MANİSA (İHA) – AK Parti Manisa milletvekilleri Murat Baybatur ve Tamer Akkal, Manisa’daki basın mensuplarıyla bir araya gelerek, 31 Mart yerel seçimleri ve gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Şehzadeler Park’ta gerçekleştirilen kahvaltıda konuşan AK Parti’li vekiller, Türkiye Büyük Millet Meclis’inde görüşülerek yasalaşan 8. Yargı Paketi sonrası meclisin tatile girdiğini ve bu süreçten sonra yerel seçim çalışmalarına sahada daha fazla ağırlık vereceklerini belirttiler. Programda konuşan AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, “Cumhur İttifakı olarak artık yerel seçimlerle alakalı tüm partilerin adayları belli oldu. Biz de Cumhur İttifakı olarak Büyükşehir Adayımız Cengiz Ergün ile ittifak olarak, Şehzadeler’de Yavuz Kurt, Yunusemre’de Mehmet Çerçi ile ve 17 ilçemizde ittifak halinde çok hummalı bir çalışma içerisindeyiz. Biz milletvekilleri olarak parlamento çalışmalarından dolayı arkadaşlarımızla tam sahaya girememiştik. Artık bugün itibariyle bizler de başlamış oluyoruz” dedi.
“Bu insanlara tepeden bakan ‘Göbeğini kaşıyan adam’ diyerek değişim olmuyor”
Geçtiğimiz hafta sonu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in Manisa Büyükşehir Belediyesini; Okçuluk Vakfı, Ensar Vakfı, TÜGVA, TÜRGEV gibi sivil toplum kuruluşlarına destek verdiğini belirtip, eleştirmesine yönelik bir gazetecinin sorusunu yanıtlayan Baybatur, “Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olan Özgür Özel, hatırlıyorsunuz ki genel başkanı olmadan önce de 4-6 Kur’an kurslarının da çağ dışı olduğunu ifade eden bir zihniyet. Okçuluk Vakfı, TÜGVA, Ensar gibi vakıflar bu memleketle alakalı askere, polise kurşun sıkan veya Okçular Vakfı askere, polise ok atan bir vakıf değil. Orada milli ve manevi duyguların yeşermesi, gençlerimizin yetişmesine vesile olmak adına oluşturulmuş sivil toplum kuruluşlarıdır. Keza Okçuluk Vakfı’nda olduğu gibi ata sporlarına yönelik okçuluk, cirit gibi birçok noktada gençlerimizin eğitilmesi, kötü alışkanlıklardan uzak tutulması üzerine faaliyet gösteren vakıflardır. Netice itibariyle Cengiz Bey ya da herhangi bir belediyemiz kanunlar içerisindeki bu vakıfların çoğu kamuya yararlı vakıflardır. Kamuya yararlı olan vakıflarda belediyelerimiz her türlü desteği, kanun içerisinde bunu yapabilir. Kılıçdaroğlu’ndan sonra diyorlar ya ‘değişim, değişim’ üstüne basa basa konuşuyorlar. ‘Değişim ve değiştim’ demekle olmuyor. Zihin kodlarınızın, DNA kodlarınızın da değişmesi gerek. Bu insanlara tepeden bakan ‘Göbeğini kaşıyan adam’ diyerek değişim olmuyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi’ni milletin değerleriyle kavga etsin diye kurmadı. Bilakis Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu unsurudur. Adeta böyle bir maziye sahip bir siyasi harekettir. Ama ne yazık ki rahmetli Atatürk dönemi sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin kodları değişerek, insanların milli ve manevi duygularına saldırma merkezi haline gelmiştir. Ezanları Türkçe okutan zihniyet Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Kuran-i Kerimi mukaddes kitabımızın okunmasını yasaklayan Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Kur’an kursları ya da imam hatiplerin açıldıktan sonra tekrar kapatılması için gerekli çalışmaları askerlerle beraber yaparak, cuntacılarla beraber yaparak bu milletin, bu manevi duygularına ya da bu manevi iklimine darbe teşebbüsü içerisinde olan ve darbe vuran Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Dolayısıyla bu tip STK’lara karşı ön yargılı olmasını çok normal karşılıyoruz. Kendisine tavsiyemiz bu hassasiyeti mesela Mason localarına da gösterse. Bu hassasiyeti yurt dışından fonlanan bazı vakıflara, derneklere de gösterseler. Bu hassasiyeti yine yurtdışından fonlanarak beşinci kol faaliyeti yapan bazı gazete, televizyon, internet yayıncılarına da gösterseler” diye konuştu.
“31 Mart seçimleri de birilerinin daha siyasi hayatını bitirmeye aday bir seçim”
AK Parti Manisa Milletvekili Tamer Akkal, çok önemli bir seçim dönemine daha girdiklerini ifade ederek, “14 ve 28 Mayıs seçimleri bazılarının siyasi hayatını bitiren seçimler oldu. Bu 31 Mart seçimleri de birilerinin daha siyasi hayatını bitirmeye aday bir seçim. Ben gördüğüm kadarıyla bu kadar vizyonsuz bir siyaset anlayışı güden özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir lider değişikliğine kadar gidebilecek seçimler diyorum. ‘Türkiye ittifakı, yok ‘yerel ittifak’ gibi saçma sapan terimlerle, vizyonsuz projelerle halkın karşısına çıkıyorlar. ‘Türkiye ittifakı’ dedikleri ittifakın içerisine de terör örgütü PKK’ya ‘terör örgütü’ diyemeyen insanların kurmuş olduğu, dağdan Kandil’den emir alarak siyaset yapmaya çalışan bir partiyle Türkiye ittifakı gibi Türkiye isminin güzelliğini kullanarak, böyle bir ittifakın içerisindeymiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Bizim bu tarz ittifaklarla, kapı arkası gizli ittifaklarla işimiz gücümüz yok. Bizim ittifakımız Milliyetçi Hareket Partisi ve Türk milletiyle” dedi.
“Bizim seçmenimiz tamamen Cumhur İttifakı’nın adaylarını oy atacaktır”
Manisa’da AK Partililerin, Cumhur İttifakı adayı Cengiz Ergün’e oy vermeyeceğine yönelik iddialara ilişkin soruyu yanıtlayan Akkal, “Cumhurbaşkanımızın gösterdiği hedefler doğrultusunda hiçbir AK Partili vatandaşımızın farklı bir yönde oy kullanacağına ben şahsen hiç inanmıyorum. Böyle bir şey konuşuluyorsa eğer tamamen dedikodudur, maksatlıdır. Görüyoruz, piyasada işte birçok yalan haber geziyor. Geçtiğimiz hafta bir anket önce sizlere dağıtıldı. Daha sonra atılan anketler silindi, yanlış atılmış deniliyor. Resimler değiştirilmiş falan. Birçok maksatlı şekilde işler yapılıyor Manisa’da. Bu da o dedikodulardan sadece bir tanesi. Biz AK Parti seçmenleri olarak Cumhur İttifakı’nın tamamen arkasındayız. Biz kesinlikle ve kesinlikle ne Milliyetçi Hareket Partisi kanadından ne de AK Parti seçmeni tarafından böyle bir problem olduğunu görmüyoruz, düşünmüyoruz. Böyle bir şeyi biz duymuyoruz ama maalesef muhalefet bunu dillendirmeye çalışıyor. Boşuna çabalar bunlar. Biz Cumhur İttifakı olarak tüm adaylarımızın sonuna kadar arkasındayız. Bizim seçmenimiz tamamen Cumhur İttifakı’nın adaylarını oy atacaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın” ifadelerini kullandı.
Programa, Manisa’daki basın mensuplarını yanı sıra Şehzadeler Belediye Başkan Yardımcısı Bilal Demir, Manisa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ali Filizkan, AK Parti Medya ve Tanıtım Başkanı Emre Şener katıldı. – MANİSA
]]>
İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, “Böyle kent uzlaşışı gibi birtakım kavramları bilmeyiz. Milletimize gidiyoruz ve her bir kare toprağımızda milletimizle bütünleşerek inşallah bu seçimin en iyi çıkış yapan partisi olacağız. Biz ne demlenenlerden ne de demleyenlerden olma düşüncesine sahibiz. İnşallah 31 Mart’ta hep birlikte sonuçları göreceğiz.” dedi.
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Hakan Şeref Olgun ile Bitlis’e gelen Zorlu, İYİ Partiye katılan Ahlat Belediye Başkanı Abdulalim Mümtaz Çoban’ı ziyaret etti.
Ardından belediye binasının önünde gazetecilere açıklama yapan Zorlu, Ahlat Belediyesinin Abdulalim Mümtaz Çoban’ın idaresinde an itibarıyla İYİ Partinin yönetimi altında olduğunu söyledi.
Ahlat’ın kendileri için önemli bir yer olduğunu belirten Zorlu, kuzeyden güneye, doğudan batıya, etnik köken ve mezhep ayrımı yapmadan ülkenin her bir ferdini kucaklama sorumluluğunda olduklarını ifade etti.
Ülkenin ekonomik anlamda sıkıntılı bir süreçten geçtiğini dile getiren Zorlu, “Özellikle son süreçte iktisadi anlamda bazı veri akışları gerçekleşti. Bunları takip ederek vatandaşımızın haklarını arıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisine önergeler, kanun teklifleri veriyoruz. Bu rakamlara yönelik emekçinin, emeklinin gelir düzeyinin ne olması gerektiğini haykırıyoruz.” diye konuştu.
“Emeklimizin, emekçimizin yanındayız”
Büyüme oranının yüzde 4,5 olarak açıklandığını belirten Zorlu, ülkenin büyümesinden memnuniyet duyduklarını kaydederek, şöyle konuştu:
“Bu büyümeden gelir dağılımı ne kadar etkilenmektedir. Bundan Bitlis’in, Ahlat’ın, Türkiye’nin farklı yerlerindeki insanların haberi var mı? Kişi başına milli gelir de 13 bin 110 dolar olarak açıklandı. Emekliye ne kadar zam verildi? 10 bin lira en düşük emekli maaşı ki bundan daha düşük alan emeklilerimiz de var. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Emekliye seyyanen zam verilmek zorundadır. En son verilen bayram ikramiyesi 3 bin lira, gerçekten kabul edilebilir değildir. 2 kişilik bir aile bayram günü bir yerden bir yere gitmek istese sadece otobüs bileti 2 bin lira tutuyor. Şekerini, ikramını katmıyoruz. Son yıllarda bu değişim ne kadar emeklinin aleyhine yaşanmış. Emeklimizin, emekçimizin sonuna kadar yanındayız. İYİ Parti olarak bir kez daha çağrıda bulunuyoruz, bayram ikramiyesi de ek 7 bin lirayla mutlaka 10 bin, yani en düşük emekli maaşı düzeyine getirilmek durumundadır.”
“Atama takvimini açıklayın”
Öğretmen atamaları konusuna da değinen Zorlu, şöyle devam etti:
“Temmuz ayından bugüne kadar yüz binlerce öğretmenimiz ve aileleri kaygılı bir bekleyiş içindedir. Bir kez daha Ahlat’tan sesleniyoruz, bu günden tezi yok atama takvimini açıklayın ve en az 100 bin kadroyu adil şekilde dağıtarak öğretmenlerimizin bu haklı feryadına kulak verin. Mülakat uygulamasının kaldırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun teklifi veren siyasi partiyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi her ne kadar seçim sebebiyle çalışmalarına ara vermiş olsa da iktidar, muhalefet bir araya gelerek bunu gerçekleştirmemiz ve bu uygulamayı da hayata geçirmemiz mümkündür, mülakat kaldırılmalıdır. Öğretmenlerimizin yeri, sınıflarıdır, okullarıdır, onları da oraya göndermek mecburiyetimiz vardır.”
Zorlu, bir gazetecinin, “Özgür Özel’in Manisa’da Türkiye ittifakından söz ederek İYİ Parti seçmenine seslendiği” yönündeki sorusuna, “Bilmiyorum böyle bir ittifak mı var? Ben duymadım doğrusu ama bizim ittifakımız milletimizledir. Böyle kent uzlaşışı gibi birtakım kavramları bilmeyiz. Milletimize gidiyoruz ve her bir kare toprağımızda milletimizle bütünleşerek inşallah bu seçimin en iyi çıkış yapan partisi olacağız. Biz ne demlenenlerden ne de demleyenlerden olma düşüncesine sahibiz. İnşallah 31 Mart’ta hep birlikte sonuçları göreceğiz.” yanıtını verdi.
]]>
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu 11. Toplantısı gerçekleştirildi.
Azerbaycan Milli Meclisi’nde TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı, AK Parti Bursa Milletvekili Osman Mesten başkanlığındaki toplantıya, TÜRKPA Genel Sekreter Mehmet Süreyya Er ile komisyon üyesi milletvekilleri katıldı.
Mesten, toplantıda yaptığı konuşmada, Azerbaycan’ın 2. Karabağ Savaşı’nda elde ettiği zaferden sonra Avrupa’nın haksız suçlamaları ile karşı karşıya kaldığını söyledi.
Azerbaycan’ın, Avrupa Parlamentosunun (AP) haksız tutumu ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin (AKPM) uygunsuz davranışı nedeniyle AKPM’den çekildiğini hatırlatan Mesten, “Fransız Parlamentosu Azerbaycan’a yönelik birtakım yaptırım kararı kabul ederken, ABD Senatosu da askeri yardımların durdurulmasını içeren kanun tasarısını kabul etmiştir. Bütün bunlar bizim nazarımızda yok hükmündedir. Bir olduğumuz sürece haklı davamızdan her zaman zaferle çıkacağımıza inanıyor, kardeş Azerbaycan’ın yanında olduğumuzu bir kez daha burada ifade ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Mesten, TÜRKPA kapsamındaki işbirliklerin önemine değinerek model kanun hazırlık çalışmalarından, bilimsel ve teknolojik gelişmelere destek vermek için yapılan ve yapılacak yasalardan bahsetti.
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç da konuşmasında parlamentoların kullandığı inovasyona dayalı yasama sürecini destekleyen yeni teknolojilerin TÜRKPA üyeleri arasında ortaklaşa kullanımını sağlayacak işbirliklerinin geliştirilmesinin gerekli olduğunu belirtti.
Kılıç, “Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) teknoloji kullanımında dünyada sayılı parlamentolar arasında yer almaktadır. Örnek olarak şu an Meclisimiz, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile Tutanak Bilgi Sistemi Projesi yürütmektedir. Bu proje tamamlandığında yapay zekanın, milletvekillerinin TBMM Genel Kurul ve komisyonlardaki sesini tanıyarak, konuşmaları kendiliğinden yazıya dökmesi ve bunları video kayıtlarıyla eşleştirerek arşivlemesi mümkün olacaktır. Bu ve benzeri çalışmalarda tecrübe paylaşımının desteklenmesi ile işe başlayabiliriz.” dedi.
TÜRKPA Genel Sekreter Er de konuşmasında üye ülkelerin bilim ve teknolojinin gelişimine büyük önem verdiğini belirtti.
Er, “TÜRKPA üyesi ülkeler başarılı bilim ve teknoloji politikaları yürütüyor. Bu politikaların oluşmasında parlamentoların da özel bir yeri var. Çağımızın zorlukları bilim alanına ve bilimsel-teknolojik faaliyetlere yansımakta ve bu bağlamda bu alanın yasal düzenlemesi, sürekli değişen bu alanda meydana gelen değişikliklere mevzuatta karşılık verilmesi büyük önem taşımaktadır.” diye kaydetti.
“TÜRKPA’ya üye ülkelerde bilimsel ve teknolojik gelişmede parlamentoların rolü ve yasama desteği” başlıklı toplantıda Azerbaycan Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Ehliman Emiraslanov, Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu üyeleri Azerbaycanlı milletvekilleri Cavanşir Feyziyev ve Melahat İbrahimkızı, Kazakistanlı milletvekili Abzal Kuspan, Kırgızistanlı milletvekilleri Ruslanbek Cakışov ve Nurcigit Kadırbekov da konuşma yaptı.
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyon üyeleri şehitlikleri ziyaret etti
AK Parti Bursa Milletvekili Mesten başkanlığındaki TÜRKPA heyeti, Azerbaycan temasları kapsamında ülkenin merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in kabrini, 20 Ocak Şehitleri’nin yer aldığı Şehitler Hıyabanı’nı ve Bakü Türk Şehitliği’ni ziyaret etti.
]]>
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, 1918’de Kafkas İslam Ordusu’nun başına geçerek Bakü’yü kurtaran, Cumhuriyet döneminde ise kurduğu fabrikalarla Türk savunma sanayisinin öncüleri arasında yer alan Nuri Paşa’nın (Killigil) vefatının 75. yılı dolayısıyla anma programı düzenlendi.
Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) tarafından düzenlenen etkinliğe Genel Sekreter Mehmet Süreyya Er, Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı, Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Azerbaycan Aksakalı Hasan Hasanov, TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı, AK Parti Bursa Milletvekili Osman Mesten, TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç, milletvekilleri, akademisyenler ve yazarlar katıldı.
TÜRKPA Genel Sekreteri Er, programda yaptığı konuşmada, 1918’de, Osmanlı Devleti’nin kendisinin de zor durumda olduğu bir dönemde Azerbaycan’ın çağrılarını yanıtsız bırakmadığını ve yardıma koştuğunu belirtti.
Er, Nuri Paşa’nın ağabeyi Enver Paşa’nın talimatıyla Kafkas İslam Ordusu’nun başına geçerek Azerbaycanlı kardeşlerinin imdadına yetiştiğini ve Bakü’yü kurtardığını söyledi.
Kafkas İslam Ordusu’nun 15 Eylül 1918’de Bakü’yü Bolşevik ve Ermeni çetelerden kurtararak kahramanlık destanı yazdığını vurgulayan Er, Bakü’nün kurtarılmasının Azerbaycan devlet tarihinde önemli rol oynadığını kaydetti.
Er, “Nuri Paşa ve Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan halkının kalbinde ebediyen yer edinmiştir. Onların kahramanlığı, Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin bir parlak örneğini daha tarihin hafızasına altın harflerle kazıdı. Nuri Paşa’nın kahramanlıkları iki milletin ortak tarihinde şerefli kardeşliğin sayfasına dönüştü.” ifadelerini kullandı.
Nuri Paşa’nın Cumhuriyet döneminde kurduğu fabrikalarla Türk savunma sanayisinin öncüleri arasında yer aldığını hatırlatan Er, bu gibi şahısların gelecek nesillere öğretilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
“Nuri Killigil Paşa, cumhuriyet tarihinin ilk endüstriyel silah tasarımcılarından olmuştur”
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı Mesten de Kafkas İslam Ordusu’nun 1918’de Azerbaycan’a gelerek kardeşlerine yardımda bulunmasının iki ülke arasındaki kardeşliğin en büyük nişanelerinden olduğunu anlattı.
Mesten, Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı’nda bütün cephelerde yenilgilerle yüz yüze kaldığı bir dönemde en seçkin askerlerini Azerbaycan’a gönderdiğini hatırlatarak, “Bu ordu sayesinde Azerbaycan bağımsızlığını tam olarak kazandı. 15 Eylül 1918’de Bakü işgalden ve zulümden kurtuldu. Bugün ise bizlere düşen atalarımızın yüzyıl öncesinden bıraktığı emanete sahip çıkmaktır.” dedi.
Nuri Paşa’nın savunma sanayiindeki faaliyetlerinden de bahseden Mesten, “Nuri Killigil Paşa, cumhuriyet tarihinin ilk endüstriyel silah tasarımcılarından olmuştur. Arap-İsrail savaşında Arap orduları için silah ve cephane üretmiştir.” diye konuştu.
Mesten, 2. Karabağ Savaşı’nda da Türk halkının ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’a gösterdiği siyasi ve manevi destekleri hatırlatarak, “Azerbaycan ile Türkiye’nin kardeşliği et ile tırnak gibidir. Kardeş ülkelerimiz arasında bütün bu gelişmelere rağmen, önümüzde çok daha büyük görevler bizleri bekliyor. Bize düşen, aramızdaki bağları daha da sağlamlaştırarak gelecek kuşaklara güçlü bir miras bırakmak, her alanda işbirliğimizi derinleştirmektir.” şeklinde konuştu.
“Boşuna ‘bir millet iki devletiz’ demiyoruz”
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Nevşehir Milletvekili Kılıç ise konuşmasında, Nuri Paşa’nın vefatının üzerinden 75 yıl geçmesine rağmen Azerbaycan Türkleri tarafından saygı ve minnetle hatırlanmasından memnuniyet duyduklarını belirterek, “Boşuna ‘bir millet iki devletiz’ demiyoruz. İyi ki bir milletiz, iyi ki bağımsız Türk devletleriyiz.” dedi.
Kılıç, Nuri Paşa’nın ve Kafkas İslam Ordusu’nun faaliyetlerinden, onların o dönemde Azerbaycan’da gördükleri saygı ve hürmetten bahsederek, “Killigil soyadını alan Nuri Paşa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından milletle birlikte kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nde, ülkesi ve Türk dünyası için dinlenmeden çalışmaya devam etti. Sık sık Türk dünyasının bir olmasından, bir olarak çok daha güçlü olacağından bahseder, bir gün bu arzusunun mutlaka gerçekleşeceğini söylerdi.” şeklinde konuştu.
“Koyun koyuna yatan Osmanlı askerleri bize emanet ve mirastır”
Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Bağcı da Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’de kazandığı zaferin İstanbul ve Bakü’yü kontrol altında tutmak isteyen güçleri çılgına döndürdüğünü ve hüsrana uğrattığını vurguladı.
Bağcı, Azerbaycan’ın birçok bölgesinde Türk şehitliklerinin olduğunu aktararak, “Koyun koyuna yatan Osmanlı askerleri bize emanet ve mirastır. Bu miras ve emaneti, kardeşliğimizin mayasını teşkil eden bu birlikteliği korumak görevimizdir.” ifadelerini kullandı.
Nuri Paşa’yla ilgili filmin gösterildiği etkinlik, Türk ve Azerbaycanlı akademisyenlerin sunumlarıyla devam etti.
?
]]>
AK Parti İBB Başkan Adayı Murat Kurum, “Yarı zamanlı belediyecilik yapan, arada sırada belediyeye uğrayan başkan, dün çıkmış bizim Rabia işaretimiz için bir parmak eksilterek el mi sallanır demiş. Bu yetmezmiş gibi tüm AK Parti’mizin seçmeniyle dalga geçip Allah size akıl fikir versin demiş. Kibre bakar mısınız, bu nasıl bir kibirdir? Kibri aklının önüne geçmiş. Bizim işaretimizle dalga geçiyor” dedi.
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, Eyüpsultan’da düzenlenen Doğu ve Güneydoğu İstişare Toplantısı’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Murat Kurum’un yanı sıra Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Akış, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın, Eski Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken, AK Parti Eyüpsultan Muhammet Vanlıoğlu, Bitlis Konfederasyonu ve Doğu Güneydoğu Üst Çatı Platformu Başkanı Selim Korkmaz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Kalkınma Vakfı Başkanı Hüsamettin Korkutata, AK Parti Genel Merkez Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Veysel Ayhan, milletvekilleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan program protokol konuşmalarıyla devam etti. Kurum’a konuşması sırasında vatandaşlar alkışlarla eşlik etti. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
Programda konuşan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Akış, “Belediye başkanları her şeyi vadedebilirler ama samimiyet vadetmek herkesin harcı değil. İBB başkan adayımızın en büyük vaadi samimiyeti ve güzel kalbidir. O daha önceki görevlerinde olduğu gibi şimdi de sahicilikten hiç ödün vermedi” dedi.
“Milletimizle el ele verip Doğu’nun ve Güneydoğu’nun yarınları için çalıştık”
Programda konuşan AK Parti İBB Başkan Adayı Murat Kurum “Biz İstanbul’a bakınca güçlü bir devletin izlerini, aynı medeniyetin evlatlarının kenetlenmiş ruhunu görürüz. Öyle ki İstanbul’un bir yanı Erzurum’dur, Erzincan’dır. Kars’tır, Van’dır, Bitlis’tir! İstanbul’un diğer yanı Muş’tur, Bingöl’dür, Bitlis’tir, Ağrı’dır, Elazığ’dır, Hakkari’dir, Tunceli’dir. İstanbul’dan bakınca Bitlis’in beş minaresini, Erzurum’un Çifte Minareli Medresesi’ni, Van Gölü’nün eşsiz maviliğini, Muş’un uçsuz bucaksız ovalarını, Bingöl’ün karlı yaylarını görürsünüz. Sizlere bakınca Türkiye’nin özetini görüyorum. Bu tür buluşmalarda milletimizin her ferdiyle, ülkemizin her yöresinden insanımızla muazzam gönül köprüleri kurduğunuzu görüyorum. 81 ilimizde yaptığımız hizmetlerle, kazandırdığımız nice eserlerle milletimizin teveccühüne mazhar olmuşuz. İnanın, milletimizin yüzündeki tebessüm bizim için şereflerin en büyüdüğüdür. 81 ilimize 550’den fazla ziyaret gerçekleştirdim. Doğu’da, Güneydoğu’da ayak basmadık tek bir il, tek bir ilçe, tek bir mahalle bırakmadık. Her zaman en büyük gayemiz sizlere hizmet etmek oldu. Milletimizle el ele verip Doğu’nun ve Güneydoğu’nun yarınları için çalıştık. Gittiğimiz her yerde iz bıraktık. Çünkü biz bu ülkenin her bir karışına sevdalıyız. Bu milletin her bir ferdini kendi kardeşimiz gibi seviyoruz. Bizim gecemiz gündüzümüz hep milletimiz oldu” dedi.
“Bizim işaretimizle dalga geçiyor”
Ekrem İmamoğlu’nun AK Parti’nin Rabia işareti ile dalga geçmesine tepki gösteren Kurum, “Bugün derdiyle dertlendiğimiz bu aziz İstanbul’umuz iş bilmez ellerde, beceriksiz bir yönetim altında çok zaman kaybetmiştir. İstanbul’un 5 yılı ziyan edilmiş, heba edilmiştir. Bu koca 5 yıl sadece reklamla, algıyla ve polemikle geçmiştir. İsrafı bitirdik deyip o boy boy dizdikleri arabaların ili katını hizmet aracı olarak kullandıklarını görüyoruz. İsrafı bitirdik deyip tabelalara 175 milyon reklam bütçesi ayırdıklarını görüyoruz. İsrafı dibine kadar yaptıkları ve 550 milyon harcadıkları o konserleri görüyoruz. Yarı zamanlı belediyecilik yapan, arada sırada belediyeye uğrayan başkan, dün çıkmış bizim Rabia işaretimiz için bir parmak eksilterek el mi sallanır demiş. Bu yetmezmiş gibi tüm AK Parti’mizin seçmeniyle dalga geçip Allah size akıl fikir versin demiş. Kibre bakar mısınız, bu nasıl bir kibirdir? Kibri aklının önüne geçmiş. Bizim işaretimizle dalga geçiyor. Bu işarette tek bayrak, tek millet, tek devlet, tek vatan var. Bunun neyinden rahatsız oldun? Sen bizim birliğimizden, beraberliğimizden mi rahatsız oldun? Sen git o yabancı büyükelçilerle masada olmaya devam et. Biz sen istesen de istemesen de 22 yıldır olduğu gibi milletimizde el ele kol kola yürümeye devam edeceğiz. Sen git 5 yıldır olduğu gibi yol yürüdüğün genel başkanını, il başkanını arkasından hançerlemeye devam et. Sen yine git o İstanbul’un kaynaklarını İstanbul’a değil kendi emellerin için çarçur et. 31 Mart’ta bu millet senin o eş genel başkanını da seni de süresiz tatile yollayacak” şeklinde konuştu.
“Bunların millete zerre kadar şefkati yok”
Bu seçimin iki zihniyet arasında gerçekleşeceğini belirten Kurum, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İstanbul’umuzu önümüzdeki yerel seçimde emin ellere teslim etmek yeniden şahlandırmak için çok önemli bir fırsat var. Bu yerel seçimde hizmetler yarışacak. Bu yerel seçimde eserler yarışacak. İşte milletimiz bu farkı görüyor çünkü değerli kardeşlerim her şey ayan beyan ortadadır İşte milletimiz bu farkı görüyor. Çünkü her şey ayan beyan ortadadır. Bugün seçimde iki taraf var. Bir tarafta afet anında tatil beldelerinde gezenler, diğer tarafta Fikirtepe’de, Esenler’de, Bağcılar’da, Kartal’da 75 bin yeni yuvayı inşa etmek için çalışanlar var. Bugün bir tarafta kendi geleceği için İstanbul’u kaderine terk edenler, diğer tarafta Kartal Orhantepe’de, Üsküdar’da, Beykoz’da şantiyelerde çalışanlar var. Bugün bir yanda Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne bile karşı çıkanlar ve Ayasofya müze olsun diyenler, diğer yanda Havalimanı’nı, Marmaray’ı, Avrasya Tüneli’ni yapanlar var. Bunların millete zerre kadar şefkati yok, sadakati yok. İşte bu seçim iki zihniyet arasında gerçekleşecek. Bu seçimde ya sağlıksız binalarda deprem korkusuyla beklemeyi, ya da kentsel dönüşümle huzur içinde yaşamayı seçeceğiz. Bu seçimde ya 5 yılda 5 bin konut bile dönüştüremeyenleri ya da asrın felaketinde 3 ayda 180 bin konutun inşasını başlatanları seçeceğiz. Bu seçimde ya milletin kaynaklarını çarçur edenleri ya da bizim gibi İstanbul’a her alanda 350 milyar yatırım yapanları seçeceğiz. ya İstanbul’un bütçesini kendi için harcayanları, ya da İstanbul’un kaynaklarını İstanbul için harcayanları seçeceğiz. Ben inanıyorum ki İstanbullular 5 yıldır çektikleri çileyi göz önünde bulundurarak, hizmetin ve eserin adresi olan AK Parti’mizi ve Cumhur İttifakı’mızı 31 Mart’ta rekor bir oyla seçecektir.”
“İstanbul’umuzu hep birlikte değiştirip güzelleştireceğiz”
“Biz hep millet için yapan, millet için üreten tarafta olacağız” diyen İBB Başkan Adayı Kurum, “Bizim bu şehre dair rüyalarımızı, hayallerimizi, hedeflerimizi paylaşıyoruz. Derdi olmayanlar bizi anlayamazlar. Çünkü dert insanı yollara düşürür. İşte biz bu dertle milletimizin zor anında nasıl yanında olduysak 31 Mart’tan sonra da aynı anlayışla çalışacağız. Bizi arayanlar algıda, reklamda bulamayacaklar. Bizi arayanlar milletin yuvalarını yaparken bulacaklar. Bizi arayanlar yerin üstünde konutlarımızı yaparken, yerin altında metro şantiyelerinde çalışırken bulacaklar. Bizi arayanlar İstanbul’un 39 ilçesinde millet bahçeleri yaparken bulacaklar. Biz hiçbir zaman kirli pazarlıkların, iftiraların, dedikodular arkasında bulamayacaklar. Biz hep millet için yapan, millet için üreten tarafta olacağız. Biz hiçbir zaman sözünü yiyenlerin tarafında olmayacağız. Biz hep sözünü tutanların tarafında olacağız. Dün nasıl 81 ilimize ve İstanbul’umuza hizmet ettiysek aynı anlayışla çalışıp 1 Nisan’dan sonra da bu şehre hizmet etmeye devam edeceğiz. İstanbul’umuzu hep birlikte değiştirip güzelleştireceğiz” ifadelerine yer verdi. – İSTANBUL
]]>
AK Parti İBB Başkan Adayı Kurum: “İstanbul’da 650 bin konutu 5 yıl içerisinde dönüştüreceğiz”
“Milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok”
Kurum’dan Özgür Özel’in ‘bedelli askerlik’ eleştirisine cevap: “Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin vatan sevgisini sorguluyorsun”
İSTANBUL – AK Parti İBB Başkan Adayı Murat Kurum, “5 yıllık süreçte 365 bin konut yaptım. Kentsel dönüşümle ilgili hemen hemen her ilde çalışmış bir kardeşinizim. Kentsel dönüşüm bizim işimiz. İstanbul’da 650 bin konutu 5 yıl içerisinde dönüştüreceğiz” dedi.
AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Bahçelievler’de düzenlenen Bereketli Toprakların Mirası Güneydoğu Sofrası İstanbul Buluşması programında vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Kurum’un yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Akış, bakan yardımcıları, milletvekilleri, belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Doğu ve Güneydoğu’da ayak basmadık tek bir mahalle bırakmadık”
5 yıllık bakanlık döneminde Doğu ve Güneydoğu’da eserleri olduğunu hatırlatan Murat Kurum, “Her gün Allah’a şükrediyorum. Şükrediyorum çünkü, bu tür buluşmalarda görüyorum ki, milletimizin her ferdiyle, ülkemizin her yöresinden insanımızla muazzam gönül köprüleri kurmuşuz. 81 ilimizde yaptığımız hizmetlerle, kazandırdığımız nice eserlerle milletimizin teveccühüne mazhar olmuşuz. İnanın, milletimizin yüzündeki tebessüm bizim için şereflerin en büyüdüğüdür. Bu tebessümün ardında hiç şüphesiz tertemiz bir emek var, alın teri var, sizlere olan sevdamız var. Ben Mardin’de 3 sene okudum. Burada bir ablamızın kardeşi, benim okul arkadaşım. Mardin’den Mezopotamya’ya baktığınızda bir deniz görürsünüz. O güzel insanların ruhunu, kardeşliğini görürsünüz. Şırnak’ta askerlik yaptım. İyi ki; Şırnak’ın sokaklarında nefes alabilmeyi Rabbim bize nasip etti. 5 yıllık bakanlık dönemimde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun her bir şehrinde bu kardeşinizin bir izi var, bir eseri var. 81 ilimize 450’den fazla ziyaret gerçekleştirmiş bir kardeşiniz olarak Doğu’da, Güneydoğu’da ayak basmadık tek bir mahalle bırakmadık. Kardeşlerimizin ihtiyaçlarını gidermek için oraya koştuk” şeklinde konuştu.
“Milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok”
Doğu ve Güneydoğu’da yaptığı hizmetleri sıralayan Kurum, “Her zaman en büyük gayemiz şu oldu. Sizlere nasıl daha müreffeh bir hayat sunabiliriz, hep bunun derdinde olduk. Hamdolsun bugün; Batman’dan Mardin’e, Siirt’ten Şırnak’a, Diyarbakır’dan Şanlıurfa’ya, Kilis’ten Adıyaman’a kadar her bir şehrimizde yaptığımız hizmetleri görürsünüz. İşte memleketiniz Batman’a gittiğinizde sizlerin evlatlarınızla, ailelerinizle nefes alacağı yeşil alanları, millet bahçelerimizi görürsünüz. Mardin’de Cumhuriyet Meydanımızı nasıl ihya ettiğimizi, Eski Mardin Çarşısı’nın siluetini aslına uygun bir şekilde nasıl yenilediğimizi görürsünüz. Siirt’te 40 bin metrekarelik alanda kentsel dönüşüm çalışmalarımızı ve 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nı nasıl yenilediğimizi görürsünüz. Terörün Şırnak’ta, Diyarbakır’da oluşturduğu tahribattan sonra bu şehirlerimizi sosyal alanlarıyla, parklarıyla, bahçeleriyle birlikte nasıl yeniden ayağa kaldırdığımızı görürsünüz. Yeni Sur’u görürsünüz, yeni Şırnak’ı görürsünüz. Yine Şanlıurfa’da, Bitlis’in deresi Beş Minare’siyle sizleri selamlar. Erzurum’a gittiğinizde Ulu Camii etrafının düzenlendiğini görürsünüz, Adıyaman’da asrın felaketinden sonra yaralarımızı nasıl sarmak için yükselen konutlarımızı, yuvalarımızı görürsünüz. Malatya’ya gittiğinizde; Malatya bizi hemşehrisi ilan etti. Elazığ bizi Kara Murat ilan etti. Depremde, selde, heyelanda milletimizin hep yanındaydık. Elazığ’da Malatya’da depremler oldu, herkesten önce oraya koştuk. Elleri öyle bir tuttuk ki, o eller 1 yıl içinde konutlara dönüştü. Oraya gittiğimizde biz kendimizi evimizde gibi hissediyoruz, kardeşleri gibi bağırlarına basıyorlar. Bize ‘bu konutları yapamazsınız, kaynak bulamazsınız’ dediler. Biz de Allah’a şükür ki sözlerimizi tutan tarafta olduk. Yeni Elazığ, yeni Malatya’yı yeni Pütürge’yi vatandaşımızla el ele vererek inşa ettik. Asrın felaketinde 11 ilimizi, 14 milyon vatandaşımızı etkileyen bir depremle uyandık. 6 Şubat’ta bu acıyı 85 milyon yaşadı. Tek yürek, tek yumruk oldu. 11 ilimizi ayağa kaldırmak için, yeniden Ulu Camii’nin ezanlarını duymak için, oradaki vatandaşlarımızın yüzünü güldürmek için çalıştık. 3 ayda 180 bin konutun ihalesini gerçekleştirdik. Dünyada hiçbir yerde bunu göremezsiniz. Biz milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok” ifadelerine yer verdi.
“İstanbul’umuz iş bilmez ellerde, beceriksiz bir yönetim altında çok zaman kaybetmiştir”
“Trafik çilesiyle İstanbul’da yaşamı solduranlar var” sözleriyle mevcut İBB yönetimini eleştiren Murat Kurum, “Biz bu ülkenin her bir karışına sevdalıyız. Biz bu milletin her bir ferdine sevdalıyız. Bizim gecemiz gündüzümüz milletimiz. Aklımızda, fikrimizde, ruhumuzda hep Türkiye’miz var. Bizi bu yola düşüren, bizi bu yola sevk eden derttir. Bugün derdiyle dertlendiğimiz İstanbul’umuz iş bilmez ellerde, beceriksiz bir yönetim altında çok zaman kaybetmiştir. İstanbul’un 5 yılı ziyan edilmiş, heba edilmiştir. Ama önümüzde İstanbul’u yeniden emin ellere teslim etmek, yeniden şahlandırmak için çok büyük bir fırsat var. Bugün seçimde iki taraf var. Bir tarafta afet anında tatil beldelerinde gezenler, diğer tarafta Fikirtepe’de, Esenler’de İstanbul’un 39 ilçesinde toplam 75 bin yeni yuva için çalışanlar var. Bir tarafta kendi geleceği için İstanbul’u kaderine terk edenler, diğer tarafta Kartal Orhantepe’de, Üsküdar’da, Beykoz’da şantiyelerde arı gibi çalışanlar var. Bugün bir yanda trafik çilesiyle İstanbul’da yaşamı solduranlar, diğer yanda Çekmeköy’de, Tuzla’da, Pendik’te gençlerimize, çocuklarımıza yepyeni yaşam alanları sunanlar var” diye konuştu.
“İstanbul’un kaynağını İstanbul’a harcarsanız, İstanbul’un gücü her yere yeter”
İstanbul’un kaynaklarının algı ve reklam kampanyalarına harcandığını ifade eden Murat Kurum, “5 yıllık bakanlık görevimde, genel müdürlük görevimde ne söz verdiyse tutan bir kardeşiniz olarak karşınızdayım. Biz söz verdiysek, sözümüzü tutarız. 5 yıllık süreçte 365 bin konut yaptım. Kentsel dönüşümle ilgili hemen hemen her ilde çalışmış bir kardeşinizim. Kentsel dönüşüm bizim işimiz. İstanbul’da 650 bin konutu 5 yıl içerisinde dönüştüreceğiz. Dönüştüreceğiz ki, burada yaşayan kardeşlerimiz, annelerimiz babalarımız yastığa başını koyduğunda güven ve huzur içinde uyusun. Kaynağı nereden mi bulacağız? Kaynak milletimiz. İstanbul’un kaynağını İstanbul’a harcarsanız, İstanbul’un gücü her yere yeter. Ama siz İstanbul’un kaynaklarını kendi ikbaliniz için boy boy reklam tabelalarına harcarsanız, 2 günlük konsere 550 milyon lira harcarsanız yetmez. O zaman İstanbul üzülür, İstanbul kırılır. İstanbul küçük bir bebek gibidir. Sevgi ister, ilgi ister, güvenli adımlarla birlikte yürümek ister. Hem İstanbul’daki deprem riskini ortadan kaldıracağız. Hem de yapacağımız 100 bin kiralık konutla birlikte, konut kira fiyatlarını aşağı çeken tarafta olacağız. Trafik çilesine yapacağımız metrolarla, karayolları tünelleriyle ve kavşak düzenlemeleriyle son vereceğiz. İstanbul’un 571 yıllık onurunu, gururunu yeniden İstanbul diyerek şaha kaldıracağız. 5 yıllık fetret devrini bitireceğiz” dedi.
“Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin ve ailelerinin vatan sevgisini sorguluyorsun?”
Kurum, bedelli askerlik yapanlara ‘kaçak’ diyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e ise şu şekilde tepki gösterdi:
“Bunun mesajını CHP’nin bir o yana, bir bu yana savrulmasından da anlıyoruz. İşte bugün bu savrulmanın bir örneğini daha gördük. CHP’nin yetersiz eş genel başkanı Özgür efendi çıkmış, bedelli askerlik yapan 650 bin vatan evladımıza ‘kaçak’ diyor. Ne diyor? ‘Türkiye’yi sevenlerden oy istiyoruz. Bedelli askerliğe kaçanlardan değil’ diyor. CHP eş genel başkanı Özgür efendi bu aralar diline bizi doladı. Niye? Çünkü 31 Mart akşamı eş genel başkanlığını bırakacak. Hem kendisi hem de kibri aklının önüne geçmiş buradaki belediye başkanı, yarı zamanlı belediye başkanlığı yapan Ekrem bey süresiz tatile gidecekler. Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin vatan sevgisini sorguluyorsun, onları vatanı sevmemekle suçluyorsun? Sen kimsin ki bu pırıl pırıl gençlerimize böyle bir ithamda bulunuyorsun. Acaba senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Sana bu yetkiyi kim veriyor? Deprem üzerinden kirli bir siyaseti üreten sen değil misin? Şehit cenazesinde kahkahalar atan sen değil misin? Bu millet senin ne olduğunu, kim olduğunu çok iyi biliyor. Milletimizin arasına nifak tohumları ekmene asla müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Gençlerimize, bu vatanın hiçbir evladına kimse yafta vuramaz. Hele hele şehidimizin cenazesinde kahkahalar atanlar bu konuda tek bir kelime edemez. Hiç merak etme bu milletin evlatları, sana gereken cevabı 31 Mart’ta sandıkları patlatarak verecek.”
“Bizi arayanlar milletin yuvalarını yaparken bulacak”
“Bizim bu şehre dair rüyalarımız, hayallerimiz, hedeflerimiz var” diyerek sözlerine devam eden Kurum, “Derdi olmayanlar bizi anlayamaz. Çünkü dert insanı yollara düşürür. İşte biz bu dertle milletimizin zor anında nasıl yanında olduysak, 31 Mart’tan sonra da aynı anlayışla çalışacağız. Bizi arayanlar algıda, reklamda bulamayacak. Bizi arayanlar milletin yuvalarını yaparken bulacak. Bizi arayanlar yerin üstünde dönüşüm, yerin altında metro şantiyelerinde bulacak. Bizi arayanlar İstanbul’un 39 ilçesinde millet bahçeleri yaparken bulacak. Bizi hiç kimse polemik yaparken görmeyecek. Bizi arayanlar temel atarken, açılışlar yaparken bulacak. Gençlerimiz için yeni ofisler, yeni iş yerleri kurarken bulacak. Bizi arayanlar başımızdaki baretimizle, ayağımızdaki çizmemizle, sırtımızdaki montumuzla İstanbul’umuz için koşarken bulacak. Biz hiçbir zaman kirli pazarlıkların, iftiraların, dedikodular tarafında olmayacağız. Biz hep millet için yapan ve üreten tarafta olacağız. Biz hiçbir zaman sözünü yiyenlerin tarafında olmayacağız. Biz hep sözünü tutanların tarafında olacağız” dedi.
“Bu şehrin çilesi varsa muradı da var”
Kurum konuşmasını, “Dün nasıl 81 ilimize ve İstanbul’umuza hizmet ettiysek Allah’ın izniyle 1 Nisan’dan sonra da bu şehre hizmet etmeye devam edeceğiz. Ne diyor Şanlıurfa’nın yanık sesi Kazancı Bedih: ‘Mevlam birçok dert vermiş, beraber derman vermiş.’ Evet, bu şehrin derdi varsa dermanı da var, bu şehrin çilesi varsa muradı da var. İnşallah İstanbul’un dertlerine hep birlikte derman olacağız. İstanbul’umuzu hep birlikte değiştirecek, hep birlikte yöneteceğiz. İstanbul’a yeniden; gönül belediyeciliğini hakim kılacağız. Her kardeşimizin gurur duyacağı bir İstanbul için gece gündüz demeden var gücümüzle çalışacağız. 1 Nisan’da İstanbul, gerçek belediyecilikle tanışacak. 1 Nisan’da yüzler gülecek, İstanbul gülecek, İstanbullular gülecek. Tıpkı Diyarbakır türküsünde ‘Mardin kapı şen olur’ dediği gibi inşallah 1 Nisan’dan sonra da İstanbul’umuzun her bir hanesi, her bir vatandaşı şen olacak, huzurlu olacak” ifadeleriyle noktaladı.
“Murat kardeşim İstanbul için büyük bir fırsattır”
İstanbul’un 1 Nisan’dan itibaren yeniden eser ve hizmet siyasetiyle yönetileceğini ifade eden Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Sosyal konut açığını köklü bir şekilde çözmenin tek bir yolu var. O da TOKİ üzerinden sosyal konut üretimidir. Özellikle İstanbul’un karşı karşıya olduğu deprem riski var. Kentsel dönüşüm temel çözümdür. Kentsel dönüşümün mimarı burada. İBB başkan adayımız, deneyimiyle, birikimiyle ulaşım sorununu, konut arzını ve kentsel dönüşümü yapabilecek Türkiye’de en güçlü kişiliktir. Biz bu şehri daha yaşanabilir bir hale getirmek, daha da kalkındırmak için bu alanlarda ilerleme sağlamamız lazım. Sizce adaylar arasında bunu en iyi kim yapabilir? Bence cevap çok açık ve nettir. O yüzden Murat kardeşim İstanbul için büyük bir fırsattır. İstanbul çok şanslıdır. Bu kadar büyük bir tecrübeye, birikime sahip işin ehlidir” şeklinde konuştu.
]]>
AK Parti İBB Başkan Adayı Murat Kurum, “5 yıllık süreçte 365 bin konut yaptım. Kentsel dönüşümle ilgili hemen hemen her ilde çalışmış bir kardeşinizim. Kentsel dönüşüm bizim işimiz. İstanbul’da 650 bin konutu 5 yıl içerisinde dönüştüreceğiz” dedi.
AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, Bahçelievler’de düzenlenen Bereketli Toprakların Mirası Güneydoğu Sofrası İstanbul Buluşması programında vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Kurum’un yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Akış, bakan yardımcıları, milletvekilleri, belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Doğu ve Güneydoğu’da ayak basmadık tek bir mahalle bırakmadık”
5 yıllık bakanlık döneminde Doğu ve Güneydoğu’da eserleri olduğunu hatırlatan Murat Kurum, “Her gün Allah’a şükrediyorum. Şükrediyorum çünkü, bu tür buluşmalarda görüyorum ki, milletimizin her ferdiyle, ülkemizin her yöresinden insanımızla muazzam gönül köprüleri kurmuşuz. 81 ilimizde yaptığımız hizmetlerle, kazandırdığımız nice eserlerle milletimizin teveccühüne mazhar olmuşuz. İnanın, milletimizin yüzündeki tebessüm bizim için şereflerin en büyüdüğüdür. Bu tebessümün ardında hiç şüphesiz tertemiz bir emek var, alın teri var, sizlere olan sevdamız var. Ben Mardin’de 3 sene okudum. Burada bir ablamızın kardeşi, benim okul arkadaşım. Mardin’den Mezopotamya’ya baktığınızda bir deniz görürsünüz. O güzel insanların ruhunu, kardeşliğini görürsünüz. Şırnak’ta askerlik yaptım. İyi ki; Şırnak’ın sokaklarında nefes alabilmeyi Rabbim bize nasip etti. 5 yıllık bakanlık dönemimde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun her bir şehrinde bu kardeşinizin bir izi var, bir eseri var. 81 ilimize 450’den fazla ziyaret gerçekleştirmiş bir kardeşiniz olarak Doğu’da, Güneydoğu’da ayak basmadık tek bir mahalle bırakmadık. Kardeşlerimizin ihtiyaçlarını gidermek için oraya koştuk” şeklinde konuştu.
“Milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok”
Doğu ve Güneydoğu’da yaptığı hizmetleri sıralayan Kurum, “Her zaman en büyük gayemiz şu oldu. Sizlere nasıl daha müreffeh bir hayat sunabiliriz, hep bunun derdinde olduk. Hamdolsun bugün; Batman’dan Mardin’e, Siirt’ten Şırnak’a, Diyarbakır’dan Şanlıurfa’ya, Kilis’ten Adıyaman’a kadar her bir şehrimizde yaptığımız hizmetleri görürsünüz. İşte memleketiniz Batman’a gittiğinizde sizlerin evlatlarınızla, ailelerinizle nefes alacağı yeşil alanları, millet bahçelerimizi görürsünüz. Mardin’de Cumhuriyet Meydanımızı nasıl ihya ettiğimizi, Eski Mardin Çarşısı’nın siluetini aslına uygun bir şekilde nasıl yenilediğimizi görürsünüz. Siirt’te 40 bin metrekarelik alanda kentsel dönüşüm çalışmalarımızı ve 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nı nasıl yenilediğimizi görürsünüz. Terörün Şırnak’ta, Diyarbakır’da oluşturduğu tahribattan sonra bu şehirlerimizi sosyal alanlarıyla, parklarıyla, bahçeleriyle birlikte nasıl yeniden ayağa kaldırdığımızı görürsünüz. Yeni Sur’u görürsünüz, yeni Şırnak’ı görürsünüz. Yine Şanlıurfa’da, Bitlis’in deresi Beş Minare’siyle sizleri selamlar. Erzurum’a gittiğinizde Ulu Camii etrafının düzenlendiğini görürsünüz, Adıyaman’da asrın felaketinden sonra yaralarımızı nasıl sarmak için yükselen konutlarımızı, yuvalarımızı görürsünüz. Malatya’ya gittiğinizde; Malatya bizi hemşehrisi ilan etti. Elazığ bizi Kara Murat ilan etti. Depremde, selde, heyelanda milletimizin hep yanındaydık. Elazığ’da Malatya’da depremler oldu, herkesten önce oraya koştuk. Elleri öyle bir tuttuk ki, o eller 1 yıl içinde konutlara dönüştü. Oraya gittiğimizde biz kendimizi evimizde gibi hissediyoruz, kardeşleri gibi bağırlarına basıyorlar. Bize ‘bu konutları yapamazsınız, kaynak bulamazsınız’ dediler. Biz de Allah’a şükür ki sözlerimizi tutan tarafta olduk. Yeni Elazığ, yeni Malatya’yı yeni Pütürge’yi vatandaşımızla el ele vererek inşa ettik. Asrın felaketinde 11 ilimizi, 14 milyon vatandaşımızı etkileyen bir depremle uyandık. 6 Şubat’ta bu acıyı 85 milyon yaşadı. Tek yürek, tek yumruk oldu. 11 ilimizi ayağa kaldırmak için, yeniden Ulu Camii’nin ezanlarını duymak için, oradaki vatandaşlarımızın yüzünü güldürmek için çalıştık. 3 ayda 180 bin konutun ihalesini gerçekleştirdik. Dünyada hiçbir yerde bunu göremezsiniz. Biz milletimizle el ele verdiğimizde yapamayacağımız hiçbir iş yok” ifadelerine yer verdi.
“İstanbul’umuz iş bilmez ellerde, beceriksiz bir yönetim altında çok zaman kaybetmiştir”
“Trafik çilesiyle İstanbul’da yaşamı solduranlar var” sözleriyle mevcut İBB yönetimini eleştiren Murat Kurum, “Biz bu ülkenin her bir karışına sevdalıyız. Biz bu milletin her bir ferdine sevdalıyız. Bizim gecemiz gündüzümüz milletimiz. Aklımızda, fikrimizde, ruhumuzda hep Türkiye’miz var. Bizi bu yola düşüren, bizi bu yola sevk eden derttir. Bugün derdiyle dertlendiğimiz İstanbul’umuz iş bilmez ellerde, beceriksiz bir yönetim altında çok zaman kaybetmiştir. İstanbul’un 5 yılı ziyan edilmiş, heba edilmiştir. Ama önümüzde İstanbul’u yeniden emin ellere teslim etmek, yeniden şahlandırmak için çok büyük bir fırsat var. Bugün seçimde iki taraf var. Bir tarafta afet anında tatil beldelerinde gezenler, diğer tarafta Fikirtepe’de, Esenler’de İstanbul’un 39 ilçesinde toplam 75 bin yeni yuva için çalışanlar var. Bir tarafta kendi geleceği için İstanbul’u kaderine terk edenler, diğer tarafta Kartal Orhantepe’de, Üsküdar’da, Beykoz’da şantiyelerde arı gibi çalışanlar var. Bugün bir yanda trafik çilesiyle İstanbul’da yaşamı solduranlar, diğer yanda Çekmeköy’de, Tuzla’da, Pendik’te gençlerimize, çocuklarımıza yepyeni yaşam alanları sunanlar var” diye konuştu.
“İstanbul’un kaynağını İstanbul’a harcarsanız, İstanbul’un gücü her yere yeter”
İstanbul’un kaynaklarının algı ve reklam kampanyalarına harcandığını ifade eden Murat Kurum, “5 yıllık bakanlık görevimde, genel müdürlük görevimde ne söz verdiyse tutan bir kardeşiniz olarak karşınızdayım. Biz söz verdiysek, sözümüzü tutarız. 5 yıllık süreçte 365 bin konut yaptım. Kentsel dönüşümle ilgili hemen hemen her ilde çalışmış bir kardeşinizim. Kentsel dönüşüm bizim işimiz. İstanbul’da 650 bin konutu 5 yıl içerisinde dönüştüreceğiz. Dönüştüreceğiz ki, burada yaşayan kardeşlerimiz, annelerimiz babalarımız yastığa başını koyduğunda güven ve huzur içinde uyusun. Kaynağı nereden mi bulacağız? Kaynak milletimiz. İstanbul’un kaynağını İstanbul’a harcarsanız, İstanbul’un gücü her yere yeter. Ama siz İstanbul’un kaynaklarını kendi ikbaliniz için boy boy reklam tabelalarına harcarsanız, 2 günlük konsere 550 milyon lira harcarsanız yetmez. O zaman İstanbul üzülür, İstanbul kırılır. İstanbul küçük bir bebek gibidir. Sevgi ister, ilgi ister, güvenli adımlarla birlikte yürümek ister. Hem İstanbul’daki deprem riskini ortadan kaldıracağız. Hem de yapacağımız 100 bin kiralık konutla birlikte, konut kira fiyatlarını aşağı çeken tarafta olacağız. Trafik çilesine yapacağımız metrolarla, karayolları tünelleriyle ve kavşak düzenlemeleriyle son vereceğiz. İstanbul’un 571 yıllık onurunu, gururunu yeniden İstanbul diyerek şaha kaldıracağız. 5 yıllık fetret devrini bitireceğiz” dedi.
“Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin ve ailelerinin vatan sevgisini sorguluyorsun?”
Kurum, bedelli askerlik yapanlara ‘kaçak’ diyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e ise şu şekilde tepki gösterdi:
“Bunun mesajını CHP’nin bir o yana, bir bu yana savrulmasından da anlıyoruz. İşte bugün bu savrulmanın bir örneğini daha gördük. CHP’nin yetersiz eş genel başkanı Özgür efendi çıkmış, bedelli askerlik yapan 650 bin vatan evladımıza ‘kaçak’ diyor. Ne diyor? ‘Türkiye’yi sevenlerden oy istiyoruz. Bedelli askerliğe kaçanlardan değil’ diyor. CHP eş genel başkanı Özgür efendi bu aralar diline bizi doladı. Niye? Çünkü 31 Mart akşamı eş genel başkanlığını bırakacak. Hem kendisi hem de kibri aklının önüne geçmiş buradaki belediye başkanı, yarı zamanlı belediye başkanlığı yapan Ekrem bey süresiz tatile gidecekler. Özgür efendi sen kimsin ki 650 bin gencimizin vatan sevgisini sorguluyorsun, onları vatanı sevmemekle suçluyorsun? Sen kimsin ki bu pırıl pırıl gençlerimize böyle bir ithamda bulunuyorsun. Acaba senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Sana bu yetkiyi kim veriyor? Deprem üzerinden kirli bir siyaseti üreten sen değil misin? Şehit cenazesinde kahkahalar atan sen değil misin? Bu millet senin ne olduğunu, kim olduğunu çok iyi biliyor. Milletimizin arasına nifak tohumları ekmene asla müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Gençlerimize, bu vatanın hiçbir evladına kimse yafta vuramaz. Hele hele şehidimizin cenazesinde kahkahalar atanlar bu konuda tek bir kelime edemez. Hiç merak etme bu milletin evlatları, sana gereken cevabı 31 Mart’ta sandıkları patlatarak verecek.”
“Bizi arayanlar milletin yuvalarını yaparken bulacak”
“Bizim bu şehre dair rüyalarımız, hayallerimiz, hedeflerimiz var” diyerek sözlerine devam eden Kurum, “Derdi olmayanlar bizi anlayamaz. Çünkü dert insanı yollara düşürür. İşte biz bu dertle milletimizin zor anında nasıl yanında olduysak, 31 Mart’tan sonra da aynı anlayışla çalışacağız. Bizi arayanlar algıda, reklamda bulamayacak. Bizi arayanlar milletin yuvalarını yaparken bulacak. Bizi arayanlar yerin üstünde dönüşüm, yerin altında metro şantiyelerinde bulacak. Bizi arayanlar İstanbul’un 39 ilçesinde millet bahçeleri yaparken bulacak. Bizi hiç kimse polemik yaparken görmeyecek. Bizi arayanlar temel atarken, açılışlar yaparken bulacak. Gençlerimiz için yeni ofisler, yeni iş yerleri kurarken bulacak. Bizi arayanlar başımızdaki baretimizle, ayağımızdaki çizmemizle, sırtımızdaki montumuzla İstanbul’umuz için koşarken bulacak. Biz hiçbir zaman kirli pazarlıkların, iftiraların, dedikodular tarafında olmayacağız. Biz hep millet için yapan ve üreten tarafta olacağız. Biz hiçbir zaman sözünü yiyenlerin tarafında olmayacağız. Biz hep sözünü tutanların tarafında olacağız” dedi.
“Bu şehrin çilesi varsa muradı da var”
Kurum konuşmasını, “Dün nasıl 81 ilimize ve İstanbul’umuza hizmet ettiysek Allah’ın izniyle 1 Nisan’dan sonra da bu şehre hizmet etmeye devam edeceğiz. Ne diyor Şanlıurfa’nın yanık sesi Kazancı Bedih: ‘Mevlam birçok dert vermiş, beraber derman vermiş.’ Evet, bu şehrin derdi varsa dermanı da var, bu şehrin çilesi varsa muradı da var. İnşallah İstanbul’un dertlerine hep birlikte derman olacağız. İstanbul’umuzu hep birlikte değiştirecek, hep birlikte yöneteceğiz. İstanbul’a yeniden; gönül belediyeciliğini hakim kılacağız. Her kardeşimizin gurur duyacağı bir İstanbul için gece gündüz demeden var gücümüzle çalışacağız. 1 Nisan’da İstanbul, gerçek belediyecilikle tanışacak. 1 Nisan’da yüzler gülecek, İstanbul gülecek, İstanbullular gülecek. Tıpkı Diyarbakır türküsünde ‘Mardin kapı şen olur’ dediği gibi inşallah 1 Nisan’dan sonra da İstanbul’umuzun her bir hanesi, her bir vatandaşı şen olacak, huzurlu olacak” ifadeleriyle noktaladı.
“Murat kardeşim İstanbul için büyük bir fırsattır”
İstanbul’un 1 Nisan’dan itibaren yeniden eser ve hizmet siyasetiyle yönetileceğini ifade eden Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, “Sosyal konut açığını köklü bir şekilde çözmenin tek bir yolu var. O da TOKİ üzerinden sosyal konut üretimidir. Özellikle İstanbul’un karşı karşıya olduğu deprem riski var. Kentsel dönüşüm temel çözümdür. Kentsel dönüşümün mimarı burada. İBB başkan adayımız, deneyimiyle, birikimiyle ulaşım sorununu, konut arzını ve kentsel dönüşümü yapabilecek Türkiye’de en güçlü kişiliktir. Biz bu şehri daha yaşanabilir bir hale getirmek, daha da kalkındırmak için bu alanlarda ilerleme sağlamamız lazım. Sizce adaylar arasında bunu en iyi kim yapabilir? Bence cevap çok açık ve nettir. O yüzden Murat kardeşim İstanbul için büyük bir fırsattır. İstanbul çok şanslıdır. Bu kadar büyük bir tecrübeye, birikime sahip işin ehlidir” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Bu kadim topraklar; inanıyor, çalışıyor ve çabalıyoruz ki yeniden ayağa kalkacak. Hatay hiçbir zaman sahipsiz kalmadı, kalmayacak.” dedi.
AK Parti Dörtyol İlçe Başkanlığı önünde düzenlenen açık hava toplantısında vatandaşlara hitap eden Yerlikaya, Hatay Büyükşehir Belediyesinin uzun zamandır AK Parti’nin gerçek belediyeciliğinden uzak kaldığını, artık kavuşma vaktinin geldiğini söyledi.
Yerel seçimde kentteki tüm belediyeleri hizmetle buluşturacaklarını belirten Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Artık Dörtyol, Hatay eser ve hizmet belediyeciliğiyle, gerçek belediyecilikle Allah’ın izniyle yeniden tanışacak. Dörtyol ve Hatay’ımızı ayağa kaldıracak, depremin yaralarını saracak, sokaklarımızı, caddelerimizin her bir noktasını değerlerine, tarihine ve dokusuna uygun şekilde bizim güçlü Cumhur İttifakı’mız yapacak.”
Yerlikaya, büyük ve güçlü Türkiye yolunun yerelden geçtiğini vurgulayarak, “Kalkınma, büyüme, gelişme hep önce mahallinde, yerelde, burada, sizlerle başlıyor. Eğer yerelde adımlarımızı sağlam atmazsak, hizmetlerimizi gerçekleştiremezsek hep yarım ve eksik kalırız.” diye konuştu.
Kente hizmet için bayrağı devralacaklarını dile getiren Yerlikaya, eser ve hizmet anlayışıyla Hataylıları daha mutlu ve huzurlu hissettirmek için durmadan, yorulmadan çalışacaklarını belirtti.
“Hataylı kardeşlerimizin her şeyden önce gönlüne talibiz”
Yerlikaya, Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk ve Dörtyol Belediye Başkan adayı Ömer Oğuz Uçar’a hayırlı işler yapmayı dileyerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Her şey gelir geçer. Önemli olan gök kubbede hayırla anılacak seda, gönüllerinizde iz bırakmak. Cumhur İttifakı olarak şehir inşa ederken gönül yıkmayacağız. Bu milletin, Hataylı kardeşlerimizin her şeyden önce gönlüne talibiz. Bu makamlar, görevler, hepsi birer emanet. Bunlar milletimizin, sizlerin bizlere emaneti. Milletimiz kendisine hizmet etmemiz için bizlere bu görevi veriyor, bizler de bu anlayışla hareket ediyoruz. Bu ülke, millet için taş üstüne taş koyan, hizmet ve eser üreten herkesten Allah razı olsun.”
“Hatay, Türkiye Yüzyılı’na ışık tutmaya Allah’ın izniyle devam edecektir”
Hatay’ın, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerden en çok etkilenen kent olduğunu anlatan Yerlikaya, afette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diledi.
Yerlikaya, depremler nedeniyle büyük acıların yaşandığını belirterek, şöyle konuştu:
“Bu kadim topraklar; inanıyor, çalışıyor ve çabalıyoruz ki yeniden ayağa kalkacak. Hatay hiçbir zaman sahipsiz kalmadı, kalmayacak. Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Hatay benim şahsi meselemdir’ diyordu. İşte Hatay da bizim, AK Parti’mizin ve Cumhur İttifakı’mızın şahsi meselesidir. Dünyada caddesi ilk aydınlatılan şehrin, Hatay’ımızın caddesi olduğunu biliyoruz. Hatay’ımızın hiçbir caddesinin, sokağının da karanlıkta kalmasına müsaade etmeyiz, edemeyiz. Hatay bizim yolumuzu aydınlatmaya, Türkiye Yüzyılı’na ışık tutmaya Allah’ın izniyle devam edecektir.”
Bakan Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ve Cumhur İttifakı’nın kararlı duruşuyla bölücü terör örgütünün bitme noktasına geldiğini söyledi.
Terörle mücadeledeki başarıyı tüm dünyanın gördüğünü aktaran Yerlikaya, “Terörü sınırımızın ötesinde, kaynağında, Mehmetçiğimizin kahramanlığıyla nasıl dize getirdiğimizi herkes görüyor. Ülke içerisinde, İçişleri Bakanlığımız, kahraman güvenlik güçlerimiz ve Milli İstihbaratımızın nokta atışıyla nasıl nefeslerini kestiğimizi, onları pişman ettiğimizi görüyorsunuz.” diye konuştu.
Bu durumun en büyük şahidinin de Hatay, Dörtyol, İskenderun, Belen olduğunu aktaran Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Şimdi değil ki Dörtyol’daki, Osmaniye’deki, bu coğrafyadaki yaylalar şu an Türkiye’mizdeki hiçbir yaylamız, meramız kapalı değil. Hepsi aziz milletimizin emrinde ve istifadesinde Allah’a hamdolsun. Her zaman Sayın Cumhurbaşkanı’mız ne diyorsa gelin bu meydanda yürekten bir kere daha söyleyelim. Son terörist etkisiz hale gelinceye kadar durmayacağız, duraksamayacağız.”
Yerlikaya, felaketin yaşandığı ilk andan itibaren devletin ve milletin bütün imkanlarını seferber ettiğini ve etmeyi de sürdüreceklerini vurguladı.
“Depremin yaralarını sarmak, bizim boynumuzun borcudur”
“Hataylı kardeşlerim şunu çok iyi bilir ki biz bu millete verdiğimiz sözden dönmedik, dönmeyeceğiz” diyen Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Bizim yolumuz, milletin yoludur. Bizim yolumuz millete ömrünü adayan Recep Tayyip Erdoğan yoludur. Bizim yolumuz yeniden büyük ve güçlü Türkiye yoludur, bu anlayış 22 yıldır AK Parti siyasetinin mihengi olmuştur. Şimdi Dörtyol’un, Hatay’ın gözü pek, yüreği cesur insanları, kıymetli kardeşlerim, depremin yaralarını sarmak, yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldırmak bizim boynumuzun borcudur. 22 yıldır ülkemizin dört bir yanında eser ve hizmetler ortaya koyduk. Yapılan her iş, büyüyen ve kalkınan Türkiye’nin temel taşlarını oluşturdu. Sizlere olan aşkımız, sizlere olan sevdamız hamdolsun bizlere hep güç verdi. Sizlerin duası bizi başarılı kıldı, şimdi de sizlerin desteğiyle Dörtyol’umuzu, Hatay’ımızı yeniden ayağa kaldırmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”
Kalıcı konutların yapımına da büyük bir hızla devam ettiklerinin altını çizen Yerlikaya, Dörtyol’da 3 bin 105 hak sahibinin bulunduğunu, 2 bin 60 konutun ihalesinin yapıldığını anlattı.
Yerlikaya, 6-20 Şubat arasında 11 ilde hak sahiplerine, biten evlerin kuralarını çektiklerini hatırlatarak, “Her ay kura çekmeye devam ediyoruz. Şimdi 389 bin depremzede hak sahibi vatandaşlarımızın evlerini vermemiz lazım. 75 bini tamam. Yıl sonuna kadar Allah’ın izniyle 200 bin konutun kuralarını çekip anahtarlarını verecek, yine bu yıl boyunca ihalelerini tamamlayıp önümüzdeki yılın sonuna kadar Allah’tan bir mani gelmezse sizlerin duası, bizim durmadan, duraksamadan, gece gündüz çalışarak 389 bin evin anahtarlarını kardeşlerimize teslim edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Ayrım yapmadan hizmetlere devam edeceklerini belirten Yerlikaya, “Allah’ın izniyle hiçbir ilçemizde ayrım yapmaksızın, bağışlayın beni; ‘oy vermiş, vermemiş’ ayrımı yapmadan ki bizim ittifak siyasetimizde bunun yeri yok; Defne de Dörtyol da Hassa da Payas da Belen de Armutlu da bizim, hepsi bizim insanlarımız.” dedi.
Yerlikaya, Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk ve Dörtyol Belediye Başkan adayı Ömer Oğuz Uçar’a destek istedi.
Cumhur İttifakı’nın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Öntürk de kentin altyapısını, ulaşımını, yollarını yeniden ele alacaklarını söyledi.
Yerlikaya, daha sonra Çaylı ve İnönü caddelerinde esnafla bir araya geldi, Dörtyol’daki seçim iletişim merkezinin açılışını yaptı.
]]>
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Hangi maskeyi takarlarsa taksınlar milletimiz bunların ne olduğunu artık gayet iyi biliyor ama niyetlerini ve taktiklerini kendi ağızlarıyla ikrar etmelerinden açıkçası biz memnuniyet duyduk. Görüldüğü gibi sandıkta hesaba çekilecekleri günler yaklaştıkça bunların ayakları titremeye başladı. Hangi kılığa gireceklerini, hangi yalana sarılacaklarını, hangi istikamete koşacaklarını şaşırdılar.” dedi
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Antalya’da düzenlenen mitinginde konuştu. Mitinge katılanlara “Şurada artık 30 günümüz var. Kadın Kolları, gençler, Cumhur İttifakı, 31 Mart’a hazır mıyız? Yeniden Antalya diyor muyuz?” diye seslenen Erdoğan, Antalya’nın turizmiyle, tarımıyla, ticaretiyle ve insanıyla ülkeye değer kattığını söyledi. Antalya’nın artık sadece turizmin ve tarımın değil, diplomasinin de küresel yıldızlarından biri haline dönüştüğünü kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:
“Hükümeti ya da belediyeleri yönetmek için sandıktan yetki alan siyasetçiler, seçim meydanlarında yaptıklarının muhasebesini yapar. Milletimiz bu süreçte gördüklerini, duyduklarını kendi iç dünyasında değerlendirir, verdiği kararı da sandıkta ilan eder. Antalya geçtiğimiz beş yılda büyükşehir ve ilçeleriyle belediyelerini yönetenlere notlarını veriyor. Önümüzde beş yıl için de aday olanları ölçüp, tartıyor. Antalya’ya hizmete talibiz.”
“OY ORANLARI ANTALYA İLE ARAMIZDAKİ MUHABBETİ YANSITMAKTAN UZAK”
Antalya halkının, geçen mayıs ayındaki seçimlerde kendilerine Cumhurbaşkanlığında yüzde 43, milletvekilliğinde yüzde 41 oy verdiğini kaydeden Erdoğan, “Tabii bu oy oranları Antalya ile aramızdaki muhabbeti yansıtmaktan uzaktır. Hep birlikte 31 Mart’ta sandıkları Cumhur İttifakı oylarıyla patlatarak bunu telafi edeceğimize inanıyorum. Sizlerden bunun sözünü almak istiyorum. Yerel yönetimi de bize teslim ettiğinizde ülkeyi uçurmaya devam edecek miyiz? Bu ülkeyi çöpten, çamurdan, çukurdan çıkarmayanlara bir daha teslim edemeyiz. Antalya’nın dünya şehri vasfını her alanda güçlendirme sözümüzü yerine getireceğiz.” dedi.
“NE YAPSALAR BOŞ, NE YAPSALAR BEYHUDE”
CHP Genel Başkanının parti teşkilatının yöneticilerine seçim dönemine özel öğütler verdiğini ifade eden Erdoğan, “Teşkilatlarına ‘dürüst davranın’ demiyor da ‘seçime kadar maskelerinizi takın ve sakın çıkarmayın’ diyor. Tabii ne yapsalar boş, ne yapsalar beyhude.” şeklinde konuştu.
Erdoğan, şunları kaydetti:
“Hangi maskeyi takarlarsa taksınlar milletimiz bunların ne olduğunu artık gayet iyi biliyor ama niyetlerini ve taktiklerini kendi ağızlarıyla ikrar etmelerinden açıkçası biz memnuniyet duyduk. Görüldüğü gibi sandıkta hesaba çekilecekleri günler yaklaştıkça bunların ayakları titremeye başladı. Hangi kılığa gireceklerini, hangi yalana sarılacaklarını, hangi istikamete koşacaklarını şaşırdılar. CHP’nin Genel Başkanı önce İstanbul’da, Mersin’de ve kimi başka yerlerde DEM ile DEM’lendi, ittifak yaptı. Bu iki parti kendi aralarında yaptıkları gizli kapaklı anlaşmalarla belediye başkan adaylıklarını, meclis üyeliklerini, belediye yönetimlerini paylaştılar. Sonra da CHP Genel Başkanı çıkıp utanmadan ‘Bizim DEM ile ittifakımız yok’ diye demeç veriyor. Yalan bunların ağzına yuva yapmış. Riyakarlık bunların karakteri haline gelmiş. Herkesi kör, alemi sersem sanıyorlar. Milletin feraset şamarı yüzlerine defalarca indiği halde bu aymazlıklarından bir türlü vazgeçmiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar nafile. Milletimiz sadece maskelerin arkasına sakladıkları gerçek yüzlerini değil onların ciğerlerini biliyor. Bukalemun gibi renkten renge girseler de bu millet onları gördüğü her yerde tanır ve layık olduğu cevabı verir.”
Millete hizmete devam ettiklerini, Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma eksiklerini telafi ettikleri gibi bugünkü sıkıntılarını da yine kendilerinin çözeceğini belirten Erdoğan, “Ülkemizi siyasetiyle, diplomasisiyle, sanayisiyle, teknolojisiyle, tarımıyla, turizmiyle dünyanın en üst sıralarına nasıl taşıdıysak Türkiye Yüzyılı ile zirveye de öyle çıkaracağız.” şeklinde konuştu.
“ZORLUKLARI GÖRMEZDEN GELMİYORUZ”
“Gerisinde 10 yıllık zorlu bir mücadelenin, bölgesel ve küresel krizin olduğu ekonomik sıkıntılarımızın çözümünde önemli mesafeler katettik.” diyen Erdoğan açıklanan büyüme rakamlarına değindi. Erdoğan, “Tesis ettiğimiz kesintisiz büyüme iklimi sayesinde istihdamda, üretimde, ihracatta, turizmde her yıl yeni rekorlar kırarak yolumuza devam ediyoruz. Tüm bunları söylerken çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere vatandaşlarımızın yaşadıkları zorlukları asla görmezden gelmiyoruz. Tam tersine bu sıkıntıların çözümünün üretiminin, büyümenin, yatırımdan, çalışmaktan, kazanmaktan geçtiğini biz söylüyoruz.” dedi.
“MİLLİ İRADE BAYRAMINI BERABER İLAN EDECEĞİZ”
Ramazan ayının yaklaştığına işaret eden Erdoğan, meydandakilere “Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramını beraberce ilan edeceğimize ben inanıyorum. Siz inanıyor musunuz? Cumhuriyetimizin en büyük demokrasi ve kalkınma hamlesinin yeni bir safhasını inşallah sizlerle birlikte ‘Yeniden Antalya’ diyerek başlatacağız. Gayretiniz ve desteğiniz için Rabb’im şimdiden sizlerden razı olsun.” diye konuştu.
]]>
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Milletimiz ne diyorsa bizim için baş tacı. Yeter ki milletimiz, şu yaşadığımız şehirleri güzelleştirmek, bu şehirleri geleceğe taşımak adına önümüzdeki 5 yıl gecesini gündüzüne katacak adaylarımıza destek veriyor olsun.” dedi.
Bahçelievler Şule Yüksel Şenler Bilim Merkezi ve Kütüphanesi açılış törenine katılan Kacır, “7’den 77’ye tüm vatandaşlarımızın bilim ve teknolojiye merakını artıracak bu merkezin Bahçelievler’e, İstanbul’a hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.
Konuşmasında 28 Şubat Darbesi’ne atıf yapan Kacır, “Hafızalarımız taze, hafızalarımız diri. Hafızalarımızı diri tutmamıza vesile olan bayrak isimlerden biri de bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bilim merkezi ve kütüphanemizin de adını taşıyacak olan Şule Yüksel Şenler’dir.” ifadelerini kullandı.
Kacır, Şenler’in yaşantısıyla, şahsiyetiyle, asaletiyle topluma rehberlik ettiğini vurgulayarak, “Cezaevi günlerinde sergilediği duruşla, güçlü kalemi ve güçlü kelamıyla verdiği mücadeleyle gerçek bir yol göstericiydi. Ne mutlu ki bugün onun mirasını yaşatanlar bilimden sanata, siyasetten bürokrasiye toplumsal hayatın her yerinde özgürce ve hiçbir ayrıma tabi tutulmadan kendilerine yer buluyor. ” diye konuştu.
“Türkiye’yi küresel bir üretim ve teknoloji geliştirme üssü haline getirdik”
Türkiye’nin sanayileşmede, bilimde ve teknolojide akamete uğratılmış hikayelerle dolu tarihine ve talihine yeni bir istikamet kazandırdıklarını söyleyen Kacır, araştırma ve inovasyon ekosistemi, planlı sanayi alanları, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla Türkiye’yi küresel bir üretim ve teknoloji geliştirme üssü haline getirdiklerini vurguladı.
Kacır, Cumhuriyet’in ikinci asrına bilim ve teknolojide iddia kazanmış, savunma teknolojilerinde mucize sayılabilecek başarılara imza atmış ve yeryüzünde adalet ve merhameti hakim kılmayı amaç edinmiş bir Türkiye olarak adım attıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ve şimdi Milli Teknoloji Hamlesiyle ülkemizde son 22 yılda elde ettiğimiz kazanımları daha ileriye taşıyoruz. Ekonomik ve siyasi bağımsızlığın teknolojik bağımsızlıktan geçtiği düsturuyla kritik teknolojileri milli olarak geliştirmemize, yüksek teknoloji alanlarında rekabetçi ürün ve hizmetler sunmamıza imkan tanıyacak program ve projeleri hayata geçiriyoruz.
Bayraktar TB-2, Akıncı, Aksungur, Hürkuş, Hürjet, TCG Anadolu, Togg, Kızılelma ve Kaan… Milli Teknoloji Hamlemizin bu vizyon eserlerinin hepsinde ömür sermayesini bu ülkenin kalkınması ve güçlenmesi için adayan bir gençliğin alın teri var, akıl teri var.”
TEKNOFEST gençliğinin gümbür gümbür geldiğini anlatan Kacır, gençlerin sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarmaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Kacır, Türkiye genelinde teknolojiye yönelik farkındalığı artırmak için 81 ilde Deneyap teknoloji atölyeleri kurduklarının vurgulayarak, “Ortaokul ve lise öğrencimize geleceğin teknolojilerini şekillendirecek yenilikçi disiplinlerde 36 aylık ücretsiz eğitim imkanı sunuyoruz. ‘Stajyer Araştırmacı Burs Programı’ kapsamında, 7 binden fazla öğrencimizin üniversite lisans eğitimleri esnasında AR-GE projelerinde yer almasını destekliyoruz. İstanbul ve Kocaeli’de açtığımız yeni nesil yazılım okullarımızda öğrencilerimize ücretsiz yazılım eğitimi veriyoruz. Bugüne kadar büyük ölçekli 10 bilim merkezimizi bilim gönüllülerimizin hizmetine sunduk. 6 ilimizde daha bilim merkezi kurulması için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ziyarete açık olan bilim merkezlerimizde bugüne kadar 10,5 milyon vatandaşımızı ağırladık.” değerlendirmesinde bulundu.
Bugüne kadar 13 ilçedeki bilim merkezlerinde gerçekleştirilen eğitim atölyelerine 775 binin üzerinde gencin katıldığına işaret eden Kacır, “Dün ilçe ölçeğinde 14. bilim merkezimizi, Çekmeköy’e kazandırmıştık. Bugün de 15.sinin açılışını gerçekleştirmenin gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz.” dedi.
Kacır, hükmettiği her coğrafyada asırlara meydana okuyan kütüphaneler inşa eden bir ecdadın torunları olarak kitapların mana yolculuğunda en kıymetli yol arkadaşları olduğunun da bilincini taşıdıklarını söyleyerek, “İşte bu anlayışla ülkemizin dört bir yanında birçok modern kütüphaneyi hizmete aldık. Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ni, Rami Kütüphanesi’ni gençlerimiz başta olmak üzere, yediden yetmişe farklı yaş gruplarından vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Geçtiğimiz hafta Gaziantep’teydim. Şahinbey’de bir ilçe belediyemizin hizmete almaya hazırlandığı muhteşem bir kütüphane gördüm. Bizim ilçe belediyelerimizin ürettiği hizmetlere, başkalarının tatil yaparak yönettikleri büyükşehir belediyeleri yetişemiyor.” diye konuştu.
“Biz karıncalar gibi milletimizin emrinde çalışıyoruz”
AK Partili belediye başkanlarının Türkiye’nin dört bir yanında eser siyaseti ile gayretlerini sürdürdüğüne işaret eden Kacır, şunları söyledi:
“Biz karıncalar gibi milletimizin emrinde çalışıyoruz. Başkaları ağustos böcekleri gibi günlerini tatilde geçirdiler. Milletimiz ne diyorsa bizim için baş tacı. Yeter ki milletimiz, şu yaşadığımız şehirleri güzelleştirmek, bu şehirleri geleceğe taşımak adına önümüzdeki 5 yıl gecesini gündüzüne katacak adaylarımıza destek veriyor olsun. Biz inanıyoruz ki bizim adaylarımız Allah’ın izniyle önümüzdeki 5 yılda bu şehirlerin tüm ihtiyaçlarını karşılamak için canla başla çalışacaklar. Neredeyse Bahçelievler’in tüm okullarında spor salonları var. Sordum arkadaşlarıma ‘Rahmetli Kadir Başkan Bahçelievler’de kaç spor salonu yapmış?’ Dediler ki 10 spor salonunu rahmetli Kadir Topbaş, Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Bahçelievler’e kazandırmış”
‘Son 5 yılda okullarımızda yapılan ilave bir spor salonu var mı?’ diye sordum. ‘Büyükşehir belediyesi tarafından yok’ dediler. Karar Bahçelievler’in, karar milletin. Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Murat Kurum, Bahçelievler’de Hakan Bahadır. Allah’ın izniyle bu üçlü hem Türkiye’yi hem İstanbul’u hem Bahçelievler’i geleceğe taşıyacak.”
