Dışişleri Bakanı Başdanışmanı ve Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Başkanı Nuh Yılmaz, garantörlük meselesini, İsrail’i verdiği sözleri tutmaya yönlendirecek bir mekanizma olarak düşündüklerini belirtti.
Yılmaz, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
ADF’nin önemine dikkati çeken Yılmaz, “Antalya Diplomasi Forumu, dünyadaki diğer benzerlerinden, kendisini ‘konuşulamayan konuları konuşan, mazlumların, mağdurların sesi olan ve şu anda özellikle kuzey ülkelerinin kendi içinde oluşturduğu bir yankı odasında konuşulmasına izin verilmeyen konukların ve konuların ağırlandığı bir yer olarak’ öne çıkaran bir platform.” dedi.
Yılmaz, ADF’de, Münih, Halifax, Berlin, Londra ya da Washington’da görülmeyecek tartışma konularının ve katılımcıların bulunduğunu dile getirdi.
ADF’de Afrika, Latin Amerika, Asya ve Avrupa’dan gelen çok değerli isimlerin bulunduğunu aktaran Yılmaz, ADF’nin, Türkiye’nin sorunlarına ülkenin bulunduğu yerden bakan bir misyonla yeniden yapılandırıldığını ve konumlandırıldığını ifade etti.
Forumun “bölgesel sahiplenmeyi öne çıkaran bir platform” olmaya devam edeceğini belirten Yılmaz, dünyanın farklı yönlerinden gösterilen teveccühün memnuniyet verici olduğunu söyledi.
Dünya düzeninin gittiği yönün ve dünyada yaşanan diğer sorunların yeterince gündeme gelmediğini anlatan Yılmaz, ADF’nin bu sorunların gündeme getirileceği bir platform olarak formüle edildiğini bildirdi.
Garantörlük mekanizması
Yılmaz, üç farklı panelde üç konuya odaklandıklarını, bunlardan birincisinin “garantörlük mekanizması” olduğunu vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
“Çünkü Gazze konusundaki en temel sorun, İsrail’in üzerine herhangi bir yaptırım ya da herhangi bir ağırlık konulamaması, İsrail’in belli hareket tarzlarına yönlendirilememesidir. O yüzden de garantörlük meselesini, biz Türkiye olarak, Türk Dışişleri olarak, bu soruna çözüm olabilecek, İsrail’in verdiği sözleri tutmak için üzerinde etki oluşturabilecek, bir şekilde İsrail’i verdiği sözleri tutmaya yönlendirecek bir mekanizma olarak düşünüyoruz.”
Garantörlük mekanizmasını tartışmak üzere dünyadan 8 ayrı uzmanı bir araya getirdiklerini söyleyen Yılmaz, ortaya çıkacak görüşlerin gelecek süreçte nasıl daha detaylı işlenebileceğini değerlendireceklerini belirtti.
Yılmaz, ikinci panelde, Gazze’de devam eden katliamlardan sonra dünyada nasıl bir Filistin vizyonu olması gerektiğini ve bu sorunun alışılmış çerçevenin dışında nasıl tartışılabileceğini konuştuklarını bildirdi.
Güney Afrika’dan katılan panelistin “apartheid rejim” tecrübesini anlattığını kaydeden Yılmaz, panelistin Güney Afrikalı lider Desmond Tutu’ya referans vererek Gazze’deki durumun Güney Afrika’dakinden çok daha kötü olduğunu dile getirdiğini aktardı.
“Filistin sorunu, özellikle İsrail’in 1948’de kurulmasından beri yeni dünya düzeninin tam olarak üzerine kurulduğu sistemdir.” diyen Yılmaz, bu sebeple söz konusu soruna çözüm üretilemediğini söyledi.
Yılmaz, “Bir başka panelimiz de yine dünyanın önde gelen akademisyenlerinden oluşan bir panel olacak. Bu da şu andaki dünya düzeninin neden adalet üretemediğini, neden mazlumların, mağdurların hakkını koruyamadığını, daha adil bir dünyanın nasıl mümkün olabileceğini, dünya düzeninin nasıl dönüşebileceğini anlatan farklı bir panel olacak.” ifadelerini kullandı.
