ASKERLERİ DE ESAD GİBİ KAÇTI
Rejimin devrilmesinin ardından ülkeden kaçan Beşar Esad gibi askerlerinin de üniformalarını fırlatıp Rusya’ya kaçtıkları iddia ediliyor.
YERLERE FIRLATILAN ÜNİFORMALAR DİKKAT ÇEKTİ
Rus medyası, Rusya’nın Suriye’deki Lazkiye Hmeymim hava üssünde kaydedilen görüntüleri servis ederken videoda yerlere fırlatılmış üniformalar ve terk edilmiş bir üs yer aldı.
RUS ASKERLERİYLE BİRLİKTE GİTMİŞLER
Üniformaların büyük çoğunluğunun Esad rejimi askerlerine ait olması dikkat çekerken, bu kişilerin Rus askerleriyle birlikte uçağa atlayarak Rusya’ya kaçtıkları tahmin ediliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’de kontrolü ele geçiren muhalifler, Rusya’ya kaçan eski rejim lideri Beşar Esad’ın lüks yaşamını da gözler önüne serdi. Dün Esad’ın, aralarında Ferrari, Lamborghini, Bentley, Rolls Royce gibi ultra lüks marka otomobillerin yanı sıra birçok markanın üst segmentinin de bulunduğu otomobil koleksiyonuna el koyarken, bugünde Esad’ın Moskova’nın en prestijli caddelerinde bulunan mal varlıkları ortaya çıktı.

YATIRIMCILARIN GÖZ BEBEĞİ MERKEZ
Esad’ın, ticaretin ve finansın kalbi olarak değerlendirilen Moskova’nın en prestijli binalarında kendisi ve yakın akrabaları adına daireler satın aldığı belirlendi. Esad’ın 302 metre yüksekliğiyle Avrupa’nın en yüksek binaları arasında yer alan ve bir çok şirketin genel merkezinin bulunduğu binada 20 lüks dairesi olduğu ortaya çıkarken, o binadaki dairelerin fiyatı 10 milyon euro değerinde.

GAYRİMENKUL ZENGİNİ
Esad’ın sadece mal varlığının ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2022’de 1 ila 2 milyar dolar arasında olduğu, bugün ise bu rakamın 10 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Esad’ın yakın akrabalarının, İspanya ve Fransa’nın yanı sıra Curaçao, Lihtenştayn ve Lüksemburg gibi vergi cennetlerinde yüz milyonlarca euro değerinde şirketleri bulunurken, İspanya’da 500 evin yanı sıra Paris’te devasa evler ve Fransa’ da da bir şatoya sahip olduğu söyleniyor.

MAL VARLIĞI 10 MİLYAR EURONUN ÜSTÜNDE
Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir raporda Esad Ailesinin kaçakçılık, silah kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığının yanı sıra koruma parası ve gasp işleri gibi suç faaliyetlerine de karıştığı belirtilirken, büyük miktarlarda parayı aklamak için meşru kurumsal yapılar ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar işlettiği söyleniyor. Raporda, “Esad ailesi, rejimin mali kaynaklara erişmesi için bir araç görevi gören, paravan şirketleri ve şirket cephelerini içeren karmaşık bir patronaj sistemi işletiyor” deniliyor.
ÜLKENİN EN ZENGİNİ KUZENİ
Suriye’nin en zengin adamı ise Esad’ın kendisi değil, kuzeni Rami Machluf olarak gösteriliyor. Machluf’un Suriye ekonomisinin yarısından fazlasını (telekom şirketleri, bankalar, TV kanalları, oteller, mağazalar ve tütün ithalatındaki tekel) kontrol ettiği söylenirken, şirketlerinin değerinin 5 milyar ila 10 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ukrayna üyelik konusunu 3-4 Aralık’ta Brüksel’de yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde ve sırasında bir kez daha gündeme taşıdı.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, NATO dışişleri bakanlarına gönderdiği mektupta, toplantı sırasında Ukrayna’ya üyelik daveti yapılmasını istedi.
Konu, Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında, çalışma yemeği formatında toplanan NATO-Ukrayna Konseyi’nin de gündemindeydi.
Ukrayna bu yönde bir davetin üyeliğin geri çevrilemez olduğunu göstereceği ve Rusya’ya karşı doğru cevap olacağı görüşünde.
NATO’nun tüm üyelerinin aynı görüşte olduğunu söylemek ise oldukça zor.
NATO liderleri, Ukrayna’nın bir gün İttifak’a katılacağının kararını, herhangi bir tarih belirtmeksizin, 2008’deki Bükreş Zirvesi’nde aldılar.
Savaşın başlamasının üzerinden geçen bin günde NATO’nun üyelik konusundaki söyleminde geldiği en ileri nokta ise bu yıl 9-11 Temmuz’da yapılan Washington Zirvesi’nin sonuç bildirisindeki ifadeler: “Müttefiklerin mutabık kalması ve şartların karşılanması halinde Ukrayna’yı İttifak’a katılmaya davet edecek konumda olacağımızı bir kez daha teyit ediyoruz.”
Üyelik daveti için olmazsa olmaz şart NATO üyelerinin oybirliği. İttifak üyeleri henüz bu aşamaya gelemedi.
Hangi ülkeler karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın üyeliğine sıcak bakmadığı bilinen ülkeler arasında ilk akla gelen Macaristan.
Toplantı sonrasında açıklama yapan Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, “Bu ülke savaşta ve savaştaki bir ülke İttifak’ın güvenliğine katkı sağlayamaz” dedi.
Macaristan, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği konusunda son ana kadar itirazını kaldırmamıştı.
NATO’nun en güçlü üyesi ABD ise olası bir üyelik daveti için zamanlamanın doğru olmadığı görüşünde. Aslında çoğu ülkenin bu görüşte olduğunu söylemek mümkün.
Kağıt üstündeki şartlar bir yana NATO’nun şu an Ukrayna’ya üyelik davetinde bulunması pratikte pek mümkün gözükmüyor.
Bunun nedeni Ukrayna’nın savaşta olması.
Ukrayna’ya üyelik daveti yapılması savaşı daha da tırmandırma riski içeriyor.
Savaş bitmeden olası bir üyelik ise tüm İttifak’ın doğrudan savaşa taraf olması anlamına gelir ki şu aşamada çoğunluk bundan yana değil.
Ukrayna’nın savaşta olduğu ülkenin, NATO’nun, müttefiklerin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit olarak gördüğü Rusya olması olası bir davet konusunda aceleci ve duygusal hareket edilmesini engelliyor.
Bu risklere karşın Letonya, Çekya gibi üyelik daveti yapılmasında pek sakınca görmeyen ülkeler de var.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, önceliğin üyelik davetinden ziyade, Ukrayna barış görüşmelerine girmeye karar verdiğinde bunu güçlü bir pozisyonda yapmasının nasıl sağlanacağına yoğunlaşmak olduğu mesajını verdi.
Türkiye’den bekle gör yaklaşımı
Türkiye, Ukrayna’nın NATO üyeliğine ilke olarak karşı değil.
Bununla birlikte öne çıkan bir pozisyon almamayı tercih eden Türkiye, kararını diğer ülkelerin adımlarını da dikkate alarak atmaktan yana.
NATO üyesi ülkeler arasında uzlaşı bulunmaması Türkiye’nin net pozisyon almasını frenleyen etkenlerden biri.
Rusya’yla ilişkileri ve Ukrayna’daki savaşın devam ediyor olması Ankara’nın pozisyonunu şekillendiren diğer unsurlar.
Türkiye, Ukrayna konusunda savaşa müdahil olmaksızın elinden gelenin en fazlasını yapma çabası içinde ve diplomasiye şans verilmesini istiyor.
Ukrayna’nın olası üyeliği konusunda şartların henüz oluşmadığı ve bu adım için doğru zaman olmadığı görüşü şu aşamada daha ağır basıyor.
Toplantı için Brüksel’de bulunun Hakan Fidan’ın bugün Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ile bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.
Trump’ın tavrı merak konusu
ABD Başkanı Joe Biden’dan görevi 20 Ocak’ta devralacak olan Donald Trump’ın Ukrayna konusundaki tavrı NATO’daki dengeleri de etkileme potansiyeli içeriyor.
Bazı ülkelerin pozisyon belirlemek için yeni Amerikan yönetimini beklediği biliniyor.
Letonya Dışişleri Bakanı Baiba Braze toplantı öncesinde, “Herkes yeni ABD yönetiminin çalışmaya başlamasını bekliyor. Bu söylenen ya da söylenmeyen bir husus ama bir gerçek” dedi.
Trump, henüz bunu nasıl yapacağına ilişkin detaylar net olmasa da göreve geldiğinde savaşı bir günde bitireceği iddiasında.
NATO’daki genel görüş, barış masasına ne zaman ve hangi şartlarla oturacağına karar verecek olanın Ukrayna olduğu yönünde.
Trump, ilk görev dönemindeki çıkış ve hamleleriyle zaman zaman NATO’nun geleneksel işleyişini zorlamıştı. Şimdi de “Ukrayna’yı zorda bırakacak bir adım atar mı?” sorusu soruluyor.
Trump’ın Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi olarak atadığı Keith Kellog, geçtiğimiz aylarda ortak imzayla kaleme aldığı bir makalede, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin uzun bir süre ertelenmesi karşılığında güvenlik garantileri içeren bir barış anlaşması yapılması çağrısında bulunmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından yapılan açıklamada, Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ile müttefiklerinin Cuma sabahı “Halep’in kapısına” ulaştığı, günün ilerleyen saatlerinde de Halep’e girerek beş mahallede kontolü ele geçirdiği duyuruldu. Günlerdir süren çatışmalarda en az 255 kişinin hayatını kaybettiğini aktaran Gözlemevi, “HTŞ ve Türkiye tarafından desteklenen grupların, Halep ve İdlib bölgelerinde 50’den fazla köy ve kasabayı” kontrolü altına aldığı iddia edildi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin “terör organizasyonları” listesinde bulunan HTŞ’yi Türkiye de “terör örgütü” sayıyor.
Suriye hükümetinde yer alan bir güvenlik yetkilisi ise ordunun Halep’e takviye kuvvetler gönderdiğini ve bu kentin batısında “şiddetli çatışmalar yaşandığını” ancak saldırganların Halep’e ulaşmadığını ifade etti. AFP haber ajansının bölgede bulunan bir muhabiri, Halep’e birkaç kilometre mesafede ağır çatışmalar olduğunu ve cihatçı grupların zırhlı araçlarla ilerlediğini aktardı.
Beş yıl aranın ardından savaş sesleri
Halep’te yaşayan 51 yaşındaki bir görgü tanığı, “Beş yıldan bu yana ilk kez aralıksız füze, topçu ateşi ve zaman zaman da savaş uçaklarının sesini duyuyoruz” diyerek insanların, “savaş senaryosunun tekrarı ve vatandan kaçmak zorunda kalma” endişesi yaşadığını dile getirdi.
Suriye’nin resmi haber ajansı Sana ise muhalif grupların Halep’te bulunan bir öğrenci yurduna saldırdıklarını ve söz konusu saldırıda dört sivilin hayatını kaybettiğini duyurdu. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de, Halep ile 300 kilometre güneyindeki başkent Şam arasındaki otoyol trafiğinin, cihatçı gruplar tarafından kesildiğini bildirdi.
Halep’in bir başka sakini, 36 yaşındaki Nasır Hamdo, karayolu trafiğinin kesilmesi ile ilgili olarak “Ablukanın yakıt fiyatlarını fahiş derecede artırmasından ve şehre gerekli mal ve mamüllerin gelememesinden endişe ediyoruz” dedi.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama
Ankara ise Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yaptığı açıklamada, dünya kamuoyuna “Sınırımızın sıfır noktasında bulunan İdlip ve mücavir bölgede sükunetin muhafazası ülkemiz açısından öncelikli bir meseledir” mesajını verdi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, X hesabından paylaştığı mesajda, “Yeni ve daha büyük istikrarsızlıklara yol açılmaması ve sivil halkın zarar görmemesi, Türkiye bakımından büyük önem teşkil etmektedir. Diğer taraftan, mevcut istikrarsızlık ortamından istifade etmeye çalışan Tel Rıfat ve Münbiç’teki terör gruplarının sivil halkı ve Türkiye’yi hedef alan saldırılarındaki artışı da dikkatle izliyoruz” ifadelerini kullandı.
13 yıldır devam eden savaş
2011 yılında, hükümete karşı düzenlenen protestoların, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından şiddet kullanılarak bastırılmaya çalışılmasının ardından başlayan iç savaşta bugüne dek 500 binden fazla kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi de göç etmek zorunda kaldı. Aralarında Esad’ın müttefiki olan Rusya, İran ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da bulunduğu pek çok dış güç de bugüne dek bu savaşa fiilen katıldı.
Cihatçı grupların Çarşamba günü başlattığı operasyonu kınayan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözcüsü Dimitri Peskov, saldırıların “Suriye’nin egemenliğine karşı yapıldığını” belirterek Suriye hükümetine, operasyona maruz kalan bölgelerde destek verebileceklerini ifade etti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de, Suriyeli mevkidaşı Bessam Sabbah ile yaptığı telefon görüşmesinde, “Suriye yönetimine, ulusuna ve ordusuna, teröre karşı destek” taahhüdünde bulundu.
HTŞ’li bir yetkili, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, hedeflerinin “Suçlu düşmanın ateş kaynaklarını, cephe hattından uzaklaştırmak” olduğunu dile getirmişti. El Kaide terör ağına bağlı HTŞ, Suriyenin kuzey ve kuzeybatısında, aralarında İdlib ve Halep’in de bulunduğu pek çok bölgeyi kontrolü altında tutuyor. Türkiye ile Rusya’nın arabuluculuğunda, 2020’de İdlib’de sağlanan ateşkese, bugüne dek zaman zaman ihlal edilmiş olsa da, taraflarca büyük oranda uyulmuştu. 2015 yılında Suriye İç Savaşı’na müdahale eden Rusya, savaşın seyrini Beşar Esad yönetimi lehine değiştirmişti.
AFP/ ET,JD
DW Türkçe’ye VPN ile nasıl erişebilirim?
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>???????Rosatom’dan yapılan açıklamaya göre, şirket, nükleer farkındalığı küresel düzeyde artırmak amacıyla aralarında Türkiye’nin de olduğu 100 ülkede Global Atomic Quiz ve belgesel gösterimi etkinlikleri düzenledi.
Dünya Bilim Günü kapsamında yapılan Atomic Quiz’e 25 bin kişi katılırken, Türkiye katılan ülkeler arasında katılımcı sayısı ve ilgi düzeyi açısından 3’üncü sırada yer aldı. Rosatom’un, Türkiye’de düzenlediği etkinlik kapsamında Hacettepe Üniversitesi, Sinop Üniversitesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ve Tarsus Üniversitesi olmak üzere 4 üniversitede öğrencilerle bir araya gelindi. Üniversitelerde dünyaca ünlü yönetmen Oliver Stone’un “Nuclear Now” belgesel gösterimi ile akademisyen ve uzmanların katılımıyla söyleşiler yapıldı.
Hacettepe Üniversitesi
Hacettepe Üniversitesi’nde çoğunluğu geleceğin nükleer enerji mühendislerinden oluşan 150’den fazla öğrenci, Atomic Quiz’de yer alan farklı zorluk ve kategorilerdeki 25 soruyu yanıtladı. Nükleer enerji hakkındaki bilgilerini test etmelerinin yanı sıra yeni şeyler öğrenmelerine olanak sağlayan testi çözen öğrenciler, etkinlik kapsamında soruların doğru yanıtları üzerine tartışma fırsatı da buldu.
Nükleer İletişim Uzmanı ve Nükleer Sanayi Derneği (NIATR) Yönetim Kurulu Üyesi Nesrin Sevimli moderatörlüğünde öğrencilerle buluşan Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şule Ergün, Atomic Quiz’de yer alan soruların doğru yanıtlarını nedenleri ve ayrıntılı açıklamalarıyla katılımcılara aktardı. Öğrenciler, Ergün’ün anlatımıyla hem nükleer enerji hakkında yeni şeyler öğrenme hem de kendi yanıtlarını değerlendirme fırsatı buldu.
Tarsus Üniversitesi
Tarsus Üniversitesi’nde farklı mühendislik fakültelerinden 110’u aşkın öğrenciyi bir araya getiren etkinlik çerçevesinde öğrenciler Atomic Quiz’de yer alan soruları yanıtladı. Rektör Vekili Prof. Dr. Ali Özen, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Deran ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman Murat Özkendir’in de katıldığı etkinlikte soruları cevaplayan öğrenciler, yanıtlarının doğruluğunu Akkuyu Nükleer AŞ Ticari Operatörler Grubu Baş Uzmanı Ahmet Yasin Öner’le değerlendirme fırsatı buldu. Öner, bazı sorular için detaylı açıklamalar yaptı.
NIATR Yönetim Kurulu Üyesi Sevimli’nin yönettiği söyleşide, Türkiye ve Rusya arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya’da eğitimlerini tamamlayarak Akkuyu’da görev yapan Türk mühendisler arasında yer alan Öner, Türkiye’nin ilk nükleer santrali Akkuyu projesi hakkında da bilgi ve deneyimlerini paylaştı.
Panelin ardından Tarsus Üniversitesi öğrencileri de nükleer enerjinin dünyadaki yolculuğunu benzersiz bir şekilde aktaran Nuclear Now belgeselini izledi.
Sinop Üniversitesi
Hacettepe Üniversitesi’nden sonra Türkiye’nin ikinci Nükleer Enerji Mühendisliği Bölümü’ne ev sahipliği yapan Sinop Üniversitesi’nde düzenlenen etkinliğe 80’e yakın öğrenci katıldı. Etkinliğe, Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Rıza Bayrak ve Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Meryem Seferinoğlu’nun da aralarında olduğu pek çok öğretim görevlisi de katıldı. Etkinlikte belgesel gösteriminden önce Seferinoğlu ve Öner’in katılımıyla söyleşi yapıldı.
Öğrencilerle Akkuyu NGS’de görev yapmak için Rusya’da aldığı eğitimin ayrıntılarını paylaşan Öner, kendisiyle aynı yolu izlemek isteyen öğrencilere deneyimlerini aktardı.
Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Nuclear Now belgeselinin gösterildiği ve söyleşi yapılan bir diğer durak oldu. Belgesel, İletişim Fakültesi öğrencileri ve öğretim üyeleri tarafından büyük ilgiyle izlendi. Belgeselin ardından Ergün, katılımcılara nükleer enerji hakkında bilgi verdi, soruları yanıtladı. Ergün, geleceğin iletişimcileri, gazetecileri ve sinemacıları tarafından ilgiyle dinlendi.
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Güven Akdoğan da belgeseli sinematografik açıdan ele aldı ve Stone’un belgeselciliği hakkında bilgi verdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Rosatom Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktörü ve Bölge Başkan Yardımcısı Alexander Voronkov, yönetmenin karmaşık bir konuyu basit bir dil kullanarak ele aldığını, böylece izleyici ile kolayca iletişim kurduğuğunu belirterek, “‘Nuclear Now’ hem nükleer enerjinin günümüzde geldiği noktayı göstermeyi vadediyor hem de insanlığın nükleer enerjiye ihtiyacı olduğuna dair bir eylem çağrısında bulunuyor. ‘Yeniden düşünme vakti’ sloganı, izleyicileri, özellikle günümüzün çevresel zorlukları ve aşırı enerji tüketimi bağlamında, nükleer enerjiyi temiz bir enerji alternatifi olarak yeniden düşünmeye teşvik ediyor. İzleyicilerin belgeseli izledikten sonra bu bakış açısını benimseyeceklerini umuyorum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RUSYA Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom tarafından Mersin’de inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinde yer alan Bayramoğlu Endüstriyel Çelik’in Yönetim Kurulu Başkanı Burak Çeliktaş, proje sayesinde edindikleri deneyimi, “Santral sayesinde hem istihdam artışı sağlandı hem de eğitim ve sertifikasyon konusunda yetkinlik kazanıldı” sözleriyle ifade etti.
Türk firmalarının Akkuyu NGS projesinde inşaat ve altyapı işlerinin yanı sıra çelik ve metal üretimi alanında da önemli tedarikçiler arasında yer aldığını belirten Çeliktaş, “Akkuyu projesi ile Türk mühendis ve teknisyenlerinin teknolojik ilerlemedeki yetkinlikleri artmış, bilgi ve deneyim paylaşımı için fırsatlar oluşmuştur. İhracat ve yatırım fırsatlarına baktığımızda ise Türk firmaları önemli bir oyuncu konumuna gelmiştir. Ekonomik katkıları düşünüldüğünde yerel işletmeler desteklenerek, bölgesel kalkınmada fırsatlar yaratılmıştır. Tüm bu deneyimlerin dünya çapındaki nükleer santral projelerinde kullanılabileceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
1960’tan bu yana faaliyet gösteren Bayramoğlu’nun, Akkuyu NGS projesinde gömülü eleman üretiminin yanı sıra boru spool, buhar ve yağ hatları imalatı ve ekipman imalatı gibi pek çok kritik aşamada görev aldığının altını çizen Çeliktaş, projede yer alan ilk 10 firmadan biri olduklarını belirtti. Burak Çeliktaş şunları söyledi:
” Türkiye’nin Akkuyu NGS de dahil nükleer güç santrali kurma hedefleri ve küçük modüler reaktör (SMR) projeleri, Türk sanayisine büyük katkılar sağlayabilir. Bu projeler sadece enerji üretimiyle ilgili değil, aynı zamanda sanayinin modernleşmesi, teknolojik gelişimi ve yeni ihracat fırsatları anlamında da kritik bir rol oynayacaktır. Hem ekonomik büyüme hem de küresel rekabetteki güçlenme açısından önemli fırsatlar sunan bu projeler, Türkiye’yi sadece bölgesel bir enerji oyuncusu değil, aynı zamanda nükleer enerji teknolojileri konusunda önemli bir aktör haline getirebilir.”
Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda hayata geçirmeye hazırlandığı yeni nükleer santral ve SMR inşa etme hedeflerinin sanayinin teknolojiye erişimini artırmak ve yerli üretimi teşvik etmek açısından çok önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayan Çeliktaş, Türk sanayicisinin bu projelerde çelik ve metal üretimi, elektrik ekipmanları, kontrol sistemleri, soğutma ve ısı transfer teknolojileri gibi alanlarda önemli bir roller üstlenebileceğini belirtti.
‘NÜKLEER ENERJİ, HEDEFLERE ULAŞMADA ÖNEMLİ BİR YER TUTUYOR’
Çeliktaş, “Yerli firmalar, SMR teknolojilerinin geliştirilmesi ve üretim süreçlerinin yerelleştirilmesiyle büyük bir potansiyel kazanabilir. Bu durum, nükleer enerji sektöründeki yerli tedarik zincirinin güçlenmesini sağlayacaktır. Enerji Güvenliği ve Sıfır Karbon Hedefine baktığımızda ise Türkiye, enerji güvenliği açısından dışa bağımlılığı azaltmayı ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla entegre bir enerji sistemini oluşturmayı hedefliyor. Nükleer enerji, bu hedefe ulaşmada önemli bir yer tutmaktadır. Yüksek teknoloji altyapıları, Türk sanayisinin verimliliğini artırma, dijital dönüşümünü hızlandırma ve global tedarik zincirlerine entegrasyonunu sağlama konusunda önemli bir itici güç olabilir” diye konuştu.
