MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Teröristlerle demlenen bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. CHP’de, Atatürk’ten geriye hiçbir şey kalmamıştır. Atatürk bugünkü CHP’yi görseydi emin olunuz ki çizmelerini giyip mavzerini kuşanır, bu defa da partisi için kurtuluş mücadelesi başlatırdı.” dedi.
Bahçeli, partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Merkez Disiplin Kurulu (MDK) toplantısının ardından genel merkezde yaptığı açıklamada, yerel seçimde merkezi yönetimin hedefleriyle örtüşecek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin doğasıyla uyum içinde olacak muazzez bir sonucun çıkmasının yeni yüzyılın en önemli demokrasi başarısı olacağını söyledi.
Yerel yönetimlerde kaos ve karmaşanın son bulması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, “Her şeyi eline yüzüne bulaştıran, adeta kriz üretim merkezine dönüşen, demlendikçe şuurunu ve dengesini kaybeden CHP’nin halihazırda yönetimi altındaki belediyelerin milletin iradesiyle toparlanması ve düzlüğe çıkması başlıca amaç ve arzumuzdur.” dedi.
CHP’nin yerel yönetimlerde başarısız olduğunu öne süren Bahçeli, şöyle devam etti:
“CHP, yerel yönetimlerde acizdir. CHP, yerel yönetimlerde iflastadır, itibarsızdır. CHP, yerel yönetimlerde bölücülere teslimdir, boyun bükmüştür. Zilletin anaforuna kapılmış yerel yönetimlerle yeni yüzyılın lider ülke Türkiye’sine ulaşmak takdir edersiniz ki ham bir hayal, boşuna bir gayrettir. Ne kadar gizleseler de ne kadar kaçak güreşip zaman zaman zevahiri kurtarmak adına kayıkçı kavgasına tutuşsalar da, CHP ile DEM yan yana, diğerleri de yedektedir. Zillet masanın altıyla üstü yer değiştirmiştir. Oyunu görüyoruz, rol paylaşımını okuyoruz. ‘Kent uzlaşması dedikleri’ PKK ittifakıdır. ‘Kent uzlaşması’ dedikleri ülkemize karşı beşinci kol faaliyetidir. CHP düştüğü denizde yılana sarılmıştır.”
“Bizim anlayamadığımız Özgür Bey’in, hangi ara aziz Atatürk’le temas kurduğu”
“İstanbul’da davetiye polemiği çıkaran, Cumhurbaşkanı yardımcılığı peşine düşerek şehremini görevini terk eden, partisinin eş başkanı gibi hareket eden mahut şahıs için son görünmüştür.” diye konuşan Bahçeli, aynı şeyin Ankara, İzmir ve diğer CHP’li ve DEM’lenmiş belediyeler için de aynen geçerli olduğunu söyledi.
Bahçeli, ülkenin önüne takoz koyanları kenara çekmenin, Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşüne destek vermenin aziz milletin artık demokrasi ve irade meselesi haline geldiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Özgür Bey’in, halüsinasyon görerek grup toplantısında yaptığı konuşma ruh sağlığı hakkında hepimizi kaygılandırmıştır. Bu konuşmasında milletvekillerine, ‘Atatürk sizden partisini iktidar yapmanızı bekliyor’ diyerek tuhaf bir açıklamada bulunmuştur. Bizim anlayamadığımız Özgür Bey’in, hangi ara aziz Atatürk’le temas kurduğu, nasıl konuştuğu, mesajları ne şekilde aldığıdır. Şayet ruh çağırma seanslarına katılıp bir sonuca ulaştığını iddia ederse kendisine yazık olacak, hayalleri gerçekmiş gibi sunmasının fahiş sonuçlarına yakın vadede katlanacaktır. Yok uyduruyorsa bu defada palavracı ve siyasi meddah olarak anılmayı hak edecektir.
Bugünkü CHP, Atatürk’ün partisi değil, DEM’in oyun uşağı, Türkiye düşmanlarının altı oklu uydusudur. İddiaya bakar mısınız, neymiş, Atatürk dile gelmiş de partisinin iktidar olmasını istemiş, böyle konuşan Özgür Bey ne yiyip ne içtiğine biraz dikkat etmesi samimi tavsiyemizdir. Teröristlerle demlenen bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. Terörle mücadeleye ‘hayır’ diyen bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. Bölücülerin elini eteğini öpen bir parti Atatürk’ün partisi olamaz.”
Yerli ve milli silah sanayine karşı çıkan, Karabağ’ın azatlığına şaşı bakan, ağzına Türk milletini alamayan, Milli Mücadeleden rövanş almak isteyen mihraklarla can ciğer kuzu sarması olan bir partinin Atatürk’ün partisi olamayacağını belirten Bahçeli, “Hayatlarında bir kez dahi olsa ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ sözünü haykıramayanların ambargosu altında bulunan bir parti Atatürk’ün partisi olamaz.” değerlendirmesinde bulundu.
-“CHP, iktidarın değil, Türkiye’nin karşısındadır”
Köylüyü küçük gören, milletin demokratik seçimini aşağılayan, depremzedeleri suçlayan, yabancı ülkelerde Türkiye’yi kötüleyen bir partinin Atatürk’ün partisi olamayacağını ifade eden Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Gazi Mustafa Kemal Atatürk demek Türkiye Cumhuriyeti ve soylu milli kahraman demektir. Onun miras ve emanetlerine ihanet edenlerin adını anması yüzsüzlüktür. CHP’de, Atatürk’ten geriye hiçbir şey kalmamıştır. Atatürk bugünkü CHP’yi görseydi emin olunuz ki çizmelerini giyip mavzerini kuşanır, bu defa da partisi için kurtuluş mücadelesi başlatırdı.
Demlenen CHP, Dumlupınar’da ezilenlerin, İzmir’de denize dökülenlerin varisidir. TOGG yapılır, kulp takarlar, ‘boşuna uğraşıyorlar’ dedikodusu yayarlar. Kızılelma havalanır, rahatsız olurlar, çılgına dönerler, başlarını kuma gömerler. İHA’ları, SİHA’ları dünya konuşur, ‘hayırdır savaşa mı giriyoruz’ diyerek göle maya çalarlar. TCG Anadolu denize iner, karalamak için geceyi gündüze katarlar. Yol, köprü, tünel, metro, şehir hastanesi, hızlı tren, baraj yapılır, ‘bunlara ne gerek var’ bahanesinin altına saklanarak, yolsuzluk iddiasını dillendirirler. Beşinci nesil milli muharip uçağımız KAAN hamdolsun kanat açar, hepimizin göğsü kabarır, müflisler ve müfteriler ise ‘motor yerli değil, KAAN’ın yazılışı hatalı, uçsa bile devamı gelmez, gelse bile işe yaramaz’ çarpıtmalarıyla yapılanı yıkmak, milli sevinci köreltmek için uğraşırlar. Dedim ya bu CHP, iktidarın değil, Türkiye’nin karşısındadır. Korkmasınlar, itiraf etsinler, kaçmasınlar gerçeklerle yüzleşmeyi denesinler. Hizmet siyasetinin yerini hezimet siyaseti almamalıdır.”
Bahçeli, 31 Mart’ta zaferin Türk milletinin olması, Cumhur İttifakı’nın hanesine yazılması, 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerinin teyit edilip yeni yüzyıla Türk milletinin mührünün vurulmasının gerektiğini kaydetti.
Yapamayanların gitmesi, vatan ve millet sevdalılarının gelmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Türkiye’nin gelişmesiyle sevinmek, milli gurura ortak olmak, önemle ifade ediyorum ki ne Özgür Bey’i ne de arkadaşlarını MHP’li veya AK Partili yapmaz, yalnızca insan yapar, yalnızca bu milletin evladı yapar, yalnızca adam gibi adam yapar.” dedi.
-“Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, dili Türkçedir”
Bahçeli, PKK’nın siyasi talep listesinin beş ana noktada temerküz ettiğinin herkesin bildiği bir gerçek olduğunu belirterek, bunları, “Türk milli kimliğinin yeniden tanımlanarak değiştirilmesi, vatandaşlık kavramının üst kimlik olarak benimsenmesi, Kürtçenin kademeli olarak eğitim sistemi içine alınması ve kamu hizmetlerinde kullanılmasının önünün açılması, etnik kimlikle siyaset ve örgütlenme hakkının tanınması, ‘yerinden demokratik yönetim’ adı altında eyaletler sistemine geçisin altyapısının hazırlanması, teröristlere genel siyasi af çıkartılması, siyasal ve toplumsal hayata katılmalarının sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılması.” şeklinde sıraladı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin milli devlet niteliği, üniter siyasi yapısı, milli birliğinin dayandığı esasların anayasada açıkça belirlendiğini, Anayasa’nın, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, dili Türkçe’dir” hükmünü vazeden 3’üncü maddesinin temel çerçeveyi kalın çizgilerle ihata ettiğini söyledi.
Bu temel hükmün, devletin kuruluş ilkesinin “çok milletli” bir yapıya dayanmadığını açıkça ortaya koyduğunu, bu yönde bir düzenleme yapılmasına kapıyı nihai olarak kapattığını vurgulayan Bahçeli, “Tek millet–tek devlet esasına dayanan üniter yapıda kurulmuş milli devletlerde, farklı etnik kimliklere hukuki ve siyasi statü tanınarak çok parçalı millet yapısı oluşturulmasına, kişi hak ve özgürlüklerinin etnik temelli kolektif haklara dönüştürülmesine, Türkçe dışındaki dillere ve farklı kültürlere statü kazandırılarak milli azınlık yaratılmasına hak da yoktur, yer de yoktur, imkan da olamayacaktır.” dedi.
Resmi ve eğitim dilinin Türkçe olduğu ilkesinin ise anadilden başlayarak iki dilli eğitim sistemine geçilmesine kesin engel olduğunu ifade eden Bahçeli, devletin üniter yapısının, bölgesel otonomi modellerine ve ayrılıkçı emellere izin ve icazet vermeyeceğinin de ortada olduğunu söyledi.
Bahçeli, “Bu somut gerçekler karşısında TBMM’de ısrarla başka dillerin propagandasını yapmaya kalkışan ve Türkçeye rakip çıkarmaya cüret eden, sabırları zorlayan bölücüler, söylem ve eylemleriyle bölünmez bütünlük konusunda Anayasa’nın belirlediği esaslara aykırı hareket ederek suç işlemişlerdir. Bu suça sessiz kalmak, görmezden gelmek zımnen onay vermek demektir. MHP, kimsenin etnik kökeniyle, dili, dini ve mezhebiyle ilgilenmeyen, bunları sorgulamayan, milli kimlikte birleşerek millet olgusuna birlikte can veren vatandaşlarımızı bütün olarak kucaklayan bir anlayışın temsilcisidir.” diye konuştu.
Milleti oluşturan temel unsurun kan bağı değil, kültür ve duygularda ortaklık olduğuna işaret eden Bahçeli, Türk milliyetçiliğinin buna dayandığını kaydetti.
Bahçeli, Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin, millet bilinciyle devleti kuran Türk milletinin eşit ve onurlu bireyleri olduğunu belirtti.
Milli varlığın temelinin bu milli şuur ve milli birlik ruhu olduğunu ifade eden Bahçeli, “Geriye dönüş demek yok oluşa hizmet etmek demektir.” diye konuştu.
İstanbul Milletvekili Celal Adan’a teşekkür
Asırlarca süren birlikteliğin kilit taşı olan millet yapısının emperyalizmin karanlık senaryolarıyla ve yıkım siparişiyle çözülmek, çürütülmek istendiğine dikkati çeken Bahçeli, etnik köken ve dil farklılıklarının ayrışma gerekçesi olarak görülmesinin hiçbir şekilde haklı, meşru ve hukuki sayılamayacağını kaydetti.
Farklılıkların bir kırılma hattı olarak derinleştirilmesinin, bunların siyasi ve hukuki statü altında kurumsal hale getirilmesinin bir bölünme reçetesi olduğunu belirten Bahçeli, şöyle konuştu:
“Herkes çok iyi bilmelidir ki ayrıştırma çatışmayı, çatışma da bölünme ve parçalanmayı eşzamanlı olarak tetikleyecektir. Bu durumda Türkiye’nin milli birliği ölümcül yara alacak, bir kardeş kavgası kaçınılmaz hale gelecektir. Bizim taşıdığımız endişenin nedeni öteden beri işte budur. Şimdi huzurlarınızda MHP’nin Meclis Başkanvekili İstanbul Milletvekilimiz Sayın Celal Adan Beyefendinin Meclis’te Kürtçe konuşma hevesiyle Türkiye’yi bölmeye adım atanlara karşı sabırlı, soğukkanlı ve Meclis’in haysiyetini en az Anayasa Mahkemesi kadar korumayı bilmek şuuruyla konuşmayı kesmesi Türkiye’yi bir bölünme eşiğinden vazgeçirmiştir. Kendisine teşekkür ediyorum. İşte MHP budur. Etnik köken çetelesi tutarak milli birliğin temellerini yıkmak, devletin varlığına ve milletin birliğine kastetmek demektir. Bu da vatana ve millete kesif bir ihanettir.”
Milli kimlik, devletin kuruluş esasları ve milli birlik konularında nerede durduklarının çok berrak olduğuna dikkati çeken Bahçeli, “Türk milletinin milli birliği, kardeşliği ve dayanışmasını yıkmak için yola çıkanlarla sonuna kadar mücadele etmeye, her ne pahasına olursa olsun bu ihanet çemberini kırmaya hazırız ve buna da kararlıyız.” ifadesini kullandı.
