İstanbul’da silahlı dehşet kamerada: Yengesinin evine kurşun yağdırdı
Kağıthane’de bir kadının evi, eski eşiyle oğlu arasındaki küfür meselesi yüzünden görümcesinin çocukları tarafından kurşunlandı
Evine 8 kurşun isabet eden kadın ve çocukları dehşeti yaşadı
Evdekiler yara almadan kurtulurken polis, saldırgan iki kardeşi yakaladı
İSTANBUL – Kağıthane’de bir kadının evi, eski eşiyle oğlu arasındaki küfür meselesi yüzünden görümcesinin çocukları tarafından kurşunlandı. Saldırı anı kameralara yansırken, evine 8 kurşun isabet eden kadın ve çocukları yara almadan kurtuldu. Kağıthane Devriye Ekipler Amirliği polisleri saldırgan iki kardeşi yakalarken, olayda kullanılan tabanca ise 14 yaşındaki çocuğun üzerinden çıktı.
Olay, geçtiğimiz Salı günü saat 06.30 sıralarında Kağıthane Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre yaklaşık 2.5 yıl önce şiddetli geçimsizlik yüzünden eşinden ayrılan 4 çocuk annesi Yasemin Uzunsoy çocuklarıyla yaşamaya başladı. İddiaya göre bir süre önce Uzunsoy’un oğlu, babasını arayarak “annem hakkında küfürlü konuşma” diye uyardı.
Evde uyurken dehşeti yaşadılar
Baba ve oğul arasında yaşanan tartışma sonrasında Uzunsoy’un eski görümceleri iddiaya göre onu tehdit etmeye başladı. Tehditler ve tartışmalar sürerken olay günü sabah saatlerinde çocuklarıyla uyuyan Yasemin Uzunsoy’un evine ateş açıldı. Büyük bir korkuyla uyuyan ve neye uğradığını şaşıran kadın dışarıya baktı. Sokaktaki bir kişinin söylemesi üzerine mutfağa geçen kadın, camı 8 kurşunun delip geçtiğini gördü. Saldırı anı ise kameralara anbean yansıdı.
“Silah sesleri duyduk, büyük kızım kendini yere attı”
Olayla ilgili konuşan Yasemin Uzunsoy, “Sabah uyuyorduk. Su içmek için mutfağa gittim. Tam ışığı kapattım, yatacakken silah sesleri duyduk. Benim büyük kızım kendini yere attı. Ondan sonra tam cama çıktım, ‘ne oluyor’ dedim. Yoldan geçen çocuk, ‘abla sizin eve sıktılar’ dedi. Cama açtım, hiçbir şey yok. Arka odanın camına baktım orada da yoktu. Mutfağa bakayım dedim, bir baktım berbat halde. Toplamda 8 el sıkmışlar. Sonra polisi aradık. Acil gelin evimize silahlı saldırı oldu dedik. Geldiler ifademi aldılar. Şikayetçi misin dediler, şikayetçi olduk. Ondan sonra polisler kim bunlar deyince, eski eşimin yani görümcemin çocukları dedim. Çünkü hep tehdit ediliyordum” dedi.
“Çocuklarım korkudan okula gidemiyor”
Uzunsoy, “Bunun sebebi de oğlumla babasının tartışmasıydı. Kısacası oğlum babasına, ‘annemle düzgün konuş’ demesi o kadar. Babası da korkuyor, kız kardeşinin oğluna söylüyor. Olay bundan ibaret. Saldırganlar yakalandı diye biliyorum. Adliyeye gittim, çocuklarıma koruma kararı aldıracağım. Sonra karakola gittim, gözaltına alındıklarını ve adliyeye sevk edildiklerini öğrendim. Tehditler aldık. Kızımın namusuna çok dil uzatıldı. Küçük kızıma da çok küfürler edildi. Kız kardeşleri ve görümcem bana karşı ‘sizi öldüreceğiz, vurduracağız. Evinizde rahat uyuyacağınızı mı sanıyorsunuz’ dediler ve dediklerini de yaptılar. Evimize 8 el kurşun sıktılar. 2.5 sene önce boşandım. Öncelerde hiçbir şey yoktu, bu olay yeni oldu. Tamamen oğlumun babasına ‘annemin hakkında neden böyle konuşuyorsun’ tartışması yaşamasıdır. Hakkımda neden böyle konuştuğunu bilmiyorum. Sürekli olarak ona ‘benim namusuma dil uzatma’ diyorum. Ben namusumu koruyorum, namussuz bir kişi de değilim. Kendileri de çok iyi biliyorlar. Neden bana iftira attığını bilmiyorum. Başıma ilk kez böyle bir şey geldi ve çocuklarım korkudan okula gidemiyor” ifadelerini kullandı.
Kağıthane polisi kıskıvrak yakaladı
Olayın ardından kadının ihbarı üzerine olay yerine polis ekibi sevk edildi. Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışması sonrasında polis ekipleri, kadının ifadesini alarak çevredeki güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan incelemede sonucunda evin önüne gelen bir araçtan ateş açıldığı tespit edildi. Olayla ilgili çalışma başlatan Kağıthane Devriye Ekipler Amirliği polisleri, saldırganların Ö.Ç.ve ağabeyi Hüseyin Ç. olduğu belirlendi.
