İnsan – Akit Tv Haber https://www.akittvhaber.com.tr Mon, 12 Aug 2024 21:15:40 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Takma kirpiklerdeki bilinmeyen tehlike! Gözünüzü kaybedebilirsiniz https://www.akittvhaber.com.tr/takma-kirpiklerdeki-bilinmeyen-tehlike-gozunuzu-kaybedebilirsiniz/ https://www.akittvhaber.com.tr/takma-kirpiklerdeki-bilinmeyen-tehlike-gozunuzu-kaybedebilirsiniz/#respond Mon, 12 Aug 2024 21:15:40 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/takma-kirpiklerdeki-bilinmeyen-tehlike-gozunuzu-kaybedebilirsiniz/ Takma kirpiklerdeki bilinmeyen tehlike! Gözünüzü kaybedebilirsiniz

Neden takma kirpik takmamalısınız? Son yıllarda moda olan ve birçok kadının güzel görünmek için tercih ettiği takma kirpiklerin güzelliğe etkisi olsa da sağlık kısmına etkilerine çok dikkat edilmiyor.

Daha güzel görünmek için kullanılan kirpiklerin bakımına dikkat edilmezse göz başta olmak üzere vücut için ciddi problemlere sebep olabiliyor.

Bakımına dikkat edilmediğinde göz kapağı iltihabından, batmaya, şişlikten enfeksiyona kadar birçok riske sebep olabiliyor.

Takma kirpik veya kirpik lifting yapılacaksa ortamın steril olması ve kullanılan malzemenin kaliteli olması gerekiyor. Kirpiklerin yanlış takılması kirpik diplerinde tıkanmaya neden olabiliyor.

Kirpik işlemi yaptıran çoğu kadın kirpiklerindeki işlem zarar görür diye göz temizliğini detaylı yapmıyor ve bu durumda göz kuruluğu, yanma, batma gibi rahatsızlıklar meydana gelebiliyor.

Aynı zamanda takma kirpikleri bir ay süre ile kullananlar oluyor bu da gözler için tehlike oluşturuyor çünkü kirpik dipleri şişerek kızarıyor ve gözlerde sulanma meydana geliyor.

Kirpikler gözü dış ortamlardan koruduğu için son derece önemlidir. Kirpiklerinize bu tarz işlemleri yaptıracaksanız çok dikkatli olmalı ve bakımın titizlikle yapmalısınız.

Sağlıkla kalın!

Aşağıya bıraktığımız videomuzdan detaylı bilgi edinebilirsiniz.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/takma-kirpiklerdeki-bilinmeyen-tehlike-gozunuzu-kaybedebilirsiniz/feed/ 0
Cildine bunu yapanlar yandı! Cildiniz yanabilir… https://www.akittvhaber.com.tr/cildine-bunu-yapanlar-yandi-cildiniz-yanabilir/ https://www.akittvhaber.com.tr/cildine-bunu-yapanlar-yandi-cildiniz-yanabilir/#respond Mon, 12 Aug 2024 21:15:36 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/cildine-bunu-yapanlar-yandi-cildiniz-yanabilir/ Cildine bunu yapanlar yandı! Cildiniz yanabilir...

Cilt bakımı, sağlıklı ve genç görünmenin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle cilt bakım serumlarını doğru şekilde kullanmak, cildinizi en iyi şekilde korumak ve güzelleştirmek için kritik bir adımdır.

Ancak, çoğumuz cilt bakım serumlarını yanlış kullanıyor olabilir…

Bu yazıda, hangi serumların hangi cilt tiplerine uygun olduğunu ve nasıl doğru bir şekilde kullanılması gerektiğini ele alacağız.

Cilt bakım serumlarını doğru kullanmak için öncelikle cilt tipinizi anlamanız gereklidir. Cilt tipleri genellikle kuru, normal, yağlı veya karma olarak sınıflandırılır.

Cilt tipinizi belirlemek için bir uzmandan yardım alabilir veya çeşitli online kaynaklardan fikir edinebilirsiniz.

Hangi cilt tipine sahip olduğunuzu belirledikten sonra, cilt bakım serumlarını seçerken dikkate almanız gereken bazı önemli bileşenleri tanımalısınız.

Cilt bakım serumları farklı aktif bileşenler içerebilir. İşte bazı yaygın serum bileşenleri ve nasıl kullanılması gerektiği:

C Vitamini: Ciltteki lekeleri azaltmaya yardımcı olan C vitamini, genellikle sabahları kullanılır. Temizlenmiş ve kurutulmuş cilde uygulanmalıdır. Ayrıca, güneş koruyucu ile kullanmak, cildinizi UV ışınlarına karşı korur.

Salisilik Asit: Akne ve siyah noktaları azaltmaya yardımcı olan salisilik asit, genellikle akşamları kullanılır. Yüzünüzü yıkayıp kuruladıktan sonra 10 dakika bekleyerek uygulamalısınız.

Retinol: Kırışıklıkları azaltmaya yardımcı olan retinol, genellikle gece kullanılır. Temizlenmiş ve kurutulmuş cilde uygulamadan önce, cilt retinole alışana kadar haftada bir kez başlayarak zamanla sıklığını artırabilirsiniz.

Hyalüronik Asit: Cildi nemlendiren hyalüronik asit, özellikle kuru ciltler için uygundur. Islak cilde uygulandığında daha etkili olur, çünkü hyalüronik asit cildin su tutma kapasitesini artırır. Bu nedenle, yüzünüzü yıkadıktan hemen sonra ıslak cilde uygulamalısınız.

Niasinamid: Cilt bariyerini güçlendiren ve cilt tonunu düzelten niasinamid, sabah ve akşam kullanılabilir. Temiz ve nemli cilde uygulamak en etkili yöntemdir.

Gliserin: Cildi nemlendiren gliserin, diğer serumlarla karıştırılabilir veya tek başına kullanılabilir. Islak veya nemli cilde uygulamak daha iyi sonuçlar verebilir.

Cilt bakım serumlarını doğru şekilde kullanmak, cildinizi daha sağlıklı ve genç göstermenin anahtarıdır.

Unutmayın ki her cilt farklıdır, bu nedenle cilt bakım rutininizi kişiselleştirmek önemlidir. Serumları düzenli olarak kullanmak, istenilen sonuçları elde etmenize yardımcı olacaktır.

Sonuç olarak, cilt bakım serumlarını doğru şekilde kullanmak, cildinizi en iyi şekilde korumanıza ve genç görünmenize yardımcı olabilir. Cilt tipinizi ve serumların içeriğini anlamak, cilt bakım rutininizi optimize etmenize yardımcı olacaktır.

Unutmayın ki cilt bakımı sabır gerektiren bir süreçtir ve düzenli kullanım en iyi sonuçları sağlar. Daha fazla cilt bakım ipucu ve bilgisi için bizi takip etmeyi unutmayın.

Konuyla ilgili olarak aşağıya bıraktığımız videomuza göz atabilirsiniz.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/cildine-bunu-yapanlar-yandi-cildiniz-yanabilir/feed/ 0
Bilim insanları, yapay zekanın gelecekte yapıcı ve yıkıcı etkileri olabileceğini düşünüyor https://www.akittvhaber.com.tr/bilim-insanlari-yapay-zekanin-gelecekte-yapici-ve-yikici-etkileri-olabilecegini-dusunuyor/ https://www.akittvhaber.com.tr/bilim-insanlari-yapay-zekanin-gelecekte-yapici-ve-yikici-etkileri-olabilecegini-dusunuyor/#respond Tue, 30 Jul 2024 21:03:14 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=11123

Bilim insanları, bir bilgisayarın ya da bilgisayar kontrolündeki robotun, öğrenme, analiz, sorun çözme ve karar verme gibi insansı işlevlere sahip olması şeklinde özetlenen yapay zekanın, gelecekte yapıcı etkilerinin yanında yıkıcı etkilerinin de olabileceğini düşünüyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Fizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emre Onur Kahya, yapay zekanın gelecekte insan hayatına etkilerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Kahya, yapay zekanın insanın yapabildiği bir çok işi yapan bir algoritma olduğunu söyledi.

Yapay zekanın geleceği açısından farklı senaryolar üzerinde durulduğuna dikkati çeken Kahya, “Yapay zekayı nükleer bombaya benzetiyorum. Mesela atom bombası çok yıkıcı bir hasara neden oldu ama nükleer fizik çalışırken birçok şey öğrendik. Mesela MR gibi.” dedi.

Kahya, yapay zekanın, sağlık, eğitim, hukuk gibi bir çok alanda işleri kolaylaştıracağını belirterek, “Hukuk alanında hakim ve savcıların yükü hafifleyecek. Doktorların tanı koymasına asistanlık yapacak. Beyin tomografisinde hangi hücrelerin tümörlü ve tümörsüz olduğunun ayrımını yapabilecek.” diye konuştu.

“Bilim dünyası ‘Yapay zekanın gelişimini yavaşlatsak mı?’ sorusunu tartışıyor”

Yapay zekanın bu yapıcı etkisine rağmen yıkıcı etkileri de olacağının altını çizen Kahya, zararlı yönlerinin silah sektöründe yaşanabileceğini söyledi.

Kahya, yapay zekanın algoritma ve olasılıklar içerisinde davranış sergilediğine vurgu yaparak, “Bu olasılıklar içinde istemediğimiz sonuçlar da söz konusu olabilir.” ifadesini kullandı.

Yapay zeka konusunda yaşanabilecek sorunlara dikkati çeken Kahya, “Mesela yapay zeka gücü eline aldığında ‘Patates üretimini arttır.’ emri verildiğinde, elindeki gücü kullanarak belki dünyadaki her şeyi hatta insanlığı bile yok edip, her yeri patates tarlasına çevirebilir. Abartılı bir örnek ama burada olduğu gibi ‘İleride kendi kendine kararlar verebilir mi?’ Bu hala açık bir soru. Bilim dünyası ‘Yapay zekanın gelişimini yavaşlatsak mı?’ sorusunu tartışıyor artık. Bu korkuların gerçekçi olup olmadığını şimdiden kestirmek çok zor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Beklemediğimiz alanlarda işsizliğe sebep olacak”

Yapay zeka konusunda Türkiye’de yeni hamleler olduğunu aktaran Kahya, Milli Teknoloji Müdürlüğünün bu anlamda önemli bir misyon üstlendiğini ifade etti.

Prof. Dr. Kahya, üniversite seviyesinde, sadece bilgisayar mühendisliği için değil, her mühendislik dalı için yapay zeka okur yazarlığı dersi verilmesi, hatta bunun liselere ve orta okullara kadar yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.

Ülke olarak yapay zeka konusunda katedilmesi gereken çok uzun bir yol olduğuna işaret eden Kahya, “Milli Eğitim Bakanlığının yapay zeka uygulamaları alanında projeleri var. Yapay zeka konusunda eğitim verecek uzman kişiler yetiştirmeliyiz. Bilişim sektörü de bu eğitim çabalarına destek vermelidir.” diye konuştu.

Kahya, yakın gelecekte yapay zeka alanında öne çıkan ülkelerle geride kalan ülkeler arasında uçurumlar oluşacağını belirterek, “Yapay zeka gibi anahtar teknolojileri elinde bulunduran ülkelerin ürettiği ürünleri, gelişmemiş ülkeler satın dahi alamayacak.” dedi.

Yapay zekanın insanı işsiz bırakacağı yönündeki endişelere de değinen Kahya, “Yapay zeka birçok sektörü etkileyecek. Beklemediğimiz alanlarda işsizliğe sebep olacak gibi görünüyor. Yapay zeka ile ilgili gelecek 10 yılda vereceğimiz kararlar çok önemli. Çocuklarımızı ve geleceğimizi şekillendireceğimiz bir andayız o yüzden bu konuda devletin, akademinin ve özel sektörün el ele vermesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.

“Savunma ve ulaşım sektöründe insansız araçların kabiliyeti artacak”

İTÜ Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nazım Kemal Üre ise yapay zekanın bilişimin otomasyonu olarak tarif edilebileceğini belirtti.

Yapay zekanın farklı sektörlere büyük etkileri olacağını kaydeden Üre, “İş dünyasında insanların verimliliğini artıran birçok teknolojiyle karşılaşacağız. Özellikle savunma ve ulaşım sektöründe insansız araçların kabiliyeti çok artacak.” ifadelerine yer verdi.