]]>
Haber: OKTAY YILDIRIM – ÇAĞATAN AKYOL/ Kamera: HAKAN KAYA- UMUT EMRE GÖKBULUT
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP Beykoz Belediye Başkan adayı Alaattin Köseler, Beykoz’da halkla buluştu. Ülkenin en büyük sorunlarının başında ekonomik krizin geldiğini belirten İmamoğlu, “En büyük paramız 200 lirayı, 14 sene önce bu hükümet çıkardı. 14 sene önce 200 lira, 130 dolar yapıyordu. Dün akşam arkadaşlarım, raporunu çıkarttılar. Şu anda 6,5 dolar yapıyor. Öğlene doğru arkadaşım beni aradı, ‘Başkanım, belki de bugün 6 dolara düşecek’ dedi. 130 dolar nere, 6 dolar nere? Hani bunu diyordu ya ‘Nereden nereye.’ Nereden nereye!” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Beykoz İlçe Belediye Başkan adayı Alaattin Köseler ve CHP Ümraniye Belediye Başkan adayı Aykut Erdoğdu ve ile birlikte ilçe turlarına katıldı. Özel ve İmamoğlu, iki ilçe yollarında vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştı. Özel, İmamoğlu ve Köseler, ilçe turunu Paşabahçe Meydanı’nda düzenlenen halk buluşması ile noktaladı.
Beykozlulara seslenen İmamoğlu şunları söyledi:
“BEYKOZ, KİMSENİN TAPULU MÜLKÜ DEĞİL KARDEŞİM: Buluşma öncesinde ekibimden, 4,5 yıl içinde Beykoz’a kaç kez geldiğinin bilgisini benimle paylaşmalarını istedim. Ama hani öylesine, toplantı vesaire değil. Şantiyeye, köylere, denetime, temel atmaya ya da bir sürecin başlangıcını yapmaya ya da açılış yapmaya… Tam 17 kez gelmişim. Diğerlerini saymıyorum. İnanın 17, 20, 25, 30, 49 kez gittiğim ilçe var. Bu ilçeye en az -ki Alaattin Köseler’in atacağı temeli, yapacağı açılış saymıyorum- İBB adına en az 30 kez, 40 kez geleceğim, daha çok çalışacağım. Beykoz gerçek potansiyelini 23 Haziran 2019’da gösterdi. Beykoz, kimsenin tapulu mülkü değil kardeşim. Beykoz, Beykozlunun. Oyalamaca yok. Her hep birlikte Büyükşehirde de Beykoz’da da hep beraber güçlü ittifakımızın karşılığını alacağız. Bizim ittifakımız halk ittifakı, halk. İstanbul ittifakı.
MİLLETE AİT OLAN YERİ MİLLETE VERDİK: Beykoz Sosyal Tesisleri Kır Bahçesini vatandaşlarımızla buluşturduk. Mutlaka kır bahçesini görün. Bakın orası, işgal altında bir yerdi. İşgal altında bir yeri temizledik, boşalttık. Millete ait olan yeri, millete verdik. Biz milletin yerini millete, milletin parasını millete veriyoruz kardeşim. Bizim başka bir yolculuğumuz yok. İSKİ’nin Beykoz’da 3,5 milyar liralık yatırım yaptı. Çubuklu’daki siloları, akaryakıt tanklarını biliyorsunuz değil mi? Orada muhteşem kütüphaneler geliyor. Muhteşem sosyal tesis geliyor. Müzeler geliyor, çocuk oyun alanları geliyor, konser alanı geliyor. Yıllarca, acaba kim için bekletiyorlardı, bilmiyorum ama biz orayı da millete açıyoruz.
130 DOLAR NERE, 6 DOLAR NERE: Beka meselesi sayılacak çok sorunu var ülkenin. Ekonomik sorunu var; doğru mu? Enflasyon almış başını gidiyor; doğru mu? Emeklilerimiz çok sıkıntıda; doğru mu? ‘Aç’ diyor. Aç, haklı. Biz, Kent Lokantasını bu şehrin her noktasını açacaktık zaten. Devam ediyoruz. Ama artık Kent Lokantası, vallahi billahi insanlarımızın açlığını ya da bir lokantaya gidemeyişini, bir öğle yemeği yiyemeyişini bile karşılaması noktasında önemli bir proje oldu. Beykoz’a da Kent Lokantası geliyor. Hiç merak etmeyin. Bakın; hayat pahalılığı… En büyük paramız 200 lira değil mi? 200 lirayı, 14 sene önce bu hükümet çıkardı. 14 sene önce 200 lira, 130 dolar yapıyordu. Dün akşam arkadaşlarım, raporunu çıkarttılar. Şu anda 6,5 dolar yapıyor. Öğlene doğru arkadaşım beni aradı, ‘Başkanım, belki de bugün 6 dolara düşecek’ dedi. 130 dolar nere, 6 dolar nere? Hani bunu diyordu ya ‘Nereden nereye.’ Nereden nereye!
200 LİRA İLK ÇIKTIĞINDA, 500 EKMEK ALIYORDU: Bakın bir gerçek daha söyleyeyim size. Değer kaybı, yüzde 1200’den fazla. Bakın en güçlü değer kaybını söylüyorum size. 200 lira ilk çıktığında, 500 ekmek alıyordu. Doğru mu? Şu anda 50 ekmek alabiliyor, 50 ekmek. 500 ekmek… 50 ekmek… 200 lira, 41 kilo tavuk alıyordu. Şimdi 1,5 kilo tavuk alamıyor. Belki de 1 kilo. İşte biz bu yüzden, İstanbul’da sosyal yardımları 6 kat arttırdık. Diyorlardı ya, ‘Yardımları bunlar gelince keserler.! Biz 6 katına çıkarttık. Anne Kart’ı biz çıkarttık. Halk Süt’ü biz dağıttık. Anne Kart, tam 650 bin annenin cebinde var. Helali hoş olsun. Onlar annelerimizin hakkı. Kreşlerimizi açtık. Onun için yeni dönemde bu tür yardımlarımızı ve desteklerimizi arttırmaya devam edeceğiz. Bakın 100 bin öğrenciye üniversite bursu verdik. Şimdi bu Eylül ayından itibaren, 100 bin öğrenciye tam 15’er bin lira burs vereceğiz. Yeni dönemde öğrenci yurt sayımızı, tam 15 bin kişi kapasiteye biz çıkaracağız.
TAPU SORUNUNUZU DA BİZ ÇÖZECEĞİZ: Beykoz’un en önemli sorunlarından biri tapu, mülkiyet, kentsel dönüşüm sorunu. El ele, kol kola, Alaattin Köseler Başkanımızın da deneyimiyle, biz çözeceğiz. Göreceksiniz. ve sizlerle konuşarak çözeceğiz. Tapu sorununuzu da biz çözeceğiz sevgili hemşehrilerim. Hepsi bizim işimiz. Bizim işimiz, sizin sorunlarınızı çözmek. Bütün bunları yaparken bir başka sorumluluğumuz daha var: İstanbul’u korumak. İstanbul’un muhafızı olmak. Bunların eline düşerse, Allah bu memleketi, bu şehri korusun. Hani az önce 200 liranın düştüğü durumu söyledim ya. Bunların eline İstanbul düşerse, Allah, İstanbul’u korusun. Bakı, bakın değerli İstanbullular; malumunuz bizde çok ama çok güzel bir söz var: Huylu huyundan vazgeçer mi? Vazgeçmez, vazgeçmez. Hani bunlara mikrofon uzatılıyor. Ne diyorlar? ‘Milletin gündeminde olmayan, bizim gündemimizde olmaz.’ Ne için diyorlar? Kanal İstanbul için diyorlar. Doğru mu? Ama ben size söyleyeyim mi? Bunlar gizli gizli ihale yapıp, bir yandan Kanal İstanbul’da yol yürümeye çalışıyorlar. Biz İstanbul’un hep birlikte muhafızı olacağız, muhafızı. Bunlar gizli kapaklı ihaleler yapmaya devam etsinler. Ama bu millet gizli kapaklı değil, açıkça bunlara demokrasi dersini, İstanbul’un muhafaza olduğunu, İstanbul’u bir kişiye değil, 16 milyona emanet edeceğini, 31 Mart’ta demokrasi şamarı gibi vuracak yüzüne, demokrasi şamarı.
HERKES HAKKI OLANI ALSIN DİYE ÇALIŞIYORUZ: Biz, herkes hakkı olanı alsın diye çalışıyoruz. Liyakat partizanlığı yensin diye çalışıyoruz. Biz, az önce söylediğim Kent Lokantaları, kreşler açarak, belediyeler halkının yanında olsun diye çalışıyoruz. Biz, o Kanal İstanbul gibi bir felaketin bu şehrin başına gelmemesi için çalışıyoruz, bunların insanları aldattığı gibi değil. Hatırlıyor musunuz; genel seçimden önce çıkıp, ‘Faiz düşerse, enflasyon da düşer. Bu ruh, bu tende oldukça faizi düşüreceğiz. Nas var, nas. Sana bana ne oluyor’ dediler mi? Ne yaptılar? Faizi yüzde 8,5’tan aldılar, artık gerçek faiz neredeyse üç haneli rakamlara çıktı. Biz, sizi aldatanlardan asla olmadık, olmayacağız. Bizim milletimiz aldananları sevmez, bir de aldatanları sevmez. Doğru mu? Bir kişinin değil, 16 milyonun dediği olsun diye, bu şehri muhafaza edeceğiz. Allah bu şehri, aldananlardan ve aldatanlardan korusun kardeşim.
İSTANBUL’DA İNSANLARI BİR KEZ BİLE ALDATACAĞIMA, 10 TANE, 100 TANE SEÇİM KAYBEDERİM KARDEŞİM: Kimseyi oy verdi, vermedi diye ayırt etmedim, etmeyeceğim. Hak edenin hakkını vereceğiz. Hakkınızı yedirmeyeceğiz. Ne dedim? ‘Hak yemem, kimsenin hakkını da yedirmem kardeşim.’ Ayrımcılık yapmayacağız. Şunu söyleyeyim; İstanbul’da insanları bir kez bile aldatacağıma, 10 tane, 100 tane seçim kaybederim kardeşim. Ama bunlar insanları bin kere aldatıp, bir kez seçim kazanmak isterler. Her türlü kılığa girerler. Her türlü kötülüğü yapmaya gayret ederler. Yalan, dolanı, iftirayı işin içine katarlar. Ama bu millet, aldanmaz kardeşim. Bu millet aldanmayacak. Hep birlikte 16 milyon İstanbullu ve Beykozlular olarak, 31 Mart’a hazır mıyız? Alaattin Köseler’e oy vermeye Beykoz hazır mı? İstanbul’u kazanmaya hazır mı? Meclisi kazanmaya hazır mı? Ne yapacağız? Çok çalışacağız. El el gezeceğiz. Kapı kapı gezeceğiz. Herkesle konuşacağız. Herkesin elini sıkacağız. Güler yüzlü başkanlar, dürüst başkanlar, ahlaklı yönetimler istiyoruz diyeceğiz.”
]]>
Bakan Vedat Işıkhan: “Teröre peşkeş çeken zihniyetlerden şehrimiz ve ülkemiz için büyük projeler beklenemez”
MARDİN – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, temaslarda bulunmak üzere Mardin’e geldi.
Bakan Işıkhan’ı Vali Tuncay Akkoyun, AK Parti Mardin Büyükşehir Belediye başkan adayı Abdullah Erin, AK Parti İl Başkanı Vahap Alma ve il protokolü karşıladı. Valiliği ziyaret eden Bakan Vedat Işıkhan, şeref defterini imzaladıktan sonra makama geçerek şehirdeki çalışmalar hakkında Vali Tuncay Akkoyun’dan bilgi aldı.
Bakan Vedat Işıkhan, daha sonra AK Parti Artuklu Belediye başkan adayı Mehmet Tatlıdede’nin Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışına katıldı.
Koordinasyon Merkezi açılışında konuşan Bakan Işıkhan, “Bizleri burada güler yüzle, samimiyetle karşılayan tüm teşkilat mensuplarımıza şahsım ve Bakanlığımız adına şükranlarımı sunuyorum. Davamızın lideri Saygıdeğer Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde milletimize hizmet yolunda birlikte yol yürümeyi, kutlu bir davanın neferi olarak bugün sizlerle birlikte olmayı büyük bir bahtiyarlık olarak görüyorum” dedi.
31 Mart yerel seçimlerinin önemine değinen Bakan Işıkhan, “Biliyorsunuz, yeni bir demokrasi sınavının daha arifesindeyiz. 31 Mart yerel seçimleri sıradan bir seçim değildir. Biliyorsunuz 2024 yılı ülkemizin gelecek hedefleri, müreffeh yarınları için çok önemli bir yıl, adeta bir dönüm noktası diyebiliriz. Biz biliyoruz ki kalkınma yerelden başlar. Daha kendi sorumluluğundaki ilçenin yolunu yapamayan, çöpünü toplayamayan, halka hizmet nedir bilmeyen bir zihniyetten küresel bir hedef beklenemez. Vizyonu oturduğu makam koltuğundan öteye geçemeyen, halkın rızkını teröre peşkeş çeken zihniyetlerden ne şehirlerimiz için ne de ülkemiz için büyük projeler beklenemez. AK Parti belediyecilik tarihinde destan yazmış bir partidir. AK Parti büyük Türkiye’yi inşa etmeye sokaklarından, mahallelerinden, ilçelerinden başlamış bir partidir. AK Parti bahaneleri değil, projeleri olan bir millet hareketidir. Bakarız değil, yaparız diyen partidir. Yıllardır AK belediyecilikten, milli iradeden şaşmayan, rotasını liderinin yolundan ayırmayan memleketler bilir. Biz zor zamanlar görmüş, geçirmiş ama yine de bayrağımızdan, ezanımızdan, bağımsızlığımızdan asla vazgeçmemiş, her seferinde yeniden ayağa kalkmasını bilen bir milletiz. Ülkesinin her bir sokağını, caddesini yatırımlarla, icraatlarla bezeyen belediyecilikle; temel atmama şovları yaparak vatandaşına her türlü çileyi reva gören belediyeciliğin farkını biliriz. İşte her şey ortada. İşte Türkiye’nin 21 yılda geldiği nokta ortada. Bugün dünya bizim SİHA’larımızı, uçaklarımızı, arabamızı, uzaya gönderdiğimiz ilk astronotu, KAAN’ı konuşuyor. Bugün bütün ülkeler; ‘Dünya beşten büyüktür’ diyen liderimiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkacak sözleri takip ediyor” şeklinde konuştu.
31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin önemli olduğunu belirten Bakan Işıkhan, “Biliyorsunuz, yeni bir demokrasi sınavının daha arifesindeyiz. 31 Mart yerel seçimleri sıradan bir seçim değildir. Biliyorsunuz 2024 yılı ülkemizin gelecek hedefleri, müreffeh yarınları için çok önemli bir yıl, adeta bir dönüm noktası diyebiliriz. Biz biliyoruz ki kalkınma yerelden başlar. Daha kendi sorumluluğundaki ilçenin yolunu yapamayan, çöpünü toplayamayan, halka hizmet nedir bilmeyen bir zihniyetten küresel bir hedef beklenemez. Vizyonu oturduğu makam koltuğundan öteye geçemeyen, halkın rızkını teröre peşkeş çeken zihniyetlerden ne şehirlerimiz için ne de ülkemiz için büyük projeler beklenemez. AK Parti belediyecilik tarihinde destan yazmış bir partidir. AK Parti büyük Türkiye’yi inşa etmeye sokaklarından, mahallelerinden, ilçelerinden başlamış bir partidir. AK Parti bahaneleri değil, projeleri olan bir millet hareketidir. ‘Yaparsa AK Parti yapar’ diyen milletimizin, ‘Bakarız’ değil, ‘Yaparız’ diyen partisidir. Bu farkı en iyi, yıllardır AK belediyecilikten, milli iradeden şaşmayan, rotasını liderinin yolundan ayırmayan memleketler bilir. Biz zor zamanlar görmüş, geçirmiş ama yine de bayrağımızdan, ezanımızdan, bağımsızlığımızdan asla vazgeçmemiş, her seferinde yeniden ayağa kalkmasını bilen bir milletiz. Ülkesinin her bir sokağını, caddesini yatırımlarla, icraatlarla bezeyen belediyecilikle; temel atmama şovları yaparak vatandaşına her türlü çileyi reva gören belediyeciliğin farkını biliriz. İşte her şey ortada. İşte Türkiye’nin 21 yılda geldiği nokta ortada. Bugün dünya bizim SİHA’larımızı, uçaklarımızı, arabamızı, uzaya gönderdiğimiz ilk astronotu, KAAN’ı konuşuyor. Bugün bütün ülkeler; ‘Dünya beşten büyüktür’ diyen liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkacak sözleri takip ediyor” diye konuştu.
Türkiye’de artık 5-10 yıllık değil 100 yıllık planlar yapıldığını aktaran Bakan Işıkhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Önce Allah’ın izni, sonra da aziz milletimizin desteği, duası ve devletine, AK Parti’ye olan güveni sayesinde başardık. Güçlü millet, güçlü devlet şiarıyla başardık. Biz artık 5-10 yıllık hedefler belirlemiyoruz, 100 yıllık planlar yapıyoruz. Bu yüzyıl ‘Türkiye Yüzyılı’ olacak. Peki, önümüzdeki bu büyük hedefe nasıl ulaşacağız? Öncelikle Türkiye Yüzyılı şehirlerimizi, özellikle belediyecilikle tanışmamış il ve ilçelerimizi gerçek belediyecilikle buluşturacağız. 1 Nisan sabahı bu şehri de yeniden gerçek belediyecilikle buluşturacağız inşallah” dedi.
]]>
Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: HAKAN KAYA
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu Gaziosmanpaşa Halk Buluşmasında vatandaşlara seslendi. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, “Eğer emekliye 7 bin lira verirsem, 1,4 trilyon; 10 bin lira verirsem, 1,9 trilyon yük gelir” sözlerine tepki gösteren İmamoğlu “Ben size bütçeye gelen yükle ilgili bir hatırlatma yapayım. Kaç yıl önce hatırlayın. Mültecilere 40 milyar dolar harcadım dedi mi? Peki o yük olmadı. O günden bugüne de dört yıl geçti. Dört yılda daha ne kadar harcadı onu da bilmiyoruz. Bütçeye o kadar yük olan şey var ki. Saraylı mı söylesem başka şeyleri mi söylesem onlara girmeyeceğim. Onun için onlar. işin, bu kötü sayfasını, siyasetin kirli sayfalarını açmaya çalıştıkça ben bu kötü yönettikleri ülkenin ekonomisini, ülkenin eğitimini, ülkenin mülteci sorununu suratlarına vurmaya devam edeceğim kardeşim” dedi.
İmamoğlu, CHP Eyüpsultan Belediye Başkan adayı Mithat Bülent Özmen’le esnaf; CHP Gaziosmanpaşa Belediye Başkan adayı Hakan Bahçetepe ile de semt pazarı ziyaretleri yaptı. Her iki ziyarette de İmamoğlu ve vatandaşlar arasında ilginç diyaloglar yaşandı. Eyüpsultan Çarşısı’nda vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılanan İmamoğlu ve Özmen, yurttaşlardan gelen destek, eleştiri, talep, temenni ve sorunları dinledi. İmamoğlu’yla anı fotoğrafları çektiren bazı vatandaşlar, cep telefonu üzerinden yaptıkları canlı yayınlarla yakınlarını İBB Başkanı’yla buluşturdu.
VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “YALANDAN, RİYADAN BIKTIK, USANDIK. 100 KERE TEKRARLASINLAR; YİNE EKREM İMAMOĞLU”
İmamoğlu, kendisine, “Başörtülülere önyargılı yaklaşmadığınız için çok mutluyuz ve sizi destekliyoruz. Birleştirici olmanız büyük kazanım” diyen vatandaşa, “Estağfurullah. Kime önyargılı yaklaşabiliriz ki. Allah korusun. Hiçbir farkımız yok birbirimizden. Başka bir duam yok yani. Siyasette bin kez kaybedelim, ama bir kez ayrıştırmayalım. Bizim insanımız yani. Kime baksam, benim yuvamda bir karşılığı var. Şu an memleketin en büyük tehdidi ayrıştırmak. Bir başka tehdit de önyargı yani. Allah korusun. İyi ki varsınız” yanıtını verdi. Yaş almış bir kadın vatandaş, İmamoğlu’na, “Başkanım, yolun açık olsun. Her zaman arkanızdayız. Yalandan, riyadan bıktık, usandık. 100 kere tekrarlasınlar; yine Ekrem İmamoğlu” sözleriyle seslendi. İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “Sağ ol anneciğim” oldu.
MİLLİYETÇİ VATANDAŞ’TAN İMAMOĞLU’NA: CHP’YE ŞİMDİYE KADAR HİÇ OY VERMEDİM. AK PARTİ’YE DE VERMEDİM AMA SANA VERECEĞİM”
Adının Türkan olduğunu söyleyen bir vatandaş da ağlayarak İmamoğlu’na sarıldı ve “Eşim seni çok seviyordu. 20 gün önce vefat etti. ‘Nur yüzlüm benim’ diyordu, ‘Nur yüzlüm’. Bütün millet ile kavga ediyordu bu parti yüzünden. Hep kötü oluyordu. İkametimi buraya alacağım, ona oy atacağım diyordu” dedi. Türkan Hanım’ı teskin etmeye çalışan İmamoğlu, yurttaşa, “Başın sağ olsun. Allah rahmet eylesin. Doğrudan yana olmak bazen zordur” diyerek nereden geldiğini sordu. Samsun Çarşamba’dan geldiğini söyleyen Türkan Hanım, “Burada vefat etti. Götürdük Samsun’a. Burada oğlum, gelinim, kızlarım var” deyince, İmamoğlu tekrar yurttaşa sarılarak, “Güzel hemşehrim, güzel anneciğim, Allah rahmet eylesin. Kurban olurum sana” sözleriyle onun acısına ortak oldu. İmamoğlu, bir vatandaşın, “Ben milliyetçiyim. CHP’ye şimdiye kadar hiç oy vermedim. AK Parti’ye de vermedim ama sana vereceğim. Allah yolunuzu açık etsin” sözlerine, “Ne mutlu, ben de sana layık olacağım. Hiç endişeniz olmasın” yanıtını verdi.
KADIN VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: “SAYENİZDE İSPARK’A GİRİŞ YAPTIM”
İmamoğlu, Gaziomanpaşa Barbaros Hayrettin Paşa Mahallesi’ndeki semt pazarında da yoğun ilgiyle karşılandı. Esnafa hayırlı işler temennisinden bulunan İmamoğlu, vatandaşlarla da sohbet etti. İmamoğlu, “Sizin sayenizde İBB’de, İSPARK’a giriş yaptım” diyen bir kadın vatandaşı, “Ne güzel, iyi işlerin olsun. Ailene sevgilerimi ilet” şeklinde yanıtladı. İmamoğlu ve Bahçetepe’nin Gaziosmanpaşa’daki son durağı, Karadeniz Mahallesi’nde gerçekleştirilen halk buluşması oldu. Coşkulu bir kalabalığa konuşan İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
“HİÇBİR ZAMAN BİZE OY VERMEZSENİZ GÜNÜNÜZÜ GÖRÜRSÜNÜZ KİMSEYE DEMEDİK: Beş yıla yaklaşan bu zaman dilimi içerisinde İstanbul olarak en fazla gurur duyduğum şey açık söyleyeyim İstanbul’un 39 ilçesine de eşit hizmet götürmek. Az önce bir arkadaşım sordu. Özellikle annelerin, hanımefendilerin yoğun teveccünü görüyorsunuz dediler. Dedim ki ben bir şehre bakışım şöyle. Aileme nasıl bakıyorsam ailemle ilgili yuvamla ilgili eşim, çocuklarım annem, babam, aileme nasıl bakıyorsam Allah sizi inandırsın tüm kalbimle söylüyorum, bu şehrin çocuklarına, bu şehrin kadınlarına, bu şehrin yuvalarına da öyle bakıyorum. Hiçbiri birbirinden ayırt etmiyorum. Tabii aynı zamanda şunu söyleyeyim. Hiçbir zaman bize oy vermezseniz gününüzü görürsünüz kimseye demedik. Allah’a şükürler olsun. Biz meseleyi sadece oy veren, vermeyen meselesini asla indirgemedik bunu da yapmayacağız. Zaten açık söyleyeyim ben Ekrem olarak böyle bir ayrımcılığı yapamam ki. Ben öyle bir ailede büyüdüm ki biraz bahsedeyim. Benim rahmetli dedem Adalet Partiliydi. Bir kardeşim Milli Selamet Partiliydi. Sonra amcam Milliyetçi Hareket Partiliydi. Babam Anavatan Partisi’nin kurucularından siyaset yaptı. Aynı zamanda benim anneanne tarafım, dedem tarafı, bütün dayılarım Cumhuriyet Halk Partiliydi. Ben böyle bir ailede büyüdüm. Vallahi benim ailemde kimse. Birbirine vatan haini demedi. Birbirine kötü demedi, birbirine kavga etmedi. Dostluk, barış ve huzur içerisinde insanlar geçindi gitti.
ENİNDE SONUNDA BU MİLLET SANA GÜNÜNÜ GÖSTERİR KARDEŞİM: Vallahi gül gibi geçindiğimiz o dönemden o günlerden bugünlere geldik. Siyaset şuna evrildi. Bugünün iktidarı şuna evrildi. Senden, benden olanlar, bendensen varsın. Başka taraftansan bertarafsın yani tarafını seç diyor. Bugünün iktidarı böyle bir dünyayı bu ülkenin güzelim insanlar. reva görmeye çalışıyor bu millet bunu yemez kardeşim. Bak bu millete sıkıntı çektirirsin, bu milletin kalbini burkarsın, bu milleti üzersin, bu millete zaman kaybettirirsin. Ama eninde sonunda bu millet sana gününü gösterir kardeşim. O kadar net. Sevgili Gaziosmanpaşalılar esas meseleleri ıskalıyoruz. Bugün baktığımızda da açıkçası bugün en fazla aklıma gelen şey emeklilerle ilgili sıkıntılar. Emekli kim? Emekli benim babam, amcam, teyzem buradaki sevgili büyüklerimiz, teyzelerimiz, amcalarımız, ablalarımız, abilerimiz, emekli kim onlar? Peki onlar ne yaptı? Farklı alanlarda ülkesine, milletine hizmet etti. Farklı alanlarda helalinden ekmeğini evine getirip çoluğunu çocuğunu yetiştirdi. Peki bugün, bugün yaş almış abilerim, ablalarım iki, üç lira ucuz diye Halk Ekmek’te kuyruğa giriyor mu? Peki benim emekli abilerim, ablalarım artık benden her gittiğim yerde istiyorlar haklılar ve yapacağım da. Kent lokantalarının önünde kuyruğa giriyorlar mı? Eskiden paranın değeri vardı diyorlar.
NE YAZIK Kİ BU HÜKÜMET 16 MİLYON EMEKLİMİZE CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK ZULMÜNÜ ÇEKTİRİYOR: Emekli primi ile ev aldıkları hikayelerini anlatıyorlar. Araba alırlardı onları anlatıyorlar doğru mu? Bugün düştükleri duruma isyan ediyorlar. Ne yazık ki bu hükümet 16 milyon emeklimize Cumhuriyet tarihinin en büyük zulmünü çektiriyor bu kadar net. Türkiye’de yaşam bu güzel memlekette yaşam ne yazık ki emeklilerimize cehennem oldu. Oysa emeklilerimizde hep umut vardı. Onlar şöyle düşünüyorlardı seçim yakın bu hükümet bir şeyi düşünür. Emeklimize bir şeyler verir derdi. Öyle düşünmüş olabilir emeklilerimiz. Ama umut dün yandı bitti kül oldu. Dün dün ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı? Birileri emekli maaşına yedi bin lira on bin lira seyyanen zam isteyerek emeklilerimizi tahrik ediyor dedi. 10 bin lira maaşla emekli, bu ülkede yaşayabilir mi? Emekli, herhangi bir şehrinde bu ülkenin yaşayabilir mi? Yahu emekli perişanız bize yardımcı ol diyor. ve bu insanlar senden medet umuyor. Siz ise emekliye sırtınızı dönüyorsunuz. Bundan niye bahsediyorum biliyor musunuz? Emekli meselesi, ekonomi meselesi, sözüm ona bunlar unutturacaklar, enflasyonu unutturacaklar, üç haneli enflasyonu unutturacaklar, geçinemeyen,insanlarımızın ekonomik sıkıntılarını unutturacaklar, eğitimle ilgili problemleri unutturacaklar sözüm ona ondan sonra da dönecekler benden değilsen bir tarafsın. Benden değilsen teröristsin osun busun diyecekler. Bu millet de yiyecek yemez kardeşim yemez.
BU ZİHNİYETİN, BU AKLIN SEÇİMDE OY ALMAK İÇİN HER ŞEY MÜBAHTIR DİYEN AKLIN BU TOPRAKLARDAN SÖKÜLÜP ATILMASI LAZIM: Diyor ki eğer emekliye yedi bin lira verirsem bir nokta dört trilyon, on bin lira verirsem bir nokta dokuz trilyon yük gelir diyor bütçeye yük gelir diyor. Doğru. Ben size bütçeye gelen yükle ilgili bir hatırlatma yapayım. Kaç yıl önce hatırlayın. Mültecilere 40 milyar dolar harcadım dedi mi? Peki o yük olmadı. O günden bugüne de dört yıl geçti. Dört yılda daha ne kadar harcadı onu da bilmiyoruz. Bütçeye o kadar yük olan şey var ki. Saraylı mı söylesem başka şeyleri mi söylesem onlara girmeyeceğim. Onun için onlar. işin, bu kötü sayfasını, siyasetin kirli sayfalarını açmaya çalıştıkça ben bu kötü yönettikleri ülkenin ekonomisini, ülkenin eğitimini, ülkenin mülteci sorununu suratlarına vurmaya devam edeceğim kardeşim. Bütçeye yük olurmuş. Bütçe kimin? Bütçe kimin biliyor musunuz? Bu ülkenin emeklisinin, işçisinin, emekçisinin, çocuğunun, kadınının, gencinin, annesinin bu ülkenin bütçesi, bu milletin bütçesi. Eğer sen milletine sırtını dönersen, milletinin ne hissettiğini anlayamazsın bile. O bakımdan o kadar maliyetler, kötü ekonomi yönetiminin o kadar kötü yönetilen örneğin kur korumalı mevduatla milyarlarca dolarlık kasasından kasasından, bütçesinden çıkan paraları anlatırım burada saatleri alır. Ama buraya girmeyeceğim. O bakımdan bu zihniyetin, bu aklın seçimde oy almak için her şey mübahtır diyen aklın bu topraklardan sökülüp atılması lazım. Bu hükümetin ettiği tarihi laflardan birisini her meydanda hatırlatacağım. Ben hatırlayın sıfır dört yaş arası çocuklarımıza annelere beraber gezerken çocuğu olan güzel annelerimize, anne kart vereceğim dedim, hatırlıyorsunuz değil mi? ve 650 bin civarında annemiz şu anda o kartı cebinde taşıyor. Doğru mu? Aradaki zihniyet farkı için bunu söylüyorum. Peki ben bunu 2019’da vaat ettiğimde ben milletime bunu anlattığımda ne dedi meydanlarda? Kimin parasını kime veriyorsun dedi. İşte zihniyeti biz değiştiriyoruz. Bunu her meydanda söyleyeceğim. Söyleyeceğim ve ezberleyecekler. Milletin parasını, millete veriyoruz kardeşim.
ZİHNİYETİ ÖYLE BİR YERE EVRİLDİ Kİ İSTANBUL ONUN ZANNEDİYOR. BU MEMLEKET ONUN ZANNEDİYOR. BÜTÇEDEKİ PARALARI BİLE ONUN ZANNEDİYOR ALLAHIM NE DİYEYİM: Bu zihniyeti niye anlatıyorum biliyor musunuz? Zihniyeti öyle bir yere evrildi ki İstanbul onun zannediyor. Bu memleket onun zannediyor. Bütçedeki paralar bile onun zannediyor. Allah’ım ne diyeyim? Bakın o bakımdan milletin parasını millete ben veriyorum o gün dedim. Verdim mi hemşehrilerim? Verdin mi millete milletin parasını? Anneye ücretsiz kartı verdin mi? Evet veriniz kardeşim vermeye de devam ederiz. Yeter ki aklın milletinde olsun. Yeter ki kalbin, milletinin refahı için çarpsın. Millete vereceğin her kuruşun onun hakkı olduğuna inan verirsin. Ama milletine vereceğin her kuruşu yük olarak gören bir anlayışa Allah akıl versin. Allah onu ıslah etsin, başka bir şey demiyorum. Benden değil, önce sizden korkuyor, sizden. Milletten korkuyor. Bak niye biliyor musunuz? Meydanlarda sıklıkla vatandaşına diyor ya belediyeyi bana vermezsen, millete bunu söylüyor. Belediyeyi bana vermezsen hizmet gelmez diyor. Hatay’da dedi Ordu’da dedi. Şimdi İstanbul’da diyecek demeye başladı. Ama sizi tehdit ediyor ya. O tehdit neden biliyor musunuz? Sizden korkuyor. Milletinden korkuyor. O bakımdan çok mutluyum. 39 ilçesine Allah şahit her belediye başkanı da bunu biliyor. Birazcık vicdanı olan bunu da söyler. Ben her gittiğim ilçede hizmeti oradan esirgemedim kardeşim. ve her gittiğim ilçede ilçe belediye başkanlarıyla birlikte çalıştım. Niye biliyor musunuz. Ben demokrasiye inancı tam bir Türkiye ondan. Demokrasi sandık, demokrasi sandık kardeşim.
ONLARIN İŞİ GÜCÜ AKLI ÇOCUKLARIMIZDA ANNELERİMİZDE DEĞİL: Mecidiyeköy Mahmutbey metro hattını açtık. Karadeniz istasyonu, Yenimahalle istasyonu, Kazım Karabekir İstasyonu, Gaziosmanpaşa’ya ulaşımda kolaylık sağladı. Gaziosmanpaşa’da ben Hakan Bahçete’ye hepinizin desteğini istiyorum. Onlar şehrine duyarlı gencecik insanlar. Sizinle sahada sokak sokak gezecek sizin de düşünecek genç kardeşlerim onlar az önce de söyledi İstanbul’da onların aklına hiç kreş gelmedi ama bu kardeşiniz iki taneyi açtı üçüncüsü de yolda. Daha fazlasını açacağız ama çok daha fazla olsun istiyorsanız biz İstanbul’da 100 tane kreş açtık 200 yapacağız sayısını. Ama Gaziosmanpaşa’nın birçok mahallesi var. Her mahallede kreş istiyorsanız Hakan Bahçetepe’ye oy vereceksin o yapacak. Onların, onların işi gücü aklı çocuklarımızda annelerimizle değil. Bizim aklımız fikrimiz sizin evlatlarınızda gencecik pırlanta gibi evlatlarınızda. İçinde Yuvamız İstanbul, Bölgesel İstihdam Ofisi, Enstitü İstanbul bulunan Barbaros Hayrettin Paşa Kültür Merkezi’mizi açtık. Bünyesinde Yuvamız İstanbul pazar alanı ve 800 araçlık zemin altı otoparkı olan Halit Kıvanç Şehir Stadını açtık. Gaziosmanpaşa’da öğrenci yurtlarımızdan birisini açtık. Erkek öğrenci yurdu açtık burada. Sevgili hemşerilerim sıfırdı, sıfır. Size bir hatırlatma yapayım. Seçimden önce 2019’dan önce İstanbul’da yurt sayısı ne kadardı? Peki kreş sayısı? ya bunların notu sıfır zaten. Onun için işte beş bin 200 öğrencimiz yurtlarımızda kalıyor birini Gaziosmanpaşa’da açtık. Mart’ta Merkez Mahallesi’nde Gaziosmanpaşa’ya çok değerli bir yaşam merkezide kazandırıyoruz. Orada muhteşem bir jimnastik salonumuz var muhteşem bir yüzme havuzumuz var. Yine orada belki de İstanbul’un en güzel kreşlerinden birini açıyor olacağız. İnanın çok keyif alacağınız çok büyük bir kütüphanemizi açacağız. Fazla değil iki hafta sonra yani aylar sonradan bahsetmiyorum. Çevresiyle, meydanıyla spor sahalarıyla Gaziosmanpaşa’nın kalbi olacak çok güzel bir merkezi hep birlikte Gaziosmanpaşa halkıyla iki hafta sonra buluşturuyoruz. Açılışta beraber olacağız.
BEN YILMAM YILDIRIRIM ONU SÖYLEYEYİM: Yine yine bir buçuk milyar liranın üzerinde İSKİ yatırımları yaptık Gaziosmanpaşa’ya. Bunun dışında altyapı, üstyapı, iyileştirmeler çalışmalar devam ettiğimiz birçok projemiz var. Bir kısım çalışmalarımızdan yine size bahsetmek istiyorum. Tüm İstanbul’da bunları özellikle kentsel dönüşümü çok derinden yaşayan Gaziosmanpaşa’ya duyurmak isterim. 2019 seçimlerinde özellikle bugüne kadar yaptığımız kentsel dönüşüm çalışmalarının yine çok güzel bir örneğini bugün Eyüpsultan’da başlattık. Yetkimiz olan her yerde verdiğimiz sözü yapmak üzerine süreçler başlatıyoruz. Tek emekli maaşıyla geçinen hanelere 10 bin lira pazar desteği vereceğiz. Tek emekli maaşı giren evlere her gün halk ekmekten bir ekmek bedava vereceğiz. Dar gelirliye, yüzde 60 emeklilere yüzde 65 gibi yüksek oranda kentsel dönüşümlerindeki masrafları karşılamayı taahhüt ediyoruz. Yine emeklilere kira desteğini dokuz bin lira yapıyoruz. Kentsel dönüşüme giren emeklilere eğer emekli değilse de bakanlıktan kira yardımı da alsa diğer hanelere de yedi bin lira kira desteği vereceğiz. Bugüne kadar çok değerli işler yaptık. Bu Mart ayında iki tane daha metro açıyoruz. Ataköy, İkitelli metrosu ve Çekmeköy Sancaktepe, Samandıra metrosu bu iki metroyla beraber tam 65 kilometre uzunluğa ulaşacağız. O bakımdan yeni dönemde, yeni işlerle beraber yolculuğumuza devam ediyoruz. Bakın 2019′ da iş bulmak belediyenin işi değil demişlerdi. Iş ve istihdam ofisleri açtık. İki yüz bine yakın hemşehrimizi oralarda iş bulduk. İnşallah yeni dönemde bu sayıyı 2024-2029 döneminde beş yüz bin insana kadar çıkartacağız. Dünyanın en önemli kariyer merkezi, kariyer birimlerinden birini biz kurmuş olacağız. Yapamaz dediler, yaptık ve gerçekten insanlarımıza hizmet ettik. Engelleriz dediler daha birkaç gün önce Sayın Cumhurbaşkanı engellediklerini dile getirdiler. Hiç umursamadık işimize baktık. Bu senin işin değil dediler, işimiz kabul ettik, yaptık. Yine kimin parasını kime veriyorsun dediler. Milletin parasını, millete dedik verdik, vermeye de devam edeceğiz. Bakın bizi belki yıldırmaya çalıştılar, ama yıldıramazlar. Bu kardeşiniz yılmaz bu kardeşiniz, bu hemşeriniz kararlı, kararlı akılcı ve kararlı sizi mahcup etmeyecek. ve şunu söyleyeyim şairin var ya güzel sözü, hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım. Ben yılmam yılmam yıldırırım,. Onu söyleyeyim
İSTANBUL’A ASLA VE ASLA İHANET ETMEYECEĞİZ: İstanbul’da göreve geldik. Beş yılda rakibimin dediği gibi yüzde 87’sinin taahhütlerimin yerine getirdim. Sizlerden destek istiyoruz. Sizlerden yeni nesil siyasete ahlaklı, erdemli, hesap veren, milletin parasını millete veren çok güzel bir belediyecilik döneminde her ilçede destek istiyoruz. Gaziosmanpaşa’da Hakan Bahçetepe’ye destek istiyoruz. Biz bunu başardığımız takdirde Türkiye’nin geleceği de çok emin ellerde olacak. Gaziosmanpaşa’da o oy pusulasında mührü Hakan Bahçetepe’nin ismini gördüğünüz yere basacaksınız desteğinizi istiyoruz. Biz insanımızı birbirinden ayırmıyoruz. Insanımız kimmiş nereliymiş hiç bakmayız. O bakımdan evet bizim partimizle koşan hemşerilerim var. Ama illa parti değil biz İstanbul ittifakının oyuna talibiz. Bu milletin kurduğu, bu milletin kurduğu vicdan ittifakının oylarına talibiz. Onun için her birinizin oyunu isterken her birinizden bize destek olmanızı, çalışmanızı istiyoruz. Lütfen bu kardeşinizi, komşularınızı anlatınız. Gelin İstanbul gönüllülerine üye olunuz, onlarla birlikte çalışmaya devam ediniz oy vermeye ikna ediniz. İsrafı bitirdik. Bundan sonra tarihe gömeceğiz. Hizmeti getirdik. İcraatte Türkiye’de rekorlar kıracağız. Metroları yapacağız, yeşil alanları yapacağız. Ama daha önemlisi ne yapacağız biliyor musunuz? İstanbul’a asla ve asla ihanet etmelerine müsaade etmeyeceğiz. Onların hayali olan, Kanal İstanbul’u onlara yaptırmayacağız. Onlara bakmayın şimdi sustuklarına ağızlarına bile almıyorlar. Ama onların niyetini biz biliyoruz. Onun için onlara Kanal İstanbul’u da yaptırmayacağız. Bu memleketin, bu memleketin hiçbir insanını, hiçbir evladını çocuğunu gencini, yaş almışını da geride bırakmayacağız. Hep önde tutup onlara hizmet vermeye devam edeceğiz”
]]>
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ilişkin, “Artık sözün yetersiz olduğu bir noktada olduğumuzu görmemiz lazım. Yıllardır söylediğimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın her platformda dile getirdiği ‘Dünya 5’ten büyüktür’ tezi yani dünyada barışı sağlamak için yeni, adil bir dünya sistemi kurulmalıdır anlayışı, bugün çok daha büyük bir ihtiyaç haline bürünmüştür.” dedi.
Kurtulmuş, Sakarya Valiliği tarafından düzenlenen Sivil Toplum Buluşması Programı’nda yaptığı konuşmada, bugün 28 Şubat postmodern darbesinin yıl dönümü nedeniyle Sakarya Üniversitesinde düzenlenen programa katıldıklarını söyledi.
Bu memlekette millete rağmen milleti yönetme iddiasında olan ve on yıllar boyunca millete rol biçmek için kendilerini vazifeli telakki eden zümrelerin her zaman olageldiğini belirterek öyle olduğu için de çok partili siyasi hayatta darbeler ve darbe teşebbüsleriyle karşılaşıldığını kaydetti.
Kurtulmuş, “İstedikleri kalıba girmeyen milletin ortaya koyduğu milli iradeden rahatsızlık duyanlar, o milli iradenin tecelli ettiği siyasi mecraları değiştirmek arzusunda oldular.” diyerek bunları; sadece geçmişi yad etmek, geçmişteki şahıslar üzerinden olayları tartışmak hatta o olayların bizatihi kendisini tartışmak için değil, oralardan ders çıkararak demokratik kazanımları daha ileriye götürmek için müzakere etmek gerektiğini anlattı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Türkiye’nin 74 yıllık çok partili siyasi hayatında yaşadığı bu antidemokratik müdahaleleri hiç unutmadan, esas amacımız olan yeniden güçlü büyük Türkiye istikametinde yürüyeceksek böyle bir Türkiye’nin en temel direklerinden biri olan demokrasinin güçlü hale getirilmesini de hep birlikte tesis edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Dünyada bedeli en ağır ödenmiş demokrasinin, Türkiye’deki demokrasi olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Bu demokrasiye gözümüzün içi gibi bakmak, bunu kendi öz varlığımız olarak telakki etmek, daha da ileriye taşımak mecburiyetindeyiz.” dedi.
Kurtulmuş, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girildiğine işaret ederek Türkiye Yüzyılı olarak ortaya koydukları ortak milli hedeflerinin, hep birlikte daha güçlü bir yol yürümeyi zorunlu kıldığını vurguladı.
Güçlü ve büyük Türkiye’nin kurulması için toplumsal bütünlüğün ve dayanışmanın temin edilmesinin zorunlu olduğunun altını çizen Kurtulmuş, bunun olmazsa olmaz şartının da milletten başka kimsenin söz ve karar sahibi olmadığı sağlam bir demokrasinin tesis edilmesiyle mümkün olduğunu ifade etti.
Kurtulmuş, halkı devlet millet kaynaşması içerisinde bir arada tutmak gerektiğini belirterek “Bu darbelerin Türkiye’ye vermiş olduğu en büyük zarar, milletle devletin ayrı istikametlere yönlendirilmesidir. Devlet millet kaynaşmasının temin edilmesi için bütün kamu görevlilerimizin, ister atanmış olan devlet memurları olarak ister seçilmiş olan kamuya hizmet eden insanlar olarak herkesin, milletin emrinde olduğu bilinciyle çalışmalarını sürdürmesi lazım.” diye konuştu.
“Türkiye’nin bu coğrafyada kendi eksenini tahkim etmekten başka şansı yok”
Dünyadaki büyük güç merkezlerinin çok büyük bir güç mücadelesine tutuştuğuna dikkati çeken Kurtulmuş, bütün bu çatışmaların odak noktası olan bölgenin merkezinde ise Türkiye’nin bulunduğunu kaydetti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin, bu coğrafyada kendi eksenini tahkim etmekten başka bir şansının olmadığını vurguladı.
Türkiye’nin, etrafındaki sıkıntılardan kurtulabilmek için bölgede bir normalleşmeyi sağlamak ve ardından da bu bölgede barış ve esenliği getirecek adımları atmak mecburiyetinde olduğunun altını çizen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Şunu çok net görmeniz lazım; İsrail’in Filistin halkına karşı saldırılarında Filistin Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre 30 binin üzerinde ölü var. Bugün, biz burada bu kadar rahat ortamda konuşurken 100’ün üzerinde insanın öldürüldüğü hem de yardım malzemelerini almak için bekleyen tamamı sivil, yaşlı, kadın ve çocuktan oluşan garip Filistinlilerin şehit edildiği bir İsrail saldırısına şahit olduk. Birleşmiş Milletlerin, İsrail’in saldırganlığını önlemek için almış olduğu onlarca karar var. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan oylamalarda 190 ülke İsrail’i kınıyor, Filistin’e destek veriyor. Bir dayısı var Birleşmiş Milletlerde; her alanda onu koruyor ve İsrail’in dediği oluyor. Bazı ülkelerin İsrail’in bu saldırganlığına vermiş oldukları destek onlar açısından da yüz karartıcı bir suçtur.”
Kurtulmuş, vicdan ve akıl sahibi herkesin, İsrail’in durdurulması ve işgal ettiği topraklardan çıkması gerektiğini söylediğini dile getirerek “Artık sözün yetersiz olduğu bir noktada olduğumuzu görmemiz lazım. Yıllardır söylediğimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın her platformda dile getirdiği ‘Dünya 5’ten büyüktür’ tezi yani dünyada barışı sağlamak için yeni, adil bir dünya sistemi kurulmalıdır anlayışı, bugün çok daha büyük bir ihtiyaç haline bürünmüştür. Dünyada yeni bir Birleşmiş Milletlerin kurulması; sadece güçlü ülkelerin değil, haklı ülkelerin de hakkını alabildiği bir küresel siyaset mekanizmasının kurulmasının öncülüğünü Allah’ın izniyle Türkiye yapacaktır. Bu istikamette Türkiye ilerleyecektir.” ifadelerini kullandı.
Güçlü bir ekonomi, sağlam bir demokrasi, güçlü bir toplumsal yapı, Türkiye’nin ekonomik hedeflerine ulaşabilmesi için iyi bir altyapının hazırlanmasıyla gelecek dönemin, Türkiye’nin yüzyılı olacağına işaret eden Kurtulmuş, “Merkezi yönetimimizle yerel yönetimlerimizle üniversitelerimizle STK’larımızla Türkiye’nin bütün kanaat önderleriyle kanaat gruplarıyla hepimiz aynı istikamete gideceğiz, oklarımızı aynı yere atacağız. Güçlerimizi yan yana getireceğiz, farklılıklarımızı sürekli dile getirerek ve bunu bir zenginlik meselesi telakki ederek yolumuza devam edeceğiz.” dedi.
“Ülkede darbeler tarihi bir daha açılmamak üzere kapatıldı”
Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz de FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminde millet, polis ve askerlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine büyük bir mücadele verdiğini ve artık ülkede darbeler tarihinin bir daha açılmamak üzere kapatıldığını söyledi.
Karadeniz, şer güçlerle mücadele edebilmenin en önemli yollarından birinin Türkiye’yi her yönden güçlü bir ülke haline getirmek olduğunu belirterek “Biz ne kadar güçlü olursak, ne kadar birlik ve beraberlik içinde olursak, onlar bugüne kadar bize nasıl zarar verememişlerse bundan sonra da asla zarar veremeyeceklerdir.” diye konuştu.
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce ise şehrin ve Türkiye’nin şekillenmesinde sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği rolün önemine değinerek insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için herkesin çaba göstermesi gerektiğini ifade etti.
Yüce, 28 Şubat’la birinci elden mücadele eden ve Türk milleti için fedakarca gayret gösteren Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı rahmetle andığını söyleyerek bir daha 28 Şubat gibi hain ve karanlık günlere geri dönmemek için demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Programda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, AK Parti Sakarya milletvekilleri Çiğdem Erdoğan ve Ertuğrul Kocacık ile sivil toplum kuruluşu temsilcileri yer aldı.
]]>
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Esasında hiç lafı eğip bükmeden söyleyebiliriz; 1960 darbesinin arkasında da 1971 muhtırasının arkasında da 12 Eylül darbesinin arkasında da 28 Şubat’ın arkasında da 15 Temmuz’un arkasında da dış güçler olmuştur, dış güçler Türkiye’yi durdurmak istemiştir.” dedi.
Çeşitli programlara katılmak üzere kente gelen Kurtulmuş, Sakarya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Sakarya Üniversitesi (SAÜ) ve 15 Temmuz Milli İrade Derneğince SAÜ Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Darbeler ve Dersler: 28 Şubat Anma Programı”na katıldı.
Programda konuşan Kurtulmuş, Türkiye’nin, çok partili hayata geçişinden bu yana bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip olan ülke olduğunu söyledi.
Türkiye’ye demokrasi dersi verenlerin unuttuğu bir şeyin olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Türkiye’de 70 küsur yıllık çok partili siyasi hayatımızda çok kere darbelerle karşılaşmış, çok kere darbe tehditleriyle burun buruna gelmiş ve en sonuncusunda, 15 Temmuz’da da milletin iradesiyle milletin inancıyla milletin gücüyle darbecilere dersini vererek, darbeler tarihini silerek demokrasiyi takip etmiş bir milletin fertleriyiz. Bu süreçlerde demokrasiye destek verenleri saygıyla minnetle ve şükranla anıyoruz. Rahmetli Menderes’i, rahmetli Özal’ı, 28 Şubat’ın o sıkıntılı ve sancılı toplantılarında buram buram terleyerek milletin iradesine sahip çıkan rahmetli Erbakan’ı ve ‘Ben namlusunu millete karşı doğrultmuş olan ordunun karşısında selam durmam.’ diyen rahmetli Yazıcıoğlu’nu minnet ve şükranla anıyorum.” diye konuştu.
Kurtulmuş, milli iradeyi mahkum etmek isteyenlerin isminin hatırlanmadığını ve tarihin yargılanan sayfalarında bulunduğunu belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşması öncesindeki 28 Şubat’ı anlatan videoya işaret ederek, şunları kaydetti:
“Burada gördüğümüz olayların hemen tamamını dün gibi hatırlayan biriyim. O zaman genç bir doçent olarak İstanbul Üniversitesinde o olayları çok yakinen takip ettik. Binlerce insanın nasıl mağdur edildiğine, on binlerce insanın nasıl sonu belli olmayan bir geleceğe doğru sürüklendiğine şahit oldum. Dolayısıyla o günleri çok iyi bilen ve yaşamış insanlar olarak derdimiz; o günlerde yaşayanları yargılamak değil, o günlerde yaşayanları sorgulamak değil ama o günlerde yaşananlardan ders alarak ileride böylesi durumların yaşanmaması için gayret sarf etmektir çünkü tarih, bir turnusol kağıdı olarak herkes hakkında gerekli hükmünü veriyor. Bizim bütün bu olaylardan ders çıkararak yolumuza devam etmemiz lazım. Öncelikle demokrasinin, Türkiye’nin geleceği için olmazsa olmaz bir mesele olduğunu çok iyi şekilde anlamamız gerekiyor. Devlet millet kaynaşmasının sağlanabilmesi için devletin değerleriyle bütünleşik bir kamu yönetiminin şart olduğunu kavramamız gerekiyor. Bu anlamda 28 Şubat’ta yaşananları iyi bir şekilde tahlil etmek ve bundan sonrası için buradan dersler çıkarmamız gerekiyor.”
Kurtulmuş, 28 Şubat sürecine gelmeden önceki dönemde yaşananları da hatırlamakta fayda olduğuna, 1990’ların başında dünya siyasetinde bütün dış etkileri de değiştirecek önemli gelişmelerin olduğuna değinerek, “Esasında hiç lafı eğip bükmeden söyleyebiliriz; 1960 darbesinin arkasında da 1971 muhtırasının arkasında da 12 Eylül darbesinin arkasında da 28 Şubat’ın arkasında da 15 Temmuz’un arkasında da dış güçler olmuştur, dış güçler Türkiye’yi durdurmak istemiştir. Dolayısıyla öncelikli olarak 1990’ların başındaki gelişmeyle birlikte Türkiye çok daha dikkatli şekilde izlenen bir ülke haline geldi. Batılı beylerin kontrolünün dışına çıkacak bir Türkiye’nin, oluşmakta olan yeni dünya dengesinde başlarına bela olacağını hissedenler, Türkiye’yi 1990’ların başından itibaren karıştırmaya başladılar.” ifadelerini kullandı.
Üç gün arayla Sivas katliamı ve arkasından Başbağlar katliamının yapılmasının asla tesadüf olmadığını, 1990’lı yılların başından itibaren Türkiye’de önemli insanların bazı suikastlara uğradığını, faili meçhul cinayetlerin gerçekleştiğini ve bunlarla Türkiye’nin bir kaos ortamına itilmek istendiğini bildiklerini anlatan Kurtulmuş, o dönem içerisinde birtakım olayların gerçekleşmesiyle Türkiye’nin kriz ortamına itilmeye çalışıldığını, şüpheli ölümlerle ülke gündeminin sarsıldığını dile getirdi.
Gölcük’te 12 yüksek rütbeli subayın “Bir tatbikat yapıyoruz.” diyerek aslında 28 Şubat ve sonraki dönemde neler olacağının işaretlerini ortaya koymalarının önemli olaylardan olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, millet adına ülkeyi yönetme yetkisine sahip olanlara hayatın dar edildiği 28 Şubat’taki o meşhur Milli Güvenlik Kurulu toplantısının gerçekleştiğini belirtti.
Kurtulmuş, “28 Şubat; öyle bildik, şimdilerde Afrika ülkelerinde görülen sabah kalkan ordu birliklerinin yaptığı bir darbe değil, iyi planlanmış, belki aylar öncesinden yurt dışındaki bazı enstitülerde hazırlıkları yapılmış, ince işlenmiş bir postmodern darbe teşebbüsüydü.” dedi.
“27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı sakın hikaye okur gibi okumayın”
Bir gayri milli anlayışın, Türkiye’yi 28 Şubat sürecine getirdiğini belirten Kurtulmuş, ya korkutularak ya parayla birtakım imkanlar temin edilerek 28 Şubat’ta o günkü hükümetin düşürüldüğünü söyledi.
Kurtulmuş, o dönemde 7 milletvekiliyle Refahyol Hükümeti’ne sonuna kadar destek veren Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmet, minnet ve şükranla yad ettiğini kaydetti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, 28 Şubat’a “postmodern darbe” denilmesinin sebeplerine değinerek, Osmanlı’nın son döneminde yaşanan darbelerin tamamının arkasında Batı’nın ve Türkiye’nin üzerinde hiç de iyi niyetleri olmayan ülkelerin etkisinin bulunduğunu vurguladı.
Kurtulmuş, Babıali ve Feriye baskınlarının, Sultan Abdülhamid Han’ın “halli”nin, 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın, 27 Nisan’ın ve 15 Temmuz’un karşısında ve yanında kimlerin olduğunun iyi değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
15 Temmuz’un, Türkiye’de darbeler tarihini sona erdirdiğini ifade eden Kurtulmuş, “Gençler; 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı sakın hikaye okur gibi okumayın. Bütün bunları, Türkiye’nin ikinci yüzyılı, sizin öncü olacağınız önünüzdeki dönemi daha demokratik hale getirebilmek, Türkiye’yi daha güçlü hale getirebilmek için mutlaka çok iyi anlayın, çok iyi algılayın.” şeklinde konuştu.
Kurtulmuş, 28 Şubat’ın, siyasete müdahaleden daha çok Türkiye sosyolojisine müdahale ettiğini vurgulayarak, 28 Şubat’ın, Anadolu insanının toplumsal alandaki görünürlüğünü engellemek için yapıldığını belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Bu darbeyi yapanlar, bu darbenin arkasındaki akıl sahipleri bilmiyorlar mı ki bir metrelik başörtüsünü önlesen ne olur önlemesen ne olur? Ama mesele inançları gereği başını örten insanların başörtüsüyle tasfiye edilmesinden öte, hakir gördükleri, kıyıda gördükleri, köşede gördükleri, bir şey anlamaz zannettikleri o insanların çocuklarının gelip okuyarak toplumda güçlü bir yer edinmesini önlemek için o yasağı ortaya koydular.”
Eşi Sevgi Kurtulmuş’un o dönemde İstanbul Üniversitesinde doçent olduğunu aktaran Kurtulmuş, başörtüsü nedeniyle üniversiteden atıldığını söyledi.
Kurtulmuş, “Dönemin başbakanının, Merve Kavakçı’yı Meclis’te dışarı çıkartırken, sıra kapaklarına ‘dışarı dışarı’ diye vururlarken söylediği bir söz, 28 Şubat’ın zihin şifrelerinin anahtarıdır. ‘Bu kadına haddini bildirin…’ Mesele; haddinin bildirilmesi meselesiydi. Yoksa başörtüsü meselesi, yani sadece bir görüntü olarak, sembol olarak, başörtüsü meselesine karşı olmak değil, çok geniş halk kitlelerine haddinin bildirilmesi operasyonudur.” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, 28 Şubat’ın, Anadolu insanının yükselişini önleyen bir darbe olarak hafızalara kazındığını belirterek, “Millete haddini bildirmeye kalkan bu darbeden sonra Allah’a çok şükür millet, ‘Ben buradayım.’ demeyi başarmıştır. Sonuç itibarıyla 28 Şubatçılar değil, 28 Şubat’ta mücadele eden millet çoğunluğu kazanmıştır. Bu anlamda milletimiz kazanmaya devam edecektir.” diye konuştu.
“Türkiye eksen falan kaydırmıyor”
“28 Şubat dış desteklidir.” dediklerinde bazılarının “Olur mu şey?” ifadesini kullandığını aktaran Kurtulmuş, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’in, Amerikalı profesörle bir dergi için imzaladığı makaleye dikkati çekti.
Bir’in, o dönemki ifadelerini hatırlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Daha sonraki dönemlerde zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanımıza, ‘Türkiye’nin ekseni kayıyor.’ diyerek hatırlatma yapanların söylediklerine ne kadar benziyor değil mi? Onlara şunu bir kere daha hatırlatmak vazifemizdir; Türkiye eksen falan kaydırmıyor. Türkiye’nin eksenini kaydırmaya çalışan bazılarına bu millet, darbelere karşı çıkarak yol vermiyor, onların önünü açmıyor. Türkiye kendi eksenini tahkim ediyor. İnşallah Türkiye; artık demokrasisini çok daha güçlü hale getirerek, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında şimdiye kadar bedeli en ağır şekilde ödenmiş bir demokrasiye sahip bir ülke olarak ikinci asrımızda çok daha güçlü bir ülke olacak.”
Kurtulmuş, Çevik Bir’in makaledeki ifadelerinin bugünü ne iyi kadar anlattığına işaret ederek, “Bugün İsrail bu bölgede bu kadar pervasız bir şekilde hareket ediyorsa ve çok şükür Türkiye bunun karşına her bakımdan güçlü bir şekilde çıkmayı, durmayı başarabiliyorsa bunda hiç şüphesiz demokrasinin güçlü olmasının büyük payı vardır.” dedi.
“Dünya barışının kapısı Filistin davasıdır”
İsrail’in insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik saldırısında 104 kişinin öldüğünü aktaran Kurtulmuş, “Bütün dünya 5 aya yakın bir süredir izliyor. İsrail’in arkasında olan ülkeler de dünyanın birçok yerinde demokrasiye ayar verdikleri gibi İsrail’e destek vererek Orta Doğu’ya da ayar vermek istiyorlar. Çok net ifade ediyorum; dünya barışının merkezi, dünya barışının kapısı Orta Doğu. Orta Doğu’da barış olmadan dünyada barış olmaz. Dünya barışının kapısı ise Filistin davasıdır. Filistin davasının en güzel şekilde ileriye götürülmesi için Türkiye her bakımdan mücadelesine devam edecek.” diye konuştu.
Kurtulmuş, demokrasisi güçlü, milletiyle devleti kaynaşmış, her bakımdan dünya uluslarıyla rekabet edebilen bir Türkiye’nin, Orta Doğu barışının anahtarını en güzel şekilde açan ülke olacağını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onun için diyoruz ki demokrasimizi tahkim edeceğiz; medeniyette, kültürde, bilimde, sanatta, her alanda güçlü olacağız. Bu anlamda Türkiye’yi etrafımızdaki ülkelerle normalleşme süreci başta olmak üzere dünya siyasetinde çok etkili bir ülke haline getireceğiz. İnşallah bir daha bu topraklarda hiç kimse milletin sözünden başka bir söze itibar edemeyecek ve milletin sözünden başka hiçbir söz yeterli olamayacaktır. Söz de karar da milletindir diyoruz ya bu millet bu sözü gerçekten kanlarıyla yazarak hak etmiş bir millettir.”
Kurtulmuş, 1960 darbesi, 12 Eylül ve daha sonraki süreçte, 28 Şubat’ta ve 15 Temmuz darbe girişiminde büyük bedel ödeyen milletin önünde saygıyla eğildiğini belirterek, “Bu millet gerçekten karşısına çıkılacak, karşında durulacak bir millet değildir. Yeter ki önüne hedef konulsun, hep beraber birlikte kenetlenerek yürüyebileceği, milli anlamda ittifak edeceği bir yol kurulsun. İşte bu anlamda ikinci yüzyılımıza ait hedeflerimiz, Türkiye’nin bundan sonraki geleceğidir. Geleceğin anahtarı da siz sevgili gençlerin elindedir.” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmasının ardından Sakarya Üniversitesi Rektörü Hamza Al’ı ziyaret etti.
Kurtulmuş, inşaatı süren Adapazarı Anadolu İmam Hatip Lisesini de gezerek, Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce’den çalışmalar hakkında bilgi aldı.
]]>
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP’yi eleştirerek, “Kent uzlaşması dedikleri PKK ittifakıdır. Kent uzlaşması dedikleri ülkemize karşı beşinci kol faaliyetidir. CHP düştüğü denizde yılana sarılmıştır” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Merkez Disiplin Kurulu (MDK) Toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu. MHP’nin gündemi ve siyaseti belirleyen bir parti olduğunu belirten Bahçeli, “İrade ve itibarını teçhiz eden sadece ve sadece büyük Türk milletidir. Milletimizden aldığımız veya alacağımız desteği yine milletimize hizmet olarak tahvil etmekle mesulüz. Zira sevdamız millet, gücümüz devlettir. Allah’ın izniyle daha yapacağımız çok işler, ulaşacağımız çok hedefler vardır. Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in müessir ve mümtaz mevcudiyeti yeminli Türkiye düşmanlarının uykularını kaçırmakta, alayını birden tir tir titretmektedir” diye konuştu.
“Macron’un Ukrayna’ya asker göndermeyi telaffuz etmesi, kabus senaryolarına canlılık kazandırmaktadır”
“Kuzeyimizde süregelen Rusya-Ukrayna savaşı, bu savaşın yayılması, hatta küresel mahiyet alması için yapılan provokatif tertip ve telkinler barış ümitlerini maalesef sabote etmektedir” diyen MHP lideri Bahçeli, şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Ukrayna’ya asker göndermeyi telaffuz etmesi, bu ülkenin savunma bakanının Ermenistan’a uzun menzilli füze vereceklerini duyurması kabus senaryolarına maalesef canlılık kazandırmaktadır. Macaristan’ın geçtiğimiz günlerde İsveç’in NATO’ya katılımını onaylamasından hemen sonra bu tartışmanın alevlenmesi, üstelik Kremlin yönetimi tarafından Macron’un sözlerinin fiiliyata yansıması halinde NATO ile çatışmanın kaçınılmazlığına vurgu yapılması hafife alınacak bir güvenlik riski değildir. Rusya’nın NATO’yla savaşması demek Türkiye için beka düzeyinde bir sorun ve sancıdır. Bölgesel barış, huzur ve istikrarın temelinden dinamitlenmesi, mütecaviz ve mütehakkim zorlamaların dip akıntı halinde ilerleyiş kaydetmesi insanlığı felakete sürükleyecektir. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın üçüncü yılında aklıselimin öne çıkmasından, sağduyunun hakim olmasından, diplomasi ve diyalog kanallarının açılmasından başka makul bir alternatif yoktur. 2022 yılında İstanbul’da kurulan müzakere masasının tekrar güncellenerek silahların susması, sıkılı yumrukların açılması, bölgemizde barış ikliminin tesis edilmesi Rusya, Ukrayna ve Türkiye başta olmak üzere her ülkenin çıkaranıdır.”
“İsrail suçludur, soykırımcıdır ve 30 bin masumun hayatına son vermesinin bedelini en ağır şekilde ödemelidir”
İsrail ile Filistin arasında derhal ateşkes yapılması gerektiğini ifade eden Bahçeli, “Kalıcı çözüm ve barış beklentileri kuvveden fiile geçmelidir. Akan kan durmalıdır. Soykırımcı İsrail hesap vermelidir. Türkiye’nin Uluslararası Adalet Divanı’na sunduğu sözlü beyanı mazlum Filistin halkına tercüman olmuş, İsrail’in maskesini bir kez daha indirmiştir. Filistin halkına yapılan haksızlıklar sebebiyle kurallara dayalı uluslararası sistem bugün çöküş aşamasına geçmiştir. 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal eden İsrail’in aleyhine açılan bir davada yargılanması, bu yargılamaya Türkiye’nin hak, hukuk ve insani temelde müdahil olması tarihe düşülen cesur bir not, çok değerli bir mücadele timsalidir. İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’nın açıkladığı geçici tedbirlere tam ve eksiksiz riayeti gecikmeksizin sağlanmalı, saldırılarına son vermesi için ihtiyaç duyulan mekanizmalar devreye sokulmalıdır. Filistin halkının istediği adalettir, eşitliktir, bağımsızlıktır. Hiç kimse, uluslararası nitelikli hiçbir kurum ve kuruluş, bu meşru taleplere sırtını dönmemelidir. İsrail’in Doğu Kudüs, Gazze ve işgal altındaki diğer Filistin topraklarının kimliğini ve statüsünü değiştirme amacı gayrimeşrudur, gayri hukukidir, gayri ahlakidir. Böylesi bir dayatma insanlık vicdanında asla karşılık bulmayacaktır. ABD Başkanı Biden’ın önümüzdeki pazartesi günü ateşkesin olacağını söylemesi en azından ihtiyatlı iyimserliğimizi desteklemiştir. İsrail suçludur, soykırımcıdır ve 30 bin masumun hayatına son vermesinin bedelini en ağır şekilde ödemelidir. Bir halkın onuru ve şerefi yok sayılırken, bir halkın varlığı ve güvenliği inkar edilirken, bir halkın hak ve hürriyeti çiğnenirken sessiz ve seyirci kalmak zulme ortaklıktır. İki devletli çözüm dışında barış ortamına davetiye çıkaracak bir başka seçenek kesinlikle yoktur. 1967 sınırlarına haiz, başkenti Doğu Kudüs olan; egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını tescillemiş bir Filistin devletinin kurulması tarihen, siyaseten, vicdanen ve hukuken kaçınılmaz bir zorunluluktur” dedi.
“Emeklilerimizin çağrıları haksız değildir, gerekli iyileştirmeler cömertçe yapılacaktır”
Türkiye yüzyılında sosyal ve ekonomik sorunların, terör ve bölücülük melanetinin üstesinden gelineceğini söyleyen Bahçeli, “Hayat pahalılığı kaderimiz değildir ve bitecektir. Emeklilerimizin çağrıları haksız değildir, gerekli iyileştirmeler cömertçe yapılacaktır. Enflasyonla mücadele başarıya ulaşacak, fiyat ve finansal istikrar Türkiye ekonomisinin zincirlerini kıracaktır. Faiz, döviz ve enflasyon siperine yatıp ekonomik ve siyasi istismar operasyonunu dört bir koldan ilerletenlerin hevesleri inşallah kursaklarında bırakılacaktır. Türkiye, öngörülebilir bir ülkedir. Türkiye, yatırımcılara kucak açan, özel mülkiyete saygı duyan, hukukun üstünlüğüne bağlı ve demokratik güvenliği tartışmasız olan bir ülkedir. Türkiye, geleceğin parlayan yıldızı ve süper gücüdür. Hiç kimse ülkemiz hakkında kuşku uyandıracak, güven ve istikrarı baltalayacak bir komploya tevessül etmemelidir. Hiç kimse ülkemizi kötü gösteren, karamsarlık tabloları çizen bir art niyetliliğe umut bağlamamalıdır. Türkiye hepimizindir. Ekonomik huzur ve diriliş her insanımızın hakkıdır ve yararınadır” dedi.
“Yerel yönetimlerde kaos ve karmaşa son bulmalıdır”
Muhalefetin Türkiye’yi karalama ve kundaklama yarışında olduğunu vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:
“İflah olmaz bir hastalık seviyesindedir. Bu muhalefetin özlemi örselenmiş, sesi kısılmış, nefesi kesilmiş, takati bitmiş, tasallut altına alınmış, her yerinden yaralanmış zayıf bir Türkiye’dir. Bu muhalefetin hedefi içine kapanan, etrafına yabancılaşan, milli haklarından ve kutlu hedeflerinden vazgeçen bağımlı bir Türkiye’dir. Bu muhalefet Türkiye’ye hepten yabancılaşmış, Türk milletiyle gönül bağını ve ahlaki bağlantısını çoktan koparmıştır. Şu hususu herkesin anlamasında fayda vardır; Türkiye’yi aç hürler, tok esirler ülkesi yapmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri’nde merkezi yönetimin hedefleriyle örtüşecek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin doğasıyla uyum içinde olacak muazzez bir sonucun çıkması yeni yüzyılın en önemli demokrasi başarısı olacaktır. Yerel yönetimlerde kaos ve karmaşa son bulmalıdır. Her şeyi eline yüzüne bulaştıran, adeta kriz üretim merkezine dönüşen, DEM’lendikçe şuurunu ve dengesini kaybeden CHP’nin halihazırda yönetimi altındaki belediyelerin milletin iradesiyle toparlanması ve düzlüğe çıkması başlıca amaç ve arzumuzdur.”
“Kent uzlaşması dedikleri PKK ittifakıdır”
“CHP, yerel yönetimlerde başarısızdır. CHP, yerel yönetimlerde acizdir. CHP, yerel yönetimlerde iflastadır, itibarsızdır. CHP, yerel yönetimlerde bölücülere teslimdir, boyun bükmüştür” ifadelerini kullanan Bahçeli, şöyle konuştu:
“Zilletin anaforuna kapılmış yerel yönetimlerle yeni yüzyılın lider ülke Türkiye’sine ulaşmak takdir edersiniz ki ham bir hayal, boşuna bir gayrettir. Ne kadar gizleseler de, ne kadar kaçak güreşip zaman zaman zevahiri kurtarmak adına kayıkçı kavgasına tutuşsalar da, CHP ile DEM yan yana, diğerleri de yedektedir. Zillet masanın altıyla üstü yer değiştirmiştir. Oyunu görüyoruz, rol paylaşımını okuyoruz. Kent uzlaşması dedikleri PKK ittifakıdır. Kent uzlaşması dedikleri ülkemize karşı beşinci kol faaliyetidir. CHP düştüğü denizde yılana sarılmıştır. İstanbul’da davetiye polemiği çıkaran, cumhurbaşkanı yardımcılığı peşine düşerek şehremini görevini terk eden, partisinin eş başkanı gibi hareket eden mahut şahıs için son görünmüştür. Aynı şey Ankara, İzmir ve diğer CHP’li ve DEM’lenmiş belediyeler için de aynen geçerlidir. Ülkemizin önüne takoz koyanları kenara çekmek, Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşüne destek vermek aziz milletimizin artık demokrasi ve irade meselesi haline gelmiştir.”
“Atatürk bugünkü CHP’yi görseydi emin olunuz ki çizmelerini giyip mavzerini kuşanır, bu defa da partisi için kurtuluş mücadelesi başlatırdı”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in Türkiye Büyük Millet Meclisindeki konuşmasına değinen Bahçeli, şunları söyledi:
“Özgür Bey’in halüsinasyon görerek grup toplantısında yaptığı konuşma ruh sağlığı hakkında hepimizi kaygılandırmıştır. Bu konuşmasında milletvekillerine, ‘Atatürk sizden partisini iktidar yapmanızı bekliyor’ diyerek tuhaf bir açıklamada bulunmuştur. Bizim anlayamadığımız Özgür Bey’in hangi ara aziz Atatürk’le temas kurduğu, nasıl konuştuğu, mesajları ne şekilde aldığıdır. Şayet ruh çağırma seanslarına katılıp bir sonuca ulaştığını iddia ederse kendisine yazık olacak, hayalleri gerçekmiş gibi sunmasının fahiş sonuçlarına yakın vadede katlanacaktır. Yok uyduruyorsa, bu defada palavracı ve siyasi meddah olarak anılmayı hak edecektir. Bugünkü CHP, Atatürk’ün partisi değil, DEM’in oyun uşağı, Türkiye düşmanlarının altı oklu uydusudur. İddiaya bakar mısınız, neymiş Atatürk dile gelmiş de partisinin iktidar olmasını istemiş. Böyle konuşan Özgür Bey’in ne yiyip ne içtiğine biraz dikkat etmesi samimi tavsiyemizdir. Teröristlerle DEM’lenen bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. Terörle mücadeleye hayır diyen bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. Bölücülerin elini eteğini öpen bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. Yerli ve milli silah sanayiine karşı çıkan, Karabağ’ın azatlığına şaşı bakan, ağzına Türk milletini alamayan, Milli Mücadele’den rövanş almak isteyen mihraklarla can ciğer kuzu sarması olan bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. Hayatlarında bir kez dahi olsa ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözünü haykıramayanların ambargosu altında bulunan bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. Köylüyü küçük gören, milletin demokratik seçimini aşağılayan, depremzedeleri suçlayan, yabancı ülkelerde Türkiye’yi kötüleyen bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk demek Türkiye Cumhuriyeti ve soylu milli kahraman demektir. Onun miras ve emanetlerine ihanet edenlerin adını anması yüzsüzlüktür. CHP’de Atatürk’ten geriye hiçbir şey kalmamıştır. Atatürk bugünkü CHP’yi görseydi emin olunuz ki, çizmelerini giyip mavzerini kuşanır, bu defa da partisi için kurtuluş mücadelesi başlatırdı. DEM’lenen CHP, Dumlupınar’da ezilenlerin, İzmir’de denize dökülenlerin varisidir.”
“Hizmet siyasetinin yerini hezimet siyaseti almamalıdır”
“TOGG yapılır, kulp takarlar, boşuna uğraşıyorlar dedikodusu yayarlar” diyen Bahçeli, “Kızılelma havalanır, rahatsız olurlar, çılgına dönerler, başlarını kuma gömerler. İHA’ları, SİHA’ları dünya konuşur, hayırdır savaşa mı giriyoruz diyerek göle maya çalarlar. TCG Anadolu denize iner, karalamak için geceyi gündüze katarlar. Yol, köprü, tünel, metro, şehir hastanesi, hızlı tren, baraj yapılır, bunlara ne gerek var bahanesinin altına saklanarak yolsuzluk iddiasını dillendirirler. Beşinci nesil milli muharip uçağımız KAAN hamd olsun kanat açar, hepimizin göğsü kabarır; müflisler ve müfteriler ise motor yerli değil, KAAN’ın yazılışı hatalı, uçsa bile devamı gelmez, gelse bile işe yaramaz çarpıtmalarıyla yapılanı yıkmak, milli sevinci köreltmek için uğraşırlar. Dedim ya, bu CHP, iktidarın değil, Türkiye’nin karşısındadır. Korkmasınlar, itiraf etsinler, kaçmasınlar gerçeklerle yüzleşmeyi denesinler. Hizmet siyasetinin yerini hezimet siyaseti almamalıdır. 31 Mart’ta zafer Türk milletinin olmalıdır. 31 Mart’ta zafer Cumhur İttifakı’nın hanesine yazılmalıdır. 31 Mart’ta, 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri teyit edilip, yeni yüzyıla Türk milletinin mührü vurulmalıdır. Yapamayanlar gitmeli, vatan ve millet sevdalıları gelmelidir. Türkiye’nin gelişmesiyle sevinmek, milli gurura ortak olmak; önemle ifade ediyorum ki ne Özgür Bey’i ne de arkadaşlarını MHP’li veya AK Partili yapmaz, yalnızca insan yapar, yalnızca bu milletin evladı yapar, yalnızca adam gibi adam yapar” ifadelerini kullandı.
MHP lideri Bahçeli, geçtiğimiz hafta TBMM’de DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın’ın Kürtçe konuşmasının ardından Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın mikrofonu kapattırmasına ilişkin de, “Huzurlarınızda MHP’nin Başkanvekili Celal Adan beyefendinin Mecliste Kürtçe konuşma hevesiyle Türkiye’yi bölmeye adım atanlara karşı sabırlı, soğukkanlı şekilde konuşmayı kesmesi Türkiye’yi bir bölünme eşiğinden vazgeçirmiştir” dedi. – ANKARA
]]>
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu ortak toplantısında konuştu. Emeklilerin serzenişlerine değinen Bahçeli, “Emeklilerimizin çağrıları haksız değildir, gerekli iyileştirmeler cömertçe yapılacaktır. Enflasyonla mücadele başarıya ulaşacak, fiyat ve finansal istikrar Türkiye ekonomisinin zincirlerini kıracaktır” dedi.
Bahçeli’nin konuşmasından satırbaşları;
“Tüm kardeşlerimize selamlarımı iletiyorum. Gönülden anlamayanın insan ömrüne anlam katamayacağını biliyoruz. MHP milliyetimizin hali ile hallenen, gönlü ile şereflenen siyasi meşrebe sahiptir. Bunun ispati sizlersiniz. 13. olağan büyük kurultayımızda görev alan, 3 yıllık dönemde yüksek dava ahlakı ile çalışan arkadaşlarım partimizin şahsiyetini temsil etmiştir. Tüm kardeşlerimize selamlarımı iletiyorum.
Gönülden anlamayanın insan ömrüne anlam katamayacağını biliyoruz. MHP milletimizin hali ile hallenen, gönlü ile şereflenen siyasi meşrebe sahiptir. Bunun ispati sizlersiniz. 13. olağan büyük kurultayımızda görev alan, 3 yıllık dönemde yüksek dava ahlakı ile çalışan arkadaşlarım partimizin şahsiyetini temsil etmiştir.
“İSRAİL YAPTIKLARININ BEDELİNİ EN AĞIR ŞEKİLDE ÖDEMELİDİR”
İsrail’in saldırılara son vermesi için ihtiyaç duyulan gerekli mekanizmalar devreye sokulmalıdır. Hiçbir kurum bu meşru taleplere sırtını dönmemelidir. İsrail, yaptıklarının bedelini en ağır şekilde ödemelidir. Sessiz kalmak zulme ortaklıktır. İki devletli çözüm dışında başka seçenek yoktur. Cumhurbaşkanımızın gayretleri ziyan olmayacak adalet muhakkak tecelli edecektir. Rusya’nın NATO ile savaşması demek Türkiye için beka düzeyinde sorun ve sancıdır. İnsanlığı felakete sürükleyecektir. Rusya Ukrayna savaşının 3ç yılında sağ duyunun hakim çıkmasından makul bir alternatif yoktur. İstanbul’daki müzakere masasının güncellenerek bölgemizde barışın tesisi sağlanması her ülkenin çıkarınadır. Kalıcı çözüm beklentileri fiile geçmelidir. Soykırımcı İsrail hesap vermelidir.
HAYAT PAHALILIĞI VE ENFLASYON
Hayat pahalılığı kaderimiz değildir, bitecektir. Enflasyon ile mücadele başarıya ulaşacaktır. Faiz, döviz enflasyon siperine yatıp operasyon sürdürenlerin hevesleri kursaklarında kalacaktır. Türkiye öngörülebilen, yatırımcılarına kucak açan, hukukun üstünlüğünün olduğu ülkedir. Geleceğin parlayan yıldızıdır. Türkiye’nin yükselişi hızlanacaktır. Kimse güveni zedeleyecek komploya tevessül etmemelidir. Art niyetliliğe umut bağlamamalıdır. Marketlerde etiketleri her gün değiştiren kim olursa olsun düzgün olamaz. daha önce temas ettiğim gibi FETÖ tarafından kumanda eden, fırsatçı ahlaksızlara göz açtırılmamalı, denetimler sıklaştırılmalıdır.
EMEKLİLERE HAK VERDİ
Ekonomik sorunların üstesinden gelinecektir. Hayat pahalılığı kaderimiz değil, bitecektir. Emeklilerimizin çağrıları haksız değildir, gerekli iyileştirmeler cömertçe yapılacaktır. Enflasyonla mücadele başarıya ulaşacak, fiyat ve finansal istikrar Türkiye ekonomisinin zincirlerini kıracaktır. Faiz, döviz ve enflasyon siperine yatıp ekonomik ve siyasi istismar operasyonunu dört bir koldan ilerletenlerin hevesleri kursaklarında kalacak.
