Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, ortalama her üç siber saldırıdan birinin, saldırıya uğrayan yapıyla bağlantısı olan kişiler tarafından gerçekleştirildiğini belirterek, “Kullanıcıların hassas ve gizli bilgilerine ulaşmak amacıyla yapılan oltalama saldırıları, siber saldırıların yüzde 90’ından fazlasını oluşturuyor.” dedi.
Sayan, Türkiye Bilişim Derneği (TBD) tarafından BTK Ana Konferans Salonu’nda düzenlenen “7. Siber Güvenlik Ekosisteminin Geliştirilmesi Zirvesi”nin açışında yaptığı konuşmada, hizmetlerin elektronik ortamda sunulmasıyla üretilen, saklanan ve iletilen veri miktarının devasa boyutlara ulaştığını söyledi.
İnternete bağlantı sağlanan her saniyenin, siber tehdit potansiyeli taşıdığına dikkati çeken Sayan, son bir yılda siber tehdit görünümünde, fidye yazılımı ve DDoS saldırıları en üst sırada yer alırken, bunları veri güvenliğine yönelik tehditler, sosyal mühendislik saldırıları, dezenformasyon saldırıları, tedarik zinciri saldırıları ve diğer zararlı yazılımların izlediğini bildirdi.
Siber saldırıları gerçekleştiren kişilerin yüzde 70’inin dışarıdaki, kalan yüzde 30’unun ise içerdeki kişilerden oluştuğunu dile getiren Sayan, “Ortalama her üç siber saldırıdan biri, saldırıya uğrayan yapıyla bağlantısı olan kişiler tarafından gerçekleştiriliyor. Kullanıcıların hassas ve gizli bilgilerine ulaşmak amacıyla yapılan oltalama saldırıları, siber saldırıların yüzde 90’ından fazlasını oluşturuyor.” diye konuştu.
Sayan, dünya çapında siber suçların maliyetinin geçen yıl 8 trilyon doların üzerinde olduğunu, 2025’e kadar yıllık 10,5 trilyon dolara ulaşacağının öngörüldüğünü anlatan Sayan, “2023’ün son çeyreğinde veri ihlallerinin dünya çapında 8 milyondan fazla kullanıcı kaydını açığa çıkardığı kaydediliyor. Dünya Ekonomik Forumu Küresel Riskler Raporuna göre, siber saldırılar, önümüzdeki 10 yıl içinde küresel olarak iş dünyasını en çok endişelendiren ikinci risk olarak sıralanıyor.” ifadelerini kullandı.
Öz kaynaklarla geliştirilen yazılım ve projeler sayesinde ülke genelinde internet kullanıcıları ve sistemlerine yapılan saldırıların çoğu zaman arka planda sessiz sedasız şekilde önlendiğini belirten Sayan, “USOM koordinasyonunda kurumlarımızın ve kritik altyapılarımızın korunmasına yönelik faaliyet gösteren Siber Olaylara Müdahale Ekipleri (SOME) ağı da her geçen gün büyüyor. Bugün 2 bin 200 civarında kurumsal ve sektörel SOME’miz bulunurken, SOME’lerimizde görevli siber güvenlik uzmanı sayımız da 7 bin 500’e yaklaştı.” dedi.
Sayan, 8-9 Mart’ta gerçekleşecek Siber Yıldız 2024 yarışmasına gençleri davet etti.
“Kadınların teknolojideki yeri yadsınamaz”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran da siber güvenliğin dünyanın içinden geçmekte olduğu değişim ve dönüşüm sürecinin can alıcı kavramlarından biri olduğunu söyledi.
Zirvenin kamu, özel, sivil toplum işbirliğini “örnek model” olarak nitelendiren Kıran, şöyle devam etti:
“Bu zirve önümüzdeki dönemde gerçekleştireceğimiz çabaların da en önemli müjdecisi, en önemli ifadesi anlamına da geliyor. Bu bakımdan zirvede tartışılacak her konunun önümüzdeki dönemde kamu olarak özellikle bizlere yol gösterici olacağını düşünüyorum.”
Kadınların teknolojideki yerinin yadsınamaz olduğunu dile getiren Kıran, “Kadın girişimciliği ülkemize çok büyük katkılar sağlıyor. Teknolojide kadın girişimciliğinin desteklenmesi, kadının rolünün güçlendirmesi bakımından bakanlık olarak son derece önemli bir çaba içerisindeyiz.” diye konuştu.
Kıran, sosyal yardımların etkin bir şekilde ulaştırılmasında da teknolojinin imkanlarını kullandıklarını vurgulayarak, dijital okuryazarlığın geliştirilmesini ve toplumun her katmanına yayılmasını son derece önemsediklerini bildirdi.
Geçmişte çocukların akranlarıyla oyun oynadıklarını anımsatan Kıran, şunları kaydetti:
“Ama şimdi her bir çocuğumuz, önünde ekranlarla meşgul durumunda. Dolayısıyla ekranların maruz bıraktığı tehditlerden çocuklarımızı korumak hepimizin sorumluluğu. Özellikle de devletimizin en önemli hassasiyetlerinden birisi ve bu hassasiyetler konusunda da bakanlık olarak üzerimizdeki sorumluluğun ve görevin farkındayız.”
“178 farklı kategoride 373 siber güvenlik ürünü 245 firma aracılığıyla yerlileşti”
TBD Başkanı Rahmi Aktepe ise 5,5G ile yeni dünya düzeninin kurulduğunu, bu düzende kadınların da daha etkin yerini alacağını söyledi.
Artık siber güvenliğin çok önemli hale geldiğini ve ulusal güvenliğin temel taşı haline dönüştüğünü dile getiren Aktepe, şöyle konuştu:
“Siber Güvenlik Kümelenmesi aracılığıyla 178 farklı kategoride 373 siber güvenlik ürünü 245 firma aracılığıyla yerlileştirildi. Siber güvenlikte yerli ve milli ürünler, çok önemlidir. Ancak bu uluslararası markaların kullanılmaması anlamına gelmiyor. Uluslararası markaların kullanılabileceği çok farklı kullanım senaryoları bulunmaktadır. Ayrıca siber güvenlikte uluslararası ilişkiler ve bilgi paylaşımları önemli kazanımlar sağlamaktadır. Yerli firmaların yurt dışına açılması ne kadar doğruysa bunun tersi uluslararası firmaların Türkiye pazarında yer almaları da o kadar geçerli bir kavramdır.”
Etkinlikte, siber güvenlik ekosistemine katkıda bulunanlara ödülleri verildi.
]]>
Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Dr. Necmettin Acar, ABD ve İran’ın milis güçleriyle Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırma ve Türkiye’yi Orta Doğu’dan uzak tutma siyasetini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Başta Gazze olmak üzere tüm Filistin coğrafyasına yönelik, İsrail’in düzenlediği tarihin gördüğü ve görebileceği en vahşi saldırılar 5’inci ayını tamamlamak üzere. Zaman zaman Suriye, Ürdün, Mısır ve Lübnan’a da sıçrayan çatışmaların, nasıl bir bölgesel ve uluslararası konjonktür tarafından desteklendiği ise en çok merak edilen konulardan birisi.
2000 sonrası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İran güdümünde oluşturulan silahlı milis güçlerin faaliyetleri İsrail’in manevra alanını genişletti. Milis güçler eliyle Irak, Suriye ve Mısır gibi bölgenin önemli aktörlerinin zayıflatılması ve Türkiye gibi önemli bir gücün bölgeden uzaklaştırılarak nüfuzunun azaltılması bölge güvenlik mimarisinin köklü bir biçimde dönüşmesine yol açtı. Türkiye’nin bölgeden uzaklaştırıldığı, İsrail’i askeri sahada dengeleyebilecek önemli aktörlerinin zayıflatıldığı yeni bölge güvenlik mimarisi, İsrail’in görece güçlendiği ve manevra alanının genişlediği bir sonucu doğurdu. 7 Ekim sonrası İsrail’in başta Gazze olmak üzere tüm bölge sathında sergilediği soykırım ve etnik temizlik, milis güçlerin bölge güvenlik mimarisinde son dönemde ortaya çıkardığı bu tahribatın en önemli sonuçlarından birisidir.
-Milis güçler eliyle bölge güvenlik mimarisi yeniden kurgulanıyor
2000 sonrası Türk dış ve güvenlik politikasının yeniden formüle edildiği bir dönem oldu. Bu dönemde Türkiye açısından Orta Doğu, öncelikli bir alan haline gelmeye başladı. Türkiye’nin Orta Doğu bölgesine yönelmesiyle bölgedeki geleneksel güç dengesi önemli bir değişim yaşadı. Bu dönemde küresel aktörlerin bölgeye dönük politikası da önemli bir dönüşüm geçirmeye başladı. 11 Eylül sonrası dönemde ABD’nin tek taraflı müdahaleci politikası bölgede zaten zayıf olan bazı devlet sistemlerinin çökmesiyle sonuçlandı. 2010 yılında ortaya çıkan Arap Baharı sürecindeki sokak hareketleri ise bölgedeki devlet sistemlerindeki çözülmeyi hızlandırarak Libya, Suriye ve Yemen gibi ülkelerin iç savaşa sürüklenmesine yol açtı. Bölge genelinde zayıflayan veya çöken devlet sistemlerinin oluşturduğu güç boşluğunu ABD ve İran’ın güdümündeki silahlı milis güçler doldurmaya başladı. ABD ve İran’ın bölge genelinde kendisine müzahir milis güçler üretebilme ve bu aktörleri kendi ulusal çıkarları için farklı coğrafyalarda etkili bir biçimde kullanabilmesi bölge güvenlik mimarisinin köklü değişiminde önemli rol oynadı.
Milis güçler, Türkiye’yi Arap dünyasından koparıp Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu zayıflatmaya çalıştı. ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin Türkiye’yi bölgeden uzak tutma politikası 3 şekilde gerçekleşti. İlk olarak Türkiye’nin güneyinde silahlı milis güçlerin kontrolünde “terör koridoru” ya da “teröristan” olarak da adlandırılan bir tampon bölge kurgulanarak, Türkiye ile Arap dünyası arasındaki bağ koparılmaya çalışıldı. İkinci olarak milis güçler eliyle bölgedeki devletlerin merkezi otoritesi zayıflatılarak toprak bütünlüğü zedelendi. Böylece bir taraftan Türkiye’nin güneyinde istikrarsız bir bölge oluşturularak Türkiye’nin dikkatinin bölgesel meselelerden uzaklaştırılması hedeflendi. Diğer taraftan İsrail’i sınırlayabilme kabiliyetine sahip aktörler zayıflatıldı. Son olarak, milis güçler eliyle bölgede demografik bir mühendislik kurgulandı. Türkiye’nin güney sınırı farklı etnik, dinsel ve mezhepsel yapılardan olan ve Türkiye’ye müzahir, Türkiye ve Osmanlı geçmişine gönülden bağlı olan demografik bir yapıya sahiptir. ABD ve İran’ın bölgeye yerleştirdiği milisler eliyle bu bölgede Türkiye’nin nüfuzu zayıflatılmaya çalışıldı.
ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin bölge güvenlik mimarisinde oynadığı rol, Arap dünyasının ekonomik, askeri, demografik, kültürel ve entelektüel anlamda merkezlerinden olan ve İsrail’i askeri sahada dengeleyebilme kabiliyetine sahip olan Irak, Suriye ve Mısır gibi aktörlerin zayıflatılmasıdır. ABD güdümündeki milis güçler Suriye’nin kuzeyinde konuşlanarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü zayıflatırken İran güdümündeki milis güçlerin faaliyetleri Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan gibi ülkelerde merkezi yönetimleri zayıflattı.
-Milis güçler İsrail’in manevra alanını mı genişletiyor?
ABD ve İran’ın ulusal çıkarlarına hizmet için kurgulanan milis güçlerin bölge için oluşturduğu en önemli tehdit, Türkiye’nin bölge ile bağlarının koparılarak bölgedeki nüfuzunun zayıflatılması ve Arap dünyasının güçlü aktörleri olan Irak, Suriye ve Mısır’ın bölgesel güç denkleminden çıkarılması oldu. Bölge güvenlik mimarisinde milis güçler eliyle gerçekleştirilen köklü değişim Türkiye ve İsrail açısından farklı sonuçlar ortaya çıkarttı.
Milis güçlerin ana aktörü olduğu istikrarsızlık sebebiyle Orta Doğu güvenlik mimarisinin değişimi İsrail açısından bambaşka sonuçlar ortaya çıkardı. Bölgede İsrail’i askeri sahada sınırlayabilecek Suriye, Irak ve Mısır’ın milis güçler eliyle zayıflatılarak bölgesel güç denkleminden çekilmesi ve Türkiye’nin bölgeden uzaklaştırılmaya çalışılması İsrail’in manevra alanını genişletiyor. 7 Ekim sonrası İsrail’in başta Gazze olmak üzere tüm Filistin coğrafyasında sergilediği vahşet, ABD ve İran güdümündeki milis güçlerin bölge güvenlik mimarisi açısından ortaya çıkardığı sorunun kısa vadedeki sonucudur.
[Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>
Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen, uzman isimler ve akademisyenlerin katıldığı “Antalya’nın Kooperatifçileri Buluşması” panelinde yerelden kalkınma için yapılması gerekenler mercek altına alındı.
Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “Antalya’nın Kooperatifçileri Buluşması” panelinde yerelden kalkınma için güç birliği ve kooperatifçiliğin önemi vurgulandı.
ASAT Toplantı Salonu’nda, gazeteci Meliha Okur’un moderatörlüğünü yaptığı panelin ilk oturumunda Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Muhittin Böcek, Gazeteci Ali Ekber Yıldırım ve Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, tarımsal üretimin en önemli unsurlarından olan kooperatiflerin yerelden kalkınma için itici güç olduğunun altını çizdi.
İklim krizinin başta tarım olmak üzere; tüm sektörleri olumsuz etkilediğini belirten gazeteci Meliha Okur, “Tarım ve turizm sektöründe tarımda dünyada önemli değişimler oluyor. Fransa’da başlayan çiftçi hareketi diğer Avrupa ülkelerine de yayıldı. Tarım sektöründe dünyayı etkisi altına alan bazı şirketlere karşı çiftçiler örgütlü bir şekilde hareket ediyor. Güç birliğinin önemi de burada ortaya çıkıyor. Türkiye’nin en önemli tarım havzalarının başında gelen Antalya, başarılı bir yerel kalkınma modeli uyguluyor. Çünkü çiftçi ve üreticiler kendine güvenmeli, daha cesur adımlar atmalı. Daha kurumsal olarak büyümeli. Bunları yaparken Türk tarımının ayrılmaz bir parçası olan kadınların katkısını ve önemini de bir kez daha vurgulamak istiyorum” diye konuştu.
“Kooperatif ve çiftçilere destek sürecek”
Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Muhittin Böcek de, tarım sektörünün içinden biri olarak göreve geldiği ilk günden beri çiftçi ve üreticilerin yanında olduklarını kaydetti.
Antalya’nın coğrafi konumu, iklimi ve köklü tarihi geçmişiyle çok önemli zenginliklere sahip olduğunu belirten Muhittin Böcek, “Antalya, turizm ve tarım konusunda ülkemizin başkenti. Çok önemli zenginliklere sahibiz. Biz büyükşehir belediyesinin ilgili tüm birimleri olarak üreticilerin sesine kulak verdik. Onlarla bir araya gelerek taleplerini dinledik. Antalya’da tarımda güç birliği için itici güç olan kooperatif sayısı da 53’e çıktı. Antalya’da üretici ve tarımsal kuruluşlarımızın el ele vermesiyle, yerelden kalkınma ve kooperatifçilik konusunda bir büyük başarı hikayesine hep birlikte imza attık. Bu model, Türkiye’de yerelden kalkınma hamlesine en iyi örneklerden birini oluşturuyor. Üretimde en büyük girdi maliyetlerinden biri olan elektrik giderinin yüzde 85’ini Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak karşılamaktayız. Bu rakamı 5 yılda yüzde 68’den yüzde 85’e yükselttik. Vahşi sulamaya karşı su israfını önlemek için adımlar attık, kapalı devre sistemi kullanmaya başladık. Arıtılmış suyu tarımda kullanarak tasarruf sağladık. Antalya olarak tarımda yerel kalkınmayı başarıyla en iyi uygulayan büyükşehir belediyesi konumuna el birliğiyle yükseldik. Önümüzde yerel seçimler var. Bundan sonra da daha iyilerini yaparak, kooperatif ve tarımsal işletmelere katkı ve desteklerimizi sürdüreceğiz” dedi.
“Tarım siyaset üstü bir konu olmalı”
Tarım sektörünün ülkenin bugünü ve yarınlarını ilgilendiren stratejik bir sektör olduğunu belirten Muhittin Böcek, tarımın siyaset üstü bir konu olduğunun altını çizdi.
Böcek sözlerine şöyle devam etti:
“Tarım sektörünün önemli paydaşları olan kooperatiflerle, ziraat odaları, mesleki birlikler, üreticilerimiz ve kadınlarla omuz omuza kentimiz ve ülkemiz için çalışıyoruz. Üstümüze düşen ne varsa da yapmayı sürdüreceğiz. Sizlerin de desteğiyle dünya tarımı başkenti olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Ülkemizin örtü altı tarım sektörünün yüzde 50’sini Antalya’da yapıyoruz. Yerel yönetimler ve merkezi yönetimler arasında sıkıntı var. Tarım ve turizmin başkenti olan kentimizde nedense sürekli siyaset yapılıyor. Tarım çok stratejik bir sektör olması nedeniyle siyaset üstü bir konudur. Örgütlenme ve kooperatiflerimiz geliştikçe ve güçlendikçe hedeflerimiz de büyüyecek. Ülkemize de her anlamda daha çok katkı sağlamak istiyoruz.”
“Su yasası çıkmalı”
Özellikle pandemi sonrasında tarım sektörünün öneminin daha çok anlaşıldığını belirten Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız ise, üretimin sürdürülebilirliği için kooperatiflerin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Tarımsal üretimde çiftçilere büyük sorumluluk düştüğünün altını çizen Yıldız, “Eğer sizler üretmezseniz insanlar ne yiyip ne içecek. Bunun sorumluluğunu tüm tarım sektörü ve buna bağlı kurumlar üstlenmeli. Enflasyon arttıkça gıda fiyatları da artıyor. İklim değişikliği de önümüzdeki en önemli risklerden birisi. Aslında iklim krizi demek su krizi demektir. Eğer su olmazsa yaşam biter vehiçbir şeyin anlamı kalmaz. Çünkü yaşamın en temel kaynağı sudur. Turizm, tarım ve buna bağlı tüm sektörler su sayesinde ayakta kalabilir. Eğer iklim ve su krizine hazır değilseniz, geleceğimiz karanlık olacak demektir. Bunun için önlemler alınmalı. Örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalı. Su politikaları ve tasarruf bilinci geliştirilip yaygınlaştırılmalı. Bu konuda yalnızca yerel yönetimlere değil merkezi yönetime de büyük iş düşüyor. Bu konuda görevde olan herkesin üstüne düşen sorumlulukları yerine getirme zorunluluğu var. Gerektiği zaman konuyla ilgili görüşlerimizi ve uyarılarımızı da yapıyoruz yapmaya da devam edeceğiz. Su yasası 10 yıldır konuşuluyor fakat hala çıkmadı. Kurulların değil, kurumların yetkili olduğu bir sistem getirilmeli. Çünkü kurullar geçicidir, ama kurumlar kalıcıdır. Bu nedenle 20 – 30 yıl sonra bile kalıcı olacak kurumlar ve politikalar yaşama geçirilmelidir” diye konuştu.
“Çiftçi ülkemiz için çok önemli”
Gazeteci Ali Ekber Yıldırım ise panelde Mustafa Kemal Atatürk’ün de kooperatifçiliğin önemine inanan bir kişi olarak Türkiye’de tarım kredi kooperatiflerinin kurulmasını sağladığını hatırlattı.
Yıldırım sözlerini şöyle sürdürdü:
“Atatürk, tarımda kooperatiflerin birçok sorunu çözeceğine inanan bir liderdi. 70’li yıllarda ülkemizde köy kooperatifleri kuruldu. 12 Eylül darbesinde ise kapatıldı. Son yıllarda ise belediyelerin destekleriyle kooperatifler yeniden canlanmaya başladı. Tarım Bakanlığı’nın sitesine göre ülkemizde kurulu 14 bin civarında kooperatif bulunuyor. Çiftçiler olarak tarım kredi kooperatiflerinin asıl sahibi sizlersiniz. Buna sahip çıkmanız gerekiyor. Avrupa’da çiftçi birlikleri ve kooperatifleri çok güçlü. Yöneticiler sanayicilerden önce çiftçi birlikleriyle görüşerek oy talep ediyor. 2012 yılında kabul edilen büyükşehir yasasındaki değişiklikle beraber birçok köy mahalle statüsüne geçti. Ülkemizdeki köy sayısı bir gecede yüzde 22,7’den yüzde 8,7’ye düştü. Bu da tarım alanlarını ve üretimi olumsuz etkiledi. Bir gecede herkes mahalleli oldu. Halbuki köylü olmak çiftçi olmak dünyanın her yerinde değerlidir. Bizde ise sanki bunun tam tersi gibi bir algı var. Tarım ve köylünün ne kadar önemli olduğunu anlamak lazım.”
“Tarım fuarlarını takip edin”
Günümüzde tarımsal hizmetler daireleri kurularak belediyelerin tarımla daha fazla ilgilenmeye başladığını belirten Yıldırım, “Fakat bu da her belediyenin farklı uygulamalar yapmasına neden oldu. Tarımsal kalkınma için bu desteklerin planlı bir şekilde uygulanması gerekir. Tarımda siyaset olmamalı tarım her şeyin üstünde olmalı. Sürdürülebilirlik bu sektörde esastır. Ben hemen hemen her hafta Antalya’ya geliyorum. Çünkü tarım için çok önemli bir kent. İzmir’deki tarımda yerel kalkınma modelinin benzerini en iyi uygulayan kent son dönemde Antalya oldu. Antalya’da birçok tarım fuarı düzenleniyor. Bunların takipçisi olun. Fuarları bir avantaj olarak kullanın. Antalya tarım sektöründe gerilerse tüm ülke olarak aç kalırız. Tarımsal üretimi daha fazla anlatmak lazım kooperatifler ve birlikler coğrafi işaretleri kendileri başvurup almalı. Bunları daha çok belediyeler sanayi ve ticaret odaları alıyor. Halbuki bu ürünü üretenler siz çiftçilersiniz” ifadelerine yer verdi. – ANTALYA
]]>
Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut, “Vizeye erişimi kolaylaştırmayı sağlıyoruz. 2023 itibarıyla baktığımızda Türkiye’de, önceki yıllara göre en yüksek sayıda Şengen vizesi verilmiş. Herhalde tüm dünyada en fazla sayıda Şengen vizesinin verildiği ülke.” dedi.
Meyer-Landrut, Kayseri Ticaret Odası’nda düzenlenen AB – Kayseri İş Dünyası Formu’nda yaptığı konuşmada, “Yeşil mutabakat” ve “Dijital Dönüşüm”ün AB için çok önemli olduğunu, Türkiye’nin bu alanda önemli adımlar attığını söyledi.
Türkiye’nin sıfır emisyon hedefini tanımladığını, Ulusal Eylem Planı yaptığını ve aynı zamanda karbonsuzlaştırma konusunda öncelikli sektörleri belirlediğini anlatan Meyer-Landrut, bunların önemli adımlar olduğunu dile getirdi.
AB ile Türkiye’nin ekonomik ilişkilerinin çok güçlü olduğuna değinen Meyer-Landrut, “AB üye ülkeleri ve Türkiye arasında 2023’te 206 milyar avrodan fazla ticaret hacmi gerçekleşmiş. Gerçekten çok önemli bir rakam.” diye konuştu.
“Tüm üye devletler bu sorunu çözmek için çok titiz şekilde çalışıyor”
Gümrük Birliği hakkında bilgiler veren Meyer-Landrut, şöyle devam etti:
“Gümrük Birliğinin 2016’da güncellenmesiyle ilgili bir öneride bulunulmuştu. Komisyon da her iki taraf açısından bu anlaşmanın güncellenmesinin büyük potansiyeli, avantajları olduğunu kabul etmişti. Karşılaştığınız bazı sorunlardan, zorluklardan bahsettiniz. Biz de Gümrük Birliğinin uygulanmasında birtakım zorluklar yaşıyoruz. Ticareti engelleyici konular diyoruz buna. Bu konuda da yapılan çalışmalar, geçen yaz atılan adımlar daha somut sonuçları bize sağlayacak ve burada ifade edilen hedeflere ulaşılabilecek. Vizeyle ilgili şunu net olarak söylemek isterim. Hepimiz, tüm üye ülkeler ve konsolosluklar, gerçekten özellikle iş insanları için vize sağlama konusunda çok çalışıyoruz. Dışişleri Bakanlığıyla da çalışarak vize konusunun kolaylaştırılmasının yollarını bulmaya çalışıyoruz. Vizeye erişimi kolaylaştırmayı sağlıyoruz. 2023 itibarıyla baktığımızda Türkiye’de, önceki yıllara göre en yüksek sayıda Şengen vizesi verilmiş. Herhalde tüm dünyada en fazla sayıda Şengen vizesinin verildiği ülke. Dolayısıyla bir politika değil, birtakım pratik çalışmaların yapılması gerekiyor bu zorlukların aşılması için. Zorlukların, iş dünyasının ihtiyaçlarının farkındayız ama şundan emin olun ki tüm üye devletler bu sorunu çözmek için çok titiz şekilde çalışıyor.”
Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay da Kayseri’nin ticarette önemli kentlerden biri olduğunu ve istikrarlı şekilde ilerlediğini anlattı.
“Avrupa Birliği ile siyah beyazlar değil, gri alanlar var. Biz bunları beyaza boyamak istiyoruz. Bu beyazı boyarken de Kayseri’nin kapasitesini, potansiyelini kullanmak istiyoruz.” diyen Bozay, büyükelçilerden, ikili düzeyde her konunun olurundan çözülmesini talep etti.
Bozay, birçok Avrupa ülkesi ile büyük ticareti olan Türkiye’nin bu durumu ileriye taşıması gerektiğini de vurguladı.