Dilin milli kimliğin omurgası, millete mensubiyetin temel direği olduğunu kaydeden Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Millet olma halinin mayası dildir ve bu dil bizim için asırları aşıp gelen Türkçemizdir. Bu maya kokuşursa bizi bir kimlik olarak ayakta tutan değerlerin devamı asla mümkün olamayacaktır.
Dile ortak koşmaya izin verilirse devlete de ortak koşmak durumunda kalınacaktır. Bu itibarla, ana dilde eğitim ve öğretim Türkiye üzerinde emelleri olan her mihrakın sıcak tutuğu ve dayattığı ana gündem maddesidir. Meclis’te Türkçe dışında mahalli bir dille konuşmayı alışkanlık haline getirenler zalimlerin yerli figüranlarıdır. Masum bir kültürel hakkın tanınması gibi sunulmaya çalışılan bu konunun, özellikle PKK için taşıdığı hayati önem, Türk milletinden ayrı bir millet kimliği, ayrı milli mensubiyet duygusu yaratılmasında dilin temel vasıta olmasından kaynaklanmaktadır. Ortak dil ile milletleşme arasında tabii bir bağ vardır ve bilinmektedir.
Milli dil ile milli varlık ve milli beka arasındaki bağın kesintiye uğraması, tahrip edilmesi milletlerin geriye dönüşünü kaçınılmaz hale getirecek, bir arada yaşayabilmenin asgari müştereklerinin en önemlisi ortadan kalkacaktır.”
-“Türkçeden taviz vermeyiz, vermedik, vermeyeceğiz”
Bahçeli, Atatürk’ün, “Biz Balkanlar’ı niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun bir tek sebebi vardır, bu da, Slav Araştırma Cemiyetleri’nin kurduğu dil kurumlarıdır. Bizim içimizdeki insanların, milli şuurlarını uyardığı zaman, biz Balkanlar’dan Trakya hudutlarına çekildik.” sözünü anımsatarak, dille kimlik, dille birlik ve dille ayrılma arasındaki hassas ilişkiyi izah eden Atatürk’ün bugün de geçerli olan tarihi tespitine kulak verilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Bahçeli, şunları kaydetti:
“Elbette ki lisanımızı kendimiz seçmiyoruz. İçine doğduğumuz ailenin dili anamızın dili oluyor. Bizim için her dil saygıdeğerdir. İnsan olmanın en doğal hali ve sonucudur. Kim, özel hayatında anadiliyle konuşmak istiyorsa konuşsun. Engel olacak, önüne geçecek, ağzını kapatacak hiç kimse yoktur. Buna saygı duyarız. Şarkıların söylenmesinden, şiirlerin okunmasından, sohbetlerin yapılmasından tedirgin olmanın anlamı da yoktur. Kuşkusuz insanlar özel hayatlarında analarının dilini kullanıp kullanmamakta serbesttir. Bu kendi bilecekleri bir şeydir ancak özel hayattaki kullanım serbestliğinin kamusal alana girmeye başlaması milli dilin önüne dikilen bir bariyer, ayrı bir kimliğin uyandırılması için yapılan sinsi bir tahriktir. Türkçe bugünkü anlamda resmi sıfatı taşımasa bile Osmanlı İmparatorluğu’nun da bürokratik yazışma lisanıdır. Arşivlerimizdeki milyonlarca Türkçe belge bunun işaretidir.”
Bahçeli, 1876’da ilan edilen Kanun-ı Esasi’nin 18. maddesinde, devlet memurlarının ve mebusların “lisan-ı resmi” olan Türkçeyi bilmelerinin, Meclis’teki konuşmalarını Türkçe yapmalarının şart koşulduğuna dikkati çekti.
Bahçeli, şu değerlendirmeleri yaptı:
“Türk devletini, milletsiz ve ülküsüz bir devlet nizamı, bu devlette yaşayanları kimliksiz insan yığınları zanneden sefil güruhun bugün bin yılda oluşan milli varlığımızı geri döndürme emellerini bir kez daha gözden geçirmeleri hayırlarına olacaktır. Çünkü alçak hesapları boşa çıkmaya, tuzak ve tezgahları sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Cümle alem bilmelidir ki Türkçeden taviz vermeyiz, vermedik, vermeyeceğiz. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden taviz vermeyiz, vermedik, vermeyeceğiz. Türk milletinden taviz vermeyiz, vermedik, vermeyeceğiz. Milli ve üniter devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’nden şehit olmak pahasına taviz vermeyiz, vermedik, vermeyeceğiz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz. Biz Cumhur İttifakı’yız.”
(Bitti)
]]>
Bakan Kacır: “Türkiye 5’inci nesil savaş uçağını geliştirebilen, üretebilen ve gökyüzüyle buluşturabilen sayılı ülkelerden oldu”
Bakan Kacır ve Alper Gezeravcı,Gaziantep’te Gaziantep Üniversitesi öğrencileri ile buluştu
GAZİANTEP – Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, Gaziantep Üniversitesi öğrencileriyle bir araya geldi. Programda ilk uçuşunu yapan milli muharip uçak KAAN’a vurgu yapan Bakan Kacır, “Türkiye 5’inci nesil savaş uçağını geliştirebilen, üretebilen ve gökyüzüyle buluşturabilen sayılı ülkelerden oldu” dedi.
GAÜN Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen programda konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Gaziantep Üniversitesi ve Gaziantep’teki diğer okulların TEKNOFEST’lerde elde ettiği başarılardan bahsederek, bunun Gaziantep’in geleceği için muazzam bir işaret fişeği olduğunu söyledi. Türkiye’nin kritik teknolojilerde tam bağımsızlık mücadelesi verdiğini belirterek, ilk uçuşunu yapan milli muharip uçak KAAN’a vurgu yapan Bakan Kacır, “Özellikle insansız hava araçlarında bu mücadelenin hangi düzeye geldiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu hafta tarihe kaydedilen büyük bir başarı hikayesine Türkiye’nin mühendisleri imza attılar. Türkiye 5’inci nesil savaş uçağını imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen ve gökyüzüyle buluşturabilen sayılı ülkelerden biri olmuştur. Bu başarı dünyayı yeniden adaletle ve merhametle buluşturma iddiasında, bu Türkiye için muazzam bir kazanım olmuştur. Daha yapacak çok işimiz var, son yıllarda insansız hava araçlarında peşin sıra başarı hikayelerine şahitlik ettik” dedi.
Türkiye’nin artık kendi uydularını yaptığını ve Milli Uzay Programı’ndaki projeleri tek tek hayata geçireceklerini belirten Kacır, “Roket teknolojileri konusunda Türkiye birçok projeyi eş zamanlı olarak gerçekleştiriyor. Milli markalarımız var. Roketsanımız var, Deltamız var. Bu kurumlarımız bağımsız şekilde uzaya ulaştıracak roket geliştirmeye devam ediyorlar. Roketsan sıvı yakıtlı motorlar konusunda Delta hibriti motorlu roketler konusunda çok önemli mesafeler kat etti ve 100 kilometre kabul edilen uzay sınırına erişebilecek roketleri yerli ve milli olarak geliştirdiler. Fakat henüz biz kendi geliştirdiğimiz roketlerle kendi uydularımızı uzaya gönderebilen bir ülke değiliz. Aynı zamanda insanlı uzay misyonlarını gerçekleştirebilecek roketleri de biz henüz geliştirmiş değiliz. Ama roket projelerinde başladığımız çalışmalar önümüzdeki dönemde önce insansız sistemleri özellikle uyduları uzaya taşımamıza imkan tanıyacak. Peki biz henüz bu konumda değiliz. Dünyada insanlı uzay misyonlarını gerçekleştirebilecek roketleri geliştiren 3 ülke var. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin. Avrupa ülkelerinin insanlı uzay roketleri gerçekleştirecek misyonları yok. Avrupa Uzay Ajansının da böyle bir kabiliyeti yok. Milli Uzay Programı’ndaki projeleri bir bir hayata geçireceğiz. Türkiye kendi uydularını yapıyor. Görüntüleme uydularını yapıyor. 20 yılda adım adım geliştirdik bu alanı. Önce ortak üretim projesi yaptık. Türksat 6A ilk haberleşme uydumuz olacak. Hani 2023’de Ay’a erişecektiniz dediler. Bunu da başaramadınız diyerek bu misyona zarar vermek isteyenler, alaya almak isteyenler oldu. Kendi mühendislerimizin geliştirdiği uzay aracını hibrit motorumuzla ateşleyip Ay transfer noktasına taşıyacağız. Ay’ın yörüngesine gireceğiz. Ay çevresinde araştırmalar yapacağız. Türkiye bu hedefi de başaracak. Bu projeler her zaman belirlendiği zamanlarda ve hızda gerçekleşmeyebilir. Bize düşen bilim adamlarımızın yanında ve arkasında durmaktır” ifadelerine yer verdi.
“TEKNOFEST kuşağı ve gençliği Türkiye’yi milli teknoloji hamlesinde zirveye çıkaracak”
Bakan Kacır, gençlerle buluştuğu programda TEKNOFEST’in ve bu kapsamdaki yarışların geleceğin teknolojisine de yön verdiğini vurgulayarak, “İnanıyorum ki sayıları 1 milyona erişen TEKNOFEST yarışmaları, TEKNOFEST kuşağı ve gençliği Türkiye’yi milli teknoloji hamlesinde zirveye çıkaracak. Bu yolculukta arzu ediyoruz ki gençlerimiz bayrağı bugünkünden daha ileri noktalara taşısın. Sadece havacılıkta değil uzay bilimlerinde de yapacağımız işlere Türk gençleri damgasını vursun” ifadelerini kullandı.
Gezeravcı deneyimlerini öğrencilerle paylaştı
Türkiye’nin Milli Uzay Programı kapsamında insanlı ilk uzay misyonu ile Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan ilk astronot olan Alper Gezeravcı ise, istasyonunun işleyişi, teknik özellikleri ile uzayda yaptığı bilimsel deneyler hakkında bilgiler paylaştı. Astronot Alper Gezeravcı, “Benim hikayem 2022 Mayıs’ında başladı. Haberlerde tesadüfen Cumhurbaşkanımızın halkımıza yaptığı açıklamayı dinledim. Türkiye Cumhuriyetinin 100’üncü yılında bir Türk vatandaşı ilk defa uzaya gönderilecekti. Uzay, astronomi alanında birçok araştırma yaparak, ‘Ben bu işi yapabilirim’ noktasına geldiğim an başvurumu gerçekleştirdim. Ben bu rüyanın, bu hayalin hep başka milletlerin insanlarına ait olduğunu telkin ediyordum kendime. Artık sizin hayalinizin sınırı yok. Potansiyelinize güvenin, içinizde olan özgüveniniz ayağa kalksın. Bundan sonra yolunuz açık. Bu hikayenin kalan kısmına imza atacak olan sizlersiniz. Bundan sonra sizlerin başarılarıyla övüneceğiz” şeklinde konuştu.
GAÜN Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın ise, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’yı konuk etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Prof. Dr. Özaydın, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Yüzyılını başlatan liderdir. Bu ülkeyi dönüştüren bir lider var. Türkiye onun sayesinde küresel güç olmuştur. Bizi kırmayıp geldiği için ilk astronotumuz, komutanımız Alper Bey’e çok teşekkür ediyorum” dedi.
Rektör Prof. Dr. Arif Özaydın, program sonunda Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi ve ilk Türk astronot Alper Gezeravcı’ya hediye takdim etti.
]]>
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) öğrencileriyle bir araya geldi. Programda ilk uçuşunu yapan milli muharip uçak KAAN’a vurgu yapan Bakan Kacır, “Türkiye 5’inci nesil savaş uçağını geliştirebilen, üretebilen ve gökyüzüyle buluşturabilen sayılı ülkelerden oldu” dedi.
GAÜN Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen programda konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Gaziantep Üniversitesi ve Gaziantep’teki diğer okulların TEKNOFEST’lerde elde ettiği başarılardan bahsederek, bunun Gaziantep’in geleceği için muazzam bir işaret fişeği olduğunu söyledi. Türkiye’nin kritik teknolojilerde tam bağımsızlık mücadelesi verdiğini belirterek, ilk uçuşunu yapan milli muharip uçak KAAN’a vurgu yapan Bakan Kacır, “Özellikle insansız hava araçlarında bu mücadelenin hangi düzeye geldiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu hafta tarihe kaydedilen büyük bir başarı hikayesine Türkiye’nin mühendisleri imza attılar. Türkiye 5’inci nesil savaş uçağını imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen ve gökyüzüyle buluşturabilen sayılı ülkelerden biri olmuştur. Bu başarı dünyayı yeniden adaletle ve merhametle buluşturma iddiasında, bu Türkiye için muazzam bir kazanım olmuştur. Daha yapacak çok işimiz var, son yıllarda insansız hava araçlarında peşin sıra başarı hikayelerine şahitlik ettik” dedi.
