ŞİŞLİ Belediyesi, bu yıl Sevgililer Günü’nü aşkla birlikte ‘adalet’, ‘eşitlik’, ‘özgürlük’, ‘barış’, ‘dönüşüm’ ve dayanışmayı da vurgulayan özel bir konseptle karşılıyor. 14 Şubat’ta Şişli sokaklarında, aşkın farklı hallerini yansıtan sanatsal enstalasyonlar, canlı müzik performansları, moda tasarımcılarıyla düzenlenen etkinlikler ve lezzetli ikramlar yer alacak.
‘Aşk=Şişli’ sloganıyla hayata geçirilen bu etkinliklerle, Sevgililer Günü’nü yalnızca romantik bir kutlama olmaktan çıkarıp, birlikteliği ve toplumsal dayanışmayı vurgulayan bir festivale dönüştürmek hedefleniyor. Abdi İpekçi Meydanı ve Kurtuluş Caddesi girişi gibi merkezi noktalara yerleştirilecek bu büyük kalp enstalasyonları, sanatçılar ve tasarımcılar tarafından atık kumaşlarla işlenecek. Çalışma, Osmanbey bölgesinden toplanan atık kumaşlarla çevre dostu bir yaklaşımla hayata geçirildi.
Moda Tasarımcıları Derneği’nin katkılarıyla oluşturulan bu tasarımlar, sürdürülebilirlik ve sanatın bir araya geldiği özgün bir anlatı sunacak. Şişli’nin kalbinde yer alacak bu enstalasyonlar, ziyaretçileri aşkın doğa, sanat ve toplumsal dayanışmayla nasıl bütünleştiğini düşünmeye davet edecek.
‘ŞİŞLİ’NİN DEĞERLERİNİ YİNE ŞİŞLİLİLERLE BULUŞTURUYORUZ’
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, kentte dayanışmayı ve birlikte yaşamı güçlendirecek bu etkinliklerle ilgili olarak, “Çok kültürlülüğün önemli simgelerinden biri olan Şişli’de icraat aşkıyla, birbirine saygı duyan ve dayanışmayı güçlendiren insanlarla ortak yaşamı güçlendiriyoruz. Şişli’nin değerlerini yine Şişlililerle buluşturuyoruz. Bu özel günü sanatseverlerle ve Şişli’ye değer katan esnafımızla kutluyoruz” dedi.
MODA VE DAYANIŞMA NİŞANTAŞI’NDA BULUŞUYOR
Sevgililer Günü kapsamında, Nişantaşı’ndaki showroom’lar özel etkinliklere ev sahipliği yapacak. Tasarımcıların en yeni koleksiyonlarını sergileyeceği bu alanlar, alışverişin ötesinde bir buluşma noktası olacak. Etkinlik kapsamında Özel Sevgililer Günü indirimleri sunulurken, tasarımcılar ve mağazalar satışlardan elde edilen gelirin bir kısmını patili dostlar için mama bağışına ayırarak aşkın sadece insanlar arasında değil, tüm canlılarla paylaşılması gerektiğini hatırlatacak.
ŞİŞLİ SOKAKLARINDA CANLI MÜZİK PERFORMANSLARI
Müzik, Sevgililer Günü’nün en güçlü ifade biçimlerinden biri olacak. Şişli’nin dört bir yanında gerçekleşecek canlı caz performansları, sokaklara romantik ve neşeli bir atmosfer kazandıracak. Nişantaşı Abdi İpekçi Meydanı’nda 16: 00-17: 00 ve 19: 00-20: 00 saatleri, Kurtuluş Caddesi girişinde 18: 30-19: 30 saatleri, Mıstık Parkı’nda 16: 00-17: 00 saatleri, Cevahir AVM önünde 15: 00-16: 00 ve Mecidiyeköy Meydanı’nda 17: 30-18: 30 saatleri arasında düzenlenecek performanslar, ziyaretçilere müziğin büyüsü eşliğinde keyifli anlar yaşatacak.
LEZZETLİ İKRAMLARLA ŞİŞLİ’NİN SICAK ATMOSFERİ
Etkinlik alanlarında ziyaretçilere sıcak içecek ve çeşitli ikramlar sunularak Sevgililer Günü’nün samimi atmosferi desteklenecek. Şişli’nin farklı noktalarına kurulan stantlarda sunulacak bu ikramlar, sokakları gezen ziyaretçilere küçük ama keyifli mola anları sağlayacak.
Abdi İpekçi Meydanı’na kurulacak özel photobooth alanları, etkinliğe katılan herkesin aşk dolu anlarını ölümsüzleştirmesi için tasarlandı. Ziyaretçiler, özel konseptle hazırlanmış fotoğraf alanlarında hatıra fotoğrafları çekerek Sevgililer Günü’nün coşkusunu sosyal medyada #İSTANBULUNKALBİNDESİN etiketiyle paylaşabilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bastık, “Bana göre ‘en’ kavramı çok zor. Kendini seven, kendini güzel hisseden herkesi çok seviyorum. En güzel, en seksi kavramları bana garip geliyor. Bunlar boş şeyler” dedi.

TAKİPÇİLERİNİ GEÇMİŞE GÖTÜRDÜ
31 yaşındaki şarkıcı, son olarak sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla takipçilerini geçmişe götürdü

Bir takipçisinin “18 yaşına dönsen neyi değiştirmek isterdin?’ sorusuna yanıt veren Bastık, “Saç rengimi” dedi ve 18 yaşındaki halini paylaştı.

Zeynep BastıkSosyal MedyaMagazinTürkiye3-sayfaMüzikYaşamMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lefkoşa Yunus Emre Enstitüsü öncülüğünde, Uluslararası Final Üniversitesinin destekleriyle, başkent Lefkoşa’daki Mevlevihane’de Şeb-i Arus töreni yapıldı.
Kıbrıs Türklerinin ilgi gösterdiği törende, Türkiye’den gelen sanatçıların da katılımıyla tasavvuf müziği dinletisi ve sema gösterisi sunuldu.
Lefkoşa Yunus Emre Enstitüsü Koordinatörü Abdullah Aktaş, törende yaptığı konuşmada, büyük bir mutasavvıf, düşünür, alim ve gönül insanı Hazreti Mevlana’nın, yaşantısıyla yüzlerce yıldır hoşgörü, iyilik, barış ve kardeşliğin sembolü olarak insanlığa yol gösterdiğini hatırlattı.
Aktaş, “Kuşkusuz ancak aşkla yazılmış bir eser 7,5 asır ayakta kalabilir. Hazreti Mevlana eserlerini öyle bir aşkla meşk etmiş ki, vuslatından 751 sene sonra dahi bir araya geliyor, onun düğün gecesinde onu hayırla, muhabbetle yad ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Enstitü olarak, başta KKTC olmak üzere birçok ülkede Hoca Ahmet Yesevi, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli gibi birçok değeri ve onların yüzyıllar boyunca oluşturduğu müktesebatı tüm insanlığa duyurmak ve tanıtmak için çaba harcadıklarını belirten Aktaş, programın düzenlenmesine katkı sağlayan kuruluşlara teşekkür etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Festival ateşinin yakılmasıyla başlayan etkinlikte öğrenci topluluklarının tanıtımı yapıldı.
Müzik programlarının yer aldığı festivalde öğrenciler, çeşitli oyunlar oynadı.
Festivale, dekanlar ve yüksekokullarının müdürleri, okul idarecileri, akademisyenler, üniversite öğrencileri ile çok sayıda davetli katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ŞANLIURFA, UNESCO MÜZİK ŞEHİRLERİ TOPLANTISI İÇİN GÜÇLÜ ADAY!
UNESCO Müzik Şehri unvanını alarak Türkiye’yi gururlandıran Şanlıurfa, 2026’da düzenlenecek dünya müzik şehirleri toplantısına ev sahipliği yapma hedefiyle uluslararası bir yarışa girdi. Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, bu büyük hedefin tanıtımı için önemli çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Gülpınar, “Temennimiz, 2026’da yaklaşık 300’den fazla şehrin temsilcilerini burada ağırlayıp bu organizasyonu Şanlıurfa’da gerçekleştirmek” dedi.

“UNESCO DÜNYA MÜZİK ŞEHRİ UNVANI SONRASI HEDEF 2026”
2026 hedeflerinden bahseden Başkan Gülpınar, “UNESCO tarafından müzik şehri unvanıyla onurlandırılan Şanlıurfa, artık 2026 Dünya Müzik Şehirleri Toplantısı’na ev sahipliği yapmak için güçlü adaylardan biri. Gülpınar, adaylık sürecinde yapılan çalışmaları anlatarak, “Biz şu anda o yarıştayız, adaylığımızı ilan ettik, başvurumuzu Portekiz’de yapılan yaz toplantısında sunduk. Şimdi 2026 için bu adaylığı tescillemek istiyoruz,” dedi. Toplantının Şanlıurfa’da düzenlenmesinin Türkiye’nin ve Şanlıurfa’nın tanıtımı açısından önemli bir katkı sağlayacağını belirten Gülpınar, bu süreçte yoğun bir çaba göstereceklerini vurguladı.
“ŞANLIURFA, BENZERSİZ KÜLTÜREL ZENGİNLİKLERİYLE TURİZM MERKEZİ OLMAYI HEDEFLİYOR”
Başkan Gülpınar, Şanlıurfa’nın sadece müzik değil, kültürü, inanç turizmi ve gastronomisi ile de bir turizm merkezi olmayı hak ettiğini ifade etti. “Şanlıurfa, dünyada bir arada bulamayacağınız özelliklere sahip ve bunların hepsini barındıran nadir şehirlerden biri,” diyen Gülpınar, tanıtım çalışmalarına daha fazla yoğunlaşacaklarını belirtti. “Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi olarak, kentin turizminin gelişmesi ve dünyanın tanıdığı bir destinasyon haline gelmesi için yoğun bir çaba sarf edeceğiz,” diye konuştu.
“DÜNYA ŞANLIURFA’YI TANIYACAK”
UNESCO Müzik Şehri unvanı sonrası Şanlıurfa’nın sesini daha geniş bir kitleye duyurmayı hedefleyen Gülpınar, kentin turizmdeki potansiyelini artırmak adına yeni projelerle tanıtımı güçlendireceklerini belirtti. “Önümüzdeki dönemde Şanlıurfa’nın şu andaki noktasından çok daha ileriye gideceğine, dünyanın bildiği ve tanıdığı bir destinasyon olacağına inanıyoruz” diyerek hedeflerini dile getirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

Boşanmadan kısa bir süre sonra, 1999’da Combs ve Lopez, bir çift olduklarını açıklamıştı. Çift, 2001’de ayrılana kadar iki yıl birlikteydi.
Ağustosta 4. eşi Ben Affleck’e boşanma davası açan Lopez (55), Şubat 1997’den Ocak 1998’e, bir yıldan kısa bir süreliğine Noa’yla evliydi. İspanyolca sohbet programı Despierta América’nın yeni bir bölümünde konuşan Noa, “boşanmanın kısmen Diddy’nin suçu” olduğunu ileri sürdü.
