Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Eskişehir’de aday tanıtımında; “Ne diyorlar; ‘Emekliye para verince bütçeye şu kadar yük biniyor, bunu kaldıramıyoruz’ O zaman hiç verme, bütçeye hiç yük binmesin. Yöneticiler şunu bilmediği sürece iş çözülemez; piyasaya verilecek olan para direkt olarak tüketime giriyorsa bu para iyi paradır, gerekli paradır. Bunu piyasada sağlayabileceğiniz en önemli grup ve grupların başında emekliler gelir. Dolayısıyla emekliye verilen para aslında hükümetler ve devlet için bir can suyudur. Bir kısıtlayıcı unsur, bir yük değildir, ekonomiye can suyudur” dedi.
BTP, Eskişehir’de aday tanıtım toplantısı düzenledi. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın da katıldığı programda, BTP Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Fahri Gürgenburan ve ilçe adayları tanıtıldı. Programda konuşan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, gündeme dair açıklamalar yaptı.
TÜİK’in kişi başı gelirin 13 bin dolar olduğu yönündeki açıklamasını değerlendiren Baş, şunları söyledi:
“KİŞİ BAŞI 13 BİN DOLAR KİME GİDİYOR?”
“13 bin dolar kişi başı gelirden bahsediliyor. Bu, aylık 40 bin liraya yakın bir para yapıyor yani her bir kişinin cebine 40 bin lira girmiş olması anlamına geliyor. Bu da 4 kişilik bir ailenin evine aylık 160 bin lira para girmiş olması anlamına geliyor, 2023 yılında devletin açıkladığı resmi verilere göre. Şimdi burada evine 150 bin lira para giren kaç kişi var? Benim tanıdığım evine 150 bin lira giren insan sayısı gerçekten çok az. Şimdi bu şu anlama geliyor; demek ki bizim olan bir para, adil paylaşıldığında bizim cebimize evimize girecek olan bir para bizim cebimize girmiyor ve başka bir yerlere gidiyor.
“SİZİN PARANIZI SEÇİM ÇALIŞMASINDA KULLANIYORLAR”
Toplumun çalışan insanlarının neredeyse yarısı asgari ücretle çalışıyor ve bu şu bin lira giriyor. Şimdi ben size, ‘Arkadaşlar seçim çalışması yapacağız, onar bin lira verin’ desem, ‘Dalga mı geçiyorsun’ dersiniz. Niye? Cebinizdekini istiyorum da ondan ama siz farkında değilsiniz, o onar bin liranın kat be katını bugün iktidar sahiplerine teslim ettiniz, seçim çalışması diye harcıyorlar.
“BU MANTIKLA DAHA YOKSUL OLURUZ”
Bize düşen bir sistem kurmak. Bu sistemle birlikte hiç kimsenin şahsi menfaatini toplum menfaatinin üstünde tutabilmesine imkan sağlamamak, bize düşen bu. Şimdi kızıyoruz; Cumhurbaşkanı kararnamelerle şu kararları aldı vs. diye. Şimdi o, anayasal yetkilerle birlikte ülkenin bütün varlığını, bütün imkanını, bütün kararını kendisine bağladı ve biz şikayet ediyoruz. Bu yetkiyi biz verdik, bunu biz yaptık ve bekliyoruz ki O kendine çeki düzen versin, değişsin! Olmaz, bizim değişmemiz lazım, bizim zihniyetimizin değişmesi lazım, mantığımızın değişmesi lazım. Sabit mantıklarla bu yolların sonucu çıkmaz sokak, yine çıkamayacağız. 100 sene geçsin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşları üzülerek söylüyorum, 100 sene sonra ancak daha yoksul olur, ülkemizdeki sığınmacı nüfusu bizi geçer.
“BAĞIMSIZ TÜRKIYE PARTISI’NIN ADAYLARINA OY VERIN”
Böyle giderse bunlar olur; daha da yoksullaşırız, daha da imkansızlaşırız, daha da ülkeyi terk etmeye başlarız. Bırakın 100 seneyi 10 sene sonrası belli. Nitekim 2002 2012’den daha iyiydi, 2012 2022’den daha iyiydi, 2032 de 2022’den daha kötü olacak gidilen yol bu. Bunu değişmemiz lazım, nasıl değişeceğiz? İktidarı değişerek. Peki iktidarı değişmek için elimizdeki en güçlü argüman ne dersek; muhalefeti iktidar etmemiz lazım. Bak kafa hep böyle çalışıyor, çünkü bize böyle yüklüyorlar, bizi böyle kodluyor; bu iktidarı değişmek istiyorsan bu muhalefeti iktidar etmek zorundasın. Bu muhalefet iktidar olmak istemiyor anlatamıyoruz herhalde, istemiyor. Böyle bir derdi yok, böyle bir gündemi yok muhalefetin. Tek gündemleri muhalefette iktidar olarak kalmak. Ülkenin temel meselelerini çözmek gibi bir derdi yok. Bu derdi olmayan insanlara oy vermekle nereye varabiliriz? Hiçbir yere varamayız, varamıyoruz da varamayacağız da. Bunu değişmemiz lazım. Her yeri geziyoruz ve şunu söylüyoruz; Bağımsız Türkiye Partisi’ni destekleyin, Bağımsız Türkiye Partisi’nin adaylarına oy verin.
“EMEKLİYE VERİLEN PARA YÜK DEĞİL PİYASAYA CAN SUYUDUR”
Emeklilik hususu ile ilgili bizim parti yaklaşımımız anlaşılsın diye söylüyorum; birincisi eğer hükümetler, ‘Biz birine para verdiğimizde bu bizim sırtımızda yük’ olur diye düşünüyorsa o zaman biz emekliye hiç para vermeyelim. Emekliye verdiğimiz para bir yük ise hiç vermeyelim daha iyi. Doğru mu, şimdi mantık kuruyorum. Ne diyorlar; ‘Emekliye para verince bütçeye şu kadar yük biniyor, bunu kaldıramıyoruz’ O zaman hiç verme, bütçeye hiç yük binmesin. Çok basit bir analiz. Yöneticiler şunu bilmediği sürece iş çözülemez; piyasaya verilecek olan para direkt olarak tüketime giriyorsa bu para iyi paradır, gerekli paradır. Bunu piyasada sağlayabileceğiniz en önemli grup ve grupların başında emekliler gelir. Dolayısıyla emekliye verilen para aslında hükümetler ve devlet için bir can suyudur. Bir kısıtlayıcı unsur, bir yük değildir, ekonomiye can suyudur ama bunun için farklı bir zihniyet lazım, bu zihniyetle olmaz.
“YEDİLER, VERECEK PARA BULAMIYORLAR”
Bizim dedelerimiz 45 yaşında emekli oldu, babalarımız 55 yaşında, Bizler 65 yaşında olacağız, çocuklarımız muhtemelen 75 yaşında emekli olacaklar, onların çocuklarını
emekli bile yapmayacaklar sistem buraya doğru gidiyor. Şimdi soru; 45 yaşındaki
vatandaşını emekli yapan Türkiye Cumhuriyeti devleti, hani ‘Güçlendik, büyüdük, ekonomimiz büyüdü, dünya bizi kıskanıyor, Avrupa bizi kıskanıyor’ diyorlar ya… O günkü ekonomi, bugünkü ekonomiden daha mı iyiydi de 45 yaşında vatandaşını emekli yapıyordu? Bugünkü ekonomiden daha mı iyiydi de 55 yaşında bizim babalarımız emekli oldu? Onların anlatmasına göre o zaman tüp kuyruklarındaydık, ülkede buzdolabı yoktu, ülkede tuvalet kağıdı yoktu, ülkede hiçbir şey yoktu. Şimdi bunu onlar anlatıyor. Bizim ülkemizde emekli olan bir memur gidiyordu evini alıyordu, yanına bir tane araba alıyordu. Şimdi emekli olan memur kredi kartı borcunu veya kredi borcunu ödüyor ‘Allah’a şükür’ diyor. Ne evi var, ne arabası var, ne bir sosyal güvencesi var. Hiçbir şeyi kalmıyor. Bunların sebebi şu; yediler işte yediler, verecek para bulamıyorlar.
“PARA İÇİN YAPMAYACAKLARI ŞEY YOK”
Para bulabilmek için dün darbe girişiminin finansörü dedikleri insanların eteklerini öpmeye başladılar, katil dedikleri Sisi ile barışmaya başladılar. Niye? Para bulmak için. Bakın dünyada en uzak duracağını insan değerleri için değil de para için eğilip bükülen insandır. Bir insan ister devlet yönetsin, ister dükkan yönetsin, ister tek başına hayatını yaşasın para için eğilip bükülüyorsa o insandan uzak duracaksın. Şimdi bizi yönetenlerin böyle bir zafiyeti var. Para için – gösterdikleri kadarıyla söylüyorum – yapamayacakları hiçbir şey yok.
“İLK NATO TOPLANTISINDA İSVEÇ BAŞBAKANIYLA SARILACAK”
İsveç’e, ‘Bunlar Kur’an-ı Kerim yaktı, bunlar terör devletidir’ dediler. Amerika muhtemelen ‘Bak birkaç milyar veririm, siz ses çıkarmayın’ dedi ve hemen İsveç’e ‘evet’ dediler. Sisi ortada, Birleşik Arap Emirlikleri ortada. Daha önce tweet attım şimdi FETÖ’ye ‘terörist’ diyorlar. Yarını belli mi bu işin, ne yapacakları belli mi? Sisi ile anlaştın, 15 Temmuz’un finansörü Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaştınız. İsveç’e tamam dedin. İlk NATO toplantısında sarılacak. İlk NATO toplantısında, ‘terör devleti, o kur’an-ı Kerim yakan hadsizler’ dediğin ülkenin başbakanıyla sarılacaksın. Göreceğiz, bunlar kameralar çekecek, önümüze düşecek. Acaba kendini nasıl aklayacak çok merak ediyorum. O’na ‘kıymetli arkadaşım, kıymetli dostum’ diyecek.
“YARIN FETÖ’YE TERÖRİST DEMENİN SUÇ OLMAYACAĞI NE MALUM?”
Şimdi FETÖ’ye biz bugün terörist diyoruz, faaliyeti ortada yarın ona terörist demenin suç olmayacağı ne malum? Bu insanlarla bir yere varabilir miyiz, varamayız. Ha diğerleri de ne yaptı? Diğerleri de ne kadar kripto Fetöcü varsa tuttular kendi partilerine aldılar.”
]]>
Memleketi Manisa’nın Soma ilçesindeki mitingde konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, ” Türkiye’yi sevenlerden oy istiyoruz. Bedelli askerliğe kaçanlardan değil gerekirse bu vatan için canını vermeye razı olanlardan oy istiyoruz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’nın Soma ilçesinde miting yaptı, vatandaşlarla buluştu. Cengiz Topel Meydanı’ndaki mitinge CHP Lideri Özel vatandaşlar tarafından bayraklarla karşılandı. Mitingde konuşan Özel, “Bu memleketin yüzde 95’i ben Atatürkçüyüm diyor, daha doğrusu yüzde 95’inin Atatürk’le bir sorunu yok. Atatürk’ü severim diyor, vatanımızı kurtardı ülkemizi kurdu diyor. Biz de CHP olarak Atatürk’ün kurduğu partide siyaset yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Zamana zaman birileri Atatürk’ün adını anıyor ama çoğunlukta yaptıkları icraatlar cumhuriyetin kurucu kadrolarına duydukları husumeti gözler önüne seriyor. Çedes diye bir proje var, laikliğe karşı, Atatürk’e karşı ne kadar adam varsa hepsi Çedes’i savunuyor, biz de bu projenin ne kadar tehlikeli olduğunu söylüyoruz. Ne oldu biliyor musunuz, daha dün İzmir il müftüsü Çedes projesi kapsamında küçücük çocukları aldı bir mezar ziyaretine götürdü. Kimin mezarına götürdü biliyor musunuz? Esat Erbilli’nin mezarına götürdü. Esat Erbilli Menemen’de Asteğmen Kubilay’ı katledip kafasını kesip menemende gezdirenler var ya onların içinde olup da yaşı yüksek olduğu için infaz edilmeyip müebbet hapse çarptırılan, suçu sabit olan, Kubilay’ın katilinin mezarına çocukları götürmüşler. Şimdi bütün Atatürkçülerden, sadece CHP’lilerden değil MHP’liler diyor biz de Atatürk’ü seviyoruz. AK Parti seçmenin içinde Atatürk sevgisi olan yok mu çok. Herkese diyoruz ki bakın kardeşim bunlar gemi azıya aldılar. Asteğmen Kubilay’ın kafasını kesen adamın mezarına çocuğu götürenlerden bu memlekete fayda gelmez. Ben diyorum Atatürk bize bunu öğütlüyor. Atatürk, Devlet Bahçeli için öldü ama bizim için ölmedi buramızda yaşıyor” dedi.
“Emekliyle çalışanı karşı karşıya getirmeye çalışıyor”
Konuşmasında emekli ücretlerine değinen Özel, “Bizim emeklimize o kadar düşük bir enflasyon hesabı ile zam yaptılar ki yüzde 33 zam yaptılar, 7 bin 500 lirayı 10 bin lira yaptılar ve açlığa sürüklediler. Ben ’emekliye para ver’ deyince ’emekliye para verirsem çalışanlara maaş ödeyemem’ diyor. ‘Emekli başına 7 bin lira seyyanen zam 800 milyon para tutuyor, 800 milyon lirayı bulabilirsem çalışanların maaşını ödeyemem’ diyor. Emekliyle çalışanı karşı karşıya getirmeye çalışıyor, oysa bu sene 5’li çeteden, holdinglerden, müteahhitlerden alması gerekip vazgeçtiği vergi bu para kadar. Yani 5’li çeteye para var, emekliye para yok. Yani lüks otomobillerine, dünyanın en pahalı makam aracına para var emekliye yok, uçan sarayına para var emekliye yok. Yazlık sarayına para var emekliye yok. Diyor ki eğer emekliye para yoksa 31 Mart’ta oy da yok. Tayyip Erdoğan diyor ki emekliye para yok, ben Tayyip Erdoğan’ın söylediğini söyleyeyim, siz de sana da oy yok deyin belki duyar. Duyar da bir şey yapar mı yazmaz, çünkü o garibanın sesini, yoksulun sesini duymaz. Onun duyduğu ses hep zenginlerin sesi, hep fabrikatörlerin, patronların sesi. Ama ona sesimizi 31 Mart günü duyuracağız hep beraber” diye konuştu.
“Bedelli askerliğe kaçanlardan değil gerekirse bu vatan için canını vermeye razı olanlardan oy istiyoruz”
Konuşmasının sonunda bedelli askerlik yapanlara kızdırabilecek sözlere de yer veren Özel, “Türkiye’yi sevenlerden oy istiyoruz, öyle bedelli askerliğe kaçanlardan değil gerekirse bu vatan için canını vermeye razı olanlardan oy istiyoruz. Zenginler bir yanda dururken emeği sömürülen işçiden, emeklilerden, emekçilerden oy istiyoruz”
Özel, Soma mitinginin ardından Salihli mitingine geçmek üzere ilçeden ayrıldı. – MANİSA
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa Osmangazi’de; AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Murat Kurum’un “Gazze’den Somali’ye tüm dünya mazlumları, 31 Mart seçimlerini umutla bekliyor” ifadesine tepki gösterdi. Özel, “Bugün son gün, Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunuyorum: Murat Kurum’u çek, İstanbul’a Pinokyo’yu aday göster. Daha inandırıcı olursun, daha dürüst bir adayın olur, daha samimi bir adayın olur” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa’da CHP Osmangazi İlçe Başkanlığı’nı ziyaret etti. Özel, ziyaretin ardından ilçe başkanlığı önünde şu açıklamayı yaptı:
“İl başkanımız, ilçe yöneticilerimiz, büyükşehir belediye başkan adayımız, Osmangazi Belediye Başkan Adayımızla, gençlik kollarımızın, kadın kollarımızın kıymetli yöneticileriyle hem Osmangazi ve Bursa Büyükşehir seçimlerini değerlendirdik hem de yenilenen, buraya taşınan Osmangazi ilçe binamızı gezme imkanımız oldu. Ben CHP’nin il binalarının görünür olmasını, ilçe binalarının görünür olmasını ve partimize layık olmasını çok önemsiyorum.
Bütün Bursalıları, Osmangazi’deki herkesi CHP’nin Osmangazi’deki baba evine, bir çayımızı içmeye davet ediyorum. Tarif nasıl, adres nasıl derseniz dünyanın öbür ucundan tarif etsek elinizle koymuş gibi bulursunuz. Bursa’da Ulu Cami’nin tam karşısında CHP’nin ilçe başkanlığı.
“KURUM İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI OLSA İSTANBUL’UN FELAKETİ OLUR”
Dün Murat Kurum, 31 Mart seçimlerinin sonucunu Gazzelilerin beklediğini, Filistinlilerin beklediğini, Batı Şeria’nın beklediğini, 31 Mart seçim sonuçlarında Gazze’nin umutlanacağını söyleyip, kendisi kazanırsa Gazze’ye insani yardımda bulunacağını, bu yüzden Filistinli çocuklar için 31 Mart seçiminin önemli olduğunu söylemiş. Bir tarafı utanmazlık, bir tarafı riyakarlık, bir tarafı sahtekarlık, bu kadar ucuz siyaset olmaz, olmaz olsun. Bir kez daha gördüm ki, bu Murat Kurum İliç felaketinin müsebbibi ya, olamayacak ama Allah göstermesin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olsa İstanbul’un felaketi olur. Böyle bir zihniyet olmaz.
Bir yandan Recep Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Gazze’deki çocuklara yardım yapamadık, mahcup olduk.’ Türkiye’nin, bütün belediyelerimizin, Kızılay, AFAD’ın tırları Refah Sınır Kapısı’nda duruyor, bu hükümet, bu Recep Tayyip Erdoğan bu kadar İsrail ile iyi ilişkiler geliştirmiş olmasına rağmen Refah Sınır Kapısı’ndan Filistinli çocuklara yardım ulaştırmayı başaramıyor.
“FİLİSTİN’DEKİ ÇOCUKLARA YARDIM YAPMAK İÇİN 31 MART’TA AKP’NİN KAZANMASI GEREKİYORSA VAY BİZİM HALİMİZE”
Murat Kurum’dan daha seviyesiz, daha siyasetin acemisi, insanların aklını hafife alan bir belediye başkan adayı görmedim. Gazze, Filistin’deki çocuklara yardım yapmak için 31 Mart’ta belediyeyi AKP’nin kazanması gerekiyorsa vay bizim halimize. Vay Filistin’in haline. Yazıklar olsun Murat Kurum’a, Recep Tayyip Erdoğan’a.
Geçen seçimlerde de ‘Oyu Binali Bey’e mi vereceksiniz, Sisi’ye mi vereceksiniz’ diyordu. O gün Sisi ile düşmandı, Ekrem Bey’e Sisi diyordu. Daha 1 ay olmadı, gitti Sisi’nin elini sıktı, yüzünü öptü, kardeşine sarılır gibi sarıldı. Şimdi soralım, kim Sisi, Sisi nerede? Şimdi Sisi kim oldu?
“ERDOĞAN’IN YERİNDE OLSAM BU ADAYI ÇEKER ALIRIM”
Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye yerel seçimlerde verebilecek hiçbir şeyi olmamasının kanıtı İstanbul’daki adayının Murat Kurum olmasıdır. Sen İstanbul’a Murat Kurum’u layık görüyorsan, Murat Kurum da ’31’inde kazanırsak Filistin’deki çocuklara yardım yapacağız’ diyorsa, daha bundan sonra söyleyecek bir şey yoktur. Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam, buradan sonra, bugün son gün adayı çekmek için son gün. Ben bu adayı Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam çeker alırım. Murat Kurum orada duracağına oraya bir tane Pinokyo koysa Murat Kurum’dan daha inandırıcıdır. Bugün son gün, Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunuyorum: Murat Kurum’u çek, İstanbul’a Pinokyo’yu aday göster. Daha inandırıcı olursun, daha dürüst bir adayın olur, daha samimi bir adayın olur.”
“DÜNYANIN EN PAHALI UÇAĞINA PARA BULUYOR, EMEKLİYE PARA BULAMIYOR”
Özel, bir basın mensubunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilere seyyanen zam konusundaki açıklamasını sorması üzerine şunları kaydetti:
“Daha dün açıkladı Türk-İş açlık sınırı 16 bin 200 lira. Yani emekli 10 bin lira alacak, tek başına yaşıyor bile olsa açlık sınırının 6 bin lira altında yaşayacak. Bu büyük bir haksızlıktır. Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulundum, tekrar bulunuyorum: 10 bin lirayı 17 bin 2 lira olan asgari ücret düzeyine derhal çıkarmalıyız. Ben diyorum ki, en düşük emekli maaşını asgari ücret yapalım. O diyor ki, bunu böyle yaparsam çalışanlara maaş ödeyemem. Bak, emekli ile çalışan karşı karşıya değildir, yan yanadır.
Dünyanın en pahalı uçağına para buluyor. En pahalı makam arabasına, dünyanın en pahalı sarayına para buluyor, uçan saraya para buluyor, yüzen saraya para buluyor, kışlık saraya para buluyor, yazlık saraya para buluyor. Emekliye para bulamıyor. Erdoğan’ın beşli çeteye bulduğu parayı emekliye bulamamasını emeklilere şikayet ediyoruz. Erdoğan’ın saray müteahhitlerine bulduğu parayı emekliye bulamamasını emeklilere şikayet ediyoruz.
Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün 0,6 asgari ücret. Erdoğan geldiğinde emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu, bugün emekli maaşı 2,5 çeyrek altın alıyor. Erdoğan geldiğinden beri emeklilerin cebinden her ay 5,5 çeyrek altın aldı. Erdoğan geldiğinde 8 çeyrek altın alan emekliye söylüyorum. Bugün 8 çeyrek altın alsan nasıl geçinirsin, şimdi nasıl geçinemiyorsun? Çok net olarak ifade etmek isteriz, emekli karta ihtiyaç var. Emeklilerin kartına aradaki 7 bin 2 liranın hemen yüklenmesine ihtiyaç var. Bunun için de çok büyük bir paraya değil 780 milyon liraya ihtiyaç var. Hesabı yanıltıp 1,4 trilyon diyor, bu gerçeği yansıtmamaktadır. Erdoğan’ın sadece İliç’teki ve Türkiye’deki bütün madencilerin, iş adamlarının, holdinglerin ödemeleri gerekip de ödettirmediği vergi, emekliye lazım olan paraya yetmektedir. Gel İliç’teki katil firma Anagold’dan vergiyi al, holdinglerden, beşli çeteden vergiyi al emekliye ver kardeşim. İşte kaynak sana ortada. Affettiğin vergileri affetmesen, vazgeçtiğin vergilerden vazgeçmesen, zenginin zenginliğine zenginlik katmasan emeklinin sofrasına ekmek katarsın, et katarsın, süt katarsın, sobasına odun atarsın, doğal gazına para bulursun.
“EMEKLİLERİ 31 MART’TA SİZE PARA BULAMAYAN ERDOĞAN’A HESAP SORMAYA DAVET EDİYORUZ”
Biz bütün emeklileri 31 Mart’ta oy kullanırken size para bulamayan Erdoğan’a hesap sormaya davet ediyoruz. Ben bütün işçileri 31 Mart’ta oy kullanırken sizi açlığa, yoksulluğa iten Erdoğan’a hesap sormak üzere oy kullanmaya davet ediyorum. Ben esnafı, çiftçiyi, mağdurları, bütün işsizleri 31 Mart’ta bu iktidara güçlerini göstermeye ve bu iktidardan hesap sormaya davet ediyorum.”
Özel, konuşmasının sonunda, teyzesi orada bulunan SMA hastası Havva Nur isimli bir bebek için de “Havva Nur bebek için annesi ve teyzesi bir çağrıda bulunuyor. Bütün Bursalıları da Havva Nur bebeğe sahip çıkmaya davet ediyoruz” dedi.
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Çok net olarak şunu ifade etmek isteriz, emekli karta ihtiyaç var. Emeklilerin kartına aradaki 7 bin 2 liranın hemen yüklenmesine ihtiyaç var. Bunun için de çok büyük bir paraya değil 780 milyon liraya ihtiyaç var.” dedi.
Özel, Bursa’da Osmangazi İlçe Başkanlığını ziyaretinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, emekli maaşlarının asgari ücret seviyesine çıkarılması gerektiğini söyledi.
TÜRK-İŞ tarafından açıklanan açlık sınırının 16 bin 200 lira civarında olduğunu belirten Özel, şöyle konuştu:
“Emekli 10 bin lira alacak, tek başına yaşıyor bile olsa açlık sınırının 6 bin lira altında yaşayacak. Bu büyük bir haksızlıktır. Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulundum, tekrar bulunuyorum. 10 bin lirayı, 17 bin 2 lira olan asgari ücret düzeyine derhal çıkarmalıyız. Ben diyorum ki en düşük emekli maaşını asgari ücret yapalım, o diyor ki ‘Bunu böyle yaparsam çalışanlara maaş ödeyemem.’ Emekli ile çalışan karşı karşıya değildir, yan yanadır. Yarın da bu çalışanlar emekli olacak. Bu emekliler de bu memleket için yıllarca çalıştılar. Herkes bir gün emekli olacak. Onları karşı karşıya getirmek büyük bir haksızlıktır ve gerçekten emeklinin halinden anlamamaktır. Sen dünyanın en pahalı arabalarına para buluyorsun. Dünyanın en pahalı 10 makam arabasından ikisi birden bunda. Avrupa’da en pahalı makam aracına binen lider Recep Tayyip Erdoğan, onun arabası diğer liderlerinkinden pahalı ama Tayyip Erdoğan’da aynısından bir de iki tane var. Avrupa’da, dünyada 13 uçağı birden olan bir cumhurbaşkanı yok. Dünyanın en pahalı uçağına para buluyor. En pahalı makam arabasına para buluyor. Dünyanın en pahalı sarayına para buluyor. Uçan saraya para buluyor. Yüzen saraya para buluyor. Kışlık saraya para buluyor. Yazlık saraya para buluyor. Emekliye para bulamıyor. Erdoğan’ın beşli çeteye bulduğu parayı emekliye bulamamasını emeklilere şikayet ediyoruz. Erdoğan’ın, saray müteahhitlerine bulduğu parayı emekliye bulamamasını emeklilere şikayet ediyoruz.”
Özel, “Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün 0,6 asgari ücret. Erdoğan geldiğinde emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün emekli maaşı 2,5 çeyrek altın alıyor. Erdoğan geldiğinden beri emeklilerin cebinden her ay 5,5 çeyrek altını aldı. Erdoğan geldiğinde 8 çeyrek altın alan emekliye söylüyorum. Bugün 8 çeyrek altın alsan nasıl geçinirsin, şimdi nasıl geçinemiyorsun?” değerlendirmesini yaptı.
“Emekli kart” çağrısını yineleyen Özel, şunları kaydetti:
“Çok net olarak şunu ifade etmek isteriz, emekli karta ihtiyaç var. Emeklilerin kartına aradaki 7 bin 2 liranın hemen yüklenmesine ihtiyaç var. Bunun için de çok büyük bir paraya değil 780 milyon liraya ihtiyaç var. Hesabı yanıltıp 1,4 trilyon diyor, bu gerçeği yansıtmamaktadır. Erdoğan’ın sadece İliç’teki ve Türkiye’deki bütün madencilerin, iş adamlarının, holdinglerin ödemeleri gerekip de ödettirmediği vergi, emekliye lazım olan paraya yetmektedir. Sen İliç’teki katil firmadan Anagold’dan vergiyi al, holdinglerden vergiyi al, beşli çeteden vergiyi al, emekliye ver kardeşim. İşte kaynak sana ortada. Affettiğin vergileri affetmesen, vazgeçtiğin vergilerden vazgeçmesen, zenginin zenginliğine zenginlik katmasan, emeklinin sofrasına ekmek katarsın, et katarsın, süt katarsın, sobasına odun atarsın, doğal gazına para bulursun. Bu yüzden ben bu seçimin sokaktaki gündemini konuşuyorum, o da emekli yoksulluğu çalışan yoksulluğudur, kent yoksulluğudur. Biz bütün emeklileri 31 Mart’ta oy kullanırken size para bulamayan Erdoğan’a hesap sormaya davet ediyoruz. Ben bütün işçileri 31 Mart’ta oy kullanırken sizi açlığa, yoksulluğa iten Erdoğan’a hesap sormak üzere oy kullanmaya davet ediyorum. Ben esnafı, çiftçiyi, mağdurları, bütün işsizleri 31 Mart’ta bu iktidara güçlerini göstermeye ve bu iktidardan hesap sormaya davet ediyorum.”
Özel, Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’u seçim çalışmaları kapsamında dün yaptığı bir ziyaret sırasındaki sözleri dolayısıyla eleştirdi.
Konuşmasının ardından Havvanur adlı SMA hastası çocuğun teyzesiyle görüşen ve kumbaraya bağışta bulunan Özel’e, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustafa Bozbey, ilçe belediye başkan adayları, partisinin il ve ilçe yöneticileri ile partililer eşlik etti.
]]>
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Buca’da açılan 100. Yıl Kitap Kafe ve Kütüphane’yi ziyaret etti. Günde bin öğrenciyi ağırlayan ve 7/24 açık olan kafe ve kütüphanede gençlerle sohbet eden Başkan Soyer, “Oy kazanmanın en kolay ve en tatlı yolu süse, püse yatırım yapmak. Ben görev sürem boyunca 50 yıldır halı altına süpürülen alanlara yatırım yaptım. Herkese demokratik davrandım. Bundan sonrada nerede olursam olayım sizler için daha fazlasını yapacağım” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer Buca’da Aralık ayından itibaren hizmet veren kitap kafe ve kütüphaneyi ziyaret ederek gençlerle sohbet etti. Kentte 7 gün 24 saat açık olan tek kütüphane olma özelliği taşıyan ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği kütüphanede Başkan Soyer gençler tarafından ilgiyle karşılandı. Gençlerin sorularını da yanıtlayan Soyer, “Ben hiçbir şeyden vazgeçecek değilim. Sonuçta bu memleket için ne iş yapıyor olursak olalım elimizden ne geliyorsa daha fazlasını yapacağız. Bunlar nöbet işleri o yüzden ben bu dönem elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. İçim rahat. Elimden Bundan sonra nerede olursam olayım, ne yaparsam yapayım en güzelini, en iyisini yapacağım. Ben bu ülkenin geleneklerini, geçmişini, kültürünü, değerlerini çok seviyorum ve bunları korumak için canla başla çalışmaya devam edeceğim” dedi.
ASIL OLAN DEMOKRASİ MÜCADELESİDİR
Memleket için kendini vakfettiğinin altını önemle çizen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “40 yaşından sonra ne yapabilirim diye düşündüm. 40 yaşına kadar kendimi geliştirdim, çeşitli ülkeler gezdim. 50 yaşında siyasete atıldım. Bu memleket için 15 senedir hizmet üretiyorum. Demokrasinin çok kıymetli bir yaşam biçimi olduğuna inanıyorum. Demokrasi hesap verilebilirlik demek. Eğer bir ülkede demokrasi tırpanlanmışsa, azaltılmışsa, erdemleri, değerleri yok sayılmışsa bilin ki en yüksek enflasyon oranlarıyla, derin yoksulluklarla yüzleşmeye devam edeceğiz. Bu hikayeyi değiştirmenin yolu demokrasi mücadelesinden geçer. Demokrasinin olduğu yerde o ülkenin ürettiği refahı adil bir biçimde paylaştırırsınız. Demokrasi yoksa sadece bir zümrenin refahı büyür, büyük çoğunluk büyük yoksulluklar yaşar. Asıl olan demokrasi mücadelesidir” diye konuştu.
UMUTLARIMIZI ÇALIYORLAR
Başkan Tunç Soyer, “Dünyanın refahı en yüksek ülkesi olabilecekken enflasyonda, hayat pahalılığında dünyanın bir numarasıyız. Bu bir kader değil. Önce onu bilin. Bu yoksulluk, işsizlik, sefalet bir kader değil. Sadece bir yıl içinde oraya para yatıran 125 bin kişiye 170 milyar lira faiz ödediler. Kimin parası bu? Senin paran, senin vergin, bizim paramızı o milyonerlere faiz olarak verdiler. Tercih bu. O 170 milyar İzmir Büyükşehir Belediyesi bütçesinin 5 misli. O parayla biz kaç metro yapardık, kaç çocuk parkı yapardık, kaç otobüs alırdık, kaç kütüphane kurardık bir düşünün. Var olan parayı dağıtıyorlar. Hayalim güçlü bir demokrasiyi inşa etmek. Sağlıkta, eğitimde, adalette demokratik bir ülke sağlamak. Demokrasi olmayan bir ülkede yönetim kabuğunu sertleştirerek kendi içinde olur. Tek derdi varlığını sürdürmek olur. Onun dışında hiçbir şey umurunda olmaz. Popülizm olur onun harici. Birileri sizin geleceğinizi çalıyor bu hırsızlık. Popülizm kulağa hoş geliyor ama sizin istikbalinizi yok ediyor. Umutlarınızı çalıyorlar” ifadelerini kullandı.