“(Kanıt) Görsel teori içerisinde de etki yaratabilecek bir özelliğe sahip”
AA’nın, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında beyaz fosfor kullanması başta olmak üzere işlediği savaş suçlarına yönelik belge niteliğindeki fotoğrafların yer aldığı “Kanıt” kitabına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Yılmaz, “Öncelikle bu konunun son derece önemli olduğuna elbette inanıyorum.” dedi.
Yılmaz, görsel teoride bir fotoğrafın “sanat”, “belge” ve “delil” işlevine sahip olduğunu kaydetti.
Fotoğrafın, hukuki anlamda bir dava yürürken delil olma durumunun teorik olarak tartışıldığını ve bunun çok az örneği bulunduğunu belirten Yılmaz, “Anadolu Ajansı şu yaptığı çalışmayla aslında diğer iki işlevin yanında, belki de en önemlisi olan, hem bizim için hem hayatımız için hem dünya için, insanlık için en önemli fonksiyonlarından biri olan fotoğrafın delil olma işlevini, hukuki bir delil olma işlevini burada inanılmaz iyi bir şekilde kanıtladı.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bence Anadolu Ajansının bu yaptığı iş, Kanıt kitabı ve bunun işlevi sadece hukuk alanında, sadece uluslararası ilişkiler anlamında değil, aynı zamanda görsel teori içerisinde de etki yaratabilecek bir özelliğe sahip. Onun için de Anadolu Ajansını tebrik ediyorum, teşekkürlerimi, şükranlarımı iletiyorum.”
]]>
Kastamonu Üniversitesi’nde düzenlenen panelde Hasan Rıza Paşa anıldı.
Kastamonu Üniversitesi’nde “Şehadetinin 111. Yılında İşkodra Kahramanı Hasan Rıza Paşa” konulu panel, 29 Şubat 2024 tarihinde Merkez Kütüphane Cemil Meriç Salonu’nda gerçekleştirildi. Panele Vali Meftun Dallı, Rektör Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Atalan ile birlikte akademisyenler, öğrenciler ve kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Panel saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlarken panelin açılış konuşmasını Eğitim Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Selahattin Kaymakçı yaptı. Prof. Dr. Kaymakçı konuşmasında, Türkiye’de yaşayan her bireyin kendi değerlerini aramakla, bulmakla, bilmekle ve öğretmekle de mükellef olduğunu dile getirerek tarihiyle barışık, medeniyetiyle, kültürüyle barışık gençlerin nasıl yetiştirebileceği sorusunun cevabını bulmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Programın moderatörlüğünü İnsan ve Toplum bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz yaptı. Prof. Dr. Yılmaz konuşmasında Balkan Savaşları sırasında İşkodra, kalelerinin savunulmasında Türk askerinin gösterdiği kahramanlıkların övgüye değer olduğunu dile getirerek bu savunmada önemli rol oynayan Hasan Rıza Paşa hakkında kısa bilgi paylaştı. Ayrıca Yılmaz, konuşmasında panele katkıda bulunan tüm akademisyenlere ve öğrencilere katılımlarından dolayı teşekkür etti.
‘Hasan Rıza Paşa inandığı dava uğruna İşkodra’yı savundu’
Panelin açılış konuşmasından sonra sözü Eğitimci-Yazar Efendi Barutçu aldı. Barutçu panelde kahraman, kahramanlık ve kahramanlar üzerine başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Barutçu, konuşmasında, kahramanların ölümden korkmadığını aksine ölümün üzerine sakınmadan gittiklerinin altını çizdi. Kahramanlığın dini açıdan da önemli bir unsur olduğunu dile getiren Barutçu, hadisler ile kahramanlık kavramının önemini açıkladı. Barutçu, kahramanların inandıkları dava için yaşadığını ifade ederek Hasan Rıza Paşa’nın da bu davaya inanarak İşkodra’yı savunduğunu ve bunun için can verdiğini söyledi. İşkodra’da önemli başarı kazanan Hasan Rıza Paşa’nın yaptıklarının geleceğe ışık tuttuğunu söyleyen Barutçu, geçmişteki başarıları örnek almayan ahlaktan ve benliğinden uzaklaşan milletlerin akıbetlerinin iyi olmayacağına vurgu yaptı. Barutçu, Kastamonu il yönetiminin de İşkodra şehri ile bir kültür tarih kardeşliği kurmasına yönelik girişimlerde bulunmasını önerdi.