Türkiye’nin artık kendi uydularını yaptığını ve Milli Uzay Programı’ndaki projeleri tek tek hayata geçireceklerini belirten Kacır, “Roket teknolojileri konusunda Türkiye birçok projeyi eş zamanlı olarak gerçekleştiriyor. Milli markalarımız var. Roketsanımız var, Deltamız var. Bu kurumlarımız bağımsız şekilde uzaya ulaştıracak roket geliştirmeye devam ediyorlar. Roketsan sıvı yakıtlı motorlar konusunda Delta hibriti motorlu roketler konusunda çok önemli mesafeler kat etti ve 100 kilometre kabul edilen uzay sınırına erişebilecek roketleri yerli ve milli olarak geliştirdiler. Fakat henüz biz kendi geliştirdiğimiz roketlerle kendi uydularımızı uzaya gönderebilen bir ülke değiliz. Aynı zamanda insanlı uzay misyonlarını gerçekleştirebilecek roketleri de biz henüz geliştirmiş değiliz. Ama roket projelerinde başladığımız çalışmalar önümüzdeki dönemde önce insansız sistemleri özellikle uyduları uzaya taşımamıza imkan tanıyacak. Peki biz henüz bu konumda değiliz. Dünyada insanlı uzay misyonlarını gerçekleştirebilecek roketleri geliştiren 3 ülke var. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin. Avrupa ülkelerinin insanlı uzay roketleri gerçekleştirecek misyonları yok. Avrupa Uzay Ajansının da böyle bir kabiliyeti yok. Milli Uzay Programı’ndaki projeleri bir bir hayata geçireceğiz. Türkiye kendi uydularını yapıyor. Görüntüleme uydularını yapıyor. 20 yılda adım adım geliştirdik bu alanı. Önce ortak üretim projesi yaptık. Türksat 6A ilk haberleşme uydumuz olacak. Hani 2023’de Ay’a erişecektiniz dediler. Bunu da başaramadınız diyerek bu misyona zarar vermek isteyenler, alaya almak isteyenler oldu. Kendi mühendislerimizin geliştirdiği uzay aracını hibrit motorumuzla ateşleyip Ay transfer noktasına taşıyacağız. Ay’ın yörüngesine gireceğiz. Ay çevresinde araştırmalar yapacağız. Türkiye bu hedefi de başaracak. Bu projeler her zaman belirlendiği zamanlarda ve hızda gerçekleşmeyebilir. Bize düşen bilim adamlarımızın yanında ve arkasında durmaktır” ifadelerine yer verdi.
“TEKNOFEST kuşağı ve gençliği Türkiye’yi milli teknoloji hamlesinde zirveye çıkaracak”
Bakan Kacır, gençlerle buluştuğu programda TEKNOFEST’in ve bu kapsamdaki yarışların geleceğin teknolojisine de yön verdiğini vurgulayarak, “İnanıyorum ki sayıları 1 milyona erişen TEKNOFEST yarışmaları, TEKNOFEST kuşağı ve gençliği Türkiye’yi milli teknoloji hamlesinde zirveye çıkaracak. Bu yolculukta arzu ediyoruz ki gençlerimiz bayrağı bugünkünden daha ileri noktalara taşısın. Sadece havacılıkta değil uzay bilimlerinde de yapacağımız işlere Türk gençleri damgasını vursun” ifadelerini kullandı.
Gezeravcı deneyimlerini öğrencilerle paylaştı
Türkiye’nin Milli Uzay Programı kapsamında insanlı ilk uzay misyonu ile Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) görev yapan ilk astronot olan Alper Gezeravcı ise, istasyonunun işleyişi, teknik özellikleri ile uzayda yaptığı bilimsel deneyler hakkında bilgiler paylaştı. Astronot Alper Gezeravcı, “Benim hikayem 2022 Mayıs’ında başladı. Haberlerde tesadüfen Cumhurbaşkanımızın halkımıza yaptığı açıklamayı dinledim. Türkiye Cumhuriyetinin 100’üncü yılında bir Türk vatandaşı ilk defa uzaya gönderilecekti. Uzay, astronomi alanında birçok araştırma yaparak, ‘Ben bu işi yapabilirim’ noktasına geldiğim an başvurumu gerçekleştirdim. Ben bu rüyanın, bu hayalin hep başka milletlerin insanlarına ait olduğunu telkin ediyordum kendime. Artık sizin hayalinizin sınırı yok. Potansiyelinize güvenin, içinizde olan özgüveniniz ayağa kalksın. Bundan sonra yolunuz açık. Bu hikayenin kalan kısmına imza atacak olan sizlersiniz. Bundan sonra sizlerin başarılarıyla övüneceğiz” şeklinde konuştu.
GAÜN Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın ise, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’yı konuk etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Prof. Dr. Özaydın, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Yüzyılını başlatan liderdir. Bu ülkeyi dönüştüren bir lider var. Türkiye onun sayesinde küresel güç olmuştur. Bizi kırmayıp geldiği için ilk astronotumuz, komutanımız Alper Bey’e çok teşekkür ediyorum” dedi.
Rektör Prof. Dr. Arif Özaydın, program sonunda Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi ve ilk Türk astronot Alper Gezeravcı’ya hediye takdim etti. – GAZİANTEP
]]>
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır, Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonunu gerçekleştirdiğini belirterek, “Bu bir ilkti ama asla son olmayacak.” dedi.
Bakan Kacır, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) öğrencileriyle GAÜN Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’nde bir araya geldiği programa katıldı.
Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonunu ilan ettiklerinde Gezeravcı’nın uzaydan dönüşünde 81 ili ziyaret edeceğinin sözünü verdiklerini dile getiren Kacır, Gezeravcı’nın Konya’dan sonra Gaziantep’te gençlerle buluştuğunu söyledi.
Gaziantep’in milli teknoloji hamlesinin öncü şehri olmasını istediklerini dile getiren Kacır, Türkiye’nin kritik teknolojilerde tam bağımsızlık mücadelesi verdiğini, havacılıkta özellikle insansız hava araçlarında bu mücadelenin hangi düzeye gelindiğinin çok iyi bilindiğini belirtti.
Bu hafta tarihe kaydedilen büyük bir başarı hikayesine Türk mühendislerin imza attığını, Türkiye’nin 5. nesil savaş uçağını kendi imkanlarıyla üretebilen, gökyüzüyle buluşturabilen sayılı ülkelerden biri olduğunu vurgulayan Bakan Kacır, “Bu başarı, dünyayı yeniden adaletle, merhametle buluşturma iddiasındaki Türkiye için muazzam bir kazanç olmuştur.” dedi.
Bakan Kacır, son yıllarda insansız hava araçlarında peşi sıra başarı hikayelerine şahitlik edildiğini, daha yapılacak çok işin olduğunu aktararak, “Aslında bu 20. yüzyılın havacılık devi ülkelerinden biri olmamış olan Türkiye’nin 21. yüzyılda paradigma değişimini yakalaması sayesinde oldu. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 20 yılda silahlı kuvvetlerimiz neye ihtiyaç duyuyorsa onu yerli ve milli geliştirmek, üretmek konusunda başlattığımız programların, uzun vadeli gayretlerin, dökülen akıl, alın terinin sonucu olarak bu başarılar ortaya çıktı. Türkiye, insansız hava araçlarında dünyada bir numara.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2021’de Türkiye Uzay Ajansının hazırladığı Milli Uzay Programı’nı dünyaya ilan ettiğini, 10 alanda Türkiye’yi uzay ligine taşıyacak projeleri açıkladıklarını, bunlardan ilkinin uluslararası uzay istasyonuna bir Türk astronotun gönderilmesi olduğunu anlatan Bakan Kacır, uzay bilim misyonuyla Alper Gezeravcı’nın tarihe geçtiğini vurguladı.
Roket teknolojileri çalışmaları
Bu misyonun gerçekleştirilmesinin ardından karalama sınırına varacak eleştirilerin de yapıldığını belirten Kacır, şöyle konuştu:
“‘Uzaya gönderiyoruz ama bunu kendi roketimizle yapmıyoruz, niçin bunla gurur duyalım?’ diyenler oldu. Roket bilimi, teknolojileri konusunda Türkiye pek çok projeyi eş zamanlı olarak gerçekleştiriyor. Milli markalarımız var. Milli markalarımız, uzaya bağımsız erişimi sağlayacak roket geliştirmeye devam ediyorlar. 100 kilometre kabul edilen uzay sınırına erişebilecek roketleri yerli ve milli olarak geliştirdiler fakat henüz biz kendi geliştirdiğimiz roketlerle uydularımızı uzaya gönderebilen insanlar değiliz. Roket teknolojilerinde başladığımız projeler önümüzdeki dönemde özellikle uyduları uzaya taşımamıza imkan sağlayacak. Dünyada bunu yapan, insanlı uzay misyonlarını gerçekleştirecek roketleri geliştiren 3 ülke var, ABD, Rusya ve Çin. Bugüne kadar 40’dan fazla milletin mensubu uluslararası uzay istasyonuna gitmiş. Biz de bilim insanlarımızın çalışmalarını en ileri düzeye taşımak adına uluslararası uzay istasyonunun sahip olduğu altyapıyı değerlendirerek küresel literatüre katkı sunabilecek aynı zamanda Türkiye’nin de uzay bilimi yarışında ‘Ben de varım’ demesini sağlayacak ülkelerden biri olması adına bir Türk vatandaşını uzaya gönderme kararı aldık.
Türkiye için çok önemli kazanımdır. Bilim insanlarımızın hiçbir alanda, kendi alanlarında çalışan diğer ülkelerdeki bilim insanlarından geri kalmamaları adına ortaya konmuş iradedir. Cumhurbaşkanımızın iradesiyle Türk bilim insanları bu misyon kapsamında yürüttükleri projeleri dünya ligine çıkarmış oldular. Uzay bilim misyonu olsa da bu gerçekleştirilen, en önemli çıktısı işte bugün Gaziantep’te şahit olduğumuz, dün Konya’da şahit olduğumuz aslında fırlatma günü bütün Türkiye’de gece yarısı olmasına rağmen milyonlarca insanın ekran başına kilitlenerek bu heyecanı, coşkuyu paylaşmasıyla şahit olduğumuz hakikat belki de ilk kez bir bilimsel misyon kapsamında Türk milletinin ortak bir heyecanla ortak coşkuyla bu denli birlikte olmasıdır. Bu heyecanın Türk gençlerine, çocuklarına taşınmış olmasıdır. Milyonlarca genç, çocuk ülkede gözünü gökyüzünün ötesine çevirmiş oldu. Artık Türkiye’de hiç bir gencin, hiç bir çocuğun başka milletin evlatlarına ait olduğu gerekçesiyle kurmaktan vazgeçecekleri bir hayali kalmamıştır.”
TÜRKSAT 6A birkaç ay içerisinde uzaya gönderilecek
Milli Uzay Programı’ndaki tüm projeleri bir bir hayata geçireceklerinin altını çizen Bakan Kacır, Türkiye’nin kendi uydularını yerli ve milli olarak ürettiğini belirterek, “Görüntüleme uydularıyla kazandığımız tecrübeyi şimdi haberleşme uydularına taşıyoruz. TÜRKSAT 6A ilk milli haberleşme uydumuz olacak. Birkaç ay içinde TÜRKSAT 6A’yı uzaya gönderecek ve bu kabiliyete sahip 10 ülkeden biri olacağız.” ifadelerini kullandı.
Dünyanın pek çok ülkesinin uzay bilim ve teknolojileri alanında birçok projeyi hayata geçirme gayreti içinde olduğuna işaret eden Bakan Kacır, “Ama biz Türkiye olarak sahip olduğumuz kabiliyetin, yetkinliğin ve özellikle genç insan gücünün farkındayız. Belki başkalarından daha geri alanlarımız olabilir. Tıpkı havacılık gibi, uzay teknolojilerinde de paradigma değişimini hedeflersek onların önüne geçme imkanına sahip olduğumuzu biliyoruz. Gerçekleştirdiğimiz, hedeflediğimiz projelerden biri ay misyonu. Ay misyonundan bahsettiğimizde bunu da alaya alanlar oluyor. ‘Siz nasıl olacak da aya erişeceksiniz, hani 2023’de aya erişecektiniz?’ diye alaya almak isteyenler oluyor. Tabii bilmiyorlar ki biz ne proje geliştiriyor olursak olalım aslında bu milletin milli kazanımlarını hedefleriz. Kendi bilim insanlarımızın, mühendislerimizin önünü açmayı hedefleriz ve bütün projelerin her birinden Türkiye’nin kalkınma yolculuğunda önemli çıktılar elde etmeyi hedefleriz.” diye konuştu.
Türkiye’nin hibrit roket motorları geliştirdiğini, bunun uzayda kullanılabileceğini öngördüklerini dile getiren Kacır, Milli Uzay Programı kapsamında ilerleyen dönemde dünya yörüngesinden uluslararası işbirliğiyle Türk mühendislerinin geliştirdiği uzay aracını yerli hibrit motorla dünya yörüngesinden ateşleyeceklerini, ay çevresinde araştırma yaparak aya ineceklerini kaydetti.
Bakan Kacır, “Siz bu işleri hafife alanlara aldırmayın. Türk mühendislerinin, bilim insanlarının neler başarabileceklerini bugüne kadar havacılıkta son 10 yılda nasıl gördüysek önümüzdeki dönemde uzayda da benzer şeklide bu neticeleri elde edeceğiz. Bize düşen bu projelerde gayret gösteren bilim insanlarının, araştırmacıların yanında, arkasında durmaktır. Türkiye, insanlı ilk uzay bilim misyonunu gerçekleştirdi, bu bir ilkti ama asla son olmayacak.” dedi.
Kacır, daha sonra Şahinbey Millet Camisi ve Külliyesi ile inşaatı devam eden Şahinbey Millet Kütüphanesi’ni ziyaret etti.
]]>
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, uzay teknolojisi alanındaki çalışmalara devam edilerek, gelecek 10 yıl içerisinde bölgede ve dünyada uzay ekosisteminin önemli oyuncularından biri olunması hedefine doğru kararlı adımlarla ilerlendiğini bildirdi.
Kacır, DEVA Partisi Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in Milli Uzay Programı kapsamındaki hedeflere ilişkin yazılı soru önergesini yanıtladı.
Son yıllarda uzay alanında önemli kazanımların elde edildiğini belirten Kacır, 2018’de Türkiye Uzay Ajansının (TUA) kurulması ve 2021’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Milli Uzay Programı’nın ilan edilmesiyle uzay çalışmalarının ön plana çıktığını vurguladı.