SÜSE, PÜSE YATIRIM YAPMADIM
Oy kazanmanın en kolay ve en tatlı yolunun süse, püse yatırım yapmak olduğunun altını önemle çizen Başkan Soyer, “Görev sürem boyunca 50 yıldır halı altına süpürülen alanlara yatırım yaptım. Süse, püse yatırım yapmadım. Herkese demokratik davrandım. Ben 5 yıl içerisinde çok daha fazlasını yapmak isterdim ama nerede olursam olayım sizler için daha fazlasını yapacağım. Siyaset hayatı dönüştürme sanatıdır. Siyaset yapanlar onu veya bunu seçerler işin karar mekanizması siyasetten geçer. Güzel insanlar siyasetten uzak durdukça da şikayet edilen şeyler değişmez. Şikayet ettiğiniz ne varsa çözümü orda. Sizler siyaseti sevmiyorsunuz; kirli, pis buluyorsunuz. Siyasetle ilgilenin illa bir siyasi partinin peşine takılmaya gerek yok bunun için. Siyaset ne kadar kirli çirkin olursa olsun şikayet ettiklerimizin özünde bu var” şeklinde konuştu.
24 SAAT AÇIK KİTAP KAFEDE GECE ÇORBASI BAŞLAYACAK
Buca 100. Yıl Kitap Kafe ve kütüphaneyi her gün kullandıklarını Başkan Soyer’e anlatan öğrenciler, bizler ders çalışmak için resmen sıraya giriyoruz. Burası çok kalabalık oluyor. Hem de dışarıya göre kahveleri çok ucuz. 25 liraya filtre kahve içiyoruz” dedi. Başkan Soyer, kahvenin yanına gece çorba servislerine de başlanması talimatını yetkililere iletti.
18 yaşındaki Ayşenur Sönmez ders çalışmak için evden daha çok Buca’daki kitap kafe ve kütüphaneyi tercih ettiğini dile getirerek, “Evime en yakın olan tek kütüphane burası. Burası çok verimli geçiyor. 7-24 açık. Burada oturup bir şey yiyip içme zorunluluğu da yok. Bizler için böyle bir alan ihtiyaçtı hele ki belediye imkanlarıyla ücretsiz bu imkanlardan yararlanmak bizim için büyük bir fırsat. Sabah girip akşam çıkabiliyorum, kütüphanesinden faydalanabiliyorum daha ne olsun” diye konuştu.
GÜNDE BİN KİŞİ AĞIRLIYOR
APİKAM, Konak Metro, Mustafa Necati Kültür Merkezi, Seferihisar, Kültürpark İsmet İnönü Sanat Merkezi, Alsancak Tam Otomatik Otoparkı Kitap Kafeleri ile birlikte 7. şube olan İZELMAN A.Ş. 100. Yıl Buca Kitap Kafe, bahçeli iki katlı binadan oluşuyor. Zemin kat ve bahçe bölümü kafe, 1. katı ise kütüphane olarak hizmet veren bina aynı zamanda 7 gün 24 saat açık bulunuyor. 150 kişi kapasitesine sahip kitap kafenin aynı zamanda 2. katında yaklaşık 150 metrekarelik kütüphane alanı bulunuyor. Ekonomik fiyatları, konforlu ortamı, ücretsiz, sınırsız interneti ve aile ortamı ile gençlerin kişisel gelişimlerine, sosyalleşmelerine, kitaba kolay ulaşmalarına imkan sağlıyor. 100. Yıl Buca Kitap Kafe günde bin kişiyi ağırlıyor.
]]>
Kadın isimleri ile sahte sosyal medya hesapları oluşturan bir şebekenin, tuzağa düşürdükleri erkeklerin cinsel içerikli gönderilerini ele geçirdiği iddia edildi. Adım adım ilerleyen dolandırıcıların ağına düşürdükleri kişilere kendilerini önce karşı tarafın ailesi olarak tanıttıkları, gönderdikleri içerikler nedeniyle şikayetçi olacaklarını söyledikleri ileri sürüldü. Dolandırıcıların mağdur üzerinde sağladığı korkunun ardından ise kendilerini bu kez avukat olarak tanıttığı ve haklarında açılmış cinsel suç davasını para karşılığında kapatabileceğini söyledikleri iddia edildi. Gerçek avukatlarının unvanını ve isimleri kullanan şebekenin mağdur ettiği avukatlardan Ahmet Haklıgör ise yaşadığı durum sebebiyle hayatının şokunu yaşadığını söyledi.
Ülke genelindeki bir şebekenin, internette oluşturdukları sahte kadın profilleri ile tuzağa düşürdükleri erkeklere şantaj uyguladıkları iddia edildi. Kandırdıkları kişilerin önce cinsel içerikli fotoğraf ve video ele geçiren şebekenin, ardından kendilerini karşı taraftaki kadının ailesi olarak tanıttığı ve gönderilen içeriklerden dolayı şikayetçi olacakları söyleyerek korku sağlamaya çalıştıkları ileri sürüldü. Dolandırıcıların son olarak ise gerçek avukatların ismini kullanarak ağına düşürdükleri kişilere ulaştıkları, adına cinsel suçtan dava açıldığını ve sorunu çözmek için para istedikleri iddia edildi. Kendi adının ve unvanın da söz konusu dolandırıcılar tarafından kullanıldığı belirten mağdur avukatlardan Ahmet Haklıgör ise şoke olduğu durum hakkında açıklamalarda bulundu.
“Adıma 8 farklı cep telefonu numarası kullanıp profil oluşturmuşlar”
Olayla ilgili açıklamalarda bulanan mağdurlardan İş Hukuku Uzmanı Avukat Ahmet Haklıgör, “Sosyal medyadan sahte bir kadın profili oluşturup, tuzağa düşürdükleri kişilerle konuşmaya başlamışlar. O kişiye çıplak fotoğraf gönderip, ondan da göndermesini istemişler. Daha sonra söz konusu hayali kadının abisi ya da babası olduğunu söyleyen kişiler farklı numaralardan tehdit mesajı atmış. ‘Seni öldüreceğim, bulacağım. Kardeşime, kızıma nasıl böyle fotoğraflar atarsın’ diyerek karşı tarafı korkutmuşlar. Bir sonraki gün de avukat görünümünde benim ya da başka bir meslektaşımın adı kullanılarak para istenmiş. Sahte bir şikayet dilekçesi hazırlanmış. Benim adıma 8 farklı cep telefonu numarası kullanıp profil oluşturmuşlar. Profilin alt kısmına ise sahte bir internet sitesi linki eklemişler. Konunun sonuna kadar takipçisi olacağım” ifadelerini kullandı.
“Hiçbir avukat tehditle para istemez”
Hukukçuların hiçbir zaman kimseyi tehdit etmeyeceğini dile getiren Avukat Haklıgör, “Vatandaşlardan da ricam, bunlara inanmasınlar. Karşısındakilerin gerçek avukat olup olmadığını sorgulasınlar. Bana ulaşanlara durumu anlatıp, arayanların dolandırıcı olduğunu ve kesinlikle para göndermemeleri gerektiğini söylüyorum. Hiçbir avukat tehditle para istemez. Parayı da muhasebecilerine göndermelerini istiyorlar” diye konuştu.
“Arkadaşım aradı, kendisini avukat olarak tanıtan bir kişinin para istediğini söyledi”
Yurdun dört bir yanından arandığını söyleyen Haklıgör, “Birkaç ay önce bir arkadaşım aradı. Kendisini avukat olarak tanıtan bir kişinin para istediğini söyledi. Ben de numarasını, adını ve soyadını sorguladığımda öyle bir avukatın olmadığını gördüm. Sonra da o numarayı arayıp durumu öğrenmeye çalıştım. O da benim avukatlığımı sorguladı. Ben de baro levhasından sorgulattığı takdirde görebileceğini belirttim. Ardından da beni cep telefonu üzerinden engelledi. Bir süre sonra vatandaşlar beni aramaya başladı. ‘Adınızın olduğu bir mesaj aldık. Para istemişsiniz’ dediler. Ülkenin her yerinden aranmaya başladım. Şu ana kadar bu sebepten dolayı 25 kişi bana ulaştı. Ben de şikayetçi oldum. Dava şu an soruşturma aşamasında” dedi. – ANKARA
]]>
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM’de; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin emekli maaşları konusunda yaptıkları farklı açıklamalara ilişkin “Bir ekmek arası döner hasretiyle yaşayan emekliden bahsediyoruz ve ona Cumhurbaşkanı çıkmış üst perdeden ‘Sana bu maaşı artırmaya param yok’ diyor. Senin paran yoksa Anagold’un 7.2 milyon dolarlık vergi borcunu niye sildin? Kur korumalı mevduata bu memleket 800 milyar lira gömdü. Ama emeklinin maaşına zam gerekince ‘Bunu yapmamız mümkün değil. Ancak polis maaşından kesmemiz lazım’ diyorsunuz. Bu acınaklı bir tutumdur, Türkiye’de vatandaş bunu değerlendiriyor, 31 Mart’a 30 gün var” dedi.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, bugün TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Yıl dönümünde 1 Mart tezkeresinin TBMM’de reddedilme süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Günaydın, şunları söyledi:
“1 MART TEZKERESİNİN GÖRÜŞÜLDÜĞÜ KAPALI OTURUMUN TUTANAKLARINI YAYINLAYIN, KİM NE SÖZ SÖYLEMİŞ HEP BERABER GÖRELİM”
“CHP’nin oyları bu tezkereyi reddettirmek için yeterli değildi. Peki kimler bu tezkerenin geçmesi için özel bir gayret içerisindeydi? Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül öyleydi. AKP içerisinde bazı milletvekillerinin bizimle beraber hayır oyu kullanması gerekiyordu ki bu tezkere geçmesin. Bursa Milletvekili ve AKP Genel Başkanı Ertuğrul Yalçınbayır, hayır dedi. Zeki Ergezen’e, Bayındırlık Bakanı’yken hayır demişti, selam olsun. Mehmet Aydın, AKP’nin bakanıyken hayır demişti, selam olsun. Bir daha bu insanlar bırakın bakan edilmeyi, milletvekili dahi yapılmadılar. Suçları neydi? Amerika’nın çıkarına AKP ile iş birliği yapmamak ve evet dememek. Birisi Recep Tayyip Erdoğan’ı anti-emperyalist, anti-Amerikancı olarak tanımlarsa 1 Mart 2003 tarihine geri dönsün. Aradan 21 yıl geçti, o gün bir kapalı oturum yapıldı. Bu kapalı oturumun tutanakları neden yayınlanmıyor hala? Yayınlayın, kim ne söz söylemiş hep beraber görelim. AKP’nin karşı çıkışıyla bu tutanaklar açıklanmıyor. Açıkladığı gün bugün hamaset yapanların aslında emperyalist çıkarlara hizmet etme konusunda ne kadar tereddütsüz olduklarını göreceğiz.”
Anayasa Mahkemesi’nin 27-28 Şubat’ta Resmi Gazete’de yayınlanan bazı Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine (CBK) yönelik iptal kararlarına ilişkin de konuşan Günaydın, şöyle devam etti:
“AYM’NİN İPTAL ETTİĞİ CBK’LARI DA NOKTASINA VİRGÜLÜNE DOKUNMADAN BİR GECE YARISI MECLİS’TEN GEÇİRMEYE ÇALIŞACAKLAR”
“Türkiye’nin ilk ve en önemli CBK’sına karşı CHP AYM’ye gidiyor, AYM bunu 5,5 yıl inceliyor, sonra da Anayasa’ya aykırı olduğunu fark ediyor ve iptal kararını veriyor. Ne kadar sonra Resmi Gazete’de yayınlanıyor biliyor musunuz AYM kararı, tam 4 ay sonra; 27 Şubat 2024 tarihinde. Bunun neresini makul, hukuka uygun değerlendireyim? Bu karar yayınlandığı tarihten 9 ay sonra yürürlüğe girer diyor, bu 9 ay aslında idarenin yeni bir düzenleme yapması için kendisine tanınan süredir. Şöyle bir işlevi vardır, Anayasa’ya aykırı olan bu hükümlerin tamamını 9 ay boyunca tepe tepe kullanma hakkına ve yetkisine sahipsin. Bir hukuk devletinde bu iptalden sonra TBMM’nin derhal bunlara yönelik vaziyet alarak AYM kararına uygun bir düzenleme yapması lazım. Bugün görüşülmekte olan yargı paketinde gördüğümüz gibi onu da noktasına, virgülüne dokunmadan bir gece yarısı Meclis’ten geçirmeye çalışacaklar. Bunun adı da hukuk olacak.”
2 gündür TBMM Genel Kurulu’nda yapılan yargı paketi görüşmelerine dair süreci de aktaran Günaydın, şunları dile getirdi:
“MECLİS’İ ÇALIŞTIRMAMAYA YÖNELİK ÇABANIZ BİZİM DUVARLARIMIZA VURACAKTIR VE GERİ DÖNECEKTİR”
“Bunu bir dayatma ile yapmaya çalıştıkları için biz de Meclis’te İçtüzük’ten kaynaklanan haklarımızı kullanıyoruz. Bununla herkesi terörist olarak yaftalamak haklarını ellerinde tutuyorlar. AYM’nin iptal kararına karşın virgülüne dokunmadan aynı düzenlemeyi yasa konusu yapmaya çalışıyorlar. TMSF’nin kayyum olarak atadıklarına idari, mali, hukuki özerklik kazandırmak istiyorlar. Emeklilere yönelik de 3 bin lira gibi acınaklı bir ikramiye düzenlemesini getirmeye gayret ediyorlar. CHP olarak biz burada milletvekili arkadaşlarımızla büyük bir kararlılıkla duruyoruz. CHP’nin 25 milletvekili buradadır, geriye kalan milletvekillerinin tamamı sahada vatandaşlarımızın dertlerini çözmek için gayret etmektedir. AKP’nin de 200 milletvekili Meclis’te çakılı durumdadır. Kulise sandalyeler koydular oturdular. Odalarına gidiyorlar, yoklama istiyoruz yoklamaya zamanında yetişmiyorlar. Bu hem gayriciddi hem de zavallı bir durumdur. TBMM’nin onurunu hiç kimseye çiğnetmeyeceğiz. Meclis’i çalıştırmamaya yönelik çabanız bizim duvarlarımıza vuracaktır ve geri dönecektir.”
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Günaydın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin emekli maaşlarına yönelik açıklamasına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“EMEKLİYE PARAN YOKSA ANAGOLD’UN 7.2 MİLYON DOLARLIK VERGİ BORCUNU NİYE SİLDİN?”
“Biz bu filmi daha evvel görmemiş miydik? Bu iyi polis kötü polis oyununu bu memleket çok açık olarak gördü. Erdoğan’ın itiraf ettiği birkaç şey var; 21 yıl sonra Hazine’nin tam takır olduğunu ve emeklisine insan onuruna yakışır maaş veremeyeceğini ifade ediyor. Çok tehlikeli, sınıfları, kesimleri, insanları birbirine düşürecek açıklama yapıyor. Diyor ki emekliye, ‘Sana para verirsem, memurun maaşından kesmek zorunda kalacağım’. Bir süre polis diyecek ki benim maaşımdan kesme emekliye verme. Bir emekli protesto yürüyüşünde polisin tutumu buna göre şekillenecek…Bana gözleri dolarak anlatıyor adam. Bir ekmek arası döneri yemeyeli yıllar oldu diyor. Bir ekmek arası döner hasretiyle yaşayan emekliden bahsediyoruz ve ona Cumhurbaşkanı çıkmış üst perdeden sana bu maaşı artırama param yok diyor. Senin paran yoksa Anagold’un 7.2 milyon dolarlık vergi borcunu niye sildin? Kur korumalı mevduata bu memleket 800 milyar lira gömdü. Zenginin parasını büyütmesi için 800 milyar lirayı, Merkez Bankası’ndan ve Hazine’den veriyoruz. Ama emeklinin maaşına zam gerekince ‘Bunu yapmamız mümkün değil. Ancak polis maaşından kesmemiz lazım’ diyorsunuz. Bu acınaklı bir tutumdur, Türkiye’de vatandaş bunu değerlendiriyor, 31 Mart’a 30 gün var.”
“3 TANE PLAKAM VAR, BUNLARI TAHSİS ETMEK HAKKIM VAR”
AKP Ankara Milletvekili Osman Gökçek’in İBB’nin aracını sekreterine kullandırdığı iddiasına ilişkin soruya da Günaydın “Bu Osman Gökçek’in iftirasıdır bu. İBB’nin aracını almışım, sekreterime kullandırıyormuşum. Gerçek ne; sekreterim dediği kişi Kadriye Kasapoğlu, İBB’nin Özel Kalem Müdürü. Benim sekreterim yok birincisi yalan. İkincisi, İBB’nin aracını ben kullanıyormuşum ve ben aracı ona tahsis etmişim. Araç, İBB’nin aracı, konunun benimle alakası yok. Benden ricaları nedir? Konvoyda Ekrem Bey’i takip ederken özel kalem müdürü, sürekli trafik cezaları yiyor ve bunları ödemek zorunda kalıyorlar. Plaka korumalarınızdan bir tanesini verebilir misiniz dediler. Ben plaka korumamı arsıza, hırsıza, mafya liderine vermemişim. Benden bunu rica eden uzun zamandandır tanıdığım İBB’nin Özel Kalem Müdürü’ne tahsis etmişim. 3 tane plakam var, bunları tahsis etmek hakkım var. Bunu benimle bağlantılandıranlar ABB’nin aracını, ABB Başkanlığı’nı kaybettikten sonra utanmadan yıllarca kullananlardır, ABB lojmanını utanmadan yıllarca işgal edenlerdir. Ankara’yı parsel parsel satanlardır” cevabını verdi.
]]>
Haber: İLEYDA ÖZMEN/ Kamera: BERKİN GÜLSOY
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Ayaş’ta Seçim Koordinasyon Merkezi’nin (SKM) açılışına katıldı. Yavaş, “Belediye başkanı seçildik. Belediye meclisinde ilk gün şunu söyledim; değerli mesai arkadaşlarım ben bugün Ankara Büyükşehir Belediye başkanı oldum. Sizler de halk farklı tercih kullandı sizler de başka partilerden belediye başkanı oldunuz. Ankara halkının bizden beklentisi çok. Gelin yan yana gelelim. Hepiniz kendi ilçenizde üretimi arttıracak bir proje getirin. Ben Büyükşehir olarak yapayım. Temelini beraber atalım, açılışını beraber yapalım. Gerekirse işletmesini de ilçe belediyesi yapsın. Uzattığım eli tutun dedim. Hiçbiri tutmadı. Sanki düşmanız. Halkın tercihlerine saygı duymadılar. Anladım ki bunlar partilerini ilçelerinden çok seviyorlar. Başka manası yok. Ben partizanlık yapmıyorum. Size ne oluyor? Allah nasip ederse rekor oyla geliyorum ama birçoğunuz siyaset çöplüğüne gömülüyorsunuz. Zararını hem kendileri gördü hem ilçeleri gördü” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, bugün Ayaş Belediye Başkan Adayı İzzet Demircioğlu ile Ayaş’ta SKM açılışına katıldı. Yavaş, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“EĞER BATAN BELEDİYEYİ ARIYORSANIZ KENDİ BELEDİYELERİNİZE BAKIN. ALACAĞINIZ, BORCUNUZ NEDİR BUNLARIN HEPSİNİ ÇIKARIN VE AÇIKLAYIN”
Hiçbir Allah kulunu ayırmadık. Hiçbir köye, mahalleye, ilçeye giderken nereden ne oy çıkmış bakmadık. Sadece oraların sorunlarıyla uğraştık. Geldik ki işbaşına zannediyordum Akyurt’ta bir köyde tankerle su taşınıyor. Baktık ki Ankara’da yüzlerce mahallede su yok. Yüzlerce köyde kanalizasyon yok. O kadar pahalı su sattılar zamanında Ankara merkezde suyun tonu 50 liraydı. Oradan aldıkları parayı Ankara Büyükşehir’e aktararak proje yapıyoruz diye çöp projeleri aktardılar ama Ankaramızın başkentimizin bu altyapısına beş kuruş para ayırmadılar. Biz de görür görmez bunları bir an evvel halletmeye çalıştık. Çünkü hep şöyle dedik; eğer Ankara’nın bir mahallesinde, bir köyünde su yoksa o suyu götürmek veya kanalizasyon açıktan akıyor yanında da çocuklar oyun oynuyor, hasta olma salgın olma tehlikesi varsa o köyde kime ne kadar oy çıktığının kimin kime oy verdiğinin ne önemi var? Ankara halkı beni seçmiş. Allah nasip etmiş, sadece bir an evvel o problemi kaldırmak için uğraştık. Beypazarı belediye başkanlığı yaptım 10 yıl. Biliyorsunuz bırakalı 15 yıl oldu. Hala yılda beş altı yüz bin turist oraya gider. ve Ankara’ya aday olduğumuz zaman da küçümsediler. Dediler ki ‘Küçücük bir yerin belediye başkanı. Burayı idare edemez.’ Zannedersiniz ki hepsi annesinden büyükşehir belediye başkanı olarak doğmuş. Birçok aday da bizim gibi küçük ilçeden geldi. ve yaptığımız çalışmalarla Dünya Başkent Belediye Başkanları Ödülü’nü aldık. Yaptığımız çalışmalarla Dünya Şeffaflık Derneği’nin ödülünü aldık. Dolayısıyla yıllardır hep aynı yönetim olunca bir başkası gelince kötü olacak zannederler. Rakibim gelmiş ‘Belediyeyi batırmış’ diyor. Rakam konuşuyor, rakam. Uluslararası kuruluşlar, kredi kuruluşları yaptıkları incelemede Türkiye’deki 30 büyükşehir içerisinde kredisi en büyük belediye olarak birinci sırada Ankara Büyükşehir’i seçti. Eğer batan belediyeyi arıyorsanız, kendi belediyelerinize bakın. Alacağınız, borcunuz nedir bunların hepsini çıkarın ve açıklayın. Bunlar belediyeciliği bilmiyorlar. Çöp projelere para yatırıp Ankara halkının tertemiz parasını yatırıp işlemez, çalışmaz projelerle milletin parasını hiç ettiler. Şu kapıların kime ne faydası var? Bugün için o 350-400 milyon lira maliyeti. 350-400 milyon liraya Ayaş iki defa kalkınır. Ama bunu görecek göz lazım, bunu yapacak, yönetici lazım.
“NEREDE KİMİN NE DERDİ VARSA ANKARA BÜYÜKŞEHİR HIZIR GİBİ YANINDADIR”
Biz tamamen ihaleyi açık yapıyoruz. Şimdi bu desteklerden Başkent Kart’tan doğalgaz desteği yüzde 69 aile alıyor burada. Türkiye’de benden başka yok. Üç yıldır 200 bin aileye doğal gaz veriyoruz onların çocuklarının ailelerinin üşümemesini sağlıyoruz. Yine 200 bin aileye düzenli olarak birer kilo et parası yatırıyoruz. Ayaş’ta 488 aile. Kömür desteği 407 aile. Bir de biliyorsunuz son zamanlarda emeklilere verilen maaş herkesin içini acıttı. Daha doğrusu vermedikleri maaş deyim. Şu anda 10 bin lira alıyorlar. ve Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline biraz da biz gündeme getirdik. 70-80 yaşındaki insanlar emeklerini vermişler, primlerini yatırmışlar. Karşılığını almak istiyorlar. Ama reva görülen miktar maalesef 10 bin lira. Bu benim rakibime sorulduğu zaman verdiği cevap ‘Bu hükümet olmazsa onu da alamazsınız’ deyip geçiştiriyor. Bakın, babanızın parasını vermiyorsunuz. Bu insanlar primlerini ödediler. Siz bu paraları aldınız, onların karşılığında bu maaşı vereceksiniz. Kaldı ki 2002 yılında bu hükümet gelmeden önce emeklinin en az aldığı maaş asgari ücretin bir buçuk katıymış. Şimdi ne oldu? Asgari ücretin yarısına indirdiniz. Bu mudur yaptığınız da savunuyorsunuz? ve diyor ki İstanbul’aki aday ben iki bin lira vereceğim. Ankara’daki beş bin lira vereceğim. Şu anda belediye başkanısın. Şimdi niye vermiyorsun? Al meclisten kararını geriye yönelik altı ay olarak sen de öde. Biz altı aydır destek oluyoruz. Zam gelmediği müddetçe de aynı şekilde emeklerine destek olmaya da devam edeceğiz. Bizim belediyecilik anlayışımız bu. Nerede kimin ne derdi varsa Ankara Büyükşehir hızır gibi yanındadır. İnsanımızın mağdur olmasının hep önüne geçiyoruz.
“REKOR OYLA GELİYORUM AMA BİRÇOĞUNUZ SİYASET ÇÖPLÜĞÜNE GÖMÜLÜYORSUNUZ”
Belediye başkanı seçildik. Belediye meclisinde ilk gün şunu söyledim; değerli mesai arkadaşlarım ben bugün Ankara Büyükşehir Belediye başkanı oldum. Sizler de halk farklı tercih kullandı sizler de başka partilerden belediye başkanı oldunuz. Ankara halkının bizden beklentisi çok. Gelin yan yana gelelim. Hepiniz kendi ilçenizde üretimi arttıracak bir proje getirin. Ben Büyükşehir olarak yapayım. Temelini beraber atalım, açılışını beraber yapalım. Gerekirse işletmesini de ilçe belediyesi yapsın. Uzattığım eli tutun dedim. Hiçbiri tutmadı. Sanki düşmanız. Halkın tercihlerine saygı duymadılar. Anladım ki bunlar partilerini ilçelerinden çok seviyorlar. Başka manası yok. Ben partizanlık yapmıyorum. Size ne oluyor? Allah nasip ederse rekor oyla geliyorum ama birçoğunuz siyaset çöplüğüne gömülüyorsunuz. Zararını hem kendileri gördü hem ilçeleri gördü.”
]]>
Skandal iddia: “Ben soyunmayınca kocam kadın kıyafetleri giydi”
Kocasının görüntülü sohbet sitelerinde kadın kılığına girerek para kazandığını iddia etti
KOCAELİ – İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri 2 çocuk sahibi evli çiftin arasını bozdu. U.A. isimli şahsın para kazanmak amacıyla karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye zorladığı, eşinin bunu kabul etmemesi üzerine “kadın” gibi davranarak kendisinin başkalarıyla görüştüğü ve karşılığında bu kişilerden para istediği iddia edildi. Eşinin baskılarına dayanamadığı için boşanma davası açtığını söyleyen F.A., “Külotlu çorap giyiyordu. Yüzünü göstermiyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu” dedi.
Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı.
(FK-HFV-BA-Y)
]]>
İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri 2 çocuk sahibi evli çiftin arasını bozdu. U.A. isimli şahsın para kazanmak amacıyla karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye zorladığı, eşinin bunu kabul etmemesi üzerine “kadın” gibi davranarak kendisinin başkalarıyla görüştüğü ve karşılığında bu kişilerden para istediği iddia edildi. Eşinin baskılarına dayanamadığı için boşanma davası açtığını söyleyen F.A., “Külotlu çorap giyiyordu. Yüzünü göstermiyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu” dedi.
Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. (31) ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>
Eskişehir’de son birkaç aydır bozuk para bulmak konusunda sıkıntı yaşayan fırıncılar, dilencilerden para istemeye başladıklarını söyledi.
Fırıncılar, yaklaşık 6 aydır bozuk para bulmak konusunda sıkıntı yaşıyor. Son dönemlerde vatandaşların kullanımını azaltması nedeniyle bozuk para bulamayan işletmeler, diğer işletmelerden de aynı sorun sebebiyle bozuk para tedarik edemiyor. Merkez Bankasından yeterli tedarik yapamadıklarını ifade eden işletme sahipleri, ihtiyaçlarını spor salonu kantini, kahvehane ve dolmuşçu gibi küçük esnaftan yardım alarak karşılamaya çalışıyor. Bazen dilencilerden bile bozuk para istediğini aktaran esnaf, müşteriye para üstünü vermek konusunda sıkıntı yaşadığı zamanlarda zararına satışlar da gerçekleştiriyor. Fırıncılar, konuyla ilgili hem vatandaşlardan hem de yetkililerden yardım istiyor.

“BAZEN SOKAKLARDAKİ DİLENCİLERE ‘BOZUK PARANIZ VAR MI?’ DİYE SORUYORUM”
Eskişehir’de fırın işletmesi olan Oğuzkan Akbal, bozuk para sıkıntısının yerelle sınırlı kalmadığını belirtti. 1 liranın ve 50 kuruşun eskisi kadar değerli olmaması nedeniyle vatandaşların kullanımını azalttığını ve geri dolaşıma katmadığını dile getiren Akbal, “Dolaşımdaki bozuk parada sürekli bir düşüş oluyor. Merkez Bankası da bu sıralar sanırım daha az para basıyor ya da esnaftan ve ticaret yapanlardan talep geldiği için bozuk parayı kotalı veriyor. Dolayısıyla biraz elimiz kolumuz sıkışıyor. Bizim ekmeğimiz de şu an 7 lira. Vatandaşa 3 lira para üstü verirken bir bozuk para sıkıntısı yaşıyoruz. Müşterilerimizden o konuda destek istiyoruz. Sağ olsunlar onlar da bize evlerinde biriktirdikleri bozuk paraları getirip, bütünletiyorlar. Diğer türlü zaten şu an bozuk para bulmakta çok zorlanıyoruz. Ben bazen sokaklardaki dilencilere soruyorum, ‘Bozuk paranız varsa bütünleyelim’ diyorum. Ama onlarda da artık pek bozuk para bulunmuyor, kağıt paraya geçmişler. Biz bir ürüne 7-8 lira dediğimiz zaman o para üstünü vermekle yükümlüyüz, vermeme şansımız yok. Bozuk para bulamadığımız zaman bir yerden sonra 25 kuruşlara dönüyoruz. O da bitiyor, sonrasında ister istemez geriliyoruz. Çünkü bir insana ‘Para üstü yok, veremem. Bozuğum bulunmuyor’ diyemezsin. İster istemez ‘Nereden buluruz? Nasıl buluruz? Birisi getirir mi?’ diye içten içe telaş yapıyoruz.” dedi.

“BÜTÜN İMKANLARI ZORLUYORUZ AMA BOZUK PARA SIKINTISINI ÇÖZEMİYORUZ”
Kadın girişimci Hatice Hancı ise bankalardan bile bozuk para tedarik edemediklerini aktararak, “Spor salonu kantini ve kahvehaneler gibi küçük esnaftan para topluyoruz, rica ediyoruz. Dolmuşçulardan bozuk para istiyoruz. Müşteriye bazen paramız çıkmayabiliyor. Ne yapıyoruz? ‘Sonra getir’ diyoruz. Müşteriye karşı ne yapabiliriz? Yani onların da yapacağı bir şey yok. Bozuk parada 6-7 aydır sıkıntı var. Eskiden öyle bir sıkıntı yoktu. Küsuratlar vardı ama para da çoktu piyasada. Vatandaşta da vardı. Şu anda vatandaşta da yok. Metal para yok, küçük paralar yok. Bizim de bazen kaybımız büyük oluyor. Müşteride olmayınca ne yapacağım? Bizde de yok. Para üstü olarak poğaça da vermiyoruz. ‘Sonra getir’ diyoruz. Mesela diyelim ki müşterinin masrafı 52 lira tuttu, ‘3 lirayı sonra getirin, getiremezseniz de canınız sağ olsun’ diyoruz. Bizim orada bir kaybımız oluyor mu? Oluyor ama yapacak bir şey yok. Ne yapalım, bulamıyoruz. Bütün imkanları zorluyoruz ama bozuk para sıkıntısını çözemiyoruz.” şeklinde konuştu.
]]>
Eskişehir’de son birkaç aydır bozuk para bulmak konusunda sıkıntı yaşayan fırıncılar, dilencilerden para istemeye başladıklarını söyledi.
Fırıncılar, yaklaşık 6 aydır bozuk para bulmak konusunda sıkıntı yaşıyor. Son dönemlerde vatandaşların kullanımını azaltması nedeniyle bozuk para bulamayan işletmeler, diğer işletmelerden de aynı sorun sebebiyle bozuk para tedarik edemiyor. Merkez Bankasından yeterli tedarik yapamadıklarını ifade eden işletme sahipleri, ihtiyaçlarını spor salonu kantini, kahvehane ve dolmuşçu gibi küçük esnaftan yardım alarak karşılamaya çalışıyor. Bazen dilencilerden bile bozuk para istediğini aktaran esnaf, müşteriye para üstünü vermek konusunda sıkıntı yaşadığı zamanlarda zararına satışlar da gerçekleştiriyor. Fırıncılar, konuyla ilgili hem vatandaşlardan hem de yetkililerden yardım istiyor.