Üre, yapay zeka konusunda Amerika ve Çin gibi ülkelerin başı çektiğini ifade ederek, Türkiye’de bu alanda son 3 yılda çok ciddi bir ivme yakalandığını ve büyük bir potansiyelin olduğunu kaydetti.

“Yapay zekanın olumlu ve olumsuz tarafları var”

Doç. Dr. Üre, yapay zeka ile yapılan işlerin kalitesinin daha üst seviyeye çıkacağını belirterek, “Her teknolojide olduğu gibi yapay zekanın da olumlu ve olumsuz tarafları var. Yakın vadede bir olumsuzluk çıkaracağına inanmıyorum ama uzun vadede olabilecekler için birçok araştırmacı ve devletler gerekli önlemlerin ne olması gerektiğini tartışıyor. Yapay zeka insanı işsiz bırakacak demektense, iş yapışımızda ciddi bir dönüşüm olacağından, insanların yeni öğrenmesi gereken bir sürü yetenekler olacak diyelim.” diye konuştu.

Bunu bilgisayar devrimine benzettiğini aktaran Üre, sözlerini şöyle sürdürdü:

“40 yıl önce bilgisayar kullanmayı bilmeseniz de iş bulma konusunda sorun yaşamazdınız. Ancak bugün bunu hayal dahi edemiyorsunuz. Veri analiz etmeyi, veri kullanarak bir şey yapmayı bilmiyorsanız bulacağınız iş sayısı çok azalacak. Bilgisayarlar çıkınca bazı insanlar işsiz kaldı. Bir jenerasyon sonra her şey yerine oturdu ve şuan bilgisayarlar sayesinde çok daha güzel bir dünyada yaşıyoruz. Yapay zekada da aynısı olacak. Bazı insanlar işsiz kalacak ama geçireceğimiz dönüşüm sayesinde daha güzel bir dünyada yaşayacağız.”

Üre, yapay zekada ileri seviyede olan ülkeler ile bu teknolojiye erişemeyen ülkeler arsında gelecekte önemli uçurumlar olacağına dikkati çekerek, “Şu an için kapanmayacak bir açık yok ancak kendinizi geliştirmezseniz ilerde bu alanda gelişen ülkelere muhtaç olabilirsiniz. ” dedi.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/bilim-insanlari-yapay-zekanin-gelecekte-yapici-ve-yikici-etkileri-olabilecegini-dusunuyor/feed/ 0
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İSİPAB Konferansı’nda Filistin mücadelesine vurgu yaptı https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-baskani-numan-kurtulmus-isipab-konferansinda-filistin-mucadelesine-vurgu-yapti/ https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-baskani-numan-kurtulmus-isipab-konferansinda-filistin-mucadelesine-vurgu-yapti/#respond Mon, 29 Jul 2024 09:06:31 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=11046

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18’inci Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “İslam dünyasının önümüzdeki dönemde çok yoğun ve güçlendirilmiş bir Filistin mücadelesine hazır olması gerektiğini ifade etmek istiyorum” dedi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Fildişi Sahili’nin Abidjan şehrinde düzenlenen İslam İşbirliği Parlamenter Asamblesi (İSİPAB) 18’inci Konferansı’na katıldı. Kurtulmuş, konferansta yaptığı konuşmada sözlerine Fildişi Sahili Meclis Başkanlığına İSİPAB Dönem Başkanlığı dönemlerinde başarılar dileyerek başladı. Konferansın iklim değişikliğiyle mücadele temasıyla düzenlendiğini hatırlatan Kurtulmuş, yıllardır iklim değişikliyle ilgili uluslararası alanda çok sayıda toplantının yapıldığını ve bu toplantılarda iklim değişikliğinin sadece bir sonuç olarak ele alındığını belirtti. İklim değişikliğinin arkasındaki nedenlerin fazla konuşulmadığını ifade eden Kurtulmuş, iklim değişikliğinin temel nedeninin dünyaya uzun süredir hakim olan modern düşüncenin dünyadaki bütün imkanları sömürmek ve onun üzerinden kar elde etme hırsının olduğunu söyledi.

“Vahşi kapitalizmin dünyanın bütün imkanlarını sömürmesi, kainatı bu noktaya getirdi”

Vahşi kapitalizmin dünyanın bütün imkanlarını sömürmesinin kainatı bu noktaya getirdiğini vurgulayan Kurtulmuş, sadece yer kürenin değil, uzayda da büyük bir çevre kirliliğinin olduğunu, bunun da dünyanın başına büyük belalar açacağının herkesçe bilindiğini ifade etti. İklim değişikliğini ortaya çıkaran nedenleri ortadan kaldırmak, bunun için de özellikle İslam medeniyetinin insan, çevre ve kainat dengesi üzerine oturan görüşlerini üretmek ve insanlığa sunmak zorunda olduklarına dikkati çeken Kurtulmuş, “Bugünkü iklim değişikliklerinin sebebi insanoğlunun yaratılışın doğasına aykırı hareket etmesidir. Onun için bizlerin kendi değer sistematiğimiz içerisinde yer yüzünde iklim değişikliği de başta olmak üzere yeni bir küresel çevre anlayışını ortaya koymamız lazım” dedi.

Kainatı kendi mülkü gibi gören ve bu mülkü dilediği şekilde kullanarak, sömürme iştahıyla hareket eden vahşi kapitalizmin dünyayı getirdiği noktanın bu durum olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Kainatı kendi mülkü olarak değil, kendisine tevarüs etmiş bir emanet olarak gören yeni bir anlayışa ihtiyacımız var. Bunun için hep beraber Müslüman ülkeler olarak bunun üzerine odaklanmamızın şart olduğu kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

“Safları sıklaştırmamız lazım”

Kurtulmuş, İslam dünyasının geniş bir coğrafyada, dünyanın en bereketli topraklarında bulunduğunu, bu kadar büyük bir güce, yer altı yer üstü kaynaklarına sahip olmasına, genç bir nüfusa sahip olmasına rağmen İslam dünyasının bu imkanlarını iyi bir şekilde kullandığını söylemenin mümkün olmadığını söyledi. Kurtulmuş, İslam dünyasının eğitimde, bilimde, sanatta, kültürde, siyasette ve uluslararası sistemde sahip olduğu bu potansiyelin aksine büyük bir zafiyet içinde olduğunu, bunun üzerinde odaklanmak ve bunu aşmak için herkesin mücadele etmek zorunda olduğunu kaydetti.

İsrail’in Gazze’ye saldırıları

“Hepimiz ne konuşursak konuşalım, uzun yıllardır hep Filistin meselesini gönlümüzde ve zihnimizde tutuyoruz” diyen Kurtulmuş, Filistin meselesinin hem İslam dünyasının bir numaralı meselesi olmak mecburiyetinde olduğunu hem de insanlığın en temel sorunları arasında bulunduğunu belirtti. Kurtulmuş, “Özelikle 7 Ekim’den sonra İsrail’in insanlık tarihinin görmediği büyük bir katliamı gerçekleştirmeye devam etmesi, ne yazık ki biz burada konuşurken Gazze’de onlarca kardeşimizin şehit olduğu bir saldırının devam etmesi, sadece sözle durdurulabilecek bir durum değildir. Onun için İslam dünyasının önümüzdeki dönemde çok yoğun ve güçlendirilmiş bir Filistin mücadelesine hazır olması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bu anlamda Güney Afrika’nın Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusu ve bu başvuruda İsrail’in aleyhine bir ara karar çıkması fevkalade önemlidir. Ben de Güney Afrika hükümetini ve halkını tebrik ediyorum. Ancak şimdi kollarımızı sıvama vaktidir. On yıllar sürecek büyük bir mücadeleye hazır olmamız lazım” dedi.

“Müslüman toplulukları ilgilendiren temel konularda ittifak halinde olmamız lazım”

İslam dünyasının Filistin davası konusunda üç alanda mücadeleyi yoğunlaştırması gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, “Bunlardan birincisi, özellikle İsrail hükümetini, Netanyahu ve çetesi başta olmak üzere siyonist rejimi, uluslararası sistemde yalnızlaştırmak için bütün gücümüzü kullanacağız. İkincisi, Müslüman ülkeler ve topluluklar olarak saflarımızı sıklaştıracağız. Eğer saflarınızı sıklaştırmazsanız araya şeytan girer. Sadece namazda değil, siyasi duruşumuz bakımından da saflarımızı sıklaştırmak durumundayız. Siyaseten farklılıklarımız olabilir, bazı konularda ihtilaf etmemiz mümkün olabilir ama biz genel duruşumuz itibarıyla Müslüman toplulukları ilgilendiren temel konularda ittifak halinde olmamız ve saflarımızı sıklaştırmamız lazım” dedi.

İsrail’in en büyük gücünün topu, tüfeği, askeri varlığı, uluslararasındaki finans çevrelerindeki ve medyadaki hakimiyeti ile arkasındaki bazı Batılı ülkelerin gücü olmadığını dile getiren Kurtulmuş, “Üzülerek ifade ediyorum, İsrail’in en büyük gücü İslam dünyasının bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı, iradesizliği ve kararsızlığıdır. Bu durumdan süratle kurtulmak ve önümüzdeki yıllarda devam edecek Filistin davasına güç ve kuvvet verebilmek için safları sıklaştırmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

“Milyonlarca insanın sokağa çıkarak ‘Yeter artık, İsrail’i durdurun’ dediğini hep beraber görüyoruz”

Filistin davasına destek vermek bakımından gelecek dönemdeki bir diğer önemli meselenin ise “insanlık cephesini tahkim etmek” olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bugün dünyanın birçok yerinde kalbinde vicdan olan, insanlık sevgisi olan, hak ve hukuktan yana olan, dini, mezhebi, meşrebi, ırkı ve teninin rengi ne olursa olsun yüzbinlerce, hatta milyonlarca insanın sokağa çıkarak ‘Yeter artık, İsrail’i durdurun’ dediğini hep beraber görüyoruz. Bu uzun yıllar boyunca insanlık cephesinin en büyük başarısıdır. Londra’nın sokaklarını dolduran, New York’ta ya da Beyaz Saray’ın karşısında gösteri yapan, masum ve mazlum halklardan yana duran insanların çığlığı fevkalade önemlidir ve insanlık tarihi bakımından yeni bir dönemi başlatmıştır. Şimdi bizlere, İslam dünyasının siyasi karar alıcılarına, İslam dünyasının sivil toplum kuruluşlarına ve topyekun hepimize düşen sorumluluk, bu üç alandaki mücadeleyi artan bir ivmeyle sürdürmektir. Yani İsrail’i yalnızlaştırmak, İslam ülkeleri olarak birliğimizi, beraberliğimizi, tevhidi artırmak ve bu anlamda da insanlık cephesinin gücünü artırmaktır” dedi.

Kurtulmuş, bu üç alanda yapılan mücadeleler sonucunda gelecek dönemde yeni, barışçıl hakkaniyetli ve insan toplulukları ile devletlerin egemen eşitliği prensibi üzerine oturan yeni bir dünya sisteminin kurulmasının kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Böylesine bir imkanın şimdi herkesin önünde olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Bu imkandan istifade edebilecek olan bizleriz. Bundan istifade edebilmek için gayretle çalışacağız, saflarımızı sıklaştıracağız, bildiklerimizle amel edeceğiz, Allah bize bilmediklerimizi öğretecek ve hem Filistinli kardeşlerimizin içinde bulunduğu şartları değiştireceğiz hem de yeryüzünde hakkı, adaleti ve vicdanı önceleyecek bir sistemi kuracağız” dedi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, konferans kapsamında katılımcı ülkelerden mevkidaşları ve uluslararası kuruluşların temsilcileriyle çekilen aile fotoğrafında yer aldı. Kurtulmuş, daha sonra Fildişi Sahili Ulusal Meclisi Başkanı Adama Bictogo’nun meclis başkanları onuruna verdiği davete katıldı. – ABİDJAN

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-baskani-numan-kurtulmus-isipab-konferansinda-filistin-mucadelesine-vurgu-yapti/feed/ 0
MHP Genel Başkanı Bahçeli: “Ramazan ayının bereketiyle Filistin halkının gözyaşları silinmelidir. https://www.akittvhaber.com.tr/mhp-genel-baskani-bahceli-ramazan-ayinin-bereketiyle-filistin-halkinin-gozyaslari-silinmelidir/ https://www.akittvhaber.com.tr/mhp-genel-baskani-bahceli-ramazan-ayinin-bereketiyle-filistin-halkinin-gozyaslari-silinmelidir/#respond Sun, 28 Jul 2024 09:03:24 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=10994

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal medya hesabından, ramazan ayıyla birlikte İsrail ve Filistin arasında kesin çözüm oluşturulması gerektiğini vurguladı.