“Şoför vize alamıyor ki kamyon gitsin”
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ise AB’nin Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı olduğuna işaret etti.
Türkiye’nin otomotiv, beyaz eşya ve konfeksiyon gibi alanlarda Avrupa’nın ana tedarikçisi olduğunu aktaran Hisarcıklıoğlu, 2 yıl sonra AB ile ekonomik ilişkilerin en önemli ayağı olan Gümrük Birliğinin 30’uncu yılına girileceğini belirtti.
Gümrük Birliğinin kapsamının genişletilmesi gerektiğini savunan Hisarcıklıoğlu, AB Konseyinin mart ayında Gümrük Birliğinin güncellemesi konusunda çalışmalara başlaması için komisyona yetki vermesini beklediklerini söyledi.
Vize konusunun önemli olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Türkiye AB ilişkilerinde çok ciddi bir sorun haline geldi. Avrupa Birliği’ni de çok anlayabilmiş değilim. İş adamlarının önünü açacak vize kolaylığını niye yapmaz Avrupa Birliği? Özellikle vizelerin iş dünyasına kolaylaştırılmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Kapıkule’den nasıl çıkacaklar? Kota var, şoföre vize var. Şoför vize alamıyor ki kamyon gitsin. Yani tarife dışı bir engel var. Bunların düzeltilmesine de ihtiyaç var.”
Program, konuşmaların ardından protokol üyelerinin hediye takdimiyle sona erdi.
]]>
Antalya Diplomasi Forumu 2024’te düzenlenen “En Az Gelişmiş Ülkeleri (EAGÜ) Desteklemek İçin Yeni Yaklaşımlar” başlıklı panelde, EAGÜ’lerin karşılaştığı ciddi yapısal sorunlar ve bunların üstesinden gelmeye yönelik uluslararası taahhütlerin nasıl yerine getirilebileceği ele alındı.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Birleşmiş Milletler (BM) Teknoloji Bankası üyelerinden Taffere Tesfachew üstlendi.
Panelde Afrika’ya ilişkin konuşan Gine Bissau Dışişleri Bakanı Carlos Pinto Pereira, dünyadaki 46 en az gelişmiş ülkeden 33’ünün Afrika’da olduğunu belirtti.
BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2030 gündeminin hayata geçirilmesinin bu ülkeler için mümkün olamayabileceğini ifade eden Pereira, “(Söz konusu ülkeler) Korkarım ki 2030 hedeflerine ulaşamayacak.” dedi.
“Motivasyon eksikliği ve yanlış politikalara” dikkati çeken Pereira, bu durumun nedeninin yalnızca Kovid-19 salgını ya da Rusya-Ukrayna Savaşı olmadığını, problemlerin bunun öncesinde de bulunduğunu söyledi.
Eğitim konusundaki sorunlardan da bahseden Pereira, şunları kaydetti:
“Okuma yazma bilmeyenlerin oranı maalesef hala yüksek ve eğitim seviyesi de oldukça düşük. İş hayatına gelince, maalesef tablo yine aynı, mesleki yeterlilikte hala çok fazla eksiklik ve boşluk var. İnsanlar üniversite diplomasına sahip olsalar bile, bilgiler sadece teorik oluyor. Laboratuvarlarımız yok, mühendislik yeteneklerimiz yok. Gerekli altyapıdan yoksunuz.”
Afrika ülkelerine yol gösterilmediğini savunan Pereira, “Enerji, ulaşım ve iletişim alanlarında altyapıya ihtiyacımız var. Bunlar da önemli yatırımlar gerektiriyor ve henüz görünür değiller.” ifadelerini kullandı.
Üretim ve işleme konusundaki sorunları da gündeme getiren Pereira, “Örneğin 250 bin ton kaju üretiyoruz. İlk olarak Hindistan ya da diğer komşu ülkelere ihraç ediliyor. Kaju orada işleniyor ve nihai ürün o ülkelerde satılıyor. Yani kendi zenginliğimizden faydalanamıyoruz ve bu kabul edilemez.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yüzleştiğimiz en önemli şeylerden biri yaptırımlar”
Güney Sudan Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı James Pitia Morgan da EAGÜ’lerin önündeki en önemli problemin dış etkenler olduğuna dikkati çekerek, “En az gelişmiş ülkeler olarak karşı karşıya olduğumuz en önemli şeylerden biri yaptırımlardır.” dedi.
Az gelişmiş ülkelerin yalnızca Kovid-19 ya da iklim değişimi gibi doğal nedenlerden etkilenmediğini dile getiren Morgan, “Yaptırımlar, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve dünyanın güçlü ülkeleri tarafından en az gelişmiş ülkeleri baskı altında tutmaya devam etmek için kullanılıyor.” diye konuştu.
Yaptırımların EAGÜ’lere yardım etmek için kullanılamayacağını belirten Morgan, “Pek çok konuda acı çekiyoruz. Bu nedenle, kalkınma şansı elde edebilmemiz için en azından yaptırım denilen şeylerin kaldırılması gerektiği çağrısında bulunuyoruz.” açıklamasını yaptı.
Üretim için gereken toprak ve insan gücüne sahip olduklarını ancak sermaye konusunda sıkıntı çektiklerini bildiren Morgan, “Bunlardan sahip olmadığımız tek şey sermaye, çünkü sermaye yaklaşamadığımız bazı güçler tarafından kontrol ediliyor.” ifadesini kullandı.
“Madenlere sahip bir ülkenin yoksulluk yaşaması ikilemdir”
Ülkesinde yaşanan yoksulluğa ilişkin konuşan Orta Afrika Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sylvie Baipo-Temon ise BM’nin 2030 hedeflerini gerçekleştirmenin zorluğuna ve bunun için yeterince fon olmadığına işaret etti.
Baipo-Temon, ülkesinin kendi hedeflerini koyması gerektiğini dile getirerek, “Uzun süre sömürge bir ülke olarak yaşadık ve bugün hala modern bir sömürgeyle karşı karşıyayız. Bu da kendi ekonomik hedeflerimizi belirlememizi engelliyor.” dedi.
Ülkesinin madeni açıdan zenginliğine dikkati çeken Baipo-Temon, “Yerin altında 622 kilometrekarelik alana yayılan altın, lityum, kobalt gibi zenginliklerimiz var ve bu kadar büyük bir yer altı zenginliğine sahip ülkede yaşayan insanların büyük bir yoksullukla savaşması ikilemdir.” diye konuştu.
Teknolojinin önemine de işaret edildi
İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi (IICPSD) Türkiye Direktörü Sahba Sobhani, EAGÜ’lerin kalkınması için teknoloji konusuna önem verilmesi gerektiğini söyledi.
Sobhani, Türkiye’nin desteğiyle, BM Teknoloji Bankası ile birlikte, az gelişmiş ülkelerden gelen öğrencilerin teknolojik anlamda gelişerek veri bilimi üzerine çalışması için proje başlattıklarını kaydetti.
“Uzmanlık ve beceri aktarımı önemli”
2030 hedeflerini ele alan, BM Teknoloji Bankası üyelerinden Federica Irene Falomi de bilim, teknoloji ve inovasyonun yapısal dönüşümdeki rolüne dikkati çekti.
BM Teknoloji Bankasının bu amaçla kurulduğuna değinen Falomi, “Teknoloji Bankası, teknoloji ihtiyaç değerlendirmesi dediğimiz çalışmayı birlikte geliştirmek üzere EAGÜ’lerdeki hükümetlerle çok yakın çalışmaktadır. Bunlar, ülkelerin yatırım yapması ve teknolojik çözümlere erişmesi gereken ekonomi alanlarını ve sektörlerini belirlemeyi amaçlayan araçlar olan yol haritalarıdır.” diye konuştu.
Falomi, bu yardımın finansal olarak yapılmasının yanı sıra uzmanlık ve beceri aktarımının çok önemli olduğunu ifade etti.
]]>
– Okan Buruk: “Seyircimizin önünde alışık olmadığımız bir mağlubiyet aldık”
Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk:
“Bizim için ana hedeflerden biri şampiyonluk”
“Hem benim için hem oyuncularımız için son 1 haftada yaşadığımız 2 maç ders oldu”
İSTANBUL – Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, elendikleri Fatih Karagümrük maçının ardından yaptığı açıklamada, “Seyircimizin önünde alışık olmadığımız bir mağlubiyet aldık” dedi.
Ziraat Türkiye Kupası Çeyrek Finali’nde Galatasaray evinde Fatih Karagümrük ile karşılaştı. Sarı-kırmızılılar mücadeleden 2-0’lık skorla mağlup ayrıldı ve kupaya veda etti. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, “Kazanarak çıkmaya alışmıştım ama kaybeden takımın hocası olarak buradayım. Maç kaybettikten sonra konuşmak zor. Bugün özelinde 3 gün önce oynadığımız maç vardı. 6 günde 3 maçımız vardı. Burada daha dinlenmiş 4-5 oyuncuyu içeriye katmak istedik. Ufak tefek sakatlığı olan kadromuzda olmayan oyuncular da vardı. Maça başlangıcımız çok iyi değildi. Rakibimiz çok kaliteli işler yaptı. Biz Galatasaray olarak daha iyisini yapmamız gerekiyor. Özellikle rakibimiz topa sahipken bizim baskılarımızı hızlı bir şekilde kırdı ve kalemize tehlike yaptı. Belli bölümlerde hücum şansı da çıktı. Bir türlü 1-1’i bulamadık. Arkasından yediğimiz ikinci gol maçın bitmesine sebep oldu. Oyundan olarak performans olarak memnun değiliz. Daha iyisini yapmamız gerekiyor. Rakibimizi tebrik ediyorum. Karagümrük hak ettiği bir galibiyet aldı. Çok zorlu bir fikstürden geçiyoruz. 3 gün sonra yeni bir maça çıkacağız. Bu maçı unutup o maça hazırlanacağız. Seyircimizin önünde alışık olmadığımız bir mağlubiyet aldık. Dinlenmemiz lazım, kafa olarak da dinlenmemiz lazım. Ligdeki başarımızı devam ettirmemiz gerekiyor. Bizim için şampiyonluk önemli ve değerli. Maddi ve manevi olarak da değerli. Ben ve oyuncularım kafamızı kaldırım bir sonraki maça hazırlanmamız gerekiyor” diye konuştu.
“Bizim için ana hedeflerden biri şampiyonluk”
Mağlubiyetlerin psikolojik anlamda bazen olumsuz etkilediğini ifade eden Buruk, “Ama çok çabuk kafamızı kaldırıp bir sonraki maçı kazanmaya bakmamız lazım. Çok kısa da bir süre var. Bugün mağlubiyetin yanında maç öncesindeki düşüncemiz belki 45-60 dakika sonrası yorgun oyuncularımızı da dinlendirebilir miyiz diye düşündük ama bu mümkün olmadı. Bu yorgunluk var. Çok da önemli derbi maçına çıkacağız. Bu yorgunluklarını çabuk şekilde atlama şansımız var. Oyuncularımızı dinlendireceğiz, bu maça hazırlayacağız. Hem Avrupa’dan hem Türkiye Kupası’ndan elenmek bizim için üzücü. Bizim için ana hedeflerden biri şampiyonluk. Şampiyonluk için de çok avantajlıyız, çok formdayız. İyi bir gidişatımız var. Deplasmanda oynamak tabii ki kolay değil. Bunu yapabilecek kadroya sahibiz. Bu tür maçları oynamış birçok oyuncularımız var” şeklinde konuştu.
“Hem benim için hem oyuncularımız için son 1 haftada yaşadığımız 2 maç ders oldu”
Kendileri için en yoğun haftanın bu hafta olduğunu ifade eden sarı-kırmızılıların teknik direktörü, “Bizim için en yoğun hafta buydu. Yaklaşık 9 günde 4 maç oynuyoruz. Bizi en zorlayacak yer burasıydı. Bazı mevkiiler sakatlıktan dolayı elimizin bağlandığı mevkiler vardı. Ana düşüncemiz lige odaklanmak. Tek maç haftalarına dönüyoruz. Geçen seneye benzer yola dönüyoruz. Hafta hafta tek maç üzerinden gideceğiz. Avrupa’dan ve Türkiye Kupası’ndan ne kadar üzülsek de lige odaklanma açısından önemli ve değerli olacak. Tek maçı düşünerek maça hazırlanacağız. Yaklaşık 44 maç oldu. Temmuzdan beri çok yoğun tempodayız. Şu an hedefiniz lig. Ligde istediğimiz, düşündüğümüz ve hayal ettiğimiz şampiyonluğa ulaşmak için çaba sarf edeceğiz. Hem benim için hem oyuncularımız için son 1 haftada yaşadığımız 2 maç ders oldu” açıklamasında bulundu.
“Verilen şansları herkesin daha iyi değerlendirmesi gerekiyor”
Sağ bek bölgesinin kendileri için önemli olduğunu söyleyen Okan Buruk, “Barış’ı, Kaan’ı oynattık. Kaan da ağrılarıyla oynuyor. En sağlıklı hali değil. Barış’ı birçok bölgede oynattık. Sahada zaman zaman yorulduğunu görüyoruz. Bazı bölgelerde eksikliğimiz oluyor. Bundan sonraki dönem Ziyech, Serge döndüğü zaman bence daha tamamlanacağız. Kadrodaki rekabetin de daha fazla aratacağını düşünüyorum. Verilen şansları da herkesin daha iyi değerlendirmesi gerekiyor. Kulübeden gelen oyuncularımız önemli. Son 3 ay bizim için önemli” dedi.
Buruk son olarak sakatlığı bulunan Fildişi Sahilli sağ bek Serge Aurier’in durumu için ise, “Bizle antrenmanlara başlamadı. Yarın veya öbür gün takımla antrenmanla başlayabilecek duruma geleceğini düşünüyoruz. Belki Beşiktaş maçına yetiştireceğimizi düşünüyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, ‘Afet Farkındalık Eğitimi’ alan ve ilk kez oy kullanacak olan gençlerle bir araya geldi. İstanbul’un bir deprem şehri olduğunu hatırlatan Kurum, “Yaşadığımız depremlerde, bir asırda 130 bin canımızı yitirdik. Depremle mücadele etmeyi öğrenmek, deprem gerçeğiyle birlikte yaşamak zorundayız. Deprem dönüşümü terörle mücadele kadar önemli” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, ‘Afet Farkındalık Eğitimi’ alan ve ilk kez oy kullanacak olan gençlerle bir araya geldi.
“Deprem dönüşümü terörle mücadele kadar önemli”
İstanbul’daki riskli yapıların acilen dönüştürülmesi gerektiğini belirten Murat Kurum, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı görevini yürüttüm. Ülkemizde nerede bir afet olsa arama kurtarma ekiplerimizle birlikte orada omuz omuza mücadele ettik. Ülkemiz bir deprem ülkesi. Maalesef nüfusumuzun yaklaşık yüzde 70’i deprem bölgelerinde yaşıyor. Yaşadığımız depremlerde, bir asırda 130 bin canımızı yitirdik. Depremle mücadele etmeyi öğrenmek, deprem gerçeğiyle birlikte yaşamak zorundayız. İstanbul’umuz da maalesef bir deprem şehri. Bilim insanlarımız, hocalarımız bize İstanbul’da bir deprem olacağı gerçeğini her zaman ifade ediyorlar. Peki biz ne yapmalıyız? Bir taraftan olası depremlerde ne yapacağımızı bilmemiz, diğer taraftan da en kısa zamanda riskli binalarımızı dönüştürmemiz gerekir. Bu ikisi bugün İstanbul için, ülkemiz için en önemli gündemlerden biridir. Deprem dönüşümü terörle mücadele kadar önemlidir. Gittiğimizde o enkazlarda yavrusunu, annesini, yakınlarını bekleyen ailelerin feryadına şahit oldum. Malatya’da, Elazığ’da, İzmir’de asrın felaketinin ardından Kahramanmaraş Pazarcık’ta, 11 ilimizde. Günlerce oradaydım ve emin olun şu görmüş olduğunuz makas, jeneratör, hilti o gün o saat o kadar önemli, o kadar değerli ki, depreme hazırlıklı yakalanmanız çok kıymetli. ‘Enkazın altından benim yavrumu çıkart’ diyor. ‘Enkazın altından benim annemi çıkarın’ diyor. Büyük bir afet karşısında da biz hazırlıklarımızı yapmak zorundayız” şeklinde konuştu.
“Kentsel dönüşüm bizim olmazsa olmazımız”
İstanbul için kentsel dönüşümün her şeyden önemli olduğunu vurgulayan Kurum, “Bütün depremlere gitmiş ve depremlerden de yüz akıyla çıkmış bir ağabeyinizim. Gittiğimiz her yerde milletimize söz verdik. Elazığ, 2020 depreminde yaptığımız dönüşüm sayesinde Kahramanmaraş Pazarcık merkezli depremde daha az etkilendi. Binalarımız dimdik ayaktaydı. TOKİ’yle yaptığımız binalarda çizik bile yok. Kimsenin burnu kanamadı. Dolayısıyla deprem dönüşümü bizim için her şeyden önemli. Çünkü sizin canınız bize emanet ve bu çerçevede çalışmak, deprem dönüşümünü, kentsel dönüşümü birlikte başarmak zorundayız. Buna ilişkin de 650 bin konut dönüşüm sözü verdik. Bugün Bağcılar’da baktığınızda üç büyük dönüşüm projesinde bizim emeğimiz var. Bağcılar Belediye Başkanı’mızla birlikte el ele verdik ve bakanlığımız o üç büyük dönüşüm projesinde elini taşın altına koydu. TOKİ’mizle hep birlikte vatandaşımızın daha sağlam konutlara erişmesi için bir çalışma başlattık. Bağcılar’ın en büyük yeşil alanlarından birini kazandırdık. Burası sadece bir yeşil alan değil, huzurla oynayacağınız, ders çalışacağınız bir alan değil, depremde toplanma alanı vazifesi görecek. Allah göstermesin, böylesi bir afette biz orada ilk yardımlarımızı yapacağız, vatandaşımıza iaşe yemek hizmetlerini vereceğiz. Hep birlikte vakit geçireceğimiz bir alan olacak. Bu konuyu ikiye ayırmak zorundayız. Biri deprem dönüşümü, kentsel dönüşüm. Bu bizim olmazsa olmazımız. Sizlerle birlikte başaracağız. Sizlerle birlikte bu şehri emin ellere, güçlü ellere teslim edip İstanbul’un her mahallesinde, her ilçesinde bu dönüşümü gerçekleştirmek zorundayız. Diğer taraftan da depremlere hazır bir şekilde beklemeliyiz” dedi.
“İstanbul’da her evde afet çantası olacak”
Deprem esnasında yapılması gerekenler için de bilinçli olunması gerektiğini söyleyen Murat Kurum, her evde deprem çantası bulunacağını vurguladı. Kurum, “Ayrıca Japonya’da bir deprem oldu, televizyona yansıdı hatırlıyor musunuz? 7,4’tü galiba. Annesiyle küçük bir çocuğumuz zannedersem deprem esnasında bir alışveriş merkezindeydi. Hemen küçük çocuk o sallantıda annesine sormadan masanın altına girdi ve bekledi. Bir taraftan da bu bilinçle yaşamak zorundayız. Deprem esnasında yapacaklarımız çok çok önemli. Bir deprem çantamız var mı? Bu çanta herkeste olacak, herkesin evinde olacak. Bizim ilk anda yanımıza alacağımız tek çanta o olacak. Biz 1 Nisan’da göreve geldiğimizde İstanbul’da her evde afet çantası olacak. Büyükşehir Belediyesi İstanbul’da yaşayan her bir kardeşimizin evine bu çantayı temin edecek ve Afet Farkındalık Akademisi ile birlikte de sizleri, ailelerimizi yetiştireceğiz. Önce afet esnasında ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı, en yakın toplanma alanımız nerede, İstanbul’da 6 saatte 2 milyon kişinin barınabileceği toplanma alanlarını ve oradaki altyapıyı, bugün o altyapı sosyal tesis olarak hizmet verirken, kütüphane olarak hizmet verirken, afet esnasında orası ilk yardım ve arama kurtarma ekiplerimizin malzemelerinin olduğu depolar olacak, çadırlarımız olacak. Orada hep birlikte mücadelemizi vereceğiz ve arama kurtarma malzemelerinin ve ekiplerin sayısını her ilçemizde artıracağız” ifadelerine yer verdi.
“Deniz ulaşımını artırmak zorundayız”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kurum, acil ulaşım için helikopter pisti görevi görebilecek yerlerin artırılacağını söyledi. İstanbul’a 6 lojistik merkezin daha yapılacağını dile getiren Murat Kurum, “Her ilçemizde, hem belediyelerimiz hem de Büyükşehir Belediyesi çatısı altında afet arama kurtarma ekiplerimiz olacak. Bir taraftan bu süreci en doğru şekilde yürütebilmek için lojistik merkezlerimiz olacak. İstanbul’da şu an bir tane lojistik merkezimiz var. Biz buna 6 tane daha ekleyip 7 lojistik merkeziyle birlikte İstanbul’a afet anında her noktada destek vermek istiyoruz. Havadan, karadan ve denizden. İstanbul’da bu 3 alanı da kullanmak zorundayız. O yüzden yeni helikopter pisti alanları yapacağız. Bu alanlar bugün size spor alanı olacak. Orada spor yapacaksınız ki hedefimiz her mahallede bu sporu yapabilmeniz. Diğer taraftan da heliport görevi görecek. Arama kurtarma ekiplerimizin, acil yardım ekiplerimizin inebileceği alanlar olacak. Bağcılar’da helikopter pisti var mı? Maalesef yok arkadaşlar. O yüzden bizim helikopter pisti vazifesi görecek ve bugün de spor alanı vazifesi görecek olan alanlarımızı hızlı bir şekilde yapmamız lazım. Deniz ulaşımını artırmak zorundayız. Çünkü o deniz ulaşımından lojistik destek vereceğiz. Afet acil yardım yollarını açacağız. Çünkü o enkaza ulaşmanız lazım. Çünkü o enkazda arama kurtarma yapabilmeniz için o yolların açık olması lazım. O yüzden bu bilinçle dijital bir afet yönetim merkezi çatısı altında İstanbul’un bütün hizmetlerini vereceğimiz ama en önemlisi de afet yönetimini dijital manada tek çatıdan yapacağımız tüm birimlerin aynı anda hareket ettiği, vatandaşımızın hangi toplanma alanına gitmesi gerektiği, o toplanma alanındaki ihtiyaçlarının ve oradaki akım ikame, her türlü ihtiyacının giderildiği altyapıyı inşallah İstanbul’a kazandıracağız” dedi.
“Bir tarafta 5 yılda 115 bin konut sözü verip sadece 5 bin konut yapanlar var”
Mevcut İBB yönetiminin 115 bin konut sözü vermesine rağmen 5 bin konut yaptığına dikkat çeken Murat Kurum, “İstanbul’un 964 mahallesinde istisnasız Büyükşehir Belediyesi’yle, bakanlıklarımızla hep birlikte dönüşümü gerçekleştireceğiz. Ben inanıyorum ki; 10 yıl içerisinde el ele verdiğimizde pırıl pırıl gençlerimizle birlikte İstanbul’da tek bir riskli yapı kalmayıncaya kadar çalışacağız. Sizlere çok daha güçlü, çok daha sağlam bir geleceği sunacağız. Bunu da sizlerle birlikte başaracağız. Çünkü gençlerimiz çok daha emin adımlarla geliyor, çok daha bilinçli yaklaşıyorsunuz, çok daha farklı yönlerde kendinizi yetiştiriyorsunuz. Biz de bu eğitimleri alacağınız kütüphanelerinizi, kreşlerinizi, size her alanda farklı eğitim destekleri verecek akademileri kuracağız. Büyükşehir Belediyesi olarak, ‘Dene Yap’ atölyeleriyle ve ‘Start-Up’ merkezleriyle ilk ofisini kuracak arkadaşlarımıza, ilk ofis projesiyle ilk işiyle alakalı sermaye desteği vereceğiz. Geçenlerde bir teknoparka gittim. Sizin gibi bir gencimiz depremde o enkazın içine girebilecek bir robot yapmış. O kadar ihtiyaç ki, hem sese duyarlı hem de ısıya duyarlı bir robot. Yani orada bir canlı varlığı tespit ettiğinde veya o sesi aldığınızda arama kurtarma ekiplerine yönlendirebiliyorsunuz. Çok zor bir süreç, Allah kimsenin başına vermesin. Bu süreci yaşamamak adına da bu tedbirleri almak zorundayız. Hepimiz bu bilinçle yaşamak ve bu bilinçle deprem dönüşümünü bu şehrin her mahallesinde yapmak zorundayız. İşte 31 Mart’ta da gideceğimiz seçimde bunun kararını vereceğiz. Bir tarafta 5 yılda 115 bin konut sözü verip sadece 5 bin konut yapanlar var. Sadece Bağcılar’da bizim yaptığımız konut sayısı emin olun ondan fazla. O yüzden bu bilinçle çalışacağız, çabalayacağız ve sizlere güzel bir gelecek sunacağız. Tek hedefimiz bu. Tek hayalimiz bu. Çünkü Türk gençliği, sizler bizim geleceğimizsiniz ama aynı zamanda bugünün karar vericilerisiniz. Sizlerle el ele vereceğiz ve ailelerimize birlikte bu dönüşümü gerçekleştireceğiz. Sevgili gençler o yüzden biz size inanıyoruz, size güveniyoruz ve Türkiye vizyonunun parlayan İstanbul’unu, parlayan Bağcılar’ını sizlerle birlikte inşa edeceğiz” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı. – İSTANBUL
]]>
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “Sermaye akımlarında son aylarda belirli bir toparlanma eğilimi görülüyor olsa da henüz arzu edilen seviyelere gelinmedi. Yerel seçimlerle birlikte siyasi belirsizliğin azalması, CDS primlerinin daha da düşmesi, enflasyonun ana eğiliminde gerileme ve rasyonel ekonomi politikalarında kararlı duruş çok kritik olacak.” dedi.