“İŞ ALMAMIN ÖNÜNÜ KAPATTI”
Röportajın başka bir anında Noa, Lopez’in kendisinin televizyonda iş almasının önünü kapadığını iddia etti:
Jennifer’a ‘Sana ne yaptım da bana dava açtın, beni suçladın, yalan söyledin, benim hakkımda yanlış şeyler uydurdun ve birçok şirketi beni kovmaları ve farklı televizyon kanallarını bana iş vermemeleri için aradın?’ diye soruyorum.
Lopez, Combs’tan ayrıldıktan yalnızca birkaç ay sonra dansçı ve oyuncu Cris Judd’la evlenmiş ve ondan 2003’te boşanmıştı. 2004’teyse kendisi gibi şarkıcı olan ve 16 yaşındaki ikizleri Emme ve Max’i paylaştığı Marc Anthony’yle evlenmişti. İkili daha sonra 2014’te boşanmıştı.
Geçen ay Combs, federal suçlar olan haraç toplama, seks ticareti ve fuhuş yapmak için taşımadan tutuklanmış ve kendisine dava açılmıştı. Suçlamaları reddetmeyi sürdüren rapçi, halen Brooklyn Metropolitan Cezaevi’nde tutuklu. Combs, gelecek mayısta başlaması planlanan duruşmaları beklerken kefaletsiz olarak hapiste tutuluyor.
Gözaltına alındığından beri müzik yapımcısı, kendisini cinsel saldırıyla suçlayan bir dizi şikayetçinin dava akınıyla karşı karşıyken hakkında açılan son davada Combs, MTV Video Müzik Ödülleri’nden sonra bir partide, 13 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel saldırıda bulunmakla suçlanıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANATÇI Bülent Ersoy, son dönem sanatçılar arasında yaşanan kayıplar ve vefa gösterilmemesiyle ilgili soruya, “Vallahi ben hiç umursamıyorum, cenazeme kimsenin de gelmesini istemiyorum. Ben de kendi başıma giderim” dedi.
Bülent Ersoy, ağız ve diş bakımı için Antalya’ya geldi. Bir dizi işlem gerçekleştirecek olan Ersoy, dişlerine pırlanta taktıracak. İşlemler öncesi klinik sahipleriyle akşam yemeğine giden Bülent Ersoy, mekana girişte restorandakiler tarafından alkışlandı. Restoranda hayranları sanatçı ile fotoğraf çektirme yarışına girdi.
Gecede gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bülent Ersoy, son dönem sanatçılar arasında yaşanan kayıplar ve vefa gösterilmemesiyle ilgili soruya, “Vefasızlık sadece cenazelerde değil ki, bu hayatta nefes aldığımız sürece bu vefasızlıklar devam edecek. Vallahi ben hiç umursamıyorum ve cenazeme kimsenin de gelmesini istemiyorum. Ben de kendi başıma giderim” diye konuştu.
‘SEZEN’İN İLK KONSERİNDE BEN EN ÖNDEYİM’
Sezen Aksu‘nun ‘Kendimi iyi hissedersem tekrar sahnelere dönebilirim’ sözleri hatırlatılan Ersoy, “Vallahi çok sevindim. Çünkü onun yokluğu büyük eksiklik. Türkiye’nin en iyi seslerinden biridir. Öyle güzel alaturka okur ki anlatamam. Çok değerli bir sanatçı olduğu kadar, çok iyi bir arkadaştır, çok iyi bir dosttur ve çok iyi bir insandır. Sanatı adına insanların onu öyle canlı canlı, hissederek dinlemesi lazım. Güzel bir karar almış. İlk konserinde ben en öndeyim. Zangoç gibi” dedi.
Ersoy, ‘Siz sahnelere ara vermeyi hiç düşündünüz mü’ sorusuna ise “Asla, hiç öyle bir şey düşünmedim. Ben biraz yüzsüzüm. Son anıma kadar sahnede olacağım” cevabını verdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MERSİN’in Mut ilçesinde kadınlar tarafından kurulan ‘Şalvarlı Kadınlar Korosu’, Zeytin ve Zeytinyağı Festivali’nde sahne aldı.
Mut’a bağlı Çukurbağ Mahallesi’nde yaşayan kadınlar bir araya gelerek Şalvarlı Kadınlar Korosu’nu kurdu. Bu yıl ilki düzenlenen Zeytin ve Zeytinyağı Festivali etkinliklerinde Tarihi Karacaoğlan Çınaraltı Parkı’nda sahneye çıkan kadınlar, izleyenlere coşkulu dakikalar yaşattı.
Koro şefi Emel Çelik (50), koroyu 3 yıl önce köyde eğlenmek amacıyla oluşturduklarını belirterek, “Kadınlarımızın sosyal hayatta da aktif olduklarını gösterebilmek amacıyla bu işi devam ettirmeye karar verdik. Köyümüzde hep beraber 30 Ağustos’ta konser verdik. Çok güzel tepkiler aldık. Daha sonra belediye başkanımız festivale davet etti, buraya katıldık. İnşallah başka şehirlerden de istekler gelir, davetler gelir, oralarda çıkarız, sesimizi duyururuz. Şu an bizim eksiklerimiz çok. Özellikle ses sistemimiz yok. Çıplak sesle çalışmalarımızı yapıyoruz. Bu konuda herkesin desteğini bekliyoruz” dedi.
GÜNDÜZ EV İŞİ, AKŞAM PROGRAM
Hamiyet Devam (62) ise 3 yıl önce koroya girdiğini belirterek, “Herkes koroyu birbirinden öğrendi. Erkek arkadaşlarımız da bize yardımcı oldu. Gündüz ev işler yapıyoruz, akşamları toplanıp program yapıyoruz. Ses sistemi eksiğimiz var” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dr. Kenar, işitme sağlığında erken teşhis ve sosyal desteğin önemini vurguladı
Op. Dr. Tuna Kenar: “Yüksek sesli müzik dinlemek, gençlerin işitme sağlığını tehdit ediyor”
DENİZLİ – Gelişen teknolojinin gençlerin sağlığını da olumsuz yönde etkileyebildiğine işaret eden Denizli Özel Cerrahi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tuna Kenar, “Yüksek sesli müzik dinlemek, gençlerin işitme sağlığını tehdit ediyor” dedi.
Denizli Özel Cerrahi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tuna Kenar, 23-29 Eylül tarihleri arasında kutlanan Uluslararası İşitme Engelliler Haftasında işitme sağlığı ve işitme cihazları konusunda önemli uyarılarda bulundu. Hafta etkinliklerinin işitme engellilerin topluma entegrasyonunu sağlamak ve farkındalığı artırmak amacıyla önemli bir fırsat sunduğunu belirten Dr. Kenar, işitme kayıplarının önlenmesi ve tedavi edilmesi noktasında toplumda bilinç oluşturmanın önemine değindi. Okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklara yapılan işitme taramalarının erken yaşta muhtemel işitme kayıplarının tespit edilmesi açısından kritik öneme sahip olduğunun altını çizen Dr. Kenar, son yıllarda gençlerde yüksek sesle müzik dinlemenin işitme kaybına yol açtığına dair artan bir kaygı olduğuna dikkat çekti.
“Bin doğumdan, 2 ile 4 arasında yeni doğan bebekler işitme engelli olarak doğmaktadır”
Dünyada 70 milyon, ülkemizde ise 200 bin civarında işitme engelli birey olduğunu belirten Op. Dr. Tuna Kenar, 2000’li yıllardan itibaren Yeni Doğan İşitme Taraması ile yeni doğan bebeklerin işitme engelli birey olup olmadıklarını tespit edildiğini söyledi. Yapılan istatistiklerde bin doğumda 2 ile 4 arasından yeni doğan bebeklerin işitme engelli olarak doğduklarını vurgulayan Op. Dr. Tuna Kenar, “Dünyada yaklaşık günümüzde 70 milyona yakın ülkemizde ise 200 bin civarında işitme engelli birey bulunmakta. Bu kişiler tabi yeni doğan ve en yaşlı bireyler olmak üzere sayılmaktadır. Dış dünyaya açılan penceremizi işitme aracılığıyla sağlayıp daha sonrasında sesimizle bunu duyurarak insanlarla iletişime geçiyoruz. Ülkemizde 2000’li yıllardan itibaren Yeni Doğan İşitme Taraması Programı uygulanarak yeni doğanlara işitme engelli bireylere buluyoruz. Bu da erken dönemde tanı ve tedavisi yapılmakta. Yapılan istatistiklere göre bin doğumda 2 ile 4 arasında yeni doğan bebek işitme engelli doğmaktadır. Biz de bu bebekleri erken teşhis koyarak işitme cihazları kullanıyoruz ama bunlardan fayda görmez ise Bionik kulak ya da daha ilerleyen aşamada beyin sapı impilantı ile bu bireylerin işitmelerini sağlanarak topluma kazandırılmaktadır” şeklinde konuştu.
“Yüksek sesle müzik dinlemeye bağlı erken dönemde işitme kayıpları sıkça görülüyor”
Op. Dr. Tuna Kenar, okul öncesi ve ilkokul birinci sınıftaki çocuklara işitme taramaları yapılarak o çağdaki çocuklarında işitme engeli olup olmadığını tespit ettiklerini belirtti. Ayrıca son zamanlarda gelişmekte olan teknolojinin gençlere etkilediğini ve yüksek sesle müzik dinlemeye bağlı erken dönemde işitme kayıplarının sıkça görüldüğünü kaydeden Dr. Kenar, “Bunların dışında işitme kayıplarının sıralayacak olursak okul öncesi ve ilkokul birinci sınıfta işitme taramaları yapılarak o çağdaki çocuklarda işitme engelli durumu saplanmaktadır. Genç nüfusta ise son dönemlerdeki teknolojik aletler ve yüksek sesle müzik dinlemeye bağlı erken dönemde de işitme kayıpları görülmektedir. Esasen ileri yaşta daha çok gördüğümüz yaşlanmaya bağlı işitme kaybı da karşımıza sık çıkıyor. Mesela 75 ile 80 yaşındaki bireylerin yaklaşık yüzde 50’si işitme cihazı kullanacak derecede işitme kaybı oluyor. Burada önemlisi özellikle ileri yaşta eğer sesi duyamazsa insanlar beyne yeterince uyarılmadığı için ve bir çıktı da veremeyeceği için sosyalleşmesi azalıyor ve beyin kullanımı da yavaşlıyor. Alzheimer, Demans ve yaşlılık depresyonu hastalıklarında artış olmaktadır” dedi.
