Ukrayna üyelik konusunu 3-4 Aralık’ta Brüksel’de yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde ve sırasında bir kez daha gündeme taşıdı.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, NATO dışişleri bakanlarına gönderdiği mektupta, toplantı sırasında Ukrayna’ya üyelik daveti yapılmasını istedi.
Konu, Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında, çalışma yemeği formatında toplanan NATO-Ukrayna Konseyi’nin de gündemindeydi.
Ukrayna bu yönde bir davetin üyeliğin geri çevrilemez olduğunu göstereceği ve Rusya’ya karşı doğru cevap olacağı görüşünde.
NATO’nun tüm üyelerinin aynı görüşte olduğunu söylemek ise oldukça zor.
NATO liderleri, Ukrayna’nın bir gün İttifak’a katılacağının kararını, herhangi bir tarih belirtmeksizin, 2008’deki Bükreş Zirvesi’nde aldılar.
Savaşın başlamasının üzerinden geçen bin günde NATO’nun üyelik konusundaki söyleminde geldiği en ileri nokta ise bu yıl 9-11 Temmuz’da yapılan Washington Zirvesi’nin sonuç bildirisindeki ifadeler: “Müttefiklerin mutabık kalması ve şartların karşılanması halinde Ukrayna’yı İttifak’a katılmaya davet edecek konumda olacağımızı bir kez daha teyit ediyoruz.”
Üyelik daveti için olmazsa olmaz şart NATO üyelerinin oybirliği. İttifak üyeleri henüz bu aşamaya gelemedi.
Hangi ülkeler karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın üyeliğine sıcak bakmadığı bilinen ülkeler arasında ilk akla gelen Macaristan.
Toplantı sonrasında açıklama yapan Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, “Bu ülke savaşta ve savaştaki bir ülke İttifak’ın güvenliğine katkı sağlayamaz” dedi.
Macaristan, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği konusunda son ana kadar itirazını kaldırmamıştı.
NATO’nun en güçlü üyesi ABD ise olası bir üyelik daveti için zamanlamanın doğru olmadığı görüşünde. Aslında çoğu ülkenin bu görüşte olduğunu söylemek mümkün.
Kağıt üstündeki şartlar bir yana NATO’nun şu an Ukrayna’ya üyelik davetinde bulunması pratikte pek mümkün gözükmüyor.
Bunun nedeni Ukrayna’nın savaşta olması.
Ukrayna’ya üyelik daveti yapılması savaşı daha da tırmandırma riski içeriyor.
Savaş bitmeden olası bir üyelik ise tüm İttifak’ın doğrudan savaşa taraf olması anlamına gelir ki şu aşamada çoğunluk bundan yana değil.
Ukrayna’nın savaşta olduğu ülkenin, NATO’nun, müttefiklerin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit olarak gördüğü Rusya olması olası bir davet konusunda aceleci ve duygusal hareket edilmesini engelliyor.
Bu risklere karşın Letonya, Çekya gibi üyelik daveti yapılmasında pek sakınca görmeyen ülkeler de var.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, önceliğin üyelik davetinden ziyade, Ukrayna barış görüşmelerine girmeye karar verdiğinde bunu güçlü bir pozisyonda yapmasının nasıl sağlanacağına yoğunlaşmak olduğu mesajını verdi.
Türkiye’den bekle gör yaklaşımı
Türkiye, Ukrayna’nın NATO üyeliğine ilke olarak karşı değil.
Bununla birlikte öne çıkan bir pozisyon almamayı tercih eden Türkiye, kararını diğer ülkelerin adımlarını da dikkate alarak atmaktan yana.
NATO üyesi ülkeler arasında uzlaşı bulunmaması Türkiye’nin net pozisyon almasını frenleyen etkenlerden biri.
Rusya’yla ilişkileri ve Ukrayna’daki savaşın devam ediyor olması Ankara’nın pozisyonunu şekillendiren diğer unsurlar.
Türkiye, Ukrayna konusunda savaşa müdahil olmaksızın elinden gelenin en fazlasını yapma çabası içinde ve diplomasiye şans verilmesini istiyor.
Ukrayna’nın olası üyeliği konusunda şartların henüz oluşmadığı ve bu adım için doğru zaman olmadığı görüşü şu aşamada daha ağır basıyor.
Toplantı için Brüksel’de bulunun Hakan Fidan’ın bugün Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ile bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.
Trump’ın tavrı merak konusu
ABD Başkanı Joe Biden’dan görevi 20 Ocak’ta devralacak olan Donald Trump’ın Ukrayna konusundaki tavrı NATO’daki dengeleri de etkileme potansiyeli içeriyor.
Bazı ülkelerin pozisyon belirlemek için yeni Amerikan yönetimini beklediği biliniyor.
Letonya Dışişleri Bakanı Baiba Braze toplantı öncesinde, “Herkes yeni ABD yönetiminin çalışmaya başlamasını bekliyor. Bu söylenen ya da söylenmeyen bir husus ama bir gerçek” dedi.
Trump, henüz bunu nasıl yapacağına ilişkin detaylar net olmasa da göreve geldiğinde savaşı bir günde bitireceği iddiasında.
NATO’daki genel görüş, barış masasına ne zaman ve hangi şartlarla oturacağına karar verecek olanın Ukrayna olduğu yönünde.
Trump, ilk görev dönemindeki çıkış ve hamleleriyle zaman zaman NATO’nun geleneksel işleyişini zorlamıştı. Şimdi de “Ukrayna’yı zorda bırakacak bir adım atar mı?” sorusu soruluyor.
Trump’ın Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi olarak atadığı Keith Kellog, geçtiğimiz aylarda ortak imzayla kaleme aldığı bir makalede, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin uzun bir süre ertelenmesi karşılığında güvenlik garantileri içeren bir barış anlaşması yapılması çağrısında bulunmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rutte, Ukrayna’ya üyelik daveti ile ilgili herhangi bir gelişme olmadığını söylerken şu an için önemli olan meselenin Ukrayna’ya silah yardımı olduğunu belirtti. Rutte “Toplandığımız bu zirvede şu an için âcil olan konuları ele almalıyız. Şu an için âcil olan konu ise Ukrayna’ya silah yardımıdır.” dedi.
Rutte, Ukrayna’nın üyeliğinin bir süreç gerektirdiğini belirtirken “Ukrayna’nın üyeliği için bir köprü kurduk ancak bu yavaş yavaş gerçekleşecektir.” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise 1 Aralık’ta yaptığı açıklamada, NATO’ya üyelik konusunda dolaylı bir daveti kabul etmeyeceklerini belirterek sürecin netleşmesi konusundaki kararlılığını vurguladı. Ukrayna Savaşın başından beri NATO’ya üyelik konusunda taleplerini iletse de henüz net bir karşılık bulamadı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Florida’da ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump ile bir araya geldiğini söyledi. Sözcü Farah Dakhlallah, Rutte ve Trump’ın ‘ittifakın karşı karşıya olduğu bir dizi küresel güvenlik meselesini ele aldıklarını’ belirtti.
TRUMP BİDEN’I FÜZE KARARI NEDENİYLE ELEŞTİRMİŞTİ
Donald Trump’ın Rusya-Ukrayna Savaşı ve NATO’nun yapısıyla ilgili görüşlerinin mevcut Başkan Biden’dan çok daha farklı olduğu biliniyor. Trump kampanya döneminde birçok kez, göreve geldikten sonra Rusya-Ukrayna Savaşı’nı hızla bitireceğini vurgularken, Trump’ın ekibi Biden yönetiminin Kiev’e uzun menzilli füzelerin kullanılması yetkisi vermesini sert bir biçimde eleştirmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

ABD, TUSAŞ’a düzenlenen terör saldırısını kınamak için bir mesaj yayımladı. Mesajda “ABD olarak bugün meydana gelen terör saldırısını şiddetle kınıyor, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyelerimizi iletiyor ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız.” ifadeleri yer aldı.
BM GENEL SEKRETERİ GUTERRES’TEN KINAMA
BM Genel Sekreteri Guterres, TUSAŞ’a yönelik terör saldırısını kınadı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, saldırıya ilişkin detaylı bilgi edinmeye devam ettiklerini belirterek, “Genel Sekreter sivillere yönelik bu saldırıyı kınıyor.” ifadesini kullanan Haq, Genel Sekreter’in hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileklerini ilettiğini aktardı. Haq, Genel Sekreter’in aynı zamanda yaralılara acil şifa dilediğini kaydetti.

NATO’DAN DESTEK
TUSAŞ’a terör saldırısı sonrası Türkiye’nin müttefiki NATO’da destek açıklaması yapıldı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara’da düzenlenen terör saldırısına ilişkin yaptığı açıklamada, “NATO, müttefikimiz Türkiye’nin yanındadır” dedi.
Ankara’da Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ. (TUSAŞ) tesislerine düzenlenen terör saldırısının ardından NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Türkiye’ye destek mesajı yayınladı. Rutte, “Ankara’dan gelen ölü ve yaralı haberleri endişe verici. Mesajımız net: NATO, müttefikimiz Türkiye’nin yanındadır. Terörizmin her türlüsünü şiddetle kınıyor ve gelişmeleri yakından takip ediyoruz” ifadelerini kullandı.
AVRUPA BİRLİĞİ: DERİN ÜZÜNTÜ DUYUYORUZ
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Thomas Hans Ossowski, Ankara Kahramankazan TUSAŞ’a yönelik saldırıya ilişkin, “Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) Ankara Kahramankazan tesislerine yönelik terör saldırısı karşısında derin bir şok ve üzüntü duyuyoruz” dedi.
Ossowsk, “Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) Ankara Kahramankazan tesislerine yönelik terör saldırısı karşısında derin bir şok ve üzüntü duyuyoruz. Hayatını kaybedenlerin ailelerine, tüm Türkiye’ye ve halkına en içten taziyelerimizi sunuyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Avrupa Birliği, terörün her türlüsüne karşı yürütülen mücadelede Türkiye’nin yanındadır. Bu iğrenç şiddet eylemini ve bu tür eylemleri destekleyen ya da mümkün kılanları kesin bir dille kınıyoruz. Terörizmin toplumlarımızda yeri yoktur” ifadelerini kullandı.

YUNANİSTAN’DAN KINADI
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis saldırıyı kınayarak, “Ankara’daki terör saldırısını şiddetle kınıyorum, kurbanların ailelerine en içten taziyelerimi sunuyorum” açıklaması yaptı.
İRAN’DAN SALDIRIYA KINAMA
İranDışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, TUSAŞ’a düzenlenen terör saldırısını kınadı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, yaptığı yazılı açıklamada, TUSAŞ’a yönelik terör saldırısını şiddetle kınadıklarını belirterek, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine, Türk halkına ve hükümetine başsağlığı dileklerini iletti ve yaralılara acil şifalar diledi. Terörizmin her türlüsüne karşı olduklarını belirten Bekayi, İran’ın özellikle komşu ülkeler başta olmak üzere diğer ülkelerle bu insanlık dışı olguya karşı iş birliği yapmaya ve önlemeye hazır olduğunu vurguladı.
AZERBAYCAN’DAN KINAMA
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, TUSAŞ’a yapılar terör saldırısını kınadı. Açıklamada, “Kardeş Türkiye’de, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii Şirketi’ne (TUSAŞ) düzenlenen terör saldırısını şiddetle kınıyoruz. Bu hain saldırıda şehit olanlara Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Azerbaycan her zaman kardeş Türkiye’nin yanındadır” ifadeleri kullanıldı.
MACRON: TÜRK HALKIYLA DAYANIŞMA İÇİNDEYİZ
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, TUSAŞ’ın yerleşkesine yönelik terör saldırısına ilişkin X hesabından Fransızca ve Türkçe açıklama yaptı.
Terör saldırısını en güçlü şekilde kınadıklarını belirten Macron, “Saldırıda hayatını kaybedenlerin yakınlarının acısını paylaşıyor, kendilerine taziyelerimizi sunuyoruz. Teröre karşı Türkiye ve Türk halkıyla dayanışma içindeyiz.” ifadelerini kullandı.

VENEZUELA’DAN KINAMA MESAJI
Venezuela, Meksika, Kolombiya ve Küba, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ’nin (TUSAŞ) Kahramankazan yerleşkesine yönelik terör saldırısını kınayarak, başsağlığı diledi.
Venezuela hükümeti, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada terör saldırısını şiddetle kınadı. “Venezuela, kardeş Türkiye halkının huzurunu bozmak amacıyla gerçekleştirilen bu saldırının cezasız kalmaması için Türk hükümetine desteğini teyit ediyor.” ifadesine yer verildi.
Saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilenen açıklamada, “Venezuela hükümeti, terörizmi ve sivil halk arasında korku ve endişe yaratmayı amaçlayan her türlü şiddet eylemini kararlılıkla reddettiğini bir kez daha vurguluyor.” denildi.

MEKSİKA’DAN KINAMA MESAJI
Meksika Dışişleri Bakanlığının internet sitesinden yapılan açıklamada da TUSAŞ’a yapılan terör saldırısının kınandığı bildirildi.
Meksika’nın, uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden her türlü şiddet eylemini kınadığı vurgulanan açıklamada, “TUSAŞ’ta meydana gelen saldırıda hayatını kaybedenler için Türkiye halkına ve hükümetine taziyelerimizi sunar, yaralılara ise acil şifalar dileriz.” ifadesine yer verildi.

KOLOMBİYA’DAN KINAMA MESAJI
Kolombiya Dışişleri Bakanlığının X platformundan yapılan açıklamada, TUSAŞ’a düzenlenen “alçakça” saldırı şiddetle kınandı. Açıklamada, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı ve yaralılara acil şifa dileğinde bulunuldu.
KÜBA’DAN KINAMA MESAJI
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, sosyal medya platformu X’teki paylaşımında, “Küba, Ankara’daki terör saldırısını şiddetle kınıyor ve Türkiye halkıyla dayanışma içindedir. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara da acil şifalar dilerim.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
We raised the security level at NATO Airbase Geilenkirchen based on intelligence information indicating potential threat. All non-mission essential staff have been sent home as a precautionary measure. The safety of our staff is our top priority. Operations continue as planned.
— NATO AWACS (@NATOAWACS) August 22, 2024
NATO AWACS’ın sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamada, alınan istihbarat doğrultusunda “potansiyel tehdit” nedeniyle Geilenkirchen kentindeki hava üssünde güvenlik seviyesinin artırıldığı bildirildi.
Görevlerde yer almayan personelin tedbir amaçlı evlerine gönderildiği belirtilen açıklamada, “Personelimizin güvenliği en önemli önceliğimizdir.” ifadesi kullanıldı.
Açıklamada, hava üssündeki operasyonların sürdüğü kaydedildi.
*Haberin görseli ShutterStock tarafından servis edilmiştir. Temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kosova Başbakanı Albin Kurti, İbre Nehri üzerindeki ana köprünün araç trafiğine açılması konusunu görüşmek üzere KFOR Komutanı Tümgeneral Özkan Ulutaş ile bir araya geldi.
Kosova Başbakanlığından görüşmeyle ilgili yapılan yazılı açıklamada, köprünün araç trafiğine açılmasının, doğru, gerekli ve yararlı olacağı belirtildi.
Açıklamada, Kurti’nin görüşmede Ulutaş’ı köprü etrafında yapılan çalışmalarla ilgili bilgilendirdiği ve hareket özgürlüğü ile hukukun üstünlüğünün, barışın ve güvenliğin bir arada mümkün olabileceğine ve gerekli olduğuna olan inancını dile getirdiği vurgulandı.
KFOR tarafından dün gece geç saatlerde yapılan yazılı açıklamada ise Kosova’da yaşayan tüm toplulukların güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaya kararlı olduklarına dikkati çekildi.
KFOR’un Kosova genelinde belirgin ve esnek bir varlığının olduğu belirtilen açıklamada, “KFOR Komutanı, ihtiyaçlara göre bunu ayarlama yetkisine sahiptir ve güvenlikle ilgili önemli gelişmelere yanıt vermek için BM’nin yetkisi doğrultusunda hareket etmekten çekinmeyecektir.” denildi.
Tüm aktörlerin gerilim yaratabilecek tek taraflı açıklama ve eylemlerden kaçınması gerektiğine işaret edilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“KFOR, Mitroviça’daki İbre Nehri üzerindeki ana köprüde kalıcı bir varlık bulundurmakta ve bölgede düzenli devriyeler yapmaktadır. İbre Nehri üzerindeki köprüyle ilgili her türlü kararın siyasi diyalog yoluyla ve koordineli bir şekilde alınması gerektiğini yeniden teyit ediyoruz. Bu bağlamda, Belgrad ile Priştine arasındaki AB tarafından kolaylaştırılan diyaloğu tam olarak desteklemeye devam ediyoruz. KFOR, BM tarafından verilen görevini yerine getirmeye devam etmek için gerekli tüm önlemleri almak üzere iyi donanımlı ve iyi konumlanmıştır.”
Bölünmüş şehir: Mitroviça
Kosova’da savaşın bitmesinin üzerinden 25 yıl, bağımsızlık ilanının üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen güneyinde Arnavutlar, kuzeyinde ise Sırpların yaşadığı Mitroviça, “bölünmüş şehir” olarak kalmaya devam ediyor.
Şehri güney ve kuzey olarak ikiye ayıran İbre Nehri üzerindeki ana köprü, 1999’dan beri araç trafiğine kapalı ve sadece yayalar geçiş yapabiliyor. KFOR askerleri, 7 gün 24 saat köprüde nöbet tutuyor. Şehirde bulunan diğer köprülerden ise araç ve yayalar sorunsuz geçiş yapabiliyor.
Kosovalı yetkililer, son dönemde “bölünmüşlüğün” sembolü olan bu köprünün araç trafiğine açılması yönünde çalışmalar yürüttüklerini açıkladı. Köprüyü araç trafiğine açma girişimleri son yıllarda birkaç defa denenmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Ülkedeki Batılı ülkelerin büyükelçilikleri, KFOR ve Sırbistan yetkilileri yaptıkları açıklamalarla ve Kosovalı Sırplar da gösteri düzenleyerek, köprünün araç trafiğine açılmasına karşı olduklarını duyurmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) düzenlenen “Avrupa Güvenlik Mimarisinin Geleceği” başlıklı panelde Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa’nın değişen güvenlik stratejilerindeki rolü ve gelecekte nasıl şekilleneceği tartışıldı.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü ABD merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Endowment’in Kıdemli Uzmanı eski Büyükelçi Alper Coşkun’un üstlendiği panele İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreteri Helga Maria Schmid, Uluslararası İşler Enstitüsü (IAI) Direktörü Nathalie Tocci ile NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott W. Bray katıldı.
AGİT Genel Sekreteri Schmid, teşkilatının “çatışmaları önleme” rolünü vurgulayarak, bunu sağlamak amacıyla çeşitli araçların geliştirildiğini ancak uygulanması konusunda siyasi iradeye ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
“Sanırım 35 yıl önce Avrupa topraklarında şiddetli savaşların geri döndüğünü görmeyi hayal bile edemezdik.” diyen Schmid, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının ardından Avrupa’da değişen güvenlik politikalarının AGİT’in çalışma ve karar alma süreçlerini de etkilediğini söyledi.
Schmid, güvenlik sorunlarını ele almak için farklı yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu belirterek, “Güvenlik sorunları, asla sadece siyasi ve askeri güvenlik değil. Ekolojik boyutu, dolayısıyla ekonomik boyutu ve insani boyutunu da giderek daha fazla dikkate almanız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Çatışmaların önlenmesi için yeterince temsil edilmeyen kadın, genç ve azınlıklar gibi öznelerin sürece dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Schmid, “Silahların kontrolü konusunun da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Şu anda nükleer silahlara haklı olarak çok fazla odaklanılıyor ancak konvansiyonel silahların kontrolünü de unutmamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
“Uluslararası topluma katkıda bulunmanın bir diğer yolu da barışı teşvik etmektir”
İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, yaklaşık 200 sene önce tarafsızlık politikasının kabul edilmesinin, ülkesinin dönemin büyük güçleriyle çevrili olmasının yarattığı koşullarla ilişkili olduğunu anlatarak, “Ve biz, bu yükümlülüğü bir varlık, bir ulus olarak kendimizi uluslararası topluma kazandırmanın aracı haline getirmeye çalıştık.” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Avrupa ülkeleriyle işbirliğinin öneminin farkına vardıklarını söyleyen Cassis, “Coğrafi ve siyasi olarak (Avrupa’nın) tam kalbindeyiz. Dolayısıyla tarafsız olmak yerine işbirliğine dayalı bir yol seçmeliyiz. Aslında İsviçre hükümetinin, ABD yaptırımlarına dahil olurken yapmaya karar verdiği ve işbirliği yapmanın en iyi yollarını bulmaya çalıştığı şey de buydu.” ifadelerini kullandı.
Cassis, İsviçre’nin NATO müttefikleriyle çevrili olmasının ülkeye güvenlik sağladığını kaydederek, NATO ile barışın teşviki konusunda işbirliklerinin yapıldığını ve bunların artacağını ancak NATO’ya katılımın söz konusu olmadığını dile getirdi.
Uluslararası platformla işbirliğini güçlendirme çabaları kapsamında ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) katılma kararı almasının tarihte ilk olduğunu vurgulayan Cassis, tarafsızlık statüsünü koruyarak Avrupa’nın güvenlik mimarisinin şekillenmesi sürecinde yer almak istediklerini kaydetti.
İsviçreli Bakan, ülkesinin BMGK’ye katılmasının nedenini şöyle anlattı:
“Onlarca yıl boyunca tarafsızlık nedeniyle kamuoyunda çok aktif şekilde tartışıldı. Şimdi oradayız ve kendi aralarında konuşmayan ülkeler arasında diyaloğu kolaylaştırmaya katkıda bulunuyoruz ve bunun mümkün olduğunu görüyoruz. Bunu yapmak ve aynı zamanda tarafsız olmak mümkün. Tarafsız olmak, sadece uluslararası hukuka göre askeri açıdan tarafsız olduğumuz anlamına geliyor. Kayıtsızlık anlamına gelmiyor, değerlerimiz olmadığı anlamına gelmiyor.”
“Uluslararası topluma katkıda bulunmanın bir diğer yolu da barışı teşvik etmek ya da çatışmaları çözmektir.” diyen Cassis, Şubat 2022’den bu yana Rusya ile devam eden savaşı sonlandırmak için İsviçre’nin Ukrayna’ya yüksek düzeyli “Küresel Barış Zirvesi” yapmayı teklif ettiğine dikkati çekti.
Cassis, barışın sağlanması amacıyla sürece Rusya, BRICS ülkeleri ve tüm ülkelerin dahil edilmesi gerektiğini dile getirdi.
“NATO’yu gerektiğinde savaşabilecek yapıya dönüştürdük”
NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Bray, son 2 yılda Avrupa’da değişen güvenlik ortamıyla İttifak’ın da evrildiğine işaret ederek, “Bence devlet savaşları geri döndü. Bu, kolektif savunmanın bölgede çok önemli bir şey olduğunu hatırlatıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa güvenliğine yönelik en ciddi krizle karşı karşıyayız.” diye konuştu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasından bu yana ülkelerin NATO’ya ilgisinin arttığını ve savaşın Avrupa’daki ülkeleri statükonun devamını sağlamak adına birleştirdiğini anlatan Bray, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rekor bir sürede, tarihte hiç yapmadığımız kadar hızlı bir şekilde Finlandiya’yı müttefikimiz yaptık ve yine aynı şekilde İsveç de çok yakında İttifak’ta olacak. Bence tüm bunlar bize tekrar şunu hatırlatıyor: Saldırganlık karşısında daha önce de defalarca söylendiği gibi, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in savaştan önceki talepleri neyse bunun tam tersini elde etti. Rusya’nın şu an daha önce sahip olduğundan daha fazla NATO sınırı var.”
Savaşın NATO’nun işleyiş ve planlamasını değiştirdiğini belirten Bray, “Çatışma planlamasına yaklaşımımızı temelden değiştirdik. NATO’yu gerektiğinde savaşabilecek yapıya dönüştürdük. Kara, hava, deniz, uzay ve siber alana kadar her alanda yeteneklerimizi ve çabalarımızı artırdık.” bilgisini paylaştı.