AK Parti Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin konuk olarak katıldığı İSO Meclisi’nin 2024 yılı şubat ayı olağan toplantısının ana gündemi, “Küresel Gelişmeler Işığında Türkiye Ekonomisini Değerlendirirken; Sanayicilerimizin Vizyoner Bir Bakışla Bugün ve Geleceğe Dair, Ekonomi, Üretim, Çalışma Hayatına Yönelik Düzenleme Talepleri ve Çözüm Önerileri” olarak belirlendi.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, 2024’ün ekonomik açıdan zorluklarla geçeceğine işaret ederek, bu süreçte toplumun diğer kesimleri gibi sanayicilerin de gidişatı anlamaya, geleceği kestirmeye çalıştığını söyledi.
Önlerinde sabır ve fedakarlık gerektiren bir süreç olduğunu kaydeden Bahçıvan, “Ancak fedakarlık sadece biz sanayicilerden, ihracatçılardan beklenirse bu hem haksızlık olur hem de üretim hayatında çok daha fazla sıkıntılara neden olur. Bu nedenle içinde bulunduğumuz süreçte tasarruf, herkesin görev ve sorumluluğu olmalı.” dedi.
-“Rezerv gelişmeler, en önemli barometrelerden biri olacak”
Son dönemlerde yaşanan ekonomik gelişmeler hakkında da değerlendirmelerde bulunan Erdal Bahçıvan, şöyle devam etti:
“Sermaye akımlarında son aylarda belirli bir toparlanma eğilimi görülüyor olsa da henüz arzu edilen seviyelere gelinmedi. Yerel seçimlerle birlikte siyasi belirsizliğin azalması, CDS primlerinin daha da düşmesi, enflasyonun ana eğiliminde gerileme ve rasyonel ekonomi politikalarında kararlı duruş çok kritik olacak. Bu bakımdan, rezerv gelişmelerinin en önemli barometrelerden biri olacağını da belirtmemiz gerekiyor.”
Geçiş döneminde herkesin gözünün enflasyonda olacağına dikkati çeken Bahçıvan, “Bu noktada, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede kararlılık mesajını güçlendirmiş olması önemli. Zira sürecin tüm zorluklarına karşın fiyat istikrarının ve öngörülebilirliğin ne kadar değerli olduğunu da fazlasıyla tecrübe etmiş durumdayız. Ekonomide sert bir durgunluk ve ani işsizlik artışına yol açmaksızın iç talebin dengelenmesini ve beklentilerin iyileşmesini sağlamak elbette zorlu bir süreç.” diye konuştu.
-“Finansman koşullarının sıkı kalacağının farkındayız”
Ekonomi yönetiminin son dönemlerde dezenflasyon sürecinin temel unsurlarından biri olarak Türk lirasında “reel değerlenme” vurgusunu öne çıkardığını aktaran Bahçıvan, şunları kaydetti:
“Yaşadığımız enflasyonist sürecin başlıca kaynağı olan döviz kurlarında istikrar sağlanırken bunun dış dengeleri ve rekabet gücünü gözetecek makul bir patikada olması gerektiğine inanıyoruz. Bu vesileyle finansman meselesine de kısaca değinmek istiyorum. Hiç kuşkusuz, üretim hayatının sağlıklı işleyişi için uygun finansman koşullarının yaratılması çok önemli. Merkez Bankamız bu ay itibarıyla faiz artışlarını durdurmuş olsa da yaşadığımız geçiş sürecinde finansman koşullarının bir süre daha sıkı kalacağının ve bunun reel sektör açısından oluşturacağı zorlukların farkındayız. Öte yandan, finansman koşullarında sağlıklı bir rahatlama sağlanabilmesi için asli koşul, dezenflasyonun kalıcı bir şekilde sağlanması ve bu yolla faizler üzerindeki baskının ortadan kalkmasıdır. İçinden geçtiğimiz bu geçiş sürecinde ekonomi yönetimimizden başlıca beklentimiz budur.”
Konuşmasında nüfus ile ilgili açıklanan son TÜİK verilerine de değinen Bahçıvan, özellikle İstanbul’da yaşanan tersine göç rakamlarına dikkati çekerek, bunun gelecek yıllarda ciddi bir nitelikli istihdam sıkıntısının göstergeleri olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Teknoloji ve yüksek katma değerli üretimde bilgi ve becerilerini üretime yansıtabilen nitelikli insanın en temel faktör olduğunu belirten Erdal Bahçıvan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Günümüz dünyasında bu hedeflere ulaşmak ancak ve ancak nitelikli insana yatırım yapmakla mümkün. Bu doğrultuda, üniversite ve meslek lisesi eğitiminin nitelikli işgücü ihtiyacına cevap verebilmesi büyük önem taşıyor. Türkiye’nin orta vadeli, tutarlı ve sürdürülebilir bir istihdam politikasına ihtiyacı var. İkiz dönüşüm olarak adlandırılan süreçte sanayinin dijital ve yeşil dönüşümü için önümüzdeki dönemde teşvik-destek mekanizmalarının, insan kaynakları ve eğitim politikalarını da içerecek şekilde kurgulanması önemlidir. Bu ihtiyaç, insan kaynağımızın etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi için YÖK’ün de dahil olacağı bir eğitim planlamasıyla geleceğimiz adına eğitimin her kademesinde mutlaka giderilmelidir.”
]]>
ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, bu yıl yerli hava savunma sistemi SİPER’i envantere kazandıracaklarını belirterek, “Devletimizin liderliğinde uçtan uca hava savunma katmanını 2024’te tamamlamış olacağız.” dedi.
Akyol, “Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı” için bulunduğu Antalya’da AA muhabirine, hava savunma alanında Türkiye’nin çok önemli mesafeler aldığını belirtti.
Hava savunmanın en alçak irtifa, alçak irtifa, orta ve yüksek irtifa şeklinde katmanlı bir yapı olduğunu söyleyen Akyol, mühimmatı parçacıklı KORKUT sisteminin çok yakın hava savunmasında önemli olduğunu kaydetti.
Bu sistemin TSK’ya önemli sayıda teslimatını yaptıklarına dikkati çeken Akyol, “İhracatıyla birçok ülke ilgileniyor. Türkiye artık bunları kendi imkanlarıyla üretiyor, kullanıyor ve harekatta da olumlu sonuçlar alıyoruz. İçindeki akıllı mühimmatına kadar, ASELSAN paydaş kuruluşlarıyla üretebiliyor.” dedi.
Hava savunmada önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olacak”
Tam bağımsız savunma sanayii için çalıştıklarını ifade eden Akyol, bunun için kritik bileşenlerden olan radarda olağanüstü performans ve başarı sağladıklarını bildirdi.
Ahmet Akyol, hava savunma sistemleri için geliştirdikleri radarlarla, Türkiye’nin üzerinden geçen Alper Gezeravcı’nın vardığı ISS’nin tespit edildiğini belirtti.
SİPER’in bu yıl envantere gireceği bilgisini veren Akyol, sözlerini şöyle sürdürdü:
“SİPER ile uzun menzil yüksek irtifa hava savunmayı da envantere kazandırmayı sağlamış olacağız. ASELSAN, TÜBİTAK, ROKETSAN ve binlerce KOBİ’nin katkıları ile Türkiye bu seviyeye geldi. Devletimizin liderliğinde uçtan uca hava savunma katmanını 2024’te tamamlamış olacağız. SİPER Blok-2 ve SİPER Blok-3 var. Hibrit hava savunma dediğimiz GÜRZ sistemimiz var. Onda da önemli aşamaları geçtik. Bir platform üzerinden hem parçacıklı mühimmat atabilme hem kısa mesafe önleyebilen füzeler atabilme gibi değişik senaryolarda aynı anda angajman yapabilme gibi birkaç yeteneği bir arada bulunduran bir sistem. Bu anlayışla hava savunmada da önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olacağını söyleyebilirim.”
“HİSAR-O ve HİSAR-O+ da envantere girdi”
HİSAR-A ve HİSAR-A+’nın envantere girdiğinin altını çizen Akyol, şöyle konuştu:
“Bir üst katmanındaki HİSAR-O ve HİSAR-O+ da envantere girdi. Bazı geliştirmelerle menzili biraz daha uzatmak üzere paydaş kuruluşumuz ROKETSAN ile çalışıyoruz. Hava savunma, arayıcı başlıklarından, bu başlığın yapımındaki tozdan başlayarak malzemesine kadar yerlileştirdiğimiz bir alan. Bugün Türkiye’nin karşılaştığı zaman zaman haksız ambargolar artık bizi toz metalinden başlayacak seviyede yerlileştirmeye götürmüş durumda. Hava savunma, arayıcı başlıklardan haberleşme sistemlerine, radarlarından elektro optik sistemlerine, komuta kontrolünden navigasyonuna, dost düşman tanıma sistemlerinden atış kontrol algoritmaları komuta kontrol sistemlerine kadar tüm teknolojileri tek platformda buluşturduğumuz büyük bir sistem.”
Akyol, 2023’te ASELSAN olarak 20’ye yakın yeni ürün çıkardıklarını dile getirdi.
Geçen yıl Türkiye’nin ilk insansız deniz aracı MARLİN’in Türkiye’nin envanterine girdiğini hatırlatan Akyol, kara ve denizde olduğu gibi denizaltında da insansız sistemlere yöneldiklerini kaydetti.
İnsansız denizaltı aracı DERİNGÖZ’ün bir kamu kurumunun su altı faaliyetleri için kullanıma sunulmak üzere son çalışmalarının yapıldığını vurgulayan Akyol, “Su altında DERİNGÖZ, su üstünde MARLİN, karada da TUNGA ve ERTUNGA gibi ürünleri 2023’te önemli aşamaya getirdik, hatta bazılarının ihracatını yaptık. 2024’te de insansız yeni ürünler ve yeni ihracat çalışmalarına odaklanacağız.” diye konuştu.
ASELSAN’ın insansız araçlara kattığı çok sayıda hareket konseptinin olduğuna dikkati çeken Akyol, su altındaki sensörlerden radarlara, elektro optik sistemlerden haberleşme sistemlerine kadar birçok fonksiyonu insansız sistemlere katma yeteneklerinin bulunduğunu dile getirdi.
“Yüksek hızlı ağırlık ölçüm sistemi geliştirdik”
Savunma sanayii teknolojilerini sivile aktarmak için de çalıştıklarına değinen Akyol, metro ve TCDD Taşımacılık’ta geliştirdikleri yerli ve milli sinyalizasyon sistemlerinin kullanılmaya başlandığını anımsattı.
Ulaştırma sektöründe de çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Akyol, sözlerini, “Yük taşıyan araçları, 120 kilometre hıza kadar durdurmadan ağırlıklarını ölçebilecek, boyutlarını, aks başına düşen ağırlık miktarını ölçebilecek, plakasını anlık tanıyabilecek ve bütün bunları trafiği durdurmadan yapabilecek yüksek hızlı ağırlık ölçüm sistemini geliştirdik. Bu sistemin ihracatını dost bir ülkeye yaptık. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına milli teknolojilere sahip çıktığı için teşekkür ediyorum.” diye tamamladı.
]]>
Trendyol Süper Lig’in 27. haftasında İstanbulspor’u 2-0 mağlup eden Beşiktaş’ta futbol şube sorumlusu Feyyaz Uçar, oyun anlamında gelişme gösterdiklerini ancak çok daha iyi oynamak zorunda olduklarını söyledi.
Maçın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Uçar, “Oyun olarak zaman zaman tatmin etmese de girdiğimiz gol pozisyon sayısı açısından kazanmayı hak ettiğimiz bir maç olduğunu düşünüyorum. Çok fazla pozisyon vermedik. Haklı bir galibiyet aldık. İstanbulspor’u da tebrik ediyorum. Çok iyi mücadele ediyorlar. Önümüzdeki hafta bizim için çok önemli. Kupa’da Konyaspor ile içeride oynayacağız hem de Galatasaray ile maçımız var. Sevindirici gelişmeler tabii ki Afrika Uluslar Kupası’ndan dönen oyuncularımız ve sakatlarımızın iyileşmesi. Gedson ve Zaynutdinov sarı kart sınırındaydılar maalesef sarı kart gördüler ve cezalı duruma düştüler. Oyun anlamında gelişme var ancak Beşiktaş çok daha iyisini oynamak zorunda.” ifadelerini kullandı.
Feyyaz Uçar, Tayyip Talha Sanuç ve Ante Rebic’in kadroya alınmaması hakkında ise, “Afrika Kupası’ndan dönen oyuncularla kadro genişledi. Bazı oyuncular kadroya giremeyecek. Bu hocanın tasarrufudur. Tayyip özellikle stoperlerimizin olmadığı dönemde erken başladı. Performansından son derece memnunuz. İlerleyen haftalarda mutlaka görev alacaktır. Rebic özel bir oyuncu. Oynatmak ya da oynatmamak hocanın tasarrufudur. Gelecek maçlarda katkı vereceğini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
“Konya maçını en az Galatasaray maçı kadar önemsiyoruz”???????
Ligde gelecek hafta Galatasaray ile oynayacakları derbi karşılaşmasını da değerlendiren Uçar, “Camialar için derbi maçlar çok önemli. Türk futbolunun lokomotifidir derbi maçları. Bizim ondan önce önemli bir maçımız var. Kupada finali hatta şampiyonluğu hedefliyoruz. İlk oynayacağımız maç bizim için en önemli maç. Konya maçını en az Galatasaray maçı kadar önemsiyoruz.” açıklamasında bulundu.
Salih Uçan ve Cenk Tosun ile Galatasaray maçından sonra sözleşme görüşmelerini sıklaştıracaklarını açıklayan Feyyaz Uçar, “Gedson cezalı duruma düştü. Galatasaray derbisinde yokluğunu hissedecek misiniz?” sorusuna, “Her eksik oyuncunun bu tip maçlarda yokluğu hissedilebilir. Salih’in iyileşip formayı alması, orada Al-Musrati de var. Sanıyorum bu ikili ile Gedson’un yokluğunu çok fazla hissetmeyiz. Tebrik ettik. İlk golünü atması çok önemli. Kalitesini ortaya koyan bir oyuncu. Beklediğimiz performansta ilerliyor. Gol atması öz güven açısında çok önemliydi. Bundan sonra çok daha rahat çok daha fazla yeteneklerini sergileyecek bir Muçi izleyeceğimizi düşünüyorum.” yanıtını verdi.
Uçar, “Semih, A Milli Takım kadrosunda olacak mı? Sizinle bu konuda temas kuruldu mu?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Semih mevcut milli takım kadrosunda olmalı. Milli takımın kadrosuna baktığımızda santrfor mevkinde kaç tane golcü var? Herhalde az. Böyle bir performansla milli takıma mutlaka gitmesini bekliyoruz. Seyrettiğim Semih her yerde oynar. Santrfor gerekiyorsa santrfor, kanat gerekiyorsa kanat. Her zaman golü düşünen bir oyuncu. Gelmiş geçmiş en büyük rekorları kıracak. Son yıllarda yetişen en büyük golcü olduğunu düşünüyorum. Onun için mevki fark etmiyor. Kanatta oynadığında driplinglerle içeriye girişleri tehlikeli. Santrfor olduğunda da bitirici vuruşlarıyla ön plana çıkıyor. Çok özel bir oyuncu, mümkün olduğu kadar onu Beşiktaş’ta tutmak ve Beşiktaş formasıyla seyretmek istiyoruz.”
]]>
AİLE ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Erken yaşta evlilikle kararlılıkla mücadele ediyoruz. Hem hukuki alt yapısı hem meselenin sosyal boyutuna dair önemli çalışmalar yapıyoruz. Türkiye’de erken yaşta ve zorla evliliklerin yoğun olarak görüldüğü 28 ilde eylem planlarını uygulamaya koyduk” dedi.
EVLENEN ÇİFTLERİN SAYISINDA AZALMA VAR
Bakan Göktaş, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde AK Parti Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Cüneyt Yüksel ve ilçe belediye başkan adayları ile ‘Basınla buluşma’ etkinliğine katıldı. Yüksel’in projelerini tanıtmasının ardından konuşan Göktaş da bakanlığın kente yaptığı yatırımları anlattı. TÜİK tarafından açıklanan evlenme ve boşanma verilerini değerlendiren Göktaş, “Buna göre, geçen yıl evlenen ve boşanan çiftlerin sayısı, 2022 yılına göre biraz düşmüş durumda. Bu veriler, bizim için çok önemli. Bu veriler ışığında sosyal politikalarımızı sürekli güncelliyoruz, yeniliyoruz. Ülkemizde evlenme ve boşanma ile ilgili son istatistikler, tüm dünyadakine benzer bir seyir izliyor. Bu nüfusun yaşlanması ve nüfus artış hızının düşmesiyle ilgili son verilerle beraber değerlendirilmesi gereken bir durum. Pek çok ülkede bu konuyla ilgili çalışmalarda artış olduğunu görüyoruz. Aile ilgili politikalarımızın stratejik önemde olduğu bilinciyle hareket ediyoruz” dedi.
DESTEK FONUNA 2 BİN 914 ÇİFT BAŞVURDU
Depremin vurduğu illerimizde evlilik fonu için başvuruların başladığı ifade eden Balan Göktaş, “TÜİK’in güncel verileri, aileyi korumaya ve güçlendirmeye yönelik sosyal politikalarımızın ne kadar önemli ve kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. 15 Şubat’ta başvuruları başlayan Aile ve Gençlik Fonu ile gençlerimizi evlilik yolunda destekliyoruz. 15 Şubat itibarıyla ilk etapta Adıyaman, Gaziantep’in İslahiye ve Nurdağı ilçeleri ile Hatay, Kahramanmaraş ve Malatya’daki gençlerimizin başvurularını almaya başladık. Şu ana kadar gençlerimizin yoğun bir ilgisi söz konusu. Bu sabah itibarıyla 2914 çift başvurmuş durumda. İlerleyen süreçte ise programı tüm gençlerimizi kapsayacak şekilde bütün Türkiye’de yaygınlaştıracağız” ifadelerini kullandı.
“ZORLA EVLİLİKLERLE MÜCADELE EDİLECEK”
Özellikle erken yaşta ve zorla evliliklerde yapılan çalışmalarda önemli mesafeler kaydedildiğini belirten Göktaş, “Diğer yandan erken yaşta ve zorla evliliklerle ilgili son 22 yılda yaptığımız çalışmalarla çok önemli mesafe kaydettik. Erken yaşta evlilikle kararlılıkla mücadele ediyoruz. Hem hukuki alt yapısı hem meselenin sosyal boyutuna dair önemli çalışmalar yapıyoruz. Sivil toplum kuruluşları ve ilgili tüm paydaşlarla ortak çalışmalar yapıyoruz. Türkiye’de erken yaşta ve zorla evliliklerin yoğun olarak görüldüğü 28 ilde eylem planlarını uygulamaya koyduk. 8 Mart’ta Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle açıklayacağımız Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nda da erken yaşta zorla evliliklerle mücadeleye yönelik kız çocuklarının eğitim alanında güçlendirilmesine ayrıca yer alacak. Erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele, bizim en önemli çalışma alanlarımızdan biri. Burada oldukça proaktif, hızlı ve yerel dinamikleri göz önünde bulunduran çözümler üretmeyi önemsiyoruz” diye konuştu.
]]>
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, örgütün varlığını çok değerli bulduğunu belirterek, “Önümüzdeki süreçte de birlikte çok faydalı işlere imza atacağımıza inanıyorum. Siz değerli paydaşlarımızın desteği ile Bakanlığımızın sağlayacağı imkanlar bir araya geldiğinde önümüzde aşılamayacak engel kalmayacaktır” dedi.
Memur-Sen’in çağrısıyla 25 ülkeden 33 konfederasyonun katılımıyla kurulan Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan Genel Kurulu Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Memur-Sen Konfederasyonu’nun ev sahipliğinde düzenlenen program, Diyanet-Sen Hatay Şube Başkanı Rıza Ateş’in Kur’an-ı Kerim tilavetinden sonra divan kurulu üyelerinin seçilmesiyle devam etti.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Bakan Işıkhan, çalışma hayatının sürdürülebilirliği için hayati öneme sahip olan sendikacılık hayatında önemli bir dönüm noktası olarak ifade ettiği Uluslararası Emek Konfederasyonu’nun 1’inci Olağan Genel Kurulu için toplandıklarını belirtti.
Emeği, alın terini, çalışmayı, katma değer üretmeyi sınır ötesine taşıyan bu kuruluşun sadece çalışma hayatı adına değil aynı zamanda uluslararası hak, adalet ve emek mücadelesi bakımından insanlık adına da çok kıymetli bulduğunu sözlerine ekleyen Işıkhan, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümetlerimiz 21 yıllık hizmet döneminde ülkemizin kronik hale gelmiş yapısal sorunlarını risk alarak, tüm imkanlarını seferber ederek çözüme kavuşturmak için büyük bir çaba sarf etmiştir. Çözmek için adım attığı hiçbir yoldan da geri dönmemiştir. Bunun bir sonucu olarak, özellikle bölgemizde yaşanan terör, göç, iç savaşlar ve dünyada yaşanan ekonomik krizlere, salgına ve afetlere rağmen değer üretmeye, gelişmeye, istikrarlı bir şekilde büyümeye devam ettik” ifadelerini kullandı.
“İstişare anlayışını en iyi şekilde yansıtan Bakanlığız”
Bakan Işıkhan, son dönemde çalışma hayatında karşılaşılan birçok sorunu sendikal hareketle birlikte çözdüklerini söyleyerek, “Sadece son bir yıl içerisinde ülkemiz çalışma hayatı adına attığımız adımlar dahi bu gelişim hızını göstermek için yeterlidir. Bu başarıda kuşkusuz işçi, işveren ve kamu iş birliğinin payı büyüktür. Bu yolda, özellikle de çalışma hayatı anlamında en büyük paydaşlarımız, en önemli yol arkadaşlarımız sivil toplum kuruluşlarımız ve sendikalarımız olmuştur. Bugün gerçekleştirdiğimiz birçok düzenleme sizlerin desteği ve gayreti sayesinde bu seviyeye ulaştı. Hepiniz yapılanların, hayata geçirilenlerin en yakın şahidisiniz. Bakanlık olarak sosyal diyaloğu, paydaşlarımızla olan işbirliğini geliştirmeyi önemsiyoruz. İstişare kültürüne en çok ihtiyaç duyan ve bu anlayışı çalışma alanına en iyi şekilde yansıtmaya çalışan bir Bakanlığız” diye konuştu.
“Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri kaldırdık”
Işıkhan, Uluslararası Emek Örgütü’nün kurulmasında sosyal diyalog anlayışının önemine vurgu yaparak, “Sivil toplum kuruluşlarımız, ortak bilinci sürdürmenin ve katılımcı bir yönetim anlayışını gerçekleştirmenin en önemli araçlarından biridir. Geçmişte, sendikacılık, işçi-memur ve işveren ilişkilerini düzenleyen ve adil temsilini sağlayan sosyal diyalog mekanizmalarımız, hak ettiği değeri ve gerekli ilgiyi görememiş, ihmal edilmişti. Ancak son 21 yılda her alanda olduğu gibi sosyal diyalog konusunda da ciddi ilerlemeler kaydettik. Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri kaldırdık” açıklamasında bulundu.
“21 yılda memurlarımızın sendikal haklarının iyileştirilmesine yönelik çok önemli adımlar attık”
Bakan Işıkhan, Türkiye olarak kamu çalışanlarına sendika kurma hakkının, 1995 yılında Anayasa değişikliği ile tanındığını ve bu hakkın kullanımını düzenleyen yasanın ise 2001 yılında yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, “Bu tarihten itibaren AK Parti iktidarlarımız döneminde kamu görevlileri sendikacılığında sendikalaşma oranı sürekli artan bir seyir izledi. Hükümet olarak elbette en büyük temennimiz, bu oranların çok daha yüksek seviyelere çıkması ve tüm kamu çalışanlarımızın sendikalaşması yönündedir. 21 yılda; toplu sözleşmeler dahil memurlarımızın sendikal haklarının, çalışma şartlarının iyileştirilmesine yönelik çok önemli adımlar attık. Bunlardan en önemlisi şüphesiz kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları için toplu sözleşme imkanı sunan 2010 Anayasa referandumudur. Biliyorsunuz yakın bir zamanda da 7. Dönem Toplu Sözleşme’mizi imzaladık. Bu süreci de yine memur sendikalarımızın katkılarıyla başarıyla gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.
Işıkhan, en önemli sosyal paydaşları olarak belirttiği sendikaların her zaman demokrasinin ve çalışma hayatının güvencesi olduklarını belirterek, toplumun tüm kesimlerini doğrudan ya da dolaylı şekilde ilgilendiren; çalışma hayatı, sosyal güvenlik, örgütlenme ve toplu sözleşme gibi birçok konuda öncü rol üstlendiklerini sözlerine ekledi.
“Önümüzdeki süreçte de birlikte çok faydalı işlere imza atacağımıza inanıyorum”
Toplam 25 ülke ve 33 konfederasyonu etrafında buluşturan alın teri, emek ve hak kavramlarını, insanlığın geleceği adına çok önemli ve kıymetli bulduğunu da vurgulayan Işıkhan, “Önümüzdeki süreçte de birlikte çok faydalı işlere imza atacağımıza inanıyorum. Siz değerli paydaşlarımızın desteği ile Bakanlığımızın sağlayacağı imkanlar bir araya geldiğinde önümüzde aşılamayacak engel kalmayacaktır. Emek dünyamız adına çok değerli olan bu önemli girişimi himaye eden başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, kuruluşuna öncülük eden Memur-Sen Genel Başkanımız Ali Yalçın Beyefendiye, Memur-Sen ailesine ve katkı sağlayan tüm sendika temsilcilerimize şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.
Programa Bakan Işıkhan’ın yanı sıra Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Ali Yalçın ve 25 ülkeden gelen 33 konfederasyonun temsilcileri katıldı. – ANKARA
]]>
Kayseri 19. Tarım Fuarı kapılarını ziyaretçilere açtı
KAYSERİ – Atlas Fuarcılık tarafından bu yıl 19.’su düzenlenen Kayseri Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı ile Türk Dünyası ve Akraba Toplulukları Tarım Fuarı ziyaretçilerine kapılarını açtı.
Bu yıl 19.’su düzenlenen ve 22-25 Şubat tarihleri arasında ziyaretçilerini ağırlayacak olan Kayseri Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı ile Türk Dünyası ve Akraba Toplulukları Tarım Fuarı düzenlenen program ile ziyaretçilerine kapılarını açtı. Programa Vali Yardımcısı Abdullah Kalkan, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, Hacılar Belediye Başkanı Bilal Özdoğan, Kayseri Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yalçın, Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Kayseri Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış, Kayseri Tarım ve Orman İl Müdürü Bülent Saklav, Kayseri Ziraat Odaları Koordinatörü Abdulkadir Güneş ve protokol üyeleri katıldı.