14 yaşındaki çocukta tabanca bulundu
Devam eden çalışmalar iki kardeş, Çağlayan’da kıskıvrak yakalandı. 14 yaşındaki çocuğun üst aramasında olayda kullandığı tabanca ele geçirildi. Gözaltına alınarak emniyete götürülen iki saldırganın ifadeleri alınarak adli işlemleri yapıldı. “Mala zarar verme” suçundan adliyeye sevk edilen iki kardeş, adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
]]>
Adana’da 25 yaşındaki Muhammet Akan, bir yıldır kayıp olarak aranırken, ailesi kan donduran iddia ortaya attı. Aile, evlatlarının tekstil işi yaptığını ve borcu olduğunu, borcuna karşılık komşuları tarafından kaçırılıp öldürüldüğünü öne sürdü. Acılı anne, “Oğlum yaşıyorsa bulunsun, yok öldüyse de bir mezarı olsun” diyerek ağladı.
Merkez Seyhan ilçesine bağlı Dağlıoğlu Mahallesi’nde yaşayan 25 yaşındaki Muhammet Akan, yaklaşık 2 sene önce arkadaşı A.B. (27) ile Reşatbey Mahallesi’nde giyim mağazası açtı. İddiaya göre, işlerin bir süre sonra kötü gitmesi üzerine A.B., tefeciden para aldı ve Muhammet Akan’ı borçlandırdı ancak Akan, borçları ödeyemedi.
Askere giderken kaçırıldı
2022 yılının Aralık ayında Muhammet Akan için ailesi asker kınası düzenledi ve genç askere gönderildi. Aile 20 gün evlatlarıyla askerdeymiş gibi konuşurken 20 gün sonra A.B., Akan’ın ailesini arayıp, ‘Oğlunuz benim yanımda. Bana borcu var. Borcunu ödemeniz karşılığında onu bırakırım’ dedi. Çaresiz baba İsmail (55) ise evladını serbest bırakması karşılığında A.B.’ye 500 bin lira para verdi.
Oğlu geldi, hiçbir şey anlatmadı
Ocak ayında ise Muhammet Akan serbest bırakıldı, geri eve döndü ancak hiçbir şey anlatmadı. Akan, sosyal medya üzerinden kıyafet satarak yeniden çalışmaya başladı.
8 Şubat’ta ortadan kayboldu
8 Şubat 2023 tarihinde ise Muhammet Akan, sabah saatlerinde ‘işe gidiyorum’ diyerek evden çıktı. Akşam saatlerinde ise karşı komşu M.Ç. (25), Akan’ın ortağı A.B. ve aileleri eve gelip, ‘Oğlunuz ortadan kayboldu. Bize 4 milyon lira borcu var. Tefeciden onun adına biz para çektik’ dedi. Aile ise evlatlarını her yerde aradı ancak bulamayınca polise gidip başvurdu.
3 Temmuz’da ortaya çıktı
3 Temmuz’da polis ekipleri aileyi arayıp ‘Oğlunuz şu anda Adana Adliyesi’nde ifade veriyor’ deyince İsmail ve Emine Akan çifti hemen adliyeye gitti ve evlatlarını buldu. Acılı anne ve babanın bütün ısrarlarına rağmen Muhammet Akan eve dönmeyi kabul etmeyip, “Borcum var. Antalya’da kalıyorum 1-2 ay sonra geleceğim. Aralık ayında bedelli askerliğim var. Oraya gideceğim” dedi.
7 aydır hiç haber alınamadı
Acılı aile evlatlarını bırakıp eve dönerken, Muhammet Akan birkaç kez ailesini aradı. En son Temmuz ayında alacaklılar tekrar eve gelip aileye, “Muhammet borcunu ödemezse senin engelli evladını, Muhammet’i ve sizi öldüreceğiz” tehdidinde bulundu. Muhammet Akan ise o günden sonra ailesini hiç aramadı ve Aralık ayında gitmesi gereken bedelli askerliğe de gitmediği ortaya çıktı.
Polis ekiplerine de durumu anlatan aile, polis ekipleriyle birlikte her yerde evlatlarını arıyor.
“Onu çok özledim”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan anne Emine Akan, “Benim oğlum öldürüldüyse bir mezarı olsun. Gidip toprağıyla avunayım. Onu çok özledim. Hayatından endişe ediyorum. Oğlum bize çok düşkündü ama aylardır haber alamıyoruz. En son Temmuz ayında gördüm. Eve gelsin diye yalvardım ama gelmedi” diyerek gözyaşlarını tutamadı.
“Oğluma her şeyi yapmış olabilirler”
Baba İsmail Akan ise evladının hayatından endişe duyduğunu belirterek, “Oğlum öldürüldüyse mezarı ya da hapisteyse bilelim. Ne olduğunu bilelim, belirsizlik içinde yaşamak istemiyoruz. Alacaklılar tehdit ettiler. Biz korktuk ama bu kadar uzayacağını bilmedik. Oğlumuz gelsin, çalışsın borcu varsa ödesin dedik. Bizim oğlumuzun niye borcu var. Herkes gelip ‘oğlun günde 15 bin lira para kazanıyor’ diyorlardı. Ne oldu o para biz bilmiyoruz. Bu borç niye azalmıyor. Oğlumun hayatından endişe ediyoruz. Oğluma her şeyi yapmış olabilirler” ifadelerini kullandı.
“Oğlumun hayatından endişe duyuyorum”
Oğlunun askere giderken kaçırıldığını da anlatan Akan, “Bu A.B., benim oğlumun asker kınasına geldi, eğlendi sonra da otobüsün önünü kesip oğlumu kaçırdı. 20 gün boyunca biz oğlumuzla asker diye konuşuyorduk. En son oğlumun kaçırıldığını öğrendim. Ben borçların bir kısmını ödedim, oğlumu geri aldım ama benim ödediklerim çok ufak bir kısmıymış. Ben 500 bin lira ödedim ama şu anda 4 milyon lira borç var diyorlar. Benim oğlum bedelli askerliğe de gitmedi. İnsan ateşin içinde olsa dahi gidip askerliğini yapar. Ben oğlumun hayatından endişe duyuyorum” dedi.