Bray, Ukrayna’nın güvenliğinin Avrupa için önemli olduğuna işaret ederek, “Buradan çıkan bir başka basit gerçek de Avrupa’nın güvenliğinin doğrudan Ukrayna’nın güvenliğine bağlı olduğu, güvenli ve emniyetli bir Ukrayna olmadan güvenli bir Avrupa’nın da olamayacağıdır.” dedi.
“Batı ile kalıcı savaş hali artık Rusya’daki rejimin hayatta kalması için ön koşul”
IAI Direktörü Tocci, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenlik politikalarının yanı sıra NATO ve Avrupa Birliği (AB) gibi kuruluş ve örgütlenmelerin politikalarını da değiştirdiğini ifade etti.
Geçmişte genişlemenin güvenlik motivasyonlu olduğunu ve bir ülkenin tamamen güvenli, demokratik ve müreffeh olmasa da istikrarlı olmasının genişlemeye dahil edilmesi için yeterli görüldüğünü savunan Tocci, “Artık biliyoruz ki bu, Avrupa’nın sınırlarıyla alakalı hale geldi. ya bölünmenin bir tarafındasınız ya da bölünmenin diğer tarafındasınız ve daha önce de söylediğim gibi, eğer uçurumun diğer tarafındaysanız işgal gibi şeyler olabilir.” dedi.
Tocci, bu bağlamda genişlemenin artık stratejik zorunluluk halini aldığını belirterek, “Mükemmel şekilde demokratik olmanızın, tüm standartları mükemmel şekilde karşılamanızın gerçekten bir önemi yok.” ifadesini kullandı.
Rusya-Batı mücadelesinin Ukrayna savaşıyla sona ermeyeceğini dile getiren Tocci, “Batı ile kalıcı savaş halinin artık Rusya’daki rejimin hayatta kalması için ön koşul olduğunu düşünüyorum. Bunun Ukrayna’da sona ereceğini düşünmüyorum ve bence, umarım sona erer ama sona ermeyebileceğini ve çok daha uzun yıllar sürebileceğini varsaymalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
Dr. Can Kasapoğlu, milli muharip uçak KAAN’ın Türk savunma sanayii için önemini ve uluslararası rekabeti nasıl etkileyeceğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
5’inci nesil taktik askeri havacılık kabiliyeti olarak tasarlanan KAAN, Türkiye’yi farklı bir kulübün üyesi yapmaya aday. KAAN, bu nedenle yalnızca bir savunma sanayii kilometre taşı değil, aynı zamanda jeopolitik olarak kritik bir anahtar. Zira, ilerleyen yıllarda NATO taktik askeri havacılık kabiliyetine F-22 ve F-35 dışında, 3’üncü ve 5’inci nesil savaş uçağı girecek ve bahse konu yetenek bir Türk platformu olacak.
KAAN nasıl bir 5’inci nesil kabiliyet sunacak?
İlk uçan prototipte tercih edilmese de KAAN’ın daha önce kamuoyuna verilen görüntülerinden dikkat çekici bir sensör konfigürasyonuna sahip olduğu anlaşıldı. Bu söz konusu veriler uluslararası savunma çevrelerinde de tartışıldı. KAAN’ın ayrı IRST (kızılötesi arama ve takipleme) ve EOTS (elektro-optik hedefleme) sistemleriyle mücehhez olduğu anlaşıldı. [1] O dönemde yayımlanan değerlendirmelerde, IRST sistemlerinin dizaynları gereği radar karıştırma yapan elektronik harp tehditlerine karşı mukavim olacağı ve klasik sensörleri aldatan bazı düşük görünürlük özelliklerini aşabileceği, dolayısıyla KAAN’a, stealth uçaklar karşısında bir avantaj sağlayacağı vurgulandı. IRST ve EOTS sistemlerinin birbirlerinden ayrılmasının, sensör konfigürasyonu açısından ciddi avantajlar sağlayabileceği de not edildi. Üzerinde çok konuşulan savaş uçağı, geçtiğimiz günlerde havalanarak programın ileri bir aşamaya geçtiğini dünyaya gösterdi.
KAAN nasıl ilerleyecek?
Kategorik olarak KAAN’la ilgili öncelikle dürüst ancak müteakiben de iddialı iki değerlendirme yapmak gerekiyor. Öncelikle şunun anlaşılması önemli; KAAN bir uçağın değil bir ailenin adı. Sadece KAAN’ı değil, söz konusu ailenin mensubu olan birçok varyasyonu izleyeceğiz. Muhtemelen ilk jenerasyon KAAN envantere girdiğinde 4,5 nesil savaş uçaklarının üzerinde bir muharip performans ortaya koyacak. Türk Hava Kuvvetleri ve NATO müttefik askeri havacılık kapasitesine yeni bir kabiliyet seti kazandırılacak. Öte yandan, envanterdeki ilk KAAN’ın, 5’inci nesil profili bakımından F-35’le kıyaslandığında bazı handikapları da elbette bulunacaktır. KAAN ailesinin daha gelişmiş varyasyonları ise aradaki farkı kapatmayı hedefleyecek.
İkincisi; KAAN’a ilişkin planlar Türkiye’nin sadece 5’inci klasik bir perspektifle yetinmeyeceğini ortaya koyuyor. Türk savunma tartışmalarına yansıyan haberler, Baykar KIZILELMA ve TUSAŞ ANKA-3 stratejik silahlı insansız hava araçlarının, KAAN’la müşterek harekat icra etmesine dair mülahazayı açıkça seslendirdi. Teknik olarak söz konusu konsept loyal wingman olarak literatüre girdi ve Londra liderliğindeki Tempest Projesi gibi 6’ncı nesil taktik askeri havacılık paradigmasının bir parçası oldu. Daha açık ifade etmek gerekirse, Türk savunma planlayıcılarının KAAN’a ilişkin büyük hedefleri var.
Uluslararası rekabet ve KAAN
KAAN gibi üst düzey yetenekler sadece milli envanteri şekillendirmek üzere hayata geçirilmez. Üst segmentlerde savunma çözümleri, siyasi ağırlıkları yüksek ekonomik değerlerdir. KAAN’a böyle bir bakış açısıyla yaklaşmak gerek. 2030’lu yıllara gelindiğinde, dünyanın 5’inci nesil uçaklarla ve onları ikame edebilecek üst düzey 4,5 nesil ara çözümlerle ilgili çok fazla seçeneği olmayacak. F-35, market performansı gereği halihazırda başarılı bir proje. NATO envanterleri ve ötesinde satışları beklenenin üstünde bir çizgi izledi. Ayrı bir parantez açmak gerekirse, tam da bundan dolayı Türkiye’nin F-35 projesine dönüşü, Türk Hava Kuvvetleri’nden daha çok Türk savunma sanayii için önemli. KAAN’ın F-35’i halihazırda hava kuvvetlerinde bulunduran pazarlardan pay alması kulağa hoş gelebilir ancak gerçekçi olmak gerekirse kolay değil. Zira, Türkiye’nin yeni bir alım paketini ilerlettiği F-16V ve F-35’le birlikte Lockheed Martin’in uluslararası savunma pazarındaki hakimiyeti, önümüzdeki yıllarda bilhassa taktik askeri havacılık çözümlerinde istikrarlı bir şekilde artacaktır. Öte yandan, siyasi tahditler ya da savunma ekonomisi nedenleriyle F-35’e ulaşamayan ülkeler için KAAN ideal bir alternatif olacak, zira klasik 4,5 nesil uçakların ötesinde bir kapasite sağlayacaktır. Ayrıca Sovyet-Rus envanterlerini NATO standartlarına yükseltmek isteyen ya da CAATSA yaptırımlarından çekinen devletler için, KAAN ciddi bir alternatif teşkil edecektir.
Avrupalı NATO çözümlerinin arasında da KAAN’ın şansı yüksek. Diğer NATO müttefiklerinin savaş uçağı pazarına bakıldığında, İsveç’li Gripen düşük maliyetli bir 4,5 nesil çözüm sunmasına karşın savunma pazarı başarısıyla ön plana çıkamadı. NATO ittifakı içinde İsveç, son kullanıcının yanı sıra oldukça küçük Macaristan pazarıyla sınırlı kaldı. Gripen’ın NATO dışında, en kayda değer başarısı ise Brezilya’ya ihracı oldu. ABD seçeneğine alternatif bir diğer NATO çözümü olan 4,5 nesil Fransız Dassault Rafale ise nispeten iyi bir sezon geçirmekte ve uluslararası marjı güçlü. Özellikle, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Huawei’yle 5G anlaşması sonrası F-35 alımının suya düşmesi, Dassault Rafale için milyarlarca dolarlık bir fırsat penceresini de araladı. Öte yandan, Fransızların önemli bir sorunu olan; Endonezya, Yunanistan, BAE, Katar, Hindistan ve Fransa alımları nedeniyle Dassault’nun Rafale endüstriyel kapasitesi sınırlarına dayandı. Açık kaynaklı veriler 238 platformun beklediğini ortaya koyuyor. [2] Fransız-Alman 6’ncı nesil havacılık projesinin ihraç potansiyelinin önündeki en büyük engelse, ironik biçimde Berlin. Almanların savunma ihracatı kısıtları, Fransızların başını hayli ağrıtacak gibi duruyor.
KAAN’ın pazar marjı için dikkatle takip etmemiz gereken proje, Güney Kore’nin KAI KF-21 Borame çözümü. Borame için iki temel trendi dikkatle izlememiz gerekecek. Bunlardan ilki; özellikle Polonya üzerinden NATO bölgesinin projeye ilgisi, diğeriyse Suudi Arabistan ve BAE vektörleri üzerinden milyarlarca dolarlık hacmiyle Körfez Arap silah pazarının göstereceği refleks. KAAN’la halihazırda 3 ülkenin ilgilendiği değerlendiriliyor. Bunlar Ukrayna, Azerbaycan ve Pakistan. Nitekim, son derece deneyimli ve kariyerli bir diplomat olan Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Vasyl Bodnar, ülkesinin KAAN’la ilgilendiğini Türk basınına açıkça deklare etti. Elbette, Ukrayna savunma sanayiinin, KAAN’ın nihai motoruna ilgi alaka gösterdiği ayrıca belirtilmeli.
Azerbaycan’ın KAAN’a geçişi, Bakü için ciddi bir anlam ifade edecek ve söz konusu anlam “tek millet iki devlet” paradigmasının da ötesinde. Azerbaycan Hava Kuvvetleri’nin temel avcı ve multirole görevlerinde kullandığı savaş uçağı Mig-29. Siyasi-askeri ve jeopolitik nedenlerle, sözü edilen Sovyet-Rus sistem bağımlılığının sürdürülmesiyse akıllıca bir tercih değil. Bakü, son olarak JF-17 tercihiyle gündeme geldi ancak söz konusu Çin destekli Pakistan üretimi savaş uçağı, KAAN’la aynı segmentte değil, daha çok düşük maliyetli, gelişmiş bir 4’üncü nesil çözümdür. KAAN, yakın gelecekte, Azerbaycan’ın siyasi nedenlerle ulaşabileceği NATO standartlarında tek taktik askeri havacılık unsuru olacak. Elbette İslamabad, dünyanın en önemli silah pazarlarından biri. KAAN’ın söz konusu ülkeye girmesiyse, tıpkı Orta Doğu dron pazarındaki Türkiye-Çin rekabeti gibi, başka bir Türk-Çin savunma rekabetini gözler önüne serecektir.
Analizin sonunda bir hususa dikkati çekmek gerekiyor; loyal wingman konsepti, sensör füzyonu ve stealth uçak geometrisi, 4,5 ve 5’nci nesil askeri havacılık çözümleri rekabeti gibi konulardan bahsettik. İşte özetle KAAN’ın en kritik niteliği de bu olacaktır. İncelemeye konu savaş uçağı, Türkiye’yi farklı teknolojik ve jeopolitik ajandaya taşımaya adaydır. Türkiye, artık NATO ittifakı içinde 5’nci nesil askeri havacılık yeteneği üreten bir kulübün üyesi olacak.
[1] Joseph Trevithick, “Unique Sensor Setup Emerges On Turkey’s Stealthy New Fighter”, TWZ, Ocak 2023.
[2] Douglas Barrie, “Dassault’s Whirlwind Of Rafale Orders May Be Too Much Of A Good Thing”, IISS, Ocak 2024.
[Dr. Can Kasapoğlu, Hudson Enstitüsü kıdemli analistidir. Askeri bilimler ve açık kaynaklı savunma istihbaratı konularında uzmandır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>
ABD, Almanya ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda NATO ülkesi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “hiçbir şeyin dışlanmaması gerektiğini” söylemesinin ardından, Ukrayna’ya asker göndermeyi düşünmediklerini açıkladı.
Paris’te Avrupalı liderleri ağırlayan Macron görüşmelerin ardından, Batı’da askerlerin Ukrayna’ya gönderilmesi konusunda “fikir birliği” olmadığını söylemişti.
Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, NATO birliklerinin Ukrayna’ya konuşlanması halinde Rusya ile doğrudan çatışma yaşanabileceği uyarısında bulundu.
Rus kuvvetleri son dönemde Ukrayna’da yeni kazanımlar elde etti. Kiev Batı’dan acilen daha fazla silah ve mühimmat talebinde bulunuyor.
Macron Pazartesi akşamı düzenlediği basın toplantısında şöyle konuşmuştu:
“Bazı unsurların konuşlandırılmasını haklı çıkaracak bir güvenlik ihtiyacının olabileceğini göz ardı etmemeliyiz.”
Fransa lideri hafta başında Ukrayna’ya yapılacak yardımları görüşmek amacıyla Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD ve Kanada’dan da temsilcilerin katıldığı sürpriz bir toplantı düzenledi.
Rusya’nın Ukrayna işgali bu hafta üçüncü yılına girdi ve Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük savaşın yakın bir tarihte sona ereceğine dair bir işaret görünmüyor.
NATO ülkeleri öneriye hangi yanıtı verdi?
Macron’un yorumları Rusya’nın yanı sıra bazı Avrupa ve NATO üyesi ülkelerden de tepki aldı.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD Başkanı Joe Biden’ın “zafere giden yolun” askeri yardım sağlamaktan geçtiğine inandığı, “böylece Ukraynalı askerlerin kendilerini savunmak için ihtiyaç duydukları silah ve mühimmata kavuşabilecekleri” belirtildi.
Açıklamada, “Başkan Biden, ABD’nin Ukrayna’ya asker göndermeyeceğini açıkça ifade etti” denildi.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, hiçbir Avrupa ülkesinin veya NATO üyesi devletin Ukrayna’ya asker göndermeyeceği yönünde varılan mutabakatta bir değişiklik olmadığını söyledi.
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın sözcüsü, Ukrayna güçlerini eğiten az sayıdaki personelin dışında, ülkenin Ukrayna’ya büyük ölçekli asker konuşlandırma planının olmadığını belirtti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin ofisi, İtalya’nın “desteğinin, Ukrayna topraklarında Avrupa veya NATO ülkelerinden birliklerin varlığını içermediğini” kaydetti.
Kremlin adına Peskov, Macron’un önerisini “önemli” ve “yeni” olarak nitelendirdi ve bunun kesinlikle NATO üyelerinin çıkarına olmadığını belirtti.
Peskov, “Bu durumda, olasılık hakkında değil, (doğrudan çatışmanın) kaçınılmazlığı hakkında konuşmamız gerekir” dedi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg daha önce Ukrayna’ya asker gönderilmesi fikrini gözden geçirdiği iddiasını reddetmiş, ancak ittifakın NATO üyesi olmayan Ukrayna’yı desteklemeye devam edeceğini vurgulamıştı.
Aralarında Polonya, İspanya ve Çek Cumhuriyeti’nin de bulunduğu bir dizi NATO üyesi ülke de aynı tutumu benimsediklerini dile getirdi.
Rusya, Batılı müttefiklerin sağladığı modern silahlara önemli derecede bağımlı olan Ukrayna’dan çok daha büyük bir askeri güce sahip.
Batı’nın Ukrayna’ya yardımları hangi boyutta?
Almanya merkezli Kiel Enstitüsü verilerine göre ABD, Ukrayna’ya en fazla askeri yardımda bulunan ülke ve 15 Ocak itibarıyla 42,2 milyar euroluk (45 milyar dolar) taahhütte bulundu.
Almanya aynı dönemde 17,7 milyar euroluk taahhütle ikinci sırada yer alırken, onu 9,1 milyar euro askeri yardım sağlayan İngiltere takip ediyor.
Salı günü Biden, Beyaz Saray’da yapılan bir toplantı sırasında ABD Kongresi liderlerini Ukrayna için 60 milyar doları içeren 95 milyar dolarlık ABD yardım paketini onaylamaya çağırdı.
Paket, ABD Temsilciler Meclisi’ne takılmış durumda.
Avrupa Birliği de Mart ayına kadar Ukrayna’ya 1 milyon top mermisi gönderme hedefine ulaşamıyor.
Paris’teki toplantıda, üçüncü ülkelerden yüz binlerce mühimmatın satın alınmasına yönelik girişimde ilerleme kaydedildiği bildirildi.
]]>
Dr. Adam McConnel, Donald Trump’ın yaptığı son açıklama üzerine, ABD’nin NATO’dan çıkması halinde AB’nin durumunu ve Türkiye’nin NATO üyesi ülkelerle geleceğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
“Taraflar Avrupa veya Kuzey Amerika’da içlerinden birine veya birkaçına karşı yapılacak silahlı bir saldırının hepsine karşı yapılmış bir saldırı sayılacağı ve dolayısıyla böyle bir silahlı saldırının vuku bulması halinde her birinin Birleşmiş Milletler (BM) şartının 51. maddesi ile tanınan bireysel veya toplu meşru müdafaa hakkını kullanarak silahlı kuvvet kullanılması da dahil olmak üzere gerekli gördüğü her türlü tedbiri bireysel olarak ve diğer taraflarla birlikte derhal almak suretiyle saldırıya uğrayan taraf veya taraflara yardım edeceği hususunda mutabık kalmışlardır.”[1]
“Türkiye’nin, NATO Müttefiklerinin tam rızası ve anlayışı olmadan Sovyet müdahalesine yol açacak bir adım atması durumunda, NATO müttefiklerinizin Türkiye’yi Sovyetler Birliği’ne karşı koruma yükümlülükleri olup olmadığını değerlendirme şansına sahip olmadıklarını umarım anlayacaksınız.”[2] Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya yönelik son tehditlerinin yarattığı şok [3] ve panik [4] halini izlemek eğlenceli olmakla birlikte son derece trajik tonlar içeriyordu. Günün teması şaşkınlıktı. Bu nedenle ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris sinirleri yatıştırmakla görevlendirildi. Ancak tarihi anın farkındalığını ifade etmek ve dikkatli davranmak yerine, kendisi ya da konuşma yazarları son derece sönük bir söylemi tercih etti; “Uluslararası kural ve normları savunmalıyız.”[5] Bunu tam da ABD’nin Gazze’de ateşkes çağrısı yapan bir dizi Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararını veto ederken ve İsrail’in bu “uluslararası kural ve normları” en kanlı ve iğrenç şekilde ihlal etmesini engellemekten tamamen aciz olduğunu kanıtladığı bir zamanda söyledi. Washington’daki yetkililer sözde ideallerini yerine getirmezken ya da getiremezken bu tür basmakalıp sözlere kim inanır?
Türkiye’nin NATO gerçeği
Türkiye-ABD ilişkilerinin 25 yıllık bir gözlemcisi olarak, Trump’ın savunma harcamalarında payına düşeni yapmayan NATO üyelerini Rusya’yla tehdit etmesinin ardından aklıma tek bir özlü söz geldi; “Peki, nasıl bir hismiş?” Açıkçası, Trump’ın tehdidinin NATO başkentlerinin çoğunda yol açtığı telaş ve endişeye hiç sempati duyamadım. Türkiye, Haziran 1964’ten bu yana NATO Anlaşması’nın tüm üyeleri eşit derecede bağlayan bir karşılıklı savunma sözleşmesi olmadığı gerçeğiyle yaşadı. 5. madde sadece Washington’ın karar vermesi halinde uygulanabilirdi. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un iddia ettiğinin aksine, Türkiye NATO’nun tam olarak “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için”[6] olmadığını uzun zamandır biliyordu. Scholz da hiçbir tarihsel farkındalık göstermeden ve anın aciliyetine yenik düşerek, “NATO’nun yardım garantisinin herhangi bir şekilde göreceli hale getirilmesi sorumsuzca ve tehlikelidir ve yalnızca Rusya’nın çıkarınadır”[7] ifadelerini kullandı. Buna yürekten katılıyorum. Ancak eski ABD Başkanı Lyndon Baines Johnson’ın Ankara’ya gönderdiği kötü şöhretli mektup kamuoyuna yansıdığında, diğer NATO üyeleri Başkan’ın tutumunun NATO Anlaşması’nın ihlali anlamına gelebileceği veya ABD’nin kararlılığına duyulan genel güvenin bu tür duygular nedeniyle zayıflayabileceği yönünde özel bir endişe ifade etmemişlerdi. Tam tersine, Türkiye “güvenilmez” aktör olarak yaftalanmıştı ve ABD, Türkiye’nin 1974 Kıbrıs müdahalesinden sonra Ankara’ya silah ambargosu uygulayacak kadar ileri gitti.[8]
Washington’ın bu tutumu Türkiye’yi son 40 yılda kendi yerli savunma sanayisini geliştirmeye zorladı.[9] Türkiye ayrıca İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımını diğer NATO üyelerinden taviz koparmak için bir levye olarak kullanmak zorunda kaldı çünkü NATO’da Türkiye’ye eşit meşruiyet tanınmadı. Bu tavizlerin ilgili olduğu konular – F-16 modernizasyon kitleri, İsveç ve Kanada’nın uyguladığı silah ve teknoloji ambargoları, NATO’nun hem Suriye’de hem de Avrupa’da terör örgütü PKK/SDF’ye yönelik samimiyetsiz tutumu – asla böyle bir siyasi zorlamaya ihtiyaç duyan konular olmamalıydı. Aslında bu konulardaki politikalar Washington ya da Brüksel’deki yetkililerin aklına geldiği andan itibaren hatalıydı. Eğer Washington ve diğer NATO başkentleri bu konulara mantıklı, tarafsız ve dürüst bir şekilde yaklaşsalardı, Ankara ile NATO’nun geri kalanı arasındaki ilişkiler son 10 yılda herkesin yararına olacak şekilde çok daha sorunsuz olurdu.
ABD’siz NATO mu?
Trump’ın ABD’yi NATO’dan çıkarma tehdidi de bir o kadar çılgıncaydı ve görebildiğim kadarıyla açıkça dile getirilmeyen sonuçları Brüksel’de tüyleri diken diken etti. Zira Washington’ın olmadığı bir NATO, Türkiye’yi İngiltere’yle birlikte ittifakın iki baskın askeri gücünden biri haline getirecektir. Türkiye büyük bir farkla NATO’nun en büyük 2’nci konvansiyonel ordusuna sahip ve önde gelen bir insansız hava aracı gücü olarak ortaya çıktı. Ankara önemli yerli savunma üretim kapasitelerine sahip ve son 10 yıldır Suriye, Libya ve Kafkas Dağları gibi çeşitli yerlerde Rus kuvvetleriyle karşı karşıya geldi. İlginçtir ki Trump’ın tehditleri ve Avrupa’nın askeri kapasite eksikliği hakkındaki son analizler, Türkiye hakkında kayda değer bir şey söylemekten özenle kaçınıyor. [10]
ABD’nin NATO’dan çıkmasıyla birlikte, yıllardır Türkiye’yi 2’nci sınıf bir üye olarak gören bazı NATO başkentlerinin Ankara’nın ittifak içindeki liderlik rolünün artmasını kabul etmekten başka çareleri kalmayacak. Daha önce Türkiye’nin NATO’nun Doğu Akdeniz güvenlik düzenlemelerinin lideri haline getirilmesi gerektiğini savunmuştum.[11] Ancak ABD’nin NATO’dan çıkması bir adım daha ileri giderek Türkiye’yi Orta ve Batı Avrupa’nın tüm güvenlik düzenlemelerinin lideri haline getirecektir.