“Ben bazen sokaklardaki dilencilere ‘Bozuk paranız var mı’ diye soruyorum”
Eskişehir’de fırın işletmesi olan Oğuzkan Akbal, bozuk para sıkıntısının yerelle sınırlı kalmadığını belirtti. 1 liranın ve 50 kuruşun eskisi kadar değerli olmaması nedeniyle vatandaşların kullanımını azalttığını ve geri dolaşıma katmadığını dile getiren Akbal, “Dolaşımdaki bozuk parada sürekli bir düşüş oluyor. Merkez Bankası da bu sıralar sanırım daha az para basıyor ya da esnaftan ve ticaret yapanlardan talep geldiği için bozuk parayı kotalı veriyor. Dolayısıyla biraz elimiz kolumuz sıkışıyor. Bizim ekmeğimiz de şu an 7 lira. Vatandaşa 3 lira para üstü verirken bir bozuk para sıkıntısı yaşıyoruz. Müşterilerimizden o konuda destek istiyoruz. Sağ olsunlar onlar da bize evlerinde biriktirdikleri bozuk paraları getirip, bütünletiyorlar. Diğer türlü zaten şu an bozuk para bulmakta çok zorlanıyoruz. Ben bazen sokaklardaki dilencilere soruyorum, ‘Bozuk paranız varsa bütünleyelim’ diyorum. Ama onlarda da artık pek bozuk para bulunmuyor, kağıt paraya geçmişler. Biz bir ürüne 7-8 lira dediğimiz zaman o para üstünü vermekle yükümlüyüz, vermeme şansımız yok. Bozuk para bulamadığımız zaman bir yerden sonra 25 kuruşlara dönüyoruz. O da bitiyor, sonrasında ister istemez geriliyoruz. Çünkü bir insana ‘Para üstü yok, veremem. Bozuğum bulunmuyor’ diyemezsin. İster istemez ‘Nereden buluruz? Nasıl buluruz? Birisi getirir mi? diye içten içe telaş yapıyoruz” dedi.
“Bütün imkanları zorluyoruz ama bozuk para sıkıntısını çözemiyoruz”
Kadın girişimci Hatice Hancı ise bankalardan bile bozuk para tedarik edemediklerini aktararak, “Spor salonu kantini ve kahvehaneler gibi küçük esnaftan para topluyoruz, rica ediyoruz. Dolmuşçulardan bozuk para istiyoruz. Müşteriye bazen paramız çıkmayabiliyor. Ne yapıyoruz? ‘Sonra getir’ diyoruz. Müşteriye karşı ne yapabiliriz? Yani onların da yapacağı bir şey yok. Bozuk parada 6-7 aydır sıkıntı var. Eskiden öyle bir sıkıntı yoktu. Küsuratlar vardı ama para da çoktu piyasada. Vatandaşta da vardı. Şu anda vatandaşta da yok. Metal para yok, küçük paralar yok. Bizim de bazen kaybımız büyük oluyor. Müşteride olmayınca ne yapacağım? Bizde de yok. Para üstü olarak poğaça da vermiyoruz. ‘Sonra getir’ diyoruz. Mesela diyelim ki müşterinin masrafı 52 lira tuttu, ‘3 lirayı sonra getirin, getiremezseniz de canınız sağ olsun’ diyoruz. Bizim orada bir kaybımız oluyor mu? Oluyor ama yapacak bir şey yok. Ne yapalım, bulamıyoruz. Bütün imkanları zorluyoruz ama bozuk para sıkıntısını çözemiyoruz” şeklinde konuştu. – ESKİŞEHİR
]]>
Gaziantep’te kuyumculuk yapan iki kardeş, 30’dan fazla vatandaşı ve yakın arkadaşlarını yaklaşık 150 milyon TL dolandırarak kaçmak isterken yakalandı. Kardeşler tutuklanırken iş yeri önünde toplanan mağdurlar ise kayıp paralarının bulunmasını istedi.
Olay, geçtiğimiz ay Şehitkamil ilçesi Karşıyaka Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, mahallede 19 yıldır kuyumculuk yapan Mustafa Taner Ş. ve Halil İbrahim Ş. isimli iki kardeş, 2024 Ocak ayının başında iş yaptıkları 30 kişiyi arayarak ellerindeki altınları yatırım için getirmelerini ve bunun karşılığında da kısa sürede karla fazla altın vereceklerini söyledi. Vatandaşların altınları getirmesinin ardından kuyumcu kardeşler ortadan kayboldu.
Kaçmak üzereyken yakalandılar
Kardeşlere uzun süre ulaşamayan vatandaşlar dolandırıldıklarını fark ederek şikayetçi oldu. Olayla ilgili çalışma yapan polis ekipleri, dolandırıcılık olayıyla ilgili 2 kardeşi yurt dışına kaçmak üzereyken yakalayarak gözaltına aldı. Tamamlanan yasal işlemlerinin ardından adli mercilere sevk edilen 2 kardeş tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Mağdurlar kayıp para ve altınlarının bulunmasını istiyor
Kuyumculuk yapan iki kardeşe kendilerinden çok güvendiklerini söyleyen mağdur vatandaşlar ise dolandırıldıkları için üzgün ve şokta olduklarını ifade ederek paralarının geri almak için yardım istedi. Kuyumcu kardeşlerin iş yeri önünde toplanan mağdurlar, kayıp para ve altınlarının bulunmasını istiyor.
“Bu kuyumcular benim 15 yıldır arkadaşım”
30’dan fazla mağdurdan biri olduğunu söyleyen Mehmet Alkan, “Bu kuyumcular benim 15 yıldır arkadaşım. Devamlı alışveriş yaptığımız bir yer. Güvendiğimiz bir insandı. 1 yıldır onunla iş yapıyorum. Son olarak Ocak 2024’te benden para istedi. ‘Nakit paranı getir bende sana daha fazla para kazandırayım’ dedi. Ben de getirip 50 tam altın parası verdim. 16 Ocak’ta benim paramı tekrar yatırdı. 2 gün sonra tekrar aradı ve dedi ki, ‘para hala duruyorsa getir sana 26 Ocak’ta 3 tane fazla altın vereyim’. Ben de tekrar verdim. Yaklaşık 3 haftadır iş yeri kapalı. Aradığımızda bize babasının rahatsız olduğunu ve İstanbul’da olduğunu söyledi. Fakat öyle bir şey yokmuş bizi dolandırıp kaçmış. 30 kişiden fazla vatandaş toplam 150 milyon TL dolandırıldı. Benim kaybım 750 bin TL. Ben polise şikayette bulundum” dedi.
“Bana baba derlerdi, 2 kilograma yakın altınımı dolandırdılar”
20 yıldan fazladır tanıdığı kuyumcuları oğlu gibi sevdiğini belirten bir diğer mağdur Mehmet Kaplan ise “Ben 20 yıldır bu insanlarla tanışıyorum. 4 yıldır beraber iş yapıyoruz. Evladım gibilerdi. Her zaman verdikleri sözde dururlardı. Bana kredi çek dediler. Bende kredi kartlarımı verdim onları kullandılar. En son bir şeylerin ters gittiğini anladığımda onlara benim kredi borçlarımı ödeyin ben hükümetle uğraştırmayın dedim. Ama hiçbir şeyi ödemeden kaçıp gittiler. Benim 2 kilograma yakın altınımı dolandırdılar. Yetkililerden hakkımızın onlardan alınıp bize tekrar verilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Bu para onun için harçlık olabilir ama fakirin serveti”
Dolandırıcı kuyumcunun ailesine seslenen mağdur Gülseren Kaplıca, “Oğlumun sadece 35 tane altını vardı. Kardeşimin de 14 altını vardı. Bu kuyumcu dedi ki, ‘o altınları bana verin, biz size daha fazla para kazandıralım, 1 ay içerisinde size tüm paranızı veririm’ diye söyledi. Ama paralarımızı aldı ve kayıplara karıştı. Çevreden duyduğumuza göre bu sadece bizi değil 30’dan fazla kişiyi dolandırmış. Bu para onun için harçlık olabilir ama fakirin serveti. Bunu ailesi duysun ve vicdanlarının sesini dinleyip parayı geri getirsin” şeklinde konuştu.
“Kendimden şüphe ederdim o insandan şüphe etmezdim”
Kendinden şüphe edeceğini fakat dolandırıcı kuyumculardan şüphe etmeyeceğini söyleyen mağdur Vakkas Aksoy, “Bu kuyumcu kardeşimizi ben 15 yıldır tanıyorum. Uzun zamandır alışveriş yaptığım bir yer. Neden buraya getirip mallarımızı verdik. Piyasadan daha uygun sayıyordu. Buranın en az 19 yıllık esnafı. Kardeşiyle beraber yapıyorlar bu işi. Biz de inandık güvendik. Çok efendi, çok dürüst bir tavırları vardı. Kendimden şüphe ederdim o insandan şüphe etmezdim. Çıksın ve bizim mağduriyetimizi karşılasın. Onun içeride tutuklu kalması bizim hiçbir işimize yaramaz. Biz sadece kayıplarımızı geri istiyoruz. Benim mağduriyetim toplam 670 gram altın” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>
Ankara’nın Çankaya ilçesinde aralarında husumet bulunduğu eski ortağı Levent İşçen’i öldürdüğü iddiasıyla Osman Şeker ve cinayete yardım ettiği öne sürülen Salih Karakurt’un yargılanmasına başlandı.
Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu sanıklar Şeker ve Karakurt ile taraf avukatları katıldı.
İddianamenin özeti ve kimlik tespitinin ardından sanıklara söz verildi.
Sanık Osman Şeker, geçimini çiftçilik yaparak sağladığını belirterek şunları söyledi:
“Bir aile şirketiydik üç dört yerimiz vardı. Şu an benim elimde hiçbir şey yok. Levent İşçen ve ailesi beni çok perişan ettiler. Telefonlarda kayıtlarım var. Levent İşçen devlet takip ediyor diye sürekli telefon değiştirmemiz gerektiğini söyledi. Hazine arazisi satın alma, kiralama gibi şeyler vardı. O yüzden ‘takibe takılıyoruz’ dediler. Bürolarının yerlerini sürekli değiştirdiler. Ben Ankara’daki bürolara gittikçe haftaya gel diyorlardı. Ben bunlara para verirken borç vermedim. Ben arazilerimi, tırpanlarımı satarak o parayı kazandım ve talep ettikleri parayı vermeye devam ettim. Elimde hiçbir şey kalmayana kadar dedikleri şartları yerine getirdim.”
“Derdim silah gösterip korkutmaktı”
Ankara’ya araba satın almak için olayın gerçekleştiği günden bir gün önce Salih Karakurt ile geldiklerini anlatan sanık Şeker, “Salih’e Ankara’dan araba alacağız dedim. Birlikte yola çıktık. Olay günü Levent’in yanına gittim, paramı istedim. ‘Neden benden para istiyorsun da diğer ortağımdan istemiyorsun?’ dedi. Tartışma çıktı, boğuşma sırasında silah patladı. Tek derdim silah gösterip korkutmaktı. Levent’i vurmak istesem daha önce vururdum.” dedi.
Sanık Karakurt ise olay esnasında Levent İşçen’i görmediğini ve Ankara’ya ilk kez geldiğini öne sürdü.
Öğle saatlerine doğru Levent İşçen’in bürosuna gittiklerini aktaran sanık Karakurt, “Parayı alıp, arabayı aldıktan sonra gidecektik. Ben uyuyordum silah sesine uyanıp arka tarafa baktım. Osman ara sokağa doğru koşmaya başladı, bana sadece ‘dolandırıldım’ dedi. İsim vermedi. ‘Tartışınca silah patladı’ dedi. Silah sende ne gezer dedim. ‘Vardı işte’ dedi. Silahı ben hiç görmedim.” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyetinden söz alan maktulün eşi Zehra İşçen ise Osman Şeker’in yalan söylediğini, Şeker’in yanlarına silahla gelerek, “3’e kadar sayıyorum, sizi öldüreceğim” dediğini iddia ederek şikayetçi olduğunu belirtti.
Mahkeme, beyanların ardından tanıkların dinleneceğini bildirdi.
“Bizden para aldı fakat hiçbir geri dönüş yapmadı”
Tanık olarak dinlenen sanık Şeker’in oğlu M.Ş. ise babasının devlet hazinesinden mera arsası alacağı vaadiyle karşı tarafla çalışmaya başladığını söyledi. M.S, “Sürekli biz hesap dışı olarak elden bu kişilere para götürdük. Ben de bizzat kendim götürdüm. Karşı taraf şu ada parseli alıp size kiralayacağız, hayvan çiftliği yapacaksınız diye bizden para aldı fakat hiçbir geri dönüş yapmadı.” ifadelerini kulandı.
Sanık Şeker’in eski çalışanı C.A. ise çalıştığı dönemde Levent İşçen ile Osman Şeker arasında hiçbir husumet bulunmadığını belirtti. Konya’da tarım arazisi alınması için İşçen’in ofisine para götürdüklerini belirten C.A. hiçbir arazi alınmadığını aktardı.
Sanık ve tanık beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme, sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmederek duruşmayı, 8 Mayıs’a erteledi.
Olayın geçmişi
Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, 6 Eylül 2023’de Aziziye Mahallesi Cinnah Caddesi’nde Levent İşçen’i silahla vurduktan sonra kaçan Şeker’in Konya’da olduğunu belirlemişti.
Polis ekipleri, Şeker’in silahlı saldırıyı gerçekleştirmek için Ankara’ya gelirken kullandığı aracın plakasını da tespit etmişti. Şeker ile kendisine yardım ettiği ileri sürülen Karakurt Konya’da yakalanmıştı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, sanıklar hakkında “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan iddianame düzenlemişti.
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Emekliye hiç olmazsa bu seneyi çıkaracak, rahat nefes aldıracak, ulaşımda da kullanacağı, bütünleşik bir emekli kart uygulaması getirelim. Biz bununla ilgili üzerimize ne düşerse bu desteği vermeye hazırız.” dedi.
Özel, CHP TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Toplum Yararına Programlar (TYP) uygulanmasında görev alan yaklaşık 57 bin vatandaşın sözleşmesinin sona ermek üzere olduğunu söyledi. Geçmişte kadro sözü de verilen TYP’lilerle ilgili yasal düzenlemeye destek vermeye hazır olduklarını bildiren Özel, TYP uygulamasından yararlanan vatandaşların mücadelesinin sonuna kadar yanında olduklarını belirtti.
Türkiye Fırıncılar Federasyonunca açıklanan ramazan pidesi fiyatına değinen Özel, ramazan pidesinin gramajının düşürülüp fiyatının da 15 liraya çıkarıldığını, böylece pideye enflasyonun üzerinde zam yapıldığını ifade etti.
Ankara’da Et ve Süt Kurumu önünde oluşan kuyruğu herkesin gördüğünü vurgulayan Özel, “Buradaki insanlar çocuklarının boğazından bir tutam kıyma geçsin diye, yapılan yemekte biraz et koksun diye sabahın köründe o mücadeleyi veriyorlar. Bunların tamamına yakını ya emekli ya işsiz.” diye konuştu.
Emekliye verilen bayram ikramiyesini ilk kez partisinin gündeme getirdiğine dikkati çeken Özel, gelinen aşamada hükümetin onca hesap kitap yaptıktan sonra emekliye bayram ikramiyesi olarak 3 bin lira verdiğini anımsattı.
Emekliye bayram ikramiyesi ilk verildiğindeki 1000 lira ile 24 kilo kıyma alınırken bugün 3 bin lira ile 6 kilo kıyma alınabildiğine işaret eden Özel, “Eğer bizim dediğimiz gibi olsa, bayram ikramiyesi 17 bin lira olacak, şimdi 3 bin lira. İkramiye 17 bin lira olsa emekli 35 kilo kıyma alacak. Emekli bugün 6 kilo kıyma alabiliyor. 18 kilosu sofrasından çalınmış.” ifadesini kullandı.
“1 Nisan sonrası bir çatı altında toplayacağız”
Emeklinin durumunu takip etmeyi sürdüreceklerini aktaran Özel, partisinin belediye başkanlarının emeklilere yönelik çalışmalarını, 1 Nisan’dan sonra tek çatı altında toplamayı planladıklarını dile getirdi.
Emekliler için bir kart çıkarma teklifinde bulunan Özel, şöyle devam etti:
“Bugün AK Parti iktidarının verdiği 3 bin liranın 2 katını ihtiyaç sahibi emekliye Mansur Başkan, Ankara Kart ile veriyor. Yetmiyor, 500 lira doğal gaz parası yatırıyor, yetmiyor 1 kilo da istediği kasaptan almak üzere et parası yatırıyor. Bugün bu uygulamalar ortadayken AKP pidenin gramajından çalmakla, 5 bin lira söz verdiğini 3 bin lira yapmakla meşgul. Buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Gelin bu kartı emekli kartına çevirelim.
Buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Meclis’i yarın akşam üstü kapatıp, kaçmak istiyorlar. Gelin 3 gün daha çalışalım. Bir emekli kart çıkaralım. Emekli karta almaları gerekeni, hak ettikleri farkı yükleyelim. Bu milletin Meclis’i emeklisinin halinden anlar. Hiç olmazsa 15 günde bir kilo et, kıyma alacak parayı yükleyelim. Doğal gaz indirimini yükleyelim, elektrik faturasında indirim yükleyelim. Belediyelerin verdiği hizmetlerde de geçecek bir kart yapalım. Emekliye hiç olmazsa bu seneyi çıkaracak, bir rahat nefes aldıracak, ulaşımda da kullanacağı, 65 yaş için, orada kimlik filan göstermek zorunda kalmayacağı bir bütünleşik emekli kart uygulaması getirelim. Biz bununla ilgili üzerimize ne düşerse bu desteği vermeye hazırız. Ama yeter ki bir emekli kart çıkaralım.”
İşsizlik Sigortası Fonu
İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili düzenlemeye değinen Özel, partisinin de her zaman desteklediği bu fonun hükümet eliyle kuşa çevrildiğini, perişan edildiğini anlattı.
Kuruluş kanununa göre fonda biriken paranın başka işte kullanılamayacağını belirten Özel, hükümetin yol yapımında bile buradaki parayı kullandığını ifade etti. Daha sonra bu fonun işverene de açıldığını dile getiren Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelinen noktada İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işçiye ödenen para, 21,7 milyar lira. Yani fonun yüzde 18,5’i işçiye ödeniyor. Ama işverene verilen teşvik 78,5 milyar lira. Yani yüzde 67’si. Bir kumbara var. Kumbaraya kanun gereği yüzde 50 işveren, yüzde 25 işçi, yüzde 25 devlet para atıyor. Bu kumbarayı ikide bir kırıyorlar, içinden para alıyorlar. Bu paranın 18,5’ini işçiye, yüzde 67’sini işverene vermişler. İnanılmaz bir rakamla karşı karşıyayız. Kumbaraya paranın yüzde 50’sini işveren atarken, kumbaranın yüzde 67’sini almış. Böyle kanun olur mu? Peki bugün ne yapıyorlar? Kanun diyor ki İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken toplam kaynağın en fazla yüzde 30’u kullanılabilir. Bunu yüzde 50’ye çıkarıyorlar. Biz, işçinin kumbarasından işverene bir şey ödenmesine ilk günden beri karşı çıktık. Biz, İşsizlik Sigortası Fonu’nun sadece işçi işsiz kaldığında kullanılmasını istiyoruz. İşsizlik Sigortası Fonu, işçi işsiz kaldığında kullanılacak. Orada para birikiyor diye el atıyorlar. Bunu kesinlikle doğru bulmuyoruz. Takipçisi olacağız. Bu düzenlemeyi de en kısa zamanda Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız.”
“31 Mart’ta korkutanlar değil, korkmayanlar kazanacak”
Özgür Özel, demokrasi tarihine postmodern darbe olarak geçen 28 Şubat’ın yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, partisinin de kendisinin de her zaman demokrasinin yanında durduğunu, ilk andan beri gerekli tepkiyi gösterdiklerini ifade etti.
Özel, “Askeri vesayet kalktı diyorlar. Askeri vesayet iktidar üzerinde değil ama muhalefet üzerinde yaptığı açıklamalar ve tartışmalarla sürüyor.” değerlendirmesinde bulundu.
28 Şubat davasından cezaevinde bulunanların bir çoğunun yaşlı ve hasta olduğunu ifade eden Özel, bu kişiler hakkında Cumhurbaşkanının af yetkisini kullanmasını istedi. Özel, “Eğer şu kadarcık vicdan, ahlak, devlet adamlığı varsa yarın bu insanlarla ilgili af yetkini kullanır, bu ayıbı bitirirsin. Bu ayıbı bitirmezsen her zaman söylüyorum teyit edersin ki şuranda senin kalp yok, bir taş var.” dedi.
Özgür Özel, “31 Mart’ta korkutanlar değil, korkmayanlar kazanacak. 31 Mart’ta ötekileştirenler değil, ötekinin hakkının kendi hakkı gibi savunanlar kazanacak. 31 Mart’ta toplumun yarısını şeytanlaştıranlar değil, kardeş gibi hepsini kucaklayanlar kazanacak. Toplumun tamamına sahip çıkanlar kazanacak. 31 Mart’ta Türkiye kazanacak, Türkiye İttifakı kazanacak.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
(Bitti)
]]>Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), nisan ayı faiz samsun escort kararını açıkladı. Buna göre, banka politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 50 seviyesinde sabit bıraktı.
Merkez Bankası, genel seçimlerin ardından haziranda 650, temmuzda 250, ağustosta 750, eylül, ekim ve kasımda 500'er baz puan, aralık ve ocakta 250'şer ve mart ayında 500 baz puan olmak üzere 9 konya escort toplantıda, toplam 4 bin 150 baz puan faiz artırdı. Banka, şubat ayında ise faizde değişiklik yapmadı.
Son faiz kararının alındığı 21 Mart’ta dolar 32,31 düzeyinde kayseri escort olan dolar kuru 32,51 seviyesinde hareket ediyor. Aradan geçen bir aylık dönemde dolar kurunda ciddi bir artış yaşanmaması ve enflasyon görünümünde beklentilerin dışında bir gelişme olmaması TCMB’nin faizi sabit bırakacağı yönünde beklentileri artırmıştı. Bu yönde alınan kararın ardından izmir escort yayımlanan karar metninde "Enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar sıkı para politikası sürecek" ifadelerine yer verildi. TCMB, "Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyonist baskıları canlı tutmaktadır" uyarısında bulundu.
KREDİ FAİZLERİ MEVDUATTAN HIZLI ARTTI
Merkez Bankası, politika faizini yüzde 50 seviyesinde sabit bıraksa da dövize talebi azaltmak, özellikle KKM’den çözülen paranın döviz yerine TL mevduata geçmesini özendirmek için bankaları mevduat faizini artırmaya zorluyor. Ancak bankalar mevduat faizini daha düşük, kredi faiz oranlarını ise daha yüksek hızda artırıyor.
Bankaların, 5-9 Nisan arasında açtıkları tüm vadelerdeki TL mevduatın bursa escort ortalama faizi önceki haftaya göre 1,56 puan azalarak yüzde 57,89’e geriledi.
Ancak aynı dönemde bankaların, ihtiyaç kredisine uyguladığı yıllık faiz yüzde 83,06 seviyesine ulaştı. Bütün bireysel kredilerin ortalama faizi ise 2,99 puanlık artışla yüzde 82,03 seviyesine geldi.
Merkez Bankası'nın faizi sabit tutmasına karşın bireysel kredilerde yurttaşın faiz yükü sürekli artıyor. Bir bankanın 100 bin TL tutarında 24 ay vadeli bir ihtiyaç kredisinde aylık maliyet oranı yüzde 7,48 oldu. Kredide KKDF, BSMV gibi maliyetler dâhil yıllık maliyeti yüzde 137,53 olarak hesaplandı. Aylık yüzde 5,79 faiz uygulanan adana escort kredide aylık 9 bin 126 TL taksit ödeniyor. Ödemenin ilk yılında aylık taksit tutarının yalnızca bin 599 TL’si anapara olurken 5 bin 790 TL’si faiz, 868 TL’si KKDF, 868 TL’si ise BSMV’den kaynaklandı. İki yıl vadeli kredinin ilk yılında faiz ödemesi anapara ödemesinden fazla oldu.
FAİZDEN BEZDİRENE KADAR
İktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, faiz kararına ilişkin sosyal medya platformu X'ten yaptığı değerlendirmede TCMB'nin "İşler yolunda gitmiyor. Halkı enflasyonun düşeceğine ikna edemedik. İnsanlar yüksek ankara escort faizden bezip talebini kısana kadar sıkılaştırmaya devam edeceğiz" mesajını verdiğini ancak fazla sıkılaşmayla ekonominin durgunluğa saplanacağını belirtti.
FAİZ SABİT KALDI
TCMB, geçtiğimiz ay sürpriz bir kararla 500 baz puanlık faiz artışına imza atmıştı.

∗∗∗
500 BİN YENİ İCRA DOSYASI
Faiz oranlarındaki yükseliş sonrası icradaki dosya sayısı arttı. TCMB faiz antalya escort oranını yüzde 8 buçuktan yüzde 50’ye çıkarıldı. Bankalar da bu durumu kredi ve kredi kartı faizlerine yansıttı.
Artan borç yükü ile icradaki dosya sayısı yılbaşından bu yana 500 bin adet artış kaydetti. Ulusal Yargı Ağı Projesi verilerine göre, 1 Ocak’ta icradaki dosya sayısı 21 milyon 307 bin adetti. 22 Nisan’a gelindiğinde bu sayı 21 milyon 798 bine yükseldi. İcra takibi borcun bir ay ödenmemesinden sonra başlatılabiliyor. Süreç gaziantep escort ortalama 32 ile 93 gün arasında değişiyor. Artan faiz oranları en az üç ay gecikmeli olarak icra dosyası sayısına yansıyor. Geçen ay bankalar nakit avans çekim tutarlarını düşürdü. Çekim tutarları limitin yüzde 25’ine indirildi. Uzmanlar bunun da ödenemeyen borçların sayısını artıracağını belirtiyor.
∗∗∗
FITCH: DAHA FAZLA SIKILAŞTIRMA
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’ten Türkiye’nin maliye politikasıyla ilgili eleştiri geldi. Fitch’in Kıdemli Direktörü ve Türkiye Analisti Morales, Türkiye’nin mali mersin escort duruşunun genişleyici olduğunu savunarak, "Enflasyonu sürdürülebilir şekilde düşürmek için politikaların sıkılaştırılması gerekiyor" dedi. Morales, Türkiye ekonomisinde kırılganlıkların azaldığını ve cari açıkta daralmanın sürdüğünü dile getirdi. Türk bankalarının ihraçlarında büyük bir artış gözlemlediklerini belirten Morales, bankalar için bazı risklerin sürdüğünü de kaydetti.
]]>
UĞUR İSTANBULLU
Alışveriş için Artvin Kemalpaşa’ya gelen Gürcistan vatandaşı Marina Tavatilice, “Türkiye’de fiyatlar farklı ve bizim için çok iyi, çünkü bize ucuz geliyor. Ben 13 sene İstanbul’da çalıştım ve bugün evde ne ihtiyaç var ise Türkiye’ye geliyorum alıp gidiyorum” dedi. Kemalpaşalı esnaf Musa Taşkın ise “Pahalılık fazla ve tabi bizi de üzüyor. Sadece bizi mi herkesi üzüyor. Aldığımız para yetmiyor ki” diye konuştu.
Türk lirası karşısında paraları değerlenen Gürcistan vatandaşları, Sarp Sınır Kapısından geçerek alışveriş için Artvin’e geliyor. Artvin’in Kemalpaşa ilçesinde esnaflık yapan Lamize Şanize, “Gürcü vatandaşalar gelmez ise burası komple kapanır. Gürcülere göre burası ucuz ve daha uygun aynı zamanda lira düşük ama bizim paramız daha değerli. Özellikle eczaneler ve zincir marketlere talep fazla. Ortada bir yoğunluk gözükse de işler iyi değil. Kemalpaşa’da kıyafetler Gürcüler için çok ucuz. Biz yazı bekliyoruz inşallah yazın işler iyi olur” diye konuştu.
“NE İHTİYAÇ VAR İSE TÜRKİYE’YE GELİYORUM ALIP GİDİYORUM”
Marina Tavatilice, “Tabi ki ucuz burası, Kemalpaşa’ya gidiyorum ve ben çok memnunum. Zaten gezmeye gidiyorum denize sonrasında alışveriş yapıyorum özellikle mutfak için alışveriş yapıyorum. Şehriye, pirinç, tavuk açıkçası her şeyi buradan alıyorum. Türkiye’de fiyatlar farklı ve bizim için çok iyi, çünkü bize ucuz geliyor. Ben 13 sene İstanbul’da çalıştım ve bugün evde ne ihtiyaç var ise Türkiye’ye geliyorum alıp gidiyorum” dedi.
Dolmuş şoförlüğü yapan Ferdi Kara, “Burada sınır kapısında minibüsçüyüm ve işler yılbaşından sonra biraz düştü ama yine de bir şeyler oluyor ve daha çok Gürcistan’a gidenler oluyor. Gürcülerin parası bizden daha değerli olduğu için Gürcistan’dan Türkiye’ye alışveriş yapmak için geliyorlar. Gürcistan’da fiyatlar çok yüksek, ilaç dahi. Bu yüzdende alışveriş için Türkiye’yi tercih ediyorlar. Gelmeleri bizim için de çok iyi özellikle biz minibüsçülerin ve esnafın işlerini olumlu etkiliyor” diye konuştu.
“KIYAFETLERİN FİYATINI TÜRKLERE SÖYLEMEKTEN UTANIYORUM”
Kemalpaşalı esnaf Lamize Şanize ise şunları söyledi:
“Yoğunluk maalesef yok ve işler şu an çok durgun. Türkiye’de de olduğu gibi Gürcistan’da da kriz var ve dolayısıyla kışında tabii ki etkisi var işlerin düşük olması için. Yılbaşlarında, okul ve turist sezonunda iyi çalışıyoruz ama şu anda maalesef dedim ya işler düşük ve işler gittikçe de düşüyor. Yine de Gürcü vatandaşlar geliyor ama zaten Gürcü vatandaşalar gelmez ise burası komple kapanır. Gürcülere göre burası ucuz ve daha uygun aynı zamanda lira düşük ama bizim paramız daha değerli. Özellikle eczaneler ve zincir marketlere talep fazla. Ortada bir yoğunluk gözükse de işler iyi değil. Kemalpaşa’da kıyafetler Gürcüler için çok ucuz. Biz yazı bekliyoruz inşallah yazın işler iyi olur. Şu anda mesela bunun fiyatı 200 Lari ama Türk Lirası karşılığı 2 bin lira ve bizim parada bu 60 Lari ama 600 lira Türk parası karşılığı. Ben kıyafetlerin fiyatını Türklere söylemekten utanıyorum çünkü fiyatı duyan kaçıyor. Tepki gösterenler zamlı olduğunu düşünüyor oysa fiyatlarımızda bir değişiklik yok. Maalesef Türklere kıyafet satamıyorum ama geçmişte Türklere çok kıyafet satıyordum o zamanlar liranın değeri vardı. Maalesef Türkler, 2-2 bin 500 verip de bu kıyafeti alamazlar. Bunları da boş verin 200 lira verip tişört bile alamıyor, Türklerde işte durum böyle, Gürcü gelmez ise batmışız yani.”
“ALDIĞIMIZ PARA YETMİYOR Kİ”
Kemalpaşalı Musa Taşkın, “İşler iyi olmasını istiyoruz ama yazın işler iyidir ve dolayısıyla bizde yazı bekliyoruz. Umudumuz var işlerin ileride daha iyi olacağı. Pahalılık fazla ve tabii bizi de üzüyor sadece bizi mi herkesi üzüyor. Aldığımız para yetmiyor ki yani parayı kağıttan kesip versen yetmiyor, 200 lira 20 lira sayılır artık ve her şey eskisi gibi” dedi.
]]>
Eski bir üst düzey Mossad yetkilisi, yıllar önce İsrail Başbakanı Netanyahu’ya Hamas’ın finansal varlıklarını hedef almayı önerdiğini açıkladı. Bahsedilen finansal ağlardan biri de Hamas tarafından kontrol edilen ve Türkiye’den yönetilen milyonlarca dolarlık bir yatırım portföyüydü.
2016 yılına kadar Mossad’ın mali varlıklarla ilgili biriminin başında çalışan Udi Levy, BBC Panorama programına konuştu.
Binyamin Netanyahu’yu Hamas’ın finansal varlıklarına dair defalarca bilgilendirdiğini söyleyen Levy, geçmişte Hamas’ın büyümesini “sadece finansal araçlar kullanarak” durdurabileceklerini belirtti.
Levy, Türkiye’den yönetildiği belirtilen finansal ağla ilgili de Netanyahu’yu 2014 yılında bilgilendirdiğini ekledi:
” Katar ve İran’ın ana finansman olduğuyla ilgili konuştuk. Türkiye’ninse, bazı yönlerden daha da önemli olduğunu konuştuk, çünkü Hamas’ın mali altyapısını yönetmesi açısından kritik bir odak noktası.”
Ancak Levy, Netanyahu’nun bu bilgiler üzerine harekete geçmediğini ifade ediyor.
Netanyahu’nun Hamas’ın mali durumuyla ilgilenme konusundaki isteksizliği ile 7 Ekim saldırısı arasında bir bağlantı olup olmadığı sorulduğunda net bir cevap veriyor:
“Elbette.”
” Gazze’ye giden yüklü miktarda parayı engelleyebilirdi ve Hamas’ın yarattığı canavar, muhtemelen 7 Ekim’de karşılaştığımızla aynı şey olmazdı.”
İsrail Başbakanlık ofisi, Levy’nin bu iddialarına yanıt vermedi.
Levy, Hamas’ın Gazze’de yüzlerce kilometrelik tüneller inşa etmek ve güçlü askeri kuvvet yaratmak için “milyonlar değil milyarlara ihtiyacı olduğunu” söylüyor.
Panorama ekibi, 7 Ekim saldırısından bir süre önce elde edilen ve Hamas’ın yatırım portföyünün boyutunu ortaya koyan belgeleri araştırıyor.