Öte yandan, alacaklıların eve geldiği anlar da güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. – ADANA
]]>
Babadan oğula giden kalaycılık mesleği
GAZİANTEP – Gaziantep’te 50 yıllık kalaycı ustası Seyit Ahmet Ayata, bakır mesleğinin gelecek nesillere aktarılması için oğlu Halil İbrahim’e kalaycılık kültürünü öğretiyor.
Kalaycılık mesleğine 13 yaşında başlayan Ayata, Gaziantep’in tarihi Bakırcılar Çarşısı’nda bir dükkanda çalışmaya başladı. Ustasından öğrendiği kalaycılık sanatını geliştiren Ayata, 50 yıldır bakırcılık mesleğini yaşatıyor. Bakır eşyaların kalaylanması, tamiri ve yenilenmesi işlerini yapan Ayata, müşterilerinden gelen siparişleri de yapıyor.
Ayata, oğlu Halil İbrahim’e de küçük yaşta yanına alarak kalaycılık mesleğine başlattı. Oğluna hem mesleği hem de kültürü öğrettiğini belirterek, “Bu meslek çok zor, çok emek istiyor. Ama oğlum bu işi seviyor, ben de ona her şeyi öğretiyorum. İnşallah oğlum da bu mesleği devam ettirir” dedi.
“13 yaşından beri bu işin içindeyim”
Bakır hakkında birçok bilgi veren Ayata, “13 yaşından beri bu işin içindeyim. 50 yıldan beri bu işi yapıyorum. Bakırcılık sağlık açısından çok önemli bir meslektir. Hangi yemeği yaparsan yap çok lezzetli olur. Ama bakırın ince olmaması gerekiyor. Bakır ince olursa bir işe yaramaz. Bakırı kalın olursa kalayda güzel tutar. Daha uzun ömürlü olur. Bakırda pişirilen yemek hem lezzetli olur. Önceden bakır kullanılırdı. O yüzden de hastalılar bu kadar yaygın değildi. Ama şu an hastalıklar çok fazla. Bakırda pişmeyen yemek maalesef ki lezzetli olmaz. Peygamber efendimizde bakırda yemek pişirin demiş. Fakat şimdi yapan yok. Adam yetişmiyor. Benim bakırcı arkadaşlarım vefat etti. Onların yerine geçen hiç kimse olmadı” ifadelerini kullandı.
“Meslek öğrenmek için gelen kimse yok”
Bakırcılık mesleğini gelecek nesillere aktarmak istediğini fakat yetiştirecek eleman bulamadığına söyleyen Ayata, “Oğluma bu işi yapma başka iş yap dedim. Fakat oğlum bu işi yapmak istedi. Onun haricinde meslek öğrenmek için gelen kimse yok. Önceden aileler bize yetiştirmemiz için çırak gönderirdi. Fakat şimdi hiç gelen ve öğrenmek isteyen hiç kimse yok. 18 yaşında çocuğu yanına aldığında iş öğretmek istediğinde veya ondan bir şey istediğimde bana ters davranıyor. Bu sebepten dolayı bu meslek ölüyor” ifadelerine yer verdi.
“Amerika’dan öğrenmek isteyenler var”
Yurt dışından bakırcılık mesleğini öğrenmeye meraklı çok fazla kişinin olduğuna değinen Ayata, “Amerika’dan öğrenmek isteyenler var. Ama Türkiye’den öğrenmek isteyen hiç kimse yok. Hatta Amerika’dan gelip burada ders alıyorlar. Yurt dışından bu mesleğe merak çok fazla oluyor. Bana göre bu mesleğe bu kültüre Türkiye’nin önem vermesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
“Bu mesleği severek yapıyorum”
Babasının mesleğini gelecek nesillere aktarmak istediğini söyleyen Halil İbrahim Ayata, “8 yaşından beri babamla bu işi yapıyoruz. Bu mesleği severek yapıyorum. Sonu biraz kötüye gidiyor. Elaman sıkıntısı olduğundan dolayı fakat biz yine de devam ettireceğiz. Mesleğin tüm dallarını ele almış durumdayım. Ben mesleğin eğitimini de alıyorum. Hem okuyorum hem de çalışıyorum. Bu yaptığımız işlemeler çalıştığımız ürüne göre süresi değişiyor. Sıralı bir şekilde yapıyoruz. Babamdan sonra bana geliyor. Burada nakış yapıyorum. Daha sonra da boyasını, zımparasını ve kalayını yapıyoruz. Kalaydan çıktıktan sonra son rötuşları yapıp hazır hale getiriyoruz” diye konuştu.
]]>
Esenyurt’ta, tekel bayisinde 2 kişinin öldüğü, 1 kişinin yaralandığı silahlı kavgaya ilişkin 4’ü tutuklu 10 sanığa açılan davanın ilk duruşması görüldü.
Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya sanıklar Tarık Özer, Azat Özer, Servet Özer ve Murat Özer tutuklu bulundukları cezaevinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.
Tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Ercan Topçu ve Hüsamettin Ahmetoğlu, müştekiler Cantürk Erzen, Solmaz Erzen ve Yusuf Erzen, mağdurlar Huriye Bayındır ve Mustafa Bayındır ile tarafların avukatları duruşma salonunda hazır bulundu.
Savunması alınan tutuklu sanık Tarık Özer, müşteki Cantürk Erzen’i 2015’ten beri tanıdığını, hem arkadaş olduklarını hem de ticari ilişkilerinin bulunduğunu söyledi.