“İşitme cihazı kullanan bireylerin çevresindeki vatandaşlar desteklemelidir”
Hangi çağda olursa olsun işitme cihazı kullanan bireylerin çevresinden vatandaşlar tarafından desteklenmesini vurgulayan Dr. Kenar, “Hangi çağda olursa olsun işitme cihazı kullanılması gerektiği durumlarda bu kişilerin ve etrafındaki kişilerin sosyal olarak desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü bu bizim çok sık karşılaştığımız toplumsal handikap, sanki bir engellilik göstergesi gibi görülüyor. Teknolojinin ilerlemesi ile kulak içi gözükmeyecek derece ciplerde mevcut. ya da daha teknolojik ciplerde mevcut. Bir de teknolojinin gelişmesi ile cip teknolojinin de gelişmesi ile bu cihazlar eskisi gibi ses yapma ve benzeri gibi durumları mevcut değil. Şimdiki ciplerin kullanılması daha da kolay durumda. Dolayısıyla işitme cihazı kullanması gereken bireylerin çevresindeki vatandaşlar hastaya desteklenmesi gerekmektedir” diye konuştu.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kuzeydeki Cibaliya Mülteci Kampı sakinlerinden Muhammed, İsrail’in saldırıları nedeniyle annesi ve kız kardeşiyle birlikte Nusayrat Mülteci Kampı’nda Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) bağlı okullardan birine sığındı.
Babası kuzeyde kaldığı için ailesinin su ve yiyecek ihtiyacını temin etme görevini üstlenen Muhammed, Temmuz 2014’te Nusayrat Mülteci Kampı’ndaki Sirac Okulunun hedef alındığı saldırıda şarapnel isabet etmesi sonucu elini kaybetti.
Saldırı öncesinde okulda ud eğitimi alan Muhammed, sağ elini kaybettiği için udu bırakmak zorunda kaldı ancak yılmadı ve zoru başararak keman çalmaya başladı.
Kemanla yeniden hayata tutunan Muhammed, şimdilerde protez ele kavuşmak, Gazze dışına çıkmak ve okumak istiyor.
Muhammed’in elini kaybetmesi son değil başlangıç oldu
Edward Said Enstitüsünde müzik eğitmenliği yapan, keman çalan ve şarkı söyleyen 16 yaşındaki Sema Rami Necm, Muhammed’in keman çalmaya başlamasında en büyük etken oldu.
Kendisi de 2 milyon Gazzeli gibi evini terk ederek güneye göç eden Necm, göç sırasında geri dönecekleri umuduyla kemanını yanına aldı ancak dönemedi.
Kemanın çadırda bir süre hiç kullanılmadan durduğunu söyleyen Sema, “Bir gün neden keman çalmadığımı ve çocuklara bunu öğretmediğimi düşündüm. Sonrasında çadır kentlere ve sığınma merkezlerine gidip çocuklara eğitim vermeye başladım. Bu çocuklardan biri de Muhammed Ebu Iyda’ydı.” dedi.
Muhammed’in başlangıçta ud eğitimi aldığını ancak okulun vurulmasından sonra eğitiminin yarıda kaldığını kaydeden Sema, şöyle devam etti:
“Umudumuzu yitirmemek adına Muhammed’in yeniden bir müzik aleti çalmasını istedim. Muhammed’in elinin ampüte edilmesi her şeyin sonu değil bilakis başlangıcıydı. Kemanın arşesini Muhammed’in ampüte edilmiş eline bağlamayı düşündüm. Ud için iki ele de ihtiyaç var ancak kemanda böyle bir yöntem kullanarak başarabileceğimizi düşündüm.”
Uzuvlarını kaybetmiş nice önemli şahsiyeti örnek aldılar
Muhammed başlangıçta çok zorlandığını ve eli yeni ampüte olduğu için çok acı çektiğini ifade eden Sema, daha sonra aleti sevdiğini ve kemanla arasında bir dil oluştuğunu ve şimdilerde kemancı olmak istediğini aktardı.
Çocuklara ilk defa eğitim verdiği için biraz zorlandığını anlatan Sema, “Muhammed’e elinin ampüte edilmesinin dünyanın sonu olmadığını göstermek ve ona umut aşılamak istedim. Bu şekilde uzuvları ampüte edilmiş ancak önemli yerlere gelmiş bilim adamları ve şahsiyetler olduğunu söyledim.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>LİMAK Vakfı tarafından kurulan ve bu yıl 7’nci yaşını kutlayan Limak Filarmoni Orkestrası, Anadolu’nun türkülerini, ‘Murat Karahan ile Anadolu’nun Eşsiz Hazineleri’ konseriyle 4 Ekim’de Ankara izleyicisiyle buluşturuyor. Anadolu’nun kültürel derinliğini yansıtan ve halk müziğinin örneklerinin yer aldığı konser, Congresium Ankara Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşecek.
Limak Filarmoni Orkestrası ve Tenor Murat Karahan, Anadolu’nun türkülerini senfonik yorumla başkent izleyicisi için sahneye taşıyacak. Orkestranın sanat yönetmeni Murat Karahan’ın solist olarak sahne alacağı konserde, halk müziği eserleri modern orkestrasyon eşliğinde senfonik bir tarzda yorumlanacak. Konserde Karahan’a ve 70 enstrümandan oluşan Limak Filarmoni Orkestrası’na, Orkestra Şefi İbrahim Yazıcı eşlik edecek. Konser, 4 Ekim’de Congresium Ankara Kongre ve Sergi Merkezi’nde saat 20.30’da gerçekleşecek.
Konserde, farklı yörelerden seçilmiş türkülerin seslendirilmesi ve Anadolu’nun zengin kültürel mirasının filarmonik dokunuşla daha geniş kitlelere ulaştırılması amaçlıyor. Konserin tüm geliri, Türkiye’nin Mühendis Kızları Programı’na aktarılacak. Biletler, online olarak satışa sunuldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görgü tanıklarının aktardığına göre, Shakira yeni şarkısı “Soltera”yı seslendirirken, ön sıralardaki bazı izleyiciler sanatçının eteğinin altını görüntülemeye çalıştı. Bu durumu fark eden Shakira, önce dans etmeyi bırakıp eteğini tutarak izleyicileri uyardı. Kısa bir aradan sonra performansına devam etmeye çalışsa da, rahatsız edici davranışların sürmesi üzerine sahneyi terk etti.
Olay sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Birçok hayran Shakira’ya destek mesajları gönderirken, bazı kullanıcılar konser güvenliğinin artırılması gerektiğini vurguladı.
Konser organizatörü XYZ Prodüksiyon’dan yapılan açıklamada, “Sanatçılarımızın ve izleyicilerimizin güvenliği bizim için en önemli önceliktir. Bu tür davranışlara kesinlikle tolerans gösterilmeyecektir,” denildi.
Shakira’nın menajeri ise henüz olayla ilgili bir açıklama yapmadı.
Bu olay, ünlülerin özel hayatlarına saygı ve konser güvenliği konularını yeniden gündeme getirdi. Müzik endüstrisi uzmanları, benzer olayların önlenmesi için daha sıkı güvenlik önlemlerinin alınması gerektiğini belirtiyor.
Shakira’nın önümüzdeki hafta New York’ta vereceği konserin planlandığı gibi gerçekleşip gerçekleşmeyeceği henüz netlik kazanmadı.



Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Medeniyet Üniversitesi Ziraat Bankası Kütüphanesi’nde düzenlenen imza törenine, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, YETEV Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülfettin Çelik katıldı.
Protokolün imzalanmasının ardından gazetecilere açıklama yapan Bilal Erdoğan, Palet Türk Müziği İlkokulu olarak 6. yıllarında olduklarını belirterek, “Okulumuzun ulaşabileceği alandaki bütün çocuklara, anaokulu düzeyinde ulaşıp, onların yeteneklerini tarayıp, ondan sonra en yetenekli çocukları okulumuza kazandırmaya çalışıyoruz.” dedi.
Vakıf olarak ailenin ihtiyaç durumuna göre burs verdiklerini söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
“Tam burslu, kısmi burslu, bütün çocuklarımız ve bu çocuklarımızın artık ilkokuldan sonra konservatuvara devam etmek için Medeniyet Üniversitesi bünyesindeki müzik bölümüyle çalışan bir ortaokul imkanına kavuşmuş olmaları bizim için çok sevindirici. Biz bir tarafından tuttuk ilkokul düzeyinde, ilkokul düzeyinde olmasının tabii kritik bir önemi var. O da nedir? 6 yaşında müzik yeteneği üst düzeyde olan bir çocuğumuzu Türk müziğiyle tanıştırıyoruz. Türk müziği eğitimiyle tanıştırıyoruz. İlkokul ikinci sınıfta enstrümanını seçiyor bu öğrenciler.”
Erdoğan, çocukların hem ses hem icra kabiliyeti olarak çok erken yaşta gelişmeye başladıklarını ve ilkokulun sonuna geldiklerinde birçoğunun aldığı müzik eğitiminin üniversite düzeyinde konservatuvara başlayan gençlere yakın olduğunu ifade etti.
“Türk müziğine yeni bestecileri kazandıracağız”
Bu çocukların artık 10-11 yaşında ilkokul eğitiminden sonra ortaokulda müzik bölümüne başlayabileceklerini vurgulayan Erdoğan, “Bu müzik ortaokulu sayesinde, bu gelişimin sonucunda ne olacak? Hem bizim belki okulumuzdan mezun olanlar hem bölgedeki diğer yetenekli belki de ortaokul düzeyinde bu işe başlamak isteyen çocuklarımız Türk müziğine çok daha yetenekli, çok daha icra kabiliyeti yüksek belki de yeni bestecileri kazandıracağız.” dedi.
Erdoğan, Palet Türk Müziği İlkokulu’ndan mezun olan çocukların, konservatuvara veya müzik bölümüne devam etmeseler de kültürel yönü güçlü, entelektüel bireyler olarak yetiştiklerini söyledi.
Ortaokuldaki bütün öğrencilerin destekçisi olmaya YETEV olarak gayret göstereceklerini belirten Erdoğan, “Palet Türk Müziği okulumuzun bütün tecrübesini, birikimini de Medeniyet Üniversitesi müzik bölümümüzle beraber bu öğrencilerimizin daha iyi gelişimine katkı olarak sunacağız.” ifadelerini kullandı.
Müzik ortaokulunda 30 öğrenci kaydoldu
İstanbul Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür de YETEV’in Palet Okullarının İstanbul’daki yeni açtıkları ortaokulla tecrübe paylaşımı, bilgi paylaşımı yapacağını dile getirdi.
Çocukların müzikteki yetkinliğini artırmak üzere çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Yentür, İstanbul Güzel Sanatlar Müzik Ortaokulu’nda 30 öğrenci kaydolduğunu, ilerleyen zamanlarda sayının artacağını söyledi.
Yentürk, “Bu protokolden de ilham alarak İl Müdürlüğü olarak yeni bir müjdemiz, yeni bir faaliyetimiz daha olacak. Çocuklarımızın ilgi, istidat ve yetenekleri doğrultusunda yetişmesi için onlara ortam hazırlamak, bu birliktelikle dinamiklerini harekete geçirmek ve motive etmek amacıyla okul öncesinde de müzik ve sanat eğitiminin olduğu Beşiktaş’taki bir okulumuzda ekim ayında hep birlikte yeni bir açılış yapacağız.” ifadelerini kullandı.
Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gülfettin Çelik de çağı yakalama ve daha öteye geçme niyetinde olduklarını vurgulayarak, işbirliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Törende, İstanbul Üniversitesi Itri Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri ve Palet Türk Müziği İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Süveyda Fatma Köksal müzik dinletisi sundu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tatvan Gençlik Merkezi bünyesinde düzenlenen gitar kursunu başarıyla tamamlayan öğrenciler, Van Gölü sahilde düzenlenen bir etkinlikte mini bir konser verdi. Etkinlikte, öğrenciler öğrendikleri eserleri sergileyerek ailelerine ve izleyicilere keyifli anlar yaşattı.
Tatvan Gençlik Merkezi Müdürü Burhanettin Avşar, etkinlik sonrası yaptığı konuşmada, kursun başarıyla tamamlandığını ve yoğun bir ilgi gördüğünü belirtti. Tatvan Gençlik Merkezi Müdürlüğü olarak gitar branşında eğitim veren hocamızla birlikte Tatvan sahilinde bir sunum gerçekleştirdiklerini ifade eden müdür Avşar, “Gençlerimiz, hem biz idarecilere hem de seyircilere yeteneklerini gösterdi. Bu gösteriye katılan tüm seyircilerimize çok teşekkür ediyorum yoğun bir katılım oldu. Yaklaşık 20 öğrencimiz sahnede yer aldı, izleyici sayısı ise 150’yi buldu. Eğitim sürecini iki ayda tamamladılar ve kendilerini çok güzel bir şekilde yetiştirdiler. Bugün burada sergiledikleri performans, ne kadar ilerlediklerinin bir göstergesi. Eğitmenimize ve öğrencilerimize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
Gitar Öğretmeni Serhat Selçin: “35 öğrenci gitar çalmayı öğrendi”
Tatvan Gençlik Merkezi’nde gitar eğitmenliği yapan müzik öğretmeni Serhat Selçin de kursun detayları hakkında bilgi verdi. Selçin, “Bu yıl 1 Temmuz’da başlayan kursumuz, 1 Eylül itibarıyla sona erdi ve bu süreçte yaklaşık 35 öğrenciye gitar öğrettik. Bugün burada Tatvan sahilinde düzenlenen bu etkinlikte öğrencilerimiz ailelerine ve gençlik merkezi çalışanlarına güzel bir müzik dinletisi sundu. Haftanın beş günü, günde 4 saat eğitim vererek iki ay boyunca yoğun bir tempoyla çalıştık. Şu anda 35 öğrencimiz gitar çalmayı biliyor ve umuyorum ki önümüzdeki dönemlerde kayıtlarımız artacak. Gitar öğrenen öğrencilerimizin sayısının daha da yükseleceğine inanıyorum” şeklinde konuştu.
İki ay gibi kısa bir sürede gitar çalmayı öğrenen gençler, izleyicilerin büyük beğenisini topladı. Kursun önümüzdeki dönemlerde de devam edeceği belirtilirken Tatvan Gençlik Merkezi’nin bu tür etkinliklerle gençlerin sanatla buluşmasına katkı sağlamaya devam edeceği açıklandı. – BİTLİS
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tören Alanı’nda yarbay Mevlüt Belyurt’un şefliğindeki konserde bando Alay, Vatan, Sakarya, Plevne marşları ile çeşitli türküler seslendirdi.
Konseri bazı vatandaşlar cep telefonlarıyla videoya çekti.
Belediye Başkanı Ercan Özalp, çok güzel bir konser olduğunu söyledi.
Konsere katılan vatandaşlara teşekkür eden Özalp, seslendirilen marşları dinlerken bazı vatandaşların duygulandıklarını gözlemlediğini kaydetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tatvan Gençlik Merkezi bünyesinde düzenlenen gitar kursunu başarıyla tamamlayan öğrenciler, Van Gölü sahilde düzenlenen bir etkinlikte mini bir konser verdi. Etkinlikte, öğrenciler öğrendikleri eserleri sergileyerek ailelerine ve izleyicilere keyifli anlar yaşattı.
Tatvan Gençlik Merkezi Müdürü Burhanettin Avşar, etkinlik sonrası yaptığı konuşmada, kursun başarıyla tamamlandığını ve yoğun bir ilgi gördüğünü belirtti. Tatvan Gençlik Merkezi Müdürlüğü olarak gitar branşında eğitim veren hocamızla birlikte Tatvan sahilinde bir sunum gerçekleştirdiklerini ifade eden müdür Avşar, “Gençlerimiz, hem biz idarecilere hem de seyircilere yeteneklerini gösterdi. Bu gösteriye katılan tüm seyircilerimize çok teşekkür ediyorum yoğun bir katılım oldu. Yaklaşık 20 öğrencimiz sahnede yer aldı, izleyici sayısı ise 150’yi buldu. Eğitim sürecini iki ayda tamamladılar ve kendilerini çok güzel bir şekilde yetiştirdiler. Bugün burada sergiledikleri performans, ne kadar ilerlediklerinin bir göstergesi. Eğitmenimize ve öğrencilerimize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
Gitar Öğretmeni Serhat Selçin: “35 öğrenci gitar çalmayı öğrendi”
Tatvan Gençlik Merkezi’nde gitar eğitmenliği yapan müzik öğretmeni Serhat Selçin de kursun detayları hakkında bilgi verdi. Selçin, “Bu yıl 1 Temmuz’da başlayan kursumuz, 1 Eylül itibarıyla sona erdi ve bu süreçte yaklaşık 35 öğrenciye gitar öğrettik. Bugün burada Tatvan sahilinde düzenlenen bu etkinlikte öğrencilerimiz ailelerine ve gençlik merkezi çalışanlarına güzel bir müzik dinletisi sundu. Haftanın beş günü, günde 4 saat eğitim vererek iki ay boyunca yoğun bir tempoyla çalıştık. Şu anda 35 öğrencimiz gitar çalmayı biliyor ve umuyorum ki önümüzdeki dönemlerde kayıtlarımız artacak. Gitar öğrenen öğrencilerimizin sayısının daha da yükseleceğine inanıyorum” şeklinde konuştu.
İki ay gibi kısa bir sürede gitar çalmayı öğrenen gençler, izleyicilerin büyük beğenisini topladı. Kursun önümüzdeki dönemlerde de devam edeceği belirtilirken Tatvan Gençlik Merkezi’nin bu tür etkinliklerle gençlerin sanatla buluşmasına katkı sağlamaya devam edeceği açıklandı. – BİTLİS
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 102. yılı büyük bir coşkuyla kutlandı. Kırıkkale Belediyesi tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda organize edilen konserde sahne alan ünlü sanatçılar Oğuz Aksaç, Murat Aslan ve Gökhan Tombak, performanslarıyla vatandaşlara unutulmaz bir gece yaşattı. Meydana akın eden vatandaşlar, Büyük Zafer’in 102. yılına yakışır bir atmosferde, sanatçıların şarkılarıyla doyasıya eğlendi.
Belediye Başkanı Ahmet Önal, kutlama programında yaptığı konuşmada, “Cumhuriyet kenti Kırıkkale, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı coşkuyla kutluyor. Zafer Bayramı’mız bir kez daha kutlu olsun. Bize bu cennet vatanı armağan eden ülkemizin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını bir kez daha rahmetle anıyorum” ifadelerini kullandı. – KIRIKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erzurum 9. Kolordu Bölge Bando Komutanlığınca, Yakutiye Kent Meydanı’nda ki Yakutiye Medresesi’nin önünde konser programı düzenlendi.
Orkestra şefliğini Bando Albay Murat Keskin’in yaptığı konserde, solist Bando Kıdemli Başçavuş Osman Nuri Sümer ve Bando Kıdemli Başçavuş Okan Kılıç sahne aldı.
Etkinlikte çeşitli türküler ve marşları seslendiren solistlere, vatandaşlar da zaman zaman eşlik etti.
Etkinliğe, 9. Kolordu ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Tuncay Altuğ ve vatandaşlar katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Özbekistan hükümetince Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü himayesinde Semerkant’ın tarihi Registan Meydanı’nda düzenlenen Uluslararası Şark Teraneleri Müzik Festivali için resmi açılış töreni yapıldı.
Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çeşitli ülkeler ve uluslararası kuruluşlardan çok sayıda üst düzey konuk ve sanatçının hazır bulunduğu törende, Kovid-19 salgını nedeniyle 5 yıllık bir aradan sonra düzenlenen festivali hem sanatçıların hem de müzikseverlerin çok özlediğini ifade etti.
Ülkesinde 13. kez organize edilen bu etkinliğin, her ne kadar şark teraneleri olarak adlandırılsa da bugün adeta dünya teraneleri festivaline dönüştüğünü belirten Mirziyoyev, ilkine 31 ülkeden sanatçıların katıldığı festivale bugün 80’e yakın ülkeden 400’ün üzerinde sanatçı ve uzmanın katılmasının bunun bir göstergesi olduğunu vurguladı.
Mirziyoyev, Özbekistan’ın bu festivalle dünya halklarına barış, kardeşlik ve birliktelik çağrısı yaptığını ve bu çağrının bugünlerde son derece önemli olduğunu ifade etti.
İstikrarsızlık, şiddet ve karmaşık bir durumda özgün sanat, müzik ve edebiyatın kurtarıcı bir güç olarak ortaya çıkması gerektiğini belirten Mirziyoyev, “Bugün seçeceğimiz yol, geleceğimizi ve kaderimizi belirler. Bu eski dünya barış ve dostluklarla yaşar ve yeşerir. İnsanlar, milletler ve devletler arasındaki dayanışma, sanat, insanların birlikteliği, edebi ve kültürel işbirlikleriyle güçlenir.” dedi.
Törende, Özbekistan’ın önde gelen sanatçılarının yanı sıra katılımcı ülkelerden sanatçılar, kendi şarkı ve dans gösterileriyle sahne aldı.
Açılış töreninin ardından havai fişek gösterisi yapıldı.
Festivalde en iyi performansı gösterenler, “baş ödül”ün yanı sıra birincilik, ikincilik ve üçüncülük için yarışacak. “Baş ödül”ü kazanan sanatçıya 10 bin dolar, birinci olan iki sanatçıya 5’er bin dolar, ikinci olan iki sanatçıya 3 bin 500’er dolar, üçüncü olan 3 sanatçıya da 2’şer bin dolar para ödülü verilecek.
Ayrıca, “en iyi genç sanatçı”, “sanatseverlerin sevgisini kazanan sanatçı” ve “en iyi çalgı sanatçısı” gibi kategorilerde ödüller sahiplerini bulacak.
Festival, 30 Ağustos’ta sona erecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CURTIS HARDING // 10 EYLÜL SALI
Amerikalı şarkıcı ve multi-enstrümanist Curtis Harding, 10 Eylül’de Babylon’da olacak.

