yılı dolayısıyla anma etkinliği düzenlendi.
Moskova Yunus Emre Enstitüsü, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, Moskova Kültür Bakanlığı, Moskova Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi ve Rusya Federasyonu Sinematograflar Birliği tarafından düzenlenen etkinlik, Moskova’daki Sinema Evi’nde (Dom Kino) yapıldı.
Etkinliğe, Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç ve eşi Betül Bilgiç’in yanı sıra YEE Denetim Kurulu Üyesi Ali Özgündüz, Moskova YEE Koordinatörü Mehmet Ülker, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Ali Galip Savaşır ve Moskova Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi Müdürü Aleksandra İlyina katıldı.
Sinema sanatçısı Türkan Şoray ile çok sayıda Türk ve Rus vatandaşının yer aldığı programda, Şoray’ın hayatını anlatan kısa bir film gösterimi yapıldı.
Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Bilgiç, burada yaptığı konuşmada, sanatın evrensel olduğunu belirterek “Nazım Hikmet, ölümünden yıllar sonra bile buradaki Türkleri ve Rus dostlarımızı aynı salonda buluşturabiliyor. Sanatın evrenselliğini bir kez daha bize kanıtlıyor.” dedi.
Bilgiç, etkinliğin organizasyonunda emeği geçenlere teşekkür etti.
“Hikmet, Türkiye ile Rusya arasındaki etkileşime önemli katkılarda bulundu”
YEE Denetim Kurulu Üyesi Özgündüz de Nazım Hikmet’in “ciddi” eserler ortaya koyduğunu belirterek “Hikmet, 122. yılında halen de şiirleri ve eserleriyle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye ile Rusya arasındaki dostluk ve kültürel etkileşime önemli katkılarda bulunan Hikmet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’nı en güzel anlatan şairlerin başında geliyor.” diye konuştu.
Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Savaşır da Nazım Hikmet’in Rusya ve Türkiye’nin ortak değeri olduğunu belirterek “Nazım, tıpkı bu salonda olduğu gibi dünya görüşleri, yaşam şekilleri, dilleri, düşünceleri farklı olan kişileri dostlukla, kardeşlikle bir araya getirmeye devam ediyor. Nazım’ın esirleri ve düşünceleri, yolumuzu aydınlatıp yeni nesillere ilham oluyor.” ifadelerini kullandı.
Savaşır, Hikmet’in mirasını vakfın çalışmalarıyla gelecek nesillere aktarmaya devam ettiklerini dile getirdi.
Sanatçı Türkan Şoray ise Nazım Hikmet’in doğumunun 122. yılı dolayısıyla Moskova’da olmaktan mutluluk duyduğunu dile getirerek “Nazım Hikmet, kalbimden akan sözcüklerden oluşan benzersiz şiirleriyle bize de her zaman, en yoğun duyguları yaşattı.” dedi.
Etkinlik, başrollerini Türkan Şoray, Alla Sigalova ve Faruk Pekel’in paylaştığı 1978 yapımı “Bir Aşk Masalı-Ferhat ile Şirin” filminin gösterimiyle devam etti.
Türk-Rus ortak yapımı ve Nazım Hikmet’in 3 perdelik bir tiyatro oyunu halinde yazdığı Ferhad ile Şirin eserinden esinlenerek senaryolaştırılan film, Türkçe alt yazılı olarak Rusça yayınlandı.
“Sanat ülke tanımıyor”
Etkinlik öncesi AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Türkan Şoray, başrolünü oynadığı “Bir Aşk Masalı-Ferhat ile Şirin” filminin Moskova’da gösterilmesinden mutluluk duyduğunu belirterek “Sanat ülke tanımıyor, dünyanın nerede olursa olsun insanları buluşturuyor. İnsanlar sanatla tek yürek oluyor. Sanatın değeri ve önemi budur.” değerlendirmesinde bulundu.
Moskova’ya ziyaretinin Rus sanatçılarıyla irtibat kurma fırsatı da vereceğine inandığını dile getiren Şoray, buraya geldiğinde Kızıl Meydan’da dolaştığını anlattı. Şoray, “Yıllarca önce bu meydanda dolaşmış olmak, sonra tekrar buraya gelmek çok değişik bir duygu. Duygulandım.” diye konuştu.