Barutçu’dan sonra söz alan Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şerif Demir’in yaptığı konuşmada Balkan Savaşları, İşkodra ve Hasan Rıza Paşa hakkında bilgiler verdi. Prof. Dr. Demir konuşmasında Balkan Savaşları’nda Osmanlı Devleti’nin zayıflığından faydalanmak isteyen ülkelerin çıkardığı sorunların Osmanlı Devleti’nin toprak kaybetmedeki süreci hızlandırdığını söyleyerek, Balkan Savaşları’nda askerlerin görevlerini en iyi şekilde yaptıklarını ifade etti. Prof. Dr. Demir, “Tarihi hadiselerin tekrarı olarak değil, belki geleceği inşa ederek etmek için geleceği daha iyi anlamak için ihtiyaç duyacağımız en önemli referans kaynağı olarak düşünmek gerekir” dedi.
Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Çelebi ise Hasan Rıza Paşa’nın hayat hikayesi isimli sunuyu dinleyicilerle paylaştı. Prof. Dr. Çelebi konuşmasında Hasan Rıza Paşa’nın doğum yerinin Arnavutluk, Bağdat ve Kastamonu olduğuna yönelik farklı görüşlerin olduğunu dile getirerek Hasan Rıza Paşa’nın kariyerinde gösterdiği başarıları dinleyicilere anlattı. Prof. Dr. Çelebi, Hasan Rıza Paşa’nın eğitimini İstanbul ve Bursa’da tamamladığını Berlin’de de Harp eğitimi aldığını Osmanlı topraklarında çeşitli yerlerde görev alarak başarılı bir asker olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çelebi başarılı bir asker olan Hasan Rıza Paşa’ya ait belgelerin olduğuna değinerek bu belgelere ait geniş çaplı sistematik bir çalışma yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Panelin sonunda konuşmacı olarak katılan katılımcılara teşekkür belgesi takdim edildi. – KASTAMONU
]]>
Türkiye’nin önde gelen zincir marketlerinden A101, son birkaç yıldır ilginç ve bir o kadar da dikkat çeken ürünler getiriyor. Son birkaç haftadır teknolojik ürünler satan A101, bir zamanlar tekne satışı da yapmıştı. Şimdi ise Flat Tiny House satıyor. İşte A101 Flat Tiny House fiyatı…
A101 Flat Tiny House fiyatı ne kadar?
A101, 29 Şubat tarihli kataloğunu paylaştı. Bu kataloğa baktığımızda ESCAMP 6500 Flat Tiny House çok dikkat çekiyor. Bildiğiniz üzere son dönemlerde ev fiyatları bir hayli arttı ve bu bağlamda satın almak güç hale geldi. Bu durumda daha düşük fiyata ev sahip olmak isteyenlerin aklına ilk karavan gelse Tiny House tercih edenler de var. Peki A101’e gelen Tiny House özellikleri neler ve fiyatı ne kadar?

A101’de satılan ESCAMP 6500 Flat Tiny House, 16 metre yaşam alanına (1+1) sahip. Dış ölçü olarak uzunluk 650 cm, yükseklik 250 cm ve derinlik ise 255 cm. 2+1 yetişkin konaklama kapasitesine imkan tanıyan Tiny House, SCHLEGL 1400 kilogram kapasiteli 2 adet torsiyon frenli dingile sahip.
Türkiye’de kapış kapış gider: Amazon, 420 bin TL’ye hazır ev satıyor!
Kriko orta borulu 60 mm’lik ön tekere sahip olan Tiny House, kompozit sandviç panel dış cepheye sahip. İç cephede AGT duvar paneli, çatıda ise CTP Kompozit panel teknolojisi bulunuyor. Zemin kaplama ise 32. sınıf laminant parke. Bu zemin, antibakteriyel kaplama, anti alerjik, yüzde 90 ahşap bazlı kompozitlerden oluşuyor.
A101’de satılan ESCAMP 6500 Flat Tiny House fiyatı ise 399 bin 900 TL. A101 için özel üretildiği söylenen bu taşınabilir evin sadece mağazalarda satıldığı belirtiliyor.