Bakan Kacır, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın 19 Ocak’ta Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilerek, ilk kez insanlı uzay operasyonlarında yer alındığını ve bu alanda önemli bir eşiğin geride bırakıldığını aktardı.
Türkiye’nin uzay çalışmalarında çok sayıda uydu ve roket projesinin bulunduğunun altını çizen Kacır, uydu üretiminde birçok yerli firmayla çalışıldığını ifade etti.
“Yerlileştirme ve geliştirme çalışmaları yapılmaktadır”
Mehmet Fatih Kacır, TÜRKSAT’ın haberleşme uyduları ile GÖKTÜRK uzaktan algılama uydularının sabit yörüngede hizmet verdiğini anımsatarak, şöyle devam etti:
“Kendi ürettiğimiz TÜRKSAT 6A uydusunun 2024 yılı içinde fırlatılıp yörüngesine yerleştirilmesi planlanmaktadır. 2017 yılında başlanan metre altı çözünürlüğe sahip yerli ve milli ilk gözlem uydusu İMECE Projesi vasıtasıyla ise sıfırdan yer gözlem uydusu ve yer istasyonu alt sistemlerini tasarlayıp üretebilecek kabiliyete sahip ülke konumuna gelinmiştir. Ayrıca gelecekteki gözlem ve haberleşme uydularının yurt içinde üretilmesine yönelik kritik bir altyapı olan Uydu Montaj, Entegrasyon ve Test Merkezi kurulmuştur. Önümüzdeki dönemlerde küp uydu geliştirme faaliyetlerine devam edilmesi de planlanmakta, uydu itki sistemleri ve diğer alt sistemler üzerine yerlileştirme ve geliştirme çalışmaları yapılmaktadır.”
Yerli uyduları uzaya çıkaracak bağımsız ve yerli fırlatma sistemlerinin tasarlanmasına yönelik yurt içi ve yurt dışı ortaklıklar üzerinden çalışmaların sürdüğünü aktaran Bakan Kacır, Milli Uzay Programı kapsamındaki “Ay Projesi” için gerekli yerli ve milli Hibrit İtki Sistemleri, uçuş bilgisayarı ve çeşitli yerli uydu ekipmanlarının tasarımına, geliştirilmesine devam edildiğini bildirdi. Mehmet Fatih Kacır, gözlem ve haberleşme uydu projelerinde elde edilen bilgi ile tecrübenin “Ay Projesi”ne taşınacağını kaydetti.
Uzay Havası Uygulama Merkezi’nin bu yıl içerisinde kurulmasının öngörüldüğünü ifade eden Kacır, yerli ve milli kaynakların verimli, etkin kullanılması amacıyla TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi ile Doğu Anadolu Gözlemevi’nin entegre edilerek tek bir ulusal araştırma alt yapısı haline getirildiğini belirtti.
Uzay Kanunu vurgusu
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, uzay farkındalığını artırmak, insan kaynağının geliştirilmesi amacıyla TEKNOFEST, bilim şenlikleri, kariyer fuarları gibi proje ve etkinliklerde çalışmalar yapıldığını, çeşitli illerde gökyüzü gözlemlerini kolaylaştırmak için “Karanlık Gökyüzü Parkları”nın inşasına başlandığını anlattı.
Milli Eğitim Bakanlığının programı kapsamında Türkiye Uzay Ajansı tarafından uzay konusunda ihtiyaç görülen alanlarda eğitim almaları için yurt dışına öğrenci gönderildiğini bildiren Kacır, şunları kaydetti:
“Öncelikli hedeflerimiz, uzaya uydu sistemleri götürebilecek roket sistemleri vasıtasıyla uzaya bağımsız erişim sağlamak ve uzay limanı kurma projesidir. Önümüzdeki dönemde insanlı uzay araştırmaları, uzay keşifleri, uzay istasyonları gibi bütün değer zincirinde daha fazla rol üstlenebilmek amacıyla Türk sanayi ve teknoloji ekosisteminin güçlü şekilde desteklenip yönlendirilmesine devam edilecektir. Bu bağlamda; Türkiye’de uzay alanında uluslararası bir çalıştay düzenlenmesi, TUA’nın uzun vadeli programlar başlatmasına imkan tanıyacak düzenlemeleri kapsayacak bir uzay kanununun TBMM’ye sunulması ve Ankara’da bir uzay teknoloji geliştirme bölgesi kurulması da planlanmaktadır. Ülkemizin, Milli Uzay Programı kapsamında 2030 yılına kadar gerçekleştirmeyi hedeflediği önemli projeleri bulunmaktadır. Uzay teknolojisi alanındaki çalışmalara yoğun bir şekilde devam edilerek, önümüzdeki 10 yıl içerisinde bölgede ve dünyada uzay ekosisteminin önemli oyuncularından biri olunması hedefine doğru kararlı adımlarla ilerlenmektedir.”
]]>
Romanya’da düzenlenen Avrupa Güreş Şampiyonası’nda ikinci olan Kadın Milli Takımı, yurda döndü. Altın madalya kazanan milli güreşçi Yasemin Adar Yiğit, 2024 yılının kadın güreşinin tarih yazacağı bir yıl olacağını söyledi.
Romanya’nın başkenti Bükreş’te gerçekleştirilen Avrupa Güreş Şampiyonası’nda kadınlar kategorisinde müsabakalar sona erdi. Şampiyonada Kadın Milli Takımı, Avrupa ikincisi oldu. Kadın Güreş Milli takım; 3 altın, 1 gümüş, 1 bronz madalyayla organizasyonu 107 puanla ikinci sırada tamamladı.
Türkiye’ye 68 kiloda Buse Tosun Çavuşoğlu, 72 kiloda Nesrin Baş ve 76 kiloda Yasemin Adar Yiğit altın, 50 kiloda Evin Demirhan Yavuz gümüş, 53 kiloda ise Zeynep Yetgil bronz madalya kazandırdı.
Milliler, THY’ye ait TK1044 sefer sayılı uçakla öğle saatlerinde İstanbul’a geldi.
Efrahim Kahraman: “Tarih yazan bir takımız”
İstanbul Havalimanı’nda basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Kadın Güreş Milli Takımı Teknik Direktörü Efrahim Kahraman, “Müsabakalar beklediğimiz gibi oldu. Olimpiyat öncesi zor bir Avrupa Şampiyonası geçirdik. Biz tarih yazan bir takımız. Gerçekten burada kızlarımız adeta savaştı. Terlerinin son damlasına kadar mücadele eden tüm sporcularımızı tebrik ediyorum. Buraya kolay gelinmiyor şuan bizim Olimpiyatlara iki kotamız var. Şimdi başlıyoruz daha devam edecek. İnşallah olimpiyatlara tak takım gitmek istiyoruz” diye konuştu.
Yasemin Adar Yiğit: “2024 yılı kadın güreşinin tarih yazacağı bir yıl olacak”
Kadın güreşinde başarılarının yükselmeye devam ettiğini belirten Yasemin Adar Yiğit, “Takımın parçası olduğum için çok gururluyum. Benden başka üç tane daha altın madalya alan sporcumuz var. Gümüş madalya alan ve bronz madalya alan sporcular da var. Takım halinde de Avrupa ikincisi olduk. 2024 yılı kadın güreşinin tarih yazacağı bir yıl olacak diyebilirim. Bu sebepten dolayı da bütün takım arkadaşlarıma ve bize destek olan bakanlığımız ve federasyonumuza çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. Sporcu olmak isteyen genç kuşaklara da çağrıda bulunan milli gürelçi, “Güreş branşı zor bir branş, bana ilk zamanlar bu sporu yapamayacağımı söyleyenler çok olmuştu ama ben bunlara hiçbir zaman inanmadım ve kendi bildiğim doğrultuda hayallerim için mücadeleye devam ettim. Onlar da hayalleri için mücadele etmeye devam etsinler ve ülkelerinin en iyi şekilde temsil edip bayrağımızı dalgalandırsınlar” dedi.
Buse Tosun Çavuşoğlu: “Tarihi bir başarıya imza atarak dönüyoruz”
Kadın güreşinin sürekli zirvede olan bir branş olduğunu aktaran Buse Tosun Çavuşoğlu ise, “Bizler 2022 yılında Avrupa şampiyonu olmuştuk. Bu sene ülkemize ikinci olarak dönüyoruz ama tarihi bir başarıya imza atarak dönüyoruz. 3 altın madalyayla gerçekten çok zorlu bir müsabaka atlattık diyebiliriz” açıklamasında bulundu.
Nesrin Baş: “Çok mutlu ve gururluyum”
Nesrin Baş da, şampiyonaya çok iyi hazırlandıkları ifade ederek, “Çok iyi emek verdik, çok çalıştık ve sonunda güzel dereceler elde ettik. Takımımız gerçekten çok iyi tarih yazmış bir takımız. Avrupa ikincisi olduk. Ülkeme altın madalyamı kazandırdım. Çok mutluyum ve çok gururluyum” değerlendirmesinde bulundu. – İSTANBUL
]]>
Muğla’daki Köyceğiz Gölü, son yıllarda yurt içi ve yurt dışından gelen kano ve kürek takımlarının tercihi oldu.
Köyceğiz Su Sporları Merkezi’nde Kano ve Kürek Milli Takımı’nın yanı sıra Fenerbahçe ve Galatasaray’ın kürek takımları ile yurt dışından gelen ekipler kamp yapıyor.
Merkezin yanı sıra ilçedeki otellerde de yoğunluğa neden olan takımlar, kamp süresince Türkiye’nin 16’ncı sakin şehir (“Cittaslow) ünvanlı Köyceğiz’in doğal ve tarihi güzelliklerini de yakından görme fırsatı yakalıyor.
Sporcular sabahın ilk saatlerinden itibaren Köyceğiz Gölü’nde çalışma yürütürken, günün ilerleyen saatlerinde ise bölgenin tarihi alanlarını, antik kentleri, İztuzu Plajı, Dalyan Kanalı, Sultaniye Kaplıcaları’nı gezerek dinlenme imkanı buluyor.
Muğla Gençlik ve Spor İl Müdürü Kazım Açıkbaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Muğla’nın elverişli doğası, tarihi ve kültürel dokusuyla her türlü sportif etkinliğe ev sahipliği yaptığını, özellikle sonbahar ve kış dönemlerinde deniz ve göllerde bu çalışmaların daha yoğunlaştığını söyledi.
Yurt içi ve yurt dışından kulüp ve federasyonlar için Muğla ve ilçelerinin, uygun iklimi ve tesisleriyle bulunmaz bir yer olduğunu anlatan Açıkbaş, su sporlarında Köyceğiz’in de önemine dikkati çekti.
-“Milli sporcular Köyceğiz’de yetişecek”
Su sporlarını ön plana çıkaracak birçok aktive ve yatırım yaptıklarını vurgulayan Açıkbaş, şöyle konuştu:
“Köyceğiz Gölü son yıllarda Avrupa’nın en iyi kano ve kürek merkezi haline dönüşmüş durumda. Bunun en büyük göstergesi ise Avrupa’nın en ünlü kano ve kürek milli takımları periyodik aralıklarla Köyceğiz’e gelerek uzun bir süre kamp yapıyor. Bizde su sporlarında Muğla’nın bu potansiyelini ön plana çıkarmak için 2 yıldır yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Bunun karşılığını da almaya başladık. Kano başta olmak üzere birçok branşta dereceler elde etmeye başladık. Çalışmalar kapsamında Köyceğiz’de bulunan kamp eğitim merkezimizi Bakanlığımıza yapmış olduğumuz müracaatla kanoda sporcu eğitim merkezine dönüştürdük.”
Bu kapsamda merkezin bundan sonraki süreçte sınavla öğrenci alacağını anlatan Açıkbaş, aldıkları öğrencilerin ise Türkiye’yi uluslararası arenada temsil edecek milli sporcular olacağını dile getirdi.
Köyceğiz’de turizm işletmeciliği yapan Mustafa Ilık ise Köyceğiz’in son yıllarda gerçekleştirilen organizasyon ve kamplarla su sporları merkezi haline geldiğini söyledi.
Önceki yıllarda özellikle kampların çoğunun Antalya ve Sakarya’da yapıldığına işaret eden Ilık, şunları kaydetti:
“Artık kürekte de kanoda da biz iddialıyız. Türkiye ve yurt dışından birçok takım kış döneminde kamp için artık Köyceğiz’e geliyor. Şu anda bizim otelimizde ve bizim bağlantımız olan otellerde Litvanya, Özbekistan milli takımı ile Özbekistan’ın paralimpikleri var. Danimarka’nın kano kulübü var. Türk genç millilerimiz, kano milli takımımız var. Civarda da yine münferit olarak gelen kulüpler var.”
Sporcuların gölde ve kaldıkları otellerde sabah ve akşam antrenman yaptıklarına dikkati çeken Ilık, gölün doğal olarak güzel bir parkur olduğunu ifade etti.
Köyceğiz Gölü’nün özellikle kış aylarında sabah ve akşam çok durgun olduğunu, bu nedenle kano ve kürek sporcuların rahat antrenman yapma imkanı bulduğunu anlatan Ilık, sporcuların spor yaptığı kano ve küreklerini sıralayabileceği bir alan yapılmasının bölge için önem arz ettiğini dile getirdi.