‘AKKUYU NGS’DE EDİNDİĞİMİZ TECRÜBEYLE YENİ NÜKLEER PROJELERDE AKTİF ROL ALABİLECEĞİZ’
Akkuyu NGS projesinde 1 ve 2 numaralı pompa istasyonlarının kurulumunu üstlenen Aydıner İnşaat’ta Kıdemli İnşaat Mühendisi olarak görev yapan Ferhat Türker de ‘ilklerin projesi’ olarak tanımladığı Akkuyu NGS’nin inşasında yer almaktan gurur duyduklarını söyledi. Akkuyu NGS’nin Türk sanayisine önemli katkılarda bulunduğunun altını çizen Türker, “Akkuyu ile biz de bir ilki yaşıyoruz. Burada edindiğimiz tecrübeyle gelecekte yeni nükleer projelerde aktif rol alabileceğiz” dedi.
Nükleer Düzenleme Kurumu’ndan verilen bir imalatçı onay belgesine sahip olduklarını vurgulayan Türker, “Diğer bir deyişle, bir nükleer santral inşasında yer alma yetkimiz bulunuyor. Dolayısıyla, Türkiye’de yeni bir nükleer enerji santrali yapılacaksa hem devletimizin hem de Nükleer Düzenleme Kurumu’nun referansıyla bu işe uygun ve yeterli olduğumuzu kanıtladık” ifadelerini kullandı.
“PROJE SÜRECİNDE HIZLA İLERLİYORUZ”
Aydıner İnşaat A.Ş. olarak 2021 yılında Akkuyu NGS projesinde, çalışmaya başladıklarını söyleyen Türker, “Şu anda 1 numaralı pompa istasyonunun kaba inşaatını bitirdik ve 2 numaralı istasyonda ise kaba inşaatı yüzde 80 oranında tamamladık. Bölge halkından istihdam sağlamak, projeye olan katkımızı artırıyor. Personel sayımız, inşaat sürecinin hızına göre aylık olarak artıyor. Projede toplam 19 taşeron firmayla çalışıyor, 2 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. Akkuyu NGS projesi, sadece bizim değil, taşeron firmaların da gelişimine katkı sağlıyor” diye konuştu.
“AKKUYU NÜKLEER ENERJİYE GEÇİŞİN ANAHTARIDIR”
Akkuyu’nun Türkiye için bir dönüm noktası olduğuna dikkat çeken Türker, şunları kaydetti:
“Akkuyu, ülkemize nükleer enerjinin girmesine olanak tanıyan, yani; nükleer enerjiye geçişin anahtarı bir proje. Sektördeki köklü firmalardan biri olarak burada çalışmaktan gurur duyuyoruz. İlkler daima zor ve sancılıdır. Fakat bu ilk eşik aşıldığında süreç daha profesyonel ve hızlı ilerliyor. Akkuyu ile biz de bir ilki yaşıyoruz ve gelecekte yapılacak diğer nükleer projelerde daha aktif rol alarak büyük projelerde yer alabileceğimizi kanıtlıyoruz.”
“AKKUYU İLE İŞ BİRLİĞİMİZ, BİZİ NİTELİKLİ NÜKLEER SANTRAL TEDARİKÇİSİ YAPIYOR”
Akkuyu NGS projesinde aktif rol alan SMS Sanayi Malzemeleri Üretim ve Satış A.Ş. de, ‘TORK’ markasıyla nükleer sektörde önemli bir oyuncu haline geldi. Akışkanlığı kontrol eden endüstriyel vanaların imalatını yapan şirket, 2016 yılında Varnasan isimli firmayı bünyesine katarak küresel vana üretiminde imalat hacmini artırdı. SMS-TORK, emniyet valfleri gibi farklı alanlarda üretim yapıyor.
SMS-TORK Genel Müdürü Ömer Kaya, “Sektördeki 39. yılımızda 180 kişilik kadromuzla 80 ülkeye ihracat yapıyoruz. Akkuyu NGS ile iş birliğimiz, bizi nitelikli nükleer santral tedarikçisi konumuna getiriyor. Böylece bu alanda tecrübemizi artırırken, gelecekte diğer nükleer projelerde de yer alma şansı bulacağız. Şirket olarak, tanındıkça ve güvenilirliğimiz arttıkça bu alanda daha önce çalışmış olan firmalarla ortaklık yapma şansı yakaladık. Nükleer enerji alanında tecrübe edindikçe, şu anda diğer ülkelerde inşası süren nükleer tesislerde yer alma şansımız olduğuna da inanıyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamada, Rusya Silahlı Kuvvetlerinin Ukrayna’daki eylemleriyle ilgili bilgi verildi.
Ukrayna: Rusya ilk kez kıtalararası balistik füze kullandı Haberi Görüntüle
Rus birliklerinin Donetsk bölgesinde Dalneye yerleşim birimini ele geçirdiği kaydedilen açıklamada, “İngiltere üretimi 2 adet “Storm Shadow” seyir füzesi, ABD yapımı 6 adet HIMARS füzesi ve 67 insansız hava aracı (İHA) vuruldu.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, savaşın başlangıcından bu yana Ukrayna ordusuna ait 648 uçak, 283 helikopter, 36 bin 467 İHA, 586 hava savunma füze sistemi, 19 bin 420 tank ve zırhlı araç, 1490 çok namlulu roketatar, 18 bin 318 obüs ve havan topu ile 28 bin 573 özel askeri aracın imha edildiği kaydedildi.
Dün, İngiliz basınında çıkan haberlerde, İngiltere’nin Ukrayna’ya temin ettiği “Storm Shadow” (Fırtına Gölgesi) uzun menzilli seyir füzelerinin ilk kez Rus topraklarında kullanıldığı belirtilmişti. Söz konusu füzelerin, 250 kilometrenin üzerinde menzile sahip olduğu biliniyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rus haber ajansı TASS ve Diyalog Bölgeleri Merkezinin Moskova’daki Rus Realizm Sanat Enstitüsü’nde düzenlediği foruma, 65 ülkeden 1000’i aşkın uzman katıldı.
Foruma, Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Müdür Yardımcısı Sergey Nalobin, eski Avusturya, Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Bakanı ve Rusya’daki Önemli Konulara İlişkin Jeopolitik Gözlemevi Merkezi (G.O.R.K.I.) Başkanı Karin Kneissl, TASS Genel Müdürü Andrey Kondraşov ile Anadolu Ajansı (AA) Teyit Haberleri Müdürü Ömer Faruk Görçin de iştirak etti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, forumun açılışına görüntülü mesaj gönderdi.
Zaharova, mesajında, ABD’nin Facebook ve Instagram’ın sahibi Meta ve Google aracılığıyla son 10 yılda kavramları değiştirdiğini belirterek, “Bunlar, kamu bilincini manipüle etme aracı haline geldi.” ifadesini kullandı.
Wikipedia’da da sahte bilgilerin yer aldığını söyleyen Zaharova, “Wikipedia’da siyaset ve tarihle ilgili yazılarda aşırı derecede taraflılık ve ön yargı görmek mümkün.” dedi.
Sözcü Zaharova, tüm bunların insanoğlunun güvenliği ve refahını tehlikeye attığını, bu nedenle de yalan haberlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.
G.O.R.K.I. Başkanı Kneissl, yalan haberlerin uluslararası ilişkileri de etkilediğini belirterek, “Son zamanlarda dünyada yalan bilgilere dayanılarak oluşturulan birkaç çatışma yaşandı. 2002-2003’te Irak’taki savaş da büyük bir yalan üzerine inşa edildi. Bu nedenle haberleri okurken dikkatli olmak gerekiyor.” diye konuştu.
TASS Genel Müdürü Kondraşov da bazı ülkelerin Rus medyasını engellemeye çalıştığını dile getirerek, “Bu ülkeler, kendi egemenliğiyle ilgili sorunlar yaşıyor.” ifadesini kullandı.
“AA, sahte bilgilerle mücadele ediyor, okuyucuları karşısında sorumluluk üstleniyor”
Forum kapsamında yalan haberlere karşı alınan önlemlerle ilgili panel düzenlendi.
AA Teyit Haberleri Müdürü Görçin, buradaki konuşmasında, modern dünyada sosyal medya araçlarının insanlar için ana bilgi kaynağı haline geldiğine işaret ederek, “Dünya nüfusu 8 milyara ulaştı. Sosyal ağ kullanıcı sayısı 5 milyara yaklaştı. Televizyon ve yazılı basını bilgi aracı olarak kullanan kişi sayısı ise gittikçe azalıyor. Dolayısıyla insanlar artık sosyal medya araçlarını kullanarak bilgi sahibi oluyor.” dedi.
Bu nedenle sosyal medyada yer alan haberler, fotoğraflar ve görüntülerin denetlenmesi gerektiğini vurgulayan Görçin, AA’nın, sahte bilgilerle mücadele ettiğini ve bu konuda okuyucular karşısında sorumluluk üstlendiğini, özellikle İsrail’in Filistin konusundaki haberlerini denetlediğini ve sahte olanları ortaya çıkarmaya çabaladıklarını söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Müdür Yardımcısı Nalobin de sahte haber ve bilgilerle mücadele ettiklerini dile getirerek, “Ekiplerimiz, haberlerin kaynaklarını denetleyerek analiz yapıyor ve haberin doğru olup olmadığını tespit ediyor, sahte haberin antitezini oluşturuyor.” diye konuştu.
Yalan haberlerin birçoğunun Batılı ülkeler tarafından yapıldığını kaydeden Nalobin, “Bu yalan haberleri de Batı basını yayıyor.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de zirveye katılan isimler arasında ancak bu katılım Ukrayna’nın tepkisini çekti. Rusya, ABD ve Avrupa’ya Moskova’yı yalnızlaştıramayacağını göstermeyi amaçlıyor.
Fakat zirveye katılan diğer ülkelerin Kremlin’inkinden bağımsız kendi gündemleri var. BBC gazetecileri, büyük güçlerin zirveye katılma amaçlarını anlattı.
Putin’in sembolik zaferi
Grigor Atanesian, BBC Rusça
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için bu zirve Batı’ya ve kendi halkına dünyanın geri kalanından dışlanmadığını göstermek için bir fırsat.
Küresel Güney içerisindeki 30 ülkeden diplomatlar ve bakanlar da zirveye katılarak aynı fikirde olduklarını gösterdi.
Bu ülkelerin arasında Çin, Hindistan, İran, Türkiye, Güney Afrika’nın yanı sıra Mısır ve Etiyopya da var.
Rusya gibi bu ülkelerden bazıları Batı’nın yaptırımlarıyla karşı karşıya olsa da aralarında Türkiye gibi ABD’nin müttefiki ve NATO üyesi ülkeler de var.
Bu ülkelerin liderlerinin Rusya’yı ziyaret ederek Putin ile el sıkışmaktaki – ya da Narendra Modi’nin yaptığı gibi ona sarılmaktaki – istekliliği, Moskova’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin Küresel Güney’in çoğunda, Washington ya da Avrupa’nın genelinde olduğu gibi uluslararası bir tehdit olarak algılanmadığını, yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değerlendirildiğini gösteriyor.
Fakat Kremlin’e sembolik bir destek vermenin haricinde BRICS Zirvesi’nden hangi somut sonuçların çıkacağı net değil.
ABD dolarının küresel hakimiyetine meydan okumak için alternatif para birimlerinin kullanılması ve dolarizasyonun kaldırılmasıyla ilgili tüm konuşmalara rağmen zirvenin internet sitesinde katılımcılara Mastercard ya da Visa kartları Rusya’da kullanılamadığı için nakit para getirmeleri hatırlatılıyor, “Rusya’nın çoğu bankasında sadece ABD doları ya da euro rubleye çevrilebilir” deniyor.
Çin BRICS’i dünya düzenini değiştirmek için bir araç olarak görüyor
Chen Yan, BBC Çince
Son olaylardan sonra Rusların, ne kadar yakın görünürse görünsün özellikle güvenlik meselelerinde Çin’in Rusya’nın yanında yer almak istemediğini anlamaları zor değil.
Örneğin ABD’nin ısrarlı talepleri sonrası Çin, askeri amaçlarla kullanılabilecek malların Rusya’ya ihracatına sınırlama getirdi.
Ancak konu Batı olduğunda Rusya ve Çin sıklıkla aynı çizgide yer alıyor, bunun en iyi örneği de BRICS grubu. Peki Çin gerçekte ne istiyor?
2. Dünya Savaşı’nın bitişinden beri, dünya ufak ülkelerin haklarını ve insan haklarını garanti altına alan bir kurallar sistemi geliştirdi, bu sistem sıklıkla sarsılsa da, halen ayakta.
Çin’in son yarım yüzyıldaki hızlı yükselişi bunun yerine çıkarlarına hizmet eden bir düzen arayışını da beraberinde getirdi.
Peki Çin nasıl bir dünya düzeni istiyor? Açıkça ifade etmek gerekirse, Şi Cinping dünya düzenini otoriter yöneticiler için daha uygun bir hale getirme hevesinde. Çin diğer ülkeleri kendine benzetme arayışında değil ancak insan hakları konusunda aynı standartlara sahip olmayan egemen devletlere daha az müdahale eden bir uluslararası sistem istiyor.
Basitçe söylemek gerekirse, Çin ‘öncelikle insan hakları’ değil, ‘öncelikle egemenlik’ anlayışının yerleşmesini istiyor.
Çin bunu nasıl mümkün kılabilir?
Çin’in planı aynı fikirde olan ülkeleri mümkün olduğunca bir arada toplamak. Pekin’in büyük ekonomik gücü ve insan haklarını çok da önemsememesi, ABD tarzı uluslararası sistemi benimsemeyen pek çok ülke tarafından olumlu karşılanıyor.
BRICS grubu bu ülkelerle bir araya gelmek için bir fırsat haline geldi ve üye sayısı arttıkça bu niyeti daha da görünür oluyor.
Hindistan lider ve arabulucu olmak istiyor
Raghvendra Rao, BBC Hintçe
Bu yılın BRICS Zirvesi Hindistan açısından özellikle önemli çünkü ülke grubun iki etkin gücüne yakınlaşmış durumda: Çin ve Rusya
Başbakan Narendra Modi beş yıldır ilk kez Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ikili görüşme gerçekleştiriyor.
Görüşme, Hindistan’ın Çin ile Himalayalar sınırındaki 3400 kilometrelik Fiili Kontrol Hattı’nda (LAC) devriye gezme konusunda anlaşma sağladığını duyurmasından günler sonra geliyor. Tartışmalı sınır bölgesi 2020’den beri iki ülke arasında ilişkilerin bozulmasında rol oynamıştı.
Modi-Şi görüşmesiyle Hindistan son dört yıldır Çin ile ilişkilerine gölge düşüren sınır gerilimine nokta koymayı umuyor.
Hindistan, Rusya-Ukrayna savaşında arabulucu olarak da kendini ortaya koyma arayışında.
Kazan’a indikten sonra Modi Rusya Devlet Başkanı Putin’e Hindistan’ın çatışmanın çözümü için elinden geleni yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Modi’nin çatışmayla ilgili hem Putin hem de Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski ile görüşmesi ve yardım önermesi, Hindistan’ın çatışmanın çözümünde daha büyük ve aktif bir rol üstlenmek istediğini gösteriyor.
Hindistan BRICS ülkeleri arasında stratejik ve ekonomik işbirliği için çabalarken kendini gelişmekte olan ülkeler arasında da lider pozisyonunda konumlandırmaya çalışıyor.
Hem Rusya hem de Batı’yla iyi ilişkiler kurarak ama iki tarafla da mesafesini koruyarak dış politikada bağımsızlığını sürdürmeyi istiyor.
Türkiye: BRICS AB’ye alternatif değil tamamlayıcı
Emre Temel, BBC Türkçe
Eylül ayında BRICS’e katılmak için başvuruda bulunan Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başını çektiği büyük bir delegasyonla temsil ediliyor.
Zirve Türkiye için çok önemli çünkü Ankara BRICS üyeliğini tıkanan AB’ye katılım süreci üzerinden değerlendiriyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvede bir araya geldi.
Yüz yüze görüşme öncesi açıklama yapan Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Türkiye’nin NATO üyesi olmasının, BRICS üyeliği önünde engel oluşturmadığını söyledi.
Türkiye, BRICS ile işbirliğinin Avrupa Birliği (AB) ile yürüttüğü gümrük birliği anlaşmasına alternatif değil tamamlayıcı olduğunu vurguluyor.
Ankara, birçok farklı uluslararası örgüte katılım göstererek kendi ekonomik çıkarlarının peşinden gittiğini kaydediyor.
İran’ın kulağına hoş geliyor
Kayvan Hosseini, BBC Farsça
BRICS ile ilgili her şey İran’ın kulağına hoş geliyor.
Batılı olmayan iki nükleer gücün önderliğinde, Batı’nın egemen olduğu dünya düzenine meydan okumayı hedefleyen jeostratejik bir blok, İran’ın dini liderinin vizyonuyla yakından örtüşüyor.
Aslında Ayetullah Ali Hamaney ABD’nin doların piyasalara hakimiyeti üzerinden geliştirdiği küresel hegemonyasını BRICS daha ortaya çıkmadan önce sorguluyordu.
İran’daki İslam rejimi yönetimde olduğu sürenin çoğunda ABD’nin ve daha az ölçüde de olsa AB’nin ağır yaptırımları, varlıklarının dondurulması ve diğer ekonomik baskılarıyla karşı karşıya kaldı.
ABD dolarının küresel finans dünyasındaki merkezi rolü sebebiyle Amerikalılar işlem yapmasını zorlaştırarak İran’ın etrafında finansal bir duvar ördü.
BRICS küresel piyasaları ve serbest ticareti Batı’nın kontrolünden çıkarmayı şimdilik başarmamış olsa da, İran Cumhurbaşkanı’nın masada oturuyor oluşu rejimin Batı ideolojisine karşı kazandığı bir zaferi sembolize ediyor.
Brezilya: Etki alanını genişletiyor
Julia Brown, BBC
Brezilya birliğin kurucu ülkelerinden ve şu an gruptaki tek Latin Amerika ülkesi. 2024’te BRICS’e katılmayı planlayan Arjantin fikrini değiştirdi.
BRICS’in kuruluşundan beri bazı konular Brezilya’nın gündemindeydi, BM Güvenlik Konseyi’nin yeniden şekillendirilmesi gibi… Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın üçüncü görev dönemi başladığından beri Brezilya’nın dünyadaki etki alanını genişletmek için diğer konular da hükümetin planlarında yer aldı.
Küresel Güney’de liderlik rolü üstlenmek her zaman Lula’nın gündemindeydi ve buna ulaşmak için hükümetinin BRICS ve onun Yeni Kalkınma Bankası’na güvendiği anlaşılıyor. Bu amaçla Brezilya’nın asıl hedefi ABD dolarına olan küresel bağımlılığı azaltmak, iklim değişikliği tartışmalarına önderlik etmek ve uluslararası çatışmalarda arabulucu olmak.
Ancak 2024’te Brezilya Kazan’daki zirveye, yeni ülkelerin bloğa dahil edilmesi için temel gereklilikleri tanımlamak gibi daha somut bir hedefle katılıyor.
Brezilya hükümeti, yeni üyelerin daha dengeli coğrafi temsili ve mevcut BRICS üyeleriyle dostane ilişkiler için çabalıyor.
Bu önemli çünkü Brezilya Venezuela ve Nikaragua’nın ortak üye adaylığını veto edeceğini açıkladı. Lula’nın eski müttefikleri olan bu iki Latin Amerika ülkesiyle ilişkiler son dönemde bozuldu.
Afrika: Yeni küresel kulüpte bir yer edinmek için bir şans
Bruno Garcez, BBC Afrika
Afrika BRICS’te üç ülkeyle temsil ediliyor: 2010’da katılan Güney Afrika ve 2024’te üye olan Mısır ve Etiyopya
Güney Afrika 2010’da BRICS’e katıldığında, kıtada bu önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.
Dönemin dört üye ülkesine göre ekonomisi, nüfusu ve coğrafi büyüklüğü daha küçük olsa da, üyeliği sembolik olarak önemliydi – üyeliğinin 24 Aralık’ta resmen ilanı apartheid’ı yenen milletin bir Noel hediyesi aldığı izlenimini yarattı.
Nispeten küçük bir ülke olmasına rağmen kıtadaki en iyi altyapı sistemlerinden birine sahipti, minerallere erişim sağlıyordu ve ırkçılığa ve sömürgeciliğe karşı mücadeleyi içeren eşsiz bir tarihi vardı.
Bunun karşılığında Çin’in bankacılıktan madenciliğe farklı sektörlerde yatırım yapmasını umuyordu ve umduğu da oldu. Dünya sahnesinde de önemli yeni bir role sahip oldu.
Kıtadaki bazı kişiler ekonomisinin büyüklüğü düşünüldüğünde Nijerya’nın üyeliğinin daha mantıklı olacağı görüşündeydi. Bu durum grubun genişlemesiyle çözülebilir.
Geçen yıl Afrika, BRICS’e iki yeni üye sağladı – Mısır ve Etiyopya. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, ülkesinin üyeliğini “kapsayıcı ve müreffeh bir dünya düzenine katılma şansı” olarak değerlendirdi.
Ancak bu iki yeni üyeyle birlikte BRICS bir aile kavgasına da sahip doğdu. Etiyopya ve Mısır, Etiyopya’nın Nil Nehri’ndeki baraj projesi konusunda anlaşamıyor ve kıta içerisinde birbirine karşıt olan ittifaklar oluşturdular.
İkili çekişmeler olsa bile BRICS’e katılım Afrika içerisinde ve dışarısında değerli bulunuyor.
Gelişmekte olan ekonomiler için BRICS üyesi olmak, ticaret ve ekonomik ilişkileri artırmak, daha ucuz kredi marjı elde etmek ve Batı düzeninin sorgulandığı bir dönemde uluslararası sahnede ilgi görmek için bir fırsat.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Putin’in bugün Moğolistan Cumhurbaşkanı Ukhnaagiin Khurelsukh ile bir araya gelmesi beklenirken, iki ülke arasında bazı belgelerin da imzalanması planlanıyor.
Öte yandan, Moğolistan’ın Putin hakkında yakalama kararı çıkartan Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) üyeliği gündeme gelmişti.
AA’nın haberine göre; Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, UCM kararı veya Moğolistan’ın üyeliğinin Rusya’nın gündemindeki bir sorun olmadığını söylemişti.
UCM’NİN PUTİN HAKKINDA YAKALAMA KARARI
UCM, Ukrayna’da işlenen suçlara ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında, Rusya Devlet Başkanı Putin ve Rusya’nın Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lvova-Belova hakkında savaş suçu gerekçesiyle yakalama kararı çıkarıldığını ve bu kararın ömür boyu geçerli olduğunu Mart 2023’te duyurmuştu.
Moğolistan da Roma Statüsü’nü imzalayan ve UCM’ye üye olan 124 ülke arasında yer alıyor.
*Haberin ilk fotoğrafı Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zelenskiy, Ukrayna’da temaslarda bulunan Hollanda Başbakanı Dick Schoof ile Zaporijya kentini ziyaret etti. Ukrayna’da yeni eğitim öğretim yılının başlaması nedeniyle öğrencilerle bir araya gelen Zelenskiy ile Schoof, daha sonra ortak basın toplantısı düzenledi.
Volodimir Zelenskiy, Rusya’nın, Sumi, Harkiv ve Kiev bölgelerine bu gece ve sabaha karşı hava saldırıları düzenlediğini, milyonlarca öğrencinin saldırılar altında eğitime başladığını söyledi.
REKLAM
Rus saldırılarının önlemesi için hava savunma sistemlerinin güçlendirmesi ile F-16 savaş uçakları ile çeşitli silahların sağlanması konusunda Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi gerektiğini ifade eden Zelenskiy, konuyla ilgili Schoof’a da gereken bilgileri verdiklerini kaydetti.
Zelenskiy, Batılı ülkelerin ürettiği uzun menzilli silahların Rusya’daki askeri hedeflere yönelik kullanılmasına ilişkin yasakların kaldırılması ve bu tür silahların alınması için çalışmaya devam ettiklerini belirtti.