Açılış konuşmasını yapan Atlas Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Atasagun, “Fuarımızda şu anda 500 firma bin 900 marka var. Artık çok katılmak isteyen firmalar var ama biz çoğuna fuarda yer veremedik. Biz bu fuarı yaparken de Kayseri’yi merkez olarak aldık. Kayseri ve çevre illerden yaklaşık 300 binin üzerinde fuarımıza ziyaretçi geliyor. Fuarımızın bu şekilde büyümesine, gelişmesine en büyük destek de Kayserimizin ve çiftçilerimizin sahip çıkmasından dolayı fuarımız bu şekilde büyüdü. Türkiye’nin önde gelen fuarlarından biri haline geldi. İnşallah biz bu fuarı daha da büyüteceğiz. Geliştirerek bu devam edecek. Fuarımızın gelişmesine destek veren tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyoruz. Fuarımız 22-25 Şubat tarihleri arasında saat 10.00 ile akşam 20.00’a kadar açıktır. Fuarımıza Organize Sanayi Bölgesi tramvay durağından 15 dakikada bir servis koyduk. Vatandaşlarımız da bu şekilde fuarımıza ulaşabilirler” dedi.
Kayseri Ziraat Odaları Koordinatörü Abdulkadir Güneş de, “Biz burayı açarken 50-60 firma ile başlamıştık. Çok şükür şimdi 500 firmaya ulaştık. Dışarıda Kayseri sanayi şehri, ticaret şehri olarak anılır ama Kayseri tarım ve hayvancılıkta hatırı sayılır bir seviyeye geldi. Kayseri’de bize destek veren öncelikle Büyükşehir Belediye Başkanıma, ilçe belediye başkanlarımıza ve milletvekillerimize her konuda üretime destek verdikleri için teşekkür ederim. Bizler üretmeye devam ediyoruz. Ben üretim esnasında bize destek veren herkese teşekkür ediyorum. Tarım fuarımızın açılışı hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.
Kayseri OSB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yalçın ise, “Fuarlar firmaların kendilerini ispat ettikleri ve birbirleriyle yarıştıkları bir ortam sunmaktadır. Bu tür fuarlar sayesinde tarım sektörünün gelişimi gözler önüne serilmektedir. Yeni geliştirilen teknolojilerin fuarlar aracılığıyla tanıtımı yapılarak çiftçinin ufkunun açılması sağlanmaktadır. Bugün açılışını yaptığımız Kayseri tarım Fuarı, çiftçiler ile tarım sektörünün paydaşları açısından büyük faydalar sağlamaktadır. Kayseri OSB yönetimi olarak bu tür fuarlara destek veriyoruz. İnşallah bu sene 2 fuarımız var, önümüzdeki fuar sayımız 10’a ulaşacak. Hep söylediğimiz bir slogan var; inşallah Kayseri’yi fuarlar şehri haline getireceğiz” dedi.
Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy da, “Bizim için fuarlar gerçekten önemli. Şehrimiz için çok önemli. Hem tanıtımını, hem reklamını yapıyor hem de ticarete büyük katkı veriyor. Fakat bu fuarın önemi başka. Bugün dünyaya baktığımız zaman iklim krizi, küresel ısınmadan bahsediyoruz ve gıdanın da ne kadar önemli olduğunu da görüyoruz. Biz diyoruz ki gelecek dünyada, önümüzdeki yaşamda 3 sektör söz sahibi olacak. Savunma sanayi ki çok şükür bugün ülkemizin savunma sanayide geldiği noktaya baktığımız zaman yüzde 80’e yakın bir yerli ve millilik oranı var. İkinci sırada insanoğlu doğduğundan bugüne kadar baktığımızda toprakla uğraşıyor, tarımla uğraşıyor. Dolayısıyla tarım ve hayvancılık bizim için çok önemli. Bunda da kendi kendimize yeten bir ülke olmalıyız. Üçüncüsü de sağlık diyoruz. İnşallah önümüzdeki süreçte kendimize yeten bir ülke olarak dünyada söz sahibi olacağız” ifadelerine yer verdi.
Kayseri Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Recep Bağlamış ise, “Ticaret ve sanayi şehri olan Kayseri’de bölgenin en büyük tarım fuarına ev sahipliği yapmanın mutluluğunu duyuyorum. Birçok üründe üretim miktarı olarak Kayseri Türkiye’de söz sahibi durumda. Başta kabak ve ay çekirdeği olmak üzere şeker pancarı, aspir, yumurta ve balıkçılık konusunda Kayseri’nin üretim olarak önemli bir yeri var. Tarım Fuarı’nın tarımdaki modern tekniklerin gelişmesi adına, verimliliğinin artması adına, gerek cihazların gerekse ürünlerin tanıtılması adına ilimize katkı sağlayacağına inanıyorum. Fuarlar bir ülkenin ve ilin tanıtımı adına katkı sağlarken, yöresel ürün verdiği yerlerin de daha geniş pazarlara ulaşmasında köprü görevi görmektedir. Bu önemli organizasyonda tarım ve hayvancılığın daha iyi yerlere gelmesi, çiftçilerimizin makine teçhizatlarını yakından takip etmeleri noktasında tanıtımlara ve bilgilendirmelere de fuarımızda yer verilecektir” dedi.
Kayseri Tarım ve Orman İl Müdürü Bülent Saklav da, “Bilindiği üzere Kayserimiz ticarette ve sanayide olağanüstü başarılarının yanında tarım ve hayvancılıkta da Türkiye’de önemli bir konumda bulunmaktadır. Kayserimiz ekili tarım alanında yaklaşık 600 bin hektar tarım arazisinin tamamı ekili olarak Türkiye’de 10. sırada şu anda. Bitkisel üretimde Türkiye’de 14 tane ürünle ilk 10’da olan ilimiz. Bu fuardaki amacımız çiftçilerimizin yeniliklerden faydalanması ve teknolojiyi benimsemeleri en büyük amacımız. Ben bu vesile ile bu fuarın gerçekleşmesine destek veren herkese teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ise, “Kayserimiz ticaret ve sanayinin yanında tarım ve hayvancılıkta da ön plana çıkan bir şehir olmaya devam ediyor. Burada birbirimizi övme modunda değiliz, gerçekleri paylaşma modundayız. Biz tarım ve hayvancılığı olmazsa olmaz olarak görüyoruz. kendi kendine yeten şehir ve ülke olmak mecburiyetindeyiz. Tarım ve hayvancılık önemli, savunma sanayi önemli, gıda önemli, sağlık önemli. Teknolojide artık her zamankinden çok daha önemli olmaya başladı. Teknolojiyi en iyi kullanacak, dijitalize bir şekilde başka ülkelerin yaptığı gibi bu alanlarda bilimi ön plana çıkaracak ve bu bilim ışığında da maliyetlerin düşmesini sağlayacak, üretimin artmasını sağlayacak ve verimliliği sağlayacak. Ben hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum” dedi.
Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından kesilen kurdele ile fuarın açılışı yapıldı. Açılıştan sonra protokol üyeleri fuarda bulunan stantları gezdi.
]]>
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “Bütün Uzak Doğu’dan gelecek, bütün ticaret yüklerinin ülkemiz üzerinden Avrupa’ya gitmesiyle ilgili FAV Limanı’ndan başlayıp Ovaköy’e, oradan Şanlıurfa’ya, oradan Kapıkule Sınır Kapısı’na kadar Ege Denizi’ne, Karadeniz’e ve Akdeniz’e açılacak olan çok önemli bir koridoru hayata geçireceğiz.” dedi.
Bakan Uraloğlu, kentteki temasları kapsamında Karayolları 9. Bölge Müdürlüğü şantiyesine geçerek deprem konutlarının bağlantı yollarını, rezerv alanların imal yollarını ve altyapı işlerini yerinde inceledi, süreçle ilgili bilgi aldı.
Daha sonra gazetecilere açıklamada bulunan Bakan Uraloğlu, “maaşlar bankaya yatacak mı” endişesi taşıyan Türkiye’den bugün 2053 ve 2071’leri planlayan bir Türkiye’ye gelindiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde daha güzel işler yapmaya devam edeceklerinin altını çizen Bakan Uraloğlu, Şanlıurfa’daki Şehir Hastanesi Kavşak Projelendirme Alanı’yla, Ballıkaya Kavşağı Proje Alanı’nda incelemede bulunduklarını ifade etti.
Bakan Uraloğlu, Urfa Ray projesinde de Büyükşehir Belediyesinin kesin projesini bitirmesinin ardından onun yapımına ilişkin programı gerçekleştireceklerini belirtti.
Türkiye’nin doğu ile batı arasında çok stratejik bir noktada olduğunu aktaran Bakan Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Artık dünya ticareti sadece doğu-batı koridorunda değil, doğu-batı koridorunu destekleyen kuzey-güney koridorlarının da çok ciddi bir şekilde ilerlediğini, gündem olduğunu biliyoruz. Bütün Uzak Doğu’dan gelecek, bütün ticaret yüklerinin ülkemiz üzerinden Avrupa’ya gitmesiyle ilgili FAV Limanı’ndan başlayıp Ovaköy’e, oradan Şanlıurfa’ya, oradan Kapıkule Sınır Kapısı’na kadar Ege Denizi’ne, Karadeniz’e ve Akdeniz’e açılacak olan çok önemli bir koridoru hayata geçireceğiz. Bu tabii Şanlıurfa’nın bütün ticaretini, bütün istihdamını her şeyini etkileyecek, geliştirecektir. Burada sadece bir ulaşım projesi de konuşmuyoruz. Hem otoyol, hem demir yolu birinci derecede demir yolu olmak üzere bunun altını çiziyorum. Enerji nakil hatları ve iletişim hatları da beraberinde olacak. Bununla ilgili Irak tarafının projeleri bitmek üzere. Bizim tarafın projelerinin bir kısmı bitti, bir kısmı devam ediyor. Bu sene içerisinde özellikle Irak tarafında birazcık daha ön alıp, başlamayla ilgili gayretlerimiz devam ediyor. Türkiye’de de onun eş zamanlı olarak başlayarak biz bu projeleri yürütmüş olacağız. Dediğim gibi bölgenin gelişimine, kalkınmasına çok önemli bir katkı sağlayacaktır.”
Depremden etkilenen Şanlıurfa’da kalıcı konutların bağlantı yollarının yapımı işinin Cumhurbaşkanının talimatıyla Karayolları Genel Müdürlüğüne verildiğini anımsatan Uraloğlu, “Burada da inşallah kalıcı konutların bitmesiyle beraber eş zamanlı olarak yolları da bitirme gayreti içerisindeyiz. Bütün şantiyeler kuruldu, personel makine parkı burada. Hava şartlarının imkan verdiği bütün imalatları da yapıyoruz. Bu şekilde Şanlıurfa’daki deprem yaralarını da inşallah ortadan kaldırmış olacağız.” dedi.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ ise Bakan Uraloğlu ile Şanlıurfa’da yapılan çalışmaların değerlendirildiğini ve bazı çalışmaların ise yerinde görüldüğünü söyledi.
Şanlıurfa’nın Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının adeta seferberlik anlayışıyla çalıştığı illerden biri olduğunu aktaran Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunun için değerli Bakanımıza, şahsım ve Şanlıurfalı hemşehrilerim adına şükranlarımızı sunuyoruz. Tabii bugün değerli Bakanımız Şanlıurfa’mız için son derece kıymet atfettiğimiz önemli müjdeler de verdi. Bir yandan Urfa Ray projesini Büyükşehir Belediyemizle dayanışma içerisinde yeni dönemde hayata geçirecekleri müjdesini verirken öte yandan yüksek hızlı tren projesinin Şanlıurfa-Gaziantep kısmı ve Şanlıurfa-Mardin kısmıyla ilgili de bizleri sevindiren önemli açıklamalarda bulundu. ve bu proje bitti ama yapım sürecinin yakın bir zamanda başlayacağının müjdesini de kendinden almış olduk. Tabii belki en önemlisi burada dikkatleri çekmek isterim. Irak’ın FAV Limanı’ndan, Ovaköy üzerinden Türkiye’ye gelecek bir hat. Esasında orta koridoru Türkiye’ye bir de Körfez üzerinden bağlayacak bir ticaret yolu veyahut da büyük bir refah yolu diyelim.”
Bakan Uraloğlu, beraberindeki TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Ali Cevheri, MHP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Özyavuz Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca gençlere yönelik düzenlenen “Devlet Teşvikleri Tanıtım Günleri”nin yapıldığı Şanlıurfa Fuar Merkezi’ne geçti.
Bakan Uraloğlu, Anadolu Ajansının standını ziyaret ederek, buradaki AA personelleriyle görüştü ve hatıra fotoğrafı çektirdi. Bakan Uraloğlu, fuar alanı içerisindeki gençlerle de sohbet etti.
]]>
Bursa’da, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Bursa Şubesi arasında kaynakların ortak kullanımı, mesleki ve teknik eğitimin niteliğinin ve etkinliğinin artırılmasına yönelik işbirliği protokolü imzalandı.
MÜSİAD Bursa Şubesi’nde gerçekleştirilen törende konuşan Vali Yardımcısı Mustafa Kılıç, Bursa’nın nüfus bakımından Türkiye’nin dördüncü kalabalık ili olduğunu ve sanayi bakımından da oldukça önemli olduğunu hatırlattı.
Bursa’nın özellikle yurt dışına yapılan sanayi ürünleri ihracatında da Türkiye’nin en önde gelen illerinden olduğunu belirten Kılıç, “Bunun altyapısı ilimizde bulunan 17 organize sanayi bölgesi ve burada üretilen ürünlerin ihracatıyla bu önemli gelirler ülkemize sağlanmış oluyor. Mesleki eğitim bu anlamda ilimiz için çok önemli çünkü sanayi destekleyen, bu okullarımızdan mezun öğrencilerimiz eliyle istihdam sağlanıyor.” dedi.
İşbirliği protokolünün hayırlara vesile olmasını dileyen Kılıç, şunları kaydetti:
“İnşallah önümüzdeki süreçte hem mesleki eğitim anlamında eğitim veren kurumlarımızın altyapısının güçlendirilmesi hem burada eğitim gören öğrencilerimizin eğitim kalitelerinin arttırılması ve istihdama hazırlanması anlamında bu gerçekten önemli bir adım teşkil ediyor. Bu süreçte eksiklerimizi karşılıklı olarak tamamlayarak bize emanet edilen bu gençlerimizi en iyi şekilde hayata hazırlama ve onları istihdama hazırlama anlamında çalışmaların yapılacağına inanıyorum. Mesleki eğitimde öğrencilerimizin yönlendirilmesi de önemli. Lise çağından itibaren öğrencilerin istihdama yönelmesi ve üretime katılması çok daha önemli.”
“Bursa’da meslek liselerine kayıt oranı yüzde 55”
İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alireisoğlu da bu işbirliğinin bereketli olmasını ve sürekliliğini temenni etti.
Mesleki ve teknik liselerden mezun olan öğrencilerin yüzde 20’sinin kendi alanında iş bulduğunu, yüzde 15’inin ise üniversiteye gittiğini anlatan Alireisoğlu, “Türkiye’de meslek liselerine kayıt oranı yüzde 40’a yakın. Bursa’da bu oran yüzde 55, bu oran çok yüksek. Bu anlamda biz daha fazla çalışıp, daha güzel örnekleri Türkiye için model olarak üretmek durumundayız.” ifadesini kullandı.
MÜSİAD Bursa Şubesi Başkanı Alparslan Şenocak ise beşeri sermayenin, bir ülkenin ekonomik ve sosyal kültürel gelişiminde kritik bir rol oynadığını ve insan kaynağının niteliğini arttırmanın en önemli unsurunun, mesleki eğitim olduğunu belirtti.
Mesleki eğitimi geliştirmek amacıyla atılan her adımın aslında gelecek için umut, başarı ve toplumsal refahın yükselmesi anlamına geldiğini kaydeden Şenocak şöyle konuştu:
“Türkiye Yüzyılı’nı hedeflere taşıyacak en önemli gücümüzün, nitelikli insan kaynağımız olduğunu hepimiz biliyoruz. Hızla yaşanan teknolojik gelişmeler, küreselleşme, mesleki eğitimi daha da değerli hale getirmektedir çünkü üretimin niteliğinin artması sadece teknik becerilere değil, aynı zamanda iş gücünün problemine çözümüne çözüm kabiliyeti, iletişim becerileri ve takım çalışması gibi yeteneklerle de yakından ilişkilidir. Tüm bu nedenlerle mesleği olan iş gücünü oluşturan ve ürettikleriyle yaşam kalitemizi yükselten nitelikli teknik elemanların yetiştirilmesi aslında hepimizin ortak sorumluluğunda ve görevinde. Bursa’da meslek okullarımız güncel müfredatı ve eğitim içerikleriyle iş dünyasının taleplerine ve sektör ihtiyaçlarına uygun hale getirmek en önemli görevlerimiz ve hedeflerimizin arasında.”
Protokol imza törenine, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcıları, mesleki teknik lisesi müdürleri ve MÜSİAD Bursa sektör başkanları katıldı.
]]>
Kick boks dünya şampiyonu Kadir Yıldırım, dövüş sanatları kampı SENSHI’nin gala gecesinde çıkacağı maçta kendini gösterdikten sonra, branşının önemli profesyonel organizasyonlarından Glory’de yer almak istediğini söyledi.
Portekiz’in Albufeira kentinde geçen kasım ayında düzenlenen Kick Boks Dünya Şampiyonası’nda +91 kiloda altın madalya kazanan milli sporcu Kadir Yıldırım, AA muhabirine özel açıklamalarda bulundu.
Dünya Şampiyonası’na çok iyi hazırlandığını belirten Yıldırım, “Çok önemli 3 kamp yaptım. Dünya Şampiyonası’nda seri başı olduğum için ilk turu bay geçtim. İkinci ve üçüncü turlarda da rakiplerimi mağlup ettim. Finalde Hırvat rakibimi yenerek şampiyonluğa ulaşabildim.” ifadelerini kullandı.
Bulgaristan’ın Varna kentinde 22-25 Şubat tarihlerinde düzenlenecek dövüş sanatları kamp organizasyonuna katılacağını aktaran ay-yıldızlı sporcu, “SENSHI, Glory’den önceki en prestijli kick boks organizasyonu. Burada çok büyük sporcular var. Katılacağım bu organizasyon, dünyadaki Glory ve One Championship gibi büyük organizasyonların da basamağı. Yunan bir rakibim vardı. Onunla müsabakaya çıkacaktım ama sakatlığından dolayı maçtan çekildi. Yeni rakibim de Belçikalı Asdren Gashi oldu. 24 Şubat’ta karşılaşacağız. O da Glory için bir basamak. Bence Gashi’yi yendikten sonra diğer büyük spor organizasyonlarından teklif alacağım.” diye konuştu.
“Profesyonel anlamda gerideyiz”
Kick boksun Türkiye’deki durumunu değerlendiren Yıldırım, “Milli takımlar düzeyinde dünya şampiyonluğu yaşadık. 10 dünya şampiyonu çıkardık. Kick boks tarihinde bir ilki gerçekleştirdik. Milli takımlar düzeyinde zirvede olsak da profesyonel anlamda gerideyiz. Yine de gelecekte Türk sporcular adından söz ettirecektir.” ifadelerini kullandı.
Kick boksa profesyonel bir şekilde baktığını belirten Kadir Yıldırım, “Bu branşın çok önemli püf noktaları var. Benim de hiç değişmeyen 4 kuralım var. Antrenman, dinlenme, beslenme ve uyku. Beslenme ve antrenman için maddi desteğe ihtiyaç var. Bu yüzden sponsorluklar, bu işin başka bir püf noktası. Şampiyonluklarım, maddi destekler sayesinde gerçekleşti. Dünyanın en iyi isimleriyle Sırbistan’da antrenman yaptım. Kapçak Emlak bu konuda bana çok destek oldu. Bu tarz maddi destekler, bizim gibi sporcular için çok önemli.” şeklinde konuştu.
“Kızım ve eşim, en önemli motivasyon kaynağım”
Kick boks gibi zor bir sporu yaparken motivasyonun önemli olduğu dile getiren milli kick boksçu, şunları kaydetti:
“Kızım maça çıkarken beni arıyor ve ‘Senin için namazımı kıldım, duamı ettim.’ diyor. Benim bu sözleri duyduktan sonra kaybetme lüksüm yok. Maça hazırlanırken ve ısınırken aklıma hep kızım geliyor. Bir maçımda da kızımla beraber ringe çıkmıştım. Kızım ve eşim, en önemli motivasyon kaynağım. Bu röportajı, kızımın üniversite yıllarında izlemesini istiyorum. Kendisi iki buçuk yaşından beri yüzüyor. Eminim ki gelecekte bayrağımızı göndere çekecek başarılar gösterecek.”
Başarının maddi güçle geldiğini dile getiren Yıldırım, “Kapçak Emlak’a desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Onların desteğini boşa çıkarmak istemiyorum. Şu anda hayalini kurduğum şeyleri gerçekleştirmek istiyorum. Dünya şampiyonluğu yaşadım. Milli takımlar düzeyinde de bu başarıya ulaştım. Eminim ki Glory’de veya One Championship’te bu başarılar gelecektir.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Kadir Yıldırım’ın antrenman partnerliğini de yapan altın kemerli kick boksçu Muhammed Dursun ise Yıldırım’ın tecrübelerinden faydalandığını belirterek, “Kadir, 2023 yılında dünya şampiyonu olarak kendisini dünyaya kanıtladı. Çok büyük bir organizasyonda dövüşecek. İnşallah şampiyon olacak ve Glory’de de mücadele edecek. Kadir, diğer ağır sıklet sporcularından ayrılıyor. Güçlü ve vücudunu çok iyi kullanıyor. Başarılarının devamını diliyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aliye Özenoğlu, bilgisayar, tablet ve telefonda gece geç saatlere kadar vakit geçiren çocukların uyku düzeni ve beslenme alışkanlıklarının bozulduğunu belirtti.
Özenoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, beyin fonksiyonlarını daha iyi kullanabilmek için çocuklarda uyku düzeni ve beslenmenin önemli olduğunu vurguladı.
Çocukların okula gitmeden önce kahvaltı yapmaları gerektiğini ancak günümüzde çocukların genellikle akşam geç saatlere kadar bilgisayar, telefon ve tablet gibi cihazlarla vakit geçirdikleri için uyku saatlerinde aksamalar olduğuna işaret eden Özenoğlu, şöyle devam etti:
“Geç saatlere kadar uyanık kalan çocuklar bu süre zarfında sıklıkla bir şeyler yeme ve içme eğilimindedirler. Bu düzensizlik, çocukların sabahları tok bir şekilde uyanmalarına neden olmakta ve yaşamın biyolojik dengesinde bozulmaya yol açmaktadır. Kahvaltıya erken başlamak, okula giden bir çocuk için zihinsel performans açısından son derece önemlidir. Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmeleri ile birlikte ruh ve zihin sağlıkları için zamanında ve yeterli süre uyumaları büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, özellikle okul çağındaki çocukların akşam saat 22.00 civarında yatmaları ve 8 saat uyumaları önerilir. Çocuklar büyürken, sağlıklarını koruyacak şekilde beslenmelerini ve yaşam tarzlarını planlamak ve sağlıklı alışkanlıkları sürdürmeleri için desteklemek önemlidir.”
“Kahvaltı yapmak kadar kahvaltıda ne tüketildiği de önemli”
Kahvaltı öğünü kadar kahvaltıda tüketilen besinlerin de önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özenoğlu, “Düzenli kahvaltı yapmanın yanı sıra, kahvaltıda tercih ettiğimiz besinler de sağlığımız üzerinde büyük etkiye sahiptir. Sağlıklı gıdalar tükettiğimizde, bağırsaklarımızdaki iyi bakterilerin çoğalmasıyla bağışıklık sistemimiz güçlenir ve beyin fonksiyonlarımız gelişir. Ancak şekerli, işlenmiş ve doymuş yağ içeren yiyeceklerin tüketimi bağırsak sağlığımızı olumsuz etkileyebilir. Bağırsaklarımızdaki mikroorganizmalar, bağırsak-beyin ekseni aracılığıyla ruh halimizi ve zihinsel faaliyetlerimizi etkilerler. Sağlıklı beslenme, beyin fonksiyonlarını ve ruh halimizi olumlu yönde etkiler. Özellikle okul çağındaki çocuklar için kahvaltıda protein kaynaklarına ek olarak tam tahıllı ekmek, mevsim yeşillikleri ve taze sıkılmış meyve suyu veya süt tercih edilmelidir.” ifadelerini kullandı.