Türkan Şoray, Nazım Hikmet’in eserlerine ilişkin de “Nazım dev bir şair, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde herkesi etkilemiş durumda. Onun şiirleri, insanın ruhuna dokunan şiirler.” ifadelerini kullandı.
]]>
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde 15 değerli sanatçının özgün eserlerinden oluşan ve küratörlüğünü İsmail Erdoğan’ın yaptığı İkinci Zaman Sergisi açıldı. Serginin 15 gün boyunca açık olacağı öğrenilirken Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, serginin kentin kültür ve sanat yaşamına değer kattığını söyledi.
“BURSA İÇİN NELER YAPABİLECEĞİMİ DÜŞÜNDÜM”
Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleşen sergi açılış törenine Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Kültür AŞ Genel Müdürü Fetullah Bingül, Sergi Küratörü İsmail Erdoğan ile serginin oluşmasına eşsiz eserleri ile katkı sağlayan Hikmet Barutçugil, Ali Lei Gong, Cemal Toy, Ahmet Öğreten, Engin Korkmaz, Levent Karaduman, Dağıstan Çetinkaya, Aygül Okutan, Said Lei, Zafer Örs, Mehlika Hilal Kırca, Yasin Yaman, Büşra Yurtseven, Hüseyin Ünlü,Ömer Faruk Boyacı ve çok sayıda Bursalı sanatsever katıldı.
Bursa’yı çok sevdiğini ve bu şehir için bir şeyler yapabilmeyi hep düşündüğünü ifade ederek sözlerine başlayan Küratör İsmail Erdoğan, “Bursa için neler yapabileceğimi hep düşündüm. Çünkü bu şehir için bir şeyler yapma ihtiyacı hissediyordum. Çeşitli buluşma ve karşılaşmalar sonucunda Bursa’nın gerçekten hakkını verebilmek anlamında, sanatçılarla Bursa’yı buluşturma ve bunları güzel ürünlere dönüştürme noktasında ne yapabiliriz sorularına cevap olarak bu sergimiz ortaya çıktı.
Kendi alanında Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ile farklı ülkelerden gelen sanatçılarımızın bir arada olduğu 15 sanatçımız ile 40’ın üzerinde eser ile bu seçki ortaya çıktı. Fotomanüpilasyon, sulu boya, yağlı boya, grafik tasarımın da içine girdiği minyatür sanatı ve farklı üsluplarda çok özel eserlerin olduğu bir seçki oluştu. Başta bu eşsiz serginin ortaya çıkmasına katkı sunan sanatçılarımıza, buna alan açan Başkanımız Sayın Alinur Aktaş’a ve Kültür AŞ Genel Müdürü Fetullah Bingül’e ve siz değerli katılımcılara çok teşekkür ediyorum” dedi.