Türkiye-ABD işbirliği yenileniyor mu?
Türk parlamentosunun İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının, diğer NATO üyelerinin Türkiye için önemli konularda attıkları telafi edici adımların ve Ankara ile Washington arasındaki son görüşmelerin ardından, birçok analist ilişkilerin yenilenmesinden bahsetmeye başladı.[12] New Jersey Senatörü Bob Menendez’in ayrılması Türkiye için Kongre atmosferini iyileştirmiş gibi görünüyor. Geçmişte Menendez’in agresif Türkiye karşıtı söylemini yineleyen New Hampshire Senatörü Jeanne Shaheen bile geçtiğimiz hafta Ankara’da olmaktan gerçekten memnun görünüyordu.[13]
Öte yandan, ABD’li yetkililerin son 10 yılda Türkiye’ye karşı attığı pek çok üzücü adım ve ABD’nin PKK’nın Suriye kolunu desteklemeye devam etmesi, ilişkilerin yenilenmesine yönelik umutların yeni gelişmelere kadar beklemesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Sonuç olarak, kasım ayındaki ABD seçimleri yaklaşır, Rusya Ukrayna’daki konumunu iyileştirirken ve Gazze’deki çatışma azalma belirtisi göstermezken, ABD ve NATO yetkililerinin Ankara ile ilişkileri yeniden inşa etmeleri için bir fırsat penceresi açılmış olabilir. Trump odaklı kıyamet senaryolarının hiçbiri gerçekleşmese bile, aynı ABD ve NATO yetkilileri Türkiye hakkındaki önyargılarını daha rasyonel ve dengeli bir şekilde değerlendirebilirlerse daha kalıcı bir ilerleme sağlanabilir.
[1] Kuzey Atlantik Anlaşması’nın 5. maddesi.
[2] U.S. President Lyndon Baines Johnson (LBJ) to Türkiye’s President İsmet İnönü, 5 June 1964. Referans için bakınız: The Middle East Journal, Summer 1966, s. 387.
[3] https://www.nytimes.com/2024/02/15/us/politics/trump-nato-threat.html#: ~: text=News%20Analysis-,Trump’s%20NATO%20Threat%20Reflects%20a%20Wider%20Shift%20on%20America’s%20Place,segment%20of%20the%20American%20public.
[4] https://www.nytimes.com/2024/02/16/world/europe/biden-putin-navalny.html
[5] Ibid.
[6] https://www.nytimes.com/2024/02/14/world/europe/europe-nato-trump-ukraine.html
[7] Ibid.
[8] The official U.S. documents from the era make clear that Washington saw Greece as the primary impediment to a solution in Cyprus, but Türkiye was treated as the malcontent. See: https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1964-68v16
[9] Örneğin, bakınız: Füsun Türkmen, Türkiye-ABD İlişkileri, s. 98-105; Nasuh Uslu, Türk-Amerikan İlişkileri, s. 177-179; Suha Bölükbaşı, “The Johnson Letter Revisited,” Middle Eastern Studies, Temmuz 1993, s. 505-506.
[10] https://www.nytimes.com/2024/02/14/world/europe/europe-nato-trump-ukraine.html; https://www.nytimes.com/2024/02/18/world/europe/europe-russia-munich-conference.html
[11] https://www.aa.com.tr/en/analysis-news/-turkey-s-new-regional-security-role-70-years-late/1350816
[12] https://www.aa.com.tr/en/turkiye/turkish-president-erdogan-receives-us-senators-in-ankara/3143313; https://www.reuters.com/world/us-turkey-ties-now-have-significant-momentum-senator-murphy-says-2024-02-21/; https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-abd-li-senatorler-jeanne-shaheen-ve-chris-murphy-yi-kabulu–20-subat-2024–ankara.en.mfa; https://carnegieendowment.org/2024/02/12/can-f-16-deal-revive-turkish-american-partnership-pub-91606
[13] https://www.aa.com.tr/en/world/interview-us-senator-lauds-positive-relations-with-very-important-ally-turkiye/3144760
[Dr. Adam McConnel, 9 yıl boyunca Türk Tarihi dersleri verdiği Sabancı Üniversitesinde Tarih alanında yüksek lisans ve doktora derecesine sahiptir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>
Belçika Başbakanı Alexander de Croo, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rusya- Ukrayna Savaşı’nın ikinci yılı geride kalırken Ukrayna’ya dayanışma için Kiev’e gelerek Gostomel Havalimanı’nda Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile basın toplantısı düzenledi. Ukrayna’ya destek açıklaması yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltengberg ise, “Ukrayna NATO’ya katılacaktır” dedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ikinci yılı geride kalırken batılı liderler dayanışma göstermek amacıyla Ukrayna’nın başkenti Kiev’e geldi. Belçika Başbakanı Alexander de Croo, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Polonya’dan gece treniyle Ukrayna’yı ziyaret etti. Ukrayna’ya destek gösteren liderler, İtalya’nın dönem başkanlığındaki G7 Devlet ve Hükümet Başkanları toplantısı öncesinde Gostomel Havalimanı’nda basın toplantısı düzenledi. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile basın toplantısında konuşan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, bulundukları havalimanının Moskova’nın başarısızlığının ve Ukrayna’ın gururunun bir sembolü olduğunu ifade ederek, “Birkaç kişinin kahramanlığı tarihin akışını değiştirdi. Bunlardan biri de 2 yıl önce 24 Şubat’ta burada gerçekleşti” dedi.
“Ülkenizi kurtardınız, tüm Avrupa’yı kurtardınız”
Kanada Başbakanı Justin Trudeau da “Putin bu havaalanı gibi stratejik hedefleri kolayca ele geçirebileceğinden emindi. Rus kuvvetleri Gostomel Havaalanı’nı hızlıca ele geçirmeye çalıştı. Bugün buradaki barlığımız yanıldığını görebilirsiniz. Ukraynalılar ortak geleceğimiz için savaşıyor” dedi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise saldırıların başladığı günden itibaren Ukrayna’yı savunan birlikleri överek “”Kiev güçlü durdu. Cesaretiniz Putin’in durdurdu. Kaçmadınız ya da ürkmediniz. Ukraynalı kahramanlardan oluşan küçük bir birlik, son nefesinize kadar savaşarak işgalcileri geri püskürttü. Rusya’nın Ukrayna’nın kalbine yönelik saldırısını durdurmayı başardınız. Ülkenizi kurtardınız, tüm Avrupa’yı kurtardınız” ifadelerini kullandı.
Belçika Başbakanı Alexander de Croo, son 2 yılın yıkım, can kaybı ve travma ve acıyı kabul ederek, “Ukrayna’nın müttefikleri Ukrayna hükümetiyle omuz omuza” dedi.
“İlk ve esaslı yenilgisini de burada yaşadı”
Holtomel’de sembolik bir alanda olduklarını dile getiren Zelenskiy ise, “Putin burada savaşı kazanmak istiyordu. İlk ve esaslı yenilgisini de burada yaşadı. Askerlerimiz Rus katillerin inişini yok ettiğinde dünya da en önemli noktayı gördü. Her kötülüğün yenilebileceğini ve Rus saldırganlığının bir istisna olmadığını gördü. Dünya henüz Ukrayna’ya inanmazken, Ukraynalılar savaşabileceklerini, direnebileceklerini devam edeceklerini kanıtladılar” ifadelerini kullandı. Zelenskiy, Ukrayna’yı destekleyen tüm arkadaşlarına teşekkür ederek, “Tüm zorluklara ve şüphelere rağmen dünyanın dikkati hala Ukrayna’da. Geleceğimiz kendi ellerimizde” dedi.
“Ukrayna NATO’ya katılacaktır”
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltengberg, “Rus tanklarının Ukrayna’ya girmesinin üzerinden 2 yıl geçti. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da yaşanan en büyük savaşın başlangıcı” dedi. Savaşta ölen Ukraynalı askerleri nana Stoltenberg, “Savaş alanındaki durum son derece ciddi olmaya devam ediyor. Putin’in Ukrayna’ya hakim olma hedefi değişmedi ve barışa hazırlandığına dair hiçbir belirti yok. Çoğunun korktuğu gibi Ukrayna haftalar içinde çökmedi. Rusya tarafından ele geçirilen toprakların yarısını geri aldınız, Rusya’yı Karadeniz’in büyük bölümünden geri püskürttünüz ve Rus kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdiniz” ifadelerini kullandı. NATO müttefiklerinin Ukrayna’ya maddi ve manevi desteğinden bahseden Stoltenberg, “Bu savaşı Putin başlattı çünkü NATO’nun kapısını kapatmak ve Ukrayna’nın kendi yolunu seçme hakkını elinden almak istiyordu. Ancak tam tersini başardı, Ukrayna artık NATO’ya her zamankinden daha yakın” dedi.
Stoltenberg, konuşmasını “Ukrayna NATO’ya katılacaktır. Bu bir ‘eğer’ sorusu değil, ‘ne zaman’ sorusudur. Sizi o güne hazırlarken, NATO Ukrayna’nın yanında olmaya devam edecek” diyerek tamamladı. – GOSTOMEL
]]>
Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 60 teröristin etkisiz hale getirildiğini duyurdu.
Milli Savunma Bakanlığınca basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, “Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil; son bir haftada 60 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece, 1 Ocak’tan bugüne kadar 184’ü Irak’ın, 274’ü Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere etkisiz hale getirilen terörist sayısı 458 olmuştur. Pençe-Kilit Operasyonu Bölgesinde, 17 Şubat’ta bir üs bölgemize sızma girişiminde bulunan teröristlerle çıkan çatışmada bir kahraman silah arkadaşımız şehit olmuş, 11 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Çatışmada şehit olan kahraman silah arkadaşımız Piyade Sözleşmeli Er Salih Ay’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Pençe-Kilit Harekatı’nda bugüne kadar 824 terörist etkisiz hale getirilmiştir”
Çatışma sonrası gerçekleştirilen arama-tarama faaliyetlerinde çeşitli miktarlarda piyade tüfeği ve şarjörü, tanksavar silahı ve mühimmatı ile çok sayıda el bombası ve malzeme ele geçirildiğini bildiren Aktürk, “Pençe-Kilit Harekatı’nda bugüne kadar 824 terörist etkisiz hale getirilmiş, değişik çaplarda toplam bin 896 silah ve 796 bin 153 mühimmat ele geçirilmiş, 2 bin 605 mayın/el yapımı patlayıcı tespit ve imha edilmiş, 862 mağara/sığınak kullanılamaz hale getirilmiştir” diye konuştu.
Suriye’de istikrarın tesis edilmesi için çalışmalar devam ediyor
Aktürk ayrıca Suriye’de istikrarın bir an önce tesis edilmesi, Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşleri ve normalleşmenin sağlanmasına yönelik çalışmaların da devam ettiğini bildirdi.
“3 bin 94 şahıs hududu geçemeden engellenmiştir”
Sınır hattının cumhuriyet tarihinin en yoğun ve etkin tedbirleri ile korunduğuna dikkati çeken Aktürk, “Son bir haftada hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 201 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 5’i terör örgütü mensubudur. 3 bin 94 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı bin 347’ye yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 27 bin 631 olmuştur” açıklamasında bulundu.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in katıldığı NATO Savunma Bakanları toplantısı ile ilgili konuşan Aktürk, “Bakanımız, 15 Şubat’ta Brüksel’deki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’na katılım sağlamıştır. Söz konusu toplantıda Sayın Bakanımız tarafından; İttifak’ın savunma ve caydırıcılık yapısının güçlendirilmesi çalışmaları, NATO’nun komuta ve kuvvet yapısına, harekat ve misyonlarına kara-deniz-hava ve uzaydaki gayretlerine yaptığımız katkılar, başta toprak bütünlüğü olmak üzere Ukrayna’ya olan desteğimiz, Montrö Sözleşmesi’ni hassasiyetle ve tavizsiz bir şekilde uygulamaya devam edeceğimiz, Karadeniz’deki dengenin ‘bölgesel sahiplik’ ilkesi çerçevesinde korunmasının önemi ve bu doğrultuda Bulgaristan ve Romanya ile ‘Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakat Muhtırasını’ imzaladığımız, Avrupa Birliği üyesi olmayan Müttefiklerin, Avrupa Birliğinin savunma girişimlerine tam katılımının sağlanması gerektiği, Gazze’de derhal ateşkese varılması ve insani yardıma imkan sağlanması, terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle kararlılıkla mücadele etmekte olduğumuz ve bu konuda müttefiklerimizden destek beklediğimiz, PKK/YPG’nin Irak’taki varlığının hem bu ülkedeki NATO misyonuna hem de NATO’ya bir bütün olarak tehdit oluşturduğu ve bu hain terör örgütüne sağlanan desteğin sonlandırılması gerektiği hususlarında görüş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur” ifadelerini kullandı.
Aktürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Müttefiklerimiz tarafından ihraç kısıtlarına maruz bırakılmamızın kabul edilebilir olmadığı, İttifak’ın caydırıcılık ve savunma kabiliyetini de artıracak şekilde bazı müttefiklerimizin son dönemde attığı olumlu adımları memnuniyetle karşıladığımız, Türkiye’nin güvenilir bir NATO müttefiki olarak; riskler ve tehditler karşısında kolektif yükün üzerine düşen kısmını, hatta bazen de daha fazlasını üstlendiği ve gelecekte de üstlenmeye devam edeceği ifade edilmiştir. Söz konusu toplantı kapsamında Bakanımız; Almanya liderliğinde başlatılan Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’ne (European Sky Shield Initiative-ESSI) ülkemizin katılım beyanı ile Ukrayna’ya destek kapsamında Birleşik Krallık liderliğinde başlatılan füze ve mühimmat konularındaki çok uluslu tedarik Girişimlerine ve yine Almanya liderliğinde başlatılan Entegre Hava ve Füze Savunması girişimleri için düzenlenen imza törenlerine de katılım sağlamıştır.”
“Ülkemiz NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak İttifak’ın merkezinde yer almaya devam edecektir”
Bakan Güler’in ikili görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulunan Aktürk, “Ayrıca, Litvanya ve Polonya Savunma Bakanları ile ikili ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştiren Sayın Bakanımız; Yunanistan, Hırvatistan, Bulgaristan, Birleşik Krallık ve Macaristan Savunma Bakanları ile ikili görüşmeler gerçekleştirmiş, çok sayıda mevkidaşıyla bir araya gelmiş ve NATO karargahında görev yapan Türk Askeri Temsil Heyet Başkanlığımızı ziyaret etmiştir. Ülkemiz; 75’inci yılına giren NATO’ya, katılışının 72’nci yılında da önemli ve belirleyici katkılarda bulunmaya, NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak İttifak’ın merkezinde yer almaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Marmara Denizi’nde batan BATUHAN-A isimli kargo gemisi için yürütülen çalışmalara dair bilgi veren Aktürk, “Deniz Kuvvetlerimiz, mürettebatı arama-kurtarma çalışmalarına; deniz karakol uçağı, mayın avlama gemisi, araştırma gemisi ve arama kurtarma gemisi ile destek sağlamış olup halihazırda iki gemi ile çalışmalar devam etmektedir” ifadelerini kullandı.
Milli muharip uçak KAAN’ın ilk uçuşunun hayırlı olmasını dileyen Aktürk, “Dün ülkemizin savunma ve güvenlik geleceğindeki en önemli kuvvet çarpanı olarak ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştiren yerli ve milli muharip uçağımız KAAN’ın ülkemize, milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz” dedi. – ANKARA
]]>
ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, “Bu sene Savunma Sanayii Başkanlığımızın koordinasyonuyla NATO’ya yöneldik. Dünyadaki en yüksek standartların olduğu NATO’da ihalelere giriyoruz.” dedi.
Akyol, 16-18 Şubat’ta düzenlenen “Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı” için bulunduğu Antalya’da AA muhabirine, Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatleri doğrultusunda savunma sanayisinde ihracatı bir adım yukarıya çıkarmaya çalıştıklarını söyledi.
ASELSAN’ın tüm platform üreticilerinin içindeki elektronik sistemleri, akıl katan sistemleri yapan bir firma olduğunu belirten Akyol, denizaltılar, gemiler, kara araçları, İHA’lar, uçaklar, helikopterler ve uydularda kullanılan faydalı yükleri, elektronik sistemleri, son teknoloji ürünleri geliştirdiklerini kaydetti.
Bu sistemleri geliştirerek savunma sanayi sektörünün katma değeri yüksek ihracat yapmasının önünü açtıklarına dikkati çeken Akyol, “Kendimizin doğrudan temin edip son kullanıcıyla buluşturduğumuz ürünler de var. 14 ülkede ofis, firmamız veya ortaklığımız var. Güney Amerika’dan Güney Afrika’ya, Uzak Doğu’dan Balkanlar’a, Orta Doğu’dan Türk cumhuriyetlerine kadar birçok yerde fabrikalarımız, dizayn ofislerimiz faaliyet gösteriyor. Küresel bir şirket haline dönüştük. Dünyada önemli savunma sanayi firmalarının listelendiği ligde Türkiye’yi temsil eden en yukarıdaki firmayız.” diye konuştu.
“İhracat yaptığımız ülke sayısı 86 oldu”
Akyol, 2023’te 601 milyon dolarlık yeni sözleşme imzaladıklarını kaydederek, bunun, ASELSAN’ın bugüne kadar ulaştığı en yüksek rakam olduğunu bildirdi.
Dört yeni ülkeye ihracat yapma imkanı yakaladıklarını aktaran Akyol, “Böylece kurulduğumuz günden bu yana ihracat yaptığımız ülke sayısı 86 oldu.” bilgisini paylaştı.
Akyol, 2024 stratejilerini alanında en iddialı ürün yapmak, dünyada kendi segmentinde en azından ilk 3’te olmak, ihracat odaklı büyüyen ve yeni konseptler yaparak dünyada fark yaratan bir anlayışı uygulamak olarak belirlediklerini kaydetti.
Türkiye’ye konulan ambargo nedeniyle verilmeyen kameralara karşı ASELFLIR 500 kamerasını yaptıklarına, bunun dünyadaki bütün muadillerinden daha iyi bir kamera olduğuna işaret eden Akyol, “İhracat odaklı büyümeye, geliştirmeye devam ediyoruz. 2024 yılında dünyanın her yerinde bayrak göstermeye devam edeceğiz. 2024, hem savunma sanayi sektörü hem de ASELSAN için başarılarla dolu bir yıl olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
“Uluslararası bütün yapılarda daha fazla yer almaya odaklandık”
ASELSAN’ın içerisinde NATO ihaleleri için özel bir birim kurduklarını anlatan Akyol, “NATO’nun bütün birimleriyle çalışıyoruz. Bu sene Savunma Sanayii Başkanlığımızın koordinasyonuyla NATO’ya yöneldik. Bütün dünyadaki en yüksek standartların olduğu NATO’da ihalelere giriyoruz. NATO standartlarında dünyadaki sayılı firmalarla yarışacak pozisyona girmek bir süreçti ve bu süreci Türkiye başardı. Bu, geldiğimiz seviyeyi gösteriyor. Sadece NATO değil, OCCAR ve BM gibi uluslararası bütün yapılarda daha fazla yer almaya odaklandık.” dedi.
Ukrayna-Rusya savaşıyla özellikle Doğu Avrupa’da askeri harcamalarda artış olduğunun altını çizen Akyol, şunları söyledi:
“Romanya’dan yeni geldim. Macaristan’dan Polonya’sına, Estonya’sına kadar geçmişten daha fazla savunma sanayiye odaklanma var. Doğu Avrupa’yı önümüzdeki dönemde geleneksel ihracat pazarlarımızın içinde yeni bir alan olarak görüyorum. ASELSAN olarak Balkanlar ve Polonya için yeni birimimizi, ofisimizi aktif hale getirdik. Geleneksel pazarlara yeni yeni başlayan Afrika ülkelerinin yanı sıra Doğu Avrupa’nın da eklendiğini söylemek isterim. Şili’de tank modernizasyonu ihalesi kazandık. Orada bu çalışmayı yürütmeye başladık. Filipinler’de hava savunma ihalesi kazandık. Dünyanın bütün noktalarında faaliyet gösterecek seviyeye çıktık.”
“ASELSAN çalışanlarının yüzde 60’tan fazlası mühendis”
ASELSAN bünyesinde 10 bin 600 çalışan olduğu bilgisini veren Akyol, çalışanların yüzde 60’tan fazlasının mühendis olduğuna işaret etti.
Dokuz AR-GE merkezleri bulunduğunu belirten Akyol, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ankara ve Konya’da 2 meslek lisemiz var. Çalışanlarımızın yüzde 10’u kadar her yıl stajyer alıyoruz. Bu yıl ilk defa üniversitelerin 3’üncü sınıfındaki gençlerin ASELSAN’da yarı zamanlı çalışabilecekleri bir program başlattık. Üniversite 3’üncü ve 4’üncü sınıf öğrencileri ASELSAN’da çalışma deneyimi kazanıyor. Firmamızın içinde de yeni yetkinlikler kazandıracağımız uluslararası eğitim programları var. ASELSAN Akademisi’ni kurduk. Mühendislik faaliyeti yürüten arkadaşlarımız bu akademide master ve doktora yapabiliyor. Lise çağından doktorasına kadar uçtan uca yatırım yaptığımız çalışanlarımız ile Türkiye’nin çok zorlayıcı projelerini bir bir hayata geçiriyoruz. Ülkemizin bize yüklediği sorumluluk ile daha fazlasını yapmak için çaba gösteriyoruz.”
]]>
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, “2022 yılında 4,364 milyar dolar olan savunma ve havacılık sanayii ihracat rakamımız 2023 yılında yüzde 27’lik artışla 5,5 milyar dolara ulaştı. Firmalarımız 2023 yılında toplam değeri 10,240 milyar doları aşan sözleşmeler imzaladı.” dedi.
Görgün, Antalya’daki Belek Turizm Merkezi’nde düzenlenen “Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı”nda yaptığı konuşmada, uluslararası ilişkiler siyasi, ekonomik, askeri ve teknolojik ilişkilerden oluşan dört sütunlu bir yapı olarak düşünülürse bu konuların kesişim noktasında savunma sanayiinin bulunduğunu belirtti.
Küresel gelişmelerin savunma sanayiinin faaliyet alanını gittikçe genişlettiğine dikkati çeken Görgün, uluslararası siyasetin klasik aktörü olan devletler ve uluslararası kuruluşlara, çok uluslu şirketler, lobiler, sivil toplum kuruluşları, terör ve suç şebekelerinin de eklendiğini kaydetti.
Görgün, bütün bunlara dijital dönüşüm ve yeni teknolojiler de eklendiğinde tehditlerin ve bunlarla baş etme yöntemlerinin sürekli bir yarış içerisinde olduğu bir dünyayla karşı karşıya kaldıklarını anlatarak, salgın dönemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın savunma sanayiinin muharebe alanıyla sınırlı kalamayacağını, gıda güvenliği, halk sağlığı gibi kavramlardan da ayrı düşünülemeyeceğini gösterdiğini vurguladı.
Son dönemde bölgedeki savaşlar, terör tehditleri, sınır güvenliği ve mülteci akımları gibi gelişmelerin savunma sanayiini kamuoyunda öne çıkan bir kavram haline taşıdığını aktaran Görgün, “Rusya-Ukrayna savaşı, NATO’nun ve Avrupa’nın adeta unutmaya başladığı konvansiyonel tehditleri yeniden gündeme getirmiştir. Dünyada Ukrayna dışında da 56 ülkede 2022 yılı itibariyle silahlı çatışma yaşandı. Bunların üçünde Ukrayna, Myanmar ve Nijerya’da 10 binin üzerinde yaşamın yitirildiğini görüyoruz.” dedi.