“Beslenme şeklimiz yaşamsal fonksiyonlarımızı etkiliyor”
Çocukların büyümesi için alması gereken enerji ve besin maddelerinin yetersiz olması durumunda gelişiminin yavaşlayacağına işaret eden Özenoğlu, “Ergenlik döneminde, büyüme hızlanır ve besin ögeleri ihtiyacı artar. Bu dönemde kemikler için maksimum yatırım yapılır. Yetersiz beslenme, boyun kısalmasına ve zihinsel performansın azalmasına neden olabilir. Dikkat eksikliği, konsantrasyon güçlüğü ve öğrenme zorlukları da görülebilir, bu da akademik başarıyı olumsuz etkiler. Yetersiz beslenme ayrıca ruh halini, motivasyonu ve sosyal ilişkileri de etkiler. Beslenme, sadece fizyolojik değil aynı zamanda ruh halini, zihinsel fonksiyonları ve sosyal ilişkileri de etkileyen temel bir ihtiyaçtır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çocuğun, ne yediğinin farkına varması gerekiyor”
Çocuktaki iştahsızlıkla baş edemeyen ebeveynlerin mutlaka bir uzmandan yardım alması gerektiğinin altını çizen Özenoğlu, şunları kaydetti:
“Günümüzde sıkça karşılaşılan çocuğun telefon, tablet veya televizyon eşliğinde yemek yeme alışkanlığı, tercih edilmemesi gereken bir yöntemdir. Bu durumda çocuğun yemeğe odaklanması zorlaşır ve doyup doymadığını anlamak güçleşir. Açlık ve tokluk merkezleri, ne zaman ve ne kadar yemek yiyeceğimize karar vermekte önemli rol oynar. Ancak, bu alışkanlıkla beslenen çocuklar bu sinyalleri doğru bir şekilde öğrenemezler. Ebeveynlerin çocuğu yemeğini bitirmeye zorlaması da bu durumu daha da karmaşık hale getirir. Sonuç olarak, çocuklar kendi açlık-tokluk sinyallerini doğru bir şekilde algılayamazlar ve ileride yeme bozuklukları, obezite, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gibi sağlık sorunlarına yatkın hale gelirler. Çocuğun yeme alışkanlığını ve davranışlarını sağlıklı hale getirmek için yemeğe odaklanması ve yeme farkındalığı kazanması önemlidir.”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile Cumhurbaşkanlığı’nda yaptığı ortak basın toplantısında, “Sayın Başbakanın FETÖ ile mücadele konusundaki hassasiyetini biliyor, bunu takdirle karşılıyoruz. İlişkilerimizi zehirlemek için her yol ve yöntemi deneyen bu şer şebekesinin amacına ulaşmasına fırsat vermeyeceğiz” dedi. Başbakan Rama ise, ” Gazze’de olanlar için acımızı ifade etmek isteriz. Eminiz ki, ateşkesin zamanı gelmiştir. Rehinlerin serbest bırakılması gerçekleştirilmeli” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunan Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile Cumhurbaşkanlığı’nda bir araya geldi. Erdoğan Başbakan Rama’yı resmi törenle karşıladı. Resmi karşılama töreninin ardından Erdoğan ve Rama ikili görüşmeye geçti. Türkiye-Arnavutluk Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Birinci Toplantısı’nın ardından iki lider anlaşmaların imza törenine katıldı ve ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan şöyle konuştu:
“YENİ TİCARET HACMİ HEDEFİMİZİ 2 MİLYAR DOLAR OLARAK BELİRLEDİK”
“Türkiye’nin Arnavutluk’un kalkınmasına verdiği önemi, Arnavutluk halkının refahının arttırılmasına yönelik desteğini bir kez daha vurguladık. İmzalanan anlaşmalarla işbirliğimizin ahdi zeminini daha da güçlendirdik. Ticaret hacmimizi 1 milyar dolar seviyesine çıkardık, yeni hedefimizi 2 milyar dolar olarak belirledik.
Türkiye 3,5 milyar dolara ulaşan yatırımlarıyla Arnavutluk’taki en büyük 5 büyük yabancı yatırımcı arasında yer alıyor. 600’ü aşkın Türk firması 15 binden fazla Arnavutluk vatandaşına istihdam sağlayarak ülke ekonomisine destek sağlıyor.
Sayın Başbakanın FETÖ ile mücadele konusundaki hassasiyetini biliyor, bunu takdirle karşılıyoruz. İlişkilerimizi zehirlemek için her yol ve yöntemi deneyen bu şer şebekesinin amacına ulaşmasına fırsat vermeyeceğiz. Arnavutluk makamlarının da bu gerçeğin farkında olduklarını görüyoruz. Karşılıklı anlayış çerçevesinde örgütle mücadelemizi sürdüreceğiz.
“ARNAVUTLUK TARİHİN DOĞRU TARAFINDA YER ALMIŞTIR”
Arnavutluk, Aralık ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yapılan oylamada tutumuyla tarihin doğru tarafında yer almıştır. Arnavutluk’un bilhassa bu dönemde mazlum Filistin halkıyla sergilediği dayanışma çok önemlidir, kıymetlidir. Dostum Rama ile önümüzdeki süreçte yapılacak girişimler kapsamında temasımızı sürdüreceğiz.”
RAMA: ATEŞKESİN ZAMANI GELMİŞTİR
Arnavutluk Başbakanı Rama ise şunları kaydetti:
“Türkiye ile olan ilişkilerimiz konusunda her görüştüğümüzde, her konuştuğumuzda Arnavutluk, Kosova, Arnavutlar üç önemli şeyi unutamazlar: Öncelikle sizin ve hükümetiniz sayesinde Kosova bağımsız cumhuriyet olarak tanındı, birkaç dakika sonra sizin tarafınızdan devlet olarak tanındı. İkinci olarak, Arnavutluk çok ağır sonuçları olan bir deprem tarafından sarsıldığında siz bizimle iletişime geçen ilk kişiydiniz, bana dediniz ki; ‘Türkiye ayakta olduğu sürece Arnavutluk yalnız kalmayacaktır’. Önemli girişimlerde bulundunuz ve 500 dairenin inşası için hemen işe başladınız. Üçüncü olarak, dünya Koronavirüs tarafından sarsıldığında Arnavutluk ve Arnavutluk halkı Batı Balkanların diğer halklarıyla birlikte sudan çıkmış balık gibi hissettiler kendilerini. Eğer Türkiye olmasaydı kim bilir kaç kişi hayatını kaybetmiş olurdu. Bunlar bizim için üç önemli andır, Arnavutluk’un hayat ve ölüm arasında verdiği mücadelede yaşandığı anlar.
Araç kullanım ehliyetlerini tanıdığınız için teşekkür ederim. Artık Arnavutlar kendi arabalarıyla kolaylıkla Türkiye içinde hareket edebilecek.
Sayın Cumhurbaşkanı her zaman ilgili davranmıştır. Özellikle bölgemizin gelişimi için, diyaloğun gelişimi için, Kosova ve Sırbistan diyaloğu konusunda ilgili davranmıştır.
Gazze’de olanlar için acımızı ifade etmek isteriz. Eminiz ki ateşkesin zamanı gelmiştir. Rehinlerin serbest bırakılması gerçekleştirilmeli. Türkiye vazgeçilmez bir aktördür, yarının güvenliğini sağlamak için önemli aktördür.
İki devletli çözümü destekliyoruz ama bu çözümün garantisi olmalıdır.”
]]>
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, Türkiye’de üretilen dizilerin Amerika’dan Rusya’ya, Uzak Doğu’dan Latin Amerika’ya kadar dünya genelinde 170’ten fazla ülkede yayımlandığını ve yaklaşık 750 milyon kişiye ulaştığını söyledi.
Almanya’nın başkenti Berlin’de devam eden 74. Uluslararası Berlin Film Festivali (Berlinale) kapsamında temaslarda bulunan ve Türkiye standının da bulunduğu Avrupa Film Pazarı’nı (EFM) ziyaret eden Mumcu, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Mumcu, Berlinale’nin ve Avrupa Film Pazarı’nın dünyanın en önemli sinema etkinliklerinden biri olduğunu belirtti.
“Bakanlığımız destekli sinema filmleri ülkemizin tanıtımına katkı sağlıyor”
Tüm dünyanın takip ettiği ve binlerce sektör temsilcisinin bir araya geldiği bu organizasyonda yer almanın ve Türk sinemasını ve Türkiye’yi burada başarıyla temsil etmenin önemini vurgulayan Mumcu, şöyle konuştu:
“Daha önce Berlinale’de büyük ödül olan Altın Ayı dahil birçok ödül kazanmıştık. Bakanlığımız destekli sinema filmleri Berlin, Cannes, Venedik, Toronto, Tokyo gibi dünyanın en önemli uluslararası film festivallerinde yer alarak Türk sinemasının ve ülkemizin tanıtımına katkı sağlıyor. Biz de bunu çok önemsiyoruz ve hem film üretiminin hem de uluslararası temsiliyetin artırılması için desteklerimizi sürdürüyoruz.”
Mumcu, festival kapsamında açılan Türkiye standında Türk filmlerini yabancı sektör temsilcilerinin beğenisine sunduklarını aktararak, “Sinemacılarımızın ortak yapım ve diğer işbirliği görüşmelerine ev sahipliği yapıyoruz. Bu görüşmeler yeni ortak yapımların ve işbirliği olanaklarının geliştirilmesi için çok önemli. Ayrıca burada filmlerimizin yurt dışı satışı geçekleşiyor ve bu da bizim için çok önemli.” ifadelerini kullandı.
Türk dizilerinin dünyanın dört tarafında izlendiğine işaret eden Mumcu, “Dizilerimiz bugün Amerika’dan Rusya’ya, Uzak Doğu’dan Latin Amerika’ya kadar dünya genelinde 170’ten fazla ülkede yayımlanıyor ve yaklaşık 750 milyon kişiye ulaşıyor. Türk dizi-film sektörü ihracatta dünyada ilk 5 ülke arasında yer alıyor. Türk dizileri satıldığı bölgelerde Türkiye’nin, Türk kültürünün tanıtılması anlamında büyük bir etkiye sahip.” değerlendirmesinde bulundu.
“2025 yılında İstanbul’da bir “Dizi ve TV içerik Fuarı” düzenleyeceğiz”
Dizilerin Türkiye’nin dünya nezdindeki bilinirliğine de önemli katkı sağladığını belirten Mumcu, “Dolayısıyla biz de etkisi böylesine büyük olan dizi sektörümüz ile işbirliğinde önemli çalışmaları hayata geçiriyoruz. Dünyanın en önemli dizi ve içerik fuarları arasında yer alan MIPCOM, MIPTV, ATF Singapur, Content Amerika ve Dubai Dizi ve İçerik Fuarı gibi etkinliklerde ülke standı açılmasına destek veriyoruz ve dizilerimizi tüm dünyaya sunuyoruz.” dedi.
Mumcu, bunun yanında dizi içeriği alanında dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri olan Türkiye’de bu konuda bir fuar yapılması gerektiği düşüncesiyle çalışmalara başladıkları bilgisini paylaşarak, “İnşallah 2025 yılında İstanbul’da bir Dizi ve TV içerik Fuarı düzenleyeceğiz. Bu organizasyonun alanındaki en önemli etkinliklerden birisi olacağını düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
“Geçen yıla göre yüzde 30 artışla 40 milyon izleyiciyi aşacağımızı öngörüyoruz”
Sinema salonlarının salgın sürecinde uzun süre kapılarını kapatmak zorunda kaldığını ve tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de izleyici sayısında büyük düşüş yaşandığını anımsatan Mumcu, “Bu süreçte salonlarımızın faaliyetlerini sürdürebilmesi amacıyla sinema salonlarına 32 milyon TL destek sağladık. Bunun yanında yüzde 10 oranındaki ‘Eğlence Vergisini’ Hazine ve Maliye Bakanlığımız işbirliğinde yüzde 0’a indirdik ve bu sayede 2023 yılında sektöre 278 milyon TL destek sağlamış olduk.” dedi.
Mumcu, bunun yanında sinema izleyici sayısının artırılması amacıyla bir mevzuat değişikliğine gittiklerine ve iki yeni indirimli bilet türü ihdas ettiklerine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Bu sayede özel kurumların indirimli bilet almasının önünü açtık. Bu düzenlemenin 2024 yılı izleyici sayısına önemli katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz. Sinema sektörümüz bu yıla çok iyi başladı. İzleyici sayısı, Şubat 2024 tarihi itibarıyla geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 34 artış gösterdi. 2024 yılında önceki yıla göre yüzde 30 artışla 40 milyon izleyiciyi aşacağımızı öngörüyoruz. İnşallah sektörümüzle birlikte güzel bir yıl geçireceğiz.”
“Önümüzdeki dönemde çok sayıda yapımı Türkiye’de ağırlayacağız”
Bakan Yardımcısı Mumcu, Berlinale kapsamında yabancı film yapımlarının Türkiye’de çekilmesi ile ilgili çalışmalara da değinerek, Türkiye’nin zengin tarihi ve doğal güzellikleriyle baştan başa doğal plato özelliğine sahip olduğunu vurguladı.
Mumcu, şunları kaydetti:
“300’e varan güneşli gün sayısı, çeşitli çekim mekanları, rekabetçi fiyat avantajı, gelişmiş teknik altyapısı, tecrübeli ve nitelikli işgücü ve teşvik sistemiyle film yapımcılarına çok önemli avantajlar sunuyor. Biz de bu avantajların yanında ülkemizin rekabet gücünü artırmak amacıyla ülkemizde film çekecek olan yabancı film yapımcılarının Türkiye’de harcadıkları tutarın yüzde 30’una kadarını iade alabileceği ‘Yabancı Film Yapım Desteği’ni hayata geçirdik.”
Guy Ritchie, Jason Statham, Hugh Grant, Josh Hartnett, Henry Cavill, Salman Khan gibi dünya starlarının yer aldığı çok önemli yapımların Türkiye’de çekildiğine dikkati çeken Mumcu, “Çok sayıda Hollywood filmi çekimlerini ülkemizde geçekleştirmek istiyor. İnşallah önümüzdeki dönemde çok sayıda yapımı Türkiye’de ağırlayacağız.” diye konuştu.
Öte yandan, Mumcu, festival kapsamında düzenlenen ve uluslararası film ve medya endüstrilerinden yaklaşık 10 bin temsilcinin bir araya geldiği EFM direktörü Dennis Ruh ile uluslararası alandaki işbirliği olanakları ve gelecek dönemde gerçekleştirecekleri çalışmalar hakkında istişarelerde bulundu.
Bu arada, Mumcu, temasları sırasında ceketine taktığı Filistin bayrağı renklerinden oluşan mendille bu konudaki duyarlılığını da ortaya koydu.
]]>
Kırgızistan Kültür, Enformasyon, Spor ve Gençlik Politikası Bakanı Altınbek Maksutov, “Etno spor, geleneklerimizin korunmasına ve geleceğe aktarılmasında büyük etki sağlamaktadır.” dedi.
Dünya Etnospor Konfederasyonu (DEK) tarafından, “Geleneksel sporların ihyası” parolasıyla düzenlenen 6. Etnospor Forumu, Antalya’nın Serik ilçesindeki Belek Turizm Merkezi’nde devam ediyor.
Forum kapsamında gerçekleştirilen “Bakanlar Paneli”nin devam oturumu gerçekleştirildi. Panelin moderatörlüğünü yapan DEK Başkanı Bilal Erdoğan, küreselleşmenin hayatımıza girdiği bu dönemde baskının, savaşların sayısının azalmadığını dile getirerek, küreselleşmeyle birlikte kültüre, zengin mirasa sahip çıkmanın önemli olduğunu aktardı.
“Birbirimizin kültürüne saygı göstermemiz önemli. Başka kültürlerin üstünde görürsek barış olmadığını, birbirimize saygı duymadığımızı görebiliriz. Farklı kültürler farklı renkler önemli. Kültürel mirasa duyduğumuz saygıyı göstermek gerekiyor.” diyen Erdoğan, ülkelerin değerlerini, kültürünü en erken yaşlardan itibaren aktarmak gerektiğini söyledi.
Kırgızistan
Kırgızistan Kültür, Enformasyon, Spor ve Gençlik Politikası Bakanı Altınbek Maksutov da geleneklerine, geleneksel spor ve oyunlara değer verdiklerini belirterek, bunlarla insanların, kültürlerin ve çeşitli etnik grupların karşılıklı etkileşiminin yapıldığını söyledi.
Geleneksel spor, etnospor faaliyetlerinin bedensel gelişimlerini sağladığını, psikolojik gelişimi olumlu etkilediğini ifade den Maksutov, “Etnospor, geleneklerimizin korunmasına ve geleceğe aktarılmasında büyük etki sağlamaktadır. Etnospor faaliyetlerine katılmamız, milli bilincimizi sağlamlaştırarak vatanseverliğimizi geliştirmektedir. Hepimiz kendi öz kaynaklarımıza, atalarımıza sahip çıkıyoruz.” diye konuştu.
Kırgız Cumhuriyeti’nde, Etnospor kapsamında 2023 yılında çeşitli 50 farklı etkinlik gerçekleştirildiğini, büyük spor müsabakaları yapıldığını aktaran Maksutov, birçok milli ve etnik spor türlerinin geliştirilmesine yönelik çeşitli faaliyetlerin gerçekleştirildiğini hatırlattı.
Maksutov, Manas Kırgız-Türk Üniversitesi ve Kırgız Kültür ve Spor Akademisinin katkılarıyla Etnospor alanında bilimsel araştırmalar yaptıklarına değinerek, şöyle konuştu:
“Etnik sporlarımızı gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Söz konusu yaklaşım tarihimize olan ilgiyi pekiştirmektedir. Ülkemizin ve halkımızın fiziksel olarak gelişimini sağlıyor. Geleneksel spor türlerimizi okullarımızda geliştirmeye çalışıyoruz. Bedensel olarak çocuklarımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Eğitim ve spor kurumları arasında ortaklaşa çalışma yapmaya gayret ediyoruz. Söz konusu adımlar, bizim potansiyelimizi daha da geliştirmemizi sağlayacaktır. Hem bedensel hem de kültürel olarak gençlerimizi daha iyi geliştireceğiz. Çocuklarımızın daha sağlıklı olmasını sağlayacağız.”
Kırgızlar arasında etnik spor türlerinin büyük önem arz ettiğini bildiren Maksutov, Kırgız etnik sporları olan Kökbörü ve Kırgız güreşinin 5. Göçebe Oyunlarına alınmasını önerdi.
Azerbaycan
Azerbaycan Gençlik ve Spor Bakanı Farid Gayibov da organizasyon için Konfederasyon Başkanı Erdoğan’a teşekkür ederek, deneyimlerini paylaşmak için burada olduklarını söyledi.
Yeni insanlarla tanışma fırsatı bulduğunu aktaran Gayibov, “Dünyanın her yerinden buraya katılım var. Devletlerin ve bakanlıkların destek sunması çok önemli. Türkiye’deki bu etkinlik meselenin önemini belirtiyor. Hedefimize ne kadar yakınlaştığımızı görmek mümkün.” dedi.
Geleneklere sahip çıkmanın önemini bildiren Gayibov, “Pek çok etkinliğe katılıyoruz. Gerçekten farklı hedef kitlelerinin geleneksel sporla hedeflerine ulaşabileceklerini bilmeleri önemli.” ifadesini kullandı.
Sierra Leone
Sierra Leone Spor Bakanı Augusta James-Teima da kültürel değerleri müsabakalarda ve okullarda aktarmaya çalıştıklarını, gençlere saygınlık ve bu değerleri sahiplenme çerçevesinde çalışma yaptıklarını söyledi.
Geleneksel oyunlarda sevginin önemine işaret eden James-Teima, “Geleneksel sporlar bize cesaret veriyor. Sevgiyi paylaşmak adına fırsat sunuyor, sağlık getiriyor, bedenlerimizi koruma anlamında da önemli. Sadece çocuklar değil yetişkinler de bu sürecin içinde. Kendilerini günlük telaştan arındırma imkanı sunuyor. Bu sporları icra ettiğinizde belirli kurallara uyuyorsunuz. Taktikler geliştiriyorsunuz ki bu insanların ilişkilerini geliştirmek için önemli. Bu oyunlar bizim elimizi güçlendiriyor.” diye konuştu.
Çad
Çad Gençlik ve Spor Bakanı Bravo Ouaidou, Çad’da senelerdir savaşlar yaşadıklarını, ilk kez bir spor etkinliğine katılabildiklerini ifade etti.
Ciddi sorunları olduğunu dile getiren Ouaidou, şunları kaydetti:
“Bazı sporlar kurumsal olarak okullarda, üniversitelerde pratik edilmiyor. Bu davetle ilgili çalışmak isteriz. Kültür geleneği olan güçlü bir ülkesiniz. Sizin de yardımlarınızla Sayın Konfederasyon Başkanım bizim gibi küçük ülkelere yardım ediniz. Bu geleneksel sporların gelişimlerinin önündeki engel, eğitim sistemine entegre edilmeyişinden kaynaklanıyor. Gelişimleri, çocuklardan ve okullardan başlanmalı. Modern sporlar daha çok pratik ediliyor. Kitlesel danslarımız var, hem dans hem spor. Gençlerimiz, torunlarımız bu sporları tanısın, kültürün önemini kavrasın isteriz. Geleneksel sporları korumak için değerlerin aktarılması konusuna eğilmek gerekiyor. Geleneksel sporların düzenlenmesinde kültürel alışverişi de göz önünde bulundurabiliriz.”
Gine
Gine Gençlik ve Spor Bakanı Lansana Beavogui Diallo ise boks sporcusu olduğunu ve bu sporun hayatına çok şey kattığını ifade etti.
Geleneksel sporların ulusun kimliğinin önemli parçası olduğuna dikkati çeken Diallo, “Geleneksel sporlarımızla sadece kültürü muhafaza altına almıyor, gençlerimizi geliştirmek için de kullanıyoruz. Geleneklerimizi unuttuk, Avrupalı, batılı değerleri kendimize aldık. Nereden geldiğinizi bilirseniz nereye gideceğinizi de bilirsiniz. Uluslararası düzeyde iş birlikleri çok önemli. Hükümetlerle spor kurumlarıyla okullarla ve topluluklarla birlikte çalışarak programlar oluşturabiliriz.” açıklamasında bulundu.
]]>
Ev tekstili sektörü temsilcilerinin yer aldığı 5. ve 30. Meslek Komitesi Genişletilmiş Sektörel Analiz Toplantısı BTSO’nun referans eğitim merkezi Bursa Business School’da gerçekleştirildi. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, TETSİAD ve BTSO’nun iştiraki KFA Fuarcılık organizasyonuyla 21-25 Mayıs 2024 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek HOMETEX Fuarı’nın Türk ev tekstili sektörünün dünyada söz sahibi olmasına ciddi katkı sağladığını söyledi.
BTSO 5. ve 30. Meslek Komitesi Genişletilmiş Sektörel Analiz Toplantısı Bursa Business School ev sahipliğinde düzenlendi. Toplantıda komitelerin yaptığı çalışmaların yanı sıra KFA Fuarcılık şirketinin sektörlere dönük organizasyonları hakkında brif verildi. BTSO Başkanı İbrahim Burkay, BTSO olarak her meslek grubuna yönelik genişletilmiş sektörel analiz toplantıları yaptıklarını ve bu programlarda birçok önemli projenin temellerinin atıldığını söyledi.
“Dünya örneklerinden iham alındı”
Kirazlıyayla Sanatoryumu’nu iş dünyasının aktörleri için güçlü bir dönüşüm merkezi olarak yeniden planladıklarını belirten Başkan Burkay, Harvard Business School, INSEAD, Wilton Park gibi yaşam boyu eğitim alanında dünya örneklerinden ilham aldıklarını söyledi. Merkezde gerçekleştirilen üst düzey organizasyonlar çerçevesinde Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen üniversiteleri ile eğitimde stratejik ortaklık anlaşmaları yaptıklarını ifade eden Burkay, “Şirketlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve üniversitelerimiz, Bursa Business School’un altyapısını kullanacaklar. Burada gerçekleşecek üst düzey toplantılarla iş dünyası temsilcilerimiz yeni ekonominin şifrelerine hakim olacak, güncel bilgilerle rekabete daha hazır hale gelecek. Kazandıkları vizyon ve sahip olacakları iş ağıyla yeni ticaret fırsatlarına odaklanacak” dedi.
“HOMETEX fuarı sektörü dünyaya açıyor”
Fuarların pazarlama faaliyetlerinin olmazsa olmazı olduğunu söyleyen Başkan Burkay, üretilen ürünlerin mutlaka doğru alıcılarla buluşması gerektiğini ifade etti. İbrahim Burkay konuşmasında TETSİAD ve KFA Fuarcılık işbirliğiyle 21-25 Mayıs 2024 tarihlerinde düzenlenecek HOMETEX Fuarı’nın sektörün ihracatına önemli bir katkı sunduğunu söyledi. HOMETEX Fuarı’nın Türk ev tekstili sektörünün dünyada söz sahibi olması adına ciddi bir katkı sunduğunu belirten Başkan Burkay, “Bu fuarın kalitesini artırarak devam etmek zorundayız. Bir fuarın en önemli zenginliği ziyaretçi profilidir. Bu profilin zenginleştirilmesi, fuarın başarısı adına en önemli çıktıdır. Bu noktada ihracatçı birliklerimizle birlikte herkes bu fuara odaklandı. Fuar çerçevesinde alım heyetleri düzenliyoruz, yurt dışındaki networkümüzü fuarın gelişimi için seferber ettik. Mayıs ayındaki fuar sektörümüz adına ciddi mesajlar verecek ve yol gösterecek” dedi.
“Dış ticarete odaklanmalıyız”
“İç piyasaya çalışan sektör temsilcilerinin bu dönemde dış ticarete yoğunluk vermesi lazım” mesajı veren Başkan Burkay, firmaların BTSO’nun dış ticaret hacmini artıran çalışmalarından faydalanmasını istedi. Küresel Fuar Acentesi Projesi çerçevesinde geçtiğimiz sene dünyanın farklı coğrafyalarına yurt dışı programları düzenlediklerini ifade eden Burkay, şöyle konuştu: “Her sektöre yönelik yurt dışı programları düzenliyoruz. Fakat bu iş gezileri yapıldıktan sonra istikrarlı bir şekilde o pazarlarda var olunması gerekiyor. Dış ticarete odaklanmalıyız. Bugün Türkiye ekonomisinin yüzde 24’ü dış ticaretten geliyor. En büyük önceliğimiz KOBİ’lerin dünyaya açılmasını sağlamak.”
TETSİAD olarak Bursa’ya büyük değer verdiklerini söyleyen TETSİAD Başkanı Hasan Hüseyin Bayram, TETSİAD’ın İstanbul, Bursa ve Denizli başta olmak üzere 30 ilde bin 300’den fazla üyesi bulunan büyük bir sivil toplum kuruluşu. Bir otel salonunda başlayan HOMETEX’in sektöre yön veren dünya markası bir yapıya kavuştuğunu vurgulayan Bayram, “Fuarımızı, bugün 11 holde gerçekleştiriyoruz. Fuar alanının büyümesi için gerekli çalışmaları da yapıyoruz. HOMETEX, sektörümüzün dış ticaret hacmine katkı sağlamaya devam edecek” dedi. TETSİAD olarak dijital bir platform oluşturduklarını anlatan Bayram, “Bizler TETSİAD olarak dijital bir uygulama geliştirdik. Bu uygulama ev tekstil sektörü için oldukça önemli. Ev tekstili firmalarımız mutlaka bu platformun avantajlarından faydalanmalı” dedi.