Harding’in vintage bir soul, funk, R&B, hip-hop, garage rock ve psikedelia karışımı olan müzikal paletinin kökeni gospel şarkıcısı annesine uzanıyor. Michigan doğumlu müzisyenin kuzey ve güney arasında sürekli gezinen ailesi, sonunda Atlanta’ya kalıcı olarak yerleşti. Kilisede şarkı söylemeyi ve davul çalmayı öğrenen Harding, aynı dönemlerde Mahalia Jackson ve Mavis Staples gibi isimlerle bu esnada tanıştı. Ablasının hip-hop kaset koleksiyonundan ilhamla müzik hayatına atılan müzisyen; yazmaya ve rap yapmaya bu dönemde başladı, Atlanta’nın yerel sahnesinin tanınan simaları arasında yerini aldı. Gitar ve canlı enstrümantasyon çalışmalarıyla müzikal birikimini bir araya getirerek özgün sound’unu oluşturduktan sonra 2014’te çıkış albümü Soul Power’ı yayımladı. Güçlü çıkışının ardından Sam Cohen ve Danger Mouse prodüktörlüğündeki ikinci albümü Face Your Fear ile birçok mecradan övgü topladı, NPR tarafından yılın en iyi R&B albümü olarak gösterildi. Pandemi döneminde çalkalanan dünyanın, sosyal ve politik hareketlerin ve müzik endüstrisinin duraklamasının etkisiyle yeniden yazım sürecine dönen Harding, 2021’de If Words Were Flowers’ı paylaştı. Hala mümkünken sevdiklerine çiçekler vermek isteyen Harding, kelimelerin gücü, gururu ve güzelliği taşıdığını söylüyor: “Eğer kelimeler çiçek olsaydı, hepsini size verirdim.”
REKLAM
AYYUKA // 13 EYLÜL CUMA
Retro çılgınlığına yakalanmadan, Türkiye psikedelik müziğini kendi sesleriyle yeniden birleştiren Ayyuka, 13 Eylül’de sahnede…

2001’den bu yana aktif olan Ayyuka; 70’lerin Türkiye psikedelik müziğini, özgün sesleri ve kendi ifade biçimiyle geliştirmeyi başardı. Dick Dale, John Frusciante, Erkin Koray ve Orhan Gencebay gibilerinden ilham alarak gitar ağırlıklı bir tınıya ulaşsalar da film müzikleri ve doğaçlamaya yönelik tutkularıyla, müziklerinde dinleyicilerini beklenmedik köşelerle karşı karşıya getiriyor. Sonic Youth ve Jonathan Richman’la aynı sahneyi paylaşan, Afrobeat efsanesi Orlando Julius’la kayıtlar yapan Ayyuka, Calibro35 üyesi Tommaso Colliva ile ortaklaştıkları Maslak Halayı albümünü 2019’da Tantana Records etiketiyle yayımladı. 2024 tarihli, dört enstrümantal parçadan oluşan kısaçalarları Zaman Ziyan’ın, dinleyiciler için farklı müzikal manzaralardan oluşan bir kaleydoskop etkisi taşıyor. Şarkı yazarlığına deneysel bir tavırla yaklaşan Ayyuka; funk, arabesk, Afrobeat ve bossanova gibi türlere bulanan bu yolculuğu yeniden Babylon’a taşıyor.
REKLAM
CALIBRE DJ SET // 27 EYLÜL CUMA
Kuzey İrlandalı drum’n’bass prodüktörü ve DJ’i Calibre, DJ setiyle 27 Eylül’de müzikseverlerle buluşacak.

Belfast doğumlu ressam, multi-enstrümanist, şarkıcı, yazar, prodüktör ve DJ Dominick Martin, sahne ismiyle, Calibre; farklı şapkalarıyla yaptığı üretimlerle ön planda. 1995’ten bu yana, diskografisindeki 23 albümle, başta drum’n’bass olmak üzere dubstep, techno, house, ambient, caz, soul, blues ve folk türleri arasında geziniyor. Calibre, ödül kazanan ve yoğunlukla kendi parçalarına yer verdiği DJ performanslarında; kendine has düşünce şekli ve yeteneğiyle şekillenen bir yaklaşım, samimi duygulara yer açan spiritüel bir deneyim sunuyor.
MOODYMANN // 28 EYLÜL CUMARTESİ
Detroit’in house ve techno müzik ikonlarından Moodymann 1765 sunumuyla 28 Eylül’de sahnede olacak!

Prodüktör ve DJ Kenny Dixon Jr., nam-ı diğer Moodymann, house müziğin en gizemli ve karizmatik figürlerinden. Blues ve soul parçalarından aldığı sample’ları, kusursuz ve kendine özgü tarzıyla ileri bir seviyeye taşıyor. 90’ların ortasından itibaren Detroit plakçılarında çalışan ve Outcast Motorcycle Club’ın resident DJ’liğini yapan Moodymann, bu dönemlerde “House” ismiyle tanınıyordu. Bu dönemde Planet E Records etiketiyle ilk kayıtlarını yayımladı ve global olarak bilinirliğini de artırmayı başardı. Techno ve house karışımı olan sound’u; riff’lerin, sample’ların ve groove’ların yeni üretimlerde yenilikçi bir stilde kullanımından ortaya çıkan bir dans müziği. Klasikleşmiş soul ve caz sample’larını kullanması ve temponun gitgide hızlandığı davul programlamasıyla bilinen Moodymann, “Sunday Morning” ve “Shades of Jae” gibi parçalarıyla kendi ismini de klasiklerin arasına yazdırmayı başardı. 12 inç teklilerini yayımladığı yılların ardından en iyi üretimlerini topladığı Silenintroduction 90’ların sonunda yayımlanmış en iyi albümler arasında anılıyor. 2014 tarihli ikonik albümü Moodymann’in ardından 2019’da Sinner ve 2020’de Taken Away kariyerine devam eden Moodymann, 28 Eylül’de Babylon’da!
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Jamaika doğumlu futbolcu Akeem, Madonna‘nın Ağustos 2022’deki Paper dergisi kapak çekiminde de yer almıştı.
Çift, Madonna‘nın 16 Ağustos’taki 66. doğum günü öncesinde İtalya’da bulunuyor.
Bu görüntüler, Akeem’in bir ay önce Madonna ile 4 Temmuz’u geçirmesinden ve Madonna’nın bunu Instagram sayfasında paylaşmasından kısa bir süre sonra geldi.
Madonna, siyah bir elbise giyiyordu. Elbise, kalça hizasında düz siyah bir kısım ve üzerinde dramatik, ayak bileklerine kadar uzanan dantel bir katmandan oluşuyordu ve bir pelerin içeriyordu.
Üzerine, aralarında bir haç da bulunan birçok kolye ve bilezik takmıştı.
Madonna, taş döşeli sokaklarda terlik tarzı sandaletlerle yürürken, sarı saçları hafif dalgalıydı.
İkon, görünümünü tamamlamak için siyah dantel eldivenler ve güneş gözlüğü takmıştı.
Tarihi şehirde dolaşırken Akeem’in koluna tutunuyordu.
Akeem ise yeşil yakalı örme bir üst ve beyaz şort giymiş, güneş gözlüğü takmıştı.
Çift daha sonra arkadaşlarıyla açık havada öğle yemeği yemek için oturdu.
Madonna ve Akeem ilk kez 2022’de tanışmış görünüyor – Akeem, Madonna’nın Ağustos 2022 Paper Dergisi kapak sayısında yer almıştı.
4 Temmuz’da Madonna, kendisi ve Akeem’in cesur pozlarını içeren müstehcen bir fotoğraf dizisi paylaştı. Bunlardan birinde, birlikte bir kanepeye uzanmışken Akeem’in eli Madonna’nın göğüslerinin üzerindeydi.
Madonna yazısında, geçen yıl hayatı tehdit eden bir hastalıktan kurtulduğunu ve mucizevi bir iyileşme yaşadığını belirtti.




Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“Rachmaninoff’un Kraliçesi” adıyla tanınan dünyaca ünlü piyanist Valentina Lisitsa, “Dünyanın bittiği yerde müzik başlar diye bir söz var. Bu çok doğru. Çünkü müzik, ruhtan ruha bir iletişimdir.” dedi.
İstanbul’da sanatseverlerle buluşan Ukrayna asıllı ABD’li piyanist, AA muhabirine yaptığı açıklamada, en son 2021’de Türkiye’de konser vermeyi planladığını fakat Kovid-19’den ötürü organizasyonun iptal edildiğini belirterek, uzun bir aranın ardından burada hayranlarıyla buluşmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi.
Lisitsa, Türklerin çok sıcakkanlı ve coşkulu olduğunu, sadece konser salonunda değil, sokakta dolaşırken bile bazı öğrencilerin yanına gelerek konserden habersiz olmalarına karşın kendisini tanıdığını ve fotoğrafını çektiğini anlatarak, “Burada insanlar beni tanıyor ve takip ediyor. Böylesine coşkulu bir kalabalığın önünde performans yapmak harika.” dedi.
Lisitsa, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan insani dramların müziğini etkilediğini söyleyerek, “Savaş bölgelerinde çok konser verdim. Oraya geldiğimde izleyici çok farklı duygular yaşıyor. Müzik o insanlar için bir eğlence değil, bir oksijen gibi. Sadece savaş halinde değil, her zaman içimizde bir gerginlik yaşıyoruz. Bu zorlu zamanlarda müzik, insanları bir araya getirme görevi görmeli. ‘Dünyanın bittiği yerde müzik başlar’ diye bir söz var. Bu çok doğru. Çünkü müzik, ruhtan ruha bir iletişimdir. İnsanlık olarak iletişim sağlamamız çok önemli, çünkü sıradan iletişim yolları tahrip olmuş durumda.” diye konuştu.
Konser verdiği savaş bölgeleri arasında Ukrayna’nın da yer aldığını kaydeden sanatçı, Ukrayna’nın Donetsk bölgesinde Rusya ile çatışmaların başladığı 2015’te sığınaklarda ustalık dersi verdiğini aktardı.
“İyi müzisyen olmak, seyirciyi daha iyi dünyaya taşımaktır”
Lisitsa, yakın zamanda gerçekleştirdiği müzik projelerine de değinerek, şunları kaydetti:
“Geçen yıl Sergei Rachmaninoff’un 150. doğum yılı dolayısıyla Rachmaninoff Terapisi adı altında bir program başlattım. Bu kapsamda ünlü bestekarın 24 prelütünü aralıksız çaldım. Rachmaninoff bu çalışmaları 100 küsur yıl önce, tüm dünyada medeniyetlerin yıkılma aşamasında olduğu bir dönemde, Birinci Dünya Savaşı yıllarında yazmış. Ben yıllar sonra bu müziği yeniden seslendirdim ve 100’ün üzerinde yardım amaçlı konser düzenledim. Beni çağıran her yere gittim.”