“OPERASYON GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRİYOR”
Ukrayna ordusunun Rusya’nın Kursk bölgesine yönelik ağustosta başlattığı saldırılar hakkında konuşan Zelenskiy, “Kursk operasyonu görevlerini yerine getiriyor ve planlanan şekilde devam ediyor.” dedi.
Zelenskiy, Kursk’taki operasyonun, Rus ordusunun Ukrayna’nın Donetsk bölgesindeki saldırılarının azaltılması açısından da büyük önem taşıdığına işaret ederek, “Pokrovsky ve Toretsk istikametindeki zorluklara gelince, Kursk operasyonunun da bunu etkileyebileceğini düşünüyoruz.” ifadesini kullandı.
Rusya’nın amacının Donetsk ve Luhansk bölgelerini tamamen işgal etmek olduğunu, bu nedenle en hazırlıklı askeri birliklerini burada konuşlandırdığını aktaran Zelenskiy, son iki günde Rus ordusunun Pokrovsk şehri yönünde bir ilerleme kaydetmediğini belirtti.
REKLAM
Zelenskiy, Kursk bölgesinde 600’den fazla Rus askeri esir aldıklarını, bunun Rusya-Ukrayna arasında devam eden esir takası süreci için önemli olduğunu vurguladı.
“ZAPORİJYA’YI KONTROL ETMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
“Rusya-Ukrayna Savaşı başladığında Rus ordusunun kontrolüne geçen Zaporijya Nükleer Santrali’nin tekrar Ukrayna’nın kontrolüne geçmesi için mevcut yöntemler” konusundaki soruyu yanıtlayan Zelenskiy, bunun için çalıştıklarını söyledi.
Güvenlik açısından santralin şimdilik savaş yoluyla geri alınmasının imkansız olduğunu kaydeden Zelenskiy, siyasi yöntemlerle bunu yapmak için çaba sarf ettiklerini dile getirdi.
Zelenskiy, santralin tekrar Ukrayna tarafından kontrol edilebilmesi için yürütülen siyasi görüşmelerin bugüne kadar çok etkili olmadığını, bu sürece Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Mariano Grossi’nin de katıldığını bildirdi.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RUSYA’NIN ‘casus balinası’ olarak bilinen Hvaldimir, Norveç’in Risavika Körfezi’nde ölü bulundu. Kar amacı gütmeyen kuruluş Marine Mind, Hvaldimir’in ölüm nedeninin henüz bilinmediğini belirtti.
Marine Mind’dan Hvaldimir’in ölümüne ilişkin yapılan açıklamada, “Hvaldimir’in ölüm haberini büyük bir üzüntüyle paylaşıyoruz. Bu sabah, bir yerel halktan aldığımız ihbar üzerine olay yerine ulaşan ekibimiz, Hvaldimir’in artık aramızda olmadığını gördü. Ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılacaktır. Hvaldimir sadece bir beluga balinası değildi; o bir umut ışığı, bir bağlantı sembolü ve insanlar ile doğal dünya arasındaki derin bağın bir hatırlatıcısıydı. Geçtiğimiz beş yıl boyunca on binlerce insanın hayatına dokundu ve insanları doğanın harikaları karşısında huşu içinde bir araya getirdi. Onun varlığı bize okyanusların korunmasının önemini öğretti ve bunu yaparken de bize kendimiz hakkında daha fazla şey öğretti. Hvaldimir, insanlar ve vahşi hayvanlar arasında çok az kişinin yapabileceği bir şekilde köprü kurdu. Pek çok kişi için özeldi ve onunla karşılaşma ayrıcalığına sahip olan herkes üzerinde silinmez bir iz bıraktı” denildi.
Casus balina olarak bilinen Hvaldimir, 2019’da bir mekanizmaya bağlanmış kamerayla Norveç açıklarında yüzerken görülmüştü. Batı medyası ve sosyal medyada balinanın ‘Rus casus’ olabileceği hakkında iddialar yer almıştı. Norveççe’de ‘hval’ balina anlamına gelmektedir. Balinaya Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de ismi verilerek ‘Hvaldimir’ adı verilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rus medyasında yer alan haberlere göre, Volgograd bölgesindeki hapishanede bazı mahkumlar isyan çıkardı.
İsyanın disiplin komisyonu toplantısı esnasında başladığı, olaylarda ölü ve yaralıların bulunduğu ifade ediliyor.
Sosyal medyadaki paylaşımlarda hapishane müdürü ile bazı görevlilerin rehin alındığı belirtiliyor. Paylaşılan görüntülerde bazı görevlilerin mahkumlarca öldürüldüğü görülüyor.
İsyanı terör örgütü DEAŞ mensuplarının gerçekleştirdiği iddia ediliyor.
*Haberin görseli Unsplash tarafından servis edilmiştir. Temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
’17 YIL SONRA SİGARAYI HAYATIMDAN ÇIKARDIM’
17 yıl sigara içtikten sonra tedavi ile tütünü bırakan Yasemin Beceren, “42 yaşındayım. Günde 2,5 paket sigara kullanıyordum. Çocuklarım korkuyordu, ‘Sürekli içiyorsun, öleceksin’ diyordu. 4,5 yıldır ağzıma almıyorum. İsteyen herkes yapabilir. Oksijeni, tertemiz havayı aldıkları zaman ‘İyi ki bırakmışım’ diyecekler. Hayatımda çok güzel şeyler oldu” dedi.
BAĞIMLILIK DÜZEYİNE GÖRE İLAÇ TEDAVİSİ
DünyaSağlık Örgütü’nün verileriyle uyumlu, etkinliği bilimsel şekilde kanıtlanmış tedavi metodolojisinin üç ayaktan meydana geldiğine dikkat çeken Arslan, şöyle konuştu: “Sigarayı bırakmak için başvuran hastaların değerlendirilmesini yapıyoruz. Sigara bağımlılık düzeylerini tespit ediyoruz. Akciğer grafilerine, kan tahlillerine bakıyoruz. Hastayı bilgilendiriyoruz. Bilişsel terapi ile sigarayı bıraktıktan sonraki kazanımlardan bahsediyoruz. Tıbbi durumları uygun hastalara da ilaç tedavisi veriyoruz. Vücudumuzun nikotine ihtiyacı yok ancak kullanan tütünü vazgeçilmez ihtiyaç görüyor. İlaç 25 gün süreyle içiliyor. 5. günden itibaren sigaranın bırakılması gerekiyor. Hastalarımıza bunları detaylı izah ediyoruz. Avrupa’da, Rusya’da kullanılan ilacı devletimiz ücretsiz tahsis ediyor. Geri dönüşler harika.”

ELEKTRONİK SİGARA YÜZÜNÜVE VÜCUDUNU YAKTI
SONgünlerde özellikle gençler arasında yaygınlaşan elektronik sigara, bir gencin yüzünün ve vücudunun yanmasına neden oldu. Sivas’ta otobüs bekleyen 17 yaşındaki Buğra Türkseven’in içtiği elektronik sigara elinde patladı. Alev alan sigara çevredeki vatandaşların müdahalesiyle söndürüldü. Numune Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Gündüz Akgöl, gencin yüzünde ve vücudunda yanıklarla acil servise başvurduğunu söyledi. Hastanın, iki eliyle tutup ağzına götürdüğü sırada elektronik sigaranın patladığını aktaran Akgöl, şunları söyledi: “İnsanlarımız maalesef bunun zararlı olmadığını düşünüyor. İçindeki kimyasal maddelerin ilerleyen dönemde ne gibi sıkıntılara yol açacağını henüz bilmiyoruz. Ama bizim karşılaştığımız olay gösterdi ki içindeki pildeki ısınmayla patlama ihmali de olabiliyor. Bu çok ciddi bir durum, özelikle elektronik sigara yüz bölgesine yakın tutulduğu zaman o bölgedeki patlamalar ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Elektronik sigaradan herkes uzak dursun.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Mahmud Abbas ile yapılacak görüşmelerde Hamas’ın yeni yönetimi ile El Fetih’in birlik hükümeti kurmaları, İsrail-Hamas savaşı ve Gazze’deki insani sorunların çözümü konularının ele alınması bekleniyor.
Dün Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşen Abbas’ın Ankara’da Filistin sorunu ve İsrail-Hamas savaşının gidişatına ilişkin önemli mesajlar vermesi bekleniyor.
Erdoğan ve Abbas’ın bugün yapacakları görüşmenin ardından ortak basın açıklamasında bulunmaları öngörülüyor.
TBMM’de yarın gerçekleşecek program ise Abbas’ın Meclis BaşkanıNuman Kurtulmuş ile görüşmesiyle başlayacak. Meclis Genel Kurulu’na hitap edecek olan Abbas, konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Şeref Holü’ndeki Filistin temalı fotoğraf sergisini gezecek.
Sergide 31 Temmuz’da Tahran’da suikast sonucu ölen Hamas’ın eski siyasi lideri İsmail Haniye’in geçmişte Türkiye’ye yaptığı ziyaretler sırasında çekilen fotoğrafların da yer alacağı kaydediliyor.
Hamas ve İran suikasttan İsrail’i sorumlu tutmuş, İsrail ise Haniye’yiş öldürdüğünü resmen ne doğrulamış ne yalanlamıştı.
Erdoğan, Abbas’ı eleştirmişti
Filistin liderinin Ankara ziyareti, Erdoğan’ın Abbas’ı hedef alan eleştirilerinin ardından geliyor olması açısından da önemli.
Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Türk yetkililer, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ABD Kongresi’ne davet eden ve konuşmasını ayakta alkışlayan Amerikalı Kongre üyelerini sert dille eleştirmişti.
Türkiye’de bazı muhalefet partileri ise Erdoğan’ı “eleştirmekten başka bir şey yapmamakla” suçlamış ve bugüne kadar niçin Mahmud Abbas’ı ve İsmail Haniye’yi TBMM’de konuşma yapmak için çağırmadığını sorgulamışlardı.
Temmuz ayı sonunda Rize’yi ziyareti sırasında yaptığı bir konuşmada muhalefetin eleştirilerine “Size davet etmediğimizi kim söylüyor?” yanıtını veren Erdoğan, “Davet ettiğimiz hâlde gelmeyen Sayın Abbas, kusura bakmasın önce bizden ayrıca özür dilemesi lazım. Davet ettik ama gelmedi. Bekliyoruz, bakalım gelebilecek mi? Gelir veya gelmez ama biz Filistin halkının, Filistinli kardeşlerimizin adına zaten söylenmesi gerekenleri her yerde her toplantıda dile getiriyoruz” demişti.
Erdoğan, Ağustos ayı başında yaptığı bir başka konuşmada, Abbas’ın yanı sıra Haniye’yi de Ankara’ya davet etmeyi planladıklarını şu ifadelerle kaydetmişti:
“Biz ayın 15’inde Meclisimizde Mahmud Abbas’ı konuşturmanın planı içindeydik. İsmail Heniyye kardeşimizi de aynen burada yine konuşturalım demiştik. Hatta Meclis mi olsun yoksa bu salonumuz mu olsun diye de Meclis Başkanımızla onun planlarını yapıyorduk. O planı yaparken, hemen ertesi gün maalesef şehadeti duyduk.”
Abbas kritik dönemde Ankara’da olacak
Abbas’ın Ankara ziyaretinin zamanlaması son dönemde yaşanan üç önemli gelişme nedeniyle önem kazanıyor. Bunların başında Haniye’nin öldürülmesi ve onun yerine Hamas’ın başına sertlik yanlısı olarak bilinen ’ın geçmesi geliyor.
Haniye ile yakın ilişki içinde olan Ankara, Hamas ile El Fetih arasında birliğin sağlanması konusunda uzun süredir çaba göstermişti. Uzun süredir anlaşmazlık içinde olan Hamas ve El Fetih, 23 Temmuz’da Çin’in arabuluculuğunda ulusal birlik hükümeti kurulması konusunda uzlaştıklarını açıklamışlardı.
Haniye’nin ardından bu sürecin nasıl evrileceği bilinmiyor. Abbas’ın Meclis’teki konuşması sırasında Filistinlilerin birlik ve bütünlüğü konusunda nasıl bir mesaj vereceği merak ediliyor.
İkinci önemli gelişme, İran’ın Haniye’nin Tahran’da öldürülmesinden sorumlu tuttuğu İsrail’e misilleme yapacağını açıklaması oldu.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake, 13 Ağustos’ta bir araya geldiği gazetecilere, “İran ile ilişkisi olan tüm müttefiklerimizden, İran’ı gerilimi azaltması konusunda ikna etmelerini istiyoruz ve bu ülkelerin arasında Türkiye de bulunuyor” dedi.
Müzakereler yeniden başlayacak mı?
Abbas’ın Meclis’te konuşma yapacağı gün, Haniye’nin öldürülmesi nedeniyle kesintiye uğrayan İsrail-Hamas ateşkes görüşmelerinin yeniden başlaması için hedeflenen tarih olması açısından da büyük önem taşıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 12 Ağustos’ta telefonda görüştüğü Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Hamas’ın müzakerelere yeniden dönmesinin önemini dile getirmişti.
Fidan da dün müzakerelerde arabuluculuk yapan Katar ve Mısır’ın dışişleri bakanlarıyla telefonda görüşmüş ve süreci ele almıştı.
Türkiye uzun süredir ateşkes çağrısında bulunuyor ve sorunun çözümünün Filistin devletinin kurulması olduğunu kaydediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ama Kiev yine de bugün zorlu bir tercih yapmak zorunda – Moskova’ya maksimum baskı yapmak için güçlerini orada mı tutacak yoksa geri mi çekecek.
Rusya’nın insansız hava araçları, füzeleri ve kanatlı bombalarıyla her gün darbe alan Donbas’ta ön cephedeki yorgun güçleri yavaş yavaş geri çekilen Ukrayna, bu yaz iyi bir habere fazlasıyla ihtiyaç duyuyordu.
Ve Rusya’nın Kursk bölgesine yapılan bu olağandışı, iyi şekilde uygulanan sınır ötesi taarruzla, istediği iyi haberi aldı.
İsmini açıklamamızı istemeyen üst düzey bir İngiliz askeri kaynak, “Bu istilanın en çarpıcı yanı; hava savunmasından elektronik harbe, zırhlı birliklerden piyadelere kadar, Ukraynalıların silahlı harbi ne kadar iyi öğrenmiş oldukları. Bu etkileyici” diyor.
Ukraynalılar saldırıda Alman Marder’ler ve diğer zırhlı araçlar da dahil, Batı’nın gönderdiği bazı modern silahları da geçen yazdan çok daha etkili kullanıyor gibi görünüyor. Geçen yaz Rus ordusunu Ukrayna’nın güneydoğu bölgelerinden çıkarmakta başarısız olmuşlardı.
Peki Ukrayna’nın Rusya’ya yaptığı bu baskın, buradan nereye gidecek?
Daha temkinli tarafta yer alanlar, Ukrayna’nın vermek istediği mesajı – Putin’in seçimi olan savaşın artık Rusya’ya da acı getiriyor olduğu mesajını Rusya’ya vermiş olduğunu söyleyecektir. Donbas’taki cephede yaşadığı gerilemelere rağmen Ukrayna modern muharebe tekniklerini kullanarak, sofistike bir bileşik silahlı saldırı düzenleyebildiğini gösterdi.
Bir diğer deyişle temkinli taraftakiler, ‘Kremlin’in burnunu kanattıktan sonra, Putin Ukrayna güçlerini yakalayıp öldürecek daha fazla güç göndermeden önce Ukrayna’nın şerefli bir şekilde geri çekilmesini’ savunacaktır.
Ama geri çekilmek Ukrayna’nın bu sınır ötesi saldırısının iki bariz hedefini boşa çıkarabilir; Rusya’yı bazı güçlerini Donbas’tan geri çekmek zorunda bırakacak bir baskı uygulamak, ve gelecekteki barış müzakerelerinde pazarlık kozu olarak kullanabileceği kadar Rus toprağını elinde tutmak.
İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nden Dr David Blagden “Kiev elinde Rus toprağı tutarsa, kendi topraklarını geri alabilmek için daha güçlü bir pozisyonda olur. Kiev ayrıca Ruslar’ın Putin rejiminin ‘tam muktedir’ olduğuna dair algısını zedeleyerek, Kremlin’i iktidarını tehlikeye atmamak için bir anlaşma aramaya itmeyi de amaçlıyor olabilir” diyor.
Burada net olan bir şey var: Rusya lideri Putin’in bağımsız bir ülke olarak bile var olmaması gerektiğini düşündüğü Ukrayna’nın askerlerinin Rusya topraklarında olması, Rusya için katlanılamaz bir durum.
Putin bu sorunun üstüne bulabildiği her şeyi fırlatacak ve aynı zamanda Ukrayna’ya Donbas’ta yaptığı baskıyı artıracak, buradaki sivilleri daha fazla drone ve füze saldırılarıyla cezalandıracaktır.
Putin’in duyduğu rahatsızlığı, dün Moskova’da düzenlediği acil durum toplantısının televizyona yansıyan karelerde görmek çok kolaydı.
Yani Ukrayna’nın kumarı işe yaradı mı?
Bunu söylemek için hâlâ çok erken. Ukrayna güçleri Rusya toprakları içinde kalmayı sürdürürse, Moskova’nın vites artırmasıyla birlikte gittikçe şiddetlenen saldırılara hedef olabilirler.
Dr Blagden “Sınır ötesi saldırıyı sürdürüp, ele geçirilen toprakların kontrolünü sağlamaya çalışmak; personel, ekipman ve lojistik anlamında çok talepkar bir iş, özellikle de tedarik hatları uzadıkça” uyarısını yapıyor.
Bu şüphesiz Ukrayna’nın bu yılki en cesur adımıydı, ve de en risklisi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rusya merkezli mesajlaşma uygulaması Telegram aleyhine açılan dava, başkent Moskova’da görüldü.
TELEGRAM’A 4 MİLYON RUBLE PARA CEZASI
Söz konusu platformda bazı yasaklı içeriklere erişim engellenmediği için yasalara uyulmadığına kanaat getiren mahkeme, Telegram’ın 4 milyon ruble para cezası ödemesine hükmetti.
Öte yandan geçtiğimiz aylarda ülkede Google ve TikTok gibi çeşitli yabancı platformlara da daha önce benzer gerekçeyle para cezaları verilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
RUSYA CEPHESİ: UKRAYNA TOP ATIŞLARI SANTRALİ VURDU
Rusya’nın ilhak ettiği Zaporijya’nın sözde Bölge Valisi Yevgeniy Balitskiy, yaptığı yazılı açıklamada, Zaporijya NGS’deki duruma ilişkin bilgi verdi.
Ukrayna ordusunun top atışlarıyla gerçekleştirdiği saldırı nedeniyle Zaporijya NGS’nin soğutma sisteminde yangın çıktığını belirten Balitskiy, “Santralde bulunan 6 ünite soğuk durdurma durumunda, patlama veya başka bir tehlike bulunmuyor.” ifadesini kullandı.

Balitskiy, santral ve bulunduğu şehirde radyasyon seviyesinin de normal düzeyde olduğunu vurgulayarak, yangının söndürülmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


ZELENSKİ: RUS İŞGALCİLER YANGIN ÇIKARDI
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, sosyal medya hesabından santraldeki yangının görüntüsünü paylaştı.
Ukrayna lideri, “Rus işgalciler, Zaporijya Nükleer Güç Santrali bölgesinde yangın çıkardı. Şu anda radyasyon seviyeleri standart düzeyde. Ancak Rus teröristler nükleer santrali kontrol ettiği sürece durum normal olamaz” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’nın güneydoğusundaki Zaporijya Nükleer Güç Santrali, Avrupa’nın en büyük nükleer santrali konumunda bulunuyor.
Santral, Mart 2022’de Ruslar tarafından ele geçirilmişti. Halihazırda Rus ordusu kontrolünde olan santralin çevresinde topçu saldırıları yaşanırken, Ukrayna ve Rusya saldırılar konusunda birbirini suçluyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
7 Ekim’den bu yana Siyonist İsrail eliyle Gazze’de çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere 49 bin 653 masum yaşamını yitirdi. Batı daha önce Ruanda, Bosna, Hocalı’daki katliamlara da seyirci kaldı.

Ruanda’da 7 Nisan 1994’te Hutuların Tutsi etnik grubuna karşı başlattığı soykırım girişiminde 100 günde 800 binden fazla insan yaşamını yitirdi. Katliamlar sırasında bölgede bulunan BM askerleri ülkeden ayrıldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Batılılar 9 Nisan’da BM’nin düzenlediği operasyonla ülkeden çıkarılırken BM, ABD’nin de teşvikleriyle 21 Nisan’da tampon güç ve gözlem için bölgede bulundurduğu Mavi Berelilerin sayısını 2 bin 500’den 250’ye düşürdü.

Fransa, 23 Haziran’da ülkenin güneybatısında sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak amacıyla başlattığı sözde operasyona rağmen soykırımcılara silah ve mühimmat desteğini sürdürdü.

BOSNA’DA SEYRETTİLER
Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen ve yaklaşık 8 bin 372 Boşnak sivilin hunharca katledildiği Srebrenitsa soykırımı da BM’ye bağlı Hollandalı askerlerin göz önünde gerçekleşti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARI SIRASINDA ÖLÜ BULUNDULAR”
Açıklamada, “Kiev bölgesinde düşman füze saldırısı sonucu ölen siviller, bir erkek ve bir çocuk. Dün gece füze parçaları Brovary bölgesindeki özel konutların üzerine düştü. Aralarında 13 yaşında bir çocuğun da bulunduğu 3 kişi ağır yaralandı. 35 yaşında bir adam ve 4 yaşındaki oğlu binanın enkazı altında kaldı. Ne yazık ki arama kurtarma çalışmaları sırasında ölü bulundular” denildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) düzenlenen “Avrupa Güvenlik Mimarisinin Geleceği” başlıklı panelde Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa’nın değişen güvenlik stratejilerindeki rolü ve gelecekte nasıl şekilleneceği tartışıldı.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü ABD merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Endowment’in Kıdemli Uzmanı eski Büyükelçi Alper Coşkun’un üstlendiği panele İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreteri Helga Maria Schmid, Uluslararası İşler Enstitüsü (IAI) Direktörü Nathalie Tocci ile NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott W. Bray katıldı.
AGİT Genel Sekreteri Schmid, teşkilatının “çatışmaları önleme” rolünü vurgulayarak, bunu sağlamak amacıyla çeşitli araçların geliştirildiğini ancak uygulanması konusunda siyasi iradeye ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
“Sanırım 35 yıl önce Avrupa topraklarında şiddetli savaşların geri döndüğünü görmeyi hayal bile edemezdik.” diyen Schmid, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının ardından Avrupa’da değişen güvenlik politikalarının AGİT’in çalışma ve karar alma süreçlerini de etkilediğini söyledi.
Schmid, güvenlik sorunlarını ele almak için farklı yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu belirterek, “Güvenlik sorunları, asla sadece siyasi ve askeri güvenlik değil. Ekolojik boyutu, dolayısıyla ekonomik boyutu ve insani boyutunu da giderek daha fazla dikkate almanız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Çatışmaların önlenmesi için yeterince temsil edilmeyen kadın, genç ve azınlıklar gibi öznelerin sürece dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Schmid, “Silahların kontrolü konusunun da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Şu anda nükleer silahlara haklı olarak çok fazla odaklanılıyor ancak konvansiyonel silahların kontrolünü de unutmamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
“Uluslararası topluma katkıda bulunmanın bir diğer yolu da barışı teşvik etmektir”
İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, yaklaşık 200 sene önce tarafsızlık politikasının kabul edilmesinin, ülkesinin dönemin büyük güçleriyle çevrili olmasının yarattığı koşullarla ilişkili olduğunu anlatarak, “Ve biz, bu yükümlülüğü bir varlık, bir ulus olarak kendimizi uluslararası topluma kazandırmanın aracı haline getirmeye çalıştık.” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Avrupa ülkeleriyle işbirliğinin öneminin farkına vardıklarını söyleyen Cassis, “Coğrafi ve siyasi olarak (Avrupa’nın) tam kalbindeyiz. Dolayısıyla tarafsız olmak yerine işbirliğine dayalı bir yol seçmeliyiz. Aslında İsviçre hükümetinin, ABD yaptırımlarına dahil olurken yapmaya karar verdiği ve işbirliği yapmanın en iyi yollarını bulmaya çalıştığı şey de buydu.” ifadelerini kullandı.