]]>
– Ali Koç: “Türkiye Cumhuriyeti neyle mücadele ediyorsa, Fenerbahçe hep ön safhalarda olmuştur”
Fenerbahçe Başkanı Ali Koç:
“Zaferin Rengi, Türk milletinin yaşadıklarını ilmek ilmek anlatan bir kilometre taşıdır”
“Fenerbahçe FETÖ terör örgütüne karşı direnişin ateşini yakmıştır”
” Osmanlı’mıza da Cumhuriyetimize de sahip çıkmalıyız”
İSTANBUL – Zaferin Rengi filmi galasında konuşan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Fenerbahçe, tarihi boyunca yaşayacağı haksızlıklardaki duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti neyle mücadele ediyorsa, Fenerbahçe bu mücadelelerde hep ön safhalarda olmuştur” dedi.
1918-1923 yılları arasında yaşanmış gerçek olaylara dayanan, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Anadolu’da başlatılan milli mücadele ve General Harington Kupası’nı anlatan ‘Zaferin Rengi’ filminin galası Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. Gala gecesine Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, yönetim kurulu üyeleri, filmin yönetmeni Abdullah Oğuz, filmin oyuncuları, Fenerbahçe’nin birçok branşından sporcular ve davetliler katıldı. Film öncesi sahneye çıkarak konuşma yapan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, kulübün kuruluş yıllarında verilen mücadeleleri anlatarak, “İnanıyorum ki bu film bittiğinde, filmin her dakikasında iyi ki bu milletin evlatlarıyız, iyi ki bu vatanın emrindeyiz diye düşüneceğinizi umut ediyorum. Biz Fenerbahçeliler olarak bir kez daha en yoğun şekilde, Fenerbahçe’ye gönül vermekten gurur duyacağız, iftihar edeceğiz. Zaferin Rengi filmi, Türk milletinin İstanbul’un işgali sırasında, Türk halkının psikolojisinin yerle bir olduğu dönemde vatanı için mücadele ederken yaşadıklarını ilmek ilmek anlatan bir kilometre taşıdır. İşgal güçleri bu kulübün faaliyetlerini durdurmasıyla 1902 yılında Kadıköy Futbol Kulübü olarak devam ediyoruz. Yine engellerle karşılaşıyoruz; bazı oyuncularımız hapse atılıyor, bazıları sürgüne mahkum ediliyor. Ancak biz hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmiyoruz. 1907 yılında Fenerbahçe olarak yolumuza devam ediyoruz. Diğer kulüpler bizden önce kurulmasına rağmen 1908 yılında Cemiyetler Kanunu’na göre Türkiye’nin ilk resmi tescil olan kulübü Fenerbahçe oluyor. Atatürk kulübümüzü ziyaret ediyor ve bizlerin omzuna büyük bir sorumluluk yüklüyor” ifadelerini kullandı.
“Fenerbahçe FETÖ terör örgütüne karşı direnişin ateşini yakmıştır”
3 Temmuz 2011’de FETÖ terör örgütüne karşı camia olarak dik bir duruş sergilediklerini vurgulayan Koç, “Tarih boyunca milli duyguları hiçe sayanlar ve milli değerlerimize saldıranlarla mücadele eden kulübümüz defalarca kez faaliyetleri durdurulmakla karşı karşıya kalmıştır. O gün milli bir duruş sergileyen Fenerbahçe Spor Kulübü sadece o yıllarda değil yakın geçmişte de ağır saldırılara maruz kalmıştır. 2011 yılında varlığını, benliğini ve milliliğini hedef alan FETÖ terör örgütüne karşı başkanıyla, yöneticileriyle, sporcularıyla, çalışanlarıyla ve milyonlarca taraftarıyla dimdik durmuştur. Fenerbahçe Spor Kulübü, devletimizi de hedefine koyan bu örgüte karşı direnişin ateşini yakmıştır” diye konuştu.
“Türkiye Cumhuriyeti neyle mücadele ediyorsa, Fenerbahçe hep ön safhalarda olmuştur”
Zaferin Rengi filminde emeği geçenlere teşekkür eden Başkan Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fenerbahçe, tarihi boyunca yaşayacağı haksızlıklardaki duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti neyle mücadele ediyorsa, Fenerbahçe bu mücadelelerde hep ön safhalarda olmuştur. Aslında bu filmi daha evvel çekmek isteyip 3 Temmuz’dan dolayı ertelemek zorunda kalan büyük Fenerbahçeli Abdullah Oğuz başta olmak üzere birbirinden kıymetli tüm oyunculara, kamera önü ve arkasında emeği olan herkese camiamız adına sonsuz teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Fenerbahçe olarak sadece zaferlerimiz değil, hürriyete bağlılığımız ve ilkelerimizle gönüllere girdik. Unutmayın; “Fenerbahçe onu kuran bizlerin değil, artık milletin Fenerbahçe’sidir.” Bu gurur dolu sözler Türk spor tarihine altın harflerle kazınan, bu ülke için ne anlama geldiğini, böylesine yalın anlatan başkanımız Sabri Toprak başta olmak üzere kurucu üyemiz, cephede mücadele veren, gazi olan efsane kaptanımız Galip Kulasızoğlu’nu, takım kaptanımız Zeki Rıza Sporel’i ve Fenerbahçe’yi kurmuş ona hizmet etmiş, onu bizlere armağan etmiş Nurizade Ziya Songülen, Ayetullah Bey ve Necip Okaner’i saygı ile anıyoruz.”
Ali Koç, filmin konusuyla ilgili de katılımcılara kısa bir anlatımda bulundu.
“Osmanlı’mıza da Cumhuriyetimize de sahip çıkmalıyız”
Kuruluşundan itibaren Fenerbahçe’nin bugün aynı duruşta olduğunu söyleyen Başkan Koç, “Milli değerlerine, geçmişlerine sahip çıkmayan milletlerin geleceği de risk altındadır. Bunu söylerken bazıları değişik yerlere çekiyorlar. Osmanlı’mıza da Cumhuriyetimize de sahip çıkmalıyız. Çünkü yakın coğrafyamızda parçalanan ülkeleri hep beraber gördük. Cumhuriyetimizi çok zor kurduk, kıymetini bilelim. Bugün kuruluşunun üzerinden geçen 117 yılda cumhuriyetimizin ikinci yüzyılın ilk yılında Fenerbahçe Spor Kulübü aynı duruştadır. Milli değerleri benliğinde hisseden, Türk bayrağını uluslararası alanda gururla taşıyan kimlikte, bizler de attığımız her adımda, ülkesine spor alanında bu değeri korumak, yüceltmek için çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz. Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz. İlelebet yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet yaşasın Fenerbahçe’miz” diyerek sözlerini noktaladı.
]]>
Milli halterci ikiz kız kardeşler Burcu ve Duygu Alıcı, Avrupa Şampiyonası’nda birlikte madalya kazanmanın sevincini yaşıyor.
Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da düzenlenen şampiyonada, Burcu Alıcı 55 kiloda hem koparma hem de silkmede bronz madalya kazanırken, Duygu Alıcı da 49 kiloda koparmada gümüş madalyanın sahibi oldu.
Milli sporcular, AA muhabirine yaptıkları açıklamada, şampiyonada birlikte madalya almanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.
Burcu Alıcı, Avrupa Şampiyonası’nda ilk kez büyükler kategorisinde mücadele ettiklerini belirterek, “Büyükler kategorisinde ilk madalyamızı kazandık. Daha önce Duygu ile aynı şampiyonada yarışıp, birbirimizi desteklemeyi çok istiyorduk. Şu an istediğimiz oldu. Burada iki kardeş birbirimizi destekledik, madalyalarımızı aldık. Daha büyük başarılar elde edeceğimize inanıyorum.” diye konuştu.
Podyuma çıktığında kardeşi Duygu ve diğer milli sporcuların tribünde Türk bayrağını açarak tezahüratta bulunmasıyla ilgili Burcu, “Çok mutlu oldum. Her sporcunun hedefi Türk bayrağını dalgalandırmak. Ben de bayrağımızı dalgalandırmayı çok istiyordum. Karşımda bayrağımızı görünce tüylerim ürperdi, bana güç verdi.” ifadelerini kullandı.
Burcu Alıcı, yoğun bir çalışmanın sonucunda madalyaya ulaştıklarını vurgulayarak, “7. sınıftayken resim dersi hocamız halter için seçmelerin yapılacağını söylemişti. Çok merak ettim. Önce ben gittim, sonra Duygu’yu götürdüm. O şekilde haltere başladık ve 10 yıldır bu sporu yapıyoruz. Daha önce gençler kategorisinde silkmede Avrupa ikincisi, koparmada ve toplamda Avrupa üçüncüsü oldum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Duygu ile 2028 Olimpiyatları’na gitmek istiyoruz”
Burcu Alıcı, ikiz kardeşiyle daha büyük başarılar yaşamak istediğini anlatarak, “Öncelikle Dünya Şampiyonası’nda da madalya kazanmak istiyorum. Daha sonra çok iyi çalışarak, Duygu ile 2028 Olimpiyat Oyunları’na gitmeyi çok istiyoruz. İnşallah olacak.” dedi.
Elde ettikleri başarılarda ailesi ve antrenörlerinin büyük emeği olduğunu anlatan Burcu, “Madalyalarımı öncelikle bana emek veren Bahçelievler Belediyespor Kulübü antrenörüm Ramazan Mutlu hocama, sonra anneme, babama ve tüm sevenlerime armağan ediyorum. Destekleri için de bütün Türk milletine çok teşekkür ediyorum.” şeklinde görüş belirtti.
Duygu Alıcı: “İkiz kardeşimle madalyalar kazanmanın duygusu tarif edilemez”
Duygu Alıcı da kardeşiyle Avrupa Şampiyonası’nda madalya kazandığı için çok gururlu olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Avrupa’da ikiz kardeşimle madalyalar kazanmanın duygusu tarif edilemez. Kendi yarışmamda da kardeşimin yarışmasında da çok heyecanlandım. Burcu ile biz sürekli aynı yerde çalışıyoruz. Milli takım kampında da beraberdik, sürekli yan yanayız. Kardeşim kampta kolundan bir sakatlık geçirmişti ve bir hafta çok etkilenmişti. Çok ağlıyordu. ‘Bu ağlayışların boşuna değil.’ demiştim. Öyle de oldu. Avrupa Şampiyonası’nda iki bronz madalya birden kazandı. İzlerken çok heyecanlanmıştım, tribünde oturamıyordum.”
Kardeşi Burcu ile aynı organizasyonlara katılmayı çok sevdiğini anlatan Duygu, “Ondan önce tek başıma gidiyordum ve çok zor oluyordu. Arkadaşlarım var ama kimse kardeşimin verdiği yakınlığı ve desteği veremiyordu. Burcu ile birbirimizi destekliyoruz. Bazen tartışıyoruz, kavga ediyoruz ama yine de aynıyız, beraberiz. Biz 5 kardeşiz. Küçük kız kardeşim Züleyha da halterci. O da Yıldızlar Avrupa Şampiyonası’nda ikinci oldu.” şeklinde görüş belirtti.
Halterde ilk madalyasını İslami Dayanışma Oyunları’nda kazandığını hatırlatan Duygu, sözlerini şöyle tamamladı:
“İslami Dayanışma Oyunları’nda 3 altın madalya ile şampiyon olmuştum. Daha sonra 23 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası’nda 3 gümüş madalya kazandım. Bir sonraki Gençler Avrupa Şampiyonası’nda ise 3 bronz madalya almıştım. Şu anda da Sofya’da ilk kez katıldığım Büyükler Avrupa Şampiyonası’nda gümüş madalya kazandım. Elbette hedefim 2024 Paris Olimpiyatları. Tayland’da yapılacak son bir müsabakamız kaldı. Ona daha iyi hazırlanacağım. Aslında buraya da iyi hazırlanmıştım ama sakatlıktan dolayı kısa bir sürede toparlandım. Buna da çok şükür, madalyamı aldım. Tayland’da derece yapıp, kota alacağıma inanıyorum. Sonra nasip olursa 2024 Paris Olimpiyatları. Ondan sonra 2028 Olimpiyatları’na hazırlanacağım.”
Ferhat Coşkun: “Ülkemize çok madalya kazandıracaklarına inanıyorum”
Kadın Milli Halter Takımı Başantrenörü Ferhat Coşkun da ikiz kardeşler Burcu ve Duygu Alıcı’nın önemli bir gelişim gösterdiğini anlatarak, “Milli takım teknik direktörlüğünü 2,5 yıldır yapıyorum. İkiz sporcularımız Duygu ve Burcu ile bu süreçte kamplarımızı yaptık. Avrupa Şampiyonası’nda büyükler kategorisinde ilk madalyalarını aldılar. Çok sevindirici oldu. Avrupa’da ve dünyada madalya almak çok zor. Hem bizi hem de ülkemizi sevindirdiler. Gelecekte çok büyük işler yapacakları kanaatindeyim. Her şeyi beraber yapıyorlar. İleride ülkemize çok madalya kazandıracaklarına inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
MSB: Son 1 haftada 44 terörist etkisiz hale getirildi
MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB) Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, “Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son 1 haftada 44 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısı; 144’ü Irak’ın, 215’i Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 359’a ulaşmıştır” dedi.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıkta son 1 haftada yapılan faaliyetlere ilişkin bilgilendirme toplantısı düzenledi. Aktürk, başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı mücadelenin kesintisiz bir şekilde devam ettiğini belirterek, “Başarıyla icra edilen operasyonlarla Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son 1 haftada 44 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısı; 144’ü Irak’ın, 215’i Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 359’a ulaşmıştır. Gereken yer ve zamanda terör yuvalarını yerle bir etme irade ve kararlılığımız; artan bir etki ve yoğun bir baskıyla sürecek, eli kanlı teröristler bu coğrafyadan yok olup gidinceye kadar ‘ama’sız ve amansız bir şekilde devam edecektir” diye konuştu.