“KENT UZLAŞISI PKK İTTİFAKIDIR”
Muhalefet millet ile gönül bağını koparmıştır. 31 Mart’ta merkezi yönetimin hedefleri ile örtüşecek, muazzez bir sonucun çıkması yeni yüzyılın en önemli başarısı olacaktır. DEM’lendikçe şuurunu kaybeden yönetimi altındaki belediyelerin milletin iradesi ile toparlanması arzumuzdur. CHP DEM’lendikçe şuurunu kaybetti, yılana sarıldı. CHP yerel yönetimlerde başarısızdır. İflastadır, itibarsızdır. Bölücülere teslimdir, boyun bükmüştür. Ne kadar gizleseler de, kaçak güreşip kayıkçı kavgasına tutuşsalar da Cumhur İttifakı yan yanadır. Oyunu görüyor, rol paylaşımını okuyoruz. Kent uzlaşısı PKK ittifakıdır, beşinci kol faaliyetidir. Davetiye polemiği çıkaran şahıs için son görülmüştür. Aynı şey diğer belediyeler için de geçerlidir. Özgür bey, Atatürk sizden partisini iktidar yapmasını bekliyor diye tuhaf açıklama yapmıştır. Bizim merak ettiğimiz mesajları nasıl aldığıdır. Bugünkü CHP Atatürk’ün partisi değil DEM’in oyun uşağıdır. Özgür Bey’in ne yiyip ne içtiğine dikkat etmelidir. Teröristlerle demlenen parti Atatürk’ün partisi olamaz.
“CHP’DE ATATÜRK’TEN HİÇBİR ŞEY KALMAMIŞTIR”
Milleti aşağılayan, depremzedeleri kötüleyen parti Atatürk’ün partisi olamaz. Atatürk demek soylu kahraman demektir. Onun mirasına ihanet edenlerin adını anması yüzsüzlüktür. CHP’de Atatürk’ten hiçbir şey kalmamıştır. Atatürk bugünleri görse partisi için kurtuluş savaşını başlatırdı. Kızılelma havalanır başlarını kuma gömerler, SİHA’lar havalanır hayırdır savaşa mı gidiyoruz derler. Projeler yapılır bunlara ne gerek var diye yolsuzluk iddialarını dillendirirler. KAAN kanat açar göğsümüz kabarır, bular motor yerli değil diye yapılanı yıkmak için uğraşır. CHP Türkiye’nin karşısındadır. Hizmet siyasetinin yerini hezimet siyaseti almamalıdır. 31 Mart’ta zafer Cumhur’un hanesine yazılmalıdır. 31 Mart’ta zafer Türk milletinin olmalıdır.
TBMM’de Türkçeye rakip çıkarmaya çalışanlar bölünmez bütünlük konusunda Anayasa’ya aykırı hareket ederek suç işlemiştir. Bu suçu görmezden gelmek zımmen onay vermek demektir. MHP vatandaşımızı bütün olarak kucaklayan bir anlayışın temsilcisidir. Milleti oluşturan temel unsur kan bağı değil kültür ortaklığıdır. TBMM’deki konuşmaya müdahale eden Celal Adan beye teşekkür ediyorum. Meclis’te başka dille konuşanlar zalimlerin yerli figüranıdır.
Bizim için her dil saygıdeğerdir. Kim özel hayatında ana dili ile konuşmak istiyorsa konuşsun. Buna saygı duyarız. Şarkıların söylenmesinden şiirlerin okunmasından tedirgin olmanın anlamı yoktur. Özel hayattaki kullanım serbestisinin kamusal alana girmesi, ayrı kimliğin uyandırılması için sinsi tahriktir.”
]]>
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart yerel seçimleri öncesi AK Parti’nin Aydın mitinginde konuştu. Erdoğan, “Darbe hevesinde olanlar varsa karşılaşacakları en hafif gerçek 15 Temmuz olacaktır. Milletiyle, ordusuyla, duruşuyla artık bambaşka bir Türkiye var. Artık bu milletin, kendi iradesini hiçe sayanlara tahammülü kalmamıştır” ifadelerini kullandı.
ERDOĞAN’DAN AYDIN’DA DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde; “Bugün adı gibi Aydın, cesur efeleriyle dünyaya nam salmış Aydın’da sizlerle olmak mutluluk duyuyorum. Bu şehir bize şehit Adnan Menderes’in emanetidir. Şu anda meydanda 52 bin kişi var. Bu ne demektir. 31 Mart günü sandıkları patlatmaya hazırlanıyoruz.
“DEVAMLI DARBECİLERLE BOĞUŞTUK”
Adnan Menderes ülkesine ve milletine yaptığı hizmetlerin bedelini canını dar ağacında vererek ödedi. Türkiye’nin demokrasi adımları her kargaşada ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Kendi iç meselelerimizle uğraşırken bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti. Ülkemizin darbeler zincirinin önemli halkalarından biri de 28 Şubat postmodern darbesiydi. Ülkemiz demokrasi tarihinin utanç verici sayfalarından biridir. Aydın bize Adnan Menderes’in emanetidir. Menderes’i hoyratça başbakanlık koltuğundan indirip dar ağacına gönderen zihniyet 28 Şubat darbesinde daha incelikli metotlar kullandı. Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasp edildiği, sermayenin renklere bölünerek baskı altına alındığı, bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı özgürlük namına ne kadar değer varsa hepsinin çiğnendiği o karanlık günleri unutmadık, unutmayacağız. Biz e kendi siyasetimizde darbecilerle sık sık yüz yüze geldik.

“MİLLETİMİZE SİLAH ÇEKTİLER, KAN DÖKTÜLER”
İBB Başkanlığı görevinden daha süremiz dolmadan darbecilere selam duran hukukçuların kararlarıyla görevimizden uzak tutuldum. Cumhuriyetimize milli iradeye, demokrasimize kast eden tuzaklarla daha nice sinsi senaryolarla karşılaştık. Ardından uyduruk gazete kupürleriyle partimizi kapatmaya çalıştılar. Gezi olaylarıyla sokakları karıştırmaya çalıştılar. FETÖ’nün darbe girişimiyle milli iradeyi esir almaya çalıştılar. 15 Temmuz darbe girişimiyle milletimize silah çektiler, kan döktüler. Türkiye’yi istedikleri gibi yönetmek isteyen emperyalist güçlerin olduğunu biliyoruz. Biz içerideki maşalarla mücadele ederken asıl kavgayı bunlara karşı verdik. Cudi’de, Gabar’da verdik. Bunları mağaralara gömdük. Ve terk ettiler. Gittiler. Bakıyorsunuz bir taraftan Fransızların çimento ürünü Türkiye’ye geldi ve bunlar mağaraları yaktılar. Kime teröristlere. Fransa ne yazık ki terörün adeta baş destekçisi oldu. Baş edemedi. Biz ne yaptık? Kuzey Suriye’deki bütün barınaklarını gömdük. Kovid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi krizlerin etkisiyle kendi canlarının dertlerine düşmeseydiler daha ne yaparlardı Allah bilir. En büyük başarımız ne yaşarsak yaşayalım, ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasında tutmak oldu.
“TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE DEĞİL”
Artık işleri daha zor. Çünkü Türkiye eski Türkiye değil. Milletiyle altyapısıyla, siyasetiyle, ordusuyla artık bambaşka bir Türkiye var, bambaşka bir devlet var. Türkiye Yüzyılı’na kilitlenmiş bu ülkenin önünü kesmek, istikamet belirlemek öyle kolay değil. Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olan varsa Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinde 22 Mayıs, 12 Mart, 28 Şubat gibi darbe girişimi varsa karşılaşacakları en hafif gerçek 15 Temmuz olacaktır. Artık bu milletin kendi iradesini hiçe sayanlara tahammülü kalmamıştır. Bu millet bir kez daha rahmetli Özal’a edilen eziyetlere rıza göstermeyecektir. Bu millet bir daha geçmişte yaşadığımız 21 yıldaki gibi hiçbir sinsi girişime izin vermeyecektir. Her kim de size vizyonsuz, programsız vaatlerde bulunursa emin olun söylediklerini zaten yapamayacağı gibi sizi elinizdekilerden de edecektir. Biz Türkiye’yi lafta değil, çalışarak, alın teri üreterek, imkanlara direnerek sizlere taahhüt ediyoruz. Ramazan ayı yaklaşıyor. Bu mübarek ayları gecesi ve gündüzüyle ayrı değerlendirmeliyiz. Demokrasi ve kalkınma yolculuğumuzun bu durağını da zaferle geride bırakacağız. Rabbim yaptığınız ve yapacağınız çalışmalar için şimdiden sizlerden razı olsun.”
]]>
Selçuk Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “Milli İradeye Darbe 28 Şubat” konulu söyleşi Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkan Vekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 27. Dönem Başkanı İsmail Kahraman, 26. 27. Dönem Milletvekili Ahmet Sorgun ve 23. Dönem Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’nın katılımıyla gerçekleştirildi.
Selçuk Üniversitesi, Milli Türk Talebe Birliği, Hukuki Araştırmalar Derneği, Birlik Vakfı, Hukuki Atılım ve Tecrübe Topluluğu ortaklığıyla düzenlenen “Milli İradeye Darbe – 28 Şubat” konulu söyleşisi Sultan Alparslan Kültür Merkezi 30 Ağustos Salonu’nda gerçekleştirildi.
“28 Şubat süreci ülkemiz için hem bir sınav hem de bir uyanış noktası olmuştur”
Programın açılış konuşmasını yapan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Aksoy, “Tarihimizde iz bırakan, toplumsal, siyasal ve kültürel anlamda derin etkileri olan 28 Şubat süreci ülkemiz için hem bir sınav hem de bir uyanış noktası olmuştur. Bu süreçte yaşananlar, toplumumuzun farklı kesimlerinde derin izler bırakmış, birçok insanın yaşamını baştan sona etkilemiş; demokrasiye, insan haklarına ve özgürlüklere yönelik birçok zorluğu beraberinde getirmiştir. Bugün Türk demokrasi tarihinde kara bir leke olarak anılan 28 Şubat; milli iradenin yok sayıldığı, özgürlüklerin kısıtlandığı ve vesayet gölgesinin ortaya çıktığı bir sürecin başlangıcıydı. Bu bağlamda bu programda, 28 Şubat’ın karanlık gölgesini bir kez daha hatırlamak ve milli iradeye kasteden bu utanç verici olaya karşı ortak bir bilinç oluşturmak için bir araya geldik. Elbette 28 Şubat sürecini benim de ailemde ve hayatımda yakından yaşamış insanlar oldu. Anadolu Üniversitesi sınavına başörtülü bir öğrenciyi aldığım için 2 sene yasaklı listesine girdim ve yasaklı listesinde olduğumdan 2 sene görev verilmedi. Bugün Selçuk Üniversitesi akademisyenleri, üniversiteler arası kurul temsilcileri, dekanlar, rektör danışmanları ve ülkemiz rektörleriyle birlikte hem başörtüsünün hem de öbür tarafta belirli seviyede aydın gözüken ama zihniyeti örümcekleşmiş insanların engellemelerine rağmen gerçek anlamda demokrasiyi ortaya çıkartan bir üniversite ve bir toplum olduk. Buna vesile olan dünya lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Ümit ediyoruz ki bir daha bu dönemler yaşanmaz” ifadelerini kullandı.
Vali Vahdettin Özkan, “İnsanın tabiatında var olan en kuvvetli duygulardan birisi etkili olma duygusu. Bazı büyüklerimiz buna saltanat meftunu der. Maalesef bu toplumsal düzeni sağlamakla görevli olan vazifeliler, bu saltanat hissiyatına zaman zaman mağlup olarak bir toplum mühendisliğine soyunabiliyorlar. Bu tarihin her döneminde olmuştur. 28 Şubat’ta böyle bir konjonktür. Esasen kendisine kamu görevi iktisadi vazifesi verilmiş, milletin iradesi tarafından vazifelendirilmiş ve millete hizmetkar olması gereken kurumlar veya kişiler bu hissiyatlarına mağlup olarak, saltanat meftunluğunu esas alarak kendince bir tavır, bir tutum geliştirmişlerdir. Bu da hem hukuk hem de toplumsal düzeni yüksek derecede riske maruz bırakmıştır. İnşallah bir daha 28 Şubat misali bu saltanat meftunlarıyla, bu küresel belli mahfillerin maşası hükmüne geçen insanlarla, kurumlarla karşılaşmayız ve bunun defedilmesi yönünde de bu söyleşinin bir vesile olmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
“28 Şubat’ı hem kat sayı hem kılık kıyafet zulmüne maruz kalan çocukların velileri olarak iliklerimize kadar yaşadık”
Açılış konuşmalarının ardından HUDER Konya Şube Başkanı Avukat Levent Babacan moderatörlüğünde “Milli İradeye Darbe – 28 Şubat” konulu söyleşiye geçildi.
28 Şubat darbe sürecinin unutulmaması gerektiğinin altını çizen 26. ve 27. dönem Milletvekili Ahmet Sorgun, “1980 darbesini üniversite son sınıf öğrencisiyken yaşadım. 28 Şubat’ı hem kat sayı hem kılık kıyafet zulmüne maruz kalan çocukların velileri olarak iliklerimize kadar yaşadık. Darbelerin gerekçelerinden birincisi, bütün darbeler millet iradesine karşı ve demokrasiye karşı yapılır ama hep millet için ve demokrasi için yapıldığı söylenir ki hemen darbeden sonra meşhur bir bildiri okunur. Orada da memleketi kurtarmak için, demokrasiyi kurtarmak için yapıldığı anlatılır. İkincisi, bütün darbeler mutlaka bir dış destek ile yapılır. Dış destek olmadan asla darbe yapılmaz. Üçüncüsü, bütün darbelerden önce darbeye haklı gösterecek ortamlar oluşturulmuştur. Evet, darbenin kazananları ve kaybedenleri var. Her zaman darbelerin kazananları darbeciler, kaybedenleri millet oldu. Ancak bir tek istisna: 15 Temmuz. Elhamdülillah, onun kazananı millet oldu” dedi.
Türkiye’de yaşanan tüm darbelerin bir öncekiyle bağlantılı olduğunu söyleyen 23. Dönem Konya Milletvekili Hüsnü Tuna, darbecilerin 1980 sonrasını dizayn etmek için bir anayasa çıkardıklarını belirterek o dönemde askerlerin çoğunlukta olduğu siyasi partilere ağırlık verdiğini ve toplumda itibar kazanmaları için propaganda çalışmaları yaptıklarını ifade etti. Üniversitelerde yaşanan hak ihlallerine de değinen Tuna, 1986 yılı Aralık ayında Kenan Evren’in Başkanlığını yaptığı Yükseköğretim Kurulu toplantısında, Türkiye’de ilk kez kıyafet yasağının uygulamaya konulduğunu söyledi. 28 Şubat’ın sadece kılık kıyafet sorunu olarak algılanmaması gerektiğini de ifade eden Tuna, 28 Şubat darbecilerinin asıl hedefinde Müslümanların ve iç tehdit olarak görülen irticai grupların olduğunu belirtti.
“Gelişme olduğu anda önümüz kesiliyor”
28 Şubat’ın Türkiye’nin büyümesinin engellenmesi için yapıldığını belirten Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkan Vekili, TBMM 27. Dönem Başkanı İsmail Kahraman, “Cumhuriyet döneminde bir üniversite vardı. 1960 darbesi döneminde üniversiteye başladım, 7 üniversite oldu. Şu an 209 üniversitemiz bulunuyor. Gelişme olduğu anda önümüz kesiliyor. ‘Hürriyet getireceğiz, Türkiye’yi geliştireceğiz.’ söylemlerinin hepsi birer ameliyat, hiçbir ameliyat iyi değildir. Çünkü bir ameliyat ne kadar başarılı olursa olsun, iz bırakır. Hiçbir darbe de iyi değildir. Darbelerin yükünü çok çektik. Darbe ile ihtilali bir tutarlar. Oysa değildir, bu iki kavramın iyi anlaşılması gerekiyor. İhtilal bir sistemi sosyal, ekonomik ve siyasi yönüyle değiştirmektir, darbe ise baştaki hükümeti indirmek, yerine geçmektir. 27 Mayıs darbesini yapanlar da ihtilal derler, çünkü biraz daha sempatik gelir de ondan.” ifadelerini kaydetti.
Darbelerin sosyal, ekonomik, siyasal ve manevi hayata olumsuz etkileri olduğunu söyleyen Kahraman, “Cumhurbaşkanımız olmasaydı Ayasofya açılamazdı, bırakmazlardı. Yüzyılda bir böyle bir adam gelir, kıymetini bilelim, ötelemeyelim. Mesele 31 Mart Türkiye için seçim değil, bütün dünya içindir” dedi.
Programın sonunda Rektör Prof. Dr. Aksoy, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkan Vekili, TBMM 27. Dönem Başkanı İsmail Kahraman’a, 26. 27. Dönem Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’a ve 23. Dönem Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’ya hediye takdiminde bulundu. Söyleşiye Konya Valisi Vahdettin Özkan, Cumhuriyet Başsavcısı Halil İnal, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Aksoy, Konya Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, SÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Emrullah Eken, Prof. Dr. İlhan Çiftci, Genel Sekreter Prof. Dr. Kamil Beşoluk, HU-DER Konya Şube Başkanı Av. Levent Babacan, protokol üyeleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. – KONYA
]]>
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, kürsüde hitap ederken AK Parti Ankara Milletvekili Osman Gökçek’le tartıştı. Gökçek’e “Sen FETÖ’cünün daniskasısın.” diyen Tanal, TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’a da eski sözleri üzerinden yüklendi. Bozdağ, Tanal’ın sözlerine yanıt verirken Osman Gökçek de hitap etmek için söz istedi. Gökçek’in Tanal’a cevap vermesi ve CHP İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’a da laf atması sonrası Meclis’te tansiyon yükseldi.
TBMM Genel Kurulunda, kamuoyunda “8. Yargı Paketi” olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine geçilmeden önce AK Parti ve CHP milletvekilleri arasında tartışma yaşandı.
“SEN FETÖ’NÜN DANİSKASISIN”
Kürsüde Genel Kurul’a hitap eden CHP Şanlıurfa Milletvekili Tanal, AK Parti Ankara Milletvekili Gökçek’e yönelik olarak “FETÖ’nün okullarında okuyan sen değil misin? Gırtlağına kadar haram yiyen sen değil misin? Sen FETÖ’nün daniskasısın! FETÖ’cü arıyorsan bak, bakan burada. Bekir Bey, FETÖ için ‘O muhteremdir’ diyordu. Hepiniz Bekir Bey gibi değil misiniz?” dedi.
CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal“BEN O SÖZLERİ LAĞIMA ATTIM, ORADAN ELİNİZİ SOKTUKÇA ELİNİZ DE AĞZINIZ DA KİRLENİR”
Bunun üzerine Bozdağ, şahsına dönük iftirayı reddettiğini dile getirerek, “Her sıkışıldığında, Bekir Bozdağ konusu geldiğinde söylediğim sözler açılıyor. Ben onları çöplüğe, lağıma attım. Oradan elinizi soktukça eliniz de kirlenir ağzınız da kirlenir. Lütfen bunu yapmayın. Ben FETÖ ile mücadele eden adamım. Bu terör örgütünün devletten ayıklanması, temizlenmesi için gövdemizi ortaya koyduk ve bu mücadeleye Türkiye de herkes de şahittir. Sürekli bizim lağıma attığımız, defalarca reddettiğimiz o sözlerden dolayı söylediklerimiz ortada. Her defasında gündeme getirilmesi saygısızlık. 2011’de söylenmiş bir lafı, dün söylenmiş gibi defalarca temcit pilavı gibi buraya getirmenin ne alemi var? O zaman söylediğim lafı çöplüğe, lağım çukuruna attım. FETÖ terör örgütüdür, Fethullah Gülen de terörist başıdır. Benim söylediğim budur.” ifadelerini kullandı.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ“SAMANYOLU TV’NİN ÖNÜNDE ZIRLADIN”
AK Partili Osman Gökçek de söz alarak Tanal’a cevap verdi. Gökçek, “FETÖ’ye operasyon yapıldıktan sonra Samanyolu TV’nin önünde zırlayan kişi sizsiniz Sayın Mahmut Tanal. Orada kapılarda hüngür hüngür ağlarken, insanlar size geldiklerinde onları savunan sizdiniz. Geçmişi yargılamaya kalkarsak, Özgür Özel Yahyalar Koleji’nden kızına ödül almıştır. Fethullah Gülen’in bir terörist olduğu devlet tarafından ilan edildikten sonra Adem Yavuz Arslan gibi insanlar Sayın Kılıçdaroğlu’nu desteklerken sizler tek bir kelime dahi etmediniz. PKK terör örgütü sizi destekledi, ses çıkarmadınız. FETÖ sizi destekledi, ses çıkarmadınız.” dedi.
AK Parti Ankara Milletvekili Osman Gökçek“ESKİDEN UCUZ BİR ARABAYA BİNERDİN”
CHP’li Gökhan Günaydın’a da laf atan Gökçek, “Sen kendi sekreterine İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden hangi arabaları aldın Gökhan Günaydın. Eskiden ucuz bir arabaya binerdin. Ekrem İmamoğlu’yla aran iyi olduktan sonra hangi arabalara biner oldun.” ifadelerini kullandı.
“SİZİN ÇÖPE ATTIĞINIZ SÖZLER VE EYLEMLER YÜZÜNDEN BİR SÜRÜ İNSAN HAPİS YATIYOR”
Tartışmaya katılan Günaydın, söz alarak “Sayın Meclis Başkanı da, buraya çıkan milletvekilleri de diyorlar ki, ‘Geçmişe ilişkin sözlerimizi çöpe attık.’ Valla Türk Ceza Kanunu insanların ne zaman hangi maddeyi çöpe attığına bakmıyor. Sizin çöpe attığınız sözler ve eylemler yüzünden bu memlekette bir sürü çorbacı, boyacı yıllarca hapis yatıyor. Kendinizi böyle kurtaramazsınız. Arkadaşlarımız söyledi, teker teker söyleyin hanginiz FETÖ’nün okulunda okumadınız? Hanginiz Bank Asya’ya para yatırmadınız? Hanginiz teker teker Pensilvanya’ya gitmediniz? Gerçeğin ne olduğunu biliyoruz.” dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın“BU MEMLEKETTE HUKUK OLSA SEN DIŞARI ÇIKAMAZSIN”
Gökçek’e de cevap veren Günaydın, “Ya bu ne biçim kader ki Melik Gökçek’in oğlu Osman Gökçek bana dürüstlük dersi vermeye çalışıyor. Osmancığım ben senin gibi laftan kaçmam. Bu memlekette hukuk olsa sen dışarıya çıkamazsın. Şimdi de söylediğin soruya cevap vereyim. Benim bir tane arabam var, 2006 model. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Özel Kalem Müdürü Kadriye Hanım benim sekreterim değil. Benim mecliste çalışan sekreterim dışında bir sekreterim yok.” dedi.
BİRLEŞİME ARA VERİLDİ
AK Partili ve CHP’li milletvekilleri arasındaki tartışmanın büyümesi sonrası Meclis Başkanı Bekir Bozdağ, birleşime yarım saat ara verdi.
]]>
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, “Erdoğan bugün yaptığı konuşmada, emeklilerin hayat pahalılığını iliklerine kadar hissettiklerini de maaşlardaki adaletsizliği de kabul etti. Peki kabul etti de ne yaptı? Yıllardır olduğu gibi bir kez daha milletten sabır göstermesini istedi. Millet karnını doyuramıyor ama anlaşılan Cumhurbaşkanı milletin karnını yalanlarla doldurmaya kararlı. Neymiş, emekli aylıklarını artırırsak Türkiye’de çivi çakacak bütçe kalmazmış. Bu kesinlikle doğru değil. Çünkü bütçe, bir tercih meselesidir. Siz kaynakları, birileri hazineye hortum takacak diye hiç uçak inmeyen havalimanı yapmaya harcarsanız, yandaş patronların yüz milyonlarca liralık borçlarını tek kalemde silip gelirleri azaltırsanız, elbette ‘Emekliye paramız yok’ dersiniz. Çünkü emekli sizin için ikinci vatandaş konumunda” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün partisinin Kütahya mitinginde, “Birileri çıkıyor emekli maaşlarına 10 bin lira, 7 bin lira seyyanen ekleyelim diyerek kendi akıllarınca emeklilerimizi tahrik ediyor. 16 milyon emeklimiz var. Emekli maaşlarına 7 bin lira eklemek demek, bütçeden yaklaşık 1,4 trilyon liralık 10 bin lira eklemek demek. 1,9 trilyon liralık bir kaynağı buraya aktarmak demektir. 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak, tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri karşılamaya yetmiyor. Aynı şekilde deprem harcamalarının tamamını bu iş için kullansak yine yeterli gelmiyor. Eğitime, sağlığa tek kuruş harcamadan her birinin tüm bütçesini buraya aktarsak ucu ucuna ya kurtarıyor ya kurtarmıyor. Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla velhasıl tüm işçisi ve memuruyla devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek o zaman belki bu ilave gideri karşılayabiliriz” dedi.
CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Erdoğan’ın açıklamasına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“ERDOĞAN BUGÜN YAPTIĞI KONUŞMADA, EMEKLİLERİN HAYAT PAHALILIĞINI İLİKLERİNE KADAR HİSSETTİKLERİNİ DE MAAŞLARDAKİ ADALETSİZLİĞİ DE KABUL ETTİ”
“Erdoğan bugün yaptığı konuşmada, emeklilerin hayat pahalılığını iliklerine kadar hissettiklerini de maaşlardaki adaletsizliği de kabul etti. Peki kabul etti de ne yaptı? Yıllardır olduğu gibi bir kez daha milletten sabır göstermesini istedi. Millet karnını doyuramıyor ama anlaşılan Cumhurbaşkanı milletin karnını yalanlarla doldurmaya kararlı. Neymiş, emekli aylıklarını artırırsak Türkiye’de çivi çakacak bütçe kalmazmış. Bu kesinlikle doğru değil. Çünkü bütçe, bir tercih meselesidir. Siz kaynakları, birileri hazineye hortum takacak diye hiç uçak inmeyen havalimanı yapmaya harcarsanız, yandaş patronların yüz milyonlarca liralık borçlarını tek kalemde silip gelirleri azaltırsanız, elbette ‘Emekliye paramız yok’ dersiniz. Çünkü emekli sizin için ikinci vatandaş konumunda.
“MİLLET OLARAK ERDOĞAN’A BİR TÜRLÜ YETEMİYORUZ, YETERİNCE ÇALIŞMIYORMUŞUZ”
2009 yılında emeklilerin toplam nüfusa oranı yüzde 12,6’ydı, milli gelirden aldıkları pay da yüzde 6,8’di. Yıllardan bu yana emekli sayısı artmasına karşın toplam gelirden aldıkları pay azaldıkça azalıyor. Bugün emeklilerin oranı yüzde 16’yı geçmişken aldıkları pay yüzde 4 buçuğun altına indi. Erdoğan diyor ki ‘Emekli maaşlarının artması için milletin daha çok çalışması lazım.’ Sayın Erdoğan, millet geçinebilmek için iki-üç işte, akşamları işportaya çıkıyor, emekli olan maaşı yetmediği için sigortasız çalışmaya devam ediyor. Ama millet olarak Erdoğan’a bir türlü yetemiyoruz, yeterince çalışmıyormuşuz. Bin odalı sarayın elektriğini kapasalar bile kaç emekliye istenen zammı yapabilirler. Ama beyler ne diyor, ‘İtibardan tasarruf olmaz.’
“BU MİLLET DAHA İYİ BİR YAŞAMI HAK EDİYOR. ONA BUNU REVA GÖRMEYENLERİ GÖNDERMEYE KARARLIYIZ”
Tasarrufu millet yapıyor; 1 kilo et yerine 250 gram alıyor, 1 kilo domates değil yarım kilo alıyor ama ülkeyi yönetenler lüks içinde yaşayıp emekliye gelince de ‘Para yok’ diyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu ülke çok zengin bir ülke, emekliye de çalışana da para var. Mesele tercih meselesidir. Biz CHP olarak emekliden, emekçiden yana olmayı her zaman tercih ediyoruz. Erdoğan istediği kadar olmaz desin, CHP iktidarında en düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine nasıl çıkarılacağını, emeklinin insan onuruna yaraşır aylıkları nasıl alacağını herkes görecek. Çünkü bu millet daha iyi bir yaşamı hak ediyor. Ona bunu reva görmeyenleri göndermeye kararlıyız.”
]]>
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, 28 Şubat “postmodern darbesine” ilişkin, “Topuk selamı ile siyaset yapanlar, namlusunu halka doğrultanlar, demokrasimizi tank paletleri altında ezmeye çalışanlar ve halktan aldıkları iradeyi vesayetçilere peşkeş çekenler tarihten silindiler.” dedi.
TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, 28 Şubat “postmodern darbesi”nin planlayıcısının küresel güçler olduğunu söyledi.
ABD ve İsrail ile ilişkilerin kesilmesi gerektiğini ifade eden Kaya, yaşanan dönemde imam hatip okullarındaki öğrencilerinin ve başörtülü kadınların mağdur edildiğini dile getirdi.
Bülent Kaya, “Bugün oturup konuşmamız gereken 28 Şubat’ın sonuçlarını hep beraber nasıl ortadan kaldırırızdır.” dedi.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, 28 Şubat’ın “demokrasi darbesi” olarak tarihe geçtiğini belirtti.
Eğitim hakkının Anayasa’da teminat altına alındığını vurgulayan Usta, öğrenci affının getirilmesini istedi.
Hayvancılık alanında meraların önemli bir yeri olduğunu dile getiren Erhan Usta, ” Türkiye’de ciddi şekilde meralar heba ediliyor. Meralar satılıyor.” diye konuştu.
“Milletimiz, darbecilere ve darbe heveslilerine asla geçit vermeyecektir”
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, darbelerin, muhtıraların, vesayet girişimlerinin siyasi ve demokratik hayatı sekteye uğrattığını vurguladı.
Milli iradeyi hedef alan 28 Şubat’ın, “postmodern darbe” olduğunu kaydeden Akçay, yaşanan süreçte milletin mağdur edildiğini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Demokrasinden dem vuran bazı çevreler, 28 Şubat’ın antidemokratik uygulamalarına alkış tutmuş, destek vermiştir. Gençlerimizi ikna odaklarında gelecekleriyle tehdit edenleri ödüllendirmişlerdir. Bugün hala bazı kesimlerin 28 Şubat özlemi çektiği, darbe imasında bulundukları, algı oyunlarıyla kaos ve kargaşa yaratarak insanları sokağa davet ettikleri görülmektedir. Ancak o günler geride kalmıştır. Milletimiz, 15 Temmuz’da da görüldüğü üzere darbecilere ve darbe heveslilerine asla geçit vermeyecektir.” diye konuştu.
Demokrasiye ve millet iradesine şartsız sahip çıkılması gerektiğinin altını çizen Akçay, her türlü darbe girişimin karşısında durmaya devam edeceklerini kaydetti.
Erkan Akçay, eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ı da vefatının 13. yılında andı.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, 28 Şubat “postmodern darbesi”nin mağdurlarının iktidar koltuğunda oturduğunu söyledi.
Darbeleri kınamanın yetmediğini ifade eden Koçyiğit, darbeci zihniyetten arınmak gerektiğini belirtti.
“Kadınların ve erkeklerin ne giyecekleri kendilerinin karar verebilecekleri özgürlük alanıdır”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, 1971 darbesi sürecinde CHP’lilerin öldürüldüğünü, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından da partilerinin kapatıldığını aktardı.
CHP’nin, yaşanan darbe dönemlerinde Türkiye’nin yararı için çalıştığını ifade eden Günaydın, “Gelelim 28 Şubat postmodern darbesine, çok açık söyleyeyim, sokaklarda tankların yürütülmesine de askerlerin demokrasiye ayar vermesine de karşıyız. Kadınların ve erkeklerin ne giyecekleri ancak kendilerinin karar verebilecekleri bir özgürlük alanıdır.” ifadelerini kullandı.
İktidarı eleştiren Günaydın, “İkaz ettik, tarikatlar yalnızca devlete sızmadılar koalisyon ortağınızdı. ‘Bunlar sizi de yiyecekler’ dediğimiz zaman bu kürsülerde bize saldırdınız.” şeklinde konuştu.
Günaydın, CHP’nin, FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde dimdik durduğunu, partisinin her türlü darbeye karşı Türkiye’nin yanında olmaya devam edeceğini söyledi.
“Milletimiz, darbecileri mahkum etti”
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, 28 Şubat sürecinde milletin iradesinin hiçe sayıldığını belirtti.
İnsan hakları ihlallerine tanıklık edilen 28 Şubat döneminde, ordunun yönetime el koyması yerine farklı bir yöntemin izlendiğini aktaran Yenşehirlioğlu, kıyafetlerinden, dini hassasiyetlerinden dolayı çok sayıda vatandaşın ağır mağduriyetler yaşadığını vurguladı.
İkna odaları kurularak öğrencilere psikolojik şiddet uygulandığını söyleyen Yenişehirlioğlu, şunları kaydetti:
“Topuk selamı ile siyaset yapanlar, namlusunu halka doğrultanlar, demokrasimizi tank paletleri altında ezmeye çalışanlar ve halktan aldıkları iradeyi vesayetçilere peşkeş çekenler tarihten silindiler. ‘Bin yıl sürecek’ dedikleri garabetleri de tarihin çöp sepetinde yerini aldı. Milletimiz darbecileri ve darbeye destek verenleri önce sandıkta, ardında da maşeri vicdanda mahkum etti. Milletin iktidarıyla birlikte, 2002’den günümüze dek mağduriyetler giderilmeye başlandı. Her zaman olduğu gibi aziz milletimiz galip geldi. 28 Şubat, bin yıl sürmedi ancak aynı acılar tekrar yaşanmasın diye bizlere yaşatılanları bin yıl geçse de asla unutturmayacağız.”
Demokrasiyi muhafaza etmeyi sürdüreceklerini dile getiren Yenişehirlioğlu, eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın ömrünün 28 Şubat zihniyetiyle mücadeleyle geçtiğini ifade etti.
Bahadır Yenişehirlioğlu, milli muharip uçak KAAN’ın ilk uçuşuyla herkesi gururlandığını da sözlerine ekledi.
]]>
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi? Elbette değil” dedi. “Emekli maaşlarına 7 bin lira eklemek demek bütçeden yaklaşık 1,4 trilyon liralık, 10 bin lira eklemek demek 1,9 trilyon liralık bir kaynağı buraya aktarmak demektir. Dikkat ediniz, mevcut maaşların tutarından söz etmiyorum. Sadece 7 bin lira veya 10 bin lira olarak ifade edilen ek artışın maliyetini anlatıyorum. Yani, 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak, tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri karşılamaya yetmiyor” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin de farkındayız. Sırtında yumurta küfesi taşımayanlar tabii ki istedikleri gibi atıp tutabilirler” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Kütahya’da düzenlediği mitinge katıldı. Erdoğan, konuşması esnasında bir yurttaşa, “Delikanlı, önce dinlemesini öğren. Dinlemesini öğren” ifadelerini kullandı.
Erdoğan’ın konuşmasının satır başları şöyle:
“Kütahya’da 31 Mart seçimleri için adaylarımızı Cumhur İttifakı olarak ortak göstermedik. Eser ve hizmet siyasetinde yarışmak için ayrı adaylarla seçime girdik. Hayırlı yarış olarak gördüğümüz bu centilmence rekabetin şehrimiz için en güzel şekilde neticelenmesini diliyorum.
Milletimiz de engin ferasetiyle kapalı kapılar ardında çevrilen dolapları, yapılan pazarlıkları, sahnelenen alicengiz oyunlarını çok iyi görüyor. Bugüne kadar olduğu gibi 31 Mart’ta da milletimizle omuz omuza verip meydanı kirli ittifakların karanlık hesaplarına bırakmayacağız.
Önümüz Ramazan. Bu mübarek günlerin gündüzü ve gecesiyle her anını en güzel şekilde değerlendirmeliyiz. Bayramı sadece Ramazan’ın değil, milli iradenin de bayram günü haline dönüştürmeliyiz. Ben bunu Kütahya’nın yapacağına inanıyorum.
“GÖNLÜMÜZ VATANDAŞLARIMIZIN HAYATLARINI DAHA İYİ ŞARTLARDA SÜRDÜRMESİNİ İSTİYOR”
Kütahya yaklaşık 160 bin emeklimizin yaşadığı bir şehrimiz. Ülkemiz Gezi olaylarından beri süren 15 Temmuz ile daha da keskinleşen, 2018’den itibaren iyice alenileşen bölgesel ve küresel krizlerle daha da derinleşen sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Hamdolsun, önümüze hangi badire çıkarsa çıksın ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık. Tabii bu arada ciddi bedeller de ödedik, ödüyoruz.
Hiç şüphesiz hayat pahalılığıyla da mücadele ettik. En çok etkilediği kesimlerin başında emeklilerimiz vardır. Her ne kadar emekli maaşlarını bizden önceki dönemlerle kıyas edilemeyecek seviyelere çıkarmış olsak da gönlümüz vatandaşlarımızın hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürmesini istiyor.
“GELİR VE GİDERLER ARASINDAKİ DENGEYİ TUTTURAMAZSANIZ…”
Ekonomi dediğiniz olay diğer boyutlarının ötesinde hesap-kitap işidir. Devletin gelirleri ve giderleri arasındaki dengeyi tutturamazsanız tıpkı 1970’lerde ve 1990’larda olduğu gibi siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantıların pençesine düşmeniz kaçınılmazdır. Türkiye, kimi ülkelerin sahip olduğu gibi karşılıksız elde ettiği gelir kaynaklarına sahip değildir. Biz harcadığımız her kuruşu devleti ve milletiyle birlikte çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz. Mesela, yaklaşık 11 trilyon lira giderle bağladığımız 2024 bütçemizi ele alalım. Bunun 1 trilyon liradan fazlasını deprem harcamalarına ayırdık. Devletin tüm çalışanları için yaklaşık 3 trilyon lira personel gideri var. Yatırımlar için 1,6 trilyon liraya yakın bir kaynak kullanılacak. Emekli maaşları için ayrılan miktar yaklaşık 3 trilyon liraya yakın.
“SEYYANEN ARTIŞLARIN YOL AÇTIĞI ADALETSİZLİĞİN FARKINDAYIZ”
En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi? Elbette değil. Peki, emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz? Devlet ve millet olarak daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek, ortaya çıkan kazançtan da emeklilerimize hak ettikleri parayı vereceğiz. Şimdi birileri çıkıyor, ‘Emekli maaşlarına 7 bin lira, 10 bin lira seyyanen ekleyelim’ diyerek kendi akıllarınca emeklilerimizi tahrik ediyor. Bakınız, bizim ülkemizde halihazırda 16 milyon emeklimiz var. Emekli maaşlarına 7 bin lira eklemek demek bütçeden yaklaşık 1,4 trilyon liralık, 10 bin lira eklemek demek 1,9 trilyon liralık bir kaynağı buraya aktarmak demektir. Dikkat ediniz, mevcut maaşların tutarından söz etmiyorum. Sadece 7 bin lira veya 10 bin lira olarak ifade edilen ek artışın maliyetini anlatıyorum. Yani, 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak, tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri karşılamaya yetmiyor. Aynı şekilde, deprem harcamalarının tamamını bu iş için kullansak yine yeterli gelmiyor. Eğitime, sağlığa tek kuruş harcamadan her birinin tüm bütçesini buraya aktarsak ucu ucuna ya kurtarıyor ya kurtarmıyor. Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla velhasıl tüm memuru ve işçisiyle devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek o zaman belki bu ilave gideri karşılayabiliriz. Altını tekrar çizerek ifade ediyorum; burada konuştuğumuz emeklilerimizin mevcut maaşlarının maliyeti değil, yapılması istenen ilave artışların tutarıdır. Ayrıca seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin de farkındayız. Sırtında yumurta küfesi taşımayanlar tabii ki istedikleri gibi atıp tutabilirler. Sorumluluk makamında olmayanlar elbette her aklına eseni söyleyebilirler ama milletin ülkeyi ve devleti yönetme görevi verdiği bizim için böyle bir durum asla söz konusu değil. Biz yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz. Biz, attığımız her adımı en ince detayına kadar hesaplamak zorundayız.
Bu ülkenin ve bu milletin asırlık meselelerini nasıl biz çözdüysek bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan da yine biziz. Milletimizden sabır ve metanet istiyoruz.”
]]>
AK Parti Amasya Milletvekili Hasan Çilez, AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç ve AK Parti İstanbul Milletvekili Adem Yıldırım, 27’inci yılında 28 Şubat postmodern darbesini eleştirdi.
AK Parti milletvekilleri, Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
AK Parti Amasya Milletvekili Çilez, 28 Şubat’ın, ülke demokrasi tarihinin kara lekesi ve Türkiye’nin ayağına vurulan pranga olduğunu söyleyerek, 28 Şubat’ı gerçekleştiren vesayet odaklarının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yok edildiğini belirtti.
Çilez, “Vesayetçi odaklar, Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulanmasıyla birlikte tarihin çöplüğünde kendi yerini bulmuştur. Vesayet Türkiye’de kalkmıştır. Yeni vesayet odaklarının ortaya çıkmaması için demokrasimizi geliştirmek ve güçlendirmek, hepimizin birinci derece sorumluluğudur.” diye konuştu.
Eski Başbakanlarda Necmettin Erbakan’ı rahmetle anan Çilez, “28 Şubat’ta, darbenin birinci mağduru Erbakan Hocamızın şahsiyetinde milletin kendisi olmuştur. Erbakan Hocamızı boncuk boncuk terletenlerle bugün onun yolunda olduğunu söyleyip Erbakan Hocamıza zulmedenlerle kol kola, kucak kucağa olanlar ibretlik olaydır. Genel Kuruldaki çalışmalarda bunu her an yaşıyoruz. O da Erbakan Hocanın izinde giden, onun fikirlerini ve hayallerini bugün bir bir hayata geçiren kadrolar olarak bizleri kahretmektedir.” ifadelerini kullandı.
“81 yıl sonra seçilme hakkını elde eden kadın milletvekilleri var”
AK Parti Bursa Milletvekili Gözgeç, 27 yıl önce millet iradesine, milletin değerlerine, inancına darbe yapıldığını, sözde irtica tehdidi adı altında millet iradesinin yok sayıldığını dile getirdi.
Gözgeç, 28 Şubat sürecinde eğitim almak isteyen kız çocuklarının okulların kapısından kovulduğunu, mesleğini icra etmek ve bu ülkeye hizmet etmek isteyen öğretmenlerin, avukatların, doktorların ve memurların adeta yaşamdan kovulduğunu ifade etti.
Milletin oyu ile seçilen milletvekiline sırf başörtülü olduğu için Meclis’te had bildirilmek istendiğini belirten Gözgeç, şunları kaydetti:
“Tüm bu acılar yaşanırken dahi, üniversite kapısından kovulurken, başörtümüz başımızdan çekilirken, binbir emekle elde ettiğimiz mesleğimiz elimizden alınırken, maddi manevi psikolojik şiddete uğrarken sadece el ele tutuştuk. Bu ülkeye, millete hizmet etmek istiyoruz dedik. Çok şükür ki bugün Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti ile başörtülü açık ayrımı yapılmaksızın, üniversitelerde ilimle uğraşan mühendis kızlarımız var. Teknolojide, eğitimde, ekonomide tarımda üreten ekonomiye değer katan kadınlar var. 81 yıl sonra hiçbir ayrımcılık olmaksızın seçilme hakkını elde eden kadın milletvekilleri var.”
“CHP Genel Başkanı hala 28 Şubat darbecilerinin tahliye edilmesi üzerinden konuşuyor”
AK Parti İstanbul Milletvekili Yıldırım da 28 Şubat’ta milletin iradesiyle vesayet odaklarının çarpıştığını, milletin merhum Necmettin Erbakan’ı tercih etmesini kabullenemeyen vesayet odaklarının darbe yaptığını anlattı. Refah ve Fazilet partilerinin kapatılmasına yönelik Anayasa Mahkemesi kararlarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de onayladığını hatırlatan Yıldırım, bu bağlamda inanç hürriyetinden bahseden Avrupa’nın, vesayet odaklarından farklı davranmadığına işaret etti.
28 Şubat sürecinde ülkenin 381 milyar dolar zarara uğratıldığını, 6 milyon insanın fişlendiğini belirten Yıldırım, “Milletimiz, 3 Kasım 2002’de artık buna ‘Dur.’ dedi ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı seçti. Milletimiz 22 yıldır da Cumhurbaşkanı’mızın arkasında dimdik durmaktadır.” diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in dünkü konuşmasına işaret eden Yıldırım, “CHP Genel Başkanı, hala 28 Şubat darbecilerinin tahliye edilmesi üzerinden konuşuyor. Başka mağdur insanlar var, onlarla ilgili bir kelime konuşuyor mu? 28 Şubat süreciyle alakalı neden sadece AK Parti’li milletvekilleri basın toplantısı yapıyor? Hepimiz yapalım, çünkü bu darbe tüm millete yapılmıştır.” şeklinde konuştu.
AK Parti’li Yıldırım, 28 Şubat darbesinin sona erdiğini ancak bu zihniyetin henüz bitmediğini de dile getirerek, “Hala o zihniyet kenarda kendisini uykuda göstermeye çalışıyor, bunun temsilciliğini de maalesef CHP yapıyor. Sayın Kılıçdaroğlu döneminde ‘Mağdur ettiğimiz kesimle barışmak istiyoruz.’ diye dil ucuyla söylemek istediler ama bu dil ucuyla söylenecek bir şey değil. Sanatçı, yazar-çizer ve medya kesimine varıncaya kadar CHP, bu darbeci ve vesayetçilerin arkasında durmaktan, gölgesinde yaşamaktan vazgeçmeli. Çıkacaklar milletten açıkça özür dileyecek ve helallik isteyecekler. Başka türlü bu darbecilerin yaklaşımından kendisini arındıramaz.” ifadelerini kullandı.
Yıldırım, eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’ı da rahmetle andı.
]]>
Kütahya’da partisinin mitingine katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Hamdolsun önümüze hangi badire çıkarsa çıksın ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkartmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık. Tabii bu arada ciddi bedeller de ödedik, ödüyoruz” dedi.
Kütahya’ya gelerek partisinin mitinginde 35 bin vatandaşa seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önemli açıklamalarda bulundu. Son yıllarda ülkede yaşananların parti olarak belirledikleri hedeflerine engel olamadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemiz Gezi olaylarından beri süren, 15 Temmuz’da daha da keskinleşen 2018’den itibaren iyice alenileşen bölgesel ve küresel krizlerle daha da derinleşen sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Hamdolsun önümüze hangi badire çıkarsa çıksın ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkartmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık. Tabii bu arada ciddi bedeller de ödedik, ödüyoruz. Milli birliğimize yönelik saldırıları bertaraf ederken yeri geldi darbecilere karşı canımız pahasına direndik. Yeri geldi sınırlarımıza dayanan teröristlerle boğuştuk, Cudi dağında onları mağaralara gömdük. Tendürek’te gömdük, Bestler Dereler’de gömdük, Gabar’da gömdük ve Türkiye’de kendilerine yer bulamadılar” dedi.
“Biz harcadığımız her kuruşu, devleti ve milletiyle birlikte çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz”
Ülke ekonomisinin yönetimi hakkında konuşan Erdoğan, “Hiç şüphesiz hayat pahalılığıyla da mücadele ettik. En çok etkilediği kesimlerin başında emeklilerimiz vardır. Her ne kadar emekli maaşlarını bizler önceki dönemlerle kıyas edilemeyecek seviyelere çıkartsak da gönlümüz vatandaşlarımızın hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürmesini istiyor. Kardeşlerim, ekonomi dediğiniz olay diğer boyutlarının ötesinde hesap kitap işidir. Devletin gelirleri ve giderleri arasındaki dengeyi tutturamazsanız tıpkı 1970’lerde ve 1990’larda olduğu gibi siyasi sosyal ve ekonomik çalkantıların pençesine düşmeniz kaçınılmazdır. Türkiye kimi ülkelerin sahip olduğu gibi karşılıksız elde ettiği gelir kaynaklarına sahip değildir. Biz harcadığımız her kuruşu devleti ve milletiyle birlikte çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz. Mesela yaklaşık 11 trilyon giderle bağladığımız 2024 bütçemizi ele alalım. Bunun 1 trilyon liradan fazlasını deprem harcamalarına ayırdık. Devletin tüm çalışanları için yaklaşık 3 trilyon lira personel gideri var. Yatırımlar için 1,6 trilyon liraya yakın bir kaynak kullanılacak, emekli maaşları için ayrılan miktar yaklaşık 3 trilyon liraya yakın. Eğitim için 1,6 trilyon lira, sağlık için 1,6 trilyon lira, sosyal yardımlar için 500 milyar lira, mali idareler için 860 milyar lira tahsis edildi. Diğer kalemleri söylemiyorum bile” ifadelerini kullandı.
“Emeklilerimize hak ettikleri parayı vereceğiz”
Emeklilerin aldıkları maaşlarda iyileştirme yapılacağının müjdesini veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kardeşlerim, en düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi, elbette değil. Peki emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz? Devlet ve millet olarak daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek, ortaya çıkan kazançtan da emeklilerimize hak ettikleri parayı vereceğiz. Şimdi birileri çıkıyor, emekli maaşlarına 7 bin lira, 10 bin lira seyyanen ekleyelim diyerek kendi akıllarınca emeklilerimizi tahrik ediyor. Bakınız, bizim ülkemizde hali hazırda 16 milyon emeklimiz var. Emekli maaşlarına 7 bin lira eklemek demek bütçeden yaklaşık 1,4 trilyon liralık, 10 bin lira eklemek demek 1,9 trilyon liralık bir kaynağı buraya aktarmak demektir. Dikkat ediniz, mevcut maaşların tutarından söz etmiyorum. Sadece 7 bin lira veya 10 bin lira olarak ifade edilen ek artışın maliyetini anlatıyorum. Yani 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak, tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri karşılamaya yetmiyor. Aynı şekilde deprem harcamalarının tamamını bu iş için kullansak yine yeterli gelmiyor. Eğitime, sağlığa tek kuruş harcamadan her birinin tüm bütçesini buraya aktarsak ucu ucuna ya kurtarıyor ya kurtarmıyor. Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla, velhasıl tüm memuru ve işçisiyle devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek o zaman belki bu ilave gideri karşılayabiliriz” diye konuştu.
“6 Şubat depremlerinin ekonomimize maliyeti 104 milyar dolar”
Yüzyılın felaketi olarak akıllara kazanan Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin ülke ekonomisine 104 milyar dolar maliyet oluşturduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Altını tekrar çizerek ifade ediyorum, burada konuştuğumuz emeklilerimizin mevcut maaşlarının maliyeti değil, yapılması istenen ilave artışların tutarıdır. Ayrıca seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin de farkındayız. Sırtında yumurta küfesi taşımayanlar tabii ki istedikleri gibi atıp tutabilirler. Sorumluluk makamında olmayanlar her aklına eseni söyleyebilirler ama milletin, ülkeyi ve devleti yönetme görevini verdiği bizim için böyle bir durum asla söz konusu değil. Biz yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz. Biz attığımız her adımı en detayına kadar hesaplamak zorundayız. Küresel ekonomik kriz dünyanın her yerinde çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere büyük kitlelerin refah kaybına uğramasına yol açtı. Türkiye’mizde kendi şartları çerçevesinde bu dalgadan etkilendi. Tüm bunların üstüne biz geçen sene asrın felaketi olan çok büyük bir deprem yaşadık. Sadece 6 Şubat depremlerinin ekonomimize maliyeti 104 milyar dolar. Buna rağmen hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik dengeleri yeniden yerli yerine oturtmak için güçlü bir program uyguluyoruz. Allah’ın izniyle bu yılın sonunda itibaren programın olumlu sonuçlarını görmeye başlayacağız. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyüttükçe ortaya çıkan kazançtan her kesimden insanımız gibi emeklilerimizde istifade edecektir” dedi.
“Tek dertleri kaos çıkartıp ülkeyi kendilerine mecbur etmektir”
Türkiye’nin son 21 yılının önceki dönemlerinden çok daha iyi olduğunu belirten Erdoğan, “Siz oturdukları yerden atıp tutanlara bakmayın, onlar sadece istismar ve bozgunculuk peşinde koşuyor. Onların ne ülke, ne millet, ne de emeklilerimiz umurunda. Bu ülkenin ve bu milletin asırlık meselelerini nasıl biz çözdüysek bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan da yine biziz. Milletimizden sabır ve metanet istiyoruz. Türkiye’nin son 21 yılı ondan önceki dönemlerinden çok çok iyiydi. İnşallah yarınlarımız da bugünümüzden daha iyi olacak. İnsanımızı karamsarlık bataklığına sürüklemek isteyenlerin tek derdi buradan bir kaos çıkartıp ülkeyi kendilerine mecbur etmektir. Kendi partilerini öyle yönetiyor olabilirler ama bu millet kendi geleceği konusunda onların sinsi oyunlarına eyvallah etmez. Ne diyor üstad; yarın elbet bizim, elbet bizimdir, gün doğmuş, gün batmış bizimdir. Allah’ın izniyle bu tekerleği tümsekte bırakmayarak Türkiye yüzyılı bayrağını kör dünyanın tepesine biz dikeceğiz” diye konuştu.
“Kütahya’ya 101 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık”
Kütahya’ya yapılan yatırımlar hakkında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Değerli kardeşlerim Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin en büyük ispatı şehirlerimize yaptığımız yatırımlardır. Bu çerçevede son 21 yılda Kütahya’ya ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz? 101 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Eğitimde 2 bin 900 adet yeni derslik inşa ettik. Şehrimize 2’nci devlet üniversitesi olarak Kütahya Sağlık Üniversitesi’ni kurduk. Gençlik ve sporda yükseköğrenim yurt yatak kapasitesini 12 bin 493’e çıkardık. 61 adet spor tesisi inşa ettik. Kütahya’ya kendine yakışacak bir stadyum kazandırmak için çalışmalara başladık. Sosyal yardımlarda Kütahyalı ihtiyaç sahiplerine 2,6 milyar tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta 320 yataklı Evliya Çelebi Devlet Hastanesi olmak üzere toplamda bin 50 yataklı 11 hastane ile 43 sağlık tesisi inşa ettik. Toplam 610 yataklı Kütahya Şehir Hastanemizin inşasında sona geldik. Son teknik testlerini de tamamladıktan sonra inşallah çok yakında sizlerin hizmetine vereceğiz. Şehrin ihtiyacına göre önümüzdeki dönemde 800 yataklı bir eğitim araştırma hastanesini de gündeme alabiliriz” dedi.
“Kütahya’da 9,2 milyon metrekare alanda kentsel dönüşüm çalışması yürütüyoruz”
Kütahya’da yapılan yol, baraj, gölet ve kentsel dönüşüm çalışmalarının hızla devam ettiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Domaniç Entegre İlçe Hastanemizin inşası başta olmak üzere 5 sağlık tesisinin yapımına devam ediyoruz. Kütahya’da TOKİ kanalıyla 12 bin 802 konutun yapımını tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. Bin 521 konutun yapımı sürüyor. Kütahya’da 9,2 milyon metrekare alanda kentsel dönüşüm çalışması yürütüyoruz. Şehrimizdeki 6 Millet Bahçesi projemizden 3’ünü tamamlayıp hizmete sunduk, diğerleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Ulaştırmada Kütahya’da 24 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 359 kilometreye çıkarttık. Simav yolunun ilk 15 kilometrelik kısmını tamamladık. Kalanıyla ilgili hazırlıklara devam ediyoruz. Abide-Pazarlar ve Emet-Simav yollarını, Germiyan ve Zafertepe kavşaklarını bu sene bitiriyoruz. Çavdarhisar-Abide yolunun, Dursunbey-Tavşanlı yolunun, Hisarcık-Gediz yollarını önümüzdeki sene tamamlıyoruz. Şehrimizin hem Eskişehir hem Afyon çıkışlarındaki trafiği rahatlatacak hem de Organize Sanayi Bölgelerimiz arasındaki ulaşımı kolaylaştıracak bir yol projesini hayata geçireceğiz. Ayrıca mevcut projenin yerine şehrin daha yakınından geçecek bir çevre yolu projesi üzerinde de çalışıyoruz. Kütahya il sınırları içindeki bütün demiryollarını yeniledik. Eskişehir- Kütahya-Balıkesir hattını elektrikli sinyalli hale getirip modernize ettik. Eskişehir-Antalya hızlı tren hattı hayata geçtiğinde inşallah duraklarından biri de Kütahya olacak. Kütahya’ya 21 baraj ve 8 gölet inşa ettik, 5 baraj ile 1 gölet daha inşa ediyoruz. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleri ile Kütahya’da 168 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 21 sulama tesisimiz ile toplam 204 bin dekar araziyi daha sulamaya açacağız. İnşa ettiğimiz 118 adet taşkın koruma tesisiyle Kütahya şehir merkezi 144 yerleşim yeri ve 11 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk, 8 adet dere ıslahının inşası sürüyor” diye konuştu.
“Kütahya’da doğalgaz olmayan ilçe ve belde kalmayacaktır”
Kütahya’nın birçok ilçesine doğalgazın verildiğini, kalan ilçe ve beldeler için de doğalgaz planlamalarının yapıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Kütahyalı çiftçilerimize yaklaşık 16 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdik. Kütahya’da 6 yeni organize sanayi bölgesi, 1 teknopark, 9 araştırma geliştirme merkezi kurduk. Biraz sonra açılışını yapacağımız seramik fabrikalarıyla, Kütahya’nın bu alandaki marka değerini küresel ölçekte güçlendiriyoruz. İstihdamı desteklemek için Kütahya’daki işverenlere toplam 3 milyar lirayı aşan prim teşviki verdik. Enerjide Kütahya’ya, Çavdarhisar’a, Çitgöl’e Demirci’ye Emet’e Gediz’e Hisarcık’a Kuruçay’a Simav’a ve Tavşanlı’ya doğalgazı getirdik. Bu yıl içinde Eski Gediz, Naşa ve Seyitömer’e, 2026 yılında Altıntaş ve Domaniç doğalgaz arzı sağlamayı hedefliyoruz. Hedefimiz en kısa sürede Kütahya’da doğalgaz olmayan ilçe ve belde kalmayacaktır. Delikanlı, işaret aldığın gün atandan, yürüyeceksin millet yürüyecek arkandan” – KÜTAHYA
]]>
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik dengeleri yeniden yerli yerine oturtmak için güçlü bir program uyguluyoruz. Bu yıl sonundan itibaren programın olumlu sonuçlarını görmeye başlayacağız.” dedi.
Erdoğan, partisinin Kütahya’da düzenlenen mitinginde yaptığı konuşmada, şehirde yaklaşık 160 bin emeklinin yaşadığını belirtti.
Türkiye’nin Gezi olaylarından beri süren 15 Temmuz’da daha da keskinleşen, 2018’den itibaren iyice alenileşen, bölgesel ve küresel krizlerle daha da derinleşen sıkıntılı bir süreçten geçtiğini dile getiren Erdoğan, “Önümüze hangi badire çıkarsa çıksın ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık. Bu arada ciddi bedeller de ödedik, ödüyoruz. Milli birliğimize yönelik saldırıları bertaraf ederken yeri geldi darbecilere karşı canımız pahasına direndik yeri geldi sınırlarımıza dayanan teröristlerle boğuştuk. Cudi Dağı’nda onları mağaralara gömdük. Tendürek’te, Bestler Deresi’nde, Gabar’da gömdük ve Türkiye’de kendilerine yer bulamadılar.” diye konuştu.
Hayat pahalılığıyla da mücadele edildiğini kaydeden Erdoğan, en çok etkilenen kesimlerin başında emeklilerin bulunduğunu söyledi.
Erdoğan, “Her ne kadar emekli maaşlarını bizden önceki dönemlerle kıyas edilemeyecek seviyelere çıkarmış olsak da gönlümüz vatandaşlarımızın hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürmesini istiyor.” ifadesini kullandı.
Ekonominin diğer boyutlarının ötesinde hesap kitap işi olduğunu vurgulayan Erdoğan, devletin gelirleri ve giderleri arasındaki denge tutturulamazsa tıpkı 1970’lerde ve 1990’lardaki gibi siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantıların pençesine düşülmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti.
“Harcadığımız her kuruşu, devleti ve milletiyle çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz”
Türkiye’nin kimi ülkelerin sahip olduğu gibi karşılıksız elde ettiği gelir kaynaklarına sahip olmadığına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Biz harcadığımız her kuruşu, devleti ve milletiyle birlikte çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz. Mesela yaklaşık 11 trilyon lira giderle bağladığımız 2024 bütçemizi ele alalım. Bunun 1 trilyon liradan fazlasını deprem harcamalarına ayırdık. Devletin tüm çalışanları için yaklaşık 3 trilyon lira personel gideri var. Yatırımlar için 1,6 trilyon liraya yakın bir kaynak kullanılacak. Emekli maaşları için ayrılan miktar yaklaşık 3 trilyon liraya yakın, eğitim için 1,6 trilyon lira, sağlık için 1,6 trilyon lira, sosyal yardımlar için 500 milyar lira, mahalli idareler için 860 milyar lira tahsis edildi. Diğer kalemleri söylemiyorum bile.
En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi? Elbette değil. Peki emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz? Devlet ve millet olarak daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek, ortaya çıkan kazançtan da emeklilerimize hak ettikleri parayı vereceğiz.
Şimdi birileri çıkıyor emekli maaşlarına 7 bin lira, 10 bin lira seyyanen ekleyelim diyerek kendi akıllarınca emeklilerimizi tahrik ediyor. Bakınız bizim ülkemizde halihazırda 16 milyon emeklimiz var. Emekli maaşlarına 7 bin lira eklemek demek bütçeden yaklaşık 1,4 trilyon liralık, 10 bin lira eklemek demek 1,9 trilyon liralık bir kaynağı buraya aktarmak demektir. Mevcut maaşların tutarından söz etmiyorum. Sadece 7 bin lira veya 10 bin lira olarak ifade edilen ek artışın maliyetini anlatıyorum. Yani 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri karşılamaya yetmiyor. Aynı şekilde deprem harcamalarının tamamını bu iş için kullansak yine yeterli gelmiyor. Eğitime, sağlığa, tek kuruş harcamadan her birinin tüm bütçesini buraya aktarsak ucu ucuna ya kurtarıyor ya kurtarmıyor. Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla tüm memuru ve işçisiyle devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek o zaman belki bu ilave gideri karşılayabiliriz. Burada konuştuğumuz emeklilerimizin mevcut maaşlarının maliyeti değil yapılması istenen ilave artışların tutarıdır.”
“Yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz”
Seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin farkında olduklarını belirten Erdoğan, sırtında yumurta küfesi taşımayanların istedikleri gibi atıp tutabileceğini, sorumluluk makamında olmayanların her aklına eseni söyleyebildiğini dile getirdi.
Erdoğan, “Ama milletin ülkeyi ve devleti yönetme görevini verdiği bizim için böyle bir durum asla söz konusu değil. Biz yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz. Biz attığımız her adımı en ince detayına kadar hesaplamak zorundayız.” dedi.
Küresel ekonomik krizin dünyanın her yerinde çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere büyük kitlelerin refah kaybına uğramasına yol açtığına işaret eden Erdoğan, Türkiye’nin de kendi şartları çerçevesinde bu dalgadan etkilendiğini söyledi.
Tüm bunların üstüne geçen sene “asrın felaketi” olan çok büyük bir deprem yaşandığını belirten Erdoğan, sadece 6 Şubat depremlerinin ekonomiye maliyetinin 104 milyar dolar olduğunu kaydetti.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buna rağmen hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik dengeleri yeniden yerli yerine oturtmak için güçlü bir program uyguluyoruz. Bu yıl sonundan itibaren programın olumlu sonuçlarını görmeye başlayacağız. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyüttükçe ortaya çıkan kazançtan her kesimden insanımız gibi emeklilerimiz de istifade edecek. Siz oturdukları yerden atıp tutanlara bakmayın. Onlar sadece istismar ve bozgunculuk peşinde koşuyor. Onların ne ülke ne millet ne de emeklilerimiz umurlarında. Bu ülkenin ve bu milletin asırlık meselelerini nasıl biz çözdüysek bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan da yine biziz. Milletimizden sabır ve metanet istiyoruz.”
(Sürecek)
]]>
AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, “AK Parti iktidarında Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde götürdüğümüz hareketi daha da güçlendirebilmek için 31 Mart yerel seçimlerinde her birimiz Kadın Kollarının, Gençlik Kollarının birer temsilcisi gibi ilçe başkanı, il başkanları gibi hareket ederek, kapı kapı dolaşıp insanların gönlüne girmemiz gerekir.” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla partisinin Kütahya Pazar Yanı Meydanı’nda gerçekleştirilen mitinginde konuşan Elitaş, 28 Şubat “postmodern darbesi”nin 27’nci yılı olduğunu anımsattı.
Bu süreçte millet iradesinin yok sayıldığını anlatan Elitaş, “28 Şubat süreci elhamdülillah milletin kendi adamlarının içinden çıkan insanları sahiplenerek onları 3 Kasım 2002 tarihinde iktidar yapmıştı. ‘Bin yıl’ diye söyledikleri sürecin 5 yıl dahi sürmemesi için bu millet elinden gelen gayreti göstermiştir.” diye konuştu.
Elitaş, 28 Şubat 1997’de, millet iradesinden çıkmış, milleti analarının ak sütü gibi tertemiz oylarıyla temsil eden iktidarın, “postmodern darbe” bahanesiyle ortadan kaldırıldığını kaydetti.
O dönem yaşananları anımsatan Elitaş, şöyle devam etti:
“Başörtülü hanımefendiden korkuyorlardı. Neden korkuyorlardı? Dinini diyanetini öğrenen insanlardan rahatsız oluyorlardı fakat bilemediler ki bir lideri, Sayın Cumhurbaşkanı’mızı Siirt’teki yaptığı konuşmadan, orada okuduğu bir şiirden dolayı mahkum etmeleri, belediye başkanlığını haksız yere elinden almalarından rahatsız olan, karşı duran vatandaş 14 Ağustos 2001’de kurduğumuz partiyi, 28 Şubat postmodern darbesine karşı millet sandıkta iradesini koydu ve devrim yaptı. Darbecileri sahadan sildi attı. 28 Şubat’a gelinirken hiçbirimiz sesimizi çıkaramadık, ‘dur’ diyemedik, yanlışların önüne engel olamadık, göğsümüzü siper edemedik. Bir kişi vardı, ‘6 kere gittim, 7 kere geldim’ diye övünen ve bu kişiyi biz her seferinde ya başbakan yaptık ya cumhurbaşkanı yaptık. Darbelerle mücadele etmeyen, milletin kendisine verdiği oyları sahiplenmeyen, onlara saygı duymayan, milletin iradesinden aldığı güçte değil müesses nizam veya başkalarının korkusundan dolayı iktidarı terk eden kişiyi 7 kere iktidara getirdik, her seferinde de oy verdik.”
“Başörtülü eşimi Çankaya Köşkü’nde ağırlamaktan utanmış Cumhurbaşkanı vardı”
Mustafa Elitaş, Çankaya Köşkü’nde düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ilk kez, 22. Dönem’de milletvekili seçildikten sonra katıldığını dile getirdi.
Kutlamalar öncesi yaşadıklarına değinen Elitaş, şunları kaydetti:
“Dönemin Cumhurbaşkanı bize davetiye göndermiş. Yanımdaki komşu milletvekiline de davetiye göndermiş. ‘Akşam hanımefendiyle beraber geliyor musunuz?’ dedi, Çankaya Köşkü’ne. Ben dedim bana yalnız geldi davetiye. Hanımefendiyle beraber gelmedi. Sonradan öğrendik ki benim eşim başörtülü, başörtülü eşimi Çankaya Köşkü’nde ağırlamaktan utanmış bir Cumhurbaşkanı vardı. Başı açık AK Parti’li milletvekilini Çankaya Köşkü’ne davet eden Cumhurbaşkanı, başörtülü eşi olduğundan dolayı Çankaya Köşkü’nde misafir etmekten ağırlamaktan, Cumhuriyet’in temeli olan, Cumhuriyet’in temsilcisi olan bu kadınlarımızın yetiştirdiği evlatların vatanımızı koruyan anasından utanan bir Cumhurbaşkanı vardı ki o ananın aslan gibi 3 yavrusu vardı. 3 erkek evladı bu memlekete asker olarak hizmet edecek, vatan sınırlarını koruyacaktı ama o anayı Çankaya Köşkü’nde ağırlamaktan imtina ettiler, utandılar. Parlamentodan bir milletvekilinin herhangi bir şekilde mübarek günlerden bir gecelerini, Kadir Gecesi’ni veya ramazan ayını kutlamak için yaptıkları bir söylem, ‘irticai faaliyet’ diye şu andaki Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri tarafından kürsüler yumruklanarak protesto edilirdi. Cenabıhakk’ın lütfuna, adaletine bakın. Geçenlerde Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grup konuşmasında Nisa Suresi’nin 58. ayetinin mealini okumaya başladı.”
“Kimlerin Türkiye’nin lider bir ülke konumuna gelmesinden rahatsız olduğunu iyi inceleyin”
Elitaş, mücadelelerine destek veren, demokrasiye inanmış, millet iradesini sahiplenmiş, iradesini temsil eden iktidarına kuvvet vermiş herkese teşekkür etti.
Sadece millet iradesini, milletin temsil ettiği kişileri beğenmediklerinden dolayı yaptıkları 28 Şubat “postmodern darbesi”nin, Türkiye ekonomisine, insanların yaşantısına, gençlerin geleceklerine vurulmuş damganın en büyük kötülüğünün o gün yaşandığını vurgulayan Elitaş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sosyal medyada takip edin, 28 Şubat belgesellerine bakın, Türkiye’nin nereden nereye geldiğini, kimlerin Türkiye’nin gelişmesinden rahatsız olduğu, kimlerin bulunduğu bölgede Türkiye’nin lider bir ülke konumuna gelmesinden rahatsız olduğunu iyi inceleyin, iyi irdeleyin. Onun için bu 31 Mart seçimlerinden bizim karşımızda duran, Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında duran, kutuplaştırarak AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapanlara, buna sadece bir yerel seçim olarak bakmayıp, yine 28 Şubat’ta önümüzü kesmeye çalışan kötü niyetlilerin içten içe bir hareket içinde olduğunu düşünüp 31 Mart seçimlerinden hep birlikte hareket edip geçmişe dönme özlemi içinde İslami meselelere inanmadığı halde varmış gibi milleti kandırarak, takiye yaparak insanların gözüne girmeye çalışan, ‘Helalleşmek istiyorum’ diye sahte bir helalleşme çerçevesi içinde bulunanların önünü açmamak için onların yürüyüşünü engelleyebilmek için AK Parti iktidarında Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde götürdüğümüz hareketi daha da güçlendirebilmek için 31 Mart yerel seçimlerinde her birimiz Kadın Kollarının, Gençlik Kollarının birer temsilcisi gibi ilçe başkanı, il başkanları gibi hareket ederek, kapı kapı dolaşıp insanların gönlüne girmemiz gerekir.”
AK Parti Kütahya Belediye Başkan adayı Kamil Saraçoğlu da kurulduğu günden bu yana partisinin bünyesinde çeşitli kademelerde görev aldığını belirtti.
Kütahya’da 2014-2019’daki belediye başkanlığı döneminde verdikleri sözleri yerine getirdiklerini anlatan Saraçoğlu, “AK Parti’miz, Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde yerel yönetimlerin küresel vizyonunu açıkladı. Bu vizyon şehirlerin artık daha dirençli, akıllı, yatay ve yerel mimari anlayışının şekillendirdiği, sürekli gelişen ama çevreyi koruyan çocuklarımızdan kadınlarımıza, gençlerimizden yaşlılarımıza, her ortamda en yaşanabilir imkanları sunan bir anlayıştır. Elbette biz Kütahya olarak tüm projelerimizde bu anlayışı hakim kılacağız.” ifadesini kullandı.
Mitingde, AK Parti Kütahya İl Başkanı Mustafa Önsay da katılımcılara hitap etti.
]]>
Eğitim-Bir-Sen Manisa 1 No’lu Şube Başkanı Halil Kallat, 28 Şubat post modern darbenin 27. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Milletimiz 28 Şubatçıları ebedi yok oluşa ve aşağılanmaya mahküm etti ancak hala 28 Şubat mağduru insanların olması, millet vicdanını yaralamaktadır. Gecikmiş de olsa, adaletin tecellisi için mezkür mağduriyetlerin mutlaka giderilmesi gerekmektedir.” dedi.
Eğitim-Bir-Sen Manisa 1 No’lu Şube Başkanı Halil Kallat, “27 yıl önce, 28 Şubat’ta, hiçbir zaman demokratik yolla iktidara gelemeyen vesayet örgüt ve odaklarının, demokrasiyi, kanunu, hakkı, hukuku, teamülü, meşruiyeti, görgüyü, nezaketi, insaniyeti çiğneyip, milletin hür iradesiyle seçilmiş hükümetine karşı, silah ve zor kullanarak ahlaksızca, kabaca, pervasızca, saygısızca yaptıkları darbeyi, asla unutmadık, unutmayacağız. 28 Şubat, Washington’da ‘bizim çocuklar’ diye kodlanan Siyonist ihanet şebekesinin, beynelmilel millet düşmanları ile müştereken, ‘bin yıllık’ temel değerlerimizi bütünüyle çökertmek amacıyla yaptıkları organize bir yıkım operasyonudur. Milli iradenin idareye dönüşerek ekonomide, yönetimde, demokraside, toplumsal barışta, gelir dağılımında iyileşmelerin başladığı bir dönemde, Türkiye’nin yolu kapatılmak, yürüyüşü engellenmek istenmiştir. Ülkesi, devleti, milleti ile Türkiye’nin kendi dünyasına ve değerlerine dönmesinden, kendi zemininde, kendi tarihi ve hayati amaçlarına yönelmesinden rahatsız olan vesayet odakları, asker, yargı, siyaset, medya, iş çevreleri ve kimi sözde sivil toplumdaki iş birlikçileri ile bir dizi yasa dışı ve gayrimeşru uygulamayı zorbaca devreye soktular. 28 Şubat siyasi iradeyle birlikte Türkiye’nin ekonomik birikimlerine, yaşama heyecanına, inanç değerlerine, demokrasi irade ve talebine, eğitime, sağlığa, özgür basına, haber alma özgürlüğüne, aşımıza, ekmeğimize, emeğimize, geleceğimize yapılmış bir darbedir. Milletimiz, sabrı, feraseti, dirayeti ile ‘bin yıl süreceği’ iddia edilen zalim kuşatmanın zincirlerini kısa zamanda kırmış, faillerinin boynuna dolamıştır. Medeniyet değerlerine, milli iradeye suikast yapmak isteyenler, bin yıllık köklü irfan ve geleneğin yenilenen şuuru, asil duruşu ve sakin öfkesi karşısında 3-5 yıl içinde darmadağın olmuş, tarihin çöplüğüne süpürülmüştür. Ruhunu, vicdanını kanattıkları insanımızın lanetine müstahak olanların yarınları olamaz, olmamıştır. Nitekim darbeciler çok geçmeden yargılanmış, çetenin elebaşlarının rütbeleri sökülmüş, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almışlardır. Ancak anlaşılmaz bir çelişki olarak hala 28 Şubat mağduru insanların olması, millet vicdanını yaralamaktadır. Gecikmiş de olsa, adaletin tecellisi için mezkür mağduriyetlerin mutlaka giderilmesi gerekmektedir.” dedi.
“Ne biz ne millet ne de tarih unutacak”
Zorbalığın egemen olmak istediği o zor zamanlarda, aralarında sözde hak ve özgürlük mücadelesi verdiklerini söyleyen kimi sözde sendikaların darbecilere fiili destek vermesinin millet vicdanında derin yara açtığına dikkat çeken Kallat, “Benzer tezgahı daha sonraları ‘Ulusal Birlik Hareketi Platformu’ adıyla tertip eden sözde sendikacılık anlayışı, milletin özgür irade ve demokratik haklarını gasp edenlerle doğrudan iş birliği yaparak var olmaya çalışmakla, sivil toplum örgütlenmesinin de sendikal faaliyetlerin de yüz karası olmuştur. Eğitim-Bir-Sen, kurulduğundan bu yana, ülke ve millet geleceğinin tehlikeye girdiği her dönemde, varlık amacını baskıya, yasaklara, haksızlığa tavizsiz karşı koyarak tahkim etmiş, her türlü riski göğüsleyerek direnmiştir. 15 Temmuz’da olduğu gibi vatan ve millete bağlılığımızı sözde değil, özde kanıtlamış bir teşkilat olarak, bundan böyle adını bile duymaya tahammül edemediğimiz darbe girişimleri, en amansız, daha kesin, daha keskin bir direnişle karşılarında önce bizi bulacaktır. Milletimiz, darbecileri fiilen yargılayıp mahküm ederek özgürlük ve demokrasi tutkusunu, hak edilerek kazanılmış gerçek değere dönüştürmüştür. Direnerek darbeleri tarihin karanlığına gömen iradenin ürettiği değerler, bilgide, eğitimde, sanatta, sosyal dayanışmada, demokrasi kültüründe, milli hassasiyetlerde, öz güven artırmada yüksek bir bilinç ve eylem kültürü ile kökleşmeli, kalıcı olmalıdır. Hayat içinde canlı etki ve sonuçları ile bu bilinci üretemezsek, darbeleri püskürten, istiklali tesis eden irade, istikbali tesis edecek idareye dönüşemez. Eğitim-Bir-Sen olarak, darbelere alkış tutanları ve destek verenleri, söylem, eylem ve hatırlatmalarımızla ne biz ne millet ne de tarih unutacak, affedecektir. Bundan böyle bir daha böyle meşum günlerin yaşanmaması; daha özgür, daha aydınlık, daha müreffeh yarınlar için omuz omuza vermeliyiz.” diye konuştu. – MANİSA
]]>
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Kartal’da Uğur Mumcu Mahallesi sakinleri ile bir araya geldi. Kentsel dönüşüm toplantısına katılan Kurum, “Biz bugün buraya alnımız açık geldik. Çünkü verdiğimiz bütün sözleri yerine getirmiş olmanın özgüvenine sahibiz. Bizim mazimiz aydınlıktır. Geçmişte ortaya koyduğumuz başarılardır. İşimiz kimliğimiz, sözümüz senedimizdir” dedi. Kurum, İstanbul’un 39 ilçesi için toplamda 650 bin konut inşa etme hedeflerinin altını çizerek, “Vatandaşımızın ödemeleri konutun bitiş tarihinde başlayacak. İlk yıl faizsiz sabit taksitle, sadece 5 bin 833 lira taksitle, evin büyüklüğüne göre vatandaşlarımız dönüşümünü hızlı bir şekilde gerçekleştirecek. Bununla da kalmayacağız, tam 100 bin lira taşınma yardımı vereceğiz. İşte bu kampanyanın 15 Nisan’da başvurularını almaya başlayacağız” diye konuştu.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Kartal’da Uğur Mumcu Mahallesi sakinleri ile bir araya geldi. Murat Kurum’a kentsel dönüşüm toplantısında; Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Kartal Belediye Başkan Adayı Hüseyin Karakaya, Kadıköy Belediye Başkan Adayı Veli Arslan, AK Parti Kartal İlçe Başkanı Nimet Gündoğdu ve MHP Kartal İlçe Başkanı Zübeyir Kurt da eşlik etti.
“Hiçbir sözümüzü sümen altı yapmayacağız”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum Uğur Mumcu Mahallesi’nde gerçekleştirdiği kentsel dönüşüm toplantısında önemli açıklamalar yaptı. Mahalle sakinleri ile bir araya gelen Kurum, “Biz bugün buraya alnımız açık geldik. Çünkü verdiğimiz bütün sözleri yerine getirmiş olmanın özgüvenine sahibiz. Hamdolsun, hiçbir sözümüzün altında kalmadık. Bizim mazimiz aydınlıktır. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. İşte, bizim aynamız da bizim işlerimizdir. Geçmişte ortaya koyduğumuz başarılardır. Bizim kimliğimiz; sözümüz senedimizdir.” sözleriyle konuşmasına başladı. Kurum; Kartal Orhantepe Millet Bahçesi, Çavuşoğlu Millet Bahçesi, Orhantepe kentsel dönüşüm süreci, Kartal’da 20 bine yakın konutun kentsel dönüşüme alınması gibi hizmetlerini hatırlatarak; “Bugün de buraya, sizin de ifade ettiğiniz gibi, ‘Murat Kurum söz verirse yapar’ güveniyle, inancıyla geldik.” dedi. 6 Şubat depreminin ardından, depremzedeler için durmaksızın çalıştıklarını ifade eden Kurum, “Üç ayda, 11 ilimize 180 bin konutun inşasını başlattık ve 15 gün önce de konutlarımız teslim edilmeye başladı.” diyerek; “Bu anlayışla, 1 Nisan’dan sonra da benim ağzımdan bir söz duyuyorsanız, o söylediğimiz projemizi, hayalimizi, her sözümüzü yerine getireceğiz. Hiçbir sözümüz askıda kalmayacak, hiçbir sözümüzü sümen altı yapmayacağız” dedi.
“Bir otobüs koymaktan acizler, olana bari mani olmayın”
Mevcut İBB yönetiminin kentsel dönüşüm sürecinde vaatlerini yerine getirmediğine değinen Kurum, “Biz, İstanbul’a, İstanbullu kardeşlerimize, Gerçek Belediyecilik vaat ediyoruz. Sözlerin unutulduğu, belediye dışında başka işlerin peşinde koşulduğu bir belediyecilik vaat etmiyoruz. Milletin zor anında burada olan, İstanbul’la ilgilenen, Kartal’ın, Orhantepe’nin sorunları için irade ortaya koyan bir belediye başkanı olmaya adayız. Biz, 31 Mart akşamı İstanbullu kardeşlerimizin ve her evin evladı olmaya, muradı olmaya talibiz. Bu anlayışla çalışacağız. Toz pembe bir tablo çizerek mevcut CHP’li belediyenin yaptığı gibi aldatan ve aldanan bir belediyecilik yapmıyoruz. Gerçek sorunlardan, gerçek çözümlerden bahsediyoruz. Nasıl yapılacağını Ekrem Bey’e öğreteceğiz” diye konuştu.
Mevcut İBB yönetiminin İstanbul’un sorunlarının farkında olmadığını belirten Kurum, “Bir sorunu çözmenin ilk adımı, o sorunun varlığını kabul etmektir. Vatandaşın içine bir çık. Orhantepe’de milletin ne sorunu var, milletin ne ihtiyacı var, Orhantepe senden ne bekliyor, Orhantepe’de bundan önce Kadıköy’e giden otobüs şimdi niye yok? Gel de bir otobüse bin, metrobüse bin, millet ne çile çekiyor bir bak. Gelemezler, yüzleri yok, heybeleri boş. Biz, 1 Nisan sabahı göreve geldiğimizde Uğur Mumcu Mahallesi’nden, Kadıköy’e otobüsü göndereceğiz. Bir otobüs koymaktan acizler. Bir otobüs koyamaz mı insan? Olana bari mani olmayın” ifadelerini kullandı.
“Gerçek belediyeciliğin neferleri artık sahaya çıkmıştır”
Kentsel dönüşüm sürecinin bir an önce başlaması gerektiğine dikkat çeken Kurum, “İstanbul bir deprem şehridir. Biz geçmişte depremlerden dolayı çok acı tecrübeler yaşamış, nice acı hatıralar biriktirmiş bir milletiz. Son bir asırda 133 bin canımızı depremlerde yitirdik. Tedbir alınmaz, ihmal edilirse, neler olacağını hepimiz gayet iyi biliyoruz” şeklinde konuştu.