Görgün, Vilnus Zirvesi’nde müttefik ülkelerin Rusya-Ukrayna savaşından çıkan dersler ışığında NATO’nun savunma sanayii alanında karşılaştığı sorunlara yönelik çok önemli bir bildirge üzerinde anlaştığının altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bildirgeyle savaş ekonomisi mantığına hızla geçiş yapabilmek amaçlandı. Mühimmat ve diğer kritik ürünlerin üretiminde sürat ve kapasiteyi artırma ve savunma teçhizatının birlikte çalışabilirliğini hedefleyen Savunma Üretimi Eylem Planı üzerinde mutabık kılındı. NATO müttefikleri, Ukrayna’da sahadan Rusya gibi bir konvansiyonel tehdit karşısında sıcak çatışma ortamında ihtiyaçların hızlıca üretilip teslim edileceği bir savunma sanayii kapasitesinin tesisi, savunma üretim zincirlerinin özellikle müttefikler arasında işbirliğinin geliştirilmesi suretiyle hızlandırılması, müttefiklerin NATO standartlarında ürettikleri ekipman ve mühimmatın birbiriyle çalışabilirliğinin geliştirilmesi gibi 3 önemli ders çıkarttı.”
Türk firmalara, NATO ihalelerine katılım önerisi
Savunma sanayi alt yapısının sadece Türkiye’nin değil müttefiklerinin de ihtiyaçlarına yetişecek şekilde daha da büyüme ihtiyacı ve fırsatı ile karşı karşıya olduğuna işaret eden Görgün, “NATO ülkelerinin yüzde ikilik orandaki taahhüdünün, savunma bütçelerinde çok büyük artışlara neden olacağı aşikardır. Bu da standartlarında üretim yaptığımız NATO üyeleri ve ortaklıklarıyla birlikte 50 ülkelik büyük ve küresel bir pazara dönüştürmektedir. Bizim için de özellikle teknolojisi gelişmiş Avrupa ülkeleriyle ortak üretim imkanı açısından karşılıklı faydaya dayalı önemli bir fırsat doğmuş bulunmakta olup savunma sanayii iş gücümüz hem niteliği hem de maliyeti açısından NATO için eşsiz bir fırsat sunmaktadır.” ifadelerini kullandı.
NATO Savunma Yatırım Programı, Askeri Bütçe ve Sivil Bütçesi için 2024 yılında toplam 8 milyar avroluk bir kaynak ayırdığını belirten Görgün, tüm firmalara NATO ihalelerine katılım gibi kendilerine hedef koymalarını önerdi.
Haluk Görgün, NATO’nun hem uzun vadeli geliştirme programlarına hem de hazır alım ihalelerine firmaların büyük önem vermesi gerektiğini vurguladı.
Görgün, başkanlık olarak NATO ihaleleri ve iş imkanları konusunda farkındalığı arttırıcı çalışmalar, ziyaretler, eğitim faaliyetleri ve konferanslar yapmayı planladıklarını dile getirerek, “Türkiye, NATO’nun en büyük ve saygın bir üyesidir. Kurallara, şartnamelere uygun hazırlayıp teklif sunulan ihalelerde firmalarımızın şansı diğer üyelerle eşit olacaktır.” şeklinde konuştu.
SIPRI’nin yayınladığı listede, geçen yıl ASELSAN, BAYKAR, TUSAŞ ve ROKETSAN’ın ilk 100 firma içerisinde yer aldığı bilgisini veren Görgün, Türk savunma sanayiinin gelişen teknolojisi ve artan ihracat kapasitesiyle, dünya çapında pek çok ülkenin imreneceği bir seviyeye ulaştığını kaydetti.
“Savunma sanayiimiz son 10 yılda 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç etti”
Savunma sanayiindeki ihracatın sürdürülebilirliğinin sektörün geleceği için önem taşıdığının altını çizen Görgün, şöyle konuştu:
“2002 yılında sadece 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatımız yıldan yıla kat be kat arttı. 2022 yılında 4,364 milyar dolar olan savunma ve havacılık sanayii ihracat rakamımız 2023 yılında yüzde 27’lik artışla 5,5 milyar dolara ulaştı. Firmalarımız 2023 yılında toplam değeri 10,240 milyar doları aşan sözleşmeler imzaladı. Savunma sanayiimiz son 10 yılda 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç etti. Bu büyüme Türk savunma sanayii ürünlerinin dünya pazarında bir marka haline gelmesinin sonucudur. Türkiye’de kilogram başına ihracat tutarı ortalamada 1,57 dolar iken, savunma sanayiimiz geçtiğimiz yıla oranla kilogram başına ihracat değerini yüzde 14 arttırarak 65 doları aşmış ve ekonomimize ve dolaylı olarak toplumsal refaha yüksek bir katkı sağlamıştır.”
Görgün, bu başarıyı sürdürmek için Ar-Ge ve inovasyona yatırım yapmaya, uluslararası işbirliklerini güçlendirmeye ve yeni pazarlara açılmaya devam etmeleri gerektiğini, yerli ve milli vizyon ile gelecek nesilleri teknolojiyi tüketen değil, tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir konuma taşıyacaklarına inandığını kaydetti.
“Geleceğe yönelik hedeflerimiz büyük ve vizyonumuz net”
Yapay zeka, robot ve otonom araçlar, ileri malzemeler, nanoteknoloji, biyoteknoloji ve kuantum bilgisayarlar gibi alanlarda kaydedilen gelişmelerin, hem tehditlerin hem de bunlarla savaşma vasıtalarının da durmak bilmeyen bir yarış içinde olacağına işaret ettiğini anlatan Görgün, şunları kaydetti:
“Bu ortam, dinamik stratejik planlara, hızlı karar alma mekanizmasına, kararları uygulama iradesine ve kesintisiz finansman imkanlarına olan ihtiyacı arttırmıştır. Bu noktada da ifade etmek isterim ki Savunma Sanayii Başkanlığımız da işte tam bu ihtiyaçları karşılamak için çok büyük bir öngörüyle teşkilatlandırılmış olup günümüzde de en üst seviyede desteklenmektedir. Geleceğe yönelik hedeflerimiz büyük ve vizyonumuz net. Yerli ve milli üretim vizyonuyla bizlere liderlik eden ve çalışmalarımızı her daim destekleyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bu vesile ile burada bir kez daha şükranlarımı arz ediyorum.”
“Türk savunma sanayiinin küresel pazardaki konumunu daha da güçlendireceğiz”
Görgün, savunma sanayiinde yakalanan başarının sürdürülebilirliği için önlerindeki dönem stratejilerinde verimlilik, ihracat, dijital güvenlik ve dönüşüm ile çift kullanımlık öncelikli amaçları arasında yer aldığını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Bununla birlikte çığır açan teknolojiler, finansal kaynakların çeşitlendirerek artırılması, insan değerleri yaklaşımının geliştirilmesi, çevik yönetim, sanayimizdeki yeteneklerin KOBİ ve yeni girişimleri destekleyecek şekilde etkin kullanımı ile kaynak yönetimi ve ömür devri yönetimi konuları da odaklanacağımız diğer alanlar arasında olacak. Savunma sanayiindeki başarılar Türkiye’yi savunma ve güvenlik teknolojilerinde uluslararası bir lider ve yol gösterici yapma hedefimize doğru attığımız adımların bir yansımasıdır.
Önümüzdeki dönemde, kendi ihtiyaçlarımızı en maliyet etkin şekilde çözmeye ve dost ile müttefik ülkelerimizle de işbirliği seviyemizi azami seviyeye çıkarmaya devam edeceğiz. BAYKAR gibi öncü firmalarımızın ve sektörümüzdeki diğer tüm paydaşların katkılarıyla uluslararası başarılarımızı daha da ileriye taşıyacağımıza olan inancım tamdır. Yaptığımız her işte güçlü bir irade ve sürdürülebilir bir ihracat stratejisiyle Türk savunma sanayiinin küresel pazardaki konumunu daha da güçlendireceğiz.”
]]>
Türkiye, NATO’ya üye olduğu 1952 yılından bu yana İttifak’ın güneydoğu kanadında askeri yetenekleri, operasyonlara katkıları, savunma harcamaları ve sanayisiyle İttifak içinde ayrıcalıklı bir konumdayken, NATO da Türkiye’nin güvenliğine göz ardı edilemez bir caydırıcılık sağlıyor.
NATO, nisan ayında 75’inci yaşını kutlamaya hazırlanıyor.
İttifak’ın üç çeyrek asırlık ömrünün neredeyse tümüne eşlik eden Türkiye ise yarın NATO şemsiyesi altındaki bir yılı daha geride bırakacak.
Türkiye NATO’ya ilk genişlemesinde, 18 Şubat 1952’de üye oldu.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Atlantik’in iki yakasını kolektif savunma ilkesi etrafında bir araya getiren İttifak, Türkiye’nin üyeliğiyle güneydoğu kanadında eşsiz bir müttefik kazandı.
Avrupa kıtasına savaşın geri döndüğü son iki yılda, Türkiye’nin bir yandan terör tehdidiyle doğrudan mücadele ederken, diğer yandan Ukrayna’ya verdiği destek ve dolayısıyla başta Avrupa olmak üzere İttifak’ın güvenliğinde oynadığı önemli rol, giderek daha görünür hale geldi.
NATO’nun güneydoğusundaki kanat ülke
Türkiye’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Levent Gümrükçü, aradan geçen 72 yılda Türkiye’nin NATO üyeliğinin önemi hakkında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin soğuk savaş yıllarında NATO’nun güneydoğusunda kanat ülkesi olarak son derece önemli bir işlevi büyük fedakarlıklarla ve başarıyla yerine getirdiğini belirten Gümrükçü, sonraki dönemi şöyle anlattı:
“Soğuk savaş sonrasında Avrupa-Atlantik bölgesinde barış umutlarının arttığı ve NATO’nun varlığının dahi sorgulandığı bir döneme girdik. Ancak ihtilafların ve krizlerin ortadan kalkmadığı bu dönemde NATO bu sefer de Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğini etkileyen, Bosna Hersek, Kosova ve Afganistan gibi farklı coğrafyalardaki krizlere müdahale etmek durumunda kaldı. Bu dönemde de Türkiye, askeri imkan ve yetenekleri, NATO’nun bu coğrafyalardaki ülkelerle kurmaya çalıştığı ortaklıklara verdiği değerli katkılar ve bu operasyonlarda bizzat üstlendiği sorumluluk ve rollerle yine çok önemli bir işlev görmeye devam etti.”
Türkiye’nin son dönemdeki gelişmeler ışığında NATO için önemi
Avrupa-Atlantik güvenliğine ilişkin tehdit algılamalarının kökten şekilde değiştiği mevcut ortamda ise NATO’nun yeniden kolektif savunma yapılanmasına geçmeye başladığına işaret eden Gümrükçü, “Türkiye yine askeri imkan ve yetenekleriyle, jeostratejik konumuyla, sahip olduğu güçlü dış politika araçlarıyla ve farklı coğrafyalardaki ülkelerle geliştirdiği özel ilişkileriyle NATO’ya çok önemli bir katma değer sunmayı sürdürüyor.” diye konuştu.
Gümrükçü, “Türkiye halihazırda NATO’nun sadece ikinci en büyük ordusuna sahip müttefik olarak değil, savunma sanayimizin son 10-15 yılda gösterdiği muazzam gelişme sayesinde, bugün çok geniş bir yelpazedeki askeri ürün ve teçhizatı kendi ulusal imkanlarıyla üreten bir ülke olarak da NATO içinde çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir.” sözlerini sarf etti.
“Herhangi bir müttefikin NATO içindeki konumunu değerlendirirken bakılan, ‘savunma harcamaları, misyonlara katkılar ve sahip oldukları askeri yetenekler’ şeklindeki her üç kategoride de Türkiye, İttifak’ın en önde gelen üyeleri arasında yer alıyor” diyen Gümrükçü, Türkiye’nin bu anlamda ön plana çıktığı iki önemli misyondan şöyle bahsetti:
“Kosova’daki NATO Misyonu’na (KFOR), kurulduğu ilk günden itibaren önemli katkılar yapan Türkiye, halihazırda da bu misyonun komutanlığını yürütüyor ve ciddi ölçüde birlik katkısı sağlıyor. Ülkemiz keza Bosna Hersek’te de 1990’lı yılların ortasından itibaren, önce NATO tarafından, sonra da Avrupa Birliği (AB) öncülüğünde NATO destekli olarak yürütülen harekata AB üyesi olmamasına rağmen en fazla birlik katkısı yapan ikinci ülke konumundadır.”
NATO’nun Türkiye için önemi
Gümrükçü, NATO’nun üyelerine sağladığı kolektif savunma şemsiyesinin, son derece zorlu kriz ve ihtilaflarla dolu bir coğrafyada yer alan Türkiye’nin güvenliği için hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlayabilecek siyasi, ekonomik, askeri imkan ve kabiliyetlere artan derecede sahip bir ülke olduğunun altını çizen Gümrükçü, “İttifakın sağladığı kolektif savunma güvencesinin, günümüzün neredeyse öngörülemez hale gelen karmaşık güvenlik ortamında Türkiye dahil tüm üyelerine kuvvetli bir caydırıcılık sağladığı göz ardı edilemez.” dedi.
Gümrükçü, Türkiye’nin içinde bulunduğu geniş ve zorlu coğrafyadaki sınamalar karşısında güvenlik ve istikrar çabalarına sağladığı katma değere dikkati çekerek, ortak çıkar ve değerleri paylaştığı müttefiklerle işbirliği içinde hareket etmesinin de önem kazandığını ifade etti.
Büyükelçi Gümrükçü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bağlamda, tam üyesi olarak eşit derecede söz sahibi olduğumuz NATO içinde, 72 yıldır ortak savunma taahhüdü paylaştığımız müttefiklerimizle yürüttüğümüz siyasi danışmalar son derece gerekli ve yararlı bir nitelik taşıyor. Nitekim, etrafımızdaki tüm önemli güvenlik konularını NATO içerisinde bugün 31, daha sonra İsveç’in üye olmasıyla beraber 32 müttefik olarak ortaklaşa ele alıyor, terörle mücadeleden bölgesel ihtilaflara kadar pek çok konuda müttefiklerimizi hem bilgilendirmeye hem de doğru istikamette yönlendirmeye çalışıyoruz.”
NATO’nun ayrıca müttefiklerin silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini sağlayan, bu doğrultuda ortak standartlar geliştiren ve bunları sürekli test eden bir örgüt olması nedeniyle bir okul niteliğinde de olduğunu dile getiren Gümrükçü, şunları kaydetti:
“Bugünün hızla gelişen ve değişen teknolojik imkanlarının askeri alandaki yansımalarını müttefiklerimizle değerlendirip, geleceğin askeri yetenek ve harekat konseptlerini birlikte geliştiriyor olmamız, belki bugün çok somut olarak görülemese dahi, orta ve uzun vadede ülkemiz için önemli bir kazanım sağlayacaktır.”
]]>
– NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’den Ukrayna’ya daha fazla silah tedariki çağrısı
MÜNİH – NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, kalıcı bir barışa ulaşılabilmesi için NATO müttefiklerini Ukrayna’ya daha fazla silah tedarik etmeye çağırdı. Stoltenberg, Avrupa Konseyi’nin Ukrayna’ya 50 milyar euroluk yeni yardım paketini onaylamasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade ederek, “ABD’nin de aynını yapmasını bekliyorum” dedi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Bavyera Başbakanı Markus Söder, Münih Güvenlik Konferansı’nda ortak basın toplantısı düzenledi. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın 2’nci yılını dolduracağını kaydeden Stoltenberg, Avrupa Konseyi’nin Ukrayna’ya 50 milyar euroluk yeni yardım paketini onaylamasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade ederek, “ABD’nin de aynını yapmasını bekliyorum. Bu hayati bir mesele” diye konuştu. Stoltenberg, Putin’in istediklerini savaş alanında elde edemeyeceğini anlaması gerektiğini ve kalıcı bir barış sağlanması için Ukrayna’ya silah tedarikine devam etmeleri gerektiğini söyledi.
Ukrayna’ya daha fazla silah tedariki ve NATO ülkelerinin silah stoklarını artırması çağrısında bulunan Stoltenberg, “Bu Ukrayna’ya yardım edecek, NATO’yu daha güçlü kılacak ve aynı zamanda yüksek kalifiye üretimde istihdamı artıracaktır. Buna Patriot füzelerinin yeni bir tesiste üretileceği Bavyera da dahildir. Bu, Avrupalı ve Kuzey Amerikalı savunma firmalarının ortak güvenliğimiz için işbirliğinin örneklerinden biridir” ifadelerini kullandı.
NATO üyelerinin hiçbiri aleyhinde yakın bir tehdit bulunmadığını ifade eden Stoltenberg, “NATO, daha fazla askeri güç, daha yüksek düzey askeri hazırlık ve artırılan savunma harcamaları ile Moskova’da bizim tüm müttefiklerimizi korumaya hazır olduğumuz konusunda herhangi bir yanlış hesaba alan bırakmamaya devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın savunma harcamaları, eşi görülmemiş bir artışla yüzde 11’e yükseldi. Bu sene 18 müttefikin gayri safi milli hasılanın yüzde 2’sini savunmaya harcamasını bekliyorum” diye konuştu.
Von der Leyen: “Ukrayna’daki savaş, sadece Ukrayna ile sınırlı değil”
Von der Leyen ise, Ukrayna’daki savaşın yanı sıra Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve Çin’in artan etkinliğinin sonuçlarını Avrupa’da hissettiklerini söyledi. Ukrayna’daki savaşın sadece Ukrayna ile sınırlı olmadığını vurgulayan Von der Leyen, “Rusya, sadece Ukrayna’yı yok etmeyi değil aynı zamanda artık demokrasinin de olmadığından emin olmaya çalışıyor. Burada Rusya’nın doğalgazı bir tehdit aracı olarak kullanmasını, göçmenleri enstrüman olarak kullanabilmek için her şeyi yaptığını ve bu şekilde Polonya’da Avrupa Birliği sınırlarını güvensiz hale getirmeye çalıştığını, sürekli gerçekleştirilen siber saldırıları ve dört bir yandaki dezenformasyonu hatırlatmak isterim. Bunların tamamı Avrupa’da bizi olduğu gibi Amerikalı dostlarımızı da etkiliyor” dedi.
Bu nedenlerle ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’ya destek sağlanmasında transatlantik ortak menfaatler olduğunu vurgulayan Von der Leyen, Avrupa’nın Ukrayna’ya 50 milyar Euro yeni yardım paketini onaylamış olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Yaşananları göz önüne alarak savunmaya daha fazla yatırım yapmak istediklerini ve Avrupa’nın savunma sanayisini güçlendirmek istediklerini vurgulayan Von der Leyen, bu nedenle önümüzdeki ay Avrupa savunma sanayisi için bir strateji sunacaklarını duyurdu.
]]>
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’nin bazı müttefikler tarafından Ukrayna’ya hibe edilen gemilerin Karadeniz’e girmesine izin vermediğine dair gelen soruya cevap vererek, “Montrö Anlaşmasına saygı göstermeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Stoltenberg, NATO savunma bakanlarının temmuz ayındaki Washington Zirvesi’ne hazırlanmak üzere bugün bir araya geldiğini ifade ederek, “Yeni savunma planlarımıza kaynak sağlama ve transatlantik savunma sanayi tabanımızı güçlendirme çalışmalarına hız verdik” dedi.
Bu yıl 18 NATO üyesinin GSYİH’lerinin yüzde 2’sini savunmaya harcamasını beklediğini ifade eden Stoltenberg, “2024 yılında Avrupa’daki NATO müttefikleri savunmaya toplam 380 milyar dolar yatırım yapacaklar” dedi.
Toplantıda mühimmat üretiminin arttırılması konusunu ele aldıklarını belirten Stoltenberg, “Stoklarımızı doldurmak ve Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek için barış zamanının yavaş temposundan çatışmanın gerektirdiği yüksek tempolu üretime geçmemiz gerekiyor” dedi.
Kötüleşen güvenlik ortamını da ele aldıklarını ifade eden Stoltenberg, “İttifak’a karşı yakın bir askeri tehdit görmüyoruz” dedi.
Bugün ayrıca NATO-Ukrayna Konseyi’nde Ukrayna ile bir araya geldiklerini aktaran Stoltenberg, “Savunma Bakanı Umerov sahadaki son gelişmeler hakkında müttefiklere bilgi verdi” dedi.
Polonya’nın Bydgoszcz kentinde yeni bir NATO-Ukrayna Ortak Analiz, Eğitim ve Öğretim Merkezi kurmaya karar verdiklerini aktaran Stoltenberg, “Bu merkez Ukrayna’nın Rusya ile olan savaşında çıkardığı derslerin paylaşılmasına imkan tanıyacak. Ayrıca Ukrayna kuvvetlerinin müttefiklerle birlikte öğrenip eğitim alabilecekleri bir yapı oluşturacak. Ukrayna’nın ve bizim güvenliğimiz için Ukrayna’nın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.,
“İttifak var olduğu sürece NATO Müttefikleri arasında da NATO hakkında farklı görüşler ve tartışmalar olmuştur”
ABD tarafından NATO’ya yapılan eleştiriler hakkında bir soruya cevap veren Stoltenberg, “İttifak var olduğu sürece NATO Müttefikleri arasında da NATO hakkında farklı görüşler ve tartışmalar olmuştur. Kamuoyu yoklamalarına baktığımızda, hem Kuzey Amerika’da, ABD’de, Kanada’da hem de Avrupa’da NATO’ya rekor düzeyde destek olduğunu görüyoruz. NATO’nun tarihteki en güçlü ve en başarılı İttifak olmaya devam edeceğinden eminim. En az üç nedenden ötürü ABD’nin sadık bir müttefik olmaya devam etmesini bekliyorum. Birincisi, güçlü bir NATO’ya sahip olmak ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarına uygundur. İkincisi, ABD’de NATO’ya iki partiden de geniş bir destek var. Üçüncüsü, ABD’deki eleştiriler öncelikle NATO’ya karşı değildir. NATO müttefiklerinin NATO için yeterince para harcamamasına karşıdır” dedi.
“Montrö Anlaşmasına saygı göstermeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum”
Türkiye’nin bazı müttefikler tarafından Ukrayna’ya hibe edilen gemilerin Karadeniz’e girmesine izin vermediğine dair gelen soruya cevap veren Stoltenberg, “Montrö Anlaşması, Karadeniz’e açılan boğazların artık donanma gemilerine kapalı olduğu anlamına geliyor. Bu aynı zamanda Rusya’nın Karadeniz’e daha fazla donanma gemisi sokamayacağı anlamına geliyor. Ukrayna aslında Romanya, Bulgaristan ve Türkiye ile birlikte bir rota, bir deniz yolu açmayı başardı. Bu sayede Karadeniz üzerinden önemli miktarda tahıl ve diğer ürünleri ihraç edebildiler. Dolayısıyla NATO Müttefikleri arasındaki yakın işbirliğini sürdürmemiz, Ukrayna’nın Rus Karadeniz Filosunu geri püskürtme çabalarını desteklemeye ve Montrö Anlaşmasına saygı göstermeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi. – BRÜKSEL
]]>
– NATO Savunma Bakanları Toplantısı Brüksel’de başladı
Stoltenberg: “NATO Savunma Bakanları, savunmamızı nasıl daha da güçlendirebileceğimizi ele almak üzere bir araya gelecek”
BRÜKSEL – NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Brüksel’de bugün başlayan NATO Savunma Bakanları toplantısı öncesi yaptığı kapı önü açıklamasında, “NATO Savunma Bakanları, Ukrayna’ya verdiğimiz desteği ve caydırıcılığımız ile savunmamızı nasıl daha da güçlendirebileceğimizi ele almak üzere bir araya gelecek” dedi.
NATO Savunma Bakanları bugün Belçika’da bir araya geliyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg başkent Brüksel’deki NATO karargahında gerçekleştirilen toplantı öncesi kapı önünde basına açıklamalarda bulundu. Stoltenberg, “NATO Savunma Bakanları Ukrayna’ya verdiğimiz desteği ve caydırıcılığımız ile savunmamızı nasıl daha da güçlendirebileceğimizi ele almak üzere bir araya geldi” dedi.