’21 BİN 89 KİŞİ HUDUDU GEÇEMEDEN ENGELLENDİ’
Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının, cumhuriyet tarihinin en yoğun ve etkin tedbirleri ile korunduğunu söyleyen Aktürk, “Hudutlarımızda, son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 207 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 1’i PKK/KCK terör örgütü mensubudur. 2 bin 495 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 893’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 21 bin 89 olmuştur” dedi.
‘FİLİSTİN’DE KALICI ATEŞKESİ SAVUNUYORUZ’
Bölgesel ve küresel meseleler hakkında da konuşan Aktürk, “Türk Silahlı Kuvvetlerimiz (TSK), başta Kıbrıs olmak üzere Azerbaycan, Libya, Kosova, Bosna Hersek, Katar, Somali ve daha birçok coğrafyada başarıyla görev yapmakta; kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek vermeyi sürdürmektedir. İsrail-Filistin meselesiyle ilgili olarak krizin en başından bugüne kadar, yalnızca bölgedeki değil dünyadaki herkesin güven ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkes sağlanarak çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi ve yayılmasının önlenmesi gerektiğini savunuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
‘MİLLİ DENİZALTI ÇELİKLERİ TESLİM EDİLDİ’
TSK’nın imkan ve kabiliyetlerinin milli silah sistemleriyle her geçen gün daha da arttığını vurgulayan Aktürk, “Bakanlığımıza bağlı Askeri Fabrika ve Tersane İşletme Anonim Şirketi (ASFAT) koordinesinde yapılan çalışmalar ile Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) bünyesinde faaliyet gösteren Erdemir ve Miilux OY şirketlerinin milli olarak ortaklaşa ürettiği denizaltı çelikleri Gölcük Tersanesi Komutanlığımıza teslim edilmiştir” diye konuştu.
‘F-16 TEDARİK SÜRECİNDE OLUMSUZLUK BEKLENMİYOR’
Öte yandan bakanlık kaynakları, Tuzla Piyade Okulu’nda yürütülen soruşturmada, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının bakanlığa gönderildiğini bildirdi. Kararın, bakanlığın hukukçuları tarafından değerlendirilip, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in onayına sunulacağını bildiren kaynaklar, bu aşamadan sonra kararın resmiyet kazanacağını belirtti.
Kaynaklar, ABD Kongresi’ne sunulan ve Türkiye’ye F-16 satışını engellemeyi amaçlayan öneri ile ilgili de kongredeki sessizlik sürecinin devam ettiğini ve bu süreçte herhangi bir olumsuzluk beklenmediğini aktardı.
‘TÜRKİYE’NİN HİÇBİR ÜLKENİN TOPRAĞINDA GÖZÜ YOK’
Bakan Güler’in Irak ziyaretine ilişkin detayları da paylaşan bakanlık kaynakları; söz konusu ziyarette son dönemde bölgede yaşanan gelişmeler, terörle ortak mücadele, askeri iş birliği ve Iraklı Türkmenlerin bölgedeki hak ve menfaatlerinin görüşüldüğünü bildirdi. Türkiye’nin hiçbir ülkenin topraklarında gözü olmadığını vurgulayan kaynaklar, amaçlarının ülkenin ve milletin güvenliği ile terörle mücadelede ortak hareket edilmesi olduğunu kaydetti.
ASFAT ve OYAK tarafından yerli ve milli olarak üretilen çelik hakkında da bilgi veren kaynaklar, önceki senelerde ithal edilen çeliğin artık millileştirildiğini bildirdi. Kaynaklar, dünyada bu çeliği üretebilen sayılı ülke olduğunu bildirdi.
]]>
SPOR Fanatik Sports & Business Summit 2023 düzenlendi
OLGUCAN KALKAN-SERHAN TÜRKİSTANBUL,(DHA) – Fanatik Gazetesi ev sahipliğinde, Bitexen, Petrol Ofisi, Türkiye İş Bankası, Ülker, Vestel ve Qnet sponsorluğunda düzenlenen Fanatik Sports & Business Summit 2023, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılında Türk sporunu ileri taşıyan sporcular ve yöneticilerin katılımıyla bugün gerçekleşti. Ataköy’de bulunan Olimpiyat Evi’nde Damla Uğurtürk’ün sunuculuğundaki etkinlikte; Kadın Futbolu, Sporda Sürdürülebilirlik, Olimpiyat Yolunda, Geleceğin Yıldız Kızları ve Kadın Futbolu ve Paralimpik Sporlar üzerine oturumlar düzenlendi. Etkinliğin açılış konuşmasını Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Prof. Dr. Uğur Erdener gerçekleştirdi. Sports & Business Summit’in temel amacının olimpik ve paralimpik spor dallarının sesini kamuoyuna daha fazla duyurmak olduğunu belirten Erdener, ‘En önemlisi sporcularımızı, özellikle elit sporcularımızı markalarla buluşturmak. Bir diğer konu kadın futbolu, bu etkinliğin önemli konularından biri olacak. Bildiğiniz gibi ilk kez 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nda katılan sporcuların yüzde 50’si erkek, yüzde 50’si kadın. Kadın futbolunun yükselmesi de belki bir anlamda bu temel amaçlara hizmet bağlamında önem taşıyor. Özellikle Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında sporcunun değerini artıracak, yükseltecek, ona daha fazla destek sağlayacak her türlü projeyi çok önemsiyoruz. Bu bağlamda biz de Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi olarak olimpiyat oyunlarına katılacak 47 sporcuyu paydaşlarımızla birlikte, kendi kaynaklarımızdan da 53 sporcumuzu destekliyoruz. Biz de sporcuya destek anlamında ciddi çalışmalar yapıyoruz. Ne kadar çok elit sporcu yetiştirebilirsek, olimpiyat oyunlarında da o kadar çok kota kazanma şansımız olur. Daha fazla kota ülkemiz açısından büyük önem taşıyor. Daha fazla kota daha fazla madalya demek. Olimpiyat oyunlarındaki temsilimizi mutlaka artırmak zorundayız. Özellikle olimpiyat oyunlarına takım katılımını ülkemizden artırmak zorundayız ifadelerini kullandı.
HAMİT TURHAN SİZLERLE BİR ARADA OLMAK BİZLER İÇİN BÜYÜK GURUR KAYNAĞI
Fanatik Gazetesi Yazarı Hamit Turhan, katılımcılara ve davetlilere teşekkürlerini ileterek, Fanatik Sport & Business Summit’in 5’incisini gerçekleştirdiğimiz bu önemli günde geçtiğimiz yıllarda da olduğu gibi yanımızda olduğunuz için teşekkür ederiz. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında Türk sporundaki başarıları konuşacağımız bu heyecanlı zirvede sizlerle bir arada olmak bizler için büyük gurur kaynağı diye konuştu.
Etkinlikte ilk oturum, Fanatik Gazetesi Yazarı Umut Eken’in moderatörlüğünü yaptığı Petrol Ofisi ile Kadın Futbolu oldu. Umut Eken’in konukları arasında Petrol Ofisi Grubu CMO’su Sinan Seha Türkseven, A Milli Kadın Futbol Takımı Teknik Direktörü Necla Güngör Kıragası, Galatasaray ve A Milli Takım Futbolcusu Berna Yeniçeri yer aldı. Oturumda; kadın futbolunda yaşanan zorluklar, sponsorların kadın futbolundaki önemi ve kadın futbolunun geleceği hakkında açıklamalarda bulunuldu.
SPORDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK’İN ÖNEMİ
Fanatik Gazetesi Yazarı Serkan Akcan moderatörlüğünde gerçekleşen ikinci oturumun konu başlığı ise Vestel ile Sporda Sürdürülebilirlik’ti. Dünya Şampiyonu Aerobik Cimnastikçi Ayşe Begüm Onbaşı’nın da online olarak katılım sağladığı oturumun diğer konuşmacıları Vestel Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Osman Badur, Türkiye’nin ilk Dünya Şampiyonu Cimnastikçisi İbrahim Çolak ve Avrupa Şampiyonu Ampute Futbol Milli Takım oyuncusu Barış Telli oldu. Milli sporcular; spora başlamaları, zorluklar ve kariyerleriyle ilgili düşüncelerini paylaştı.
BİTEXEN İLE BASKETBOL
Fanatik Gazetesi Yazarı Gökhan German’ın yönettiği oturumun konusu ise Bitexen ile Basketbol konusu oldu. Bitexen Kurumsal İletişim ve Spor İçeriklerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ozan Erdoğ, Türkiye Basketbol Federasyonu Başkan Vekili Ömer Onan ve Infront Managing Director Ender Uslu’nun konuşmacı olduğu oturumda Türk basketboluna yapılan yatırımlar, Basketbol Ligi’nin kaliteli ve takımlar arasındaki rekabet konuşuldu.
TÜRKİYE İŞ BANKASI İLE OLİMPİYAT YOLUNDA
Türkiye İş Bankası ile Olimpiyat Yolunda oturumu ise Fanatik Gazetesi Yazarı Olcay Çakır moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Türkiye’nin ilk Dünya Şampiyonu Cimnastikçisi İbrahim Çolak, Avrupa Şampiyonu eskrimci Nisanur Erbil ve Türkiye Şampiyonu boksör Gizem Özer konuklar arasındaydı. Milli sporcular; olimpiyat yolunda yaşanan zorluklar, olimpiyat hazırlıkları ve kariyerleriyle ilgili bilgiler verdi.
GELECEĞİN YILDIZ KIZLARI VE KADIN FUTBOLU
Etkinlik, Ülker ile Geleceğin Yıldız Kızları ve Kadın Futbolu oturumu ile devam etti. Fanatik Gazetesi Yazarı Serkan Akcan’ın moderatörlüğünü yaptığı oturumda; Ülker Kurumsal İletişim Direktörü Mehmet Uçan, A Milli Kadın Futbol Takımı Teknik Direktörü Necla Güngör Kıragası ile Ankara Büyükşehir Belediyesi Fomget Spor Kulübü ve A Milli Takım futbolcusu Birgül Sadıkoğlu konuk olarak yer aldı. TFF ile Ülker ortaklığında düzenlenen Geleceğin Yıldız Kızları projesiyle ilgili bilgiler paylaşılırken, kadın futbolunda sponsorların önemine dikkat çekildi. Milli futbolcu Birgül Sadıkoğlu da gelecek nesillere örnek olmak istediğini dile getirdi.
Paralimpik Sporlar oturumunun moderatörlüğünü ise Fanatik Gazetesi Yazarı Hamit Turhan üstlendi. Türkiye Milli Paralimpik Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi ve Hukuk Kurulu Başkanı Ümit Deniz Kurt, Paralimpik Milli Yüzücü Umut Ünlü, Dünya Üçüncüsü Paralimpik Eskrimci Hakan Akkaya, Dünya ve Avrupa Şampiyonu Paralimpik Atıcı Ayşegül Pehlivanlar’ın konuşmacı olarak yer aldığı oturumda sporcular, paramlimpik sporla hakkında bilgiler verildi.
QNET ile Olimpik Branşlar oturumunu QNET PR & Marketing Communications Executive Deniz Kuvvet yönetti. Olimpiyat Şampiyonu okçu Mete Gazoz’un da online olarak katılım sağladığı oturumun diğer konuşmacıları Dünya Gençler Yüzme Şampiyonu Kuzey Tunçelli, Avrupa Şampiyonu Ciritçi Eda Tuğsuz, Türkiye Cimnastik Federasyon Başantrenörü Yılmaz Göktekin, Dünya ve Avrupa Şampiyonu Cimnastikçi Ferhat Arıcan ve Dünya Şampiyonu Güreşçi Ali Cengiz oldu.
]]>
2 günde 12 şehit vermemizin ardından MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli, “Biz Meclis’te terörist istemiyoruz, katil istemiyoruz, canilerin sırtını sıvazlayan namertleri asla istemiyoruz. 57 DEM milletvekilinin maaşının derhal kesilerek terörle mücadeleye ve şehit ailelerine aktarılmasını öneriyoruz.” dedi.
Bahçeli, partisinin Meclis grup toplantısında şu ifadeleri kullandı:
“Değerli vekil arkadaşlarım, saygıdeğer misafirler, 2023 yılının son grup toplantısında bir aradayız. Gündemdeki konularla ilgili değerlendirmelere geçmeden önce hepinizi hürmetle selamlıyorum. Toplantımızı takip eden vatandaşlarımıza, tüm kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, şükranlarımı sunuyorum.
Bütçe çalışması devletimize ve milletimize hayırlı olsun. Bütçenin bir bütün halinde değerlendirilmelidir. TBMM onayı ile haklarını doğrudan kullanmaktadır. Bütçe özü ile bir kaynak tahsis meselesidir bu da siyasi bir tercihe dayanmakta. Türkiye’nin yüksek hedeflerini sahiplenmiştir. 2024 yılı bütçesine evet oyu verdik ve arkasında durduk. Genel kurul çalışmalarında gösterdiğiniz tutumunuzdan, tavrınızdan dolayı alayınızı kutluyorum.
“EKONOMİK SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELECEĞİMİZE İNANIYORUM”
Asıl ve akıl yoksunu iddialardan kaçınan, destekleyici, yapıcı, müdahalesini kürsüden yapan, görüşmeleri ihanet seansı gösterisi haline getirmekten sakınan, kavga çıkarmak için fırsat çıkarmak isteyenlere prim vermeyen Türkiye yüzyılı ilk bütçesinin aşamalarında duyarlılık gösteren emek ve mesai harcayan her vekilimize her bürokratımıza, değerli arkadaşlarımızla birlikte tebrik ve teşekkürlerimi iletiyorum.