Erzen’in kendisinden inşaat demiri aldığını, karşılığında iki çek verdiğini anlatan Özer, Erzen’in çeklerinden birini ödemediğini, aradığında ise telefona bakmadığını ileri sürdü.
Avukatı aracılığıyla Erzen’e ödeme emri gönderdiğini söyleyen Özer, bunun üzerine Erzen’in WhatsApp durumunda kendisine yönelik küfür ve hakaret içeren paylaşımda bulunduğunu belirtti.
Cantürk Erzen’in tekel bayisine konuşmak ve küfürlü paylaşımını kaldırmasını istemek için gittiklerini savunan Tarık Özer, bayide Erzen’in oğlu Yunus Emre Erzen’i bulduklarını, onun da kendilerine saygısızca davrandığını ileri sürdü.
Konuşma sırasında elinin Yunus Emre Erzen’in belindeki silaha çarptığını, silah sesi duyması üzerine de ateş ettiğini savunan Özer, “Kimseyi öldürme kastım yoktu. Sadece kendimi savundum. Olay bir anda, kendiliğinden gelişti. Oğlumun ve kardeşimin yaralandığını, öldüğünü düşündüm. Yunus Emre Erzen’i ayaklarından yaralamak istedim, silahı bıraksın diye. Silahı bırakmayınca tekrar bacaklarına ateş ettim.” diye konuştu.
Diğer maktul Batuhan Bayındır’a karşı bir eylemi olmadığını öne süren Özer, Bayındır’ın yere düşünce Yunus Emre Erzen’in silahından çıkan kurşunla vurulmuş olabileceğini iddia etti.
“Şişe ile vurdum, elim parçalandı”
Tutuklu sanık sanık Murat Özer ise Cantürk Erzen’i 2009’dan beri tanıdığını ve bazı ticari ilişkilerinde ona referans olduğunu söyledi.
Murat Özer, Cantürk Erzen’nin abisi Tarık Özer’e verdiği 1 milyon 300 bin liralık çekten birini ödemediğini, Erzen ile abisinden daha eski bir samimiyeti olduğu için, arayı bulmak maksadıyla tekel bayisine gittiğini savunan Özer, “Biz orada sadece konuşacak, küfürlü paylaşımını kaldırtıp anlaşacağız diye düşüyorduk.” dedi.
Üç yıldan beri ruhsatlı silah taşıdığını bildiren Murat Özer, şu ifadeleri kullandı:
“Öldürecek olsam şişeden medet ummazdım. Orada tesadüfen ele geçirdiğim şişe ile vurdum. Elim parçalandı. Hastane raporunda var. İki mermi ayağıma geldi. Yunus Emre Erzen’in 4-5 kez arka arkaya ateş ettiğini hatırlıyorum. Abim Tarık Özer’in ateş edip etmediğini bilmiyorum. Kendisinin 200-300 milyon ciroluk şirketi var. İstese ruhsatlı silah alırdı. Bu olaydan dolayı çok pişman olduğumu belirtmek istiyorum. Ölenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Keşke yaşanmasaydı, ayağım kırılsaydı, keşke Cantürk Erzen küfretmeseydi. Abim ateş etmeseydi Yunus Emre Erzen, beni de abimi de abimin oğlunu da hepimizi öldürecekti.”
“Önce telefonla, sonra silahın dipçik kısmıyla vurdum”
Tutuklu sanık Azat Özer de olay günü nereye ne amaçla gittiğini bilmediğini savundu.
Konuşma sırasında Yunus Emre Erzen’in sürekli silaha baktığını dile getiren Özer, “Olay sırasında Yunus Emre Erzen’in kafasına kesinlikle vurmadım. Yaralamak için değil, amcamı korumak için önce telefonla, sonra silahın dipçik kısmıyla vurdum. Daha sonra önüme şarjörsüz bir silah düştü. Yanıma aldım, arabada şarjörü olmadığını fark ettim. Silahı yolda camdan fırlattım.” şeklinde konuştu.
Tutuklu sanık Servet Özer de ölenlere Allah’tan rahmet diledikten sonra, Cantürk Erzen’i 15 yıldır tanıdığını, taraflar arasında barış sağlamak için çabaladığını ifade etti.
Servet Özer, “Üstümde şort vardı. Ağzımda sigarayla onları izledim. Meseleyi de bilmiyordum. Aralarında itiş-kakış olmasına rağmen o tarafa geçmedim. Silah patlayınca o tarafa geçtim. Her iki tarafa da engel olmaya çalıştım.” şeklinde savunma yaptı.
Tutuksuz sanıkların savunmaları
Tutuksuz sanık Adem Kılıç, iki tarafı da 20 yıla yakındır tanıdığını ve bölgede esnaf olduğunu belirterek, “Olay olup bittikten sonra başka olay olmasın diye ve başsağlığı için uğradım. Kesinlikle suçluyu kayırmam söz konusu değil. Ben de mağdur oldum. Yurt dışına çıkış yasağımın kaldırılmasını ve beraatimi istiyorum.” dedi.
Tutuksuz sanık Ercan Topçu da Adem Kılıç gibi esnaf olduğunu ve olayla ilgisi bulunmadığını belirterek, yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını ve beraatine karar verilmesini talep etti.
Sanık Azat Özer’i saklamakla suçlanan tutuksuz sanık Hüsamettin Ahmetoğlu da Tarık ve Nimetullah Özer ile yaklaşık 7 ay önce tanıştığını ve bu kişilerden inşaat demiri aldığını, olayı ertesi gün televizyondan öğrendiğini söyledi.