A101 ESCAMP 6500 Flat Tiny House özellikleri şu şekilde;
Dış ölçü: Uzunluk ~650 cm, Derinlik ~235 cm, Yükseklik ~250 cm
İç ölçü: Uzunluk ~636 cm, Derinlik ~235 cm, Yükseklik ~244 cm
Yapım alanı: 16 m² (±1)
Konaklama kapasitesi: 2+1 yetişkin
Dingil ve kaplin taşıma kapasitesi: SCHLEGEL 1400 kg kapasiteli (2 adet) torsiyon frenli dingiller
SCHLEGL 2700 kg kapasiteli çeki oku (V model)
Kriko orta borulu ön teker 60 mm’lik
185 R14 C tipi lastik – 5.00*14 66/112 5 bijon sac jant
Ruhsat çelikleri: O2 belgeli ve plakalı
Taşıyıcı sistem modüller: Endüstriyel boyalı, güçlendirilmiş şasi
Çatı: CTP Kompozit panel teknolojisi
Dış cephe: Kompozit sandviç panel (ısı yalıtım için üretilmiş, 60 mm’lik her iki yüzü boyalı galvaniz sac kaplı – JOTUN grenli hazır dekoratif kaplama
İç cephe: AGT Duvar Paneli; frezelemiş üstün yoğunluklu MDF ile üretilen duvar kaplama modelleri ısı, nem ve ses yalıtım özelliklerinin yanı sıra CO, EDP, FSC sertifikalarına sahiptir.
AG Polimer paneller EO düşük emisyon değerinde ve sıfır artık politikası ile üretilmektedir.
Zemin Kaplama: 32. sınıf laminant parke, antibakteriyel kaplama, anti alerjik, %90 ahşap bazlı kompozitlerden oluşmaktadır
Doğrama sistemi: PVC cephe sistemi/ Isıcam O2 belgeli
Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? A101 ESCAMP 6500 Flat Tiny House fiyatını nasıl buldunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
]]>
Denizli Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) tarafından ‘Emperyalizm Karşısında Türkiye, Ortadoğu ve Şehitlerimiz’ konulu bir panel gerçekleştirildi.
PAÜ Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelin moderatörlüğünü PAÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman İsmail Özdel üstlenirken panelistler; PAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Durmuş Akalın, PAÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Aydınlı, Türkiye’deki Filistinli Öğrenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Abdurrahman Al-Farra olarak yer aldı.
Panelin açılış konuşmasını Rektör Prof. Dr. Kutluhan gerçekleştirdi. Rektör Prof. Dr. Kutluhan yaptığı konuşmada şunları kaydetti, “7 Ekim 2023 tarihinde başlayan bu süreç hepimizin içini yakmakta ve yakmaya da devam etmektedir. Üniversite olarak bizim asıl görevimiz Dünya devletlerinin politikalarını, Ülkemizi, çevremizi ve Ortadoğuyu daha iyi anlamaktan geçmektedir. Çünkü neden 12 şehit verdik? Sorusuna mutlaka her birimiz cevap vermek zorundadır. Neden şuan 30.000 kişiye yakın Filistinli kardeşimiz şehit oluyor? Sorusuna yine mutlaka cevap vermek zorundayız. Bunu biz, 1900’lü yıllarda Kurtuluş Savaşı ile çok iyi anladık. Gazi Mustafa Kemal Paşa, çizmiş olduğu milli misakla olayı bizlere o kadar güzel anlatmıştır ki bizlere, Kuva-i Milliye’yi kurduk, arkasından düzenli ordu sistemine geçtik ve bağımsızlığımızı kazandık. Özbekistan ile biliyorsunuz güzel bir çalışma yaptık. Özbekistan Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü Başkanı geldi. Ne dedi? Bizler Müslüman Türk alemi esaret altında iken, iyi ki Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak ayakta! Yine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı üniversitemizde ağırladık. Onlar da aynı şekilde burada anlattılar nasıl bağımsızlıklarını kazandıklarını ama hala tam bağımsızlıklarına kavuşamadıklarını. Yine aynı şekilde Azerbaycan’da Karabağ problemi Biz kendimizi iyi tanımak zorundayız. Çünkü emperyalizm komplo teorileri ile güya bize komplo teorisi diyorlar ama aslında gerçek teorileri ile saldırmaktalar. Ekonomik sebepler diyor, petrol var diyorlar Ortadoğu’da, onu ele geçirmek emellerindeler. Fakat sadece petrolle de geçilmiyor, buradaki insanlığımı yok etmeye çalışıyorlar. Dini yönden kendi dini inançları