Cassis, İsviçre’nin NATO müttefikleriyle çevrili olmasının ülkeye güvenlik sağladığını kaydederek, NATO ile barışın teşviki konusunda işbirliklerinin yapıldığını ve bunların artacağını ancak NATO’ya katılımın söz konusu olmadığını dile getirdi.
Uluslararası platformla işbirliğini güçlendirme çabaları kapsamında ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) katılma kararı almasının tarihte ilk olduğunu vurgulayan Cassis, tarafsızlık statüsünü koruyarak Avrupa’nın güvenlik mimarisinin şekillenmesi sürecinde yer almak istediklerini kaydetti.
İsviçreli Bakan, ülkesinin BMGK’ye katılmasının nedenini şöyle anlattı:
“Onlarca yıl boyunca tarafsızlık nedeniyle kamuoyunda çok aktif şekilde tartışıldı. Şimdi oradayız ve kendi aralarında konuşmayan ülkeler arasında diyaloğu kolaylaştırmaya katkıda bulunuyoruz ve bunun mümkün olduğunu görüyoruz. Bunu yapmak ve aynı zamanda tarafsız olmak mümkün. Tarafsız olmak, sadece uluslararası hukuka göre askeri açıdan tarafsız olduğumuz anlamına geliyor. Kayıtsızlık anlamına gelmiyor, değerlerimiz olmadığı anlamına gelmiyor.”
“Uluslararası topluma katkıda bulunmanın bir diğer yolu da barışı teşvik etmek ya da çatışmaları çözmektir.” diyen Cassis, Şubat 2022’den bu yana Rusya ile devam eden savaşı sonlandırmak için İsviçre’nin Ukrayna’ya yüksek düzeyli “Küresel Barış Zirvesi” yapmayı teklif ettiğine dikkati çekti.
Cassis, barışın sağlanması amacıyla sürece Rusya, BRICS ülkeleri ve tüm ülkelerin dahil edilmesi gerektiğini dile getirdi.
“NATO’yu gerektiğinde savaşabilecek yapıya dönüştürdük”
NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Bray, son 2 yılda Avrupa’da değişen güvenlik ortamıyla İttifak’ın da evrildiğine işaret ederek, “Bence devlet savaşları geri döndü. Bu, kolektif savunmanın bölgede çok önemli bir şey olduğunu hatırlatıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa güvenliğine yönelik en ciddi krizle karşı karşıyayız.” diye konuştu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasından bu yana ülkelerin NATO’ya ilgisinin arttığını ve savaşın Avrupa’daki ülkeleri statükonun devamını sağlamak adına birleştirdiğini anlatan Bray, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rekor bir sürede, tarihte hiç yapmadığımız kadar hızlı bir şekilde Finlandiya’yı müttefikimiz yaptık ve yine aynı şekilde İsveç de çok yakında İttifak’ta olacak. Bence tüm bunlar bize tekrar şunu hatırlatıyor: Saldırganlık karşısında daha önce de defalarca söylendiği gibi, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in savaştan önceki talepleri neyse bunun tam tersini elde etti. Rusya’nın şu an daha önce sahip olduğundan daha fazla NATO sınırı var.”
Savaşın NATO’nun işleyiş ve planlamasını değiştirdiğini belirten Bray, “Çatışma planlamasına yaklaşımımızı temelden değiştirdik. NATO’yu gerektiğinde savaşabilecek yapıya dönüştürdük. Kara, hava, deniz, uzay ve siber alana kadar her alanda yeteneklerimizi ve çabalarımızı artırdık.” bilgisini paylaştı.
Bray, Ukrayna’nın güvenliğinin Avrupa için önemli olduğuna işaret ederek, “Buradan çıkan bir başka basit gerçek de Avrupa’nın güvenliğinin doğrudan Ukrayna’nın güvenliğine bağlı olduğu, güvenli ve emniyetli bir Ukrayna olmadan güvenli bir Avrupa’nın da olamayacağıdır.” dedi.
“Batı ile kalıcı savaş hali artık Rusya’daki rejimin hayatta kalması için ön koşul”
IAI Direktörü Tocci, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenlik politikalarının yanı sıra NATO ve Avrupa Birliği (AB) gibi kuruluş ve örgütlenmelerin politikalarını da değiştirdiğini ifade etti.
Geçmişte genişlemenin güvenlik motivasyonlu olduğunu ve bir ülkenin tamamen güvenli, demokratik ve müreffeh olmasa da istikrarlı olmasının genişlemeye dahil edilmesi için yeterli görüldüğünü savunan Tocci, “Artık biliyoruz ki bu, Avrupa’nın sınırlarıyla alakalı hale geldi. ya bölünmenin bir tarafındasınız ya da bölünmenin diğer tarafındasınız ve daha önce de söylediğim gibi, eğer uçurumun diğer tarafındaysanız işgal gibi şeyler olabilir.” dedi.
Tocci, bu bağlamda genişlemenin artık stratejik zorunluluk halini aldığını belirterek, “Mükemmel şekilde demokratik olmanızın, tüm standartları mükemmel şekilde karşılamanızın gerçekten bir önemi yok.” ifadesini kullandı.
Rusya-Batı mücadelesinin Ukrayna savaşıyla sona ermeyeceğini dile getiren Tocci, “Batı ile kalıcı savaş halinin artık Rusya’daki rejimin hayatta kalması için ön koşul olduğunu düşünüyorum. Bunun Ukrayna’da sona ereceğini düşünmüyorum ve bence, umarım sona erer ama sona ermeyebileceğini ve çok daha uzun yıllar sürebileceğini varsaymalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektörü bu yıl ocak ayında 2,42 milyar dolar ihracat, 1,6 milyar dolar ithalat yaptı. Dış Ticaret Dengesi, ocak ayında 830 milyon dolar fazla verdi. Ocak ayında buğday ithalatı yüzde 46,3 oranında gerilerken, sığır ithalatı yüzde oranında 65 arttı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Dış Ticaret Verileri temel alınarak hazırlanan Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Dijital Veri Paneli’ne göre, bu yılın ilk ayında tarım, gıda ve içecek sektörü geçen yıl aynı döneme göre yüzde 11,63 artışla 2,17 milyar dolar ihracat ve yüzde 16,77 düşüşle 1,6 milyar dolar ithalat yaptı. Ocak ayında Dış Ticaret Dengesi 830 milyon dolar fazla verdi.
Özel Ticaret Sistemi (ÖTS) çerçevesinde yayınlanan Dış Ticaret Verileri’ne göre, ocak ayında ihracat geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 11,63 artarken, ithalat ise yüzde 16,77 geriledi.
Ocak ayında buğday ithalatı azaldı sığır ithalatı arttı
Ocak ayında buğday ithalatı gerilerken, sığır ithalatındaki artış yılın ilk ayında devam etti. Bu ayda sırasıyla en fazla buğday, soya fasulyesi ve sığır ithal edildi. Ocak ayında buğday ithalatı geçen yıl aynı döneme göre yüzde 46,3 oranında azalarak 186,9 milyon dolar olurken, sığır ithalatı ise geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 65 artarak 87,1 milyon dolar oldu. Geçen yıl buğday ithalatı 3 milyar 402,4 milyon dolar, soya fasulyesi ithalatı 1 milyar 679,3 milyon dolar ve sığır ithalatı 1 milyar 163 milyon dolar olmuştu.
Ocak ayında Dış Ticaret Dengesi 830 milyon dolar fazla verdi
Yılın ilk ayında Dış Ticaret Dengesi geçen yıl olduğu gibi fazla vermeyi sürdürdü. Ocak 2024’te Dış Ticaret Dengesi 830 milyon dolar fazla verdi.
Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektöründe Dış Ticaret Dengesi 2023 yılında 5,36 milyar dolar fazla vermişti.
Ocak ayında birim ihracat değeri geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 10,8 düşüşle 1.152 dolar/ton oldu. İthalat birim değeri ise geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 4,98 artarak 682 dolar/ton oldu.
Dış ticarette öne çıkan ürünler
Bu yılın ilk ayında ihracatta öne çıkan ürünlerde ilk sırayı 137 milyon dolar ile un aldı. Bu ürünü 131,7 milyon dolar ile fındık içi ve 91,7 milyon dolar ile mandalina izledi. Bu ürünler, ocak ayında toplam ihracatın yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturdu.
Aynı dönemde ithalatta ise en fazla ithal edilen ürün 186,9 milyon dolar ile buğday oldu. Buğdayı 170,4 milyon dolar ile soya fasulyesi ve 87,1 milyon dolar ile sığır takip etti. Bu 3 ürün, ocak ayı itibarıyla toplam ithalatın yüzde 28,2’sini oluşturdu.
Buğday ithalatında Rusya ve Ukrayna ilk sırada yer almaya devam etti
Bu yılın ilk ayında yapılan ithalatta ilk sırayı 186,9 milyon dolar ile buğday aldı. Geçen yıl buğday ithalatında ilk iki sırada yer alan Rusya ve Ukrayna, ocak ayında da buğdayın en fazla ithal edildiği ülkeler oldu. Bu dönemde, Rusya’dan 145,5 milyon dolar, Ukrayna’dan 28,6 milyon dolar ve Moldova’dan 5 milyon dolar tutarında buğday ithalatı yapıldı. Rusya ve Ukrayna’nın toplam buğday ithalatındaki payı yaklaşık yüzde 93,1 oldu.
Ocak ayında buğdaydan sonra 170,4 milyon dolar tutarında soya fasulyesi ve 87,1 milyon dolar tutarında sığır ithal edildi. Soya fasulyesi ithalinde ilk sırayı 69,8 milyon dolar ile Ukrayna alırken, bu ülkeyi Brezilya (56,8 milyon dolar) ve ABD (24,4 milyon dolar) takip etti. Sığır ithalatında ise sıralama 51,9 milyon dolar ile Uruguay, 16,3 milyon dolar Brezilya ve 6,5 milyon dolar ile Almanya oldu.
En fazla ihracat ve ithalat yapan sektörler
Bu yılın ilk ayında dış ticaret verileri sektörlere göre incelendiğinde; en fazla ihracatın 262 milyon dolar ile şeker ve şekerli mamuller sektöründe yapıldığı görüldü. Bu sektörü sırasıyla yaş meyve sektörü (248 milyon dolar), sert kabuklu meyveler sektörü (230 milyon dolar), balıkçılık ve su ürünleri sektörü (169 milyon dolar) ve un sektörü (138 milyon dolar) takip etti.
Şeker ve şekerli mamuller sektörünün toplam ihracat içindeki payı yüzde 12,46, yaş meyve sektörünün yüzde 11,79, sert kabuklu meyveler sektörünün yüzde 10,95, balıkçılık ve su ürünleri sektörünün yüzde 8,04 ve un sektörünün yüzde 6,54 oldu.
Yine aynı dönemde en fazla ithalat 439 milyon dolar ile hayvan yemi sektöründe yapıldı. Bu sektörün ardından en fazla ithalat yapan sektörler; bitkisel yağ (220 milyon dolar), un (215 milyon dolar), kakao ve çikolata (96 milyon dolar) ve canlı hayvan ticareti (89 milyon dolar) sektörleri olarak sıralandı.
Hayvan Yemi sektörünün toplam ithalat içindeki payı yüzde 33,75, bitkisel yağ sektörünün yüzde 16,88, un sektörünün yüzde 16,52, kakao ve çikolata sektörünün yüzde 7,39 ve canlı hayvan ticareti sektörünün yüzde 6,83 oldu.
İhracatın arttığı ve azaldığı sektörler
Bu yılın ilk ayında geçen yıl aynı döneme kıyasla ihracatı değer olarak en fazla artan sektörlerin başında 73 milyon dolar ile (yüzde 46,29 artış) sert kabuklu meyveler sektörü geldi. Bu sektörü 58 milyon dolar ile (yüzde 92,23) ile hayvan yemi sektörü, 36 milyon dolar ile (yüzde 16,14 artış) şeker ve şekerli mamuller sektörü, 33 milyon dolar ile (yüzde 15,25) yaş meyve sektörü ve 31 milyon dolar ile (yüzde 19,18) salça ve konserve sektörü izledi.
Söz konusu dönemde ihracatı değer olarak en fazla düşen sektör 122 milyon dolar ile (yüzde 49,09 düşüş) bitkisel yağ Sektörü oldu. Ayrıca bakliyat sektörü 15 milyon dolar (yüzde 24,33 düşüş) ve Tohumculuk Sektörü 11 milyon dolar (yüzde 17,08) geriledi.
Bu yılın ocak ayında geçen yıl aynı döneme göre, ithalatı değer olarak en fazla artan sektör 38 milyon dolar ile (yüzde 64,4 artış) kakao ve çikolata sektörü oldu. Bu sektörün ardından canlı hayvan ticareti sektörü 34 milyon dolar (yüzde 63,5 artış), tohumculuk sektörü 13 milyon dolar (yüzde 53,7 artış), sert kabuklu meyveler sektörü 12 milyon dolar (yüzde 29,3 artış) ve alkollü içecekler Sektörü 12 milyon dolar (yüzde 49,6 artış) ile ithalatı değer olarak en fazla artan sektörler olarak sıralandı.
Bu dönemde ithalatı en çok düşen sektörler ise 173 milyon dolar ile (yüzde 44 düşüş) Bitkisel Yağ sektörü oldu. Bu sektörü 154 milyon dolar ile (yüzde 41,8 düşüş) un sektörü, 30 milyon dolar ile (yüzde 6,4 düşüş) hayvan yemi sektörü, 27 milyon dolar ile (yüzde 83,1 düşüş) pirinç değirmenciliği sektörü ve 21 milyon dolar ile (yüzde 30,4 düşüş) şeker ve şekerli mamuller sektörü takip etti.
Dış ticarette öne çıkan ülkeler
Bu yılın ilk ayında dış ticaret verileri ülke bazında değerlendirildiğinde; en fazla ihracat yapılan ülke 305 milyon dolar ile Irak oldu. Irak’tan sonra en fazla ihracat, 171 milyon dolar ile Almanya’ya, 136 milyon dolar ile Rusya’ya, 123 milyon dolar ile ABD’ye ve 96 milyon dolar ile İtalya’ya yapıldı. Yılın ilk ayında, bu 5 ülkeye yapılan ihracat toplam ihracatın yüzde 34’3’ünü oluşturdu.
Aynı dönemde ülke bazında ithalat en fazla 318 milyon dolar ile Rusya’dan yapıldı. Bu ülkeyi, 149 milyon dolar ile Ukrayna, 104 milyon dolar ile Brezilya, 102 milyon dolar ile ABD ve 67 milyon dolar ile Malezya izledi. Bu 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 46,25’ini oluşturdu.
Türkiye, en fazla ithalatı Rusya ve Ukrayna’dan yapmaya devam etti. Bu iki ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 29,1’ine denk düştü.
Türkiye, ocak ayında en fazla ihracat yaptığı ülkelerden Irak’a un, dondurulmuş tavuk eti, mandalina; Almanya’ya fındık içi, ambalajlı fındık, domates; Rusya’ya ise mandalina, alabalık ve limon ihraç etti.
Türkiye aynı dönemde en fazla ithalat yaptığı Rusya’dan buğday, ham ayçiçeği yağı, ayçiçeği küspesi; Ukrayna’dan soya fasulyesi, buğday, ham ayçiçeği yağı ve Brezilya’dan ise soya fasulyesi, kahve ve sığır ithal etti.
TÜİK’in açıkladığı Dış Ticaret Verileri temel alınarak hazırlanan TGDF Dijital Veri Paneli’ndeki hesaplamalara 01 ve 24 fasılları arasındaki tüm Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (GTIP) kalemleri ile 29’uncu fasıl ve 35’inci fasıldan seçili ürünlerin dahil edildiği belirtildi. – İSTANBUL
]]>
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Birleşmiş Milletler’in (BM) temelinde bir sorun bulunmadığını, asıl sorunun Batı ülkelerinin BM kararlarına riayet etmemesi olduğunu belirtti, Gazze’de ateşkes kararının da Batılı ülkelerce veto edildiğini söyledi.
Lavrov, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında TRT World Sunucusu Alican Ayanlar’ın moderatörlüğündeki “ADFLeadersTalks” paneline konuşmacı olarak katıldı.
Bakan Lavrov, Türk makamlarına Foruma davetleri için teşekkür ederek, “2 yıl önce buradaydım. Geçen sene maalesef gelemedim çünkü geçen sene Türkiye’de büyük bir afet vardı. Çok yıkıcı bir deprem oldu. Rusya hemen arama kurtarma ekiplerini gönderdi, insani yardım gönderdi.” dedi.
Çok kutupluluğun halihazırda bir gerçeklik olduğunu belirten Lavrov, Çin ve Hindistan’ın ekonomilerinin rekor düzeyde büyümekte olduğuna ve modern teknolojileri kullandıklarına dikkati çekti.
Lavrov, Çin’in ABD’nin rakibi olarak görüldüğünü vurgulayarak, “Dünya Ticaret Örgütü’nün faaliyetlerini frenlemeye başladılar. Şikayetler gelmeye başladı. Çin de haklı olarak dünyada adil bir rekabet yok demeye başladı.” şeklinde konuştu.
Bakan Lavrov, BM Tüzüğü’nün “muhteşem bir belge” olduğunun ancak Batı’nın buna riayet etmediğinin altını çizerek, Batı’nın Rusya’yı “saygı gösterilecek” bir ülke olarak görmediğini ifade etti.
İsrail’in Filistin’e saldırılarına ilişkin, Filistin ile ilgili olan kararları ABD’nin “sabote ettiğini” dile getiren Lavrov, “Filistinlilerin özerklik kazanamayacağı bir yapıya gidilmeye başlandı.” diye konuştu.
Bakan Lavrov, “Filistin’in BM üyesi yapılması konuşuluyor. Çok güzel görünüyor dışarıdan bakınca ama mevcut durum değişmiyor.” ifadesini kullandı.
Lavrov, ABD’nin Tayvan konusunda da “Biz tek bir Çin’i tanırız.” dediğini ancak mevcut durumda Tayvan’la ilişkilerini bağımsız bir ülke gibi yürüttüğünü anlattı.
Bakan Lavrov, “Dolayısıyla BM’nin temelinde bir sorun yok. Batı ülkeleri BM kararlarına riayet etmemektedirler. Sorun buradan kaynaklanıyor.” dedi.
Lavrov, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ukrayna’ya asker göndermeye ilişkin açıklamasına yönelik, “Böylece buraya asker gönderilmesi itiraf edilmiş oldu.” diye konuştu.
Rusya’nın ABD başkanlık seçimlerine bakışı
Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle ülkesine yönelik bir linç olduğunu kaydeden Lavrov, geçmişteki olayların çok hızlı şekilde unutulduğunu ve kimsenin bunları dile getirmediğini ifade etti.
ABD başkanlık seçimlerine değinen Lavrov, ABD halkının kimi seçerse Rusya’nın onunla birlikte eşit haklar ve dürüstlük temeline dayalı olarak çalışmaya hazır olduğunu, ABD’nin her şeyi almak istediğini ancak karşılığında hiçbir şey vermek istemediğini vurguladı.
Lavrov, Rusya olarak herhangi bir şeyin değişmesini beklemediklerini kaydederek, “Seçim sonuçları ne olursa olsun çok bir şeyin değişeceğini de düşünmüyoruz. Başkan Trump zaten başkandı geçmişte ve o dönemde de bizim üzerimizde çok büyük müeyyideler, ambargolar uygulamışlar ama bunu da Obama başlatmıştı dürüst olmak gerekirse. 3 hafta içerisinde Obama toplamda 120 kişi olmak üzere bizim diplomatlarımız ve ailelerini tam yeni yıl arifesinde sınır dışı etmişti. Obama onları doğrudan uçuş olmayan bir günde sınır dışı etti.” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın Gazze’de ateşkes desteği
Rusya’nın Gazze konusunda nasıl eylemler alabileceğine ilişkin Lavrov, uzun yıllardır bu konuları konuştuklarına değinerek, her zaman tarafları yapıcı bir şeyler yapmaya teşvik ettiklerini dile getirdi.
Lavrov, Batı kıyılarında tamamen İsrailli yasa dışı yerleşimcilerin olduğunu gördüklerini, ABD dahil yasa dışı yerleşimleri kimsenin kabul etmediğini vurguladı.
Batı Şeria’ya da aynı şekilde yerleşimcilerin gelmeye başladığını ve Gazze’de de bunun olduğunu aktaran Lavrov, İsrailli yetkilileri esnek olmamakla eleştirdiklerini ve Filistin meselesinin bu şekilde çözülemeyeceğinin altını çizdi.
Lavrov, İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümetinin bu savaşı başlattığını anımsatarak, “Şunu söylediler: ‘Filistinliler hayvandır, insan değildir’. Diğer taraftan da Rusların insan olmadığını, yaratık olduğunu söyleyenler de oldu.” ifadelerini kullandı.
Gazze’nin büyük kısmında sivillerin öldürüldüğüne dikkati çeken Lavrov, ateşkes olması gerektiğini dile getirdiklerini ancak ABD’nin bunu BM Güvenlik Konseyinde veto ettiğini söyledi.
Lavrov, ABD’nin Filistinlileri ve Arap halklarını mevcut durum üzerinden bir barışa zorlamaya ve bunu, Filistinlilerin ekstra bir toprağı olmayacak şekilde sağlamaya çalıştığını ifade etti.
Filistinlilerle bir araya geldikleri zaman birlik içinde ve tek ses olmaları gerektiğini söylediklerini anlatan Lavrov, “Filistin’in Özgürleştirilmesi Platformunun” resmi bir hal alması gerektiğini söyledi.
Transdinyester bölgesi
Lavrov, Moldova’nın içinde bulunan ve tek taraflı bağımsızlığını ilan eden ayrılıkçı Transdinyester bölgesinin Moldova yönetiminin “baskılarına” karşı Rusya’dan koruma talep etme kararına ilişkin, “Kiev rejiminin yaptıklarını yapıyorlar, Rusçayı dışlıyorlar. Ukraynalılarla birlikte aynı zamanda ciddi ekonomik baskılar yapıyorlar.” dedi.
Oradaki insanların uzun yıllardır, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana kuşatma altında olduklarını savunan Lavrov, bölgedeki yaklaşık 200 bin kişinin Rusya pasaportuna sahip olduğunu dile getirdi.
]]>
Rusya’da cezaevinde ölen muhalif lider Alexei Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada, “Eğer Putin’i gerçekten yenilgiye uğratmak istiyorsanız, yenilikçi olmalısınız. Sıkıcı olmayı bırakmalısınız. Putin’e öncekilerden farklı olmayan başka bir kararla ya da yaptırımlarla zarar veremezsiniz” dedi.
Rusya’da tutuklu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybeden muhalif lider Alexei Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya Fransa’nın Strasbourg şehrinde Avrupa Parlamentosu’nda (AP) konuşma yaptı.