İnsanların Rachmaninoff’un müziğini dinlediğinde ağladığını söyleyen Lisitsa, “Hep beraber ağladık. Müziğin böyle bir sihri var. Mesela geçen sene Lübnan Beyrut’ta bir festivale davet edildim. Festivalin ardından bir hastanede kanser hastası çocuklar için çalmamı rica ettiler. ‘Küçük bir piyano var. 10 dakika da olsa piyano çalar mısın? Daha önce hiç piyano dinlemediler.’ dediler. Etrafta çok fazla acı vardı. Aileler ve çocuklar stresliydi. Yüzlerinde yaşam ve ölüm vardı. ‘Tabii.’ dedim. Orada da Rachmaninoff’un prelütlerini çaldım. Piyano duvara dönük olduğu için seyircilere arkam dönük çalmak durumundaydım. Doktorlar çok şaşırdı çünkü bütün ağlamalar, koşturmalar bitti. Her şey durdu. O anın videosunu çekmişler. Eğer onu görmesem, müziğin bunu yaptığına inanmazdım. Bu benim için yıllar boyunca verdiğim emeklerin en büyük ödülü gibiydi. Benim için iyi bir müzisyen olmak, insanlara piyanoyu çok hızlı çalıyorsun dedirtmek değildir. Seyirciyi daha iyi bir dünyaya taşımaktır.” dedi.
“İlk fırsatta Filistin’de konser vermek isterim”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da tepki gösteren Lisitsa, “Daha önce İsrail’de konser verdim ve çok eğlenceli geçti. Aynı zamanda Ramallah’ta bir konservatuvardan çağrıldım ustalık dersi vermek için. Bu yılın ilkbaharında düzenleyecektik, fakat geçen yıl başlayan savaştan ötürü sınırı geçemeyeceğimi söylediler. İlk fırsatta orada konser vermek isterim. Bölgedeki çocuklarla ailelerinin zarar görmesi çok feci bir durum.” değerlendirmesinde bulundu.
Lisitsa, Ukrayna’da Rusya ile devam eden savaştan ötürü de üzüntüsünü dile getirerek, “Ben Ukrayna’da doğdum. Maalesef orada kardeş kardeşle anlamsızca savaşıyor ve bu şiddet sarmalı sürüyor. Umuyorum müzik ve sanatla orada yaşananları durdurabiliriz.” diye konuştu.
Kiyev’de 1973’te dünyaya gelen Valentina Lisitsa, 2012’de YouTube kanalındaki bir performansının 50 milyonun üzerinde izlenmesinin ardından dünyaca tanındı.
Konserlerinde Sergei Rachmaninoff ve Charles Ives gibi bestecilerin eserlerini seslendiren Lisitsa, çok sayıda ülkede büyük övgü alan performanslara imza attı.
]]>
Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde 40 yıldır plak ve kaset satan Ahmet Kara, ölümsüz şarkılarda hatıralarını arayan vatandaşların uğrak noktası oluyor. Söz ve müziğiyle hafızalara kazınan şarkıları 6 metrekarelik dükkanındaki pikaptan çalan Kara, kuşaklar arası bağ kuruyor.
Değirmendere’de “Plakçı Ahmet” olarak bilinen 63 yaşındaki Ahmet Kara, 1980’de hayallerinin peşinden giderek çok sayıda plak ve kasetlerin bulunduğu dükkan kurdu. Müziğe olan tutkusuyla bilinen Kara’nın ünü, yıllar içinde Değirmendere’den Türkiye’ye yayıldı. Ömrünü müziğe adayan Ahmet Kara, bu zamana kadar binlerce plak ve kaset sattı.
6 metrekarelik dükkanında günlerini müzik dinleyerek geçiren Kara, geniş koleksiyonuyla vatandaşları adeta maziye yolculuğa çıkarıyor. Vatandaşlar, burada sadece plak satın almıyor, aynı zamanda Kara’nın küçük mekanından yükselen ölümsüz şarkılarda hatıralarını arıyor.
“Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada plak dinlenmeye başladı”
Yıllardır müzik ile ilgilendiğini anlatan Kara, “Değirmendere’de teknoloji bu kadar gelişmeden önce müzik işi bendeydi. Şu anda tabii duraksama dönemine girdi fakat yeniden plaklar gündeme geldi. Daha eski yıllar istenmeye başladı. Taş plaklar, bildiğimiz normal plaklar, 45’lik, 33’lük dediğimiz plaklar vatandaşların ilgi alanına girdi. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada plak dinlenmeye başladı. İnsanlar eski sahafları araştırır oldu” dedi.
“İmkansızlıklar yüzünden alamıyordum, şimdi hem alıyorum hem satıyorum”
Ahmet Kara, çocukluğundan bu yana müzik dinlemeyi çok sevdiğini ancak o yıllarda maddi imkansızlıklar sebebiyle plak alamadığını söyledi. İçinde kalan ukde dolayısıyla dükkan açtığını anlatan Kara, “Benim çocukluğumda plaklar çok pahalıydı. ‘İleride böyle bir iş yapacağım’ dedim ve böyle bir işim oldu. İmkansızlıklardan alamadığım plakları sonradan hem alıyor hem de satıyor oldum. Güzel bir hobi oluştu” diye konuştu.
“Ağlaya ağlaya gelenler var”
Sürekli plak dinlediğini ifade eden Ahmet Kara, “Çalışırken hiç sessiz durmak yok, hep plak dinliyorum. Sessiz durduğum zaman anormal oluyor. Halk da alışmış. Müziğin sesini duymadıklarında tuhaflık oluyor. Burası küçük yer. İnsanlar sanki eviymiş gibi geliyor. Örneğin plaktan müzik çalıyor ve o sanatçının her şeyini anlatıyorlar. Onunla geçmişini, ailesinin bağını anlatıyor. Senelerdir her gün ders alıyoruz. Dükkanın önünden geçen Değirmenderelilerin neyi sevdiğini bilirim. Ağlaya ağlaya gelenler var. Beni görünce ağlayanlar oluyor. ‘Babam seninle çay içerdi, sen ona müzikler dinletirdin’ diyenler oluyor. Hatta ailelerinden kalan plakları vasiyet edildiği için bana bırakanlar var” şeklinde konuştu.
“Müzik dinlerken sanki bulutların arasında uçuyorum”
Değirmendere’nin Plakçı Ahmet’i müzik dinlemekten büyük keyif aldığını da belirterek, “Müzik dinlerken sanki bulutların arasında uçuyorum. Stresi, üzüntüyü unutuyorum. Bütün beynimdeki olumsuzlukları siliyorum. Birisi stresliyse o an sinirleniyorum ama biraz müzik dinleyince unutuyorum” ifadelerini kullandı.
“Donanma Komutanlığı olduğu gibi müşterim”
Vatandaşların plaklara olan ilgisini değerlendiren Ahmet Kara, “Kocaeli’de çok büyük bir sevgi var. Avukatlar, hakimler, Donanma Komutanlığı’nın subayları… Donanma Komutanlığı olduğu gibi müşterim. Müthiş bir alaka var” dedi.
“Bulunamayan plakları ben satıyorum”
Ahmet Kara, piyasada zor bulunan hatta bulunamayan değerli plakların dükkanında ulaşılabileceğine de dikkat çekerek, “Örneğin Sezen Aksu’nun Allahaısmarladık long playı piyasada yok. Yaşanmış Yıllar da yok, bende var. Erkin Koray’ın Sevince adlı 45’liği de bende var. Piyasada Nil Burak da pek yoktur ama bende bulunur. Bu plaklar plakseverler tarafından piyasadan hep toplandı. Bulunamayan plakları ben satıyorum dersem yanlış olmaz. Piyasadaki çoğu kişinin arşivi de genel anlamda benden kuruldu” diye konuştu. – KOCAELİ
]]>
Yıllardır aynı yerde kuşaklar arası bağ kuruyor
6 metrekarelik dükkanda hatıralarını arıyorlar
KOCAELİ – Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde 40 yıldır plak ve kaset satan Ahmet Kara, ölümsüz şarkılarda hatıralarını arayan vatandaşların uğrak noktası oluyor. Söz ve müziğiyle hafızalara kazınan şarkıları 6 metrekarelik dükkanındaki pikaptan çalan Kara, kuşaklar arası bağ kuruyor.
Değirmendere’de “Plakçı Ahmet” olarak bilinen 63 yaşındaki Ahmet Kara, 1980’de hayallerinin peşinden giderek çok sayıda plak ve kasetlerin bulunduğu dükkan kurdu. Müziğe olan tutkusuyla bilinen Kara’nın ünü, yıllar içinde Değirmendere’den Türkiye’ye yayıldı. Ömrünü müziğe adayan Ahmet Kara, bu zamana kadar binlerce plak ve kaset sattı.
6 metrekarelik dükkanında günlerini müzik dinleyerek geçiren Kara, geniş koleksiyonuyla vatandaşları adeta maziye yolculuğa çıkarıyor. Vatandaşlar, burada sadece plak satın almıyor, aynı zamanda Kara’nın küçük mekanından yükselen ölümsüz şarkılarda hatıralarını arıyor.
“Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada plak dinlenmeye başladı”
Yıllardır müzik ile ilgilendiğini anlatan Kara, “Değirmendere’de teknoloji bu kadar gelişmeden önce müzik işi bendeydi. Şuanda tabii duraksama dönemine girdi fakat yeniden plaklar gündeme geldi. Daha eski yıllar istenmeye başladı. Taş plaklar, bildiğimiz normal plaklar, 45’lik, 33’lük dediğimiz plaklar vatandaşların ilgi alanına girdi. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada plak dinlenmeye başladı. İnsanlar eski sahafları insanlar araştırır oldu” dedi.
“İmkansızlıklar yüzünden alamıyordum, şimdi hem alıyorum hem satıyorum”
Ahmet Kara, çocukluğundan bu yana müzik dinlemeyi çok sevdiğini ancak o yıllarda maddi imkansızlıklar sebebiyle plak alamadığını söyledi. İçinde kalan ukde dolayısıyla dükkan açtığını anlatan Kara, “Benim çocukluğumda plaklar çok pahalıydı. ‘İleride böyle bir yapacağım’ dedim ve böyle bir işim oldu. İmkansızlıklardan alamadığım plakları sonradan hem alıyor hem de satıyor oldum. Güzel bir hobi oluştu” diye konuştu.
“Ağlaya ağlaya gelenler var”
Sürekli plak dinlediğini ifade eden Ahmet Kara, “Çalışırken hiç sessiz durmak yok, hep plak dinliyorum. Sessiz durduğum zaman anormal oluyor. Halk da alışmış. Müziğin sesini duymadıklarında tuhaflık oluyor. Burası küçük yer. İnsanlar sanki eviymiş gibi geliyor. Örneğin plaktan müzik çalıyor ve o sanatçının her şeyini anlatıyorlar. Onunla geçmişini, ailesinin bağını anlatıyor. Senelerdir her gün ders alıyoruz. Dükkanın önünden geçen Değirmenderelilerin neyi sevdiğini bilirim. Ağlaya ağlaya gelenler var. Beni görünce ağlayanlar oluyor. ‘Babam seninle çay içerdi, sen ona müzikler dinletirdin’ diyenler oluyor. Hatta ailelerinden kalan plakları vasiyet edildiği için bana bırakanlar var” şeklinde konuştu.