BAŞKAN AKTAŞ: “SERGİ BENİ EN ÇOK HEYECANLANDIRDI”
İkinci Zaman Sergisi’nin kendisini heyecanlandırdığına değinen Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, “Özellikle yaşadığımız şehri daha iyi algılayabilmek adına özellikle kültürü sanatı, medeniyeti ve yaşanmışlıkları ile bu kadar zengin bir şehirde, bunları şehir insanına daha iyi anlatabilmek, öğretebilmek ve bunu resmedebilmek hatta bazen fotoğraflayabilmek işin çok daha anlamlı ve değerli kısmı. Bu sergi ve bu çalışma da beni en çok heyecanlandıran çalışmalardan bir tanesi oldu bunu samimiyetle ifade etmek istiyorum” dedi.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı eserinde Bursa için kullandığı ifadeleri okuyarak sözlerine devam eden Başkan Aktaş, “Cedlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini, hepsi Yeşil’de dua eder, Muradiye’de düşünür ve Yıldırım’da harekete hazır, göklerin derinliğine susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde bekler. Bu şehirde muayyen bir çağa ait olmak keyfiyeti o kadar kuvvetlidir ki İnsan Bursa’da ikinci bir zaman daha vardır diye düşünebilir.’ Büyük edebiyatçımızın gördüğü ve hissettiği bu ihtişamı ortaya çıkartmak için yapılması gereken çalışmalar var ama sanata da ciddi şekilde ihtiyaç var. Zira sanatın dünyamızı güzelleştiren, bakış açımızı zenginleştiren ve ruhumuzu besleyen yönünü her zaman aklımızda tutuyoruz. Farklı kültür, sanat programlarıyla da şehrimizi buluşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
“BURSA NE KADAR YAZILSA AZDIR”
Başkan Aktaş, içinde barındırdığı özgün eserlerle Bursa’yı hazine sandığına benzeterek “Bursa’mız, sakinlerine doyulmaz bir lezzet yaşatırken, misafirlerine de bir daha gelmenin ilhamını fısıldamakta. Ki İsmail Bey’de bundan etkilenenlerden biri. Siz Bursa ile ilgili bir şeyler yapmayı istemişsiniz, Allah da size bunu nasip etti. Bu sergi inşallah tarihe de not olarak düşülecektir. Her çağda kendini yeniden üreten şehrimiz ne kadar tasvir edilse, anlatılsa, yazılsa azdır diye düşünüyorum. Bu doğrultuda minyatürden hat sanatına, resimden ipeğin naif dünyasına bir dizi tasarım fikrinden yola çıkan Bursa Kültür AŞ Genel Müdürü Fetullah Bingül ve Küratör İsmail Erdoğan rehberliğinde Türkiye’nin önde gelen sanatçıları Bursa’yı resmetti.
Bir sergiden öte Bursa’nın güzelliklerini farklı açılardan gören ve gösteren bu proje kapsamında üretilen eserler Bursa’ya ilişkin ürünler üzerine nakşedilerek kalıcı çalışmalara da kapı araladı. Sadece sergilenen değil, hayatımıza kattığımız ürünlere de dönüştü. Bu çerçevede Yasin Yaman’ın bir çalışmasını çocuklar için üretilen bir yapbozda veya Cemal Toy’un çalışmasını ipek bir mendilde görebiliyoruz. Yeşil Cami’yi Aygül Okutan’ın ebrusunda ya da Yeşil Türbe’yi Said Lei’nin minyatüründe seyredebiliyoruz.
Yerli ve yabancı sanatçıların farklı üsluplarla Bursa’da buluştuğu ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan ilhamla ‘İkinci Zaman’ ismini verdiğimiz serginin şehrimize değer kattığını özellikle ifade etmek isterim. 15 gün açık kalacak olan sergimizin, sonraki zamanlarda şehrimizin farklı mekânlarında da sanatseverlerle buluşturmayı planlıyoruz. İkinci Zaman sergimize eserleriyle katkı sağlayan değerli sanatçılarımıza teşekkür ediyor, projeye emek verenleri kutluyorum” dedi. İkinci Zaman Sergisi açılış programı kurdele kesimi sonrası serginin incelenmesi ile sona erdi.
]]>
Ressam Pınar Kuseyri, tuval üzerine karışık tekniklerle yaptığı eserlerinden oluşan “Doğanın Nefesi” temalı sergisini SANKO Sanat Galerisi’nde sanatseverler ile buluşturdu.
Ressam Kuseyri, sergi açılışında yaptığı konuşmada, sanatın birleştirici gücünün toplumsal gelişim açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
Sanatın birleştirici ve iyileştirici gücünden her bireyin yararlanmasını öneren Kuseyri, “Sanat, toplumun sosyal gelişiminin yanı sıra bireylerin ruhen iyileşmesine de katkı sunuyor. Sanatın iyileştirici gücünden yararlanmak isteyen bireyler mutlaka sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenmelidir” dedi.
Eserlerini “az çoktur” anlayışıyla yaptığını belirten Kuseyri, resimlerinde Uzakdoğu felsefesinin ön planda olduğunu anlattı.