ile ele alıyorlar olayı. Sadece hak ve adaleti savunan bu Müslüman alemi, Türk Müslüman alemini yok etmeye çalışıyorlar. Neden yok etmeye çalışıyorlar? Her zaman söylediğimiz gibi biz geçmişimizle övünen bir ülkeyiz. Geçmişimizle o kadar çok övünüyoruz ki, bizim atalarımız Balkanları yönetti, Ortadoğuyu yönetti kimsenin burnu dahi kanamadı. Her nereye gittiler ki, orada biz hizmetkar olarak geldik. Ama şimdi bakıyoruz ki tam tersi var. Adına Birleşmiş Milletler denmiş, gelişmiş ülkeler denmiş, söylemiş oldukları hiçbir değerin şu anda karşılığı bulunmamaktadır. Bunu çok iyi anlamamız lazım. Değerli öğrenciler, bu soruları çok iyi cevaplıyor olmamız lazım. Bize bırakılan başta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni korumamız, ilelebet bağımsızlığını yaşatmamız lazım. Buna sahip çıkmanın önemini, biraz önce bahsettiğim gibi bize insanlığın ihtiyacı var. Sadece Ortadoğu’nun değil, bir Amerika’nın bile bize ihtiyacı var. Çünkü bizler, gittiğimiz yere sömürgeyi değil, işkenceyi değil, adaleti götürüyoruz, hukuku götürüyoruz. Bu paneli düzenleyen çok değerli moderatör hocamız Osman Hocama, konuşmacı hocalarımıza, İstanbul’dan gelen misafirimize ve siz katılımcılarımıza değerli vaktinizi bize ayırdığınız için hepinize teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum” ifadelerinde bulundu.
“Gazze’deki o duvarların Berlin’deki duvarlardan ne farkı var? 1940’lı yıllarda Berlin’de oluşturulan duvarların bir benzeri o duvarlar.”
Panelin Moderatörlüğünü üstlenen Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman İsmail Özdel yaptığı konuşmada şunları dile getirdi: “Böyle bir panelin hazırlanması ve panelde emeği geçen hocalarımıza çok teşekkür ediyorum. En büyük teşekkürüm ise İstanbul’dan buraya kadar gelip bizimle birlikte olan sevgili meslektaşımız, dostumuz, mücadele arkadaşımız Türkiye’deki Filistinli Öğrenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Abdurrahman Al-Farra’ya çok teşekkür ediyorum. Filistin mücadelesinin en kısa zamanda inşallah Kurtuluş Mücadelemiz gibi zaferle sonuçlanmasını diliyorum. Bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Gazze’deki duvarları fark ettiniz mi? Gazze’deki o duvarların Berlin’deki duvarlardan ne farkı var? 1940’lı yıllarda Berlin’de oluşturulan duvarların bir benzeri o duvarlar. Aynı duvarlar, bu da bize şunu gösteriyor, benim de panelde olmamın en büyük sebebi de Psikiyatr olmam. Bu da şunu gösteriyor, insan psikolojisinde travmaya uğrayanlar ne yazık ki travmatizan olarak karşımıza çıkıyor. Yani 1940’lı yıllarda travmaya uğramış toplumu şimdi bir travmatizan olarak o bütün güçleri ile soykırımın en önemli parçası haline dönüştüler. Bu durum çok ciddi bir durum. Hepimizin üzerinde düşünmesi gereken en önemli noktalardan biridir. Travmaya uğrayan toplumlar, travmatizana dönüşüyorlar ve aynı zamanda emperyal güçlerin de en önemli oyuncağı haline geliyorlar. Niye Amerikalılar bizim karşımıza Yunanlıları çıkartsın. 1919’da niye Yunanlılar İzmir’e çıktı? Niye kendileri değil de Yunanlıları çıkarttılar? Çünkü aramızda bir ilişki vardı. İki toplum da birbirini travmaya uğratmış olarak görünüyordu. Yani bu iki toplumun geçmiş acılarını, birbirleri ile vuruşturarak aslında yeni acılar oluşturmak ve bir şekilde o tiyatro sahnesindeki yönetmenliklerine devam edebilmek amacındaydılar. Bunların hepsi politik psikiyatrinin çok önemli konularıdır” şeklinde konuştu.
Program Panelistler; PAÜ Rektör Yardımcısı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Durmuş Akalın’ın, PAÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Aydınlı’nın, Türkiye’deki Filistinli Öğrenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Abdurrahman Al-Farra’nın sunumları ile devam etti. – DENİZLİ
]]>