Ekibi ile birlikte bir hafta boyunca cenaze töreninin hazırlığını yaptıklarını söyleyen Navalnaya, “Cenaze, ertesi gün gerçekleşecek. Barışçıl olup olmayacağını veya polisin ona veda etmeye gelenleri tutuklayıp tutuklayamayacağını henüz bilmiyorum” dedi.
“Eşim işkenceye maruz kaldı”
Navalnaya, Ukrayna savaşının acımasız ve sinsi bir savaş olduğunu belirterek tüm dünyanın Ukrayna’nın yardımına koştuğunu ifade etti. Navalnaya, “Ancak 2 yıl geçti, çok fazla tükenmişlik, çok fazla kan, çok fazla hayal kırıklığı var ve Putin henüz hiçbir yere varamadı” dedi. İnsanların artık savaşın varlığına alıştığını kaydeden Navalnaya, bu nedenle “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile anlaşmamız gerekecek” şeklinde konuşmaya başladığını söyledi. Tüm bunların ardından Putin’in eşi Alexei Navalny’yi öldürdüğü ifade eden Navalnaya, eşinin Putin’in emriyle 3 yıl boyunca işkenceye maruz kaldığını, küçük bir hücrede tutulduğunu, aç bırakıldığını ve dünyayla bağlantısı kesildiğini belirtti. Navalnaya, eşinin “cinayetinin” Putin’in her şeyi yapabileceğini ve onunla müzakere edilemeyeceğini gösterdiğini söyledi. İnsanların eşinin ölümü karşısında şoke olduklarını vurgulayan Navalnaya, “Putin’in mağlup edilemeyeceğinden” endişe duyduklarını ifade etti.
“Putin’e yaptırımlarla zarar veremezsiniz”
Putin’i yenmek için farklı yöntemler uygulamak gerektiğine dikkat çeken Navalnaya, Putin’e yaptırımların, kararların ya da ahlak ve kuralların zarar vermeyeceğini belirterek, “Eğer Putin’i gerçekten yenilgiye uğratmak istiyorsanız, yenilikçi olmalısınız. Sıkıcı olmayı bırakmalısınız. Putin’e öncekilerden farklı olmayan başka bir kararla ya da yaptırımlarla zarar veremezsiniz. Ahlakı ve kuralları olan, prensip sahibi bir adam olduğunu düşünerek onu yenemezsiniz” dedi.
“Putin kanlı bir gangster”
“Bir politikacıyla değil, kanlı bir gangsterle mücadele ediyorsunuz” ifadesini kullanan Navalnaya, on milyonlarca Rus’un savaşa ve Putin’e karşı olduğunu, onların eziyet görmemesi gerektiğini belirtti.
Navalanaya, “Putin ülkeme yaptıklarının hesabını vermeli. Putin barışçıl komşu ülkeye yaptıklarının hesabını vermeli. Putin Alexei’ye yaptığı her şeyin hesabını vermeli” şeklinde konuştu.
“Eşim güzel Rusya’nın gelecekte nasıl olacağını asla göremeyecek ancak biz görmeliyiz. Onun kötülüğün sona ermesi ve güzel bir gelecek hayalini gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağım” sözleriyle konuşmasını tamamlayan Navanaya, AP milletvekilleri tarafından ayakta alkışlandı.
Ölüm nedeni belirsiz
Rusya Federal Cezaevi Servisi (FSIN), 47 yaşındaki Rus muhalif lider Alexei Navalny’nin 16 Şubat’ta tutuklu bulunduğu Yamal Yarımadası’ndaki cezaevinde hayatını kaybettiğini açıkladı. Navalny’nin ölümüne yönelik yapılan ilk açıklamada, “3 No’lu cezaevindeki hükümlü Alexei Navalny, 16 Şubat’ta yürüyüş yaptıktan sonra kendini kötü hissetti ve bilincini kaybetti. Kurumun sağlık çalışanları hızlıca geldi ve ambulans çağrıldı. Hayata döndürme çabaları sonuç vermedi” ifadeleri kullanılmıştı.
Navalny’nin ölüm nedeni ilk olarak “ani ölüm sendromu” şeklinde açıklanırken, Rusya Soruşturma Komitesi kimyasal analiz için bedeninin en az 14 gün daha ailesine teslim edilmeyeceğini belirtmişti. Navalny’nin eşi Yulia Navalnaya, “zehirlenme izleri kayboluncaya kadar eşinin cesedinin bekletildiğini” iddia etmişti. – STRASBOURG
]]>
Rusya, tüketicilerin ve çiftçilerin artan talebi ve rafinerilerinde planladığı bakım çalışmaları öncesinde iç talebi karşılamaya yetecek yakıtı garanti altına almak için 1 Mart’tan itibaren petrol ihracatını altı ay süreyle askıya alacağını açıkladı.
Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak’ın duyurduğu karar, 2023 yılında Rusya’nın en büyük ihracatçıları arasında olan Türkiye’yi de etkileyecek.
Rus medya kuruluşu RBC’nin aktardığına göre Avrasya Ekonomik Birliği üyesi ülkelerin yanı sıra Moğolistan, Özbekistan ve Gürcistan’ın Rusya destekli iki ayrılıkçı bölgesi olan Güney Osetya ve Abhazya’ya yapılan ihracatlar karardan muaf tutulacak.
Interfax haber ajansına göre Başbakan Yardımcısı Novak, hükümetin yükselen petrol fiyatlarını telafi etmek için piyasadaki motorin arzını yüzde 16 oranında arttırmayı planladığını söyledi.
Kremlin’in 15-17 Mart arasında yapılacak devlet başkanlığı seçimleri öncesinde akaryakıt fiyatlarını dizginlemek istediği öne sürülüyor.
Rusya geçen yıl iç piyasasındaki fiyat yükselişlerini durdurmak için 21 Eylül-17 Kasım tarihleri arasında petrol ihracatını yasaklamıştı.
Rus ekonomi gazetesi Kommersant’ın haberine göre hükümet daha sonra 6 Ekim’de yasağı gevşeterek boru hattıyla motorin ihracatını yeniden başlattı.
Petrol satış yasağı 17 Kasım’da, yazlık dizel satış yasağı ise 22 Kasım’da tamamen kaldırıldı.
Uluslararası piyasalar nasıl etkilenebilir?
Şubat 2023’te Avrupa Birliği’nin (AB) uyguladığı yaptırımların yürürlüğe girmesinin ardından Rusya, petrol ihracatını Avrupa’dan Afrika ülkelerine yönlendirdi.
2023 yılında Rusya toplam 43,9 milyon ton benzin üretti ve bunun yaklaşık yüzde 13’ünü, yani 5,76 milyon ton petrol ihraç etti.
Bugün açıklanan ihracat yasağının sonucu olarak Rus tedarikinin uluslararası piyasalardan kaldırılması, Avrupa yakıt tedarikinin yeniden başlaması ve Çin ihracatının artmasına yol açabilir.
Türkiye en büyük ithalatçılar arasında
Rusya’nın kararının Türkiye’yi de etkilemesi bekleniyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Avrupa ülkelerinin Rus petrol ve doğalgaz ithalatının büyük bölümünü durdurmasının ardından Türkiye, Batı’da Rus enerjisinin en büyük ithalatçılarından oldu.
Çin ve Hindistan, Türkiye’den daha büyük miktarda ithalat yapsa da Ankara’nın Rus limanlarına yakınlığı, Türkiye’nin diğer alıcılardan daha fazla tasarruf ettiği anlamına geliyor.
Reuters’ın Aralık ayında LSEG verilerine ve şirketlerin tahminlerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre Türkiye ve Türk şirketleri, indirimli Rus petrolü ve rafine ürün ithalatını artırarak, 2023 enerji faturalarında yaklaşık 2 milyar dolar tasarruf sağladı.
Buna göre Rusya’nın Türkiye’ye ham petrol sevkiyatı Kasım 2023’te rekor seviyeye ulaşarak günlük 400 bin varile (bpd) yükseldi ve Rusya’nın geçen ay deniz yoluyla yaptığı toplam petrol ihracatının yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturdu.
Reuters’a göre Ankara, son dönemde Batı’nın yaptırımlarına rağmen Rusya’dan daha fazla alım yapmak için girişimlerini de artırdı.
Reuters’ın görüştüğü ticaret alanındaki kaynaklar, Rus petrol üreticisi Lukoil’in Azeri petrol şirketi SOCAR ile yaptığı anlaşma kapsamında SOCAR’ın Türkiye’deki STAR rafinerisinde günde 200 bin varile kadar petrol rafine etmeyi öngördüğünü ve böylece Türkiye’ye yapılan tedarikin artmasının beklendiğini aktarmıştı.
Moskova ve Ankara aynı zamanda Türkiye’de Rus gazı için bir merkez kurulmasını tartışıyor.
Bu plan Ankara’nın Avrupa’nın güneyinde önemli bir enerji dağıtım merkezi olma hedefi için önemli bir adımdı.
Reuters’a göre Rusya bu merkezi, Avrupa’dan gaz ihracatını yeniden yönlendirmenin ya da dolaylı olarak AB’ye gaz satmanın bir yolu olarak görüyor.
]]>
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, “Rusya ile savaşta 31 bin askerimiz hayatını kaybetti.” açıklamasını yalanlayarak, “Düşman, yılın başından beri her gün 800’ü aşkın asker ve yabancı üretimli silahlar dahil 120 çeşitli silah kaybediyor. Özel askeri operasyonun başlamasından bu yana Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, 444 binden fazla asker kaybetti.” dedi.
RUSYA, ZELENSKİ’NİN AÇIKLADIĞI RAKAMI YALANLADI
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, başkent Moskova’da askeri yetkililerle yaptığı toplantıda, Rus ordusunun faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Şoygu, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, “Rusya iki senedir devam eden savaşta 31 bin askerimizi kaybettik açıklamasını yalanladı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski“UKRAYNA ORDUSU 444 BİNDEN FAZLA ASKER KAYBETTİ”
Şoygu, “Ukrayna ordusunun çatışma potansiyelinin düştüğünü ileri sürerek, “Düşman, yılın başından beri her gün 800’ü aşkın asker ve yabancı üretimli silahlar dahil 120 çeşitli silah kaybediyor. Özel askeri operasyonun başlamasından bu yana Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, 444 binden fazla asker kaybetti.” ifadelerini kullandı.
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu“RUS ORDUSU DONETSK’TE 3 YERLEŞİM YERİNİ DAHA ELE GEÇİRDİ”
Şoygu, Rus ordusunun Donetsk ve Kupyansk yönündeki pozisyonlarını güçlendirmeyi sürdürdüğüne ve Donetsk bölgesinde son hafta içinde Pobeda, Lastoçkino ve Severnoye yerleşim birimlerinin Rus ordusunca ele geçirildiğine dikkati çekti.
“DEAŞ’LI SAYISI GEÇEN YIL YÜZDE 15 ARTTI”
Orta Asya’daki duruma da değinen Şoygu, “Bölgedeki durum zor. En büyük tehdit, halen Afganistan’dan çıkıyor. DEAŞ militan sayısı, geçen yıl yüzde 15 arttı. Onların amacı KGAÖ’nün (Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü) güneydeki sınırlarında radikal ideoloji ve yıkıcı faaliyetleri yaymaktır.” diye konuştu. Bölgede 100’den fazla Batı yanlısı sivil toplum kuruluşunun Rusya’ya karşı faaliyet gösterdiğini aktaran Şoygu, bununla ilgili gerekli önlemleri aldıklarını dile getirdi.

Merkez Askeri Bölgesi’ne bağlı birliklerin, bölgede krizlerin çözülmesi yönünde adımlar atacağını, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan topraklarında düzenlenecek 7 askeri tatbikata katılacağını kaydeden Şoygu, “Bu bölgenin birlikleri, ‘İskender-M’ füze sistemleri ve ‘Tornado-G’ çok namlulu roketatarlar dahil modern silahla donatılıyor. 18 askeri birlik yeniden oluşturulacak. Birliklere 360’tan fazla modern askeri teçhizat sevk edilecek.” dedi.
“ABD, KORE VE TAYVAN’DAKİ GERİLİMİ KULLANIYOR”
Şoygu, Kore Yarımadası ve Tayvan bölgesindeki durumu değerlendirerek, ” Washington, Pasifik Okyanusu’nun batı kısmında askeri varlığını genişletmek için Kore Yarımadası ve Tayvan Adası açıklarında artan gerilimi kullanmaya devam ediyor. Bu yıl, ABD ve müttefiklerinin, NATO üyesi ülkelerin askeri potansiyeli kullanılarak ortak askeri tatbikat sayısını artırması bekleniyor.” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Başkanı Joe Biden“WASHINGTON, AVRUPA ÜLKELERİNDE NÜKLEER POTANSİYELİNİ ARTIRIYOR”
Rusya’nın doğu sınırlarındaki güvenliğin artırılması hedefiyle Doğu Askeri Bölgesi’nin savaş imkanlarını güçlendirme yönünde önlemler aldıklarını dile getiren Şoygu, Rusya, Moğolistan, Hindistan, Laos ve Vietnam’dan askeri birliklerin yer alacağı 4 uluslararası askeri tatbikat düzenleneceğini bildirdi. Şoygu, “Radyasyon, kimyasal ve biyolojik tehditler, ABD’nin kışkırtıcı eylemleri nedeniyle artıyor. Washington, Avrupa ülkelerinde nükleer potansiyelini artırıyor ve nükleer silah başlıklarını sevk etme araçlarıyla ordusunu donatıyor.” açıklamasında bulundu.
Rusya Silahlı Kuvvetlerine bağlı Radyasyon, Kimyasal ve Biyolojik Savunma Kuvvetlerinin rolünün önemine işaret eden Şoygu, bu birliklerin modern silahlarla donatıldığını kaydetti.
ZELENSKİ NE DEMİŞTİ?
Rusya’nın Ukrayna’ya 24 Şubat 2022’de başlattığı savaşta 2 yıl geride kalırken, Ukrayna Devlet Başkanı Valdimir Zelenskiy, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de basın toplantısı düzenleyerek devam eden savaşa dair açıklamalarda bulunmuştu. Zelenskiy, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda bugüne kadar en az 31 bin Ukraynalı askerin hayatını kaybettiğini açıklayarak, “Bu savaşta 31 bin Ukraynalı asker öldürüldü. Ne 300 bin ne de 150 bin. Ama yine de bu bizim için büyük bir kayıp” demişti.
]]>
Rusya- Ukrayna Savaşı’nda üçüncü yıla girilirken Rusya’nın Tiran Büyükelçiliği binasının önünde Rusya protesto edildi.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nda üçüncü yıla girilirken Arnavutluk’un başkenti Tiran’da Rusya protesto edildi. Rusya’nın Tiran Büyükelçiliği binasının önünde başlayıp Tiran Belediyesi’nin önündeki meydanda devam eden ve Ukrayna halkına dayanışma göstermek amacıyla gerçekleştirilen Rusya karşı protestoda Tiran Belediye Başkanı Erion Veliaj başta olmak üzere çok sayıda ülkenin büyükelçileri ve diplomatları hazır bulundu. Başbakan Edi Rama, Tiran Belediyesi önünde düzenlenen protestoya dair görüntüleri “Ukrayna için, Barış için, Özgürlük için” başlığıyla sosyal medya hesabından yayınladı.
Protesto gösterisine katılan Ukrayna’nın Arnavutluk Büyükelçisi Volodymyr Shkurov, AB’nin Arnavutluk Büyükelçisi Silvio Gonzato, ABD’nin Arnavutluk Büyükelçiliği Müsteşarı David Wisner, Arnavutluk Meclis ile İlişkiler Bakanı Elisa Spiropali ve Tiran Belediye Başkanı Erion Veliaj konuşma gerçekleştirdi. Ukrayna Büyükelçisi Shkurov, Arnavutluk’un Rus saldırganlığını kınama noktasında gösterdiği destek ve dayanışma için teşekkür ederek 2 yıl önce başlayan savaşın sabah saatlerini hiçbir zaman unutamayacaklarını, bu 2 yıllık süreç içerisinde ise kimlerin dost ve kimlerin düşman olduklarını anladıklarını ifade etti. Günümüzde Ukrayna topraklarının yüzde 20’sinin işgal altında olduğunu belirten Shkurov, ülkelerinden kaçmak zorunda kalan Ukraynalılara kapılarını açan Arnavut hükümetine minnettarlığını dile getirdi. Büyükelçi Shkurov, “Biz burada Ukrayna’ya karşı devam eden Rus saldırganlığını kınamak üzere bir arada bulunuyoruz. Ukrayna halkıyla dayanışma gösteren Cumhurbaşkanı Bajram Begaj, Başbakan Edi Rama ve Meclis Başkanı Lindita Nikolla’ya teşekkürlerimi sunuyorum. Sürekli devam eden yardımları için Tiran Belediyesi’ne ve burada bulunan tüm Arnavut siyasetçilerine ve büyükelçilik temsilcilerine teşekkürlerimi ve selamlarımı sunuyorum” diyerek sözlerini sonlandırdı.
Büyükelçi Gonzato yaptığı konuşmada Ukrayna’nın daha önce provoke edilmeyen işgalinden bu yana tam 2 yılın geçtiğini, savaşın başladığı ilk günden itibaren Arnavutluk ve AB’nin Rus saldırganlığına karşı konuşma yaparak ve Ukrayna’nın kendini müdafaa etmesine imkan sağlayarak yan yana durduklarını kaydetti. Gonzato, son 2 yılda AB’nin Ukrayna devletini ve halkını desteklemek amacıyla 88 milyar euro değerinde destek sağladığını, AB’ye üye ülkelerin yanı sıra Arnavutluk’un da hem siyasi, hem maddi olarak ve daha önce görülmemiş şekilde destek sağladığını ifade etti. Gonzato, Arnavutluk’un BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak uluslararası arenayı Ukrayna’ya karşı dayanışma göstermek amacıyla harekete geçirdiğini ve bu süreçte AB ile yan yana hareket ettiğini belirtti.
ABD’nin Arnavutluk Büyükelçiliği Müsteşarı Wisner, Arnavutluk’un BM Güvenlik Konseyi’nde savaştan dolayı Rusya’yı sorumlu tutarak bu 2 yıllık süreçte olağanüstü bir destek sağladığını diyerek Arnavutluk’un ABD’nin ortağı olmaya devam ettiğini ve her ikisi de Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması için ellerinden geleni yaptıklarını dile getirdi.
Bakan Spiropali bugün dünyanın daha önce eşi benzeri görülmemiş bir savaşla tanıştığını diyerek Arnavutluk’un Rus saldırganlığına karşı yaptırım uygulamasına katılan ilk ülkeler arasında yer aldığını kaydetti. Rusya’nın Ukrayna’da yeni, adil olmayan ve zalim bir savaş yürüttüğünü belirten Spiropali, Batı’ya dönük ve geçmişine sırt dönerek yaşamayı tercih ettikleri için Ukrayna halkının bu savaşa maruz kaldığını ifade etti. Spiropali, “Biz Ukrayna’nın bu fedakarlığını yakinen tanırız, onun karşısında saygıyla eğiliriz” diyerek sözlerini sonlandırdı.
Tiran Belediye Başkanı Veliaj yaptığı konuşmada protestoya katılan Tirana halkına teşekkür ederek, bu protestonun aslında her bir Avrupa vatandaşı için ahlaki bir yükümlülük olduğunu, Arnavutluk’un da bir zamanlar benzer durumlardan geçtiğini hatırlayan, komünizm dönemini ve Kosova Savaşını unutmayan herkes için bir ahlaki yükümlülük olduğunu ifade etti. Veliaj, Tiran’da “Özgür Ukrayna” adlı caddenin yanı sıra Ukrayna’ya yönelik destek ve dayanışmanın devam edeceğini söyledi. Önümüzdeki hafta 28 Şubat’ta düzenlenecek Ukrayna Zirvesi’ne Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky’nin de katılacağını hatırlatan Veliaj, zirve vesilesiyle tüm Tiran’ın kendini “Özgür Ukrayna” hissetmesini umut ettiğini dile getirdi. – TİRAN
]]>
Rusya Federasyonu’nun İstanbul Başkonsolosu Andrey Buravov, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümlerinin yerine getirilmesinin bölgede sükunetin sağlanması açısından çok önemli olduğunu söyledi.
Buravov, Rusya ile Ukrayna arasında 24 Şubat 2022’de başlayan savaşın 2’nci ve 2013-2014 yıllarında yaşanan Maidan olaylarının 10’ncu yılı vesilesiyle basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Rusya’nın Beyoğlu’ndaki İstanbul Başkonsolosluğu’nda yapılan basın açıklaması öncesi, Ukrayna’da 2013 ve 2014’te yaşanan olayların anlatıldığı “Maidan” isimli belgesel gösterildi.
Buravov, “?ubat 2014’te yaşanan ve sadece kan dökülmesiyle kalmayan, aynı zamanda bu ülkede kanlı bir iç savaşın da başlamasına sebep olan devlet darbesinden bahsediyoruz. Bunun sonuçlarını hala görüyoruz, 2 yıl önce yine şubatta Rusya’nın Ukrayna’da başladığı özel harekatı kastediyorum.” ifadelerini kullandı.
Avrupa Birliği’nin o zaman konuya “Ya bizimlesiniz ya da Ruslarla” şeklinde yaklaştığını kaydeden Buravov, “Ukrayna ile ülkemiz arasındaki yakın ekonomik ve diğer bağlar çerçevesinde Ukraynalı yetkililer, bu sürecin tüm artılarını ve eksilerini tartmaya karar verdiler ancak daha sonra hükümet karşıtı ayaklanmaya dönüşen bu protestolar, Batı’nın aktif teşvikiyle milliyetçi ve Rus karşıtı çevrelerin hükümete baskı aracı haline geldi.” dedi.
Buravov, 16 Mart 2014’te Kırım halkının “demokratik bir referandum” ile Rusya’ya katıldığını ve eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in görevi devretmesinden sonra yeni Kiev yönetiminin kendi halkına karşı kanlı bir savaş başlattığını öne sürdü.
Yaşananların sebebi olarak Batı ülkelerinin politikalarına işaret eden Buravov, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu, Batı’nın farklı ülke ve halkları birbirine düşüren, devletler arası çatışmaları kışkırtan ‘böl ve yönet’ politikasının bir başka sonucudur. Bağımsızlığını kazandığı andan itibaren Ukrayna, Batı tarafından, Kiev yetkililerinin Nazi ve Rus düşmanı ideolojisini ve uygulamalarını teşvik eden Rusya karşıtı bir sıçrama tahtası olarak görüldü.”
Buravov, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı zorunlu bir “harekat” başlattığını, “harekat”ın Rusya’nın güvenliği sağlanmadan, Rus ve Rusça konuşan nüfusun meşru çıkarları güvence altına alınmadan sona ermeyeceğini belirtti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatı devam ettiği sürece çatışmaların süreceğini kaydeden Buravov, Rusya’nın amacının “Ukrayna’yı askersizleştirmek” olduğunu ve Rusya’nın NATO ülkelerinden birine saldırı gerçekleştirebileceği yönündeki iddiaları reddettiklerini kaydetti.
“(Batı ülkelerinin savaş gemilerinin Karadeniz’e girmesi) Çok ciddi sonuçlarının olacağını düşünüyorum”
Buravov, Montrö Sözleşmesi’nin 1936’de imzalanmasına karşın bugün de sükunetin sağlanması açısından güncelliğini ve önemini aynen koruduğunu dile getirdi.