Savunmaların ardından mahkeme başkanı, sanıkların daha önceki sabıka kayıtlarını ve olayda ele geçirilen silahlara ilişkin balistik inceleme raporlarını okudu.
Çocuğu öldürülen aile şikayetçi olmadı
Daha sonra mağdur ve müştekilerin ifadelerinin alınmasına geçildi.
Olayda ölen Batuhan Bayındır’ın annesi Huriye Bayındır, “Benim oğlumdan ne istediniz? Olayla alakası yoktu. 7 aydır ne çektiğimi kimse bilmiyor. Ben bir anneyim. Ellerini vicdanlarına koysunlar. Nasıl bir insan, oğlunu katliama götürür? Bunlara cevap versinler.” diye konuştu.
Şikayetçi olup olmadığı sorusuna Huriye Bayındır, “Devlete bırakıyorum.” şeklinde cevap verdi.
Maktul Batuhan Bayındır’ın babası Mustafa Bayındır ise “Oğlumun ölüm sebebi, tesadüfen orada olması. Karşı tarafı tanımıyoruz. Biz büyüklük yaptık, şikayetçi olmadık. Bize evler, arabalar aldıkları doğru değil. Sadece annesine ev alacaklarını söylediler.” dedi.
Müşteki Erzen ailesinin avukatı Kerim Bahadır Şeker, Mustafa Bayındır’ın şikayetçi olmaması için Silivri’de bir çiftliğe götürülüp tehdit edildiği iddiasını sordu.
Mustafa Bayındır, çocukluk arkadaşı Vahit Erdem’in aracı olması üzerine Özer ailesiyle görüştüğünü ama tehdit edilmediğini söyledi.
Oğlunu öldürenlerden şikayetçi oldu
Daha sonra ifadesi alınan müşteki Cantürk Erzen ise oğlu Yunus Emre Erzen’i öldürenlerden şikayetçi olduğunu bildirdi.
Kendisine gönderilen icra ödeme emrine tepki gösterdiğini, ancak WhatsApp durumundaki paylaşımının iddia edildiği gibi ağır küfür içermediğini söyleyen Erzen, ölen oğlunun başına şişeyle vurulduktan sonra ateş ettiğini ifade ederek, “Keşke kafalarına sıksaymış. Ben sana küfür etmişim. Evet ettim. Sen gidip oğlumu mu öldüreceksin?” şeklinde konuştu.
Cantürk Erzen’in avukatı Kerim Bahadır Şeker, Erzen’e, “Size barışma karşılığında üçüncü kişi vasıtasıyla 40 milyon lira, 13 yaşında erkek çocuğu ve 11 yaşında kız çocuğu verilmesi teklif edildi mi?” diye sordu.
Erzen de böyle bir teklifin yapıldığını söyledi.
“Yüreğim parçalana parçalana o görüntüleri izledim”
Anne Solmaz Erzen de oğlu Yunus Emre Erzen’i öldürenlerin kendilerine barışma teklif ettiğini belirterek, “Yüreğim parçalana parçalana o görüntüleri izledim. İnsanlık dışı bir görüntü. Çocuğum hiç yok yere öldü.” dedi.
Sanıkların kimlik tespitlerinde aylık gelirlerini 500 bin lira olarak bildirmesine dikkati çeken anne Erzen, bu durumda 600 bin liralık borçlarını alamadıkları için bu cinayeti işlemiş olmalarına anlam veremediğini sözlerine ekledi.
Olayda yaralanan Yusuf Erzen de sanıklardan şikayetçi olduğunu bildirdi.
Daha sonra tarafların avukatlarının beyanları alındı. Duruşmada taraflar arasında zaman zaman gerginlik yaşandı.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıklar Tarık Özer, Azat Özer, Servet Özer ve Murat Özer’in tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.
Tutuksuz sanıklar hakkındaki adli kontrolün devamına hükmeden heyet, duruşmayı erteledi.
İddianameden
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in, Yunus Emre Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Batuhan Bayındır’a yönelik “kasten öldürme” suçundan müebbet, Yusuf Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.
Sanıkların ayrıca, “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak” suçundan altışar aydan üçer yıla kadar, ruhsatsız silah bulundurmak suçundan da birer yıldan üçer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
İddianamede, tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Erdal Adıyaman, Ercan Topcu, Vedat Erkin, Nimetullah Özer, Hüsamettin Ahmetoğlu’nun da “suçluyu kayırma” suçundan altışar aydan beşer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları öngörülüyor.
]]>
Beylikdüzü’nde 4 yaşındaki oğlunu öldüren anneye akıl sağlığı yerinde olmadığı gerekçesiyle ceza verilmedi
“Sanık anne: “Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum, başka biri yaptı gibi ben yapmadım sanki”
Sanık anne: “Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum”
İSTANBUL – Beylikdüzü’nde oğlu Mohammad Tahan’ı kalbinden bıçaklayıp boğazını keserek öldüren Sarah Olabi’nin yargılandığı davada karar açıklandı. Mahkeme Olabi’nin akıl hastası olması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verirken, sanık anne duruşmadaki son savunmasında “Olanları kötü bir rüya olarak düşünüyorum. Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum. Başka biri yaptı gibi, ben yapmadım sanki. Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum” dedi.