Kurum, afetlere dirençli bir İstanbul inşa edeceklerini söyleyerek, sözlerine, “Bu güzel şehirde 39 ilçemiz var. 7,5 milyon evimiz ve işyerimiz var. Tam 1,5 milyon yuvamız şu anda sağlıksız durumda. 600 bin yuvamızın acilen, bir dakika bile beklemeden dönüşmesi gerekiyor. Ama İstanbullular şunu çok iyi biliyor: Gerçek belediyeciliğin neferleri artık sahaya çıkmıştır. Bizler; annelerimizin, yavrularımızın umutlarını asla boşa çıkarmayacağız; İstanbul’u el ele hep birlikte dönüştüreceğiz. Biz, İstanbul’umuzda bu gerçeği görerek, İstanbul’daki her bir hemşehrimize ‘Afetlere Dirençli bir İstanbul’ vaat ediyoruz. Risksiz İstanbul vaat ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“5 bin 833 lira taksitle vatandaşlarımız dönüşümünü hızlı bir şekilde gerçekleştirecek”
İstanbul’un 39 ilçesinde toplamda 650 bin yeni konut inşa edeceklerini yineleyen Kurum, “Yeni güvenli, huzurlu yuvalarımızın 300 binini KİPTAŞ eliyle yapacağız. Yine bu konutlardan 100 binini; evi dönüşüme girecek yuva sahiplerine çok düşük fiyatlarla kiralayacağız. Bu konutlar kesinlikle satılmayacak. ‘Yarısı Büyükşehir’den’ diyerek, evini KİPTAŞ’la dönüştürenlere 700 bin lira hibe desteği vereceğiz, 700 bin lira da kredi desteği vereceğiz” dedi.
Murat Kurum, riskli konutlarda oturanların, yeni evlerine nasıl kavuşacaklarına ilişkin, “Vatandaşımızın ödemeleri konutun bitiş tarihinde başlayacak. İlk yıl faizsiz sabit taksitle, sadece 5 bin 833 lira taksitle, evin büyüklüğüne göre vatandaşlarımız dönüşümünü hızlı bir şekilde gerçekleştirecek. Bununla da kalmayacağız, tam 100 bin lira taşınma yardımı vereceğiz. İşte bu kampanyanın 15 Nisan’da başvurularını almaya başlayacağız. ve İstanbullulara hızlı bir şekilde konutlarını teslim edeceğiz” diye konuştu.
Ekrem İmamoğlu’nun ‘650 bin konutun yapılmasına gerek yok’ açıklamasını hatırlatan Kurum, “CHP’li yönetim şunu söylüyor: ‘650 bin konutun yapılmasına gerek yok’ diyor. İstanbul deprem şehri, vatandaşımız huzursuz bir şekilde evinde oturuyor ve diyorlar ki konutların yapılmasına gerek yok. Ne yapacağız peki? Milletimiz riskli binalarda otursun biz de izleyelim mi yani? Belediyecilik bu mu yani? Onlar ne derse desin, biz milletten tarafa olacağız” diye konuştu.
“Vatandaşımızın imar planındakini beklentisini karşılayan tarafta olacağız”
Uğur Mumcu Mahallesi’ndeki vatandaşların kentsel dönüşüm beklentilerinin farkında olduklarını söyleyen Kurum, “Haklı olarak, buradaki kardeşlerimiz de sağlam, dayanıklı binalarda, modern ve konforlu konutlarda yaşamak istiyorlar. Bizler de çok sevdiğimiz Kartal’ımızın bizden beklentilerine, taleplerine cevap vereceğimizi ifade ediyoruz. Öncelikle Uğur Mumcu Mahalle’mize bir kentsel dönüşüm ofisi kuracağız. Sizlerin taleplerini not edeceğiz. İmar planlarını vatandaşımızın dönüşümünü sağlayabilmesi amacıyla, bugünkü yönetmeliklerden ve mevzuattan kaynaklı o eksiklikleri giderecek yeni imar planını yaparak öncelikle başlayacağız” dedi.
Kurum, kentsel dönüşüm sürecinde vatandaşın daima yanında olacaklarını belirterek, “Uğur Mumcu Mahallesinde yaşayan kardeşlerimiz dönüşüme girmek istiyorsa, müteahhitle anlaşmış ise biz onun yanında olacağız. KİPTAŞ eliyle dönüşümüzü yapmak istiyoruz derlerse, biz el ele vereceğiz ve Uğur Mumcu’nun dönüşümünü gerçekleştireceğiz. Hem maddi destek sağlayacağız, hem kredi desteği sağlayacağız, hem taşınma ve kira yardımı desteği sağlayacağız, hem de vatandaşımızın imar planındaki beklentisini karşılayan tarafta olacağız. Hep birlikte kararı vereceğiz ve o kararı kısmi emsal artışı ile birlikte gerçekleştireceğiz” dedi.
Kartal için hayata geçirecekleri diğer projeleri de aktaran Kurum, “Çavuşoğlu Sanayi Sitesi’nin taşınması hususunda her türlü çalışmamızı hızlıca tamamlayacağız. Yapımına başladığımız Taşocağı Millet Bahçesi’ni en kısa sürede Kartallı kardeşlerimizin hizmetine sunacağız. Tekel arazisi içerisinde kalan lojman alanına yeni bir millet bahçesi kazandıracağız” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>
AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, millet iradesini yok sayan silahlı cuntanın 27 yıl önce gerçekleştirdiği 28 Şubat Post Modern Darbesini yayınladığı basın açıklaması ile kınadı.
Başkan Davut Gürkan açıklamasında; “28 Şubat’ta siyasete, demokrasiye ve insan haklarına “balans ayarı” vermeye çalışanlar, Aziz Milletimiz tarafından kısa sürede balans ayarına uğradılar. Milletimizden aldığımız güç ve tarihin bize yüklediği sorumluluk ile millet iradesini egemen kılma, büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“28 Şubat Darbesi kara bir lekedir”
28 Şubat 1997 darbesinin insan haklarına saldırı ve demokrasi düşmanlığının yıldönümü olduğuna dikkat çeken AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, “27 yıl önce silahlı cunta tarafından, sözde irtica tehdidi ile bütün bir ülkeyi çevrelemeye çalışmak, toplumun çeşitli kesimlerini vesayet ideolojisinin elinde rehin tutmak, insanlık onuruna, akıl ve mantık ilkelerine deli gömleği giydirmek üzere gerçekleştirilen 28 Şubat Darbesi insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiştir” diye konuştu.
Failleri tarafından “1000 yıl sürecek” yaklaşımı ile savunulan bu karanlık girişimin değil bin, on yıl bile sürememiş olmasının, vesayetçilerin hukuksuzluğunun, kirli hesaplarının net bir göstergesi olduğunu belirten Başkan Gürkan; “İslami kimliğe duydukları derin öfkeyi, sistematik ve kanun dışı vahşi bir militarist dayatma ile dışa vuran darbeciler, aldıkları anti-demokratik MGK kararları ile dönemin iktidarına darbe vurmuşlardı. Yaşanan darbe süreci ile birlikte İslami kimliğe sahip olan toplumun büyük bir kesimi türlü yollarla kısıtlandı. Genç kızlar üniversitelere başörtüleri ile giremedi, kılık-kıyafetleri nedeniyle gençler eğitim haklarından mahküm bırakılarak ikna odaları eliyle inançlarından vazgeçmeye zorlandılar. Katsayı adaletsizliğiyle gençlerin istedikleri okulda eğitim almalarının önü kapatıldı. Kamu görevlileri eşleri başörtülü olduğu için fişlendi. Siyasi görüş ve inancından dolayı insanların; çalışma, eğitim, ibadet, düşünce ve ifade özgürlükleri gibi temel hakları engellendi. Ülkesi için, milleti için çalışan ve üreten sermaye dahi “yeşil sermeye” adı altında kategorize edildi, ötekileştirilmiştir” dedi.
“Asıl balans ayarını milletimiz vermiştir”
Demokrasi ve insan haklarını, millet iradesini hiçe sayan darbeye en güzel cevabın, yine bu aziz millet tarafından verildiğine vurgu yapan AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, “28 Şubat’ta siyasete, demokrasiye ve insan haklarına “balans ayarı” vermeye çalışanlar, Aziz Milletimiz tarafından kısa sürede balans ayarına uğradılar. Türkiye’ye sözde ayar vermeye kalkan, milletimizin elinden geleceğini, haklarını ve huzurunu alan karanlık darbe dönemleri, milletimizin 15 Temmuz gecesi verdiği mücadele ile bir daha yaşanmamak üzere tarihe gömüldü. Milletimizden aldığımız güç ve tarihin bize yüklediği sorumluluk ile millet iradesini egemen kılma, büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz.
Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, Türkiye Yüzyılı yolunda daha emin adımlarla yürüyor, 21 yıldır her şartta ve koşulda darbeler karşısında yanımızda olan milletimize şükranlarımızı sunuyoruz” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>
Haber: Ogün Akkaya Kamera: Berkin Gülsoy
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yerel seçim çalışmaları kapsamında Ankara Mamak’ta esnafı ziyaret etti. Akşener’e bir kadın, “Siz neden Mansur Yavaş’ı ve Ekrem İmamoğlu’nu desteklemiyorsunuz? Kazanamayacak kişilerle ortaya çıkılıyor. Milletvekilliğinde aldınız da niye şimdi belediye başkanlıklarında ayrılıyorsunuz?” diye sordu. Akşener de kadına, “Biz seçtirdik zamanında kardeşim. Bugün de tek başımıza bir girelim, görelim. Hangi milletvekilini aldık biz? Biz milletvekilliği seçimlerine ayrı girdik. Siz istediniz, biz de gereğini yaptık. Ayrı giriyoruz seçime kardeşim. Desteklemeyin sizde. Benim yüzümden mi perişan oluyorsun? Bu eskiliğin sebebi ben miyim? (kadının üzerindeki kıyafeti göstererek) Mansur Bey’i seçtik, neden bunu düzeltmedi o zaman? Cumhurbaşkanlığı’na niye seçtirmediniz? Biz bir parti kurduk. Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin şerrinden… Aileme emanet ettim. Sizin için mi parti kurduk biz? Biz bu millet için parti kurduk. Vermeyin bize kardeşim oy. Gidin CHP’yi destekleyin, seçtirin. DEM’e teşekkür ediyorsunuz, bize küfür ediyorsunuz. Hadi be” yanıtını verdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yerel seçim çalışmaları kapsamında Ankara Mamak’ta esnafı ziyaret etti. Akşener’e İYİ Partililer ve İYİ Parti Mamak Belediye Başkan adayı Hüseyin Bayındır eşlik etti.
“ARTIK OY İSTEMEK İÇİN GEZİYORUZ”
Kuruyemiş dükkanını ziyaret eden Akşener, “Yerel seçime gidiyoruz. Elbette bütün esnafımızı gezerek oy istemek üzere yola çıktık. Sizden de adayımız burada kendisi için oy istiyoruz. Üç sene esnaf gezdim. Kendi partimi övmedim, başka partiyi yermedim. Şimdi seçim zamanı oy istemeye geldik.” dedi. Esnafa “İşler nasıl?” sorusunu yönelten Akşener, “Çok şükür olduğu kadar. Sizinleyiz” yanıtını aldı.
Akşener, daha sonrasında girdiği telefon malzemeleri satan dükkanda, “Üç sene esnaf gezdim ben. Bu dükkanlarda sadece sizleri dinledim, sonrada Meclis kürsüsünden sizin sesinizi dile getirdim. Şimdi seçim var. Artık oylarınızı istemek için geziyoruz. Hüseyin Bayındır için oy istemeye geldik” dedi.
“DEM’E TEŞEKKÜR EDİYORSUNUZ, BİZE KÜFÜR EDİYORSUNUZ”
Akşener, esnaf ziyaretini sonlandırdığı dükkandan çıktığında kalabalık içerisinde kendisini bekleyen bir kadın, “Siz neden Mansur Yavaş’ı ve Ekrem İmamoğlu’nu desteklemiyorsunuz? Kazanamayacak kişilerle ortaya çıkılıyor. Biz halk olarak çok perişanız. Sana üstümü başımı göstereyim. Bölük bölük bölmeyin. Milletvekilliğinde aldınız da niye şimdi belediye başkanlıklarında ayrılıyorsunuz” diye yakındı.
Akşener ise vatandaşın sözlerine karşılık olarak, “Biz seçtirdik zamanında kardeşim. Bugün de tek başımıza bir girelim, görelim. Hangi milletvekilini aldık biz? Biz milletvekilliği seçimlerine ayrı girdik. Siz istediniz, biz de gereğini yaptık. Ayrı giriyoruz seçime kardeşim. Desteklemeyin sizde. Benim yüzümden mi perişan oluyorsun? Bu eskiliğin sebebi ben miyim? (kadının üzerindeki kıyafeti göstererek) Mansur Bey’i seçtik, neden bunu düzeltmedi o zaman? Cumhurbaşkanlığı’na niye seçtirmediniz? Biz bir parti kurduk. Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin şerrinden… Aileme emanet ettim. Sizin için mi parti kurduk biz? Biz bu millet için parti kurduk. Vermeyin bize kardeşim oy. Gidin CHP’yi destekleyin, seçtirin. DEM’e teşekkür ediyorsunuz, bize küfür ediyorsunuz. Hadi be” karşılığını verdi.
“BİZİM PARTİMİZ BAŞKALARININ VARLIĞINI SAĞLAMAK ÜZERE KURULMUŞ BİR PARTİ DEĞİLDİR”
Akşener, bu diyalogla ilgili muhabirler tarafından kendisine sorulan “Provokasyon olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Ben vatandaşın ister birileri tarafından söylensin, ister bir vatandaşa böyle deyin densin. İsterse kendiliğinden desin, can baş üstünedir. Burada bir sorun yok. Çünkü ben isteyenim. O kişi oy verir, vermez o ayrı bir şey. İstediğin süre içerisinde seçmen velinimet olmalıdır. Türkiye bunu kaçırdı. O hanım efendi provokasyon yaptı demiyorum. Çünkü de değil. Olsa ne olur? Bir sorunumuz yok. Biz bir siyasi partiyiz. Burada ciddi bir insan içini acıtan durum var. Vatandaşın karşısına kendimizi tarttırmak üzere çıkabiliriz. Vatandaş bana ‘Ey Meral Akşener, kendini tarttırdın, seni sınıfta bırakıyorum’ diyebilir. O zaman bana düşen ‘eyvallah’ demektir. Şu anda siyasi liderler içerisinde, siyasi liderliğe doğru giden arkadaşlarımız için de Türkiye’de herhangi bir şahsın şuraya vatandaşı, buraya da kendi kellesini koyduğu baki değildir. Ben koydum kardeşim. Bizim partimiz başkalarının varlığını sağlamak üzere kurulmuş bir parti değildir. Üç yıldır geziyorum. Gezdiğim yerlerin içinde bir kere kendi partimi övmedim. Başka bir partiyi de yermedim.
Sayın İmamoğlu ve Sayın Yavaş ile ilgili problemli bir cümle, kelime etmemeye çalışıyorum. Çünkü seçilmelerini sağlayan ister toz zerresi… bazılarına göre toz zerresi, bazılarına göre hiç. İster de x miktar. Payı olan bir insanım. Bu arkadaşlarımızın o dönemde seçilmesi için kendime göre, yüzde 10’luk bir siyasi partinin lideri olarak kefalet koymuş bir insanım. Bizim bir etkimiz olmamış anlaşılan, problem değil. Ona da saygı duyuyorum. Ama aleyhlerinde yanlış bir kelime etmemeye gayret ediyorum. Burada bu arkadaşlarımızın karşısına aday çıkarmak ‘vurun kahpeye’ anlamına gelemez. Buğra Kavuncu İstanbul’da oy alır seçilir, alamaz seçilemez….Sayın İmamoğlu ya da bir başkası seçilir. Ona ben saygı duymak mecburiyetindeyim. Benim partime yansıyan kısmın bedelini de ben ödeyeceğim. Kellesini koymuş kaç kişi var kardeşim? Hayal edin ben gittim, parti gitti. Biz CHP’yi var etmek için mi kurulduk? veya bir başka partiyi… Bizim partimiz ve benim kadar her iki taraftan da hakaret yiyen biri yok.”
]]>
Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: HAKAN KAYA
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Güngören Belediye Başkan adayı Yüksel Yalçın Güngören’de halkla buluştu. İmamoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı, dün doğum gününde, benim için, ‘Bu şahıs, nasıl olduysa yanlışlıkla bu görevi aldı’ dedi” hatırlatmasında bulunan İmamoğlu, “Erdoğan’ın demokrasi anlayışı tam da bu. Kendi kazanırsa demokrasi, milli irade; başkası kazanırsa yanlışlık! Asıl mesele ne biliyor musunuz? Ülkemizde, 15 Temmuz 2016 gecesi tanklarla, tüfeklerle hain bir grup, milli iradeye el koymak istedi değil mi? Hatırlayın, 252 vatandaşımızı kaybettik. Onların direnciyle milletimiz, milli iradeye darbe yapılmasına karşı durdu. Darbe, sadece illa tankla, tüfekle olmaz. Darbe, iktidara hakim gücün, anayasal kurumları etkisi altına olmasıyla da olur. 6 Mayıs 2019’da ne yaptılar biliyor musunuz? Milli iradeye darbe yaptılar, darbe. Peki ne oldu biliyor musunuz? 15 Temmuz’da millet, darbecilere karşı nasıl karşı durduysa, 23 Haziran’da da 806 bin oy fark atarak, demokrasiye sahip çıktılar. İşin özü bu. 806 bin oy farkı olunca, hatırlayın Sayın Cumhurbaşkanı üç gün ortadan kayboldu. Bu 31 Mart’tan sonra ne olacak biliyor musun? En az iki hafta göremeyeceğiz onu. Herhalde iki hafta külliyeden çıkmaz” dedi.
İmamoğlu, CHP Güngören Belediye Başkan adayı Yüksel Yalçın ile birlikte ilçe turu yaptı. İmamoğlu ve Yalçın, Güngören’de ilk olarak, Merter Sanayici ve İş İnsanları Derneği (MESİAD) üyeleriyle bir araya geldi. Dernek ziyaretinin ardından seçim otobüsüyle ilçe turuna başlayan İmamoğlu’na, eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu da eşlik etti. Vatandaşlar, Mehmet Nesih Özmen Mahallesi Zafer Caddesi ve bağlantı yollarında ilçe turu atıp, kendilerini selamlayan İmamoğlu ve Yalçın’a sevgi gösterilerinde bulundu. İmamoğlu çifti, Halkı selamlamanın ardından Merkez Mahallesi İkbal Sokak üzerindeki “Köyiçi Kebapçılar Bölgesi”nde esnaf ziyaretleri yaptı. Vatandaşlar, yoğun ilgi gösterdikleri İmamoğlu çiftiyle anı fotoğrafları çektirdi.
Güngörenlilere seslenen İmamoğlu şunları söyledi:
“İNSANLARIN MEMNUNİYETİNİ EN ÜST SEVİYEDE TUTARAK İŞLERİMİZİ BİTİRME GAYRETİ İÇİNDE OLDUK”
“Biz çocuklarımızın, gençlerimizin, bebeklerimizin bu şehrin öğrencilerinin, kadınlarının, annelerin, bebeklerin her birinin tek tek yanında olmaya gayret ettik bundan sonra da daha güçlü bir şekilde yanlarında olacağız. Hiç kuşkumuz olmasın. Ben 90 yılından itibaren yollarım Güngören’le kesişti. Daha önce de geliş gidişlerim var ama Güngören’de işyerim oldu. Buradaki işyerimizle birlikte insanlarımıza burada merhaba demeye başladım. Lokantamda insanlara güzel lezzetli yemekler sattım. İnşallah memnun etmişimdir o gelen lokantamıza misafir olan hemşehrilerimi çok güzel anılarım var. Açıkçası bir nebze de eşimle de Güngören’de tanıştım diyebilirim. Biz hayat yolculuğuna bir nevi Güngören’den yola çıktık. Güngören’in bizim kalbimizde özel bir yeri var. Onun için sizler benim çok can komşularımsınız. Güngören’de hızlıca mezbahanın dönüşümünü bitirmiştik. Projesinde değişiklikler yaptık. İçine çok güzel bir kütüphaneyi, bir kreşi daha sonra kreş sayısını ikiye çıkardık. Hem Gençosman’da hem Tozkoparan’da daha fazlasını yapacağız Güngören’e göreceksiniz. Burada iki otoparkı hizmete açtık. Teknoloji atölyesini, mahalle evini, yine Güngören Meydanı’nı toparlıyoruz. Gençosman Mahallesi’nde özellikle yıkılmış olan Doğankent Sitesi’yle ilgili kentsel dönüşümümüz bitmek üzere mart ayında vatandaşlarımız. Oradaki tapularını teslim edeceğiz. Her işimizi başlarken nasıl başlıyorsak, bitirirken de insanların memnuniyetini en üst seviyede tutarak işlerimizi bitirme gayreti içinde olduk.
“KENTSEL DÖNÜŞÜM İLGİLİ OY AVCILIĞI YAPMADIK BU KONUDA İNSANLARI DUYGULARINI İSTİSMAR ETMEDİK”
Bakın bütün İstanbul’un ihtiyaçlarını giderirken çok özenli davrandığımız işlerimiz var. Bu dönemde yoksullukla mücadele ediyor insanlarımız. Emeklilerimizin durumu ortada. Dar gelirlilerimizin durumu ortada. Özellikle özellikle artık hane halkının geliri çok büyük oranda açlık sınırının altında biz de. Bu dönemde bu sıkıntıyı, bu yokluğu gördükçe özellikle sosyal yardımları en üst seviyeye tırmandırdık. Ama bu şehirde özellikle sosyal destek alan vatandaşlarımızın, hanelerimizin sayı neredeyse 14 bini geçti. Yine aynı zamanda biz bütün biliyorsunuz İstanbul’da 100 bin öğrencimize bu sene üniversite bursu verdik. 7 bin 500 lira verdik. Seneye bu 100 bin gencimize vereceğimiz üniversite bursunu 15 bin lira olarak ilan ettik. Aynı zamanda eğer bir haneye tek emekli maaşı giriyorsa o hane için yılda 10 lira pazar desteği vereceğiz. Emeklilerin de yanında olacağız dar gelirlilerin de yanında olacağız. Kentsel dönüşümü çok önemsiyoruz. Az önce Yüksel Başkanım sizinle burada tanıştı. Yüksel başkanımızın şu anda kurduğu en önemli masalardan bir tanesi kentsel dönüşüm masası ve bu masada çok özenli bir çalışmayı hem KİPTAŞ ile büyükşehir belediyemizin diğer birimleriyle çalışıyor. Bu konuda oy avcılığı yapmadık insanların duygularını istismar etmedik bu ciddi yaklaşımımızla büyük bir atılım yaptık.
“BİZ SİZE 650 BİN KONUT YAPACAĞIZ DİYE SİZİ ALDATMIYORUZ”
Tüm riskli yapılara sabit, taksitli ödeme desteği bundan önce de sunduk bundan sonra sunmaya devam edeceğiz. Bakın dar gelirli vatandaşlarımıza ait 50 bin riskli konutun inşaat maliyetinin yüzde 60’nı belediye olarak biz karşılayacağız kentsel dönüşümde. 50 bin riskli konut içinde dar gelirli emeklilerimize ait olan konutlarının inşaat maliyetini dar gelirli sınıfında ise yüzde 65’ni yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak biz karşılayacağız. 25 semtte yerleri belirlenmiş 20 bin yeni konutun yapımına başlayacağız. Biz size 650 bin konut yapacağız diyerek sizi aldatmıyoruz yapılacak şeyi söylüyoruz. 40 semtte 60 bin konutta eğer güçlendirmeyi tercih ederek yapılarını güçlendirmek isteyen vatandaşlarımız olursa onların da güçlendirme süreçlerine destek olacağız. Kentsel dönüşüme giren vatandaşlarımızla sabit taksitle iki yıl vadeli faizsiz ödeme desteğini İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak biz sunacağız. Sadece ev sahiplerine değil, bakın bunu ilk biz başlattık kiracılara da 7 bin lira ek kira desteği vereceğiz, kiracılara da. Şimdi kiracıyı biz kapıya atamayız ki bina yıkılacaksa. Ev sahibi ve kiracı tüm emeklilere kentsel dönüşüm sürecinde ise ayrı bir destek sunuyoruz. Onların desteği dokuz bin lira olarak kira desteği vereceğiz. Emeklilere 9 bin lira. Bizim şimdi bu göreve talip olan anlayış. Farklıyız, gerçek ihtiyacı tespit eder, gerçek ihtiyaç üzerinden konuşuruz. Ne aldanırız, ne aldatırız. Memleketin kurumunu, insanını mutlu etmek adına kaynaklarını seferber eden bir anlayışla hareket ederiz.
“ACEMİ ADAY SEVİNCİMİ YARIDA BIRAKTI”
Kentsel dönüşümle ilgili aldatanlardan farkımız hakkaniyetle ve zamanında yapmamız. Bakın ne dedi hatırlayın Tozkoparan’da çok mutlular dediler. Biz Tozkoparan’daki konuşan insanlara baktık seyrettim hatta bir televizyonda bir genç çıktı dedi ki ben burada AK Parti gençlik kollarını kurdum dedi. Benide aldattılar, pişmanım diye medyaya demeç verdi. Ben demedim orada geçmişte kendilerine oy veren kişiler söyledi. Dolayısıyla az önce dediğim gibi ne aldatan olacağız, ne aldanan olacağız. İstanbul’da bir süredir ilginç bir seçim dönemi yaşıyoruz. Bir bölümüyle bizi şaşırtıyor, bir bölümüyle şaşırtmıyor. Şaşırtan tarafı şu. Dediler ki ‘Polemikten uzak duracağım, sadece projelerimi anlatacağım’ dedi. Ben ona acemi aday diyorum kusura bakmasın. Bazen yüzümüzde acı da olsa bir tebessüm bırakmıyor değil. Fakat ben de sevindim dedim ki ne güzel çata çat pata pat proje konuşacağız. Ama sevgili acemi aday ne yazık ki sevincimi yarıda bıraktı.
“DAVETİYE DÖNDÜ ATEŞ TOPUNA ELİNİ DOKUNAN YANIYOR”
Açık söyleyeyim, projeci olduğunu anlatan sevgili acemi aday biraz su kaynattı polemikleriyle gündeme geldi. Önce dedim ki, hadi bakalım seçimin fıtratında bu var. Bir der, iki ders sonra işine bakar ama ne mümkün. Gitti projeye geldi polemik. Polemik aşağıya polemik yukarıya açık söyleyeyim 40 kere tekrarlanmış yalan ezberlerle, laflarla beş yıldır bana yapıştırmaya çalıştıkları laflarla bana polemik üzerinden sataşmaya gayret etti. Anladım ki adayda baktık ki işleri, güçleri polemik. Olsun dedik biz polemiği anlarız, dinleriz, cevabını veririz. Bakın söyleyeyim. Hayal kırıklığı yaşadım açıkçası. Bir gün hatırlar mısınız, neler söyledi? Bir gün çıktı bir davetiye var ortada. ya davet aşağı davet yukarı. Bizim kültürümüzde, ahlakımızda, davet edilmek, davet etmek güzel şey değil midir? Davet edene Allah razı olsun dersiniz, davete icabetle bizim kültürümüzle, ahlakımızda vardır. Vay efendim davet edilmedi, yok edildi, edilmedi, yok aslında not gönderildi. Ortada bir davetiye var. Davetiye dön de ateş topuna elini dokunan yanıyor. Kim etti ortada? Davet eden yok. Açıkçası bu komik duruma düşmelerine bir yanıyla üzülüyorum. Bu acele adaya İstanbul adaylığı birkaç beden büyük geldi. Bunu anlatıyorum çünkü bu acemiliğini resmetmek zorundayım ki siz de bunu görün anlayın. Vatandaşımız da görsün anlasın. Bu anlamda gerçekten kötü bir sınav veriyor. Keşke projeleri konuşsa. Biz de projelerini dinlesek.
“ERDOĞAN’IN DEMOKRASİ ANLAYIŞI TAM DA BU. KENDİ KAZANIRSA MİLLİ İRADE BAŞKASI KAZANIRSAK YANLIŞLIK”
Yapamayacağı işleri vadetme konusunda maharet gösteriyor o ayrı. Ama bir başka konu daha var. Söyleyeyim onu da. İki konuda doğruyu söyledi. Bir tanesi yüzde 87 Ekrem İmamoğlu projelerini yaptı dedi. Bir doğrusu oydu. Bir de dedi ki Allah vermesin yine deprem bölgesinde İstanbul koştu deprem bölgesine yetişti dedi. Dilim sürçtü diyor ama Allah konuşturuyor. Şimdi dün ilginç bir konu daha yaşandı. İlginç bir konu daha yaşandı. Sayın Cumhurbaşkanı dün doğum gününde benim için bu şahıs nasıl olduysa yanlışlıkla bu görevi aldı dedi. Kendi seçim kazandı mı onun adı milli irade. Sandığa yansıdı. Ama ben seçim kazandığımda ne hikmetse birden adı yanlışlık oldu. Yanlışlık koyduğu ifade aslında bize bir başka mesaj veriyor. Erdoğan’ın demokrasi anlayışı tam da bu. Kendi kazanırsa demokrasi, milli irade, başkası kazanırsa yanlışlık.
“6 MAYIS 2019’DA GÜLE OYNAYA MİLLİ İRADEYE DARBE YAPTILAR”
Şimdi asıl mesele ne biliyor musunuz? Ülkemizde 15 Temmuz 2016 gecesi tanklarla, tüfekle hain bir grup milli iradeye el koymak istedi değil mi hatırlayın. 252 vatandaşımızı kaybettik. Şehitlerimizi buradan rahmetle minnetle anıyorum. Ne yazık ki canları yitirdi bu akşam, doğru mu? Hepsinin ruhu şad olsun. Onların direnciyle, milletimiz, milli iradeye darbe yapılmasına karşı durdu. Doğru mu? Bak ben size bir şey söyleyeyim mi darbe sadece illa tankla, tüfekle olmaz. Onu da söyleyeyim. Darbe iktidara hakim gücün, anayasal kurumları etkisi altına almasıyla da olur. ve 6 Mayıs’ı hatırlayın, 6 Mayıs 2019’u. 6 Mayıs 2019 akşamı İstanbul’da milli iradeye karşı adı konmamış bir darbe yapılmıştır. Seçimi iptal ettiler seçimi. İşte sadece seçimi iptal etmediler. Ne dediler? Sandıklarda 700 tane terörist var dediler. Peki ne oldu sonunda? Kimse ceza almadı. Hani terörist? Hani terörist yok? Yani ne yaptılar? Sırf bir seçimi başkası kazandı diye yalan konuştular seçimi iptal ettirdiler. Milletin demokrasiyle olan bağını koparmak istediler. Ne dediler? Oy çaldılar dediler. Dava bitti, oy çalan kimse yok. Bize demokrasi nutukları atan o beyefendi ne dedi hatırlayın. Sen on üç bin oyla İstanbul seçimini kazanacağını mı zannettin dediler. Doğru mu? On üç bin oyu beğenmedi. Ne dedi bir şey daha dedi. Çaldılar ifadesi hukuki değil ama siyasi bir ifadedir dedi. Yani anlayacağınız 6 Mayıs 2019 ‘da ne yaptılar biliyor musunuz? Güle oynaya Milli İradeye darbe yaptılar.
“HERHALDE 2 HAFTA KÜLLİYEDEN ÇIKMAZ”
15 Temmuz’da millet, darbecilere karşı nasıl karşı durduysa 23 Haziran’da da 806 bin oy fark atarak demokrasiye sahip çıktılar işin özü bu. Keşke ders almış olsaydık. 806 bin oy farkı olunca Sayın Cumhurbaşkanı üç gün ortadan kayboldu. 31 Mart’tan sonra ne olacak biliyor musunuz? En az iki hafta göremeyeceğiz onu. Herhalde iki hafta külliyeden çıkmaz. Çünkü, bu millet yanlışlıkla denilen o tarz cinliklerine artık uyandı. Bu millet tecrübe kazandı. Sizin oyunlarınıza karşı bu millet bağışıklık kazandı bağışıklık. Bu millete yeni oyunlar kurma fikrini aklınızdan çıkarın kardeşim. Bu millet size bu fırsatı vermeyecek. Bu millet, ne istiyor bizden biliyor musunuz? Çıkın er meydanında bizimle mertçe güreşin kardeşim gücünüz varsa. Millet kimi seçerse seçsin. Ondan sonra işine baksın. İşini ondan sorsun. Kim seçilirse el üstünde tutulur. Tamam bir genel seçim yapıldı seçildin işine bak.
“EN ÇOK DUAYI KREŞLERİMİZDEN, YURTLARDAN, BURSLARDAN ALIYORUZ”
Türkiye’nin şu andaki sorunları ne kadar büyük, farkında mıyız? Mesela mülteci sorunu. Mülteci sorununu konuşuyor muyuz? Konuşmuyoruz. Daha yakın zamanda en çok bu tartışılırdı. Gencecik kızlarımız var orada. Pırlanta gibiler. Bak burada da kızlarımız var. Oğullarımız var. Bizim mülteci sorunu kadar, eğitim sorunumuz var, eğitim. Eğitimi berbat ettiler. Çocuklarımızın aklı karışık, gençlerimizin aklı karışık. Belki en çok duayı, kreşlerimizden alıyoruz. En çok duayı, verdiğimiz burslardan alıyoruz. Niye? Ekonomik olarak eğitim kötü etkilendi. Özel okullar çok zor durumda. Çocuklarını okullara yollayamıyor aileler. Eğitim sistemi, baştan sona arızalı. Doğru mu? Bakın onu da konuşamıyoruz. Başka bir şey; adalet sorunu var bu ülkede, adalet. Adalet yok bu ülkede. Adalet sorununu da konuşamıyoruz. Nüfus yaşlanıyor. Bakın bunun çok büyük etkilerini yaşayacağız. Bunu da konuşamıyoruz. İstanbul’da, en fazla vatandaşımızın konuştuğu konulardan bir tanesi de ne biliyor musunuz? Özellikle çocuklara, özellikle gençlere uyuşturucu meselesi, uyuşturucu. Doğru mu? Niye bu sorunları konuşamıyoruz. Bu sorunları niye çözmüyorsun? Niye biliyor musunuz? Bunları bastıran çok acı bir ekonomik krizle karşı karşıyayız da onun için. Üç haneli enflasyon, üç haneli.
“YANI BAŞIMIZDA SAVAŞAN ÜLKELERDE BİLE”
Bakın; yanı başımızda savaş var. Hem insanların canına kıyılıyor Filistin’de hem kuzeyde savaş var. Bakın o savaş olan ülkelerde bile bu denli yoksulluk, bu denli üç haneli faiz, enflasyon konuşulmuyor. Ülkemizde, milletimizin cebindeki parası, pul oldu. Emeklimiz zor durumda. Dar gelirli zor durumda. Asgari ücret yetmiyor. Sen, bu milletin bu sorunlarını milletin bu sorunlarını çözmek yerine, ‘Ekrem İmamoğlu aşağıya, Ekrem İmamoğlu yukarıya.’ Doğru mu? Bu millet, 2023 yılının Mayıs ayında seni seçti. ya işine baksana. Enflasyonu düzeltsene. Ekonomiyi düzeltsene. Yok, aklı fikri İstanbul’da. 2-3 hafta sonra sokak sokak, mahalle mahalle İstanbul’un ilçelerini gezerse, şaşırmam. Düştü artık pazarlara. Eminim her akşam beni rüyasında görüyordur. Bu millet sana şans verdi. Şansını iyi kullanmıyorsun hükümet. Şansınız iyi kullanmıyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanı. Ekonomiyi düzeltin. Aradan 10 ay geçti. Millet zor durumda. Bırakın bu seçimi, sandıkta kim kazanırsa, işini o yapsın İstanbul’da.
“SİZE, HİÇBİR ZAMAN YAPAMAYACAĞIM İŞLERİ VADETMEDİM”
Ben, hiçbir vatandaşımı bugüne kadar aldatmadım. Size, hiçbir zaman yapamayacağım işleri vadetmedim. Hep kalbi de aklı da sizin için çalışan ve sizlere açık bir insan oldum. Olmaya da devam edeceğim. Yaşınıza göre beni evladınız, yaşınıza göre beni kardeşiniz, yaşınıza göre beni abiniz olarak gördünüz. Bu benim için dünyanın en büyük zenginliği. Size çok inanarak bir şey söyleyeceğim? Bu seçim var ya, çok önemli bir seçim. Bu seçim, bu iktidarın kulağını, böyle az değil ama, asılarak çekme seçimi. Bu, köprüden son çıkış. Bakmayın sizi tehdit etmesine. Bizim milletimizi tehdit edecek kişi, anasının karnından doğmadı kardeşim. ‘Oy vermezseniz, size hizmet yapmam’ demesine hiç aldırış etmeyin. Tehdit ediyor. Niye biliyor musunuz? Söyleyeyim mi niye? Sözüm ona kürsüden sizi tehdit ediyor ya, ‘Oy vermezseniz hizmet yapmam’ diye niye tehdit ediyor biliyor musunuz? Sizden korkuyor, korkuyor. En çok korktuğu şey millet. Korktuğu için tehdit ediyor. Ey milletimiz; gücünüzün farkına varın.
“ATOM KARINCA GİBİ ÇALIŞTIM KARDEŞİM”
İstanbul, 2029 yılında bizi tercih etti. Doğru mu? Hep birlikte, büyük bir demokrasi şöleni yaşadık. Doğru mu? Bakın ne dedim? Ben çıktım, ‘Onları şaşırtacağım’ dedim. ’18 günde deli ettim. 5 yıl onları deli edeceğim’ dedim. Atom karınca gibi çalıştım kardeşim. Atom karınca gibi çalıştım. Ne oldu? Korktu. O tarihe kadar tüm yatırımları durdurduğu İstanbul’da, başladı ufak tefek iş yapmaya. Ufak tefek iş yapmaya. Şimdi bak; Sirkeci-Kazlıçeşme trenini açtı mesela. Apar topar, ‘Açılışa yetiştirin’ diye kıyametleri koparttırdı. İnşallah yanlış bir iş yapmadılar. Neyse; gelir biz çözeriz. Onları da düzeltiriz. Dün anlatıyordu ya hani, ‘Oy vermeyene hizmet etmem’ diye İstanbul, 2019’da onu dize getirdi. İstanbul, 2019’da bizi seçti. Onu ayılttı, kendine getirdi. Seni gidi seni. Sen demek bundan anlıyorsun öyle değil mi? Şimdi milletimizden istediğim şu: Eğer bu iktidarın ekonomiyle, eğitimle, mültecilerle ilgili sorunlarla ilgilenmesini istiyorsanız, milletçe bize oy vermelisiniz bize. Belki kendine gelir. Belki kendine gelir, biraz ayağa kalkar. Ekonominin farkına varır.
“BEN ZATEN ÇOK FARK ATACAĞIM AMA, GELİN ŞU FARKI İKİYE, ÜÇE KATLAYALIM BE”
Bunlar, her aldığı oyla daha fazla kibirleniyorlar. Bunlar, her oyla milleti daha fazla hor görüyor. Hatta inanın, biraz fazla oy alsınlar, bu seçimde daha fazla zam yapacaklar. Daha fazla zam. Millete daha büyük sıkıntı yaratacaklar. Onun için, ben zaten çok fark atacağım ama, gelin şu farkı ikiye, üçe katlayalım be, ikiye, üçe katlayalım. 31 Mart’ta yeni bir pencere açılsın İstanbul’da, Türkiye’de. Çok daha müreffeh, çok daha ılımlı, çok daha kavgasız, işiyle konuşulan, işiyle tartışılan, kim daha çok iş yaptıysa onun oy aldığı, onun daha güçlü olduğu bir Türkiye inşa edelim. Var mıyız Güngören. Ne yapacağız? Oy pusulasında İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’na mührü basacağız. Güngören’de Yüksel Yalçın’ın olduğu yere mührü basacağız. Tamam mı Güngören?
“NEDİR YA? KRALLIKTA MI YAŞIYORUZ”
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kurulduğundan beri, Mustafa Kemal Atatürk fikri hür, vicdanı hür nesiller istedi bu ülkede. Onun için, koltuğa gelen haddini bilecek, haddini. Ben, İstanbul’un Belediye Başkanı isem, sadece sizi temsil ediyorum. Sizin paranızı ahlaklı, erdemli, her kuruşunu dikkatli harcayan, hesabını veren, asla bir kuruşuna bile zeval getirmeyen bir şekilde, şeffaf… Nedir ya? Krallıkta mı yaşıyoruz? Yok öyle bir şey. Şurada gördüğünüz güzel kızımız var ya, o güzel kızlarımız ne kadar hak sahibiyse, ben de o kadar hak sahibiyim. Şuradaki ablamız ne kadar, o beyaz yaşmaklı güzel ablamız ne kadar hak sahibiyse, ben de o kadar hak sahibiyim. Buradaki herkes en az benim kadar hak sahibi. Bu millete hakkını vermeye devam edeceğim kardeşim. Onun için İstanbul’da her şey çok güzel olacak. Allah’ın izniyle, her şey çok güzel olmaya devam edecek. Sizin duanızla, sizin gücünüzle, sizin o güler yüzünüzle tam yol ileri İstanbul, tam yol ileri.”
]]>
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir, “İnanıyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül veren, memleketini seven, bayrağına aşık Cumhuriyet Halk Partili seçmen de bunların planlarını bozacak, gelecek Cumhur İttifakı’nın değer birlikteliğinin yanında duracak, bize el verecek.” dedi.
Kandemir, Cumhur İttifakı’nın Çorum’daki seçim irtibat ofisinin açılış töreninde yaptığı konuşmada, üç partinin el ele vererek Cumhur İttifakı’nı oluşturduğunu belirtti.
Çorum’da Cumhur İttifakı’nın Belediye Başkan adayı Halil İbrahim Aşgın için vatandaşlardan destek isteyen Kandemir, seçimlerde Çorum’dan rekor oy alacaklarına inandığını söyledi.
Kandemir, “14 Mayıs öncesinde bir masanın çevresinde oturanlar, birbirlerine milletin dertlerini konuşarak, milletin meselelerini o masaya getirerek bir arada olmadılar, bir arada durmadılar. Onlar ‘acaba hangimiz hangi makamı alacak’ diye bir pazarlığa tutuştular ve 14 Mayıs’ta millet, terörün temsilcileriyle kol kola girenlere ‘dur arkadaş’ dedi. ‘Biz sizin niyetimizi görüyoruz, ne yapmaya çalıştığımızı görüyoruz.’ dedi ve 14 Mayıs’ta Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 28 Mayıs’ta cumhurbaşkanlığında işte o masayı bozdu. Planları, hesapları altüst etti ve Türkiye yeni yüzyılına Türkiye Yüzyılı damgasını vuracak kadrolarla girdi.” diye konuştu.
“Bunlar da bir şey değişti mi? Bunlarda bir şey değişmedi.” diyen Kandemir, şunları kaydetti:
“Şehitlerimizin olduğu gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tüm siyasi parti temsilcileri bir araya geldiler, teröre lanet bildirgesinin altına imza attılar. İki parti hariç. Birisi Cumhuriyet Halk Partisi, birisi HDP. Şimdi bunlar el ele, kol kola yine bir araya geldiler, alttan, bazen görünür, bazen görünmez şekilde ‘acaba ne yapabiliriz’in hesaplarını yapıyorlar. İnanıyorum ki başta Çorum’dan olmak üzere tüm Türkiye’de bir kere daha milletin vicdanı ve aklı bunların hesaplarını, planlarını bozacak. İnanıyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül veren, memleketini seven, bayrağına aşık Cumhuriyet Halk Partili seçmen de bunların planlarını bozacak, gelecek Cumhur İttifakı’nın değer birlikteliğinin yanında duracak, bize el verecek. Şu şehirleri biz imar ederken hangi heyecanla yaklaşıyorsak şehre, insana, onlar da bize destek verecek, yanımızda duracak ve inşallah tüm Türkiye’de Cumhur ittifakı’nın Bayrağı dalgalanacak.”
AK Parti’nin ilhamını, geriye eserler bırakmış ecdadından aldığını vurgulayan Kandemir, “Dersimizi oradan öğreniyoruz. Onun için bu millet bize emaneti verdiğinde durmak, duraklamak olmaz.” ifadelerini kullandı.
Kandemir, Cumhur İttifakı’nın Belediye Başkan Adayı Halil İbrahim Aşgın ile Çorum’da 31 Mart akşamı tarihi bir oy alacaklarından emin olduğunu sözlerine ekledi.
Belediye Başkan Adayı Halil İbrahim Aşgın ise 2019’daki seçimlerde göreve geldiğini, tevazu, samimiyet ve gayretle çalıştığını, yeni dönemde de çalışmaya devam edeceğini kaydetti.
AK Parti Çorum Milletvekilleri Yusuf Ahlatcı, Oğuzhan Kaya, AK Parti İl Başkanı Murat Günay, MHP İl Başkanı Mehmet Salih Çıplak ve BBP İl Başkanı Özkan Yandım da konuşmalarında Cumhur İttifakı’nın Çorum Belediye Başkanı adayı Halil İbrahim Aşgın için destek istedi.
]]>
Haber: ÇAĞATAN AKYOL – Kamera: SADIK KARAKULOĞLU
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Arnavutköy’de düzenlenen mitingde; isim vermeden Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’a yönelik “Bugünden söylüyorum, ‘İmamoğlu demişti’ derseniz. Şu anda bu acemi adayın fotoğrafından daha çok başkasının fotoğrafı var İstanbul’da; biliyorsunuz, değil mi? Onun kim olduğunu biliyorsunuz, değil mi? Bak, sabredemeyecek. Ben söylüyorum, sabredemeyecek. Bir-iki hafta sonra sokak sokak, semt semt, ilçe ilçe gezip vallahi de billahi de miting yapmaya başlayacak. Her gün illa beni diline dolayacak. Seçildiğim günden beri, bu göreve geldiğim günden beri hep söyledim. İnanın, her gece beni rüyasında görüyor” dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Arnavutköy Belediye Başkan adayı Tekin Aras ile birlikte bugün Cumhuriyet Meydanı’nda halk buluşması düzenledi. İmamoğlu konuşmaya başladığı sırada, AKP’nin seçim kampanyası aracı yüksek sesle müzik çalarak alanda tur attı. Olaya tepki gösteren İmamoğlu, “Arada buradan miting olduğunu bile bile müzik çalıp geçen arabalar var, olsun. Şimdi toplumdaki saygıyı, sevgiyi artıracak şey, yöneticilerin tavrıdır. Yöneticilerin tavrı güzel ahlak, güzel bir iyi davranış; ailelere, çocuklara, gençlere huzur verir. Üzüldüğüm ne, biliyor musunuz? Akılları o kadar gitmiş ki, bu hareketi yaparak oy kazanacağını zannediyor. Benim memleketimin vicdanlı insanı var ya, benim memleketimin adaletli insanı, bu yapılanın ahlak dışı olduğunu bilir ve ona oy vermez. Göreceksiniz, vermeyecek. Bizim insanımız ahlaklı, adaletli, vicdanlı insanı sever. Vicdanı, ahlaklı olmayana bu millet evlatlarını emanet etmez, etmeyecek. Onun için Allah onlara akıl versin. Ne diyeyim? Allah onları ıslah etsin” dedi.
“MİLLETİN PARASINI MİLLETE DAĞITIYORUZ, SENİN GİBİ BİR AVUÇ İNSANA DEĞİL”
Yaptıkları hizmetlerle milletin parasını millete dağıttıklarını ve dağıtmaya devam edeceklerini vurgulayan İmamoğlu, şunları söyledi:
“Sayın Cumhurbaşkanı meydandan bana sormuştu. ‘Sen kimin parasını, kime dağıtıyorsun’ demişti. Milletin parasını millete dağıtıyoruz, senin gibi bir avuç insana değil. Biz bu şehirde halkçı belediyeciliğin, vatandaşını düşünen belediyeciliğin en iyi örneklerini vermeye devam ediyoruz. Biz su gibi şeffaf bir İstanbul Belediyesi yönetiyoruz. ‘İstanbul Belediyesi halka aittir’ düşüncesini ilk kez bu topraklara biz yerleştirdik. Bu şehrin belediyesi, her daim yaptığı her işle ilgili vatandaşına hesap verdi, vermeye devam edecek. Her gün bu kardeşiniz çarşıda, pazarda, sokakta, şantiyelerde vatandaşın arasında, onlarla birlikte bu şehri yönetiyor. Her zaman vatandaşıyla dertleşen, dertlenen bir yönetim olduk. Onların ihtiyaçlarını anladık. Ortak akılla torpilli değil; liyakatli, milletin evlatlarıyla belediyeyi yönetiyoruz. Bu şeffaflık, -şunu söyleyeyim- eğer devletin her kurumunda olsaydı şu anda bu memleket, üç haneli enflasyona gömülmezdi. Şu anda bu memleket, dünyanın en yüksek enflasyonuna maruz kalmazdı. Şu anda bu memleketin parası pul olmazdı. Yoksullukla mücadele etmezdi ama bunlar liyakati, toplumun o güzel evlatlarını makamlardan uzaklaştırıp torpilli, eş, dost, akraba, oğlum, kızım, damadım dedikleri için, bir aileden torpilli 10-15 kişiyi makamlara yerleştirdikleri için bugün bu ülke bu durumda. Onun için biz liyakatli, milletin yetenekli evlatlarıyla bu ülkenin kurumlarını yönetmeye, başta İstanbul olmak üzere Tekin kardeşimle Arnavutköy’de de devam edeceğiz. Arnavutköy’de Tekin Başkan tarih yazacak.
“BEYLİKDÜZÜ’NÜ AK PARTİ’DEN ALDIĞIM GÜNDEN BERİ BENİ MİMLEDİLER”
10 yıl önce AK Parti’nin tek kaybettiği ilçe Beylikdüzü’ydü. Seçimi aldım, o günden beri beni mimlediler. Her işimi engellemeye çalıştılar. O günden beri o ilçede başladığım ahlakla büyükşehirde devam ediyorum. İstanbul’un rantını 16 milyon insanımıza dağıtmaya devam ediyorum. O yüzden beni buralardan uzak tutmaya çalışıyorlar. O yüzden istiyorlar ki, Ekrem İmamoğlu 16 milyona bu rantı dağıtmasın, bir avuç insan yararlansın ama biz buna müsaade etmeyeceğiz. Bu millet uyandı. Bakın, karşılarına duvar gibi dikilince, cesur bir biçimde sürece dair fikirlerimizi söyleyince bunlar türlü oyunlarla güya beni yıldırmaya çalışıyorlar. Ben söyledim. Daha önce de söyledim. Bu kardeşiniz yılmaz, yıldırır. Siz yılacaksınız. En son şu davet meselesini gördünüz, değil mi? ya Allah aşkına, bir insan bu toplumda… Bizim örf adetimizde, kültürümüzde, inancımızda davet etmek makbuldür. Davete icabet etmek adettir, geleneğimizdir, ahlaktır, centilmenliktir. ‘Vay efendim Ekrem İmamoğlu’nu kim davet etti? O mu davet etti, bu mu davet etti?’ Davetiye bir ateş topuna döndü, ellerini yakıyor. Herkes kaçıyor davetiyeden. Yahu siz beni nereye davet ettiğiniz zannediyorsunuz ya da etmediğinizi? Bu millet, bu tarzınızın cevabını size verecek. Bunların aklı gitmiş. Şaka gibiler. Bunlar normal değil. Bunların aklı başında değil. Allah bunların hepsine Allah akıl versin.
“TAM ACEMİ BİR ADAY KOYMUŞLAR”
Bir de İstanbul’a, yani dünyanın en güzel şehrine, dünyanın en tarihi eski kadim kentine acemi bir aday koymuşlar. Bunlar kalkmışlar, ‘Efendim davet aşağı davet yukarı…’ Yahu sen önce git, bir siteyi bile yapamadığın Maltepe’de -daha dün gösteri yapıyorlar- insanlara evini teslim edemedin. 5 yılda bir site büyüklüğündeki yeri bitiremedin. Yok davet verildi, verilmedi. Tam acemi. Niye biliyor musunuz acemi? Bunlar, sadece verilen talimatı yerine getirdiler. Sadece o ne diyor? O diyor ki, ‘buyruğum’ diyor, ’emrettim’ diyor. Onlar ne diyor? ‘Tensipleriyle.’ Allah esirgesin, burada bir yangın çıktı. Bir yetkilisi çıktı televizyonda, ne dedi, hatırlayın. ‘Sayın Cumhurbaşkanı’nın tensipleriyle itfaiye yangını söndürmeye gitti’ dedi ya. Bunlara vallahi Allah akıl versin. İtfaiye birinin talimatıyla yangın söndürmeye gider mi? Bir yerde yangın çıkmışsa oraya itfaiye koşa koşa gider. Görevi bu. Bunların aklı, nevri dönmüş. Allah yardımcıları olsun.
“ACEMİ ADAYIN FOTOĞRAFINDAN ÇOK BAŞKASININ FOTOĞRAFI VAR”
Bunlar artık proje anlatacak durumda değiller. Projeleriyle insanlarını mutlu edecek durumda değiller. Onun için varsa yoksa polemik. Bunlar boş işlerin peşinde olsunlar. Biz arada sırada laflarını da duymuyor değiliz. ‘Ekrem İmamoğlu deprem bölgesine koştu’ dedi mi? E vallahi doğru söyledi. ‘Projelerinin yüzde 87’sini yaptı’ dedi mi? E vallahi doğru söyledi. Zaten kampanya döneminde iki doğruyu söyledi, o da bunlar. Hayal kırıklığı. Bugünden söylüyorum, ‘İmamoğlu demişti’ derseniz. Şu anda bu acemi adayın fotoğrafından daha çok başkasının fotoğrafı var İstanbul’da; biliyorsunuz, değil mi? Onun kim olduğunu biliyorsunuz, değil mi? Bak, sabredemeyecek. Ben söylüyorum, sabredemeyecek. Bir iki hafta sonra sokak sokak, semt semt, ilçe ilçe gezip vallahi de billahi de miting yapmaya başlayacak. Her gün illa beni diline dolayacak. Seçildiğim günden beri, bu göreve geldiğim günden beri hep söyledim. İnanın, her gece beni rüyasında görüyor. Vallahi beni rüyasında görüyor.
“TOPBAŞ’I ‘METAL YORGUNU’ İLAN EDEN SİZ DEĞİL MİSİNİZ”
İnsanları da aldatıyorlar. Bugün demiş ki Sayın Cumhurbaşkanı, benden önce rahmetli Kadir Topbaş İstanbul’a güzel bir çehre kazandırmış, ondan sonra da ben gelmişim, kazandıramamışım. Yahu insan da biraz ar olur. Rahmetli Topbaş’a, 5 imar dosyasına imza atmadı diye onu ‘metal yorgunu’ diye ilan edip, hayatı ona zindan edip mecburen görevi bıraktıran siz değil misiniz? Allah’tan utanın, korkun. Bunu söyleyeceksin, şimdi ‘rahmetli Topbaş’ diye anacaksın. Ben size söyleyeyim mi? Kendi partilileri bile bu söylediklerinden sonra başını öne eğip ne diyordur içinden, biliyor musun? ‘Senin yüzünden görevden gitti.’ Allah rahmet eylesin. Bu şekilde her şeyi kendi lehlerine döndürüp ne yazık ki yanlışla, yalanla konuları evirip çevirip kullanmaya bunlar hazır insanlar. Adamcağız üzüntüden birkaç sene sonra vefat etti. Söyleyeyim. Maşallah bunlar, kurtla yiyip çobanla ağlayan insanlar.
“RAHMETLİ ERBAKAN’A YAPMADIĞINI BIRAKMADI”
Bir şey daha hatırlatacağım. Rahmetli Necmettin Erbakan’a yapmadığını bırakmadı. Ben buna da değineceğim. Niye? Bugüne dair özel bir durum var. Ne demişti onu siyasete kazandıran kişiye, ‘Yaş 70, işi bitmiş’ demişti. Bugün kendisi 70 yaşına girdi. Ben öyle bir şey demeyeceğim. Doğum gününü tebrik ederim. ‘Allah sağlık versin, uzun ömür versin’ derim. Başka bir şey demem ama vatandaşı tehdit etmeyi bırakacaksın. Ne diyor insanlara? Bugün milleti oyla tehdit ediyor. ‘İstanbul’da bize oy vermediniz, ben onu engelledim’ diyor bugün. Engellediğini de itiraf ediyor. Diyor ki, ‘Murat Kurum gelirse işlerde aksama olmayacak’ diyor. Açıkça beni engellediğini itiraf ediyor. Allah aşkına, televizyonlara çıkıp başkanları diyordu ya ‘Engelleme yok.’ Bak, Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor engellediğini. Bakalım bundan sonra ne yapacaksınız?
“BU MİLLETİ TEHDİT ETMEYE KALKMA”
Bir şey söyleyeyim. Bu millet tehdide kulak verseydi seçimi iptal ettikten sonra 13 bin 600 oyu, 806 bine çıkarmazdı. İkinci turda 806 bin oy alınca ortadan 3-4 gün kayboldu, hatırlayın. Tehditten sinen bir millet olsaydı bu millet, bir silahlı darbeciye karşı sokağa dökülmezdi. Sen bu milletin ne olduğunu bilmiyorsun. Onun için bu milleti tehdit etmeye kalkma. Bu millet sana cevabını verecek. Bu millet, önümüzdeki seçimde size öyle bir ders verecek ki, size gerçek sorumluluğunuzu hatırlatacak. 1 Nisan’dan sonra eliniz ayağınıza dolanacak. Bir an önce ekonomiyi düzeltmek için gece gündüz çalışmaya başlayacaksınız. Emeklilerin maaşını artırmak için uğraşacaksınız. Zam yapmamak için uğraşacaksınız. Bu millet size işinizin gücünüzün Ekrem İmamoğlu olmadığını; işinizin gücünüzün bu memleketin ekonomisi, emeklinin maaşı, asgari ücretin artması, pahalılığın bitmesi olduğunu 31 Mart’ta hatırlatacak.
“ONLARIN YAPAMADIĞININ İKİ KATINI YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Hazırlığımız tam. Projelerimizi yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Onların yapamadığının iki katını yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Sizlerden elbette destek istiyoruz. Elbette Büyükşehir Belediye Başkanlığı oylarınızı istiyoruz. Özellikle Tekin Başkan’a Arnavutköy’de destek istiyoruz. Tekin Başkan’a Arnavutköy’de oy vermeye hazır mıyız? Arnavutköy’de, Meclis’te bizim listemizi destekleye hazır mıyız? İstanbul Gönüllüleri’ne üye olmaya, birlikte çalışmaya, sandıkta görev almaya, sandıkları güvende tutmaya, hep birlikte çalışmaya, milletçe demokrasi zaferi için uğraşmaya ve milletçe kazanmaya hazır mıyız? Hep beraber bu milletin İstanbul İttifakı’nı kurduğunu, bir vicdan ittifakı oluşturduğunu hak, hukuk mücadelesi verdiğini, hep birlikte tekrar göstereceğiz. Sizleri çok seviyorum. Sizlerle birlikte israfı bitirdiğimiz, hizmeti getirdiğimiz dönemin uzun yıllar bu şehirde var olacağını biliyoruz. Halkçı belediyenin var olacağını biliyoruz. Yeni nesil siyasetin, o güzel dilin Arnavutköy’deki temsilcisini bütün Türkiye’ye siz tanıtacaksınız. Ona destek vereceksiniz. Tekin Başkan’la birlikte Arnavutköy’de, hep birlikte İstanbul’da başarılı olacağız. Hep birlikte var gücümüzle ‘Tam yol ileri’ diyeceğiz. Her şey çok güzel olacak.”
]]>
AK Parti İBB Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, “Burayı, hocamızın bu ülke için döktüğü alın terinin ilelebet yaşatıldığı bir yeşil mekan yapmak için başkanımızla birlikte çok çaba sarf ettik. Siyasi tarihimizin en özel alanlarından biri olan bu kutlu mekanı yeşille donattık. Şimdi bu renklerin buluştuğu şu cıvıl cıvıl mekanı gördükçe bizde duygulanıyoruz. Ben buradan da ilk kez ilan ediyorum. Bu Millet Bahçesi’nin ismi Necmettin Erbakan Millet Bahçesi olmuştur” dedi.
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum Bayrampaşa Millet Bahçesi’nin açılışına katıldı. Program açılış konuşmalarıyla başladı. Açılışta konuşmalarını yapan Kurum’a vatandaşlar “Sen bize reisin emanetsin”, “İstanbul’un muradı gümbür gümbür geliyor” sözleri ve alkışlarla eşlik etti. Murat Kurum, açılışı yapılan Millet Bahçesi’nin merhum Necmettin Erbakan ve arkadaşları tarafından kurulan ilk yerli motor fabrikasının yeri olduğunu belirtti. Erbakan ve arkadaşlarının hatıralarının yaşaması gerektiğini ifade eden Kurum “Bu Millet Bahçesi’nin ismi Necmettin Erbakan Millet Bahçesi olmuştur” şeklinde konuştu. Edilen duaların ardından protokolün sahneye çıkıp kurdele kesmesiyle birlikte açılış gerçekleştirildi. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
Açılışa Murat Kurum’un yanı sıra, İstanbul Milletvekili Mustafa Demir, Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hasan Tahsin Usta, AK Parti Bayrampaşa İlçe Başkanı Ersin Saçlı, AK Parti Bayrampaşa Belediye Başkan Adayı İlknur Kovaç Bayraktar ve çok sayıda vatandaş katıldı.
“Bu Millet Bahçesi’nin ismi Necmettin Erbakan Millet Bahçesi olmuştur”
Bayrampaşa’da açılışını yaptığı Millet Bahçesi’ne Necmettin Erbakan’ın adını verdiğini açıklayan AK Parti İBB Başkan Adayı Murat Kurum, “Türkiye Yüzyıl’ının lider şehri İstanbul hedefiyle yollardayız. Tüm ilçelerimizde olduğu gibi Bayrampaşa’mızda da temellerini attığımız erlerimizin açılışını yapmanın gururunu yaşıyoruz. Şu anda açılışı yapılacak bu güzel millet bahçemizin yapımında çok emeğimiz var. Bayrampaşa’nın bu son arazisine bir yeşil alan kazandıralım dedik. Bu alan Milli Görüş hareketinin lideri, ömrünü davasına adamış, merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamız ve 200 arkadaşının hatıralarıyla dolu bir mekandır. Burası, hep birlikte kurdukları Gümüş Motor Fabrikasının, sonraki adıyla Pancar Motor fabrikasının olduğu yerdir. Biz merhum hocamızın bu ülke için gösterdiği gayretlerin sembolü olan bu araziyi hep çok önemsedik. Burayı, hocamızın bu ülke için döktüğü alın terinin ilelebet yaşatıldığı bir yeşil mekan yapmak için başkanımızla birlikte çok çaba sarf ettik. Siyasi tarihimizin en özel alanlarından biri olan bu kutlu mekanı yeşille donattık. Şimdi bu renklerin buluştuğu şu cıvıl cıvıl mekanı gördükçe bizde duygulanıyoruz. Ben buradan da ilk kez ilan ediyorum. Bu Millet Bahçesi’nin ismi Necmettin Erbakan Millet Bahçesi olmuştur. İnşallah birbirinden güzel ağaçları, yeşil alanı, millet kıraathanesi ve müzesiyle bu bahçemiz; hocamızın ismini sonsuza kadar yaşatacaktır. Onun Büyük ve Güçlü Türkiye hedefini, milletimize daima hatırlatacaktır” dedi.
“O bitirdiğiniz İstanbul’da bugün herkes çile çekiyor”
İstanbul’da yapacağı projeleri anlatan Kurum, mevcut İBB yönetiminin İstanbul’a israfı getirdiğini de kaydederek “İstanbul’da hangi görüşten olursa olsun, tüm kardeşlerimiz, annelerimiz, gençlerimiz bizlere güveniyor, bizlere inanıyor. Ben İstanbullulara verdiğim sözü burada da ifade etmek istiyorum. Yapacağımız 650 bin dönüşüm konutu, 100 bin sosyal konutla, İstanbul’da tek bir riskli yapı bırakmayacağız. Yeni metro hatlarıyla, iki yakaya yapacağımız tünel projeleriyle, 250 bin araçlık otoparklarla, yeni çevre yollarıyla İstanbul’da trafik çilesini bitireceğiz. Bu şehirde hiçbir anne, evladının güvenliğinden, sağlığından endişe etmeyecek. Annelerimiz, ev kadınlarımız iş sahibi olacak, emeğinin hakkını alacak. Gençlerimiz, İstanbul’da yaşamayı ve okumayı bir zaruret değil, bir ayrıcalık olarak görecek. Bu hedefler, İstanbul’un 5 yıldır uzak kaldığı, hasret kaldığı, özlemle beklediği, göremediği hedeflerdir. Bu hedeflere ulaşmak için, elinde sihirli bir değnek olmasına gerek yok. Sadece İstanbul için dertlenmeleri, İstanbul’u gündemlerine almaları yeterli olacaktır. Ama bunların gözü hep dışarıda oldu. İstanbul’u bir türlü kalplerine, gönüllerine alamadılar. Çünkü bunların İstanbul diye bir dertleri yok, hedefleri hiçbir zaman olmadı. Biz, gerçek belediyecilik çizgisinden bir milim bile sapmayacağız. İstanbul’un annelerine, gençlerine, çocuklarına ait yüz milyarlarca liralık kaynakları çarçur edenlerin, acımasızca israf edenlerin elinden bu şehri 31 Mart akşamı kurtaracağız. ve onlara siz, israfı bitirip hizmeti getirmediniz diyeceğiz. Siz İsrafı Getirip, İstanbul’u Bitirdiniz. O bitirdiğiniz İstanbul’da bugün herkes çile çekiyor” ifadelerine yer verdi.
“Cevabı size biz değil, şahidimiz olan millet versin”
İmamoğlu’nun 650 bin konutu nasıl yapacağını sorması üzerine Kurum şu şekilde cevap verdi: “Biz projelerimizi açıkladık. Hedeflerimizi ve eserlerimizi söyledik. Kalkmışlar, “Murat Kurum, 650 bin konutu nasıl yapacak!” diyorlar? Onlara, Sultan Fatih’le Bayrampaşa’dan cevap verelim. “Bizim kudretimize, sizin hayalleriniz bile ulaşamaz!” Onlara, bu mekanın asıl sahibi Erbakan hocamızla cevap verelim. “Bir insanda iman varsa, evelallah imkan da vardır!” Biz de inanç var inanç, gayret var, aşk var, çalışma sevdası var. Cevabı size biz değil, şahidimiz olan millet versin. Daha önce Türkiye’nin 81 ilinde, 5 yılda 350 bin yuvayı yaptık mı? İstanbul’da 80 bin yuvayı kurduk mu? Peki, bunları yapan adamlar olarak, 650 bin yeni yuvamızı yapar mıyız? Allah’ın izniyle, sizlerin desteğiyle yapacağız”
“İstanbul’u lobilere mahkum adamlar yönetemez”
Özgür Özel ve CHP yönetimi hakkında konuşan Kurum “Bu CHP’nin bir eş genel başkanı var biliyorsunuz değil mi? O da bu aralar, endişeden, telaştan bizi diline dolamış. Kendince siyaset yapmış. Gerçi Özgür Özel’den de bu tür yersiz yurtsuz açıklamalar beklenir. Zira kendisinin siyaset sicili de, geçmişi de sıfırlarla doludur. Herkesin referansı geçmişidir değil mi? Bunlar milletin hafızasını küçümsüyorlar. Halbuki bu millet hatırlar. Özgür Özel dün insanımızın inancına en büyük hakaretleri eden biridir. Büyük Türk milletinin değerlerini, orta çağ zihniyeti diye tabir eden kişidir. Kur’an kurslarına, oradaki yavrularımıza, hocalarımıza, ailelerine en büyük hakaretleri yapan biridir. İşte bu mekanın sahibi olan Erbakan hocamıza 28 Şubat’ta acılar çektiren zihniyet neyse, bunların da zihniyeti budur. Çünkü Özgür Özel, bu neslin ihyasına karşı her türlü kötü sözleri söyleyen bir zihniyetin mensubudur. Bugün Fatih’in emaneti bu kutlu şehirde, aile kurumunun köküne dinamit koyacak marjinal grupları sonuna kadar desteklemektedirler. İşte birkaç yıl önce, Savcı Selim Kiraz’ı odasında şehit eden hainlerin akrabalarını, yakınlarını işe alanlar, para kazandıranlar bunlardır. Demokrat gibi görünüp, kendi genel başkanlarını arkadan bıçaklayanlar, hançer siyasetinin aktörleri bunlardır. Tek bir gün bile bu milletin değerlerinden güç almayanlar, şanlı Türk tarihinden ilham almayanlar, karanlık ajanslardan ilham alanlar, İngiltere merkezli lobilerden direktif alanlar, bize tek bir söz bile söyleyemezler. Biz kaya gibiyiz. Bu sözler, bu kayadan alsa alsa toz alır başka bir şey alamaz. Bunların bağımsızlıkları yoktur, prangaları vardır. Hiçbiri özgür değildir, kelepçeleri vardır. İstanbul’u lobilere mahkum adamlar yönetemez. İstanbul’u kelepçeli, prangalı şahıslar yönetemez. Siz gidin, Fatih’in emaneti İstanbul’u “Kandil Uzlaşısıyla” paylaşma hesaplarınıza devam edin. Her gün pazarlıklar yapmaya, meclis üyelikleri, adaylıklar dağıtmaya devam edin. Bu millet 31 Mart’ta Bayrampaşa’da sizin bu pazarlık masanızı, bu Kandil masasını hep birlikte dağıtacaktır” şeklinde konuştu.
“Bayrampaşa Otogarı’mızı güzel bir millet bahçesine çevireceğiz”
Bayrampaşa için yapacağı projelerini anlatan Kurum “İBB’ye Bayrampaşa’nın ne zaman ihtiyacı olsa bu kardeşiniz sizin yanınızda olacak. Göreve başladığımız anda hızlıca İsmetpaşa Mahallemizde başlattığımız kentsel dönüşüm projelerimizi ilçemizin tamamına yaygınlaştıracağız. Bayrampaşa Otogarı’mızı güzel bir millet bahçesine çevireceğiz. Bir elimizle aşevimizi ve kadınlarımızın dinleneceği lokalimizi ilçemize kazandırırken; diğer elimizle Bayrampaşa stadının olduğu muhteşem alana bir spor kompleksi yapacağız. Ama biz yaptık mı, bütüncül yaparız. Bu kompleksin altına sizlerin ihtiyacı olan son derece geniş bir otoparkı da kazandıracağız. Biz, birileri gibi laf değil iş üretiriz. Onun için de uğraştıran değil, ulaştıran bir Bayrampaşa için planlarımızı tamamen hazırladık. Hemen 1 Nisan’da kolları sıvayacağız. Biz kolları sıvadık mı Bayrampaşa’ya sarılır ve Bayrampaşa’nı ihtiyaçları bitene kadar o kolları ayırmayız. Ellerimiz Bayrampaşa’nın elini tuttu mu bir daha ayrılmaz. Bir yandan Bayrampaşa- Eyüp tramvay hattımızı hizmete alırken, bir taraftan da Kazlıçeşme-Bayrampaşa-Gaziosmanpaşa-Kağıthane-Levent metrosunun da yapımını hızlıca başlayacağız. Kağıthane-Bayrampaşa tünelini yapacağız. Eski cezaevi önündeki O-3 bağlantı yolunun üstünü kapatarak sizlere orada muhteşem bir meydan kazandıracağız. Biz Bayrampaşa ile el ele verdik mi yapamayacağımız bir iş yok. Bayrampaşa her şeyin en güzelini hak ediyor” dedi. – İSTANBUL
]]>
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “KAAN savaş uçağına, Anadolu gemisine, Akıncı’ya, Kızılelma’ya, ANKA’ya, Atak’a, fırtına obüslerine, Altay tankına, çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisince 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitinge katıldı.
Burada konuşan Erdoğan, “Türkiye ve Türk milleti olarak şayet bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız iş bellidir. Güçlü bir orduya, güçlü bir savunma sanayine sahip olacağız. Denizde sahip olacağız, havada sahip olacağız, karada sahip olacağız. Olduk mu? Olduk.” ifadelerini kullandı.
Başka ülkeler için bunların bir tercih olabileceğini ama Türkiye için her alanda güçlü olmanın bir mecburiyet olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Aksi takdirde bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk koruyabilir, ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir, ne de acizliği artık herkesin kabullendiği Birleşmiş Milletler (BM) koruyabilir. Bizi düşmanlarımıza karşı koruyacak olan tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür, kendi imkan ve kabiliyetlerimizdir. Diğer türlü bize bu coğrafyada nefes bile aldırmazlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu gerçeği yakın çevredeki örneklerle acı bir şekilde gördüklerini kaydederek, şunları kaydetti:
“Bosna’da 30 yıl önce yaşanan katliamları hepimiz hatırlıyoruz. Avrupa’nın ortasında Boşnak kardeşlerimiz açıkça soykırıma uğradı. Batılı devletlerin ve kurumların kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi resmen katledildi. Kimse dönüp bakmadı. Azerbaycan toprakları ve onun bir parçası olan Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı, kimse harekete geçmedi. Suriye’de 1 milyon insan vahşice öldürüldü, 12 milyon insan göçe zorlandı. Zulmü durdurmak için kimse adım atmadı.”
“Kameralar önünde İsrail’i eleştiren Batılı güçler, ordusuna silah desteğini sürdürüyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’de 7 Ekim’den bu yana çoğu çocuk, kadın ve sivil 30 bin masum Filistinlinin şehit edildiğini, 70 binden fazla sivilin yaralandığını aktararak, şunları söyledi:
“Ne Batılı güçler ne de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba göstermedi. Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. Öyle ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapmıyor, yapamıyor. Kameralar önünde yasak savma kabilinden İsrail’i eleştiren Batılı güçler, işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Allah korusun, yarın bizim başımıza da bir felaket gelse karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır.”
Aslında bunun yaşandığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Suriye topraklarından ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında, müttefik dediğimiz ülkeler topraklarımızda konuşlu hava savunma sistemlerini söküp götürdüler. Terörle mücadelede ihtiyacımız olan silahları, araç gereci, mühimmatı vermediler. Hatta bugün dünyanın en büyük üretici ve ihracatçıları arasında olduğumuz tabanca almamıza dahi engel oldular. Sonra ne oldu? Biz tabancamızı yapmaya başladık ve onlar bizden şimdi tabanca istiyorlar. Dolayısıyla KAAN savaş uçağına, Anadolu gemisine, Akıncı’ya, Kızılelma’ya, ANKA’ya, Atak’a, fırtına obüslerine, Altay tankına -burada Sakarya’da- çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir. Biz bunları yaptık mı? Şimdi onlar bizden istiyor.”
“Geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada 5. nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke arasına girmemizin gururunu yaşayamayanlar, dönüp kalplerindeki ülke ve millet sevgisini bir sorgulasın. Şayet, bu savunma sanayi projelerini hayata geçirmemiş olsaydık, Allah göstermesin bugün nasıl bir durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptıkları yatırımların karşılığını hem güvenlikte hem ihracatta almaya başladıklarını vurgulayan Erdoğan, kendileriyle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını da karşılayan bir ülke haline geldiklerini kaydetti.
Erdoğan, geçen yıl 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç ederek 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladıklarına işaret ederek, Sakarya’nın diğer alanlarda olduğu gibi bu mücadelede de ülkenin önde gelen şehirleri arasındaki yerini aldığını belirtti.
Savunma sanayinde sürekli yükselttikleri hedefler doğrultusunda azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdürdüklerinin altını çizen Erdoğan, “Yeter ki şu dört ilkeye sıkı sıkıya sahip çıkmaya devam edelim.” diyerek alandaki vatandaşlarla birlikte, “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep beraber Türkiye olacağız.” sözlerini tekrarladı.
Erdoğan, “Bu irade 85 milyonuyla milletimizde yaşadıkça, Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı’nın doğuşunun önünü kimsenin kesemeyecektir.” dedi.
Türkiye’nin bugün bölgesel ve küresel bir güç hedefine sahip olmasının gerisinde son 21 yılda ülkeye kazandırdıkları eser ve hizmet altyapısının bulunduğunu söyleyen Erdoğan, ülkenin her şehrinin, her karış toprağının bu yatırımlardan istifade ettiğini dile getirdi.
(Sürecek)
]]>
İBB Başkan Adayı Murat Kurum, Sancaktepe’de düzenlenen Sivaslılar Buluşması’na katıldı. Programda konuşan Kurum “Tarihten bu yana İstanbul ne zaman paylaşılmak istense bu millet buna izin vermemiştir, o kirli anlaşmaları bozmuştur. Sultan Fatih böyle yapmıştır. Abdülhamit Han karşılarına dikilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk dik durmuştur. Recep Tayyip Erdoğan hesapları parçalayıp atmıştır. 31 Mart’ta Sancaktepe’de bu pazarlık masasını, bu Kandil masasını hep birlikte dağıtacağız” dedi.
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, Sancaktepe’de düzenlenen Sivaslılar Buluşması’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Murat Kurum’un yanı sıra Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, Enerji Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu, AK Parti Genel Merkez Disiplin Kurulu Başkanı Mehmet Sarı, AK Parti Eski Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem, İstanbul Milletvekili İsmail Erdem, Sancaktepe Belediye Başkanı Şeyma Döğücü, AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Saliha Demirer, AK Parti Sancaktepe İlçe Başkanı Turgay Akpınar, MHP Sancaktepe İlçe Başkanı Arzu Karaalioğlu katıldı. Kurum’a konuşmaları sırasında vatandaşlar alkışlarla eşlik etti. Öte yandan programda Murat Kurum’a Sivasspor’un forması ve atkısı hediye edildi. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı da çektirdi.
“Sivas istiklalimizin, Cumhuriyetimizin teminatıdır”
Sivas’ı Anadolu’nun kalbi olarak tanımlayan Kurum, “Selçuklu’nun baş şehirlerinden birisidir. Hanlarıyla, konaklarıyla, Ulu Camisi ile ve Gök Medresesi ile maziden istikbale tarihimizin en görkemli şahididir. İstiklalimizin, Cumhuriyetimizin teminatıdır. Biz, Sivas’ın taşına, toprağına, suyuna aşığız. Biz Sivas’ın insanına aşığız. Bugün, ‘Ölümsüz olmak istersen eğer, dünyaya bırakırsın bir eser’ diyerek Sivas’ımızın dört bir yanına hizmet ettik, eser verdik, sizlerin dualarını, desteklerini aldık. Sivas’ımıza, Sivas’ımızın gönlü geniş insanlarına hizmet etmekten onur duyuyoruz, gurur duyuyoruz, şeref duyuyoruz” dedi.
“Sivas’ımıza sayısız eser kazandırdık”
Bakanlığı döneminde Sivas’ta yaptığı çalışmalara değinen Kurum “Aşıkların piri Aşık Veysel’in dediği gibi, ‘Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece’ ülkemizin hizmetinde, milletimizin hizmetinde, İstanbul’un hizmetinde gece gündüz durmadan çalışıyoruz. Dünden bugüne büyük bir adanmışlıkla çalışıyoruz. Bakanlık görevim esnasında Sivas’ımıza sayısız eser kazandırdık. Sivas’ımızda tam 30 dev eserimizi kardeşlerimize armağan ettik. Bir yandan Sivas’ımızın dört bir yanını millet bahçelerimizle donatırken; bir yandan da hem altyapısını hem üstyapısını güçlendirerek Sivas’ın geleceğini inşa ettik. Bir taraftan Sivas’ımızda hemşerilerimize 10 bini aşkın yeni yuva kazandırırken; diğer yandan binlerce riskli evin ve dükkanın dönüşümünü gerçekleştirdik” şeklinde konuştu.
Millet bahçelerinden kapalı otoparklara, sosyal konutlardan içme suyu tesislerine, sosyal donatılardan güneş enerji santrallerine kadar Sivas’ta hayata geçirdikleri projeleri sıralayan Kurum, “Biz tüm bunları sizin için yaptık, Sivas’ımız için yaptık, Sivas’ın yarınları için yaptık. Sivas’ın gençleri, anneleri, yavruları için yaptık. Ben bu vesileyle bir kez daha eserlerimiz, hizmetlerimiz Sivaslı kardeşlerimize hayırlı uğurlu olsun diyorum” ifadelerini kullandı.
“İstanbul kirli bir pazarlık masasına yatırılmıştır”
İstanbul’un kirli bir pazarlık masasına yatırıldığının altını çizen Kurum, “Sizler, daima Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında oldunuz, her zaman Cumhur İttifakı’na destek verdiniz. Türkiye’nin, İstanbul’un karşısında ne zaman bir tehlike ve tehdit görseniz, hemen safa geçtiniz, iradenizi ortaya koydunuz. İşte bugün de aynı hassasiyeti İstanbul için göstermenizi istiyorum. İstanbul, çok daha büyük tehlikenin girdabına sokulmak isteniyor. Bugün, milletin gözleri önünde İstanbul kirli bir pazarlık masasına yatırılmıştır. İşte daha dün burada, Sancaktepe’de ne yaptıklarını gördük. Medyaya da yansıdı. Kurdukları Kandil ittifakının bayrakları meydanda sallandı. İnanın artık mızrak çuvala sığmıyor. Çünkü Kandil ittifakının küçük ortağı da bunu ayan beyan itiraf etti. Yani artık gizledikleri ittifak, tamamen ortaya çıktı” dedi.
“Bu Kandil masasını hep birlikte dağıtacağız”
Kurum konuşmasının devamında “Bunlar, Fatih’in emaneti İstanbul’u ‘Kandil Uzlaşısı’ ile paylaşmak istemektedir. Her gün pazarlıklar yapılmakta meclis üyelikleri, adaylıklar dağıtılmaktadır. Kandil Uzlaşısının adayı İmamoğlu, siyasi hırsları uğruna, İstanbul’u bu pazarlıkların konusu yapmaktadır. Ama şunu asla unutmasınlar, tarihten bu yana İstanbul ne zaman paylaşılmak istense bu millet buna izin vermemiştir, o kirli anlaşmaları bozmuştur. Sultan Fatih böyle yapmıştır. Abdülhamit Han karşılarına dikilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk dik durmuştur. Recep Tayyip Erdoğan hesapları parçalayıp atmıştır. 31 Mart’ta Sancaktepe’de bu pazarlık masasını, bu Kandil masasını hep birlikte dağıtacağız. 31 Mart’ta sandıkları patlatarak, bunlara en güzel cevabı vereceğiz” ifadelerini kullandı.
“Mevcut İBB yönetimi tarafından hafriyat dökülen metro hattını tamamlayacağız”
1 Nisan’dan itibaren yükseliş dönemini başlatacaklarını dile getiren Kurum, “1 Nisan’dan itibaren Sancaktepe’nin de inşallah çehresini değiştireceğiz. Her mahallemizde mahalle bahçelerimiz olacak. Her mahallede kreşlerimiz annelerimizin hizmetinde olacak. İlçemizin her alanında, meydanlarımızla, parklarımızla, ulaşım sorunu bitmiş, ulaştıran değil, ulaşılabilir bir Sancaktepe için projelerimiz hazır. Mevcut İBB yönetimi tarafından proje iptal edilmiş, hafriyat dökülerek yapılan imalatlar kapatılmıştı. Bu hattımızı tekrar ihale ederek, hızlıca tamamlayacağız” diye konuştu.