“Müttefikler savunmaya 280 milyar ABD dolar harcamakta”
Savunma planlarını gerçekleştirebilmek için daha fazla yatırım yapılması gerektiğini belirten Stoltenberg, “Doğru yoldayız. Çünkü savunma yatırımları söz konusu olduğunda artık tarihi rakamlara sahibiz. Geçen yıl Avrupa ve Kanada genelinde savunma harcamalarında yüzde 11’lik reel bir artış gördük. Bu yıl 18 müttefikin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’sı yüzde 2’sini savunmaya harcama hedefine ulaşmasını bekliyoruz. Avrupalı müttefikler birlikte savunmaya 280 milyar ABD doları harcamakta. Bu da toplam GSYİH’lerin yüzde 2’sine tekabül ediyor” ifadelerini kullandı.
Hala kat etmeleri gereken bir yolun olduğunu söyleyen Stoltenberg, “Geçen yıl Vilnius’taki zirvemizde tüm müttefikler GSYİH’nin yüzde 2’sini savunmaya harcama sözü verdiler ve yüzde 2 asgari orandır” şeklinde konuştu.
NATO Ukrayna Konseyi toplantısına başkanlık edeceğini ifade eden Stoltenberg, “Ukrayna’ya verdiğimiz desteği nasıl sürdürebileceğimizi ele alacağız. Desteğimizin savaş alanına her geçen gün fark getirdiğini görüyoruz. Daha dün Ukraynalılar bir Rus donanma gemisini vurmayı başardılar ve bu da Ukrayna silahlı kuvvetlerinin Rus hatlarının gerisinde derin saldırılar gerçekleştirme konusundaki beceri ve yetkinliğini ortaya koyuyor” dedi.
“AB’nin Ukrayna’ya 50 milyar euro tahsis etme kararını memnuniyetle karşılıyorum”
Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu silah, malzeme ve mühimmatı almasını sağlamak için üretimi arttırmaları gerektiğini vurgulayan Stoltenberg, “NATO Müttefikleri savunma yatırım planını kabul etmemizden bu yana geçen ay içinde transatlantik savunma sanayinin farklı bölümlerinden daha fazla sipariş için 10 milyar euroluk sözleşmeler üzerinde anlaştılar ve imzaladılar” diye konuştu.
NATO Müttefiklerinin daha fazla destek, daha fazla hava savunması ve daha fazla mühimmat sağlamasını memnuniyetle karşıladığını aktaran Stoltenberg, “Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya 50 milyar euro tahsis etme kararını memnuniyetle karşılıyorum. ABD Kongresi’nin Ukrayna’ya desteğin devamını öngören bir paketi kabul etmesini bekliyorum. Çünkü Ukrayna’yı desteklemek hayırseverlik değildir. Ukrayna’yı desteklemek kendi güvenliğimize yaptığımız bir yatırımdır” ifadelerini kullandı.
“Geçtiğimiz yıl savunma harcamalarında eşi benzeri görülmemiş bir artış gördük”
Basına yaptığı açıklamaların ardından toplantıya geçen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg açılış konuşmasında, “Bugün, yeni planlar, iyileştirilmiş komuta ve kontrol, modernize edilmiş lojistik ve güçlendirilmiş hava ve füze savunması ile caydırıcılığımızı ve savunmamızı daha da güçlendirmek üzere geçtiğimiz Temmuz ayında Vilnius Zirvesi’nde alınan kararları ileriye taşıyacağız” dedi.
Savunma sanayi kapasitesini de ele alacaklarını söyleyen Stoltenberg, “Ukrayna’nın ve bizim güvenliğimiz için ihtiyaç duyulan silah ve mühimmat üretimini arttırıyoruz. Tüm bunlar daha fazla yatırım yapmamızı gerektirdi ve iyi bir ilerleme kaydediyoruz. Geçtiğimiz yıl Avrupalı müttefiklerde ve Kanada’da savunma harcamalarında eşi benzeri görülmemiş bir artış gördük. Bu yıl ise rekor sayıda müttefikimiz savunmaya yüzde 2 veya daha fazla harcama yapıyor” şeklinde konuştu.
]]>
Milli Savunma Bakanlığı, son bir haftada Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil 39 teröristin etkisiz hale getirildiğini duyurdu.
Milli Savunma Bakanlığınca basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen toprak kayması nedeniyle geçmiş olsun dileklerini iletti. Kayıp işçilerin sağ kurtulması temennisinde bulunan Aktürk, “Haber alınamayan işçilerimizi kurtarma çalışmaları kapsamında 3’üncü Ordu İstihkam Savaş Taburumuz, devletimizin ilgili kurum ve kuruluşları ile koordinasyon halinde çalışmalarını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.
“Türkiye NATO’nun belirleyici unsuru olmaya devam ediyor”
Türkiye’nin Avrupa-Atlantik coğrafyasında güvenlikle ilgili konularda en önemli platform olan NATO’da bugün ve gelecekte önemli ve belirleyici olmaya devam edeceğine vurgu yapan Tuğamiral Aktürk, “Ülkemiz, 18 Şubat’ta üyeliğinin 72’nci yılına ulaşacağı NATO’nun değerlerini ve sorumluluklarını paylaşmakta; aktif, yapıcı ve saygın bir üyesi olmayı sürdürmektedir. Kuruluşunun 75’inci yılına giren NATO’ya geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de önemli ve belirleyici katkılarda bulunmaya devam edecektir” diye konuştu.
Tuğamiral Aktürk, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bakanımız, bugün Brüksel’de bulunan NATO Karargahı’ndaki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’na katılım sağlamaktadır. İttifakın savunma ve caydırıcılığının güçlenmesi kapsamında NATO’nun komuta ve kuvvet yapısına sağladığımız destek ile toplantı gündemindeki konularda görüş, beklenti ve temennilerimizin vurgulanacağı toplantılarda sayın bakanımızın mevkidaşları ile görüşmeler yapması da planlanmaktadır.”
Tuğamiral Aktürk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BAE ve Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretlere Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de refakat ettiğini hatırlattı.
“İsrail’in Refah kentine yönelik saldırılarından endişe duymaktayız”
İsrail’in saldırılarının devam etmesi halinde Gazze’deki trajedinin çok daha vahim boyutlara taşınacağını dile getiren Aktürk, “İsrail’in bugüne kadar gerçekleştirdiği katliamların ardından Refah kentine yönelik saldırılarından endişe duymaktayız. Saldırıların devamı halinde, Gazze’deki trajedi çok daha vahim boyutlara taşınacaktır. İsrail’in saldırılarını durdurması için uluslararası toplumun gerekli adımları atması gerekmektedir. Filistin meselesi adil bir sonuca kavuşturulmadan bölgemizde kalıcı bir barış mümkün olmayacaktır” açıklamasında bulundu.
“Ülkemize getirilen Gazzeli kardeşlerimizin sayısı 876 olmuştur”
Gazze’ye yönelik yardımların devam ettiğini hatırlatan Aktürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ülkemizin Gazze’ye yönelik insani yardımları kapsamında ilgili kurumlarla koordineli olarak 14 Şubat’ta bir A400M uçağımız ile 1,2 ton tıbbi malzeme ve 12 sağlık personeli bölgeye ulaştırılmış; 49 hasta ve 106 refakatçiden oluşan toplam 155 Gazzeli kardeşimiz daha ülkemize getirilmiştir. Gazze için bugüne kadar Hava Kuvvetlerimize ait 18 uçakla 240 tondan fazla insani yardım malzemesi bölgeye sevk edilmiş, ülkemize getirilen Gazzeli kardeşlerimizin sayısı ise 876 olmuştur.”
“Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 39 terörist etkisiz hale getirilmiştir”
Terör örgütleri PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ ile kesintisiz mücadele edildiğine vurgu yapan Aktürk, “Her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini artan bir baskı ve yoğun bir tempoda sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 39; 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar ise 151’i Irak’ın, 247’si Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere toplam 398 teröristi etkisiz hale getirmiştir. Geçtiğimiz hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı terörist, Habur’daki hudut karakolumuza teslim olmuştur. Teröristler için tek çıkış yol Türk adaletine teslim olmaktır” şeklinde konuştu.
Terörle mücadelenin tek bir terörist kalmayıncaya kadar aynı kararlılıkla devam edeceğine vurgu yapan Aktürk, 11 ve 13 Şubat’ta şehit olan Piyade Sözleşmeli Onbaşı Mustafa Özkardeş ve Ulaştırma Sözleşmeli Er Adem Kel için başsağlığı diledi.
“Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı 24 bin 537 olmuştur”
Sınır hattının cumhuriyet tarihinin en yoğun ve etkin tedbirleri ile korunduğuna dikkati çeken Aktürk, “Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 253 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 8’i terör örgütü mensubudur. 3 bin 448 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı bin 146’ya yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 24 bin 537 olmuştur” ifadelerini kullandı.
“Sözleşmeli er temini başvuruları bugün itibarıyla sona erecektir”
Personel ve askeri öğrenci alım faaliyetlerinin planlandığı şekilde devam ettiğini belirten Aktürk, “Kara Kuvvetleri Komutanlığına sözleşmeli er temini başvuruları bugün itibarıyla sona erecektir. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde 11 ilimizde gerçekleştirilen kariyer fuarlarına Milli Savunma Bakanlığı olarak 21-22 Şubat’ta Denizli, 23-24 Şubat’ta Antalya, 26-27 Şubat’ta Kocaeli ve 28-29 Şubat tarihlerinde Eskişehir’de katılım sağlanacaktır” diye konuştu. – ANKARA
]]>
– Stolteneberg’ten Trump’a: “Adil yük paylaşımı gereği Avrupalı müttefikler ve Kanada daha fazla harcama yapıyor”
BRÜKSEL – NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Donald Trump’ın açıklamalarına yönelik, “ABD yönetimleri tarafından adil yük paylaşımı gereği Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın daha fazla harcama yapması gerektiği defalarca vurgulandı. İyi haber şu ki NATO müttefiklerinin yaptığı da tam olarak budur” dedi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, yarın gerçekleştirilecek NATO Savunma Bakanları Toplantısı öncesi kamera karşısına geçti. Stoltenberg, “Geçtiğimiz yıl Vilnius’ta yapılan zirvede caydırıcılığımızı ve savunmamızı daha da güçlendirmek için önemli kararlar aldık. Şimdi bu planlarımızı hayata geçiriyoruz. Bu da daha fazla yatırım yapmayı gerektiriyor ve gerçek bir ilerleme kaydediyoruz. Bugün son rakamlarımızı açıklayabilirim. Yatırım taahhüdünün verildiği 2014 yılından bu yana Avrupalı müttefikler ve Kanada savunma için 600 milyar ABD dolarından fazla para ayırdı. Geçtiğimiz yıl Avrupalı müttefikler ve Kanada’da yüzde 11’lik benzeri görülmemiş bir artış yaşandı” ifadelerini kullandı.
Bu yıl NATO’nun 31 ülkesinden 18’inin gayrisafi yurtiçi hasılalarının yüzde 2’sini savunmaya harcamasını beklediğini dile getiren Stoltenberg, “Bu da başka bir rekor ve yalnızca 3 müttefikin hedefe ulaştığı 2014 yılına göre 6 kat artışa tekabül ediyor” şeklinde konuştu.
Stoltenberg, “2024 yılında Avrupa’daki NATO müttefikleri savunmaya toplam 380 milyar ABD dolar yatırım yapacak. Bu, ilk kez toplam GSYİH’nin yüzde 2’sine denk geliyor. Yani gerçek bir ilerleme kaydediyoruz. Avrupalı müttefikler daha fazla harcıyor. Ancak bazı müttefiklerin hala kaydedecek yolu var. Çünkü Vilnius zirvesinde tüm müttefiklerin yüzde 2 oranında yatırım yapması konusunda anlaşmıştık ve bu yüzde 2 minimumdur” dedi.
Mühimmat üretiminin artırılması görüşülecek
NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda mühimmat üretiminin daha da artırılması konusunun da ele alınacağını aktaran Stoltenberg, “Geçtiğimiz birkaç ayda NATO 10 milyar dolar değerinde sözleşmeler imzaladı ve daha bu hafta Almanya Aşağı Saksonya’da yeni bir mühimmat fabrikasının inşaatına başladı. Tam kapasiteyle yılda 200 bin civarında top mermisi üretecek. Toplantıda ayrıca yeni savunma planlarımıza tam kaynak sağlama konusundaki ilerlemeyi de gözden geçireceğiz” ifadelerini kullandı.
“Ukraynalılar, bizim yardımımızla Rusya’nın ele geçirdiği toprakların yarısını geri aldı”
Stoltenberg, “Bu hafta ayrıca NATO-Ukrayna Konseyi Toplantısı’nı ve ABD liderliğindeki Ukrayna Savunma Temas Grubu’nun sanal toplantısını da gerçekleştireceğiz. Bu toplantıların her ikisi de Ukrayna’ya yönelik desteğimize odaklanacak. Ukrayna’nın tedarikten lojistiğe kadar her konuda NATO standartlarına yaklaşmasına yardımcı olmaya devam ediyoruz. Müttefikler büyük miktarda silah, teçhizat ve mühimmat sevkiyatı yapmaya devam ediyor. Bu destek gerçekten fark oluşturuyor. Bizim yardımımızla cesur Ukraynalılar, Rusya’nın ele geçirdiği toprakların yarısını geri aldılar, Karadeniz’de bir koridor açtılar ve Rus kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdiler. NATO’nun desteği gerçek transatlantik yük paylaşımının bir örneğidir. Avrupa Birliği’nin yeni ve büyük bir yardım paketine ilişkin son kararını da memnuniyetle karşılıyorum ve ABD Kongresi’nin de yakında bunu takip edeceğine inanıyorum. Bu hayırseverlik değil, kendi güvenliğimize yapılan bir yatırımdır” şeklinde konuştu.
Donald Trump’ın ABD başkanı olduğu dönemde NATO için yeterince harcama yapmayan müttefiklere karşı Rusya’nın herhangi bir saldırısını engellememe tehdidinde bulunduğu yönündeki açıklaması sorulan Stoltenberg, şu şekilde konuştu:
“NATO, 75 yıldır herhangi bir NATO müttefikine yönelik bir askeri saldırıyı önlemeyi başarmıştır. NATO’nun eğilimi, bir müttefike yapılacak saldırının tüm ittifakın tepkisine yol açacağıdır. Hep birlikte bu mesajın arkasında durduğumuz sürece herhangi bir müttefike yönelik herhangi bir askeri saldırıyı önleyeceğiz. Dolayısıyla NATO’nun amacı savaşı önlemek, barışı korumak, NATO müttefiklerine yönelik saldırıları önlemektir ve biz bunu onlarca yıldır başarıyla yapıyoruz. Çünkü caydırıcılığımız güvenilirdir. Yani birbirimizi desteklemeyeceğimiz, birbirimizi korumayacağımız yönündeki herhangi bir öneri, hepimizin güvenliğine zarar verir ve riskleri artırır. Bu nedenle NATO’nun tüm müttefikleri koruma ve savunma taahhüdünün arkasında olduğumuzu hem eylem halinde hem de sözlü olarak açıkça ifade etmemiz çok önemlidir. İyi haber şu ki NATO müttefiklerinin yaptığı da tam olarak budur. NATO’nun yetenekleri var, biz de tüm müttefikleri koruma ve savunma kararlılığına sahibiz. Hiçbir NATO müttefikine karşı yakın bir tehdit görmememizin nedeni de budur. Çünkü 2014’ten bu yana kolektif savunmamızı önemli ölçüde güçlendirdik. Kolektif savunma konusunda onlarca yıldır en güçlü takviyelere sahibiz. Bu tabii ki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Kırım’ı yasa dışı ilhak etmesiyle tetiklendi. Ancak bu NATO müttefiklerinin 2014 yılında aldığı bir karardı, dünya değiştiğinden ve dünya daha tehlikeli hale geldiğinden NATO’nun yanıt vermesi gerekiyordu. Biz de tam olarak bunu yaptık. Daha fazla savunma harcaması, ittifak genelinde rekor düzeyde yüksek savunma yatırımları, İttifakın doğu kesiminde daha fazla kuvvetin konuşlandırılması, kuvvetlerimizin yüksek düzeyde hazırlıklı olması, yeni modern yeteneklere yapılan yatırımlar, bunların hepsi hep birlikte NATO’yu güçlendirdi. Yatırım yapmaya devam ettiğimiz, NATO’ya uyum sağlamaya devam ettiğimiz sürece hiçbir NATO müttefikimizin saldırıya uğramamasını sağlamaya devam edeceğiz.”
“Moskova’da yanlış anlamalara yer bırakmamalıyız”
Trump’a mesajı sorulan Stoltenberg, “Mesajım aynen söylediğim gibi. NATO’nun caydırıcılığının güvenilirliğini zedelememeliyiz. Bu hem yatırım yaptığımız yeteneklerle hem de nasıl iletişim kurduğumuzla ilgilidir. Çünkü caydırıcılık düşmanlarımızın aklındadır. Moskova’da hazırlığımız, kararlılığımız ve müttefiklerimizi koruma kararlılığımız konusunda yanlış hesaplamalara veya yanlış anlamalara yer bırakmamalıyız. Bunu yapmamızın nedeni çatışmayı kışkırtmak değil, NATO’nun 75 yıldır başarıyla yaptığı gibi çatışmayı önlemektir” dedi.
Stoltenberg, “Şunu da dikkate almamız gerekiyor. Duyduğumuz eleştiriler öncelikle NATO ile ilgili değil. Bu, NATO müttefiklerinin NATO’ya yeterince harcama yapmamasıyla ilgili ve bu geçerli bir nokta. ABD yönetimleri tarafından adil yük paylaşımı gereği Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın daha fazla harcama yapması gerektiği defalarca vurgulandı. İyi haber şu ki NATO müttefiklerinin yaptığı da tam olarak budur. Geçtiğimiz yıl savunma harcamalarında rekor düzeyde bir artış yaşandı ve şu anda 18 müttefik yüzde 2 veya daha fazla harcama yapıyor, giderek daha fazla müttefik yüzde 2’ye yaklaşıyor ve çok yakında ulaşacaklarına söz veriyorlar. Artık Avrupa’da rekor düzeyde harcamalar görüyor olmamız, bu mesajın bir etki oluşturduğunu gösteriyor. Avrupalı müttefikler ve Kanada harekete geçti, bunu yapmaya devam edeceklerine güveniyorum. Güçlü bir NATO, ABD için de önemlidir. Çünkü ABD’yi daha güçlü kılar. ABD hiçbir zaman tek başına bir savaşa girmedi. Her zaman müttefiklerle savaşırlar ve bu da ABD’yi daha güçlü kılar. NATO müttefikleriyle birlikte dünya ekonomisinin yüzde 50’sini ve dünya askeri gücünün yüzde 50’sini temsil ediyoruz. Yani bir arada durduğumuz, birbirimizi koruduğumuz sürece güvendeyiz, bir saldırıyı önlüyoruz ve güçlü bir transatlantik bağ ile değerlerimize sahip çıkmamızı sağlıyoruz” diye konuştu.
]]>
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Donald Trump’ın açıklamalarına yönelik, “ABD yönetimleri tarafından adil yük paylaşımı gereği Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın daha fazla harcama yapması gerektiği defalarca vurgulandı. İyi haber şu ki NATO müttefiklerinin yaptığı da tam olarak budur” dedi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, yarın gerçekleştirilecek NATO Savunma Bakanları Toplantısı öncesi kamera karşısına geçti. Stoltenberg, “Geçtiğimiz yıl Vilnius’ta yapılan zirvede caydırıcılığımızı ve savunmamızı daha da güçlendirmek için önemli kararlar aldık. Şimdi bu planlarımızı hayata geçiriyoruz. Bu da daha fazla yatırım yapmayı gerektiriyor ve gerçek bir ilerleme kaydediyoruz. Bugün son rakamlarımızı açıklayabilirim. Yatırım taahhüdünün verildiği 2014 yılından bu yana Avrupalı müttefikler ve Kanada savunma için 600 milyar ABD dolarından fazla para ayırdı. Geçtiğimiz yıl Avrupalı müttefikler ve Kanada’da yüzde 11’lik benzeri görülmemiş bir artış yaşandı” ifadelerini kullandı.
Bu yıl NATO’nun 31 ülkesinden 18’inin gayrisafi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 2’sini savunmaya harcamasını beklediğini dile getiren Stoltenberg, “Bu da başka bir rekor ve yalnızca 3 müttefikin hedefe ulaştığı 2014 yılına göre 6 kat artışa tekabül ediyor” şeklinde konuştu.
Stoltenberg, “2024 yılında Avrupa’daki NATO müttefikleri savunmaya toplam 380 milyar ABD dolar yatırım yapacak. Bu, ilk kez toplam GSYİH’nin yüzde 2’sine denk geliyor. Yani gerçek bir ilerleme kaydediyoruz. Avrupalı müttefikler daha fazla harcıyor. Ancak bazı müttefiklerin hala kaydedecek yolu var. Çünkü Vilnius zirvesinde tüm müttefiklerin yüzde 2 oranında yatırım yapması konusunda anlaşmıştık ve bu yüzde 2 minimumdur” dedi.
Mühimmat üretiminin artırılması görüşülecek
NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda mühimmat üretiminin daha da artırılması konusunun da ele alınacağını aktaran Stoltenberg, “Geçtiğimiz birkaç ayda NATO 10 milyar dolar değerinde sözleşmeler imzaladı ve daha bu hafta Almanya Aşağı Saksonya’da yeni bir mühimmat fabrikasının inşaatına başladı. Tam kapasiteyle yılda 200 bin civarında top mermisi üretecek. Toplantıda ayrıca yeni savunma planlarımıza tam kaynak sağlama konusundaki ilerlemeyi de gözden geçireceğiz” ifadelerini kullandı.
“Ukraynalılar, bizim yardımımızla Rusya’nın ele geçirdiği toprakların yarısını geri aldı”
Stoltenberg, “Bu hafta ayrıca NATO-Ukrayna Konseyi Toplantısı’nı ve ABD liderliğindeki Ukrayna Savunma Temas Grubu’nun sanal toplantısını da gerçekleştireceğiz. Bu toplantıların her ikisi de Ukrayna’ya yönelik desteğimize odaklanacak. Ukrayna’nın tedarikten lojistiğe kadar her konuda NATO standartlarına yaklaşmasına yardımcı olmaya devam ediyoruz. Müttefikler büyük miktarda silah, teçhizat ve mühimmat sevkiyatı yapmaya devam ediyor. Bu destek gerçekten fark oluşturuyor. Bizim yardımımızla cesur Ukraynalılar, Rusya’nın ele geçirdiği toprakların yarısını geri aldılar, Karadeniz’de bir koridor açtılar ve Rus kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdiler. NATO’nun desteği gerçek transatlantik yük paylaşımının bir örneğidir. Avrupa Birliği’nin yeni ve büyük bir yardım paketine ilişkin son kararını da memnuniyetle karşılıyorum ve ABD Kongresi’nin de yakında bunu takip edeceğine inanıyorum. Bu hayırseverlik değil, kendi güvenliğimize yapılan bir yatırımdır” şeklinde konuştu.