Belgeler, 2018’in başında sona eren sekiz aylık bir döneme ait. İsrail istihbaratı, bunların Hamas’ın parasının bir kısmını nasıl kazandığını ortaya koyduğunu söylüyor.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan 40 şirketin bu yatırım portföyüne dahil olduğuna inanılıyor. Aralarında Türkiye, Suudi Arabistan, Cezayir, Sudan, Mısır ve Körfez ülkeleri var.
Bu yatırımlara yol inşaatından, tıbbi ekipman ve ilaca, turizmden madencilik ve lüks gayrimenkul projelerine kadar her şeyin dahil olduğu iddia ediliyor.
‘Gayrimenkul mükemmel bir yöntem’
ABD Hazine Bakanlığı 2022’den beri, bu dokümanlarda listelenen altı şirketin doğrudan ya da dolaylı şekilde Hamas’ın olduğu ya da Hamas tarafından kontrol edildiğini belirtiyor.
Portföy defterinde listelenen her şirketin yanında, Hamas kontrolündeki holdinglere ait olduğu söylenen değerler var. Bu değerlerin toplamı 422 milyon 573 bin 890 dolar.
Çoğunun gayrimenkule bağlı olduğu söyleniyor.
İngiltere merkezli savunma ve güvenlik düşünce kuruluşu RUSI’ye bağlı, Mali Suç ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nin (CFCS) müdürü Tom Keatinge, değerini koruyan ve kira geliri potansiyeli olan gayrimenkul yatırımlarının, Hamas gibi bir örgütün mali durumunu yönetmesi için “mükemmel bir yol” olduğunu söylüyor.
Türk şirketi Trend GYO’nun adı geçiyor
ABD tarafından yaptırım uygulananlardan biri de Türk gayrimenkul şirketi Trend GYO.
Daha önce bahsettiğimiz, 2018’e ait belgede adı birkaç kez Anda Turk olarak geçiyor. Belgeler bunun Trend GYO olarak yeniden adlandırılıp İstanbul borsasında işlem görmeye başlamadan önceki ticari ismi olduğunu gösteriyor.
7 Ekim saldırıları veya Hamas’ın deyimiyle “El Aksa Tufanı Operasyonu”, yakın zamanda Trend’in eski başkanı Hamid Abdullah el Ahmar tarafından övülmüştü.
Kendisi 2022’de görevinden ayrıldı ancak Trend’in ana şirketinin başkanı olarak görevde kaldı. Ocak 2024’te İstanbul’da bir konferansta “Siyonizm’i ırkçı ve terörist bir hareket olarak suç saymak için çalışma” çağrısında bulundu.
Panorama, el Ahmar’a yazdı ancak yanıt alamadı.
Trend GYO ise BBC’ye yaptığı açıklamada, ABD Hazine Bakanlığı’nın şirket ile Hamas arasındaki bağlantılara ilişkin iddialarının “haksız ve temelsiz” olduğunu söyledi.
Türk yetkililer, Trend’i araştırdıklarını ve “ülkenin mali sisteminin kötüye kullanılmadığını” tespit ettiklerini ve Türkiye’nin uluslararası mali kurallara uyduğunu söylediler.
Katar’dan nakit para desteği
Hamas uzun süreli çeşitli başka mali kaynakları da var.
Kaynak arayan ilk ve en önemli isimlerden biri, şu anda Hamas’ın Gazze’deki siyasi kanadının başındaki Yahya Sinvar. İsrail’e göre, İsrail hapishanesindeyken Hamas için finansman toplamaya başladı.
Sinvar’ı 150 saatten fazla süre sorguladığını söyleyen eski İsrailli yetkili Micha Koubi, hapishaneden gönderdiği mesajlarla İran’la bağlantı kurmayı başardığını söylüyor. İran’dan silah istediğini ve İran’ın da Hamas’a yardım etmeyi kabul ettiğini ekliyor.
Hamas’a Katar’dan da üstü açık ve kapalı şekilde nakit gittiğini belirtiyor.
İsrail, bu paranın bir kısmının kendi onayıyla nakit olarak dağıtıldığını kabul etti. Bu para Hamas yetkililerin maaşlarının ödenmesi ve Gazze halkına insani destek sağlanması amacıyla tahsis edildi.
Levy, “Katarlıların her ay özel bir jetle Refah’a gelen, Gazze’ye giren, Hamas’a bavul verip geri dönen özel bir elçisi vardı” diyor. “Bu paranın önemli bir kısmının Hamas’ın askeri kolunu desteklemeye” gittiğine inandığını ifade ediyor.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Batı Şeria’daki Filistin yetkilileri ve çok sayıda yardım kuruluşu da milyarlarca dolar desteği doğruladı. Bunların hepsi insani amaçlıydı.
RUSI’den Tom Keatinge, bu paranın Hamas’ın askeri kanadına destek sağladığını düşünmenin “adil bir değerlendirme” olduğunu söylüyor.
Keatinge, “Bu, Hamas’ın tünel inşa etmek veya ordusunu silahlandırmak gibi diğer konularda kullanabileceği bir para” diyor.
Eğer bu doğru ise Hamas’ın bağışçılardan aldığı paranın ne kadarını askeri olarak kullanmak üzere ayırdığını bilmek mümkün değil.
Hamas herhangi bir yardım parasını başka alana yönlendirdiği iddialarını reddediyor. Panorama’ya da askeri kanadının kendi gelir kaynaklarına sahip olduğunu söyledi.
Netanyahu, yakın zamanda Hamas’ın güçlenmesini istediği iddialarını reddetti ve yalnızca insani krizi önlemek için Katar parasının Gazze’ye girmesine izin verdiğini söyledi.
Şimdi ise Hamas’ı yerle bir etmeye yeminli. “Gazze’de terörizmi finanse eden hiçbir unsur kalmayacak” diyor.
Ancak Gazze’yi yerle bir etmek ve bu kadar çok sayıda Filistinliyi öldürmekle İsrail bunun tam tersi etki görebilir.
ABD merkezli, Filistin ve İsrail ilişkileri üzerine çalışan düşünce kuruluşu Orta Doğu Enstitüsü’nden Elgindy, “İran muhtemelen Hamas’ı silahlandırmaya ve finansal olarak desteklemeye devam edecek” diyor.
“Fakat bundan da fazlası, Hamas gibi bir grubun bu silahları ve kaynakları elde etmeye çalışması için bir neden olduğu sürece bunu yapacaklardır. Çünkü bunun gerekçesi hala mevcut.”
]]>
CHP Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, 2024 yılının Ocak ayında bütçe açığının 150 milyar lirayı bulduğuna dikkat çekerek, “Bu bütçe açığı, AKP iktidarının yandaş müteahhitlere, para babalarına ve yandaşlarına milletin cebinden alarak verdiği paralardan kaynaklanmaktadır. Milletin parasını har vurup harman savuruyorlar. Yarın, bu bütçe açığının ceremesini vatandaşımıza artan vergilerle ödetecekler” dedi
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Denizli Milletvekili, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Üyesi Şeref Arpacı yaptığı yazılı açıklamayla 2024 yılı ocak ayı bütçesindeki rekor açığa dikkati çekti. Arpacı şunları söyledi:
“YARIN BU BÜTÇE AÇIĞININ CEREMESİNİ VATANDAŞLARIMIZA ARTAN VERGİLERLE ÖDETECEKLER”
“Bu bütçe açığı, AKP iktidarının yandaş müteahhitlere, para babalarına ve yandaşlarına milletin cebinden alarak verdiği paralardan kaynaklanmaktadır. Milletin parasını har vurup harman savuruyorlar. Yarın, bu bütçe açığının ceremesini vatandaşımıza artan vergilerle ödetecekler. Mali disiplin yok oldu. Türkiye’de merkezi yönetim bütçesi ocak ayında 150 milyar lira açık verdi. Bu 2020, 2021 ve 2023 yılları hariç önceki yıllarda verilen yıllık açıktan bile fazla. Bu bütçe açığı, AKP iktidarının yandaş müteahhitlere, para babalarına ve yandaşlarına milletin cebinden alarak verdiği paralardan kaynaklanmaktadır. Milletin parasını har vurup harman savuruyorlar. Yarın, bu bütçe açığının ceremesini vatandaşımıza artan vergilerle ödetecekler.
“NAKİT AÇIĞI BÜTÇE AÇIĞINDAN DA BÜYÜK”
Ocakta bütçe harcamaları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 139 oranında artarak 768 milyar liraya çıkarken, bütçe gelirleri ise yüzde 113,5 oranında artarak 617 milyar lirada kaldı. Ekonomideki reel büyümenin yüzde 3-4 civarında kaldığı bir dönemde, bütçe harcama ve gelirlerinin bu ölçüde artması, yüzde 65 civarında hesaplanan enflasyonun inandırıcılıktan ne kadar uzak olduğunu açıkça gösteriyor. Bu arada Hazinenin nakit açığı ise 2023 yılında gider yazılan ancak fiilen ödemesi yapılmayıp 2024 yılına ertelenen harcamalar yüzünden çok daha yüksek seyrediyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı ocak ayı nakit açığının 206 milyar lira olarak gerçekleştiğini açıklamıştı.
“FAİZ YÜKÜ BEŞ KAT ARTTI”
Ocak ayı bütçesindeki 150 milyar liralık açık şokunun arkasında geçen yılın aynı ayına göre beş kat artan faiz ödemeleri bulunuyor. Ocak 2023’te 21,4 milyar lira olan faiz ödemesi bu yıl 121,1 milyar liraya kadar tırmandı. ‘Faiz sebep enflasyon sonuç’ anlayışının bütçede yarattığı bu faiz şoku sadece 2024 yılında değil ilerleyen yıllarda da artarak devam edecek. Ocakta toplanan her 100 liralık verginin 23,4 lirası faiz olarak ödendi. Faizin bütçe harcamaları içerisindeki payı ise yüzde 15,7’ye çıktı. Geçen yıl ocakta bu oran yüzde 6,6 idi.
“DOLAYLI VERGİNİN PAYI YÜZDE 73,5”
Ocakta vergi gelirleri yüzde 104,6 oranında artarak 517,2 milyar liraya yükseldi. Bu tutarın 380,4 milyar liralık büyük kısmını önceki yıla göre yüzde 110,5 oranında artan KDV, ÖTV gibi dolaylı vergiler oluşturdu. Dolaysız vergilerde yaşanan artış ise yüzde 89,7’de kaldı. Dolaylı vergilerin vergi gelirleri içerisindeki payı yüzde 73,5’e kadar çıktı. Dolaylı vergilerin yüksekliği vergi yükünün tüketiciye ve dar gelirliye yüklenmesi anlamı taşımaktadır. Kısacası AKP iktidarı bütçe açığının getirdiği yükü ücretli çalışanların, işçilerin, emekçilerin ve emeklilerin üzerine yüklemektedir.
“DİYANET OCAK AYI HARCAMASINDA İCRACI BAKANLIKLARI GERİDE BIRAKTI”
Öte yandan Diyanet İşleri Başkanlığı, ocak ayında 9 milyar 726 milyon 132 bin TL’lik harcamaya imza attı. Diyanet’in bu harcaması birçok kamu kurumunu geride bırakırken bunların arasında icracı bakanlıklar da yer aldı. Başkanlığın ocak ayı harcaması ile geride bıraktığı kamu kurumları arasında 3,2 milyar TL harcayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, 4,6 milyar TL harcayan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 2,9 milyar TL harcayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 1,9 milyar TL harcayan Dışişleri Bakanlığı ve 5,1 milyar TL harcayan İçişleri Bakanlığı da yer aldı.”
]]>
HABER: OGÜN AKKAYA/ KAMERA: ÜNAL AYDIN
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Atılım Üniversitesi’nde düzenlenen “Yerel İdarelerin Sorunları” başlıklı açılış dersinde konuştu. Yavaş, “Halkın vergisini istediği gibi harcıyorlar. Makamlardan ayrılmayacaklarını sanıyorlar ve popülist davranışlara giriyorlar. Bütçenin daha iyi harcanması mümkün. Yerel yönetimler bütçesi maalesef istendiği kadar yeterli değil…Belediyenin önceliklerinin çok farklı olması lazım. Kentin altyapısıyla, toplu ulaşımla, sağlıklı suyla ilgilenmesi lazım. Her belediye başkanının bir çılgın projesi var. Çılgın projelerin çoğu da çöp proje. Bunun hesabını da soracak merci yok” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Atılım Üniversitesi’nin düzenlediği “Yerel İdarelerin Sorunları” başlıklı açılış dersine katıldı. Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Lamia Ergenekon Konferans Salonu’nda üniversite öğrencilerinin yoğun katılımıyla gerçekleşen derste, salon dışarısından kalan üniversite öğrencileri Mansur Yavaş’ın ricasıyla sahne önüne oturdu. Gerçekleştirdiği projelerden ve yerel yönetimlerin karşılaştığı zorluklardan bahseden Yavaş, konuşmasında şunları söyledi.
“YEREL YÖNETİMLER BÜTÇESİ MAALESEF İSTENDİĞİ KADAR YETERLİ DEĞİL”
“Halkın vergisini istediği gibi harcıyorlar. Makamlardan ayrılmayacaklarını sanıyorlar ve popülist davranışlara giriyorlar. Bütçenin daha iyi harcanması mümkün. Yerel yönetimler bütçesi maalesef istendiği kadar yeterli değil. Bizler belediyenin aldığı harçlardan hariç, Ankara’da toplanan vergiler ve Türkiye’de toplanan vergilerin bir payı Ankara’ya geliyor. Belediye meclisi olarak bir bütçe hazırlıyoruz ama devletin karar alma mekanizmasında belediyeler yok. Dolayısıyla biz ancak rutin işleri yapıyoruz. Eğer belediye başkanı başarılıysa, kentin geleceğine yönelik bazı projeler getirip, kentin ekonomisinin de canlanması için çalışabiliyor. Tamamen kendi öngörüsüne bağlı. Bazı belediye başkanları bundan on yıl öncenin parası 22 milyon liraya düğün salonu yapmış. Bu paranın düğün salonuna harcanması son derece yanlış. Belediye kendisi de işletemez bunu. Belediyenin önceliklerinin çok farklı olması lazım. Kentin alt yapısıyla, toplu ulaşımla, sağlıklı suyla ilgilenmesi lazım. Her belediye başkanının bir çılgın projesi var. Çılgın projelerin çoğu da çöp proje. Bunun hesabını da soracak merci yok.
“BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN İNSANLARIN SAĞLIKLI YAŞAMASI”
60 bin civarında ortaokul ve lise öğrencisi bizden ücretsiz destek alıyor. Okullarına ücretsiz otobüsle binip gidiyor. 16 bin kadar çocuğun servis ücretini ödüyoruz. Kantinden alışveriş yapamayan çocuklar aç gidiyorlar, öğrenme güçlüğü çekiyorlar. Kantinlerle anlaşma yapıp onlara alışveriş yapma hakkı tanıyoruz. Kırtasiye, sınav ücreti ve en önemlisi tamamının düzenli et yiyebilmesini sağlamak için kasap ve marketlerde et alımını sağlayacak para yatırıyoruz. Evlerde nasıl bir hayat var görmüyorlar. ‘Ben çocuğuma üç aydır köfte yapamıyordum’ diye mesaj geldi. Çocuk protein almayınca devlete daha da yük oluyor. Doğal gaz yardımı veriyoruz çocukların ısınması için. Sadece kriterlere uyan kişilere yardımcı oluyoruz. Bizim için önemli olan insanların sağlıklı yaşaması.
“BİZDEN ÖNCEKİLERİN 25 YILDA YAPTIĞI YEŞİL ALANI, 5 YILDA ANKARALILARIN KULLANIMINA AÇTIK”
Kırsaldan kente göç önemli. Dünya kuraklığa doğru gidiyor. Gıdaya erişim güçleniyor. Biz bir kırsal kalkınma hamlesi yapmak suretiyle annesi babası çiftçi olan ailelerin tekrar tarım yapmasını sağlıyoruz. 880 milyon lira destek verdik. Çiftçiler, 7 milyar lira para kazandılar. Biz yaptığımız asfaltla övünmüyoruz. Bizden öncekilerin 25 yılda yaptığı yeşil alanı, 5 yılda Ankaralıların kullanımına açtık. Ailelerin yeşil alanlarda vakit geçirmesi için çalışma yapıyoruz. Temiz hava ve ulaşım için de çalışıyoruz.
“AKARYAKIT PARASINI KENDİSİ VERSE HİÇBİRİ BİNMEZ”
Belediye başkanının yetkisi en büyük sorun. İhaleleri açık ve şeffaf yaptık. İhtiyaç olmayan hiçbir projeye beş kuruş yatırmadık. Diğerleri başka yere para harcayabiliyor. Belediye meclisinde çoğunluğu varsa çok rahat bir şekilde bu paralar harcanabiliyor. Bunun önüne geçmenin en önemli yollarından biri belediye başkanlığını insanların görmesini istiyorum. Çakarlı araçların hepsini söktük. İnsanlar niye çakar kullanıyorlar? Sizin paranızla kullanıyorlar…Akaryakıt parasını kendisi verse hiçbiri binmez. Gelir gelmez kamu görevlisi olduğumuzu tek farkımızın oraya seçilerek geldiğimizi, özünde farkımızın olmadığını, vatandaşa yardımcı olmak için burada olduğumuzu söyledim. Hepsini attım. Ben minibüse biniyorum, rahatsız olmuyorum.
“BİR TARAFTA ÇOCUĞUNA KÖFTE ALAMAYANLAR BİR TARAFTA LÜKS ARABALARA BİNENLER VAR”
Avrupa’da her şey kurallarla belirlenmiş belli bir makamda olmak bir şeyi değiştirmiyor. Kamunun malını harcayan kişi ortaya çıksın da rahatsız olsun görevini bıraksın. Gençlerin hesap sorması lazım. Hepsi sizin cebinizden çıkıyor. Şeffaflık, açıklık hesap vermek gerekiyor. İnternet sitemizde yayınlıyoruz. Herkes görsün diye. Londra’da belediye başkanıyla görüştüm. Bir arena yapmışlar, tek başına koltukta oturuyor, belediye meclisi yukarıda oturuyor, kim soru sorarsa ona cevap veriyor. İnsan bu sorumluluğu hissetmezse sizlerin parasını istediği gibi harcar. Birilerinin buna son vermesi lazım. Bir yandan çocuğuna köfte alamayan bir tarafta lüks arabaya binenler var. Bunun bir sebebi de hesap sorulmamasıdır. Hesabı ‘öbür dünyada veririm’ diyorlar. Bu dünyada hesap veremeyen, öbür dünyada nasıl hesap verecek?
“KAMUYA YAZI YAZIYORUZ BİZE CEVAP VERMİYORLAR”
Dağ gibi borcu varken marka araba almış. Nereden nereye… Saygı uyandıran davranışları yoksa lüks arabaya biniyor diye saygı duyulabilir mi? Yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması, şehrin gelişimine yönelik fikirlerde destek olunması gerekiyor. Kamuya yazı yazıyoruz bize cevap vermiyorlar. ‘Siz bizim partiden değilsiniz’ diyorlar. Bu zihniyet ne zaman bitecek? Herhangi bir köye giderken, burada kime kaç oy çıkmış bakmadım. Hangi partiye oy verdiğinin önemi var mı? Yüzlerce köyde musluktan akan su yoktu. Yıllardır insanların suyu yok. Belediyenin önceliğinin bu olması gerekmez mi? Bu insanların hangi partiye oy verdiğinin önemi yok.
“BELEDİYELER İNSANLARIN DERTLERİNİ İÇİN VAR”
Hukuk olmayan bir ülkede insan hakları gelişmez. İleride iş bulamazsınız arkadaşlar. Bu sistemin değişmesi gerekmez mi? Hukuk, liyakat ve kurallar… Maalesef ülkemizde bunlar rayına oturmadı. En önemlisi bir belediye başkanının kafasına göre para harcamasının önüne geçmesi lazım. 550 kuruluşa yazı yazdık önümüzdeki dönemin bütçesi için. Bütçemizde yer almasını istediğiniz ne varsa yazın dedik. Dijital ortam talepleri artırdı. 300 bin civarında başvuru geliyor. Başvuruların çoğunu bizzat arayıp soruyordum. Sosyal medyadan gelen mesajlar çoğaldı. Sorunları bize bildiriyorlar. Siz bildirirseniz biz görürüz. Önemli olan talebin yerine getirilmesi. Bunun için belediyeler var. İnsanların dertleri için var.
“AÇ KALSINLAR AMA SİZ YAPMAYIN’ DİYORLAR”
Bütün görevler büyükşehirler tarafından yapılıyor. Karayolları her işini müteahhitlere yaptırdığı için biz müdahale ediyoruz. Ekipman olarak biz daha güçlüyüz. Kahramanmaraş’a mini bir belediye kuracak kadar güçlü olduk. Bu yönüyle büyükşehirler çok güçlü oldu. Afetlerde güçlü olmaya çalışıyoruz. Logonuz görünmesin anlayışı da maalesef var. Okula kantin yardımı yapacak belediyemiz. ‘Aç kalsınlar ama siz yapmayın’ diyorlar. Ülkemiz bu hale geldi. Bizim makam mevki isteyecek halimiz yok. Gençlere örnek olmak istiyor ve onların sorgulamasını istiyoruz. Seçildim her şeyi yaparım anlayışından çıktık. Ankara’ya ne yapabilirizi hep beraber konuşmamız lazım. Bu kuşak bir arada yaşamayı çok güzel beceriyor. Bizim kuşak her şeyi yargılayan bir kuşak. Güzel günler sizin olsun.”
“ALTILI MASA ADAY YAPARSA OLURUM’ DEMİŞTİM. DEMEK Kİ İSTEMEMİŞLER”
Öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Mansur Yavaş, “Cumhurbaşkanı adayı olmayı düşünüyor musunuz” sorusu üzerine, “Altılı Masa aday yaparsa olurum demiştim. Demek ki istememişler. Öyle söyleyeyim. Önümüzdeki günler ne getirir bilmiyorum. Siyaset her şeye gebe” yanıtını verdi.
]]>
Türkiye İşçi Partisi, (TİP) bugün Ankara’da düzenlediği toplantıyla 31 Mart yerel seçim adaylarını tanıttı. TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün, “Türkiye İşçi Partisi konuşuluyor. Ezber bozuyoruz, şaşırtıyoruz, ‘ne yapıyor bunlar’ deniyor. ‘Nereden çıktı aday çıkarmak, nereden çıktı iddialı şekilde seçimlere girmek’ deniyor. Biz ezber bozmaya devam edeceğiz. Siyasette oluşmuş bu statükoyu bozmak istiyoruz. İmam Hatip’teki çocukları kazanacağız, cemaatlere sıkıştırılmış genç kadın arkadaşlarımızı, merdiven altı atölyelerde hiç solun kendilerine el uzatmadığı kadın kardeşlerimizi kazanacağız” dedi.
Türkiye İşçi Partisi, (TİP) bugün Ankara’da aday tanıtım toplantısı düzenledi. TİP’in 13 Ocak 2024’te gerçekleştirdiği yerel Yönetimler Çalıştayı’nın sonuç metninin katılımcılarla paylaşıldığı toplantıya; TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün, Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci ve belediye başkan ve belediye meclis üyesi adayları katıldı.
Toplantıda konuşan TİP Genel Başkan Yardımcısı Ergün, şunları söyledi:
“50 YILDIR NASIL MUHAFELETTE KALINABİLECEĞİNİ SİZDEN ÖĞRENDİK. BİZ ARTIK İKTİDARI İSTİYORUZ”
“Türkiye İşçi Partisi konuşuluyor. Ezber bozuyoruz, şaşırtıyoruz, ‘ne yapıyor bunlar’ deniyor. ‘Nereden çıktı aday çıkarmak, nereden çıktı iddialı şekilde seçimlere girmek’ deniyor. Biz ezber bozmaya devam edeceğiz. Siyasette oluşmuş bu statükoyu bozmak istiyoruz. Biz parayla, şantajla, koltukla, makamla geri adım atacak insanlar değiliz. Bize, ‘Bu işler böyle yapılmaz’ diyen arkadaşlar var. Evet, çok iyi biliyoruz arkadaşlar, 50 yıldır muhalefettesiniz. 50 yıldır nasıl muhalefette kalınabileceğini sizden öğrendik. Biz artık iktidarı istiyoruz. 50 yıldır mevcut durumu değiştirememişsiniz, girdiğiniz mahallelerden çıkamamışsınız, o mahallelerde kendi iktidarınızı aynı sağ partilerin yaptığı gibi rant merkezi haline getirmişsiniz. Bizim de buralardan çıkamamamızı istiyorsunuz.
“KENDİ MAHALLEMİZE SIKIŞMAYACAĞIZ”
Bu sadece muhalefete dönük değil AKP’ye dönük de bir meydan okumadır. Maalesef Türkiye’de solun/sosyalistlerin yapamadığını mahalle mahalle gezerek, ev toplantıları yaparak, gerekirse camilerin ve paranın gücünü kullanarak ama o çalışmayla örgütlendiklerini biliyoruz. Bizim bu statükoyu değiştirmek için aynı şekilde mücadele etmemiz gerekiyor. Parayla, camiyle değil ama aynı emekle karış karış gezerek mücadele etmemiz gerekiyor. Kendi mahallemize sıkışmayacağız. İmam Hatip’teki çocukları kazanacağız, cemaatlere sıkıştırılmış genç kadın arkadaşlarımızı, merdiven altı atölyelerde hiç solun kendilerine el uzatmadığı kadın kardeşlerimizi kazanacağız. Emekçileri her türlü gericilikten kurtarmak için bu adımı atıyoruz.”
“PATRONLARIN PARASIYLA MUHALEFETÇİLİK OYNAMAYA YOKUM”
Toplantıda söz alan TİP Çankaya Belediye Başkan Adayı Değirmenci ise şöyle konuştu:
“Ekranda ezilenlerin, emekçilerin hallerini anlattım. Baskılara rağmen anlattım. Herkes gelmiş, stüdyolar kurmuş Hatay’a. Etrafını çevirmişler güvenlik şeridiyle içeri Hataylıları sokmuyorlardı. Biz gittik, sokağa bir masa bir sandalye attık. Dedim ki Hataylılara, ‘Bir yıldır ne yaşadığınızı siz biliyorsunuz. Bir vekil seçtiniz, hapisten çıkartmıyorlar, Meclis’e göndermiyorlar. Gelin konuşun.’ Hataylılar geldi, saatlerce sadece onlar konuştu o televizyonda. Bu yayın bile, ‘Ne yaptın televizyona dönünce’ diyenlere bir yanıt oldu. Milletvekilleri hapisten çıkarılmayan, Can Atalay’a özgürlük diyen Hataylıları konuşturdum televizyonda. Muhalif medyanın patronları, ‘İşini iyi yapıyorsun, yapmaya devam et. Bu ekranda olman senin kariyerin açısından çok önemli’ dediler. Kariyerin iyi giderse çok rahat yaşarsın, güzel tatillere gidersin, bir başına mutlu olursun. Mutlu eder mi bu İrfan Değirmenci’yi? Etmez. Patronların parasıyla muhalefetçilik oynamaya yokum. Düzen devam etsin diye muhalefetçilik oynamaya yokum.
Çankaya Belediyesi’nin çok büyük bir bütçesi var. Bu bütçeyle 4 bin Çankayalıya 2 ayda bir 4 bin lira para verip sosyal yardım yapıyorum demek olmaz. Bu bütçeyle Çankaya’da yaşayan emeklilerin ömürlerinin en güzel zamanlarında sosyalleşebilecekleri yerler açmadıysan hala, bu bütçeyle Çankaya’da yaşayan gençlerin ücretsiz faydalanabileceği, 7/24 açık merkezleri hala kurmadıysan, üniversite öğrencileri ‘Çankaya’da acaba nerede kalacağız biz’ diye tereddüt ediyorsa o zaman burada bir sorun var demektir. O zaman o para doğru harcanmıyor demektir. O parayı hep birlikte doğru harcayacağız, siz denetleyeceksiniz.”
]]>
UĞUR İSTANBULLU
Artvin’in Ardanuç ilçesinde pazarcılık yapan esnaf da artan maliyetlerden, giderlerin yüksekliğinden şikayetçi. Emekli Taştan Altun “Köylü vatandaş olarak otun tonunu alıyoruz beş bin liraya, yağın kilosunu satıyoruz 200 liraya, alan yok, peyniri satıyoruz 150 liraya ve yine alan yok. İşte geliyoruz pazara 10 -15 kilo bir şey satabiliyoruz ve onunla da köydeki ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Biz emekliyiz alıyoruz 10 bin lira maaş onunla da hiçbir şey yapamıyoruz” dedi.
Artvin’in Ardanuç ilçesinde pazarcılık yapan esnaf da artan maliyetlerden, giderlerin yüksekliğinden şikayetçi.
“EMEKLİ MAAŞIM 10 BİN LİRA, 15 BİN LİRADA ZEYTİNDEN ALIYORUM İŞTE BİZİM HAYATIMIZ”
Emekli Taştan Altun şunları söyledi:
“Köyde yaptığımız ürünleri burada satmaya çalışıyoruz zeytin gibi ama vatandaşın alım gücü olmadığı içinde satışlarımız iyi değil. Para olanlarda var ama bizde yok. Köylü vatandaş olarak otun tonunu alıyoruz beş bin liraya, yağın kilosunu satıyoruz 200 liraya, alan yok. Peyniri satıyoruz 150 liraya ve yine alan yok. İşte geliyoruz pazara 10 -15 kilo bir şey satabiliyoruz ve onunla da köydeki ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Biz emekliyiz alıyoruz 10 bin lira maaş onunla da hiçbir şey yapamıyoruz. Zeytinimizin kilosu 150 lira ve kendi imalatımız Naldöken Köyü’nde yetişiyor. Fakat satmamıza rağmen müşteri bulamıyoruz. Zeytinimiz fazla olmayınca götürüp yağda çıkaramıyoruz. Devlet destekli yeni bahçelerde yaptık ve şu an 100 kök zeytinim var. Üretime geçti ve 100 kiloya yakın zeytin alıyorum işte onunla da 15 bin lira para geçiyor elime ve ne yapılır o parayla a bir de 10 bin lira da emekli parası işte her şey ortada.”
“VATANDAŞ PARASINI FAİZE YATIRIRSA İŞTE PAZARDA İŞLER BÖYLE OLUR”
Peynirci Şener Akyüz şunları söyledi:
“Şu an fiyatlar çok yüksek ve anlayacağınız fiyatları tutamıyorlar. Bir ay öncesindeki peynir bizde 200 liraydı şimdi ise bizde 250 lira. Asgari ücrete ve emekliye gelen zamla beraber köylüde süte zam yaptı. Biz ürünü alıp pazara getiriyoruz ve araçla geliyoruz haliyle yakıt yakıyoruz. Bundan bir ay öncesinde mazot 40 lira idi ve şimdi ise 45 lira oldu. Şu an esnaflıkta zor bankalar faizleri yükseltince vatandaş parasını bankaya yatırıyor ve doğal olarak adam ‘paramı bankaya yatırayım neden ticaret yapayım’ diyor.
“HANİ FAİZ HARAMDI, OLMAZ BÖYLE BİR ŞEY”
Biz bu işi yapmamız için bir sermayemizi yatırmışız bu işe. Mecburen getirip burada satmak zorundayız ama kurtarmıyor. Yani biz de bunları satıp paramızı bankaya mı yatıralım? Bizde paramızı bankaya yatıralım çalışmayalım o zaman ve parası olan yaşasın olmayanda sürünsün artık. Bu böyle gitmez ve bizim devletimizden isteğimiz banka faizlerini düşürmesi. İnsanlar bankadan para alacak ve iş yapacak sonuçta ticaret dönecek. Hani faiz haramdı ne oldu olmaz böyle bir şey. Şu anda piyasadan para çekilmiş ve vatandaş bankadan aldığı faizle yan gelip yatıyor. Biz de peynirimizle aracımızla düşmüşüz yollara para kazanmanın peşindeyiz. Yemek pahalı, hotel pahalı ve bir hotel olmuş bin lira yemekle beraber bin 500 lira ve araca da mazot koyunca oluyor masraflar 3-4 bin lira, bunun altından çıkmak çok zor. Tekrar etmek zorundayım biz devletten faizleri düşürmesi. Düşürsün ki piyasaya hareket gelsin zaten masraflar çok yüksek.”
]]>
Haber: İLEYDA ÖZMEN/ Kamera: DURSUN ALKAYA
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Elmadağ Seçim Koordinasyon Merkezi’nin (SKM) açılışına katıldı. Yavaş, “Ben şimdi Başkent Kart’ı üç yıldır uyguluyorum değil mi? Fakat rakibim Başkent Kart verecekmiş, duymamış. Üç yıldır dağıttığımız şeyi icraat olarak sunuyor. Biz birer kilo et veriyoruz. ‘Ben but veriyorum’ diye övünüyor. Faaliyet raporuna baktık ki bir şubat ayında iki kişiye kasım ayında 11 kişiye vermiş. Biz Keçiören’de 50 bin aileye destek oluyoruz. Siz yönettiğiniz ilçede 50 bin kadar desteğe ihtiyacı olan aileyi bilmiyorsanız o zaman hiç bu konulardan bahsetmeyeceksiniz. Çünkü onun da çöp projeleri var. İnsan hayatına dokunmaktan daha güzel bir şey olabilir mi? Meclis’teki engellemeleri falan hepsini görüyorsunuz. Adalet hep lafta kalıyor. Partisinin, partilerinin adı adalet ama artık görüyoruz ki adaletin A harfi dahi kalmamış” dedi.