“Ev tekstili sektörü ülke ekonomisinin vazgeçilmezi”
BTSO 5. Meslek Komitesi Başkanı Davut Gürkan, Türkiye’ye ve Bursa’ya BBS gibi önemli bir merkezi kazandırdığı için BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’a teşekkür etti. Ev tekstili sektörünün ülke ekonomisinin vazgeçilmez bir değeri olduğunu belirten Gürkan, “Türk ev tekstili sektörümüz 200’e yakın ülkeye yıllık 3 milyar doların üzerinde ihracat yapan, kilogram başı ortalama ihracat değerini 8 doların üzerine çıkarmayı başararak, milli gelire en fazla katma değer sağlayan güçlü bir sektör kimliği kazandı. Devletimizin iş dünyamız ile istişare içinde gerçekleştirdiği proaktif politikalarla firmalarımızın ülkemizin ihracat odaklı kalkınma hedeflerine en yüksek düzeyde katkı sağlamayı sürdüreceğine inanıyorum” dedi.
“Tüm talepler ilgili kurumlara iletiliyor”
30. Meslek Komitesi Başkanı Burak Anıl, toplantıya katılan tüm komite üyelerine teşekkür etti. Türkiye’nin zorlu bir dönemden geçtiğini dile getiren Anıl, tekstil sektörünün de bu süreçten etkilendiğini ifade etti. BTSO çatısı altında sektörün sorunlarının çözülmesi adına önemli adımlar atıldığını kaydeden Anıl, “Komite üyelerimizin fikirleri bizim için önemli. BTSO bu noktada çok proaktif çalışmalar yürütüyor. Tüm talepler ilgili makamlara ulaştırılıyor” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>
Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, “Bizim davamız pazara kadar değil, mezara kadar” dedi.
5 yıl önce sevgiyi büyütmek için yola çıktığını, çekişmeden ve kavgadan uzak kaldıklarını belirten Başkan Güler, ‘Düşünen Üreten Yarışan Ordu’ ilkesi ile yoğun bir çalışma sergilediklerini ve özellikle 2 bin 150 km yol ve 1800 km su yatırımlarında Cumhuriyet tarihinin tüm rekorlarını kırdıklarını kaydetti. Başkan Güler, bu başarıya 250 yeni iş makinesi aldıklarını, kendi asfalt plent tesisi ve beton santralleri ile taş ocakları kurarak ulaştıklarını ifade etti. Güler ayrıca yıllardır gündem olan çöp sorununu çözdüklerini hatta çöpten enerji üretecek seviyeye geldiklerini vurguladı.
“Tarımsız kalkınma olmaz”
AK Parti’nin 2024 Yerel Seçim Beyannamesi’ndeki 8 konu başlığının Ordu’da 5 yıldır uygulanan projelerle aynı olduğuna dikkat çeken Başkan Güler, “Biz o 8 maddeyi zaten kendiliğimizden yapmıştık. Bizimki yenilikçi, vizyoner bir belediyecilik. Bizim belediyeciliğimiz 5 yıl önce başlamadı. 1994 yılından beri Sayın Cumhurbaşkanımızla beraber çalıştık. Yaptığımız şeylerde bazen anlaşılmakta zorluk çekiliyor. Tavuk şu bu deniliyor ama tarımsız kalkınma olmaz. Yaptığımız çalışmalarla en küçük büyükşehir olmamıza rağmen en büyük büyükşehirle mukayese ediliyoruz. Bu hoş bir karşılaştırma” diye konuştu.
Borç tartışmalarına noktayı koydu
Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin borcu ile ilgili tartışmalara nokta koyan Başkan Güler, geçtiğimiz günlerde yapılan meclis toplantısında plan bütçe komisyonunun borç miktarlarını açıkladığını ve konunun kapandığını vurguladı. Başkan Güler, “Bakın biz kimseyle yarışmıyoruz, kendimiz ile yarışıyoruz. Biz boş işlerle uğramıyoruz. Yanlış çoktur, doğru birdir. Tek bir doğru varken niye yanlışların doğru olduğunu ispat edelim.700’den fazla iş yaptık. Bütçe meydanda. Ben bu tür iddialara mecbur kaldıkça cevap veriyorum, yoksa onun dışında cevap vermiyorum. Boş işlerle uğraşmanın alemi yok. Tartışmayla vakit geçirecek zamanımız yok. Meclisin hem kendi denetimi var hem de Sayıştay tarafından denetliyoruz. Dolayısıyla her şey açık ortada. Plan bütçe komisyonumuzun başkanı gerek açıklamaları yaptı. Biz borç ödüyoruz, aynı zamanda borçlarımızı azalttık ve varlıklarımızı da ortaya koyduğumuz zaman 1,5 milyarlık kazancımız var” ifadelerini kullandı.
“Belde Evler’i yıkmasaydık emsal oluşturacaktı”
Altınordu Kirazlimanı Mahallesi’nde denizin kara ile birleştiği noktada daha önce yıkımı gerçekleştirilen ve yerine halkın yararlandığı sosyal tesisler inşa edilen Belde Evler alanıyla ilgili açıklamada bulunan Başkan Güler, “Benden önceki dönemi bahsetmek istemiyorum. Belde Evleri yıkmasaydık, 110 km sahili olan Ordu’da buna göz yumsaydım Altınordu’da emsal oluşturulurdu. Bütün sahili yüksek binalarla kapatacaktık. Şimdi Kirazlimanı’nda bütün Ordu’ya örneği olmayan bir tesis kazandırıyoruz” açıklamasında bulundu.
“Maliyetin altında su satışı yapıyoruz”
Su fiyatlarıyla ilgili bilgilendirmede bulunan Başkan Güler, “Su fiyatları konusunda 30 büyükşehir arasında 17. sıradayız. Bir metreküpün maliyeti bize 41 liraya mal olmasına rağmen Ordu il genelinde 772 mahallede 492 yerleşim ünitesine mesken abonelerine yüzde 80 indirimli su satışı yapılıyor. Sahilde bulunan 5 ilçemizdeki mesken abonelerine yüzde 47 indirimli, diğer 14 ilçemizdeki abonelerimize ise yüzde 60 indirimli su satışı yapılıyor. Yani maliyetinin çok altında satıyoruz. Su temel bir sorun. Keşke mümkün olsa da parasız yapsak. Ama maliyeti var. Biz göreve geldiğimizde suyun yüzde 56’sını kaybediyorduk. Biz bunu 35’e düşürdük. Sadece 1800 km su hattı yaptık” şeklinde konuştu.
“Bizim davamız pazara kadar değil, mezara kadar”
AK Parti’den aday gösterilmeyenlerin istifasını da değerlendiren Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, şöyle konuştu:
“Bu bir dava. Davanın dünü bugün makamı, koltuğu asla olmaz. Herhangi bir karşılığı asla olmaz. Hayatın sizi nereye atacağı belli olmaz. Bazen bir duvarın dibine de atabilir bazen de duvarın üstüne çıkartabilir. Biz dava bilinci ile hareket ediyoruz. Biz bu davanın en başından en sonuna kadar yer aldık. Baktığınız zaman herkes bir şey olmaya çalışıyor. Ama doğrusu bir şey yapmaktır. Zaten onu yaptığınız zaman, doğal olarak olmuş oluyorsunuz. Bunun bilincinde olmayanlar sabun köpüğü gibi değişebilir. Dediğiniz olmazsa başka bir yere geçersiniz. Yani dava bilinci çok köklü bir şeydir. Herkes bu bilince sahip olmaz”
“Bizim hedefe kitlendik”
Ordu’da 31 Mart Yerel Seçimlerinde hedefe kitlendiklerinin altını çizen Başkan Hilmi Güler, açıklamasında şunları söyledi:
“Bizim bütün amacımız daima sonuca kitlenmek. Onun için tüm ekip arkadaşlarımız ile hedefe kilitlendik. Yaptığımız çalışmaları inançla, dava ruhu ile gönüllere girerek yapıyoruz. Zaten yapmış olduğumuz bu çalışmaları ve üretilen projeleri vatandaşlarımız gördüğü için dün olduğu gibi bugünde tercihi değişmiyor. Biz eserlerimiz ile gereken cevabı zaten veriyoruz. Onun için halkımız da bunu bildiği için 20 yıldır tercihi değişmedi.”
“Biz hızımızı muhalefetin hızına göre yükseltiyoruz”
31 Mart Yerel Seçimlerinde Ordu’da Cumhur İttifakı olarak sahada çalışmalar yaptıklarının altını da çizen Başkan Güler, “Biz hızımızı muhalefetin hızına göre ayarlıyoruz” dedi.
Başkan Hilmi Güler, açıklamalarında şu bilgilere yer verdi:
“Bir Kızılderili atasözü derki; ‘Tanrım, düşmanımı güçlü kıl ki, zaferlerden şeref duyayım’. Bizim için muhalefet güçlü olursa, ondan memnun oluruz. Çünkü ona göre biz vitesimizi daha da yukarıya çıkartırız. Zaten kendimiz ile yarışıyoruz. Şu ana kadar zaten Ordu’da büyük bir hızla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Muhalefetin biraz dişli olması bizim çalışmalarımızın daha heyecanlı olmasını sağlar. Ordu’da biz Cumhur İttifakı olarak gayet verimli ve iş birliği içerisinde çalışmalarımızı yürütüyoruz.”
“Türkiye’de beka sorunu önemli”
15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası oluşan Cumhur İttifakı birlikteliği gelecek adına önemli bir birliktelik, olduğunun altını çizen Başkan Güler, şöyle devam etti:
“Türkiye’de beka sorunu önemli. Bakınız 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası ortaya çıkan bu birliktelik ile Türkiye daha güçlü bir yapıya kavuştu. Bu hem ülkemiz için hem de yarınlarımız için çok önemli bir birlikteliktir. Burada seçimin A ya da B’nin kazanması değil, Beka sorunu çok önemlidir. Bunun içinde bizim çok güçlü olmamız gereklidir. Enerji, gıda, teknoloji ve yazılımda hep öne çıkacak hamlelerimiz olması gerekir. Bakınız biz göreve başladıktan sonra kurduğumuz şirketlerle aslında bunun yerel yansımasını yaptık. Bu bakımdan Ordu yerelde aslında çok güçlü bir şehirdir. Baktığınız zaman Ordu aslında Türkiye’nin yerele yansımasıdır. Bizim aslında şuan ki neslimiz Z kuşağı nesli değil. Bizim neslimiz, TEKNOFEST kuşağıdır.”
“Yeni yüzyıl Ordu’nun yüzyılı olacak”
Dolu dolu geçen canlı yayında Fatma Meltem Naz’ın sorularını içtenlikle cevaplayan Başkan Güler, “Yeni yüzyıl Ordu’nun yüzyılı olacak. Daha önce karanlık içerisinde olan ilçeler şimdi aydınlık içerisinde birçok ilçemizde sokaklar karanlık ve kötü durumdaydı. Biz göreve geldikten sonra bu ilçelerimizde çalışmalara başladık. Önce alt sonra da üstyapı çalışmalarını tamamladık. İlçelerimiz ışıl ışıl oldu. Şimdi bu ilçelerimize doğalgazı getireceğiz. Belediyecilik budur. Bunları kendi imkanlarımız ile yapıyoruz. Paramız da var. Çok zengin de bir belediyeyeyiz. Bunlar haricinde yeni kaynaklar da oluşturduk. Yeni arsalar üretiyoruz. Teknolojide üretiyoruz. Önemli çalışmalar yapıyoruz. Ürettiğimiz bu teknolojiyi de il dışına satıyoruz” dedi.
“Ordu’yu bölge bölge ayırdık”
Yeni dönemde Ordu’ya yapılacak çalışmalardan da bahseden Başkan Güler, “Yeni dönemde Ordu adeta üretim noktası olacak. Ordu’nun yüksek ilçelerine organize sanayi bölgeleri kuracağız. Mesudiye ilçemizde Hayvan Organize Sanayi Bölgesi kurulacak. Akkuş ilçemizde Ahşap Organize Sanayi Bölgesi olacak. Aybastı ilçemiz Peynir ve Süt Ürünleri Bölgesi olacak. Alt ilçeler zaten teknoloji ağırlıklı olacak” diye konuştu.
“Altınordu rıhtım uzatılacak”
Altınordu ilçesinde bulunan rıhtımın yeni dönemde uzatılarak kruvaziyer turizmi için hazırlanacağının altını çizen başkan Güler, “Rıhtımda çalışmalarımız tamamlandı. Yeni dönemde burada hızlı bir çalışma yaparak limanı büyütüp kruvaziyer turizmi için gerekli olan tüm çalışmayı yapacağız. Şuan Ünye Limanı’nda bu çalışmaları yaptık. Ordu’daki limanda da bunları yapacağız. Bu hem şehrimiz için hem de gelecek için önemli bir yatırım olacak” şeklinde konuştu.
“Otopark meselesine el atıyoruz”
Yeni dönemde otopark sorununu mutlaka halledeceklerini kaydeden Güler, açıklamasını şöyle tamamladı:
“Otoparkta rahatlık sağlayacak şekilde özel çalışmalarımız var. Örneğin millet bahçesinin altına 2000 araçlık otopark yapacağız. Daha önceki projede 416 araçlıktı. Bunu durdurarak 2000’e çıkarttık. Burası aynı zamanda sığınak olacak. Diğer taraftan Millet Düzü dediğimiz Çarşamba Pazarı altına yine otopark yapılacak. En önemli sürpriz proje ise Altınordu sahil yoluna battı çıktı yapacağız. Oradaki deniz manzaralı otoparkı Çarşamba Pazarı’nın altına alacağız. O alan müthiş bir meydan olacak. Projesi bitti. Seçimden sonra hemen çalışmalara başlıyoruz.” – ORDU
]]>
– Okan Buruk: “İkinci maç için avantajımız oldu”
Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk:
“Serge Aurier’in final maçından sakatlığı var”
“İstediğimiz Muslera ile devam etmek”
“Icardi’yi oyun içerisinde daha net pozisyonlara sokmamız gerekiyor”
İSTANBUL – Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, Sparta Prag maçının ardından yaptığı açıklamada, galibiyetin mutluluğu yaşadıklarını belirterek, “İkinci maç için avantajımız oldu. Zorlu bir fikstür var. Önemli bir galibiyet oldu” dedi.
UEFA Avrupa Ligi Son 16 Play-Off Turu ilk maçında Galatasaray evinde karşı karşıya geldiği Çekya ekibi Sparta Prag’ı 3-2’lik skorla mağlup etti. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, “Rakibimizin ne oynayacağını biliyorduk. Bununla ilgi çalışmalarımız oldu. Maça başına çok iyi başlamadık. Devamında doğru bunu bir şekilde kırdık. Pas trafiğimizle, orta sahadaki hareketliliğimiz sonunda Kerem’in golüyle öne geçtik. Devamında rakip yarı sahada etkili hücumlarımız oldu. Doğru sonlandırsak ikinci golü bulabilirdik. Rakibimiz savunma arkasına koşuları ve uzun pasları çok fazla tercih etti. İkinci yarı duran top sonrası erken gol yedik. Devamında öne geçtik. Çok hızlı bir şekilde gördüğümüz kırmız kart ve yediğimiz gol oldu. Bunu oyun içerisinde çok hissettirmedik. 10 kişi kalsak bile 11’e 11 gibi oynadık. Zaman zaman savunmada pozisyonlar verdik. Rakibimiz de 10 kişi kalınca oyun daha dengelendi. Muslara çok önemli kurtarış yaptı. Son dakikada Barış’ın taşıdığı topla Icardi’nin attığı çok önemli golle bizim galip ayrılmamızı sağladı. Bunun mutluluğunu yaşıyoruz. İkinci maç için avantajımız oldu. Rakibimizin 3 eksiği olacak. Savunmada sıkıntılı bir dönem geçiriyoruz. Kaan’ın da sakatlığı oldu, Abdülkerim’i aldık. Zorlu bir fikstür var. Önemli bir galibiyet oldu. Bunu çabuk unutup, lig maçına hazırlanacağız” diye konuştu.
Sparta Prag’ın uzun bir aradan sonra maça çıktıklarının hatırlatılması üzerin Buruk, “Rakibimiz bize göre dinlenmiş bir şekilde çıktı. Ritim yakalamak da farklı bir şey. Bize karşı maçları çok daha iyi oynamak isteyen rakipler var. Onların hedefi de bizi elemek. İkinci maç daha da zor olacak. Rakibimiz daha iyi tanıyoruz. Rakibimizi daha iyi tanıyarak maça çıkmamız gerekiyor. Kazanarak gitmek önemliydi. Kazanarak gittiğimiz için şanslıyız” şeklinde konuştu.
Berkan Kutlu’nun maçta iyi oynadığı ifade eden sarı-kırmızılıların teknik direktörü, “Berkan iyi bir oyun oynadı. Oraya alışıyor. Elimizdeki oyuncularla burayı kullanacağız. Barış’ı sağ bek, sol bek her yerde kullanıyoruz. Galatasaray’ın başarısı için bu birlik olmak çok önemli. Bir sonraki maç kanat oyuncusunu da bek oynatabiliriz” açıklamasında bulundu.
“Icardi’yi oyun içerisinde daha net pozisyonlara sokmamız gerekiyor”
Maçta galibiyet golünü atan Arjantinli futbolcu Mauro Icardi ise Okan Buruk, “Gol atmak önemli. Her oyuncu için önemli. Santrfor için daha da önemli. Geçen maç da söyledim, ona daha çok top getirmemiz gerekiyor. Oyun içerisinde onu daha net pozisyonlara sokmamız gerekiyor” dedi.
“Serge Aurier’in final maçından sakatlığı var”
Yeni transfer Fildişi Sahilli sağ bek Serge Aurier’in sakatlığı olduğunu belirten Buruk, “Final maçından sonra hızlı bir şekilde getirip, kadroya almak istiyorduk. Final maçında yaşadığı adale ağrısı var. İlk yarısında başlamış, ikinci yarı 30 dakika bu şekilde oynamış. 7 maç oynadılar. Buraya şu an sakat olarak geldi. 2. derece zorlanması var. Ne kadar sürer, 2 hafta mı, 3 hafta mı doktorumuz bununla ilgili açıklama yapacak. Onun yerine olacak arkadaşlarımıza var. Kendi içimizden çözümler üretiyoruz. Bunları dert etmeden yolumuza devam edeceğiz. İyi niyetle transferimizi yaptık. Sol beki de Avrupa’dan sonra aldık. Derrick de bir sonraki maçta bizim için opsiyon olacak” ifadelerini kullandı.
“Belli paralar talep ediyoruz, sizin oynadığı zeminler tarla gibi”
Bütün oyuncularının 11 oyuncusu olduğunu vurgulayan Okan Buruk, “Kim oynarsa oynasın en iyisini yapamaya çalışıyor. Takıma bakacağız. Takımı göreceğiz ondan pazar günü için sonra karar vereceğiz. Stadın zeminiyle ilgili çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Ne olursa olsun gidip orada kazanmak için oynayacağız. Bu bir marka değeridir. Süper Lig’in marka değerini de yükseltmek Türkiye Futbol Federasyonu’nun görevidir. Sahalarla ilgili net bir şey yapılmıyor. Türk futbolu için üzücü. Şu anda yayın ihalesini konuşurken sahaların bu durumda olması aslında sizin talep ettiğiniz paraları da gerçekçi sunmuyor. Belli paralar talep ediyoruz, sizin oynadığı zeminler tarla gibi. O zaman marka değeri de bu anlamda zarar görüyor” açıklamasında bulundu.
Kerem Aktürkoğlu’nun karşılaşmada çok çalıştığını söyleyen sarı-kırmızılıların teknik direktörü, “Çok çalıştı, çok mücadele etti. Hem savunma görevini yaptı hem de hücumda destek oldu. Oyuncularımızın öz güvene ihtiyacı var. Kerem, önemli bir oyuncu. Çıkana kadar arkadaşlarına pozisyonlar hazırlamaya çalıştı. Icardi’ye net ara pası verdi. 10 kişi kaldıktan hem hücum hem savunma yapmaya çalıştı. Kerem’in performansından memnunum. Takım kazandıkça da hepsinin öz güveni daha çok artacak” dedi.
“İstediğimiz Muslera ile devam etmek”
Kaptan Fernando Muslera’nın Galatasaray için önemli olduğunu vurgulayan Buruk, “Uzun yıllar Galatasaray’ın başarılarında hep rol aldı. He takım kaptanı hem kaleci olarak önemli rolü var. Hepimizi istedi, kulübün de isteği Muslera ile devam etmek. Muslera bizim için çok önemli ve değerli. Bunun ne kadar değerli olduğu her maçta gösteriyor. İstediğimiz onla devam etmek” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>
UEFA Avrupa Ligi play-off turunda yarın Galatasaray’a konuk olacak Sparta Prag’da teknik direktör Brian Priske, hazır olduklarını ve iyi bir maç çıkaracaklarını söyledi.
RAMS Park’ta düzenlenen basın toplantısında soruları yanıtlayan Priske, Çekya Ligi’ne verilen 50 günlük araya dikkati çekerek sözlerine başladı.
Uzun aranın ardından geçen hafta sonunda ilk lig maçlarına çıktıklarını hatırlatan Priske, “Galatasaray maçı öncesinde ligde bir maç da olsa oynayabildiğimiz için mutluyuz. Yarın oluşacak atmosferi biliyoruz, farkındayız. Motive ve hazırız. İyi bir maç çıkaracağımızı düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
Kendilerini kolay bir maçın beklemediğini, yüksek kalitede bir takımla oynayacaklarını dile getiren Priske, şöyle devam etti:
“Çek Ligi’ne göre alışık olmadığımız bir karşılaşma olacak. Şampiyonlar Ligi’nden gelen, ligde de başarılı olan, Fenerbahçe gibi bir ekiple şampiyonluk mücadelesi veren bir takım. İyi form tuttular. Bizim adımıza kolay olmayacak. Avrupa maçları çok başka. Çok farklı kalitede. Çek Ligi gibi değil. Bu sebeple biliyoruz ki iyi mücadele etmemiz gerekiyor. En az 95 dakika koşmamız ve konsantre olmamız gerekecek. Böyle bir maçı kazanmamız durumunda takımın öz güveni de artacaktır. Bu açıdan da bizim için çok önemli bir maç. İç sahada oynadığımız maçlarda daha rahat oluyoruz ama deplasmanda iyi bir takımla karşılaşacağımız için iyi motive olmamız lazım. Önemli bir taraftar grupları var. Hem sahada hem de yedek kulübesinde değerli oyuncuları var. En ufak bir hatamızda bizi cezalandıracaklardır. O yüzden herkesin maksimum performansını vereceğine inanıyorum.”
“Burada iyi anılarım var ama hepsi pozitif değil”
Futbolcu olarak Club Brugge formasıyla Beşiktaş’a karşı, teknik direktör olarak da Belçika ekibe Antwerp’le Fenerbahçe’ye karşı sahaya çıktığı hatırlatılan Brian Priske, Türk takımlarıyla deplasmanda oynamanın zor olduğunun altını çizerek “Kaliteli bir lig, dolayısıyla burada iyi anılarım var ama hepsi pozitif değil. Zaten yarın sizler de sahaya çıktığınızda atmosferin ne kadar muhteşem olduğunu göreceksiniz. Türkiye’de bir takıma karşı mücadele etmek bu nedenle güzel hissettiriyor.” açıklamasını yaptı.
Tur şansı hakkında da konuşan 46 yaşındaki çalıştırıcı, şunları kaydetti:
“Bilmiyorum, yüzde 50-50 diyebilirim. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nden gelmiş kaliteli bir takım. Galatasaray burada favori olan taraf olsa da benim işim teknik direktörlük, tahmin yapmak değil. Galatasaray hızlı oynayan bir takım. Top bizde değilse alan daraltmamız gerekecek. Büyük bir mücadele olacak. Oyuncularımızın kendisini göstermesi için büyük bir fırsat olacaktır. Onlar da sabırsızlıkla yarını bekliyor olacaklar.”
Veljko Birmancevic: “Yarın var gücümüzle mücadele edeceğiz”
Teknik direktör Brian Priske’yle birlikte basın toplantısında yer alan Veljko Birmancevic, sezonun geri kalanında iyi bir istatistik ortaya koyduğunu ve bu sebeple mutlu olduğunu ifade etti.
Sezon boyu gösterdiği bireysel performansın yarın için önemli olmadığını, tek nefes olarak oynamanın daha önemli olduğunu vurgulayan Birmancevic, “Yarın var gücümüzle mücadele edeceğiz. Galatasaray’ı ve taraftarlarını iyi biliyoruz. Buna göre hazırlanıp geldik.” şeklinde konuştu.
Ligde oynanan Karvina maçında iyi bir performans ortaya koymasına ilişkin de konuşan Birmancevic, “Aynı performansı her maçta ortaya koymak isterim ama takımın performansı daha önemli. Yarınki maçta iyi bir mücadele ortaya koyup taraftarları mutlu etmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Galatasaray deplasmanında iyi bir atmosfer olacağını ve kendisinin de birçok kez böyle ortamlarda sahaya çıktığını ifade eden 25 yaşındaki futbolcu, atmosferin kendisi için sorun olmayacağını kaydetti.
Birmancevic son olarak Galatasaray’da birçok yıldız oyuncu olduğu yönündeki soru üzerine, “Bütün oyunculara saygım var o yüzden yıldız ya da değil, buna fazla bakmıyorum, kendimle odaklıyım.” şeklinde görüş belirtti.
]]>
İran’ın Ankara Büyükelçiliğince “İran İslam Devrimi zaferinin 45. yıl dönümü” resepsiyonu düzenlendi.
Resepsiyona, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Hasan Habibullahzade, Türk yetkililer, yabancı misyonlardan temsilciler ve birçok davetli katıldı.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programın açılışında konuşan Yumaklı, İran’ın ulusal günü vesilesiyle İran halkı ve hükümetiyle Türkiye’de yaşayan İran vatandaşlarının milli gününü kutladı.
Yumaklı, Türkiye’nin İran’ın batıya açılan ve İran’ın da Türkiye’nin doğuya açılan kapısı olduğuna dikkati çekerek, İran’ın geniş kaynakları ve stratejik konumuyla bölge siyasetinde önemli bir konuma sahip olduğunu söyledi.
Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin gelişmeye devam ettiğini belirten Yumaklı, iki ülke arasındaki karşılıklı üst düzey ziyaretlerin ve ikili işbirliği mekanizmaların ilişkilerin güçlendirilmesinin bariz yansıması olduğunu dile getirdi.
Yumaklı, Türkiye ile İran arasında sağlıklı ve güçlü bir diyaloğun bölge barışı, güvenliği, istikrarı ve refahının sürdürülmesi açısından da önemli olduğunu vurgulayarak, iki ülke arasındaki güçlü kültürel ve insani bağlara işaret etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi arasında ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik samimi diyaloğun sürdüğüne işaret eden Yumaklı, birkaç hafta önce Reisi’nin Ankara’ya yaptığı ziyareti hatırlattı.
Yumaklı, ikili ilişkilere dair “Türkiye ve İran, bazı konularda fikir ayrılıkları olsa da ortak çıkarları doğrultusunda birbiriyle yakın temas halindedir. Astana süreci kapsamında Suriye’de kalıcı bir siyasi çözümün sağlanmasına yönelik olarak birlikte çalışmaktayız.” dedi.
Gazze’deki duruma ilişkin Yumaklı, “Türk ve İranlı liderler arasındaki yakın koordinasyon ve yoğun temaslar, Filistinli kardeşlerimize karşı devam eden mezalimin önlenmesi ve bölgemizdeki istikrarın sağlanması çabaları bakımından önemlidir.” ifadesini kullandı.
Yumaklı, Türkiye ve İran’ın önemli ekonomik ortaklar olduğunu vurgulayarak, tek taraflı yaptırımlara karşı olduklarının altını çizdi.
30 milyar dolarlık ikili ticaret hedefiyle ticari ve ekonomik ilişkileri genişletmekte kararlı olduklarını vurgulayan Yumaklı, turizm alanında da ikili ilişkilerin insani boyutunun güçlenmeye devam ettiğini dile getirdi.
“İran, Türkiye’nin doğuya açılan, Türkiye de İran’ın batıya açılan kapısı”
Büyükelçi Habibullahzade de İran İslam Devrimi’nin her yıl görkemli etkinliklerle kutlandığını belirterek, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremin yıl dönümü dolayısıyla hayatını kaybedenleri andı.
İran’ın komşularla ilişkileri ve işbirliğini her boyutta geliştirmenin dış politikanın önemli önceliklerden olduğuna dikkati çeken Habibullahzade, İran ile Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin önemli olduğuna değindi.
Habibullahzade, iki ülkenin bölgede refah, kalkınma ve barışa katkı sağlayabileceğine işaret ederek, şöyle devam etti:
“İran, Türkiye’nin doğuya açılan, Türkiye de İran’ın batıya açılan kapısıdır. Ticari ilişkiler, enerji, ulaştırma, transit, tarım, bilim ve teknoloji, çevre, serbest ticaret bölgeleri, iller arası işbirlikleri ve sınır ticareti, turizm, terörle mücadele ve ortak çıkarlar dolayısıyla bölgesel krizler konusunda işbirliği gibi alanlar, iki ülke arasındaki ilişkilerde eşsiz fırsatlar sunmaktadır.”
İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin 24 Ocak’ta yaptığı Ankara ziyaretini anımsatan Habibullahzade, yapıcı görüşmelerde bulunulduğunu, önemli anlaşmalara ve mutabakat metinlerine imza atıldığını anlattı.
Habibullahzade, İran ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin geçen yıl 12 milyar dolar düzeyinde olduğunu aktararak, 2025’in “İran-Türkiye kültürel işbirliği yılı” olarak ilan edilmesi konusunda mutabakata varıldığını ve bu kapsamda kültürel programlar yürütüleceğini söyledi.
Filistin meselesi ve Gazze’de yaşananların büyük endişe yaratan önemli konulardan olduğunu belirten Habibullahzade, şunları kaydetti:
“Her iki ülke, bu konuda ortak görüşe sahiptir. Gazze’deki Filistin halkı, hala İsrail rejiminin barbarca saldırıları ve bombalar altında can veriyor. Bilinen bazı ülkelerin ve uluslararası kuruluşların, bu cinayetlerin durdurulması için eylemde bulunmaması ve yetersiz kalması oldukça üzücü ve rahatsız edicidir.”
Habibullahzade, İran-Türkiye ilişkilerinin umut bahşeden aydınlık bir geleceğe sahip olduğunu söyleyerek, komşuluk politikası çerçevesinde potansiyel işbirliği kapasitelerini etkinleştirmede kararlı olduklarını belirtti.
İran-Türkiye ilişkilerini güçlendirme sürecinin sürdürülmesinin ikili ve bölgesel işbirliklerinin artırılması ile mümkün olacağını dile getiren Habibullahzade, sözlerini “Yaşasın İran, Yaşasın Türkiye” diyerek tamamladı.
]]>
ANKARA Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Cihangir Akyol, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; 2022 yılında Türkiye’de ‘kolorektal’ olarak bilinen kolon ve rektum kanseri nedeniyle 11 bin 698 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Akyol, “TÜİK’in 2022 verilerine göre; 5 bin civarında vatandaşımızı trafik kazalarından kaybetmişiz. 1 yılda trafik kazalarında kaybettiğimiz insan sayısının 2 katından fazlasını kalın bağırsak kanseri sebebiyle kaybediyoruz” dedi.
Prof. Dr. Cihangir Akyol, ‘kolorektal’ olarak bilinen kalın bağırsak kanseri vakalarında Türkiye’de ve dünyada artış olduğunu söyleyerek, “Dünyada, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; 2022 verilerine göre 2 milyondan fazla insan yeni tanı aldı. Türkiye’de ise yine 2022 verilerine bakacak olursak; 22 bine yakın yeni tanı konulan hastamız mevcut. Kolorektal kanserler, kansere bağlı ölümlerin en sık nedenlerinden biri. Türkiye’de yaklaşık 12 bin civarında vatandaşımızı yıllık kolorektal kansere bağlı ölümlerle kaybediyoruz. TÜİK’in 2022 verilerine göre; 5 bin civarında vatandaşımızı trafik kazalarından kaybetmişiz. Şu perspektiften baktığımızda olay aslında son derece çarpıcı; 1 yılda trafik kazalarında kaybettiğimiz insan sayısının 2 katından fazlasını kalın bağırsak kanseri sebebiyle kaybediyoruz” diye konuştu.
‘BESLENME ALIŞKANLIKLARI İLK SIRADA YER ALIYOR’
Prof. Dr. Akyol, kalın bağırsak kanserinin oluşumunda genetik mirasın çok önemli etkenlerden olduğunu söyleyerek, “Ancak bir tek genetik faktörler değil, çevresel faktörler de çok önemli ve burada beslenme alışkanlıkları ilk sırada yer alıyor. Yanlış beslenme, özellikle çağımızda çok hazır gıdanın tüketimi, çok fazla kızartma, çok fazla kırmızı et tüketimi, bu kırmızı etlerin yine beklemiş yağlarda kızartılması ve sucuk, salam gibi türlerin sıklıkla tüketilmesi bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi. 2’nci en önemli nedeni ise obezite ve bu obezite kalın bağırsak kanseri için de yine önemli bir risk faktörü. Hareketsiz yaşam, insanları daha fazla çalışıp, daha az dinlenmeleri yine bu kanserin gelişiminde önemli rol oynuyor. Sigara ve alkol tüketiminin de yine kolorektal kanserin oluşumunda önemli basamakları oluşturan etkenler arasında yer aldığını söyleyebiliriz” dedi.
‘TARAMA TESTLERİYLE ÖLÜM HIZINI DÜŞÜREBİLİRİZ’
Prof. Dr. Akyol, kolorektal kanserlerin tedavisine ilişkin, “Bu kanserler, tarama testleriyle ölüm hızını düşürebildiğimiz tek kanser türü. Kalın bağırsak kanseri, ‘polip’ dediğimiz küçük oluşumlardan gelişiyor ve poliplerin kansere dönüşümü 6 ila 8 yıl sürüyor. Bunları kolonoskopik taramalarda eğer fark edip, çıkarabilirsek; oluşabilecek bir kanseri çok önceden önlemiş oluyoruz. Dolayısıyla tedaviden daha önemlisi, hastalığı önleyebilmek. Dolayısıyla da hastalığı önleyebiliyoruz. Peki, herkesin kolonoskopi yaptırmasına gerek var mı; hayır. Bunun için Sağlık Bakanlığı’nın da yürütmüş olduğu ‘Gaytada Gizli Kan Projesi’var. Gaytada gizli kan pozitif olan hastalarda kolonoskopik taramayı öneriyoruz. Yine aile hikayesi olanlarda kolonoskopik taramayı öneriyoruz ve 45 yaşın üzerindeki herkesin mutlaka tarama programlarına uymalarını istiyoruz” diye konuştu.
Kalın bağırsak kanseri ile mücadelede tedavi seçeneklerinin de gün geçtikçe arttığını ifade eden Prof. Dr. Akyol, “Tedavi yöntemleri eskisine göre; her gün çok daha üzerine koyuyor. Cerrahi teknoloji çok ilerledi. Artık ameliyatlar birçok yöntemlerle yapılabiliyor. Daha iyi ameliyatlar yapılabiliyor. Kemoterapide çok gelişmeler var. Bütün bunlar, bize tedavi aşamasında çok artılar sağlıyor; ama yine söylediğim gibi tedaviden daha önemli olan hastalığa yakalanmamak, hastalığı önleyebilmek” dedi.
]]>
Avrupa şampiyonu milli atlet Tuğba Danışmaz, 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nın hazırlıklarını organizasyona ev sahipliği yapacak Fransa’nın başkenti Paris’te sürdürüyor.
İstanbul’da düzenlenen 2023 Avrupa Salon Atletizm Şampiyonası’nda kadınlar üç adım atlamada altın madalya kazanan Tuğba Danışmaz, 2024 Paris Olimpiyatları’na ilişkin hazırlık sürecini AA muhabirine değerlendirdi.
Hazırlıklara ekim ayında başladıklarını anlatan milli atlet, sezon öncesi sağlık, antropometrik, biyomekanik ve performans testlerinin yapıldığını belirtti. Test sonuçlarına göre antrenörü Cahit Yüksel ile antrenman planı oluşturduklarını ifade eden Tuğba Danışmaz, şunları kaydetti:
“Daha sonra çalışmalarımıza yaklaşık 20 gün Antalya’da devam ettik. Antalya kampı sonunda havasının sıcak olması ve rakımının yüksek olması nedeniyle antrenmanlarımızı Güney Afrika’da sürdürdük. Oldukça başarılı ve verimli geçen bu süreçten sonra, salon sezonunun açılmasıyla Paris’te hem yarışmalara katılıp yaptığımız antrenmanların etkisini ve eksikliklerimizi görmek hem de ranking puanımızı artırmak için yarışmalara katılmayı planladık. Bu süreç, tamamen haziran ayındaki Avrupa Şampiyonası ve 2024 Paris Olimpiyatları’na hazırlık sürecimizin birer parçası olacak.”
Üç adım atlama kadınlarda 14,55 metrenin olimpiyat kotası olarak belirlendiğini vurgulayan milli sporcu, “Ancak bununla beraber yarışmalardan kazanılan puanlarla genel sıralama da yapılmakta. Ben 14,55’lik barajı geçmemiş olmama rağmen (14,31) 32 kişinin davet edileceği yarışmada dünyanın en iyi 11’inci sporcusu durumundayım. Tabii ki hedefimiz 14,55 ve daha iyi bir derece atlamak.” diye konuştu.
En büyük güvencesi antrenörü Cahit Yüksel
Tuğba Danışmaz, kazandığı Avrupa şampiyonluğunun ardından sorumluluğunun arttığını anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sorumluluğun artması bu hayatın ve sporun olağan akışında olan bir durum. Bizim tecrübelerimiz bunu kaldırabilecek kadar fazla. O nedenle çok takılmadan, yapılması gerekenleri yaparak, plan ve programımıza sadık kalarak, akılcı bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Stres ve kaygılarımız bulunmuyor. Rotamızı ve bu rotadaki zorluklarımızı biliyoruz. Her tecrübeli kaptan gibi gemiyi limana sakin ve başarılı bir şekilde getireceğine inandığım, bilgi ve tecrübesinin beni buralara kadar getirirken, öngördüğü her şeyin gerçekleştiğine inandığım antrenörüm Cahit Yüksel ile huzurlu bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Cahit Yüksel hocamın da hep söylediği gibi birileri bir şeyleri başarabiliyorsa biz de başarabiliriz.”
Şampiyonluğun hayatında önemli bir değişikliğe neden olmadığını dile getiren milli atlet, “Yine hayatımız kamplarda ve atletizm pistinde geçiyor. Çünkü daha yapılacak çok işimiz, hedeflerimiz var. Daha çok çalışmamız ve bu başarıları tekrarlamamız için daha büyük sorumluluğumuz var. Elbette manevi olarak çok şey kattı. Maddi olarak çok şey kattı diyemem. Çünkü ödül konusunda beklediğimiz ödülü alamadık. Bu konuda biraz sıkıntı yaşadık ve bu sıkıntı hala devam etmekte. Avrupa Şampiyonası’nda kazandığımız ödülün ancak yüzde 20’sini alabildik. Açıkçası bu beni çok üzdü ama olsun. Ben, Avrupa şampiyonu olup, İstiklal Marşı’nı tüm Avrupa’ya dinlettim. Bu benim hayatımda birçok şeyden daha önemli. İşin maddi kısmı önemli ama en önemli kısmı değil. Başarının manevi kısmı daha çok önemli diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
Rakiplerle kamp yapıyor
Tuğba Danışmaz, antrenmanlarını kuvvet, sürat ve teknik çalışma üzerine planlandıklarını vurgulayarak, “En önemli bölümünü, teknik hataları düzeltici ve performansı artıracak teknik becerileri kazanarak mükemmelleştirmeye çalıştığımız bölüm oluşturuyor. Halter, sıçrama ve koşu antrenmanları ile de bu sürece katkı sağlamaya çalışıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Zirveye yarışan sporcularla aynı ortamda kamp yaptıklarını belirten milli atlet, şöyle devam etti:
“Rakiplerimizin neler yaptığını görmek, onlarla aynı havayı soluyup, antrenmanlarımızı karşılaştırarak hangi seviye de olduğumuzu görmek açısından avantaj. Bu zaman içerisinde gördüğümüz, onlardan hiçbir eksiğimiz olmadığı ve antrenman anlamında iyi bir yerde olduğumuzdur. Ancak tek farkımız onların atletizm kültürü bizim çok önümüzde ve onların yaşanan süreçlere tamamen başarı veya başarısız olarak bakmamaları. Başarı ve başarısızlığın olası olduğu, yaşamın içerisinde olan bu durumun ortadan kalkması için daha çok çalışmanın gerektiği konusundaki farklılığımız. Yani başarılı olunduğunda göklere çıkarıp, başarısız olunduğunda yerden yere vurulmuyorlar. Yaşamın kendisi gibi inişler ve çıkışlar olabileceğini öğrenmemiz gerekiyor.”
Atletizmin dünya yıldızlarıyla aynı ortamı paylaşmanın yurt dışı kampının güzelliklerinin biri olduğunu anlatan Tuğba, “Onlarla aynı ortamda antrenman yapmak ve kendimi oralarda görmek çok önemli ve güzel. O nedenle onlarla aynı seviyede olduğumu görmek beni yarışmalarda daha da fazla motive etmekte. Benim için yurtdışı kamplarının en kötü tarafı ise yemekler. Yemek yemeyi seven biri olarak damak tadımızın farklı olması ve Türk yemeklerini özlemek. Arkadaşlarımdan ve ailemden uzunca bir süre ayrı kalıp, otel odalarında kalmak en sevmediğim şeyler.” diye konuştu.
Avrupa şampiyonluğunun ardından atletizm dünyasından tanınırlığının arttığını aktaran Tuğba Danışmaz, “Dünya yıldızlarının gelip beni tebrik etmesi tarif edilemez bir mutluluk. Dünya atletizmi artık beni tanıyor ve benim dünyada bir yerim olduğunu, beni takip edenler, neler yaptığımı merak edenler olduğunu görmek beni mutlu ediyor. Bana düşen görev, bunu devam ettirebilmek ve ülkemi dünyada en güzel şekilde temsil edebilmek.” şeklinde görüş belirtti.
]]>
Yunanistan Ekonomi Diplomasisinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Kostas Frangoyannis, Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Atina Bildirgesi’nin “daha önce hayal bile edilemeyecek kadar önemli bir gelişme” olduğunu söyledi.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Enterprise Greece işbirliğiyle düzenlenen İş Forumu kapsamında Türk iş insanları ve muhataplarıyla ikili temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye gelen Frangoyannis, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Frangoyannis, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Yunanistan ile Türkiye arasındaki Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin 5. toplantısı için 7 Aralık 2023’te Atina’ya gerçekleştirdiği son ziyarette, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile Atina Bildirgesi’ni imzaladığını, bunun yanı sıra 15 önemli anlaşmaya imza atıldığını hatırlatarak, “Bu gerçekten de seneler önce hayal bile edilemeyecek kadar önemli bir gelişme ve aynı zamanda ikili ilişkilerimizde bir dönüm noktası olma potansiyelini taşıyor. Şu anda ikili ilişkilerimiz, siyasi diyalog, pozitif gündem ve güven artırıcı tedbirler olmak üzere 3 düzeyli bir yol haritası üzerinde yürüyor.” ifadelerini kullandı.
Kendisinin pozitif gündem konusunda aktif rol oynadığını aktaran Frangoyannis, pozitif gündemin, 2021’de başlatılan ve Yunanistan ile Türkiye arasındaki güçlendirilmiş işbirliğinin karşılıklı fayda sağlayabileceği ekonomik çıkar alanlarına ve konularına odaklanan bir girişim olduğunu kaydetti.
Aralık 2023’te imzalanan 15 anlaşma ve mutabakat zaptının, pozitif gündemdeki ilgili maddelere atıfta bulunduğunu belirten Frangoyannis, pozitif gündemin kabul edilmesinden bu yana geçen 3 yıl içinde bağlantı, ticari işlemlerin kolaylaştırılması, turist akışının artması, sivil koruma ve işbirliğinin geliştirilmesi konularında önemli ilerlemeler kaydedildiğini vurguladı.
Bu çerçevede hem kısa hem de uzun vadeli sonuçlar beklediklerini dile getiren Frangoyannis, “Pozitif gündemin 29 maddesi üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Gündeme yapılan son eklemenin, iki ülke gençliğimiz arasında inovasyon ve teknoloji gibi önemli alanlarda iletişim ve işbirliğini artırmayı amaçladığını da belirteyim.” dedi.
Yunanistan’daki Türk yatırımları ve Türkiye’deki Yunan yatırımları
Frangoyannis, Yunanistan’daki Türk yatırımları ve Türkiye’deki Yunan yatırımlarına ilişkin, “Yunanistan’ın Türkiye’deki doğrudan yatırımları, Yunanistan’daki Türk yatırımlarını aşıyor. Yunanistan Merkez Bankasının verilerine göre, Türkiye’deki Yunan yatırım stoku, 2020’de 316 milyon avro iken, son dönemlerde 337 milyon avroya ulaşmıştır.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de kurulan en önemli Yunan şirketlerinin inşaat ve gıda sektörlerinde, Yunanistan’daki önemli Türk yatırımlarının ise turizm altyapıları, paketleme ve kimyasallarla ilgili olduğunu bildiren Frangoyannis, iki ülke arasındaki ticaret hacminin son yıllarda istikrarlı artış eğilimi kaydederek 5 milyar avroyu aştığını ve 5 yıl içinde 10 milyar avroya ulaşma hedefini gerçekçi bulduğunu söyledi.
Frangoyannis, “Türkiye, özellikle inşaat projeleri, tıbbi ekipman ve farmasötik ürün tedariki, atık yönetimi, su arıtma, yenilenebilir enerji ve elbette yiyecek ve içecek sektörü olmak üzere geniş bir ticari faaliyet kapsamı sunan büyük ve ilginç bir pazardır, dolayısıyla işbirliği potansiyeli çok geniştir.” diye konuştu.
Kostas Frangoyannis, Atina’da imzalanan mutabakat zaptının yanı sıra Yunan iş heyetinin İstanbul’a gelmesi ve DEİK ile iş forumu düzenlenmesinin, iki ülke arasındaki işbirliğini artırma amacına hizmet ettiğine dikkati çekti.
Türk yatırımcıların Yunanistan’da karşılaştığı bürokratik zorluklar
Frangoyannis, Yunanistan’ın bürokrasiyi aşma konusunda önemli aşamalar kaydettiğini aktardı.
Yunan hükümetinin son 4-5 yılda gerçekleştirdiği reformların bir sonucu olarak ülkesinin artık “Enterprise Greece” adında yabancı yatırımları çekmeye adanmış bir organizasyona sahip olduğunu dile getiren Frangoyannis, “Enterprise Greece’in hedeflerinden biri, yatırımcılara tek noktadan ve hızlandırılmış hizmetler sunarak Yunan bürokrasisinin kanallarında gezinmelerini kolaylaştırmaktır.” dedi.
Frangoyannis, bürokratik sorunlara kamu hizmetlerinin dijitalleştirilmesi yoluyla daha etkili çözüm aradıklarını ve 2019’da 1,8 milyon olan dijital işlem sayısını 2023’te 1 milyara yükselttiklerini kaydetti.
“İkili işbirliğimizin daha da geliştirilmesi tüm bölgenin refahına katkı sağlamaktadır”
10 Yunan adasını ziyaret etmek isteyen Türk vatandaşlarına kapıda vize verilmesi konusuna da değinen Frangoyannis, “10 ada için Türk vatandaşlarına hızlı, ucuz, kolay alınabilen, 7 günlük bir vize sağlanacak. Bu uygulama yakında başlayacak. Sadece vize verilmesi değil, aynı zamanda Türk dostlarımızın bir adaya gidip pasaport kontrolünden geçmek için güneşin altında 3 saat beklememeleri için gerekli altyapıyı da içerecek tam uyumlu ve entegre bir paket üzerinde çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Frangoyannis, sözlerini şöyle tamamladı:
“Vurgulanması gereken önemli nokta, Yunanistan ve Türkiye’nin barış içinde yaşaması gereken iki komşu ülke olduğu. Bu nedenle dürüst diyalog yoluyla farklılıklar arasında köprü kurmaya çalışmaları gerekir. Bugün karşılaştığımız benzeri görülmemiş zorluklar sınır tanımıyor. Salgın hastalıklar, savaşlar, iklim değişikliğinin neden olduğu doğal afetler, sonuçları öngörülemeyen bölgesel çatışmalar, yüzleşme ve rekabete yer bırakmamakta, işbirliği ve yakınlaşmayı gerektirmektedir. Ayrıca iki halk da dostluk duygularını paylaşmakta, birbirini anlamaktadır ve yan yana barış içinde yaşamak istediklerini birçok kez kanıtlamış durumdadır. Yunanistan-Türkiye ilişkilerindeki olumlu iklimin derinleşmesi ve ikili işbirliğimizin daha da geliştirilmesi tüm bölgenin refahına katkı sağlamaktadır.”
]]>
Hava ve Uzay Hukuku Uzmanı Doç. Dr. İlyas Gölcüklü, Türkiye’nin uzay yarışında öncü olması için iç mevzuatını oluşturmasının şart olduğunu belirterek, “‘Ulusal ve Ticari Uzay Programları Kanununu ya da Ticari Uzaya Fırlatma Kanunu’gibi kapsamlı bir Uzay Kanunu yapılmalı. Akabinde mutlaka özel sektörün de uzay yarışına teşvik edilmesi gerekliliğini vurguladı” dedi.
Türkiye’nin uzay yarışında hak ettiği payı almak için çalışmalarına hız verdiği ve uzay çalışmalarının sistematik olarak yürütülmesi bakımından Türkiye Uzay Ajansı’nın (“TUA”) kurulması önemli bir aşamaydı. Nitekim bunun önemli bir sonucu olarak ‘insanlığın ortak keşif alanı’ olan uzayda, Türk vatandaşımız Sayın Alper Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’na (“ISS”) bir takvim çerçevesinde çeşitli çalışmalar yürütmek üzere gitmiş olması, Türkiye için ortak bir gurur ve mutluluk vesilesi oldu. Konuyla ilgili hususların altını çizen Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, Hava ve Uzay Hukuku Uzmanı Doç. Dr. İlyas Gölcüklü, Türkiye Cumhuriyeti’nin bununla yetinmeyerek bir sonraki adıma hazırlık yapması ve mutlaka uzay hukukuna dair iç mevzuat temelini de güçlendirmesi gerektiğini belirtti. Bu çerçevede Ulusal ve Ticari Uzay Programları Kanununu ya da Ticari Uzaya Fırlatma Kanunu gibi kapsamlı bir Uzay Kanunu yapılmasını önererek, akabinde mutlaka özel sektörün de uzay yarışına teşvik edilmesi gerekliliğini vurguladı. Yakın zamanda Azerbaycan’ın kendi ulusal uzay kanununu yapmış olmasının da bu konuda iyi bir örnek olduğunu belirtti.
Hukuki bir zemine oturması neden önemli
Doç. Dr. İlyas Gölcüklü, “istikbal göklerdedir” sözünün haklılığını teyit eden güncel gelişmelere dayanarak, “ABD bu tür işlerin hukuki altyapısını yıllar önce oturttu. Bu nedenle özel bir şirket olan SpaceX, sadece kendi ülkesinde değil Türkiye dahil yabancı ülkelerdeki uzay çalışmalarına da yön verir durumda” dedi. Bu yolculuktan geri kalmamak için sadece bu tür bilimsel çalışmalar için değil, uzay turizmi kapsamında da ISS ziyaretlerinin mümkün kılındığını anlattı. Gölcüklü, milli gurur yaşadığımız bu gelişmede dikkat çeken önemli detaylara işaret ederek hukuki alt yapının neden önemli olduğunu şöyle açıkladı:
“Ticari şirketlerin uzay çalışmalarına dahil olabileceğini düşünmeden yapılmış Birleşmiş Milletler antlaşmaları ve düzenlemeleri var. Bunlar artık yeterli olmuyor. Bu nedenle Türkiye’nin de bu adımlarla yetinmeyerek özellikle ABD’de yapıldığı üzere Ulusal ve Ticari Uzay Programları Kanunu ya da Ticari Uzaya Fırlatma Kanunu gibi kapsamlı bir Uzay Kanunu yapması ve bu düzenleme kapsamında mutlaka özel sektörün de uzay yarışına teşvik etmesi gerekiyor. Söz konusu şirketlerin teknoloji ve uzay araçları üretecek, know-how ve bilimsel birikimleriyle Türkiye’nin uzay hedeflerine katkıda bulunacak şekilde uzay yarışına dahil edilmesi önemlidir. Nitekim şu anda SpaceX, Blue Origin gibi şirketler hem gücünü bu hukuki altyapıdan ve desteklerden alıyor hem de yaptıkları özel sektör çalışmalarıyla kanuni düzenlemelerin şekillenmesinde önemli rol oynuyorlar” dedi.