“Müzik dinlerken sanki bulutların arasında uçuyorum”
Değirmendere’nin Plakçı Ahmet’i müzik dinlemekten büyük keyif aldığını da belirterek, “Müzik dinlerken sanki bulutların arasında uçuyorum. Stresi, üzüntüyü unutuyorum. Bütün beynimdeki olumsuzlukları siliyorum. Birisi stresliyse o an sinirleniyorum ama biraz müzik dinleyince unutuyorum” ifadelerini kullandı.
“Donanma Komutanlığı olduğu gibi müşterim”
Vatandaşların plaklara olan ilgisini değerlendiren Ahmet Kara, “Kocaeli’de çok büyük bir sevgi var. Avukatlar, hakimler, Donanma Komutanlığı’nın subayları…Donanma Komutanlığı olduğu gibi müşterim. Müthiş bir alaka var” dedi.
“Bulunamayan plakları ben satıyorum”
Ahmet Kara, piyasada zor bulunan hatta bulunamayan değerli plakların dükkanında ulaşılabileceğine de dikkat çekerek, “Örneğin Sezen Aksu’nun Allahaısmarladık long playı piyasada yok. Yaşanmış Yıllar da yok, bende var. Erkin Koray’ı Sevince adlı 45’liği de bende var. Piyasada Nil Burak da pek yoktur ama bende bulunur. Bu plaklar plakseverler tarafından piyasadan hep toplandı. Bulunamayan plakları ben satıyorum dersem yanlış olmaz. Piyasadaki çoğu kişinin arşivi de genel anlamda benden kuruldu” diye konuştu.
]]>
“Yaylanın Çimenine”, “Şelale” ve “Yüreğin Gözyaşları” adlı şarkılarıyla tanınan Karadeniz müziği sanatçısı Salih Yılmaz, Karadeniz’e olan sevgisine işaret ederek, “Ben bütün kliplerimi Karadeniz’de çekerim. Karadenizliyim. Beni dinleyen de memleketimi görsün isterim.” dedi.
Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aslen Artvin Kemalpaşalı olduğunu belirterek, “İlkokuldan liseye kadar Rize’deydim. Üniversiteyi de Eskişehir’de okudum. Ardından İstanbul serüveni başladı. Babam Çaykur fabrikasında çalıştığı için Rize’de doğdum, büyüdüm.” diye konuştu.
Şarkı söylemeye ilkokulda öğretmeninin ısrarıyla başladığını, okul yolunda şarkı ve türküler söylediğini aktaran Yılmaz, müziğe başlama hikayesini şu sözlerle aktardı:
“Liseye geçince komşumuzdan ödünç bir gitar aldım. Onunla çalıştım biraz, kendimi geliştirdim. Sonra bir gitar aldım ve serüven başladı. Aslında hikaye biraz yayla kısmında kopuyor. Bizde bir yayla kültürü var. İlkokuldan itibaren 15 yaşıma kadar yazları yaylada olurdum. Kesinlikle elektrik yok. Hiçbir zaman okulun ilk günü okula gidememişimdir. Hep bir hafta geç gelmişizdir yayladan. Okulun ilk gününü o yüzden hiç hatırlamam. Bu benim zamanla karakterimin oluşumunda büyük etki yapmıştır. Ben müzikteki bütün farklılıkları bir dereden karşıya geçmeye benzetiyorum. O dönem Karadeniz müziğinde İsmail Türüt, Birol Topaloğlu, Volkan Konak, Fuat Saka ve Kazım Koyuncu gibi isimler vardı.”
“O kültürle büyüyünce o bağlardan kurtulamıyorsun”
Salih Yılmaz, müziğin hisle alakalı olduğuna dikkati çekerek, yapılan her işe aşkla bağlanmak gerektiğini söyledi.
Geleneksel Karadeniz müziğini çok sevdiğini ve bu müziği yapma arzusunun Karadenizli olmaktan kaynaklandığını vurgulayan Yılmaz, şu bilgileri verdi:
“Bunun nedenini ben iklim olarak görüyorum. Çok basit düşünüyorum. Bir hava düşünün yarım saat içinde yağmur yağar, 5 dakika sonra güneş vurur, yakar, sonra bir rüzgar eser. Bu senin psikolojini, söylemlerini, hayatını, kurduğun işini, her şeyini etkiliyor. Bütün Karadenizlilerin göç ettiği yerler istisnasız olarak Karadeniz’e benzeyen yerlerdir. Bunu İstanbul’da test edebilirsin. Ben tamamen buna bağlıyorum. Hemşinlilikten kaynaklı sosyal yönlerimiz güçlüdür. Şenlikli bir bölgedeyiz. O kültürle büyüyünce o bağlardan kurtulamıyorsun.”
Yılmaz, ilk albümün heyecanını hala yaşadığını, “Yaylanın Çimeni” albümünden sonra fiziki olarak tanınmasa da insanların bildiği bir sese dönüştüğünü kaydederek, “İlk albümde öyle bir başarı elde edince güzel bir özgüven geldi. İlk albümdeki o tecrübe ikinci albümü getirdi. ‘Şelale’ o çıtayı biraz daha yukarı taşıdı. Ben de artık bir müzik yapımcısı oldum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Halkın zekasını ve hafızasını hafife almamak lazım”
Sanatçı Yılmaz, çocukluğundaki Karadeniz müziğiyle bugünün müziğini kıyasladığında sound değişse de duygunun aynı şekilde devam ettiğine işaret ederek, “Kazım Koyuncu belgeseli benim hayatımı ciddi anlamda etkilemiştir. Orada, ‘Herkesle iyi olan adam şüphelidir.’ diyor. İnsan herkesle iyi olamaz. Ben bunu biraz sonra anladım. O yüzden kötü olman gereken insanlarla kötü olmalısın.” diye konuştu.
Değişen teknolojiyle müzik üretim formunun da değiştiğini vurgulayan Yılmaz, “Ben bu dönemi ilk 45’liklerin çıktığı döneme benzetiyorum. Türkiye’nin müzikle ilk tanıştığı plaklarda da böyle olmuş. Halkın zekasını ve hafızasını hafife almamak lazım. Bir sanatçı olarak insanlara tepeden bakmazsan onlar seni sever, bağrına basar, yol gösterir. Ben bütün kliplerimi Karadeniz’de çekerim. Karadenizliyim. Beni dinleyen de memleketimi görsün isterim.” ifadelerini kullandı.
Salih Yılmaz, hayatı kaçırmamayı hedeflediğini ve keyif aldığı biçimde müzik üretimine devam etmeyi arzuladığını söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düğündür, festivaldir, gidiyorum, geliyorum. Öncelikle her zaman hissettiğim şeyi yapmaya çalışacağım. Kariyer olarak hedeflerime şu an tam ulaşamadım. İnşallah güzel şarkılarla hissettiklerimi yapmaya devam edeceğim. Karadeniz iklimi bize yol gösteriyor, bütün duygularımızı şekillendiriyor. Ben Karadeniz insanının siyasetinde de sanatında da kesinlikle iklimin rolünün olduğunu düşünüyorum. Yerel müzik yapıyoruz neticede. Karadeniz müziği bence bu anlamda muhafazakar. Bu müziği yapanlara değer veriliyor. Köyde benim albümümü almış veya şu anda dinleyen adam hala daha fazla. Bizde çünkü kültür yaşatma arzusu daha fazla. O yüzden ben Karadeniz müziğinin geleceğini de parlak görüyorum. Karadenizlilerin müziğini bırakacağını asla düşünmüyorum.”
Karadeniz müziğinde zaman içinde enstrüman çeşitliğinin de arttığına değinen Yılmaz, kemençe ve tulumun yanı sıra dilli kaval, davul ve zurnanın da eklendiğini, horon tepme kültürünün de ilçeden ilçeye değişiklik gösterebildiğini dile getirdi.
]]>
Karadenizli sanatçı Onay Şahin, halk müziğinde usta-çırak ilişkisinin önemine değinerek, “Müzikte evrenseli kazandıkça yöreyi de kaybedersin. Ben o konuda genelde yaptığım aranjede annemin-babamın hoşuna gidip gitmeyeceğine göre hareket ederim.” dedi.
Şahin, kemençe icracılığından türkü bestelemeye nasıl başladığını, iki üniversite bitirmesine rağmen neden sanatçılığa devam ettiğini ve Karadeniz müziğinin geleceğini AA muhabirine anlattı.
Trabzon’da 1981’de dünyaya gelen sanatçı, 10 aylık olarak doğduğu için doktorların kendisine “Onay” adını verdiğini belirterek, “Babam bir banka memuruydu. Çeşitli yerlere tayin edildi. Biz de Karadeniz’de çeşitli ilçeler ve şehirlerde babamın peşinde koşturduk. Sürekli okul değiştirdim, her okul değiştirmede yeni arkadaşlar yeni çevre edindim.” diye konuştu.
“İki diplomayı duvara astım, sevdiğim işi yapmaya devam ettim”
Şahin, 7 yaşına kadar babaannesiyle büyüdüğünü ve yayla kültürünü öğrenmesinde babaannesinin etkisinin çok fazla olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bugün yaptığım işte o kültürden çok feyz alıyorum. Bir türküyü ‘Babaannem nasıl söyler?’ diye düşünerek yazıyorum. Biz orijinal Karadeniz uşağı nasıl yetişiyorsa öyle yetiştik. Çocuk yaşlarımda müzikle sadece dinleyici olarak ilgileniyordum. 13 yaşımdayken babam bir kemençe hediye etti. Müzik hayatım o kemençe ile başladı. 1999’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazandım. Tabii İstanbul’da bir üst kültür vardı. Hele basın-yayın sektöründe Anadolu’dan gelmiş, şivesi olan bir adamın başarılı olması zordu. Okumaya geldiğimde kemençe de yanımdaydı. Eğitim hayatım devam ederken küçük çaplı çalıp söylüyordum. Mezun oldum ama annemin memur olma ısrarından dolayı tekrar üniversite sınavlarına girdim. Bu sefer sosyal bilgiler öğretmenliği bölümünü kazandım. Kemençe ve müzik daha çok profesyonel hayatıma girmeye başladı. İlk albümümü 2008’de yaptım. İkinci üniversiteyi de başarılıyla bitirdim. İki diplomayı duvara astım, sevdiğim işi yapmaya devam ettim.”
Aile ortamında Karadeniz müziğinin çokça sevildiğini İsmail Türüt, Erkan Ocaklı, İbrahim Can kasetlerini hemen alıp dinlediklerini ifade eden Onay Şahin, babasının hediye ettiği kemençenin müzisyen olmasındaki en etkili unsurlardan biri olduğunu söyledi.
Şahin, yıllarca İstanbul’da solistlerin arkasında kemençe icrası yaptığını aktararak, “Üniversite okurken yazları Uzungöl’de turistlere yönelik program yapardık. Seyfettin Çakıral solistimdi. Bir akşam Seyfettin Ağabey işe gelmedi. ‘Becerebildiğim kadar söyleyeyim’ dedim. Çıktım söyledim.” şeklinde konuştu.