ABB Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, bugün Elmadağ Belediye Başkanı Adem Barış Aşkın ile birlikte Elmadağ’da Seçim Koordinasyon Merkezi’nin (SKM) açılışına katıldı. Burada konuşan Yavaş, şunları söyledi:
“KENDİ PARAMI HARCAMAYACAĞIM HİÇBİR YERE SİZİN TERTEMİZ PARANIZI HARCAMAM”
“Biz belediye başkanı olmadan önce ‘Yapamazlar, edemezler, yönetemezler, daha ilk aydan maaşları ödeyemezler’ gibi korkutmaya başlayıp daha sonra ‘Sosyal yardımları kesecekler, işçileri çıkaracak’ ve benzer biliyorsunuz karalamaların hepsi vardı. Allah’a çok şükür bir beş yıl geçti. Ne işçileri çıkarttık? Hepsi mutlu, hep birlikte mesai arkadaşımız gibi çalışıyoruz ne de sosyal yardımları kestik. O ‘Maaşları bile ödeyemezler’ diyen belediyeyi şu anda Amerika’daki fişlenen kuruluşa göre kredibilitesi en büyük belediyenin Ankara Büyükşehir Belediyesi olduğunu açıkladı. Yaptığımız çalışmalardan İngiltere’den Dünya Başkentleri Başkent Ödülü’nü aldık. ve bugün Türkiye’de ‘Mansur Yavaş Belediyeciliği’ konuşuluyor. Çünkü bizden öncekilerin sadece ‘Proje yapıyoruz’ deyip çöp projelere yatırdıkları paraları görünce o çöp projeleri görünce aradaki farkı anladılar. İçinde insan olmayan hiçbir projeye bir kuruş para harcamam. Kendi paramı harcamayacağım hiçbir yere sizin tertemiz paranızı harcamam. Öncelikli olarak hemşehrilerimin bu bölgelerde Ankara’nın tüm sınırları içerisinde birçok ihtiyacı var. İşbaşına geldik, 232 köyde kanalizasyonu açıktan akıyor. Yüzlerce köyde su yok. Polatlı suyundan memnun değil. Bunlar yıllardır ihmal edildi. Çünkü ‘Yerin altına yapılan yatırım görülmez’ dediler. Oysa şöyle bir kendinizi yoklayın; iki saat suyunuz kesilse başlıyorsunuz heyecanlanmaya. Peki onlarca yıldır su sıkıntısı çeken, tankerle su taşınan köyleri düşündüğünüz zaman hangisi acil, hangisi farz? Çöp projeler mi? Bunlar mı? Elbette ki insanların acil ihtiyaçları farz. ve gelir gelmez öncelikli olarak belediyedeki tüm çakarlı araçların çakarlarını söktük. Beş yıldır ben bir minibüs, bir şoför, bir korumayla geziyorum.
4 bin kadar ihaleyi canlı yayınladık. Türkiye’de benden başka yok. A’dan Z’ye bütün ihalelerimiz yayınladı. Belediyenin bütün mali tabloları nereye beş kuruş harcıyorsak hepsini internet sitemizden görüyorsunuz. Hesabınızı bu şekilde veriyoruz. Sayıştay gelir zaman zaman tehdit eder. Çekinmeden Sayıştay raporlarını da yayınlıyoruz. ve hesabımızı her vesileyle veriyoruz. Nereye bir icraat yaparsak bu park, bu kavşak şu kadar TL’ye mal olmuştur diye. Eski dönemden iki misli daha fazla Ankara’nın çeşitli yerlerinden, bütün ilçelerde yeşil alanlar kazandırdık. Ama hiçbir yere hani asfaltını yapıyoruz, kıymetini bilirler gibi, asfaltınız hayırlı olsun kavşağınız hayırlı olsun tabelalarını da asmadık hiçbir şekilde.
“HER ŞEYİMİZ O KADAR AÇIK Kİ HER YERDE HESAP VERMEYE HAZIRIZ”
Zaman zaman bazı siyasileri görürsünüz. Herhangi bir yolsuzluk iddiası olduğu zaman ‘Ben hesabımı öbür dünyada veririm. Kimseye hesap vermem’ gibi böbürlenenleri görürsünüz. Her şeyimiz o kadar açık ki her yerde hesap vermeye hazırız. ve diyoruz ki; bu dünyada hesabını veremeyen kimse öbür dünyada mümkün değil veremez. Onun için hem bu dünyada hesabını vereceksiniz hem öbür dünyada. Ondan sonra vatandaşın karşısına böyle korumasız bir şekilde alnı açık bir şekilde çıkacaksınız. Allah’ıma bin şükür, bana güvenlerin başını eğecek hiçbir işin içinde olmadık. Olsaydık duyardınız. Diyoruz ki; süremiz bitince de aynı şekilde. O zaman korumamız da olmayacak. Şoförümüz de olmayacak. İnşallah sizlerin yanına gayet rahat bir şekilde geleceğiz. Neden korumasız geziyoruz? Kimseyi ayırmadık ki. Herhangi bir köye, mahalleye, ilçeye hizmet ederken ‘Burada kaç oy çıkmış’ diye bakmadık.
“ELMADAĞI’IN EN ÜCRA KÖŞESİNDEKİ KÖYDEKİ BAKKAL DAHİ ŞİMDİ PARA KAZANIYOR”
Buradaki sıkıntıları biliyoruz. Başkanım biraz önce yapılanları anlattı. Başkanım direkt arıyor şu ihtiyacımız var diye. İkinci defa söyletmiyoruz. Derhal talimatını veriyoruz. İmkanınız varsa anında destek olmaya çalışıyoruz. Ama maalesef diğer belediye başkanlarımızdan birçoğu uzattığımız eli tutmadılar, kendi ilçeleri kaybetti. Elmadağ hep yanımızda durdu. Elmadağ kazandı ve kazanmaya devam edecek. Elbette eksiklerimiz vardır. Eski dönemden farklı daha neler var? Eskiden biliyorsunuz destek ihtiyacı olan ailelere destek olunurdu. Belediyecilik başkanım da söyledi, yol yapmak, asfalt değil. Bunu herkes yapar. Az yapar, çok yapar ama mutlaka yapar. Belediyecilik şöyle tarif edilir; doğumundan ölümüne kadar insanların her türlü beşeriye ihtiyacını karşılayan kurumdur diye geçer. Dolayısıyla bizler öncelikli olarak bu ihtiyaçları karşılamak zorundayız. Komşusu aç yatarken tok yatamayız. Verdiğim sözlerden bir tanesi şuydu buraya geldiğimde; kimseyi açıkta bırakmayacağız, okuluna gidemeyen, okuyamayan hiçbir çocuk olmayacak diye. Söz verdiğimiz gibi Başkent Kart’ı çıkarttık. Üç yılı geçti. Başkent Kart’a para yüklemek suretiyle o evin ihtiyacını en iyi bilen anne ve baba gidiyor istediği esnaftan ihtiyacını gideriyor. Eskiden nasıl oluyordu? Bir tane esnaftan toptan alınıyordu. Koli koli getirip evlere dağıtılıyordu ve hem dağıtım masrafı çıkıyordu hem de zaman zaman o dağıtılan kolilerden şikayetler oluyordu. Şimdi böyle bir ihtiyaç yok. Bir kişi değil Ankara’daki tüm esnaflar da kazanıyor. Elmadağ’ın en ücra köşesindeki köydeki bakkal dahi şimdi para kazanıyor. Onlar da ayakta kalıyor. 200 bin aileye Ankara’da protein yardımı, et yardımı yapıyoruz Tam 27 aydır kasaplar kazanıyor. Kırtasiye yardımını da aynı şekilde şimdi birer tane çanta yaptırıp sırtlarını vermek suretiyle yapmıyoruz. Kırtasiye yardımı olarak parayı kartlara yüklüyoruz. Kırtasiyecilerden alıyor, üç harflilerden ve AVM’lerden geçmiyor ki kırtasiye esnafını da ayakta kalsın.
“BEN BAŞKENT KART’I ÜÇ YILDIR UYGULUYORUM. RAKİBİM BAŞKENT KART VERECEKMİŞ, DUYMAMIŞ. ÜÇ YILDIR DAĞITTIĞIMIZ ŞEYİ İCRAAT OLARAK SUNUYOR”
Ben şimdi Başkent Kart’ı üç yıldır uyguluyorum değil mi? Fakat rakibim Başkent Kart verecekmiş, duymamış. Üç yıldır dağıttığımız şeyi icraat olarak sunuyor. Biz birer kilo et veriyoruz. ‘Ben but veriyorum’ diye övünüyor. Faaliyet raporuna bastık ki bir şubat ayında iki kişiye kasım ayında 11 kişiye vermiş. Biz Keçiören’de 50 bin aileye destek oluyoruz. Siz yönettiğiniz ilçede 50 bin kadar desteğe ihtiyacı olan aileyi bilmiyorsanız o zaman hiç bu konulardan bahsetmeyeceksiniz. Çünkü onun da çöp projeleri var. İnsan hayatına dokunmaktan daha güzel bir şey olabilir mi? Türkiye’de hala doğal gaz dağıtan hiçbir belediye yok. İnsanlarımızı evde üşütmüyoruz. Bizim gibi protein yardımı yapan hiçbir belediye yok. 918 köye internet götürmüş hiçbir belediye yok. Kırsal kalkınmalarda destek olan belediyeler var ama bizim hızımıza yetişemiyorlar.
Meclis’teki engellemeleri falan hepsini görüyorsunuz. Adalet hep lafta kalıyor. Partisinin, partilerinin adı adalet ama artık görüyoruz ki adaletin A harfi dahi kalmamış.”
]]>
Haber: İleyda Özmen Kamera: Dursun Alkaya
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Haymana’da Seçim Koordinasyon Merkezi (SKM) açılışında konuştu. Yavaş, “Afet oldu geldim, cenaze oldu geldim. Her şeyinizle bizzat ilgilendim. Gelirken de bir tane minibüs, bir tane şoför, bir tane korumayla geldim. Ne çakar, ne konvoy hiçbirisi yok. Çünkü ben Haymana’ya geliyorum, hemşerilerim yanına geliyorum. Hiçbirisini ayırmadım ki niye çekineyim? Niye korumalarla, konvoylarla geleceğim. Kardeşlerimin yanına övüne övüne, sevine sevine geldim. Bazı belediye başkanları ‘Oy vermezseniz hizmet gelmez’ diyor. Benden önceki de aynı şeyi söylüyordu. ‘Kim oy verirse ilk ondan başlarım’ diyordu. Öyle bir şey yok. Adaletli, merhametli, vicdanlı davranmak lazım. Nerenin acil sorunu varsa, oradan başlamak lazım. Haymana’da kanalizasyon sorunu varken, başka bir yer daha çok oy verdi diye oraya mı hizmet edeceğiz?” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, bugün Haymana Belediye Başkan Adayı Levent Koç, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşçıer, Ankara Milletvekili Yüksel Arslan ile birlikte Haymana SKM açılışı programına katıldı. Programda konuşan Yavaş, şunları söyledi:
“BENİM HALKIN PARASINI, ÇÖP PROJELERE GÖMECEK PARAM YOK”
“İnsan demek ki seçimde verdiği sözleri tutunca böyle karşılanıyormuş. Haymanalı alışkın değil. Büyükşehir belediye başkanı oyları alır, bir daha seçimden seçime gelir… Afet oldu geldim, cenaze oldu geldim. Her şeyinizle bizzat ilgilendim. Gelirken de bir tane minibüs, bir tane şoför, bir tane korumayla geldim. Ne çakar, ne konvoy hiçbirisi yok. Çünkü ben Haymana’ya geliyorum, hemşerilerim yanına geliyorum. Hiçbirisini ayırmadım ki niye çekineyim? Niye korumalarla, konvoylarla geleceğim. Kardeşlerimin yanına övüne övüne, sevine sevine geldim. Hiç unutmuyorum… Şurada meydanda konuşurken ‘Benim çılgın projem yok. Benim halkın parasını, çöp projelere gömecek param yok. Ben en büyük proje olarak, Ankara halkını zengin etmeyi ilan etmiştim. Ankara halkından alacağımı, Ankara halkına harcayacağım’ demiştim.
“ESNAFIMIZI DA BİR ŞEKİLDE AYAKTA TUTMANIN ÇARESİNİ ARIYORUZ”
Şu anda kırsal kalkınma desteklerini Polatlı ve Bala ilçeleriyle birlikte en çok alan ilçe Haymana oldu. Tam 9 bin çiftçiye 3 bin ton tohum desteğinde bulunduk. 4 bin 100 çiftçiye mazot desteğinde, bin 300 çiftçiye sıvı gübre desteğinde, 2 bin 200 çiftçimize sebze fidesi desteğinde, bin 100 adet oluk, 42 kilometre sulama borusu, 12 kilometre kapalı sulama sistemine geçiş hep bu dönemlerde oldu. Başkent Kart aracılığıyla Haymanada’da 4 bin aileye destekte bulunuyoruz. Bu 4 bin aile Haymana’daki esnaftan alışveriş yapıyor. Haymana’daki esnafımız da para kazanıyor. Kırtasiye, et yardımları yapıyoruz. Esnafımızı da bir şekilde ayakta tutmanın çaresini arıyoruz. Belediyecilik budur. ‘Proje yapıyorum’ diye halkın parasını çöp projelere gömüp, mala davara faydası olmayan işlere para yatırıyorlar. Ankara’nın girişindeki, çıkışındaki kapıların kime ne faydası var? Oraya harcanan parayla tek başına Haymana abat olurdu. Geldik geleli Haymana’da yapılmayan ASKİ yatırımlarını tek tek yaptık. Haymana’ya itfaiye binası yaptık. Haymana’da 27 mahallenin su sorunu giderildi. Evinizde su kesilse hemen ASKİ’yi ararsınız. Yıllardır suyu olmayan köylere neden yapmadınız? Pahalı pahalı Ankara’da suyu sattılar. Oyu aldıktan sonra Haymana’yı unuttular gittiler. Bu insanlar nasıl yaşar hiçbirisini görmediler.
“BAZI BELEDİYE BAŞKANLARI ‘OY VERMEZSENİZ HİZMET GELMEZ’ DİYOR. BENDEN ÖNCEKİ DE AYNI ŞEYİ SÖYLÜYORDU. ‘KİM OY VERİRSE İLK ONDAN BAŞLARIM’ DİYORDU. ÖYLE BİR ŞEY YOK. ADALETLİ, MERHAMETLİ, VİCDANLI DAVRANMAK LAZIM”
Televizyonlarda görüyorsunuz. Bazı belediye başkanları ‘Oy vermezseniz hizmet gelmez’ diyor. Benden önceki de aynı şeyi söylüyordu. ‘Kim oy verirse ilk ondan başlarım’ diyordu. Öyle bir şey yok. Adaletli, merhametli, vicdanlı davranmak lazım. Nerenin acil sorunu varsa, oradan başlamak lazım. Haymana’da kanalizasyon sorunu varken, başka bir yer daha çok oy verdi diye oraya mı hizmet edeceğiz? Öncelikle söz veriyorum. Ankara’da bütün köylerde açıktan akan kanal kalmayacak. Musluktan suyu akmayan köy kalmayacak. Haymana halkı kararını vermiş ben onu anladım. Geçen geldiğimizden daha kalabalık bir şekilde karşıladı. Çünkü herkesten vergi alıyoruz, herkese eşit hizmet ediyoruz. Levent Başkanımın arkasında ABB var. ABB için ‘yok’ diye bir kelime yok. Haymana’dan rekor oy bekliyorum.”
]]>
Antalyaspor Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü Alkan Evren, Antalyaspor’a talip olmanın her zaman zor olduğunu dile getirerek, “Geriye dönüp karalama kampanyası yapmak bizi kahraman yapardı ama biz kimseye kötü söz söylemeyiz, söylettirmeyiz” dedi. Mali açıdan kulübün desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Alkan Evren, “Turizm kentiyiz, önemli sanayicilerimiz var ama maalesef yalnız kalıyoruz. Bunu herkes sorgulamalı” dedi.
Antalyaspor Başkan Vekili Deniz Ali Yeşil, Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü Alkan Evren ile Asbaşkan Fatih Gürcü, 25 Ekim tarihinde göreve gelen yönetimin icraatlarının, mali durumun ve takımın hedefleri ile ilgili görüşlerini aktarıp basın mensuplarının sorularını da yanıtladı. Toplantıya göreve geliş sürecini anlatarak başlayan Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü Alkan Evren, devam eden yönetimde Sinan Boztepe’yi başkan yaparak devam etme durumları varken, Sinan Boztepe’nin ısrarla genel kurul yapılmasını istediğini, genel kurulda göreve gelen bir başkan ve yönetim olduklarını söyledi. Antalyaspor’a talip olmanın her zaman zor olduğunu, kendilerinin de bunu bilerek göreve geldiklerini anlatan Evren, “Antalyaspor’a bundan önce görev almış herkes bizim için bir değerdir. Herkes maddi manevi hizmet etmiştir. Geriye dönüp karalama kampanyası yapmak bizi kahraman yapardı ama biz kimseye kötü söz söylemeyiz, söylettirmeyiz. Ancak bir çok konuda bir çok yorum geliyor. Bunlara bir yanıt vermemiz gerekiyordu” dedi.
Haji’den para gelmedi parasını biz ödedik
Haji Wright ile ilgili bilgi eksikliği kaynaklı çok şey söylediğini anlatan Alkan Evren, “Haji ile ilgili şu anki yönetime gelen 1 kuruş para yoktur. Haji ile ilgili bizden önceki yönetime para geldi, o dönemki borçlar için kullanıldı. Bizim yönetimimiz döneminde bir para girişi olmadı. Üstelik oyuncunun önceki kulübüne ödenmesi gereken 600 bin euro’luk bir bedel bizim tarafımızdan ödendi. Oysaki bunun doğrusu, bonservis bedeli alınan oyuncudan gelen ilk paradan ödenmesiydi. Ödenmedi, biz ödemek zorunda kaldık” diye konuştu.
Bu sezan alınan futbolculara ödeme yapılmamıştı
Göreve geldiklerinde mevcut yabancı futbolculara ağustos ayının 3’te 1’i ve eylül ayının yarısının ödenmediğini anlatan ve bunları ödediklerini kaydeden Alkan Evren, “Kendi görev sürelerine kadar bu sezon kiralanan ve satın alınan futbolcuların hiç birinin kulüplerine ödeme yapılmamıştı. Bunların tamamı bizim dönemimizde ödendi. Bu oyuncular belli bir ödemeyle gelmedi. İleri tarihli anlaşmalar yapıldığı için biz ödemek durumunda kaldık. Yerli oyuncuların şubat ayı sonuna kadar ki bu rakam 21 milyon TL’yi buluyor. Bunların ödemesi tamamlandı. Mart ayının birçoğunun ödemesi de yapıldı. Geçmiş dönemden gelen Balint’in 51 bin Euro’luk ceza ödemesi yapıldı” ifadelerini kullandı.
Nuri Hocadan 500 bin euro geldi, 880 bin euro gitti
Yabancı futbolculara 2.4 milyon euro ödeme yapıldığını anlatan Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü Alkan Evren, “Teknik Sorumlumuz Nuri Şahin’in bizden ayrılması ile ilgili 500 bin euro ödeme aldık. Bu doğru. Ancak Nuri Şahin’in geçmişten kalan borçları için 430 bin Euro kendisine ödendi. 200 bin Euro’luk Nuri hocanın kulübe verdiği emanet para da ödendi. Nuri hocanın futbolculuğundan kalan, geçmiş yıllara dayalı menajerine yapılması gereken 250 bin Euro’luk bir ödeme daha vardı, onu da yaptık. Yani, Nuri hocadan 500 bin Euro geldi ama 880 bin Euro para ödedik. Oradan da büyük bir para geldi de kulübün kasası doldu gibi bir durum yok. Bu ayrılıktan sonra yerli antrenörlere 9 milyon TL, yabancı antrenörlere 100 bin Euro ödeme yapıldı. Personele 11 milyon TL maaş ödemesi yapıldı. Cari borçlarımıza 32 milyon TL ödeme yapıldı. Toplam 16 milyon liralık da bir prim ödemesi gerçekleştirdik. Vergi ve SGK kapsamında da 6 milyon TL’lik bir ödeme gerçekleştirildi. Eski oyuncumuz Ghacha ile ilgili bir ödememiz vardı. 20 bin Euro tasarruf yaparak 1 milyon 200 bin TL ödeme gerçekleştirdi. 3 aylık süreden bahsediyorum” açıklamasını yaptı.
“Yönetimimiz hiç kredi kullanmadı”
TFF’den gelen başarı paralarının temlikli olduğu için kasaya girmediğini de belirten Alkan Evren, “En azından borcumuzdan düşüyor, o da bizim için önemli diye düşünüyoruz. Önceki dönemden teknik ekip ve futbolculara ödenmesi gereken 6 milyon TL gibi bir icra ödemesi de yine buradan yapıldı. Bizim açımızdan belki de ön önemli konu, bu kadar ödeme yapılıyorken bizim yönetimimiz hiç kredi kullanmadı. Umarım kullanmak zorunda da kalmayız. Bu ödemelerin başta Başkanımız Sinan Boztepe’nin gayreti ve yönetim kurulumuzun gayretleri ile karşılandı. Doğukan Sinik’ten gelen 475 bin Euro ve sponsorlarımızdan kalan küçük ödemeler dışında da hiçbir gelirimiz olmadı. Önceki dönemden başarılı bir mali tablo bırakıldığı söyleniyor ama temmuz ayı itibariyle, Haji Wright, Fernando Lucas Martins, Doğukan Sinik, Gökdeniz Bayraktar, Ghacha, Fredy gibi oyuncularımızdan yaklaşık 8,1 bin Euro bir gelir geldi ve bu gelirler bizim kasamızda durmuyordu. Böyle bir algı var ama kasamızda böyle bir rakam yoktu. Yanlış bir yere çekilmesin, bu para da o dönemki ödemelere kullanıldı” diye konuştu.
Sabit gelir kaynaklarını artıracağız
Kulübümüz sabit gelirlere ihtiyacı olduğunu anlatan Alkan Evren, “Umarız kulübümüzü sabit geliri olan, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecek bir duruma getiririz. Asbaşkanımız Fatih Gürcü önderliğinde GES projesine imza attık. Normalde bu projenin maliyeti 1 milyon Dolar’lık bir yatırım. Sayın Gürcü’nün kendi firması üzerinden bu rakamı 750 bin Dolar’a, maliyetinin altında bir rakama anlaştık. Sağ olsun kendisi bunun da 250 bin Dolar’ını da kendisi karşıladı. Yani piyasa değeri 1 milyon Dolar olan yatırım için kulübümüz 500 bin Dolar ödeyerek çok büyük bir elektrik giderinden kurtarmış olduk. Huzurunuzda Fatih Gürcü’ye bir kez daha teşekkür ediyoruz. Geleceğimizi kurtaracak projelerden biriydi. Stadyum etrafında 300 metrekarelik bir led çalışmamız daha var. Ciddi bir gelir bekliyoruz. 5 milyon TL’lik bir ödeme de buraya yaptık” dedi.
Hedefler büyük olacak
Başkan Sinan Boztepe’nin hedeflerle ilgili yaptığı açıklamalara değinerek sözlerine başlayan Başkan Vekili Deniz Ali Yeşil, “Antalya gibi bir şehrin hedefleri elbette büyük olacak. Bu kulüp her sene düşmemeye oynayan bir kulüp olmamalı. Başkanımız üst sıralara oynayan, kupa kazanan, hatta şampiyonluk hedefinde olan bir takım oluşturma arzusunda. Kendi hedeflerine ve hayallerine saygı duymamız lazım. Neden daha küçük hedefler belirleyen bir başkan istiyoruz ki” diye konuştu.
Başkanımız istedi biz karşı çıktık
Transfer engelinin kaldırılmaması ile ilgili de konuşan Yeşil, “Başkanımız engelin kaldırılmasını ve transfer yapılmasını istedi. Bu konuda da ısrar etti. Ama biz yönetim kurulu ve futbol şubesi olarak aynı fikirde değildik. Devre arasında futbolcular genellikle transfer oldukları takıma faydalı olamıyor. Transfer yapmayalım, gelecek senenin transfer bütçesine daha çok ağırlık verelim, mevcut oyuncularımızı rahatlatalım diye fikir beyan ettik. Kendisi de bunu anlayışla karşıladı. Yoksa başkanımız kendi cebinden engeli kaldırıp transfer yapmak istedi, biz aksini savunduk. Ardından Sergen hocamız ile bir toplantı yaptık, durumu anlattık ve o da anlayışla karşıladı. Bizim yıllık planımız hazırdı ama hiç hesapta olmayan şeylerle karşılaştık. Biz de sezon başındaki gibi ödemesiz futbolcu alıp anlaşma yaparım ama 3 sene sonra bu kulübün durumu ne olacak? Bir sonraki yönetim bu paraları ödeyemeyince, yine benzer sorunlar ortaya çıkınca ne olacak? Bizim karşılaştığımız durumla karşılaşılmasın istedik. İyi bir takımımız var. Biz takımımıza güveniyoruz. Aldığımız kararın da arkasındayız” dedi. Konu ile ilgili konuşan Asbaşkan Fatih Gürcü ise “Bu konu suistimale açık bir konu. Sinan Başkanımın bu konudaki kişisel tasarrufu, bu engeli kaldırıp birkaç transfer yapmak yönündeydi. Yönetim kurulu olarak biz popülist yaklaşımdan uzak bir tavır sergilemenin doğru olduğu konusunda kendisini ikna ettik. Biz “büyük başkan” hatta bazılarının deyimiyle “böyük başkan” olma iddiasında olsaydı, tribüne oynar, transferleri yapardık. Az önce dinlediniz 8.5 milyon Euro’ya yakın bir ödeme yapılmış, neredeyse sıfır ek gelirle. Bunu yapan yönetim 1 milyon Euro daha öderdi. Kimse kusura bakmasın. Bizim koltuğumuzda oturanlar bizim yaşadığımız sorunları yaşamasın istedik. Biz büyük hedefleri olan bir takım oluşturmak istiyoruz. Popülist yaklaşımlara uzağız. Kimsenin bize büyük demesine ihtiyacımız yok. Büyük olma gibi bir derdimiz de yok. Bizim için aslolan Antalyaspor’un başarısıdır” diye konuştu. Bu konuda konuşan Alkan Evren ise, “Bu engeli kaldıracak gücümüz vardı ama doğru soru, “Bunu yapabiliriz ama yapmalı mıyız” sorusuydu. Kahraman ilan edilebilirdik. Takımımız iyi bir oyun sergiliyor. Ortak bir kararla bu mutabakata varıldı. Futbolda hep altyapıdan bahsediyoruz. Biz de yönetimin, kulüp yönetiminin altyapısı olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Sinan Gümüş’ün durumu
Sinan Gümüş ile ilgili durumu anlatan Başkan Vekili Deniz Ali Yeşil, “Nuri Hoca (Şahin) zamanında kadro dışı kalmıştı. Tek başına antrenman yapıyordu ancak mali vecibelerimizi yerine getirmek zorundaydık. Kendisi ile anlaşarak ve büyük bir miktar para ödeyerek yollarımızı ayırdık. Geçen yıldan itibaren parası ödenmeyen bir oyuncuydu. Yollarımızı ayırmak biraz zor oldu ama bunun da ödemesini biz yaparak Sinan Gümüş’ü gönderdik” dedi.
Buksa’nın maaşını mevcut yönetim ödedi
Adam Buksa’nın maaşının bir kısmını Antalyaspor’un bir kısmının da eski kulübünün ödediğini hatırlatan Deniz Ali Yeşil, “Eski kulübünün Buksa’nın maaşı olarak gönderdiği 2-3 aylık parası oyuncuya ödenmemiş ve başka borçlara kullanılmıştı. Bu para da mevcut yönetim kurulu tarafından ödendi” dedi.
Sergen Yalçın, 3 katı parayı reddetti
Sergen Yalçın’ın transferi ile ilgili görüşlerini aktaran Deniz Ali Yeşil, “Kendisi ile gayet uyumlu bir şekilde çalışıyoruz. Kariyeri tartışılmaz. Bizim verdiğimiz ücretin 3 katı teklif almasına rağmen Antalyaspor’u tercih etti. Son iki maçı kaybetmemize rağmen bundan sonrası için umutluyuz. Üst sıralarda yerimizi alacağız” dedi.
Vergi ve SGK yapılandırılması ile ilgili konuşan Asbaşkan Fatih Gürcü, “7140 sayılı vergi kapsamında yapılandırılan borçlar ödeniyor. Borçlar yapılandırıldı ama ödenmiyor gibi bir söylenti var ama ödeniyor. Bu durumla ilgili kulübümüzü sıkıntıya sokacak bir durum söz konusu değil, ödemeler yapılıyor” şeklinde konuştu.
Jehezkel’in durumunda aslolan Antalyaspor
Sagiv Jehezkel’in durumu ile ilgili de bir açıklama yapan Gürcü, “Kulübümüz, şehrimiz ve ülkemiz bu olaydan büyük yara aldı. Bunu kabul etmemiz gerekiyor. Sonuçta münferit bir eylemdi. Kulüp olarak bu yarayı kapatma derdindeyiz. Bu yarayı kaşımanın kime faydası olduğunu biliyoruz. Kulübümüz menfaatlerini en üst seviyede koruyabilmek için profesyonellerimiz ve hukuk müşavirliğimiz çalışıyor” açıklamasını yaptı.
Son konuşmayı yapan Başkan Vekili ve Basın Sözcüsü Alkan Evren, “Antalyaspor hepimizin kulübü. Hepimizin ortak değeri. Birçok ildeki Süper Lig takımı belediye destekli yaşatılıyor. Bizim de desteklenmemiz gerekiyor. Antalya’nın en büyük markası Antalyaspor olduğuna göre, belediyelerin de kulübümüze destek olması gerekiyor. Zorunlu değiller ama bunu yapmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Turizm kentiyiz, önemli sanayicilerimiz var ama maalesef yalnız kalıyoruz. Bunu herkes sorgulamalı” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
]]>
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Etimesgut’ta Seçim Koordinasyon Merkezi (SKM) açılışında konuştu. Yavaş, “Bize ‘Projeleri yok’ derken İstanbul’daki çorba dağıtmaya başladılar. Ben çorba dağıtırken dalga geçiyorlardı. ‘Projesi yok’ diyorlar. İstanbul’daki aday iki bin lira Ankara’daki beş bin lira verecekmiş. Biz protein yardımı yapıyoruz. O but veriyormuş, tavuk budu olduğu ortaya çıktı. O da 15 kişiye. Kendi belediyesinde 50 destek alan aile var Keçiören’de. Sadece yardım 2 bin 500 kişiye yapılmış. Dolayısıyla şimdi bizim yaptıklarımız yeni bir proje gibi ortaya koyup ‘Biz daha çok vereceğiz’ diye taklit etmeye başladılar. Eğer gerçekten taklit etmek istiyorlarsa, proje arıyorlarsa, mansuryavasneyapti veya MY2024 mobil uygulamamız var. Oraya girsinler. Oradaki projeleri okusunlar. Ankara’nın köylerine kadar Mansur Yavaş ne yapmış bir görsünler. Aynılarını yapacağız diye de iddia etsinler” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve ve Etimesgut Belediye Başkan adayı Erdal Beşikçioğlu ile birlikte Etimesgut SKM açılışı programına katıldı.
Programda konuşan Yavaş, şunları söyledi:
“SİZLERİN PARASINI KENDİ PARAMIZ GİBİ HARCIYORUZ. KENDİ PARAMIZI HARCAMAYACAĞIMIZ HİÇBİR YERE SİZİN PARANIZI HARCAMIYORUZ”
Aşağı yukarı beş yıldır birlikteyiz. Beş yıl boyunca Ankara’nın sokaklarında benim hiçbir fotoğrafımı görmediniz. Çakar konvoylu makam araçlarımızı görmediniz. Daima sizin içinizde sade bir şekilde yaşadık. Belediyede rant için dolaşanları görmediniz. Sadece Ankara halkının gerçek ihtiyaçları için çalıştık. Ortak akılla çalıştık. Üniversiteler, meslek odalarıyla birlikte çalıştık. ‘Ben yaptım oldu’ dönemi bitti. Dört binden fazla ihalemizi canlı yayınladık. Bunların hepsini herkes gördü. Yetmedi. Tüm harcamalarımızı belediyemizin Web sayfasında kuruşana kadar görüyorsunuz. Hesap veriyoruz. Bütçe hazırlarken vatandaşa soruyoruz. Sayıştay raporlarını açıklıyoruz. Hiçbir şeyden çekinmiyoruz. Bugünler hesap verme zamanı. Başkaları gibi ‘Ben hesabımı öbür dünyada veririm’ demiyoruz. Çünkü bu dünyada hesabını veremeyen asla öbür dünyada da hesabını veremeyecek demektir. Sizlerin parasını kendi paramız gibi harcıyoruz. Kendi paramızı harcamayacağımız hiçbir yere sizin paranızı harcamıyoruz.