MHP lideri Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları:

“Filistin halkı ve işgal atındaki yurt toprakları zulmün pençesinde, hunhar saldırı ve operasyonların odağındadır. Sayıları 30 bini aşan sivil ve masum Filistinli kardeşimiz hayatını kaybetmiştir. İnsani felaket hazmetme ve tahammül kapasitesini geçmiştir. İsrail, Filistinlilerin hayat ve varlık haklarına karadan ve havadan ölüm yağdırmaktadır. Haysiyet ve hürriyet gibi temel insan hakları yok sayılmaktadır. Soykırım trajedisi artık son bulmalıdır.

“GAZZE’DE BARIŞ PROJESİ YÜRÜTÜLMELİ, TÜRKİYE ÖNCÜ ROL OYNAMALIDIR”

11 Mart 2024 tarihinden itibaren karşılayacağımız Mübarek Ramazan ayında, İsrail ile Filistin arasında ara çözüm değil, kalıcı ve kesin çözüm vasatı oluşturulmalıdır. 10 Mart 2024 tarihinde ilk sahurla birlikte hukuki, siyasi, insani, vicdani ve İslami ölçüler kapsamında muhkem “Barış Projesi” tezahür ve tedarik etmeli, Türkiye bu konuda öncü rol oynamalıdır. İslam alemi ilk sahura kalktığı anda barış havasının huzur ve güveniyle müşerref olmalıdır.

Ramazan ayında kırılgan ve geçici değil, mütekamil ve mütemadi ateşkes kararıyla birlikte onurlu barış ve uzlaşma iklimi ilk sahurdan iki devletli çözüme kadar kökleşerek vücut bulmalıdır. Türkiye ve tüm İslam ülkeleri ortak iradeyle kenetlenip; dökülen kanların durması, Gazze yıkımının sonlanması; aksi halde siyasi, ekonomik ve askeri her türlü insani müdahalenin devreye alınmasıyla ilgili tavır ve tutumu dünyaya ilan etmelidir.

“MESCİD-İ AKSA’NIN HÜZÜN VE ISTIRAP DEVRİ KAPANMALIDIR”

Gazzeli mazlumlara havadan yapılan ve göstermelik olmasından başka bir manaya gelmeyen yardımların yerine, Ramazan ayı münasebetiyle temel insani ihtiyaçların temini hususunda elbette seferberlik ruhuyla harekete geçilmeli, petrol zengini ülkeler manevi sorumlukların vecibesiyle inisiyatif üstlenmelidir. Ramazan ayının bereketiyle Filistin halkının gözyaşları silinmelidir. Mescid-i Aksa’nın hüzün ve ıstırap devri kapanmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın diyalog çabaları ve diplomatik temasları çok değerlidir. Sonuca ulaşması samimi dileğimizdir. Ancak gerekirse Türkiye her ihtimali masaya koyup restini çekmeli, bunun da siyasi eylemini planlayıp fedakarlık ve kahramanlık içinde icra etmelidir. Bıçak kemiğe dayanmıştır. Boşa geçecek zaman kalmamıştır. Ramazan; barış, bereket, bolluk ve kardeşlik mevsimidir. Önümüzdeki Ramazan, barışın kurumsallaşıp kökleşmesi için müstesna ve muazzez bir fırsattır. Şayet bu fırsat kaçarsa, bölgenin ve dünyanın bacasını ateş saracak, Türk milleti de bu tehdit ve tehlike karşısında tarafsız kalmayacaktır. Ahlaklı insan ve toplumun sorumluluk duygusu yüksektir. Sorumluluklarımızın şuurundayız, zulme karşıyız, mazlumun da yanındayız.

“ŞER VE ŞİRRET EMELLER KARŞISINDA TEK YÜREK OLALIM”

Eski dönemlerde var olan ve toplumsal hayatımızı çepeçevre kuşatan ahlaki safiyetin ve toplumsal duyarlılığın müteakip dönemlerde buharlaşıp bireyselleşmesi Kur’an-ı Kerim’in Cuma Suresi’nin 11’inci ayetini çok daha haklı ve geçerli hale getirmektedir. Nitekim şahsi servetler yığılırken bir emr-i azim olan infak yoluyla paranın, hayır kanallarını zorlayarak, vahye uygun düşecek şekilde, yukarından aşağıya doğru toplum hayatına akmaması, hem sosyal, hem ekonomik, hem de siyasal çarpıklıklara neden olmaktadır. Bu çarpıklığın önüne geçmek için kim zordaysa elinden tutalım, ekmeğimizi bölüşelim, hayır ve hasenatta yarışalım, şer ve şirret emeller karşısında tek yürek olalım. Zekat-fitre-sadakalarımızı ihtiyaç sahibi insanlarımıza muhakkak ulaştıralım. Diyorum ki, Allah bes, baki hevestir. Galip olan yalnızca Allah’tır. Zalimlerin ve zulümlerin akıbeti mahvı perişanlıktır.

Aziz milletimizin ve Türk-İslam aleminin Ramazan-ı Şerifi’ni bugünden kutluyor; Allah’tan insanlığın barış ve huzur içinde yaşamasını niyaz ediyor, tutacağımız oruçların ve yapacağımız duaların kabulünü diliyorum.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/mhp-genel-baskani-bahceli-ramazan-ayinin-bereketiyle-filistin-halkinin-gozyaslari-silinmelidir/feed/ 0
Halil Ergün ile Perihan Savaş, Batman’da sinemayı konuştu https://www.akittvhaber.com.tr/halil-ergun-ile-perihan-savas-batmanda-sinemayi-konustu/ https://www.akittvhaber.com.tr/halil-ergun-ile-perihan-savas-batmanda-sinemayi-konustu/#respond Thu, 25 Jul 2024 09:15:19 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=10842

Usta oyuncular Halil Ergün ile Perihan Savaş, Batman Belediyesi tarafından bu yıl ilki düzenlenen “Batman Film Günleri”nde sinemaseverlerle buluştu.

Unutulmaz filmlere imza atan iki sanatçı, Batman İlk Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, sinema eleştirmeni Suat Köçer’in sorularını cevapladı, Türk sinemasına ilişkin merak edilenleri ve anılarını paylaştı.

Savaş, oyunculuğa henüz 5 yaşında tiyatro sahnesinde adım attığını belirterek, “Sinemada da uzun bir zaman oldu. Sevgili Suna Pekuysal’ın annemin arkadaşı olması, ‘Ben bu kızı tiyatroya götüreceğim, bu kızda cevher var.’ demesiyle başlayan bir süreç. Sonra kendimi bulduktan sonra bir baktım ki sanatın içinde, tiyatrodayım. Aynı zamanda okul da başladı. İyi ki beni götürmüş Suna abla, iyi ki tiyatroya koymuş, iyi ki bu mesleğin içinde olmuşum. Herhalde farklı bir meslek düşünemezdim.” dedi.

Sinemaseverlerin gösterdiği ilgiye de değinen sanatçı, şunları kaydetti:

“İnsanların sevgiyle bakması, kucaklaması, herkese nasip olan bir şey değil. Evde televizyonda ya da sinemada izledikleri zaman, bizi ailelerinden biriymiş gibi kabul etmeleri ve sokakta size baktıklarında gözlerindeki ışıkları gördüğümüz zaman çok mutlu oluyorum. İnsanların yaşadığı olumsuzlukları hem tiyatroyla hem sinemayla birlikte bir yerlere aktarabiliyorsak, bir şeyleri önleyebiliyor ya da ‘Bunun böyle yapılması gerekiyor.’ diyebiliyorsak bu bizim için çok önemli. O yüzden de tarafsız, kimseye ayrım yapmadan sevgiyle kucaklamak ve onların yaşadığı sorunları aktarmak bizim görevimiz diye düşünüyorum.”

Perihan Savaş, Türk sinema ve dizi sektöründeki duruma da dikkati çekerek, “Sinemada bir senaryo geliyor önünüze. Dizide ise ya iki ya da üç senaryo gönderiyorlar. Sonraki hikayelerin bir sinopsisini yani kısa anlatımını çıkarıyorlar. Oynadığım son diziden bahsedeyim. Üç bölüm senaryo okudum. 1980’leri anlatan olağanüstü bir şeydi. ‘Bu işin içinde olmak istiyorum.’ dedim. Bir baba çocuğun acı hikayesini anlatan, arada aşkı da olan çok güzel bir hikayeydi. Ne yazık ki bu diziler uzadığında, kanallar dizilere, senaryoya müdahale ettiğinde, sizin okuduğunuz şeyin çok daha dışına çıkıyor Biz 1980’ler diye başladığımız bir işi, Adams Ailesi olarak bitirdik. Üç senarist, üç yönetmen değişti.” diye konuştu.

“Annem sefir, babam elektrik mühendisi olmamı istiyordu”

Usta oyuncu Halil Ergün ise daha önce Tunceli ile Batman’ı görmediğini aktararak, “Şimdi Batman’ı gördüm, heyecan duyuyorum. Beton, apartman kültürü girmesine rağmen hiçbir rahatsızlığı olmayan bir kenttesiniz ve sizi kutluyorum gerçekten. Sevinçle ve herkese anlatacağım. Çok etkilendim. Buradaki etkinlik de çok önemli. Perihan’la onu da konuşuyoruz. Buradaki iki günlük çalışma içinde gördüğüm boyut ve derinlikten çok heyecan duydum.” ifadelerini kullandı.

Tiyatro kökenli olduğunun altını çizen Ergün, “Nasıl Perihan 5 yaş diyorsa bende de öyle. İznikliyim ben. Toprağa bağlı ve çok eski bir aile. Annem sefir, babam elektrik mühendisi, abim doktor olmamı istiyordu ama ben doğaya dönüktüm. Müsamereler filan oluyordu. Filmler seyrediyorduk. Sinemamız vardı, babamların işlettiği. Tüm filmleri seyrediyorduk beş yayından itibaren. Kerpiçten yapılmış bir salon ve sinemaydı. Ama hiç öyle artist olmak, meşhur olmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece hoşlandığımı biliyorum.” dedi.

Ergün, yaşamında oyunculuğun rolüne ilişkin, şu bilgileri verdi:

“Sanatın insan hayatındaki işlevi konusunda bilincimiz, bilgilenmemiz ortaya çıktı ve bir hayat tarzına dönüştü bir süre sonra. İnsan hayatlarını sergilemek, halka bir şey söylemek benim tarzım oldu. Tiyatrolar kurduk. Çok önemli tiyatro hareketlerinin içinde oldum. Şansımıza, Anadolu’da 40 tiyatronun dolaştığı bir dönemdi. Halkımızla sanatın buluştuğu, köylere kentlere kadar uzanan bir tiyatro macerası… Halkın toplumsallaşma kültüründe çok önemli fonksiyonu vardır, başka insan hayatlarına katılma kültürü. Sonra bu, bir hayat tarzına dönüştü. Sinemada 12 Mart’ı yaşadık. Kasabama döndüm. Yılmaz Güney hapse girmişti. Akadaşlarım dedi ki, ‘Yılmaz abi seni göreve çağırıyor. Bir film var, senin oynamanı istiyor.’ 1974 yılının eylül, ekim aylarında sette buldum kendimi ve kadere dönüştü. Çok sevdim kamerayı. Kamera sesini sevdim ve kaldım. Hiçbir zaman şöhret olmak, para pul kazanmak, çok büyük aşklar yaşamak gibi bir tarzımız yoktu. Çünkü Türkiye’deki o tartışmalardan etkilenmiştik. Bir şey söylemek, ülkenin sorunlarına, insanların sorunlarına, sanatın diline ilgi duydum ve hayat tarzım haline geldi. Bir kader gibi bugüne geldik.”

Oyunculukta rolünü en iyi biçimde yapmaya çalıştığını kaydeden sanatçı, “Bizler yönetmen oyuncularıyız. Senarist ve yönetmen kurar. Biz de bize sunulan karakteri en iyi şekilde sergilemek durumundayız. Toplumun çözümlenmesi, toplumdaki insan ilişkilerinin tahlil bilgisi ya da sınıfsal meseleler. Hayatın içindeki ayrı ayrı karakterlerin ayrı sosyal konumların, statülerin varlığını fark etmek, size sunulan karakteri de o anlamda yorumlama mecburiyeti ve çözüm bulma çabası getirir.” değerlendirmesinde bulundu.

“Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz”

Usta oyuncu, kariyeri boyunca birbirinden farklı birçok rolü oynadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Ben patronu da, kötüyü de oynadım. ‘Jön kötü adam oynamaz.’ dediler. Jön dayak yemez, sadece döver. Öyle bir kültür vardır bizim Yeşilçam’da. Ama insan öyle değildir. Siz gösterebilirsiniz bunu. Rolün etkisinde kaldım, eve gittim filan. Ben böyle bir şeye inanmam. Bana verilen rolü sadece yorumlarım. Toplum içinde gözlemlerimiz, bilgimizle günlük hayatımızdaki örnekleri gözlemek, bilmek, tanımak noktasında, bir zenginlik taşımak zorundayız. En iyisini yapmaya çalışırız. Asıl mesele vücudunuzu çözmek. Elinizi, kolunuzu, gözünüzü hangi jestle hangi yansımayla sunabilirsiniz? Bunu çözmek de bir bilim işidir. Aslında sanat da bir bilim işidir bir tarafıyla. Duygusal iş meselesi değildir. Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz. Mesele o karakterin toplumsal konumu. Köydeki başka, kentli başka, zengin, fakir, yoksul başkadır. Bakışlar bile değişir.”

Oyuncunun senaryoya katkılarına da dikkati çeken sanatçı, “Aslında sinema oyunculuğu gözlerle doğru bakmaktır. Kamera göz ilişkisi çok mühim. Bir karakteri ya da durumu, o sahneyi anlatmada sadece hareketle olacak işler değildir bu. Mesleğinizi sevdiğiniz zaman böyle. Ben hala heyecan duyuyorum. Sokakta yürürken millet bana sarıldığında, ‘Beni seviyorlar.’ diye bakmıyorum. İyi sunmuşum mesleğimi, çabalarımı diye algılıyorum. O beni çok sevindiriyor.” diye konuştu.

Halil Ergün, gerçek sanatçıların ardında iz bıraktığını söyleyerek, şunları kaydetti:

“Ben Yeşilçamlıyım diyorum artık. Keskin dönemlerimizde çok bilmişliğimiz, gençliğimiz vardır, en doğrusunu biz biliriz diye. Bizde de öyle keskin kararlar vardı, tiyatro da yaparken. Ama hayat size çok şey anlatıyor. Daha başka düşünmeye başlıyorsunuz. Yeşilçam’a girdiğimde biraz tepeden bakma meselesi vardı. Sonra fark ettim ki Türkiye sinemasının adı Yeşilçam’dır. Şimdi Yeşilçamlı olmakla çok övünüyorum ben. 80’e yakın filmde oynadım. Sonra düşünmeye başladım. Yanlışıyla doğrusuyla, eksiği, hatalı olanı vardır ama genel bir süreçten bahsediyorum. Çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Bugün noktalanmıştır, başka bir mecraya düşmüştür.”

“Yeşilçam için kasabalara sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi”

Yeşilçam’ın Türkiye’de toplumsallaşmanın çok önemli bir işlevini yerine getirdiğini vurgulayan sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bölgeler kurmuşlar; Güneydoğu Anadolu, Doğu, Karadeniz, Marmara bölgesi, Adana, İzmir. Orada bir ekonomi kurulmuş kasabalara kadar giden sinemalar. Babamla halaoğlunun açtığı kerpiç bir sinemaydı. O güne kadar insanların buluşmaları köyde, kasabada hatta kentin belli yerlerinde… Toplumsallaşma diyebileceğimiz, başka insan hayatlarına tanık olma, başka insan hayatlarının sevincini, acısını paylaşma kültürü… ya cenazelerde acılara ortak olursunuz. Namaz kılar veya cenazesini götürürsünüz ya da düğünlerde mutluluklara ortak olur hediye götürürsünüz. Bir ailenin, komşunun acısına ortak olmaktır. Yeşilçam için kasabalara kadar sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi.”

Usta sanatçı, Yeşilçam anılarına da değinerek, “Unutulmuş kahramanlar üç kuruşa oynarlardı. Gittiğimde heyecan duyuyordum. Hayatımıza girmiş birinci, ikinci, üçüncü derece rollerde oynamış insanlar vardı. Kadir Savun geliyor setime, ellerim titriyordu. O kadar tutkuyla ve mesleklerine bağlı işler yaptılar ki. Bu açıdan çok önemli işlev yerine getirmiştir Yeşilçam. Yeşilçam sinemacısı olmaktan çok şey kazandım, çok şey öğrendim. Bir tek eksikliğimiz şu. Dünya çapında sinema kültürüne sahip başarılarımız var ama Amerikan, İngiliz, Fransız sineması gibi değil. Oradaki eksiklik şudur. 200-300 film çekildiği zamanlar var. Bölgelerde dolup taşıyor sinemalar. Parayı kazananlar tekrar sinemanın teknolojik gelişmesine yatırım yapmadı. Fırınlar yaptı, apartmanlar kurdu, parayı başka yere aktardılar.” değerlendirmesini paylaştı.

İki sanatçı, etkinliğin ardından sinemaseverlerin sorularını yanıtladı.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/halil-ergun-ile-perihan-savas-batmanda-sinemayi-konustu/feed/ 0
İngilizlerin çay tutkusunun arkasında ne var? https://www.akittvhaber.com.tr/ingilizlerin-cay-tutkusunun-arkasinda-ne-var/ https://www.akittvhaber.com.tr/ingilizlerin-cay-tutkusunun-arkasinda-ne-var/#respond Mon, 22 Jul 2024 21:00:20 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=10645

Güzel bir fincan çay İngiltere’de pek çok insanın günlük hayatının vazgeçilmezi. Mükemmel demlenmiş çayın ideal tarifi ise kiminle konuştuğunuza göre değişiklik gösterebilir. Özellikle de çaya süt eklenmesi meselesi… Fincana önce çayı mı yoksa sütü mü koymalı, meşhur ve hassas bir soru.

ABD’likimya profesörü Michelle Francl’in yazdığı kitapta, biraz tuz eklemenin çayı daha iyi hale getirebileceği yönündeki önerisi

Hatta İngiltere’deki ABD Büyükelçiliği, sosyal medya hesabından bir açıklama bile yayımladı. Açıklamada, “İngiltere’nin güzel halkının yüreği ferah olsun; çaya tuz atmak gibi akla hayale sığmayacak bir düşünce resmi ABD politikası değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır” ifadelerine yer verildi.

Bu tartışmayla ilgili birçok esprili haber yayımlandı.

Serious Eats yazarları ve editörleri tat testi bile yaptı ve en nihayetinde de “Steeped: The Chemistry of Tea” kitabının yazarı kimyager Francl’ın haklı olduğu sonucuna vardılar.

Onlara göre de demliğe az miktarda tuz eklemek gerçekten de çayın acılığının bir kısmını gideriyordu.

Peki çay ve onu doğru şekilde demlemek İngiltere’de neden bu kadar çok insan için önemli?

Çayın İngiltere’deki tarihi incelendiğinde, çay yapma yöntemlerinin pek de tekdüze olmadığını görmek mümkün.

Çay 17. yüzyılda İngiltere’ye ilk getirildiğinde sütsüz içiliyordu; örneğin İngiliz yazar Samuel Pepys Eylül 1660’ta bir Salı günü ilk kez içtiği çayı sütsüz betimliyor.

Şekerse daha yaygın bir şekilde çaya katılıyordu.

İngiliz çay kültüründe alışkanlık haline gelen süt ilavesi çok daha sonra geldi.

Vergiler düşürüldü

“Scoff: Britanya’da Yemek ve Sınıfın Tarihi” isimli kitabın yazarı tarihçi Pen Vogler’e göre insanlar çay demlemenin çeşitli yollarını aradı.

Vogler, hükümet politikalarının da çayın birçok İngiliz için günlük bir ihtiyaç olarak yerleşmesine yardımcı olduğunu söylüyor.

18. yüzyılda çayın vergilendirilme biçiminde önemli değişikliklere gidildi ve çay bir lüks olmaktan çıkıp herkesin alabileceği bir şey haline geldi.

Vogler, “The East India Company (EIC) [İngiltere’nin Hindistan’daki sömürge aracı olan “Doğu Hindistan Şirketi”] hükümete o kadar bağlıydı ki, 2008 krizindeki bankalar gibi, batmak için çok büyüktü. Temelde çay ticareti yapıyordu” diyor.

EIC’nin o zamanki direktörü ve ünlü İngiliz çay markası Twining’s’in kurucusu Richard Twining, Çin çayına daha fazla talep yaratılması için dönemin başbakanı William Pitt’e başvurdu ve hükümet çay üzerindeki vergileri yüzde 119’dan yüzde 12,5’e düşürdü.

Böylece her sınıftan ve gelir düzeyinden insanlar arasında çay içmek mümkün hale geldi.

Bu durum, sonunda Britanya adalarının çok ötesinde etkilere neden oldu.

Ekonomist Francisca Antman’a göre, 18. yüzyılın sonlarında İngiltere’de o kadar çok çay içiliyordu ki, bu durum ortalama yaşam süresini kayda değer ölçüde uzatmış olabilir; çünkü suyun kaynatılması bakterileri öldürür.

İngilizler Hindistan’a hükmettiğinde, Çin çay bitkileri İskoç bir botanikçi tarafından çalındı, daha sonra da bitkilerin orada da yetişebildiği görüldü. Böylece mahsulü denetleyenler İngiliz sömürgecileri oldu.

Vogler, “Çay, İngilizlere özgü bir şey olarak görülmeye başlandı” diyor.

Dahası, Londra Queen Mary Üniversitesi’nde 18. yüzyıl çalışmaları profesörü ve “Çay İmparatorluğu: Dünyayı Fetheden Asya Yaprağı” kitabının ortak yazarı Markman Ellis, uluslararası alanda satılan çayın neredeyse tamamının dünyanın geri kalanına giderken Londra’dan geçtiğini söylüyor.

Çin ve Hindistan’da pek çok insan yakınlarda yetişen çayı içiyordu. Geri kalanlar içinse çay Londra üzerinden gidiyordu.

Bu gerçeklerden hareketle, çayın özünde “İngiliz” olduğuna dair yaygın bir inanış doğdu.

Adı ne olursa olsun İngiliz çayının (English Breakfast Tea) İngiltere’den binlerce kilometre uzakta yetiştirildiğini öğrenmek bugün basit birkaç Google aramasıyla çok kolay olsa da, bu inanış bugün bile değişmedi.

Ulusal efsane yaratma süreci

Tüm bölgesel ve sınıfsal farklılıklarıyla birlikte, İngiliz çay yapma yöntemleri, dünyanın geri kalanının çayı nasıl demlediğini düşündüğümüzde, oldukça küçük bir örnek olarak kalıyor.

Örneğin Çin’in kendine özgü epiküryen ve proleter çay demleme yöntemleri var. Hint alt kıtasındaki insanlar masala çayını bambaşka bir şekilde demliyor.

Gıda tarihçisi Helen Saberi’nin “Çay: Küresel Bir Tarih” kitabının açılış cümlelerinde, “Çinliler onu küçük fincanlardan yudumlar, Japonlar çırpar. Amerika’da buzlu servis ederler. Tibetliler tereyağı koyar. Ruslar limonla servis eder. Kuzey Afrika’da nane eklenir. Afganlar kakule ile tatlandırır” diyor.

Dünyanın dört bir yanında geçerli çay demleme tariflerinin listesi uzayıp gidiyor.

Ancak İngiltere’deki pek çok kişi için çay bir şekilde hala “ülkeye has” bir şey olarak duruyor.

Londra Queen Mary Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve “Ellis’s Empire of Tea” kitabının yazarlarından biri olan Richard Coulton, “İngilizler çay içerek ulusal bir efsane yaratma sürecine girdiler” diyor:

“Bence bugün İngilizler ideal bir fincan çay konusunda heyecanlanıyorlarsa, bunun bir nedeni, küresel hakimiyet deneyimlerine yönelik gizli bir kültürel özlem olabilir. Ya da bunun en azından bu şanlı geçmişin hikayelerine duyulan nostalji olduğuna inanıyorum.”

İngiltere’de insanlar çay hakkında konuşmayı seviyor çünkü çay her yerde.