Karadeniz müziğinde çok değerli usta isimlerin yer aldığına dikkati çeken Şahin, Bahattin Çamurali, Picoğlu Osman Gökçe, Katip Şadi, Hüseyin Dilaver, Rizeli Sadık gibi çok önemli saz ve söz ustaları olduğunu ifade etti.
“Sonuçta herkes bir şekilde bu sofraya bir şey koydu”
Şahin, halk müziğinin yerelden evrensele doğru yolculuğuna işaret ederek, “Benim ilk albümümü çıkardığım yıllarda Kazım Koyuncu rüzgarı esiyordu. O yerel müziği doğru aranjelerle ulusala ve evrensele taşımıştı. Bunu Fuat Saka, Resul Dindar, Volkan Konak da yapar. Müzikte evrenseli kazandıkça yöreyi de kaybedersin. Ben o konuda genelde yaptığım aranjede annemin, babamın hoşuna gidip gitmeyeceğine göre hareket ederim.” açıklamasını yaptı.
Karadeniz müziğinin başlarda sadece kemençe ve tulumun üzerine söylenen otantik icralarla başladığını, 1980-1990’lı yıllarda arabesk müziğin etkisinde kaldığını, 2000’li yıllarda ise ulusallaştığını aktaran Onay Şahin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sonuçta herkes bir şekilde bu sofraya bir şey koydu. Herkes elinden geleni yapmış. Zaman zaman da müzik, sağa sola evrilmiş ve devam da edecek. Çünkü bu akan bir deredir, sabit bir şey değildir. Hepimizin artık YouTube kanalları var. Benim ayda 1 tane klip prensibim var, yılda 12 yapar. Bazen yaşadığımız sıkıntılar, savaşlar, depremler hızımızı kesebiliyor. Ben dinleyicisine göre şekillenen bir adam değilim. Benim Karadeniz müziğinden anladığım şekil, form budur. Bu şekilde yoluma devam edeceğim. Şu ana kadar 120’nin üzerinde şarkı yaptım, bunların 100’e yakını kendime aittir. Sanatçılar insanları eğlendirmek pahasına ahiretlerini riske atan adamlardır. İnşallah ben onlardan olmam. Türkücü de olsak imansız adam olmaz. Allah herkesin imanını kuvvetlendirsin.”
Şahin, halihazırda Karadeniz müziğinde başarılı olan isimler arasında Ekin Uzunlar, Ali Tetik ve Ali Alkurt gibi sanatçılar olduğunu dile getirerek, sosyal medyanın etkisiyle yöresel müziklerin artık sadece kendi yöreleriyle sınırlı kalmadığını ve diğer yöreler tarafından da çok sevildiği bilgisini paylaştı.
]]>
Müzik araştırmacısı ve yazar Oğuz Elbaş, Cumhuriyet döneminin ilk konservatuvarı olan Musiki Muallim Mektebi binasında kurduğu “Müzik Müzesi”nde, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 300 enstrümanı meraklıların ilgisine sundu.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle kurulan ve Türkiye’nin pek çok sanatçısını yetiştiren Musiki Muallim Mektebi, Mamak Belediyesi tarafından restore edilerek sanat kurslarına ev sahipliği yapıyor.
Mamak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Düğmeci’nin desteği ve Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın koleksiyonunu hediye etmesi ile müzik araştırmacısı ve yazar Oğuz Elbaş tarafından tarihi binada kurulan Müzik Müzesi ise sanatseverleri müzik tarihinde yolculuğa çıkarıyor.
Müze hakkında AA muhabirine açıklamada bulunan Elbaş, uzun yıllar yüksek kimya mühendisi olarak çalıştığını, bu sürede müzik tarihi araştırmalarını da sürdürdüğünü söyledi.
Elbaş, 1990’lı yılların başlarından itibaren müzik araştırmalarına yoğunluk verdiğini anlatarak, 1992’den sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde danışman olarak görev yaptığı yıllarda 40 bin kilometre yol giderek Anadolu müzelerindeki müzikal değerleri fotoğraflayarak 2 bin fotoğraflık arşiv oluşturduğunu ifade etti.
Müzenin oluşturulması ve enstrümanların sınıflandırılmasının bu arşiv ve belgelere dayandığını belirten Elbaş, “Belgeniz yoksa sözünüz yoktur. Tevatüre dayalı anlatım dünyanın hiçbir yerinde değer bulmaz. Birinci öncelik olarak belge bulmanız gerekiyor. Bunun için çok çalışmanız gerekiyor.” dedi.
Anadolu’nun arkeoloji zengini olduğuna dikkati çeken Oğuz Elbaş, arşiv araştırması yaparken, 7 yıl çalıştığı Alman müzik arkeoloğu Werner Bachmann’dan ders aldığını söyledi.
“Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır”
Anadolu’nun, 12 bin yıllık müzikal geçmişi olduğunu aktaran Elbaş, Türkiye’nin bu zenginliğine sahip çıkması gerektiğini vurguladı.
Elbaş, “Müzik tarihimizi anlatan büyük bir müzik müzemiz yok, müzik tarihimize yönelik nitelikli yayın ve kitap yok. Yazılı dünya müzik tarihinde yer edinmemiş Anadolu’nun müzik tarihini artık anlatmamız, yayınlar yapmamız gerekiyor. Batı dünyasına kendi değerlerinizi anlatmak istiyorsanız belgelerinizin olması gerekiyor, müzik müzelerinizin olması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Elbaş, müzenin Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın çalgı koleksiyonu ile kendisinin arkeolojik dönem enstrümanlarından yaptırdığı bire bir replikasyonlardan oluştuğunu bildirdi.
Oğuz Elbaş, şu bilgileri verdi:
“Hindistan, Uzak Doğu, Avrupa, Afrika ve Anadolu’dan 100, 150 yıllık 300’e yakın enstrüman müzemizde sergileniyor. Çalgılar Çamlıdere’den geldiği zaman durumları hiç iyi değildi. Müzeden önce burada bir atölye kuruldu, 2 restöratör çalıştı ve tek tek tüm enstrümanlar onarıldı, cilalandı, restore edildi ve en sonunda sergilenebilir hale getirildi. Sonra çalgıları teşhir ve tanzim çalışmaları yaptık. Yer dar olduğundan bazılarını sunamadık, depomuzda sunulmayı bekliyor. Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır. Müziği anlatmanız, sunmanız çalgılar sayesinde oluyor. Müzede çalgısal anlamda iki bölüm var. Biri bizim topraklarımızdan çıkan enstrümanları kapsıyor, diğeri de dünya çalgılarından oluşuyor.”
“Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor”
Müzenin ilk teşhir alanında arkeolojik çalgıların yer aldığını belirten Elbaş, “Bu bölümde dünyanın en eski zilleri var. Çalpara ismi verilmiş. Bunların bire bir imitasyonlarını getirdik müzeye. Dünyanın en iyi zilleri halen Türkiye’de yapılıyor. Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor. Müzenin ilk bölümünde raspa, Hitit dönemine ait darbuka, Hitit arpı ve Hitit dönemine ait bir de bağlamamız var.” diye konuştu.
Her enstrümanın da müze için uygun olmadığını belirten Elbaş, şunları kaydetti:
“Çalgının, yapımcısı, çalan kişi, dönemi anlatan yapım tekniklerini üzerinde taşıyor olması ve eskiliği ile pek çok kriter eseri müzelik hale getiriyor. Mesela İstanbul’da Zeki Bülent Ağcabay’ın elindeki eserler müzelik, son derece harika. Kıymetli sanatçıların çalgıları var. O eserler burada görünebilirse çok güzel olur. Bizim zengin müzik tarihimizi, Cumhuriyet’in ilk konservatuvarında göstermemiz çok kıymetli. Saraylarımızdaki enstrümanlara da bakım yapmamız, değer vermemiz gerekiyor. Dünyadaki müzik müzelerinin tamamı şatolardan, saraylardaki çalgıların toplanması ile yapılmıştır. Çalgı bakmak çok zordur, özel ihtisas ister. Çalgı bilimi diye bir alan var ve çok detaylı çalışma istiyor. Hava, iklim koşulları enstrümanın yaşamasını etkiliyor.”
1924’ten eğitim hayatına başlayan konservatuvarda yine sanat var
Mamak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Düğmeci de müzeye ev sahipliği yapan Musiki Muallim Mektebinin Türkiye Cumhuriyeti’nin konservatuvarı ve ilk müzik öğretmen okulu olduğunu belirterek, binanın 1924’ten 1983’e kadar, 1939’da ismi Devlet Konservatuvarı olarak değiştirilerek eğitim verdiğini söyledi.
Düğmeci, Türkiye’deki kıymetli pek çok sanatçının Musiki Muallim Mektebinden mezun olduğunu belirterek, “Sanatçılarımız buraya geldiğinde gözyaşlarını tutamıyorlar. Çok güzel anıları var. Biz de onların anılarını yaşatmak için mekanı koruyoruz.” dedi.
Mehmet Düğmeci, 1983’ten 2005’e kadar Mamak Belediyesi Hizmet Binası olarak kullanılan konservatuvarı, 5 yıl önce göreve geldiklerinde incelemeye aldıklarını ve restore ettiklerini aktardı.
Düğmeci, şöyle devam etti:
“Binayı aslına uygun, aslına yakışır bir şekilde hizmet versin diye restore ettik. Sanatçılarımız tamamen eskisinin aynısı gibi olmasını istiyor ama bu mümkün görünmüyor. Mezunlarımızın, sanat camiamızın memnun kalacağı, onların mutlu olacağı, geçmişine özel bir yere dönüştürmekti esas amacımız ve bu yolda da önemli gelişmeler kaydettik. Restore ettik ve yine bir sanat mekanı olarak kullanıyoruz. Enstrüman kursları, tiyatro kursu veriyoruz. Yaklaşık 300 gence tiyatro kursu veriyoruz. Geleneksel sanatlarımızın kursları veriliyor. Musiki Muallim Mektebinin kimliğine uygun başka bir şey yapmamız gerekiyordu o da müzeydi ve onu da başardık.”
Bu okulun kimliğine uygun olacak şekilde opera ve tiyatro müzesi kurmak istediklerini kaydeden Düğmeci, “Enstrüman Müzemizi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğü envanterine kayıt ettirmek için başvurumuzu yaptık. Resmi açılışı yapılmadı ama ziyarete açtık.” dedi.
Oğuz Elbaş’ın Türk müzik kültürüne büyük hizmetleri olduğunu belirten Düğmeci, Elbaş’a ve Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’a teşekkür etti.
Müzede, kaval, kemane, kemençe, bağlama, cura, koltuk davulu, darbuka, çıngırak, zilli tef, çömlek darbuka, klasik kemençe, ut, lavta, kanun gibi Anadolu çalgıları ile flüt, org, ağız orgu, melodika, armonika, ağaç flütü, marakas, conga, düdük, tef ve gitar, zither, akordiyon gibi farklı materyallerden yapılmış yabancı menşeli enstrümanlar bulunuyor.
]]>