“Kendi ikballeri için İstanbul’un kaynaklarını bir bir harcadılar”
Sancaktepe’nin göz ardı edildiğini söyleyen Kurum, “Orada Sancaktepe’nin geleceği adına İBB hiçbir irade ortaya koymadı. Onlar ne yaparsa yapsın onlar hangi ittifak içerisinde olursa olsun hangi kirli pazarlıklar içerisinde olursa olsunlar biz eser diyeceğiz. Milletimizin zor anında hep yanında olduk. Samandıra Kavşağı ile Kurtköy Kavşağı arası TEM Kuzey-Güney yan yollarını ivedilikle tamamlayacağız. Sancaktepe ve Sultanbeyli ilçesi TEM Bağlantısı Kuran Kursu Caddesi – Samandıra 2. Köprülü Kavşağı olan TEM Bağlantı Yolu Projesini yaparak bölgedeki trafik yükünü azaltacağız. Çekmeköy-Sultanbeyli Metro hattının kapsamındaki Çekmeköy (Taşdelen) Sancaktepe (Yenidoğan) – Hastane Metro hattı 2017 yılında ihale edilmiş olup imalatları başlamıştı. Projesi hazırdı. Bu proje aslında çalışılsa bugüne açılışı yapılabilirdi. Ama her işte olduğu gibi mevcut İBB yönetimi tarafından proje iptal edilmiş, iptal edildiği yetmeyip üzerine hafriyat dökülerek yapılan imalatların üstü kapatılmıştı. Sizler merak etmeyin, bu hattımızı tekrar ihale ederek, hızlıca tamamlayacağız. Ben bunların iş ahlakını biliyorum. Panoların üstüne boy boy resimleri yapıştırırlar. Zannedersiniz ki orda iş yapılıyor, ama arkasında çalışan yok. İstanbul için dertlenen yok. Maalesef İstanbul’un bu anlayışla geçti. Kendi ikballeri için İstanbul’un kaynaklarını bir bir harcadılar” sözleri ile ulaşım konusunda Sancaktepe’de yapacakları projeleri sıraladı.
“İstanbul’un bütçesini kendi ikballeri için harcadılar”
Mevcut İBB yönetimini eleştiren Kurum, “İstanbul’un bütçesini kendi ikballeri için harcadılar. İşte Maltepe’de 2 günlük konsere tam 550 milyon TL para harcadılar. 10 milyonluk konsere 550 milyon harcadınız. İsrafı bitirdik diyerek boy boy tabelalara reklam koydular. Asıl israfı siz yaptınız. Oraya 550 milyon kaynak ayırdınız ama Çekmeköy’ün, Sancaktepe’nin bekleyen metro hattına hafriyat döktünüz. Bu mu sizin hizmet anlayışınız? Bu mu sizin İstanbul’a bakış açınız? Asıl israfı işte siz yaptınız. Birbirlerine düştükleri bir kavganın ortasındalar. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Şaşırmış durumdalar. Bir o yana bir bu yana savrulmuş durumdalar. Çünkü 31 Mart akşamı tüm İstanbullularla birlikte Saraçhane’ye bir bir israflarından hesap sormaya geliyoruz. Yaptığınız israfların hesabını bir bir vereceksiniz” dedi.
Sancaktepe’ye yapacakları katlı kavşak uygulaması ile trafik sorununu çözeceğini ve Sarıgazi’ye de önemli bir meydan kazandıracağını ifade eden Kurum, “İşte biz İstanbul’umuzu hiçbir şey yapmayan, sadece laf üretip, hizmetlere beton döken bu iş bilmez İBB yönetiminden, Sancaktepe’mizi de İstanbul’umuzu da siz değerli hemşerilerimle birlikte kurtaracağız. Böylelikle Fatih’in emanetini, pazarlıklar kumpasından çıkaracağız. Bu şehr-i İstanbul’u, emin ellere teslim edeceğiz. İstanbul’u ilelebet özgürlüğüne kavuşturacağız. İşte 36 gün sonra; hepimiz sandığa gideceğiz, milli irademize sahip çıkacağız. Son 22 yıldır olduğu gibi, tercihimizi yine eserden, hizmetten, gerçek belediyecilikten yana, yine milletten, Sivas’tan, İstanbul’dan yana kullanacağız” sözleriyle konuşmasını tamamladı. – İSTANBUL
]]>
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Anayasa yapım sürecinin yegane merci, yegane yeri, ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır. Ümit ederiz ki orada yeterli çoğunluk bulunarak, referanduma bile gitme ihtiyacı olmaksızın bir Anayasa yapabilelim.” dedi.
Kurtulmuş, Kızılcahamam’da bir otelde düzenlenen “Memur-Sen 8. Türkiye Buluşması” programında yaptığı konuşmada, Türkiye ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğine dikkati çekerek, Türkiye’nin özellikle bu dönemde önüne büyük hedefler koyarak yoluna devam etmesinin şart olduğunu söyledi.
Özellikle bürokrasinin milli hedeflere uygun bir şekilde hareket etmesinin en temel beklentilerden biri olduğuna vurgu yapan Kurtulmuş, “Kamu görevlileri olarak devlet memurlarının ülkenin hedeflerinin gerçekleşmesi konusunda çok değerli ve hayati katkıları olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.” diye konuştu.
Bürokraside aranması gereken temel hususlara dikkati çeken Kurtulmuş, “Öncelikle her bir kamu görevlisi arkadaşımızın kendi kişisel kariyeri kadar ve hatta ondan çok daha fazla önemsemesi gereken şey ülkenin milli hedeflerinin gerçekleştirilmesidir. Bunun için hiç şüphesiz kamu görevlilerimizin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket etmesi şarttır. Liyakatli ve ehliyetli kadroların kendi mesleki birikimlerinin yanı sıra dünyaya bakışlarını güncellemesi, Türkiye’yle ilgili hedef ve niyetlerini güncellemesi de aslında kendi kariyerlerini inşa etmenin bir parçası olarak görülmelidir.” şeklinde konuştu.
“Kamu görevlisinin sadakati bizatihi milletin kendisine olmalıdır”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, kamu bürokrasinde yer alan memurların olmazsa olmaz en temel özelliklerinden birinin millete sadakat olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati filanca gruba değil, filanca güç merkezine değil, bizatihi milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa, ne kadar nitelikli olurlarsa olsunlar o kamu görevlilerinin milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sadakatlerini sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana gösteriyorlardı.”
Kamu bürokrasisinin hedefine ulaşabilmesi için en önemli olgunun millete sadakat prensibi olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Vatanseverlik söz konusu olduğu zaman herkes üst perdeden bir vatanseverlik dersi ortaya koyabilir. Ama gerçekten vatansever olmanın ölçücülerinden birisi de millete sadakatin ortaya konulmasıdır. Bunun için elimizdeki bütün imkanlarla ehliyet, liyakat ve sadakat prensipleri içerisinde gayret ve çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” diye konuştu.
Kamu bürokrasisinden beklenen önemli özelliklerden birinin de “millete hizmetkar olma anlayışı” olduğuna değinen Kurtulmuş, “Biz millete efendi olmaya değil hizmetkar olmaya geldik. Hiçbir bürokrat hangi makamda olursa olsun hizmet ettiği milletin üstünde asla değildir, milletin hizmetkarıdır.” ifadesini kullandı.
“Memur-Sen’in geldiği seviyeyi takdir ediyoruz”
Kurtulmuş, Memur-Sen’in geldiği seviyeyi takdir ettiğini, sendikanın verdiği mücadelede Uluslararası Emek Örgütü kurulmasıyla yeni bir dönemin kapısının açıldığını dile getirdi.
Türkiye Yüzyılı olarak önlerine koydukları hedeflerin gerçekleştirilmesi için belli alanlarda güçlü ve büyük Türkiye hedeflerine odaklanarak çalışmak zorunda olduklarını vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Her şeyden evvel Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini fevkalade güçlü bir hale getirmesi gerekir. Demokratik kurum ve kuruluşların mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarını Anayasa’dan aldığı güçle yerine getirdiği bir Türkiye’nin oluşması gerekir. Herkesin fikrini en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasbettiği noktada bittiğinin de gayet iyi kavrandığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir.”
Kurtulmuş, Türkiye’nin toplumsal gelişiminin önündeki en büyük ödevlerden birinin yeni bir Anayasa yapma mecburiyeti olduğunu belirterek, “Artık Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci asrında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa’ya bir ihtiyaç olduğu ayan beyan ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi grubun söylediği, dile getirdiği bir hedef değil, 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır.” değerlendirmesini yaptı.
“Niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var?” söylemlerine atıfta bulunan Kurtulmuş, konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“Çok açık söylüyorum, mevcut Anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen üzerinde hala 1960 darbesinin izleri olan 1961 Anayasasının kurgusu mevcuttur. Hala bu Anayasanın ruhu 1981 darbesinin ortaya koyduğu 1982 Anayasasının ruhunu taşımaktadır. Bunun için bunu siyasi bir tartışma meselesi yapmadan, siyasi partiler arasında bir ayrışma meselesi haline getirmeden, yeni, demokratik, katılımcı bir Anayasa’nın yapılabilmesi önümüzdeki dönemdeki en önemli ödevlerimizden birisidir.
Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane mercii, yegane yeri, ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır. Ümit ederiz ki orada yeterli çoğunluk bulunarak, referanduma bile gitme ihtiyacı olmaksızın bir Anayasa yapabilelim. Ama bu mümkün olmazsa en azından referanduma götürülebilecek bir çoğunluğu elde edilebilmesi için bendeniz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak sonuna kadar gayret ve mücadele edeceğim.”
Kurtulmuş, ekonomik gelişmelerimizin itici gücünün milli savunma sanayisi başta olmak üzere yüksek teknoloji üretimi olduğuna dikkati çekerek, “En son Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN’ın uçurulmasıyla Türkiye’nin bu alanda yeni merhale açtığını ve dünya milletleriyle yarışında çok önemli bir mesafe aldığını iftiharla takip ettik ve bundan da büyük bir memnuniyet duyduk.” dedi.
“Dünya barışının kapısı Orta Doğu barışıdır”
Gazze’de bir soykırım ve büyük bir insanlık suçu işlendiğini belirten Kurtulmuş, şunları anlattı:
“Dünya barışının kapısı Orta Doğu barışıdır. Orta Doğu barışında o kapıyı açan anahtar ise Filistin davasıdır. Filistin davasında barış, esenlik ve selamet olmadan dünya barışının sağlanması mümkün değildir. Ne yazık ki İsrail hükümetinin insanlık dışı saldırılarına, bazı Batılı ülkelerin hem siyasi hem askeri alanda güç verdiklerini görüyoruz. Ancak şunu çok açık söyleyeceğim. Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmasıyla birlikte bundan sonra Filistin davası bakımından yeni bir dönem başlamıştır.”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Filistin davasına ilişkin mücadelede üç temel konuda çalışmalarını yoğunlaştıracaklarını belirterek, bunlardan birinin İsrail’deki Siyonist rejimin, Netanyahu ve çetesinin uluslararası alanda yalnızlaştırılması; ikincisinin de insanlık cephesinin kurulması olduğunu söyledi.
Filistin-İsrail meselesindeki tek çözüm noktasının iki devletli çözüm olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Başkenti Kudüs olan, egemen, toprak bütünlüğü sağlanmış bir Filistin devleti yakında mutlaka ve mutlaka kurulacak.” dedi.
Konuşmaların ardından Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, TBMM Başkanı Kurtulmuş’a hediye takdim etti.
Kurtulmuş, daha sonra Memur-Sen üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>
İBB Başkan Adayı Murat Kurum, Bakırköy’de düzenlen ‘Trabzon’un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 106. Yıl Dönümü’ programına katıldı. Programda konuşan Kurum, “Trabzon’umuz, sahip olduğu 4 bin yıllık kadim tarihiyle bu toprakların her zaman kilit taşı olmuştur. Trabzon bu coğrafyanın anahtarıdır. Trabzon’umuz şehzadeler şehridir” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, Trabzon Dernekleri Federasyonu (TDF) tarafından Bakırköy Atatürk Havalimanı etkinlik alanında düzenlenen ‘Trabzon’un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 106. Yıl Dönümü’ programına katıldı. Kurum’a ziyareti sırasında Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır ve AK Parti Bakırköy Belediye Başkan Adayı Ali Talip Özdemir eşlik etti. Tranzonlu gençler Kurum’u “En büyük başkan bizim başkan” şeklinde karşıladı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti. Programda horon ekibi horon oynadı. Protokol konuşmalarının ardından program nedeniyle düzenlenen etkinliklerin açılışı kurdele kesimi ile yapıldı.
Programa Murat Kurum’un yanı sıra Altyapı ve Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, Trabzon Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı İsmail Şatıroğlu, milletvekilleri, belediye başkanları, dernek başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Program sonunda etkinlik alanlarını gezen Kurum horon da oynadı. Vatandaşlar tarafından ilgiyle karşılanan Kurum sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Trabzon bu coğrafyanın anahtarıdır”
Konuşmalarına Trabzon’un tarihteki önemine değinerek başlayan Murat Kurum “Trabzon’umuz, sahip olduğu 4 bin yıllık kadim tarihiyle bu toprakların her zaman kilit taşı olmuştur. Trabzon bu coğrafyanın anahtarıdır. Trabzon’umuz şehzadeler şehridir. Yavuz Sultan Selim’in valilik yaptığı şehirdir. Kanuni Sultan Süleyman’ın dünyaya geldiği ve tarih boyunca daha nice büyük devlet adamlarının, sanatçıların, Trabzon’un yiğit evlatlarının bağrından çıktığı bir şehrimizdir. Bugün bizim için İstanbul ne ise Trabzon’da odur. Biz bu iki şehri hep ikiz kardeş olarak gördük. Çünkü her ikisinin de Fatih’i Sultan Mehmet Han’dır. Sultan Fatih, Trabzon’umuz için “Biz Trabzon’a toprakları değil, gönülleri fethetmeye gidiyoruz.” Demiştir. Bugün bu salondaki siz değerli kardeşlerime bakıyor ve görüyorum ki; Sultan Fatih’in bu sözü gerçekleşmiştir. Bunun ispatı Trabzonlu kardeşlerimizdir” dedi.
“Trabzon demek, çelik gibi güçlü milli irade demektir”
Trabzon’un 106 yıl önce de büyük kahramanlık gösterdiğini vurgulayan Kurum “Trabzon demek sığınılacak liman, omuz verecek dost demektir. Trabzon demek, çelik gibi güçlü milli irade demektir. Trabzon’un ihtiyarları açık sözlüdür, merttir. Kadınları asildir, mücadelecidir. Gençlerinin gözü pektir, yiğittir. Trabzonlu asla mücadeleden kaçmaz. Kavgadan yılmaz. Ne pahasına olursa olsun vatanı için her şeye göğsünü siper eder. Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur. Bundan tam 106 yıl önce Milli Mücadele’de de Trabzon’umuzun, Trabzonlu kardeşlerimizin gösterdiği büyük kahramanlık bunun en güzel örneğidir. Trabzonlu kardeşlerimizin tıpkı 700 arkadaşıyla birlikte 12 bin kişilik düşman askerine direnmiş, Yüzbaşı Kahraman Bey’in 106 yıl önce gösterdiği karakterli, yiğit, mert duruşu bugün de görüyoruz. Trabzon’un sokaklarında, caddelerinde yürüdüğünüzde buna şahit oluruz. Her bir tabelada, her bir okulda, her bir üst geçitte, her bir meydanda kahraman aziz şehitlerimizin adının yaşatıldığını görürsünüz” şeklinde konuştu.
“Trabzonlu hemşerilerimize 22 yılda 10 bini aşkın yeni yuva kazandırdık”
Trabzon’da yapılan projeleri anlatan Murat Kurum “Eser ve hizmet siyaseti anlayışıyla Trabzon’umuzun dört bir yanında nice başarı hikayeleri yazdık. Araklı’da bir sel yaşadık. Burada yaşayan kardeşlerimizin yardımına belediye başkanlarımla, milletvekillerimle birlikte koştuk. Selin izlerini silmek için hep birlikte mücadele ettik. Trabzonlu hemşerilerimize 22 yılda 10 bini aşkın yeni yuva kazandırdık. Şehrimizde riskli binlerce evin, dükkanın dönüşümünü gerçekleştirdik. 2002 yılında Trabzon’da 6 atık su arıtma tesisi varken, bugün 15 atıksu arıtma tesisi ile Trabzonlu kardeşlerimizin nüfusunun yüzde 90’dan fazlasına hizmet veriyoruz. Yine şehrimizin dört bir yanını yeşil vizyonumuzu destekleyen millet bahçelerimizle yeşil alanlarımızı arttırıyoruz. Vakfıkebir, Akçaabat Millet Bahçelerini bitirip ilçelerimize kazandırdık. Avni Aker Stadı’mızın olduğu yerde Trabzonspor’umuzun şanına yakışır bir millet bahçesini kardeşlerimize kazandırdık. Trabzonspor’umuzun hatıraları yüz yıllar boyu devam edecek. Uzungöl’deki millet bahçemizi ve burada yaptığımız çalışmaları da kararlı bir şekilde yürütüyoruz. Trabzon Meydanı’nda ve Maraş Caddesi’nde ki sokak sağlıklaştırma çalışmalarını, cephelerin yenilenmesi Trabzon’un şanına yakışır bir şekilde düzenledik. Çömlekçi Kentsel Dönüşüm Projemizle hemşerilerimiz için yeni konutlar, dükkanlar ve kapalı otoparklar yaptık. Trabzon’umuzun eşsiz sahili ve Tanjant yolu arasında kalan aksın yeşil alanının arttırılması adına yepyeni bir çalışma yaptık. Trabzon bizim kalbimizdir. Trabzon bizim sevdamız ve aşkımızdır” ifadelerini kullandı.
“Fatih’in emaneti İstanbul, ‘Kandil Uzlaşı’ adıyla paylaşılmak istenmektedir”
Kandil Uzlaşısı adıyla İstanbul’un paylaşılmak istendiğini belirten Kurum “İşte bugün de aynı hassasiyeti İstanbul için göstermenizi istiyorum. İstanbul, çok daha büyük tehlikenin girdabına sokulmak isteniyor. Bugün maalesef, milletin gözleri önünde İstanbul bir kirli pazarlık masasına yatırılmıştır. Fatih’in emaneti İstanbul, ‘Kandil Uzlaşı’ adıyla paylaşılmak istenmektedir. Her gün pazarlıklar yapılmakta, meclis üyelikleri, adaylıkları kapı arkasında yapılan planlarla birlikte dağıtılmaktadır. Birileri yine siyasi hırsları uğruna İstanbul’u bu pazarlıkların konusu yapıyor. İstanbul’u bu duruma düşürenler; şunu asla unutmasınlar. Tarihten bu yana İstanbul ne zaman pazarlık konusu olsa, ne zaman paylaşılmak istense bu millet buna izin vermemiştir, o kirli anlaşmaları bozmuştur. Sultan Fatih böyle yapmıştır. Sultan Abdülhamithan karşılarına dimdik dikilmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk dik durmuştur. Recep Tayyip Erdoğan 22 yıldır bu hesapları parçalayıp atmıştır. Bizim görevimiz, 31 Mart akşamı, bu pazarlık masasını, bu Kandil masasını hep birlikte dağıtmaktır. 31 Mart’ta hep birlikte sandıkları patlatmak, kirli hesap güdenlere en güzel cevabı yine sandıkta vermektir. 1 Nisan’dan itibaren Trabzonlu kardeşlerimizle birlikte yükseliş dönemini başlatacağız. Fatih’in emaneti, pazarlıklar kumpasından çıkarılacak ve şehr-i İstanbul, emin ellerde olacak. İstanbul ilelebet özgürlüğüne kavuşacak” dedi. – İSTANBUL
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kimin ne yaptığına ne dediğine ne söylediğine aldırmadan sadece işlerine baktıklarını belirterek; “Seçimleri şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak adımların ilki olarak görüyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Denizli 29 Ekim Bulvarı Özay Gönlüm Meydanı’nda partisinin mitinginde halka hitap etti. Sözlerine, “Bugün Denizli yine bir başka güzel. Esen yeller seni söyler Denizli, açan güller seni söyler Denizli, bütün yollar seni söyler Denizli, yarenimsin, cananımsın, canımsın Denizli. Rabb’im seni kem gözlerden korusun.” diyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, havası ayrı güzel, insanı ayrı güzel, coğrafyası bir başka güzel Denizli’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu söyledi.
Halk müziğe sanatçısı Özay Gönlüm’ün derlediği Denizli türküsünde? “Asmam yıkıldı, suyu sıkıldı. Bugün goca gızı görmedim canım sıkıldı.” dediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim de Denizli’ye gelip sizlerle kucaklaşmayınca canımız sıkılıyor.” ifadelerini kullandı.
Yaklaşık on aylık hasretin ardından yine Denizlililer’le beraber olduklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl mayıstaki seçimlerde Cumhur İttifakı’na, Cumhurbaşkanlığında yüzde 44, milletvekilliğinde yüzde 45 oranında verdiği destek için Denizlililere teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Ama bu oy oranlarının aramızdaki muhabbetin seviyesini yansıtmadığına inanıyorum. Denizli’den en az yüzde 50’nin üzerinde oy bekliyoruz. Buna hazır mıyız? Buna var mıyız? İnşallah 31 Mart’ta bu hedefimize ulaşacağımıza inanıyorum. Eksiklerimizi tamamlayacağız. Mesajlarımızı ulaştıramadığımız insanlarımız varsa bir yolunu bulup mutlaka onlara ulaşacağız. Ülkemize dair hayallerimizi ve hedeflerimizi çok daha etkili bir şekilde anlatmaya gayret edeceğiz. Cumhur İttifakı’na gönül veren kardeşlerimizle birlikte CHP başta olmak üzere muhalefetten umudunu kesen insanlarımızı da muhabbetle bağrımıza basacağız. Daha fazla çalışarak daha fazla koşturarak Denizli’de hak ettiğimiz ve olmayı arzuladığımız yere mutlaka geleceğiz. Denizli’nin de Türkiye Yüzyılı mücadelemizde bizi yalnız bırakmayacağı kanaatindeyim.”
“Bundan 8-9 ay önce beraber ülkeyi yönetmekten bahsediyorlardı”
Türkiye’yi 21 yılda asırlık demokrasi ve kalkınma hamleleriyle buluşturdukları gibi Türkiye Yüzyılı’nın inşasının da kendilerine nasip olacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, alandakilere buna hazır olup olmadıklarını sordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
“Muhalefetin trajikomik hallerini görüyorsunuz değil mi? Kendi içlerinde horoz dövüşünden beter bir kavga halindeler. Horoz dövüşünün bile bir adabı var ama muhalefetin kavgasında onu bile göremiyorsunuz. Dün iltifat yağmuruna tuttuklarına, bugün en ağır hakaretleri savurmaktan çekinmiyorlar. Bundan 8-9 ay önce beraber ülkeyi yönetmekten bahsediyorlardı. Bugün birbirlerinin kuyusunu kazıyor, iç işlerine müdahale ediyorlar. Hem cumhurbaşkanı adayları hem de cumhurbaşkanı yardımcıları için bizim yaptığımız eleştirilerin daha fazlasını şimdi kendileri söylüyorlar.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin ülkeye eser kazandırmak ve millete hizmet etmek gibi en küçük bir derdi olmadığını, siyasetteki varlık amaçlarının sadece çıkarlarını korumak, iktidar alanlarını genişletmek, yoldaşlarını hançerleme pahasına da olsa siyasi kariyer basamaklarını tırmanmaktan ibaret olduğunu söyledi.
“Muhalefeti ise yapılan her işe takoz koymak olarak anlıyorlar. Halbuki doğru olan hayırlı işlere destek vermek, yanlış işlere karşı çıkmaktır.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğru yanlış bakmadan her işe karşı çıkanın halinin yalancı çobanın işine benzeyeceğini, bir süre sonra kimsenin ne dediğine bakmayacağını, CHP başta olmak üzere Türkiye’deki muhalefetin durumunun tam da böyle olduğunu vurguladı.
“Seçimleri şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak adımların ilki olarak görüyoruz”
Kendilerinin kimin ne yaptığına ne dediğine ne söylediğine aldırmadan sadece işlerine baktıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Ülkemizi cumhuriyetimizin ilk asrının en iddialı kalkınma projesi 2023 hedefleriyle biz buluşturduk. Aynı şekilde ülkemizi cumhuriyetimizin ikinci asrının vizyonu Türkiye Yüzyılı’na da biz kavuşturacağız. Bunun için yapmamız gereken önemli şey birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkmaktır. Önümüzdeki seçimleri işte bu anlayışla şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak adımların ilki olarak görüyoruz.” diye konuştu.
Alandakilere, “Şimdi Denizli’den öyle bir ses verin ki dünyanın dört bir yanındaki dostlarımızın yüreklerini ferahlık, düşmanlarımızın yüreklerini korku kaplasın. 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Büyük ve güçlü Türkiye vizyonumuza sıkı sıkıya sahip çıkmaya var mıyız? Seçim akşamı Denizli ile birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” diye seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, alandakilerden “Evet” yanıtı aldı.
Türkiye Yüzyılı vizyonunun en önemli ayaklarından birinin savunma sanayisinde ve teknolojide Türkiye’yi dünyanın en üst ligine çıkarmak olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, karşılaştıkları pek çok engele, gizli açık ambargoya rağmen bu alanda kendilerini sürekli geliştirdiklerini söyledi.
Sadece son bir yılda hava, kara, deniz platformlarında onlarca projeyi hizmete aldıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, göreve geldiklerinde yüzde 20 civarında olan yerli üretimin payını ise yüzde 80’ler seviyesine çıkardıklarını bildirdi.
Terörle mücadelede kullanılan silahların büyük kısmının yurt dışından temin eden ülke tablosuna son verdiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Artık her şey bizim, kendimiz üretiyoruz. Artık ihtiyacımız olan silahların hemen tamamını kendi imkanlarımızla üretebiliyoruz. Bununla yetinmiyor, dost ve kardeş ülkelere de ihraç edebiliyoruz. Geçen sene 5,5 milyar dolar savunma ihracatı gerçekleştirdik. Kendi savaş gemisini yapan dünyadaki 10 ülkeden birisiyiz. Gemilerimizi sadece kendimiz tasarlamak ve üretmekle kalmıyor, silah sistemlerinden radarlara kadar birçok teknolojiyi de yine biz geliştiriyoruz. İnsansız hava araçları İHA, SİHA, Akıncı. En son KAAN’ımız çıktı. Bizim çok çok önemli bir adımımız daha var. Uzaya astronotumuzu gönderdik. Bir de KIZILELMA. ANKA-3’ün de hizmete girmesiyle bu alanda çığır açtık, çığır açıyoruz.”
Milli muharip uçağı KAAN’ı gökle buluşturduklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5. nesil savaş uçağı KAAN’ın ilk uçuşunu başarıyla icra ettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 15 yıllık bir çabanın, gayretin ve azmin ürünü olan KAAN’ın, dünkü testiyle çok kritik bir eşiği daha aştığını bildirdi.
“Ülkemizin başarılarından rahatsız olanların umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“2028 yılı sonunda KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize katılmasını planlıyoruz. Varsın birileri, ‘Yapamazsınız, başaramazsınız’ demeye devam etsin. Ne derseniz deyin, yaptık, gökle buluşturduk. Ne dediler? Kalorifer peteği, süpürge sapı. Kendi akıllarınca projelerimizle dalga geçtiler. Varsın birileri Türkiye’nin potansiyelini, Türk milletinin gücünü hafife alsın. Biz bunlara kesinlikle kulak asmayacağız. Ne kifayetsiz muhterislerin ne de ülkemizin başarılarından rahatsız olan beşinci kol elemanlarının umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz. İman varsa irade varsa Allah’ın izniyle imkan da vardır. Buradan KAAN’ın ilk uçuşunu yapması sonrasında milletimizin sevincini paylaşan tüm siyasetçilere ülkem, milletim ve projeye hayat veren TUSAŞ mühendislerimiz adına teşekkür ediyorum. Olur olmaz, ilgili ilgisiz her konuya Ankara’daki ofislerinden yorum yapan ellerine geçirdikleri her fırsatı insanımızı kutuplaştırmak için kullanan ancak dünkü tarihi başarımızla tek kelime etmeyen sabık siyasetçileri milletimizin takdirine havale ediyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, basit bir görüntülü konuşmayı dahi yere göğe sığdıramayan bu eski politikacıların “KAAN” gibi teknoloji harikası bir savunma projesi hakkında derin bir sessizliğe bürünmelerinin ibret verici olduğunu ifade ederek “Bunlar Türkiye’de güya yıllarca siyaset yaptılar. Ülkenin ana muhalefet partisine genel başkan oldular. Ama yerli ve milli muhalefet nasıl yapılır bir türlü öğrenemediler. Şimdi Ankara’da bir apartman dairesi tutmuşlar, oradan siyaset yapıyorlar. Bunlar milletle aynı yere bakmayı öğrenemediler, aynı hissiyatı taşımadılar.” diye konuştu.
Gazze’ye gönderilen insani yardımlar kapsamında, 21 ambulans ile 2 bin 380 tonluk yardım malzemelerini taşıyan bir geminin daha Mısır’ın El-Ariş Limanı’na ulaştığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin insani yardımlarıyla mazlumlara sahip çıktığını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılması için çalışmaların yoğun şekilde sürdüğünü dile getirerek bugüne kadar 40 bine yakın deprem konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim ettiklerini, yıl sonuna kadar 200 bin konutu hak sahipleriyle buluşturmayı hedeflediklerini anlattı.
Deprem bölgesinde bunları yaparken diğer şehirleri ve toplumun diğer kesimlerini de ihmal etmediklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel ekonomi ve bölgenin içinden geçtiği sancılı döneme rağmen devletin imkanlarını millet için seferber ettiklerini söyledi.
“Her alanda hedeflerimize ulaşacağız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çalışanları ve emeklileri enflasyona ezdirmemek için verdikleri samimi mücadelenin en yakın şahidinin milletin bizatihi kendisi olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“2024 yılı için asgari ücretlilerimize, kamu görevlilerimize ve emeklilerimize enflasyon oranlarının üzerinde artışlar yaptık. Hiçbir insanımızın serzenişlerine kulaklarımızı tıkamıyoruz. Bütçemizin sınırlarını zorlama pahasına vatandaşlarımızın taleplerini karşılamaya gayret ediyoruz. İnşallah bu yılın sonuna doğru enflasyonun hızla düşmeye başlamasıyla hep birlikte daha rahat bir nefes alacağız. Ne diyor kelamıkibar, men sabera zafera. Sabreden kimse zafere erer. Ekonomi başta olmak üzere her alanda hedeflerimize ulaşacağız. Bize ecdadın emaneti olan bu vatan topraklarını evlatlarımıza en güvenli, en huzurlu, en müreffeh şekilde teslim etmek boynumuzun borcudur.”
Türk milletinin, bin yıldır bu coğrafyada nice badireleri atlatarak varlığını sürdürdüğüne dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Sadece şu son 10 yılda yaşadıklarımız başka bir ülkenin başına gelse emin olun şimdiye darmadağın olmuştu. Bunun için bekleyenlerin hevesleri inşallah bir kez daha kursaklarında kalacak. Denizli ile, Denizlili kardeşlerimizle el ele yürek yüreğe vererek Türkiye Yüzyılı bayrağını zirveye çıkaracağız. Milli mücadeleyi nasıl ‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’ diyerek kazandıysak Türkiye Yüzyılı mücadelesini de aynı hissiyatla zaferle taçlandıracağız. Milletimizin karşısına yeni vizyonlar, yeni hedefler, yeni programlarla çıkarken birileri gibi boşa atıp dolu tutmanın peşinde koşmuyoruz. Tam tersine verdiğimiz her sözün önce altyapısını kuruyor, sonra sizlere de taahhüdümüzü beyan ediyoruz. Şehirlerimiz için hazır ve kararlı olduğumuzu söylerken de gücümüzü bunun gerisindeki 21 yıllık hazırlıktan alıyoruz.”
Denizli’ye 110 milyar liralık yatırım
Denizli’ye bugüne kadar 110 milyar liranın üzerinde kamu yatırımı yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Denizli’de eğitimde 4 bin 288 yeni sınıf inşa ettiklerini, gençlik ve sporda 8 bin 104 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtıklarını, 63 spor tesisi kazandırdıklarını, ihtiyaç sahiplerine 4,3 milyar lira kaynakla destek olduklarını anlattı.
Sağlıkta 14’ü hastane olmak üzere 38 sağlık tesisini hizmete aldıklarını, aralarında bin yataklı şehir hastanesinin de olduğu 4 sağlık tesisinin yapımına devam edildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, TOKİ aracılığıyla 11 bin 495 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettiklerini, 1911 konutun inşasının sürdüğünü belirtti.
Honaz’daki Akbaş Barajı yatırımını, içme suyu arıtma tesisinin bitmesiyle tamamladıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Akbaş Barajı’ndan 70 kilometrelik hatla merkeze getirilen içme suyunun kentteki su depolarına ulaşması için ilk vanayı açtık. Denizli’mizin gelecek 50 yıldaki su ihtiyacını karşılayacak bu yatırımın şehrimize bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kentsel dönüşümde riskli yapı olarak belirlenen 6 bin 75 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini, daha önce hiç atık su arıtma tesisi bulunmayan kentte bugün 44 tesisle belediye nüfusunun yüzde 90’ından fazlasına hizmet verildiğini söyledi.
“Aydın-Denizli Otoyolunu yıl sonuna kadar tamamlamayı hedefliyoruz”
Denizli’de 8 millet bahçesi projesinden 4’ünü tamamladıklarını, birinin yapımı, 3’ünün ise projelendirme çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölünmüş yol uzunluğunu 65 kilometreden 512 kilometreye çıkardıklarını anlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, inşası devam eden Aydın-Denizli Otoyolu’nu bu yıl sonuna kadar tamamlamayı hedeflediklerini işaret ederek bağlantı yollarıyla uzunluğu 163 kilometreyi bulan bu otoyolun 80 kilometrelik ilk etabını trafiğe açtıklarını, kalan kısmı da tamamlanınca Denizli-Aydın arasındaki ulaşım süresinin bir saate düşürüleceğini vurguladı. Denizli çevre yolunu 2 bin 649 metre uzunluğunda Honaz Tüneli ile birlikte 14 kilometre olarak tamamladıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Organize Sanayi Bölgesi köprülü kavşak projesiyle sanayi bölgesinde oluşan trafik yoğunluğunu da en aza indirdiklerini bildirdi. Kaklık Lojistik Merkezi’ni şehre kazandırdıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Denizli il sınırlarındaki mevcut demir yolu hattını tümüyle yenilediklerini, Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında yer alan Selçuk-Ortaklar yeni demir yolunun yapımına da yakında başlayacaklarını kaydetti.
“Denizli’deki işverenlere 5,5 milyar lira prim desteği verdik”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çardak Havalimanı’nı yeni bir terminal binası yaparak büyüttüklerini, Denizli’ye 18 baraj, 2 içme suyu tesisi, 79 sulama tesisi, 7 arazi toplulaştırma projesi, 95 taşkın koruma tesisi, 13 gölet ve 11 hidroelektrik santrali tesisi yaptıklarını, ilde 938 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtıklarını anlattı.
Çiftçilere 37 milyar lira tarımsal hibe desteği verdiklerini, Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Çivril Organize Sanayi Bölgesi, bir teknopark, 15 araştırma geliştirme merkezi ve 12 tasarım merkezi kurduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ayrıca 73 hektarlık bir alanda Sarayköy Organize Tarım Bölgesi’ni faaliyete geçirdik. İstihdamı desteklemek için Denizli’deki işverenlere toplam 5,5 milyar lira tutarında prim desteği verdik. Enerjide 294 bin abonesi bulunan Denizli ve 15 ilçesine doğal gaz arzını verdik. Önümüzdeki dönemde Bekirli’ye de doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Denizli’ye yapılan yatırımların anlatıldığı video gösteriminin ardından, bunların Denizli’ye kazandırılan eser ve hizmetlerin çok küçük bir kısmı olduğunu, daha çok eser ve hizmet kazandırılacağını sözlerine ekledi. Denizli’ye gelişinde havalimanında yöresel kıyafetli çocuklar tarafından karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, miting alanına geçişinde bazı partililerle selamlaştı, bu sırada bazı çocuklarla da ilgilendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halka hitap ettiği miting alanına, “Sen yürüyeceksin, Denizli yürüyecek arkandan”, “Adı geçenlere rakip bile değilsin”, “Türkiye Yüzyılı için doğru zaman, doğru adam” ve üzerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fotoğraflarının bulunduğu “Cumhur İttifakı Türkiye’dir” yazılı pankartlar asıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı’nın Denizli Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırdı ve fotoğraf çektirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitingin ardından Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun ve Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan’ı kabul ederek, kendilerinden kentte yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. – DENİZLİ
]]>
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına işaret ederek, “Artık insanlık, bu canavarın durdurulmasını, insanlık suçlarını bilerek, isteyerek işleyen bu mekanizmanın durdurulmasını talep etmektedir. Bunun için her türlü fırsatı ortaya koymak ve Gazze’de yaşanan bu büyük insanlık suçunu önlemek mecburiyetindeyiz.” dedi.
Kurtulmuş, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de “Asya’da Sürdürülebilir Kalkınma için Bölgesel İşbirliğinin Teşvik Edilmesi” temasıyla Azerbaycan Milli Meclisinin ev sahipliğinde düzenlenen Asya Parlamenter Asamblesi (APA) 14’üncü Genel Kurulu’nda konuştu.
Sözlerine, toplantıda ortaya konulacak fikirlerin, yapılacak müzakerelerin Asya ülkeleri arasında dayanışma ve işbirliğini sağlayacak önemli sonuçlar doğurması temennisini dile getirerek başlayan Kurtulmuş, dünyanın zor bir dönemden geçtiğini, bu çerçevede tarihsel olarak Asya’da da önemli tarihi fırsat penceresinin açıldığını söyledi.
Asya’nın yeniden yükselişe geçtiği bir dönemi yaşadığını dile getiren Kurtulmuş, “APA’nın, yükselişe geçen Asya’da yeni fırsatların yakalanması, güven ve istikrar içerisinde işbirliklerinin ve ortak çalışma zemininin temin edilmesi bakımından fevkalade değerli bir platform olduğunun altını çizmek isterim. Bu anlamda APA, aslında Asya’nın yükselişine katkı sağlayacak, Asya’da ortaya çıkabilecek işbirliği ve barış imkanları üzerinden, küresel barışı sağlamaya katkı sunacak fevkalade önemli, çok taraflı bir parlamenter asambledir. Bu çerçevede parlamenter diplomasinin bütün imkanlarından istifade ederek, bu hedefe ulaşmak APA’nın ortak amaçlarından birisi olmalıdır.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin 2019’dan bu yana “yeniden Asya” yaklaşımını sürdürdüğünü belirten Kurtulmuş, gelişen, büyük fırsatları ve riskleri aynı zamanda bünyesinde taşıyan Asya ile ilişkilere önem verdiklerini vurguladı.
Kurtulmuş, APA’nın 14’üncü Genel Kurulunda, APA dönem başkanlığını Azerbaycan’ın devralacağını anımsatarak, “Büyük bir vukufiyetle bu görevi yürütecek olan Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı değerli dostum Sahibe Gafarova Hanımefendi’nin aldığı bayrağı çok daha yukarıya taşıyarak, ülkelerimiz arasında, parlamentolarımız arasında ve parlamenterlerimiz arasında işbirliğini de artıracak çalışmaları gerçekleştireceğine eminim. Hep birlikte kendisine destek olarak, bu faaliyetlerin daha ileriye götürülmesi için yardımcı olacağız ve önümüzdeki dönemde Asya ülkelerinin işbirliği ve dayanışmasını en yüksek noktalara kadar çıkaracağız.” diye konuştu.
Asya’nın birçok bölgesindeki çatışma alanları üzerinden küresel rekabetlerin ve düşmanlıkların fitilinin ateşlenmesinin müsait olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Bu çerçevede bizim üzerimize düşen şey, güven ve istikrar gibi iki kilit sözcük üzerinden dış politikamızı, uluslararası ilişkilerimizi inşa edebilmektir.” dedi.
“Türkiye hayati bir rol oynamıştır”
Rusya-Ukrayna savaşı ile İsrail’in Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarına yönelik saldırılarına değinen Kurtulmuş, Rusya-Ukrayna savaşının, sadece iki ülke arasında değil, Rusya ile topyekun Batı arasında bir savaş niteliği taşıdığını belirtti. Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Eğer Rusya ve Ukrayna krizi çözüme kavuşturulamazsa bunun bir küresel çatışmanın da fitilini ateşleyeceği aşikardır. Türkiye olarak başından itibaren Rusya-Ukrayna krizinde hem Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü sonuna kadar savunduk hem de bir an evvel her iki tarafın kabul edebileceği adil ve kalıcı bir barışın temin edilmesi için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirdik, yerine getirmeye devam ediyoruz. Esir takasının gerçekleştirilmesi ve Karadeniz’de tahıl koridoruyla dünya gıda piyasalarında olağanüstü fiyat artışlarının önlenmesinde Türkiye hayati bir rol oynamıştır. Bu çerçevede Rusya-Ukrayna savaşının en kısa sürede kalıcı ve adil bir barış yoluyla çözülmesi insanlığın hayrınadır.”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları
TBMM Başkanı Kurtulmuş, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ise söylenildiği gibi 7 Ekim’de başlamadığını, 1948’den, 1967’den itibaren bu meselenin içten içe yandığı, büyütüldüğü bir sürecin yaşandığını vurguladı.
Köylerinden, kentlerinden uzaklaştırılan Filistinlilerin yerlerine işgalci Yahudilerin yerleştirildiğini, bir kısmının hayattan koparıldığını dile getiren Kurtulmuş, en son Gazze’de devam eden bu büyük insanlık suçunun maalesef insanlık tarihinin en ağır imtihanlarından biri olduğunu söyledi.
Kurtulmuş, “APA başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşların bu insanlık dramına sessiz kalmamasını temenni ediyoruz.” dedi.
Lahey’de Güney Afrika tarafından İsrail aleyhine açılan davaya da işaret eden Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Lahey Uluslararası Adalet Divanında başlayan mahkeme safahatıyla yeni bir dönem başlamıştır. Aslında açık söyleyeyim; dünya siyaseti için de yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemle birlikte dünyada hak, adalet, insaf ve vicdan arayışı içerisinde olan insanların artık yeni bir yol arayışı içerisinde olduğu aşikardır. Hükümetlerin bir kısmı Gazze’de işlenen soykırıma varan büyük katliama sessiz kalsa da dünya halkları sessiz kalmamış Washington’dan Londra’ya, Paris’ten Brüksel’e kadar birçok başkentte milyonlarca insan sokağa dökülmüştür. Artık insanlık, bu canavarın durdurulmasını, insanlık suçlarını bilerek, isteyerek işleyen bu mekanizmanın durdurulmasını talep etmektedir. Bunun için her türlü fırsatı ortaya koymak ve Gazze’de yaşanan bu büyük insanlık suçunu önlemek mecburiyetindeyiz.”
İsrail’in Refah’a saldırı planı
Birleşmiş Milletler ve mültecilere yardım kuruluşlarının “Netanyahu çetesini destekleyen ülkeler ve güçler” tarafından engellendiğini dile getiren Kurtulmuş, sürecin çok daha tehlikeli bir noktaya geldiğini belirtti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“İsrail’in başbakanı şu anda Refah Kapısı’na sıkıştırılmış olan yaklaşık 1,5 milyona yakın Filistinlinin üzerine bombalar atıyor ve dünyaya meydan okuyarak diyor ki; ‘Bunları oradan da silip atacağız.’ Böylece yeni bir insanlık suçunu işlemeye devam edeceğini, dünyanın gözünün içine baka baka ifade ediyor. Buna karşın insanlığın ortak vicdanı harekete geçmiştir ama sonuç almak için çok daha güçlü mücadele etmemiz lazımdır. Uluslararası Adalet Divanındaki ara kararla birlikte ortaya çıkan durum, yeni bir fırsattır. Ümit ederiz ki arkasından uluslararası savaş suçları mahkemesindeki yargılamanın başlamasıyla insanlık bu ayıptan hiç olmazsa bir miktar kurtulabilecektir.”
Yeni bir küresel barış mekanizması çağrısı
Yeni bir uluslararası yapının kurulması gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, “Önümüzdeki dönemde hep beraber çalışarak inşa etmemiz gereken yeni bir alan ise yeryüzünde adaleti, barışı, insanlığı, ülkelerin eşit egemenliğini, halkların arasında hiçbir ayrımcılık gözetmeksizin bütün insanlığı eşit gören yeni bir anlayışı inşa etmek zorundayız. Açıkçası, yeni bir BM’ye, yeni bir küresel barış mekanizmasına ve dünyayı yeniden insanların eşitliği prensibi içerisinde, barış çerçevesinde bir araya getirebilecek uluslararası bir anlayışa ihtiyacımız var.” diye konuştu.
APA dönem başkanlığı devri
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmasının ardından Türkiye’nin 2017’den bu yana üstlendiği APA dönem başkanlığını Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’ya devretti.
Programda, katılımcı ülkelerin meclis ve heyet başkanları, Asya Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Başkanı AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdulkadir Emin Önen, Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım, AK Parti Aydın Milletvekili Ömer Özmen, CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, CHP Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, MHP Samsun Milletvekili İlyas Topsakal, İYİ Parti Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Osman Cengiz Çandar ve Saadet Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici ile Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı da yer aldı.
]]>
AK Parti İstanbul Milletvekili Halit Yerebakan, son 20 yılın istatistiklerinin, Türkiye’yi daha adil, daha müreffeh bir ülke haline getirme konusundaki kararlılığı yansıttığını ifade ederek, “Türkiye her daim her bir vatandaşına değer vererek adaletin ve merhametin sancak taşıyıcısı olmaya devam edecektir.” dedi.
TBMM Genel Kurulunda gündem dışı söz alan Yerebakan, 20 Şubat’ın Dünya Sosyal Adalet Günü olduğunu belirterek, “Kardeşlik ve dayanışma ruhuyla yoğrulmuş, adalet ve eşitliği temel alan bir medeniyetin evlatları olarak Genel Kurulda bulunuyoruz.” diye konuştu.
Yüzyıllar boyunca insanlık tarihini şekillendiren bir ideal olan sosyal adalet kavramının tarifinde, toplum içindeki ilişkilerin herkesin ortak iyiliği için düzenlenmesi gerektiğinin ifade edildiğini vurgulayan Yerebakan, Türkiye’nin, coğrafyasının zenginliği kadar kültürlerin, dillerin ve inançların bir arada yaşama uyumunun da simgesi olduğunu dile getirdi. Yerebakan, şunları kaydetti:
“Bu topraklar yüzyıllar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, her biri kendi döneminde sosyal adalet anlayışıyla toplumsal düzeni sağlamaya çalışmıştır. Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hakimiyet, bila kaydü şart milletindir.” sözü, bu topraklarda adaletin temel taşıdır. Bu söz, milletimizin iradesinin üstünlüğünü ve her bir vatandaşımızın eşit haklara sahip olduğunu vurgular. Büyük Millet Meclisimiz kurulduğu günden bu yana adaleti, eşitliği, halkımızın refahını temel alan yasaları hayata geçirmek için çalışmıştır.”
Bu büyük milletin evlatları olarak adaletin yalnızca yasalarla değil, aynı zamanda gönüllerde de tecelli ettiğinin bilinciyle hareket ettiklerini ifade eden Yerebakan, “Bu anlayış komşuya yardım etmekten ihtiyaç sahiplerine destek olmaya kadar günlük yaşantımızın her alanında kendini göstermektedir. Bizler birinin ayağına taş değdiğinde onun acısını kalbinde hisseden, birinin gözü yaşlı olduğunda onun gözyaşını kendi yanağımıza süzülen bir damla olarak gören bir milletiz. Bu, yalnızca adalet ve eşitlik uğrunda değil, aynı zamanda her birimizin bu topraklarda huzur içinde, başı dik bir yaşam sürdürmesi için gerekli olan kardeşlik ve dayanışma ruhudur.” değerlendirmesinde bulundu.
Bir toplumu yücelten şeyin, zenginliğinin büyüklüğü veya ihtişamı değil, en zayıf bireylerine nasıl davrandığı olduğunu vurgulayan Yerebakan, şöyle devam etti:
“Ülkemizde sosyal hizmetlerin genişletilmesi, kamu yatırımlarındaki gelişmeler, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, engelli ve yaşlı vatandaşlarımıza yönelik özel programların hayata geçirilmesi adalet ve eşitlik yolundaki kararlı adımlarımızı göstermektedir. Son 20 yılın istatistikleri, Türkiye’yi daha adil, daha müreffeh ve her bir vatandaşımızın hak ettiği yaşam standartlarına kavuştuğu bir ülke haline getirme konusundaki kararlılığımızı yansıtmaktadır. Bu, hepimizin ortak çabasıyla gerçekleşmiştir ve Türkiye her daim her bir vatandaşına değer vererek adaletin ve merhametin sancak taşıyıcısı olmaya devam edecektir.”
Yerebakan, bugün insanlık tarihindeki en büyük meydan okumalarla karşı karşıya olunduğunu belirterek, “Küresel çapta artan sosyal ayrışma ve kuşaklararası büyüyen sosyal dengesizlikler, toplumlarımızın temelini oluşturan değerler üzerinde yeniden düşünmemizi gerektiren konular haline gelmiştir.” dedi.
İnsanlık medeniyetinin içinde bulunduğu alacakaranlığın sessiz seyircileri olmak zorunda olmadıklarını ifade eden Yerebakan, aksine, bugünün olaylarının seyrini, yarının dünyasının yüzünü değiştirecek bir güce sahip olduklarını kaydetti. Sosyal adaletin, bu zorlukların üstesinden gelinmesinin anahtarı olduğunu dile getiren Yerebakan, şunları söyledi:
“Buradaki adalet tarifi yalnızca hukuki bir kavram değil, aynı zamanda toplumsal bir gerekliliktir. Sosyal adaletin ve eşitlik mücadelesinin sadece bir hayal olmadığını ancak asla bitmeyecek bir yolculuk olduğunu ifade etmek isterim. Birlikte yürüdüğümüz bu yolda adalet bize pusula, insanlık bize rehber olmalıdır. Her adımda adaletin ve eşitliğin izini sürmeli, sosyal adaletin her bireyin hayatında hissedilebilir bir gerçeklik olması ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmamız için ulusal politikalarımızı şekillendirmek zorundayız. Zira biz gelecekten korkmak için değil, geleceği şekillendirmek için buradayız.
İnanıyorum ki biz milletimiz söz konusu olduğunda kutuplaşmayı uzlaşıyla ve tıkanıklığı ilerlemeyle değiştirebilme kudretine sahibiz. Bu, ülkemizin yeni yüzyılında, Türkiye Yüzyılı’nda bizim neslimizin imtihanıdır ve hepimizin bunu başarıyla geçeceğine inanıyorum. Unutmayalım ki bir toplumda sosyal adaletin güneşi doğduğunda umutsuzluk ve karanlık, aydınlığın ve eşitliğin parlak ışığıyla silinip gider.”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’ndaki ‘Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’nde; “Anayasamıza göre her birinin görev alanı farklı olan, dolayısıyla hiyerarşiden ziyade vazife tanımıyla konumları belirlenen yüksek yargı kurumlarımız arasındaki ihtilafı gidermek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, ülkemizin terörle mücadelesi başta olmak üzere ali menfaatlerine halel getirme potansiyeli taşıyan bu tartışmaların sürüp gitmesi kaçınılmazdır” dedi. Erdoğan ayrıca, “Yeni anayasa mümkün olmasa bile yargıdaki sorunu giderecek bir anayasa değişikliği için de uzlaşma yollarını arayacağız” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki ‘Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’ne katıldı. Erdoğan özetle şöyle konuştu:
“ADALETİN GÜCÜ YERİNE, GÜÇLÜNÜN ADALETİNİN HAKİM OLDUĞU DÖNEMLER TRAVMALARA SEBEP OLDU”
“Bugünkü kura törenimizle görev yerleri belli olacak 148 hakimimizi ve cumhuriyet savcımızı tebrik ediyor, kendilerine başarılar diliyorum. Artık sayıları 24 binin üzerine çıkan hakim ve savcılarımız ülkemizin dört bir yanında milletimiz adına adaleti tesis etmenin mücadelesini veriyor. Her şeyden önce adalet içinde yaşadığımız evrenin ruhudur. Şayet bu ruhu kaybedersek diğer hiçbir şeyin anlamı kalmaz.
Vazifenizi icra ederken hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmaya itina göstermenizin altını özellikle çizmek istiyorum. Türkiye, geçmişte adaleti sağlaması gereken kurumların başka güçlerin emrine girmesinin yol açtığı sancıların bedelini ağır ödemiş bir ülkedir. Adaletin gücü yerine, güçlünün adaletinin hakim olduğu olağanüstü dönemler milletimizin hafızasında çok derin izler bıraktı, travmalara sebep oldu. Vatandaşın devlete olan itimadına telafisi imkansız zararlar verdi. Cumhuriyet tarihimizin en büyük demokrasi ve kalkınma atılımlarına imza atarken adalet sistemimizi güçlendirmeyi dört temel önceliğimizden biri olarak belirledik.
Bir dönem tek parti faşizminin, bir dönem vesayetin, bir dönem FETÖ’nün güdümüne giren adalet teşkilatımızı yeniden milletimiz adına karar veren bir güç haline getirmek için çok uğraştık. Hep birlikte 28 Şubat döneminde yargı desteğiyle postmodern darbe yapıldığına da 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da yine yargı desteğiyle darbe teşebbüsünde bulunulduğuna da şahit olmadık mı?
“TERÖRİSTLER ADLİYEYE GİRMEYİ BAŞARIP HAKİM VE SAVCILARIMIZA ULAŞABİLSELERDİ, NELER YAŞANABİLECEĞİNİ TAHMİN BİLE EDEMİYORUZ”
Merdiven altı bir anlayışla yürüyen sistem vardı. Ama şimdi öyle değil. Şimdi artık merdiven altı olmak, koyun bir kenara, dört dörtlük fiziki imkanlarla halkına hizmet veren yargıyı bu noktada artık değerlendiren bir yapı var. Terör örgütlerinin güvenlik güçlerimizle birlikte yargı mensuplarımızı da hedef aldığı dönemler yaşadık. Daha geçtiğimiz haftalarda, İstanbul’da, Çağlayan Adliyesi’ne yapılan menfur saldırı girişimini biliyorsunuz. Şayet teröristler adliyeye girmeyi başarıp orada görev yapan hakim ve savcılarımıza ulaşabilselerdi, Allah göstermesin, neler yaşanabileceğini tahmin bile edemiyoruz. Bu vesileyle, terör örgütlerinin saldırılarında şehit olan Mehmet Selim Kiraz savcımız başta olmak üzere tüm yargı mensuplarımızı, güvenlik görevlilerimizi, vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.
Adalet sistemimizin mevzuat altyapısını geliştirmek için başlattığımız reformları kesintisiz devam ettiriyoruz. Daha önce hayata geçirdiğimiz çalışmaların bir üst safhasını oluşturan Yargı Reformu Strateji Belgemizi 2019 yılında kamuoyuyla paylaştık.
“BU KONUDA TARAF DEĞİL HAKEM MEVKİNDE BULUNDUĞUMUZU ÇEŞİTLİ VESİLELERLE AÇIKLADIK”
Kurumların birbirleriyle uyumlu çalışmaları, her kurumun Anayasa’da ve yasalarda belirtilen sınırlar içinde faaliyetini yürütmesi devletin ahenkli işleyişi bakımından hayati öneme haizdir. Yüksek yargı kurumlarımız arasında son dönemde hem kendilerini yıpratan hem de vatandaşlarımızın adalete olan güvenini ve inancını sarsan bazı müessif tartışmalara şahit oluyoruz. Biliyorsunuz bu konuda taraf değil, hakem mevkinde bulunduğumuzu çeşitli vesilelerle açıkladık. Bu tavrımızı halen muhafaza ediyoruz ve edeceğiz. Yürütmenin başı ve yasama organındaki en büyük gruba sahip partinin Genel Başkanı sıfatıyla bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir. Siyaset müessesesinin emanetini taşıdığı millete karşı göreve Meclis’te nümayiş yapmak, mahkeme önünde eylem yapmak asla değildir. Kanun yapıcı konumunun hakkını vermelidir. Yargıya dair hemen her tartışmada belli çevreler tarafından sokağın adres gösterilmesi siyaset kurumunun asli görevini inkar etmek demektir. Biz ülkenin ve milletin her meselesi gibi yargıdaki sıkıntıları çözmenin de görevimiz olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. Sorunlardan beslenmek yerine çözümlerle milletimizin karşısına çıkmanın gayreti içindeyiz.
“YÜKSEK YARGI KURUMLARIMIZ ARASINDAKİ İHTİLAFI GİDERMEK MECBURİYETİNDEYİZ”
Şu gerçeği artık hepimiz görebiliyoruz: yüksek yargı kurumlarımızın Anayasa’da belirtilen görev tanımları, sınırları ve onlara yüklenen misyonlar konusunda bir belirsizlik söz konusudur. Esasen bu kurumlarımız arasında eskiden beri bir hiyerarşi tartışması yaşandığını biliyoruz. Anayasamıza göre her birinin görev alanı farklı olan, dolayısıyla hiyerarşiden ziyade vazife tanımıyla konumları belirlenen yüksek yargı kurumlarımız arasındaki ihtilafı gidermek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, ülkemizin terörle mücadelesi başta olmak üzere ali menfaatlerine halel getirme potansiyeli taşıyan bu tartışmaların sürüp gitmesi kaçınılmazdır.
“YENİ ANAYASA MÜMKÜN OLMASA BİLE YARGIDAKİ SORUNU GİDERECEK BİR ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN UZLAŞMA YOLLARINI ARAYACAĞIZ”
Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen yargı mensuplarından bazılarıyla ilgili verdiği tartışmalı kararlar da bazı hususların daha kesin bir şekilde ortaya konulmasının şart olduğuna işaret ediyor. Bu doğrultuda ilk adımları biraz önce ifade ettiğim 8. Yargı Paketimiz ile atmaya başladık. Ancak yargıdaki bu dağınık görüntüyü ortadan kaldırmak için hem anayasa, hem yasa düzeyinde çalışılması gereken daha pek çok husus olduğunun farkındayız. Anayasa değişikliği gerektiren hususlarda Meclis’te geniş bir uzlaşma zemini oluşturulması gerekiyor. Biliyorsunuz, uzunca bir süredir ülkemizin sivil ve günün değil geleceğin ihtiyaçlarını da karşılayacak yeni bir anayasa ihtiyacı olduğunu dile getiriyoruz. Son dönemdeki tartışmalar başta olmak üzere yaşadığımız her hadise bize böyle bir anayasanın Türk demokrasisinin selameti açısından ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Eğer bu konuda Meclis’te bir mutabakat temin edebilirsek zaten meseleyi kökten çözmüş olacağız. Yeni anayasa mümkün olmasa bile yargıdaki sorunu giderecek bir anayasa değişikliği için de uzlaşma yollarını arayacağız. Amacımız ülkemiz bu gereksiz ve yargıya zarar verecek tartışmalardan bir an önce kurtulmalıdır.”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yüksek yargı kurumlarımız arasındaki ihtilafı gidermek mecburiyetindeyiz. Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen yargı mensuplarından bazılarıyla ilgili verdiği tartışmalı kararlar da bazı hususların daha kesin bir şekilde ortaya konulmasının şart olduğuna işaret ediyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’nde konuştu.
Kura töreniyle görev yerleri belli olacak 148 hakim ve Cumhuriyet savcısını tebrik edip başarılar dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık sayıları 24 binin üzerine çıkan hakim ve savcılarımız ülkemizin dört bir yanında milletimiz adına adaleti tesis etmenin mücadelesini veriyor. Her şeyden önce adalet içinde yaşadığımız evrenin ruhudur. Şayet bu ruhu kaybedersek diğer hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Nitekim insanlık tarihine baktığımızda adalet temelinde yükselen toplumların güvenlik ve refah içinde yaşadığını, adaletin kaybolduğu toplumların da kısa sürede yıkılıp gittiğini görürüz. Bunun için bizim medeniyetimizde devlet yönetiminde adaletin önemine bilhassa vurgu yapılır. Zaten medeniyet dediğimiz olgu da ancak adaletin bulunduğu yerde ortaya çıkabilir ve gelişebilir” dedi.
Adaletin önemine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eskiler adalet olunca yiğitliğe gerek kalmaz derler. Sizler devlet ve toplum hayatı bakımından işte böylesine hayati bir görevi yerine getirmek üzere seçilmiş, eğitilmiş, görevlendirilmiş kişilersiniz. Türk milleti adına karar verme mesuliyeti gibi bir vazifeyi inşallah alnınızın akıyla yerine getireceksiniz. Vazifenizi icra ederken hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmaya itina göstermenizin altını özellikle çizmek istiyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, geçmişte adaleti sağlaması gereken kurumlarının başka güçlerin emrine girmesinin yol açtığı sancıların bedelini ağır ödemiş bir ülke olduğunu belirterek, “Adaletin gücü yerine, güçlünün adaletinin hakim olduğu olağanüstü dönemler milletimizin hafızasında çok derin izler bıraktı, travmalara sebep oldu. Vatandaşın devlete olan itimadına, telafisi imkansız zararlar verdi. Cumhuriyet tarihimizin en büyük demokrasi ve kalkınma hamlelerine imza atarken, adalet sistemimizi güçlendirmeyi, dört temel önceliğimizden biri olarak belirledik. Ülkemizi sağlık, eğitim ve güvenlikle birlikte adalet üzerinde yükseltme sözüyle milletimizin huzuruna çıktık. Bir yandan anayasamızda ve temel kanunlarımızda gereken düzenlemeleri Meclisimizle hayata geçirmek, diğer yandan adalet teşkilatımızı güçlendirmek için zorlu bir mücadele yürüttük. Bir dönem tek parti faşizminin bir dönem vesayetin, bir dönem FETÖ’nün güdümüne giren adalet teşkilatımızı yeniden milletimiz adına karar veren bir güç haline getirmek için çok uğraştık” dedi.
“Merdiven altı bir anlayışla yürüyen sistem vardı”
“Hep birlikte 28 Şubat döneminde yargı desteğiyle postmodern darbe yapıldığına da 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da yine desteğiyle darbe teşebbüsünde bulunulduğuna da şahit olmadık mı?” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yargının, personelinden binasına kadar, vazifesini hakkıyla yerine getirmesini zorlaştıran fiziki eksikliklerini giderirken, aynı zamanda adalet teşkilatımızı darbeci zihniyetten de temizlemeye çalıştık. Bu süreçte darbe girişiminin yanı sıra terör başta olmak üzere demokrasimize kasteden, milli iradeyi devre dışı bırakmayı amaçlayan pek çok badireyle de karşılaştık. Az önce de söylendiği gibi ‘merdiven altı’ bir anlayışla yürüyen sistem vardı, ama şimdi öyle değil. Şimdi artık merdiven altı olmak koyun bir kenara, dört dörtlük fiziki imkanlarla halkına hizmet veren, yargıyı bu noktada artık değerlendiren bir yapı var” açıklamasını yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör örgütlerinin, güvenlik güçleriyle birlikte yargı mensuplarını da hedef aldığı dönemler yaşandığını hatırlatarak, “Daha geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’ne yapılan menfur saldırı girişimini biliyorsunuz. Şayet teröristler adliyeye girmeyi başarıp orada görev yapan hakim ve savcılarımıza ulaşabilselerdi, Allah göstermesin, neler yaşanabileceğini tahmin bile edemiyoruz. Bu vesileyle terör örgütlerinin saldırılarında şehit olan Mehmet Selim Kiraz savcımız başta olmak üzere tüm yargı mensuplarımızı, güvenlik görevlilerimizi, vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz” dedi.
“Yasamasıyla, yürütmesiyle, yargısıyla ülkemizin güvenliğini, esenliğini, huzurunu güçlendirmek için hep birlikte çalışmayı sürdüreceğiz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yasamasıyla, yürütmesiyle, yargısıyla ülkemizin güvenliğini, esenliğini, huzurunu güçlendirmek için hep birlikte çalışmayı sürdüreceğiz. Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası yolunda verdiğimiz mücadeledeki onurlu duruşumuz, evlatlarımıza miras bırakacağımız birer iftihar beratı hükmündedir. Böylesine kutlu bir vazifenin manevi hazzını başka hiçbir dünyevi karşılıkla mukayese etmek mümkün değildir. Hakimlerimiz ve savcılarımız, milletimizin omuzlarına yüklediği sorumluluğun bilinciyle vazifelerini yürüttüğü müddetçe, Allah’ın izniyle, bu ülkenin hedeflerine ulaşmasına kimse mani olamaz” değerlendirmesini yaptı.
Yasama gibi, yürütme gibi, yargının da hala çözüm bekleyen sorunları, sıkıntıları olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunların bir kısmı anayasa ve yasalarımızda yapılması gereken değişikliklerle ilgilidir. Sıkıntıların bir kısmı da kurumsal işleyişlerden, kurumlar arası anlayış farklılıklarından ve eski alışkanlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede adalet sistemimizin mevzuat altyapısını geliştirmek için başlattığımız reformları kesintisiz devam ettiriyoruz. Daha önce hayata geçirdiğimiz çalışmaların bir üst safhasını oluşturan Yargı Reformu Strateji Belgemizi, 2019 yılında kamuoyuyla paylaştık. Bu belgede yer alan yol haritamızı adım adım takip ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde gazi Meclisimizin takdirine sunulan 8. yargı paketi, bu strateji belgesinin adımlarından biridir. Mecliste son hali verilecek 8. yargı paketiyle getirilen yeniliklerden bazıları şunlardır: İtiraz, istinaf ve temyiz yollarındaki başvuru süreleri yeknesak hale getirilmek suretiyle iki hafta olarak düzenleniyor. İstinaf ve temyiz sürelerinin başlangıcı hükmün tebliğ tarihi olarak belirleniyor. Adli para cezalarının miktarı günümüz şartlarına göre yeniden tespit edilerek caydırıcılık niteliği güçlendiriliyor. Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarının doğrudan Anayasa Mahkemesi yerine Adalet Bakanlığı’nda kurulacak Tazminat Komisyonu tarafından karara bağlanması öngörülüyor. Hükümlülere vasi atanması işlemi otomatik olmaktan çıkartılarak bu bireylerin kendi kararlarına bırakılıyor. Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçeleri dikkate alınarak örgüt üyesi olmamakla birlikte, örgüt adına suç işleme fiili müstakil bir suç haline getiriliyor. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına özellikle buna karşı istinaf yoluna başvurulmasına imkan sağlanıyor. Kişisel verilerin işlenmesi ve yurt dışına aktarılması konusunda, bireylerin haklarının daha güçlü korunmasını temin edecek güvenceler getiriliyor. Meclisimizin takdiriyle hayata geçirileceğine inandığım bu yargı paketimizi, önümüzdeki dönemde yenileri takip edecektir” dedi.
“Yargıya dair hemen her tartışmada belli çevreler tarafından sokağın adres gösterilmesi, siyaset kurumunun asli görevini inkar etmek demektir”
Kurumların birbirleriyle uyumlu çalışmalarının, her kurumun anayasada ve yasalarda belirtilen sınırlar içinde faaliyetini yürütmesi devletin ahenkli işleyişi bakımından hayati öneme haiz olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüksek yargı kurumlarımız arasında son dönemde hem kendilerini yıpratan hem de vatandaşlarımızın adalete olan güvenini ve inancını sarsan bazı müessif tartışmalara şahit oluyoruz. Biliyorsunuz bu konuda taraf değil, hakem mevkiinde bulunduğumuzu çeşitli vesilelerle açıkladık. Bu tavrımızı halen muhafaza ediyoruz ve edeceğiz. Yürütmenin başı ve yasama organındaki en büyük gruba sahip partinin genel başkanı sıfatıyla bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir. Siyaset müessesesinin emanetini taşıdığı millete karşı görevi, Mecliste nümayiş yapmak, mahkeme önünde eylem yapmak asla değildir. Kanun yapıcı konumunun hakkını vermektir. Yargıya dair hemen her tartışmada belli çevreler tarafından sokağın adres gösterilmesi, siyaset kurumunun asli görevini inkar etmek demektir” değerlendirmesini yaptı.
“Sorunlardan beslenmek yerine çözümlerle milletimizin karşısına çıkmanın gayreti içindeyiz”
“Biz ülkenin ve milletin her meselesi gibi yargıdaki sıkıntıları çözmenin de görevimiz olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sorunlardan beslenmek yerine çözümlerle milletimizin karşısına çıkmanın gayreti içindeyiz. Şu gerçeği artık hepimiz görebiliyoruz. Yüksek yargı kurumlarımızın, anayasada belirtilen görev tanımları, sınırları ve onlara yüklenen misyonlar konusunda bir belirsizlik söz konusudur. Esasen bu kurumlarımız arasında eskiden beri bir hiyerarşi tartışması yaşandığını biliyoruz. Anayasamıza göre her birinin görev alanı farklı olan, dolayısıyla hiyerarşiden ziyade, vazife tanımıyla konumları belirlenen yüksek yargı kurumlarımız arasındaki ihtilafı gidermek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde ülkemizin terörle mücadelesi başta olmak üzere, ali menfaatlerine halel getirme potansiyeli taşıyan bu tartışmaların sürüp gitmesi kaçınılmazdır” açıklamasını yaptı.
“Cumhuriyet tarihinin en önemli reformlarını hayata geçirmeyi başarmış bir yönetim olarak, bu meselenin çözümünü de biz sağlayacağız”
Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen yargı mensuplarından bazılarıyla ilgili verdiği tartışmalı kararların da, bazı hususların daha kesin bir şekilde ortaya konulmasının şart olduğuna işaret ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi:
“Bu doğrultuda ilk adımları, biraz önce ifade ettiğim 8. yargı paketimizle atmaya başladık. Ancak yargıdaki bu dağınık görüntüyü ortadan kaldırmak için hem anayasa hem yasa düzeyinde çalışılması gereken daha pek çok husus olduğunun farkındayız. Anayasa değişikliği gerektiren hususlarda, Mecliste geniş bir uzlaşma zemini oluşturulması gerekiyor. Biliyorsunuz, uzunca bir süredir ülkemizin sivil ve günün değil, geleceğin ihtiyaçlarını da karşılayacak yeni bir anayasa ihtiyacı olduğunu dile getiriyoruz. Son dönemdeki tartışmalar başta olmak üzere yaşadığımız her hadise, bize böyle bir anayasanın Türk demokrasisinin selameti açısından ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Eğer bu konuda Mecliste bir mutabakat temin edebilirsek, zaten meseleyi kökten çözmüş olacağız. Yeni anayasa mümkün olmasa bile, yargıdaki sorunu giderecek bir anayasa değişikliği için de uzlaşma yollarını arayacağız. Amacımız, ülkemiz bu gereksiz ve yargıya zarar verecek tartışmalardan bir an önce kurtulmalıdır. İnşallah Cumhuriyet tarihinin en önemli reformlarını hayata geçirmeyi başarmış bir yönetim olarak, bu meselenin çözümünü de biz sağlayacağız.” – ANKARA
]]>
Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: ADEM KARABAYIR
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 31 Mart 2024 yerel seçim sürecinin ilk halk buluşmasını Şile Meydanı’nda gerçekleştirdi. CHP Şile Belediye Başkan adayı Özgür Kabadayı ile birlikte vatandaşları selamlayan İmamoğlu, “Bize oy verirsiniz, vermezsiniz; bizden hizmet alırsınız. O ne diyor? ‘Bize oy verirseniz, hizmet alırsınız’ diyor. Öyle değil mi? Bizim milletimize had bildiren, haddini bildirmeye çalışan, bizim milletimizi tehdit etmeye çalışan bir kişiyi bizim milletimiz nerede pişman eder? Sandıkta, sandıkta pişman eder. Pişman edeceksiniz onu bu sözlerinden dolayı. ve bizim milletimiz, milletine had bildiren anlayışı bırakalı 100 sene oldu, 100 sene. Bu ülkede 100 senedir Cumhuriyet var. Bu ülkede 100 senedir büyüyen demokrasi var. Daha da büyüteceğiz. 100 senedir, ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir’ diyen 16 milyon İstanbullu var, 86 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Onun için, millete had bildirmeye, bu millet pabuç bırakmaz. Gereğini yapar. Siz de gereğini yapacaksınız” dedi.
İmamoğlu, 31 Mart 2024 yerel seçim sürecinin ilk halk buluşmasını Şile Meydanı’nda yaptı. CHP Şile Belediye Başkan adayı Özgür Kabadayı ile birlikte vatandaşları selamlayan İmamoğlu, coşkulu bir kalabalığa hitap etti. İmamoğlu şunları söyledi:
“BUGÜN HEP BİRLİKTE BİSMİLLAH DİYORUZ: Bugün hep birlikte bir ‘bismillah’ diyoruz. İnşallah güzel bir seçim yolculuğuna çıkıyoruz. Şunu hissediyorum: İnsanlarımızın güzel bakışları, bizlerle olan samimi paylaşımları ve duyguları, bu seçimin çok başarılı bir seçim olacağının, hep birlikte çok güzel işler başaracağımızın işareti. Alanında Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük tesisi olan Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi açılışından geldik. Artık o çöp sızıntı suyu bu bölgeye, hatta ta Marmara’ya kadar zarar vermeyecek hale geldi. Hayırlı uğurlu olsun.
SEÇİMİ, GÜLER YÜZÜMÜZLE KAZANACAĞIZ: Biz, bu seçimi tabii ki kazanmak için yola çıkıyoruz. Seçimi, güler yüzümüzle kazanacağız. ve bundan hiç vazgeçmeyeceğiz. Nezaketimizle, sevgimizle, saygımızla kazanacağız. Biz seçimde algılarla değil, gerçeklerle kazanacağız. Göreceksiniz; el birliğiyle, yürek yüreğe kazanacağız. İşbirliğimiz büyüyecek. Biz, hep birlikte kazanacağız. Milletçe kazanacağız. Şile’de, sadece Özgür Başkan değil, bütün Şileliler kazanacak. İstanbul’da, Ekrem Başkan değil, bütün İstanbul kazanacak. ve böyle bir düzeni, böyle bir süreci hep birlikte var edeceğiz. 5 yılda İstanbul’da, her konuda, ama her konuda insan odaklı iş ürettik. İstanbul’un sorunlarını çözüme kavuştururken, yeşil alandan İstanbul’un ulaşım sistemine, metrolarından köylerine, çiftçisinden balıkçısına, bu şehrin annelerinden çocuklarına, gençlerinden yaş almış insanlarımıza; bütün hizmetlerimizi en kaliteli hale getirirken, yeni hizmetlerimizle insan odaklı bir süreç ortaya koyduk. En zor koşullarda, pandemide, İstanbul’un ekonomik krizden sarsıldığı 6-7 yıl içerisinde insanlarını rahat ettirmek adına, en üstün, insan odaklı projeleri ortaya koyduk.
5 YILDA GİTMEDİĞİMİZ ŞİLE KÖYÜ KALMADI: Şile, bizim geçmiş dönem yaşadıklarımızı yaşamadı. Ben, bir ilçenin belediye başkanıydım; biliyorsunuz. 5 yıl o görevi yaptım. Bir başka partiden diye, Büyükşehir Belediyesi, bizim kapımızı bile çalmadı. Bize selam bile vermedi. Hizmette ayrımcılık yaptı. Ama biz… Bu 5 yılda gitmediğimiz Şile köyü kalmadı. Yolunu yapmadığımız Şile köyü kalmadı. Mezarlıklarını yenilemediğimiz Şile köyü kalmadı. ‘Şile onların partisiymiş, şuymuş, buymuş’ demedik. Bakın Şile’nin, selle, en ufak bir yağmurda bile en büyük sıkıntıyı yaşayan Yediköy Deresi’ni büyük oranda bitirdik. Tamamını bu yaza kadar tamamlayacağız. İstanbul’un her yerini sel baskınlarından kurtarırken, Şile’yi de unutmadık, Şile’ye tarihin en büyük altyapı projesini kazandırdık. Atık su ve yağmur suyu süreçlerinde ciddi yatırım yaptık. Yeniköy’de yine, Arıcılık Merkezi açtık. Özellikle Şile’de arıcılığın büyümesi adına, işbirliği yaparak çok özel bir merkezi hayata geçirdik. Şile’de yoktu; Halk Ekmek’i buraya bile getirdik. Vatandaşımızın hizmet alacağı neresi varsa, esirgemedik. ve inanın; İstanbul’un hiçbir köşesini, bu konuda mağdur etmedik. Şile’de kreşimizin şu an inşaatı devam ediyor. Kreşi de çok yakın zamanda burada açacağız.
BAZI ŞEYLER, BU ŞEHİRDE SIFIRDI: Bazı şeyler, bu şehirde sıfırdı. Mesela; öğrenciye burs sıfırdı. Sadece bu sene kaç öğrenciye burs verdik biliyor musunuz? Tam 100 bin üniversite öğrencisine, 750 milyon lira, eski parayla 750 trilyon lira bir bütçe ayırdık. Bu dediğim bütçe bile, Şile Belediyesi’nin bütçesinden çok daha fazla bir bütçe. Peki sadece o mu? Başka şeyler de sıfırdı. Şu anda tam 100 kreşimiz var. Her sene, en ücra mahallelerde 10 binin üzerinde çocuğumuz, o kreşlerde eğitim alıyor. Başka şeyler var, sıfırdı. Mesela öğrencilerin yurtları yoktu. Öğrencilerin kalacağı sayısı sıfırdı. Şu anda 5 bin 200 üniversite öğrencimiz, yurtlarımızda kalıyor. Bakın böyle bir hizmet yoktu: Annelerin mağduriyetini dinlemiş bir kardeşiniz olarak, bir hemşehriniz olarak, gelir gelmez göreve biz ne yaptık? Özellikle çocuğu olan, bebeği olan annelere dedi ki, ‘Biz, sizi bu şehirde özgürleştireceğiz. Bebeğini kucağına alacaksın, sağlık ocağına gideceksin. Bebeğini kucağına alacaksın, doktora gideceksin. Bebeğinle birlikte gezeceksin. Moralin iyi olacak ki, çocuğunu daha iyi yetiştirebilesin.’ Şu anda 650 elli bin annenin cebinde, bizim Anne Bebek Kartı var.
MİLLETİMİZİN ÇAKTIRMADAN CEBİNDEN PARALARI ALAN DEĞİL…: Bizim bu projelerimizi 2019 yılında anlatırken, şöyle dediler: ‘Ya öyle proje mi olur?’ Onların mega proje dediği, insanların gözünü boyayan, çaktırmadan cebinden çok para alan işler. Biz ne yapıyoruz? Biz ne yapıyoruz biliyor musunuz? Milletimizin bütçesini, milletimiz için harcıyoruz. Milletimizin çaktırmadan cebinden paraları alan değil, milletimizin gözüne sokarak yardım eden değil; bir elin verdiğini öbür elin görmediği, ihtiyacı olan insanın cebine farkını olmadan yardım eden bir yönetim olduk. Dolayısıyla biz, insanımıza hizmet ediyoruz. Biz, insanımızla konuşuyoruz. İnsanımızla konuşmaya devam edeceğiz. Biz; özgür, onurlu, 16 milyon İstanbulluyuz. İnsanımızın hiçbirisini birbirinden ayırt etmiyoruz. ‘Benim partilim, başka partili’ demeyeceğiz. Ben, partimin has evladıyım. Cumhuriyet Halk Partiliyim. Cumhuriyet’imi, canım bayrağımı çok seviyorum. Milletimi, devletimi çok seviyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ü çok seviyorum. Biz böyle bir kültürü temsil ediyoruz. Ama ‘O parti, bu parti’ demiyoruz. Biz, bu şehrin bütün partilerine oy verenlerin oyuna talibiz. İstanbul ittifakı’nın oyuna talibiz. Ben, 16 milyon insanın oyunu almaya talibim. İstanbul’un her köşesinde bu sefer, bu seçimde hep birlikte oy rekoru kırmaya var mıyız? Özgür Başkanla birlikte, Şile’de, oy rekoru kırmaya var mıyız? İşte biz, bu kültürle, bu ahlakla göreve talibiz.
SİZLERİ ŞÖYLE BİR SEFERBERLİĞE DAVET EDİYORUZ…: Sevgili dostlarım, benim değerli hemşerilerim, sizleri, özellikle Şileli hemşehrilerimi şöyle bir seferberliğe davet ediyoruz. Bütün Şilelilerden, bu seçimde tarihi görülmemiş bir biçimde bu seçimin seferberliğine davet ediyoruz. Hep birlikte çalışacağız. Efendim bazen bana şöyle diyorlar: ‘Ben, senin için çok çalıştım.’ Senin için değil; ben şu an kim için çalışıyorum? Sizin için çalışıyorum. Kendim için de çalışıyorum. Ailem için de çalışıyorum. Ama bu şehrin 16 milyon insanı için çalışıyorum. Buradaki bütün değerli hemşehrilerime şunu söylüyorum: Siz de önce kendiniz, sonra aileniz, sonra bütün Şile için, sonra bütün İstanbul için var gücünüzle, güler yüzle, neşeyle, enerjinizle çalışmaya hazır mısınız? Çok fazla bir şey istemiyoruz. Bundan sonra artık önümüzde yaklaşık 40 gün var. Sizden isteğimiz şu: Komşunuzun kapısını çalın. Bizden selam götürün. Özgür Başkanımızdan selam götürün. Biz zaten çok çalışacağız, göreceksiniz. Güzel anneciğim, o güzel yanaklarından, ellerinden öpüyorum hepinizin. O kadar güzel anne var ki burada. Hepinizin güzel ellerinizden öpüyorum.
YALAN DOLAN İŞLERLE UĞRAŞACAKLAR. VALLAHİ VIZ GELİR TIRIS GİDER: Ben size bir şey söyleyeyim mi? Allah beni, bu şehrin çocuklarına mahcup etmesin. Bakın bu şehrin çocuklarına bu şehrin annelerine, güzel annelerimize, teyzelerimize… Ellerinizden öpüyorum. Ben size mahcup olmamak için, çok çalışacağım. Arı gibi çok çalışacağım. Göreceksiniz; benim peşimden koşmaktan yorulacaklar. Yarı yolda nefes nefese kalacaklar. Belki, belki kötü şeyler gelecek akıllarına. Ekrem’le ilgili kötü şeyler konuşacaklar. Böyle ahlak dışı işler yapacaklar. Yalan yanlış, yalan dolan işlerle uğraşacaklar. Vallahi vız gelir tırıs gider. Kötü söz, sahibine aittir. Kötü söz bize yapışmaz, bize yakışmaz. Onlar ne kadar kötü konuşursa konuşsun, biz onlarla ilgili kötü konuşmayacağız. Onun için siz bizden, onlara selam götürün. Hemşehrilerimize, komşularımıza selam götürün. Oylarını istiyoruz ve birlikte çalışacağız. Yalnız Şile Belediye Başkanımıza, yalnız Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bana, Özgür Bey’e ve Ekrem İmamoğlu’na değil, meclis üyeliklerine de oy istiyoruz. Oylarınız, Büyükşehir’de gücümüzü arttıracak. Her birinizden bunu özellikle söylemenizi istiyorum.