Türkiye ile Rusya’nın bu konuda aynı fikirde olduklarına dikkati çeken Buravov, “Montrö Sözleşmesi’nin hükümlerinin yerine getirilmesi çok önemli ve bunun devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Buravov, “Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin askeri güçlerinin, mayın arama faaliyeti kisvesi altında Karadeniz’e girmeye çalışmasını güçlü şekilde reddediyoruz. Bunun çok ciddi sonuçlarının olacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
“Sorunun çözümü bağımsız Filistin devletinin kurulmasında yatıyor”
Gazze konusunda Rusya’nın tutumunun bilindiğini dile getiren Buravov, sorunun temelinde Filistin devleti konusundaki çözümsüzlüğün yattığını söyledi.
Buravov, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde çözüm konusunda birçok kez adım attığını ve ABD’nin tutumu sebebiyle ülkesinin başta yardımların Gazze’ye ulaştırılması olmak üzere çözüm tekliflerinin hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını belirtti.
Gazze’de sivillerin hayatını kaybettiğinin altını çizen Buravov, “Bu sorunun çözümü bağımsız Filistin devletinin kurulmasında yatıyor. Bunu gerçekleştirmek için Rusya, çeşitli seviyelerde girişimlerde bulunuyor, elinden geleni yapmaya çalışıyor.” dedi.
Buravov, Türkiye’nin “garantörlük” teklifine ilişkin, çeşitli fikirlerin ortaya çıktığını ve Rusya’nın da bu konuda girişimlerde bulunmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi.
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en önemli muhaliflerinden Aleksey Navalni’nin cezaevinde rahatsızlanarak hayatını kaybettiğinin bildirilmesinin üzerinden üç gün geçmesine rağmen cesedinin nerede olduğuna dair belirsizlik sürüyor.
Navalni’nin annesinin üç gündür oğlunun cenazesine erişemediği belirtiliyor.
Navalni’nin sözcüsü Kira Yarmysh, Navalni’nin annesinin bugün oğlunun tutulduğu cezaevinin yakınındaki kasabada bulunan morgu ziyaret etmek istediğini ancak girişine izin verilmediğini söyledi.
Onunla birlikte morga giden avukatlardan birinin “dışarı atıldığını” söyleyen Yarmysh, görevlilerin Navalni’nin cesedinin orada olup olmadığı sorusuna yanıt vermediğini belirtti.
Rus cezaevi yetkilileri, Navalni’nin Cuma günü bulunduğu cezaevi tesisinde yürüyüş yaptıktan sonra rahatsızlandığını ve bilincini kaybettiğini, doktorların müdahalesine rağmen kurtarılamayarak öldüğünü duyurdu.
Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, cezaevi yetkililerinin Navalni’nin ölümüyle ilgili tüm incelemeleri yaptığını açıkladı.
Ancak Kira Yarmysh, Navalni’nin ölümünü araştıran komitenin ilgili soruşturmanın genişletildiğini ve ölüm nedeninin hala “bilinmediğini” söylediğini aktardı.
Sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda Yarmysh, “Yalan söylüyorlar, zaman kazanmaya çalışıyorlar ve bunu gizlemiyorlar bile” ifadelerini kullandı.
Yarmysh, incelemenin neden geciktiğine dair resmi bir açıklama yapılmadığını, ne zaman sonuçlanacağının bilinmediğini söylüyor.
Navalni’nin ekibi, Kremlin yetkililerini ölümle ilgili “izleri örtmekle” suçluyor.
Ekip, Navalni’nin bedeninde herhangi bir yaralanma belirtisi olup olmadığını kontrol etmek istiyor.
Navalni üç yıl önce askeri alanda kullanılan bir sinir gazı ile zehirlenmiş, tedavi için yurt dışına gitmesi ise yetkililer tarafından geciktirilmişti.
Nerede tutuluyordu?
47 yaşındaki muhalif lider, 2021’den bu yana Rusya’nın ücra bir bölgesindeki cezaevinde tutuluyordu. Navalni’nin 19 yıllık hapis cezası vardı.
Navalni’nin tutulduğu IK-3 ‘Kutup Kurdu’ adlı cezaevi tesisi, Moskova’nın 1900 kilometre kuzeydoğusundaki Harp’ta bulunuyor.
Tesis, Kuzey Kutup Bölgesi’nin kuzeyinde yer alıyor ve kış aylarında hava sıcaklığı -30 dereceye kadar düşebiliyor.
Tesis o kadar ücra bir yerde ki ziyaretçilerin bölgeye ulaşması neredeyse imkansız.
Navalni daha önce Moskova’dan yaklaşık dört saat uzaklıktaki Melekhovo’daki cezaevinde tutuluyordu.
Hapishanede geçirdiği süre boyunca Navalni çeşitli sağlık sorunları yaşadı.
2020 yılında Noviçok adlı kimyasal madde ile zehirlendi ve ardından tedavi için Almanya’ya götürüldü.
22 Ocak’ta Navalni, IK-3 tesisindeki gardiyanların Rus milli marşını çalmak için herkesi sabah 05:00’te uyandırdığını anlatmıştı.
Navalni, “Ve hemen ardından ülkedeki en önemli ikinci şarkı: Shaman’ın ‘Ya Russky’ geliyordu” demişti.
Bu şarkı “Ben Rus’um” anlamına geliyor ve Rusya’da Putin’in resmi olmayan bir marşı haline geldi.
Yulia Navalnaya: Ben korkmuyorum, siz de korkmayın
Navalni’nin eşi Yulia Navalnaya bu sabah sosyal medya platformu X’ten video aracılığıyla yeni bir açıklama yaptı.
Eşinin çalışmalarını kendisinin sürdüreceğini ve Rusya için savaşmaya devam edeceğini söyleyen Yulia, “Merhaba ben Yulia Navalnaya. Benim yerimde bir başkasının olması gerekiyordu ama o kişi Vladimir Putin tarafından öldürüldü” dedi.
“Putin, Kuzey Kutup Bölgesi’nin ötesinde bir hapishanede, Aleksey Navalni’yi sadece bir insan olarak öldürmekle kalmadı, umudumuzu, özgürlüğümüzü ve geleceğimizi de öldürmek istedi” diyen Yulia şöyle devam etti:
“Putin’in üç gün önce Aleksey’i neden öldürdüğünü tam olarak biliyoruz. Yakında size anlatacağız. Aleksey için yapabileceğimiz en önemli şey savaşmaya devam etmek.”
“Ben korkmuyorum, siz de korkmayın” diye devam eden Yulia, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Sizi yanımda durmaya çağırıyorum. Sadece bizi saran ve bir türlü bırakmayan keder ve bitmek bilmeyen acıyı paylaşmaya değil, sizi ayrıca geleceğimizi öldürmeye yeltenenlere karşı duyduğumuz öfke ve nefreti paylaşmaya çağırıyorum.
“Sizinle Aleksey’in sözleriyle konuşuyorum ve buna yürekten inanıyorum. Az şey yapmanın utanılacak bir yanı yok. Ama hiçbir şey yapmamanın utanılacak bir tarafı var.
“İhtiyacımız olan şey özgür, huzurlu ve mutlu bir Rusya. Kocamın hayalini kurduğu geleceğin harika Rusya’sı. Benim yaşamak ve çocuklarımızın büyümesini istediğim ülke. Sizinle birlikte inşa etmek istediğim ülke. Aleksey Navalni’nin hayal ettiği ülke. İhtiyacımız olan şey bu.
“Ancak bu şekilde yaptığı akıl almaz fedakarlık boşa gitmemiş olacak.”
AB, Navalni adına Rusya’ya yaptırım uygulanmasını önerdi
Birçok ülke lideri geçtiğimiz günlerde yaptıkları açıklamalarda Navalni’nin ölümünden Kremlin’i sorumlu tuttu.
ABD Başkanı Joe Biden Putin’in sorumlu olduğunu söyledi ve Ukrayna’ya yönelik yardımlara muhalefet eden Donald Trump ve Cumhuriyetçileri eleştirdi.
ABD’nin Navalni’nin ölümüyle ilgili olarak Rusya’ya yönelik yaptırım düşünüp düşünmediği sorusunu yanıtlayan Biden, birden çok seçenek üzerinde düşündüklerini kaydetti.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü, Navalni’nin ölümüyle ilgili yaptığı açıklamada, “Tamamen şeffaf ve güvenilir bir soruşturma” beklediklerini kaydetti.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Navalni’nin cesaretini hayatıyla ödediğini söyledi.
Navalni’nin eşi Yulia Navalnaya ise “Bu korkunç habere inanıp inanmamam gerektiğini bilmiyorum” dedi.
Avrupa Birliği (AB) Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bugün AB Dış İlişkiler Konseyi için AB liderlerinin bir araya geldiği Brüksel’de konuştu.
AB’nin Rus muhalefetine bir “destek mesajı” göndermesi gerektiğini söyleyen Borrell, insan hakları ihlallerinden sorumlu kişi ve kurumları hedef alan yaptırımların Navalni’nin adıyla yeniden isimlendirilmesini önerdi.
Güvenlik Konseyi üyelerinin bugünkü toplantıda Moskova’ya yönelik yeni yaptırımları görüşmesi bekleniyor.
Görüşmelere Yulia Navalnaya’nın da katılması öngörülüyor.
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa’nın ekonomide geri dönüşü olmayan yola girdiğini belirterek, “Sürekli Rusya’nın (enerji kaynağı) vermediğini, kısıtladığını söylediler. Biz hiçbir şeyi kısıtlamıyoruz, her şeyi veriyoruz. En güvenilir ortak da Türkler oldu. İşte, TürkAkım üzerinden sevkiyat yapılıyor.” dedi.
Putin, Rus devlet kanalı Rossiya-1’a verdiği mülakatta, Ukrayna savaşı ve enerji sektöründeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Putin, Ukrayna meselesine ilişkin yapılan Minsk anlaşmalarının uygulanmadığını ve bu nedenle “özel askeri operasyonu” başlattıklarını söyledi.
Putin, “Barış yöntemlerinden askeri yöntemlere geçiş yaptık ancak yine de çatışmaları barış yoluyla sonlandırmaya çalıştık. İstanbul’da (Ukrayna ile) barış anlaşmasının hususları konusunda mutabakata vardık. Arahamia (Ukraynalı müzakereci) doğru söyledi. Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson üzerinden sergilenen Batı’nın tutumu farklı olsaydı, savaş daha 1,5 yıl önce biterdi ancak onlar bunu istemedi. Bugün istiyorlar mı bilemiyorum. Biz diyaloğa açıyız.” ifadesini kullandı.
Eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a verdiği röportajla ilgili konuşan Putin, “Bizim ve yurt dışındaki izleyicilerin, Ukrayna’da olup biten her şeyin ülkemiz için ne kadar hassas ve önemli olduğunu, düşünce şeklimizi, devletimizi anlamaları önemli. Onlar için bu taktiksel konumlarına yönelik bir gelişmeyken, bizim için bu bir kader, bir ölüm kalım meselesi.” diye konuştu.
Avrupa ve Rusya’nın enerji sektöründe dönüşüm
Enerji alanındaki gelişmeleri de değerlendiren Putin, Batılı ülkelerin Rus gazı almayı bırakarak Rus ekonomisine kalıcı zarar vermeyi hedeflediğini söyledi.
Ancak sürecin bunun aksine geliştiğini anlatan Putin, “Geri dönüşü olmayan sürece giren onlar olmaya başladı. (Avrupa’daki) İmalat sanayi, ABD dahil, daha uygun koşulların yaratıldığı ve enerji kaynaklarının daha ucuz olduğu diğer ülkelere kayıyor. Çünkü doğal gazı sıvılaştırmaları, sonra okyanusa göndermeleri ve sonra yeniden gaz haline getirmeleri gerekiyor. Bütün bunlar ek maliyet ortaya çıkarıyor.” şeklinde konuştu.
Putin, Alman hükümetinin yürüttüğü mevcut politikayla kendi ekonomilerinin geleceğine devasa zararlar verdiğini ifade etti.
Rusya’ya enerji sevkiyatını kısıtladığına dair suçlamalar yöneltildiğine dikkati çeken Putin, “Sürekli Rusya’nın (enerji kaynağı) vermediğini, kısıtladığını söylediler. Biz hiçbir şeyi kısıtlamıyoruz, her şeyi veriyoruz. En güvenilir ortak da Türkler oldu. İşte, TürkAkım üzerinden sevkiyat yapılıyor.” dedi.
Putin, Avrupa’nın Rus gazı alıp almayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğine işaret ederek, “İhtiyaçları varsa alırlar, yoksa biz de onlarsız hallederiz.” ifadesini kullandı.
Putin, Rusya’nın doğal gaz ihracatında artık Avrupa yerine farklı güzergahları tercih ettiğini belirterek, “Sadece konut ve kamu hizmetleri sisteminde değil, aynı zamanda Rusya ekonomisi ve sanayisi için de iç sorunları çözmek amacıyla bu enerji kaynaklarını kullanmak üzere daha fazla çalışıyoruz.” diye konuştu.
Rusya’nın Avrupa’ya daha fazla gaz ihraç ettiği dönemde daha fazla para kazandığını anlatan Putin, “Ancak diğer taraftan enerji sektörüne ne kadar az bağımlı olursak o kadar iyi çünkü ekonominin enerji dışı kısmı eskisinden çok daha hızlı büyüyor.” şeklinde konuştu.
]]>
Salı günü Azerbaycan-Ermenistan sınır bölgesinde çıkan çatışmalarda dört Ermeni askerinin ölmesiyle birlikte yeniden başlayan gerilim, iki ülke liderinin karşılıklı açıklamalarıyla tırmanışa geçti.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Perşembe günü yaptığı açıklamada Azerbaycan’ın “geniş çaplı bir savaşa” hazırlandığı uyarısında bulundu.
AFP haber ajansının aktardığına göre, Paşinyan kabine toplantısında yaptığı açıklamada, değerlendirmeleri neticesinde Azerbaycan’ın sınırın bazı bölgelerinde askeri hareketlilik gösterdiğini ve bunun Erivan yönetimine karşı tam ölçekli bir savaşa dönüştürme ihtimaline işaret ettiğini söyledi.
Paşinyan, “Azerbaycan’ın tüm açıklamalarında ve eylemlerinde bu niyet okunabilir” dedi.
AFP’nin aktardığına göre, Erivan yönetimi, Bakü’nün Karabağ’daki başarısından hareketle, Azerbaycan’a bağlı özerk bir yönetim olan Nahçıvan’a bir kara köprüsü oluşturmak amacıyla Ermenistan topraklarını işgal edebileceğinden endişe ediyor.
Dağlık Karabağ, iki ülke arasında yaşanan uzun süreli çatışmaların ardından, geçen sene Azerbaycan’ın kontrolüne geçmişti. Bölgede yaşayan on binlerce Ermeni, Ermenistan’a göç etmişti. Ardından da sürdürülen müzakereler sonucunda iki ülke arasında ateşkes sağlandı.
Bakü ise Ermenistan’ın Anayasasını değiştirmesini ve toprak iddiası olarak gördüğü “Dağlık Karabağ”a ilişkin atıfların kaldırılmasını istiyor.
Bu ay yeniden seçilen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Çarşamba günü yemin töreninde yaptığı konuşmada, toprak taleplerinin Azerbaycan’a değil Ermenistan’a ait olduğunu söyledi.
Aliyev, “Bizim Ermenistan’dan toprak talebimiz yok. Onlar da bu iddialarından vazgeçmelidir. Bizimle şantaj diliyle konuşmaları onlara pahalıya mal olur. Ermenistan mevzuatını normalleştirmezse elbette barış anlaşması da olmayacak” dedi.
İki lider de daha önce yaptıkları açıklamalarda iki ülke arasında yapılacak bir barış anlaşmasının geçen yılın sonuna kadar imzalanabileceğini söylemişti, ancak uluslararası arabuluculukla yürütülen barış görüşmelerinde bir ilerleme sağlanamadı.
Salı günü, Ermenistan’ın dört askerinin öldüğünü söylediği çatışmada her iki taraf da birbirlerini sınır bölgelerinde ateş açmakla suçladı.
Azerbaycanlı yetkililer önceki günlerde dış basına verdikleri röportajlarda iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin son altı ayda hiç olmadığı kadar sakinleştiğini belirtti.
Azerbaycan’da 7 Şubat’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini ülkeyi 20 senedir yöneten İlham Aliyev kazanmıştı. Aliyev, bazı usulsüzlüklerin olduğu raporlanan seçimde elde ettiği bu zaferle birlikte yedi sene daha görevde kalacak.
Çatışmalarda neler yaşandı?
BBC Azerbaycanca Servisi’nin aktardığına göre, 13 Şubat’ta Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermeni ordusuna ait bir askeri karakolu imha ettiğini duyurdu. Bir gün önce de bir Azeri asker o karakoldan açılan ateş sonucu yaralandı. Ermenistan olayın nedenini araştıracağını söyledi.
Ermenistan Savunma Bakanlığı ölen dört askerin Yerkrapah birliğine bağlı üyeler olduğunu söyledi.
1993 yılında kurulan Yerkrapah (Toprağın Savunucuları) Gönüllü Birliğinin temel amacı “Ermenistan Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmek, Dağlık Karabağ savaş gazilerinin sosyal koşullarını iyileştirmek ve gençler arasında askeri-vatanseverlik eğitimini teşvik etmek” şeklinde tanımlanıyor.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, yaşananların Ermenistan tarafından yapılan bir “provokasyon” olduğunu, son dönemde yaşanan istikrara karşı, barış sürecine ciddi bir darbe indirildiğini söyledi.
Bakanlık ayrıca, olayın Ermenistan’daki Avrupa Birliği misyonunun kontrolü altındaki bölgelerde meydana gelmesi nedeniyle “bu misyonun amaç ve hedeflerine ilişkin ciddi soru işaretleri uyandırdığını” kaydetti.
‘Ermenistan hükümeti Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor’
BBC Azerbaycanca Servisi’nden Könül Halilova, Avrupa Birliği’nin Azerbaycan’daki misyonuna yönelik eleştirilerin yanı sıra, dile getirilen bazı olasılıkların Rusya’yı hedef aldığını belirtiyor.
Halilova, “Hükümet yanlısı analistlere göre, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış anlaşması imzalanması Rusya’nın çıkarına değil. Rusya, barış güçlerini Azerbaycan topraklarında tutmak için Karabağ’daki Ermeni nüfusunu geri göndermeye çalışıyor ve Azerbaycan da buna yanaşmıyor” dedi.
Azerbaycan’da hükümete yakın bazı siyasi yorumcuların görüşlerini de aktaran Halilova, “Bu kişiler, Ermenistan’ın bazı muhalif temsilcilerinin bazı ordu birimleri üzerinde nüfuzunun bulunduğunu öne sürerek, sınırdaki gerginlikten Ermenistan Başbakanı’nı değil muhalefeti sorumlu tutuyor” değerlendirmesinde bulundu ve şöyle devam etti:
“Azerbaycan-Ermenistan sınırındaki son çatışma, Rusya destekli Azerbaycan’ın herhangi bir barış anlaşmasını imzalamadan önce Erivan’ı ‘Zengezur Koridoru’ olarak bilinen demiryolu ve kara yollarını açmaya zorlayabileceği olasılığını da artırdı.
“Azerbaycan’ın Karabağ’ın kontrolünü yeniden ele geçirmesinin ardından Moskova’nın desteğinden memnun olmayan Ermenistan hükümeti, geleneksel müttefiki Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor.
“Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan bu ay yaptığı bir konuşmada, Erivan’ın artık Moskova’yı ana bir savunma ortağı olarak görmediğini, Fransa ve Hindistan’ı en büyük silah tedarikçileri olarak gördüğünü söyledi.”
Ancak Halilova’ya göre Rusya’nın etkisinden kurtulmak Ermenistan için kolay değil.
Ülkenin altyapısının Rusya’nın kontrolü altında olduğunu belirten Halilova, ülkede Rus askeri üssünün bulunduğunu ve Ermenistan’ın Putin’in askeri ve siyasi blokunun da üyesi olduğunu kaydetti.
Öte yandan olası bir barış anlaşması kapsamında Azerbaycan’ın talep ettiği Ermenistan anayasasının değiştirilmesi konusunun ülkede tartışıldığını da belirten Halilova, on binlerce Ermeninin, anayasa değişikliği önerisini reddetmek için dilekçe imzaladığını hatırlattı.
]]>
Türkiye’nin süs bitkileri ihracatında geçen yıl 113 milyon doları aşan sektör, Avrupa Birliği’nin (AB) uyguladığı yaptırımlar nedeniyle talebin arttığı Rusya pazarında büyümeye devam ediyor.
Dış mekan bitkileri, canlı bitkiler ve kesme çiçek ihracatında 2023 yılını 113 milyon 224 bin 52 dolarla tamamlayan sektör, Rusya pazarında önemli bir büyüme trendi yakaladı.
Rusya’ya Türkiye’den yapılan süs bitkileri dış satımının tutarı, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başladığı 2022 yılında 4 milyon 294 bin 890 dolar seviyesindeydi.
AB’nin yaptırımları nedeniyle süs bitkileri ihtiyacını başka ülkelerden karşılayan Rusya pazarında geçen sene 5 milyon 649 bin 664 dolar satış rakamına ulaşan sektör, bu pazardaki büyümesini 2024’te de sürdürmeyi hedefliyor.
Süs Bitkileri Üreticileri Alt Birliği (SÜSBİR) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Dündar, AA muhabirine, süs bitkileri üretiminde geçen yıl bir önceki yıla kıyasla artış olduğunu söyledi.
İhracatta da son 5 yıldır artış trendi yakaladıklarını belirten Dündar, özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının ardından talebin yoğun olduğu Rusya pazarına açıldıklarını dile getirdi.
Rusya’nın süs bitkileri ihtiyacını savaşın ilk aylarında Türkiye’den Gürcistan üzerinden, AB’den de Polonya üzerinden karşıladığını belirten Dündar, şöyle devam etti:
“Artan talep üzerine Türkiye süs bitkileri sektörü için önemli bir pazar ortaya çıktı. Aslında AB’nin en büyük müşterilerinden biri Rusya’ydı. Rusya o boşluğu kapatmak için alternatif tedarikçiler aramaya başladı. Türkiye’nin buna cevap verecek kapasitesi maalesef yeterli değil ama bu bir fırsata çevrilebilir. Birdenbire böyle çok büyük bir talep patlaması olunca üretim zaman alıyor. Bazı bitkiler 6, bazıları 3, bazıları 7-10 senede yetişiyor. Bunların hepsi süs bitkisi sonuçta. Kesme çiçekler, mevsimlik çiçekler ve ağaçlardan talepleri var.”
“Rusya’nın alım hacmi yaklaşık 600 milyon dolar”
Dündar, Rusya’dan alıcıların kesme çiçeklerde karanfil, gül, canlı bitkilerde mevsimlik çiçekler, kırmızı karanfil ve kırmızı güle ilgi gösterdiğini, ağaç ve peyzaj bitkilerini de talep ettiklerini söyledi.
Dündar, “Rusya’nın çiçek alımında büyük bir boşluk oluştu, bunu karşılamak için Türkiye’ye yöneldiler. Ülkemizden satışlar hızlandı. Dış mekan, canlı bitkiler ve kesme çiçekte ciddi bir süreç yaşanıyor. Asıl önemlisi bundan sonra yaklaşık 600 milyon dolar olan Rusya alım hacminin Türkiye’den karşılanmasını sağlamak için bu sektörün, üretimin desteklenmesi gerekiyor. Üretim miktarlarını artırmamız gerekiyor.” diye konuştu.
Daha önce Irak pazarına açıldıklarını, Suriye pazarının göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Ahmet Dündar, sektörün ve üretimin desteklenmesiyle taleplere cevap verebileceklerini vurguladı.