“‘ÇALIYOR AMA ÇALIŞIYOR’ FELSEFESİNİ ANKARA’NIN KALDIRIMLARININ DİBİNE KADAR GÖMDÜK”
Alın terinizi belediyeye verdiğiniz paralar gerçek ihtiyaç sahiplerine gidiyor ve her mekanda hesabını veriyoruz. Yaptığımız işleri parklara, kavşaklara ne hizmet yapıyorsak kaç paraya mal olduğunu açık açık vatandaşa duyuruyoruz. Artık meşhur muhafazakar kesme bile kabul ettirilen kul hakkını adeta göz ardı ettiren, ‘çalıyor ama çalışıyor’ felsefesini Ankara’nın kaldırımlarının dibine kadar gömdük. İsraf edecek paramız yok. Bu paraları kolay kazanılmıyor. Halkın temiz alın terinden gelen paralar bunlar. Dolayısıyla nerede ihtiyaç var oraya harcıyoruz. Değerli Etimesgutlular bu caddeyi biliyorsunuz. 25-30 yıldır üç tane başbakan, bir cumhurbaşkanı, belediye başkanlığı bakanlar, İstasyon Caddesi’ni her seçimden önce geldiler. ‘Burayı çözeceğiz’ dediler. Çözmek bize nasip oldu. Önceliğimiz Sincan ve Etimesgut’un çilesini bitirmek oldu.135 milyon liraya İstasyon Caddesi’ne alternatifini yaptık ama 250-300 milyon lira da yine buranın altyapısına harcadık. Türk Kızılayı’na iki adet köprülü kavşak, Şaşmaz’a iki adet kavşak, Koru-Bağlıca’nın metro bağlantısının projesi bu ay içerisinde bitiriyor. İnşallah temelini atmak da nasip olsun.
“ORTAOKUL VE LİSE ÖĞRENCİLERİ EĞER OTOBÜSLE OKULUNA GİDİYORSA YETER Kİ OKUSUN DİYE ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE TARAFINDAN ÜCRETSİZ TAŞINIYOR”
Doğumundan ölümüne kadar vatandaşın her türlü ihtiyaçlarıyla ilgilenen kurumdur belediye. Dolayısıyla bir çocuk doğdu. Okula gidecek. Okula giderken sosyal destek alan aileyse öbür yaşıtları gibi aynı avantajlarla gidebiliyor mu? Gidemiyorsa onu çözmek bizim görevimiz. Birçoğu kreşe giderken okuluna giderken serviste gidiyor. Gidemeyen mi var? Ankara Büyükşehir bunu karşılar. Ortaokul ve lise öğrencileri eğer otobüsle okuluna gidiyorsa yeter ki okusun diye Ankara Büyükşehir Belediye’si tarafından ücretsiz taşınıyor. ve bütün derdimiz onların okuması. Okusun ki onlar da desteğe ihtiyaç olmasın. Hem ailesine hem ülkemize faydası olsun. Bu destekleri yaparken artık eskisi gibi kapı kapı paket dağıtma işi ortadan bitti. Üç yıldır Başkent Kart’a para yüklemek suretiyle onların ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bir esnaftan alınıyordu. Şimdi Ankara’daki bütün esnaflar o esnafa verilen parayı paylaşıyor. Esnaf mutlu o ailenin ihtiyacını en iyi anneler bilir. Onlar gidiyor, ihtiyacına göre alışveriş yapıyor. Onlar bu mutlu. Kırtasiye yardımı yapılıyor, sırtında bilmem ne belediyesi, içinde defter dolu çantalar dağıtılıyor. Kırtasiye yardımını kartlara yatırıyoruz. Ama AVM’lerde geçmiyor. Sadece kırtasiyeci esnafından alıyorlar. Kırtasiyeciler kazanıyor.
“BİZ PROTEİN YARDIMI YAPIYORUZ. O BUT VERİYORMUŞ. TAVUK BUDU OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI, O DA 15 KİŞİYE. KENDİ BELEDİYESİNDE 50 BİN DESTEK ALAN AİLE VAR KEÇİÖREN’DE. SADECE YARDIM 2 BİN 500 KİŞİYE YAPILMIŞ”
İki yüz bin aileye protein yardımı yapıyoruz. Kasaplar kazanıyor ve Türkiye’de ilk defa üç yıldır Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden başka yok. Belediyeyle kıyaslamayın. Hükümet de yapmıyor. Üç yıldır doğalgaz yatırıyoruz 200 bin aileye. Üşütmüyoruz. Aç bırakmıyoruz. Bize ‘Projeleri yok’ derken İstanbul’daki çorba dağıtmaya başladılar. Ben çorba dağıtırken dalga geçiyorlardı. Emeklileri benden başka destek olan yok. ‘Projesi yok’ diyorlar. İstanbul’daki aday iki bin lira Ankara’daki beş bin lira verecekmiş. Biz protein yardımı yapıyoruz. O but veriyormuş, tavuk budu olduğu ortaya çıktı. O da 15 kişiye. Kendi belediyesinde 50 bin destek alan aile var Keçiören’de. Sadece yardım 2 bin 500 kişiye yapılmış. Dolayısıyla şimdi bizim yaptıklarımız yeni bir proje gibi ortaya koyup ‘Biz daha çok vereceğiz’ diye taklit etmeye başladılar. Eğer gerçekten taklit etmek istiyorlarsa, proje arıyorlarsa, mansuryavasneyaptı veya MY 2024 mobil uygulamamız var. Oraya girsinler. Oradaki projeleri okusunlar. Ankara’nın köylerine kadar Mansur Yavaş ne yapmış bir görsünler. ‘Aynılarını yapacağız’ diye de iddia etsinler. Tohum dağıtacakmış kırsal kalkınma da biz geçecekmiş. Şimdi bazı ilçe belediyeleri verdi. Haksızlık etmeyeyim AK Parti ilçe belediyeleri. Ama şu anda Keçiören Belediyesi’nde bir kişiye bir kilo tohum verildiğini de duymadık.
“BELEDİYE MECLİSİNDE ÇOĞUNLUK İSTİYORUZ”
Vatandaşın kimine dokunduk, özellikle pandemi döneminde. Fakat biz vatandaşa dokunduk derken onları elle bir dokunmayı sanıyorlar. Öyle bir şey yok. Vatandaş nerede darda, Ankara Büyükşehir huzur gibi yanında oldu, herkesin. Şimdi inşallah bu anlayışı şeffaf hesap verebilir. Katılımcı anlayışı Etimesgut’ta da sürdüreceğiz. Aynı şekilde el ele verip inşallah Etimesgut’un bütün sorunlarını birlikte çözeceğiz.
Ben Erdal Başkanım’ı size emanet ediyorum. Kendimi de size emanet ediyorum. Ama bir sıkıntımız var. Geçen dönem yüzde 51 oy aldık ama mecliste 148’de 40 kişiydik. Olmuyor. Görüyorsunuz. Orada yaşananları görüyorsunuz. Orada yapılan iğrenç sözler ve bunları söyleyenler siyasetin çöplüğüne gömüldü gitti. Öyle mi? Ben de diyorum ki; artık yeter. Biz de bir rahat edelim şöyle. Hizmetler yaparken engel olunmadan işlediğimizi yapalım. Rahat rahat yapalım Elbette kafamıza göre yapmayacağız. Acil projeleri yapacağız inşallah. Bu nedenle belediye meclisinde çoğunluk istiyoruz. Belediye meclisinde çoğunluk alması için ilçe belediyelerimizin de hepsini almamız gerekiyor.
]]>
İktidarın tartışmalı ekonomi politikaları yüzünden derinleşen kriz ortamında vatandaş geçinebilmek için kılı kırk yarıyor. Bir vatandaş Niğde Çiftlik ilçesinde pazarda karşılaştığı CHP Milletvekili Ömer Fethi Güler’e “Eskiden çuvalla alıyorduk şimdi gramla almaya başladık” diye yakındı. Gürer de “Yıllardır pazar yerlerini gezerim. AKP dönemlerinde hep sıkıntı vardı. Sorunlar bu yıl daha da artmış görünüyor. Önceleri kilolarca ürün alan, torbayla meyve sebze alan vatandaşlar, fiyat artışı nedeniyle artık gramla ya da tane ile ürün alabiliyor. Vatandaş, en büyük para birimimiz olan 200 TL’nin eski 20 lira kadar hükmü yok. Bozuk paraya gerek kalmadı” dedi.
CHP Niğde Milletvekili Gürer, Çiftlik ilçe CHP Belediye Başkan Adayı Arif Çakıl, Azatlı belde Belediye Başkan Adayı Mehmet Akpınar, Bozköy Belediye Başkan Adayı Muammer Çelikbaş, Divarlı Belediye Başkan Adayı Sezai Avcı ile Çiftlik ilçesi ve beldelerde birlikte esnaf ziyareti yaptı ve ilçe pazarını gezdi. Gürer, pazar alışverişine çıkan vatandaşlarla konuştu. Ekonomik durumdan dert yanan vatandaşlar şunları söyledi:
“ESKİDEN ÇUVALLA ALDIĞIMIZ ÜRÜNLERİ ŞİMDİ GRAMLA VE TANE İLE ALMAYA BAŞLADIK”
Pazarda fiyatların çok pahalı olmasından yakınan bir vatandaş, “Her şey ateş pahası olmuş. İsteğimiz hiçbir şeyi alamıyoruz” derken, başka bir vatandaş da tane ve gramla aldığı sebze ve meyveleri göstererek, “Domates 50 lira olmuş. 5 tane biber, 5 tane domates ve soğan gibi ürünlere 200 liraya aldım. Eskiden çuvalla aldığımız ürünleri şimdi gramla ve tane ile almaya başladık” dedi.
“BU YAŞIMA KADAR BÖYLE PAHALILIK GÖRMEDİM”
80 yaşında olduğunu söyleyen başka bir vatandaş ise “Ben bu yaşıma kadar böyle pahalılık görmedim. Paranın hiçbir değeri kalmadı. Aldığımız sebze, meyveye maaşımız yetmiyor. İstediğimiz ürünleri alamıyoruz” diyerek pazardaki aşırı fiyat artışlarına tepki gösterdi.
Pazar yerinde ekmek arası döner satışı yapan bir esnaf ise satışların yarıya yarışa azaldığını, ne esnafın ne de pazara alışveriş için gelen vatandaşın dürüm satın aldığını ifade etti.
“KAŞIKLA VERDİKLERİNİ KEPÇEYLE ALIYORLAR”
Çocuğunun şeftali ve ceviz istediğini ancak bu ürünlerin çok pahalı olması nedeniyle alamadığını söyleyen başka bir kadın ise alışveriş için geldiği ilçe pazarından, fiyatların çok pahalı olması nedeniyle her istediğimizi alamıyoruz” dedi. Pazar çıkışında boş çantasını gösteren başka bir vatandaş ise “Emekliye zam yapıldığını söylüyorlar. Bu para neye yetecek? Kaşıkla verdiklerini kepçeyle alıyorlar. Millet biraz akıllı olsun artık” şeklinde konuştu.
“HER YIL BİR ÖNCEKİ YILI ARATTIRIYOR”
Pazar yerinde kumaş ve tekstil ürünleri satışı yapan bir esnaf da sattıkları ürünün yerine yenisini almak için satıştan elde ettikleri paranın üzerine para koymak zorunda kaldıklarını belirterek, “İlçeye ürünleri aracımla getiriyorum. Eskiden 400-500 liraya dolan yakıt deposu şimdi 3-5 bin liraya ancak doluyor. Geçen yıl satışlar bu yılkinden daha iyiydi. Her yıl biraz daha kötüye gidiyor. Her yıl bir önceki yılı arattırıyor” ifadelerini kullandı.
“200 TL’NİN ESKİ 20 LİRA KADAR HÜKMÜ YOK”
Pazarcı esnafının ve alışveriş için gelen vatandaşların sorunlarını dinleyen CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise, “Yıllardır pazar yerlerini gezerim. AKP dönemlerinde hep sıkıntı vardı. Sorunlar bu yıl daha da artmış görünüyor. Önceleri kilolarca ürün alan, torbayla meyve sebze alan vatandaşlar, fiyat artışı nedeniyle artık gramla ya da tane ile ürün alabiliyor. Vatandaş, en büyük para birimimiz olan 200 TL’nin eski 20 lira kadar hükmü yok. Bozuk paraya gerek kalmadı. Bir alışverişe en büyük banknotumuz yetmiyor, diye dert yanıyor. Emeklilerin tepkisi de çok büyük; geçinemiyoruz, açlığa mahkum edildik, bizi iktidar duymuyor. Emekliler yılı yoksulluk yılı oldu” şeklinde tepki gösterdiklerini söyledi.
“İNSANLAR EVLERİNE TANE İLE MEYVE SEBZE ALIYOR”
Girdi maliyetlerindeki artışın etiketlere yansıdığına dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Nakliye masrafları her gün biraz daha artıyor. Mazot litresi 45 lira. Mersin’den getirdiği ürüne tanede yerinde aldığı ürün fiyatına nakliye kadar masrafı ekleniyor. Pazarcı da gideri çok olunca para kazanamıyorum diyor. Etiket fiyatlarının yarısını nakliye masraflarına çalışır olduk diye dert yanıyorlar. Gidişat çok kötü. İnsanlar evlerine tane ile domates, tane ile biber, gram ile sebze, meyve alıyor. Ekonomide ciddi önlemler alınmalı. dedi.
]]>
İzmir’de, ‘yüksek kar’ vaadiyle, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve nitelikli dolandırıcılık’ suçlarından adliyeye sevk edilen holding sahibi Sedat Ocakcı (34), eşi Seçilay Ocakcı (30) ile holding bünyesindeki bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da aralarında bulunduğu 27 şüpheli tutuklandı. Diğer 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Dünyanın ilk şehir tokeni olan İzmir Token’i halka arz eden Barış Turgut’la yaptığı protokol sonucu, 15 milyonluk yatırım yaparak gündeme gelen Ocakcı Holding’de, holdingin sahibi Sedat Ocakcı’nın yeğeni siber güvenlik uzmanı Salih Han, 1 Ocak’ta kuruma ait 2,5 milyar liralık soğuk cüzdanla Dubai’ye kaçtı. Yüksek kar vaadiyle paralarını verenler, dolandırıldıkları iddiasıyla polise şikayetçi oldu. Şüphelilerin, satışını yaptıkları token ile kripto piyasalarında para kazandıracaklarını vaat ettiği, ayrıca dron fabrikası kurarak da yine kar sözü verdikleri öğrenildi. Şüphelilerin 3 bin 100 kişiden yaklaşık 5 milyar 123 milyon TL para topladıkları öne sürüldü.
YAZILIMLA İKNA ETMİŞ
Sedat Ocakcı’nın ilk olarak parayı borsada değerlendirdiğini söyleyerek para toplamaya başladığı, ardından kripto paraya girdiği, sonrasında yazılım firması kurduğu öğrenildi. Kripto için para topladığı sırada vatandaşları ‘Bir yazılım sistemi geliştirdim. Bu sayede borsa ve kripto para işinde piyasanın iniş veya çıkış dönemleri yaşansa bile hiç kaybetmiyorum’ diyerek ikna ettiği belirtildi. Sedat Ocakcı’nın en az yüzde 17 kar vadettiği de kaydedildi. Sedat Ocakcı’nın yakın bir dönemde bütün varlığı kripto borsasına aktardığı, soğuk cüzdana yüklediği, bu varlığı şoförü ile İstanbul’daki kuzeni Salih Han’a gönderdiği öğrenildi. Salih Han’ın bu soğuk cüzdan ile Dubai’ye kaçması üzerine Ocakcı’nın 31 Ocak tarihine kadar yatırımcıya ödeme yapmaması üzerine mağdurların emniyete müdürlüğüne şikayetçi oldukları kaydedildi.

OPERASYON 7 ŞUBAT’TA BAŞLADI
Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, dolandırıcılık iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Savcılığın talimatıyla 7 Şubat sabahı harekete geçen İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve nitelikli dolandırıcılık’ suçlarından haklarında gözaltı kararı çıkartılan aralarında Ocakcı Holding sahibi Sedat Ocakcı, eşi Seçilay Ocakcı ve holdinge bağlı bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da aralarında bulunduğu 30 kişiye yönelik eş zamanlı operasyon düzenledi. Ocakcı Holding ve bağlı işletmelerinde arama yapıldı.

OCAKCI ÇİFTİ ADANA’DA YAKALANDI
Ocakcı çifti, İzmir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Adana Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin desteği ile Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, Adana’da saklandıkları kiralık evde yakalandı. Ocakcı çiftinin operasyon öncesi Türkiye’yi terk etmeye çalıştıkları ortaya çıktı. 1 Ocak 2023’te Ocakcı Holding’i kurduğu belirtilen Sedat Ocakcı hakkında ilk olarak geçen 1 Şubat’ta e İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne şikayette bulunulduğu bildirildi. Şikayetin ardından emniyetin talebi üzerine mahkemece Ocakcı hakkında yurt dışı çıkış yasağı getirildiği kaydedildi. Ocakcı’nın 5 Şubat’ta Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan eşiyle yurt dışına gitmeye çalıştığı ancak hakkında yurt dışı çıkış yasağını öğrenince Adana’ya geçip, eşyalı kiralık ev tuttuğu belirtildi. Sedat Ocakcı’nın Adana’ya gitmesindeki amacının, buradan da yasa dışı yollardan Kıbrıs’a gitmek olduğu öğrenildi.

TAHSİS EDİLEN ALANA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI
Operasyon kapsamında haklarında gözaltı kararı verilen şüphelilerden 29’u yakalandı. Ayrıca 1 kişi yardım ve yataklıktan, Ankara’da 2 şüpheli de Sedat Ocakcı ile iş birliği yaptığı tespiti ile gözaltına alındı. Böylelikle İzmir merkezli Antalya, Ankara ve Aksaray’da gerçekleştirilen operasyonlarda toplam 32 kişi gözaltına alındı. 1 şüpheli ise aranıyor. Şüpheliler arasındaki emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın, üsteğmen olarak görev yaptığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden FETÖ soruşturması kapsamında 2019 yılında ihraç edilen holding sahibi Sedat Ocakcı’nın geçmişte komutanı olduğu ortaya çıktı. Alkan’ın Yüksek Askeri Şura Toplantısı’nda alınan kararla tuğgeneral olarak görev yaptığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 30 Ağustos 2022’te emekli edildiği belirtildi. Alkan’ın, emekli olduktan sonra holdinge bağlı şirketlerden Metayıldız’ın genel müdür yardımcılığı görevini yürüttüğü kaydedildi. Şirkete, 15 Temmuz 2023’te, Yozgat Bozok Organize Sanayi Bölgesi Yatırım Alanı’nda yer tesis edildiği öğrenildi. Dron imalatı üzerine fabrika kuracağını beyan eden şirket yetkililerinin, bu alanda 3-4 ay kadar hafriyat alım çalışması yaptığı ancak ‘Bozok Organize Sanayi Meta Yıldız Dron Fabrikası Meta Yıldız Bilişim Teknolojileri Dış Ticaret Sanayi Anonim Şirketi ibarelerinin’ yazılı tabelanın dışında alanda başka hiçbir icraat gerçekleştirmediklerinin otaya çıktığı belirtildi.

LÜKS HAYATLARI KAMERADA
Öte yandan Sedat Ocakcı’nın yaşadığı lüks hayat paylaştığı videoda görüldü. Holdingin bahçesinde eşi ile yürüyen Ocakcı’nın, iki büyük hediye paketinin kurdelesini eşine açtırdığı, eşinin ‘İnanmıyorum’ diyerek şaşkınlık yaşadığı, açılan paketlerden lüks spor araçların çıktığı görüldü. Biri siyah, diğeri kırmızı renkteki iki otomobili gören eşinin, Sedat Ocakcı’ya sarıldığı da video görüntülerinde yer aldı.
“HERKES PARASINI ALACAK”
Polisteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, dün adliyeye sevk edildi. Sedat Ocakcı’nın polisteki ifadesinde yaptığı işin yasal olduğunu, pişman olmadığını belirtip, “Hiçbir zaman kaybetmem, hep kazanırım” dediği, eşinin ise şirket faaliyetleri ile hiçbir alakası olmadığını, yatırımlarla kocasını ilgilendiğini söylediği öğrenildi. Adliyeye sevkleri sırasında bir gazetecinin “Paralar nerede?” diye sorusuna Sedat Ocakcı, “Herkes parasını alacak” yanıtını verdi. Dün geç saatlere kadar nöbetçi sulh ceza hakimliğinde işlemleri süren şüphelilerden holding sahibi Sedat Ocakcı, eşi Seçilay Ocakcı ile holdingdeki bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da aralarında bulunduğu 27 şüpheli tutuklandı. Diğer 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
]]>
Şişli’de taksiye binerek Sultanbeyli’ye giden ve yaklaşık bin lira taksi ücretini ödemek istemeyen kadın yolcu ile arasında “taciz” tartışması çıkan şoför Serhat Dizgin o anları anlattı. Kadının alkollü olabileceğini söyleyen Dizgin, “780 civarında ücreti vardı. O kadar yol gittim, emek verdim. Karşılığı iftira olarak geldi” dedi.
İddiaya göre, geçtiğimiz Salı günü gece saatlerinde Şişli’den taksiye binen kadın müşteri Sultanbeyli’ye gitmek istemişti. Sultanbeyli’ye gelen kadın, yaklaşık bin lira tutan taksi ücretini ödememişti. Taksici Serhat Dizgin, kadından taksi ücretini istemişti. Taraflar arasında tartışma çıkmıştı.
Kadın “beni elledin” diyerek iftira atmıştı
Araçtan inen kadın, “beni elledin” diyerek parayı vermeyi reddetti ve polis çağıracağını söylemişti. Bunun üzerine Dizgin de kadına “Tamam polise gideriz. İftara atarak paramı mı çalacaksın. Hadi polise gidelim. Aracın içinde de kamera var. Her şey kayıtlı” diyerek kadına tepki göstermişti. Taksi ücretini ödemeyen kadın yürüyerek yoluna devam ederken, o anlar ise kameraya yansımıştı.
“O kadar yol gittim, emek verdim. Karşılığı iftira olarak geldi”
Taksici Serhat Dizgin o anları anlattı. Dizgin, “Kadını taksiye aldım, yolda gidiyordum. ‘Gebze’ye gideceğim’ dedi. Beni çok gezdirdi. ‘Gidelim alkol alalım, alkol içmem lazım’ falan dedi. Bende arabada alkol içmenin yasak olduğunu söyledim. Gebze’ye giderken, Sultanbeyli’ye dönmek istedi. Sultanbeyli’ye girdik, oraya girmemizle arabayı tekmeledi. Onu taciz ettiğimi söyledi, ‘ırgat’ dedi. Arabanın kapısını birden açtı, bağırdı. Taksicilere bir nefreti varmış. ‘Hepiniz ırgatsınız’ dedi. Sonra arabadan indi, ‘beni elledin, taciz ettin’ dedi. Ben den kameramı açtım, arabanın içinde de kameranın olduğunu belirttim. Para için böyle iftara atmasına gerek olmadığını söyledim. Zaten gerekli her şeyin kayıtlı olduğunu söyledim. Bu şekilde paramı çaldığını söyledim. Bu bildiğin hırsızlık. O kadar yol gittim, emek verdim. Karşılığı iftira olarak geldi. Bir şoka uğradım, afalladım. 10 saniye düşündüm, ne oluyor dedim. Allah’tan kamera var, o yüzden içim rahatladı. Kamera olmasa her gün böyle insanlarla uğraşacaktım” dedi.
“Burada kamera var, devlet var, kimseye iftira atamazsın. Kimsenin parasını çalamazsın”
Kadının sarhoş olabileceğini söyleyen Dizgin, “Kafası güzel olmasa, böyle hareketler yapmazdı. Uyuşturucu bulmamı istedi, bulamayacağımı söyledim. Memleketten yeni geldim, çalışıyorum. Taksicilerin uyuşturucu bulduğunu söyledi. Taksicilerin hiçbirinin böyle bir şey yapmadığını söyledim. Sonra korsanı aradı, ‘bu taksici işi çözemiyor, gel beni buradan götür’ dedi. Ondan başka bir şey istemedi. Gelip götürmesini söyledi. Adam da ona’ gece gece ben senle uğraşamam’ dedi. Yüzüne kapattı. Çok alkollüydü, ayakta duramıyordu. 780 civarında ücreti vardı. Anneme, bacıma küfür etti. Anneme küfür ettiği için ben bunu yayınladım. Yoksa üstünü kapatırdım. Anama, bacıma küfür edince bir de üstüne iftira atınca, paramı çalınca ağırıma gitti. Bu çeksin ki diğerleri böyle yapmasın. Taksicilere önyargı var. Polis bunu gösterebilir. Burada kamera var, devlet var, kimseye iftira atamazsın. Kimsenin parasını çalamazsın. Bu kadar yol gidip, parasını çalıp, küfür edemezsin. Kim olursa olsun dedim, en çok canımı alabilirler. Bana ‘ben sana burada ekmek yedirmem, arabanı da bağlarım. İsmini de verdim, plakayı da çektim’ dedi.” – İSTANBUL
]]>
ERDAL SAĞLAM
Türkiye ekonomisinde artık her şey seçime endekslendi. Yüksek maaş zamları ardından, kamu harcamaları büyürken, piyasalarda paranın bol olduğu bir dönem daha yaşayacağız. Piyasadaki bol para nedeniyle artan döviz talebinin de etkisiyle rezervlerin eridiği bir dönem daha yaşamaya başladık.
Merkez Bankası geçtiğimiz hafta politika faizini 2,5 puan daha artırarak yüzde 45’e yükseltti. Ancak bu yüksek faize rağmen piyasalardaki bol likidite nedeniyle dövize talep önlenemedi. Döviz talebini frenlemek için ya kurların bırakılması ya da faizlerin artması gerekiyor. Kuru seçim öncesi artırmak istemeyen Merkez Bankası’nın “verilere bağlı olarak ek faiz artışı yaparım” demesi gerekirken bunu yapmadı. Merkez Bankası seçim nedeniyle “faizlerde tepe noktaya geldik” demeyi tercih etti. Bu tavır piyasalar tarafından enflasyonla mücadelede yeterince sıkı davranılmadığı havasının oluşmasına neden oldu.
2023 yılı bütçesine Aralık ayında eklenen büyük ödeneklerin, beklendiği gibi, harcanmaya başladığı gözüküyor. Bunu geçen ay bir ara 750 milyar TL’ye çıkan Hazine’nin Merkez Bankası’nda bulundurduğu mevduatın erimesinde görüyoruz. Geçtiğimiz hafta içerisinde Hazine’nin mevduatı 315 milyar TL’ye kadar indi. Bu durum Ocak ayı içinde Hazine’nin yaklaşık 400 milyar TL’nin üzerindeki parayı piyasaya verdiğini gösteriyor.
Hazine’nin verdiği paranın yanı sıra Merkez Bankası da artırdığı swaplar nedeniyle, piyasalara ek TL pompalaması yaptı. Bir ara gerileyen Merkez Bankası’nın bankalarla yaptığı swap miktarı, geçtiğimiz hafta içerisinde yaklaşık 11 milyar dolar artarak 53 milyar dolara çıktı. Merkez Bankası’nın swapları artırmasının nedeni, eriyen döviz rezervlerine karşılık bu yolla brüt rezervini büyütmeye çalışması.
Ancak Merkez Bankası yaptığı swaplar karşılığı piyasalara TL veriyor. Bu aynı zamanda politika faizinin altında verdiği bu TL likiditesinin enflasyonla mücadeleye zarar vermesi sonucu yaratıyor. Bankalar politika faizinin altında yaptığı swaplar nedeniyle, TL mevduat faizlerini olması gerektiği kadar artırmıyorlar. Bu nedenle de özellikle küçük tasarrufçuya bankaların verdiği mevduat faizinin yüzde 40’ın altına indiği görülüyor.
Yüksek hacimli TL mevduatlara yüzde 50’ye kadar faiz veren bankalar hedeflerini gerçekleştirmek için döviz bazlı KKM’den TL’ye dönen hesaplara ise yüzde 55, hatta biraz üzerinde faiz vermeyi kabul ediyorlar. Dolayısıyla ortalama faiz oranları yüzde 50’in hemen altına gerilemiş gözükse de en çok zararı gören küçük tasarrufçu oluyor.
BAKAN ŞİMŞEK DE ARTIK BIRAKTI
Merkez Bankası’nın sıkı para politikasına aykırı biçimde, TL mevduat faizlerinin gerilemesi karşısında yeni bir önlem almaktan kaçındığını görüyoruz. Merkez Bankası’nın da seçime ayarlı bir politika izlediğini söyleyebiliriz. Yani bir yandan rezervleri, piyasadaki likiditeyi artırma pahasına yaptığı swaplar yoluyla desteklerken, seçime kadar piyasadaki paranın bol kaldığı bir süreç yaşanmasını kabul ettiği söylenebilir.
Bunun yanında Merkez Bankası politika faizini artırmasına rağmen, kredi kartı faiz oranlarını, birkaç aydır olduğu gibi, yine sabit bıraktı. Kredi kartı kullanımının son haftada biraz gerilemeye başladığı gözükse de hala canlı bir seyir var. Seçime kadar bu oranlarla gidileceği, dolayısıyla gerektiği takdirde halkın kredi kartı kullanımı için açık kapı bırakıldığı gözüküyor.
Halbuki Merkez Bankası’nın bankalarla yaptığı görüşmelerde, kredi kartı kullanımına sınır getirilmesini istediğini, kredi kartı faiz oranlarının yanında, kart limitlerinin düşürülmesi, taksit sayılarının azaltılması gibi planları olduğu anlaşılıyor. Merkez Bankası, bu kredi kartı kısıtlamasını da seçimler sonrasına ertelemiş gözüküyor.
Tüm bu harcamalardaki artışa artık Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de ses çıkarmamaya başladığına şahit oluyoruz. Bakan Şimşek, son olarak emekli maaş zammında yüksek zam oranlarına karşı gelirken, sonuçta tabandan gelen baskı üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan tüm emeklilere yüzde 49’luk Ocak zammı uygulamasını devreye soktu.
Bakan Şimşek’in seçimlere kadar harcamaların artmasına artık ses çıkarması beklenmiyor. Seçime kadar geçecek süre içerisinde, biraz da anketlerin gösterdiği ön tahminlere göre, harcamaların daha çok artması gündeme gelebilir. Önümüzdeki iki ay içerisinde sosyal yardım ödemelerinin hızlanmasını, müteahhitlere ödemelerin büyümesini bekleyebiliriz.
Özetle; Mayıs seçimleri öncesinde gördüğümüz seçim ekonomisi kadar olmasa da, bir hayli yüklü bir seçim harcaması dönemine daha girdik. Bu dönemdeki harcamaların telafisi için, seçimlerden sonra nasıl bir yol izleneceği ise şimdilik merak konusu. Mayıs seçimleri sonrası, bu yıl ortasında yapıldığı gibi, ek vergilerin gündeme gelip gelmeyeceğini, harcamaların nasıl kısılacağını yıl ortasında görmüş olacağız.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in seçimin hemen ardından, içinde yapısal tedbirlerin de yer aldığı bir dizi radikal ekonomik karar almak istediğini biliyoruz. Enflasyonla mücadelenin sıkılaştırılması için, seçimlerden sonra belki ek politika faiz artışları da zorunlu hale gelebilir.
Tüm bu gerekenlere Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın izin verip vermeyeceği ise şimdilik meçhul. Enflasyonun gerçekten tek haneye indirilmesi isteniyorsa, çok daha sert ekonomik kararların seçimin hemen ertesinde devreye alınması gerektiği de ortada.
]]>
Esenyurt’ta kendilerini polis olarak tanıtan dolandırıcılar, Suriye asıllı Türk vatandaşı kadını, “Terör örgütüne para gönderdiniz ve vatandaşlığınız iptal edildi. Altınlarınızı bozdurup tüm paranızı bu hesap numarasına gönderin” diyerek tehdit etti.
Durumdan şüphelenen kocasının ihbarı üzerine polis ekipleri, kadının gittiği bankaya giderek yaklaşık yarım milyon lirayı dolandırıcılara göndermeden önce duruma müdahale etti.
Olay, dün öğle saatlerinde Esenyurt Cumhuriyet Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Suriye uyruklu Türk vatandaşı T. N. isimli kadını evinde oturduğu sırada bilinmeyen bir numara tarafından arandı. Karşı taraftan kendisini polis olarak tanıtan kimliği belirsiz şahıslar kadına, eşinin ve kendisinin kim olduğunu bildiklerini, terör örgütüne para gönderdikleri için vatandaşlıklarının iptal edildiğini söyledi. Duydukları karşısında korku içinde panik olan kadın ne yapacağını bilemezken şüpheliler, evdeki tüm parayı toplayıp altınlarını en yakın kuyumcuda bozdurmasını istedi. Dışarı çıkarak söyleneni yapan kadın, dolandırıcıların söyledikleri hesap numarasına yaklaşık yarım milyon lirayı göndermek üzere bankaya gitti. O sırada Pendik’deki çalıştığı işyerinden eşini arayan A.N. ise sürekli meşgul çaldığını fark etti. En sonunda telefonu açan eşi, ona bankada sıra beklediğini ve olayın hayat memat meselesi olduğunu söyleyince A.N. durumdan şüphelendi. Evdeki kardeşini arayarak paralarını kontrol etmesini isteyen adam yerinde olmadığını öğrenince ortada dolandırıcılık olduğunu anlayıp polisi aradı. Konuyu ihbar eden A. N., işyerinden Esenyurt’ta doğru yola koyulurken aynı dolandırıcılar, adamı arayıp polis olduklarını ve Fatih Emniyet’e gitmesi gerektiğini söyledi. A. N. şahıslara inanmazken konu ile ilgili harekete geçen Esenyurt Asayiş Büro Amirliği ekipleri kadını arayarak uyardı. Çiftin parası dolandırıcıların hesabına geçmeden bankaya gelen ekipler, kadının yanına giderek durumu engelledi. Olay sonrası çift, Esenyurt İlçe Emniyet Müdürlüğü Kıraç Polis Merkezi’ne giderek dolandırıcı şahıslar hakkında şikayette bulundu.