Vogler bunu, “Çay günlük rutinimizi işaret ediyor. Nasıl her gün işe gidip geliyorsak, çay da günlük ritminizin gerçekten önemli bir parçası” sözleriyle açıklıyor ve şöyle devam ediyor:

“Tüm tarihi nedenlerden dolayı çayla aşırı özdeşleşiyoruz. Bunu tam bir çay fanatiği olarak söylüyorum. Çayı seviyorum.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/ingilizlerin-cay-tutkusunun-arkasinda-ne-var/feed/ 0
Antalya Diplomasi Forumu’nda kadının diplomasi alanındaki yeri ele alındı https://www.akittvhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumunda-kadinin-diplomasi-alanindaki-yeri-ele-alindi/ https://www.akittvhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumunda-kadinin-diplomasi-alanindaki-yeri-ele-alindi/#respond Sun, 21 Jul 2024 21:18:15 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=10597

Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında düzenlenen “Diplomaside kadın” başlıklı panelde kadının diplomasi alanındaki yeri ve kadın-erkek eşitliği ele alındı.

Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şebnem Akçapar’ın üstlendiği panele Dışişleri Bakanlığı Orta ve Kuzey Avrupa Genel Müdürü Büyükelçi Hayriye Kumaşçıoğlu, Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürü Büyükelçi Nilvana Darama Yıldırımgeç ile Dışişleri Bakanlığı Doğu ve Afrika Genel Müdürü Büyükelçi Elif Çomoğlu Ülgen konuşmacı olarak katıldı.

Dışişleri Bakanlığı Orta ve Kuzey Avrupa Genel Müdürü Kumaşçıoğlu, kariyerinde 32 yılı devirdiğini ve meslek seçiminden hiç pişman olmadığını söyledi.

Türkiye’nin dış politikası için önemli olan ülkelerde görev yaptığını belirten Kumaşçıoğlu, görev aldığı tüm ülkelerde Türkiye’yi temsil etmenin ve bu ülkelerin politikalarını anlamaya çalışmanın çok öğretici bir tecrübe olduğunu dile getirdi.

Kumaşçıoğlu, diplomasi alanında kadın ve erkeğin görevlerinde başarı konusunda eşit olduklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:

“Bence insanların karakteri ve yetenekleriyle ilgili bir meslek yürütüyoruz. Kadınların daha güçlü olduğu yerler var, erkeklerin daha güçlü olduğu yerler var ama sonuç itibarıyla bizim mesleğimiz hem kadınlar hem de erkekler tarafından yeterli donanıma ve belli özelliklere sahip kişiler ise yapılabilecek bir meslek diye düşünüyorum. Bu, tabii kadınların aynı fırsatlarla karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor.”

Büyükelçi Kumaşçıoğlu, mesleğe yeni başladığı dönemlerde kadın olarak bazı bölgelerde zorluklar yaşadığına işaret etti.

Kadın-erkek eşitsizliğinin dünyanın her yerinde olduğunu kaydeden Kumaşçıoğlu, kadın diplomat adaylarının kararlı şekilde Bakanlıkla ilişki kurmaları gerektiğinin altını çizdi.

“Diplomasi alanında çalışmak büyük bir emek gerektirir”

Yıldırımgeç, diplomasi alanında çalışmak isteyen gençlerin mesleklerini ideal olarak benimsemelerinin çok önemli olduğunu vurgulayarak, bu meslekte çalışmalarının somut sonuçlarını görmenin mutluluk verdiğini söyledi.

Diplomasi alanına kadın-erkekten ziyade hep insan merceğinden baktığını anlatan Yıldırımgeç, “Karşınızdaki her şeyden önce bir insan. Dolayısıyla sizin insan ilişkilerinde kullandığınız üslup, tarz, taktik, iletişim modeli, aynı şekilde diplomasi için de geçerli.” dedi.

Mesleğinin hayat biçimi olduğunu dile getiren Yıldırımgeç, diplomasi alanında çalışmanın büyük emek gerektirdiğinin altını çizdi.

Büyükelçi Yıldırımgeç, diplomaside kullanılan üslubun da önemli olduğunu kaydetti.

“Gerçekten içinizde vatan sevgisi, insan sevgisi olması şart”

Ülgen de “Gerçekten bu meslek para, şan şöhret için yapılmaz. Bayrağın gölgesinde o hissiyatla gerçekten ülkenizi temsil etmek için ve ülkenizi en uzak, en zor coğrafyalarda temsile hazır olduğunuzu hissettiğiniz anda seçebileceğiniz bir meslek diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin diplomaside, akademide ve tıp dünyasında kadınların liderlik ettiği dönemi yaşadığına dikkati çeken Ülgen, “Ben inanıyorum ki inşallah Türk siyaseti de önümüzdeki dönemde bu işi gerçekten çok isteyen, tabandan gelen kadınlara teslim edilir.” ifadesini kullandı.

Ülgen, diplomaside kadın ve erkek eşitliğiyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kadın ve erkeği ayırıyorum.’ demem ama ‘Gönlümden biraz daha pozitif ayrımcılığa yatkın duruyorum.’ demeliyim ya da ‘Eşitler arasında kadını seçerim.’ demeliyim çünkü gerçekten biz (Bakanlığa) girdiğimizde 30 yıl önce eşitler arasından erkekler seçiliyordu. O nedenle şu anda benim kadını seçmemin son derece adil olduğunu düşünüyorum.”

Ülgen, mesleğine ilişkin şunları kaydetti:

“Bu, bir maraton, kısa vadeli değil. Başlamak için gerçekten içinizde vatan sevgisi, insan sevgisi olması şart çünkü sadece dış politika değil gerçekten insanı da yönettiğiniz ve yönetildiğiniz bir sisteme giriyorsunuz. O sistemin parçası oluyorsunuz. Adaletsizliklere uğrayıp küsmek, darılmak, sistem dışına itildiğini düşünmek mümkün olabilir çok uzun vadeli bu maratonda ama ben 32 yıllık kariyerimde şunu gördüm ki orta vadede mutlaka adalet de var. Yeter ki gerçekten bu devletin birliği, dirliği yerinde olsun ve onun için gayret etmeye, aynı ülkü uğruna yürümeye devam edelim.”

“Eşit olmayı istemekten asla yorulmamamız gerektiğini düşünüyorum”

Güney Afrika Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanı Naledi Pandor da dinleyici olarak katıldığı panel hakkındaki düşünceleri sorulduğunda şunları söyledi:

“Bu, mükemmel bir panel. Bence hem kadınların sahip olduğu becerileri hem de fırsatları çok iyi anlattınız. Kadınlar olarak eşit olmayı istemekten asla yorulmamamız gerektiğini düşünüyorum çünkü adil olan bu. Bizler de diğerleri gibi insanız ve en az onlar kadar zekiyiz, bundan dolayı sizi gerçekten kutluyorum.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/antalya-diplomasi-forumunda-kadinin-diplomasi-alanindaki-yeri-ele-alindi/feed/ 0
Ouchhh, Ay’a yapay zeka veri sanat eseri gönderen ilk sanat stüdyosu oldu https://www.akittvhaber.com.tr/ouchhh-aya-yapay-zeka-veri-sanat-eseri-gonderen-ilk-sanat-studyosu-oldu/ https://www.akittvhaber.com.tr/ouchhh-aya-yapay-zeka-veri-sanat-eseri-gonderen-ilk-sanat-studyosu-oldu/#respond Sat, 20 Jul 2024 21:33:16 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=10532

Dijital sanat eserleri üreten Türk sanat stüdyosu Ouchhh, Ay’a yapay zeka veri sanat eseri gönderen ilk sanat stüdyosu oldu.

Ouchhh Stüdyonun kurucu ortakları Ferdi Alıcı ve Eylül Duranağaç Alıcı’nın “Human Cell Atlas” adlı eseri geçen haftalarda SpaceX roketi ile Ay’a iniş yaptı.

Dünya prömiyerini Art Dubai’de gerçekleştiren eser, bir yandan sonsuza dek Ay yüzeyinde kalacak bir yandan da İstanbul dahil dünyanın pek çok sanat başkentinde sergilenecek.

Fuara, Hilton Contemporary galeriyle birlikte katılan eserin iki sanatçısından biri olan Ferdi Alıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin yaklaşık 5 yıl önce CERN ile yaptıkları iş birlikleriyle başladığını belirterek, “Bilim insanlarının katkılarıyla CERN’e her yıl bir dijital sanat eseri üretiyoruz, orada sergilenmek üzere. Bu eserlerin sonuncu ise Human Cell Atlas oldu.” dedi.

“İnsanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık”

Sanatçı, “Human Cell Atlas” projesinin dünyada insan vücuduyla ilgili üretilmiş en büyük veri seti olduğunu aktararak, şöyle devam etti:

“Binden fazla enstitü bir araya gelerek, insan vücuduyla ilgili en büyük haritalamayı yapıyorlar. Burada yaklaşık 32 trilyon insan hücresinden bahsediyorum, bunun bir veri seti olduğunu hayal edin. Bu harita sayesinde araştırmalarda fark edemeyecekleri bağlantıların ortaya çıkmasını ümit ediyorlar. Ayrıca bazı hastalıkların şifasını bulmak ve tüm bilim camiasına bu verileri açmak, amaçları arasında. Biz de bu muhteşem veriyi alıp yapay zeka aracılığıyla besleyerek insanlığın sanatsal portresini ortaya çıkartmaya çalıştık.”

Bu tarz çalışmalarda, bilim ve sanatın birbirine ilham verdiği alanlar olduğuna işaret eden Alıcı, “Acaba makinalar insandan gelen verileri kullanarak kendi gözlerinden bizi nasıl görüyorlar? Bu sorunun peşinden gittik. Bilim insanları açısından da bizlerle paylaştıkları o soğuk rakamların, projenin sonunda böylesi şiirsel veri heykellerine ve boyamalarına dönüştüğünü gördüklerinde çok mutlu oldular.” değerlendirmesinde bulundu.

Ferdi Alıcı, projeyi tamamladıkları sırada rastlantısal bir şekilde Ay’a gönderilmesi planlanan bir SpaceX roketiyle ilgili davet aldıklarını aktararak, şunları kaydetti:

“3 farklı kurum bir araya gelerek uzay tarihinde ilk kez Ay yüzeyine iniş yapan roketi tasarladılar. Böylesine tarihi bir projeyi hazırlarken 300’den fazla sanatçıyı Ay yüzeyinde kalıcı olarak hazırlanacak ilk dijital müzeye davet ettiler. Bu sanatçılar arasındaki tek Türk yapay zeka veri sanatçısı biz olduk. Yani dünyanın pek çok önemli başkentinde büyük projelere imza attık ama uzayda gerçekleşen bir işe imza atmak çok gurur verici oldu bizler için.”

“Uzayda yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu”

Eserin, tamamlandıktan sonra New York’ta bir laboratuvarda nano-teknoloji ile bir diskin üzerine kazındığı bilgisini veren Alıcı, “Daha sonra bu disk Kennedy Space Center’da aya iniş yapacak SpaceX roketinin üzerine monte edildi. Yaklaşık 11 defa ertelendi, ay yörüngesinde 4 gün boyunca dolandıktan sonra yüzde 50 ihtimalle Ay yüzeyine inişinde çarparak düşme ihtimali olmasına rağmen sağ salim inişini yaptı ve sanat tarihinde bir ilki başararak Ay’da yapay zeka sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini Türkler yapmış oldu.” ifadelerini kullandı.

Yeni medya sanatçısı Alıcı, eserin ay yüzeyine indikten sonra dünyada ilk sergilendiği yerin Art Dubai olduğuna dikkati çekerek, “Burası için özel bir edisyon ürettik. Bütün büyük şehirlerde de eserin sergilerine devam edeceğiz. İstanbul’a da özel olarak gelmek istiyoruz. X Media Art Museum kendi vatandaşlarımızla paylaşmak için heyecanla bekliyoruz.” dedi.

Ouchhh Studio; Tokyo, New York, Los Angeles, Roma, Moskova, Prag, Brüksel ve Hong Kong dahil bir çok şehirde yaklaşık 75 kamu sanat projesi oluşturdu.

Fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25’inin, Gazze’deki sivillere destek için Birleşik Arap Emirlikleri’nin Kızılay Derneği üzerinden bağışlanacağını açıklayan sanat fuarı Art Dubai, bugün sona eriyor.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/ouchhh-aya-yapay-zeka-veri-sanat-eseri-gonderen-ilk-sanat-studyosu-oldu/feed/ 0
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı: Uzay ekosisteminde hızlı ilerliyoruz https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyenin-ilk-astronotu-alper-gezeravci-uzay-ekosisteminde-hizli-ilerliyoruz/ https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyenin-ilk-astronotu-alper-gezeravci-uzay-ekosisteminde-hizli-ilerliyoruz/#respond Fri, 19 Jul 2024 21:42:14 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=10476

Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, “Uzay ekosistemindeki döngünün içerisinde yer alabilecek çalışmalara bu kadar hızlı giren başka bir ülke yok. Geç başladık ama bundan sonraki süreçte aynı gecikme yaşanmayacak. Devletimizin bu konudaki iradesi de sağlam.” dedi.

Gezeravcı, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te gerçekleştirilen “Gençlik Paneli”nde yaptığı konuşmada, uzaya çıkma başarısının kendisine değil Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğunu söyledi.

Fırlatma aşamasında bir korku ya da heyecan hissetmediğini ifade eden Gezeravcı, o süreçte heyecanlanması gereken son kişi olduğunu, görevini en iyi şekilde yapmayı düşündüğünü dile getirdi.

Gezeravcı, görevi bittikten sonra okullarda çocuklarla buluştuğunda onların kendisi için yaptıkları uzay resimlerini görünce ya da panellerde gençlerle bir araya gelince heyecanlandığını belirterek, “Ülkemizin 100. yılında koyulmuş bu kadar önemli bir hedef için bütün gerekliliği sağlayıp sağlamadığım noktasında başvuru sürecinde astronotların biyografilerini inceledim, açıklamalarını okudum. Bir defa başvurduktan sonra bu işin dönüşü yoktu. Yapabileceğime inandım ve başvurdum.” dedi.

Uzay turizminin bu alanda yatırım yapan şirketlerin en önemli hedeflerinden olduğuna dikkati çeken Gezeravcı, bir insanın turist modunda oraya gidip gelmesini sağlayacak hava taşıtlarının yapılması gerektiğini söyledi.

Gezeravcı, son yıllarda uzay diplomasisinin tartışıldığını, uzaya “turist” adı altında erişimin sağlanması için bazı yasal gerekliliklerin temin edilmesi gerektiğini vurguladı.

“Bu, bir hikayenin başlangıç noktasıydı”

Türkiye’nin uzaya kendi insanını gönderen 22’nci ülke olduğu bilgisini veren Gezeravcı, “Uzay ekosistemindeki döngünün içerisinde yer alabilecek çalışmalara bu kadar hızlı giren başka bir ülke yok. Geç başladık ama bundan sonraki süreçte aynı gecikme yaşanmayacak. Devletimizin bu konudaki iradesi de sağlam.” diye konuştu.

Türkiye’nin insanlı uzay misyonunun bir defaya mahsus olmadığına işaret eden Gezeravcı, “Bu, bir hikayenin başlangıç noktasıydı. Surda bir delik açtık. Devletimizin kararlılığı ile devamı gelecek.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı resmi açıklamaya kadar ailesinin uzaya gideceğinden haberinin olmadığını anlatan Gezeravcı, şöyle konuştu:

“Mülakat sürecinde bu sürecin gizli olduğu söylenmişti. Asker olduğum için benim için gizlilik anne ve babamdan bile gizlemek anlamına geliyor. Resmi açıklama yapılmadan önce ABD’ye eğitime gittim. Aileme farklı bir görev gerekçesiyle gittiğimi beyan ettim. Ailem, bana F-16 pilotu olduğum için bu memleketin yetiştirdiği bir kişi olarak kendi evlatları gözüyle değil memlekete borcunu ödemesi gereken bir evlat olarak bakıyorlardı. Açıklama yapıldıktan sonra yine aynı gözle baktılar ve beni hep desteklediler. Tabii anne yüreği yufkadır. Fırlatma günü annemin gözlerindeki yaştan ve yüzündeki ifadede endişeyi gördüm. Kendilerine aldığım eğitimler dolayısıyla görevi başaracağımı, gönüllerinin ferah olmasını hep söyledim. Bir roket içinde değil bisiklete binerken de mukadderatınız gelmişse her şey olabilir. Kadere inanan insanlarız. Helalleştik.”

“Ülkemizde çocukların ihtiyaç duyduğu öz güven için eşik noktasıydı”

Bir çocuğun mesajla gönderdiği “Uzayda denizyıldızı gördünüz mü?” sorusu üzerine Gezeravcı, şunları kaydetti:

“Yıldızın her çeşidini gördük ama denizyıldızının ayrımını yapamadık. Biraz daha çalışmam gerekecek. Türk pratik zekası ile gurur duyuyorum. Genç yaşta kardeşlerimizden gelen sorular hayran bırakıyor. Ülkemizde çocukların ihtiyaç duyduğu öz güven için eşik noktasıydı bu. Bana ’70 yıldır birçok milletin yaptığından neyi farklı yaptın?’ diye soruyorlar. Farklı işler yaptık ama aynısını da yapabilirdik. Milyarlarca insan sokakta her gün rutin olarak yürüyor ama bir anne ve baba için çocuğunun ilk adımı hiç unutulmuyor. Benim attığım adım da bu ülkenin çocuğunun ilk adımıydı. Başlangıçtı.”

Panele katılan Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Burak Akçapar da Alper Gezeravcı’nın birçok kişinin çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini söyledi.

Uzay teknolojilerinin haberleşmeden istihbarata, savunmadan doğal afetlerle mücadeleye kadar birçok kritik noktada kullanıldığına işaret eden Akçapar, “Bunlardan geri kalırsanız küresel ortamda geri kalıyorsunuz. Uzay programında bu kadar hızlı yol alıyor olmamız çok önemli. Uluslararası mücadelede Türkiye’nin hak ettiği yeri alabilmesi için artık yeryüzünde değil gökyüzünde de güçlü bir mevcudiyet sergilememiz gerekiyor. Bu nedenle uzay programımız çok önemli.” diye konuştu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyenin-ilk-astronotu-alper-gezeravci-uzay-ekosisteminde-hizli-ilerliyoruz/feed/ 0
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç: Demokrasimizin standartlarını yükseltmeye devam edeceğiz https://www.akittvhaber.com.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-demokrasimizin-standartlarini-yukseltmeye-devam-edecegiz/ https://www.akittvhaber.com.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-demokrasimizin-standartlarini-yukseltmeye-devam-edecegiz/#respond Thu, 18 Jul 2024 21:15:29 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=10377

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Bir daha bu ülkede 28 Şubatlar, 15 Temmuzlar, 12 Eylüller, 27 Mayıslar yaşanmasın diye demokrasimizin standartlarını yükselttik, yükseltmeye devam edeceğiz.” dedi.

Bakan Tunç, AK Parti Sinop Belediye Başkan adayı Yakup Üçüncüoğlu’nun Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Proje Tanıtım Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’de gerçek belediyeciliğin temellerinin 1994 yılında atıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da temellerini attığı gerçek belediyeciliğin bütün ülkeye yayıldığını dile getiren Tunç, “Sayın Cumhurbaşkanı’mız 1994 yılında suları akmayan, Haliç’in kenarından kokudan geçilmeyen, yaşanılamaz hale getirilmiş bir İstanbul’u devraldı. Dört buçuk, beş yıl gibi kısa bir sürede yaşanılır hale getirdi. İşte gerçek belediyecilik oradan doğdu.” diye konuştu.

AK Parti’nin masa başında, birkaç kişinin bir araya gelip, “Haydi, bir parti kuralım, amblemini belirleyelim, milletten oy isteyelim.” diye siyaset mühendisliği yapılarak değil, milletin talebiyle kurulduğunu anlatan Tunç, şunları kaydetti:

“AK Parti’nin kurulmasının sebebi de işte bu gerçek belediyeciliktir. O gerçek belediyeciliğin daha sonra merkezi hükümetle de icraat hamlesi 81 vilayetimize yayılmış ve 22 yıldan bu yana da AK Parti’nin eser ve hizmet siyaseti olarak devam etmektedir. 2002’den bu yana ülkemizin her köşesine ayrım yapmadan hizmet götürdük. 22 yıldan bu yana hep ‘önce insan’ dedik. Siyasetimizin merkezinde hep insan vardı. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ derken bunu sadece bir slogan olarak söylemedik. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, insanımızı güçlendirmek için çok çalıştık. ‘Her alanda insan güçlü olacak’ dedik. Eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanımızı güçlendirmek için çalıştık.”

AK Parti iktidarında Türkiye’deki temel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin birer birer kaldırıldığını belirten Tunç, şu değerlendirmede bulundu:

“Temel hak ve özgürlüklerin önüne engel koymak isteyenlerin karşısında olmaya devam edeceğiz. Bir daha bu ülkede 28 Şubatlar, 15 Temmuzlar, 12 Eylüller, 27 Mayıslar yaşanmasın diye demokrasimizin standartlarını yükselttik, yükseltmeye devam edeceğiz. Anayasa’mızda gerçekleştirdiğimiz sessiz devrim sayılan reformlarla hak arama yollarını genişlettik. Kadın hakları Anayasa’mızda yoktu, çocukların korunması yoktu, özel hayatın korunması yoktu, kişisel verilerin korunması yoktu, bilgi edinme hakkı diye bir hak yoktu. Bunların hepsini 22 yılda milletimizin onanıyla gerçekleştirdik.”

Adalet Bakanı Tunç, “bir daha bu ülkede darbe olmasın, vesayetçi anlayış ikide bir devreye girip de millet iradesinin önüne taş koymasın” diye yaptıkları reformları anlattı.

Bakan Tunç, Türkiye’de muhalefet belediyelerine de eşit hizmetin gittiğini ancak, AK Parti belediyelerinin başarılı kılanın payların doğru projelere aktarılması olduğunu dile getirdi.

Payların yanı sıra ilave projeler üreterek ilin milletvekiliyle bakanıyla uyumlu bir şekilde çalışılmasının da bir diğer başarı unsuru olduğunu anlatan Tunç, şunları kaydetti:

“İşte Sinop’ta da inşallah bunu göreceğiz ve gerçek belediyeciliğin nasıl olduğunu Sinoplu hemşehrilerimiz de yaşayarak görmüş olacaklar. Gerçek belediyecilik katılımcı bir belediyeciliktir. Herkesin görüşlerine saygı duyar, herkesi dinler. Mahalle meclisleri, halk meclislerinde vatandaşların, hemşehrilerinin ne istediğine bakar. Sivil toplum kuruluşlarını dinler. Muhtarları dinler. Şehri için ne istiyor ona bakar. Gerçek belediyecilik erişilebilir bir belediyeciliktir. Belediyeye gittiğiniz zaman hemen kapıda karşılanırsınız. Problemini sorarsınız. İşte beyaz masa denilen projeler arasında var. Bir vatandaşı dinlersiniz. Vatandaş çayını içerken problemini anlatır. Gerçek belediyecilik hem dijitalden hem de gerçek olarak erişilebilmektir. Telefonla aradığınızda bir belediyeyi, şurada bir sorun var dendiğinde o telefona cevap verecek bir belediye görevlisi hemen o soruna müdahale eden bir belediyeciliktir.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-demokrasimizin-standartlarini-yukseltmeye-devam-edecegiz/feed/ 0
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş: Türk siyaseti al birini vur ötekine durumuyla karşı karşıya https://www.akittvhaber.com.tr/btp-genel-baskani-huseyin-bas-turk-siyaseti-al-birini-vur-otekine-durumuyla-karsi-karsiya/ https://www.akittvhaber.com.tr/btp-genel-baskani-huseyin-bas-turk-siyaseti-al-birini-vur-otekine-durumuyla-karsi-karsiya/#respond Tue, 16 Jul 2024 21:36:09 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=10270

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş  “Hükümet tarafında ne kadar yolsuzluk varsa, ne kadar hesap vermemezlik, ne kadar şeffaflıktan uzaklık varsa bakıyoruz muhalefetin belediyelerinde de, parti içi işlerinde de aynı durumun varlığını görüyoruz. Dolayısıyla hani denir ya; al birini vur ötekine! Türk siyaseti al birini vur ötekine durumuyla resmen karşı karşıyadır” dedi.

Hüseyin Baş, İstanbul’un Adalar ilçesini ziyaret etti. Baş’a ziyaretinde, BTP Adalar Belediye Başkan Adayı Serkan Güngör ve BTP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cihan Erdoğanyılmaz eşlik etti.