BİZİM MİLLETİMİZ, MİLLETİNE HAD BİLDİREN ANLAYIŞI BIRAKALI 100 SENE OLDU: Bize oy verirsiniz, vermezsiniz; bizden hizmet alırsınız. O ne diyor? ‘Bize oy verirseniz, hizmet alırsınız’ diyor. Öyle değil mi? Bizim milletimize had bildiren, haddini bildirmeye çalışan, bizim milletimizi tehdit etmeye çalışan bir kişiyi bizim milletimiz nerede pişman eder? Sandıkta, sandıkta pişman eder. Pişman edeceksiniz onu bu sözlerinden dolayı. ve bizim milletimiz, milletine had bildiren anlayışı bırakalı 100 sene oldu, 100 sene. Bu ülkede 100 senedir Cumhuriyet var. Bu ülkede 100 senedir büyüyen demokrasi var. Daha da büyüteceğiz. 100 senedir, ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir’ diyen 16 milyon İstanbullu var, 86 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Onun için, millete had bildirmeye, bu millet pabuç bırakmaz. Gereğini yapar. Siz de gereğini yapacaksınız. Bize öyle güçlü destek olun ki… Bunlar, gönüllerindekini bile dillerine dolayamıyorlar. Kanal İstanbul’u yapmak istiyorlar; tamamen duygusal… Ama söyleyemiyorlar. Bunlara öyle bir demokrasi tokadı atın ki, seçimde, sandıkta bir daha akıllarına Kanal İstanbul diye bir şey gelmesin.
BU MİLLETİN YOKSULLUKLA OLAN SÜREÇLERİNİ ÇÖZSÜNLER: Bu milletin yoksullukla olan süreçlerini çözsünler. Görevleri kalacak seçimden sonra. Ne kadar bilmiyorum. Neyse, ‘2028’e kadar’ diyelim. O zamana kadar ekonomideki sorunları çözmeye uğraşsınlar. Emeklinin dar gelirli haline çözüm bulmaya çalışsınlar. Okula aç giden çocuklarımıza çözüm bulmaya çalışsınlar. Bu milletin temel sorunlarıyla ilgilensinler. Çevre sorunlarıyla uğraşsınlar. Yanlış işleri yüzünden Erzincan’da, Türkiye’nin farklı yerlerinde mahvolan çevreyi düzeltmeye uğraşsınlar. Ama bunlara gereken dersi vereceğinizi biliyorum. Her konuda İstanbul’un iradesine güveniyorum. Sevgili hemşehrilerimiz, yolumuz açık olsun. Allah yolumuzu açık eylesin. Ben size mahcup olmayayım. Özgür Başkanım size mahcup olmasın. Allah’ın izniyle, biz bu seçimi milletçe kazanacağız, milletçe. Milletin iradesiyle kazanacağız. Yolumuz açık olsun. ‘Tam yol ileri’ diliyorum. Her şey çok güzel olacak.”
Otobüs içinden vatandaşları selamlayan İmamoğlu, Şile Su Ürünleri Kooperatifi’nde balıkçılarla bir araya gelip, sorunlarını dinledi.
]]>
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Sayın Cumhurbaşkanımızın geçen hafta gerçekleştirdiği Birleşik Arap Emirlikleri ve bilhassa Mısır ziyareti hakikaten de tarihi niteliktedir. Biz, bu ziyaretin hem doğru hem de zamanlama itibarıyla çok yararlı ve yerinde olduğunu değerlendiriyoruz.” dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, dış politikada ülkeler arası ilişkilerin zaman zaman şekil değiştirdiğini belirterek, akışkan ve dinamik bir süreç olan diplomasinin, tarihin, kültürün, coğrafyanın, jeopolitik ve jeostratejik müktesebatın, milli hedeflerin bileşkesinde, hakiki mana ve muhtevasını bulduğunu söyledi.
Devletler arası ilişkilerde kalıcı dostluktan, kategorik düşmanlıktan bahsetmenin mümkün olmadığını vurgulayan Bahçeli, esas olanın mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde değerlerle pekişmiş karşılıklı anlayış ve çıkarlara saygı olduğunu kaydetti.
Dünya genelinde belirsizliklerin endişe verici ölçüde artış halinde olduğuna işaret eden Bahçeli, küresel siyaset ve diplomasinin öngörülebilirliğinin gittikçe zayıfladığını belirtti.
Farklı coğrafyalarda tezahür eden kriz ve ihtilafların milletler ve medeniyetler arasındaki barış, huzur ve istikrarı tehdit ettiğine dikkati çeken Bahçeli, hızlanan, kızışan ve çapı genişleyen siyasi, ekonomik, ticari ve hegemonik güç mücadelelerinin yumuşama yerine sertliği, diyalog yerine restleşmeyi, diplomasi yerine dipsiz anlaşmazlıkları körüklediğini dile getirdi.
Devlet Bahçeli, bölgesel ve küresel kutuplaşmanın kaotik bir dünya tablosunu resmettiğini belirterek, Türkiye’nin böylesi çalkantılı ve fırtınalı bir ortamda yüksek öngörü, manevra kabiliyeti, milli ve manevi değerlerle zenginleştirilmiş diplomasi gücüyle dikkatleri üzerine çektiğini ifade etti.
Bahçeli, “Hem sahada hem de masada muktedir bir Türkiye gerçeği elbette taraflı tarafsız herkesin takdirini toplamaktadır. ‘Çok yönlü ve tesirli diplomasi’ demek, ‘farklı zaman ve dönemlerde, farklı taraflarla aynı anda görüşmek, konuşmak ve temas kurmak’ demektir. Türkiye’nin yaptığı da budur. Bu sayede milli güvenliğimize, milli varlığımıza ve egemenlik haklarımıza yönelik tehdit ve sınamalar etkisiz hale getirilmektedir. Çevremizde barış, huzur, refah ve istikrar kuşağının tesisi amacıyla akıl ve ahlak temelli diplomatik ilişkiler kesintisiz mesafe almaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır ziyareti
Bahçeli, Türk ve Türkiye Yüzyılı’nda, MHP’nin dış politikaya bakışının ana çerçevesinin dünya barışı ve Türkiye’nin milli güvenliği, ekonomik kalkınma ve refahının temini üzerine bina edildiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Sayın Cumhurbaşkanımızın geçen hafta gerçekleştirdiği Birleşik Arap Emirlikleri ve bilhassa Mısır ziyareti hakikaten de tarihi niteliktedir. Mefluç ve mahvı perişan vaziyette olan muhalefet hangi ezberleri telaffuz ederse etsin, atılan sağlam adımları karalamak için nasıl bir bozuk dil kullanırsa kullansın, biz bu ziyaretin hem doğru hem de zamanlama itibarıyla çok yararlı ve yerinde olduğunu değerlendiriyoruz. İnanıyorum ki Türkiye-Mısır ilişkileri, olması gereken mevkiye tırmanacak, kurulan dostluk ve kardeşlik bağları iki ülkenin de çıkarına hizmet edecektir.
Mısır ile asırlara dayanan tarihi, kültürel ve inanç temelli köklü bir ortak geçmişimiz vardır. Bu geçmişin kutlu bir geleceğe köprü olması, iyi niyetli temennimizdir. Daha düne kadar İstanbul ile Kahire’nin kader çizgisi bir ve aynıydı. Türkiye ile Mısır’ın ayrı düşmesi, birbirine sırtını dönmesi, ilişki ağlarının zedelenmesi müşterek tarih ve coğrafyanın bizatihi ruhuna terstir ve bununla birlikte olumsuz faturası da kabarık olacaktır. İki ülke arasında, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantılarının Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Ortak Bildiri’nin imzalanmasının yanında ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılma hedefi sevindirici ve umut verici bir gelişmedir.”
“Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın mührünü inançla basacaktır”
Ekonomi, ticaret, enerji, turizm, eğitim, kültür ve savunma sanayisi alanlarında Türkiye ile Mısır’ın yakın temas ve irtibatının, iki ülkenin stratejik avantaj ve kazancını tahkim edeceğine işaret eden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Muhalefet partilerinin koro halinde ‘dün şunu demiştin, bugün böyle diyorsun’ çıkışları Türk dış politikasının yüksek misyon ve vizyonunu idrak ve itiraf edemeyen sefil bir anlayışın hezeyanıdır. Çevresiyle buzları eriten, anlaşmazlıkların düğümünü çözen ve yükseliş halinde olan Türkiye, başta CHP olmak üzere zillete düşen diğer muhalefet partilerini kıskandırmakta ve çatlatmaktadır. Onlar umudunu yapay zekaya bağlaya dursunlar, Cumhur İttifakı, Türk milletinin muazzam zekasıyla daha çok işler başaracak, çağın alnına Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın mührünü inançla basacaktır.
Türkiye ile Mısır’ın yakın diyaloğu, İsrail zulmüne karşı da güvenlik şemsiyesidir. Mısır’ın, Gazze’de işlenen soykırım suçuna yönelik tavrı memnuniyet vericidir. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ısrar ve inatla Refah’a operasyon yapacaklarını ileri sürmesi, savaşı Gazze’nin dışına taşıma hamlesi şeklinde okunmalıdır ve Mısır için de tehdittir. Gazzeli masumların sığındığı Refah’a saldırmak çılgınlıktır ve sonu İsrail için felakettir.”
Bahçeli, İsrail’in, Refah’tan kesinlikle uzak durması, işlediği cinayetlerine, yaptığı insanlık dışı operasyonlara yenilerini eklemekten mutlak surette kaçınması gerektiğinin altını çizerek, “İsrail’in Refah’a girmesi halinde Mısır’ın barış anlaşmasını askıya alacağını duyurması, 1967 ve 1973 savaşlarının daha şiddetli olarak tekerrür edeceğini, bu defa İsrail’in çok ağır bedel ödemek durumunda kalacağını muhataplarına ihsas ve ilan etmektedir.” diye konuştu.
İsrail’in katliamlarına son vermesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, “Uluslararası toplum yalnızca sözle, sızlanmayla, kınamayla yetinmemelidir. Mübarek ramazan ayı girmeden kalıcı ateşkes sağlanmalı, insani dram bitmelidir. İki devletli çözüm için Birleşmiş Milletler ve küresel vicdan çok acil harekete geçmelidir. Tekrar ediyorum, başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırları temelinde, bağımsız ve toprak bütünlüğüne haiz Filistin kurulmadan Orta Doğu’da barış, huzur ve istikrar sadece hayalden ibaret kalacaktır.” dedi.
“Emperyalizmin konu mankenidir”
Necip Fazıl Kısakürek’in ???????”Bizdeki muhalefet iktidarı düşürmek şartıyla vatanı düşürmeye bile razıdır” ifadesini anımsatan Bahçeli, “İktidara değil de ülkesine muhalefet edenler siyasetin konusu olmaktan çok emperyalizmin konu mankenidir.” görüşünü paylaştı.
Bahçeli, 93 Harbi sırasında Nene Hatun’un “Bebeğim anasız büyür de vatansız büyüyemez” sözünü hatırlatarak, “Nene Hatun’un feragat ve ferasetinin kırıntısını arasanız dahi muhalefet partilerinde asla bulamazsınız.” değerlendirmesinde bulundu.
Zihniyetleri kiralık, kalpleri karanlık, siyasetleri kifayetsiz ve kimliksiz olanların ne millete ne de ülkeye bir faydalarının dokunamayacağını belirten Bahçeli, şunları söyledi:
“Türkiye eski Türkiye değildir. Köprünün altından çok sular akmıştır. ya muhalefet değişecek ya da millet cibilliyet ve ciddiyet yoksunu bu muhalefetin defterini dürecektir. Muhalefet partilerinin Türkiye’nin egemenlik haklarını ve beka mücadelesini hafife alması, bununla da yetinmeyip savsaklama ve sulandırma çabası ağır yaralı ve yüreksiz bir siyasetin ibra ve ifşasından başka bir şey değildir.
Bölücü terör örgütü PKK ile DEM’lenerek bağ kurmak, FETÖ ile taşeronlar eliyle bağlantıya geçmek, ülkemize ve milletimize yapılabilecek en vahim kötülüktür. CHP, sadece kendi içinde kavgalı değil, Türk milletiyle de sorunludur. Bu CHP’nin, yerel yönetimlerde yedek kulübesine çekilmesi, ıslah ve terbiye edilmesi milli bir görevdir. DEM’lenmiş CHP’nin doğrusu ile yanlışı birbirine karışmış, milli ve manevi aidiyeti kalmamıştır. DEM’lenmenin maskesi kent uzlaşması, sandık uzlaşması, Türkiye ittifakı olarak açıklanmaktadır. DEM Parti, artık CHP’nin karar ve kumanda odasına kadar nüfuz etmiş, kimin aday yapılıp yapılmayacağını tayin eden vesayetçi bir konuma sahip olmuştur. Esenyurt’tan Kadıköy’e ve Mersin’in bazı ilçelerine kadar görünen çarpıcı gerçek budur ve aslında her seçim çevresinde adı konulmamış, kokuşmuş ittifak ilişkisi DEM’lenen ve boyunduruk altına alınan CHP’nin iç yüzünü deşifre etmiştir. CHP ile DEM iç içe geçmiş, birisini diğerinden ayırt etmek zorlaşmıştır. Özgür Bey’in irade ve siyasetinin şifreleri DEM’in eline geçmiştir. Kuklalar belli, kuklacılar bilinmektedir.”
Devlet Bahçeli, 31 Mart’ta Türkiye’yi DEM’lemeye ve devirmeye çalışanlara Türk milletinin müsaade etmeyeceğini, müsamaha göstermeyeceğini vurgulayarak, “Cumhur bizim, Türkiye hepimizindir.” ifadesini kullandı.
Atatürk’ün adını ve anılarını hiçe sayanları, elleri öpülesi ecdada hakaret edenleri, Türklüğü rafa kaldıranları, İstanbul’u Ermeni şehri olarak gösterenleri, Türk milletinin affetmeyeceğini dile getiren Bahçeli, bu zillete aziz milletin müstahak olmadığını ve olmayacağını belirtti.
“CHP kayış koparmış, dingil kırmış, dengeyi kaybetmiştir”
Sırf oy avcılığı uğruna, sırf bazı odaklara şirin ve sevimli görünmek adına milli varlığı tartışmaya açmanın, etnik ve mezhep ayrımcılığını kamçılamanın düşman dili ve milliyetsizlerin ağzı olduğunu kaydeden Bahçeli, “CHP, DEM’lenmekle ekseninden kaymıştır. CHP, kayış koparmış, dingil kırmış, dengeyi kaybetmiştir. DEM’lenmiş CHP, sakat ve skandal bir siyasetin pençesinde kıvrana kıvrana tükenişe ve inişe geçmiştir. Nihayet yerel yönetimleri Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefleriyle buluşturma vakti gelip çatmıştır. Malum yerel yönetimleri düştükleri zillet çukurundan çekip çıkarmanın zamanı yaklaşmıştır. O zaman 31 Mart 2024 tarihidir. Vakit Cumhur İttifakı’nda toplanma ve kucaklaşma vaktidir. Vakit el ele vermenin, gönüllerde birleşmenin, hep birlikte ‘Türk milletiyiz’ demenin vaktidir. Bihakkın saflarımızı sıkı tutacağız, Kızılelma’ya doğru koşar adım yürüyeceğiz.” sözlerini sarf etti.
“Çürümüş bir kalem sahibinin” köşesinde yazdığı “Ey alt eğitimli ve alt gelir grupları, bilesiniz ki, verdiğiniz oylar ile ülkeyi kurtarmıyor, tersine yıkımına destek oluyorsunuz. ve siz bu oyları vererek cennete gider misiniz bilmiyorum ama evlatlarınıza cehennem gibi bir yaşam bırakıyorsunuz” ifadelerini anımsatan Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İşte biz bu halk ve demokrasi düşmanlarına, seçkinci ve kaymak tabakaya tutunmuş satılık kalem yobazlarına bu aziz vatanı bırakmayacağız. Milletimizi aşağılayan, gelirini ve eğitimini küçümseyen, zımnen ‘cahil’ diyen zilletin devşirilmiş kalemşörlerine asla boyun eğmeyeceğiz. Yılmayacağız, yıkılmayacağız, yıktırmayacağız, sonunda yükseldikçe yükseleceğiz. Taviz vermeyeceğiz, teslim olmayacağız, tembellik gösteremeyeceğiz, mutlaka kazanacağız. Cumhuriyet’in yeni yüzyılında cumhurun muhteşem zaferine hep birlikte imza atacağız. Zalimlere karşı aynı siperdeyiz. Zillete karşı aynı mevzideyiz. Hainlere karşı aynı hizadayız. Türkiye düşmanlarına karşı aynı çizgideyiz. Biriz, diriyiz, hep birlikte Türkiye’yiz, Türk milletiyiz. Çağrımız ‘bu millet, bu vatan, bu bayrak benim’ diyen her insanımızadır. Çağrımız her insanımızı kardeş, her yöremizi aziz bilen Türkiye sevdalılarınadır. ‘Paylaşılacak vatanım, vazgeçilecek insanım yok’ diyen her vatan evladıyla geleceğimiz bir ve ortaktır. ‘Biz, birlikte Türkiye’yiz’ diyen herkes bizim özbeöz kardeşimizdir.”
“Bu karar alınırken 5. Daire üyeleri maklube mi yiyorlardı”
Türk devlet ve yönetim felsefesinin dayanağının adalet olduğuna işaret eden Bahçeli, adalet ve hukukun tahribatının devletin zaafına yol açacağını dile getirdi. Bahçeli, “Özellikle Anayasa Mahkemesi ile Danıştay’ın verdiği bazı kararların doğrudan devlet onuruna, milli varlık ve güvenliğimizin ruhuna zarar verdiği açıktır.” görüşünü paylaştı.
Sosyal, siyasal ve ekonomik istikrarın güvencesinin hukuk olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Milletimizin sinir uçlarını tahriş eden, FETÖ’cülerle PKK’lılara alan açan sözü geçen yüksek mahkemelerin sıra fiyat istikrarını hedef alan fiyat anarşistleriyle ilgili önleyici kararlar almaya geldiğinde üç maymunu oynaması işgüzarlık ve ikiyüzlülüktür.” dedi.
“Ekonomik büyümenin dizginlenmesi, istihdamın geriletilmesi, cari dengenin bozulması için el ovuşturan, fiyat etiketlerini sürekli olarak yukarı yönlü güncelleyen fırsatçıların, azgın fiyat anarşistlerinin ve bunların arkasındaki FETÖ’cülerin hukuken hesabı sorulmadan sosyal ve ekonomik huzur nasıl temin edilecektir? İnsanımızın ekmeğine ve cüzdanına ambargo koyanların yakasından adalet ne zaman tutacaktır?” diye soran Bahçeli, 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü sonrasında, hain örgütle ilişki ve iltisakı belirlenen yaklaşık 4 bine yakın hakim ve savcının meslekten ihraç edildiğini hatırlattı.
“Danıştay 5. Daire’nin FETÖ’den ihraç edilen 387 hakim ve savcıyı tekrar mesleğe iade eden kararı çok tehlikelidir, çok sakıncalıdır, hukuki bir temeli yoktur” sözlerini sarf eden Bahçeli, “Bu dairenin göreve iade kararı verdiği kişiler arasında ankesörlü hatlarla haberleşen, mahrem imamlarla irtibatı olan, ByLock yazışmalarında adı geçen, terör örgütüne bağış yapan, hakkında örgüt üyeliğinden işlem yapılan isimlerin olması nasıl izah edilecektir? Danıştay 5. Daire nereye hizmet etmektedir? Bu karar alınırken 5. Daire üyeleri maklube mi yiyorlar, haşhaşilerin vaazlarını mı dinliyorlardı? FETÖ’cüleri aklamak vatana, millete ve adalete ihanet değil midir? FETÖ’cüleri göreve iade etmek cinayet değil midir? FETÖ’ye merhamet şehitlerimize hakaret değil midir?” sorularını yöneltti.
Danıştay 5. Daire’nin adalet ve hukuka göre karar vermediğini kaydeden Bahçeli, “Allah’tan Hakimler ve Savcılar Kurulu devreye girmiş ve mesleğe iadesi yapılan 387 kişi hakkında yeni bir inceleme başlatmış, aynı zamanda Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurul’una da gerekli itirazlar yapılmıştır.” açıklamasında bulundu.
“Bir yazar müsveddesinin” sosyal medya hesabından 15 Temmuz ile ilgili “Hükümet 4 ay önceden darbe olacağını bütün ayrıntılarıyla biliyordu. Halk ne olduğunu bilmeden darbeye karşı meydanlara çıktı. Sonuçta olan bu ülkeye oldu” dediğini anımsatan Bahçeli, Şayet bu şahıs iddialarının ispatını yapmazsa, şerefli bir Türk savcısının huzurunda yazdıklarını tevsik etmezse dünyanın en namert insanıdır.” diye konuştu.
“FETÖ’nün propagandasına çanak tutulması, 15 Temmuz’a tiyatro denilmesi alçaklığın dibidir” diyen Bahçeli, şunları kaydetti:
“Aynı anda Danıştay 5. Daire’nin kararı, işbirlikçilerin iddiaları, ülkemize giriş yaparken 4 FETÖ’cünün yakalanması ve Pensilvanyalı hainin Yusuf Suresi üzerinden gizemli mesajlar vermesi, gizli bir toparlanmanın emaresidir. Fakat o günler geçmiştir. Gelecekleri varsa görecekleri de vardır. Eğer yanılıp yenilip üstümüze gelen olursa, tavsiyem boy ölçüsüne uygun kefen biçtirmesidir. Çünkü yatacağı yer sadece mezardır, hesabı da yüce Allah’a verecektir. Kuyuya düşen yoktur. Yusuf Suresi’ne konu olacak bir şey yoktur. Kuyuda Yusuf değil, kuyruğu kesilen yılan vardır, bu defa kafasını koparmak da bizim için and olsun şeref ve namus bahsidir.
Devlet, toplum ve siyaset alanı başta olmak üzere, farklı kesimlere saklanmış ve bulunduğu ortamın rengini almış kripto damarı bulup lime lime doğramazsak emin olunuz ki günü geldiğinde acınacak hale düşmekten kaçamayız, kurtulamayız, yakamızı kurtaramayız. Müslüman aynı delikten iki defa ısırılamaz. Şansını denemek isteyen varsa hodri meydan, bu vatanın meydanları boydan boya mücadele ruhuyla bezenmeye sonuna kadar hazırdır.”
“Fiyat anarşistleri de FETÖ’cüdür; dükkanları, evleri kapanmalıdır”
Bahçeli, TBMM Başkanlığına sunulan “8. Yargı Paketi”ni, hak arama hürriyetini güçlendirdiği, kişisel verilerin ve özel hayatın korunmasına yönelik önemli düzenlemeler ihtiva ettiği ve adalet hizmetlerinin etkinliğini artıracağı için destekleyeceklerini bildirdi.
FETÖ’nün, Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı başta olmak üzere 8 ana başlıkta sıraladığı her yere sızdığını anlatan Bahçeli, “Şimdi ona bir 9’uncuyu ilave ediyorum. Fiyat anarşistleri de FETÖ’cüdür; dükkanları, evleri kapanmalıdır.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.
(Bitti)
]]>
ÇAĞATAN AKYOL
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin İstanbul aday tanıtım toplantısında; “İstanbul’a ihanet edenlere de İstanbul’u ihmal edenlere de mecbur değilsiniz. Zoraki adaya da emanet adaya da mecbur değilsiniz. Çünkü artık karşınızda İstanbul’a layık bir aday var. İstanbul’u, başının üzerinde taşıyacak bir aday var. İstanbullunun hakkını koruyacak, hak ettiği düzeni sağlayacak ve İstanbul’dan başka hiçbir hesabı olmayacak bir aday var. Artık karşınızda Buğra Kavuncu var” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Haliç Kongre Merkezi’nde bugün düzenlenen partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye ve ilçe belediye başkan adayları ve proje tanıtımına katıldı.
“KAZANMAK DEMEK, KİRLİ PAZARLIKLARIN PEŞİNDE KOŞMAK DEĞİLDİR”
Burada konuşan Akşener, şöyle konuştu:
“Millet iradesini de kendisine mahküm bilen; bu buyurgan siyasete son vermek için şanlı bir yola çıktık. Kayıkçı kavgalarına ayna tutarak kuyruk siyasetini reddederek teslimiyetçiliğe, meydan okuyarak hür ve müstakil yepyeni bir yola çıktık. Çünkü bizim siyaset anlayışımızda seçim demek, koltuk demek değildir. İktidar demek, şahsi ikbal demek değildir. Kazanmak demek de kirli pazarlıkların, ‘Al gülüm, ver gülümlerin’ peşinde koşmak değildir.
“BİZİM İÇİN SİYASET, HAMASİ NUTUKLARI DEĞİL, PROJELERİ YARIŞTIRMAKTIR”
Bizim için siyaset, milletine, memleketine, faydalı iş yapabilmektir. Milletinin derdini dert edinmek, mutluluğuyla mutlu olabilmektir. Milletin gösterdiği istikamete yürümek, milletin teveccühüne mazhar olmak için durmadan çalışmaktır. Milletin sesini duymak, duyurmak, gerektiği yerde de en gür sesle haykırmaktır. Siyasi rekabetin merkezine kişileri değil, vizyonları koymaktır. Değerlerimizi çarpıştırmak değil, millet için çözümleri konuşmaktır. Hamasi nutukları değil, projeleri yarıştırmaktır.
“TARAFLARIN BİRBİRİNİ VAR ETTİĞİ BU DANIŞIKLI DÖVÜŞE MECBUR DEĞİLSİNİZ”
Bugün geldiğimiz noktada iktidarın da ana muhalefetin de yegane amacı koltuklarını korumaktan ibaret. Yegane vizyonu iktidar alanlarını sürdürmekten ibaret. Yöntemleri de yalanla, dayatmayla, sansürle milletimizi kendilerine mecbur bırakmaktan ibaret. İki tarafın da milletimize sunduğu tek bir vaat var. O da diğer tarafın kazanmaması. Yani bir tarafı denklemden çektiğiniz anda iki tarafın da milletimize sunacak hiçbir şeyi kalmıyor. O nedenle bir şeyi açıkça söylemek istiyorum. Büyük Türk milleti bu kısır döngüye mecbur değilsiniz. Tarafların birbirini var ettiği bu danışıklı dövüşe mecbur değilsiniz. Bu milletsiz siyasete mecbur değilsiniz. Bu vicdansız siyasete mecbur değilsiniz. Bu vasat siyasete mecbur değilsiniz. Ülkemiz için güvenliği, özgürlüğe; kalkınmayı, adalete; vatan sevgisini de demokrasiye tercih etmeye mecbur değilsiniz. Sesinizi duymayanlara, halinizi görmeyenlere, derdinizi umursamayanlara, sorumluluktan kaçanlara mecbur değilsiniz.
“MİLLETİN İSTİKBALİ İÇİN DEĞİL, KENDİ İKBALLERİ İÇİN ÇALIŞANLARA MECBUR DEĞİLSİNİZ”
Buyruklarıyla hükmettiğini sananlara, kendi çıkarlarını umut diye satanlara, milletin istikbali için değil; kendi ikballeri için çalışanlara mecbur değilsiniz. Verdiği sözü tutmayanlara, bol keseden vaatler uyduranlara, sıkışınca tehditlere, hakaretlere sarılanlara, kötüyle daha kötü arasında tercihe zorlayanlara mecbur değilsiniz. Çünkü artık en iyisini sunanlar var. Çünkü artık, hür ve müstakil İYİ Parti var.
Bu şehri artık ilgisi ve odağı sadece İstanbul’un sorunlarında olanların yönetmesi gerekiyor. Bu şehri artık, amacı sadece İstanbullunun derdine derman olmak olanların yönetmesi gerekiyor. Mesela, eli genel merkezlerinde, gözü başka mevkilerde, boş zamanlarında da İstanbul’da olanlar bu şehri yönetemez. Mesela, aklı şahsi siyasi hesaplarında sureti İstanbullularda olanlar bu şehri yönetemez. Mesela, sırtında ihmallerin, hataların, veballerin, yükünü taşıyanlar da elinde parti içi çıkarların, koltuk kavgalarının, taht oyunlarının, bayrağını tutanlar da bu şehri yönetemez. Mesela gölgesine sığındıklarının emriyle hareket edenler de kendi gölgesinden cesaret alıp, kibirle hareket edenler de bu şehri yönetemez. Aziz İstanbullular hal böyleyken gelin artık İstanbul’u, şahsi saplantısı haline getirenlerin neden olduğu bu vasatlık, bir son bulsun. Gelin artık İstanbul’u, kendi kariyerleri için zıplama tahtası haline getirenlerin çıkardığı gürültü, İstanbullunun sesini, daha fazla bastırmasın. Gelin artık, ‘İstanbul’u kim kazanır’ sorusu, İstanbul’un gerçek sorunlarına gölge düşürmesin. Asla unutmayın. Makam, cahilleri alim ederken, çığırdan çıkartıp zalim ederken, İstanbullu yoklukla talim ederken, utanmadan sefa sürenlere mecbur değilsiniz.
“İSTANBUL’A İHANET EDENLERE DE İSTANBUL’U İHMAL EDENLERE DE MECBUR DEĞİLSİNİZ”
İstanbul’a ihanet edenlere de İstanbul’u ihmal edenlere de mecbur değilsiniz. Zoraki adaya da emanet adaya da mecbur değilsiniz. Çünkü artık karşınızda İstanbul’a layık bir aday var. İstanbul’u, başının üzerinde taşıyacak bir aday var. İstanbullunun hakkını koruyacak, hak ettiği düzeni sağlayacak ve İstanbul’dan başka hiçbir hesabı olmayacak bir aday var. Artık karşınızda Buğra Kavuncu var. Ben de bugün, burada sizden Buğra kardeşime, oy istiyorum. Artık oylarınız, daha fazla heba olmasın istiyorsanız, Buğra kardeşime oy istiyorum. Artık alın teriniz, birilerinin ihtirasları uğruna harcanmasın istiyorsanız, Buğra kardeşime oy istiyorum. Artık geleceğiniz kendisine kariyer kovalayanların peşinde meçhule sürüklenmesin istiyorsanız, Buğra kardeşime oy istiyorum.
“TÜRK SİYASETİNDEKİ KAYIKÇI KAVGALARINA BİRER BİRER AYNA TUTACAĞIZ”
Biliyorum ki Türkiye’nin İYİ ve cesur insanlarının dik duruşu, netliği ve dürüstlüğü; şimdiye kadar birilerinin hep sinirlerini bozdu. Valla, kimse kusura bakmasın. Tüm yalancıların, tüm dümencilerin, tüm namertlerin, sinirlerini bozmaya aynen devam edeceğiz. Türkiye’yi, şahsının sananların da ‘yüzde 60’ yalanıyla milletin umutlarını çalanların da rahatlarını bozmaya aynen devam edeceğiz. Tarihimizi özümüzde, Atamızı gönlümüzde, milletimizi başımızın üstünde taşıyacak, Türk siyasetindeki kayıkçı kavgalarına birer birer ayna tutacağız. Milletimize dayatılan tüm prangaları birer birer kıracağız. Vicdanları kanatan, tüm yaralarımızı birer birer saracağız. Milletimizi ayıran değil; birleştiren, bölen değil tamamlayan, kutuplaştıran değil buluşturan olacağız. Hakaretin yerine saygıyı, öfkenin yerine anlayışı, ‘ben bilirimciliğin’ yerine ortak aklı, nefretin yerine de sevgiyi büyüteceğiz.
“HAKTAN DİYE GELİP BATIL ÇIKANLARIN, KAPLAN DİYE GELİP KAĞITTAN ÇIKANLARIN DEVRİNİ BİTİRECEĞİZ”
İYİ Parti olarak 31 Mart seçimleriyle birlikte hakan diye gelip harami çıkanların, haktan diye gelip, batıl çıkanların, kaplan diye gelip, kağıttan çıkanların devrini bitireceğiz. Sadece ve sadece milletimizden aldığımız güç ve teveccühle 2028’e uzanan şanlı bir yolculuğun ilk adımını atacağız. Türkiye’nin demokratik milli yükselişini yerelden başlatacağız. Fatih Sultan Mehmet Han ne diyor? ‘Onlar korkularından denizi zincirleyecek kadar akıllı ise biz de gemileri karadan yürütebilecek kadar deliyiz.’ İşte bu sözden aldığımız ilhamla, biz de bugün buradan diyoruz ki, varsın onlar korkularından aziz milletimizin iradesini zincirleyip, iki kutba mahküm edebilecek kadar kendilerini akıllı zannede dursunlar, biz de milletimize dayatılan tüm o zincirleri, tek başımıza, özü başımıza, birer birer kıracak kadar deliyiz! Kimse merak etmesin, önce sandıkta, sonra sahada. Önce yerelde, sonra genelde. Önce İstanbul’da çok yakında tüm Türkiye’de.”
KAVUNCU: YENİ BİR ANLAYIŞ LAZIM
İYİ Parti İBB Başkan Adayı Buğra Kavuncu da partinin tarihindeki ilk İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmaktan büyük bir şeref ve mutluluk duyduğunu dile getirdi. Kavuncu, özetle şöyle konuştu:
“Son 25 yılda Türk siyasetinde kurulmuş bütün iftiralara, bütün zorluklara, bütün meşakkatlerine rağmen ayakta kalmış, girdiği ikinci genel seçimde grup kurmuş Türkiye’de tek bir siyasi parti var. O da kurucu Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener önderliğinde kurulmuş İYİ Parti. Türkiye’de yeni bir anlayış lazım dedik. İki kutbun Türkiye’yi çürüttüğünü, bir tarafın halkını ezdiğini, diğer tarafın da fütursuzca ve şuursuzca devlet hırpalayacak sözler söylediğini görüyoruz. Bir taraf Anayasa Mahkemesi’ni tanımıyor. Diğer taraf da kahraman Türk ordusunun terörle yaptığı mücadeleyi şuursuzca eleştirecek, buna dil uzatacak şuursuzlar çıkıyor. Biz bütün bunlara dur diyecek o iradeye de o inanca da sahibiz.
“MİLLETİN DERDİNE ÇARE BULACAĞIZ”
Sahip olduğumuz bilgi, tecrübe ve donanım; milletin makus tarihini yenmesine imkan sağlayacak. Ruhumuzu, enerjimizi Türk milletine olan sevgimizden, tutkumuzdan alacağız. Milliyetçiliğimiz bize cesaret ve aşk verecek. Kapsayıcı, çağdaş, yenilikçi gelenekten beslenip milletin derdine çare bulacağız. İstanbul’da yaşayan bir Türk vatandaşı, bir İngiliz’den daha fazla yeşile sahip olmayı hak ediyor. İstanbul’da yaşayan bir Türk vatandaşı, bir Alman’dan trafikte daha az vakit geçirmeyi hak ediyor. İstanbul’da yaşayan bir Türk vatandaşı, depremden bir Japon’dan daha az korkmayı hak ediyor. İşte size bizim İstanbul sevdamız ve milliyetçilik anlayışıyız. İstanbul’da yaptığımız çalışmalarda dört konu tespit ettik. Bunlardan bir tanesi barınma problemi. Bu başlığın altında kentsel dönüşümden depreme kadar birçok detayı gördük. 20 yıllık AK Parti iktidarının ekonomik olarak ülkeyi getirdiği nokta, sosyal anlamda da belediyeciliği çok önemle ve kıymetli hale getiriyor. Ulaşım, İstanbul’un bir diğer sıkıntılı konusu. Sığınmacılar ve düzensiz göç ile göçmenlerin İstanbul’da yarattığı diğer sorunlar…
“ARNAVUTLUK’UN, SIRBİSTAN’IN EN BÜYÜK MAFYALARI TÜRKİYE’DE YAKALANIYOR”
Bu çalışmalarımız sırasında birçok probleme denk geldik. Artmakta olan yoğun işsizlik, ailelerin yoksullaşması, dramatik boyutlardaki beslenme sorunları, nüfusun yarısını doğrudan etkileyen ev fiyatları ve kira şokları 40 milyon liraya dayanmış. Yaygınlaşan çeteler ve yoğun zararlı maddeler, bunların hepsi AK Parti iktidarının son 25 yılda ortaya çıkarttığı ve onların günümüze taşıdığı problemler. AK Parti hükümetinde periyodik olarak çıkarmış olduğu vergi afları, yani yurt dışından getirdiği paranın hesabının sorulmadığı bir ortamda çeteler kirli halılarıyla beraber Türkiye’ye geliyorlar. Kirli insanlar, bu ülkeye geliyorlar ve ilkokulların önlerine kadar uyuşturucu düşmüş durumda. Sırbistan’ın, Arnavutluk’un, Makedonya’nın en büyük mafyasını Türkiye’de yakalıyorlar. Emniyet güçlerimizle gurur duyuyoruz. Allah onlardan razı olsun, yakalıyorlar ama bu insanlar niye Türkiye’ye geliyor?
“MEMLEKET MESELESİNİ ÇÖZMEK İÇİN İŞ BİRLİĞİ ETMEK ZORUNDASINIZ”
Tabii bütün bu kutuplaşma siyasetini, bu inatlaşmanın ve iki yumruk arasında sıkışmış İstanbul’da dünyanın hiçbir kentinde görmediğiniz abukluk var. Metrolar yapılıyor. Bir kısmı ‘U’ harfiyle sembolize ediyor. İstanbul’da hep ‘M’ harfiyle sembolize edilmiş. Burada oyunbozanlığı yapan Ulaştırma Bakanlığı. İstanbul’un problemlerini çözmek için bütün paydaşlarla işbirliği etmek zorundasınız. Memleketin meselesini çözmek için bir araya gelmek durumundasınız. Kullandığınız dile dikkat etmek zorundasınız. ‘Terörist’ dediğiniz, ‘Su faturalarını PKK’lılar toplayacak’ dediğiniz birileriyle oturup konuşmanız mümkün değil. Yıllarca bu memleketin problemlerini bu sahtekarlıklarla örtbas ettiler. Bir taraf ötekine dedi ki, ‘Bunlar gelirse PKK’lılar su sayaçlarını okuyacak’. Öteki taraf da dedi ki, ‘Bunlar gelirse İstanbul’un sokaklarını şeriatçılar dolduracak’. Bunların hepsi sahtekarca olanlar. Ben size gerçeğin ne olduğunu söyleyeyim. İstanbul’da bugün itibarıyla 500 bine yakın herhangi bir depremde ağır hasar görecek ve çökecek bağımsız daire var. Yaklaşık 1,5-2 milyon insanımız ölümü bekliyor. İşte gerçeğin kendisi bu.
“İBB’DE KAÇ İŞ KAZASI OLDUĞUNA DAİR VERİ BULAMADIK”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili projelerimizi hazırlarken İstanbul’un bütçesini merak ettim, baktım. İstanbul’un yıllık gider bütçesi belli fakat 2023 yılında ne kadar olmuş, bu gelir kaynaklarında da bunun detayları yok. Bunun detaylarını, siz yönettiğiniz kentin kaynaklarını şeffaf bir şekilde bu milletle paylaşmak zorundasınız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kaç tane iş kazası oldu? Herhangi bir kayıt oldu mu? Bununla alakalı bir bilgiyi de hiçbir yerde göremiyorsunuz. Bununla ilgili hiçbir veri bulamadık. Oturup konuşmanız, bakanlıklarla bir arada işleri çözmeniz lazım. Konuşamayan, birbirinin yüzüne bakamayan; Sayın Genel Başkanımız aslan gibi Mehmetçiklerimiz şehit olduğunda Suriye’de, Cumhurbaşkanımızı aradı. Daha önce de yapardı. Milli Savunma Bakanlığı’nı aradı. Bunu bile problem haline getiren bir zihniyetle siz israfın problemlerini asla çözemezsiniz.
“İFTİRALARA, SALDIRILARA ALIŞIĞIZ”
Üzüldüğüm bir konu da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde bir Türk Dünyası Mahallesi vardı. Türk dünyasının bütün kültürünü, bütün düzeyini, bütün geleneğini, göreneğini oradakiler görürdünüz. Ofise çevrilmiş. Bizim belediyemizde İstanbul’un en görkemli yerinde çok büyük bir Türk Dünyası Kültür Mahallesi tekrar inşallah var etmiş olacağız. Çok çalıştık. İstanbul’u çok gezdik. İstanbul’da çok büyük projeler yaptık. 100 binin üzerinde vatandaşımıza dokunduk ve yepyeni bir yola çıktık. Biz alışığız. İftiralara, saldırılara uğramıştık. Şimdi bir başka versiyonunu görüyoruz. Gene iftiralara, saldırılara uğruyoruz ama son sözüm şu. Bütün bu saldırılara, iftiralara karşı hep beraber şunu söylüyoruz. Kahrolsun istibdat, kahrolsun zulüm, yaşasın hürriyet. Yaşasın Türkiye.”
Konuşmaların ardından partinin ilçe belediye başkan adayları açıklandı. Adaylar şöyle:
Adalar Belediye Başkan adayı Ayşe Gülnur Şakir
Arnavutköy Belediye Başkan adayı İsmail Yaşar
Ataşehir Belediye Başkan adayı Ali Coşkun
Bağcılar Belediye Başkan adayı Eyüp Ali Özdemir
Bahçelievler Belediye Başkan adayı Tugay Çapun
Bakırköy Belediye Başkan adayı Ataner Orkunoğlu
Başakşehir Belediye Başkan adayı Tevfik Atakan Şakar
Bayrampaşa Belediye Başkan adayı Vahit Çelik
Beşiktaş Belediye Başkan adayı Nurettin Sağırkaya
Beykoz Belediye Başkan adayı Tuba Alaylı Özgüç
Beylikdüzü Belediye Başkan adayı Erol Karapınar
Beyoğlu Belediye Başkan adayı İsmail Hakkı Çavuşoğlu
Büyükçekmece Belediye Başkan adayı Nejat Durmuş
Çatalca Belediye Başkan adayı İsmail İp
Esenler Belediye Başkan adayı Şeh Ömer Kara
Eyüpsultan Belediye Başkan adayı Emel Bilenoğlu
Fatih Belediye Başkan adayı Barbaros Hayrettin Mahiroğlu
Gaziosmanpaşa Belediye Başkan adayı Erhan Özkan
Güngören Belediye Başkan adayı Pelin Sellitepe Turan
Kadıköy Belediye Başkan adayı Kübra Dursun
Kağıthane Belediye Başkan adayı Mustafa Kürşat Ceylan
Kartal Belediye Başkan adayı Altınok Öz
Maltepe Belediye Başkan adayı Ramazan Uğural
Pendik Belediye Başkan adayı Süleyman Turan
Sancaktepe Belediye Başkan adayı Cemal Doğan
Silivri Belediye Başkan adayı Bihter Akbaş Sezer
Sultanbeyli Belediye Başkan adayı Fatih Karataş
Sultangazi Belediye Başkan adayı Hüseyin Öndeş
Şile Belediye Başkan adayı Demet Alkan Tekdemir
Şişli Belediye Başkan adayı Ahmet Ünal
Tuzla Belediye Başkan adayı Orhun Ertürkmen
Ümraniye Belediye Başkan adayı Serkan Yalçın
Üsküdar Belediye Başkan adayı Prof. Dr. Ertaç Ergüven
Zeytinburnu Belediye Başkan adayı Prof. Dr. Kürşat Özer
Partiden yapılan açıklamaya göre, 39 ilçenin 34’ünde adayların açıklandığı, kalan 5 ilçe adayının da bu hafta içinde netleşeceği belirtildi.
]]>
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Bu şehri artık aklı sadece İstanbul’da olanların, kalbi sadece İstanbul’la atanların yönetmesi gerekiyor. Bu şehri artık ilgisi ve odağı sadece İstanbul’un sorunlarında olanların yönetmesi gerekiyor. Bu şehri artık amacı sadece İstanbullunun derdine derman olmak olanların yönetmesi gerekiyor.” dedi.
Haliç Kongre Merkezi’nde partisinin “İstanbul Proje ve Aday Tanıtım Toplantısı”nda konuşan Akşener, Türk siyasetinde milletin derdi ve geleceğinin konuşulmadığını, varsa yoksa makam sahiplerinin kaybetme telaşlarının konuşulduğunu söyledi.
Adına ‘ittifak sistemi’ denilen bu milletsiz siyaset döneminde kazanan kim olursa olsun kaybedenin her zaman millet olduğunu belirten Akşener, “İşte biz İYİ Parti olarak farklı gözüken ama birbirinin aynadaki sureti olan bu iki kutuplu sözde siyaset anlayışını reddettiğimiz için kutlu bir yola çıktık. Millete tepeden bakan, seçmeni çantada keklik gören, millet iradesini de kendisine mahkum bilen bu buyurgan siyasete son vermek için şanlı ama zorlu bir yola çıktık. Kayıkçı kavgalarına ayna tutarak, kuyruk siyasetini reddederek teslimiyetçiliğe meydan okuyarak, yepyeni bir yola çıktık.” diye konuştu.
Geldiğimiz noktada iktidarın da ana muhalefetin de yegane amacının koltuklarını korumaktan ve iktidar alanlarını sürdürmekten ibaret olduğunu söyleyen Akşener, iki tarafın da millete sunduğu tek vaadin, diğer tarafın kazanmaması olduğunu ifade etti.
Meral Akşener, Türk milletinin bu kısır döngüye, tarafların birbirini var ettiği danışıklı dövüşe mecbur olmadığını belirterek, şöyle konuştu:
“Ülkemiz için güvenliği özgürlüğe, kalkınmayı adalete, vatan sevgisini de demokrasiye tercih etmeye mecbur değilsiniz. Sesinizi duymayanlara, halinizi görmeyenlere, derdinizi umursamayanlara, sorumluluktan kaçanlara mecbur değilsiniz. Buyruklarıyla hükmettiğini sananlara, kendi çıkarlarını umut diye satanlara, milletin istikbali için değil, kendi ikballeri için çalışanlara mecbur değilsiniz. Verdiği sözü tutmayanlara, bol keseden vaatler uyduranlara, sıkışınca tehditlere, hakaretlere, iftiralara, sarılanlara, kötüyle daha kötü arasında tercihe zorlayanlara mecbur değilsiniz. Çünkü artık en iyisini sunanlar var. Çünkü artık hür ve müstakil İYİ Parti var.”
“Hala çözülemeyen birçok sorun var”
Kadim bir şehir olan İstanbul’u kutsal emanet olarak gördüklerini dile getiren Akşener, bu şehrin dertlerin düğümlendiği bir şehir haline geldiğini, deprem tehlikesiyle yaşayan, sığınmacılarla dolup taşan, yoksullukla boğuşan ve ranta boğulan bir şehir olduğunu ifade etti.
Türkiye’de olduğu gibi İstanbul’da da problemlerin kronikleştiğini, sorunların derinleştiğini, insanların ötekileştirildiğini savunan Akşener, “Elbette bir şeyleri değiştirmeye çalışanlar da oldu. Elbette sorunlara çözüm arayanlar da oldu. Elbette İstanbul’a hizmet etmeye çalışanlar da oldu. O yüzden hakkı hakka teslim etmemiz lazım. Şimdiye kadar İstanbul için taş üstüne taş koyan herkesten Allah razı olsun. İstanbullunun faydalandığı her hizmet için emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Ancak görüyoruz ki her ne kadar çaba sarf edilse de hala çözülemeyen birçok sorun var, hala aşılamayan birçok engel var, hala yetersiz kalan birçok hizmet var. Neden biliyor musunuz? Çünkü siyasetin geldiği noktada İstanbul’a hep paranın şehri olarak bakıldı. İstanbul’a hep şahsi hırs ve intikam aracı olarak bakıldı. İstanbul’a hep kariyer basamağı olarak bakıldı.” şeklinde konuştu.
İstanbul’u artık iki ayağı da yere sapasağlam basanların yönetmesi gerektiğini anlatan Akşener, şunları kaydetti:
“Bu şehri artık yalnızca çaba sarf edenlerin değil, İstanbul yoluna baş koyanların yönetmesi gerekiyor. Bu şehri artık aklı sadece İstanbul’da olanların, kalbi sadece İstanbul’la atanların yönetmesi gerekiyor. Bu şehri artık ilgisi ve odağı sadece İstanbul’un sorunlarında olanların yönetmesi gerekiyor. Bu şehri artık amacı sadece İstanbullunun derdine derman olmak olanların yönetmesi gerekiyor. Mesela eli genel merkezlerinde, gözü başka mevkilerde, boş zamanlarında da İstanbul’da olanlar bu şehri yönetemez. Mesela, aklı şahsi siyasi hesaplarında, sureti İstanbullularda olanlar bu şehri yönetemez. Mesela sırtında ihmallerin, hataların, veballerin yükünü taşıyanlardan, elinde parti içi çıkarların, koltuk kavgalarının taht oyunlarının bayrağını tutanlar da bu şehri yönetemez. Mesela gölgesine sığındıklarının emriyle hareket edenler de kendi gölgesinden cesaret alıp kibirle hareket edenlerle bu şehri yönetemez. Aziz İstanbullular, hal böyleyken gelin artık bu vasatlık son bulsun.”
İstanbul’a ihanet edenlere de İstanbul’u ihmal edenlere de milletin mecbur olmadığını söyleyen Meral Akşener, partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) adayı Buğra Kavuncu’ya oy istedi.
Akşener, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganlarına, asker selamı ile karşılık verdi.
Daha sonra İYİ Parti İBB adayı Kavuncu projelerini anlattı. İstanbul İl Başkanı Yücel Coşkun’un da konuşma yaptığı programda, son olarak partinin ilçe belediye başkan adayları tanıtıldı.
İYİ Parti İstanbul ilçe belediye başkan adayları şöyle:
Adalar’da Ayşe Gülnur Şakir, Arnavutköy’de İsmail Yaşar, Ataşehir’de Ali Coşkun, Bağcılar’da Eyüp Ali Özdemir, Bahçelievler’de Tugay Çapun, Bakırköy’de Ataner Orkunoğlu, Başakşehir’de Tevfik Atakan Şakar, Bayrampaşa’da Vahit Çelik, Beşiktaş’ta Nurettin Sağırkaya, Beykoz’da Tuba Alaylı Özgüç, Beylikdüzü’nde Erol Karapınar, Beyoğlu’nda İsmail Hakkı Çavuşoğlu, Büyükçekmece’de Nejat Durmuş, Çatalca’da İsmail İp, Esenler’de Şeh Ömer Kara, Eyüpsultan’da Emel Bilenoğlu, Fatih’te Barbaros Hayrettin Mahiroğulları, Gaziosmanpaşa’da Erhan Özkan, Güngören’de H. Pelin Sellitepe Turan, Kadıköy’de Kübra Dursun, Kağıthane’de Mustafa Kürşat Ceylan, Kartal’da Altınok Öz, Maltepe’de Ramazan Uğural, Pendik’te Süleyman Turan, Sancaktepe’de Cemal Doğan, Silivri’de Bihter Akbaş Sezer, Sultanbeyli’de Fatih Karataş, Sultangazi’de Hüseyin Öndeş, Şile’de Demet Alkan Tekdemir, Şişli’de Ahmet Ünal, Tuzla’da Taha Orhun Ertürkmen, Ümraniye’de Serkan Yalçın, Üsküdar’da Prof. Dr. Ertaç Ergüven, Zeytinburnu’nda Prof. Dr. Kürşat Özer aday gösterildi.
Avcılar, Çekmeköy, Esenyurt, Küçükçekmece ve Sarıyer’de ise henüz aday gösterilmediği belirtildi.
]]>
İYİ Parti’nin Haliç Kongre Merkezi’nde İstanbul Büyükşehir ve İlçe Belediye Başkan adaylarının yer aldığı aday tanıtım ve proje lansman programına katılan Genel Başkan Meral Akşener, 31 Mart öncesi İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu isim vermeden yerden yere vurdu. Akşener, “Bu şehri sadece aklı İstanbul’da olanların, ilgisi ve odağı sadece İstanbul’da olanların, amacı sadece İstanbul’un derdine derman olmak olanların yönetmesi gerekiyor. Eli genel merkezlerinde gözü başka mevkilerde, boş zamanlarında da İstanbul’da olanlar bu şehri yönetemez” dedi.
MERAL AKŞENER’DEN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALAR
İYİ Parti Genel Başkanı Genel Başkanı Meral Akşener konuşmasına İstanbul’un 39 ilçesine selam göndererek başladı. Akşener’in açıklamasından öne çıkan başlıklar şu şekilde; “Siyasi partiler millete rağmen millete egemen olabilmenin peşinde koşuyor. Adına ittifak sistemi denilen sistemde kaybeden her zaman millet oluyor. Farklı görünen ama aynadan birbirinin aynısı olan iki kutuplu siyaset anlayışını reddettiğimiz için kutlu bir yola çıktık. Bu buyurgan siyasete son vermek için zorlu bir yola çıktık. Kuyruk siyasetini reddederek hür ve müstakil yepyeni bir yola çıktık. Bizim siyaset anlayışımızda seçim demek koltuk demek değildir. Kazanmak demek de kirli pazarlıkların peşinde koşmak değildir. Bizim için siyaset milletine faydalı iş yapabilmektir. Bu kısır döngüye mecbur değilsiniz. Bu danışıklı dövüşe mecbur değilsiniz. Ülkemiz için güvenliği özgüre, kalkınmayı adalete, vatan sevgisini de demokrasiye tercih etmeye mecbur değilsiniz.
“İSTANBUL BİZİM İÇİN TÜRK TARİHİNİN SERVETİ DEMEKTİR”
İstanbul kadim bir şehir. İstanbul bizim için kutsal emanet demektir. İstanbul bizim için Türk tarihinin serveti demektir. İstanbul bizim için Türk milletinin gözünün bebeği demektir. Ne yazık ki o aziz İstanbul, dertlerin düğümlendiği bir şehir. İstanbul bugün deprem tehlikesiyle yaşayan bir şehir. İstanbul bugün sığınmacılarla dolan taşan, yoksullukla boğuşan bir şehir. Şimdiye kadar tüm Türkiye’ye olduğu gibi İstanbulumuzda da problemler kronikleşti. İnsanlarımız ötekileştirildi.
“İSTANBUL’A HEP KARİYER BASAMAĞI OLARAK BAKILDI”
Bir şeyleri değiştirmeye çalışanlar da oldu. Sorunlara çözüm arayanlar da oldu. İstanbul’a hizmet etmeye çalışanlar da oldu. O yüzden hakkı hakka teslim etmek lazım. Şimdiye kadar İstanbul için taş üstüne taş koyan herkesten Allah razı olsun. Ancak görüyoruz ki ne kadar çaba sarf edilse de hala çözülemeyen birçok sorun var. Hala yetersiz kalan birçok hizmet var. Çünkü siyasetin geldiği noktada İstanbul’a hep paranın şehri olarak bakıldı. İstanbul’a hep intikam aracı olarak bakıldı. İstanbul’a hep kariyer basamağı olarak bakıldı.
“BOŞ ZAMANLARINDA İSTANBUL’DA OLANLAR BU ŞEHRİ YÖNETEMEZ”
Doğu ile batının birleştiği bu şehri iki ayağı yere sağlam basanların yönetmesi gerekiyor. Bu şehri sadece aklı İstanbul’da olanların İlgisi ve odağı sadece İstanbul’da olanların Amacı sadece İstanbul’un derdine derman olmak olanları yönetmesi gerekiyor. Eli genel merkezlerinde gözü başka mevkilerde boş zamanlarında da İstanbul’da olanlar bu şehri yönetemez.”
]]>
İBB Başkan Adayı Murat Kurum Ataşehir’de Uluslararası Vuslat Platformu tarafından düzenlenen ‘Ufuktaki Yeni Türkiye Buluşmaları’ programına katıldı. Programda konuşan Kurum “Sinesinden çıktığımız aziz milletimizin sesine asla yabancı kalmadık. Milletimizin üslubuyla siyasetimizin üslubu hep aynı oldu. Siyaseti, kimin için ve ne için yaptığımızı asla unutmadık. Bize oy versin ya da vermesin tüm kesimlerin hukukunu hiçbir ayrım yapmadan vicdani bir hassasiyetle koruduk” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum Ataşehir’de Uluslararası Vuslat Platformu tarafından düzenlenen ‘Ufuktaki Yeni Türkiye Buluşmaları’ programında vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Murat Kurum’un yanı sıra AK Parti Grup Başkanvekili Muhammed Emin Akbaşoğlu, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Uluslararası Vuslat Platformu Genel Başkan Yardımcısı Muhammed Sarı, Uluslararası Vuslat Platformu Başkanı Hamza Cebeci, AK Parti Ataşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Naim Yağcı, vefat eden Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva’nın kız kardeşi Kemale Paşayeva ve çok sayıda vatandaş katıldı. Program Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Program video gösteriminin ardından protokol konuşmalarıyla devam etti. Program sonunda Kurum’a tablo hediye edildi. Vatandaşlar tarafından ilgiyle karşılanan Kurum sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Bu şehirdeki tahribatı durduracak, İstanbul’umuzu gerçek kimliğine kavuşturacağız”
Programda konuşan Kurum “Vuslat Platformu, 13 yıldır ülkemiz başta olmak üzere dünyanın birçok coğrafyasında aynı gaye ve manevi değerler etrafında fikir ve gönül birliği yapan insanların bir araya geldiği müstesna bir okuldur. Medeniyetimizin yeniden inşası yolunda ilim, ahlak ve irfanı merkeze alan bir yaklaşımla evlatlarımızın, gençlerimizin, gelecek nesillerimizin yetişmesine çok önemli katkılar sağlamaktadır. Böylesine önemli bir platformun, 1 Nisan’dan sonra İstanbul’un yükselişinde de çok değerli katkılar sağlayacağına eminim. Bu şehrin sizin vizyonunuza, ufkunuza, projeksiyonlarına çok ama çok ihtiyacı var. Şehirler, sadece betonlardan ibaret değildir. O betonlar ancak bir tasavvurla bir ruhla karılınca felsefesi olan mimariye ve kimliğe bürünür. İnsanıyla bağını koparan şehirler, kültürüyle, medeniyet tasavvuruyla, tarihiyle de bağını koparır. Son 5 yılda bu şehirde büyük bir tahribat yapıldı. Bu şehir, kendi kimliğinden, tarihinden, ruhundan uzaklaştırıldı. Bu şehirdeki tahribatı durduracak, İstanbul’umuzu gerçek kimliğine kavuşturacağız. 1 Nisan’dan sonra sizlere, sizin gibi bu şehir için değerler üreten kuruluşlarımıza, vakıflarımıza, derneklerimize kapılarımız, her zaman açık olacaktır” dedi.
“Milletimizin üslubuyla siyasetimizin üslubu hep aynı oldu”
Milletin sesine asla yabancı kalmadığını dile getiren Kurum “Biz 22 yıldır hep bu milletin değerlerine yaslandık ve bugünlere öyle geldik. Bugüne kadar milletimizin iradesini yansıtan ve millet iradesine yaslanan bir temsil sistemini, bir siyaseti hakim kıldık. Bizim hep 3 temel şiarımız oldu. Sinesinden çıktığımız aziz milletimizin sesine asla yabancı kalmadık. Milletimizin üslubuyla siyasetimizin üslubu hep aynı oldu. Siyaseti, kimin için ve ne için yaptığımızı asla unutmadık. Bize oy versin ya da vermesin tüm kesimlerin hukukunu hiçbir ayrım yapmadan vicdani bir hassasiyetle koruduk. Milletimiz, geçmişindeki dayatmaları en acı şekilde tecrübe etti. Bu yüzden tüm dayatmaların, vesayet odaklarının karşısında hep dimdik durduk. Bu millete, bu milletin değerlerine en ufak bir saygısızlıkta ve dayatmada bulunanın aramızda asla yeri olmadı. Türkiye 85 milyon vatandaşıyla büyük ve güçlüyse, bin yıldır var olan kardeşlik ikliminin korunması ve yaşatılmasıyla mümkün olmuştur. Etle tırnak gibi olan her bir vatandaşımızın arasına nifak sokanlara asla izin vermedik. Geçtiğimiz 22 yıllık süre zarfında milletimizin sesine sağır kalmadık, milletimizin beklentilerine yabancı olmadık. Milletimiz de tüm seçimlerde bizlere inandı, güvenli ve liyakatli olan kadrolarımıza bu ülkenin idaresini teslim etti. 31 Mart’ta da İstanbullu kardeşlerimiz İstanbul’un fetret dönemini bitirecek, emaneti yeniden ehline teslim edecektir” şeklinde konuştu.
“28 Mayıs’ı 31 Mart’la birleştirecek ve merkezden yerele istikrar diyeceğiz”
İstanbul’un son 5 yılda yıpratıldığını söyleyen Kurum “AK Parti’mizin belediyecilik anlayışıyla hiçbir şehrimizi gürültüye, estetikten yoksunluğa, çirkinliğe, çarpık yapılaşmaya terk etmedik. Her bir şehrimizi, her bir ilçemizi, huzurun, barışın, estetiğin, mimarinin merkezleri haline getirdik. Geçmişle geleceği aynı potada buluşturan, modern ile tarihi barıştıran, yeşil ile yapıyı kaynaştıran, insan ile şehri bütünleştiren bir şehircilik anlayışını Türkiye’nin tamamına yaydık. Gözbebeğimiz İstanbul ne yazık ki 2019’dan bu yana ehliyetsiz ve liyakatsiz ellerde tüm güzel şeylerden mahrum bırakılıyor. Son 5 yılda İstanbul’un nasıl bir fetret devri yaşadığını, nasıl bir yıkıma uğradığını en iyi sizler bilirsiniz. Şehirler de insanlar gibidir. Şehirlerin bedeni zarar gördüğü gibi ruhları da zarar görebilir. Son beş yılda İstanbul hem fiziken tahrip oldu, hem de ruhen yıpratıldı. İstanbullular Kemal Tahir’in romanında ifade ettiği gibi, “esir şehrin insanları” olarak talihsiz bir beş yıl geçirmiştir. İstanbullular bu şehri ehliyetsiz ve liyakatsiz ellerden kurtaracaktır. İstanbul, Mimar Sinan’ın ufkundaki, estetiğindeki, tasavvurundaki bir İstanbul olarak Türkiye Yüzyılı’nın öncü şehri olacaktır. 28 Mayıs’ı 31 Mart’la birleştirecek ve merkezden yerele istikrar diyeceğiz. Uzaktan değil, yerinden yönetimi İstanbul’la, yeniden kavuşturacağız” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum, mevcut başkan Ekrem İmamoğlu’nu eleştirerek, “Milletimizin kararı, azmi, arzusu ve hedefi doğrultusunda 31 Mart gecesi bu fetret dönemini hep birlikte bitireceğiz.” dedi.
Güngören’de, Diyarbakır Hemşehri Buluşmaları’na katılan Kurum, milletine sevdalı, Diyarbakır’a sevdalı, Diyarbakır’ın kardeşi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını, sevgilerini ilettiğini söyledi.
Diyarbakır’ı tüm zenginlikleriyle çok sevdiklerini belirten Kurum, “Diyarbakır’ı tüm değerleriyle, oradaki tarihin, kültürün izleriyle birlikte çok seviyoruz.” dedi.
Kurum, Diyarbakır’da “Filozof Ramazan” lakabıyla tanınan ve Fatih’te bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden Ramazan Pişkin’i anarak, “Diyarbakır Ulu Camii’yle özdeşleşen, her zaman her yerde hakikati haykıran Diyarbakır’ın has evladı, modern çağın dervişi Ramazan Pişkin hocamızı rahmetle, minnetle yad ediyorum. Mekanı cennet olsun. Kendisi Diyarbakır’a has bilgeliğiyle, hikmetli duruşuyla her zaman teröre ve şiddete karşı durmuştur. Biz ondan razıyız, Rabb’im de razı olsun. Bir kez daha başımız sağ olsun.” diye konuştu.
İlde gerçekleştirilen çalışmalara değinen Kurum, her zaman Diyarbakır’ın yanında olduklarını, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgede yapımı tamamlanan 46 bin konuttan 1500’ünü de Diyarbakırlılara teslim ettiklerini bildirdi.
Kurum, Güngören’e yapılan hizmetlere dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sadece bakanlığım döneminde Güngören Millet Bahçesi ve Güneştepe Millet Bahçemizi sizlere armağan ettik. Sizlerin güvenli ve sağlıklı bir yuvada yaşama hakkını en güzel şekilde tesis etmek için Gençosman Mahallemizde, Güngören’de yine kentsel dönüşüm kapsamında 300 konutumuzu, 10 iş yerimizi inşa ettik. Tozkoparan’ı hatırlayın, Tozkoparan’da biz milletimizle el ele verdik ‘Dönüştüreceğiz.’ dedik ama CHP’li anlayışın her türlü engelleme girişimine rağmen yine Tozkoparan’da kentsel dönüşüm projemizle birlikte 1200 yeni, sağlıklı yuvayı sizlere kazandırdık. Güngören’in dört bir yanında 13 bin konutumuzu kentsel dönüşüm kapsamına aldık. Bu çerçevede Güngörenli kardeşlerimize tam 170 milyon liralık kira yardımı, yine taşınma yardımı desteğinde bulunduk.”
Kurum, ilçede yapılacak projelerle ilgili olarak, “Merter transfer merkezi ve meydan projemizi de Güngören’imize kazandıracağız. Kale Center yanı Güngören meydan düzenlemesi projemizi inşallah hızlıca hayata geçireceğiz. Güngören Haznedar başta olmak üzere ilçemizin birçok yerine otoparklar inşa edeceğiz, altı otopark üstü park olacak. O parkta gençlerimiz, kadınlarımız, mahalleli kardeşlerimiz vakit geçirecekler. Köyiçi yol düzenlemesiyle Güngören sanayi alanı düzenlemesini inşallah sizlerle birlikte yapacağız.” diye konuştu.
“Bu CHP belediyeciliği temelsiz belediyeciliktir”
Bıkmadan, usanmadan çalışmaya devam ettiklerini anlatan Kurum, “Mevcut CHP’li yönetim ne yapıyor? Temel atmama töreni yapıyor. Tabii biliyorlar ki bir yerde bir temel atsalar o işin sonunu getiremeyecekler. Bu CHP belediyeciliği temelsiz belediyeciliktir. Son 5 yıla bakın İstanbul için, Güngören için ne yapmışlar? Bunların temel atmaması esasen sorumluluğu üzerinden atmaktan başka bir şey değil. Bu şehri imar etmenin sorumluluğunu da depremin sorumluluğunu da İstanbul’un sorumluluğunu da üzerlerinden atmak istiyorlar.” ifadelerini kullandı.
Kurum, geçen yerel seçimlerdeki vaatleri hatırlatarak, “Ekrem İmamoğlu’nun 5 yılda başlayıp da bitirdiği tek şey var, o da İstanbul. Ama İstanbullu kardeşlerimiz müsterih olsun artık sadece günleri, haftaları sayıyoruz. Milletimizin kararı, azmi, arzusu ve hedefi doğrultusunda 31 Mart gecesi bu fetret dönemini hep birlikte bitireceğiz. Bu hantal, ihmalkar anlayıştan İstanbul’umuzu hep birlikte kurtaracağız.” diye konuştu.
Seçime sayılı günler kaldığını anımsatan Kurum, bu süreçte kapı kapı gezeceklerini, herkesi kucaklayacaklarını söyledi.
Programa, AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Demir, Güngören Belediye Başkanı Bünyamin Demir, Diyarbakır Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı İbrahim Yalçıntepe ile çok sayıda vatandaş katıldı.
]]>
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Belediye başkanının Ankara’yla uyumu önemli. Bir parti ayrımı yapmıyoruz. Bu kesinlikle başka tarafa çekilmesin. Ama el ele olmak, kol kola olmak, aynı masanın etrafında toplanabilmek ve birlikte proje üretip o projeyi halkın faydasına, hayata geçirebilmek için de bu uyumun önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Kdz. Ereğli Öğretmenevi’nde sivil toplum kuruluşu temsilcileri, basın mensupları ve teşkilat üyeleri ile bir araya geldi. Türkiye’nin yakın tarihte yaşadığı süreçleri hatırlatan Bakan Yılmaz Tunç, 31 Mart günü yapılacak olan yerel seçimleri için de yerel yönetimlerin Ankara ile uyumunun önemli olduğunu söyledi. Parti ayrımı yapmadıklarını da söyleyen Bakan Tunç, “Ele olmak, kol kola olmak, aynı masanın etrafında toplanabilmek ve birlikte proje üretip o projeyi halkın faydasına, hayata geçirebilmek için de bu uyumun önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.
Kdz. Ereğli’de 31 Mart günü yapılacak olan yerel seçimler öncesi heyecan yaşandığını ve ilçe halkının AK Parti’ye oy vererek gerçek belediyeciliği başlatacağını söyleyen Bakan Tunç, “Ereğli’de bir heyecan var. Ereğli’yi otuz bir Mart heyecanı sarmış. İnşallah otuz bir Mart Ereğlili hemşehrilerimiz en doğru kararı verecekler. En doğru adaya oy vererek Ereğli’mizde de gerçek belediyeciliği AK Parti belediyeciliğini, AK belediyeciliği başlatacaklar inşallah. Şimdiden hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Gerçek belediyecilik, hizmet belediyeciliği, icraat belediyeciliği, gerçek belediyecilik herkese, her mahalleye eşit hizmet götüren, adaletli hizmet getiren belediyecilik, gerçek belediyecilik ayrım yapmayan belediyecilik, gerçek belediyecilik şehrini alt yapısıyla, üst yapısıyla, o şehirde yaşayanların huzurlu bir şekilde geleceğe baktığı bir belediyecilik. Ereğlimiz bunu hak ediyor. Fazlasıyla hak ediyor. Tabii Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetiminde belediyecilik noktasında, yerel yönetimler noktasında Ereğli zaman kaybediyor. Bu zaman kaybedişinin artık son günü de 31 Mart olacak. ve 31 Mart’tan sonra milletimizin Ereğlili hemşehrilerimizin kararıyla Ereğli’de inşallah İbrahim Sezer’le beraber yeni bir dönem başlayacak” dedi.
“O başarı Cumhurbaşkanımızı parti kurmaya zorladı”
“Gerçek belediyecilik AK Parti’dir. Çünkü AK Parti’nin doğuş sebebi belediyecilikteki Cumhurbaşkanımızın 1994’teki başarısıdır” diyen Bakan Yılmaz Tunç, “1994’te İstanbul Cumhuriyet Halk Partisi’nin elinden kurtarıldı Havası solunamayan, çöpleri toplanmayan, çöp, çukur, çamur diye anılan bir İstanbul devralındı ve o İstanbul 4 buçuk yıl gibi kısa bir süre içerisinde yeniden imar edildi, yaşanılır hale getirildi. Suları akmayan İstanbul’a barajlar yapıldı. Sular akıtıldı. Haliç temizlendi. O Haliç’in kenarından geçemeyen insanlar artık oralarda sahilde yerleri oluştu. Yollar, kavşaklar İstanbul’un dünya projeleriyle tanışması var metro inşaatları, Marmara inşaatları işte değerli hemşehrilerim, Cumhuriyet Halk Partisi’nin elinden alınarak yeni bir dönem İstanbul’da başladı ve o başarı Cumhurbaşkanımızı yeni bir parti kurmaya zorladı. Anadolu halkı Türkiye 81 vilayet İstanbul’a baktı. ve İstanbul’daki o kronikleşmiş sorunları çözen kişi Türkiye’nin de doksanlı yıllar boyunca çektiği o sıkıntılardan o kronikleşmiş sorunlardan Türkiye’yi de Recep Tayyip Erdoğan bir parti kurarsa o çözer dediler ve Anadolu tüm illeriyle, ilçeleriyle beraber adeta AK Parti’nin kurulmasını sağladı. Yani AK Parti bir millet hareketi. AK Parti’nin doğuşu gerçek belediyecilik. O nedenle milletimiz İstanbul’daki bu başarının bütün Türkiye’ye yayılmasını istedi. ve adeta AK Parti’nin kurulmasını sağladı.”
“AK Parti siyaset mühendisliğinin neticesi kurulmuş bir parti değil”
Altılı masanın bir yıl olmadan dağıldığını hatırlatan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, AK Parti’nin ise siyasi mühendislik neticesi kurulan bir parti olmadığını ve millet hareketi olduğuna dikkat çekti. Bakan Tunç sözlerini şöyle sürdürdü:
“AK Parti bir masa başında üç beş kişinin bir araya gelip bu altılı masa falan konuşuluyordu ya bir sene, bir sene olmadı daha. Şimdi dağıldı gerçi o masalar. Üç beş kişinin bir araya gelip, hadi bir parti kuralım da millete gidelim, oy isteyelim şeklinde bir siyaset mühendisliğinin neticesi kurulmuş bir parti değil. AK Parti bir millet hareketi. Milletin Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın belediyecilikteki başarısı nedeniyle hadi artık parti kur. Bütün Türkiye’yi yönet. Şu doksanlı yılların parlamenter sistemin çektirdiği sıkıntılardan da bu ülkeyi sen kurtarırsın dediler. Adeta milletimiz o belediyecilik başarısı sayesinde AK Parti’nin kurulmasını zorladı ve kurulduktan itibaren de 14 ay gibi kısa bir süre içerisinde tek başına iktidara getirdi. Kurulduğundan beri, yerel seçimler, genel seçimler, referandumlar, cumhurbaşkanlığı seçimleri. Hepsinde de milletimiz tercihini AK Parti’den yana, Recep Tayyip Erdoğan’dan yana, Cumhur ittifakından yana kullandı. İktidara hemen ilk dört buçuk yılında acil eylem planlarıyla işe koyulduk ve 2007 yılına geldiğimizde Cumhurbaşkanlığı seçimleri gelip çattığında o vesayetçi anlayış tekrar devreye girdi. Cumhurbaşkanı’nı meclise seçtirmeyiz dediler. Ne olacaktı? Bugüne kadar seçim usulü aynıydı. Ama maalesef öyle bir kural da yaptılar ki 367 krizini çıkardılar. ve mecliste Cumhurbaşkanını seçtirmediler. Anayasa Mahkemesi’ne gittiler seçimi iptal et dediler. Mecliste yapılan seçimi ve o zaman dedik ki o zaman Cumhurbaşkanını halk seçsin. Referanduma gidiyoruz dedik. Referanduma gittiğiniz zaman o mecliste meclise seçtirmeyenler bu sefer halka gittiler, halka siz Cumhurbaşkanı seçemezsiniz dediler Yanlış oluyor dediler. Referandumda hayır oyu kullanın dediler. İşte böyle bir siyaset anlayışı. Vesayetçi anlayışın siyasette de uzantıları o dönemde hep devreye girmişlerdi. Sonrasında 2008’de bir kapatma davasıyla karşı karşıya kaldık. MİT krizi, 2013’te faizlerin yüzde beşlerin altına düştüğü, enflasyonun yüzde 5’in altına düştüğü, IMF defterini kapattığımız, ekonomide bağımsızlığımızı dünyaya ilan ettiğimiz bir dönemde enerji bağımsızlığımızı ilan ediyoruz. Nükleer santralin ihalesini yapıyoruz. İşte dünya projelerine adım atıyoruz. Marmaray’ın Osmangazi’nin ve Yavuz Sultan Selim köprülerinin ve dünyanın en büyük havaalanının İstanbul’da artık konuşulduğu projelerinin hayata geçirilmeye başladığı o parlak bir dönemde gezi olaylarını başlattılar. ve Türkiye’nin bu kutlu yürüyüş bu ilerlemesini durdurmak istediler. Taksim’de başlattıkları gösterileri bütün Türkiye’ye yayabileceklerini, bütün Türkiye’yi ateşe verebileceklerini düşündüler. Ama başaramadılar. Sokakta başaramadıklarını bu sefer masa başında acaba emniyet, yargı darbesi girişimiyle yapabilir miyiz diye düşündüler. Onu da başaramadılar. Sonrasında terörü azdırmaya çalıştılar. Hendekler kazdırdılar. ve Türkiye’nin değişik yerlerinde terör eylemleri, patlamalar meydana geldi. Can kayıpları oldu. Şehitler verdik. ve bir savaş ortamına ülkeyi sürüklemeye çalıştılar. ve on beş Temmuz’a giden taşları böyle bir bir döşediler ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde FETÖ teröristleri o gece Türkiye’nin yönetimini devralıp küresel güçlere teslim edip Türkiye’nin güneyinde bir terör devleti kurdurmanın gayreti içerisinde oldular. Ama Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde milletimizin şanlı direnişiyle karşıya kaldılar. ve o karanlık geceyi milletimizle beraber aydınlığa çevirdik. İşte bu vesayetçi anlayışın, darbeci anlayışın hep direnişiyle karşı karşıya kalırken ülkemizi de ekonomide dört kat büyüttük.”
“Türkiye’nin her yerine icraatlar donattık”
Engellemelere rağmen Türkiye’nin savunma sanayisinin yüzde 80 yerlilik orana kavuştuğunu söyleyen Bakan Tunç, “Barajlar, üniversiteler, otobanlar, hızlı trenler ve her yerde bir kalkınma hamlesi. Tüm bu engellemelere rağmen savunma sanayimizde yüzde seksen yerlilik oranına kavuşabildik. İşte hemen karşımızda doğal gaz keşfi. Dört tane yerli sismik arama gemisiyle işte hemen karşımızda. Zonguldak yine taş kömürüyle beraber doğalgaz birlikte enerji üssü olmaya devam ediyor. Enerjide bağımsız, savunma sanayinde bağımsız, IMF’ye muhtaç olmayan bir Türkiye’yi inşallah daha ileriye taşımanın gayreti içerisindeyiz. Hep politikalarımızın merkezine insanı koyduk. Önce insan dedik. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın dedik. Eğitimden sağlığa, sosyal politikalarından adalete varıncaya kadar her konuda insanımızı güçlendirmenin gayreti içerisinde olduk. İnsan güçlü olacak ki dedik aile güçlü olsun. Aile güçlü olacak ki toplum güçlü olsun. ve millet olarak güçlü olalım. İnsanımızı güçlendirecek politikalara, hizmetlere, icraatlara ağırlık verdik. Tabii geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk döneminde bir pandemi ile karşı karşıya kaldı dünya. Ondan ekonomik anlamda çok etkilendik. Yine altı Şubat meydana gelen depremler nedeniyle ekonomimiz sarsıldı. Bu anlamda halkımızın alım gücünün azalan alım gücünü arttırma noktasındaki çabalarımızı da şimdi hızlandırdık. İşte bu noktada alım gücünü arttırmaya yönelik politikalarımızı da peyderpey devreye sokmanın gayreti içerisindeyiz” dedi.
“Yeni dönemde birinci önceliğimiz yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldırmak”
6 Şubat’ta meydana gelen depremler sonrası yıkılan şehirleri yeniden ayağa kaldıracaklarını ifade eden Bakan Yılmaz Tunç şunları kaydetti:
“Tabii ki yeni dönemde birinci önceliğimiz depremde yıkılan şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmak. ve bundan sonra afetlere dirençli şehirleri oluşturmak. Afetlere dirençli şehirlerimiz elbette ki belediyelerimiz de el ele kol kola vererek belediye başkanlarımızın şehirlerine sahip çıkarak kentsel dönüşüm, altyapı, üst yapı, imar planları tüm bunlar koordineli çalışmayla olacak hususlar. O nedenle belediye başkanlarımızın, özellikle 1 Nisan’dan itibaren göreve başlayacak olan belediye başkanlarımız bu anlamda kentlerini afetlere dayanıklı şehir yapma noktasındaki projelerini öne çıkaracaklar. Çünkü hükümetimizin politikası da bu. Bunu da inşallah el birliğiyle bütün Türkiye genelinde gerçekleştireceğiz. Yine önce insan demeye devam edeceğiz inşallah. Türkiye’de demokrasinin standartlarını hep yükselttik. Sessiz devrim sayılan reformlara imza attık. Her alanda özellikle doksanlı yıllar boyunca temel hak ve özgürlükler noktasındaki o kayıp yılları telafi etmenin gayreti içerisinde olduk. Türkiye’yi yüksek standartlı bir demokrasiye kavuşturmanın gayreti içerisinde olduk ve olmaya devam edeceğiz. Temel hak ve özgürlüklerin önünde engel koymak isteyenlerin karşısında yine biz olacağız. Yine hukukun üstünlüğünü ve adaleti savunmaya hep devam edeceğiz inşallah. Türkiye’yi huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde çalışmamızı sürdüreceğiz. Terörden arınmış, kadına şiddetin olmadığı, çocukların her türlü kötülükten, istismardan korunduğu huzurlu bir gelecek için canla başla çalışmaya devam edeceğiz. Dünyada hakkaniyeti, adaleti savunmaya devam edeceğiz. Hukuku insan haklarını savunmaya, mazlumun hakkını savunmaya devam edeceğiz. Hakkaniyetli ve dengeli dış politikamızla Türkiye eksenini oluşturmaya devam edeceğiz. ve önümüzde 43 gün gibi kısa bir süre kaldı. Yerel seçimlere az bir zaman kaldı muhalefet partileri darmadağınık. Cumhurbaşkanımız geçen hafta Zonguldak’taydı. Hep beraber gördük. Zonguldak’ta o madenci meydanı, madenci anıtı sığmadı. Zonguldaklı hemşehrilerimiz. Cumhurbaşkanımızı bağırlarına bastılar ve yine 31 Mart’ta verecekleri kararı ona göstermiş oldular. ve inşallah hem Zonguldak’ımız, hem tüm ilçelerimiz, Karadeniz, Ereğlimiz, Alaplımız, Gökçebeyimiz, Çaycuma’mız, Devreğimiz, Kozlu’muz, Kilimlimiz hepsi beldeleriyle beraber burada Ormanlı belediye başkanımız var, Kandilli’miz ve Gülüç Belediyemiz de inşallah AK belediyecilik vatandaşlarımızın hakkı olan belediyecilik anlayışıyla doğru adaylarla inşallah yolumuza devam edeceğiz.”