Kurtuluş savaşı enflasyonun dizginlenerek başarıldığı tek savaştır. Karaborsacılara göz açtırılmamıştı. Ekonomimiz 1923’ten 1939’a kadar ortalama yüzde 8 büyümüş, milli gelir artmıştı. Kahramanlar umutlarını hiçbir zaman kaybetmemişlerdi. Yüzüncü yıl dönümünde ilhamla ekonomik sorunların üstesinden geleceğimize, fiyat istikrarı ile milletimizin hak ettiği refaha kısa sürede ulaşacağına inanıyorum.
Mustafa Kemal Paşa Keçiören’de ziraat mektebinde konaklamıştı. Ankara’ya gelişine kadar gelişen olaylar mukavemeti artan zincirin halkaları gibidir. Komutanlığı, millete itimatı, ileri görüşlülüğü mühim rol oynadı. Vatan uğruna her çileye meydan okudular. Elde yok avuçta yoktu. İmkansızlığın kuşatmasını imanın kudreti ile yardılar. Erzurum’dan Sivas’a gitmek için emekli binbaşından borç alıp yola koyuldular.
“KİMSEYE MİLLİ ŞEREFİMİZİ ÇİĞNETMEYİZ”
Battık, bittik yaygarasını koparan münafıklar, batı piyonları bir eli yağda bir eli balda, millete tepeden bakan emeği takmayan, meyhane solcuları, çarkıfelek gibi dönenler, meydan devrimciler, kerpiçli evlerden çıkan kahramanları hor gören bir avuç insanlık müsveddesi biz nereden geldiğimizi görüp hamdolsun biliyoruz. Peki siz neyi biliyor, nereye hizmet ediyorsunuz? Milli şerefimizi çiğnetmeyeceğiz. Kararımız kesin mücadelemiz bıçkındır. Herkes dikkat etsin, yayı gerilmiş ok gibiyiz. Kınından çekilmeyi bekleyen keskin bıçak gibiyiz.
Aziz vatan piyangodan çıkmadı. Kan verdik, bedel ödedik ama teslim olmadık, taviz vermedik, boyun eğmedik. Her taşı yakut olan vatan can verme sırrına erenlerindir. İrademiz milli mücadele iradesidir. Heyecanımız 104 yıl önceki seğmenlerin heyecanıdır. Hayatı boyunca millet için çırpınan merhum Akif’i, milli mücadelenin yol başçısı Atatürk’ü, aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Ne kadar geriye bakarsak o kadar uzağı görürüz. Tarihi bir vaka telaffuzu ile bugünü çözmenin mümkün olacağı kanaatindeyim.
Ne kadar geriye bakarsak o kadar uzağı görürüz. Tarihi bir vaka telaffuzu ile bugünü çözmenin mümkün olacağı kanaatindeyim.
12 ASKERİMİZİN ŞEHİT OLDUĞU SALDIRIYA TEPKİ
Tarihi hadiselerin benzerlerine bugün de şahit oluyoruz. Türkiye’nin itibarına, istikrarlı yönetime gölge düşürmek için terör kartını devreye sokuyorlar. Küresel hasım çevrelerini ürkütüyoruz. Husumet cephesi eli ve vicdanı kiralık tetikçilerini üzerimize salmakta. 22-23 Aralık’ta 12 kahramanımızın şehit olması, müştereken kurulan saldırı düzeneğin hayata geçirilmesinin sonucudur. Tetiği çeken PKK, hedefi gösteren, taktik tayin eden terör ve terörizmi himaye eden alçaklardır. Milli birliği yaralamak için operasyon devrededir.
Ayrıntılar geliyor…
]]>
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç; Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrif ettiği AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanlığı tarafından düzenlenen Mehmet Akif Ersoy’u Anma Programı’na katıldı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle ATO Congresium Salonu’nda düzenlenen Mehmet Akif’i Anma Günleri programına AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm ile birlikte katılarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın merhum Akif’e ve gündeme dair gerçekleştirdiği konuşmayı dinledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan; Merhum Akif’in, İstiklal Harbi’nin en müşkül, en zor günlerinde ‘Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın, siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın, doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın, kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın’ diye seslendiğini hatırlatarak, zulmü hiçbir zaman alkışlamayacaklarını, haktan ve haklıdan yana olmaya devam edeceklerini söyledi. 31 Mart yerel seçimlerin önemine vurgu yapan Erdoğan; “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız. 31 Mart’ta tarih yazmaya var mıyız? 31 Mart’ta hep yeni, hep ileri diyerek koşmaya var mıyız? 31 Mart’ta belediyelerde de Türkiye Yüzyılı’nı başlatmaya var mıyız? 31 Mart’ta yeniden İstanbul diyor muyuz? 31 Mart’ta yeniden Ankara, yeniden Antalya diyor muyuz? Rabb’im sizlerden razı olsun” diye konuştu. Öte yandan Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, 20-27 Aralık Mehmet Akif Ersoy’u Anma Haftası dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Mehmet Akif Ersoy’un, ‘Vatan Şairi’, ‘Milli Şair’ ve ‘İstiklal Şairi’ gibi manidar unvanlar ile anılan ülkemizin en büyük ve etkili şairlerinden birisi, hatta en önemlisi olduğunu vurgulayarak; “Türkiye’mizin kutlu, şanlı ve bir o kadar da zorlu mücadelesini içeren yıllarda, bir fikir adamı, ülkesi için bir nefer, bir şair düşünün ki Anadolu’nun bağrından çıkmış. Hem eliyle, hem diliyle, hem fikriyle, tüm varlığı ile vatanını savunmakta, sonra kendisinden bu vatan için bir milli marş kaleme alması talep edilmekte ve kaleme aldığı bizim milli marşımız, İstiklal Marşımız ayakta dakikalarca alkışlanarak kabul edilmekte ve kendisine para ödülü sunulmasına rağmen bunu kabul etmeden geri çevirmekte. İşte kendisine bugün Vatan Şairi’, ‘Milli Şair’ ve ‘İstiklal Şairi’ gibi manidar unvanlar verilmesini umuyorum ki bu necip Türk milleti gayet isabetli buluyordur” şeklinde konuştu. Başkan Büyükkılıç mesajının sonunda, şu ifadelere yer verdi;
“İstiklal Harbi’nin manevi mimarlarından olan merhum Mehmet Akif Ersoy’un, kaleme aldığı ve milli birliğimizin, beraberliğimizin, bağımsızlığımızın sembolü olan İstiklal Marşı’nı tüylerimiz diken diken olarak okuyor, dinliyor ve idrak ediyoruz. ‘Korkma’ diye başlayan, zorlu ve şanlı mücadelemizi anlatan, umudu aşılayan ve kararlılığı ortaya koyan İstiklal Marşı’mız, milli birliğin, beraberliğin, bağımsızlığın temsilcisidir. İstiklalimizi ve istikbalimizi borçlu olduğumuz ecdadımıza yönelik bir minnettarlık göstergesi ve geleceğimizi emanet edeceğimiz evladımıza karşı bir nasihat, rehber niteliğinde olan marşımızı hep bir ağızdan söylüyor, tek yürek idrak ediyor ve buradan tüm dünyaya haykırıyoruz; Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak, o benim milletimin yıldızıdır parlayacak, o benimdir o benim, milletimindir ancak.” – KAYSERİ
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Pençe-Kilit operasyonu bölgesinde 12 askerin şehit olması ardından TBMM’de ortak bildiriye CHP’nin imza atmamasıyla ilgili, “CHP, sorumluluğu olan ve sorumluluğu gereği Meclis’i bilgilendirmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi ile bir A4 kağıdı üzerinde ortaklaşıp da onların yaptıkları bütün eksiklikleri, bütün kusurları meşrulaştırmaya itiraz etmiştir. Kendi bildirgesini yayınlamıştır. İki bildirge yan yana konulduğunda bir bildirgede büyük ihtimalle gözden kaçmıştır; ama terörü kınamaktadırlar. Oysa böyle bir terör örgütü kınanmaz, lanetlenir” dedi.
2’nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün vefatının 50’nci yılı nedeniyle Anıtkabir’de anma töreni düzenlendi. Törene İnönü’nün kızı Özden Toker, torunu Ayşe Gülsün Bilgehan ve bazı aile fertlerinin yanı sıra CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürü Bilal Şentürk ve askeri erkan ile vatandaşlar katıldı.
Törende ilk olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kabrine çelenk konuldu, saygı duruşunda bulunuldu. Heyet, daha sonra İnönü’nün kabrinin bulunduğu alana geçti. İsmet İnönü’nün öz geçmişinin okunmasının ardından Cumhurbaşkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, CHP ve ailesi adına kabre çelenk bırakıldı. Saygı duruşunda bulunulmasının ardından İnönü ailesine taziye dilekleri iletildi.
‘TEMSİLİN ALT DÜZEYDE TUTULMASINI MİLLETİMİZE ŞİKAYET EDİYORUZ’
Törenin ardından gazetecilere açıklama yapan Özgür Özel, Cumhuriyetin 2’nci Cumhurbaşkanı, Atatürk’ün silah arkadaşı ve CHP’nin 2’inci Genel Başkanı İsmet İnönü’yü Anıtkabir’de hep birlikte bir kez daha andıklarını söyledi. Özel, törene Cumhurbaşkanı ya da Cumhurbaşkanı düzeyinde değil bir temsilci düzeyinde katılım olduğunu belirterek, “İsmet İnönü’nün bu ülke için yaptıklarına karşı canını ortaya koyarak, Lozan Fatih’i olarak bu ülkenin tapu senedini dünyaya kabul ettiren bir kişinin karşısında devletin çok daha güçlü bir şekilde temsil ediliyor olması lazımdı. CHP dışındaki kurumlarda bu temsiliyetin alt düzeyde tutuluyor olmasını milletimize şikayet ediyoruz ve bu durumun ilerleyen senelerde tekrar etmemesi gerektiğini hatırlatıyoruz” dedi.
‘CHP’NİN TERÖRE KARŞI DURUŞU ORTAKTIR’
Özgür Özel, dün Manisa’da katıldığı Şehit Piyade Sözleşmeli Er Enes Budak’ın cenaze töreninde protesto edilmesi ile ilgili, bir gün öncesinden büyük bir algı operasyonu başlatıldığını söyleyerek, “CHP, sorumluluğu olan ve sorumluluğu gereği Meclis’i bilgilendirmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi ile bir A4 kağıdı üzerinde ortaklaşıp da onların yaptıkları bütün eksiklikleri, bütün kusurları meşrulaştırmaya itiraz etmiştir. Kendi bildirgesini yayınlamıştır. İki bildirge yan yana konulduğunda bir bildirgede büyük ihtimalle gözden kaçmıştır; ama terörü kınamaktadırlar. Oysa böyle bir terör örgütü kınanmaz, lanetlenir. Öyle kınanacak bir kusur işlememişlerdir. Lanetlenmeleri gerekmektedir. CHP’nin teröre karşı duruşu ortaktır. Ancak iktidar partisi bu konuda yapmış olduğu dezenformasyonu provokasyona çevirmiştir. Partinin sözcüleri tarafından söylenen sözler ortadadır. Dün sabah erken saatlerden itibaren hem koruma ekibimize hem Manisa’da partimize hatta civar illerden Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçmişte çok yakın olmuş isimlerden bir provokasyon olacağı, bir saldırı olacağı söylenmiştir. Hatta bana bu cenazeye katılmayı yeniden değerlendirmem söylendi. Dün gün boyunca şehit cenazemize katılacağımı, şehidimize sahip çıkacağımı ifade ettim ve bu provokasyonların amacının ne olduğunu bildiğimi söyledim. Dün cenazeye katıldığımız andan itibaren o organize meseleyi hep birlikte takip ettik” ifadelerini kullandı.
‘CHP, DOĞRU BİLDİĞİNİ YAPACAK’
Özel, kendisini protesto edenlerin isimlerinin bugün itibari ile tespit edilmeye başlandığını söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti:
“Manisa’da olanların parti aidiyeti olduğu çok açık ortada. Ama civar illerden getirilenlerde de aynı kümelenme belli. Milletimiz dünkü yapılan provokasyonu, Manisalıların şehit cenazesine kendi isteği ile gelmiş kişilerin olmadığını biliyor. Şehit ailesi dün cenaze sırasında da gelip bu sloganları attıranlara tepki gösterdi. Dün uçağa binmeden önce şehit ailesi taziye evinden arayarak, sonra uçaktan indikten sonra bir kez daha arayarak yaşananlardan üzüntü duyduklarını, şehidin bizimle olan samimiyetini, yakınlığını bildiklerini, dün orada yaşanan saygısızlığın şehide yapıldığını ve Enes’in hatırasına saygısızlık olduğunu defaten söylediler. Hatta şehit ailesi, hiçbir günahları olmamasına rağmen aile büyükleri kanalıyla özür dilemeye kalktı. Bizim böyle bir şey kabul edemeyeceğimizi, esas şehide yeterli saygının gösterilememesi noktasında bütün yaşananlardan dolayı biz üzüntülerimizi ve özürlerimizi ilettik. Milletimiz her şeyi biliyor. ve bundan sonra da istedikleri kadar provokasyon yapsınlar, istedikleri kadar bu tip tertipler içerisine girsinler CHP, doğru bildiğini yapacak.”