“Polisler eşim parayı göndermeden bankaya yetişti”
Yaşadıkları olay ile ilgili konuşan A. N., “Sabah her zamanki gibi evden işe gittim. Eşimi bir telefon aramış. Kendilerini polis olarak tanıtan şahıslar ona ‘Biz her şeyi biliyoruz. Eşinin nerede olduğunu, adresinizi biliyoruz. Biz sizin Türk vatandaşlığınızı iptal ettik. Siz terör örgütüne 20 bin dolar para gönderdiniz. Biz şimdi polis olarak eve geleceğiz. Evde para, altın ne varsa alacağız. Eşini arama ve kimseye bir şey söyleme. Hatta kal ve her şeyi topla’ diyerek eşimi korkutmuşlar. Ben eşimi aramaya çalıştığımda hep meşgul olduğunu fark ettim ve ona ulaşamadım. O sırada ona en yakın kuyumcuya giderek altınlarını bozdurmasını söylemişler. Onu yaptıktan sonra da taksiye binip bankaya gitmesini istemişler. Eşim bankadayken telefonumu açtı. Bana hayat memat meselesi olduğunu söyledi. Ben de kardeşimi arayarak evimizdeki para ve altınlarımızın yerinde olup olmadığını sordum. Kardeşim paraların yerinde olmadığını söyleyince dolandırıcılık meselesi olduğunu anladım. Hemen polisi arayıp olayı anlattım. Kendim de çalıştığım yerden, Pendik’ten Esenyurt’a geldim. Esenyurt’ta vardığım sırada bilinmeyen bir numara beni aradı. Kendini polis olarak tanıtıp ‘Acele şekilde Fatih Emniyet’e gidin. Az önce ihbar verdiniz’ diyerek beni buradan uzaklaştırmaya çalıştı. Ama ben inanmadım ve bu konuyu da polisi arayarak bildirdim. Memur beyler sağolsun bizi aradı. Bankada olduklarını ve eşimi bulduklarını söyledi. Allah razı olsun. Polisler eşim parayı göndermeden bankaya yetişti. Olay sonrası karakola geldik. Bizi arayan numarayı aradık ama ulaşamadık” dedi. – İSTANBUL
]]>
Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde 25 yaşındaki genç, şans oyunlarından kazandığı ve hesabına aktaramadığı 700 bin liradan pay isteyenler tarafından kurşun yağmuruna tutulduğunu iddia etti. Bebeğine mama almak için dışarıya çıktığı sırada olayın meydana geldiğini ifade eden genç, “Yaşadığım bu olaydan sonra Sakarya’yı terk etmeyi düşünüyorum. Belli ki bu şahıslar durmayacak ve beni öldürme çabaları var. Eşim ve çocuğuma herhangi bir zarar gelmesin diye buradaki evimi terk edeceğim” dedi.
Evli ve bir çocuk babası 25 yaşındaki Ersin Çoban, bir yıl önce İstanbul’da oynadığı şans oyunundan 700 bin lira para kazandı. İddiaya göre, Çoban’ın mahalleden tanıdığı B.B. ile Y.B. isimli şahıslar ise bu paradan pay istedi. Kazandığı parayı hesabına aktaramadığı öğrenilen Çoban’ın, B.B. ile Y.B. tarafından tehdit edildiği öne sürüldü. Panik olan Ersin Çoban, bir süre sonra ailesiyle birlikte Sakarya’nın Adapazarı ilçesine taşındı.
23 Aralık Cumartesi günü gece saatlerinde bebeğine mama almak için dışarıya çıkan Ersin Çoban, sokakta tartıştığı iki şüpheli tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. Ayaklarından yaralanan genç, olay yerine gelen sağlık ekiplerince ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Bir bacağına iki, diğer bacağına 5 kurşun isabet eden Çoban, tedavisinin ardından taburcu edildi. Olaya ilişkin inceleme başlatan polis ekipleri ise B.B. ile Y.B.’yi gözaltına aldı. Adliyeye sevk edilen şüpheliler, delil yetersizliği sebebiyle serbest bırakıldı.
Olaya ilişkin güvenlik kamera görüntülerinde ise şahısların olay yerine geldiği ve aralarında hengame çıktığı görülüyor.
“Sakarya’ya taşınmak zorunda kaldım”
Yaşadığı olayı anlatan Ersin Çoban, “İstanbul’da şans oyunundan 700 bin lira kadar para kazandım ve bu paraya tahsil edemedim. İki şüpheli benim para kazandığımı duymuşlar ve evime gelerek benden para talep ettiler. Bende bu parayı hesabıma aktaramadığım için ödeyemeyeceğimi söyledim. Onlarda parayı istemekte ısrarcı olup beni öldürmekle tehdit edip, evimin içinde bir el havaya ateş ederek gittiler. Bu kişileri tanıyorum. Bana ve eşim ile çocuğuma zarar vermelerinden tedirgin olduğum için Sakarya’ya taşınmak zorunda kaldım. Bu şahıslar benim buradaki evimi bulup bana saldırıyı gerçekleştirdiler” dedi.
“Delil yetersizliği sebebiyle serbest bırakıldılar ve tehditler hala devam ediyor”
Şüphelilerin kendisine pusu kurduğunu iddia eden Çoban, “Çocuğuma mama almak için saat 02.30 sıralarında motosikletime binerek dışarı çıktım. Biraz ileri doğru hareket ettiğim zamanda mahallede birini gördüm ve onlar olabileceğini hiç tahmin etmedim. Daha önceki zamanlarda motosiklet hırsızlığı oluyordu. Bende yine bir hırsızlık olayı sandım ve kim olduklarını, neden orada beklediklerini sordum ve ‘Seni bekliyorum’ diyerek iki kişi bana çapraz ateş etmeye başladı. Kurşunların hedefi olduktan sonra ambulansla hastaneye sevk edildim. Benim yaşadığım bu mağduriyet şans oyunundan kazandığım fakat çekemediğim 700 bin liradan kaynaklı olarak oluştu. Şüpheliler olaydan bir ay sonrasında yakalandı ancak delil yetersizliği sebebiyle serbest bırakıldılar ve tehditler hala devam ediyor” diye konuştu.
“Evimi terk edeceğim”
Çoban, Sakarya’dan da taşınmak için hazırlık yaptığını aktararak, “Yaşadığım bu olaydan sonra Sakarya’yı terk etmeyi düşünüyorum. Belli ki bu şahıslar durmayacak ve beni öldürme çabaları var. Eşim ve çocuğuma herhangi bir zarar gelmesin diye buradaki evimi terk edeceğim. Bu olaylarla ilgili doğduğum, büyüdüğüm şehri İstanbul’u terk edip Sakarya’ya geldim ancak olaylar peşimi bırakmadı ve buradan da gitmeyi düşünüyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Ben bir aydan beri yatıyorum ve kalkamıyorum. Paramda yoktu. Taşınmak için arkadaşlarımı aradım ve evimi taşımak için onlardan borç aldım. Mahkeme bu şahısları serbest bıraktı, tutuksuz yargılanıyorlar. Şuanda ben onların tutuklanmasını istiyorum” şeklinde konuştu. – SAKARYA
]]>
İzmirli kadınlar, kadın muhtarın öncülüğünde açılan sepet örücülüğü kursunda atık kağıtlardan çeşitli türlerde sepetler örüyor. Hem zamanlarını boşa harcamayan hem de sattıkları sepetler ile gelir elde eden kadınlar, yaptıkları etkinlikle mutlu olduklarını söylüyor.
Kadınlara yönelik projeleriyle dikkatleri üzerine çeken İzmir’in Karabağlar ilçesi Refet Bele Mahallesi Muhtarı Hatice Akar’ın, halk eğitime yapmış olduğu başvuru sonucunda mahallesinde yaşayan ev hanımı kadınlar, yaklaşık 2 aydır atık kağıtlardan sepet örüyor. Çocuklarını okula, eşlerini işe gönderen kadınlar, hem zamanlarını boşa harcamıyor hem de üretip sattıkları sepetler sayesinde ev ekonomisine katkıda bulunuyorlar.
“Yılbaşında bir satışımız oldu ve bütün hanımlarımız bayağı satış yaptılar”
20 Kasım 2023 tarihinde Karabağlar ilçesi Refet Bele Mahallesi Muhtarlık alanında başlayan ve bugün sonlanacak sepet örücülüğü kursuyla 15 kursiyere eğitim veren Karabağlar Halk Eğitim Merkezi Usta Öğreticisi Zübeyde Kuyuldar, “Kursumuz haftada 40 saat, günlük ise 8 saatten 332 saat sürecek. Atık kağıtları örüp kumaş boyasıyla rengarenk boyadıktan sonra farklı farklı sepetler örüyoruz. Muhtarımızın desteğiyle yılbaşında bir satışımız oldu ve bütün hanımlarımız bayağı satış yaptılar. Satışlardan elde edilen gelir ise hanımlarımız arasında paylaşıldı” dedi.
“Kazandıkları parayla moralleri yükseldi ve daha iyi örmeye başladılar”
Kadınlara yönelik projeleriyle dikkatleri üzerine çeken Karabağlar Refet Bele Mahallesi Muhtarı Hatice Akar, “Ev hanımı kadınlarımız sürekli bana gelerek ‘Muhtarım evde yapabileceğimiz bir iş var mı?’ diyorlar. Bende bu kursu halk eğitim merkezinde gördüm, internette araştırdım ve kadınlarımızın evde en uygun, en ucuz yoldan nasıl para kazanabilirler konusunda çalışmalar yürüttüm. Daha sonra ise bazı okullarla iletişime geçerek öğrencilerin eski kitaplarını aldım. O kitapları matbaada kestirdikten sonra halk eğitime muhtarlığın içinde bütün ihtiyaçları bana ait olmak üzere bir sepet örücülüğü öğretmeni göndermeleri yönünde dilekçe yazdım. Kursiyer kadınların listesini teslim ettik ve bize bir öğretmen gönderdiler. Kursumuz başladı ve ham madde olarak gazete, fiş aklınıza gelebilecek her türlü kağıdı geri dönüşüm olarak kullanıyoruz. Kursiyerlerimiz şu an ürettikleri sepetlerde çocuklarının eski ders kitaplarını kullanıyorlar. Şişe sardıkları kağıtlar ile çeşitli yöntemlerle renklendirmeler yaparak ve yapıştırıcılar kullanarak sepetlerini örüyorlar. Acemiliklerini bayağı attılar ve artık para kazanmaya başladılar. Kadınlarımızın kazandıkları parayla moralleri yükseldi ve daha iyi örmeye başladılar” ifadelerini kullandı.
“Kadınlarımız üretmeye devam edecek”
“Kurs bitse dahi kadınlarımız burada üretmeye devam edecek” diyen Akar, “Kaymakamlığımızın desteğiyle Karabağlar’da Çalıkuşu Kadın Kooperatifini kurduk. Şu anda kadınlarımız evde oturdukları yerde mobilya aksesuarı olarak sepet örecekler. Çocuklara sırt çantası, kalemlik yapıp onları da paraya çevirecekler. Böyle bir düşünce oluştu ve bunu da sonuçlandırdık hemen hemen” diye konuştu.
Yaklaşık 2 aydır sepet örücülüğü kursuna gelen Gül Özer ise “Eve katkı olsun diyerekten sepet örüyoruz. Burada evin sıkıntısını stresini masrafsız bir şekilde atıyoruz. Yaptığımız etkinliği seviyoruz” diye konuştu. – İZMİR
]]>
Kamuoyunda “yüksek karlı gizli fon” adıyla bilinen dolandırıcılık davasında 13 saat süren duruşmanın ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların mevcut halinin devamına hükmederek, duruşmayı 15 Ocak’a erteledi.
İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın ikinci duruşmasında savunma yapan tutuklu sanık Seçil Erzan, savcının, “Birçok kişiden para alıyorsunuz. Bu sistemi nasıl aklınızda tutuyorsunuz?” sorusuna, Nisan 2023’e kadar problem yaşamadığı yanıtını verdi.
Mahkeme Başkanı’nın, “(Hakan Ateş, Mehmet Aydoğdu ve Fatih Terim Fonu var, para kazandırıyor.) dediğin kimler var?” sorusuna karşılık Erzan, hangi müştekiye ne söylediğini hatırlamadığını ancak Volkan Bahçekapılı, Emre Belözoğlu ve Bülent Çeviker’in de aralarında olduğu bazı mağdurlara, “Gizli bir işlem, genel müdürlükte yapıyorlar, insanlar çok para kazanıyor.” dediğini ifade etti.
Erzan, basında da yer alan arabada çekilen videoyu kimin kaydettiğinin sorulması üzerine, “Moji, o videodaki sözleri bana zorla söyletti. Diğer insanlar gibi fazla para alanların içerisinde. O gece Tanın’la Merve geldiler, Hüseyin Avni de bizdeydi. Mutfakta kaldım, kapıyı açtırmadılar, 10-15 senet imzalattırdılar.” dedi.
Söz konusu işlemlerin Nisan 2023’ten sonra olduğunu ve kimseyi dolandırmayı düşünmediğini iddia eden Erzan, Nur Erkasap’tan para aldığını ancak miktarı hatırlamadığını söyledi.
Erzan, ödemelerin yüzde 90’ının elden yapıldığını belirterek, “Semih’in parasını hesabından Ali aldı. Daha sonra Ali, Semih’in hesabına 750 bin dolar olarak geri gönderdi. Semih bana parayı göndermek için Ali’nin hesabına yolladı. Ben 50-100 bin gibi ufak krediler çektim. Yüksek miktarda kredi çekmedim.” diye konuştu.
Avukat Epözdemir’den telefon sorusu
Bir kısım müştekinin avukatı Rezan Epözdemir’in, “Madem bankanın tüm bu işlemlerden haberi yok, niçin gözaltına alınmadan hemen önce banka telefonunuzu kırarak başka bir telefon veriyor size?” sorusuna karşılık Erzan, bankanın kendisine yeni hat verdiğini, diğer telefona ilişkin de “Ne yaparsan yap.” denildiğini, hiçbir yöneticisiyle bu durumu paylaşmadığını kaydetti.
Epözdemir’in, “Telefonun internet aramalarında neden Gürcistan’da para birimi araması yaptınız?” sorusuna ise Erzan, “Bir müşterimiz Gürcistan’da parası olduğunu ve Türkiye’ye getirmek istediğini söylediğinde para birimini öğrenmek için arama yaptırdım.” yanıtını verdi.
Avukat Epözdemir’in, “BDDK, 43 milyon eksi olduğunu söylemiş, bu para nerede?” sorusu üzerine Erzan, bu rakamın 43 milyon olmadığına dikkati çekerek, “Normalde 300-500 bin arasında eksidir. Herkes aldığını söylerse ortaya çıkar. 43 milyona benim söylediğim rakamlarla ulaşılmıştır. 53 milyon gibi toplanan bir para hesaplanmıştı ancak o dönem kendimde değildim. Bazılarına daha fazla, bazılarına daha az yazmışım o dönem verdiklerime.” şeklinde konuştu.
Mesaj kayıtlarında Tanın Yılmaz ile arasında geçen avukat Candaş Gürol’un 100 bin dolar aldığı iddialarına ilişkin de Erzan, bunun doğru olmadığını savundu.
Tutuksuz sanık Nazlı Can ise Erzan’ın işlemlerinin yasa dışı olduğunu anlamadığını ve kendisinin de sistemde parası olduğunu iddia etti.
Bilerek işlem yapmadığını, Erzan’ın kendi hesaplarını da kullandığını ancak şüpheleneceği durum olmadığını anlatan Can, Erzan’ın yanındayken “İmza atacağım.” sözleriyle birileriyle görüştüğünü dile getirdi.
Sanık Can, Erzan’la 2019’da tanıştığını ve akrabalarını ikna edip onlardan para aldığını belirterek, “Bize dönem dönem paralar veriyordu, sonra geri alıyordu.” dedi.
“Erzan’a para teslim etmeden önce konuyu babamla konuşmadım”
Müşteki Buse Terim Bahçekapılı ise vadeli hesabında bulunan 190 bin doları sanık Erzan’a verdiğini söyledi.
Fatih Terim ile baba-kız ilişkilerinde parasal konuları görüşmediklerini, kazançlarının ayrı olduğunu anlatan müşteki Bahçekapılı, Erzan’a para teslim etmeden önce babasıyla konuyu konuşmadıklarını vurguladı.
Sanık Erzan’la ilk kez babaannesinin cenazesinde yüz yüze görüştüklerini ifade eden Bahçekapılı, öncesinde ise bankacılık işlemlerine ilişkin yalnızca telefonda konuştuklarını bildirdi.
Bahçekapılı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eşim beni arayıp böyle bir işlemden söz ettiğinde ‘Evet, benim de param burada.’ dedim o kadar. Terim Arıcan’a sorduğumda, kendisi para yatırırken yazılı kağıt verildiğini ama o gün para yatırırken hazineye yetişmesi gerektiği için evrakı yarın vereceklerini söyledi ama biz daha sonra evrak alamadık. 190 bin doları tek seferde verdim. Seçil Erzan Denizbank şube müdürü olmasaydı, sokaktan geçen biri olsaydı bu parayı vermezdim. Şikayetçiyim, davaya katılma talebim var.”
Müşteki Bülent Çeviker de sanık Erzan ve müşteki Mert Zeydanlı’dan şikayetçi olduğunu belirterek, davaya katılma talebinde bulundu.
Müşteki Zeydanlı sanık Erzan’a dört kez para vermiş
Müşteki Mert Zeydanlı, 30 Ocak 2023’te bankaya para yatırdığı gün Erzan’ın kendisini odasına çağırdığını ve burada özel bir fondan bahsettiğini, isterse buna katılabileceğini söylediğini kaydetti.
Özel fonların işlem sürecine ilişkin bilgi sahibi olduğundan bahseden Zeydanlı, Erzan’a güvencesinin ne olacağını sorduğunda, sanığın kendisine senet alacağını belirttiğini anlattı.
Zeydanlı, sanıktan senet istediğinde kendisine, “Bu fonla Fatih Terim’in ve Müfit Erkasap’ın eşleri ilgileniyor, senedi onlardan alalım.” dediğini iddia ederek, “Ben bu belgeyi bankadan alamayacağımı zaten biliyordum. Senedi alınca da kendisine dört kez para verdim. Bir kere de 400 bin dolar aldım. Hemen ertesi gün Seçil, yeni bir teklifle geldi ama içeride 2 milyon 700 bin dolar param olduğu için kabul etmedim.” dedi.
Sanık Erzan’dan şikayetçi olduğunu dile getiren Zeydanlı, davaya katılma talebinde bulundu.
Görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, tutuklu sanıkların mevcut halinin devamına karar verilmesini istedi.
Söz alan tutuklu sanıkların avukatları, müvekkillerinin tahliyesini talep etti.
Mahkeme heyeti, ara kararında tutuklu sanıkların bu halinin devamına hükmetti.
Duruşma, müşteki beyanlarının alınması ve tanıkların dinlenilmesi için 15 Ocak’a ertelendi.
İddianamede kamuoyunun yakından tanıdığı isimler yer alıyor
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık Seçil Erzan’ın bir bankanın Levent’teki şubesinde müdür olarak çalıştığı ve müşteki Bülent Çeviker’den kişisel güven ilişkisine dayalı 2 milyon dolar alarak, yüksek kar vaadiyle yeniden kendisine iade edeceğini bildirdiği belirtiliyor.
İddianamede, müşteki Çeviker’e para karşılığında yazılı evrak verildiği ancak daha sonra Çeviker’in Erzan’a ulaşmaya çalışsa da ulaşamadığı, durumu bankaya bildirdiği, banka tarafından araştırma yapıldığı, Erzan hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ifade ediliyor.
Sanık Erzan’ın bu yöntemle futbolcular, iş insanları ve çeşitli meslek gruplarından müştekilere, yüksek kar getirisi olan güvenilir bir fon bulunduğunu ve yine kamuoyunda tanınan Fatih Terim, Hakan Ateş gibi isimlerin bu fona dahil olduğunu söyleyerek, müştekileri bu fona para yatırmaya ikna ettiği anlatılan iddianamede, gerçekte ise böyle bir fonun hiç olmadığının saptandığı belirtiliyor.
İddianamede, Erzan’ın, müştekilerin verdiği paralara ilişkin sahte belgeler oluşturarak, bu belgelere bankanın kaşesi ve ıslak imzasını atıp müştekilere ulaştırdığı ve dolandırıcılık kastıyla hareket ettiği kaydediliyor.
Sanık Erzan hakkında istenen ceza 252 yıla yükseldi
Sanık Erzan’ın “özel belgede sahtecilik” ve “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında, kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında nitelikli dolandırıcılık” suçlarından 69 yıldan 226 yıla kadar hapsi istenen ana iddianamenin ardından hazırlanan yeni iddianameyle Erzan hakkında istenen hapis cezası da yükseldi. Erzan’ın 77 yıldan 252 yıla kadar hapsi talep ediliyor.
İddianamede, sanıklar Ali Yörük, Kerem Can, Hüseyin Eligül, Nazlı Can, Atilla Yörük ve Asiye Öztürk’ün ise aynı suçlardan 3 yıl ile 85 yıl arasında değişen oranlarda hapisle cezalandırılması isteniyor.
]]>
TCMB’nin “Yatırımcı Günü” etkinliğinin ilki, ABD’nin New York kentinde dün gerçekleştirildi. Toplantıya, büyüklüğü 50 trilyon doları bulan dünyanın en büyük yatırım fonlarından 200’ü aşkın üst düzey temsilci katıldı. Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, “Sadece 4 ay içerisinde TL mevduat 2 trilyon TL arttı, KKM hesapları 750 milyar TL azaldı, yabancı para mevduatı 3 milyar dolar azaldı. 2024 dezenflasyon yılı olacak” dedi.
JPMorgan Chase genel merkezinde düzenlenen toplantıda, TCMB Başkanı Erkan, Türkiye’de para politikası ve enflasyon görünümüne ilişkin sunum yaptı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de video konferans yöntemiyle katıldığı ve yatırımcıların sorularını yanıtladığı toplantıda, makroekonomi, finansal piyasalar ve bankacılık gibi konularda da sunumlar gerçekleştirildi.
“DEZENFLASYON PATİKASI BAŞARI ÖLÇÜMÜZDÜR”
Toplantı katılımcılarından alınan bilgiye göre, TCMB Başkanı Erkan, toplantıda, dezenflasyona ulaşma konusunda kararlı olduklarını belirterek, “Dezenflasyon patikası; sadece bir projeksiyon değildir, başarı ölçümüzdür. Bunu başarmaya kararlıyız.” ifadelerini kullandı.
Hafize Gaye Erkan, dezenflasyonun tesisi için gerekli parasal sıkılık düzeyine önemli ölçüde yaklaşıldığını, aralık ayında parasal sıkılaştırma hızını azalttıklarını kaydederek, parasal sıkılaştırma adımlarını en kısa zamanda tamamlamayı öngördüklerini vurguladı.
Erkan, eylül ayından bu yana TL mevduata güçlü bir geçişle birlikte tüketim ve ithalat talebinde azalma, bunun sonucunda cari açık ve rezerv artışında iyileşme, bununla birlikte enflasyon beklentilerinde belirgin bir iyileşme ve enflasyonun ana eğiliminde düşüş gözlemlemekten memnuniyet duyduklarını ifade etti.
“KUR OYNAKLIĞI ÖNEMLİ ÖLÇÜDE AZALDI”
Para politikası stratejilerinin piyasalarca olumlu karşılandığını belirten Erkan, “Türkiye’nin CDS’i mayıs ayında bulunduğu zirveye kıyasla yarıdan fazla gerileyerek sert bir düşüş gösterdi. Piyasanın işaret ettiği kur oynaklığı önemli ölçüde azaldı.” diye konuştu.
TCMB Başkanı Erkan, hızlanan sermaye girişlerinin de desteğiyle rezervleri ihtiyatlı bir şekilde artırmaya devam edeceklerine vurgu yaparak, makroihtiyati çerçevenin sadeleştirilmesine ve TL mevduat payının artırılmasına devam edileceğini söyledi. Erkan, rezervlerin tüm zamanların en yüksek seviyelerine çıktığını kaydetti.
“FİYAT İSTİKRARI SAĞLANANA KADAR İŞİMİZ BİTMİŞ SAYILMAYACAK”
Hafize Gaye Erkan, sermaye girişlerinin son dönemde hızlandığını belirterek, kasım-aralık dönemi boyunca 9 milyar doların üzerinde sermaye girişi gerçekleştiğini bildirdi. Erkan, “Programımız etkili bir şekilde çalışıyor ancak sürdürülebilir fiyat istikrarı sağlanana kadar işimiz bitmiş sayılmayacak.” ifadesini kullandı.
“2024 DEZENFLASYON YILI OLACAK”
TCMB Başkanı Erkan, bankacılık sektörünün parasal sıkılaştırma süreci boyunca sağlamlığını ve dayanıklılığını koruduğunu, sermaye tamponlarının yeterli seviyelerde olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Sadece 4 ay içerisinde TL mevduat 2 trilyon TL arttı, KKM hesapları 750 milyar TL azaldı, yabancı para mevduatı 3 milyar dolar azaldı. Böylece TL mevduatın payı yüzde 30’dan yüzde 40’a yükselirken, KKM’nin payı yüzde 20’nin altına düştü. Mevduat oranı, hanehalkının, tüketimi öne çekmekten uzaklaşarak tasarruflarının reel değerini TL’de tutmaya yöneldiği bir seviyededir. Ana taahhüdümüz dezenflasyona ulaşmaktır. Bununla birlikte döviz rezervlerini güçlendirmeye devam edeceğiz ve rezervleri artırmada halihazırda önemli bir ilerleme kaydettik.”
Erkan, 2024’ün, dezenflasyon yılı olacağını da sözlerine ekledi.
]]>
Eskişehir’de iddiaya göre kendini askeri personel olarak tanıtıp bir apartta yılbaşı akşamı sözleşme imzalamadan kalan şahıs kira bedelini ödemezken, dairedeki televizyon, ısıtıcı, saç kurutma makinesi ve anahtarı yanında götürdü.
Eskişehir’de günlük kiralık apart işleten Ahmet Ulusoy’un başına ilginç bir olay geldi. Ahmet Ulusoy’un babasının baktığı aparta gelen Muammer Emin Yılmaz, iddiaya göre askeri personel olduğunu belirterek girişte verilmesi gereken bilgileri vermeyi ve imzalanması gereken evrakları reddetti. Ardından Yılmaz, “Ablam gelecek, bilgilerimi vereceğim. Eşyalarımı koyayım sonra giriş yapacağım” deyip daireye yerleşti. Apart sahibinin iddiasına göre ücreti EFT yoluyla gönderen şüphelinin parası işletme sahibinin hesabına yılbaşı tatili nedeniyle düşmedi. Daha sonra parayı geri çeken Muammer Emin Yılmaz, yine apart sahibinin iddiasına göre odadan televizyon, ısıtıcı gibi ufak ev eşyalarının ve anahtarı da yanında götürdü. Muammer Emin Yılmaz ile iletişime geçen Ahmet Ulusoy, kira bedelini ve evin anahtarını istedi. Yılmaz’dan, ‘Alabiliyorsan al. Seni nasıl kandırdım. Ben sana paranı verecektim ama sen böyle konuştuğun için para vermiyorum’ cevapları karşısında bir kez daha şaşıran Ulusoy, Muammer Emin Yılmaz’ın numarasını araştırdığında başka kişilerce “tokatçı, dolandırıcı, sakın açma, kaçak” gibi sıfatlarla kaydedildiğini öğrenildi.
“Tokatçı, dolandırıcı, sakın açma, kaçak’ gibi çeşitli şekillerde kaydedildiğini gördük”
Olayı anlatan apart işletmecisi Ahmet Ulusoy, “Biz ailece günlük ve haftalık olarak apart işletmeciliği yapıyoruz. Yılbaşında işletmemizde ufak çaplı hırsızlık ve verilen sözlerin tutulmaması gibi bir olay yaşandı. Yılbaşında bir müşterimize oda temin ettik, verdiği sözler ve davranışlarıyla güvenerek, anahtarımızı teslim ettik. Bize kendisini askeri personel olarak tanıtmıştı, odaya giriş yapmadan bilgilerinizi almamız gerekirken, ‘Ablam gelecek, bilgilerimi vereceğim. Eşyalarımı koyayım sonra giriş yapacağım’ derken, bizden anahtarı aldı. Yılbaşı dolayısıyla bizim dalgınlığımıza geldi ve anahtarı aldıktan sonra bir daha ses seda alamadık. Bize mobil yoldan para aktaracağını söyledi, EFT yaptı ama yılbaşı dolayısıyla para hesabımıza salı günü geçecekti. Bize dekontu gönderdi ama burada kaldığı sürede işlemi iptal etmiş, bizim paramızı vermedi. Bununla beraber apartımızdaki televizyon, ısıtıcı gibi ufak ev eşyalarının olmadığını gördük. Bizim şu anki isteğimiz herhangi bir para talebi değil, ‘Başımıza böyle bir olay geldi. Biz yandık, başkaları da yanmasın’ demektir. İnsanların birbirlerini cep telefonuna nasıl kaydettiğini görebildiğimiz bir uygulama var, oradan bu şahsın numarasını tarattık ve orada ‘Tokatçı, dolandırıcı, sakın açma, kaçak’ gibi çeşitli şekillerde kaydedildiğini gördük” dedi.
“Eşyaları yanında götürmüş”
Ahmet Ulusoy diğer apart sahipleri ile görüştüğünde aynı olayı onlarında yaşadığını öğrendiğini belirtti. Kandırılan Ulusoy şu şekilde konuştu;
“Yani bu kişi apart apart gezerek, insanları kandırıp, zamanlarına ve emeklerine çöküyor. Buraya benzer bir apartta da parayı vermemiş, ‘Geleceğim, vereceğim’ diyerek oyalamış, sonra da parasını vermemiş. Bu şahsı göndermişler, daha sonra denk gelip paralarını almışlar. Buradaki olayda ne olup bittiğini bilmiyoruz ama artık bu kişinin apartçılar arasında tanınan ve kara listede olan biri olduğunu öğrendik. Bize adını Eyüp Yılmaz olarak tanıttı ama adının Muammer Emin Yılmaz olduğunu öğrendik. Bu bir hastalık mı ruhsal bozukluk mu bilmiyorum ama adam geldi bize bir şeyler dedi, bizim yoğunluğumuz olmasaydı böyle bir şeyi kaçırmazdık ama biraz gaflet ve yoğunlukla bunu gözden kaçırmış olduk. Buradaki seslenişim ‘Biz yandık, başkaları yanmasın. Televizyon ve ısıtıcı gibi küçük olan, rahatlıkla çantasına koyabileceği eşyaları yanında götürmüş. Telefon konuşmalarımızda bizimle dalga geçtiğini söylüyor, ‘Alabiliyorsan al. Seni nasıl kandırdım. Ben sana paranı verecektim ama sen böyle konuştuğun için para vermiyorum’ şeklinde pişkin pişkin konuşuyor. Bir kere ağzımız yandı, bu saatten sonra güvenebileceğimiz insana da güvenmeyiz, çünkü kalbimiz kırıldı, olanaksız olacak şeyler başımıza geldi. Bunun sonucunda iyi insana da güvenemeyeceğiz.” – ESKİŞEHİR
]]>
2017 yılının en umut veren haberlerinden biriydi. Dünya medyasındaki başlıklar Sierra Leone’nin ‘barış elmasını’ duyuruyordu.
Elmasın, dökülen kan ve sefaletle eş anlamlı hale geldiği bu Afrika ülkesinde, bu elmasın getireceği refah, yerel halkın yaşamını iyileştirecekti.
Ancak bu medya çılgınlığının ötesinde kazıcılar vardı. Bu çok ağır işi yaparak, elması bulanlar.
Kamba Johnbull ve Andrew Saffea, elması bulan beş kişilik grubun en genç üyeleriydi ve sadece ergenlerdi.
O büyük, parlayan taşı gördüklerinde tüm düşleri gerçek olmuş gibiydi.
Ama altı yıl sonra mucizevi buluşları, hayalkırıklıklarıyla gölgelendi.
Plan for survival
Saffea, yoksulluk yüzünden okulu bırakmak zorunda kaldığında parlak bir öğrenciydi. Johnbull’un ailesi ise1991-2002 arasındaki iç savaşta parçalanmıştı.
Birlikte, bir papazın masraflarını karşıladığı beş kişilik kazı grubuna katıldılar. Para almıyorlardı, ancak basit kazı malzemeleri ve hem kendileri hem de aileleri için yiyecek veriliyordu. Bir elmas bulunursa da, aslan payını masrafları karşılayan sponsor alıyordu.
İkili, çok ağır koşullarda çalışıyordu. Şafak sökerken kalkıp, bir palmiye çiftliğinde çalışmaya başlıyorlar, kahvaltıdan sonra da günün geri kalanında kazı yapıyorlardı. Okula geri dönecek kadar para biriktirmeyi umuyorlardı ama çalışma koşulları çok yorucuydu.
Saffea “Johnbull’a hayalimin yıkıldığını söyledim” diyor.