“Cumhurbaşkanımız günde iki, üç toplantı yapıyor. Nerede Türkiye’nin ana muhalefeti?”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her gün iki veya üç toplantı yaptığını söyleyen Bakan Tunç, “Cumhurbaşkanımız dün iki miting yaptı değil mi? Giresun, Ordu, bugün Trabzon Rize, geçen hafta Tekirdağ, Zonguldak kaç oldu, neredeyse yirmiye çıkacak. Bunun dışında aday tanıtım toplantıları, günde iki, üç tane toplantı, nerede Türkiye’nin ana muhalefeti? Hiç gören var mı bazen aday tanıtım toplantıları yapılıyor. Yanlış adayın adı anons ediliyor. Başka bir isim el kaldırılıyor falan. Böyle bir karışıklık. Şimdi tabii bir altılı masa vardı değil mi? Nerede altılı masa? Hani bunlar Türkiye’nin yönetimine taliplerdi. Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdikleri kişiyi kendi partilerine genel başkan olmaya bile layık görmediler. Şimdi aleyhinde konuşup duruyorlar. ve sonrasında hani siz birbirilerinizin yardımcısı olacaktınız. Cumhurbaşkanı yardımcısı olacak bir sürü kaç 9 tane miydi? 10 tane miydi? Yardımcı olacaklardı. Yani bunlar muhalefette birliktelik sağlayamayanlar iktidarda bunları eğer öyle bir ihtimal yoktu. Olsaydı ne olurdu Türkiye’nin hali? Nasıl bir kaosa sürüklenirdi? Daha 8-9 ay önce yapılan seçim ortada. Ereğli’de de yüzde 50’nin üzerinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a destek verildi. Bu ne demek? Ereğli, Karadeniz, Ereğli, Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyor. Recep Tayyip Erdoğan da Ereğli’de gerçek belediyecilik istiyor. İşte onu da İbrahim Sezer’le gerçekleştireceğiz inşallah. Tabii nüfusa göre belediyelere gelir gönderiliyor değil mi? Toplanan ve vergiler ve nüfusa göre her belediyemizin eşit bir şekilde ne kadar nüfusu varsa merkezi hükümetten para gönderiliyor. O parayla o ilçelere yatırım yapılsın deniliyor. Bazı belediye başkanları bunu verimli kullanıyor. Şehre hizmet olarak aktarıyor. Bazıları da maalesef çarçur edebiliyor. Milletin parası, milletin hazinesinden çıkan o para burada Ereğli halkına hizmet olarak gitmesi gerekirken maalesef çarçur edilebiliyor, israf edilebiliyor. Şimdi tabii bunun dışında öyle belediye başkanları oluyor ki, proje üretiyor. ve o projeyi ilinin milletvekilleriyle el ele veriyor, kol kola veriyor. Bakanlarına gidiyor. Hangi bakanlığı ilgilendiriyorsa o bakanlıksa o projenin hayata geçmesi için canla başla çalışıyor. O nedenle belediye başkanının Ankara’yla uyumu önemli. Bir parti ayrımı yapmıyoruz. Bu kesinlikle başka tarafa çekilmesin. Ama el ele olmak, kol kola olmak, aynı masanın etrafında toplanabilmek ve birlikte proje üretip o projeyi halkın faydasına, hayata geçirebilmek için de bu uyumun önemli olduğunu düşünüyoruz. 43 gün çok az bir zaman ve bu süre içerisinde inşallah tüm mahallelerimizde esnafımızla ve evlerde ev sohbetleriyle, özellikle kadın kol gençlik kollarımız zamanımızı çok iyi değerlendirerek inşallah bu başarıyı Ereğli’de rekor bir oyla inşallah gerçekleştireceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.
Bakan Tunç, düzenlenen etkinliğe katılanlar ile hatıra fotoğrafı çektirdi. – ZONGULDAK
]]>
Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: ADEM KARABAYIR
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kartal’da ‘Neriman-SAmi Türkdoğan Aşevi açılışında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “Biz varsak doğalgaz var biz yoksak doğalgaz yok” sözlerine “Bizim milletimizi tehdit edene bu millet pabucu bırakmaz. Bu millet öyle bir had bildirir ki süt dökmüş kediye dönersiniz” dedi.
Kartal Belediyesi’nin bağış ile hayata geçirdiği “Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi ve Gıda Bankası ile Afet Lojistik Merkezi”nin açılışı, CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’in katılımı ile gerçekleştirildi.
Açılışta konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu zor koşullarda birçok hizmete imza attıklarını belirtti. İmamoğlu konuşmasında şunları söyledi:
“HAYAT BOYU GÖNLÜNÜZÜ ÇALMAYA DEVAM EDECEĞİZ: Gerçekten özenli bir beş yılı geride bırakmak üzereyiz. Bu özenli beş yılın elbette yüksek motivasyonları var. Bu motivasyonun en başındaki husus bu kentin 16 milyon insanı. Tabi yol arkadaşlarınız da öyle. Motivasyonunuzu yükseltiyor ve bu nokta ilçe belediye başkanlarımızın da özel konumları var. Gökhan Başkanımız da o yol arkadaşlarımızdan birisi ki çokça yol arkadaşım var burada onu da görüyorum. Gökhan Günaydın başkanımız da bu yol arkadaşlığıyla bize çok katkı sunmuş. Şimdi grup başkan vekilimiz olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında gerçekten çok özenli ve çok nitelikli bir hizmeti devam ettiriyor, İstanbul milletvekilimiz olarak. Bu motivasyonu hayata geçirirken insanlarımızı birbirinden asla ayırmadık ve çok güzel işleri başardığımızı hem de zor koşullarda başardığımızı buradan ifade etmek isterim. Göreve geldiğimiz an itibariyle neler yaşadık neler. Zaten görevi vermek için 17-18 gün beklettiler. Göreve geldik bu seçimi kazanmadınız dediler. Hile dediler hırsız dediler ve çaldınız dediler. İnsan kendi gibi bilirmiş. Milletin hakkını hukukunu çiğnemeye ve insanların elinden demokratik haklarını…İnanın tek hırsızlığım o olacak. Başka hiçbir şey olmayacak. Hayat boyu gönlünüzü çalmaya devam edeceğim. Kalktılar bütün bu suçlamalarla birlikte görevi elimizden aldılar ve çalmaya devam ettiler. Çünkü üç ayımızı oradan aldılar götürdüler. Onun için üç ay eksik hizmet verdik bu şehre. Tabi şunu söylemem lazım. O süreçte unuttukları bir şey var. Ne bu millet, ne 16 milyon insanımız, ne de onları temsilen ben ne hak yedim ne de hakkımı yediririm kardeşim. Bu kadar net. O bakımdan o gün halk olarak hakkımızı savunduk ve bu zorluğu aştık.
MALİ OLARAK USULSÜZ, SIKINTILI BÜTÇELERİNİ, KURUMUN KASASINI DEVRALDIK: Mali olarak çokça anlatacağım usulsüz, sıkıntılı bütçelerini bir nevi kurumun kasasını devraldık. Ancak bununla da yetmez, elbette yarım bırakılmış, hatta sadece ihalesi yapılıp hiç başlatılmamış, başta metro olmak üzere birçok projeyi devraldık. Sadece bu da değil bütün Türkiye’yi, bütün dünyayı etkileyen bir buçuk yıla yakın bir pandemi süreci yaşadık. Sadece bu da değil, gerçekten bir deprem felaketi bütün ülkeyi sarstığı gibi elbette ki İstanbulumuzda milletimizi vicdanen mali olarak da sarsmıştır. Özellikle 2016-2017 yılı itibariyle kötü yönetilen ekonominin en trajik sonuçlarını, en büyük bedellerinin ödendiği dönemi de bu beş yıl içerisinde milletimiz yaşadı, kurumlarımız yaşadı. Bugün inanınız ben orada gördüm. Başkanımız buraya maskeliyken başlamış ve bitirilmiş, içi donatılmış, hizmet vermeye de başladı. Ama o günle bugün arasında şu gördüğünüz yapının maliyet farkı en az yedi sekiz kat biliyor musunuz? Bu ülkenin maliyetleri, geçimin maliyetleri, yaşamın maliyetleri inanılmaz yükseldi. Ama insanlarımızın geliri o seviyede artmadı. Buna rağmen hem ilçemizde hem büyük şehrimizde içtenlikle söylüyorum ki tarihi başarılar elde ettik. Mart ayında iki tane daha metro açacağız. Bir tanesi Anadolu Yakası’nda, bir tanesi Avrupa Yakası’nda. Avrupa yakasında Ataköy- İkitelli hattı Anadolu Yakası’ndaki Çekmeköy -Sancaktepe -Samandıra hattı. ve toplamda 65 kilometre metroyu bu beş yılda bitirmiş olacağız. Bu büyük bir başarı bunu söyleyeyim. Devam eden metrolarımız da var. Bugün ifade etmeliyim ki itibarlı bir İstanbul var etmenin altyapıdan üstyapıya kadar inanılmaz işleri başarmanın büyük gururunu yaşıyoruz.
BU GÜZEL İŞİ ALKIŞLAMAYA GELDİM: Tabi bu gururu yaşarken elbette bu gururun Kartal’a düşen payları da var. Kartal Belediye Başkanımız ifade etti. Beş yıl içerisinde ne yazık ki geçmiş yıllarda Cumhuriyet Halk Partili olduğu için ihmal edilen Kartal’ın alacakları vardı, onları da alacak olarak tahsil ettik dedi. Doğru, iletişim kanallarımızı en üst seviyede açık tutarak onun da güçlü takibiyle Kartal’ın yaşadığı sel su baskınından tutun da park, peyzaj, meydan, camiinden, cemevine, bütün hizmetlerine dönük ibadetten, yoksulluğa, öğrencilerine, anne kartına kreşten diğer hususlara varıncaya kadar çok güzel işleri burada inşa ettik, başardık. Çok güzel alanları da Kartal’da sizlerin hizmetine sunduk. Stat var içerisinde ve Neyzen Tevfik Meydanı gibi otoparklar gibi çalışmalarımız var. Şunu söyleyeyim. Ben buraya hizmetlerimi sıralamaya gelmedim. Benim sevgili kardeşimin bu güzel açılışında onun gururunu onunla yaşamak vatandaşımızla yapmış olduğu kıymetli işbirliğini ben de sizlerle beraber alkışlamaya geldim. Emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum ve özellikle Kartal Belediye Başkanımız bağışçılarımız böylesi bir alanın özellikle bir bağışla olması alkışlanacak bir şey. Hani biliriz okul, kreş, birçok konuda hayırlı işler, bazen ibadethaneler gündeme gelir ama böylesi bir alanın çok da bağışlandığı gözükmez. Aslında biz yaşamın çok önemli konularını ihmal ederiz. Bu anlamda ihmali değil de özeni bize gösteren aileye de bu yönüyle teşekkür ediyorum gerçekten özenli bir bağış olmuş. Hizmet dönemimizin en önemli kavramına değinip sözlerime son vermek istiyorum.
HİZMET DÖNEMİMİZİN EN ÖNEMLİ KAVRAMI ADALET: Hizmet dönemimizin en önemli kavramı adalet. Biz bu şehre adalet getirdik. Bu şehrin hiçbir insanını birbirinden ayırt etmedik etmeyeceğiz. Hep söylerim Cumhuriyet Halk Partisi’nin en çalışkan neferi olmayı her zaman gururla hedef olarak söylemişimdir. Cumhuriyet Partililerin gurur duyacağı bir evladı olmaktan da her zaman gururla bahsetmişimdir hedef olarak söylemişimdir. Ama altını çizerek şunu hep söylerim. Siyaset, siyasi partiler hizmet için bir araçtır amaç olamaz. Biz siyasi partilerdeki görev sürecimizi katiyen kesinlikle bir araç olarak görürüz. O bakımdan devletin kurumlarını, millete ait alanları, hususları, bütçeyi partiyle tariflemeyiz. Hizmetlerimizi partiyle tariflemeyiz. Partiyle hizmeti kovalamayız. Bakın Gökhan Yüksel başkanımla Kartal’da yürüttüğümüz diyalog kalitesini İstanbul’un 39 ilçesi ile yönettik. Hiçbirini birbirinden ayırmadık. Ben hangi ilçeye gidersem gideyim o ilçenin belediye başkanının partisine bakmaksızın davet etmişimdir. Gelen gelmiştir, gelmeyen gelmemiştir. Çünkü partilerimiz ayrı olabilir, yolculuklarımı. Ama bizim inandığımız çok temel bir şey var. Bir demokrasiye inanıyoruz. Bizim saygı duyduğumuz net bir şey var. Bu şehrin ve bu ülkenin insanı, etnik kökeni, mezhebi, siyasi görüş, inancı asla bakmaksızın… bu önemli bir terbiyedir sevgili dostlarım. Bizi ayakta tutan terbiyedir. Bizi dimdik ayakta tutan bir vicdandır. Bunu korumazsak Allah bizleri korusun söyleyeyim.
O İMZAYI ATMAYAN KİŞİ ŞİMDİ İSTANBUL ADAYI: Şimdi bu ahlakla ve bu adalet duygusuyla yürürken elbette neler neler yaşadık. Böyle deyince de sesim birine benziyor. Allah’ım ya Rabbim ne diyeyim? Şimdi neler neler yaşadık. Ne engellemeler, komedi filmi gibi bir kısmı. Çok böyle husus hususlar var. Mesela afetten bahsediyoruz. Az önce hatırladım arkadaşlarıma rakamı alın dedim. Bakın İstanbul’un o dönemki valisiyle şimdiki İçişleri Bakanımız acil afet toplantılarından birisin de İstanbul’un kendilerine çok acil ilave itfaiye çalışanına ve hatta çok acil zabıtaya ihtiyacı var dedim. Çünkü bizim itfaiye çalışanlarımız Türkiye’nin en muktedir afet uzmanları. Afet anında olağanüstü işler başarıyorlar. Allah onları korusun. Ayaklarına taş değmesin. Bütün bu bu yolda çalışanları ve hatta şunu da söyleyeyim. itfaiyecilerin en büyük derdi nedir biliyor musun? O bir meslek olarak kabul edilmediği için bazı haklarından mahrum kalırlar. Ben bunu hep söylüyorum. Bunu da bir türlü bu hükümet halletmiyor. Çünkü insanlar iş çözmeyi unutmuşlar. Bakın üç bin 500 yüz itfaiye eri ihtiyacımız olduğuna İstanbul’un Mülki Amiriyle beraber karar verdik. ve yazı yazdık o dönemde. Kendilerinden de destek istedim. Hatta benim için aradığını da biliyorum. Ben defalarca aradım, 750 kişilik için izin verdiler biliyor musunuz? Üç bin 500’den 750. Bin zabıtadan da 400. Bunu niye anlattım? İtfaiye erini alıyorsunuz işe girme işlemleri neredeyse bir yıl sürüyor. Devlet memuru bu çünkü sınav yapıyorsun. Çok şeffaf sınavlar yaptık izni verilenler için. Bir bir itfaiye ya da zabıta memurunun ehil anlamda yetişmesini en az üç yıl beş yıl lazım. Yani tam uzman oldu sahaya çıktı en zor anda işte Hatay’a gitti. Oraya buraya gitti diyebilmeniz için. Bunu bir imza biliyor musunuz? Bir imza atmadılar. O atmayan kişi şimdi İstanbul adayı. Niye biliyor musunuz bunu anlattım? Diyecek ki diyebilir ki haberim yoktu. Maden kazasıyla ilgili de ilişkisini böyle böyle tarifliyorlar ya. Haberi vardı çünkü ben bunu bizzat kendisine iki üç kez telefonda söyledim. İlave mektuplar yazdım.
O BİR KİŞİLİK ANLAYIŞ KENDİNİ HER KONUDA MUKTEDIR GÖRÜYOR VE KİBİR DAĞLARI AŞMIŞ: Daha çok şey var. Ama oraya girmeyeceğim. Ama esas bir şeye gireceğim. Şimdi biliyorsunuz bu sürecin, bu sistemin sorumlusu İstanbul’a aday olan Sayın Bakan değil, diğerleri de değil çünkü sorumlusu bir kişi. Bunu herkes biliyor adını bile demiyorum. Nasıl ki rakibim kim olduğunu biliyorum dediğini de siz de evet biliyoruz dediniz öyle bir şey bu. Bakın o bir kişilik anlayış kendini her konuda muktedir görüyor ve kibir dağları aşmış. Hatay’da depremzedelerin huzuruna çıkıp oy vermedikleri için hizmetin nasıl geciktiğini depremzedelerin gözünün içine baka baka anlattı. Yani diyor ki bana oy verirseniz hizmet gelirdi, vermediniz onun için gelmedi. Çıkt çok tepki gelince milletin aklıyla alay eder gibi iki üç gün sonra şöyle bir söz söyledi. Bu ‘Cumhuriyet Halk Partililer var ya kendilerine oy verenlere hizmet eder. Oy vermeyenlere hizmet etmez’ dedi. ya Allah akıl versin milletin aklıyla alay eder gibi iki üç gün önce, milletin huzurunda bunu söylüyor, tepki alınca sözü çevirip CHP’ye getiriyor. Millet bunu yemez. Ordu’da bu sabah, huylu huyundan vazgeçmez gerçek duygularını ifade ediyor. Bakın ne diyor? önce siyasetin namusu var diyor. Bak ardından da namus anlayışını şöyle anlatıyor. ‘Ben dedi Cumhurbaşkanıyım’ -O ben değil bu arada- ‘Ben dedi Cumhurbaşkanıyım. Hükümet bende, benim adayımı seçerseniz. Ordu’nun kılına zarar gelmez. Doğal gaz gelsin istiyorsan benim adayımı oy vereceksin’ dedi. Kıymetli milletimize ben bir uyarıda bulunmakta kendimi borçlu hissediyorum. 31 Mart’ta seçim var seçime gidiyoruz. Bakın seçime giderken bile milletini tehdit ederek oy isteyenden seçimden sonra Allah korusun. Bu milleti Allah korusun. 31 Mart’tan sonra neler yapar neler. Onun için milletimize buradan sesleniyorum. Sandığa giderken bu sözleri aklınızdan sakın çıkartmayın. Bugün sizi tehdit eden oyu alınca neler yapar neler. Hakkı, hukuku, marifeti insanlarımızın iradesini bile kendinde gören bir akıl seçimden sonra neler yapar neler.
BU MİLLET ÖYLE BİR HAD BİLDİRİR Kİ SÜT DÖKMÜŞ KEDİYE DÖNERSİNİZ: Milletimize bir şey daha tavsiye ediyorum. Onun dediğinin tam tersini yapmayı tavsiye ediyorum. Onun dediği kim varsa, ona oy vermemelerini niye biliyor musunuz? Ona ve o bu akla sandıkta öyle bir ders verin ki seçimden sonra kalan dört yılında size deli gibi hizmet etmek zorunda kalsınlar itidar süreleri var. Sizi dikkate alması için oyunuzu, oyunuzu sizi tehdit edene vermeyin. Bizim milletimiz cesurdur. Bizim milletimiz akıllıdır, zekidir. Bizim milletimizi tehdit edene bu millet pabucu bırakmaz. Bu millet öyle bir had bildirir ki süt dökmüş kediye dönersiniz. Aynen 23 Haziran’da olduğu gibi. 13 bin 800 oldu. Bu tehditten sonra sekiz yüz bini kaç yaparsınız? Allah bilir. Bu bakımdan 31 Mart’ta bize oy vereceksiniz. Biz diliyor ve istiyoruz ki bizi seçeceksiniz. Umut ediyoruz ki biz bize oy verene de vermeyene de büyük büyük hizmetler yapacağız. Onlar da giderayak daha çok çalışmak zorunda kalacaklar. Bunun adı hizmet yarışı olacak. Sizler halkımız bizim tek yüzümüzü döneceğimiz milletimiz bizim sonuna kadar dinleyeceğimiz gözümüz gözünüzün içine bakacak kulaklarımız sizde olacak. Milletimizin dediği olacak. Milletimizin dışında bize hükmedecek bizi tabiri caizse ya da tabiri ona ait şekliyle ‘buyuracak’ bir Allah’ın kulu yok. Bize buyuracak millettir bizim terbiyemiz terbiyemiz net dir. Bu millet uzun yıllardır yüzyılı aşkın süredir demokrasi mücadelesi veriyor, özgürlük mücadelesi veriyor. Bizim terbiyemiz nettir. O terbiye egemenlik kayıtsız şartsız milletindir terbiyesidir. O terbiye Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetidir. İşte tam da bu bakış açısıyla Kartal’da da, İstanbul’un 39 ilçesinde de bütün Türkiye’de de parolamız net. Tam yol ileri sevgili kardeşlerim. Sevgili hemşerilerim,. Göreceksiniz seçimde seçime kadar işlerimizi layıkıyla milletimize anlatacağız. Seçime kadar inşallah çok çalışacağız. Gece gündüz çalışacağız, o, bu, şu demeden çalışacağız. 16 milyon insanımız için çalışacağız. Sandıklarımıza sahip çıkacağız. Herkese birbirimizi anlatacağız. Ben Kartal Belediye Başkanı’nı anlatacağım. O beni anlatacak ya da Pendik Belediye Başkan adayımızı anlatacak. Hep birlikte birbirimizi anlatıp iyi insanlar terbiyeli, ahlaklı, adaletli insanlar görevlerine devam. ve her şey çok güzel olacak. Hepinizi çok seviyorum”
]]>
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, “Milletin önündeki engelleri, demokratik hakkını kullanmasına engel olacak unsurları sizden aldığımız güçle liderimizin ve ekip arkadaşlarının duruşuyla bir bir bertaraf ettik.” dedi.
Yazıcı, yerel seçim öncesi partisince 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, yağmura rağmen kendilerini yalnız bırakmayan vatandaşlara teşekkür etti.
“Siz bizi hiç yanıltmadınız.” ifadesini kullanan Yazıcı, “Biz de sizin desteğinize aykırı asla hiçbir iş yapmadık. Siz ne dediyseniz onu inşa ve icra ettik. Rize’yi değiştirdik, dönüştürdük. Türkiye’yi değiştirdik, dönüştürdük. Çünkü yola çıkarken, ‘Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde tek hedef milletin hukukunu koruyacağız, insanımızın hayat standardını yükselteceğiz, önündeki sosyoekonomik engelleri azaltacağız, hayatınızı rahatlatacağız.’ dedik, öyle yapmadık mı? Çünkü sözümüz söz.”
Yazıcı, işlerinin eser ve proje üretmek olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:
“Türkiye’ye bir bütün olarak baktık. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü, insanımızın birlik ve beraberliği her şeyin önünde ve üstünde. Dolayısıyla Türkiye’nin gücüne güç kattık ama bu gücün arkasında kim var? Siz varsınız, siz. Çünkü AK Parti siyasetinin temelinde millet var. Millet ne diyorsa o. Milletin önündeki engelleri, demokratik hakkını kullanmasına engel olacak unsurları, sizden aldığımız güçle liderimizin ve ekip arkadaşlarının duruşuyla bir bir bertaraf ettik. Ne derse milletle ‘Gücümüz millet, işimiz hizmet’ dedik ve öyle yürüdük ve 20 yılı aşkındır bu sözümüz bizim rehberimiz oldu, asla şaşmadık.”
Milletle gurur duyduklarını dile getiren Yazıcı, “Eksiğimiz var, onları da biliyoruz. Onları da imkanları çoğaltmak suretiyle bir plan dahilinde mutlaka biz çözeriz.” diye konuştu.
Yazıcı, seçimlerin demokrasinin en önemli mekanizması olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“Siyasi partiler, seçimler yoluyla milletin huzuruna çıkar. Oy ve destek ister, yetki ister. İster iktidarda ister muhalefette olsun siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsudur. Demokratik rejimler böyle tanımlanır. Ama bugün dönüp baktığınız zaman muhalefette herhangi bir ümit görüyor musunuz? Tarumar olmuş, darmadağınık, aday bile belirlemekten aciz duruma düşmüş bir muhalefet var. Dolayısıyla siz süreçlerde milletin bu tarzını, demokrasinin bu erdemli ilkelerini gözetmek suretiyle süreçleri bir bir inşa ediyorsunuz.”
Türkiye’de 2002’den bugüne kadar 16 seçim yapıldığını ifade eden Yazıcı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu seçimlerde, referandumlarda, milletvekilliği, yerel seçimlerin tamamında AK Parti’ye destek verdiniz, tek başına yetki verdiniz. Bunun farkındayız. Sizi asla mahcup etmedik ve asla mahcup etmeyeceğiz. Güç, sizin gücünüz. İnşallah 31 Mart’ta Rize ve ilçelerinde Cumhur İttifakı ile birlikte süreci daha muhkem şekilde inşa etmeye kararlı mısınız? Hanelerinizden bereket eksik olmasın, gönlünüzde sevgi coşsun, taşsın, birbirimizi çok sevelim.”
“İnsanımıza dokunan hizmetleri öncelikli hale getiriyoruz”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Ziya Yılmaz, belediyeciliğin, yerel yöneticiliğin AK Parti’nin işi olduğunu söyledi.
Bu işi ne kadar iyi yaptıklarını muhalefetin de kabul ettiğini belirten Yılmaz, “Muhalefetten öteye de dünya ülkelerinin yerel yöneticileri de kabul ediyor. ‘Nasıl başarıyorsunuz, nasıl bu işleri yapıyorsunuz?’ dediklerinde, biz onlara diyoruz ki ‘AK Parti, bir belediyecilik okulu aynı zamanda. Çünkü bu okulun ilk kurucusu Cumhurbaşkanı’mız, dünya liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’dır.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, gece gündüz demeden hizmet esaslı çalıştıklarını dile getirerek, “İnsanımıza dokunan hizmetleri öncelikli hale getiriyoruz. Mazeret uydurmuyoruz. Algı yönetimi yapmıyoruz. Sosyal medya vasıtasıyla birtakım algılar yaparak, yapmadığımız, yapamadığımız işlerin palavrasını atmıyoruz.” diye konuştu.
Yılmaz, 31 Mart seçimlerinin çok önemli olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“Burada adeta bugüne kadar kaydettiğimiz başarı öykülerinden bir tanesini daha yazacağız. Allah’ın izniyle bugüne kadar her seçimde elde ettiğimiz başarılar gibi yeni bir başarının daha sizler sayesinde imzasını atacağız. Ama bu süre içinde durmadan, yorulmadan kapı kapı koşacağız. Yorulmadan, koşmadan, uğrunda uğraş vermeden elde edilmiş olan bir başarı, başarı sayılmaz. Onu da bizim başarımız gibi görmeyiz. Bu süre içerisinde biraz yorulalım, biraz koşalım ve Allah’ın izniyle 1 Nisan 2024 sabahı büyük bir başarı öyküsünü yazmış olmanın rahatlığıyla güne başlayalım.”
“Türkiye Yüzyılı’na koşuyoruz”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, Rize’nin mücadele etmek, çalışmak anlamına geldiğini söyledi.
“Rize demek, her şartta ve her durumda bu millet için bu memleket için ne gerekiyorsa yapmak demek.” ifadesini kullanan İleri, “Allah’a şükür liderimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde onun kadroları olarak inşallah sizlere yakışır bir şekilde, sizlere layık olacak bir şekilde bu memleket için bu millet için varımızla yoğumuzla çalışacağız ve çalışıyoruz.” dedi.
Ömer İleri, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Şu önümüzdeki dönem inşallah hep beraber Rize’mizle Samsun’umuzla Trabzon’umuzla memleketimizin batısıyla doğusuyla kuzeyiyle güneyiyle Türkiye Yüzyılı için hazırlanıyoruz. Türkiye Yüzyılı için ilerliyoruz. Türkiye Yüzyılı’na koşuyoruz. Yeri geliyor milli elektrikli aracımızı çıkartıyoruz, yeri geliyor milli muharip uçağımızı üretiyoruz, yeri geliyor uzaya uydu fırlatıyoruz, yeri geliyor Gabar’dan petrol çıkartıyoruz, yeri geliyor Karadeniz’den gaz çıkartıyoruz. Bizler biliyoruz ki bu millet, misyonu olan bir millettir. Bu millet, istikameti olan bir millettir. O istikametin adı da Türkiye Yüzyılı’dır. Türkiye Yüzyılı’nın doğacağı şehirlerden biri de pek tabii Rize’dir.”
]]>
AK Parti İBB Başkan Adayı Murat Kurum Sarıyer’de katıldığı programda Erzincan’da yaşanan maden faciası hakkında konuştu. Kurum, ’21 Haziran 2022’de işletmeye Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan idari para cezası verildi. İşletmenin faaliyetinde çevre mevzuatı kapsamında görülen eksiklikler nedeniyle; işletme men edildi ve 3 ay kapısına mühür vuruldu. Bununla da kalınmayıp; işletmenin çevreyi kirletmesi nedeniyle; Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Özet olarak; biz, kanunda öngörülen bütün cezai süreçleri hiçbir müsamaha göstermeksizin kararlılıkla uyguladık. İşletmenin, tüm tedbirleri aldığı bilirkişi raporlarıyla tespit edilince faaliyetine tekrar başladı dedi.
AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Sarıyer’de bulunan Karadeniz Vakfı’nı ziyaret etti. Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan maden ocağında yaşanan toprak kayması ile ilgili konuştu. Kurum, ‘Şunların altını çizerek söylemek istiyorum. Bakanlığım döneminde, söz konusu bu işletmeye verilen ÇED raporunu dile getiriyorlar. Çevre Bakanlığı sadece çevresel etkileri denetler. İşletme; çevreye, doğaya zarar veriyor mu Vermiyor mu Buna bakar. Bakanlığımız döneminde, bu işletmenin çevresel etki denetimleri çok sıkı bir şekilde yapıldı. Bu işletmenin çevre mevzuatına uygun iş yapıp yapmadığı, tam 135 kez denetlendi. 21 Haziran 2022’de, işletmeye Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan idari para cezası verildi. İşletmenin faaliyetinde çevre mevzuatı kapsamında görülen eksiklikler nedeniyle; işletme men edildi. 3 ay kapısına mühür vuruldu. Bununla da kalınmayıp, işletmenin çevreyi kirletmesi nedeniyle; Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Özet olarak; biz, kanunda öngörülen bütün cezai süreçleri hiçbir müsamaha göstermeksizin kararlılıkla uyguladık. İşletmenin, tüm tedbirleri aldığı bilirkişi raporlarıyla tespit edilince faaliyetine tekrar başladı diye konuştu.
‘ÇEVRE BAKANLIĞI İŞLETME ÇEVREYE, DOĞAYA ZARAR VERİYOR MU VERMİYOR MU BUNA BAKAR
İşletmenin kapasite artırmasına yönelik kararın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan alınmasının mümkün olmadığını belirten Kurum, ‘Bir de bizi işletmenin kapasitesini artırmakla suçluyorlar. Bize iftira atanlar şunu da bilir ki; Çevre Bakanlığı işletmenin kapasite artışı kararını vermez, veremez, çünkü böyle bir yetkisi yoktur. Sadece ve sadece kapasite artışının çevreye etkisini ölçer, onaylar ya da onaylamaz. Yine, ÇED raporlarına ilişkin buradaki kararlarda birçok farklı kurum ve kuruluşun bilimsel görüş ve raporlarına bakılır. İşte bugün dillerine doladıkları ÇED kararı da; 21 kurum ve kuruluştan oluşan komisyon üyeleri tarafından onaylıdır ifadelerini kullandı.
‘HANGİ VİCDANLA, HANGİ DUYGUYLA BU KONUYU İSTANBUL’A VE İSTANBUL SEÇİMLERİNE GETİRDİNİZ
Kurum, ‘İşte bu gerçekler tüm açıklığıyla ortadayken dün geceden itibaren tek merkezden yönetilen, nereden geldiği hepimizce bilinen, sistematik ve bilinçli bir algı operasyonu ve kara propaganda başlatıldı. Milletimizi yasa boğan böylesi bir hadisede bu konu, siyasi bir istismara dönüştürüldü. Masa başında üretilmiş pek çok yalan haber ve tezvirat sağa sola her yere servis edildi. Milletimiz bu kötü niyeti çok iyi biliyor, çok iyi de tanıyor. Bu kötü niyetli arkadaşlara soruyoruz. Biz vicdan sahibi herkese soruyoruz. Siz hangi vicdanla Hangi duyguyla Bu konuyu İstanbul’a ve İstanbul seçimlerine getirdiniz. Vatandaşlarımızın daha toprağın altında olduğu bir yerde, 85 milyonun gözünün, aklının, kalbinin burada olduğu bir aşamada bu olayı siyasete alet etmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır. Hangi insani duyguya, hangi insani erdeme uygundur şeklinde konuştu.
BU MİLLET AFFETMEYECEKTİR
Kurum, ‘İnsanımızın canları üzerinden siyasi ikbal peşine düşenleri, milletimizi aldatmaya çalışanları bu millet affetmeyecektir. Bu millet, bu siyaset simsarlarını, bu algı operasyonlarını boşa çıkaracak, unutmayacak, onları derin vicdanıyla ve ferasetiyle cezalandıracaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Şu anda bizim tek bir gayemiz var. O da canlarımızın bir an önce kurtulmasıdır. Ben tekrar ailelerimize, Erzincan’ımıza, milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum dedi.
]]>
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum, Erzincan’da maden ocağındaki toprak kaymasıyla ilgili algı operasyonu ve kara propaganda başlatıldığını, milleti yasa boğan hadisede konunun siyasi istismara dönüştürüldüğünü söyledi.
Kurum, Sarıyer’deki Karadeniz Vakfı’nı ziyaretinde yaptığı konuşmada, dün Erzincan İliç’teki maden ocağında toprak kayması yaşandığını, devletin olayın ilk dakikalarından itibaren seferber olduğunu ve kurtarma faaliyetlerinin sürdüğünü anlattı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yaptığı dönemde söz konusu işletmeye verilen ÇED raporunun dile getirildiğini belirten Kurum, “Çevre Bakanlığı sadece çevresel etkileri denetler. İşletme, çevreye, doğaya zarar veriyor mu, vermiyor mu buna bakar. Bakanlığımız döneminde bu işletmenin çevresel etki denetimleri çok sıkı şekilde yapıldı. Bu işletmenin çevre mevzuatına uygun iş yapıp yapmadığı tam 135 kez denetlendi. 21 Haziran 2022’de işletmeye Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan idari para cezası verildi. İşletmenin faaliyetinde çevre mevzuatı kapsamında görülen eksiklikler nedeniyle 3 ay kapısına mühür vuruldu.” diye konuştu.
Kurum, bununla da kalınmayıp, işletmenin çevreyi kirletmesi nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunun altını çizerek, “Biz, kanunda öngörülen bütün cezai süreçleri hiçbir müsamaha göstermeksizin kararlılıkla uyguladık. İşletmenin tüm tedbirleri aldığı bilirkişi raporlarıyla tespit edilince faaliyetine tekrar başladı. Bir de bizi işletmenin kapasitesini artırmakla suçluyorlar. Bize iftira atanlar şunu da bilir ki Çevre Bakanlığı işletmenin kapasite artışı kararını vermez, veremez çünkü böyle bir yetkisi yoktur. Sadece kapasite artışının çevreye etkisini ölçer, onaylar ya da onaylamaz.” ifadelerini kullandı.
ÇED raporlarına ilişkin kararlarda birçok farklı kurum ve kuruluşun bilimsel görüş ve raporlarına bakıldığını vurgulayan Kurum, şöyle devam etti:
“İşte bugün dillerine doladıkları ÇED kararı da 21 kurum ve kuruluştan oluşan komisyon üyeleri tarafından onaylıdır. Bu gerçekler tüm açıklığıyla ortadayken dün geceden itibaren tek merkezden yönetilen, nereden geldiği hepimizce bilinen, sistematik ve bilinçli bir algı operasyonu ve kara propaganda başlatıldı. Milletimizi yasa boğan böylesi bir hadisede bu konu siyasi bir istismara dönüştürüldü. Masa başında üretilmiş pek çok yalan haber ve tezvirat sağa sola, her yere servis edildi.
Milletimiz bu kötü niyeti çok iyi biliyor, tanıyor. Bu kötü niyetli arkadaşlarımıza vicdan sahibi herkese soruyoruz? Siz hangi vicdanla, hangi duyguyla bu konuyu İstanbul’a ve İstanbul seçimlerine getirdiniz? Vatandaşlarımızın daha toprağın altında olduğu bir yerde, 85 milyonun gözünün, aklının, kalbinin burada olduğu bir aşamada, bu olayı siyasete alet etmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır. Hangi insani duyguya, hangi insani erdeme uygundur? İnsanımızın canları üzerinden siyasi ikbal peşine düşenleri, milletimizi aldatmaya çalışanları bu millet affetmeyecektir. Bu millet, bu siyaset simsarlarını, bu algı operasyonlarını her zaman olduğu gibi yine boşa çıkaracak, unutmayacak, onları derin vicdanlarıyla ve ferasetiyle cezalandıracaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Şu anda bizim tek bir gayemiz var, o da canlarımızın bir an önce kurtulmasıdır.”
“‘Biz 85 milyonu kucaklıyoruz’ deyip Alevi, Kürt kardeşlerimizi ötekileştirdiler”
İstanbul’un CHP’li Büyükşehir Belediyesi tarafından kaderine terk edildiğini kaydeden Kurum, söz verilen 10 projeden 9’unun yerine getirilmediğini söyledi.
“İstanbul’u bir basamak olarak görüp, İstanbul üzerinden ikbal peşinde koştular, hala koşmaya devam ediyorlar” diyen Kurum, “Bugün baktığınızda birbirlerine düşmüş durumdalar. Bir taraftan Sarıyer’de problemleri, sıkıntıları görüyorsunuz. Burada hizmet etmiş, ‘başarılı’ diye addettikleri kendi adlarına belediye başkanlarını şimdi saf dışı bıraktılar. Öbür tarafta yıllardır yol yürüdükleri ‘mesai arkadaşımız’ dedikleri arkadaşlarını kapı dışarı bıraktılar. ‘Biz 85 milyonu kucaklıyoruz.’ deyip Alevi, Kürt kardeşlerimizi ötekileştirdiler. Bunların anlayışı net bir şekilde ortaya düştü. Şimdi tutuştular. Ne yapacaklarını bilmeyerek sağa sola saldırıyorlar. Bunların hizmet diye bir anlayışı yok.” değerlendirmesinde bulundu.
“Asrın Felaketi”nde kendilerinin gece gündüz milletle el ele, gönül gönüle koştuklarını vurgulayan Kurum, şunları kaydetti:
“3 ayda 180 bin konutun inşaatını başlattık. Ey Büyükşehir Belediyesi, sen İstanbul gibi büyük, kadim bir şehrin belediyesisin. Ne olurdu sen de gidip Maraş’a, Adıyaman’a, Hatay’a, Gaziantep’e, Kilis’e, Osmaniye’ye, Adana’ya depremzede kardeşlerimiz için bin konut yapsaydın. Hani seçim zamanı ağzınız dolu dolu konuşuyordunuz ya, bir sürü vaatler verdiniz. Niye gerçekleştirmediniz, elinizden tutan mı vardı? Sorsanız, ‘Engellediler, yaptırmadılar…'”
“Çayırbaşı-Ayazağa-Levazım-Dolmabahçe etabını yine biz başlatacağız”
Sarıyer’de hiçbir şekilde imar ve mülkiyet problemi kalmayacağının altını çizen Kurum, göreve geldiklerinde Sarıyer’in her mahallesinde, İBB mülkiyetindeki her bir vatandaşın mülkiyet sorununu, tapu sorununu tamamen çözeceklerini aktardı.
Kurum, Maslak Ayazağa Hadımkoru kavşak projesiyle sıkışan trafiğe nefes aldıracaklarını belirterek, “Beşiktaş-Sarıyer ve İstinye-İTÜ-Ayazağa arasındaki raylı sistem hattını 2,5 yılda tamamlayıp armağan edeceğiz. Yine yapmadıkları, bir tarafta hafriyat doldurdukları, bir tarafta inşaatını durdurdukları işlerden bir tanesi olan Çayırbaşı-Ayazağa-Levazım-Dolmabahçe etabını yine biz başlatacağız ve hem Büyükdere Caddesi hem de Boğaz Sahil Yolu trafiğini azaltmış olacağız.” şeklinde konuştu.
Toplantıya, Vakıf Genel Başkanı Yusuf Cevahir ve çok sayıda kişi katıldı.
]]>
AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Sarıyer’de bulunan Karadeniz Vakfı’nı ziyaret etti. Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan maden ocağında yaşanan toprak kayması ile ilgili konuştu. Kurum, “Şunların altını çizerek söylemek istiyorum. Bakanlığım döneminde, söz konusu bu işletmeye verilen ÇED raporunu dile getiriyorlar. Çevre Bakanlığı sadece çevresel etkileri denetler. İşletme; çevreye, doğaya zarar veriyor mu? Vermiyor mu? Buna bakar. Bakanlığımız döneminde, bu işletmenin çevresel etki denetimleri çok sıkı bir şekilde yapıldı. Bu işletmenin çevre mevzuatına uygun iş yapıp yapmadığı, tam 135 kez denetlendi. 21 Haziran 2022’de, işletmeye Çevre Kanunu’ndaki en üst sınırdan idari para cezası verildi. İşletmenin faaliyetinde çevre mevzuatı kapsamında görülen eksiklikler nedeniyle; işletme men edildi. 3 ay kapısına mühür vuruldu. Bununla da kalınmayıp, işletmenin çevreyi kirletmesi nedeniyle; Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Özet olarak; biz, kanunda öngörülen bütün cezai süreçleri hiçbir müsamaha göstermeksizin kararlılıkla uyguladık. İşletmenin, tüm tedbirleri aldığı bilirkişi raporlarıyla tespit edilince faaliyetine tekrar başladı” diye konuştu.
“ÇEVRE BAKANLIĞI İŞLETME ÇEVREYE, DOĞAYA ZARAR VERİYOR MU? VERMİYOR MU? BUNA BAKAR”
İşletmenin kapasite artırmasına yönelik kararın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan alınmasının mümkün olmadığını belirten Kurum, “Bir de bizi işletmenin kapasitesini artırmakla suçluyorlar. Bize iftira atanlar şunu da bilir ki; Çevre Bakanlığı işletmenin kapasite artışı kararını vermez, veremez, çünkü böyle bir yetkisi yoktur. Sadece ve sadece kapasite artışının çevreye etkisini ölçer, onaylar ya da onaylamaz. Yine, ÇED raporlarına ilişkin buradaki kararlarda birçok farklı kurum ve kuruluşun bilimsel görüş ve raporlarına bakılır. İşte bugün dillerine doladıkları ÇED kararı da; 21 kurum ve kuruluştan oluşan komisyon üyeleri tarafından onaylıdır” ifadelerini kullandı.
“HANGİ VİCDANLA, HANGİ DUYGUYLA BU KONUYU İSTANBUL’A VE İSTANBUL SEÇİMLERİNE GETİRDİNİZ?”
Kurum, “İşte bu gerçekler tüm açıklığıyla ortadayken dün geceden itibaren tek merkezden yönetilen, nereden geldiği hepimizce bilinen, sistematik ve bilinçli bir algı operasyonu ve kara propaganda başlatıldı. Milletimizi yasa boğan böylesi bir hadisede bu konu, siyasi bir istismara dönüştürüldü. Masa başında üretilmiş pek çok yalan haber ve tezvirat sağa sola her yere servis edildi. Milletimiz bu kötü niyeti çok iyi biliyor, çok iyi de tanıyor. Bu kötü niyetli arkadaşlara soruyoruz. Biz vicdan sahibi herkese soruyoruz. Siz hangi vicdanla? Hangi duyguyla? Bu konuyu İstanbul’a ve İstanbul seçimlerine getirdiniz. Vatandaşlarımızın daha toprağın altında olduğu bir yerde, 85 milyonun gözünün, aklının, kalbinin burada olduğu bir aşamada bu olayı siyasete alet etmek vicdansızlıktır, insafsızlıktır. Hangi insani duyguya, hangi insani erdeme uygundur?” şeklinde konuştu.
“BU MİLLET AFFETMEYECEKTİR”
Kurum, “İnsanımızın canları üzerinden siyasi ikbal peşine düşenleri, milletimizi aldatmaya çalışanları bu millet affetmeyecektir. Bu millet, bu siyaset simsarlarını, bu algı operasyonlarını boşa çıkaracak, unutmayacak, onları derin vicdanıyla ve ferasetiyle cezalandıracaktır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Şu anda bizim tek bir gayemiz var. O da canlarımızın bir an önce kurtulmasıdır. Ben tekrar ailelerimize, Erzincan’ımıza, milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” dedi.
]]>
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, “İnşallah en son teröristi de etkisiz hale getirmek suretiyle 40 yıldan beri milletimizin başına musallat olan bu beladan, asil milletimizi kurtarmakta kararlıyız.” dedi.
Eskişehir Birlik Vakfı’nda düzenlenen “Türkiye’nin Güvenlik Politikası” konulu konferansta konuşan Akar, bir ülkede en önemli konulardan birinin kültürel değerler sistemi olduğunu belirterek, Eskişehir Birlik Vakfı’nın bu anlamda çok özel yere sahip olduğunu söyledi.
Gazze konusunda kimsenin susmaması gerektiğini belirten Akar, “Gazze konusu başta olmak üzere ‘Nasıl olsa herkes biliyor’ dememeli. Anneler, evladım, kardeşim doğru bildiğiniz ne varsa onu söylemek lazım. Bir çekingenlik var. Siz dirayetli bir şekilde bilgilendirin ve bilinçlendirin. Eğer toplum bilgili ve bilinçli olursa herkesin işi kolaylaşıyor, bunu bilelim.” diye konuştu.
Akar, 85 milyonun belirli konularda bir tutum içinde olması gerektiğine dikkati çekerek, “Duygu ve düşüncelerin bir ve beraber olması lazım. Millet olması lazım. Nasıl ki evlerimiz depreme daha dayanıklı hale gelsin diye tahkim ediyoruz, tedbir alıyoruz. Bizim de önümüzdeki risklere, tehditlere ve tehlikelere karşı milli birlik ve beraberliğimizi tahkim etmemiz lazım. Burada herhangi bir boşluk bırakmamamız lazım. Herhangi bir fitnenin, fesadın girebileceği duruma müsaade etmemeliyiz.” ifadelerini kullandı.
Bir toplumun millet olabilmesi için din, dil, tarih ve hayat tarzının gerekli olduğunu ifade eden Akar, eğitim sisteminin buna göre kurgulanarak gençlere yol gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin coğrafi konum itibariyle adeta bir ateş çemberinin içinde olduğunu ve dünyadaki sıkıntıların kaynağında gıda ve enerjinin bulunduğuna değinen Akar, “Peki bunun için ne yapalım? Korkalım mı? Hayır, geleceğimizi tanzim etmek bakımından yürüyerek değil koşarak çalışalım.” dedi.
“Şu anda bizim 3 kıtada etkimiz var”
Bütün devletlerin beka ve refah olmak üzere iki temel görevi olduğunu dile getiren Akar, şöyle devam etti:
“Biz büyük ve güçlü Türkiye derken buna çalışıyoruz. Bir taraftan bu terör vesaire onlarla hesaplaşıp işi bitirmek. Diğer taraftan da Sayın Bakanımızın gece gündüz aradığı petrolü, doğal gazı bularak refahımıza katkı sağlamak. Çok şükür başaracağız. Bunlarla ilgili çalışmalarımızı aralıksız sürdürmemiz lazım. Bunlarla ilgili durmak veya duraklamak yok. Bu gelişmelere bağlı olarak bizim etki alanımız 3 kıta oldu. Avrupa, Asya ve Afrika. Şu anda bizim 3 kıtada etkimiz var. Fiili durumlarımız var. Askeri etkimiz var. Bu önemli bir şey. Bunun güçlenmesi lazım. Bütün dünya artık Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgi alanı.”
“Bu seferki konsept terörü kaynağında yok etmek”
Terörü bitirmekte kararlı olduklarını vurgulayan Akar, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Öyle veya böyle inşallah en son teröristi de etkisiz hale getirmek suretiyle 40 yıldan beri milletimizin başına musallat olan bu beladan, asil milletimizi kurtarmakta kararlıyız. 85 milyonun sevgisi, güveni ve duasından aldığımız ilhamla, inşallah milli ve manevi değerlerimizi kullanmak suretiyle bunların en sonuncusunu etkisiz hale getirerek ülkemizin bekasını, güvenliğini, rahatlığını ve huzurunu tam ve mutlak imkanla sağlayacağız. Bu konuda çalışmalar sürüyor. Bu seferki konsept terörü kaynağında yok etmek. Biz başta Irak ve Suriye olmak üzere hiç kimsenin toprak bütünlüğüne karşı değiliz. Onların toprağında asla bir gözümüz yok. Bizim tek derdimiz, sınırlarımızın ve milletimizin güvenliği.
Bu memleket bizim. Bu tarih acısıyla, tatlısıyla bizim. İbret ve ilham alacağız. Bu bayrak bizim. Bu anlayışla 85 milyon tek yumruk, tek yürek olacağız. Çalışmalarımızı buna göre yapacağız. Sultan Alparslan’dan Atatürk’e kadar ve bugüne kadar bu topraklar, insanlar, nüfus, ülke, beka, refah için katkı sağlayan kim varsa herkesi saygıyla şükranla anıyoruz.”
Akar’a konuşmasının ardından hediyelerin takdim edildiği konferansa, AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, AK Parti Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Nebi Hatipoğlu ve diğer ilgililerle vatandaşlar katıldı.
]]>
Deniz Baykal’ın 1’inci ölüm yıl dönümü nedeniyle Devlet Mezarlığı’ndaki kabri başında tören düzenlendi. Törene, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Deniz Baykal’ın ailesi, partililer ve vatandaşlar katıldı. Baykal’ın kabrine çelenk bırakıldıktan sonra saygı duruşunda bulunuldu ve dua edildi. Törenden sonra basın mensuplarına açıklamada bulunan Muharrem İnce, Baykal’ın bir devlet adamı olduğunu belirterek, “Partinin oyu önemli değil, ‘önemli olan memleket’ dediğini çok kez duymuşumdur. Allah rahmet eylesin, benim üstadımdı. Mekanı cennet olsun” dedi.
‘KENDİSİNDEN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİK’
CHP Genel Başkanı Özel de Deniz Baykal’ın sosyal demokrasiye ve CHP’ye emek değil; ömür vermiş bir genel başkan olduğunu vurgulayarak, Baykal’ın ailesinin acısını ve onurunu paylaştıklarını ifade etti. Özel, şunları kaydetti:
“Her birimiz kendisinden çok şey öğrendik. Bundan tam 15 yıl önce Sayın Baykal, Manisa’da Belediye Başkan adayı olmam için seçimlere kısa bir süre kala beni aradı. Ankara’da Türk Eczacıları Birliği’nde görevliydim. Kendisine benim bu görev için çok erken yaşta olduğumu ve hazır olmadığımı söylediğimde, ‘Sen iyi bir CHP’lisin, partililer bazı günlerde partileri için görev yaparlar, o görev hiçbir zaman unutulmaz, bu görevi yapman için aradım. Sana Belediye Başkanlığı teklif etmiyorum. Partinin bayrağını yere düşürmemeni teklif ediyorum’ demişti. Onun üzerine görevi kabul ettim. Aktif siyasetteki hikayem, tam 15 yıl önce o telefonla başladı.”
‘İKTİDAR OLDUĞUMUZDA VEFAMIZI GÖSTERECEĞİZ’
Baykal’ın kendisinin hayatında çok farklı izler bıraktığını dile getiren Özel, “Bugün huzurunda, 1’inci ölüm yıl dönümünde partinin genel başkanı olarak var olmak; benim açımdan büyük bir onur. Hem omuzlarımda çok büyük bir yük; çünkü siyasette vefa tartışmaları yapılıyor. Bir partinin önceki genel başkanına vefa gösterecekseniz; bunun bir yolu var; iktidar yaparsanız vefanızı göstermiş olursunuz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini de Deniz Baykal’ın partisini de İnönü’nün, Ecevit’in ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisini de iktidar yaptığımızda, önceki genel başkanlarımıza vefamızı göstermiş olacağız. Mezarı başında buna söz veriyoruz” diye konuştu.
‘ERDOĞAN BİZİ KAVGAYA ÇEKMEK İSTİYOR’
Ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hatay’da ve Zonguldak’taki açıklamaları ile DEM Parti ve Yeniden Refah Partisi’nin İstanbul’da aday çıkarmasına ilişkin, “Dün Zonguldak’ta, daha önce Hatay’da yaptığı açıklamanın devamını getirdi; ‘Cumhurbaşkanının eli, Zonguldak’ın üzerinde olursa hizmet gelir’ diyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın milli iradenin üzerinden elini çekmesi lazım. Bu yaptığı iş tamamen milli irade gasbıdır. Hatay’da yaptığı taş yürekliliğe devam ediyor. Aslında Hatay’da söylediği ifadeleri idame ettiriyor, hatırlatıyor. Eğer Erdoğan’ın söylediğinin bir karşılığı varsa, yerel seçimler niye var? Niye belediye başkanı seçiyoruz? Bu anayasa tanımamazlık hali sonunda oraya mı gelecek? En sonunda; siz birini seçin, geri kalan her şeyi o seçsini nasıl merkezi yönetimde uyguluyorlarsa; siz bir Cumhurbaşkanına oy verin, geri kalan her şeyi iğneden ipe o belirlesin, en son belediye başkanlarını da o belirlesin. Niye o zaman bu aziz milletin önüne sandık koyuyoruz?” dedi.
Milli iradenin kutsal olduğunu söyleyen Özel, şöyle devam etti:
“Bugün Recep Tayyip Erdoğan’a en sert cevapları vermek, onun istediği bir şey. Bizi kavgaya çekmek istiyor. Dün sesleniyor; ‘Daha önceki genel başkanlarla kavga ederdik. Özgür Efendi’nin sesi çıkmıyor, kavga etmiyoruz diyor’. Oysaki Özgür Efendi ona 10 bin liralık en düşük emekli maaşını hatırlatıyor. Ona 17 bin liralık sefalet asgari ücretini hatırlatıyor. Geçim sıkıntısını, enflasyonu hatırlatıyor. Türkiye’de bunu konuşuyoruz. O istiyor ki hakaretine hakaret edelim ve mesele konuşulmasın. Onun düzeyine inmemeye çok kararlıyım.”
‘MİLLET ONA 31 MART’TA EĞRİYİ DE DOĞRUYU DA GÖSTERECEK’
Erdoğan’a cevap verme niyetinde olmadıklarını söyleyen Özel, “Sizin 31 Mart günü kalkıp, sabahleyin evden çıkıp kiminiz bastonla, kimi tekerlekli sandalyeyle, kimi gencecik yaşında heyecanla ilk kez koşup gideceği sandığı önemsizleştirmeye, ‘Oyu bana verirseniz olur, vermezseniz pişman olursunuz’ diye milleti tehdit etmeye, vatandaşa şantaj yapmaya kalkışıyor. Sandık tam da bunun için var. Millet ona 31 Mart’ta eğriyi de doğruyu da gösterecek” diye konuştu. Özel, diğer partilerin aday çıkarmasına ilişkin de “Aday çıkarmak, her partinin en demokratik hakkıdır. Kimsenin adayını çıkarmasına, çıkarmamasına karışmayız. Bir partinin aday çıkarması kendisiyle ilgili bir hesaptır. Bir parti aday çıkarmazsa demlenip, aday çıkardığında demlenmemiş iftirasını bu sabah höpürdete höpürdete demli çay içenlere, Devlet Bahçeli’yle Erdoğan’a sorun. Şunu söyledik; bütün siyasi partilerle açık iletişim halindeyiz. Bizim DEM’le yaptığımız görüşme, gözünüzün önündedir. Ama bazı görüşmelerin hangi mecralarda, kimlerin ne şekilde ne vaatlerle yürüttüğünü millet sormaktadır. Bizim kimsenin çıkaracağı adaya da çıkardığı adaya da lafımız da minnetimiz de yoktur” dedi.
Özel ayrıca hem DEM Parti’nin hem Yeniden Refah Partisi’nin adaylarına başarılar dileyerek, dün saldırıya uğrayan AK Parti belediye başkan adayını dakikalar içinde aradığını ve demokrasiye yapılmış bir saldırı olduğunu, kendi adaylarına yapılmış bir saldırı olarak gördüklerini söyledi.
‘ANKETLERDE BİR ŞEY GÖRÜRSEK MÜDAHALE EDERİZ’
Yerel seçimler için Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük ittifakıyla, ‘Türkiye İttifakı’yla yola çıktıklarını söyleyen Özel, CHP Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Lütfü Savaş hakkındaki soruya ise “Tabii Hatay’da protestolar yaşandı. Hepinizin gözünün içine bakarak söylüyoruz ki yüz protesto vardıysa 99’u hükümete yönelikti. Evet, Lütfü Bey’e yönelik cümleleri de hep birlikte duyduk. Siyaset, vatandaşın söylediğini duyma sanatıdır, verdiği mesajı alma sanatıdır. CHP olarak bütün bölgelerde adaylarımızı çok yoğun anketlerle belirledik” diye konuştu. Adaylık açıklamasından sonra yapılan anketlere de önem verildiğini ifade eden Özel, “Anketler bize bir şehirde yanlış yaptığımız sinyalini veriyorsa ya da verirse bu değerlendirilir. Milletin sesini duymak elbette meydanda yükselen bazı sesleri duymak da önemlidir. Fikir verir ama milletin sesini duymak sandıktan önceki en önemli gösterge, çok yüksek örneklerle yapılan anketlerdir. Anketlerde bir şey görüyorsak müdahale ediyoruz, görürsek müdahale ederiz” dedi.
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bugün Recep Tayyip Erdoğan’a en sert cevapları vermek, onun istediği bir şey. Bizi kavgaya çekmek istiyor. Dün sesleniyor ‘Biz daha önceki genel başkanlarla kavga ederdik, Özgür efendinin sesi çıkmıyor. O yüzden kavga etmiyoruz’ diyor. Oysa ki Özgür efendi ona 10 bin liralık en düşük emekli maaşını hatırlatıyor. Ona 17 bin liralık sefalet asgari ücretini hatırlatıyor. Geçim sıkıntısını ve enflasyonu hatırlatıyor ve Türkiye’de bunu konuşuyoruz. O istiyor ki hakaretine, hakaret edelim. Mesele konuşulmasın. Yerel seçim atmosferinde sorunlar değil, kavga konuşulsun. Onun düzeyine inmemeye çok kararlıyım. Birisi sandıktan aldığı gücü unutup, kendisini sandıktan üstün görürse, millet bunu hatırlatsın diye var. Millet ona 31 Mart’ta eğriyi de doğruyu da gösterecek. Her partinin aday çıkarması en demokratik hakkıdır. Varoluşsal sebebidir. Kimsenin adayını çıkarmasına, çıkarmamasına karışmayız. Bir partinin aday çıkarması kendisi ile ilgili bir hesaptır. Bir parti aday çıkarmazsa demlenip, aday çıkardığında demlenmemiş olma iftirasını, bu sabah höpürdete höpürdete demli çay içinler, Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan’a sorun” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 6. Genel Başkanı Deniz Baykal’ı ölüm yıl dönümünde, Ankara’daki Devlet Mezarlığı’ndaki kabri başında andı. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel anmanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın illerde belediyelerin AKP’li olmaması halinde hizmet gitmeyeceği yönündeki söylemlerine ilişkin soruya şöyle yanıt verdi:
“Dün Zonguldak’ta daha önce Hatay’da yaptığı açıklamanın devamını getirdi. Diyor ki ‘Ülkenin Cumhurbaşkanın eli Zonguldak’ın üzerinde olursa hizmet gelir’ Recep Tayyip Erdoğan’ın milli irade üzerinden elini çekmesi lazım. Bu yaptığı iş tamamen milli irade gasbıdır. Milli irade serbestçe oy kullanılabildiği için kutsaldır, Recep Tayyip Erdoğan’a verilince kutsal, verilmeyince mundar olmaz. Nasıl o gücünü sandıktan alıyorsa, bütün belediye başkanları da gücünü sandıktan alır. Nasıl gerçek patron milletse, belediye başkanlarının da ama cumhurbaşkanının da belirleyicisi millettir. Bunun dışında bir ifade milli iradeye saygısızlıktır.
Bugün Recep Tayyip Erdoğan’a en sert cevapları vermek, onun istediği bir şey. Bizi kavgaya çekmek istiyor. Dün sesleniyor ‘Biz daha önceki genel başkanlarla kavga ederdik, Özgür efendinin sesi çıkmıyor. O yüzden kavga etmiyoruz’ diyor. Oysa ki Özgür efendi ona 10 bin liralık en düşük emekli maaşını hatırlatıyor. Ona 17 bin liralık sefalet asgari ücretini hatırlatıyor. Geçim sıkıntısını ve enflasyonu hatırlatıyor ve Türkiye’de bunu konuşuyoruz. O istiyor ki hakaretine, hakaret edelim. Mesele konuşulmasın. Yerel seçim atmosferinde sorunlar değil, kavga konuşulsun. Onun düzeyine inmemeye çok kararlıyım. Birisi sandıktan aldığı gücü unutup, kendisini sandıktan üstün görürse, millet bunu hatırlatsın diye var. Millet ona 31 Mart’ta eğriyi de doğruyu da gösterecek.
“HER PARTİNİN ADAY ÇIKARMASI EN DEMOKRATİK HAKKIDIR “
Özel, DEM Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday çıkarmasına ilişkin soruyu ise şöyle yanıtladı:
“DEM Parti kendi sürecini yönetiyor, toplanıyor. Bir karar verilecek mikrofonlar önümüzde ‘DEM Parti aday çıkarmayacak. Size DEM’leniyor diyorlar, ne diyeceksiniz?’ Mikrofonlar önümüzde ‘DEM ile anlaştınız İstanbul’da büyükşehirlerde aday çıkarmıyor, sizi destekliyor. Bunun DEM Parti ile anlaşmak olduğunu söylüyorlar, ne diyeceksiniz?’ Bu mikrofonlar neden gitmiyor Bahçeli’nin önüne? Bahçeli bu sabah demli çay mı içiyormuş? Bu mikrofonlar neden Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne? Terörle işbirliği mi yapmış?… İlk gün söyledim. Başak Demirtaş ya da bugün ilan edilen adaylar. Her birisinin aday olmak en demokratik hakkıdır. Her partinin aday çıkarması en demokratik hakkıdır. Varoluşsal sebebidir. Kimsenin adayını çıkarmasına, çıkarmamasına karışmayız. Bir partinin aday çıkarması kendisi ile ilgili bir hesaptır. Bir parti aday çıkarmazsa demlenip, aday çıkardığında demlenmemiş olma iftirasını, bu sabah höbürtede höbürdete demli çay içinler, Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan’a sorun.
LÜTFÜ SAVAŞ SORUSUNA YANIT
Özel, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın tekrar aday gösterilmesine ilişkin soruya da şu yanıtı verdi:
“Hatay’da o gece orada bulunmamız gerekiyordu, bundan sonra da 6 Şubatlarda orada bulunacağız. Tabii Hatay’da protestolar yaşandı, hepiniz oradaydınız, hepinizin gözünün içine bakarak söylüyoruz ki 100 söz protesto vardıysa, 99’u hükümete yönelikti. Ama hükümete yönelik kaynaklar ‘Efendim Lütfü Savaş protesto edildi.’ Evet Lütfü Beye yönelik de sitem cümlelerini hep birlikte duyduk. Siyaset vatandaşın söylediğini duyma sanatıdır, verdiği mesajı alma sanatıdır. Biz CHP olarak bütün bölgelerde hem adaylarımızı çok yoğun anketlerle belirledik, hem de adaylaştırdığımız arkadaşları erken adaylaştırarak, takvimin son günü 20’sidir. Ama çok daha öncesinden adaylaştırarak, adaylık sonrası ölçme ve değerlendirme anketlerine de önem veriyoruz. Bu anketler yüksek örneklemlerle yapılan bu anketler, bize bir şehirde yanlış yaptığımız sinyalini veriyorsa ya da verirse bu değerlendirilir. Milletin sesini duymak, elbette meydanda yükselen bazı sesleri duymak da önemlidir, fikir verir. Milletin sesini sandıktan önce duymak en önemli gösterge çok yüksek örneklemle yapılan anketlerdir. Anketlerde bir şey görüyorsak müdahale ediyoruz, görürsek müdahale ederiz.
Bütün siyasi partilerle açık iletişim halindeyiz. Bizim DEM ile yaptığımız görüşme gözünüzün önündedir. Ama bazı görüşmeleri kimlerin hangi mecralarda, hangi şekilde, ne vaatlerle yürüttüğünü millet sormaktadır. Bizim kimsenin çıkaracağı adaya da, çıkarmadığı adaya da lafımız da yoktur, minnetimiz de yoktur. Ama aday çıkarmama durumunda dünya kadar hakareti bize laik görenlerin millete özür borçları vardır. Bir önlerine baksınlar. Ben hem DEM Parti’nin hem Yeniden Refah Partisi’nin, bütün siyasi partilerin adaylarına başarılar diyorum. Dün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin saldırıya uğrayan belediye başkan adayını dakikalar içinde aradım. Demokrasiye yapılmış saldırıdır. Kendi adayımıza yapılmış sayıyoruz.
TÜRKİYE İTTİFAKI’NA İNANIYORUZ GÜVENİYORUZ
Bu seçim atmosferinde, 31 Mart’ta bütün adayların özgürce propaganda yapabildikleri, sandıkların ve seçmenlerin baskı altına alınmadı, en özgür propagandanın ve en barışçıl seçimin yaşanmasını temenni ediyorum. Bütün adaylara ve bütün siyasi partilere başarılar diliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi büyük oranda adaylarını belirledi. Büyük bir seçim başarısı ve coşkusu için ve Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük ittifakı için yola çıkmış durumdayız. Bu ittifakın adı Türkiye İttifakı’dır.
Geçtiğimiz seçimlerde bize 11 büyükşehiri emanet eden milletimizin emanetine saygı duyduk. Emanetine çok iyi baktık. Şimdi onlardan emanete bir beş yıl daha süre istiyoruz. Bizde olmayan belediyelerde de bundan önceki dönemde belediyeler nasıl çalıştıysak, olmayanlara da aynı iyi belediyeciliği vaat ediyoruz. Siyasiler Ankara’da ittifak kuramayabilirler ama millet sandık ittifakı kurar. Türkiye’nin umudu, Türkiye İttifakı’dır. Geçen seçimde büyük oluşan ittifakların kazandırdığı büyük başarıları ortaya çıkaran seçmen, hala kütüklere kayıtlıdır. O seçmen Türkiye İttifakı’nı büyüterek sürdürecek. Şehirlerimizi çalmayan, çırpmayan, yeşil alanları katletmeyen, arsaları yabancılara peşkeş çekmeyen, arsa rantı yaratmak için kente karşı suç işlemeyen, çalışkan, dayanışmacı, yoksulun hakkını sosyal belediyecilikle koruyan başkanlarımızla göreve devam. Kendi illerinde olmayan başkanlar için de Cumhuriyet Halk Partili başkanları görev başına çağıracak Türkiye İttifakı’na inanıyoruz ve Türkiye İttifakı’na güveniyoruz.
]]>
Türkiye Büyük Millet Meclisinde görevde bulunan 14 milletvekili, partileri tarafından belediye başkan adayı olarak gösterildi.
Siyasi partilerin 31 Mart Mahalli İdareler Seçimi’ne ilişkin aday belirleme süreci devam ediyor. Buna göre, belediye başkan adaylarının bir kısmı Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerinden oluşuyor. Partileri tarafından belediye başkan adayı olarak gösterilen milletvekilleri, seçilmeleri durumunda milletvekilliğinden istifa edecek. Bu durum ise Meclis sandalye dağılımı aritmetiğini etkileyecek.
AK Parti 4 milletvekilini belediye başkan adayı gösterdi
AK Parti, yerel seçimlere ilişkin 4 milletvekilini belediye başkanı olarak aday gösterdi. AK Parti İstanbul Milletvekili Murat Kurum İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak ve AK Parti Aydın Milletvekili Mustafa Savaş ise Aydın Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak gösterildi. AK Parti İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı ise İzmir Konak’ta Belediye Başkan Adayı olarak gösterildi.
AK Parti’nin Meclis’te 264 milletvekili bulunuyor. Adayların seçilmesi durumunda AK Parti’nin sandalye sayısı 260’a düşecek.
En fazla aday gösterilen milletvekili İyi Parti’den
Milletvekillerini en fazla belediye başkan adayı olarak gösteren parti İyi Parti oldu. İyi Parti yerel seçimlere ilişkin 5 milletvekilini belediye başkan adayı olarak belirledi. Buna göre, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığına İstanbul Milletvekili Mehmet Satuk Buğra Kavuncu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığına İzmir Milletvekili Ümit Özlale, Adana Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığına Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığına Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığına ise Balıkesir Milletvekili Turhan Özmez aday olarak gösterildi.
14 Mayıs 2023 Genel Seçimlerinde Meclis’te 43 sandalye kazanan İyi Parti’nin istifalar ve ihraç sonrasında an itibarıyla 38 sandalyesi bulunuyor. Adayların seçilmesi durumunda İyi Parti’nin Meclis’te 33 milletvekili olacak.
Saadet Grubu’nun milletvekilleri seçilirse Meclis Grubu düşecek
14 Mayıs 2023 Genel Seçimlerin ardından 10’ar milletvekili kazanan Gelecek Partisi ve Saadet Partisi birleşerek Saadet Grubu’nu oluşturdu. Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez, geçtiğimiz aylarda Meclis Genel Kurulunda fenalaşarak hastanede hayatını kaybetti. Ardından Saadet Grubu’nun düşmemesi için CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap Saadet Partisine geçti.
Saadet Grubu yerel seçimlere ilişkin 3 milletvekilini aday gösterdi. Manisa Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığına Gelecek Partisi Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığına Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Birol Aydın, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığına ise Saadet Partisi Kayseri Milletvekili Mahmut Arıkan aday gösterildi. Milletvekillerinin seçilmesi durumunda Saadet Grubu’nun milletvekili sayısı 17’ye düşerek Meclis’teki grubu düşecek.
CHP 2 milletvekilini belediye başkan adayı olarak gösterdi
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise 2 milletvekilini belediye başkan adayı olarak gösterdi. Afyonkarahisar Belediye Başkan Adaylığına Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal ve Kastamonu Belediye Başkan Adaylığına ise Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı aday oldu. CHP’nin Meclis’te 128 milletvekili bulunuyor.
MHP, milletvekillerini aday göstermedi
Milletvekillerini aday göstermeyen tek parti Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) oldu. Meclis’te 49 milletvekili bulunan MHP’nin şu ana kadar açıkladığı belediye başkan adayları arasında milletvekili bulunmuyor.
Öte yandan, Yüksek Seçim Kurulunca (YSK), 31 Mart’ta yapılacak Mahalli İdareler Seçimi’ne ilişkin seçim takvimi işliyor. Siyasi partiler, aday listelerini en geç 20 Şubat Salı saat 17.00’ye kadar teslim edecek. – ANKARA
]]>
CHP’yi eleştiren Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, “Sen FETÖ’yle PKK’yla böyle yavşak bir ilişki içinde olursan bu millet dolar 100 lira olsa yine sana oy vermez. Bu millet güvenliği, terörle mücadeleyi, ekmeğin, etin önüne koyar” dedi.
Mersin’in Tarsus ilçesinde temaslarda bulunan Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Tarsus Belediye Başkanı Haluk Bozdoğan’la birlikte gazetecilere açıklama yaptı. Açıklamasında CHP’yi eleştiren İnce, “Kimin kaybettiğine iyi bakın. Televizyonlara çıkıyordu anketçiler, ‘yüzde 62,3 Kemal Kılıçdaroğlu’, dediler mi bunu, dediler. ‘Muharrem İnce çekil, çekil’. ‘Cumhuriyetin son seçimi’. ‘Batıyoruz, bitiyoruz, çekil Muharrem İnce’. Bir anketçiler, yalan söylediler millete. Gazeteciler çıktılar televizyondan, milletin gözünün içine baka baka yalan söylediler. Sanatçılar hakaret ettiler bize. Salon siyasetçileri kaybetti. ‘Ya yapmayın etmeyin, 7 tane cumhurbaşkanı yardımcısı olmaz’ dedik. Olur mu ya 7 cumhurbaşkanı yardımcısı? Boncuk gibi diziliyorlardı böyle, tespih gibi ‘Olmaz bu, yapmayın’ dedim. ‘Bak ben bir şey istemiyorum, şu Ali Babacan’la Davutoğlu’nu at kenara’ dedim. ‘Ben bir şey istemiyorum. Yanına geleceğim, duracağım. Bakanlık da istemiyorum. Sadece Meral Hanım cumhurbaşkanı yardımcısı olsun, bir yardımcı olsun’ dedim” ifadelerini kullandı.
“Davutoğlu’nun, Babacan’ın oyu yok”
Kendi açıklamalarının ortada olduğuna dikkat çeken İnce, “Bunu televizyonda söyledim. Sözcü Televizyonunda söyledim. ‘Yahu Davutoğlu’nun, Babacan’ın bunların oyu yok’ dedim. Yok bunların oyu. ‘Oy bizde, bizde var’ dedim. ‘Ben geleceğim yanına, duracağım’ dedim, ‘söz’. Ne cumhurbaşkanı yardımcılığı istiyorum. Ne bakanlık istiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. ‘Altılı masa da altılı masa. 7 cumhurbaşkanı yardımcısı’. Yedi cumhurbaşkanı ya dersem millet seni ciddiye almaz. Ciddiye almaz. ‘Bu son seçim, hep bu son seçim’, korkutarak oy alacaksın milletten. Yok böyle bir dünya ya. ‘Bu son seçim yoksa batar cumhuriyet. Son seçim gidiyoruz’. Bu yalanı söylemeyin artık. MİT’i verdin, milli savunmayı verdin, emniyeti verdin, eğitimi verdin, ulaşımı her şeyi verdin. Belediyenin park bahçelerini mi veremeyeceksin? Ver gitsin. Bir şey olmaz. Yalan söyleme millete yeter ki” ifadelerini kullandı.
“Hep aynı yalanı söylüyorlar”
Konuşmasını sürdüren ince, “Tencere, iktidarı yıkar, doğrudur. Ama güvenlik, tencereyi yıkar. Sen FETÖ’yle PKK’yla ilişkini böyle yavşak bir ilişki içinde olursan bu millet dolar 100 lira olsa yine sana oy vermez. FETÖ’ye mesafe koyamazsan, PKK’ya mesafe koyamazsan dolar 100 lira olsun, millet sana oy vermez” dedi.
Sosyal medya trollerinin de kaybettiğini anlatan İnce, “Baronlar vardı, hep aynı yalanı söylüyorlardı. Ben anlatmaya çalıştım. ‘Böyle yüzde 60 falan yok. Yapmayın, etmeyin. ya bu FETÖ’den uzak durun. Bu millet terörden korkar’. Niye biliyor musunuz? Bakın. Bin yıldır bu topraklarda Moğollar’ı gördü, Bizans’ı gördü, Yunanı gördü, İngiliz’i gördü, Fransız’ı, İtalyan’ı gördü, Rus gördü. Onun için bu millet güvenliği, terörle mücadeleyi, ekmeğin, etin önüne koyar. Ben bunları anlatmaya çalıştım” diyerek sözlerini tamamladı. – MERSİN
]]>
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde; “Sadece afetler değil, bütün sorunlarımızın temelinde de bu temelinden çürük düzen var. Böyle bir düzende onlar ‘asrın yıkımı, asrın depremi, asrın seli, asrın felaketi’ diyerek sorumluluğu kadere bağlarlar. Ama asıl sorumluluk ‘asrın vurdumduymazlıkları, asrın sorumsuzlukları, asrın mazeretlerindedir” dedi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 6 Şubat depreminin yıl dönümünde bugün partisinin genel merkezinde basın açıklaması yaptı. Çağlayan Adliyesi önündeki saldırıyı lanetleyen Davutoğlu, şunları söyledi:
“Maalesef ‘depremin siyaseti olmaz’ söylemine sarılarak eksikleri, zaafları konuşmanın üzerini örtmeye gayret eden siyaset kurumu ise, bozdukları düzenin bütün olumsuz getirileriyle toplumu tanıştırdılar. İyilik peşinde koşan bazı insanlar, çevreler, sivil toplum örgütleri hedef gösterildi. Maalesef depremde bile ‘benim kuruluşum, senin kuruluşun’, ‘benim yardımım senin yardımın’ ayrışmaları gündem oldu. Peşimizi bir türlü bırakmayan kutuplaşma iklimi o molozların üzerine adeta boca edildi. Depremzedeye ait olmayan gündemler, siyasi söylemler onların acılarını katmerlercesine sosyo-politik yapının belirleyeni haline getirildi. Sistemden kaynaklı eksikler, zaaflar, yanlışlar, beceriksizlikler konuşulmasın diye nice algılara, propagandalara yol verildi.
“CUMHURBAŞKANININ SÖZLERİ DEPREMİN SEBEPLERİNİN ARKASINDAKİ ZİHNİYETİ ÇARPTI YÜZÜMÜZE”
O günlerde bunların konuşulmasını engelleyen iktidar mahfilleri, sonrasında da üzerilerindeki sorumlulukların pek çoğunu maalesef gereğince yerine getiremediler. Maalesef gerek bölge halkı gerekse göç etmek zorunda kalan insanlarımız gereğince sahiplenilmedi. Acıları yaşatan sorumlululardan daha fazla bunları gündeme getiren, çareler üretme noktasında iktidarı zorlayanların suçlandığı, hakarete uğradığı, hedefe konduğu süreçler yaşadık. Yaşadık da bitti mi? Ne mümkün. İşte toplumun birliğinden, beraberliğinden, huzur ve güveninden sorumlu Sayın Cumhurbaşkanı’nın Hatay’da sarf ettiği sözler, tam da depremin sebeplerinin arkasındaki zihniyeti çarptı yüzümüze; bütün milletin yüzüne. O çıplak gerçekliği önümüze seriverdi Sayın Erdoğan. Hepimiz kulaklarımızla işittik o vahim sözleri değil mi? Ne dedi devletin tepesinden gelen kibir dolu duyarsız ses? ‘Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa, o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Bak şu anda Hatay garip kaldı. Hatay mahrum kaldı.’ Bu sesi duyduğumda deprem sarsıntısı gibi bir sarsılma yaşadım ruhumda. Toplulukları millet kılan ortak acıların yoğurduğu duygudaşlık, kaderdaşlık demiştik ya. Hataylının acısını diğer vilayetlerdeki vatandaşlarımızın acılarından ayıran, Hataylının kaderini milletin kaderinden ayrıştıran bu ses milleti temsil edebilir mi?
“DIŞ GÜÇLERİN CESARET EDEMEYECEĞİ SÖZLERİ DEVLETİN EN TEPESİNDEN İŞİTTİK”
Eğer bu sözleri bu millete, bunların ‘dış güçler’ dediği mahfillerden biri sarf etmiş olsaydı, en üst perdeden attıkları manşetlerle o mahfillere hadlerini bildirir, dünyayı başlarına yıkarlardı. Onların asla söylemeye cesaret edemeyeceği sözleri maalesef devletin en tepesinden işittik. Üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmemeleri, bölge halkını yeterince mağdur etmeleri, facianın sorumlularından birkaçını günah keçisi ilan edip, geri kalanının hala toplum içinde elini kolunu sallaya sallaya gezdirmeleri yetmezmiş gibi sonunda millete bunu da reva gördüler. Sayın Erdoğan, o halde sormaz mı insan ‘Maraş, Malatya ya da Adıyaman’daki AK Partili belediyeler ile hükümet dayanışma içinde değil miydi’ diye. ‘Neden bu üç şehrimiz de mahzun kaldı’ diye sormaz mı? Maraş’ta bir şehit annesinin hala deprem çadırında yaşadığına dair görüntüler de mi gelmez gözünüzün önüne? Gelmez mi? O ne hissetmiştir acaba bu sözleri duyduğunda? Kim bilir belki de iktidarınızı desteklemiş, size oy vermiş, o da yetmemiş oğlunu şehit vermiş o ananın hissiyatı da mı kalbinizi titretmez. Peki o şehit anası demez mi ki ‘oyumu size, oğlumu bu vatana kurban verdim, peki bizim halimiz niye böyle’ diye hesap sormaz mı bu sözler üzerine?
“ONLARIN GÖZÜNDE DEPREM YOK, VARSA YOKSA YEREL SEÇİMLER”
Bu ne tür bir kibirdir. Nasıl bir vicdan yoksunluğu ve pişkinliktir. Mağduriyeti sürgit devam eden Hatay halkının gözünün içine baka baka o halkı tehdit etmek ne türden bir devlet anlayışının uzantısıdır. Onların gözünde deprem falan yok. Varsa yoksa yaklaşan yerel seçimler. Belli ki bölgeye de bu yüzden intikal etmişler ordu halinde. İnsan utanıyor; onların yerine yüzümüz kızarıyor. Bırakın devlet adamlığını falan, bu insanlık mıdır? İnsan düşmanının yüzüne böyle konuşmaz, bu sözleri sarf etmez. Bir seçim uğruna bilinçaltını bu derece açık etmek nasıl bir hırsın uzantısıdır? Siz bu konuşmayı 400 bin insanımızın terk ettiği bir şehirde yaptığınızın farkında mısınız? Siz bu itirafları, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın raporunda, 215 bin yıkık, ağır hasarlı ve yıkılacak binaların tespit edildiği ama deprem konut ihalelerinden sadece yüzde 7 pay alabilen bir ilimizde yaptığınızın bilincinde misiniz?
Siz milleti ‘bize oy vermezseniz acılarınız katlanarak devam eder’ diye tehdit ediyorsunuz ama o acılar, eksikler, tutulmayan sözler, devletin aciz kaldığı alanlar zaten devam ediyor. Büyük bir savaşın vereceği hasarların ötesinde can kayıplarına, yıkımlara ve kalıcı hasarlara neden olan bu felakete ilişkin sorular halen devam ediyor. Neden bu kadar çok sayıda bina çöktü? Neden bu kadar çok kayıp verildi? Neden kurtarma çalışmaları ve yardımlar zamanında ve belli bir organizasyon içinde gerçekleşemedi? Sizin devleti ve milleti göçük altında bırakan politikalarınıza ilişkin bu sorular daha uzun yıllar sorulacak. Bir daha yaşamayalım diye sorulacak. Başta İstanbul olmak üzere diğer illerimiz de sizin biçtiğiniz kadere teslim olmasın diye sorulacak.
“TOPLANAN PARALARA NE OLDU’ DİYE SORMAK BİLE SUÇ İLAN EDİLECEK”
Biz yıllarca neden ‘siyasi etik yasası, imar rantı yasası, rantın vergilendirilmesi’ diye avazımız çıktığı kadar seslendik bunların paslı kulaklarına. Ama onların gözü de gönlü de rantsal dönüşümlerden başkasını görmedi. ‘İmar barışı’ adı altında milletten milyarlar topladılar. Peki neye yaramış oldu? ‘Toplanan paralara ne oldu’ diye sormak bile neredeyse suç ilan edilecek. Unutmayalım ki tıpkı binalar gibi, devletin de taşıyıcı kolonları vardır. O kolonlara hasar verirseniz, kurumsal hafızaları, birikimleri yok ederseniz. Yukarılardan gelecek bir emirle işlerimizi halledeceğimizi sanırız. Ama aslında tam da sistemin bu niteliği yüzünden kaos, karmaşa, düzensizlik, plansızlık, kurumların aymazlık ve işlevsizliği başımıza çoraplar örmekte. Sadece afetler değil, bütün sorunlarımızın temelinde de bu temelinden çürük düzen var. Böyle bir düzende onlar ‘asrın yıkımı, asrın depremi, asrın seli, asrın felaketi’ diyerek sorumluluğu kadere bağlarlar. Ama asıl sorumluluk ‘asrın vurdumduymazlıkları, asrın sorumsuzlukları, asrın mazeretlerindedir.’