Donald Trump’ın ABD başkanı olduğu dönemde NATO için yeterince harcama yapmayan müttefiklere karşı Rusya’nın herhangi bir saldırısını engellememe tehdidinde bulunduğu yönündeki açıklaması sorulan Stoltenberg, şu şekilde konuştu:
“NATO, 75 yıldır herhangi bir NATO müttefikine yönelik bir askeri saldırıyı önlemeyi başarmıştır. NATO’nun eğilimi, bir müttefike yapılacak saldırının tüm ittifakın tepkisine yol açacağıdır. Hep birlikte bu mesajın arkasında durduğumuz sürece herhangi bir müttefike yönelik herhangi bir askeri saldırıyı önleyeceğiz. Dolayısıyla NATO’nun amacı savaşı önlemek, barışı korumak, NATO müttefiklerine yönelik saldırıları önlemektir ve biz bunu onlarca yıldır başarıyla yapıyoruz. Çünkü caydırıcılığımız güvenilirdir. Yani birbirimizi desteklemeyeceğimiz, birbirimizi korumayacağımız yönündeki herhangi bir öneri, hepimizin güvenliğine zarar verir ve riskleri artırır. Bu nedenle NATO’nun tüm müttefikleri koruma ve savunma taahhüdünün arkasında olduğumuzu hem eylem halinde hem de sözlü olarak açıkça ifade etmemiz çok önemlidir. İyi haber şu ki NATO müttefiklerinin yaptığı da tam olarak budur. NATO’nun yetenekleri var, biz de tüm müttefikleri koruma ve savunma kararlılığına sahibiz. Hiçbir NATO müttefikine karşı yakın bir tehdit görmememizin nedeni de budur. Çünkü 2014’ten bu yana kolektif savunmamızı önemli ölçüde güçlendirdik. Kolektif savunma konusunda onlarca yıldır en güçlü takviyelere sahibiz. Bu tabii ki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Kırım’ı yasa dışı ilhak etmesiyle tetiklendi. Ancak bu NATO müttefiklerinin 2014 yılında aldığı bir karardı, dünya değiştiğinden ve dünya daha tehlikeli hale geldiğinden NATO’nun yanıt vermesi gerekiyordu. Biz de tam olarak bunu yaptık. Daha fazla savunma harcaması, ittifak genelinde rekor düzeyde yüksek savunma yatırımları, İttifakın doğu kesiminde daha fazla kuvvetin konuşlandırılması, kuvvetlerimizin yüksek düzeyde hazırlıklı olması, yeni modern yeteneklere yapılan yatırımlar, bunların hepsi hep birlikte NATO’yu güçlendirdi. Yatırım yapmaya devam ettiğimiz, NATO’ya uyum sağlamaya devam ettiğimiz sürece hiçbir NATO müttefikimizin saldırıya uğramamasını sağlamaya devam edeceğiz.”
“Moskova’da yanlış anlamalara yer bırakmamalıyız”
Trump’a mesajı sorulan Stoltenberg, “Mesajım aynen söylediğim gibi. NATO’nun caydırıcılığının güvenilirliğini zedelememeliyiz. Bu hem yatırım yaptığımız yeteneklerle hem de nasıl iletişim kurduğumuzla ilgilidir. Çünkü caydırıcılık düşmanlarımızın aklındadır. Moskova’da hazırlığımız, kararlılığımız ve müttefiklerimizi koruma kararlılığımız konusunda yanlış hesaplamalara veya yanlış anlamalara yer bırakmamalıyız. Bunu yapmamızın nedeni çatışmayı kışkırtmak değil, NATO’nun 75 yıldır başarıyla yaptığı gibi çatışmayı önlemektir” dedi.
Stoltenberg, “Şunu da dikkate almamız gerekiyor. Duyduğumuz eleştiriler öncelikle NATO ile ilgili değil. Bu, NATO müttefiklerinin NATO’ya yeterince harcama yapmamasıyla ilgili ve bu geçerli bir nokta. ABD yönetimleri tarafından adil yük paylaşımı gereği Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın daha fazla harcama yapması gerektiği defalarca vurgulandı. İyi haber şu ki NATO müttefiklerinin yaptığı da tam olarak budur. Geçtiğimiz yıl savunma harcamalarında rekor düzeyde bir artış yaşandı ve şu anda 18 müttefik yüzde 2 veya daha fazla harcama yapıyor, giderek daha fazla müttefik yüzde 2’ye yaklaşıyor ve çok yakında ulaşacaklarına söz veriyorlar. Artık Avrupa’da rekor düzeyde harcamalar görüyor olmamız, bu mesajın bir etki oluşturduğunu gösteriyor. Avrupalı müttefikler ve Kanada harekete geçti, bunu yapmaya devam edeceklerine güveniyorum. Güçlü bir NATO, ABD için de önemlidir. Çünkü ABD’yi daha güçlü kılar. ABD hiçbir zaman tek başına bir savaşa girmedi. Her zaman müttefiklerle savaşırlar ve bu da ABD’yi daha güçlü kılar. NATO müttefikleriyle birlikte dünya ekonomisinin yüzde 50’sini ve dünya askeri gücünün yüzde 50’sini temsil ediyoruz. Yani bir arada durduğumuz, birbirimizi koruduğumuz sürece güvendeyiz, bir saldırıyı önlüyoruz ve güçlü bir transatlantik bağ ile değerlerimize sahip çıkmamızı sağlıyoruz” diye konuştu. – BRÜKSEL
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fox News’ün eski sunucularından olan eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a Moskova’da verdiği röportajda, ABD, AB ve NATO’ya seslenerek, Rusya’yı Ukrayna ile yaptığı savaşta yenmenin Batı için ” imkansız” olduğunu anlamaları gerektiğini ifade etti.
“RUSYA’YI YENİLGİYE UĞRATMAK İMKANSIZ”
Rus lider, “Şu ana kadar Rusya’yı savaş alanında stratejik bir yenilgiye uğratma yönünde gürültü ve çığlıklar vardı. Ama şimdi görünüşe bakılırsa bunu başarmanın, eğer mümkünse, çok zor olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bana göre öyle, imkansız.” dedi.
“SAVAŞI DURDURMAK İSTİYORSANIZ SİLAH TEDARİKİNİ BIRAKIN”
Putin, Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta haklı olduğunu tarihi gerekçelerle uzun uzun anlatırken, Washington yönetimine, “Eğer gerçekten savaşı durdurmak istiyorsanız, silah tedarikini bırakmanız gerekir.” diye seslendi.
İSTANBUL’DAKİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DE DEĞİNDİ
Ukrayna’daki savaşın ikinci yılının geride kaldığı günlere denk gelen röportajda Putin, Rusya ve Ukrayna’nın “er ya da geç” anlaşmaya varacağını söyleyerek, müzakere yolunun açık olduğuna da işaret etti. Ukrayna ile Rusya arasında Türkiye’nin arabuluculuğu ile İstanbul’da yapılan barış görüşmelerine birçok kez değinen Putin, İstanbul görüşmelerinde mutabakata varılan kararların uygulanması durumunda savaşın çoktan bitmiş olabileceğini, ancak ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin vazgeçirmesiyle Ukrayna’nın geri adım attığını iddia etti. NATO’nun genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
“NATO GENİŞLERSE HER ŞEY SOĞUK SAVAŞ SIRASINDAKİYLE AYNI OLACAK”
Rus lider Vladimir Putin, iki saatten fazla süren röportajda, NATO’nun 1990’ların başından bu yana yürüttüğü genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koydu. NATO’nun genişlemesine gerek olmadığını savunan Putin, “NATO genişlerse her şey Soğuk Savaş sırasındakiyle aynı olacak, yalnızca Rusya sınırlarına daha yakın olacak. Bu kadar.” ifadelerini kullandı. Vladimir Putin, ABD’nin bu konuda verdiği sözü tutmadığını söyleyerek, “NATO’nun, doğuya doğru genişlemeyeceğine dair sözünüz vardı ama bu 5 kez gerçekleşti.” dedi.

“POLONYA’NIN İŞGALİ SÖZ KONUSU DEĞİL”
Carlson’ın sorusu üzerine Putin, Moskova’nın bölgedeki diğer NATO üyesi ülkelerin (Polonya ve Letonya) veya genel olarak Avrupa kıtasının Rusya tarafından işgalinin söz konusu olmadığını belirtti.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİYLE İLGİLİ DE KONUŞTU
ABD’nin Ukrayna’ya silah desteğinde bulunmasından dolayı ABD Başkanı Joe Biden ile “konuşacak hiçbir şeyi olmadığını” söyleyen Putin, kasımda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde yeni bir başkanın seçilmesinin de “elitlerin Rusya’ya karşı tutumunu değiştirmeyeceğini” anlattı. Rus lider, küresel güç dengesindeki değişim nedeniyle uluslararası hukukun da değişmesi gereğine değindi. Putin, tutuklu Wall Street Journal (WSJ) muhabiri Evan Gershkovich konusunda da “anlaşmaya varılabileceğini” kaydetti. Bu konuyu çözmek istediklerini belirten Putin, “Ancak özel servis kanallarında tartışılan bazı terimler var. Anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum” dedi. Putin, Gershkovich’in, “komplo kurarak gizli şekilde bilgi topladığını” ve yaptığının “tam olarak casusluk” olduğunu, bununla birlikte iki taraf heyetlerinin bu konuyu çözme yolunda ilerlediğini belirtti.
RÖPORTAJ ABD MEDYASINDA GÜNDEM OLDU
FOX haber kanalından ayrıldıktan sonra gazetecilik faaliyetini sosyal medya platformu X’te devam ettiren Tucker Carlson’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le röportaj yapacağını duyurması ABD medyasında gündem oldu. Carlson’a konuşmayı kabul eden Putin, 2019’dan bu yana Batı medyasında ilk defa röportaj vermiş oldu. Tucker Carlson’ın söz konusu röportajı hakkında bazı Avrupa ve ABD medyasında eleştiriler yer alırken, Amerikalı gazeteci Putin’in propagandasını yapmakla suçlandı.
]]>
TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, ABD’nin Türkiye’ye F-16 satışına ilişkin, “Önümüzdeki günlerde bu işin olumlu şekilde sonuçlanacağını bekliyoruz, umuyoruz. Müttefikliğin, dostluğun gereği bu. Ülkelerimizin savunması, güvenliği bakımından NATO’nun gücü, kuvveti bakımından da doğrusunun bu olduğuna inanıyoruz ve bekliyoruz.” dedi.
Akar, Meclis’te gazetecilerin sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin Türkiye’ye F-16 satışına yönelik son durumun sorulması üzerine Akar, iki ülkenin NATO müttefiki olduğunu hatırlattı.
Güçlü ve yenilenmiş filoların sadece Türkiye’nin değil NATO’nun da güçlenmesi demek olduğunu vurgulayan Akar, “İçinde bulunduğumuz ortama, çevremizdeki gelişmelere baktığımızda güçlü bir Türkiye NATO için her zamankinden daha lazım, daha gerekli.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın direktifleriyle bazı milletvekillerinin daha önce ABD’ye giderek kongre üyeleriyle görüştüklerini hatırlatan Akar, görüşmelerde meselenin sadece Türkiye ve Amerika ile ilgili değil, NATO’nun güvenlik meselesi olduğunun izah edildiğini belirtti.
Temasların devam ettiğini kaydeden Akar, “Önümüzdeki günlerde bu işin olumlu şekilde sonuçlanacağını bekliyoruz, umuyoruz. Müttefikliğin, dostluğun gereği bu. Ülkelerimizin savunması, güvenliği bakımından NATO’nun gücü, kuvveti bakımından da doğrusunun bu olduğuna inanıyoruz ve bekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
-“NATO’ya üyeliğinin yolu açıldı”
Bir gazetecinin İsveç’in NATO’ya Katılımına İlişkin Protokolün onaylandığını hatırlatması üzerine Akar, Madrid’de imzalanan üçlü muhtırayı anımsattı.
Türkiye’nin beklentisinin muhtıradaki taahhütlerin yerine getirilmesi olduğunun altını çizen Akar, Finlandiya’nın çalışmalarını yapıp bitirdiğini ve bu ülkenin NATO üyeliğiyle ilgili sürecin tamamlanma aşamasında olduğunu söyledi.
İsveç’in de bu konuda ciddi girişimlerde bulunduğunu ifade eden Akar, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu hukuki çalışmalar bir süreç. Bir anda yasaların çıkması, yönetmeliklerin değişmesi, yenilerinin çıkması mümkün olmuyor. Bu konuda sürecin başladığı noktasında başbakan, bakan ve büyükelçi düzeyinde açıklamalar var. Bunlar Dışişleri Bakanlığımız tarafından takip ediliyor. İsveç’in NATO’ya üyeliğinin yolu açıldı.”
İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakılması eylemlerinin hatırlatılması üzerine Akar, “Kur’an yakmak ne demek? Alçaklık, şerefsizlik, namussuzluk, insanlık dışı. Ama İsveç de ‘Ben yakmadım, yasalarım böyle’ diyor. Nitekim onlar da kanunları değiştiriyorlar şimdi. ‘Bunları düzelteceğiz’ diyor. Başladılar. Attıkları adımlar var, bize gelen şeyler var.” yanıtını verdi.
“Süreci yakından takip ediyoruz”
Eurofighter savaş uçaklarının alımına ilişkin son durumun sorulması üzerine Akar, sürecin başından beri Türkiye için F-16’ların tek adres olmadığının vurgulandığını kaydetti.
Seçeneklerden birinin de Eurofighter savaş uçakları olduğunu, konuya dair daha önce o dönemki İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallece ile görüştüğünü hatırlatan Akar, “Değerli dostumuz Savunma Bakanı Ben Wallece her şeyi anlattı, gösterdi. İngiltere olarak girişimlerde bulundular. Almanya’nın çekinceleri var. İtalya, İngiltere ‘evet’ diyor. Hepsi bir süreçtir. Süreci yakından takip ediyoruz. Önemli olan Silahlı Kuvvetlerimizin etkin, caydırıcı ve saygın gücünün her zamankinden daha çok gerekli olduğu… Türk Silahlı Kuvvetlerinin güçlü olması sadece Türkiye için değil içinde bulunduğumuz ittifak için de önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin Pakistan ile İran arasındaki gerilimde arabuluculuk rolünü geliştirip geliştirmeyeceğine yönelik soru üzerine Akar, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde uluslararası ortamda özne haline geldiğini ve bunun görülmesi gerektiğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Pakistan ve İranlı muhataplarıyla görüştüğünü hatırlatan Akar, İran ve Pakistan’ın barış, huzur ve karşılıklı güven içerisinde ilişkilerini geliştirmesinden yana olduklarını vurguladı.
“En hafif tabiriyle ahlaksızlık”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ilişkin, “Etnik temizlik, soykırım. Hukuk ve insanlık bitti” ifadelerini kullanan Akar, bu duruma sessiz kalan ülke yönetimlerinin aksine ABD halkı dahil bütün halkların, insani kaygı taşıyan herkesin yaşananlara karşı ayağa kalktığına işaret etti.
İsrail’in kendi vatandaşlarının dahi Netanyahu yönetimine karşı duruş sergilediğini belirten Akar, şöyle devam etti:
“Fakat Siyonazi diye adlandırılan Netanyahu ve onun etrafındaki avanesi maalesef kendi menfaatleri, şahsi hesapları ve planları için oradaki masum insanların, bebeklerin, kuvözdeki çocukların ölmesine göz yumuyorlar. Burada ciddi bir vahşet, katliam var. Bir tarafta nükleer silahı dahi olan bir İsrail ordusu, diğer tarafta sapan taşından başka bir şeyi olmayan insanlar. Burada tabii hiçbir seçicilik yok. Siz binayı bombalarsınız, orada Hamas mı var, insanlar mı var? Böyle bir operasyon olabilir mi? Buna göz yumulabilir mi? Buna ‘evet’ denilebilir mi? Bu en hafif tabiriyle ahlaksızlık. İnsanlık dışı eylemler bunlar. Kabul edilebilir değil. Böyle bir vahşet, dünya tarihinde yok. Kabul edilemez. Bazı yönetimler, daha önce Netanyahu’ya karşı mülayim davranırken, şimdi herkes karşı. Kendi kamuoylarından dolayı karşı olmak mecburiyetinde hissediyorlar.”
]]>
Avrupalı müttefikler, TBMM’nin İsveç’in NATO’ya katılımına onay vermesini memnuniyetle karşıladı.
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, X hesabından yaptığı paylaşımda TBMM’de onaylanan kararın İsveç’i NATO’ya bir adım daha yaklaştırdığını belirterek, “İsveç’in katılımı Avrupa’nın güvenliğini güçlendirecek ve AB-NATO işbirliğini artıracaktır. Bundan sonraki adımları sabırsızlıkla bekliyorum.” ifadelerine yer verdi.
Belçika Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib ise X paylaşımında, ülkesinin TBMM’nin kararını memnuniyetle karşıladığını bildirerek, İsveç’in İttifak’a katılımı yolunda önemli bir adım atıldığını vurguladı.
Avrupa’nın güvenliğinin kolektif bir çaba olduğunu kaydeden Lahbib, “İsveç’in NATO’ya katılmasıyla Avrupa daha güvenli ve ittifakımız daha güçlü hale gelecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lökke Rasmussen de X’teki paylaşımında TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasından “büyük memnuniyet” duyduğunu belirterek, “İsveç’in NATO’da yer alması ittifakı ve İskandinav bölgesinin güvenliğini güçlendirecektir. Süreç henüz tamamlanmadı ancak İsveç’in üyeliğini çok yakında kutlamayı bekliyoruz.” ifadelerine yer verdi.
Estonya Başbakanı Kaja Kallas ise sosyal medya paylaşımında, söz konusu kararın İsveç’in 32. NATO müttefiki olması açısından önemli olduğunun altını çizerken, Cumhurbaşkanı Alar Karis de “ABD/Transatlantik güvenliğini artırmaya ve Baltık Denizi’ni bir NATO denizi haline getirmeye önemli ölçüde yaklaştık. Şimdi tüm gözler Macaristan’da ve herkes İsveç’in bir an önce katılmasını bekliyor.” yorumunu yaptı.
Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, paylaşımında “Vilnius’taki NATO zirvesinde varılan anlaşmaların aşamalı olarak uygulamaya konulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz. İsveç’in NATO üyeliği daha güvenli bir Baltık Denizi bölgesi ve daha güçlü bir ittifak için önemli bir adım olacaktır.” sözlerine yer verdi.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ise sosyal medya hesabından TBMM kararından mutluluk duyduğunu paylaşarak, “İsveç’in üyeliği Baltık Denizi bölgesinde güvenliği artıracak ve tüm ittifakı daha güçlü hale getirecektir. İsveç’in üyeliğiyle Finlandiya’nın üyeliği de tamamlanmış olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Eski Finlandiya Başbakanı ve Cumhurbaşkanı adayı Alexander Stubb ise ” Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onayladığını görmekten memnuniyet duyuyoruz. Macaristan’ın onayının ardından ittifakımız her zamankinden daha güçlü olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Letonya Cumhurbaşkanı Edgars Rinkevics de X hesabından “TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasıyla Ankara’dan uzun zamandır beklenen harika bir haber geldi. Bu, tüm ittifakı ve bölgesel güvenliği güçlendirecektir. Umarım Macaristan da yakında aynı şeyi yapar ve nihayet NATO’nun 32. üyesine sahip oluruz.” paylaşımı yaptı.
Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ise X paylaşımında İsveç’in katılımıyla NATO’da oluşacak İskandinav bölgesinin ortak güvenliği güçlendireceğine vurgu yaptı.
NATO’dan Macaristan’a çağrı
NATO Parlamenter Asamblesi Başkanı Michal Szczerba, X mesajında, destekleri dolayısıyla NATO Parlamenter Asamblesi Türk Delegasyonuna teşekkürlerini ileterek, “Macaristan Ulusal Meclisindeki meslektaşlarıma katılım sürecinin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasına yardımcı olmaları çağrımı yineliyorum.” ifadelerine yer verdi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise yazılı açıklamasında TBMM’nin kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek, onay sürecini en kısa sürede tamamlayacağı konusunda Macaristan’a güvendiğini ifade etti.
Stoltenberg, “Tüm NATO müttefikleri Vilnius’ta yapılan zirvede İsveç’i ittifakımıza katılmaya davet etme konusunda mutabık kaldı ve İsveç taahhütlerini yerine getirdi. İsveç’in üyeliği NATO’yu daha güçlü ve hepimizi daha güvenli kılacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
İsveç’in, Kuzey Atlantik Antlaşması’na (NATO) Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
Teklif görüşmelerinde söz alan Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, Türkiye’nin menfaatine gördükleri önemli konulara bugüne kadar destek verdiklerini, destek vermeye de devam edeceklerini söyledi.
İsveç’in NATO üyeliği konusunda üzerine düşen sorumluluklar olduğuna dikkati çeken Şahin, şöyle devam etti:
“TBMM’nin tercihi, bugün artık neredeyse tam üye gibi kabul gören, NATO toplantılarına ev sahipliği yapan ve tatbikatlara katılan İsveç’in üyeliğinin onayı yönünde gerçekleşirse İsveç’in ülkemize yönelik taahhütlerini yerine getirmesi hususunun da yakın takipçisi olacağız. Bunlardan hareketle oy tercihimiz, iktidarın dış politikasındaki yanlış politikaları not ederek, bunların her zaman karşısında olarak, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bölgede ve uluslararası arenada yalnızlaşmaması ve dışlanmaması adına Gelecek Partisi olarak İsveç’in NATO üyeliğine karşı çıkmadığımızı beyan etmek istiyorum.”
Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya ise İsveç’in NATO’ya üye olabilmesi için Türkiye’nin taleplerini yerine getirmesi gerektiğini belirterek, “Dışarıdaki tartışmalar ne olursa olsun 1 Mart 2003’te gösterdiğimiz iradeyi göstererek bu tezkereye, İsveç’in NATO’ya girişine ‘hayır’ demeliyiz. Saadet Partisi olarak kararımızın ‘hayır’ olacağını ifade ediyorum.” diye konuştu.
“Talepler tam olarak gerçekleşinceye kadar İsveç’in NATO üyeliğinin karşısında duracağız”
İYİ Parti Grup Başkanı Koray Aydın ise Türkiye’nin, İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda vereceği karardan geri dönüş olmayacağını, bir kez “evet” dedikten sonra elindeki tüm müzakere ve pazarlık imkanından yoksun kalacağını savundu.
ABD ve İsveç’in vaatleri ile sözlerinin İsveç’in NATO’ya üyeliğinin onaylanması için asla yeterli olmadığını ifade eden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu üyeliğe ‘evet’ denildiğinde Stockholm sokaklarında yarın yine bebek katili terörist Öcalan’ın posterlerinin sallanmayacağının garantisi var mıdır? Kısa bir süre sonra idrak edeceğimiz ramazan ayında yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e şerefsizce bir saldırı girişimi olursa saldırganların İsveç polisince korunmayacağının garantisi var mıdır? FETÖ’cü hainlerin İsveç göçmen bürolarında cirit atmayacağına dair size bir garanti verilmiş midir? Türk milletinin tamamı da bu soruların cevabını merak etmektedir. Ne oldu da değiştiniz, vazgeçtiniz? Bu cevaplar verilmedikçe de tarih ve millet huzurunda yargılanacaksınız.”
Teklifin geri çekilerek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Genel Kurulda milletvekillerini bilgilendirmesini talep ettiklerini söyleyen Aydın, “Bu gerçekleşmediği sürece İsveç’e verilecek onayın vebaline İYİ Parti asla ortak olmayacaktır. Türk milletinin yüksek çıkarları doğrultusunda ifade ettiğimiz bu talepler tam olarak gerçekleşinceye kadar İYİ Parti olarak İsveç’in NATO üyeliğinin karşısında duracağız.” dedi.
İYİ Parti Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu da Türkiye’nin güvenliğine katkı sağlayacak gelişmelerin değil, Türkiye’ye ve Türk milletine yapılabilecek her türlü dayatmanın karşısında olduklarını dile getirerek, “Makul ve kabul edilebilir adımlar atılmadığı takdirde en başından bu yana sürdürdüğümüz tutarlı çizgimizi koruyacağımızı ve ‘hayır’ oyu vereceğimizi Türk milletine beyan ederiz.” diye konuştu.
“MHP Grubu olarak ilgili protokolün onaylanmasına katkı sağlayacağız”
MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın da İsveç’in NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin endişe, beklenti ve taleplerinin Dışişleri Bakanlığınca yürütülen çalışmalar kapsamında en yetkili ağızlardan dile getirildiğini söyledi.