Hüseyin Baş Heybeliada’da esnaf ziyareti yaptı, vatandaşlardan seçimlerde destek istedi. Sıkıntılarını dile getiren esnaf, “Fiyatlar sabit kalsın maaşlar da artmasın, fiyatlar da artmasın. Biz ondan yanayız” dedi. BTP lideri ile karşılaşan bir kadın ise “Sizi çok takdir ediyorum. Atatürkçülüğünüze bayılıyorum ve sizi her yerden takip ediyorum. Başarılar diliyorum” dedi. Bir başka vatandaş ise “Rahmetli babanızı çok dinlerdim, beynime de kalbime de güzel hitap etti” derken bir diğeri de, “Rahmetli babanızı çok beğenirdim Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Tam Atatürkçü bir insandı” ifadelerini kullandı.

“İSTANBUL’A DAMGA VURACAĞIZ”

Büyükada’da BTP İstanbul adaylarının tamamının katılımıyla toplantı düzenlendi. İlk konuşmayı BTP Adalar Belediye Başkan Adayı Serkan Güngör yaptı. Güngör, “Genel Başkanımız bana çok büyük bir mücadele azmi verdi. Başta ülkemiz olmak üzere, başta yaşadığım İlçe olmak üzere gerçekten mücadele etmek için ne gerekiyorsa yapmam gerektiğini bana gösterdi. Bundan sonra da Adaları almak yine çok değerli Cihan Erdoğanyılmaz başkanımın projeleriyle birlikte İstanbul’a bir damga vuracağız. Diğer ilçelerde de çok güzel sonuçlar alarak Bağımsız Türkiye Partisi’nin bu ülkede neler yapmak istediğini, nerelere gidilebileceğini hep birlikte göstereceğiz ve artık yeni bir kapıyı açmış, bu ülke için yeni bir umut olmuş olacağız” dedi.

“SOSYAL BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINI HAYATA GEÇİRECEĞİZ”

BTP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cihan Erdoğanyılmaz ise konuşmasında “Bağımsız Türkiye Partisi Türkiye’nin her yerinde en fazla kadın ve genç aday gösteren parti olarak bir farkındalık yaratmak istiyor. Ülkenin sorunlarının çözülebileceğini, bundan 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk nasıl bu karanlıktan bir Cumhuriyet kurdu, sanayi ve teknoloji devrimini gerçekleştirdi ise, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkardı ise biz de bugün aynı politikaları uygulayarak bunu başaracağız. Kurucu Genel Başkanımızın çok önemli eseri Milli Ekonomi Modeli’nin belediyecilik perspektifini, sosyal belediyecilik anlayışını hayata geçireceğiz” ifadelerini kullandı.

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“ÜLKENİN ADİL İNSANLAR TARAFINDAN YÖNETİLMEYE İHTİYACI VAR”

“Gezdik gördük, Türkiye’nin her yerinde ciddi bir yoksulluk var, ciddi bir ekonomik bozukluk var” dedi ve şöyle devam etti, “İnsanımız, esnaf para kazanamıyor, işçi kazandığı parayla geçinemiyor, memur aldığı parayla geçinemiyor, emekli zaten harçlık niyetine bir para alıyor. Böyle bir durum var ama tam bu ortamda kişi başı düşen milli gelirimiz 13 bin küsur dolar olarak açıklandı. Bu, kişi başı milli gelir değil de birkaç kişi başı milli gelir olabilir çünkü bizde öyle kişi başına düşen bir gelir yok! Bunun tek bir açıklaması olabilir; bir yerde zenginlik artıyor ve buna mukabil yoksulluk da artıyorsa bu, zenginliği imtiyazlı bir sınıfın kendi arasında pay ettiğinin, adaletin ortadan kalktığının ve insanların o zenginliğe rağmen yoksulluğa itildiğinin ispatıdır. Dolayısıyla bu hükümetin bir an evvel bu işlerden elini çektirerek ülkenin adil insanlar tarafından yönetilmeye ihtiyacı vardır.

Hükümet tarafında ne kadar yolsuzluk varsa, ne kadar hesap vermemezlik, ne kadar şeffaflıktan uzaklık varsa bakıyoruz muhalefetin belediyelerinde de, parti içi işlerinde de aynı durumun varlığını görüyoruz. Dolayısıyla hani denir ya; al birini vur ötekine! Türk siyaseti al birini vur ötekine durumuyla resmen karşı karşıyadır.

Ülkede eğer liyakat değil de sadakat esasıyla iş yapılıyorsa o ülkede gelişme olamayacaktır. Bunu biz iktidar için söylüyoruz ama muhalefette de durum aynı. Örnek verelim; Hatay’da Cumhuriyet Halk Partisi mevcut belediye başkanını aday çıkardı. Mevcut belediye başkanının en belirgin özelliği ne? Hatay’da binlerce insanımızın altında mahsur kaldığı, yüzlerce insanımızın can verdiği binaları yapan bir müteahhidin ve bu tip müteahhit gruplarıyla çok yakın çalışan bir insan olması ve bunu kendisi de itiraf ediyor olması, kişinin öne çıkan özelliği bu.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/btp-genel-baskani-huseyin-bas-turk-siyaseti-al-birini-vur-otekine-durumuyla-karsi-karsiya/feed/ 0
Emine Erdoğan Antalya Diplomasi Forumu’nun Kadın, Barış ve Güvenlik Oturumu’nda konuştu Açıklaması https://www.akittvhaber.com.tr/emine-erdogan-antalya-diplomasi-forumunun-kadin-baris-ve-guvenlik-oturumunda-konustu-aciklamasi/ https://www.akittvhaber.com.tr/emine-erdogan-antalya-diplomasi-forumunun-kadin-baris-ve-guvenlik-oturumunda-konustu-aciklamasi/#respond Mon, 15 Jul 2024 09:03:16 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=10156

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “Unutmamalıyız ki, kalıcı ve sürdürülebilir bir barış, kimsenin geride bırakılmadığı bir süreçten doğar. Toplumun temel ve dönüştürücü bir parçası olan kadınların dahil edilmediği bir barış sürecinin başarıyla sonuçlanması beklenemez.” dedi.

Emine Erdoğan, Nest Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun Kadın, Barış ve Güvenlik Oturumu’nda lider eşleri ve katılımcılara hitap etti.

Lider eşlerini ve uluslararası kuruluş temsilcilerini, kadim tarihi, doğası ve kültürüyle, gözde bir şehir olan Antalya’da ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu ifade eden Emine Erdoğan, forumun bu seneki ana temasının “krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak” olduğunu anımsattı.

“Yanan bizim evimiz, ailemiz, ortak değerlerimiz”

Bugün dünya olarak, hiçbir ülkenin tek başına bertaraf edemeyeceği boyutta krizlerle karşı karşıya olduklarını vurgulayan Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizi insanlık olarak bir arada tutan değerlerin ve kurumların temelleri, yakın tarihte hiç bu kadar sarsılmamıştı. Bu buluşmayı, huzurlu bir barış ortamında değil; ne yazık ki, savaşın karanlık gölgesi altında gerçekleştiriyoruz. Savaşlar ve çatışmalar, adeta adım adım ilerleyen bir yangın gibi dünyamızı kuşatmaya devam ediyor. Yanan bizim evimiz, yanan bizim ailemiz, yanan bizim ortak değerlerimiz. Kutuplaşma ve ırkçılığın arttığı, tahammülsüzlük ve tamahkarlığın nefreti körüklediği bir çağda, barışı ve düzeni korumak git gide daha da zorlaşıyor. Adil ve güçlü bir iradenin, diplomasiyle çözebileceği ihtilaflar, hızla sıcak çatışmaya evriliyor.”

Erdoğan, Suriye, Irak, Yemen, Sudan Filistin ve daha birçok çatışma bölgesinden, aynı acı feryatların yükseldiğini söyledi.

Yaşayabilmek için evini ardında bırakan masum canların sığındıkları yerde zalimce katledildiğine dikkati çeken Erdoğan, şiddetin her türlüsü ile örselenen çocukların minik yüreklerinde tamiri mümkün olmayan yaralar açıldığını ifade etti.

“Dünyanın adil, cesur ve hakkaniyetli liderlere hiç olmadığı kadar ihtiyacı var”

Dünyanın tüm vicdanlı insanlarının yekpare bir sesle, “hemen ateşkes, hemen barış” diye haykırdığına işaret eden Emine Erdoğan, şöyle devam etti:

“Artık öyle bir noktadayız ki, söylenebilecek tüm sözleri tükettik. Söylenebilecek son sözü, 6 yaşındaki Filistinli kız çocuğu Hind Recep, çapraz ateş altındayken yaptığı yardım çağrısında söyledi. ‘Lütfen beni kurtarın’ demişti. Ne onu ne ailesini ne canı pahasına ona yardıma giden sağlık ekiplerini kurtarabildik. Soykırımın bir parçası olma ihtimali, insanca var olma onuruna fazla gelen Erın Bruşnel, söylenebilecek son sözleri haykırarak hayata veda etti. ‘Bu soykırıma ortak olmayacağım’ dedi, yapılan zulüm vicdanına ağır geldiği için. İsrail’in yıkım araçlarının altında can veren Raşel Kori ile aynı yaşta, ömrünün baharındaydı. Sözün tükendiği bu noktada, barış umudunu canlı tutmak ve barışa yönelik gayretimizi artırmak zorundayız. Dünyanın adil, cesur ve hakkaniyetli liderlere, hiç olmadığı kadar bugün ihtiyacı var. Barışa inanan cesur insanlar güçlerini birleştirdiğinde, girilen şiddet sarmalını kıracağımıza, barış ve huzurlu bir düzeni, bu güç birliği ile elde edeceğimize inanıyorum.”

“Kadınların karar verici noktalarda olduğuna emin olmalıyız”

Emine Erdoğan, savaşta her kesim zarar görse de bilhassa kadınların orantısız biçimde etkilendiğini dile getirdi.

Savaşın derinden etkilediği kadınların, barış için söyleyecek çok sözünün olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Büyük bir incelikle inşa ettiği yuvası yanıp küle dönen, canından parça evladının acısını gören, kök saldığı toprakları terk etmek zorunda kalan kadınlar, barışın kıymetini herkesten çok daha iyi bilir. Bu konuda, 24 yıl önce, küresel bir irade ortaya konmuş; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kararı ile kadınların, barış süreçlerine katılımı güvence altına alınmıştı. Ancak ne yazık ki çatışmanın birincil mağduru, toplumların inşasının ana aktörü olan kadınların, arabuluculuk ve barış süreçlerine etkin bir şekilde dahil edilmediğini görüyoruz. Oysa araştırmalar, kadınlar sürece dahil olduğunda uzlaşma olasılığının yükseldiğini ve barışın daha uzun soluklu hale geldiğini gösteriyor. Kadınların, farklı gruplarla işbirliği yapma ve birlikte çalışmaya yatkın tabiatı ve sosyal meselelere olan duyarlılıkları, barış süreçlerindeki başarı şansını artırıyor. Unutmamalıyız ki kalıcı ve sürdürülebilir bir barış, kimsenin geride bırakılmadığı bir süreçten doğar. Bilhassa, toplumun temel ve dönüştürücü bir parçası olan kadınların dahil edilmediği bir barış sürecinin başarı ile sonuçlanması beklenemez. Bu nedenle, diplomasiyi öne çıkarırken, kadınların karar verici noktalarda olduğuna emin olmalıyız.”

Erdoğan, savaş yorgunu bir çağda, kadın bakış açısıyla tesis edilecek barışın, daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve hakkaniyetli olacağına, bütün kalbiyle inandığını vurguladı.

Filistin, Ukrayna, Suriye ve Yemen’de barış hedefiyle öne çıkan hareketlerin kadınlardan güç aldığına dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Lider eşleri olarak bizlere ve karar alıcı düzeyde bulunan tüm kadınlara, bu anlamda sorumluluklar düşüyor. Bu çerçevede, Ukrayna Devlet Başkanının eşi Olena Zelenska hanımefendi ile işbirliği halinde Ukraynalı 1500’e yakın savaş mağduru çocuğu ve refakatçilerini ülkemizde misafir ediyoruz. Bu grup arasından bugün aramızda bulunan Kırım Tatarı çocuklarımız, söyleyeceği şarkılarla sevginin ve umudun tek dil olduğunu bize yeniden hatırlatacak. Benzer şekilde, yakın zamanda Gazze’den tedavileri için getirdiğimiz savaş mağduru çocukları ülkemizde misafir ediyoruz. İnanıyoruz ki insanlığın zulümle bükülen belini, mazlumlar arasında ayrım gözetmeyerek doğrultabiliriz.”