“HEP HAKLIDIRLAR, KUYRUKLARI DA BURUNLARI GİBİ HEP DİKTİR”
Memlekette ne felaket yaşanırsa yaşansın onların hep mazeretleri vardır, hep haklıdırlar. Kuyrukları da burunları gibi hep diktir. Sorumlular ya göktedir ya yerde ama sorumluluk onları hep teğet geçer. Bir de çıkıp yüzsüzce milletten ‘helallik’ dilenirler. Haşa Allah’ın işine karışılmaz, onlar hep masumdur. Kadere isyan etmek zinhar imandan çıkarır. İsyanımız sizin yazdığınız kadere. İsyanımız, rant hırsı ve beceriksizliklerinizi Allah’ın sırtına yüklemenize dersiniz, ayetin hadisin alet edildiği Rahmani olmayan cevaplara muhatap olursunuz. E mademki kader, mademki asrın felaketi. Hatay’da yaptığınız tehdit ‘kaderin üstünde bir kader vardır; o da bize destek olmazsanız size dayatacağımız kaderdir’ demiş olmadınız mı? Yapılanları lütuf gibi sıralamak doğaldı, siyaset değildi. Halkın arasında dolaşıp, utanıp sıkılmadan minnet ifadeleri için çekimler yapmak serbestti, siyaset değildi, ahlaksızlık hiç değildi. Eğer gayretkeş çabaları olmamış olsaydı, daha büyük bir enkazın altında kalacağımız yardım gönüllülerini hedefe koymak siyaset değil miydi?
Sayın Erdoğan, siz bırakın milletin izzet-i nefsiyle bu şekilde pişkince oynamayı da önce ona verdiğiniz sözleri bir hatırlayın. Siz unutmuşsunuzdur, biz size hatırlatalım. Siz değil miydiniz 31 Mart’ta bu halka, ‘319 bini 1 yıl içinde olmak üzere toplam 650 bin yeni konut yaparak depremzede vatandaşlarımıza teslim edeceğiz’ diyen. Peki Hatay’da ne dediniz? Devam eden 40 bin konuttan bahsettiniz. Bırakın 650 bini, daha 40 bin konutun inşasının devam ettiğini ve fi tarihinde bitirileceğini de ikrar etmiş oldunuz. 1 yılda daha 40 bin konutu bile tamamlayamayan siz, bir de çıkıp yıl sonuna kadar 200 bin konut müjdesi verdiniz. Yüzünüz de hiç kızarmadı. Peki o halka ve tüm bölge halkına 1 yıl önce yüksek perdeden atıp tutarken bugün geldiğini yer sizi utandırmıyor mu? Belli ki kafanız seçimlerde olduğu için halk umurunuzda bile değil. Yıl sonu dersiniz yıllar sürer kime ne? 2019’da söz verilip 1 yılda bitirilecek konutların yerinde yeller esmiş kime ne?
“SAĞLIK SORUNLARINI KONUŞAMIYORUZ BİLE”
Bakın Hatay’da halen 40 bin binanın daha yıkılması lazım. Sadece yıkım sürecinde oraya çıkan inşaat artığı ve insan sağlığına zararlı asbest içeren kimyasallar ve tozlardan dolayı bölge ciddi tehlikeyle karşı karşıya. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Hatay Tabip Odası gibi STK’lar bunların ölçümlerini kamuoyuyla paylaştılar. Hatay Tabip Odası’na göre kirli hava ve zehirli kimyasallardan dolayı göğüs hastalıklarında belirgin bir artış var. Yıkılan binalardan çıkan kontrol edilmemiş atıklar ise gelişigüzel belirlenen moloz döküm alanlarına atılmakta. Sadece Hatay’dan çıkan moloz 2 milyon metreküpü aşmış durumda. Döküm alanlarının etrafında verimli tarlalar ve hayvancılık devam ediyor ve insanlar yaşıyor. Asbest ve benzer kanserojen maddelerin toprağa karışmasının yanı sıra, bu maddeler deniz ve içme suyu kaynaklarını da kirletmekte. O kadar büyük sorunlarımız var ki maalesef geleceğimizi tehdit eden bu türden sağlık sorunlarını konuşamıyoruz bile.
“KONTEYNER VE ÇADIR BULAMAMIŞ MAĞDUR VATANDAŞLARIMIZIN SAYISI OLDUKÇA FAZLA”
‘Bize bir yıl verin’ diyenlerin sözlerinde durmaması bir sorun, toplu konutların kimlere, ne türden kuralar ile dağıtılacağı ve dağıtıldığı apayrı bir sorun olarak görülüyor bölge halkı tarafından. Konteyner ve çadır bulamamış mağdur vatandaşlarımızın sayısı oldukça fazla. Konteyner kentlerin altyapıları kış şartlarına hazırlıksız, internet, elektrik problemleri hakeza. Çocukların eğitime ulaşımındaki problemler çözülememiş halde. Ağır hasarlı binaların hafriyat sorunları, yıkımların yavaş ilerlemesi, çok sayıda ağır hasarlı binanın hala yıkılamamış olması, yerinde ayrışma denen sorunun yarattığı zararlı maddelerin içme sularına karışması; Valilikler tarafından bu konuların yakından takip edilmediğinin gözlenmesi; ayrışmaların döküm alanlarında yapılmasının sağlanması da bölge halkının şikayet konuları arasındadır.
Artık, devlet, STK, özel sektör, uzmanlar işbirliği eşliğinde artık bir kentsel dönüşüm devrimi ve imar reformunu hayata geçirmenin vaktidir. Bu bağlamda; bilimsel temele dayanmayan imar affı, imar barışı gibi mühendislik hizmeti almamış, sağlıksız ve güvensiz yapı stokunu yasallaştıran düzenlemelere son verilmelidir. Depremin yıkmasını beklemeden mevcut yapı stokunun depreme dayanıklılık kontrolü, maliklerin inisiyatifine bırakmaksızın hızlıca yapılmalı; yapı denetim mevzuatı çıkarılan derslere göre güncellenerek tavizsiz uygulanmalı; imar planlarının gerekli standardizasyonu sağlamasına özen gösterilmelidir. Cezasızlık iklimine son verilmelidir. Etkin soruşturmalar yapılmalı, cezalar artırılmalı, bu konu af kanunlarına konu olmaktan çıkarılmalıdır.
“KONU BİR AN EVVEL MECLİS GÜNDEMİNDE HAK ETTİĞİ YERİ ALMALIDIR”
İstanbul ile ilgili endişe ve uyarılarımızı da paylaşmak isterim. Yaşadığımız onca acı ve tecrübenin ardından ülke nüfusunun neredeyse dörtte birini barındıran, ciddi bir yapı stoğuna sahip ve 7.5 büyüklüğünde depremin beklendiği İstanbul ilimizle alakalı hem depreme hazırlık hem de bütüncül bir kentsel dönüşüm yapılması aciliyeti ortadadır. Bunun için vakit geçirmeden bir özel yasanın hazırlanması da elzemdir. Hatırlamakta fayda var ki İstanbul’daki 1 milyon 200 bine yakın binanın büyük bir kısmının deprem riski yüksektir. Uzmanlarca hazırlanan, 7.5 büyüklüğündeki olası bir deprem senaryosuna göre 100 binadan 23’ünde hasar olacağı, 25 milyon ton enkaz oluşacağı, yolların üçte birinin kapanacağı; 200 bine yakın orta ve üstü hasar, 50 bin civarı binanın ağır ve çok ağır hasar alabileceği, binlerce can kaybı yaşanabileceği, 463 hasarlı içme suyu noktası, 1045 hasarlı atık su noktası ve 355 hasarlı doğal gaz noktasının zarar görebileceği ve kıyı şeridinde bulunan 17 ilçenin de tsunami riski taşıdığı vurgulanmaktadır. İktidar, bu çok boyutlu sorunda bazen belediyeleri bazen de halkı suçlayarak varılacak bir nokta olmadığını görmüş olmalıdır. Meselenin baş sorumlusu, süreci ivmelemesi ve herkes için kolaylaştırması gereken yegane adres öncelikle merkezi yönetim, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yani siyasi iradedir. Hem ülke olarak, hem de İstanbul özelinde içinde kamu ve özel sektörün, STK’ların, vatandaşın olduğu bir seferberliğe ihtiyaç olduğu izahtan varestedir. Felaket kapımızı çalmadan evvel, el yordamıyla ve kaplumbağa hızıyla ilerlemeyi terk edip, gereken tedbirlerin ve seferberliğin hızlandırılması elzemdir. Konu bir an evvel Meclis gündeminde hak ettiği yeri almalıdır.”
]]>
Çin sarımsağına, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde eline aldığı Taşköprü sarımsağı ile savaş açan 22. Dönem CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, 2 yıldır akciğer kanserine karşı verdiği mücadele sırasında CHP Milletvekili ve Kastamonu Belediye Başkan adayı Hasan Baltacı ve CHP İl Başkanlığı yönetiminin kendisini telefonla dahi arayarak ‘geçmiş olsun’ dileğinde bulunmadığını söyledi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kastamonu Milletvekili olarak 22’nci Yasama Dönemi’nde görev alan ve görev süresi boyunca Taşköprü Sarımsağı ve Kastamonu’nun yöresel ürünlerini Türkiye gündemine taşıyarak üreticiye destek sağlamak amacıyla seferber olan Mehmet Yıldırım, 2 yıldır kanser hastalığı ile mücadele ediyor. Kastamonu’daki evinde tedavisi devam eden Yıldırım, İHA muhabirine konuştu. 44 yıllık siyaset hayatı boyunca Kastamonu’nun gelişmesi için mücadele verdiğini ve siyasi hayatının bu amaç doğrultusunda şekillendiğini söyleyen Yıldırım, Kastamonu ve Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmelerle ilgili de değerlendirmelerde bulundu. Milletvekilliği görevi sırasında Çin sarımsağına savaş açan ve memleketinin dünyaca ünlü Taşköprü sarımsağını eline alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çıkması ile yıllarca gündemde kalan Yıldırım, 2 yıldır gördüğü kanser tedavisi sırasında ise tam 40 yıl hizmet verdiği partisi tarafından yalnız bırakıldığını ifade etti.
“Seçim zamanı ile geçim zamanını birbirine karıştırmadık”
Siyaset hayatı boyunca öğretmeninin verdiği görevleri yerine getirmeye çalıştığını belirten Yıldırım, “Ben milletvekili adayı olduğumda öğretmenim, Taşköprü’de, ‘öğrencim geliyor, öğrencim. Elime sarımsağı, sırtına kendirin bağını bağlayıp meclise göndereceğim. Eğer onların hakkını hukukunu, üreticinin hakkını hukukunu korumazsa ona öğretmenlik hakkımı helal etmem demişti. Ben de o görevi mecliste yerine getirdim. 1983 yılından itibaren aktif siyasete girdim ve 2002’ye kadar 40 yıllık emek var. SODEP’in il başkanlığı görevini üstlendiğim zaman 80 darbesi olmuştu ve kimse siyasi görüşünü açıklayamıyordu. Ben cımbızla eski Cumhuriyet Halk Partisi üyelerini toplayarak harekete geçtim. Mücadele ettik. Dönemin belediye başkanı Ali Köse ile karşı karşıya mücadele ettik, birbirimizi hiç kırmadık, saygısızlık etmedik. O seçimi kazandı, benim de projem olan toplu konut projesi ile Kuzeykent’i beraber yaptık. Seçim zamanı ile geçim zamanını birbirine karıştırmadık. Şimdi aynı partinin milletvekilleri birbirini yiyor. Bırakın aynı bölgenin milletvekillerini, aynı partiden milletvekilleri birbiriyle çekişiyor” dedi.
“İktidarı paylaştık”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Taşköprü sarımsağı için verdiği destekten dolayı teşekkür eden Yıldırım, “Ben milletvekili olduğumda 5’inci oturumda elimde kürsüye sarımsakla çıktım. O gün o sarımsaktaki mücadele farklıydı. Ben Sayın Cumhurbaşkanına teşekkür ediyorum. O da bana destek verdi. Hemşehrimiz dönemin bakanlarından Murat Başesgioğlu, o günün diğer milletvekilleri de destek verdiler. Beraber çalıştık. İktidarı paylaştık. Ben dile getirdim, Murat Başesgioğlu, Cumhurbaşkanı onay verdi” diye konuştu.
“Ben bu hastalığa yakalanalı bir gün geçmiş olsun dileğini duymadım”
2 yıl boyunca kanser tedavisi görmesine rağmen CHP Milletvekili Hasan Baltacı ve CHP Kastamonu İl Başkanlığı yöneticilerinin kendisini telefonla dahi aramadıklarını belirten Yıldırım, “Ben kimseye dargın değilim. Hasan Bey ile karşılaştığımızda selam veriyorum, lakin bunların kafasında başka şeyler var, evimin 100 metre uzağında oturuyor. Ben bu hastalığa yakalanalı bir gün ‘geçmiş olsun’ dediğini duymadım. Benim bir kırgınlığım yok ama üzüldün” şeklinde konuştu.
“Şu an parti bütünlüğü var mı, bence yok”
CHP’nin Afyon’daki genel kurulu sırasında CHP Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı, CHP Kastamonu eski il başkanı Hikmet Erbilgin ile Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal arasında yaşanan ve Türkiye gündemine oturan tartışmayı da değerlendiren Yıldırım, “Misafir olarak gelmiş olan milletvekili ve il başkanına o şekilde davranılması bardağı taşıran son damladır. Ama aralarında ne yaşandı bilmiyorum. İncelemeyi bile kayda almam. Ama doğru değil. Beni incitti. Orada, ‘çıkın dışarı, hırsızlar dışarı ‘demek Kastamonuluları kovalamaktır, beni, Hasan Beye oy veren herkesi kovalamaktır. Ama doğru bulmam, orada sizin ne işiniz var? Davet edilmediğiniz yeri karıştırmaya ne hakkınız var. Sen önce kendi evinin önünü süpür. Sen partiyi burada darmadağın etmişsin! Şu an parti bütünlüğü var mı, bence yok, ben bilmiyorum” ifadelerini kullandı.
“Diyelim ki muhalefetin adayı kazandı, belediye işçisinin maaşını ödeyemez”
CHP Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın Kastamonu Belediye Başkan adayı olması ile ilgili de konuşan Yıldırım, “Hasan Bey belediye başkan adayı oldu, hayırlı olsun. Yerel seçimlerde bir adayın niteliği, niceliği, mensup olduğu siyasi parti, siyasi partinin Türkiye içerisindeki konumu ve durumu, göz önüne alınmalı. Şimdi AK Parti 2028 yılına kadar iktidar mı? Farz edelim, belediye başkanlığını muhalefetin adayı kazandı, belediye işçisinin maaşını ödeyemez. Şu an İller Bankasından gelen payla bin 350 belediye işçisinin maaşını ödeyemez. Emlak Vergileri ile altyapı gibi çalışmalar yapılamaz. Bunun için bizim Ankara’nın desteğine ihtiyacımız var, kaynağa ihtiyacımız var” dedi.
“Deniz Baykal’dan sonra marjinaller, CHP’ye sığınma evi olarak daldılar”
CHP’de marjinal kesimlerin yönetimi ele geçirdiğini ifade eden Yıldırım, “Deniz Baykal’dan sonra marjinaller, Cumhuriyet Halk Partisi’ne sığınma evi olarak daldılar ve CHP’ye doldular. Bunlar yönetimleri, Ankara’da, İzmir’de, İstanbul’da, hatta Kastamonu’da ele geçirdiler. Kendilerinden başkalarına yaşam hakkı vermiyorlar” diye konuştu.
“Hasan Baltacı burada EMEP’in il başkanıydı”
CHP Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın daha önce EMEP Kastamonu il başkanı olarak görev yaptığını kaydeden Yıldırım, “Hasan Baltacı burada Anayasa Mahkemesi tarafından teröre yardım ve yataklık tan kapatılan EMEP’in il başkanıydı, onu biliyorum. Ben milletvekili oldum. Hasan Baltacı ve Hasan Akkün’ün kızı o dönemde beni ziyarete geldi. Sayınız ne kadar dedim, ‘400 civarında’ dediler. Benim adaylığımda oy verdiniz mi dedim, ‘vermeyiz’ dediler, vermediklerini itiraf ettiler” diye belirtti.
“Bunlar bir üçgen kurmuşlar, üçgenin içine kimseyi koymuyorlar”
CHP’de Kastamonu Belediye Başkan adaylığı için farklı alternatiflerin olmasına rağmen değerlendirilmediğini kaydeden Yıldırım, “Ben Kastamonu Belediye Başkanlığı adaylığı için Ender Karahasan’la konuştum, aday olmasını tavsiye ettim. Burada bir alternatif olsun dediğim de Ender Karahasan, CHP il başkanı, Hasan Baltacı ve Hikmet Erbilgin ile görüştü. Geçit vermediler. Bunlar bir üçgen kurmuşlar, üçgenin içine kimseyi koymuyorlar. Bunlar hem parti için hem de ülke için iyi şeyler değil” şeklinde konuştu.
Siyasette pek çok hayalini gerçekleştirdiğini, ancak ikisini gerçekleştiremediğini kaydeden Yıldırım, “Siyasi hayatım boyunca iki şeyi başaramadım. Bunlardan birincisi Özel Uğurlu Hastanesi’nin yeniden hizmete girmesiydi. Diğeri de kapatılan Taşköprü Sigara Kağıdı Fabrikası’nın(SEKA) yeniden hizmete girmesiydi. Amacım kamulaştırmak ve geri almak suretiyle hastane ile fabrikayı faaliyete geçirerek bin kişiye istihdam sağlamaktı” dedi. – KASTAMONU
]]>
İBB Başkan Adayı Murat Kurum Üsküdar’da düzenlenen “1.Bölge 3 Kademe Mahalle Başkanları Buluşması” programında vatandaşlarla bir araya geldi. Programda konuşan Kurum “Bu eller, İstanbul’un kaynaklarını israf etmeyecek. Haksızlık etmeyecek, milleti sahipsiz bırakmayacak. Bu aziz millet için ellerimizi nasıl birleştiriyorsak, yüreklerimizi de buluşturacağız” dedi.
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum Üsküdar’da düzenlenen “1.Bölge 3 Kademe Mahalle Başkanları Buluşması” programında vatandaşlarla bir araya geldi. Programda Murat Kurum’a AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, AK Parti İl Kadın Kolları Başkanı Saliha Demirer, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, AK Parti Üsküdar İlçe Başkanı Erdem Demir eşlik etti. Program boyunca vatandaşlar kurumun konuşmalarına alkışlarla eşlik etti. AK Parti Üsküdar Gençlik Kolları Başkanlığı tarafından programda Kurum’un anne ve babasının olduğu bir fotoğraf üzerine “Muradınız Gençliğe Emanet” yazılı pankart açıldı. Program sonunda protokol üyeleri ile sahneye çıkan Murat Kurum vatandaşları selamladı. Programda ilgiyle karşılanan Kurum, vatandaşlarla sohbet edip fotoğraf çektirdi.
“Biz de kollar bir kere sıvandı mı bir daha geri sarılmaz”
Programda konuşan İBB Başkan Adayı Murat Kurum “Bir süre önce açıkladığımız Türkiye Yüzyılı İstanbul Vizyonu da bu yolculuğun önemli bir durağı oldu. Hamdolsun her zaman olduğu gibi; yine heyecanımızı aksiyonla, projelerimizle birleştirdik. CHP’li mevcut yönetim ne yapacağını şaşırdı. Projelerimizi açıkladığımızda bizde bu projelerden faydalanabilir miyiz diyorlar. 1 Nisan sabahı tüm İstanbul faydalanacak, sizde bu hizmetlerden faydalanabilirsiniz. Benim sahada milletimize dair iki gözlemim var. Biri bıkkınlık ve diğeri umut. İstanbullular artık, CHP’li mevcut yönetimin sorumsuzluğundan illallah etmiştir. Aynı insanımız, gençlerimiz, kadınlarımız yeniden başlamanın umuduyla da dopdoludur, heyecanlıdır, coşkuludur. Ben hep birlikte vatandaşımıza o güveni verdiğimizi bana bakan gözlerde görüyorum, bana sarılan kardeşlerimizde hissediyorum. Bizim sözlerimiz kollarını boşa sıvayanların sözlerine benzemez. Biz de kollar bir kere sıvandı mı bir daha geri sarılmaz. O kollar artık bizim değil aziz milletimizin koludur” dedi.
“Bu aziz millet için ellerimizi nasıl birleştiriyorsak, yüreklerimizi de buluşturacağız”
İstanbul’u hep birlikte dönüştürmek istediğini vurgulayan Kurum “Hep birlikte, ellerimizi birleştireceğiz. Çünkü biz İstanbul’umuzu sizlerle beraber dönüştüreceğiz. Ellerimizi güvensiz, çürük binalarda endişe içinde uykuları bölünen annelerin elleriyle birleştireceğiz. Ellerimizi İstanbul’un tarihini değiştirecek 650 bin yeni, sıcak, güvenli yuvayı inşa etmek için birleştireceğiz. Ellerimizi vatandaşımıza 100 bin yeni sosyal konut yapmak için birleştireceğiz. Bu eller, İstanbul’un kaynaklarını israf etmeyecek. Haksızlık etmeyecek, milleti sahipsiz bırakmayacak. Bu aziz millet için ellerimizi nasıl birleştiriyorsak, yüreklerimizi de buluşturacağız. Yüreklerimizi CHP’li mevcut yönetimin büyüttüğü trafik çilesiyle, ömründen 3,5 yıl kaybeden kardeşim için, adaletsiz belediyeciliğin hışmına uğramış, bir sabah belediyeye gittiğinde kartı çalışmamış, boynu büyük olarak yavrularının yanına dönmüş, mazlum kardeşlerimiz için buluşturacağız. Belediyeden en ufak bir destek alamamış emeklilerimiz, yaşlılarımız için buluşturacağız. Gerçek ihtiyaç sahibi olan kardeşlerimiz için buluşturacağız” şeklinde konuştu.
“Yarı zamanlı belediyecilik yapmayacağız”
Murat Kurum, İstanbul için projelerinden ve yapmak istediği hedeflerinden şu şekilde bahsetti: “Yarı zamanlı belediyecilik yapmayacağız. Arada bir İstanbul demeyeceğiz. 7 gün 24 saat belediyecilik yapacağız.650 bin yuvayı 5 yılda sizin için bitireceğiz. 100 bin sosyal konutu 18 ayda tamamlayacağız. 328 kilometre metro hattını 5 yılda 650 kilometre yapacağız. 10 yıl sonra, 1004 kilometre yaparak artık İstanbul’daki trafik çilesini konuşmayacağız. İstanbul’da metro gitmeyen tek bir ilçe bırakmayacağız. Ortalama yolculuk süresini 64 dakikadan 39 dakikaya düşüreceğiz. Yeni metrobüs ve otobüs hatlarıyla İstanbul’un her yerine kesintisiz ulaşımı başaracağız. Trafik çilenizi bitireceğiz. Gençlerimize, ulaşımda tam yüzde 40 indirim yapacağız. 0-6 yaş arası çocuğu olan babalara da, çocuklarıyla ücretsiz seyahat hakkı vereceğiz. İstanbul’da eğitim görmenin ayrıcalık görmenin hissini gençlerimize göstereceğiz. İhtiyaç sahibi üniversiteli kardeşlerimize 10 bin TL eğitim desteği vereceğiz. İhtiyaç sahibi emeklilerimize, her ay 2 bin 500 TL destek vereceğiz. İlk kez iş kuracak kardeşlerimize tam 100 bin TL destek sunacağız. Evlenecek kardeşlerimize 50 bin TL beyaz eşya yardımı yapacağız. Bunun gibi yüzlerce eseri, hizmeti sizlerle birlikte, muhtarlarımızla, derneklerimizle, yol arkadaşlarımızla birlikte başaracağız.”
“İnsanımızın oyundan önce, kalbine, yüreğine talip olacağız”
Türkiye’nin AK Parti teşkilatı sayesinde yükseldiğini belirten Kurum “Tüm bu iddialarımızın, hedeflerimizin temel taşı sizlersiniz. İddiamızın gücünde siz varsınız, sizin alın teriniz var. Türkiye, bu teşkilat sayesinde ayağa kalktı. İstanbul, bu teşkilat sayesinde yükseldi. İnsanımızın oyundan önce, kalbine, yüreğine talip olacağız. İstanbul’un her annesi, bizim annemiz olacak. İstanbul’un tüm gençleri, bizim kardeşimiz olacak. Bir genç kardeşimiz, İstanbul’un geleceğinden umut kestiyse, o hayalini canlandıran işleri hep birlikte biz yapacağız. Size söz; bu ayaklar rahat odalarda durmayacak. Ayağımıza şantiye çamuru değecek, sırtımıza İstanbul’un rüzgarı vuracak. Yüzümüze yağmur, elimize kar değecek. Daima işte, sokakta ve vatandaşımızla olacağız” ifadelerine yer verdi. – İSTANBUL
]]>
Milliyetçi Hareket Partisi Bursa İl Başkanlığı tarafından düzenlenen teşkilat buluşması, Cumhur İttifakının paydaşlarını bir araya getirdi. Bursa’da Cumhur İttifakı adaylarının Büyükşehir ve 17 ilçede de kazanması için el birliğiyle hareket edileceğinin vurgulandığı buluşmada, birlik ve beraberlik mesajları verildi.
MHP Bursa İl Başkanlığı’nın Elegans Düğün Salonu’nda düzenlediği teşkilat buluşması, Cumhur İttifakı buluşmasına dönüştü. Etkinliğe Bursa Büyükşehir Belediye Bakanı Alinur Aktaş, YenişehirBelediye Başkanı Davut Aydın, MHP Genel Sekreteri ve Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman, MHP Bursa Milletvekili Fevzi Zırhlıoğlu, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, MHP İl Başkanı Muhammet Tekin, DSP İl Başkanı Hüseyin Cahit Akıncı ile üç partinin de il ve ilçe yöneticileri katıldı.
Hedef; 17+1
MHP İl Başkanı Muhammet Tekin, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, “Bu şehrin bir kimliği var. Bu kimliğe uygun, trafikten kentsel dönüşüme kadar bütün meselelerini çözebilecek yetkin bir kadrosu da var. Bu itibarla sahaya çıkacağız. 17 ilçe birde büyükşehir 18 yapacağız.Milletimizle bir araya geleceğiz.En ücra köşeye kadar girip, derdimizi, meramımızı, ne yapmak istediğimizi izah etmekte kararlıyız.İpi sapı CHP’si, bunlarla demlenenleri kim varsa,’gayri milli unsurlara sur,Bursa için Alinur’ diyorum. 2 ay boyunca dolu dolu bir çalışmayla,31 Mart akşamı hayırlı sonuçlar alacağımıza eminim” dedi.
Bizimki gönülden bir birliktelik
AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan da 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı olarak gösterilen gayretten dolayı tüm teşkilat mensuplarına teşekkür ederek konuşmasına başladı. Güzel bir birliktelik sergilediklerini ve bir ittifakın nasıl olduğunu herkese gösterdiklerini dile getiren Gürkan, “Önümüzdeki süreci iyi değerlendirmemiz gerekir. Saha bizden çalışmayı bekliyor. İl başkanımla beraber sürekli istişare ediyoruz. Sahada nasıl bir çalışma yapmamız gerekiyor onu planlamaya çalışıyoruz. Bu süreç önemli. Bir ittifak süreci içinde mutlak surette aramıza nifak tohumu ekmeye çalışanlar olacaktır. Buna asla müsaade etmeyiz. Bizimki gönülden bir birliktelik. Bize düşen ‘o dedi bu dedi’ye bakmak değil büyüklerimiz ne diyorsa ona göre hareket etmek. İnşallah sahanın moral ve motivasyonunu artıracak, sandıkları da asla boş bırakmayacak, bütün okullarda sorumlu görevlilerimizle beraber çalışacağız. Biz şimdiden başladık. Çağrı merkezimizi kurduk,SKM’yifaaliyete geçirdik. Ortak çalışmalarımız çok kıymetli. Cumhurbaşkanımıza ve değerli büyüğümüz Devlet Bahçeli’ye mahcup olmamak için elimizden gelen gayreti göstereceğiz” diye konuştu.
Skor ittifakı değiliz
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, 2004 yılında İnegöl Belediye Başkanlığı ile başlayan sürecin, yeniden Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı ile devam ettiğini hatırlatarak, “Bu insana gurur veriyor.Tekrar layık görülmek gerçekten güzel bir duygu. Ama 20 yıldır aralıksız bu işi icra eden biri olarak, yaşadığımız şehri, sorunları, ülkemizin içinde olduğu durumu, coğrafyamızdaki sıkıntıları ve tabii ki insanımız beklentilerini bilerek bunun çok büyük bir sorumluluk, çok büyük bir vebal olduğunun farkındayım açıkçası. Bu manada bu sürecime destek veren parti teşkilatımızdan, değerli paydaşlardan olumlu destek veren, katkı veren herkese yürekten teşekkür ediyorum” dedi. AK Parti ve MHP farklı tüzükleri, farklı liderleri olan iki ayrı parti olduğunu hatırlatan Başkan Aktaş, “Unutmayın ki cumhur ittifakı skor ittifakı falan değil. Tabiiki 1395 belediyeyi de kazanmak istiyoruz. Böyle bir hayaliz var. Biz hepsini kazanmak, hepsinin cumhur ittifakı çatısı altındaki belediyeler olsun istiyoruz.Lakin karşı tarafta bununla dertlenmeyen, beka problemi olan bu ülkeyle alakalı hain emelleri olanlar var. Bu emellerden dolayı 5-6-8 benzemezin bir araya geldiğini, kimi masa üstünde kimi masa altında en son 14 Mayıs’ta net olarak gördük. Hiçbirbiriyle alakası olmayan siyasi partiler bir araya gelip, yeter ki Recep Tayyip Erdoğan olmasın, yeterki cumhur ittifakı olmasın diyerek, arkasının ne olacağını hiç hesap etmeden her türlü yalanı ve iftirayı attılar. Bizim ortak paydamız vatan, millet, devlet, bayraktır. Bursa’mızı daha iyi stantlara getirmemek için hiçbir mazeretimiz yok. Rabbim 31 Mart akşamı yüzümüzü güldürsün inşallah” diye konuştu.
Başkan Aktaş, Büyükşehir Belediyesi tarafından son 6 yılda ulaşımdan altyapıya, çevreden spora, tarihi mirastan kültür sanata kadar her alanda hayata geçirdikleri yatırımlar hakkında da bir sunum yaptı.
İhanet senaryoları hiç eksik olmadı
MHP Genel Sekreteri ve Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman da 31 Mart seçimlerinin Türkiye’nin için son derece önemli olduğunu belirterek, Bursa özelinde de hem Büyükşehir hem de tüm ilçelerde muvaffak olmayı diledi. İşlerinin kolay olmadığını da ifade eden Büyükataman, “Ülkeye sevdalı olan insanların, bu ülkenin bölünmez bütünlüğü konusunda hassasiyet taşıyan, insana hizmeti ibaret anlayışı içinde değerlendiren kadroların işi ne dün kolaydı, ne yarın kolay olacak. Türkiye’nin geleceğine dair iddia koyan kadroların işi hiç kolay olmaz. Necip milletimizin sağ duyurusu ve ferasetiyle bu milletin önüne kurulmaya çalışılan bütün tuzaklar hep bertaraf edildi. Ülke olarak gerçekten zorlu, sıkıntı günler yaşıyoruz. Kuşatmalar, dayatmalar, ihanet senaryoları içeride vedışarıda hiç eksik olmadı. 7 Ekim 2023’ten beri dünyanın gözü önünde Filistin’de insanlık katlediliyor. Yaşananlara dünya sessiz kalıyor. Sayın cumhurbaşkanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi misyonuna uygun bir sorumluluk anlayışı içinde ne yapılmak icap ediyorsa samimi bir gayret ortaya koyuyor. Küresel çeteler Türkiye’nin üstlendiği misyondan duydukları rahatsızlıktan dolayı yine gündeme terör kartını soktular. O günden bugüne 31 vatan evladımızı şehit verdik. Hamdolsun bu necip millet devletine güveniyor. 40 yıldır bu terör belasının üstesinden gelmek konusunda samimi kararlı bir iradeyle mücadele yürütülüyor. Bu milletin ödediği bedelleri hepimiz biliyoruz. Bu oyunları birliktebozacağız. Bu milletin 14-28 Mayıs’ta istikrarın devamı konusunda ortaya koyduğu iradenin, 31 martta da tekrar edeceğinden hiçbirimizin kuşkusu ve endişesi olmamalı. Bütün paydaşlar olarak bugünden itibaren 31 mart akşamına kadar 17 ilçede ve büyükşehir belediye başkanlıklarının kazanılması ve hemşehrilerimizin bundan sonra da hak ettiği hizmetlere ulaşması için cumhur ittifakının başarısına katkı koyacağız. Başarıya ulaşacağımıza yürekten inanıyorum” diye konuştu.
Milletin iradesiyle ortaya çıktı
MHP Bursa Milletvekili Fevzi Zırhlıoğlu da Cumhur ittifakının Türk milletinin iradesiyle ortaya çıktığını, 14 ve 28 Mayıs’ta 7 düvele karşı büyük bir zafer elde edildiğini söyledi. Bu zaferin taçlanması adına 31 mart seçimlerinin de büyük önem taşıdığını kaydeden Zırhlıoğlu, “Her zamankinden çok daha fazla görevler var üzerimizde. 31 mart, hizmet bekleyen birçok büyükşehirin tekrar cumhurun yönetimine geçmesi, milletimizin beklediği hizmetlere yeniden kavuşması için çok önemli. Rabbimden bizleri mahcup etmemesini niyaz ediyorum” dedi. – BURSA
]]>
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Tarihe baktığımızda büyük devletlerin tamamının milletiyle bütünleşmiş ve kenetlenmiş devletler olduğunu görürüz. Unutmayınız, ziyaret ettiğiniz bir eve sadece siz değil devletimiz gitmiş oluyor. Dokunduğunuz bir omuz, tuttuğunuz bir el devletle temas etmiş oluyor.” ifadesini kullandı.
Yerlikaya, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu’nda düzenlenen Valiler Toplantısı’nın açılışında yaptığı konuşmada, dilek ve beklentilerinin, mesaisinin çoğunu sahada, halkın yanında geçiren yöneticilerin sayısının artması olduğunu söyledi.
Valilere kibir değil tevazu, enaniyet değil samimiyet, sertlik değil şefkatin yaraştığını vurgulayan Yerlikaya, devletin sıcak yüzünü, adaletini ve vicdanını valilerin temsil ettiğine dikkati çekti.
“Tuttuğunuz bir el devletle temas etmiş oluyor
Yerlikaya, milletiyle gönül bağı kuran her valinin devlet ve millet arasında kurulan bağın mimarı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Devlet, insanla daim ve kaimdir. Binlerce yıllık devlet geleneğimiz milletiyle olan güçlü bağı sayesinde bu günlere erişmiştir. Tarihe baktığımızda büyük devletlerin tamamının milletiyle bütünleşmiş ve kenetlenmiş devletler olduğunu görürüz. Unutmayınız, ziyaret ettiğiniz bir eve sadece siz değil devletimiz gitmiş oluyor. Dokunduğunuz bir omuz, tuttuğunuz bir el devletle temas etmiş oluyor.
Bulunduğu şehrin kahvesinde, parkında, bahçesinde vatandaşıyla birlikte bir bardak çay içemeyen, vatandaşının sevinciyle, hüznüyle bir kere bile hemhal olmayan, bir kapıyı çalıp da vatandaşının sofrasına diz kırmayan, garipleri kollayıp gözetmeyen, gece gündüz demeden milletinin yanında olmayan bir vali, asla başarılı olamaz.”
“Devlet ile millet arasına örülen duvarları kaldırma mücadelesi”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 22 yıldır verilen mücadeleyi tek bir cümleyle özetlemek gerekirse o sözün “Millete hizmet” olacağını dile getiren Yerlikaya, “Bu mücadele, devlet ile millet arasına örülen duvarları kaldırma mücadelesidir, güçlü millet, güçlü devlet olma mücadelesidir.” dedi.
Yerlikaya, valilerin huzurun, refahın ve güvenin teminatı olduğunu, bu kapsamda da illerini sokak sokak, cadde cadde tanıması gerektiğini söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir asrını tamamladığını anımsatan Yerlikaya, bu süre zarfında vatanın bekasına, bağımsızlığına ve güvenliğine yönelen tehditler olduğunu, bu tehditlerin tamamının yok edildiğini ve yok edilmeye de devam edildiğini belirtti.
Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’yi her alanda yüksek hedeflere ulaştıracak Türkiye Yüzyılı’nı inşa ettiklerine, Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda “huzurun yüzyılı” olduğuna işaret etti.
Bunun için İçişleri Bakanlığının 600 bin personeliyle gece gündüz demeden büyük bir inanç ve azimle çalıştığını dile getiren Yerlikaya, “Terörle, o hainlerin işbirlikçileriyle, organize suç örgütleriyle, zehir tacirleriyle, göçmen kaçakçılığı organizatörleriyle mücadelemiz azim ve kararlılıkla devam edecek. Bunu öylece sadece bir laf olarak söylemiyorum. Bu mücadelede nice yiğitlerin alın teri, emeği, kanı var.” diye konuştu.
“Son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar”
Yerlikaya, 40 yılı aşkındır milletin kardeşliğine pusu kuran bölücü terör örgütünün artık kaybettiğini, kaybetmeye de mahkum olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:
“Terörün istismar alanları artık ülkemizde söz konusu dahi değildir. Devletimiz milletiyle bir bütün olmuştur. Peki duyacak mıyız? Asla. Artık terörün kapımıza dayanmasını beklemiyor, terör tehdidi nereden geliyorsa, nerede bir terörist varsa kaynağında etkisiz hale getiriyoruz. Nihai hedefimiz, son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar mücadelemize devam etmektir. Sadece bölücü terör örgütü mü? FETÖ’sünden DEAŞ’ına, sol terör örgütlerinden diğer tüm terör örgütlerine kadar, aziz milletimizin canını yakmaya çalışan kim varsa nefeslerini kesiyoruz, kesmeye de devam edeceğiz.”
]]>
Ocak Partisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı için hazırlıklara başladı
İSTANBUL, – Ocak Partisi, İstanbul 1’inci Olağan Kongresini Bilim Beyoğlu’nda yaptı. Kongrede konuşan Ocak Partisi Genel Başkanı Kadir Canpolat, “Türkiye yüzyılında Ocak Partisi, Türkiye’nin kalesi olacaktır. Birliğimiz, bütünlüğümüz, kardeşliğimiz esastır. Bizi birbirimizle kavgaya düşürmeye çalışanların Ocak Partisi ile tüm planları altüst olacaktır” dedi. Yerel seçim mesajı da veren Canpolat, “AK Parti de sayın İmamoğlu gibi milletin dışladığı, sevmediği, ittiği bir adayı İstanbul için aday gösterirse Ocak Partisi adayını açıklayacaktır” diye konuştu.
Kongreye, Ocak Partisi Genel Başkanı Kadir Canpolat, Siyasetçi Hüseyin Durmaz, Ocak Partisi İstanbul İl Başkanı olan Fazlı Bal, partinin yöneticileri, üyeler ve vatandaşlar katıldı.
“31 MART YEREL SEÇİMLERİNE KATILMA HAKKINI DA ELDE ETTİK”
Ocak Partisi Genel Başkanı Kadir Canpolat, “İstanbul 1’inci il kongremiz hayırlı uğurlu olsun. Ocak Partisi İstanbul İl Başkanı olan Fazlı Bal’ı kutluyorum, Allah mahcup etmesin. Vatanımıza milletimize hayırlara vesile olsun. Ocak Partisi, Osmanlı Ocakları tarafından kurulmuş siyasi partidir. Birileri bizi engellemeye çalıştı. 16 ay alındı belgemizi vermediler. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan Allah razı olsun konuyu düzeltti, belgemiz verildi. 31 Mart yerel seçimlerine katılma hakkını da elde ettik” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE’YE KALP KRİZİ YAŞATMAK İSTEYENLERİN KARŞISINDAYIZ”
Canpolat, “Türkiye yüzyılında Ocak Partisi, Türkiye’nin kalesi olacaktır. Birliğimiz, bütünlüğümüz, kardeşliğimiz esastır. Bizi birbirimizle kavgaya düşürmeye çalışanların Ocak Partisi ile tüm planları altüst olacaktır. Recep Tayyip Erdoğan asrın lideridir. Biz de onun istikametinde, izinde olacağız. Türkiye’ye kalp krizi yaşatmak isteyenlerin, diğer ülkelerinde önünde diz çökmesini amaçlayanların karşısında Osmanlı Ocakları vardı şimdi Ocak Partisi de var vatanımıza milletimize hayırlı olsun” dedi.
Canpolat, “Sayın Recep Tayyip Erdoğan tüm vatandaşlarımızın cumhurbaşkanıdır. Onun yaptığı fedakarlıkları keşke AK Parti de yapsaydı da biz de Ocak Partisi’ni kurmaya gerek duymasaydık. Keşke AK Partili kadrolar da sayın Erdoğan’ın civan mertliği gibi yürüdüğü yolda en az onun kadar yürüyebilseydi. Yürüyemediler, nasıl mı? 15 Temmuz gecesi AK Parti Genel Merkezi’ni neden bana teslim ettiler?” diye konuştu.
“İSTANBUL’A VE TÜRKİYE’YE HİZMET EDECEK KADROLAR OCAK PARTİSİ’NDEDİR”
Yerel seçim mesajı da veren Canpolat, “Bugün Türkiye’nin her yerindeyiz, iyi ki var, iyi ki varsınız. Yoksa bu millet kime oy verecekti. Erdoğan’a bakınca ölmek isteyen bir millet var. AK Parti’ye bakınca artık oy bile vermeyecek çünkü Ocak Partisi var. Şimdi İstanbul’da CHP’nin adayı belli oldu. Sayın Ekrem İmamoğlu aday olduğunu sıkılmadan ifade etti. Sanki İstanbul’un, İstanbullunun sorunlarını çözmüşçesine kahraman gibi utanmadan çıkıp bir daha aday olabilecek kadar yüzsüzlüğe ulaştı. Eğer AK Parti’de böyle bir aday çıkarırsa bizim aday adaylarımız burada kadrolarımız tamdır. İstanbul’a ve Türkiye’ye hizmet edecek kadrolar Ocak Partisi’ndedir. Biz her zaman milletimize hizmet etme arzusuyla yanıp tutuşuyoruz. AK Parti de sayın İmamoğlu gibi milletin dışladığı, sevmediği, ittiği bir adayı İstanbul için aday gösterirse Ocak Partisi adayını açıklayacaktır. Aynı çalışma Ankara ve Türkiye’nin her ilinde devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Kongrede tek aday olan Fazlı Bal, Ocak Partisi İstanbul İl Başkanı oldu.
]]>
2 günde 12 şehit vermemizin ardından MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli, “Biz Meclis’te terörist istemiyoruz, katil istemiyoruz, canilerin sırtını sıvazlayan namertleri asla istemiyoruz. 57 DEM milletvekilinin maaşının derhal kesilerek terörle mücadeleye ve şehit ailelerine aktarılmasını öneriyoruz.” dedi.
Bahçeli, partisinin Meclis grup toplantısında şu ifadeleri kullandı:
“Değerli vekil arkadaşlarım, saygıdeğer misafirler, 2023 yılının son grup toplantısında bir aradayız. Gündemdeki konularla ilgili değerlendirmelere geçmeden önce hepinizi hürmetle selamlıyorum. Toplantımızı takip eden vatandaşlarımıza, tüm kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, şükranlarımı sunuyorum.
Bütçe çalışması devletimize ve milletimize hayırlı olsun. Bütçenin bir bütün halinde değerlendirilmelidir. TBMM onayı ile haklarını doğrudan kullanmaktadır. Bütçe özü ile bir kaynak tahsis meselesidir bu da siyasi bir tercihe dayanmakta. Türkiye’nin yüksek hedeflerini sahiplenmiştir. 2024 yılı bütçesine evet oyu verdik ve arkasında durduk. Genel kurul çalışmalarında gösterdiğiniz tutumunuzdan, tavrınızdan dolayı alayınızı kutluyorum.
“EKONOMİK SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELECEĞİMİZE İNANIYORUM”
Asıl ve akıl yoksunu iddialardan kaçınan, destekleyici, yapıcı, müdahalesini kürsüden yapan, görüşmeleri ihanet seansı gösterisi haline getirmekten sakınan, kavga çıkarmak için fırsat çıkarmak isteyenlere prim vermeyen Türkiye yüzyılı ilk bütçesinin aşamalarında duyarlılık gösteren emek ve mesai harcayan her vekilimize her bürokratımıza, değerli arkadaşlarımızla birlikte tebrik ve teşekkürlerimi iletiyorum.
Kurtuluş savaşı enflasyonun dizginlenerek başarıldığı tek savaştır. Karaborsacılara göz açtırılmamıştı. Ekonomimiz 1923’ten 1939’a kadar ortalama yüzde 8 büyümüş, milli gelir artmıştı. Kahramanlar umutlarını hiçbir zaman kaybetmemişlerdi. Yüzüncü yıl dönümünde ilhamla ekonomik sorunların üstesinden geleceğimize, fiyat istikrarı ile milletimizin hak ettiği refaha kısa sürede ulaşacağına inanıyorum.
Mustafa Kemal Paşa Keçiören’de ziraat mektebinde konaklamıştı. Ankara’ya gelişine kadar gelişen olaylar mukavemeti artan zincirin halkaları gibidir. Komutanlığı, millete itimatı, ileri görüşlülüğü mühim rol oynadı. Vatan uğruna her çileye meydan okudular. Elde yok avuçta yoktu. İmkansızlığın kuşatmasını imanın kudreti ile yardılar. Erzurum’dan Sivas’a gitmek için emekli binbaşından borç alıp yola koyuldular.
“KİMSEYE MİLLİ ŞEREFİMİZİ ÇİĞNETMEYİZ”
Battık, bittik yaygarasını koparan münafıklar, batı piyonları bir eli yağda bir eli balda, millete tepeden bakan emeği takmayan, meyhane solcuları, çarkıfelek gibi dönenler, meydan devrimciler, kerpiçli evlerden çıkan kahramanları hor gören bir avuç insanlık müsveddesi biz nereden geldiğimizi görüp hamdolsun biliyoruz. Peki siz neyi biliyor, nereye hizmet ediyorsunuz? Milli şerefimizi çiğnetmeyeceğiz. Kararımız kesin mücadelemiz bıçkındır. Herkes dikkat etsin, yayı gerilmiş ok gibiyiz. Kınından çekilmeyi bekleyen keskin bıçak gibiyiz.
Aziz vatan piyangodan çıkmadı. Kan verdik, bedel ödedik ama teslim olmadık, taviz vermedik, boyun eğmedik. Her taşı yakut olan vatan can verme sırrına erenlerindir. İrademiz milli mücadele iradesidir. Heyecanımız 104 yıl önceki seğmenlerin heyecanıdır. Hayatı boyunca millet için çırpınan merhum Akif’i, milli mücadelenin yol başçısı Atatürk’ü, aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Ne kadar geriye bakarsak o kadar uzağı görürüz. Tarihi bir vaka telaffuzu ile bugünü çözmenin mümkün olacağı kanaatindeyim.
Ne kadar geriye bakarsak o kadar uzağı görürüz. Tarihi bir vaka telaffuzu ile bugünü çözmenin mümkün olacağı kanaatindeyim.
12 ASKERİMİZİN ŞEHİT OLDUĞU SALDIRIYA TEPKİ
Tarihi hadiselerin benzerlerine bugün de şahit oluyoruz. Türkiye’nin itibarına, istikrarlı yönetime gölge düşürmek için terör kartını devreye sokuyorlar. Küresel hasım çevrelerini ürkütüyoruz. Husumet cephesi eli ve vicdanı kiralık tetikçilerini üzerimize salmakta. 22-23 Aralık’ta 12 kahramanımızın şehit olması, müştereken kurulan saldırı düzeneğin hayata geçirilmesinin sonucudur. Tetiği çeken PKK, hedefi gösteren, taktik tayin eden terör ve terörizmi himaye eden alçaklardır. Milli birliği yaralamak için operasyon devrededir.
Ayrıntılar geliyor…
]]>
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, “Türkiye, Ankara huzurlu değilse, Gaziantep, Şanlıurfa huzurlu değilse, Diyarbakır huzurlu değilse Avrupa da huzurlu olamaz. Avrupa’nın güvenliği, en uçtaki NATO ülkesi olan Türkiye’nin güvenliğinden geçer” dedi.
TBMM Genel Kurulu’nda 2024 yılı bütçe görüşmelerinde AK Parti adına Grup Başkanvekilleri Özlem Zengin, Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Abdulhamit Gül, CHP adına ise Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli konuştu. AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, terör örgütü lideri elebaşı için ‘Sayın’ diyenlere tepki göstererek, “Ben onlara inat şöyle okumak istiyorum: Sayın Cebrail Dündar, Mardin; Sayın Kemal Aslan, Elazığ; Sayın Enis Budak, Ağrı nüfusuna kayıtlı, ailesi Manisa’da yaşıyor. Cenazeyi hatırlayacaksınız. Sayın Abdulkadir İyem, Şanlıurfa nüfusuna kayıtlı, ailesi Gaziantep’te; Sayın Ahmet Arslan, Yozgat nüfusuna kayıtlı; Sayın Semih Yılmaz, Kırıkkale nüfusuna kayıtlı; Sayın Yasin Karaca, Tokat nüfusuna kayıtlı; Sayın Çağatay Erenoğlu, Sinop nüfusuna kayıtlı; Sayın Emre Taşkın, Malatya nüfusuna kayıtlı; Sayın Ramazan Günay, Afyonkarahisar nüfusuna kayıtlı, ailesi İzmir’de yaşıyor. Sayın Mehmet Serinkan, Denizli nüfusuna kayıtlı; Sayın İsmet Yazıcı, Gümüşhane nüfusuna kayıtlı, ailesi Zonguldak’ta yaşıyor. Buradan baktığımızda ne çıkıyor? Vefat edenlerin, şehit olanların bir milliyeti var mı? Hepsi bu vatanın evladı değiller mi? Ben biliyorum, evlerinde akşam bu haberi izlerken ağlamadan duran var mıydı, kalbi yanmayan, dağlanmayan var mıydı? Hangi siyasi partiye oy verirse versin, bunu kınamayan, telin etmeyen yer var mıydı? Bence yoktu. ve biliyoruz, tabii ki ateş düştüğü yeri yakar. Allah hiç kimseye evlat acısı vermesin, çok ağır bir imtihan. Ama şunu görüyorum, ben de konuştum, işte Tokat’taki kardeşimizin babasıyla konuştum. Bize söyledikleri bir tek cümle var, bunu o kadar içten söylüyorlar ki, eminim cenazelere giden bütün arkadaşlarımız aynı şeyi işittiler: ‘Vatan sağ olsun.’ Başka bir ifade yok, başka bir talep de yok. O yüzden buradan baktığımda muazzam bir yüce gönüllülük görüyorum. Yani yüreği dağlanmış, ciğeri dağlanmış bir millet, evlatlarına ağlayan bir millet ve nihayetinde canı pahasına bu toprakları korumak isteyen insanlar görüyoruz” dedi.
“CHP ve DEM Parti’nin Kürt ve Alevi vurgusunu bütünleştirmek için mi, yoksa ayrıştırmak için mi devamlı olarak gündeme getirdiklerini milletimizin maşeri vicdanına havale ediyorum”
AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ise, teröre ilişkin ortak bildiriye imza atmayan CHP ve DEM Parti gruplarına tepki göstererek, “‘Değişeceğiz’ dediler, ‘Değişim’ dediler, ne değişti diye baktık, gördüğümüz şu: Önce Kandil’in talebi doğrultusunda terörle mücadele tezkerelerine hayır dediler, sonra şehitlerimizle ve Mehmetçiklerimizle birlikte olduğumuzun vurgulandığı Türkiye Büyük Millet Meclisi ortak bildirisine imza atmaktan çekindiler. Kimden çekiniyorsunuz? Kimden korkuyorsunuz? Bu utanç gerçekten size yeter. Hiç kimse bahane uydurmasın, hakikatleri çarpıtmasın, hakikatin üstünü örtmeye çalışmasın” dedi.
CHP ve DEM Parti’nin senkronizasyon içinde birbirlerini takip ettiğini söyleyen Akbaşoğlu, “Haksız, asılsız iddia ve suçlamalarıyla Kürtlere ve Alevilere ayrımcı bir dil kullanması, her şeyden önce bu kardeşlerimize büyük bir haksızlıktır. Ayrıştırıcı, ayrımcı bir dili asla ve kata kabul etmiyoruz. Her iki partinin de ‘Kürtler ve Aleviler daha az eşittir’ sözü bir bühtandır ve asla kabul edilemez. Bu, açıkça hakkı ve hakikati, Kürt ve Alevi kardeşlerimizi istismardır. CHP ve DEM Parti’nin Kürt ve Alevi vurgusunu bütünleştirmek için mi, yoksa ayrıştırmak için mi devamlı olarak gündeme getirdiklerini milletimizin maşeri vicdanına havale ediyorum” şeklinde konuştu.
Sessiz devrimlerin hayata geçirilerek yaşanılan sorunların sorun olmaktan çıktığını belirten Akbaşoğlu şöyle konuştu:
“AK Parti iktidarları olarak meşruiyet ve özgürlükler temelinde birlik, beraberlik ve bütünlük içerisinde sessiz devrimleri hayata geçirerek yaşanılan sorunları sorun olmaktan çıkardık ve tüm vatandaşlarımızın özgürlüklerini genişlettik. Bunun şahidi 85 milyon halkımızdır; Türk, Kürt, Alevi, Sünni bütün insanlarımızdır. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının tümü, istisnasız tümü kanun önünde eşit ve birinci sınıf vatandaşlardır, ötekileştirici ve ayrımcı dil asla ve kata kabul edilemez.”
“Avrupa’nın güvenliği, en uçtaki NATO ülkesi olan Türkiye’nin güvenliğinden geçer”
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül de, 17-25 Aralık tarihlerinde polise ve yargıya sızmış paralel çetenin operasyonuyla seçilmiş hükümete darbe girişiminde bulunulduğunu hatırlatarak, “15 Temmuz’da FETÖ hain darbe girişiminde bulundu ve o gün ‘Halkın iradesinden başka hiçbir güç tanımam’ diyen Cumhurbaşkanımız milletimizle beraber bu hain saldırıya karşı, tüm duyarlı vatandaşlarımız ve siyasi partiler hep beraber karşı çıktı. Bugün esas itibarıyla Cumhur İttifakı’nın varoluş sebepleri de yine 15 Temmuz’a dayanmaktadır. Çünkü milletimize bir saldırı varsa, milli iradeye bir saldırı varsa ‘Partim önemli değildir, benim makamım önemli değildir ülkem önemlidir’ diyen bir anlayıştır. Bu anlayışı sürdürüyoruz, bu anlayışı hep beraber sürdürmeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu.
Gül şöyle konuştu:
“PKK neden saldırıyor? Neden saldırıyor biliyor musunuz? Kuzeyimizde Ukrayna ve Kafkaslardaki karışıklık, güneyimizde Suriye’de ve Irak’taki, Akdeniz’deki karışıklıkla beraber Türkiye istikrar abidesi olarak bölgede duruyor. Türkiye’nin büyümesinden rahatsız olanlar, Türkiye büyümesin isteyenler taşeron örgütler kullanıyor. Değerli arkadaşlar, vekalet savaşları üzerinden ülkeleri dizayn etme politikasını ortaya koyanları çok iyi biliyoruz. Bunları bildiği halde göz yumanları da çok iyi biliyoruz, kuklayı da biliyoruz, kuklacıları da biliyoruz. Sırtını terör örgütlerine dayayanları da biliyoruz. Ama şunu da çok iyi bilsinler ki, bu ülke terörle mücadelede hukuk çerçevesinde başarılı olacaktır ve eninde sonunda Türkiye hem bölgesel hem küresel liderliğiyle beraber terörle etkin mücadelesini yapacak ve başarıya ulaşacaktır. Türkiye, üzerinde operasyon çekilebilecek bir ülke değildir. Türkiye, üzerinde yazılacak senaryoları tarihin çöp kutusuna atabilecek muktedir bir Türkiye’dir, muktedir bir ülkedir. Ülkemiz sınırları içerisinde ve dışarısında, güneyimizde bir terör koridoru kurulmasına asla ama asla izin vermeyeceğiz. Burada, şunu da söylemek isterim: Avrupa’nın güvenliği Türkiye’nin güvenliğinden geçer. Batı ülkelerinin başkentlerinde, Batı ülkelerinde yaşayıp bu teröre destek verenler, binlerce kilometre öteden gelip benim yanı başımda Türkiye’ye operasyon yapanlara gözümü yumacak değilim; geldikleri gibi gidecekler, bu mücadeleyi de en başarılı bir şekilde vereceğiz. Türkiye, Ankara huzurlu değilse, Gaziantep, Şanlıurfa huzurlu değilse, Diyarbakır huzurlu değilse Avrupa da huzurlu olamaz. Avrupa’nın güvenliği, en uçtaki NATO ülkesi olan Türkiye’nin güvenliğinden geçer.”
“Terörü lanetliyoruz”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diledi. Günaydın, “Terörü lanetliyoruz. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne, barış içerisinde yaşamasına olan inancımızı ve kararlılığımızı da ifade ediyoruz ve elbette bunun yanında Kurtuluş Savaşı kahramanı, Lozan’ın mimarı, Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’na sokmayan büyük siyasetçi, 2’nci Genel Başkanımız ve 2’nci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’yü de saygıyla ve rahmetle anıyorum” ifadelerini kullandı.
Günaydın, büyüme rakamlarına değinerek, “Size göre artan jeopolitik risklere, dünyada gelişen iktisadi krizlere, darbe girişiminin hala süren etkilerine rağmen AK Parti bir büyüme efsanesi oluşturmuş. Bakalım, veriler bunu teyit ediyor mu? Türkiye Zincirlenmiş Hacim Endeksi’ne göre 1923-2023 döneminde yüzde 5,4 büyümüş ortalama, dönemsel bazda en yüksek büyüme oranı 1923-1929 arasında yüzde 7,3 olarak gerçekleşmiş. Daha sonra düşünelim, 1929’daki Büyük Ekonomik Buhran, İkinci Dünya Savaşı, petrol krizi, koalisyonlar, askeri darbeler, kapitalizmin birikim krizleri, bütün bunların hepsini toplayın Cumhuriyet Dönemi boyunca yüzde 5’in üzerinde bir büyüme temposu ortaya koyabilen bir ekonomiden söz ediyoruz. Peki, siz ne yapmışsınız? 2003-2008 döneminde yüzde 6,21 büyümüşsünüz. 2009-2023 dönemi büyümeniz Cumhuriyet Dönemi toplam büyümesinin gerisinde yüzde 5,15. Demek ki ortada Türkiye’nin tarihsel büyüme oranını yakalayabilen bir büyüme temponuz yok, övünülebilecek bir şey yok. Peki, ilave edelim, acaba bu büyüme bir kalkınma çağırabiliyor mu” diye konuştu.
Faiz ödemelerine değinen Günaydın, “Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan burada bir konuşma yaptı ve tıpkı babası rahmetli Erbakan gibi faize ayrılan miktarları eleştirdi, bunun bakanlık bütçeleriyle oranlarını da ortaya koydu ama anlayamadığımız bir şekilde, bu konuşmayı yaptıktan sonra bütçeye olumlu oy vereceğini söyledi. Bakın, ben biraz açayım size. 21 yıllık iktidarınız var ya, ’22’nci bütçemiz’ diye övünüyorsunuz. Burada iç ve dış faiz lobilerine 21 yılda 2 trilyon 189 milyar TL para ödediniz. Bu, 2017’ye kadar her yıl ortalama 50 milyar TL diye gidiyordu. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Sonra canavarlaştı bu rakamlar 2018’de 74 milyar TL, 2019’da bir yılda 100 milyar TL, 2020’de 134 milyar TL, 2021’de 181 milyar TL, 2022’de 311 milyar TL. Bu sene ne kadarı, bu senenin bütçesinin ne kadarı faize gidiyor biliyor musunuz arkadaşlar? Tam 632 milyar TL’yi faize veriyorsunuz” diye konuştu.
CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli ise, Pençe Kilit Harekatı bölgesinde hain terör örgütünün saldırılarında şehit düşen kahraman askerlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve millete başsağlığı dileyerek konuşmasına başladı. Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanı, büyük devlet adamı, CHP’nin 2’nci Genel Başkanı ve 2’nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün vefatının 50’nci yıl dönümü olduğunu söyleyen Türeli, İnönü’yü de rahmetle andı. Türeli, 1924 yılında ilk defa bütçe hazırlandığını kaydederek, “1924 bütçesinin bütçe gider tahmini 140,4 milyon lira, bütçe gelir tahmini 129,2 milyon lira, bütçe açığı 11,2 milyon lira olarak öngörülmüş. Fakat 1924 yılı şartlarında bütçe açık vermemiş, 6,8 milyon lira fazla vermiş; harcamalarda bir kısıntı yok ama gelirlerin gereğinden fazla gelmesi sonucunda bütçe fazla vermiş. Bu dönem, genç cumhuriyetin kurucularında çok ciddi anlamda denk bütçe fikri oluşmuş, bir denk bütçe yapmak, açık vermemek; dışarıdan ithalat yerine yurt içi üretimin yapılması öncelikli olmuş ve 1926 yılında denk bütçe hazırlanmış. Bakın, çok ilginçtir, iki-üç yıl üst üste denk bütçe yapılmış fakat 1929 büyük buhran, ekonomik buhran ve sonrasında yaşanan o krizin sürmesi sonucunda gene bütçede bir kısım açıklar verilmiş. Gene çok ilginçtir, cumhuriyet açısından çok önemlidir, 1927 yılında Muhasebei Umumiye Kanunu çıkartılmış. Değerli milletvekilleri, çok önemli bir kanun. 2003 yılında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Yasası çıkana kadar Muhasebei Umumiye Kanunu geçerli olmuş. Devletin tüm mallarının yönetimi ve muhasebesi bu kanunla belirlenmiş. ve çok ilginçtir, Muhasebei Umumiye Kanunu’yla belirlenen sistemin özelliği şu: Giderler ve gelirler tek hesaptan, tek hazine hesabından, teknik bir terimle ‘tek vezne’den yapılmış. Bugün eleştiriyoruz ya; Türkiye Varlık Fonu var, döner sermayeli kuruluşlar var, bütçe dışı fonlar var, özel hesaplar var; bunların hepsinin bütçe dışında olmasını eleştiriyoruz. Kesin Hesap Kanunu’nda Sayıştay’ın da bu konuda çok ciddi eleştiriler olmasına rağmen bu aynı yanlış sistem devam ediyor. İşte, o cumhuriyet, 1927 yılında bu kanunla birlikte tek hesaptan gelirleri ve giderleri birlikte görmüş ve birlikte izlemiş. Bu da aslında onların ekonomiye, sosyal hayata bakışlarının ve o konuda başarmak istedikleri şey için bütçeyi nasıl bir araç olarak gördüklerinin en büyük nişanesidir, örneğidir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
AK Parti hükümetleri dönemlerinde neoliberal ekonomi modelinin benimsendiğini ifade eden Türeli, “Neoliberal ekonomi modeli AK Parti hükümetleri döneminde noktasına, virgülüne dokunmadan uygulanmaya devam edilmiştir. Bakın, bu model 1970’li yılların ikinci yarısında çıkmış bir modeldir ve 1980’lerle birlikte önce Amerika’da, sonra İngiltere’de ve sonra da bizim gibi birçok ülkede ve aynı zamanda IMF ve Dünya Bankası politikalarıyla önerildiği şekilde uygulanmıştır. Fakat 1990’ların ikinci yarısından itibaren başlayan krizler, 2008-2009 küresel krizi ve en son 2020 yılındaki pandemi krizi bugün artık neoliberal ekonomi modelinin uygulanamayacağını açık ve net olarak ortaya koymuştur. Çünkü bu model sonucunda dünyada küresel adaletsizlikler artmıştır, gelir ve servet eşitsizliği büyümüştür, yoksulluk artmış, kamu hizmetleri gerilemiş ve emek kesiminin sermaye kesimi karşısındaki göreli konumu gerilemiştir. ve bu aynı zamanda çok ciddi bir küresel göç ve sığınmacı, mülteci sorununu ortaya çıkarmıştır” diye konuştu. – ANKARA
]]>
TBMM Genel Kurulunda Irak’ın kuzeyinde 12 askerin şehit olduğu terör saldırılarına yönelik “ortak bildiri” tartışması çıktı.
TBMM Genel Kurulunda 2024 yılı bütçe teklifinin maddelerinin görüşmeleri sürüyor.
Görüşmeler sırasında yerinden söz alan İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, 12 askerin şehit olduğunu hatırlatarak, parti olarak milli yas ilan edilmesi için hükümeti harekete geçmeye davet ettiklerini belirtti.
TBMM’den de ortak bir sesin çıkmasının gerektiğini kaydeden Dervişoğlu, “İYİ Parti Grubu olarak bütün siyasi partilerin ortak imzasıyla yayımlanacak bir bildiriyle, milletimizin gönlünü ferahlatacak, birlik ve beraberliğimizin devam ettiğini, bütün olaylar karşısında yıkılmaz bir kale olduğumuzu gösterecek bir açıklamanın yapılmasını arzu ediyoruz.” dedi.
MHP Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül, TBMM’de yansıyacak böyle bir iradeye her zaman katkı sağladıklarını ve sağlayacaklarını dile getirdi.
AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Meclisin çalıştığı sırada ortak bildiri yayımlanmasının, terörle mücadelenin altının çizilmesinin doğru olacağını belirtti.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, millete karşı sorumluluk adına, milletin evi olan Meclisten teröre karşı verilecek sesi anlamlı ve değerli bulduklarını, yayımlanacak bildiriye destek vereceklerini bildirdi.
“Meclisi genel görüşmeye çağıracağız”
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, Türkiye’nin büyük bir acı yaşadığını, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le telefonda görüştüğünü aktardı.
Mecliste genel görüşme yapılmasını istediklerini, ardından ortak bir tavır ortaya koyulması gerektiğini dile getiren Başarır, şöyle devam etti:
“Ortak tavır konusunda ‘evet’ ama bunu ortaya koyduktan sonra yarın seçim meydanlarında videolarla, başka propaganda araçlarıyla şehitlerimizin üzerinden siyaset yapılmasını kabul etmiyoruz. O yüzden yapmamız gereken şey, önümüzdeki hafta Meclisi genel görüşmeye çağıracağız çünkü kolay değil, milli yas ilan edilmeli. TRT’ye bakalım, müzik çalıyor devletin kanalında. Suudi Kralı ölüyor, milli yas ilan ediyoruz, 12 vatan evladı öldü bugün… Bildiri konusunda önce herkes samimi olmalı, bu konuyu ortak dert edinmeli. Yarın, bir ay sonra seçim meydanlarında bu eylemi gerçekleştirenlerin liderleriyle, sahte videolarla seçim propagandası malzemesi yapılırsa işte bu olmuyor. O yüzden biz, pazartesi günü yetkili kurullarla toplanacağız, Meclisi genel görüşmeye çağıracağız. Bu konudaki samimiyetimizi ortaya koyacağız, ondan sonra açıklamayı Meclis olarak yapacağız.”
DEM Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, TBMM’nin, Türkiye’nin en önemli sorununda, sorunlarında ortaklaşmasının, tartışmasının, konuşmasının hatta ortak bildirilere imza atmasının değerli olduğunu belirterek, “Bunu Filistin’de bir hastaneye yapılan saldırıda birlikte yapmıştık ama bu konuda gerçekçi olmamız lazım. Şu anda saat 23.00’e geliyor, bir saatimiz var, çalışma saatimiz. Bunu gözetelim.” dedi.
Yeniden söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Usta, “Şu an çalıştığımızı özellikle ifade ettim. 12 şehidimiz var, içimiz acıyorken böyle bir ortak bildirinin bu akşam çıkması çok kıymetli ve anlamlı olacaktır. Buna imza atmayanlar olabilir, buna da saygı duyarız. Bunu da millet takdir eder. Meseleyi seçim meydanlarına getirmek hiç doğru değil. PKK bayrakları altında Doğu ve Güneydoğu illerinde miting yapıp bir tane Türk bayrağı kullanmayanlar, şimdi seçim meydanlarında ne yapıldığını nasıl soruyorlar, anlayamadım, bağdaştıramadım. Bunları tartışmayalım, ortak bildiri için çaba gösterelim. Çalışıyorken bu geceyi değerlendirmemek milletimizin nezdinde de yanlış anlaşılabilir.” diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Başarır, “Yapılması gereken, eğer 12 şehidimiz varsa hemen Meclisin genel görüşme yapması, Milli Savunma Bakanı’nın bilgi vermesi, ona göre konuşmamız ve ona göre bildiri yayımlamamız gerekiyor. Bunu Mecliste tüm ayrıntılarıyla konuşmak durumundayız.” dedi.
Yeniden söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Beştaş, açıklamasının yanlış anlaşıldığını ifade etti.
Milli yas ilan edilen günleri hatırlatan Beştaş, “Sorun imza değil sorun bu meseleyi hissetmek ve çözüm için zorlayıcı olmak. Biz bu parlamentoda her türlü saldırılarına rağmen bu meseleyi ifade eden, çözüm için mücadele eden partiyiz. Acı bizim için de çok büyük, onlar kadar bizim de büyük. Ölen gençler hepimizin evlatları. Gelin bir gün değil, bir hafta tatile girmeyelim, yılbaşı da dahil bir neticeye ulaşana kadar, gelecek hafta, 31 Aralık’a kadar bu meseleyi kapalı oturumda tartışmaya, ortak çözümleri bulmaya hazırız.” diye konuştu.
Daha sonra TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşime ara vererek grup başkanvekillerini toplantıya davet etti.
]]>
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yerel seçimler öncesi, partilerinin kurulduğu günkü heyecan, şevk ve iradeyle yeni bir yolculuğa başladıklarını söyledi.
Akşener, partisinin bir düğün salonunda düzenlenen Nevşehir Teşkilat Buluşması ve Aday Tanıtımı Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Mustafa Kemal Atatürk’ün Hacıbektaş ilçesine gelişinin 104’üncü yıl dönümünde Nevşehir’de bulunmanın heyecanını yaşadığını belirtti.
Akşener, Türkiye’nin tüm şehirlerinde kendi adaylarının yerel seçimleri kazanabilmesi için iyi belediyecilik uygulaması ile 2028 genel seçimlerinde Türkiye’yi yönetme iddiası kapsamında yeniden yollara düştüklerini kaydetti.
Partilerini 25 Ekim 2017’de kurduklarında Türkiye’de gergin bir siyasi atmosfer olduğunu kaydeden Akşener, şöyle konuştu:
“Türkiye’de iki yumruk arasında sıkıştırılmış bir siyasi atmosfer vardı. O siyasi atmosferde değerlerimiz üzerinden o kadar derin bir kavga vardı ki bu kavga siyasetçilerin işine geliyordu. Seçmenimizin, milletimizin hiçbir derdinin konuşulmadığı ve seçmenin velinimet sayılmadığı bir siyasi atmosferi yıkmak, o siyasi atmosferden milletimizi velinimet ve patron yapmak üzere bir yolculuğa çıktık. Bugün o yolculuğun 7 sene sonra bir başka safhasındayız. Kurulduğumuz günkü heyecan, şevk, direnç ve iradeyle yeni bir yolculuğa başlamış durumdayız. Biz bu ülkeyi canından, istikbalinden ve geleceğinden çok sevenleriz. Bu ülkenin her bir ferdi bu ülkeyi, bu milleti canından çok sevmektedir. Biz de onların içinden birileriyiz. Biz bu ülke için büyüklerimizin yaptığı gibi bu ülkenin kadim bir uygarlık olarak ilelebet yaşayabilmesi için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirenleriz.”
Türkiye’nin dünyaya mahkum olduğunu öne süren Akşener, dış politikayı eleştirdi.
İki farklı ülkenin büyükelçilerinden tehdit aldığını ifade eden Akşener, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin gri listede olduğu ve Gazze’de çocuklar, kadınlar öldürülürken, Gazze’de soykırım uygulanırken, katil Netanyahu canı istediği gibi davranırken, para istemek zorunda kaldığımız için katil Netanyahu’yu destekleyen hiçbir ülkeye posta koyamadığımız alengirli bir dış politikayla karşı karşıyayız. Katil Netanyahu dediğim için İsrail Büyükelçisi beni tehdit etti ama bu ilk değil. Uygur Türkleriyle ilgili de orada yapılanların ne kadar çirkin bir soykırım olduğunu, kampların kurulduğunu, o kamplardaki çocukların bir Çinli gibi yetiştirilmek üzere alındığını, dininden, aidiyetinden koparıldığını, erkeklerin hapse alındığı bir ortamda bütün kadınların bulunduğu evlere Çinli erkeklerin konulduğu Doğu Türkistan’ı dillendirdiğim için açık bir şekilde Çin Büyükelçisi de beni tehdit etti. Yani haksızlığın karşısında sizlerin desteği ile duran, grubu olan, milletin yüzde 10’luk teveccühüne mazhar olmuş bir siyasi partinin kadın genel başkanını iki katil devletin büyükelçileri rahat bir biçimde tehdit edebiliyorsa bizim dış politikamız iflas etmiş demektir.”
Asgari ücretin ne kadar olacağını merakla bekleyenlerin, asgari ücretle geçinmesinin mümkün olmadığını belirten Akşener, şunları söyledi:
“Dört kişilik bir aileyi asgari ücretle geçindirmeniz mümkün değil. Hele kiradaysanız hiç mümkün değil. Gıda fiyatlarının son derece artmış olmasının getirdiği bir sonuçla evlerde artık yemek iki öğüne düşmüşken, hele büyük şehirlerde bu iki öğünden de azken, çocuklarımız aç ve gelişme zorluğu çekerken, büyük şehirlerde evlatlarımızda bodurlaşma başlamışken biz bunları konuşmak yerine başka işlerle meşgulsek millet bu işten çırak çıkmış demektir. Biz ısrarla ve inatla sizin dertlerinizi, sizin problemlerinizi Meclis’te dile getirmeye, kanun teklifi vermeye, gerekirse araştırma önergesi, soru önergesi gibi o konuya dikkat çekmeye kararlıyız. Emekli maaşlarının en düşüğünün asgari ücretle eş değer olması gerektiğini söyleyen ben ve benim partimin milletvekilleri, il başkanları, belediye başkan adayları, belediye meclis üyeleriydi. İki yıl esnafımızı gezdik. Türkiye’de alım gücünün hızla düştüğünü ve kadınların akşam ne pişireceğinin derdini yaşadığını gündeme getirmeye çalıştık. Bazı konularda başarılı olduk. Bunu yapmaya devam edeceğiz.”
Akşener’in, konuşmasının ardından partisinin Nevşehir Belediye Başkan adayı olarak takdim ettiği Rasim Arı ise seçilmesi halinde hayata geçireceği projelerini anlattı.
Konuşmalardan sonra toplantı, basına kapalı devam etti.
]]>
AK Parti Erzurum Milletvekili ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi Başkanı Selami Altınok, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından PKK/KCK’yla mücadele kapsamında bu yıl Irak ve Suriye’de 200’e yakın örgüt mensubunun etkisiz hale getirildiğini söyledi.
TBMM Genel Kurulunda, AK Parti milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığının 2024 yılı bütçesi üzerinde söz aldı.
AK Parti Ankara Milletvekili Murat Alparslan, AK Parti hükümetleri olarak bütçedeki her bir kuruşun hakkını verip, millete hizmetkar olmaya devam edeceklerini söyledi.
Bütçede kolektif aklı, ortak şuuru ve katılımcılığı esas aldıklarını ifade eden Alparslan, “2024 yılı bütçemizde sağlam şehirler, sağlıklı toplumlar ve güçlü ekonomi öne çıkmaktadır. AK Parti, milletin gündemini esas alan, milletin gündemini kendi gündemi kabul eden, icraatlarında, politikasında, bütçesinde bunu önceleyen partidir. Millet de hep arkamızda olmuştur. Bu bütçeyi de daha büyük, daha güçlü devlet olmak adına ortaya koyuyoruz.” diye konuştu.
AK Parti Balıkesir Milletvekili Ali Taylan Öztaylan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sayesinde devlet yönetiminde üstün bir koordinasyon sağlandığını ve Türkiye’nin günlük kısır tartışmalardan sıyrıldığını belirtti.
Muhalefeti eleştiren Öztaylan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Koordine olamazsanız yürüyen merdivenlere tersten binersiniz, ‘aylarca hayır oyu verin’ diye dolanıp referandumda oyunuzu dahi kullanamazsınız, belediye başkanınızın yanında kürsüde kendinize yer dahi bulamazsanız, milletin alnını koyduğu seccadeye maalesef ayakkabılarınızla basarsınız, 6’lı değil 16’lı masa da kursanız bu milletin gönlünde taht kuramazsınız. Koordine olup bir de bu milletin gönlünde taht kurunca 30 yıldır işgal altındaki Karabağ bir ninenin duasıyla kurtuluyor, 40 yıldır kadın, çocuk, öğretmen, doktor demeden katliam yapan PKK terör örgütü belini doğrultamaz hale geliyor ve belki de en önemlisi, ecdadın İstanbul’a mührü Ayasofya Camisi prangalarından kurtarılarak aslına rücu ediyor.”
“200’e yakın örgüt mensubu etkisiz hale getirilmiştir”
AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, MİT’in terörle mücadele alanında yürüttüğü çalışmalarda istihbarat toplamanın ötesine geçerek hedefi yok etme yöntemini benimsediğini; örgütlerin stratejisini deşifre etmeye ve lider kadroları etkisiz hale getirmeye odaklandığını söyledi.
MİT’in, PKK/YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere terör örgütlerinin Türkiye karşıtı faaliyetlerine darbe vurduğunu, örgütlerin yurt dışındaki yapılanmalarıyla da mücadele ettiğine dikkati çeken Altınok, şöyle devam etti:
“MİT tarafından PKK/KCK’yla mücadele bağlamında 2023 yılında yürütülen çalışmalar neticesinde Irak ve Suriye’de 200’e yakın örgüt mensubu etkisiz hale getirilmiştir. FETÖ’nün mahrem yapılanmasıyla ilgili çalışmalar, DEAŞ’ın ülkemiz açısından eylem yaratabilecek tehlikeli arayışları, MİT’in radikal terör örgütleriyle mücadele alanında yapılan çalışmalarını örnek olarak görmek mümkündür. Ülkemizin son dönemde gerçekleştirdiği atılımlar, yakın coğrafyamızda yaşanan çatışmalar ve vekalet savaşları, ülkemize yönelik ve Türkiye üzerinden çevre ülkelere yönelik casusluk faaliyetlerini de ivmelendirmektedir. İstihbarata karşı koyma alanında yegane sorumlu olan MİT, hassasiyeti gereği kamuoyuna yansıtılmayan birçok ülke, servis ve taşeron kuruluşun ülkemizdeki casusluk ve algı operasyonu faaliyetlerinin deşifre edilmesini sağlamıştır.”
AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, Diyanet İşleri Başkanlığının, yurt içi ve yurt dışında hizmetlerini günden güne artırmaya devam ettiğini, çalışmalarıyla Türkiye’nin birlik ve beraberliğine, insanlığın barış ve huzuruna destek olduğunu, her türlü aşırılıktan uzak, sade ve dengeli bir dini hayata rehberlik etmeye, her türlü din istismarına, fitne ve tefrikaya karşı müteyakkız davranarak toplumu bilinçlendirmeye özen gösterdiğini dile getirdi.
“Tezvirat mafyalarına İletişim Başkanlığımız asla geçit vermeyecektir”
AK Parti İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, İletişim Başkanlığının, Türkiye’nin yükselen kurumlarının başında geldiğini, uluslararası arenada eskisinden çok daha güçlü diplomasi yürüten en yeni kurumlardan biri olduğunu vurguladı.
Ana muhalefetin, İletişim Başkanlığının çalışmalarından rahatsızlık duyduğunu dile getiren İnan, “Devlet ve iletişim kavramını yan yana getiremeyecek olan, devlet tecrübesinden çok uzun yıllardır mahrum kalan ana muhalefet cenahının İletişim Başkanlığımıza at gözlüğüyle bakmakta olduğunun farkındayız.” dedi.
İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan Dezenformasyonla Mücadele Merkezinde İsrail’in Filistin’le ilgili yalan haber ve içeriklerinin ortaya çıkarılıp dünya kamuoyuyla paylaşmasından rahatsızlık duyulduğunun altını çizen İnan, “İletişim Başkanlığından ve faaliyetlerinden kim rahatsız derseniz, vereceğimiz net iki cevap vardır; birincisi ana muhalefet, ikincisi İsrail ve siyonistlerdir.” ifadelerini kullandı.
“Türk siyaset tarihinde en çok yalan söyleyen parti kimdir?” sorusuna yanıt olarak akla bir partinin geldiğini dile getiren İnan, şunları kaydetti:
“Son 100 yılın tüm yalancılarının yalanlarını toplayın, son 10 yılda CHP tarafından söylenen yalanlar kadar etmez. Kampanya zamanı her güne bir yalan sığdırdınız, her dakika bir yalan ürettiniz. Seçmenimize türlü türlü hakaretler, uzaktan kumandalı bir şekilde FETÖ’den aldığınız destek mesajları ve kullandığınız yalanlar ve daha niceleri… Önce ağlayarak, sonra kahkahalarla dil çıkartarak yolladığınız eski Genel Başkan’ınız seçimden önce İletişim Başkanlığı Başkan Yardımcılarını hedef alarak, tahkir ederek, tehdit ederek twit attı, yalan söyledi. Bizim İletişim Başkan Yardımcılarımız Evren ve Çağatay Bey bu millete bir yalan söylemedi ama sizin iki Belediye Başkanı’nız Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş bu milletin gözünün içine baka baka ’13’üncü Cumhurbaşkanı’mız Kemal Kılıçdaroğlu adına buradayız.’ diyerek tüm televizyon ekranlarında 14 Mayıs gecesi yalan söylediler. Üstelik, gençlere ‘Aramızda kalsın’ diyerek yalan söylediler. Hala bu millete bu iki Belediye Başkanı’nın büyük bir özür borcu var.
Şöminelerdeki taklit odunların gerçek ateşle ne kadar çok alakası varsa CHP’nin de gerçek belediyecilikle halka hizmet götürmekle o kadar alakası var. İstanbul’a ve Ankara’ya hizmet götürmek yerine cumhurbaşkanı yardımcılığına oynayan bu iki Belediye Başkanı bu millete seçim gecesi söyledikleri o yalanların hesabını sandıkta ve 31 Mart 2024’te verecektir. Bu yalanlarınıza, bu milleti zehirleyen iftiralarınıza karşılık hamdolsun Anadolu Ajansımız, Serdar Karagöz, ekibi gerçek ve hakkaniyetli sonuçları aziz milletimizle paylaştı. Milletimizi iftiralarıyla yalanlarıyla manipülasyonlarıyla bot hesaplarıyla zehirlemeye kalkışanlara; bu ülkede kaos ve kriz bekçiliği yapanlara; yalanla terör üreten ve terörle yalanda ittifak kuranlara ve tezvirat mafyalarına İletişim Başkanlığımız asla geçit vermeyecektir.”
]]>