‘ESAS VATANA İHANET BUDUR’
Bir kez daha Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’i Meclis’i bilgilendirmeye davet eden Özel, “Hadi dün gelmediniz. Yarın Meclis olağan gündemine dönüyor. Ne zaman gelip Milli Savunma Bakanı gerekli bilgilendirmeleri yapacak? Pençe-Kilit Operasyonu ile ilgili geçmişte çok önemli görevlerde bulunmuş askeri kişiler önemli hataları ifade ediyorlar. Operasyonun hedefinin ne olduğunu sorguluyoruz. Bu hedefe ulaşılıp ulaşılmadığını söylesinler. Ulaşıldıysa ne için oradayız? Ulaşılmadıysa kusur kimde? Lojistik imkansızlıklara dikkat çekiyor askerlerimiz. Bu lojistik imkansızlıklar nedeni ile askerlerimizin bazen orada yemeğe erişemediklerini, bazen gerekli lojistik sağlanamadığı için hayatlarının tehlikeye girdiği ortaya çıkıyor. Bunların hepsi konuşulması gerekirken ve Pençe-Kilit’ten durup durup bir günde 6 şehit gelen bir durum ortadayken hiçbir şey olmamış gibi sorunu bir A4’e imza atarak çözülmüş gibi göstermek milleti kandırmaktır. Esas vatana ihanet budur” ifadelerini kullandı.
‘MİLLİ YAS, 12 MEHMETÇİKTEN ESİRGENİYOR’
Özel, 12 şehidin anısına milli yas ilan edilmesi gerektiğini de vurgulayarak, “12 vatan evladı ölmüş, şehit olmuşlar. Kimsenin aklına milli yas ilan etmek gelmiyor. Ama Sudi Arabistan Kralı öldüğünde 3 günlük milli yas ilan ediyorlar. İşte size Recep Tayyip Erdoğan. İşte size yerli ve milli Adalet ve Kalkınma Partisi anlayışı. Suudi Arap Kralı’na gösterilen 3 gülük yas, 3 günlük vefa 12 Mehmetçikten esirgeniyor. Buna da ‘yerli ve milli siyaset’ diyorlar. Yere batsın böyle yerlilik, yere batsın böyle millilik. Gerçekten yerli ve milli bir siyaset istiyorsanız İsmet Paşa’ya bakacaksınız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bakacaksınız. CHP’nin iktidarda olduğu dönemlere, Bülent Ecevit’in Kıbrıs Barış Harekatı’na, ambargo tehditlerine rağmen doğruyu yapmasına bakacaksınız. Öyle dünyanın öbür liderlerinin ya da körfez liderlerinin karşısında sus pus olup da burada sözde yerli ve milli olanlara söyleyecek sözümüz şudur; hadi oradan o kolay siyaset durumunuz bitti artık” diye konuştu.
]]>
MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, “TEKNOFEST, gençlerimize ‘Biz de başarabiliriz’ kültürünü ve özgüvenini aşılamakta, geleceğe umutla bakmalarını ve hayallerini gerçekleştirmelerini sağlamaktadır.” dedi.
MHP milletvekilleri, TBMM Genel Kurulunda, Cumhurbaşkanlığının 2024 yılı bütçesi üzerinde konuştu.
MHP Konya Milletvekili Kalaycı, 2024 yılı bütçe teklifinde Cumhurbaşkanlığına 12 milyar 283 milyon lira ödenek öngörüldüğünü, bunun 4 milyar 335 milyon lirasının Barışı Destekleme ve Koruma Harekatı giderleri için ilgili kurumlara aktarılmak üzere ayrıldığını belirtti.
E-Devlet’e yeni hizmetlerin dahil edildiğini, hizmetlerin bütünleşik bir yaklaşımla sunumunun ön plana çıkarıldığını ifade eden Kalaycı, Avrupa Komisyonu 2023 Yılı e-Devlet Kıyaslama Raporu’nda, Türkiye’nin 35 ülke arasında ilk kez 10’uncu sırada yer aldığını kaydetti.
Dijital ekonominin, yaygın ve etkin olduğu alanlardaki güvenlik endişelerini bertaraf ederek, Türkiye’ye önemli fırsatlar sunacağını dile getiren Kalaycı, bu amaçla dijitalleşmeye uygun araç, yöntem ve mevzuatın günün şartlarına göre düzenlenmesinin önemli olduğunu anlattı.
Mustafa Kalaycı, yeşil üretim stratejisinin, hem ekolojik dengenin sağlanması hem de sürdürülebilir bir ihracat hedefi için öncelikli konulardan biri olduğuna işaret ederek, “İklim değişikliğine uyum politikaları kapsamında tarım, orman, su, gıda gibi konulara ilişkin tedbirlerin yanında ekonomik ve ticari hayat, uluslararası ilişkiler ve hukuk alanlarını da kapsayan uyum düzenlemelerinin yapılmasını, yeterli kurumsal kapasitenin oluşturulmasını gerekli görüyoruz.” diye konuştu.
Ekonomide bağımsızlığı, teknoloji yoğun ve katma değeri yüksek yerli ve milli üretimi artırmayı sağlamak amacıyla başlatılan milli teknoloji hamlesine çok önem verdiklerini vurgulayan Kalaycı, “Tam bağımsız güçlü Türkiye ülküsüyle milli teknoloji hamlesi yolculuğuna devam eden TEKNOFEST, gençlerimize ‘Biz de başarabiliriz’ kültürünü ve öz güvenini aşılamakta, geleceğe umutla bakmalarını ve hayallerini gerçekleştirmelerini sağlamaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
Kalaycı, TEKNOFEST’in, savunma, havacılık ve uzay alanında teknoloji endüstri bölgesine sahip ve savunma sanayisi üssü olma yolunda ilerleyen Konya’ya da yakışacağını ifade etti.
“Türk istihbaratı aleyhine videolar servis ediyorlar”
MHP İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu, son yıllarda gerçekleştirilen yasal düzenlemeler sayesinde Milli Güvenlik Kurulunun, “sivil yönetimin üzerinde sallanan Demokles’in kılıcı olmaktan çıktığını” söyledi.
Milli Güvenlik Kurulunun, güvenlik bürokrasisiyle seçilmiş iradenin bir arada karar verebildiği, Türkiye’ye yönelik potansiyel saldırıları önlemeye odaklanan bir yapıya dönüştüğünü aktaran Osmanağaoğlu, “Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, milli iradeye pusu kuranlar için savunma mevzisi olmaktan çıkmıştır, artık milletin güvenliğiyle alakalı politikalar üreten ve çözümler düzenleyen bir koordinasyon merkezi haline gelmiştir. Bu hayırlı dönüşüm, Türk demokrasisi açısından yüz ağartıcıdır.” görüşünü paylaştı.
Osmanağaoğlu, Milli İstihbarat Teşkilatının yükünün ağır, üstlendiği vazifenin son derece çetin olduğunu belirterek, “Suriye’nin kuzeyinde, boyunlarında sahiplerinin tasması, tatlı hülyalara dalan hainlere bu kürsüden sesleniyorum: Türk’ün kulakları sağır eden ihtişamıyla kabusu yaşamaya devam edeceksiniz. Kandil’deki inlerinde masum kanı dökmek için fırsat kollayan hayasız sapkınlara sesleniyorum: Türk ordusunun sizler için hazırladığı küçük sürprizlerle son nefesinizi vermeye devam edeceksiniz.” ifadesini kullandı.
Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından, hudutlar dışında nokta atışı operasyonlarla terör örgütlerinin kilit isimlerinin etkisiz hale getirildiğini anlatan Osmanağaoğlu, “Bazı Avrupa ülkeleri tarafından kirli bilgilerle beslenen unsurlar, Türk istihbaratı aleyhine videolar servis etmektedir. Bu yürütülen tiyatroda, firari FETÖ’cülerden tescilli kriminallere kadar pek çok figüran da rol almaktadır. Türkiye’de bazı kimseler de maalesef, bu operasyona aparat olma gafletine düşmektedir.” dedi.
“İnsan, Kur’an’ı 5 yaşında öğrenmelidir, 85 yaşında değil”
MHP Ankara Milletvekili Yaşar Yıldırım, Karabağ konusunda Azerbaycan-Türkiye ittifakının sonucunda Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulduğunu anımsattı.
Yıldırım, 300 milyonluk bir nüfus, 4,5 milyon kilometrekarelik bir coğrafyada Türk Birliği kurulduğunu vurgulayarak, “Bu, ümmetin birliğine atılan bir adımdır; bu, İslam’ın birleşmesi hususunda yapılan en önemli çalışmadır, Allah sonunu hayretsin. Bu, 2040 vizyonuyla birlikte hayata geçecektir, yaşayan görecektir.” diye konuştu.
Diyanet İşleri Başkanlığınca açılan, 4-6 yaş arası çocuklara yönelik, Kur’an-ı Kerim kurslarına değinen Yıldırım, şunları kaydetti:
“Bununla ilgili çok menfi tavırlar koyanlar oldu, infialler oldu. Bunlar devam etsin, devam edecek. En güzel yapılan icraatlardan biri 4-6 yaş arası Kur’an kurslarıdır. İnsan, Kur’an’ı 5 yaşında öğrenmelidir, 85 yaşında değil. Hayata başlarken Allah’ın kelamını, emrini, yasağını ve müsaadesini bilmek lazım. Bu yönden Sayın Diyanet İşleri Başkanımızı ve yetkililerini tebrik ediyorum. Tepki elbette olacaktır. Türkiye’de din düşmanlığı yoktur, İslam düşmanlığı vardır. Her hususta İslam’a dil uzatmadan ilk fırsatta Diyanet’e saldırılır. Biz, dinimizin, Diyanet İşlerimizin, müftümüzün, imamımızın, müezzinimizin yanındayız. Bir adım geri atmayız, esnemeyiz, kim gelirse gelsin biz onların yanındayız; bunu da hiç kimse unutmasın.”
Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin sorunlarına ilişkin de Yıldırım, vekil imamlar ile fahri Kur’an kursu öğreticilerinin sorunlarının çözülmesini istedi.
MHP’li Yıldırım, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının önemine de işaret ederek, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Hacı Bektaş’taki 6 dönüm arazisini cemevi yapmak üzere, Horasan Erenleri Dernekler Federasyonuna hibe ettiğini hatırlattı.
“Belirli şartları sağlayan gazeteciler yeşil pasaport alabilme imkanına kavuşmalı”
MHP Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, kurumlar arası ilişkiyle beraber devlet ile toplum ve devletler arası ilişkinin sağlıklı bir zeminde yürüyebilmesi için güçlü ve işlevsel bir iletişim stratejisine ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının, kurulduğu günden bu yana önemli sorumlulukları yerine getirdiğini anlatan Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kuruluşundan beri en güzide devlet kurumları arasında yer alan Başkanlığın sadece mevzuatlara hakim bir unsur olması değil, teknik düzeyde en ileri seviyede bilgi toplama, analiz etme, değerlendirme ve politika üretme gibi alanlarda da yetişmiş personel katkısıyla çalışmalarına devam etmesi elzemdir. Bu kapsamda sosyoloji, felsefe, tarih, gazetecilik, ilahiyat gibi geniş bir yetkinlik kadrosunu bünyesinde barındıran İletişim Başkanlığı, her an dinamik olan bir anlayış ve eylem haliyle faaliyetlerine devam etmektedir. Milli güvenliğimizin ve toplumsal huzurumuzun korunmasında önemli vazifeler üstlenmenin yanında Türkiye’nin uluslararası imajının korunması ve geliştirilmesi hususunda da İletişim Başkanlığının başarılı çalışmaları vardır.”
Özdemir, son zamanlarda Türkiye aleyhinde dezenformasyon faaliyetlerinin dikkat çekici şekilde arttığına işaret ederek, “Yalan, yanlış, yanıltıcı ve yönlendirici haberlerle Türkiye, uluslararası medya organları, düşünce kuruluşları ve terör örgütleri tarafından karalanmaya çalışılmaktadır. Türkiye’nin attığı adımların dış müdahalelere ve manipülasyonlara açık hale gelmemesi, dünya kamuoyuna Türkiye’nin tezlerinin en doğru ve hızlı şekilde anlatılabilmesi için İletişim Başkanlığının teknolojik, fiziki ve insan gücünün güçlendirilerek ilgili kurumlarla yetki çatışması oluşmayacak bir eş güdüm içerisinde faaliyetlerinin sürdürülmesi sağlanmalıdır.” ifadesini kullandı.
Basın yayın kuruluşlarının sorunlarının çözülmesinin, demokrasi açısından önem arz ettiğini dile getiren Özdemir, özellikle yerel medyanın son dönemlerde yaşadığı zorluklar ve diğer sıkıntılar üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğini söyledi. Özdemir, şöyle devam etti:
“Yerel medyaya uygun koşullarda kredi desteği verilmesi, desteğin teknolojik gelişimi ve yatırım ihtiyaçları göz önüne alınarak uzun vadeli olması ve sektörde istihdamı desteklemesi önemli olacaktır. Özellikle reklamlar ile resmi ilanlara uygulanan vergilemede, gazete kağıdı, gazete mürekkebi ve kalıp gibi ürünlerin gümrük vergilerinde gazetelere kolaylıklar getirilmesi, özgür basın anlayışına katkı sağlayacaktır. Anadolu medyasının, basın ahlakına sahip, tarafsızlık ilkesine bağlı ve objektif şekilde faaliyetlerini sürdürebilmesi için özel destek programları uygulamaya konulmalı, yerel medyaya kamu reklamlarından daha fazla pay verilmelidir.”
İsmail Özdemir, medya mensuplarının, başta FETÖ olmak üzere Türkiye karşıtı faaliyet yürüten çevrelere yönelik medya diplomasisine katkı sağlamada üstlendiği veya üstlenebileceği destekler göz önüne alındığında, belirli şartları sağlayan gazetecilerin yeşil pasaport alma imkanına bir an önce kavuşmaları gerektiğini de belirtti.
İnternet gazeteciliğinin yaygınlaştığına dikkati çeken Özdemir, bu alanda gerekli ve yeterli hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesinin önemini vurguladı.
]]>