Beylikdüzü’nde 19 Şubat 2022 tarihinde meydana gelen olayda, yabancı uyruklu Sarah Olabi, oğlu Mohammad Tahan’ı kalbinden bıçaklayıp boğazını keserek öldürmüştü. Olaya ilişkin yargılanan sanık Olabi hakkında karar açıklandı. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında, sanık Sarah Olabi tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile katıldı. Duruşmada taraf avukatları da hazır bulundu. Duruşmada mahkeme başkanı, sanığın suç tarihi itibariyle cezai ehliyetinin olmadığı yönünde hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporunun mahkemeye ulaştığını belirtti. Davaya ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, sanığın 4 yaşındaki öz oğlunu kesici delici aletle kesmek suretiyle öldürdüğünün sabit olduğunu aktardı. Savcı, Adli Tıp Kurumu raporu ile sanığın cezai sorumluluğunun bulunmadığı tespit edildiğinden ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etti. Mütalaada sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verilmesi istendi.
Mütalaaya karşı diyecekleri sorulan sanık Olabi, mahkemeye “Yani tahliye olacak mıyım?” diye sordu. Olabi savunmasının devamında ağlayarak “Ben olaya hala inanmıyorum, olanları kötü bir rüya olarak düşünüyorum. Çocuğumu kaybettim hala inanmıyorum. Başka biri yaptı gibi, ben yapmadım sanki. Ben çocuğumu seviyorum tahliye istiyorum” dedi.
Kararını açıklayan mahkeme, Olabi’nin ‘nitelikli kasten öldürme’ suçu sabit olmakla birlikte, akıl hastası olması nedeniyle sanığa ceza verilmesine yer olmadığına hükmetti. Mahkeme sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedbir altına alınmasına karar verdi. Öte yandan kararı duyan sanık anne, mahkemeye teşekkür etti.
İddianameden,
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Sarah Olabi’nin olay tarihinden bir hafta önce babasını ziyaret etmek için İstanbul’a geldiği ve babasının evinde kaldığı anlatılmıştı. Sarah Olabi iddianamede yer verilen savunmasında, “11 yıldır psikolojik rahatsızlığım nedeniyle ilaç kullandım. Olaydan bir hafta önce İstanbul’a annem ve bebeğimle geldik. İstanbul’da rahatsızlığım arttı. Bebeğimle beraber babamın ikamet ettiği eve gittik. Gece rüyamda kabus gördüm. Kabusta oğlumu benden alacaklarını gördüm. Almasınlar diye oğluma sarıldım ve ağzını kapattım, ağzından kan geldiğini gördüm. Yatağa bıraktım. Bebeğimi hareketsiz olarak görünce mutfağa gidip bıçak aldım ve odaya geri döndüm. Kendimi öldürmek için bileklerimi ve göğsümü kestim. Ben öldükten sonra bebeğimi almasınlar diye bebeğimi de kestim. Daha sonra kendimi kaybettim. Olanları hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde dilimin bir parçasını keserek kopan parçayı bebeğimin yanına attım. Kapının çaldığını duydum. Kimse görmesin diye kaldığım odanın kapısını açmadım. Kimseye zarar vermek istemedim. Gece gördüğüm kabustan dolayı gerçekleşti. Bebeğimi benden alacaklar diye kendimi kaybettim” ifadelerini kullanmıştı. İddianamede Sarah Olabi hakkında ‘kendisini savunamayacak çocuğu canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilmişti.
]]>
KAHRAMANMARAŞ Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı personeli Mehmet Demir, 6 Şubat’ta 112 Acil Çağrı Merkezi’nde görev yaparken yatılı Kur’an kursundaki oğlu Muhammed Nejat’ın (14) enkaz altında kaldığını öğrenmesine rağmen görev yerine terk etmeyerek yönlendirdiği itfaiye ekiplerinin 1050 kişiyi kurtarmasını sağladı. O gecenin kendisi için bir sınav olduğunu belirten Demir, “Rabb’ime şükürler olsun evladım Kur’an kursunda, ilim yolunda şehit oldu yeğenimle birlikte. Elhamdülillah sınavı geçtik diye umut ediyoruz” dedi.
6 Şubat depremlerinin merkez üssü Kahramanmaraş’taki 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanları, o gece aldıkları ihbarlara sağlık ve kurtarma ekiplerini sevk ederek hayatlarının en kritik görevlerinden birini yaptı. Bu çalışanlardan biri de Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı personeli Mehmet Demir idi. Demir, oğlu enkaz altında olmasına rağmen arama kurtarma ekiplerine katıldı.
EN ACI İHBAR EŞİNDEN GELDİ
Saat 04.17’de meydana gelen depremin ardından sayısız ihbar alan Mehmet Demir, il genelindeki itfaiye ekiplerini depremin yerle bir ettiği binaların bulunduğu adreslere yönlendirdi. Demir, depremden yaklaşık yarım saat sonra mesleki hayatının en acı ihbarını eşinden aldı. Eşi, Mevlana Mahallesi’ndeki yatılı hafızlık Kur’an kursundaki çocukları Muhammed Nejat ile yeğeni Tayfur Kayra’nın (12) enkaz altında kaldığını belirterek Mehmet Demir’in yanına gelmesini istedi. Eşine çok sayıda ihbar aldığını belirten Demir, ekipleri yönlendirmesi gerektiği için gelemeyeceğini söyledi. Mehmet Demir, 6 saat sonra 112’den ayrılarak Kur’an kursu enkazına gitti ve yapılan çalışmaların ardından enkazdan oğlu ve yeğeninin cenazelerini çıkardı.