Üçlü Madrid mutabakatında ve Vilnius’taki görüşmelerde kayıt altına alınan hususların taraflarca dikkate alınıp uygulama sürecinin başlatıldığını aktaran Aydın, “Gerek bu konuyla ilgili aralık ayı sonunda yapılan komisyon toplantısında Dışişleri Bakan Yardımcımızın açıklamalarından ve gerekse tarafların resmi açıklamalarından, iki ülke arasında özellikle Türkiye’nin beklenti ve talepleri karşılık bulmaya devam etmektedir. Diğer bir ifadeyle, terörle mücadele ve kutsal değerlerimize yönelik hakaretlerle ilgili kanuni ve anayasal değişiklikler yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin savunma sanayi ürün taleplerine yönelik uygulanan ambargoların kaldırılması ve savunma sanayi ürün ticaretini kolaylaştırıcı önlemlerin alınmasının da etkinleştirildiğine dikkati çeken Aydın, şöyle devam etti:
“Yetkili irtibat savcılığı sistemi kurularak, karşılıklı ziyaretlerin yapılıp, hassasiyetlerin, beklentilerin, meselelerin yerinde görüşülüp sonuca bağlanması süreci de 16 Kasım’dan itibaren devreye sokulmuş ve anlaşma onayı sonrası da bu ilişki ve işbirliğinin devam edeceği kayıt altına alınmıştır. Dolayısıyla, MHP Grubu olarak komisyondaki tavrımızın sürecek ve ilgili protokolün onaylanmasına katkı sağlayacağız.”
“Dünya siviller için daha güvenli bir yer olmayacak”
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ise İsveç’in NATO’ya katılımına dair süreçte AK Parti’nin ikiyüzlü politikalar sergilediğini iddia ederek, sürecin bir başka boyutunun Orta Doğu başta olmak üzere dünyada yaşanan savaşlar ve bunların yarattığı küresel sonuçlar olduğunu anlattı.
Koçyiğit, dünyanın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra düşük ve orta yoğunluklu savaşlarla hiçbir zaman daha özgür, daha demokratik ve daha güzel bir yer olmadığını belirterek, “Bugün de Putin’in Ukrayna’yı işgaline karşı NATO’nun genişlemesiyle dünya siviller için daha güvenli bir yer olmayacak. Başta Orta Doğu olmak üzere, dünya kesintisiz bir şiddet girdabındadır ve hükümetler dünya halklarını bu girdaptan çıkarmak yerine savaşa savaşla karşılık vererek, daha fazla silahlanarak halkları korkunç ve ölümcül bir geleceğe taşımaktadırlar.” diye konuştu.
CHP’den destek
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da Türkiye’nin İsveç’ten taleplerinin yüzde yüz meşru olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Türkiye aleyhine faaliyet gösteren çeşitli terör örgütleri İsveç’in ve birçok benzer ülkenin demokratik sistemindeki boşluklardan yararlanmıştır. Oralarda terör lehine propaganda yapmışlardır, yardım, maddi katkı toplamışlardır. İsveç’in terörle mücadelede bize yeterince destek verememesi, vermemesi bizi derinden üzmüştür. Bu konuda müttefiklerinden kanunlar çerçevesinde adımlar beklemekte Türkiye sonuna kadar haklıdır. Bu meselenin hukuki birtakım düzenlemelerle aşılmasından dolayı mutluyuz. İsveç’teki yasa değişikliklerinin kağıt üstünde kalmaması için sürecin de takipçisi olacağız. İsveç NATO üyesi olduğunda NATO’nun terörle mücadele kapsamındaki yükümlülüklerine de dahil edilecektir. NATO’nun 2. büyük ülkesi olan ülkemiz NATO’da etkin bir diplomasi ilerlettiği ölçüde İsveç üzerindeki etkisini artırabilecektir. Bu nedenle İsveç’in NATO üyeliği çıkarlarımızla örtüşmektedir. AK Parti’nin uygulamış olduğu siyaset her ne kadar yanlış olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları ile İsveç’in NATO’ya üyeliği örtüşmektedir.”
CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de yapılan müzakereler ışığında İsveç’te bir farkındalık oluşmaya başladığını ifade ederek, anayasa, yasa değişiklikleri, örgüte üye devşirmenin engellenmesi, finansman ve propagandanın önlenmesi gibi konularda atılan adımların ve yapılan niyet beyanlarının önemli olduğunu kaydetti.
Üyelik sonrasında da teröre karşı net bir duruş sergilemesinin İsveç’in Türkiye ve ittifaka karşı sorumluluğu ve kendi iç huzuru açısından önemli olduğunu belirten Çakırözer, “Biz CHP olarak İsveç’in verdiği sözlerin sıkı bir biçimde hayata geçirilmesinin mutlaka yakın takipçisi olacağız.” dedi.
“Çözüm odaklı, sorumluluk almaya hazır bir dış politika uygulamaktayız”
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili ve Fuat Oktay ise NATO’nun güçlü ve etkin caydırıcılığa sahip kalmasının Türkiye’nin siyasi ve askeri öncelikleri arasında olduğunu belirterek, “Bu çerçevede, NATO’nun genişlemesini hem ittifakın gücünü ve caydırıcılığını artıracağı hem de ülkemizin de faydalanacağı bir güvenlik ve istikrar alanı oluşturduğu için desteklemekteyiz.” ifadelerini kullandı.
Oktay, İsveç’in üçlü muhtıradan kaynaklanan taahhütleri çerçevesinde adımlar attığını ancak Türk hükümetinin yapılan değişiklilerin özellikle terörle mücadele alanındaki somut sonuçlarını görmek istemesi nedeniyle bu ülkenin üyelik sürecinin Finlandiya’nın gerisinde kaldığını belirtti.
İsveç makamlarıyla yürütülen temaslar sonucunda İsveç’in taahhütlerini uygulama düzeyi ve samimiyeti dikkate alınarak konunun 2023 Ekim ayında TBMM’nin onayına sunulduğunu ve Dışişleri Komisyonunda İsveç’in NATO’ya katılımının Türkiye’nin çıkarları açısından yaratacağı etkilerinin ciddiyetle ve özenle tartışıldığını anlatan Oktay, İsveç’in bu süreçte Türkiye’nin taleplerine yönelik yaptığı düzenlemelere ilişkin de bilgi verdi.
Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliği sürecindeki kararlı yaklaşımı sayesinde NATO içerisinde terörle mücadele konusundaki farkındalığın da arttığını dile getiren Oktay, sözlerini şöyle tamamladı:
“Terörle mücadele bahanesiyle ülkemizi hedef alan terör yapılanmalarıyla işbirliği yapılmasını, ülkemize yönelik olarak uygulanan kapalı veya açık ambargoları ifade özgürlüğü çerçevesinde en kutsal değerlerimize karşı yapılan saldırılar karşısında sessiz kalınmasını, ülkemizle ilişkilerin birbirinden farklı konularla irtibatlandırılmaya çalışılmasını asla kabul etmediğimizi ve etmeyeceğimizi buradan bir kez daha kuvvetle vurgulamak istiyorum. Bu çerçevede, Finlandiya ve İsveç tarafından bu konularda atılan adımların diğer dost ve müttefiklerimize de örnek teşkil etmesini bekliyoruz.”
AK Parti Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız da Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliği sürecindeki adımlarının, her safhasının iyi planlanmış, iyi tasarlanmış, ustalıkla hayata geçirilmiş ve sonuçlarının garanti edilmiş bir süreç olduğunu belirterek, “Bu süreci diplomasi ustalığıyla yönetmiştir ülkemiz. Savaşın değil barışın hüküm sürdüğü bir dünyayı tesis etmek için müttefiklik sorumluluğu anlayışı içerisinde işbirliği ve eş güdümü önceleyen bir NATO yapısı içerisinde Türkiye olarak katkılarımızı vermeye devam edeceğiz.” dedi.
DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Yeniden Refah Partisi İstanbul Milletvekili Doğan Bekin, Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir ve EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan teklifi desteklemediklerini açıkladı.
DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ise teklife destek verdiklerini bildirdi.
İsveç’in NATO’ya üyeliğini onaylayan teklifin kabul edilmesinin ardından, Türkiye ile Malezya Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasına Ek 1. Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ile Türkiye ile Kore Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi de kabul edilerek yasalaştı.
Çalışma hayatıyla ilgili düzenlemeler içeren teklifin görüşmelerine geçildi
Genel Kurulda daha sonra en düşük emekli aylığının 10 bin liraya yükseltilmesi ile SSK ve Bağkur emekli maaşlarına ilave artış öngören İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde görüşmelere geçildi.
Teklifin tümü üzerinde söz alan İYİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında en düşük emekli maaşının asgari ücretin 1,5 katı olduğunu, şu anda en düşük emekli maaşının 25 bin lira civarında olması gerekirken asgari ücretin yarısı olduğunu söyledi.
Türkiye’de yoksulluğun yönetildiği bir durumla karşı karşıya olduklarını anlatan Özlale, “Bugün ülkemizde kayıtlı çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücrete tabi. Asgari ücret de birkaç ay sonra açlık sınırının altında kalacak. Emekli vatandaşlarımızın yarısı en düşük emekli maaşını alıyor ve bunlar da halihazırda açlık sınırının altında. Bizim, milyonlarca emekli vatandaşımıza, milyonlarca asgari ücretle hayatını geçirmeye çalışan vatandaşımıza, gencimize mutlaka kulak vermemiz lazım.” diye konuştu.
Özlale’nin konuşmasının ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşime ara verdi. Adan, aranın ardından komisyonun yerinde olmaması üzerine birleşimi saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, İsveç’e NATO üyeliği yolunu açan protokolle ilgili kanun teklifinin görüşmelerinde; “Siyasi iş birlikleri kurarken uzun vadede yönümüzü doğru belirlemek gerekir. Dünyanın en güçlü ekonomilerinin bulunduğu bir ittifakın kara, deniz, hava, siber ve uzay alanlarında katedeceği yolun gerisinde kalmanın maliyetini hesap etmemiz gerekir. Gerginliklerin silah yoluyla değil diplomatik müzakereler yoluyla çözülmesi gerektiğini savunuyoruz. Barış ve istikrar ortamını bozan her türlü tehdide karşı NATO’nun caydırıcı gücünü önemsiyoruz. NATO’nun yeni üyelerin katılımıyla genişleme politikasını destekliyoruz. Bu nedenle de bugün oylamada Cumhuriyet Halk Partisi olarak İsveç’in NATO’ya katılımına ‘evet’ diyeceğiz” dedi.
İsveç’in NATO’ya katılımına ilişkin protokolün uygun bulunduğuna dair kanun teklifi TBMM’de kabul edildi. 346 milletvekilinin katıldığı oylamada 287 kabul, 55 red, 4 de çekimser oy kullanıldı. Görüşmeler sırasında söz alan CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, İsveç’in NATO üyeliği ve AKP’nin dış politika hamleleri ile ilgili şunları söyledi:
“Yarın değerli gazeteci ve hukukçu Uğur Mumcu’nun ölüm yıl dönümü. Atatürkçü ve sosyal demokrat düşüncenin cesur kalemi Uğur Mumcu’nun hayalinde Türkiye’nin aydınlığa kavuşması vardı. Onun hayali, laikliği savunurken de çetelerle mücadele ederken de Cumhuriyet Halk Partisi’nin yolunu aydınlatıyor, aydınlatmaya devam edecek. Cinayete dair bildiklerini konuşmayanlara, çürümüş bir duvarı korumak uğruna bir tuğla adaletten kaçanlara yazıklar olsun diyor, Uğur Mumcu’yu sevgiyle ve rahmetle anıyorum.
“BUGÜN AYNI ZAMANDA NATO’NUN GENİŞLEME STRATEJİSİNİ OYLAYACAĞIZ”
Biz bugün aslında sadece İsveç’in NATO’ya katılımını oylamayacağız. Biz bugün aynı zamanda NATO’nun genişleme stratejisini oylayacağız. Bu bugün yanıtlayacağımız temel soru şudur: Dünya bir kırılma yaşarken, Gazze’deki savaş yayılma emareleri gösterirken Ukrayna’da savaş sürerken, Çin-Tayvan gerginliği tırmanırken, dünya ticaretinin yüzde 12’si Kızıldeniz’de durmuşken ve bu kırılmanın uzun vadeye yayılacağı aşikarken bizim yerimiz demokrasilerin yanı mıdır, yoksa tek adam rejimlerinin yanında mıdır? NATO’nun askeri açıdan güçlü kalması, siyasi olarak güçlenmesi ve kapsayıcı bir yaklaşımı benimsemesi ülkemizin çıkarına mıdır, değil midir? NATO’nun kolektif caydırıcılığının güçlenmesi ve Rusya’nın saldırgan politikaları karşısında direncini artırması ülkemizin çıkarına mıdır, değil midir? Temel sorular bunlardır.
“NATO’NUN YENİ ÜYELERİN KATILIMIYLA GENİŞLEME POLİTİKASINI DESTEKLİYORUZ”
Siyasi iş birlikleri kurarken uzun vadede yönümüzü doğru belirlemek gerekir. Dünyanın en güçlü ekonomilerinin bulunduğu bir ittifakın kara, deniz, hava, siber ve uzay alanlarında katedeceği yolun gerisinde kalmanın maliyetini hesap etmemiz gerekir. Siyasi yönden bakıldığında Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu son derece açıktır. Demokratik ilkeleri esas alan, hukukun üstünlüğüne ve her türlü gücü denetleyen bir sistemin doğruluğuna inanıyoruz. Gerginliklerin silah yoluyla değil diplomatik müzakereler yoluyla çözülmesi gerektiğini savunuyoruz. Nükleer silahlardan arınmış bir güvenlik konseptini her platformda destekliyoruz. Barış ve istikrar ortamını bozan her türlü tehdide karşı NATO’nun caydırıcı gücünü önemsiyoruz. NATO’nun yeni üyelerin katılımıyla genişleme politikasını destekliyoruz. Bu nedenle de bugün oylamada Cumhuriyet Halk Partisi olarak İsveç’in NATO’ya katılımına ‘evet’ diyeceğiz.
“HÜKÜMETİMİZ İSVEÇ’İN NATO ADAYLIĞI GÜNDEME GELİR GELMEZ YAPTIĞI FEVRİ ÇIKIŞLARLA MANEVRA KABİLİYETİMİZİ DÜŞÜRDÜ”
Gazze bombalanırken Cumhurbaşkanımız niçin Avrupa Birliği ülkelerine ‘İsveç’i takip edin, siz de İsveç gibi Filistin’i tanıyın’ diyemedi? Çünkü Hükümetimiz İsveç’in NATO adaylığı gündeme gelir gelmez yaptığı fevri çıkışlarla manevra kabiliyetimizi düşürdü, enstrümanlarımızı azalttı. Elde megafonla propaganda yapar gibi dış politika yürütmenizin bir boyutu da bu oldu. O fevri çıkışlar nedeniyle Filistin için sesimizi daha fazla duyurma imkanına sahip olamadık. Çünkü İsveç’in NATO’ya üyeliği gündeme geldiğinde müzakere süreçlerinde görülmemiş bir üslupla güya kapıyı baştan kapattınız. Erdoğan ‘Ben olduğum sürece ‘evet’ demeyiz’ dedi. Bu mesele her krizde olduğu gibi bir kişinin kişisel kapasitesi ve ideolojik tahayyül dünyasıyla sınırlandırıldı çünkü son yıllarda dış politikamız ne yazık ki şöyle ilerliyor: Önce Erdoğan çıkıyor, iç politika için şov yapıyor, bağırıyor çağırıyor, perde gerisinde bir diploması yürüyor, o diplomasi bir sonuca ulaşıyor, Erdoğan da ses tellerinin kısıklığıyla ve milleti boşuna gerdiğiyle kalıyor.
“İSVEÇ’İN TERÖRLE MÜCADELEDE BİZE YETERİNCE DESTEK VERMEMESİ BİZİ DERİNDEN ÜZMÜŞTÜR”
Bizim, İsveç’ten meşru taleplerimiz var, bu talepler meşru mudur? Yüzde 100 meşrudur, özellikle terörle mücadele bağlamında meşruiyet açıktır. Bunların diplomatik adaba ve üyesi olduğumuz NATO’nun yerleşik kurallarına göre müzakere edilmesi gayet doğaldır. Türkiye aleyhine faaliyet gösteren çeşitli terör örgütleri İsveç’in ve birçok benzer ülkenin demokratik sistemindeki boşluklardan yararlanmıştır. Oralarda terör lehine propaganda yapmışlardır, yardım, maddi katkı toplamışlardır. İsveç’in terörle mücadelede bize yeterince destek verememesi, vermemesi bizi derinden üzmüştür. Bu konuda müttefiklerinden kanunlar çerçevesinde adımlar beklemekte Türkiye sonuna kadar haklıdır. Bu meselenin hukuki birtakım düzenlemelerle aşılmasından dolayı mutluyuz, İsveç’teki yasa değişikliklerinin kağıt üstünde kalmaması için sürecin de takipçisi olacağız. İsveç NATO üyesi olduğunda NATO’nun terörle mücadele kapsamındaki yükümlülüklerine de dahil edilecektir. NATO’nun 2’nci büyük ülkesi olan ülkemiz NATO’da etkin bir diplomasi ilerlettiği ölçüde İsveç üzerindeki etkisini artırabilecektir. Bu nedenle İsveç’in NATO üyeliği çıkarlarımızla örtüşmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisinin uygulamış olduğu siyaset her ne kadar yanlış olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları ile İsveç’in NATO’ya üyeliği örtüşmektedir.
“MANEVİYATIMIZ DEĞİŞMEDİĞİNE GÖRE NE DEĞİŞTİ?”
İki tane terör örgütünün ismi çok sık anıldı bu süreçte; bir tanesi PKK, bir diğeri FETÖ. Şimdi, İsveç PKK’yı bir terör örgütü olarak tanıyor fakat FETÖ İsveç yasalarına göre bir terör örgütü değil. Ben bunu Dışişleri Komisyonunda da sordum fakat makul, mantıklı bir cevap alma imkanına sahip olamadık. FETÖ bize göre bir terör örgütü, İsveç’e göre değil. İsveç’ten terör örgütü olarak kabul etmediği bir örgütün mensuplarını iade etmesini istiyoruz; bunun da ne uluslararası ilişkilerle ne diplomasiyle ne de mütekabiliyetle uyan bir tarafı yok. Hukuken mümkün olmadığını siz de biliyorsunuz ama sizin tek derdiniz iç kamuoyunu manipüle etmek. Terör örgütü olarak tanındığı halde PKK mensuplarının iadesinde de benzer bir açmaz var. Tam kırk dört yıl süresince İsveç’ten toplam 69 kişiyi talep etmişiz; bunların 32’si terörden, 37’si adli suçlardan. Peki, toplam kaç kişi iade edilmiş? Toplam 1 kişi iade edilmiş; geçtiğimiz ay durum böyleydi. 16 Kasım’da Dışişleri Komisyonunda toplandık; o gün İsveç terörle mücadele konusunda yasal değişiklikleri yapmıştı, bitirmişti. O Komisyonda tartışmalar yeterli olgunluğa ulaşmadığı için bir sonuca varılamadı. Sonra, 26 Aralıkta İsveç’in NATO’ya üyeliğinin Genel Kurul’a indirilmesine karar verilen toplantıyı yaptık. Arada ne değişti? Ne 2’nci bir suçlu iade edildi ne de başka bir değişiklik oldu. Ama ‘Ne değişti’ sorusunun bir muhatabı daha var, o da Milliyetçi Hareket Partisi. Altı ay önce ‘Kandil Dağı neyse Stockholm odur’ dediniz, geçen ay ‘İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakıldı, dinimize hakaretler edildi, maneviyatımıza en ağır saldırılar yapıldı, İsveç’in NATO’ya girişine elbette soğuk bakıyoruz’ dediniz, şimdi bugün İsveç’in NATO’ya girişini kabul edeceksiniz. Maneviyatımız değişmediğine göre ne değişti, yoksa Stockholm’un haritadaki yeri mi değişti?”
]]>
KUZEY Atlantik Antlaşması’na (NATO) İsveç’in Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, ‘Kuzey Atlantik Antlaşması’na (NATO) İsveç’in Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’ni görüşmek üzere toplandı. Teklif görüşmeleri dahilinde İYİ Parti Grubu adına söz alan Ankara Milletvekili Koray Aydın, iktidarın, siyasi parti gruplarını ve Türk milletini İsveç hakkında doğru bilgilendirmeden ve ikna etmeden bu protokolü Genel Kurul’a getirmesinin doğru olmadığını kaydederek, “Bugün yapılması gereken, bu teklifin geri çekilmesi, Genel Kurul’a Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan davet edilerek bizleri bilgilendirmesi ve taleplerimizin yerine gelip gelmediğini anlatmasıdır. Bu gerçekleşmediği sürece İsveç’e verilecek onayın vebaline İYİ Parti asla ortak olmayacaktır. Türk milletinin yüksek çıkarları doğrultusunda ifade ettiğimiz bu talepler tam olarak gerçekleşinceye kadar İYİ Parti olarak biz, İsveç’in NATO üyeliğinin karşısında duracağız” diye konuştu.
‘PROTOKOLÜN ONAYLANMASINA KATKI SAĞLAYACAĞIZ’
MHP grubu adına söz alan Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, İsveç’in NATO üyeliği konusunda yürütülen görüşmelerde, Türkiye’nin endişe, beklenti ve taleplerini ilettiğini belirtti. Türkiye’nin beklentileri ve taleplerinin karşılık bulduğunu ve bulmaya da devam ettiğini ifade eden Aydın, “Diğer bir ifadeyle, terörle mücadele ve kutsal değerlerimize yönelik hakaretlerle ilgili kanuni ve anayasal değişiklikler yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir. Savunma sanayisi ürün taleplerimize yönelik uygulanan ambargoların kaldırılması ve dahası, savunma sanayisi ürün ticaretini kolaylaştırıcı önlemlerin alınması da etkinleştirilmiştir. Öte yandan, yetkili irtibat savcılığı sistemi kurularak karşılıklı ziyaretlerin yapılıp hassasiyetlerin, beklentilerin, meselelerin yerinde görüşülüp sonuca bağlanması süreci de 16 Kasım’dan itibaren devreye sokulmuş ve anlaşma onayı sonrası da bu ilişki ve iş birliğinin devam edeceği kayıt altına alınmıştır. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak komisyondaki tavrımızın süreceğini belirtir, ilgili protokolün onaylanmasına katkı sağlayacağımızı ifade eder, yüce heyetinizi en kalbi duygularımla, saygıyla selamlarım” dedi.
‘SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ’
Cumhuriyet Halk Partisi adına söz alan İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı ise NATO’nun yeni üyelerin katılımıyla genişleme politikasını desteklediklerini ve bu nedenle partisinin İsveç’in NATO’ya katılımına ilişkin teklife ‘evet’ diyeceğini aktardı. Salıcı, Türkiye’nin İsveç’ten meşru talepleri olduğunu belirterek, “İsveç’in terörle mücadelede bize yeterince destek verememesi bizi derinden üzmüştür. Bu konuda müttefiklerinden kanunlar çerçevesinde adımlar beklemek de Türkiye sonuna kadar haklıdır. Bu meselenin hukuki birtakım düzenlemelerle aşılmasından dolayı mutluyuz, İsveç’teki yasa değişikliklerinin kağıt üstünde kalmaması için sürecin de takipçisi olacağız. İsveç, NATO üyesi olduğunda NATO’nun terörle mücadele kapsamındaki yükümlülüklerine de dahil edilecektir. NATO’nun 2’nci büyük ülkesi olan ülkemiz NATO’da etkin bir diplomasi ilerlettiği ölçüde İsveç üzerindeki etkisini artırabilecektir. Bu nedenle İsveç’in NATO üyeliği çıkarlarımızla örtüşmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin uygulamış olduğu siyaset her ne kadar yanlış olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları ile İsveç’in NATO’ya üyeliği örtüşmektedir” ifadesini kullandı.