Johnbull, yoğun yağış ve zorlu yaz sıcaklarıyla nasıl başa çıkmak zorunda kaldıklarını hatırlıyor.
“Motive olmak için birbirimize teşvik edici şeyler söylüyorduk. Şakalar yapıyorduk. Bir Bluetooth cihazımız da vardı, müzik bile çalıyorduk.”
İkili, aniden zengin olurlarsa, neler yapmayı hayal ettiklerini de konuşuyordu.
Johnbull iki katlı bir evle, Toyota FJ Cruiser marka bir araç, Saffea da eğitimini tamamlamak istiyordu.
Dev elmas
Şanslarının güleceği gün, diğer günlerden farksız başlamıştı. Kaynamış muzla kahvaltı yapıp, dua ettikten sonra madene gittiler.
Kazıcılar, aslında zamanlarının çok küçük bir bölümünü elmas arayarak geçiriyor.
13 Mart 2017 Cuma günü planları hazırlıkları yapmak, toprağı yarmak, çakıl taşlarını çıkartmak ve yağmur mevsiminin ilk günlerinden kalan yağmur sularıyla uğraşmaktı.
Sonra Johnbull’un gözü bir parıltıya takıldı.
“Akan suyun altında, suyla birlikte sürüklenenen taşı gördüm. Benimkisi bir içgüdüydü, çünkü daha önce hiç elmas görmemiştim.”
“Taşa bir dakikadan fazla baktım. Sonra amcama ‘Amca, şu taş parıldıyor, ne taşı bu?’ dedim.”
Johnbull uzanıp, taşı sudan çıkarttı.
“Çok soğuktu taş. Alır almaz elimden kapıp ‘Bu bir elmas!’ dediler.”
Elmas 709 karattı ve dünyada kayıtlara geçen en büyük 14.üncü büyük taştı.
Kazıcılar, sponsorları Papaz Emmanuel Momoh’a haber verdiler. Momoh da elması karaborsada satmak yerine, yetkililere götürerek tarihe geçti.
Elmas, müzayedede 6,5 milyon dolara satıldı.
Johnbull ve Saffea gibi yüzbinlerce Sierra Leoneli kayıt dışı madenlerde çalışıyor. Şansları yaver giderse, küçük bir elmas buluyorlar, ancak herkesin hayali, herkesi motive eden böyle büyük bir elmas bulma ihtimali.
Sonunda, kazıcıların her birine pay verilmesi, kârın bir kısmının da yerel kalkınma için hükümete verilmesi üzerinde anlaşıldı.
Kazıcılara ilk olarak sadece 80’er bin dolar verildi. Saffea ve Johnbull’un bu işe ilk girdiklerinde umduklarından çok daha büyük bir paraydı bu miktar. Ancak yine de bu kadar küçük bir pay aldıkları için aldatılmış hissediyorlar.
Johnbull “Payımı ilk aldığımda, bir hafta boyunca dokunmadan elimde tuttum. En sonunda bir ev satın almak için başkent Freetown’a gittim” diyor.
Saffea eğitim için Kanada’ya gitmek ve Johnbull da ona katılmak istiyordu.
Bir aracıya seyahat ve barınma ve üniversite harcı için 15 bin dolar ödediler. Sonra Gana’ya gittiler ve burada altı ay kalıp, paralarının büyük kısmını harcadılar.
Vize başvuruları reddedilince planları çöktü. Johnbull, Sierra Leone’ye geri döndü. Elmastan aldığı paranın çoğu gitmişti. Saffea ise yeni bir yolculuğa başladı.
Güvenliği için açıklamadığımız üçüncü bir ülkeye geçti. Burada gündüz şoförlük yapabileceği, akşamları da okula gidebileceği söylenmişti. Ancak Saffea bu ülkeye ulaştığında, gerçek çok farklıydı.
“Bir ahırda atlara baktım ve orada yatıp, yiyordum. Diğer işçilere barınacak yer veriliyordu ama ben ahırda yatmak zorunda kaldım.”
Saffea’nın elmastan beklediği müreffeh yaşam bu değildi. Oturumu olmadığından da savunmasız bir durumda.
Sierra Leone’de satın aldığı mülk dışında, elmastan elde ettiği para tükendi. Şimdiyse, evine dönmek istediğini söylüyor.
Takdir edilmemek
İkiliyi en çok üzen de, yaptıkları keşif için düzgün bir şekilde takdir edilmemiş olması.
Elmasla ilgili haberlerde, madene sponsorluk yapan papazın adı geçiyordu. Kazıcılardan pek bahsedilmemişti. Saffea, dışlanmış hissediyor.
Johnbull, parasını farklı bir şekilde kullanmış olmayı diliyor.
“Param olduğunda çok gençtim. Geriye baktığımda iyi hissetmiyorum. O zaman kıyafetler alıp hava atıyordum. Bilirsiniz işte, gençler böyle.
“Keşke orada daha fazla para kazanma umuduyla ülke dışına gitme hırsım olmasaydı. Ziyan ettiğim parayla, burada çok şey yapabilirdim.”
Belki bekledikleri yaşama kavuşmadılar, ancak Johnbull şimdi Freetown’da alüminyum pencere yaparak iyi bir yaşam sürüyor ve ülke dışındaki umutları gerçekleşmezse, Saffea’nın da dönmesini umuyor.
Johnbull “Ben dünyaya geldiğimde, anne ve babamın evi yoktu. Çocuklarım, Freetown’da babalarının evinde büyüyor. Bu çok önemli. Çocuklarım benim çektiğim zorlukları çekmeyecek” diyor.
]]>
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Vekili Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan adayı Prof. Dr. Doğan Aydal, “Kocaeli’de çok adil bir düzen kuracağımızı, var olan imkanları halkın genelinin faydasına sıralamayla yapacağımızdan emin olunuz.” dedi.
Partisinin İl Başkanlığınca, Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen İl Divan Toplantısı’nda konuşan Aydal, Kocaeli’ye büyük bir inançla geldiğini belirterek, belediye başkanı adaylığının son 3-5 günlük karar olmadığını aktardı.
Necmettin Erbakan’ın “Türkiye’yi sanayileştirme” arzusu bulunduğuna, kendisinin de Türkiye’de sanayinin en çok bulunduğu bölgeye hizmet etme düşüncesi olduğuna değinen Aydal, Kocaeli’nin geçmiş yirmi yılında her sektördeki değişimlerini zaten bildiğini, kurdukları heyetle tüm ilçelerin sorunlarını ele aldıklarını kaydetti.
Seçilmesi halinde halkın önceliklerine göre hareket edeceğini dile getiren Aydal, büyük kitleleri, gençleri etkileyen projelerle toplumun yararına olan noktalardan işe başlayacaklarını vurguladı.
“Para varken herkes bir türlü harcar. Önemli olan para yokken bu kaynaklara nasıl ulaşacaksınız? Kocaeli’de çok adil bir düzen kuracağımızı, var olan imkanları halkın genelinin faydasına sıralamayla yapacağımızdan emin olunuz. Eğer ki bize verilen yetki ve imkanlarda adil olamıyorsak buraya çıkıp adil bir düzenden, adil bir idareden söz etmemeliyiz.” diyen Aydal, kamu ve özel sektörde edindiği tecrübeyi aktarmaya geldiğini söyledi.
Aydal, şöyle konuştu:
“Tüm ilçelerde ortaya çıkan yüzlerce sorun vardır ama en çok yirmi beş şikayet edilen şeylerin listesini çıkardık. Hangi ilçede, halk en çok neden şikayet etmiş? Bunlar hazır. Eğer siz bu tür hazırlıkları yapmamışsanız bir çözüm de bulamazsınız. Aylardır, halen İstanbul Belediyesi’nde çalışan ve kent bilgi sistemiyle uğraşan beş arkadaşla çalışıyorum, buradaki problemlerin nasıl çözülebileceğine dair fikir yürütüyoruz. Yani siz sanmayın ki işte bir karar verdi Sayın Genel Başkanımız. Dün karar verdi. Bugün de ben aday oldum. Hayır. Biz hazırlıklı geliyoruz. Beklentimiz çok basit. Bu adam deniz kıyısında oturabilir, gezebilirdi. Dünyada görmediği yer kalmamış. Rahatına bakabilirdi. Hizmet için buradayım, var olma sebebimiz bu… ‘Bu adamın burada ne işi var? Kocaelili olsaydı iyi olurdu.’ diyenler var. ya Allah aşkına Kocaeli’de gerçekten Kocaelili var mı? Yok. Burada doğmuşların bile atasına baktığında ya Rizeli ya Giresunlu ya Trabzonlu bir yerlerden bağlantısı var. Kaldı ki ben devlete hizmet ederken ‘sadece Malatyalıya hizmet etmeliyim’ dedim mi? ya da isteseydim Malatya Belediye Başkan adayı olamaz mıydım? Biz devletin çıkarını düşündük. Biz Türkiye’de can damarlarından biri olan Kocaeli’yi düşündük. Rahmetli hocamın tavsiyesi üzerinedir ‘Sanayiyi kalkındırmaya mecburuz’. Ama bunun bir diğer anlamı ‘sanayi ne yaparsa yapsın yol vereceğiz’ anlamına değildir. Havayı kirletecek, ‘susacağız’ anlamında değildir. Biz sanayinin bütün ihtiyaçları için önünü açmaya mecburuz. Onlara eleman yetiştirmek için elimizden gelen her gayreti ve her tekniği kullanmaya mecburuz. Ama onların da o hepimizin yaşadığı Kocaeli’de havayı, toprağı kirletmeye hakları yok. Çünkü biz yarınları çocuklarımızdan borç aldık. Bu tertemiz iklimi biz mutlaka temiz bir biçimde gelecekteki kuşaklarımıza vermeliyiz.”
Depreme yönelik projeleri olduğuna, can kaybını önleyecek sistem geliştireceklerine, deprem öncesi jeotermal sıcaklık artışından, gaz çıkışlarını kontrol altında tutarak deprem erken uyarı sistemi kuracaklarına da değinen Aydal, “Bedeli ne olursa olsun Kocaeli Belediyesi olarak ödeyeceğiz. Çünkü neden? Kocaeli, Bursa ve İstanbul, Türkiye ekonomisinin yüzde yetmişidir. Burada olan bir şey Türkiye’yi etkiler. Biz önce insanlarımızı kurtaracağız. Denenmiş bir teknikten bahsediyorum. ‘Olay sadece para, aman para kazandıracağım, cebinize para girecek’ değil, önce sizi yaşatacağız inşallah.” diye konuştu.
]]>
Engin ile Dilan Polat’ın tutuklanmasının ardından gözler onlarla fotoğraf çektiren fenomenlere çevrilmiş ve hepsi hakkında soruşturma başlatılarak mal varlıklarına el konulmuştu. Fenomenler arasında bulunan ve bir süredir yurt dışında yaşayan Eylül Öztürk, hakkındaki birçok iddiada bulunan Emrullah Erdinç’e gözdağı vererek hayatının en büyük tazminat davasını açacağını söyledi.
ERDİNÇ: 11 EVİN PARASINI HANGİ YÖNTEMLE ÜLKEDEN ÇIKARDIN?
Fenomenlerle ilgili sık sık açıklamalar yapan Emrullah Erdinç, Öztürk çiftinin paralarının kaynağında sorun olduğunu, çiftin Amerika’da 24 evi olduğunu ve haberlerin ardından evlerin bir kısmını başkalarının üzerine devrettiğini söyledi. Erdinç aynı zamanda çiftin milyonlarca dolar sermaye ile iş yerleri açtığını söyledi. Gazeteci, son katıldığı yayında da “11 ev aldım diyor, 11 evi alırken paraları nasıl, hangi yöntemle buradan çıkarttınız? Bankayla mı? Başka yöntemle mi?” deyince ortalık karıştı.
ÖZTÜRK: KANAL KANAL GEZİP DEVLETİ ACİZ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORSUNUZ
Erdinç’in sözlerinden sonra adeta deliye dönen Eylül Öztürk, Instagram hesabından peş peşe videolar yayınlayarak gözdağı verdi. Daha önce yayınladığı videoda Amerika’da evleri nasıl aldığını bir çocuğa anlatır gibi anlattığını söyleyen fenomen, şu ifadeleri kullandı: “Buyurun sayın araştırmacı gazeteci Emrullah Erdinç. Bir ilkokul çocuğuna anlatır gibi anlatmıştım oysa ki. Tam 13 gün önce. Ama siz hala ısrarla hem kamuoyunu hem de insanları yanıltmaya devam ediyorsunuz. Hala ısrarla kanal kanal gezip insanları aldatmaya devam ediyorsunuz göz göre göre. Devleti aciz göstermeye çalışmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Türk bankasından Amerika’daki bankaya yolladım paraları. Dekontlarım da var. Devlet zaten benim yaptığım harcamaları bir tıkla görebiliyor. Bu paraları çıkartırken hesabını veriyorsunuz zaten.”
“HUKUK ÖNÜNDE HEPSİNİN BEDELİNİ ÖDEYECEKSİNİZ”
“Televizyon televizyon gezip ısrarla kamuoyunu yanılttınız. ’10 milyon lira sermayeyle şirket kurdunuz’ dediler olmadı, ‘4 milyon lirayla şirket kurdular’ dediniz olmadı, ’24 tane ev almış ve başkalarının üstüne geçirmiş’ dediniz yine olmadı. Hepsini de kamuoyuna açık bir şekilde ispatladım. Sizin gibi telefon ekranına bakarak konuşmadım, belgeleri koydum. Hepsinin belgesini sundum. Uğrattığınız manevi hasarı bir yere koyuyorum o başka bir dava konusu. Benim elimde ispatlanabilir çok büyük bir maddi kayıp var. Hepsinin hukuk önünde bedelini ödeyeceksiniz Emrullah Bey.”
“TARİHİMDEKİ EN BÜYÜK TAZMİNAT DAVASINI AÇACAĞIM”
“Olayları artık öyle bir noktaya getirdiniz ki; özel jet hosteslerine kaçak bir şekilde branda taşıttırıp para verdiğine kadar söylediniz. Bütün bir meslek grubunu zan altında bıraktınız. Milyon dolarlık evde yaşadığımı söylediniz. Hepsi belge belge bende var. Emrullah Bey siz ileride okullarda bir gazetecinin ne yapmaması gerektiğiyle ilgili ders olarak okutulacaksınız. Benim size açacağım o dava var ya tarihimde benim açtığım en büyük maddi tazminat davası olacak. Benim de adım Eylül Öztürk ise bana bunları yaşattığınız için bunun hesabını hukuk önünde sizden kuruş kuruş soracağım.”

Hatay’da yaşayan Rus vatandaşı işadamı Huzeyfe Al İbrahim, ortak iş hayaliyle çıktığı yolda, Şekerbank çalışanına kaptırdığı 13 milyon dolar parasını geri alabilmek için mücadele veriyor.
İddiaya göre, 16 yıldır Hatay’da yaşayan Rus vatandaşı Huzeyfe Al İbrahim, ortak iş kurma amacıyla Türk iş adamına 13 milyon dolar ödeme yaptı. İş kurmak istediği şahısla planlanan tarihte vaat edilen işleri yapamayan Al İbrahim, parasını geri almak istedi. Türk işadamı, Al İbrahim’i de yanına alarak İskenderun ilçesinde bulunan Şekerbank Şubesine gitti. Bankada personelinden Türk işadamına ait 314 milyon TL’lik hesap olduğuna dair evraklar alan Al İbrahim, parasını geri alabilmek ümidiyle bir süre daha bekledi. Parasını istediği tarihte geri alamayan ve 2 banka personelinin de aralarında olduğu şebeke tarafından dolandırıldığını fark eden Al İbrahim, konuyla ilgili araştırma yaptığında kendisi gibi yaklaşık 10 vatandaşın daha şebeke tarafından dolandırıldığını fark etti. Hayali olarak evrak üzerinde hesaplarda gösterilen paraları Şekerbank’tan geri alamayan vatandaşlar, bir araya gelerek durumu yargıya taşıdı. Türkiye’de ticaret yapan ve Afrika ülkelerinde altın madenleri bulunan Al İbrahim, kendisi gibi şebeke tarafından dolandırılan vatandaşlarında parasını kurtarabilmenin ümidiyle mücadele veriyor. Öte yandan Şekerbank’ın da konuyla ilgili müfettiş görevlendirdiği ve 1 banka personelini işten çıkardığı öğrenildi.
“Banka personeli 314 milyon TL’lik hesap olduğuna dair evraklar verdi”
Avukat Ali Atar, müvekkili Al İbrahim’in banka tarafından verilen resmi evraklara inanarak dolandırıldığını ifade ederek “Mağdur Huzeyfe Al İbrahim Rus vatandaşı, uzun yıllar Türkiye’de yaşamaktadır. Burada ticaret işleriyle uğraşıyor. Müvekkilim burada biriyle tanışıyor. Şahıs, müvekkilime kendi şirketine ortak edeceği noktasında vaatte bulunuyor. Bunun karşılığında karşılıklı protokoller imzalanıyor. Şahıs, müvekkilimden 13 milyon dolar vermesini istiyor. Müvekkilimde taksitler halinde 13 milyon dolar veriyor. Paraları aldıktan sonra şahıs, 13 milyon doları kar payı ile birlikte ileri bir tarihte geri vermeyi vaat ediyor. Müvekkilim vade tarihi geldiğinde şahısla birlikte parayı almak için Şekerbank’a gidiyor. Bankanın çalışanı, borçlu şahsın böyle bir parası olduğuna dair resmi evraklar veriyor. Borçlu şahıs, müvekkilime sana verecek param var. Müvekkilime, benim param var ama parayla ilgili sorun olduğu için alamıyorum diyerek borçlu şahıs banka tarafından hesap olduğuna ve içerisinde 314 milyon TL olduğuna dair belgeleri veriyor. Müvekkilim de bu belgelere inanıyor. Müvekkilime bu para hiçbir şekilde ödenmiyor. Bununla ilgili müvekkilim, Şekerbank’ın idaresiyle görüşüyor. Bankadaki müdüre, ben bu konuyu araştırıp size geri döneceğim diyerek müvekkilimi geri gönderiyor. Müvekkilim bir süre daha bekledi ama parası ödenmedi. Ben avukatı olarak hukuki süreci başlattım” dedi.
Avukat Atar, müvekkiliyle birlikte 15 kişinin daha şebeke tarafından 30 milyon dolar dolandırıldığını ifade ederek, “Bu konuyla ilgili İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma devam ediyor. Soruşturma sonucunu bekliyoruz. Toplam 30 milyon dolar değerinde bir dolandırılma durumu var. Buradaki çoğu insanlar mağdur durumdalar. Şebeke bu mağdurlardan bir şekilde paraları alıp kar payı ile birlikte geri vereceklerini vaat ederek dolandırdılar. Paralarını hiçbir şekilde geri alamadılar. Biz konuyla ilgili diğer taraflardan şikayetçi olduk. Şikayetin sonuçlanmasını bekliyoruz. Şikayetçi olduğumuz; Şekerbank, alacaklı olduğumuz şahıs, adliye personeli, polis memurları ve ismini hatırlamadığım kişiler var. Bu kişilerden şikayetçi olduk. Bu meslek gruplarının suç örgütünde olduklarını tahmin ediyoruz. Kaç kişinin dava ettiğini bilmiyorum ama şuanda hali hazırda 10-15 kişi var. Haberi yayınladıktan sonra mağdur sayısının artacağını düşünüyoruz. Banka müfettiş görevlendirdiğini ve konuyu araştırdıklarını söyleyerek sizlerin bir şeyler yapmasına gerek yok dediler ama bizim tarafa gelen herhangi bir müfettiş raporu yok. Bu olaylar yaklaşık 2 yıl önce başladı” ifadelerini kullandı. – HATAY
]]>
Son günlerde kar payı vaadiyle yapılan dolandırıcılıklara bir yenisi daha eklendi. Fatih’te tekstil atölyesinde işçi olarak çalışan Hülya Yıldırım, 20 yıllık arkadaşı M.R.B. tarafından kar vaadiyle 280 bin lira dolandırdığını iddia etti. Eylül ayında 30 kişiyi yaklaşık 6 milyon lira dolandırdığı öne sürülen M.R.B, yakın çevresine “Bana miras kaldı. Ben zengin oldum ve altın işine giriyorum. Size de kar payı vereyim, daha çok kazanalım” dedi.
Bu şekilde güven kazanan M.R.B, ilk aylarda birçok kişiden aldığı paraları faiziyle geri ödedi. Üç ay sonra ise ortadan kayboldu. Geride kalan 30 mağdurdan 15’i ise Şehremini Karakolu’na giderek şikayette bulundu. M.R.B. ise ortadan kaybolduktan sonra mağdurlara bir mektup yazarak, şikayette bulunmazlar ve cezaevine girmezse borçlarını ödeyeceğini söyledi.
SES KAYDINDA HER ŞEYİ İTİRAF ETTİ
Mağdurların şikayette bulunduğunu öğrenen ve bir mesajlaşma uygulaması üzerinden Yıldırım’a ses kaydı gönderen M.R.B., “Hülya benim sana bir şey söylemeye yüzüm yok. Bu hallere düştük. Ben oyunu bırakmıştım. Bu işlere girmiştim. Belki düzeltirim demiştim. İlk başlarda ne güzel her şeyi ödüyordum. Sonra yine oyuna döndüm, belki kazanırım diye. O iş, bu iş, altın işi hepsi yalan. Gidip birinden alıyordum, satıyordum. Oradan aldığımla başkasının parasını çıkartıyordum. Kredi kartı ödeme günü geldiğinde onları ödemeye çalışıyordum. Ondan alıp ona veriyordum. Tefeciye bulaştım. Tefeci de bana faiz uyguladı. Oradan sonra döndüremedim. Paralar yetmemeye başladı. Başkalarının üzerine çektiğim paralarla döndürmeye çalışıyordum. Telefonları satıp, taksit ödemeye çalışıyordum. Siz bana ne deseniz haklısınız. Bu para nasıl ödenecek diye soruyorsunuz. Sizin paralar yine az miktarda. Başkasının miktarı 3 milyona dayanıyor.
Hülya YıldırımŞİKAYETÇİ OLAN KADINA MEYDAN OKUDU
Ben ne yapacağım bilmiyorum. Benim bir canım var. Başka diyecek bir şeyim yok. Beni öldürmeyle bu iş çözülecek mi? Ben zaten kefenimi boynuma almışım. Ailem, çocuklarım, her şeyim gitti. Hiçbir şeyim kalmadı. Hala direniyorum. Borcunuz borç, ödeyeceğim diyorum. Sen bilirsin, durmak istemiyorsan git şikayet et nereye istiyorsan, hodri meydan. Televizyona mı çıkıyorsun, ne yapıyorsan yap. Ne anlatacaksın ki? Ben ne yaptım? Bu işi birden batırdım. Bunu biliyorsun. İş bir ay sekteye uğrayınca hepiniz başıma üşüştünüz. Gittiniz hemen şikayet ettiniz. Hakkını hukukla mı arıyorsun? Hakkını hem hukukla aramaya çalışıyorsun hem de benimle konuşmaya çalışıyorsun. Kendine bir yol seç. Hukukla arayacaksan hakkını ben gider cezamı çekerim” dedi.
BİR SAYFALIK NOT BIRAKTI
Şahsın bıraktığı notta ise şu ifadeler yer aldı: “Ben bu borçları kabul ediyorum. Ama iş şikayete girdiği için herhangi bir suçlama gelirse ve cezaevine girersem bu borçları ödemiyorum. Şayet zaman verirseniz her ay acil olanlara göndereceğim. Zaten bazı borçlu olduğum kişilerin 1 yıldır faizi ile ödemesini yaptım. Ailemin bu borçla hiçbir ilgisi yoktur. Haberleri dahi yoktur. Bu borcun sahibi benim. Onlardan kimse talep edemez.”

“280 BİN TL DOLANDIRILDIM”
20 yıllık arkadaşı tarafından dolandırıldığını iddia eden Hülya Yıldırım ise, “Bundan birkaç ay öncesine kadar düzenli alışverişimiz vardı. Kendisi bana, ‘Kredi çekip bana verirsen, sana belli bir miktar kar veririm’ diyordu. Biz bunu kar almak amaçlı yaptık. En başta her şey düzenli gidiyordu. Benim hesabımdan kredi, nakit avans çekti. Düzenli olarak da ödemesini yaptı. Benim de kar payım olarak iki çeyreğimi verdi. Bunu her ay düzenli olarak yaptık. Sonrasında benim kartımın limiti bitti. Daha çok kazanalım diyerek, bana başka bir bankadan kart çıkarttı. Onu da patlattı. Onu da düzenli ödemeye çalıştı ama olmadı. Daha ilk ayda beni patlattı. Üçüncü ayda zaten bütün hesaplarım boşalttı. Beni böyle mağdur edip, kaçtı ve gitti. O zamanın faiziyle 280 bin TL dolandırıldım.

“HER GÜN TOMAR TOMAR PARAYLA GELİRDİ”
Kasım ayının 1’inde de kaçtığını öğrendik. Ben bu kişiyi 20 yıldır tanıyorum. Daha önce farklı iş yerlerinde beraber çalışmıştık. En son bizim iş yerine geldi, birlikte çalıştık. ‘Bana miras kaldı’ diyerek bizi kandırdı. ‘Ben bu paraya şu an dokunamıyorum, tamamı geldikten sonra kullanacağım’ diyordu. Kendini bize zengin olmuş gibi gösterdi. Tekstile her gün tomar tomar parayla gelirdi. ‘Altın işine girdim. Alım satım yapıyorum’ diyordu. Bazen işe getirdiği altınları gösterip, ‘Bunları karıma, kızıma hediye aldım’ diye bize anlatıyordu. Durumu iyi hale geldiği için biz de onun adına sevinmiştik. Bana bir keresinde, ‘Al bu bin TL’yi, annen hasta. Benim için dua etsin’ dedi. Ben de ona parasız da dua ederiz biz diye cevap verdim. Bu şekilde bize hep güven verdi” diye konuştu.

“30 MAĞDUR VAR”
Konuyla ilgili şikayette bulunduğunu dile getiren Yıldırım, “Biz onunla bu işe Eylül ayında girdik. İlk başlarda çektiği paraları kar payıyla birlikte geri veriyordu. İlk ay 20 bin TL çekip, bin TL faiz verdi. Ben de onu 20 yıldır tanıyıp, güvendiğim için daha fazla kazanmak istedim. Benim annem ve babam hastalar, yaşlılar. Onlara ben bakıyorum, o da bunu biliyordu. Şu an mağdurlar olarak 30 kişiyiz. Kendi eşinin akrabalarını da dolandırdı. Bizim iş yerinden 4 kişi, 20 den fazla kişi de eşinin akrabaları var. Kimine altın vereceğim, kimine para vereceğim dedi. Kimine kredi çektirmiş, birçok kişiden de altın almış.
“MİRAS ALMAYA GİDİYORUM” DEYİP ORTALIKTAN KAYBOLMUŞ
En son onu gördüğümde Şanlıurfa’ya mirasını almaya gideceğini söylemişti. Ertesi gün ben kaçtığını öğrendim. 15 kişi Şehremini Karakolu’na gittik ve şikayette bulunduk. Haber bekliyoruz. Aslında toplam 30 kişi mağdur var ama 15 kişi şikayette bulunduk. Bu 30 kişi toplam 6 milyon TL’ye yakın dolandırıldık. Buradan da o adama sesleniyorum. O kadar tomar parayla kaçtın. Bizim paramızı ödemiyorsun. Hepimiz senin peşindeyiz. Ya paramızı öde ya da gel teslim ol. Bizim de içimiz rahat etsin” ifadelerini kullandı.
]]>
Yıllar önce yayınlanan Sihirli Annem dizisinin Tuğçe’si Damla Ersubaşı, ağlayarak çektiği videoda uyuşturucu ve kumar batağına düştüğünü eski eşinin ailesinden borç para aldığı için de 2 kızının velayetini vermek zorunda kaldığını itiraf etti. Görüntülerin yayılmasıyla bir açıklama yapan Ersubaşı’nın avukatı, videoda montaj yapıldığını ve tehdit zoruyla çekildiğini söyledi. Kısa sürede takipçilerinden destek mesajları alan Ersubaşı, bir teşekkür videosu yayınladı.
“BU KADAR SEVİLDİĞİMİ BİLMİYORDUM”
Görüntünün basına sızmasıyla magazin gündemine oturan Damla Ersubaşı, bir video yayınlayarak “Gelen mesajlara cevap vermeye çalışıyorum. Çok şaşırdım. Belki de kimisiyle aynı kaderi paylaşıyoruz. Çok şaşırdım, bu kadar sevildiğimi bilmiyordum. Hepinizle bir ortak noktamız var ona inanıyorum” dedi.

“UYUŞTURUCU VE KUMAR BATAĞINA DÜŞTÜM”
Mustafa Can Keser ile evliliğinden 2 kızı olan Damla Ersubaşı’nın uyuşturucu madde kullandığı ve kumar batağına düştüğünü itiraf ettiği video ortaya çıktı. Oyuncu, söz konusu videoda “Şimdi ben bir dönem kışın uyuşturucuya düştüm. Uyuşturucu batağına düştüm. Sonra parayı kumarda ve uyuşturucuda harcadım. Eski kocam çocuklarımın babası Mustafa Can Keser’in ailesinin parasıydı. Sonra ben tabi bunu çeşitli vaatlerle aldım bu parayı. Parayı da tek başıma yedim Mustafa’nın hiçbir alakası yok. Sonra Mustafa beni sürekli bununla tehdit etti. Önce bunu ‘Aileme söylerim, çocukları bana vereceksin’ dedi. Tamam senin pisliğinden yeter ki kurtulayım dedim. ‘Çocuklar sende kalsın’ dedim. Ben çocuklarımı istediğim zaman görürüm dedim. Hepsinin mesajları var. Hepsinin de delillerini sunacağım bundan önce. Çocuklarımı verdim bırakmadı. Tehdidi, pisliği, şiddeti de bitmedi. Parayı da ödüyorum ama ben bu sırada ablasına abisine. Seni magazine rezil edeceğim dedi. Çocuklarımı benden ayırdı ya, istediği her şeyi yapsın” diyor.

DAMLA ERSUBAŞI’NIN AVUKATINDAN AÇIKLAMA
Görüntülerin sosyal medyaya sızmasının ardından Ersubaşı’nın avukatından yazılı bir açıklama geldi. Subaşı’nın avukatı görüntülerin montajlanarak sözlerin de tehdit zoruyla söylendiğini ileri sürdü. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Son günlerde sosyal medya ve ulusal basında dolaşan, müvekkilim Damla Ersubaşı’yla ait videoyla ilgili olarak ortaya atılan yasaklı madde ve kumar iddialarıyla ilgili asılsız ve mesnetsiz haberlere dikkat çekmek isteriz. Bu iddiaları yakından takip ediyoruz. Müvekkilim, evlilik birliği devamında ve sonrasında eski kocası tarafından tehdit ve psikolojik şiddete maruz kalmıştır. Müvekkil, eski eşi tarafından gördüğü bu psikolojik şiddetler neticesinde kişisel bir patlama noktasına gelmiştir. Medyaya düşen söz konusu video ise eski eşin müvekkilime uyguladığı boşanma sonrası psikolojik şiddetin ve tehditlerin bir tezahurudur. Mustafa Can Keser müvekkili çocukları ile tehdit ederek ilgili videoyu kayıt altına aldırmış ve kendisine gönderilmesini sağlamıştır. Müvekkil çocuklarıyla olan ilişkisinin ve çocuklarının psikolojisinin zarar görmemesi adına bu baskıya boyun eğmiştir.”

“VİDEO 1,5 SENE ÖNCE ÇEKİLDİ”
“Sadece Mustafa Can Keser’de bulunan bu video yaklaşık bir buçuk sene öncesine ait olup ne hikmetse eski eş tarafından şimdi medyaya servis edilmiştir. İlgili videoda müvekkilim ağlamakta ve psikolojisinin eski eşi tarafından altüst edildiği görülmektedir. Mustafa Can Keser, müvekkilimi kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılmak amacıyla söz konusu videonun bazı kısımlarını keserek medyaya servis etmiştir. Eski eş bir baba olduğunu da unutarak söz konusu davranışın çocuklarının psikolojisini ve geleceğini olumsuz etkileyeceğini bilmesine rağmen bu hareketi yapmış, çocuklarının annesini kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmak istemiştir.
“VİDEONUN ORJİNAL HALİNİ VE MADDE KULLANMADIĞINI KAMUOYUYLA PAYLAŞACAK”
“Müvekkilim, videonun orijinal ve tam halinde, eski eşi tarafından yapılan tehditlerle ilgili açıklama yapmaktadır. Mağdur olan müvekkilim Damla Ersubaşı, sanki kendisi suçluymuş gibi gösterilmektedir. Kamuoyunu yanıltıcı olabilecek bu videoya ihbar edilmemesini ve objektif bir bakış açısıyla yaklaşılmasını rica ediyoruz. Müvekkilimizin itibarı ve hukuki haklarına yönelik herhangi bir saldırıya karşı gerekli hukuki adımları atmaya devam edeceğimizi belirtmek isterim. Bu tür yayınlar, sadece müvekkilimizin değil ayni zamanda toplumun genel hukuki normlarına da zarar verebilecek potansiyel tehlikeler içermektedir. Müvekkilim, en kısa zamanda kendisinin yasaklı madde kullanmadığını gösteren sağlık sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacaktır.”