“Sanatta mükemmel ve doğru yoktur, sanatçı sürekli doğayı ve yaşadığı yeri izlemeli ve kendini geliştirmelidir” diyen Kuseyri, şunları kaydetti: “Resimlerimde genellikle doğa, üzüm bağları, ağaçlar ve yaprakları çalışıyorum. Eserlerimde makro kadraj soyutlamalarıyla gözden kaçırdığımız detayları, hissiyatları soyutlamalar eşliğinde, renk vurgusuyla sunuyorum. Yağlı boyaların yanında, Japon felsefesi ve suluboya tekniğinde yine coğrafyaya özgü malzemelerle ürettiğim resimlerimde kendi kişisel belleğimi hatıralarıma ve doğaya yönelerek eserlerimi oluşturuyorum. Bir yaprak detayının ardında, koskocaman bir ormanı ve daha fazlasını hayal ettirmeyi izleyiciye bırakıyorum. Resimlerimdeki gibi akışta kalmayı katı ve karamsar olmamayı ve tesadüflere yer vermemeyi izleyiciyle paylaşıyorum.”
Yeni yılın ilk sergisini Gaziantep’te açtığı için büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Kuseyri, “Eserlerime ev sahipliği yaparak Gaziantepli sanatseverler ile buluşturan, sanata ve sanatçıya verdiği değeri bizlere her zaman hissettiren SANKO Sanat Galerisi’ne şükranlarımı sunuyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Konuşmalardan sonra, Gaziantep Ticaret Odası Güzel Sanatlar Lisesi Resim Öğretmeni Hüseyin Yıldırım, SANKO Holding tarafından bastırılan Gaziantep Müzesi’nin bilimsel yayını “Belkıs Zeugma ve Mozaikleri” isimli kitabı ressam Kuseyri’ye takdim etti.
Sergi açılışına, SANKO Sanat Galerisi Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Cengiz Halil Çiçek, Yürütme Kurulu Üyesi Murat Köylüoğlu, Ressamlar Aysel Sayın, Gül Öztürkmen Demir, Nurten Çatıkkaş Kale, davetliler ve sanatseverler katıldı.
Kuseyri’nin 35 eserinin yer aldığı “Doğanın Nefesi” temalı resim sergisi, SANKO Sanat Galerisi’nde 12 Ocak 2024 tarihine kadar her gün 10.00- 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
Pınar Kuseyri, küçük yaşlarda halı ve kilim motifleri çizmeye başlamıştır. İlk ve orta eğitiminin ardından ekonomi eğitimi almıştır. 2001 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesi hocalarından, desen dersleri alarak, kendini sanatsal olarak geliştirmeye başlamıştır. Daha sonra pastel, suluboya, akrilik ve yağlıboya çalışmalarında bulunmuştur.
Kuseyri, 2009 yılında, Japon suluboya resim sanatı derslerine başlamış ve en üst Dan (kur)’ı bitirip, bu konuda dersler verdi.
Sanatçı, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Plastik Sanatlar Bölümünü, Yüksek Lisansını tezli ve “Onur Belgesi” alarak bitirmiştir. Litografi, doğal kağıt yapımı, ecoprint baskı, seramik, heykel, cam füzyon, ahşap baskı, fotoğraf ve sanat tarihi eğitimleri alan Kuseyri, kişisel ve karma birçok sergiye katılmış, sanat tarihinde önemli yere sahip hocalarla birlikte uluslararası çalıştaylar ve sergilerde yer almıştır. Çalışmalarını İstanbul ve Bodrum’daki atölyelerinde sürdüren Sanatçı resimlerinde, tuval, kağıt ve ahşap üzerine, mürekkep, akrilik ve yağlıboya kullanarak, tamamen spontane ve ekspresif (doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı) şekilde resim yapmaktadır. Herhangi bir görsel kullanmadan, fırça darbeleriyle, lekesel olarak çalışmaktadır. Resimlerinde hafızasındaki görseller ve içinde yaşadığı doğadaki düşüncelerini yansıtmaktadır. Doğaya ait ne varsa, resimlerinde yer alan detaylardır.
Resim yapmak Sanatçının hayattaki amacıdır ve doğa, resimleri için sonsuz kaynak sunmaktadır. – GAZİANTEP
]]>