‘BUGÜN, SINAV GÜNÜMÜZ’
1 yıldır oğlunun ve yeğenin acısıyla görevine devam eden Mehmet Demir, o gece yaşadıklarını şöyle anlattı:
“6 Şubat günü Kahramanmaraş 112’de görevliydim, nöbetteydim o gece. 04.17’de deprem oldu, depremin etkisiyle biz dışarıya çıktık 112 personelleri hep birlikte. Dışarıya çıktığımızda 112’ye yakın evlerden çığlık, yardım sesleri geliyordu. Akıbetinde tekrar 112 içerisine girmemiz gerektiğini, ihbarları alıp sağlık itfaiye, jandarma ekiplerini olaylara müdahale etmek üzere ekipleri yönlendirme kararı aldık. İhbarlardan enkaz altında olanları kırmızı kalemle enkazdan çıkanları mavi kalemle durum konum bilgilerini not etmeye başladım. Diğer illerden gelecek takviye ekiplere sağlıklı bilgi verme adına notlar almaya başlamıştım, yarım saat geçmedi beni eşim aradı. Oğlum Muhammed Nejat ile yeğenim Tayfur Kayra’nın yatılı olarak kaldığı Kur’an kursuna çocukları almak üzere gittiklerini ama Kur’an kursunun göçük vaziyette olduğu bilgisini verdi. Bu esnada ben birçok ihbar almıştım ve aynı zamanda aldığım ihbarları Kahramanmaraş’taki tüm itfaiye birimlerini yönlendiriyordum. Bırakıp gidemedim orayı. Eşime de söyledim, ‘Çok fazla ihbar aldım, tüm ekip sahada. Aldığım ihbarları arkadaşlara iletmek zorundayım. Tüm bilgiler şu an ben de mevut, yani burayı bırakırsam bir sürü yardıma muhtaç insanın vebalini almış oluruz. Devletin bu zamana kadar bize emeğin, verdiği maaşın bugün sınav günümüz. Biz bugün burayı bırakırsak olmaz’ dedim. Orada bu şekilde çalışmaya 6 saat devam ettim. Elimde, itfaiyeye dair yönlendireceğim hiçbir ekip kalmadı. Bunu anladıktan sonra kendi çocuğumun ve yeğenimin bulunduğu enkaz yerine geçtim. Sonraki yapılan istatistikler sonucunda elhamdülillah 1050 kişinin kurtarılmasına vesile oldum. Tabi bir tarafta acım bir tarafta da böyle bir sınavı geçmiş olmanın gururuyla hayatımızı idame ettiriyoruz. Rabbime şükürler olsun evladım Kur’an kursunda, ilim yolunda şehit oldu yeğenimle birlikte. 6 Şubat’tan bize, itfaiyemiz adına, şu yalan dünyada bir anımız kaldı. Yaptığımız işin ne olduğunu biliyoruz, farkındayız. Elhamdülillah sınavı geçtik diye umut ediyoruz.”
Mehmet Demir ayrıca, 19 Mart 2020’de şehit olan yeğeni ile oğlu Muhammed Nejat’ın yan yana olan fotoğrafını sosyal medyada paylaşırken Allah’tan oğlu için şehitlik dilediğini ve o dileğin de gerçekleştiğini söyledi. Demir, “Yeğenim Kırıkhan’dayken ziyaretine gitmiştik ve bu fotoğrafı o zaman çekmiştim. Yeğenim Oğuzhan Taş’ın 19 Mart 2020’de şehit haberini aldığımda sosyal medyadan oğlumla birlikte olan fotoğrafını paylaşırken şöyle bir yazı yazdım. Yeğenim Oğuzhan Taş, Suriye’de şehit olmuştur. Aslan’ımın cenaze töreni bilgisi gelir gelmez paylaşacağı darısı yanındaki oğluma olsun inşallah.’ Rabbim, ona da şehitlik nasip etti” dedi.
]]>
ESENLER’de 2 çocuk babası Erhan Kaşa (32)’ın balkonda vurularak öldürülmesiyle ilgili görülen davada müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Esetekin, “Toplamda kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyorum. Bu kazayla meydana gelmiş bir olay, istemeyerek oldu. Ölen kişi benim kardeşim gibiydi, ona zarar vermek istemezdim” dedi.
Esenler’de 23 Eylül 2022 yılında meydana gelen olayda, Engin Kaşa ile Metin Esetekin arasında kavga çıktı. İhbar üzerine polisler olay yerine geldi, polislerin ayrılmasından kısa bir süre sonra Esetekin, Erhan Kaşa’nın balkona çıktığı esnada ateş etti. Kalbinden vurulan Erhan Kaşa hayatını kaybetti. Olayla ilgili hazırlanan iddianamede Metin Esetekin’in oğlu Eyüp Esetekin ve torunu 17 yaşındaki Metin Esetekin’in de Kasten öldürme eylemine yardım ettiği belirtildi.
“KENDİMİ CANİ GİBİ HİSSETTİM”
İlk duruşmadaki savunmasında tutuklu sanık Metin Esetekin, “Ölen kişi benim kardeşim gibiydi, ona zarar vermek istemezdim. Kendisini çok severdim, öldüğünü duyunca kahroldum. Maktulün abisi ile aramızda tartışma çıktı bana küfür etti, ben de ona küfür ettim. Sonra o eve gitti. Elinde döner bıçağı ile geldi, ben bıçağı tutunca elim kesildi, bıçak kalçama da geldi. Bana ‘Sen bekle’ dedi gitti. Ben silah alacak sandım. Yaralanmıştım, ben de silahımı alıp havaya ateş ettim. Köşede bekledim, aynı sokakta oturuyoruz. Evde çoluğum çocuğum var diye gidemedim. Olay yerine oğlum da geldi. Benim başkaca husumetlilerim olduğu için silah bulunduruyordum. Toplamda kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyorum. Ben kimseye ateş etmedim. Ölen kişi gece gündüz beraber olduğum kişiydi. Bu kazayla meydana gelmiş bir olay, istemeyerek oldu. Çok değer verdiğim biri öldü. Maktulün ailesinin beyanları karşısında kendimi cani gibi hissettim” dedi. Mahkeme Metin Esetekin’in 17 yaşındaki torunu Metin’in konuya ilişkin Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyasının mevcut dosya ile birleştirilmesine karar verdi.