İhracat fazlası veren bir sektör olduklarına dikkati çeken Dündar, şunları kaydetti:
“Üretim hacmine gelince Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolarlık bir pazara sahibiz. Doğrudan 100 bin, dolaylı olarak 500 bine yakın istihdamı üstlenen bir sektörüz. Sektörün önü açık, geleceği açık. Bu yakın coğrafyamızdaki ihracat dışında özellikle AB ülkelerine yapmış olduğumuz ihracatımız var ki bu, ihracat genelinin yüzde 60-70’ini buluyor. Avrupa’ya mal satmış olması, bu sektörün tarım içinde rüştünü ispatlaması çok kayda değer bir durumdur.”
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’li gazeteci Tucker Carlson’a verdiği röportajda, “Ukrayna ile İstanbul’da görüştük, anlaştık. Üstelik Ukrayna müzakere heyetini başkanı Sayın Arakhamia ön belgeye (barış belgesi) imzasını bile attı. Ama sonra tüm dünyaya açıkça şunu söyledi, ‘Biz bu belgeyi imzalamaya hazırdık ama dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson geldi ve Rusya’yla savaşmanın daha iyi olduğunu söyleyerek bizi bunu yapmaktan caydırdı’. Bakın açıklaması yayımlandı. Bunu kamuoyu önünde söyledi” ifadelerini kullanarak Rusya’nın savaşın sona ermesi için hala müzakereye açık olduğunu vurguladı.
ABD’li gazeteci Tucker Carlson, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Moskova’da gerçekleştirdiği 2 saatlik röportajını internet sitesi üzerinden yayınladı. Putin, Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta haklı olduğuna dair gerekçelerini Ukrayna’nın tarihinden başlayarak uzun bir şekilde anlattı. Konuşmasında Batılı ülkelere mesaj veren Putin, “Batı, güçlü Rusya’dan çok, güçlü Çin’den korkuyor. Çünkü, Rusya’da 150 milyon insan, Çin’de ise 1,5 milyar nüfus var ve ekonomisi büyük bir hızla büyüyor. Yılda yüzde 5’ten fazla. Eskiden daha da fazlaydı. Ama bu Çin için yeterli. Potansiyeller çok önemlidir. Çin’in potansiyeli muazzam, satın alma gücü paritesi ve ekonominin büyüklüğü açısından bugün dünyanın en büyük ekonomisi. Çok uzun zaman önce ABD’yi çoktan geride bırakmış durumda ve hızla büyüyor” dedi.
“İstesek NATO’ya girip giremeyeceğimizi sordum”
Putin, “Kremlin’de eski ABD Başkanı Bill Clinton ile burada, yan odada yapılan bir toplantıda ona şunu sordum. Bill, sence Rusya NATO’ya katılmak isteseydi bu gerçekleşir miydi? O da, ‘Biliyor musun, ilginç bir soru, bence olur’ cevabını verdi. Ancak daha sonra onunla akşam yemeğinde buluştuğumuzda bana ‘Biliyor musun, ekibimle konuştum, hayır, şu an itibariyle böyle bir şey mümkün değil’ dedi. Ona sorabilirsin, sanırım röportajımızı izleyecek, onaylayacaktır. Eğer öyle olmasaydı böyle bir şey söylemezdim. Artık bu imkansız” ifadelerini kullandı. Putin, Tucker Carlson’ın, “Samimi miydiniz? NATO’ya katılır mıydınız?” sorusunu, “Bakın, ‘Mümkün mü, değil mi’ diye sordum ve aldığım cevap ‘hayır’ oldu. Eğer ‘evet’ deseydi yakınlaşma süreci başlayacaktı ve ortaklarımızın samimi bir temennisini görseydik sonunda bu (Rusya’nın NATO’ya katılması) gerçekleşebilirdi. Ama olmadı. Hayır, hayır anlamına gelir” şeklinde cevapladı.
“NATO, Doğu’ya genişlemeyeceği sözünü verdi, ancak 5 kez ihlal etti”
Putin, NATO’nun Doğu’ya doğru genişleme çabalarından rahatsızlık duyduğunu dile getirdi. Putin, “Bize Doğu’da NATO olmayacağına, Doğu’da bir santimetre bile olmayacağına dair söz verildi. Sonra ne oldu? ‘Kağıt üzerinde yer almıyor, bu yüzden genişleyeceğiz’ dediler. Yani 5 kez gerçekleşti; Baltık Devletleri, tüm Doğu Avrupa gibi. Şimdi asıl meseleye geliyorum. Nihayetinde Ukrayna’ya geldiler. 2008 yılında Bükreş’teki zirvede Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya katılım kapılarının açık olduğunu ilan ettiler” ifadelerini kullandı. Putin, “Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra sınırlarımızın eski birlik cumhuriyetlerinin sınırları boyunca olması gerektiği konusunda hemfikirdik. Biz de bunu kabul ettik. Ancak biz hiçbir zaman NATO’nun genişlemesini kabul etmedik, dahası Ukrayna’nın NATO’ya üye olmasını da asla kabul etmedik. Biz, orada bizimle görüşmeden NATO üslerinin kurulması konusunda da anlaşmaya varmadık” dedi. Tucker Carlson’ın, “ABD Başkanını, Dışişleri Bakanını arayıp Ukrayna’yı NATO güçleriyle askerileştirmeye devam ederseniz harekete geçeceğimizi söylediniz mi?” sorusunu cevaplayan Putin, “Bunu her zaman konuştuk. ABD ve Avrupa ülkelerinin liderlerine bu gelişmelerin derhal durdurulması, Minsk Anlaşmalarının hayata geçirilmesi çağrısında bulunduk. Açıkçası bunu nasıl yapacağımızı bilmiyordum ama uygulamaya hazırdım” şeklinde konuştu.
“Savaşı biz başlatmadık”
Putin, 2014’te Ukrayna’nın doğusundaki Donbass’ta başlayan çatışmaya değinerek, “Herkes meselenin sadece askeri güçle çözülmesini istiyordu. Ama bunun olmasına izin veremezdik ve durum öyle bir noktaya geldi ki Ukrayna tarafı ‘Hayır, hiçbir şey yapmayacağız’ dedi. Ayrıca askeri harekat için hazırlıklara başladılar. 2014 yılında savaşı başlatanlar onlardı. Amacımız bu savaşı durdurmak ve bu savaşı 2022 yılında biz başlatmadık. Bu, savaşı durdurmaya yönelik bir girişimdir” dedi.
Tucker Carlson’ın, “Şimdi bunu durdurduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Yani hedeflerinize ulaştınız mı?” sorusunu cevaplayan Putin, “Hayır, henüz hedeflerimize ulaşmadık, çünkü hedeflerimizden biri de (Ukrayna’yı) Nazilerden arındırma. Bu, geçtiğimiz yılın başlarında İstanbul’da sona eren müzakere sürecinde tartıştığımız sorunlardan biriydi” dedi.
“Savaşı durdurmak istiyorsanız silah tedarikini bırakmalısınız”
Ukrayna ile barış görüşmeleri olup olmayacağına yönelik soruya cevap veren Putin, “Biz Kiev’den askerlerimizi çektikten sonra karşı taraf (Ukrayna), tüm anlaşmaları bir kenara attı ve Batılı ülkelerin, Avrupa ülkelerinin, ABD’nin Rusya’yla sonuna kadar savaşma yönündeki talimatlarına uydu. Üstelik Ukrayna Devlet Başkanı (Vladimir Zelenskiy), Rusya ile müzakere yapılmasını kararname ile yasakladı. Herkesin Rusya ile müzakere yapmasını yasaklayan bir kararname imzaladı. Kendisine ve herkese bunu yapmayı yasaklamışsa nasıl pazarlık yapacağız? Ancak bir konuda anlaşmak için diyalog kurmamız gerekiyor. Doğru değil mi?” ifadelerini kullandı. Putin, “Ukrayna lideri ile konuşmadıysanız ABD Başkanı ile konuşabilirsiniz. Joe Biden’la en son ne zaman konuştunuz?” sorusunu ise, “Onunla ne zaman konuştuğumu hatırlamıyorum” şeklinde cevapladı. Putin ABD yönetimine, “Gerçekten savaşı durdurmak istiyorsanız silah tedarikini bırakmalısınız. Bu, birkaç hafta içinde biter. Bu kadar” şeklinde mesaj vererek Biden ile konuşacak hiçbir şeyi olmadığını söyledi.
Ukrayna’daki paralı askerlere değindi
Putin, “ABD askerlerinin neden Ukrayna’da savaşması gerektiğini anlamıyorum. Ukrayna’da ABD’den paralı askerler var. En fazla sayıda paralı asker Polonya’dan geliyor, ABD’den paralı askerler ikinci sırada, Gürcistan’dan paralı askerler ise üçüncü sırada yer alıyor. Birisinin düzenli birlikler gönderme arzusu varsa bu kesinlikle insanlığı çok ciddi, küresel bir çatışmanın eşiğine getirir. Bu net. ABD’nin buna ihtiyacı var mı? Ne için? Topraklarınızdan binlerce kilometre uzakta. Yapacak daha iyi bir işin yok mu?. Sınırla ilgili sorunlarınız var, göçle ilgili sorunlarınız var, 33 trilyon dolardan fazla borçla ilgili sorunlarınız var. Yapacak daha iyi bir işin yok, o halde Ukrayna’da mı savaşmalısın? Rusya ile müzakere etmek daha iyi olmaz mıydı? Bugün gelişen durumu anlayarak Rusya’nın çıkarları için sonuna kadar savaşacağının farkına vararak bir anlaşma yapın. Bunun farkına vararak aslında sağduyuya dönün, ülkemize ve çıkarlarına saygı duymaya başlayın ve belirli çözümler arayın. Bana öyle geliyor ki bu çok daha akıllıca” ifadelerini kullandı.
“Ukrayna’daki sorunlara barışçıl yollarla çözüm aranmasını defalarca önerdik”
Putin, “NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesinin 1990’larda verilen sözlerin ihlali olduğunu açıkça söylediniz. Bu ülkeniz için bir tehdittir. Siz Ukrayna’ya asker göndermeden hemen önce ABD Başkan Yardımcısı Güvenlik Konferansı’nda konuştu ve Ukrayna Devlet Başkanı’nı NATO’ya katılmaya teşvik etti. Bunun sizi askeri harekata kışkırtmaya yönelik bir çaba olduğunu mu düşünüyorsunuz?” sorunu cevaplayarak, “Tekrar ediyorum, 2014 darbesinden sonra Ukrayna’da ortaya çıkan sorunlara barışçıl yollarla çözüm aranmasını defalarca önerdik. Ama kimse bizi dinlemedi. Üstelik tamamen ABD kontrolünde olan Ukraynalı liderler birdenbire Minsk anlaşmalarına uymayacaklarını, bundan hoşlanmadıklarını ilan ettiler ve o bölgede askeri faaliyete devam ettiler. Buna paralel olarak bu bölge, çeşitli personel eğitim ve yeniden eğitim merkezleri kisvesi altında NATO tarafından istismar ediliyordu. Esasen orada üsler kurmaya başladılar. Bu kadar. Bütün bunlar bir araya gelince 2014 yılında Neo-Nazilerin Ukrayna’da başlattığı savaşın sona erdirilmesi kararı alındı” dedi.
Tucker Carlson’ın “Sizce Zelenskiy’nin bu çatışmanın çözümünü müzakere etme özgürlüğü var mı?” sorusunu Putin şu şekilde cevapladı:
“Neden olmasın? Ukrayna halkının Ukrayna’yı barışa götüreceğine dair beklentileri üzerine iktidara geldi. Bundan bahsetti, bunun sayesinde ezici bir çoğunlukla seçimi kazandı. Ama sonra, iktidara geldiğinde bence iki şeyin farkına vardı. Birincisi, Neo-Naziler ve milliyetçilerle çatışmamak daha iyi, çünkü onlar saldırgan ve çok aktifler, onlardan her şeyi bekleyebilirsiniz. İkincisi ABD önderliğindeki Batı onları destekliyor ve her zaman Rusya’ya düşman olanlara destek verecek, bu yararlı ve güvenli. Böylece halkına Ukrayna’daki savaşı sona erdirme sözü vermesine rağmen ilgili pozisyonu aldı. Seçmenlerini aldattı. Ukrayna ile İstanbul’da görüştük, anlaştık. Üstelik Ukrayna müzakere heyetinin başkanı Sayın Arakhamia bahsettiğim ön belgeye imzasını bile attı. Ama sonra tüm dünyaya açıkça şunu söyledi, ‘Biz bu belgeyi imzalamaya hazırdık ama dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson geldi ve Rusya’yla savaşmanın daha iyi olduğunu söyleyerek bizi bunu yapmaktan caydırdı’. Bakın açıklaması yayımlandı. Bunu kamuoyu önünde söyledi. Buna dönebilirler mi, dönemezler mi? Soru şu, istiyorlar mı istemiyorlar mı? Daha sonra Ukrayna Devlet Başkanı bizimle müzakere yapılmasını yasaklayan bir kararname yayınladı. O kararnameyi iptal etsin, hepsi bu. Aslında biz müzakereleri hiçbir zaman reddetmedik. Her zaman şunu duyuyoruz, ‘Rusya hazır mı?’, evet, reddetmedik. Açıkça reddedenler onlardı. Peki, kararını iptal etsin ve müzakerelere girsin. Biz hiçbir zaman reddetmedik. Ukrayna’nın Johnson’ın talebine veya iknasına boyun eğmesi bana hem gülünç hem de çok üzücü geliyor. Çünkü Sayın Arakhamia’nın ifadesiyle, ‘Bu düşmanlıkları, bu savaşı 1.5 yıl önce durdurabilirdik. Ama İngilizler bizi ikna etti, biz de bunu reddettik ve bu şansı kaçırdık’ Johnson şu anda nerede? Savaş devam ediyor. Nedense herkes Rusya’nın savaş alanında mağlup edilebileceği yanılsamasına kapılmıştı.”
“Polonya ile işimiz yok”
Putin, “NATO ülkeleri hayali bir Rus tehdidiyle kendi halklarını korkutmaya çalışıyor. Bu apaçık bir gerçektir. Akıllı insanlar, bunun gerçek olmadığını çok iyi anlıyorlar. Rusya tehdidini körüklemeye çalışıyorlar” dedi. Carlson’ın, “Bahsettiğiniz tehdidin Rusya’nın Polonya ve Letonya’yı işgal etmesi, yayılmacı davranışı olduğunu düşünüyorum. Rus birliklerini Polonya’ya göndermeyi düşünüyor musunuz?” sorunu yanıtlayan Putin, “Yalnızca tek bir durumda, Polonya Rusya’ya saldırırsa. Neden? Çünkü bizim Polonya’yla, Letonya’yla ya da başka herhangi bir yerle işimiz yok. Bunu neden yapalım ki? Bizim hiçbir çıkarımız yok. Bu sadece tehdit tacirliği” dedi.
Kuzey Akım
Tucker Carlson’ın “Nord Stream’i kim havaya uçurdu?” sorusunu yönelik Putin, “Kesinlikle siz” diyerek güldü. Carlson, “O gün meşguldüm. Nord Stream’i ben havaya uçurmadım” dedi. Putin ise, “Kişisel olarak sizin bir mazeretiniz olabilir ama CIA’in böyle bir mazereti yok” şeklinde cevap verdi. “Bunu NATO’nun ya da CIA’in yaptığına dair kanıtınız var mı?” sorusunu cevaplayan Putin, “Ayrıntılara girmeyeceğim ama insanlar bu tür durumlarda hep şunu söylüyor, ‘Bununla ilgilenen birini arayın’. Ancak bu durumda sadece ilgilenen birini değil, aynı zamanda yetenekleri olan birini de aramalıyız. Çünkü ilgilenen çok kişi olabilir ama hepsi Baltık Denizi’nin dibine inip bu patlamayı gerçekleştirebilecek kapasitede değil. Bu ikisinin birbiriyle bağlantılı olmalıdır: Kim ilgileniyor ve bunu kim yapabilir?” dedi.
“Kim gelirse gelsin Rusya’ya yönelik tutum değişmez”
“Joe Biden’dan sonra yeni bir yönetim gelse ABD hükümetiyle yeniden iletişim kurabileceğinizi düşünüyor musunuz, yoksa başkanın kim olduğu önemli değil mi?” soruna yönelik Putin, “Bu liderle ilgili değil, kişiliğiyle ilgili değil. Mesela Bush’la çok iyi bir ilişkim vardı. Rusya konusunda da pek çok hata yaptığını düşünüyorum. Ancak genel olarak kişisel, insani düzeyde onunla çok iyi bir ilişkim vardı. Diğer politikacılardan daha kötü değildi. Oda diğerleri gibi ne yaptığını anlıyordu. Trump’la böyle kişisel ilişkilerim vardı” şeklinde cevap verdi. Putin, ABD başkanlık seçimlerinde yeni bir başkanın seçilmesinin de “elitlerin Rusya’ya karşı tutumunu değiştirmeyeceğini” işaret etti.
“Elon Musk’ı durdurmak mümkün değil”
Yapay zeka ile ilgili soruyu cevaplayan Putin, “İnsanlık şu anda birçok tehditle karşı karşıyadır. Genetik araştırmalar sayesinde artık insanüstü, uzmanlaşmış bir insan, genetiği değiştirilmiş bir atlet, bilim insanı, asker oluşturmak mümkün. Elon Musk’un halihazırda ABD’de insan beynine çip yerleştirdiğine dair haberler var. Bence Elon Musk’ı durdurmak mümkün değil, kendisi uygun gördüğü şeyi yapacak. Yine de onunla ortak bir zemin bulmanız, onu ikna etmenin yollarını aramanız gerekiyor. Onun akıllı bir insan olduğunu düşünüyorum, öyle olduğuna gerçekten inanıyorum. Yani onunla bir anlaşmaya varmanız gerekiyor çünkü bu sürecin belirli kurallara tabi olması gerekiyor” dedi.
“Evan Gershkovich’in ABD’ye dönebileceği ihtimalini gözardı etmiyorum”
Putin yaklaşık 1 yıldır Rusya’da casusluk suçlamasıyla cezaevinde olan Wall Street Journal muhabiri Evan Gershkovich’in serbest kalıp kalamayacağı yönündeki soruyu ise, “O kadar çok iyi niyet jesti yaptık ki artık bunların tükendiğini düşünüyorum. Kimsenin bize bu şekilde karşılık verdiğini görmedik. Ancak teorik olarak ortaklarımızın karşılıklı adımlar atması durumunda bunu yapabileceğimizi göz ardı etmediğimizi söyleyebiliriz. Ortaklar derken öncelikle özel hizmetlerden bahsediyorum. Özel servisler birbirleriyle temas halinde, o konuyu konuşuyorlar. Biz bunu çözmeye hazırız ama özel servis kanallarında tartışılan bazı şartlar var. Bir anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum. O sadece bir gazeteci değil, gizli bilgileri gizlice elde eden bir gazetecidir. Gershkovich’in anavatanına dönebileceğini göz ardı etmiyorum” şeklinde cevapladı.
“Rusya’nın yenilmeyeceğini anlamaya başladılar, diyaloğa hazırız”
Ukrayna ile müzakerelere dair tekrar sorulan soruyu yanıtlayan Putin, “Şu ana kadar Rusya’nın savaş alanında stratejik bir yenilgiye uğratılacağına dair görüş vardı.. Artık görünüşe göre bunu başarmanın zor olduğunu, fark etmeye başlıyorlar. Bana göre bu, imkansızdır, hiçbir zaman da olmayacaktır. Bana öyle geliyor ki artık Batı’da iktidarda olanlar da bunun farkına varmaya başladı. Eğer öyleyse, eğer farkına varıldıysa, bundan sonra ne yapacaklarını düşünmeleri gerekir. Biz bu diyaloğa hazırız” ifadelerini kullandı. – MOSKOVA
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fox News’ün eski sunucularından olan eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a Moskova’da verdiği röportajda, ABD, AB ve NATO’ya seslenerek, Rusya’yı Ukrayna ile yaptığı savaşta yenmenin Batı için ” imkansız” olduğunu anlamaları gerektiğini ifade etti.
“RUSYA’YI YENİLGİYE UĞRATMAK İMKANSIZ”
Rus lider, “Şu ana kadar Rusya’yı savaş alanında stratejik bir yenilgiye uğratma yönünde gürültü ve çığlıklar vardı. Ama şimdi görünüşe bakılırsa bunu başarmanın, eğer mümkünse, çok zor olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bana göre öyle, imkansız.” dedi.
“SAVAŞI DURDURMAK İSTİYORSANIZ SİLAH TEDARİKİNİ BIRAKIN”
Putin, Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta haklı olduğunu tarihi gerekçelerle uzun uzun anlatırken, Washington yönetimine, “Eğer gerçekten savaşı durdurmak istiyorsanız, silah tedarikini bırakmanız gerekir.” diye seslendi.
İSTANBUL’DAKİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DE DEĞİNDİ
Ukrayna’daki savaşın ikinci yılının geride kaldığı günlere denk gelen röportajda Putin, Rusya ve Ukrayna’nın “er ya da geç” anlaşmaya varacağını söyleyerek, müzakere yolunun açık olduğuna da işaret etti. Ukrayna ile Rusya arasında Türkiye’nin arabuluculuğu ile İstanbul’da yapılan barış görüşmelerine birçok kez değinen Putin, İstanbul görüşmelerinde mutabakata varılan kararların uygulanması durumunda savaşın çoktan bitmiş olabileceğini, ancak ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin vazgeçirmesiyle Ukrayna’nın geri adım attığını iddia etti. NATO’nun genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
“NATO GENİŞLERSE HER ŞEY SOĞUK SAVAŞ SIRASINDAKİYLE AYNI OLACAK”
Rus lider Vladimir Putin, iki saatten fazla süren röportajda, NATO’nun 1990’ların başından bu yana yürüttüğü genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koydu. NATO’nun genişlemesine gerek olmadığını savunan Putin, “NATO genişlerse her şey Soğuk Savaş sırasındakiyle aynı olacak, yalnızca Rusya sınırlarına daha yakın olacak. Bu kadar.” ifadelerini kullandı. Vladimir Putin, ABD’nin bu konuda verdiği sözü tutmadığını söyleyerek, “NATO’nun, doğuya doğru genişlemeyeceğine dair sözünüz vardı ama bu 5 kez gerçekleşti.” dedi.

“POLONYA’NIN İŞGALİ SÖZ KONUSU DEĞİL”
Carlson’ın sorusu üzerine Putin, Moskova’nın bölgedeki diğer NATO üyesi ülkelerin (Polonya ve Letonya) veya genel olarak Avrupa kıtasının Rusya tarafından işgalinin söz konusu olmadığını belirtti.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİYLE İLGİLİ DE KONUŞTU
ABD’nin Ukrayna’ya silah desteğinde bulunmasından dolayı ABD Başkanı Joe Biden ile “konuşacak hiçbir şeyi olmadığını” söyleyen Putin, kasımda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde yeni bir başkanın seçilmesinin de “elitlerin Rusya’ya karşı tutumunu değiştirmeyeceğini” anlattı. Rus lider, küresel güç dengesindeki değişim nedeniyle uluslararası hukukun da değişmesi gereğine değindi. Putin, tutuklu Wall Street Journal (WSJ) muhabiri Evan Gershkovich konusunda da “anlaşmaya varılabileceğini” kaydetti. Bu konuyu çözmek istediklerini belirten Putin, “Ancak özel servis kanallarında tartışılan bazı terimler var. Anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum” dedi. Putin, Gershkovich’in, “komplo kurarak gizli şekilde bilgi topladığını” ve yaptığının “tam olarak casusluk” olduğunu, bununla birlikte iki taraf heyetlerinin bu konuyu çözme yolunda ilerlediğini belirtti.