Altınbaş Üniversitesi’nden Doç. Dr. İlyas Gölcüklü gerek TUA’nın kuruluşu gerek Türk vatandaşımız Sayın Alper Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) belirli çalışmalar yürütmek üzere gönderilmiş olmasının, Türkiye Cumhuriyeti adına çok önemli adımlar olduğunu kaydetti. Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin uzay hukuku alanındaki yol haritasının da en kısa zamanda belirlemesi gerekliliğinin altını çizdi. Gölcüklü son olarak bu tür bir yol haritasıyla, Türkiye’nin ancak bu şekilde uzay yarışından salt hizmet alan değil hem Türk vatandaşlarına ve hem de yabancı devletlere hizmet veren öncü konumda bir güçlü devlet statüsüne erişebileceğini ifade etti. – İSTANBUL
]]>
Ziraat Türkiye Kupası 5’inci tur maçında Galatasaray, sahasında ağırladığı Ümraniyespor’u 4-1 mağlup etti. Mücadelenin ardından düzenlenen basın toplantısında Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk ve Ümraniyespor Teknik Direktörü Mustafa Gürsel açıklamalarda bulundu. Türkiye Kupası’nı en çok kazanan takım olduklarını hatırlatan Okan Buruk, “Türkiye Kupası bizim için önemli ve değerli bir kupa. En çok kazanan takımız. Hedefimizi tekrar kupayı kazanmak. Erken şanssız gol yedik. Devamında reaksiyon gösterdik. İkinci yarının başından oynadığımız, çok fazla pozisyona girdik. Güzel bir galibiyet oldu. Karşımızda futbol oynamaya çalışan, iyi bir takım vardı. Bu anlamda Ümraniyespor’u ve Mustafa Hocayı kutlarım. Bu maçta deneme şansları oluyor, bunları denedik. Olumlu oldu. Dakikaları doğru dağıttık. Maç onunda turu geçmek, oyunu istediğimiz götürmek ve sakatlıksız bir maç oldu. Bu anlamda mutluyuz. Davinson uzun bir aradan sonra oynadı. Planlamamız da bu şekildeydi. Icardi de döndü. Bu sabah ilk antrenmana çıktı. Sergio Oliveira sakat olarak takımımızda devam ediyor. 2-3 hafta sonra saha çalışmalarına başlamasını düşünüyoruz. Eksiğimiz milli takımdaki 2 oyuncumuz var. Bu süreçte genç oyuncularımız olumlu sinyal verdi. Hepsini oynatamadık. Oynattığımız oyuncular da ellerinden geleni yaptı” ifadelerini kullandı.
Davinson Sanchez’in oynayabilecek durumda olduğunu ifade eden Buruk, “Onunla ilgi de bilgi kirliği vardı. Düşündüğümüz gibi 30 dakika oynadı. Oynayabilecek düzeyde. Artık hazır durumda. Onu değerlendireceğiz” dedi.
“İLK UZUN MAÇI OLMASINA RAĞMEN BEKLENTİM OLUMLU”
Genç futbolcu Eyüp Aydın’ın performansını değerlendiren Okan Buruk, “İlk defa oynadı, oynadığı küçük dakikaları dışında. Mevki olarak daha orta sahada ikili oynayan, 8 gibi oynayan bir oyuncu. İkili orta saha oynamaya alışık bir oyuncu. Biz onu forvet arkasında kullandık. Genel olarak ilk uzun maçı olmasına rağmen beklentim olumlu. O bölgede çok fazla oyuncumuz var. Hepsinin iyi durumda olması, orta saha rotasyonunda daha az sürelerde verebiliyor. Berkan’ın, Kerem’in, Ndombele’nin performansı orta sahadaki oyuncularımızın gücünü gösteriyor. Bugün Kaan’ı kullanmadık. Ufak ağrıları var. Kaan’ı da hiç kullanmadık. Genel olarak bizim için iyi bir karşılaşma oldu. İstediklerimize ulaştık” şeklinde konuştu.
“BİLGİM YOK”
Victor Nelsson’a teklif gelip, gelmediğinden bilgisi olmadığını aktaran Okan Buruk, “Teklif geldi, gelmedi mi bilgim yok. Bu tür haberler çıkabiliyor. Abdülkerim, Milan’a haberi çıktı. Victor, Napoli haberi çıktı. Bunlar iyi ve değerli oyuncular. İyi oynuyorlar. Avrupa’da piyasası olan oyuncular. Bu teklifler olabilir, düşünceler olabilir. Bana ulaşan bir şey yok” sözlerini sarf etti.
“OYNADIĞI HER MEVKİDE EN İYİSİNİ YAPMAYA ÇALIŞIYOR”
Barış Alper Yılmaz’ın oynadığı her mevkide en iyisini yapmaya çalıştığını belirten Buruk, “Kaleye geç desek hiçbir şey demeden, ‘Yaparım hocam’ deyip kaleye geçecek. Oynadığı her mevkide en iyisini yapmaya çalışıyor. Bugün sağ bekte hücuma destek verdi. Gol de attı. İki kaleye de attı. Gol attıktan sonra da ‘İki kaleye de attın’ dedim. Barış’ı seyretseniz dışarıdan gelen biri olarak çok değerli oyuncu olduğunu, oynadığı mevikilerden değerin ne kadar arttığını daha net bir şekilde görebilirsiniz. Barış gibi Kaan Ayhan gibi farklı mevkiler oynayabilen oyuncular önemli” ifadelerini kullandı.
“DÜŞÜNCEMİZ ANTRENMANI GÖRÜP KARAR VERMEK”
Mauro Icardi ile ilgili karalarını yarın ve cumartesi gün yapılacak antrenmandan sonra vereceklerini ifade eden Okan Buruk, “Onunla ilgili net kararımızı vereceğiz. Orada birçok seçeneğimiz var. Icardi de onlardan biri. Cumartesi günü son antrenmanda karar vereceğiz. 2 gün durumlarını görmek için bizim ölçü olacak. Tam olarak düşüncemiz yarın ve cumartesi antrenmanı görüp karar vermek” dedi.
Okan Buruk, Halil Dervişoğlu hakkında ise şu ifadeleri kullandı:
“Milli bir oyuncu. Hollanda’dan İngiltere’ye transfer olmuş bir oyuncu. Oynadığı 3-4 maç üzerinden değerlendirmek tam tam olarak doğru olmayabilir. Halil’in yanında oynayan oyuncular da önemli. Hücum hattımız mükemmel oynamadı. Halil elinden geleni yapmaya çalıştı. Bunu Icardi için de söyledim. Ona ne kadar top geliyor, ne kadar pozisyona sokabiliyoruz santrforları önemli. Bugün penaltıdan attı ama bu moralini yükseltebilecek bir şey. Bakambu milli takımdan döndükten sonra yine hücum bölgesinde yarış başlayacak. Bu yarışta bütün oyuncularımızı kullanmaya çalışıyoruz. Halil antrenmanlarda bunları gösterebiliyor. Farklı bölgelerde oynaması bizim için kullanabileceğimiz biri olduğunu gösteriyor.”
“ÖNCELİĞİMİZ SOL BEK”
Transfer önceliklerinin sol bek olduğunu dile getiren Buruk, “Sol beke bir takviye yapacağız. Bu yerli de, yabancı da olabilir. İkisi de olabilir. İstediğimiz, görüştüğümüz ve düşündüğümüz oyuncular var. Diğer bölgeler için elimizden olan oyuncular var. Elimizden olan oyunculardan herhangi bir satış gerçekleşirse, kulübün de kasasına girecek bir para da önemli. İlk düşüncemiz maçları elimizdeki oyuncularla oynayabilmek. Önceliğimiz sol bek. İlk istediğim teknik adam olarak sol bek. Geçen sene de bunu yaşadık. Geçen seneki Zaniolo örneği gibi. Kadromuzu bir oyuncu katıyorsak bizi ileriye götürecek, katkı sağlayacak, önemli performans verecek bir oyuncu katmak istiyoruz. İyi oyuncular sahibiz. 9 tane yeni oyuncu geldi. Bunların hepsinden performans almaya çalışıyoruz. Bazılarından daha az verim aldık, bazılarından fazla verim aldık. Burada değişim de her zaman olabilir” şeklinde konuştu.
Buruk sözlerine şu ifadelerle nokta koydu:
“Çok yoğun bir tempo. Şampiyon olan takımlarımızın birçoğu bir sonraki sene başarısızlık yaşadı. Birçok oyuncumuz da takımımızın en önemli oyuncularından biri, Türkiye’nin çok sevdiği Icardi Beşiktaş maçı sonrasında birçok maçına iğne ile çıktı. Son 3 haftaya baktığımızda daha çok oyuncuya ihtiyacımız oldu. Bizim gibi 3 kulvarda oynayan takım için geniş kadro çok önemli. Burada kaliteli, çok iyi oyuncular aldık. Hatırlıyorum herkes, ‘Galatasaray, Premier Lig’e yakın bir kadro kurdu’ diye övgüler yağdırdı. Bu kadroyu en iyi halde yarıştırmaya çalışıyoruz. Çok fazla oyuncu, çok geniş kadroya çok ihtiyacımız olacak. Lig durmuyor, sadece martta bir ara var. Türkiye Kupası ve Avrupa ile birlikte hangi maç sayısını oynayacağımız da belli değil. Çok fazla oyuncu ile oynamak yönetmesi zor olsa da ihtiyaç da bu şekilde.”
MUSTAFA GÜRSEL: KENDİ OYUNUMUZU OYNAMAYA ÇALIŞTIK
Sözlerine Galatasaray’ı tebrik ederek başlayan Ümraniyespor Teknik Direkörü Mustafa Gürsel, “Biz kendi oyunumuzu oynayan, bunun için mücadele eden bir takımız. Kendi oyunumuzu oynamaya çalıştık. Galatasaray ile burada oynamak bizim için çok güzel duygu. Takımımın bu seviyede neler yapabileceğini gördük. Maçtan bunları almak önemliydi. Bu oyunumuzu geliştirerek lige yansıtmak önemli. Buradan alacağımızı aldık. Önümüzdeki lig maçlarına bakacağız. Galatasaray’ı tebrik ediyorum” dedi.
“HİÇ BEKLENTİM YOK”
Transfer yasağıyla ilgili de konuşan Gürsel, “Şu anda kalkacak gibi görünmüyor. Büyük bir sorun değil aslında ortadaki. Çoğu takımın içinde bulunduğu durum gibi birkaç dosya var. Büyük meblağlar değil. Altından kalkabilecek bir durum. Bizim de elimizde değerli oyuncular var. Onları geliştirip, hedeften şaşmadan hedefe gitmek. O taraf açılırsa ondan sonra düşünürüz. Ben açılmayacak gibi bakıyorum. Hiç beklentim yok” diyerek sözlerini noktaladı.
]]>
Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, Ziraat Türkiye Kupası’nın önemli ve değerli bir kupa olduğunu belirterek, kazanmak istediklerini söyledi. Buruk, transferde de önceliğinin sol bek olduğunu ifade etti.
Ziraat Türkiye Kupası 5. Turu maçında Galatasaray evinde mücadele ettiği Ümraniyespor’u 4-1 mağlup etti ve son 16 turuna kaldı. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, “Türkiye Kupası bizim için önemli ve değerli bir kupa. En çok kazanan takımız. Hedefimizi tekrar kupayı kazanmak. Erken şanssız gol yedik. Devamında reaksiyon gösterdik. İkinci yarının başından oynadığımız, çok fazla pozisyona girdik. Güzel bir galibiyet oldu. Karşımızda futbol oynamaya çalışan, iyi bir takım vardı. Bu anlamda Ümraniyespor’u ve Mustafa Hocayı kutlarım. Bu maçta deneme şansları oluyor, bunları denedik. Olumlu oldu. Dakikaları doğru dağıttık. Maç onunda turu geçmek, oyunu istediğimiz götürmek ve sakatlıksız bir maç oldu. Bu anlamda mutluyuz. Davinson uzun bir aradan sonra oynadı. Planlamamız da bu şekildeydi. Icardi de döndü. Bu sabah ilk antrenmana çıktı. Sergio Oliveira sakat olarak takımımızda devam ediyor. 2-3 hafta sonra saha çalışmalarına başlamasını düşünüyoruz. Eksiğimiz milli takımdaki 2 oyuncumuz var. Bu süreçte genç oyuncularımız olumlu sinyal verdi. Hepsini oynatamadık. Oynattığımız oyuncular da ellerinden geleni yaptı” diye konuştu.
Kolombiyalı savunma oyuncusu Davinson Sanchez ile ilgili programlarının bu şekilde olduğunu ifade eden Buruk, “Onunla ilgi de bilgi kirliği vardı. Düşündüğümüz gibi 30 dakika oynadı. Oynayabilecek düzeyde. Artık hazır durumda. Onu değerlendireceğiz” şeklinde konuştu.
“Eyüp Aydın’ın ilk uzun maçı olmasına rağmen beklentim olumlu”
Maça 11’de başlayan genç futbolcu Eyüp Aydın’ın performansının iyi olduğunu belirten sarı-kırmızılıların teknik direktörü, “İlk defa oynadı, oynadığı küçük dakikaları dışında. Mevki olarak daha orta sahada ikili oynayan, 8 gibi oynayan bir oyuncu. İkili orta saha oynamaya alışık bir oyuncu. Biz onu forvet arkasında kullandık. Genel olarak ilk uzun maçı olmasına rağmen beklentim olumlu. O bölgede çok fazla oyuncumuz var. Hepsinin iyi durumda olması, orta saha rotasyonunda daha az sürelerde verebiliyor. Berkan’ın, Kerem’in, Ndombele’nin performansı orta sahadaki oyuncularımızın gücünü gösteriyor. Bugün Kaan’ı kullanmadık. Ufak ağrıları var. Kaan’ı da hiç kullanmadık. Genel olarak bizim için iyi bir karşılaşma oldu. İstediklerimize ulaştık” ifadelerini kullandı.
Danimarkalı futbol Victor Nelsson’a teklif gelip, gelmediğinin sorulması üzerine Okan Buruk, “Teklif geldi, gelmedi mi bilgim yok. Bu tür haberler çıkabiliyor. Abdülkerim, Milan’a haberi çıktı. Victor, Napoli haberi çıktı. Bunlar iyi ve değerli oyuncular. İyi oynuyorlar. Avrupa’da piyasası olan oyuncular. Bu teklifler olabilir, düşünceler olabilir. Bana ulaşan bir şey yok” diye cevap verdi.
“Barış Alper’e kaleye geç dedim, ‘Yaparım hocam’ deyip kaleye geçer”
Barış Alper Yılmaz’ın sağ bekte oynaması için ise Buruk, şunları söyledi:
“Gerçekten bu anlamda şanslıyım. Kaleye geç desek hiçbir şey demeden, ‘Yaparım hocam’ deyip kaleye geçecek. Oynadığı her mevkide en iyisini yapmaya çalışıyor. Bugün sağ bekte hücuma destek verdi. Gol de attı. İki kaleye de attı. Gol attıktan sonra da ‘İki kaleye de attın’ dedim. Barış’ı seyretseniz dışarıdan gelen biri olarak çok değerli oyuncu olduğunu, oynadığı mevikilerden değerin ne kadar arttığını daha net bir şekilde görebilirsiniz. Barış gibi Kaan Ayhan gibi farklı mevkiler oynayabilen oyuncular önemli.”
Arjantinli futbolcu Mauro Icardi’nin bugün ilk antrenmanına çıktığını ifade eden Okan Buruk, “Onunla ilgili net kararımızı vereceğiz. Orada birçok seçeneğimiz var. Icardi’de onlardan biri. Cumartesi günü son antrenmanda karar vereceğiz. 2 günde durumlarını görmek için bizim ölçü olacak. Tam olarak düşüncemiz yarın ve cumartesi antrenmanı görüp karar vermek” açıklamasında bulundu.
“Halil’i 3-4 maç üzerinden değerlendirmek tam tam olarak doğru olmayabilir”
Halil Dervişoğlu’nun önemli ve değerli bir oyuncu olduğunu belirten sarı-kırmızılıların teknik direktörü, “Milli bir oyuncu. Hollanda’dan İngiltere’ye transfer olmuş bir oyuncu. Oynadığı 3-4 maç üzerinden değerlendirmek tam tam olarak doğru olmayabilir. Halil’in yanında oynayan oyuncular da önemli. Hücum hattımız mükemmel oynamadı. Halil elinden geleni yapmaya çalıştı. Bunu Icardi için de söyledim. Ona ne kadar top geliyor, ne kadar pozisyona sokabiliyoruz santrforları önemli. Bugün penaltıdan attı ama bu moralini yükseltebilecek bir şey. Bakambu milli takımda. Döndükten sonra yine hücum bölgesinde yarış başlayacak. Bu yarışta bütün oyuncularımızı kullanmaya çalışıyoruz. Halil antrenmanlarda bunları gösterebiliyor. Farklı bölgelerde oynaması bizim için kullanabileceğimiz biri olduğunu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Transferde ilk istediğim sol bek”
Transferlerle ilgili de konuşan Buruk, “Sol beke bir takviye yapacağız. Bu yerli de, yabancı da olabilir. İkisi de olabilir. İstediğimiz, görüştüğümüz ve düşündüğümüz oyuncular var. Diğer bölgeler için elimizden olan oyuncular var. Elimizden olan oyunculardan herhangi bir satış gerçekleşirse, kulübün de kasasına girecek bir para da önemli. İlk düşüncemiz maçları elimizdeki oyuncularla oynayabilmek. Önceliğimiz sol bek. İlk istediğim teknik adam olarak sol bek. Geçen sene de bunu yaşadık. Geçen seneki Zaniolo örneği gibi. Kadromuzu bir oyuncu katıyorsak bizi ileriye götürecek, katkı sağlayacak, önemli performans verecek bir oyuncu katmak istiyoruz. İyi oyuncular sahibiz. 9 tane yeni oyuncu geldi. Bunların hepsinden performans almaya çalışıyoruz. Bazılarından daha az verim aldık, bazılarından fazla verim aldık. Burada değişim de her zaman olabilir” ifadelerini kullandı.
“Bizim gibi 3 kulvarda oynayan takım için geniş kadro çok önemli”
Geniş kadronun önemli olduğunu vurgulayan Okan Buruk, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sakatlık oldu. Çok yoğun bir tempo. Şampiyon olan takımlarımızın birçoğu bir sonraki sene başarısızlık yaşadı. Birçok oyuncumuz da takımımızın en önemli oyuncularından biri, Türkiye’nin çok sevdiği Icardi Beşiktaş maçı sonrasında birçok maçına iğne ile çıktı. Son 3 haftaya baktığımızda daha çok oyuncuya ihtiyacımız oldu. Bizim gibi 3 kulvarda oynayan takım için geniş kadro çok önemli. Burada kaliteli, çok iyi oyuncular aldık. Hatırlıyorum herkes, ‘Galatasaray, Premier Lig’e yakın bir kadro kurdu’ diye övgüler yağdırdı. Bu kadroyu en iyi halde yarıştırmaya çalışıyoruz. Çok fazla oyuncu, çok geniş kadroya çok ihtiyacımız olacak. Lig durmuyor, sadece martta bir ara var. Türkiye Kupası ve Avrupa ile birlikte hangi maç sayısını oynayacağımız da belli değil. Çok fazla oyuncu ile oynamak yönetmesi zor olsa da ihtiyaç da bu şekilde.” – İSTANBUL
]]>
Pandemiden sonra dünyada her sektörde büyük dönüşüm yaşandı. Dünya ekonomisinin büyümesine yüzde 40 etki eden Çin’e karşı batı Hindistan ve Vietnam’ı koz olarak kullanıyor. Qlux Ideas Genel Müdürü Burak Onder, yeni yılda birçok belirsizliğin olmasına rağmen ihracatta en kötünün geride kaldığını ve bu yıl bir büyümenin beklendiğini belirterek, “Pandemi sonrası her sektörde büyük dönüşüm yaşandı. İhracatta yol haritaları dönüşüme göre planlandı. Türkiye’nin 2024 ihracatında Avrupa’nın, Orta Asya’nın, Orta Doğu’nun ve Kuzey Afrika’nın daha belirleyici olacağını düşünüyorum” dedi.
Önder, “Dünyadaki dönüşümü her yerde görüyoruz, e-ticarette pandemi sonrası oran yüzde 20’leri aştı. 3-4 yıl için çok büyük bir büyüme. Bu dönüşümü üretimde de görüyoruz. Daha az elektrik tüketen makineler görmeye başladık” dedi.
Enflasyonun zirveden düşüşe geçtiğini ifade eden Önder, ” Uzak Doğu’nun özellikle Asya Kıtası’nın dünya büyümesinde 2024’te de belirleyici rol oynayacağını küresel raporlardan görüyoruz. Asya çok önemli. Çin şu anda dünya ekonomisinin büyümesine yüzde 40 etki ediyor. Çin, daha önceleri batı için ideolojik rakipti. Sonra ekonomik rakip oldu, sonra teknolojik rakip oldu şimdi de politik rakip oluyor. Çin, ABD’nin daha güçlü olduğu bölgelerde son 2-3 yıldır çok önemli çalışmalar yaptı. Çin’in etkin olmaya başladığı bölgeler ana pazarlarımız olduğu için bizim için de çok önemli. Orta Doğu, Avrupa, Afrika’nın kuzeyi bizim ana pazarlar. ABD’nin çok etkili olduğu Orta Doğu coğrafyasında Çin’in her geçen gün hegemonyasını arttırdığını görüyoruz. Çin, Batı’nın “İnsan hakları, demokrasi” gibi yöntemlerinden farklı olarak ticareti ön plana çıkarıyor. Çin’in bu yöntemi daha olumlu bir etki oluşturduğu için özellikle Orta Doğu’da güçleniyor. Çin, bu yıl Orta Asya’daki 5 devlet başkanıyla beraber bir zirve yaptı ve buradaki boşluğu değerlendirmeye çalışıyor. Yuan’ın son zamanlarda güçlenmesiyle Çin, kendi yerel parasıyla ticaret yaparak dünya ekonomisinde her geçen gün ağırlığını arttırıyor. Batı Hindistan ve Vietnam’ı Çin’e karşı koz olarak kullanıyor. Batı Asya’da denge politikası yapmaya çalışıyor. Hindistan’a destek vermeye çalışıyor. Batı bu süreçte Çin’le uğraştı, Hindistan’ı destekledi, diğer taraftan Ukrayna- Rusya savaşı oldu. Burada Hindistan çok güzel bir denge politikası izledi. Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşından çok etkilendi. Bu işte en zararlı çıkan Almanya bizim için önemli ve iyi takip edilmesi gereken bir ülke. Çünkü bizim her türlü en iyi ticaret ilişkimizin olduğu, en çok vatandaşımızın yaşadığı ülke. Ama Almanya, 2024 içinde gelişmiş ülkelerden negatif büyüyecek tek ülke. Avrupa’nın diğer ülkelerinde az da olsa bir büyüme sağlanacak. Türkiye için ise bu zamanlarda yakın coğrafyayla olan ticari münasebetler uzak pazarlara göre daha önemli bir hal alacak. Yani yakın pazarlar ihracat stratejimizde daha önemli bir hale geliyor. 2024’te de bunu göreceğiz. Bu yıl içinde 70 ülkede seçim olacağının bilgisini paylaşan Önder, “Bizim açımızdan, dünya ihracat açısından önemli bir yıl olacak. Dünyada paradoksal bir durum söz konusu. Bir yandan serbest ticaret anlaşmaları ve bölgesel birlikler, uluslararası koridorlar; diğer yandan korumacılık ve tarife dışı engeller var. Korumacılık artıyor, korumacılık arttıkça zamanla çevre ülkelerle ticaret daha önemli bir hal alıyor. Türkiye’de seçimlerden sonra her ne kadar faizler artsa da ekonomik bir güven ortamı ve pozitif ibareler var. Türkiye’nin önünde bir seçim var onu göreceğiz. Ama sonuç olarak PMI endekslerimiz, ihracat iklim endeksimiz 6 aydır düşüyor. İhracat pazarlarında enflasyon geriledi. Artık batıda enflasyonun tezahürü de farklı oluyor” dedi. değerlendirmesinde bulundu.
Önümüzdeki süreçte dünya ile ilgili bir tahmin yapmanın zor olduğunu belirten Önder, “Büyük belirsizlikler var. Rusya-Ukrayna savaşı ne olacak, İsrail-Hamas gerginliği ne olacak, Uzak Doğu’da Çin-Vietnam gerginliği nasıl bir hal alacak. Özellikle gelişmiş ülkelerin enflasyonunda bir gerileme var. Bu bir şekilde faizi etkileyecektir. Çünkü onlar için de ekonomik büyüme önemli. Bu ülkelerin özellikle Asya’da, Avrupa’da savunma harcamalarını arttırmaya çalıştıkları bir yıl oluyor. Çünkü bu siyasi belirsizliklerden, savaşlardan dolayı Avrupa gayrisafi milli hasılasının (GSMH) yüzde 3’ünü artık savunma sanayisine veriyor. Korumacılık dünyada arttı. Türkiye’nin 2024 ihracatında Avrupa’nın, Orta Asya’nın, Orta Doğu’nun ve Kuzey Afrika’nın daha belirleyici olacağını düşünüyorum. İhracat 2024 için çok önemli ve bu yıl ihracatta bir büyümenin olacağını düşünüyorum. İhracatın geçen yıldan daha iyi olacağını ve en kötünün geride kaldığını ama birçok belirsizliğin olduğunu söyleyebilirim” dedi. – İSTANBUL
]]>