‘İSVEÇ’İN ÖZEL GÖREVLİ SAVCI ATADIĞINI TESPİT ETTİK’
AK Parti adına söz alan Ankara Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay ise İsveç’in NATO’ya katılımı konusunun Meclis komisyonunda görüşüldüğünü ve İsveç’in üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi konusunda çalışmaların yapıldığını söyledi. İsveç’in süreç içerisinde olumlu adımlar attığını dile getiren Oktay, şunları söyledi:
“Bu çerçevede İsveç’in anayasasında terör örgütlerine destek sağlanmasında yaptırımlar getiren bir değişiklik yaptığını, terörizmle mücadele yasasında yapılan değişiklikle terör örgütüne katılımın ilk kez İsveç’te suç haline getirildiğini, PKK’nın İsveç’teki ana finansman kaynaklarından sözde ‘Kürt Kızılayı’nın banka hesabının kapatıldığını ve söz konusu oluşumun İsveç’teki faaliyetlerine son vermek zorunda kaldığını, bir PKK terör örgütü mensubunun terörizmin finansmanı ve kara para aklama suçlarından hapse mahkum edildiğini, bunun İsveç bakımından bir ilki teşkil ettiğini, ülkemizde silahlı terör örgütüne üyelikten cezasının infazı amacıyla hakkında arama kaydı olan PKK’lı bir şahsın ülkemize iade edildiğini, İsveç’in PKK’yla iltisaklı olduğu anlaşılan kişilerin ülkeye girişlerini engellediğini, bazı kişilerin de İsveç’i terk etmelerinin sağlandığını, PKK iltisaklı çevrelerin artık İsveç’te eskiden olduğu şekilde rahat bir hareket alanı ve temas imkanı bulamadıklarını, savunma sanayisi alanında ülkemize yönelik kısıtlamaların tamamının kaldırıldığını, İsveç’in ülkemizin AB üyelik sürecine açık destek verdiğini, kutsal değerlerimize yönelik saldırıların engellenmesini sağlamak üzere İsveç yasalarında gerekli değişikliklerin hızla yapılması için bir çalışma başlatıldığını, İsveç Hükumeti ve İsveç halkının çoğunluğunun da bu saldırıları tasvip etmediğini, İsveç’in bizim makamlarımızla, Türkiye’nin makamlarıyla yakın iş birliği sağlamak için özel görevli bir savcı atadığını tespit ettik.”
‘OLUMLU OY KULLANACAĞIMIZI BELİRTİYORUZ’
İsveç’in NATO üyeliği sürecindeki kararlı yaklaşımları sayesinde NATO içerisinde terörle mücadele konusundaki farkındalığın da arttığını kaydeden Oktay, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg tarafından NATO Terörizmle Mücadele Özel Koordinatörü atandığının açıklanmasının da bu çerçevede olumlu bir gelişme olduğunu ifade etti. Tüm NATO müttefiklerine de terörle mücadelede işbirliği konusunda çağrıda bulunan Oktay, “Terörle mücadele bahanesiyle ülkemizi hedef alan terör yapılanmalarıyla iş birliği yapılmasını, ülkemize yönelik olarak uygulanan kapalı veya açık ambargoları ifade özgürlüğü çerçevesinde en kutsal değerlerimize karşı yapılan saldırılar karşısında sessiz kalınmasını, ülkemizle ilişkilerin birbirinden farklı konularla irtibatlandırılmaya çalışılmasını asla kabul etmediğimizi ve etmeyeceğimizi buradan bir kez daha kuvvetle vurgulamak istiyorum. Bu çerçevede, Finlandiya ve İsveç tarafından bu konularda atılan adımların diğer dost ve müttefiklerimize de örnek teşkil etmesini bekliyoruz. Biz AK Parti Grubu olarak söz konusu kanun teklifi çerçevesinde olumlu oy kullanacağımızı belirtiyoruz” dedi.
KANUN TEKLİFİ ONAYLANDI
Yapılan konuşmaların ardından kanun teklifine ilişkin elektronik oylamaya geçildi. 346 milletvekilinin katıldığı oylamada, 287 kabul oyu, 55 ret oyu ve 4 çekimser oy kullanıldı. Oylama sonucunda Kuzey Atlantik Antlaşması’na (NATO) İsveç’in Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
]]>
İsveç’in NATO’ya katılımına ilişkin protokolün uygun bulunduğuna dair kanun teklifi TBMM’de kabul edildi. 346 milletvekilinin katıldığı oylamada 287 kabul, 55 red, 4 de çekimser oy kullanıldı.
TBMM Başkanı ve İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş’un Kuzey Atlantik Antlaşmasına İsveç Krallığının Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldü.
ŞAHİN: GELECEK PARTİSİ OLARAK NATO ÜYELİĞİNE KARŞI DEĞİLİZ
İsveç’e NATO üyeliği yolunu açan protokolle ilgili kanun teklifinin görüşmelerinde Saadet- Gelecek Grubu Başkanvekili İsa Mesih Şahin Genel Kurul’da yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bölgede ve uluslararası arenada yalnızlaşmaması ve dışlanmaması adına Gelecek Partisi olarak İsveç’in NATO üyeliğine karşı çıkmadığımızı beyan etmek istiyorum” dedi.
KAYA: “KAPALI KAPILAR ARDINDA VERİLEN SÖZLER…”
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kaya ise, “Kapalı kapılar ardında verilen sözlere… Komisyonda oturan arkadaşlarımızın samimiyetinden şüphe etmiyorum ancak şunu net olarak söyleyeyim, bu komisyona verilen sözlerin hiçbir anlamı yoktur, burada irade bu millettedir, milletin vekillerindedir; ‘hayır’ diyerek gücümüzü gösterelim. İsveç’in NATO üyeliğine karşı durarak aslında ne tür oyunların kurulduğu gerçeğini ortaya çıkaralım diyorum. Saadet Partisi olarak kararımızın ‘hayır’ olacağını buradan ifade ederim” diye konuştu.
ZORLU: “GELECEĞE YÖNELİK TEMENNİLER MANZUMESİNDEN İBARETTİR”
İYİ Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu da “Türkiye, NATO ve İsveç arasında hazırlanmış olan mutabakat metni de geleceğe yönelik bir temenniler manzumesinden ibarettir” diyerek ‘Hayır’ oyu kullanacaklarını söyledi.
SALICI: “NATO’NUN CAYDIRICI GÜCÜNÜ ÖNEMSİYORUZ”
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı oylama öncesi Genel Kurul’da yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Biz güvenliği sadece askeri değil aynı zamanda siyasi bir mesele olarak görüyoruz. Siyasi yönden bakıldığında CHP’nin tutumu son derece açıktır. Demokratik ilkeleri esas alan, hukukun üstünlüğünü denetleyen bir sistemin doğruluğuna inanıyoruz. Gerginliklerin silahlı yoluyla değil, diplomatik müzakereler yoluyla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Nükleer silahlardan arınmış bir güvenlik konseptini her platformda destekliyoruz. Barış istikrar ortamını bozan her türlü tehdide karşı NATO’nun caydırıcı gücünü önemsiyoruz. NATO’nun yeni üyelerinin katılımıyla genişlemesini destekliyoruz. Bu nedenle de bugün oylamada CHP olarak İsveç’in NATO’ya katılımına ‘evet’ diyeceğiz.”
ENGİNYURT: “CUMHURBAŞKANIMIZI DESTEKLİYORUM, ‘HAYIR’ DİYORUM”
Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Cemal Enginyurt, ise “İsveç PKK sevicidir, İsveç Kandilcidir. İsveç FETÖ’cüleri destekler, PKK’lılara parasal yardım yapar. Bunu Cumhurbaşkanımız söyledi. Ben de onu destekliyor ve ‘hayır’ diyorum” dedi.
BAŞ: “BİZ NATO’NUN KENDİSİNE KARŞIYIZ”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Biz, NATO’nun kendisine karşıyız, Türkiye’nin NATO üyeliğine karşı, NATO’nun genişlemesine de karşıyız ” dedi.
EMEP Partisi Genel Başkanı İskender Bayhan da “Türkiye’deki bütün NATO üsleri kapatılmalıdır. Türkiye NATO’dan çıkmalıdır” ifadelerini kullandı.
Görüşmelerin tamamlanmasının ardından yapılan açık oylamaya 346 milletvekili katıldı. 287 milletvekili kabul, 55 milletvekili red, 4 milletvekili de çekimser oy kullandı. Oylamaya MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de katıldı. DEM Parti milletvekilleri kanun teklifini protesto etti. “NATO’ya, işgale, savaşa hayır” dövizleri gösterdi. CHP ve Gelecek Partisi kanun teklifine ‘evet derken Saadet Partisi, İYİ Parti ve TİP ‘hayır’ oyu verdi.
]]>
İsveç’te önce Sivil Savunma Bakanı, ardından Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı “savaşa hazır olun” uyarıları endişeye ve “panik yaratma” eleştirilerine neden oldu.
İsveç Sivil Savunma Bakanı Carl-Oskar Bohlin, Pazar günü katıldığı bir konferansta “İsveç’te savaş olabilir” ifadesini kullanmıştı.
Ardından Genelkurmay Başkanı Micael Byden de tüm İsveçlileri zihinsel olarak savaşa hazır olmaya çağırdı.
Üst düzey yetkililerden art arda yapılan bu açıklamaların tonuysa, İsveç muhalefetinin tepkisini çekti.
Eski başbakan Magdalena Andersson İsveç televizyonuna yaptığı açıklamada, güvenlik durumunun ciddi olduğunu kabul etse de, “savaş hemen yanıbaşımızda da değil” dedi.
Çocuk hakları derneği Bris de normalde çağrı merkezlerine savaş ihtimaliyle ilgili çok az arama aldıklarını, ancak bu haftaki haberlerden ve TikTok’ta yapılan paylaşımlardan sonra birçok “endişeli” gencin kendilerini aradığını belirtti.
Bris sözcüsü Maja Dahl “Belli ki bu iyi planlanmış bir uyarıydı, ağızdan kaçırılmış gibi değildi” diyerek, yetişkinler için bu tarz açıklamalar yapılırken çocuklara durumun nasıl anlatılacağının da düşünülmüş olması gerektiğine dikkat çekti.
Sivil Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nın açıklamaları çok net olsa da, bu sözler ülkede “uyarı” düzeyinde algılanıyor.
200 yıldır savaş görmeyen ülke
Yaklaşık ikiyüz yıldır savaş görmeyen İsveç, NATO üyeliği için Türkiye ve Macaristan’ın onayını bekliyor.
İsveç’in NATO hamlesine neden olan Rusya- Ukrayna savaşı, 24 Şubat’ta ikinci yılını dolduracak.
Genelkurmay Başkanı Byden açıklamalarında “yeni bir şey olmadığını” söylüyor.
Byden bir ay önce Ukrayna’nın doğu cephesini ziyaret etmişti. Ayrıca İsveç, Ukraynalı pilotları eğiten ülkeler arasında. Stockholm Ukrayna’ya gelişmiş Gripen savaş uçakları göndermeyi de düşünüyor.
Aftonbladet gazetesine konuşan Byden, “Amacım insanları endişelendirmek değil, sadece daha çok kişinin içinde bulundukları durumu ve sorumluluklarını düşünmelerini sağlamak” dedi.
Sivil Savunma Bakanı Bohlin de insanların uykusunu kaçırmak istemediğini ancak olabileceklere dair farkındalıklarını artırmayı hedeflediğini belirtti. Bakan ayrıca yerel idareler ve acil durum ekiplerine hazırlık yapmaları çağrısında da bulundu.
Bohlin “Geceleri uykumu kaçıran bir şey varsa o da hazırlıkların çok yavaş ilerlemesi” dedi.
Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından Finlandiya da NATO’ya katıldı ve Rus yetkililer NATO ile tansiyonun yükselmesi halinde “bunun ceremesini çekecek ilk ülkenin” Finlandiya olacağı tehditlerinde bulundu.
Türkiye’nin şartlarını yerine getirene kadar İsveç’in NATO üyeliğine onay vermeyeceğini duyuran Ankara, geçen yıl Temmuz ayındaki NATO zirvesi öncesi İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yakmıştı.
İsveç’in NATO’ya üyeliğine ilişkin katılım protokolü, Aralık ayında TBMM Dış İlişkiler Komisyonu’nda kabul edildi. Protokolün Meclis Genel Kurulu’nda görüşülüp oylanması bekleniyor, ne zaman görüşüleceğiyse henüz bilinmiyor.
Askeri harcamaları artıyor
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, 2024 yılında NATO’nun üyeleri için koyduğu askeri harcama hedefi olan gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 2’si oranında harcamaya ulaşacaklarını açıkladı. Bu İsveç’in 2020’deki askeri harcamalarının iki katına denk geliyor.
İsveç Savunma Üniversitesi’nden savunma uzmanı Oscar Jonsson ise üst düzey yetkililerin açıklamalarının tonunun “bir bardak suda fırtına koparmaya” benzediğini, söylenenlerin yüzde 90’ının sivil ve askeri savunma alanındaki hazırlıkların yavaş olmasının yarattığı rahatsızlıktan kaynaklandığını düşünüyor.
“Zaman kısıtlı ve açıklamalarla yetkililer, sorumlu departmanlar ve bireyler ‘uyandırılmak’ istendi” diyen Jonsson; “İsveç ordusu çok muktedir ama ölçeği çok küçük. En son savunma yasa tasarısında 3,5 tugay kurmamız gerektiği belirtiliyor. Savaş başlandığında Ukrayna’nınsa 25 tugayı vardı”.
Jonsson savaş ihtimali olsa da, bunun için birkaç faktörün bir araya gelmesi gerektiğini ekliyor: Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının sona ermesi, ordusunun yeniden yapılanma ve silahlanma için zamanının olması, ve Avrupa’nın da ABD’nin askeri desteğini kaybetmesi.
Ancak Jonsson’a göre bu üç durumun bir araya gelmesi “ihtimal dahilinde”.
]]>
İsveç’in NATO’ya katılım protokolünün uygun bulunduğuna ilişkin yasa teklifi TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Komisyondaki oylamada, AKP, CHP ve MHP, teklifin kabulü yönünde oy kullanırken, İYİ Parti ve Saadet Partisi “hayır” oyu kullandı. NATO’ya karşı tutumuyla bilinen DEM Parti ise oylamaya katılmadı.
İsveç’in NATO’ya üyeliğinin uygun bulunduğuna dair protokolün yürürlüğe girmesi için, TBMM Genel Kurulu’nda da kabul edilmesi gerekiyor.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, kararı memnuniyetle karşıladığını belirtti ve onay sürecinin “bir an önce” tamamlanması çağrısı yaptı.
İktidar Partisi, teklifin Genel Kurul’daki görüşme sürecine ilişkin net bir takvimleme yapmadı. AKP sözcüleri, İsveç’in terörle mücadele konusunda attığı adımlar ve işbirliği çabalarını olumlu bulurken, Genel Kurul’daki görüşme sürecinin, ABD Kongresi’nin, F-16’ların modernizasyonu konusunda atacağı adımlara göre şekilleneceğini ifade ediyorlar.
AKP Ankara Milletvekili Fuat Oktay’ın başkanlığında toplanan TBMM Dışişleri Komisyonu, ilk olarak 16 Kasım’da komisyon gündemine alınan ancak görüşmeleri ertelenen İsveç Krallığı’nın NATO’ya katılımına ilişkin protokolün onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin yasa teklifini bugün, gündemin 10’uncu sırasına aldı. Toplantı öncesinde, Komisyon Başkanı Fuat Oktay, siyasi partilerin komisyon sözcüleri ile bir araya gelerek bilgilendirme yaptı.
AKP’li üyeler de sözleşmenin onaylanması yönünde komisyonda “olumlu bir hava” olduğunu ifade ettiler. BBC Türkçe’ye konuşan AKP kaynakları, Genel Kurul’daki görüşme takvimine ilişkin, ABD’nin atacağı adımların belirleyici olacağına işaret ederek, “Artık bu yıl sona eriyor, 2023 içinde Meclis gündemine gelmez. 2024’de hemen görüşülebilir de hiç gündeme alınmayabilir de. Bu tamamen atılacak adımlara bağlı” yorumunu yaptılar.
Komisyon Başkanı Fuat Oktay da görüşmelerin tamamlanması sonrasında yaptığı açıklamada, “Bugün TBMM Genel Kurulu’na sevk edilmesi kararı verilmiştir. Genel Kurul aşamasında aynı hızla onaylanacak diye bir şey yok” görüşünü dile getirdi.
Biden-Erdoğan görüşmesi sonrasında süreç hızlandırıldı
Kulislerde, İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin protokolün, komisyon gündemine alınıp görüşülmesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Joe Biden’le 14 Aralık’ta yaptığı görüşmenin etkili olduğuna dikkat çekiliyor.
Görüşmede İsveç’in NATO üyeliğinin de gündeme geldiğine işaret eden Erdoğan, ABD Başkanı’nın kendisine, F16 modernizasyonuna ilişkin onay süreci ile İsveç üyeliği sürecini eş zamanlı yürütmeyi önerdiğini açıklamıştı.
“Somut sonuçları beklediğimiz ölçüde görebilmiş değiliz”
Toplantının başında söz alan Komisyon Başkanı Fuat Oktay, İsveç’in son aylarda attığı adımların memnuniyet verici olduğunu belirterek, “İsveç’in anayasa ve yasalarında meydana getirdiği değişiklikleri uygulamaya geçmesi uzun bir zaman aldı. Bu değişikliklerin özellikle terörle mücadele alanındaki somut sonuçlarını beklediğimiz ölçüde görebilmiş değiliz” dedi.
İktidarın İsveç’in verdiği taahhütler konusunda yeterince ikna olduğunu kaydeden Oktay, ancak esas karar vericinin komisyon üyeleri olduğunu ifade etti.
“Uygulamaların takipçisi olacağız”
Katılım protokolünün uygun bulunduğuna ilişkin yasa teklifi hakkında hükümet adına bilgi veren Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar, İsveç’in terörle mücadele konusunda attığı adımları olumlu bulduklarını, “hayal bile edilemeyecek” mevzuat değişikliklerini hayata geçirdiğine işaret etti.
Mevzuat değişikliklerinin uygulamaya geçmesinin takipçisi olacaklarını ifade eden Akçapar, şu görüşleri dile getirdi:
“Vilnius’da kabul edilen ortak açıklamayla Türkiye ve İsveç arasında ihdası öngörülen ikili güvenlik iş birliği mekanizması da terörizmle mücadele dâhil ilgili konuların ele alınacağı ilave bir mecra teşkil edecek. Son birkaç haftada ülkemizle bağlantılı kararlarda bir irtibat savcısı atanması, sözde Kürt Kızılayının İsveç’teki faaliyetlerini sonlandırma kararını açıklaması, doğru yönde olduğumuzu göstermektedir.
“İsveç’in NATO’ya katılımının Avrupa Atlantik Bölgesi’ni daha güvenli hâle getireceğini, ikili ilişkilerimizin müttefiklik bağı ve sorumlulukları temelinde daha da geliştirilmesine hizmet edeceğini, özellikle bizim için kritik önemde olan savunma sanayisi alanında iş birliğimizin gelişmesine katkı sağlayacağını, diğer bazı müttefiklerimizin uyguladıkları kısıtlamaları kaldırmak noktasında kullandıkları bir bahanenin de böylece ellerinden alınacağını değerlendiriyoruz.
“Bu hususlar ışığında İsveç’in katılım protokolünün onaylanması hususunu Dışişleri Komisyonunun yüksek takdirine saygıyla sunuyoruz.”
İYİ Parti: Teklif gündemden çekilsin, yeniden tartışılsın
Komisyonda söz alan İYİ Parti Ankara Milletvekili ve parti sözcüsü Kürşad Zorlu, 16 Kasım’dan bu yana İsveç’in, karar değişikliğini gerektirecek yeni bir adım atmadığını belirterek, teklifin gündemden geri çekilip, ayrıntılı olarak tartışılmasını istedi.
İktidarın seçim öncesinde bu konuyu siyaset malzemesi haline getirdiğini kaydeden Zorlu, muhalefetin milli güvenliği ilgilendiren konularda uzlaşması gerektiğini söyledi.
NATO’nun gelişmesine prensip olarak karşı olmadıklarını söyleyen Zorlu, “Güvenliğimizi önce kendi sınırlarımızda sağlamakla sorumluyuz” ifadelerini kullandı.
CHP: F-16’lar konusunda bir gelişme var mı?
CHP adına söz alan İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da 16 Kasım’dan bugüne neyin değiştiğini sordu, o günden bugüne yeni bir gelişme olmadığını ifade etti. Terör örgütü mensuplarının iadesi konusunda yeni bir gelişme olmadığını belirten Salıcı, şu görüşleri dile getirdi:
“Dolayısıyla bizim parti olarak şimdiye kadar NATO’nun genişlemesine dair kategorik olarak bir karşı çıkışımız hiç olmadı ama şunu da ortaya koymak lazım:
“İktidarın kullandığı ifadelerde, dilde bir çelişki var ise ve 16 Kasımdan bu yana kadar değişen bir şey yok ama bir tavır değişikliği var ise bunun arkasında yatan ana nedeni de sorgulamak ihtiyacı duyuyoruz. Daha somut sorayım: F-16’lar konusunda bir gelişme var mı?”
Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar ise bu soruya, “En son telefon görüşmesinde ABD Başkanı İsveç üyeliği gerçekleştikten sonra kongre üzerinde etkisini kullanarak girişimde bulunacaklarını sayın cumhurbaşkanına çok açık ifadelerle teyit etti” yanıtını verdi.
“İsveç ikinci planda, süreç ABD ve Türkiye arasında”
AKP’li Komisyon Üyesi Ali Şahin de F-16 konusunda ABD ile yürüyen sürece dikkat çekerek, “Artık İsveç’in ikinci planda olduğunu” vurguladı. Şahin, protokolün onay sürecinin bundan sonra büyük ölçüde ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilere göre ilerleyeceğine vurgu yaptı.
İsveç’in kısa sürede attığı bu adımları olumlu bulduklarını kaydeden Şahin, “Strateji son derece pozitif ilerliyor. Her platformda İsveç konusundaki Türkiye’nin yaklaşımlarının sorulması, Türkiye’nin önemli bir pozisyona oturması açısından önemliydi” görüşüne yer verdi. Şahin, PKK’nın bu süreçten rahatsızlık duyduğunu söyledi.
Komisyonda gerginlik: “Sakın Kandil’e gitme”
Komisyonda söz alan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Cupolu, Türkiye’nin İsveç’ten istediği Ragıp Zarakolu’nun, partisinin siyaset okulunun öğretmenlerinden biri olduğunu ifade etti.
Ülkeden çok sayıda Kürt’ün Avrupa’ya sığındığını belirten Cupolo, bu komisyondaki görüşmelerin tüm Kürtleri ilgilendirdiğini söyledi. F16’larla Roboski’nin bombalandığını anımsatan Cupolo’ya MHP, İYİ Parti ve AKP’li milletvekilleri tepki gösterdi.
MHP Milletvekili Kamil Aydın, Cupolo’ya “Son terörist öldürülünceye kadar sakın Kandil’e gitme” diye laf atınca komisyonda hava gerildi.
Komisyon başkanı Fuat Oktay, “PKK’nin sözcüsü olarak burada konuşuyorsanız sizi anlarız” deyince Cupolo, “Ben barışın sözcüsü olarak konuşuyorum” dedi. Tartışmanın ardından Cupolo komisyonu terk etti.
MHP “ülke menfaati” diyerek protokole destek verdi
İsveç’teki Kuran’ı Kerim yakma eylemlerine en sert tepkiyi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli göstermişti. O nedenle protokol konusunda MHP’nin izleyeceği tutum merak ediliyordu.
Komisyonda partisi adına söz alan komisyon üyesi Kamil Aydın partisinin “önce ülke ve millet, sonra parti” anlayışını benimsediğini belirterek, konunun iç siyaset malzemesi yapılmaması gerektiğini ve ülkenin “ali menfaatleri” çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğini savundu. MHP teklifin oylamasında “evet” oyu kullandı.
İsveç: Memnuniyetle karşılıyoruz
Teklifin TBMM Dışişleri Komisyonu’nda, kabulünün ardından İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström, karardan memnuniyet duyduklarını bildirdi.
Billström, X hesabından, “İsveç’in NATO’ya üyelik başvurusunun Türkiye’deki Dışişleri Komisyonunda onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bir sonraki adım Parlamentonun bu konuyu oylaması olacak. NATO üyesi olmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>