RÖPORTAJ ABD MEDYASINDA GÜNDEM OLDU
FOX haber kanalından ayrıldıktan sonra gazetecilik faaliyetini sosyal medya platformu X’te devam ettiren Tucker Carlson’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le röportaj yapacağını duyurması ABD medyasında gündem oldu. Carlson’a konuşmayı kabul eden Putin, 2019’dan bu yana Batı medyasında ilk defa röportaj vermiş oldu. Tucker Carlson’ın söz konusu röportajı hakkında bazı Avrupa ve ABD medyasında eleştiriler yer alırken, Amerikalı gazeteci Putin’in propagandasını yapmakla suçlandı.
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 12 Şubat’ta gerçekleştirmesi beklenen Türkiye ziyareti daha şimdiden uluslararası gündemin önemli başlıklarından biri haline geldi.
Türkiye’nin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin başladığı Şubat 2022’den bu yana Putin’in gideceği ilk Batı ve NATO ülkesi olması bu ziyaretin önemini daha da artırıyor.
Başta ABD, Ukrayna ve Batı ülkeleri, ziyarete eleştirel baksalar da tahıl koridorunun yeniden canlanması ve müzakere masasına dönülmesi açısından olası sonuçlara odaklanıyorlar.
Putin’in Türkiye ziyaretinin 12 Şubat’ta gerçekleşmesi öngörülüyor.
Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Putin’in ziyaretinin aslında daha öncesi için planlandığını ancak bölgesel gelişmelerden dolayı geciktiğini kaydetti.
Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov da Putin’in ziyaretinin hem ikili hem de bölgesel konuların görüşülmesi açısından önemli olacağını belirtti.
Ukrayna’yı işgal girişimini başlattıktan sonra geçen iki senede pek yurt dışı ziyareti geçekleştirmeyen Putin, savaşın başladığı 24 Şubat 2022’den sonra ilk kez Türkiye’ye gelecek.
Savaşın ikinci yıldönümünden günler önce NATO’nun önde gelen ülkelerinden birini ziyaret edecek olması Putin’in Erdoğan ile görüşmesini daha da dikkat çekici hale getiren unsurlardan biri.
Batı yakından takip edecek
Henüz resmen ilan edilmemiş olmasına karşın Putin’in ziyaretine ilişkin hem Birleşmiş Milletler (BM) hem de ABD’den değerlendirme yapılmış olması Batı’nın ilgisini somutlayan bir durum.
BM Sözcüsü Stephane Dujarric, hafta başında düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine, Putin’in Türkiye ziyaretini yakından takip edeceklerini kaydetti.
Dujarric, tahıl koridorunun yeniden canlandırılmasına ilişkin bir soru üzerine ise BM’nin Türkiye-Rusya görüşmelerine dahil olmadığını anımsattı.
2022 Temmuz’unda oluşturulan Karadeniz Tahıl Girişimi, Türkiye ve BM’nin Rusya ve Ukrayna ile ayrı ayrı imzaladığı mutabakat muhtıraları ile yaşama geçmişti.
Rusya, kendi tahıl ürünleri ve gübresini satamadığı gerekçesiyle Temmuz 2023’te girişimi askıya aldığını açıklamıştı.
Dışişleri Bakanı Fidan da, 4 Şubat’ta verdiği bir demeçte, Putin’in ziyareti sırasında konunun mutlaka gündeme geleceğini, inisiyatifin yeni bir formülle canlandırılması için Türkiye’nin çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetmişti.
Ukrayna’nın tahıl taşıyan bazı gemilerini hâlâ Karadeniz’den geçirebildiğini ancak güvenliğin büyük sorun olmaya devam ettiğini, Rusya’nın ise sattığı tahılın parasını alamadığı için sıkıntıları olduğunu anımsatan Fidan, “Her iki tarafı da tatmin edecek bir çözüm için çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.
Dışişleri Bakanı, bir formülün bulunması durumunda bunu kamuoyuyla paylaşacaklarını da açıklamıştı.
Diplomatik kaynaklar ise mevcut durumda tahıl koridorunun yeniden canlandırılmasının güçlüğüne işaret ediyorlar.
Rusya’nın Ukrayna limanlarını kuşatmayı sürdürdüğü, uluslararası toplumun da bankacılık, sigorta gibi alanlarda Rusya’nın beklentilerine yanıt vermediği bir ortamda tahıl koridoru girişiminin canlanmasının zor olacağı yapılan değerlendirmeler arasında.
ABD’den ‘anlamlı rol’ vurgusu
Putin’in ziyaretini yakından izleyecek bir başka başkent ise Washington olacak. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, 5 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, Putin’in Türkiye ziyareti ile ilgili bir soruya da yanıt verdi.
“Eğer herhangi bir ülke Rusya’nın bazı kötü niyetli davranışlarından vazgeçme konusunda anlamlı bir rol oynayabilecekse bunu kesinlikle memnuniyetle karşılarız,” değerlendirmesini yapan Patel, Karadeniz tahıl koridoru girişimini anımsattı.
Sözcü Yardımcısı, “Ukrayna tahılının gitmesi gereken yere ulaşmasının ve bu alanda güvenilir bir ilerleme kaydedilmesinin kritik önemini hissetmeye devam ediyoruz. Bu kesinlikle hoş karşılanacak bir şey” dedi.
Diplomatik kaynaklara göre, ABD’nin Putin’in ziyaretine bakışı tahıl koridoru ile sınırlı değil.
Rus Devlet Başkanı’nın NATO ülkesi Türkiye’yi ziyaretini ittifak içinde yeni kırılmalar yaratmak amacıyla kullanmasından kaygı duyan Washington, ziyaret sırasında Türk yetkililerin verecekleri mesajların önemine dikkat çekiyorlar.
Kaynaklara göre, ABD’nin bu yöndeki çekinceleri geçen hafta Ankara’da temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Vekili Victoria Nuland tarafından Türk yetkililere aktarıldı.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğü vurgusu
Ankara, ABD ve Batı’nın bu yöndeki söyleminin savaşın başladığı günden bu yana sürdüğü ancak Türkiye’nin izlediği politikanın temel ilkelerinin değişmediği yanıtı veriyor.
Ukrayna’nın siyasi ve toprak bütünlüğünün korunmasından yana olduğunu kaydeden Ankara, taraflar arasında olası bir barış anlaşmasının sağlanması için her iki tarafla da konuşabilen aktörlerin olması gerektiğini, Türkiye’nin tam da bu rolü oynadığını kaydediyor.
Türkiye, savaşın başladığı Şubat 2022’den sadece haftalar sonra Rus ve Ukraynalı dışişleri bakanlarını Antalya’da bir araya getirmiş ancak anlaşma sağlanamamıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’e barış görüşmeleri için Türkiye’nin ev sahipliği yapabileceği önerisini dile getirmişti.
Dışişleri Bakanı Fidan, bu unsurların yanı sıra Türkiye ile Rusya’nın birçok çatışma noktasında varlık gösterdiklerini, başta Suriye, Kafkaslar ve Orta Doğu’da şiddetin daha da yayılmaması için Ankara- Moskova arasında kurulan diyaloğun önemli olduğunun altını çiziyor.
]]>
Ukrayna’daki savaş üçüncü yılına giriyor. Son birkaç ayda cephe hattı pek değişmedi. Peki, 2024’te savaşın gidişatı değişebilir mi?
Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy, ülkesinin bahar aylarındaki taarruzunun umduğu kadar başarılı olmadığını kabul etti. Rusya hâlâ Ukrayna topraklarının % 18’ini kontrol ediyor.
Üç askeri uzmana, gelecek 12 ay içinde neler olabileceğini sorduk.
Savaş devam edecek ama sonsuza kadar değil
Barbara Zanchetta, Savaş Çalışmaları Enstitüsü, King’s College Londra
Ukrayna’daki savaşın sona erme ihtimali pek iç açıcı görünmüyor. Geçen yılın bu dönemine kıyasla Vladimir Putin siyasi ve askeri anlamda daha güçlü.
Cephedeki durum hâlâ belirsiz. Son dönemde Ukrayna’nın kış taarruzu durmuş gibi görünüyor. Ancak Rusların da ilerlemesi yok. Her zamankinden daha çok, savaşın sonucu çatışmadan binlerce kilometre uzaklıkta, Brüksel’de ve Washington’da alınan kararlara bağlı olacak.
Batı’nın 2022’de ortaya koyduğu ve 2023’te de sürdürdüğü etkileyici birlik gösterisi yalpalamaya başlıyor.
ABD’nin savunma yardım paketi, Başkan Joe Biden’ın doğru bir şekilde işaret ettiği gibi Washington’daki “ucuz siyaset” tarafından rehin tutuluyor. AB’nin ekonomik yardımının geleceği de, Macaristan’ın uyumsuz tutumuna bağlı görünüyor.
Batı başkentlerindeki tereddüt, Putin’i cesaretlendirdi. Kamuoyu önündeki son davranışları ve cüretkar açıklamaları, Putin’in bu savaşa uzun vadeli baktığını gösteriyor.
Peki, Batı’nın Putin’e ve temsil ettiği her şeye karşı çıkmaya devam edecek gücü var mı?
AB’nin Ukrayna ve Moldova’yla üyelik müzakerelerini başlatma kararı sembolik olmaktan öte. Bu, dolaylı olarak Kiev’e desteğin süreceği anlamını da taşıyor. Çünkü Rusya’nın tam bir zaferiyle Ukrayna’nın AB’de bir geleceği olmasının imkanı yok.
Washington’da ise Ukrayna politikasının tam tersine çevrilmesi çok olası değil.
Kamuoyu yoklamalarında eski Başkan Trump’a desteğin artmasıyla, ABD yardımıyla ilgili kıyamet senaryoları yazmak çekici olabilir. Ancak Trump, tüm o teatral gösterilerine karşın, 2016’da NATO’dan çıkmadı. Ayrıca, Amerika’nın 75 yıllık transatlantik ortaklığını tek başına değiştiremez.
Bu tabii ki, Batı cephesindeki çatlakların anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden, Batı ve dolayısıyla Ukrayna için 2024 daha zor olacak.
Demokrasiler için, bir savaşa destek vermekteki uzun vadeli uzlaşma, hesap verme zorunluluğu olmayan otokrat yönetimlere kıyasla hep daha zorlu olmuştur.
Büyük olasılıkla, savaş 2024 boyunca devam edecek ama sonsuza kadar sürüp gidemez.
Batı’nın isteksizliği Rusya’yı cesaretlendirirken, bir darbe ya da sağlık sorunu Putin’in düşüşünü beraberinde getirmezse, tek öngörülebilir sonuç müzakereler yoluyla varılacak bir uzlaşma. Şimdilik iki taraf da bunu reddetmeye devam ediyor.
Bir yıllık konsolidasyon dönemi
Michael Clarke, Eski Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü Genel Direktörü
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesiyle, büyük bir savaş Avrupa kıtasına geri geldi. 2023’te savaşta yaşanan gelişmeler de sanayi çağına özgü savaşın da geri döndüğünü gösteriyor.
Sanayi çağındaki savaşlar, ekonomileri kısmen ya da bazı durumlarda tamamen, savaş malzemelerinin üretimine yönlendiriyor. Rusya’nın savunma bütçesi 2021’den bu yana üç katına çıktı ve gelecek yıl kamu harcamalarının % 30’unu oluşturacak.
Bu durum da, Ukrayna’daki savaşı Avrupa’da geçen yüzyılın ortasından bu yana görülen en uzun ve travmatik gelişme haline getiriyor.
Gelecek yıl, Rusya ile Kuzey Kore ya da İran’daki tedarikçileriyle, Ukrayna ile Batılı destekçilerinin, sanayi çağındaki bir savaşın bitmek bilmez gerekliliklerini karşılamaya muktedir ve hazır olup olmadıklarını gösterecek.
Rus güçleri tüm cephe hattında yeniden bastırmaya çalışabilir. En azından Donbas bölgesinin tamamını ele geçirmek için. Ukrayna da büyük ihtimalle Karadeniz’in batısı ve Boğazlara açılan hayati önemdeki ticaret koridorunda kontrolü ele geçirmiş olmasından faydalanacak.
Kiev ayrıca, bazı bölgelerde Rus işgalcilerin dengesini bozmak için daha fazla askeri sürpriz yapmaya çalışacak.
Ancak asıl olarak, 2024 hem Kiev hem de Moskova için konsolidasyon yılı olacak gibi görünüyor.
Rusya’nın stratejik bir taarruz düzenleyebilmesi için gereken eğitimli personel ve malzemesi en azından 2025 baharına dek yok.
Bu arada, Ukrayna’nın da savaşı sürdürebilmek için Batı’nın mali ve askeri desteğine ihtiyacı var. Gelecekte bir dizi taarruz düzenleyebilecek koşulları yaratabilmesi için yapısal güçlerini toplamak zorundalar.
Sanayi çağı savaşları, toplumlar arasındaki bir mücadele. Cephede neler olduğu, bu mücadelenin sadece bir göstergesi.
2024’te savaşın yönü, Avdiivka, Tokmak, Kramatorsk ya da cephe hattındaki yıkıma uğramış yerlerden çok, Moskova, Kiev, Washington, Pekin, Tahran ve Pyongyang’ta belirlenecek.
Ukrayna, Kırım civarında Rusya’ya bastıracak
Ben Hodges, ABD Ordusu’ndan emekli general
Rusya, Ukrayna’yı tamamen ele geçirebilecek kabiliyetten yoksun ve şu anda elinde olan bölgelere tutunmak için elinden geleni yapacak. Zamanı da, bir yandan Batı’nın Ukrayna’ya yardım etme iradesini kaybedeceğini umarken, bir yandan savunma hatlarını güçlendirmekte kullanacak.
Ancak Ukrayna durmayacak. Bu bir ölüm kalım savaşı ve dururlarsa, Rusya’nın ne yapacağını biliyorlar. ABD’nin kararlılığındaki azalma konusundaki kaygılar ışığında, daha çok Avrupa ülkesi yardımları artırmaktan bahsediyor.
Ancak ben gelecek yılın başlarında ABD’nin stratejik omurgasını yeniden bulmasını ve geciktirilen yardım paketinin Kongre’den geçmesini bekliyorum.
Bu nedenle, Ukrayna’nın insiyatifi yeniden ele geçirmek için şunları yapacağını öngörüyorum;
Yaz başında Ukrayna ilk kez, Rus uçaklarıyla mücadelesini geliştireceğini ve kendi hava savunma sistemlerini güçlendirmesini umduğu ABD yapımı F-16 savaş uçaklarını kullanabilecek.
Ukrayna’nın Rus işgali altındaki stratejik önemi en büyük toprağı Kırım. Biz buna “belirleyici alan” diyoruz.
Ukrayna, Sivastopol’daki Rus donanmasının, hava üslerinin ve Dizankoy’daki lojistik üssünün buralarda barınmasına engel olmak adına baskıyı artırmak için elinden geleni yapacak.
Bu konseptin işe yaradığını zaten kanıtladılar. İngiltere’nin verdiği sadece üç Storm Shadow güdümlü füzesiyle, Karadeniz Filosu’nun komutanını filonun üçte birini Sivastopol’dan çekmeye zorladılar.
Tabii ki Ukraynalıların sınırsız kaynakları yok. Özellikle de top mermileri ve uzun menzilli silahlarda.
Ancak Rus askerleri daha kötü durumda. Savaş bir irade ve lojistik sınavı. Rus lojistik sistemi kırılgan ve Ukrayna’nın sürekli baskısı altında.
]]>
Yaklaşık iki yıldır dünya gündeminin üst sıralarında olan Ukrayna’daki savaş 2024’te de devam edecek. Ancak bazı yeni faktörler bu savaşın gelişimini etkileyebilir.
2024’te bu savaşı etkileyecek beş faktörü inceledik.
Mali kaynaklar yani para
Şubat 2022’de başlayan işgalin ilk haftalarında Ukrayna’nın Rusya karşısındaki direnişi pek çok kişiyi şaşırttı. Bu da Kiev’in müttefiklerinin silah ve yardımlar konusunda kesenin ağzını açmasının nedenlerinden biri oldu.
Ancak hali hazırda iki yüklü yardım paketinin askıya alınmış olması sahadaki duruma yansıyacaktır.
ABD’de mevzuata göre Ukrayna’ya yapılacak yardımlar Kongre’den onay almak zorunda. Kongre’de şu anda Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında diğer harcamalar konusunda bir tartışma devam ediyor.
Ukrayna için ön görülen 61 milyar dolar değerindeki askeri paketin Ocak ayı başına kadar yeniden görüşülmesi beklenmiyor.
Avrupa Birliği’nin 50 milyar euroluk yardım paketi de Macaristan engeline takılmış durumda.
Viktor Orban yönetimi , AB’nin geri kalanının aksine fiilen Moskova’nın yanında konumlanıyor ve Ukrayna’ya yapılan yardımların tamamen durdurulmasını istiyor.
Silahlar
Dış yardımın gecikmesi, Kiev yönetiminin orduya gelişmiş silahlar sağlama kabiliyetini zayıflatıyor.
Bu durum Ukrayna’da endişe, Moskova’da ise tazelenen güven anlamına geliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, her yıl sonu yaptığı basın toplantısında, ülkesinin askeri anlamda gücüne güç kattığını savunurken, Kiev’e verilen “açık çekin” de tükenmeye başladığını öne sürdü.
Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy de benzer bir basın toplantısında durumun zorluğunu kabul etmekle birlikte “askeri yardım sorununun yakın zamanda çözüleceğini” savundu.
Zelenskiy ayrıca Ukrayna’nın insansız hava aracı üretim kapasitesini de artırabileceğini umduğunu ifade etti.
Avrupa Birliği Kasım ayında yaptığı değerlendirmede, Ukrayna’ya bir milyon 155 mm’lik mermi tedarik etme hedefine Mart 2024’e kadar ulaşamayacağını kabul etti.
Zelenskiy, Ukrayna’nın karşı saldırısının daha erken başlamamasının nedenlerinden birinin mühimmat eksikliği olduğunu savundu.
Ukrayna ordusu yetkilileri BBC’ye yakın zaman önce yaptıkları açıklamada, mühimmat tasarrufu yaptıklarını aktardı.
Ukrayna ordusu, cephane sıkıntısı nedeniyle, elinde tuttuğu bölgelerden çekilmek zorunda kalabilir.
Şu anda Rusya, Ukrayna topraklarının yaklaşık %17’sini kontrol ediyor.
Ukrayna, savaşın ülke ekonomisine 150 milyar dolara mal olduğunu tahmin ediyor.
Kiev yönetimi 2024 yılında orduya 43,2 milyar dolar harcamayı planlıyor.
Rusya’nın 2024 yılı askeri bütçesi ise 112 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.
İnsan gücü
2024’te yeterli sayıda askere sahip olmak her iki taraf için de güç olmaya devam edecek.
Şubat 2022’den önce Ukrayna’nın nüfusu 44 milyon civarındaydı.
Savaşın ilk aylarında altı milyon Ukraynalının ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyordu. Ancak şimdi birçoğunun geri döndüğüne inanılıyor.
Yüzbinlerce kişi Rus işgali ve devam eden saldırılar nedeniyle ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Binlerce sivil öldürüldü.
Ukrayna, sıkıyönetim kapsamında 18 ila 60 yaş arası erkeklerin ülkeyi terk etmesini yasakladı.
Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Umerov da yakın zaman önce, yurt dışında yaşayan Ukraynalı erkeklere askerlik çağrısı yapılabileceğini söyledi.
Askerlik çağındaki yüz binlerce Ukraynalı erkeğin yurt dışında yaşadığına inanılıyor.
Estonya, halihazırda ülkede yaşayan Ukrayna vatandaşlarının askere alınması konusunda Kiev’e yardım edebileceğini duyurdu.
Rusya Ukrayna’ya kıyasla çok daha büyük bir orduya sahip ancak Moskova’nın savaşın iki yılındaki kayıpları çok büyük oldu.
Askeri uzmanlar Rus kayıplarını “kıyma makinesi” örneği ile anlatıyor.
Eğitimleri maliyetli olan ve yıllar süren hava indirme komandoları gibi elit birimlerin çoğu kaybedildi.
Genel seferberlik ilanının ardından bir milyona yakın Rus’un ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyor. Rus yetkililer, ordunun ihtiyacını karşılamak için mahkumları ve göçmenleri askere alma yoluna gitti.
Her iki taraf da asker kayıplarını açıklamıyor. Ukrayna tarafındaki kayıpların ise “onbinler” olduğu tahmin ediliyor.
BBC Rusya Servisi, Aralık 2023’ün sonunda öldürüldükleri doğrulanan Rus askerlerinin sayısının 40 bin kişiye ulaştığını belgeledi.
ABD istihbaratı, öldürülen veya yaralanan Rusların toplam sayısının 315 bine ulaşabileceğini değerlendiriyor.
Ukrayna gündemi yorgunluğu
Kiev’i bugün en çok endişelendiren şey, “Ukrayna yorgunluğu” olarak adlandırılan durum.
Ülkenin mücadelesine, müttefik ülkelerin kamuoylarındaki ilgi ve empati azalmaya başladı.
Hollanda ve Slovakya’da yapılan son seçimlerin sonucu da bunu gösteriyor. Slovakya Ukrayna’ya büyük bir yardım paketini durdururken, Hollanda uzun süredir vaat ettiği F-16 jetlerini Ukrayna’ya göndermeyebilir.
ABD’de de Kasım 2024’te yapılacak seçimler, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü ile sonuçlanırsa bu, Ukrayna ve Rusya’ya yönelik ciddi bir politika değişikliği anlamına gelebilir.
Amerika’daki kamuoyu yoklamaları, Washington’un Ukrayna’ya gereğinden fazla yardım ettiğine inananların oranının yüzde 21’den yüzde 41’e çıktığını gösteriyor.
Avrupa Birliği’ndeki 27 ülkeden sekizinde, Ukrayna’ya yardım yapılmasına karşı olanların sayısı, taraftar olanlardan daha fazla çıkıyor.
Hem Ukrayna hem de Rusya yeni yılda ‘Küresel Güney’den destek aramaya devam edecek.
Geleneksel olarak Orta Doğu, Latin Amerika ve Afrika’nın pek çok ülkesi ABD karşıtlığı nedeniyle Moskova’yla dostane ilişkiler içindeydi. Ukrayna işgalinin başlangıcından bu yana Rusya konumunu güçlendirmeye çalışırken, Ukrayna da nüfuz kazanmaya çalıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, son 12 ayda dört kez Afrika’ya gitti ve bu süreçte 14 ülkeyi ziyaret etti. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba aynı dönemde Afrika’ya yaptığı iki ziyarette dokuz ülkeyi ziyaret etti.
Ukrayna, hem Moskova’nın propagandasının hem de Wagner paralı asker grubunun Afrika’da oluşturduğu nüfus alanına karşı mücadele etmek zorunda.
Oyunun sonu?
“Peki bu savaş nasıl bitecek?”
Bu, pek çok politikacının ve uzmanın yanıtlamaya çalıştığı soru.
Ukrayna, ancak Rus işgalinin tamamen bitmesi ve uluslararası kabul gören sınırlara dönüş halinde çatışmaların biteceğini savunuyor.
Kiev, Rusya ile daha azı için yapılacak bir uzlaşmanın, dünyanın diğer yerlerindeki benzer çatışmalarda saldırgan gücü teşvik edeceği uyarısını yapıyor.
Rusya ise Batı ile daha geniş çağlı bir çatışmaya odaklandığını ve savaşın gerektiği kadar süreceğini söylüyor.
2024 Ukrayna için zorlu bir cephe savaşı, Rusya için daha fazla uluslararası izolasyon getirebilir.
Gazze savaşının yanında ve başka sıcak çatışmaların ortaya çıkma riskiyle birlikte, Ukrayna savaşı, dünya siyasi düzeni ve küresel ekonomi üzerindeki etkisinin boyutuna rağmen, diğer ülkeler için daha az odak noktası olacak.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>