“32 YIL BOYUNCA BESLEYİP BÜYÜTTÜĞÜM OĞLUMU BİR SERSERİYE KURBAN ETTİM”
Oğlunun öldürülmesi olayında polislerin de ihmali olduğunu söyleyen anne Emine Kaşa, “Daha polisler köşeyi dönmeden sanık gelip oğlumu vurdu, öldürdü. Polis eli silahlı adamı niye bırakıp gidiyor? Sanığı da, onunla tartışan oğlumu da götürseydi, sabaha kadar ikisini de nezarethanede bekletseydi. Öldürülen oğlumun suçu neydi? İki evladı yetim kaldı. Şikayetçiyim. Nefes aldığım sürece oğlumun hakkını arayacağım. Biz zaten ölmüşüz, nefes alamıyoruz. O adam sadece oğlumu değil, hepimizi öldürdü. Benim oğlum boş yere öldü. Bir serseri kurşuna kurban ettim oğlumu. 32 yıl boyunca besle büyüt, bir serseri gelsin sokaktan vursun seni, evinin içerisinde öldürsün, böyle adalet mi olur?” dedi.
“EN KÜÇÜK OĞLUMU DA ÖLDÜRECEKTİ MAHALLELİ KURTARDI”
Olay, günü evde olmadığını eşiyle birlikte Esenyurt’ta akraba ziyaretine gittiğini söyleyen baba Necati Kaşa, “Şahıs gelmiş benim kapıma, gelip bana sinkaflı küfürler etmiş, sağa sola, bakkala saldırmış. Sanık herkesten aldığı haracı benden alamadığı için bu eylemi gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Bu adam binayı kurşunlamadan, yani oğlum Erhan’ı vurmadan önce, benim diğer oğlum Ali işten gelirken kalabalığı görüyor. Ne olduğunu da anlamıyor. Kendisi daha kapıya gelmeden bu adam silahının dipçiğiyle çocuğumun kafasına vuruyor. 4-5 el de arkasından ateş ediyor. Oğlum Ali’yi mahalleli kurtarıyor. Kafasına aldığı darbeden dolayı şuuru yerinde olmayan oğlumu arkadaşları hastaneye götürüyor. Benim çocuğum Erhan en güvenilir yerde, evinin balkonunda vuruldu. Adam geldi benim canımı aldı. Benim oğlum ne yapmıştı? İşten gelmişti, eli boyalıydı, daha yemek bile yememiş, elini yüzünü yıkamamıştı. Biz adalet istiyoruz, adaletime güveniyorum” diye konuştu.
“HERKES EVİNE GİTSİN, OLAY BİTMİŞTİR”
Erhan Kaşa’nın abisi Adnan Kaşa ise, “Sanık daha önce yıllarca cezaevinde yatmış tehlikeli biri. Cezaevinden denetimli serbestlikle çıkmış. Sanık bizim aile apartmanının önüne gelip babama hakaretlerde bulunuyor. Kardeşim Engin Kaşa da aşağı iniyor. İndiğinde karşı taraf Engin’e saldırıyor. Aralarında tartışma ve itişme yaşanıyor. Sonrasında polis geliyor. Çevredeki vatandaşlar Metin’i kastederek ‘Bu adamı buradan alın, sürekli pislik yapan bir insan, silahı da var’ demelerine rağmen polislerin arasında Yılmaz adındaki bir polis, ‘Tamam, herkes evine gitsin, olay bitmiştir’ diyor. Metin Esetekin’in sırtını sıvazlayarak köşeye kadar götürüyorlar ve polisler buradan ayrılıyor” ifadelerini kullandı.
“KARDEŞİMİN 2 ÇOCUĞU BABALARINI YERDE KANLAR İÇİNDE GÖRDÜ”
Adnan Kaşa, “Kardeşim eve geldiğinde eşim de tartışma çıkmasın diye bir şey demiyor. Kardeşim her şeyden habersiz balkona çıkmasıyla vurulması bir oluyor. Dışarıdan gören tanıklarda Metin’in Erhan’ı görür görmez tabureden kalkıp direkt ateş ettiğini söylüyor. Eşim evde Erhan öldü diye bağırdığında da sanık aşağıdan ‘Hepinizi öldüreceğim’ diyor. Rahmetli kardeşimin çocukları, şimdi benim çocuklarım onlar, odadan sese geliyorlar babalarını yerde kanlar içinde görüyorlar. İlk silahın mermisi bittikten sonra ikinci silahı aracından çıkartıp katil zanlısına torunu getiriyor” diye konuştu.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede Metin Esetekin’in ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapsi ve ‘Ruhsatsız Silah Taşıma’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Metin Esetekin’in oğlu Eyüp Esetekin’in ise ‘Kasten öldürmeye yardım etme’ suçundan 10 yıldan 15 yıla kadar, ‘Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçunda da 6 aydan 5 yıla kadar hapsi istendi. Torun Metin Esetekin’in ise suça sürüklenen çocuk sıfatında olduğundan ayrıca iddianame tanzim edileceği belirtildi. Ayrıca 3 polis memuru hakkında ‘Görevi Kötüye Kullanma’, ‘Suçluyu Kayırma’ suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.
]]>