“İsrail’in sözde mağduriyetinin giderilmesi için daha kaç can feda edilecek”

“Büyük bedeller ödenerek kazanılan uluslararası hukuk ve adalet sistemini, ruhundan kopararak, yazılı birkaç ifadeye indirgemeye çalışanlara asla boyun eğmeyeceğiz.” diyen Emine Erdoğan, şunları kaydetti:

“Birlikte insanca yaşamamızın teminatı olan bu kaidelerin, suçu işleyen ülkeye ve mazlumun milliyetine göre eğip bükülmesine nasıl sessiz kalabiliriz? Buradan sormak istiyorum, 25 kişi öldürüldüğünde, Paris’te kol kola yürüyüş düzenleyen dünya liderleri, bugün ekseriyeti kadın ve çocuk olan 30 bin insan vahşice katledilirken, hangi gerekçeyle sessiz kalabiliyor? Çocukları, kadınları, masum insanları kurtarması beklenen medeni ülkeler, ateşkes çağrısı dahi yapamayacak kadar bu korkunç karanlığa teslim olmuş durumda. İsrail’in sözde mağduriyetinin giderilmesi için daha kaç can feda edilecek? 25 Avrupalının hayatını kaybetmesinin vicdanlarda oluşturduğu öfke ve acıyı uyandırmak için, kaç bin Filistinlinin ölmesi gerekecek? Tarih sayfaları, bu utanç verici soykırım yaşanırken, karşısında cesaretle duran barış neferlerini de yazacak.”

“Çocukların ölüme terk edilmediği, adil bir dünya diliyorum”

Emine Erdoğan, Güney Afrika Cumhuriyeti başta olmak üzere, hak ve adaletin tecellisi için adım atan tüm ülkelere minnettarlığını ifade etti.

Geçen kasım ayında, 20 lider eşi ve ülke temsilcisiyle “Filistin için Tek Yürek Zirvesi” kapsamında aynı amaçla bir araya geldiklerini anımsatan Erdoğan, “Davetime icabet ederek gelen, mazlumların haklı davası için güçlü bir duruş sergileyen kız kardeşlerime, buradan bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Sözlerime son vermeden, başta Dışişleri Bakanlığımız olmak üzere, bu kıymetli organizasyonda emeği geçen herkesi kutluyor, oturumumuza katılımlarınız için hepinize bir kez daha teşekkür ediyorum. Savaşların, yerini kapsayıcı bir barış düzenine bıraktığı, her şeyden önemlisi, çocukların ölüme terk edilmediği, adil bir dünya diliyorum.” dedi.

Oturumda, aktivist Tevekkül Karman, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkan Yardımcısı ve Türkiye’den Sorumlu Bölge Müdürü Ivana Zivkovic, Afrika Birliği Komisyonu Başkanı’nın Kadın, Barış ve Güvenlik Özel Temsilcisi Bineta Diop, Bulgaristan Cumhurbaşkanı eşi Desislava Radeva ve Sırbistan Cumhurbaşkanı eşi Tamara Vucic de katılımcılara hitap etti.

Emine Erdoğan’ın konuşmasının ardından, Türkiye’nin misafir ettiği savaş mağduru Ukraynalı ve Kırım Tatarı çocuklardan oluşan folklor topluluğunun dans gösterisi izlendi. Emine Erdoğan ve lider eşleri daha sonra, Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar Sergisi ve Afrika standını da ziyaret etti.

Emine Erdoğan ve lider eşleri, folklor gösterisi sunan Ukraynalı ve Kırım Tatarı çocuklarla hatıra fotoğrafı çektirdi.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/emine-erdogan-antalya-diplomasi-forumunun-kadin-baris-ve-guvenlik-oturumunda-konustu-aciklamasi/feed/ 0
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nda konuştu: (2) https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-antalya-diplomasi-forumunda-konustu-2/ https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-antalya-diplomasi-forumunda-konustu-2/#respond Wed, 10 Jul 2024 09:06:19 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=9820

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak, doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek hem kendi insanımıza hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir.” dedi.

Cumhurbaşkanı? Erdoğan, NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun resmi açılışında yaptığı konuşmada, yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında yurt dışında yaşayan Türklerin geldiğini söyledi.

Son dönemde “protesto eylemi” kılıfı altında Avrupa’da, Kur’an-ı Kerim’e yönelik menfur saldırıların çoğunun Türk büyükelçilikleri önünde gerçekleştirildiğini hatırlatan Erdoğan, “Türkiye ve Avrupalı Türkler bu süreçte özellikle provoke edilmek istendi. Düzensiz göç meselesinde 12 yıldır zaten ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.

İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durumun farklı olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak, doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek hem kendi insanımıza hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız ama buna rağmen acı da olsa birileri için rahatsız edici de olsa gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz.

Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum. Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif, çok yönlü, dikkatli ve soğukkanlı bir politika izliyoruz. Girişimci, insanı ve diplomasiyi öne çıkaran dış politikamızın temelinde kadim değerlerimizle çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Prensiplerimizden taviz vermeden, ülkemizin menfaatlerini her alanda güçlü bir şekilde savunmanın gayretindeyiz. Yakın dönemde yaşadığımız hadiseler ve tecrübeler bize şunu öğretti; diplomasi, krizlerin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır.”

“Sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz”

Makulde buluşma iradesi olduğu ve karşılıklı anlayış çerçevesinde hareket edildiği müddetçe aşılamayacak hiçbir engelin olmadığını ifade eden Erdoğan, “Yeter ki diplomasiye şans tanıyalım, alan açalım. Yeter ki maksimalist hedefler peşinde koşmayalım. Her zaman söylediğimiz gibi sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz. Hüsnüniyet, irade ve kararlılığın olduğu her yerde diplomasi ve diyalogla mesafe almak pekala mümkündür. Elbette tüm bunları dillendirirken gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum.” dedi.

Türkiye’nin tarih boyunca olduğu gibi bugün de jeopolitik rekabetin kıran kırana geçtiği bir coğrafyada yer aldığını asla unutmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, içeride güçlü olmadan dışarıda güçlü olunamayacağını, sahada varlık göstermeden masada kazanım elde edilemeyeceğini de çok iyi bildiklerini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nitekim bu hakikatleri göz önüne alarak son 21 yılda ekonomiden ticarete, savunmadan ihracata her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Diklenmeden dik durabilmek için milli onurumuzu, bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık.” ifadelerini kullandı.

“Milli geliri 238 milyar dolardan 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttik”

Ekonomide Türkiye’yi yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttüklerini hatırlatan Erdoğan, milli geliri 238 milyar dolardan beş kat artışla 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttiklerini söyledi.

Türkiye’yi satın alma paritesine göre milli gelir sıralamasında dünyada 11. sıraya çıkarttıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“İhracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 13 milyar dolardan yaklaşık 54,5 milyar dolara getirdik. En stratejik alanlardan biri olan savunma sanayinde yerli ve milli üretimin payını yüzde 20’lerden bugünkü yüzde 80’ler seviyesine ulaştırdık. Silahlı-silah insansız hava araçları teknolojisinde Türkiye’nin yazdığı başarı hikayesi herkesin malumudur. Geçtiğimiz hafta 5. nesil savaş uçağımız KAAN’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla artık bu alanda farklı bir lige yükselttik. Dışişlerinde 163 olan temsilcilik sayımız bugün itibariyle 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomasi ağına sahip üçüncü ülkesiyiz.

Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen, sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, krizlerin ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim ki Türkiye, hem Batı’ya hem Doğu’ya kazan-kazan temelinde ilişkiler kurabilen, Ukrayna-Rusya arasındaki krizde hakkaniyetli bir tutum benimseyen, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği içinde olup dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen, hiçbir ayrım yapmadan mazluma, mağdura ve ihtiyaç sahibine el uzatan, bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri süratle alabilen velhasıl her alanda aktif, dirayetli, ilkeli, vicdanlı, müessir bir güç olarak öne çıkmaktadır.”

“Gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar”

Türkiye’nin gelecek dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarının sayısını arttırmaya devam edeceğini söyleyen Erdoğan, “Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmalar bize mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini göstermiştir. Ülkemizin gönül coğrafyasında patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar kanı, gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar.” dedi.

Üçüncü yılına giren Ukrayna krizinde Antalya’daki başlayan İstanbul süreciyle bir üst seviyeye çıkan barış umutlarının, gerekli destek verilmediği için akim kaldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “On binlerce insanın hayatını kurtaracak, yaşanan acının yıkımının önüne geçecek tarihi bir fırsat heba edildi, daha doğrusu sabote edildi. Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer Gazze olmuştur.” ifadelerini kullandı.

Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan barbarlığı ve katliamları herkesin içi kanayarak takip ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“İsrail’in sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi. 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve yaklaşık 2 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim; Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi. Aynı zamanda milyarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın yayın organlarının hasılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.

Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir, bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlakı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkum eden, hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan dün olduğu gibi gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri kalleşçe, onursuzca hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in hikayesi, trajik bir hikayeye dönüşmüştür. Aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikayesidir o. ‘İnsanlık olarak beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum’ diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı da tam manasıyla yerine getiremedik.”

Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ilk gününden itibaren Türkiye olarak ortaya koydukları çabalara, bölgeye gönderilen 37 bin tona varan insani yardımlara, küresel ölçekte yürütülen tüm diplomatik temaslara, refakatçileri dahil 900’den fazla Gazzeli hastanın Türkiye’ye getirilmesine rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyalarında yaşadıklarını söyledi.

(Sürecek)

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-antalya-diplomasi-forumunda-konustu-2/feed/ 0
Erdoğan: Artık sözler eyleme dökülmeli, Gazze’de garantörlüğe hazırız https://www.akittvhaber.com.tr/erdogan-artik-sozler-eyleme-dokulmeli-gazzede-garantorluge-haziriz/ https://www.akittvhaber.com.tr/erdogan-artik-sozler-eyleme-dokulmeli-gazzede-garantorluge-haziriz/#respond Tue, 09 Jul 2024 09:00:15 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=9756

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nda katılımcılara hitap etti. Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Erdoğan konuşmasında, Gazze’de katliam yapan İsrail’e tepkisini bir kez daha dile getirdi.

Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti;

“Antalya Diplomasi Forumu’nun 3’üncü buluşması münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bilindiği gibi 6 Şubat 2023’te yaşadığımız asrın felaketi nedeniyle forumumuzu geçtiğimiz yıl iptal etmek durumunda kalmıştık. Ülkemizin 11 ilini ve 14 milyon vatandaşımızı etkileyen 53 binden fazla canımızı yitirdiğimiz deprem felaketinin yaralarını hızla sarıyoruz. Bu zorlu süreçte dost ve kardeş ülkelerden gördüğümüz maddi manevi desteği burada özellikle ifade etmek isterim. Dünyanın neresinde olursa olsun acımızı yürekten paylaşan dayanışma ve desteklerini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Anadolu’nun manevi mimarlarından Hz. Mevlana’nın çağları aşan şu sözünün hikmetine bir kez daha şahitlik ettik; Ümitsizliğin ardında nice ümitler vardır. Karanlığın ardında nice güneşler vardır. Millet olarak destekleriyle, dualarıyla, katkılarıyla en zor günümüzde bizlere umut aşılayan dostlarımızın kadirşinaslığını asla unutmayacağız. Rabbim ülkemiz ve milletimizle birlikte tüm insanlığı bu tür tabii afetlerden korusun diyorum. Depremlerde vefat eden kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum.

İŞ İNSANLARINDAN AKADEMİSYENLERE YAKLAŞIK 4 BİN KATILIMCI AYNI ÇATI ALTINDA OLACAK

Turizmin başkenti Antalya’mız forum ile birlikte küresel diplomasinin kalbinin attığı merkezlerden biri haline geliyor. Bugünkü toplantımızın etkileyici katılım düzeyi bu tespitimizin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Üç gün boyunca, günümüz liderlerinden geleceğin liderlerine, iş insanlarından akademisyenlere yaklaşık 4 bin civarında katılımcı, burada aynı çatı altında bir araya gelecek. Yapılacak fikir teatilerinin ve tartışmaların bizleri doğruya, iyiye, adalete ve gerçekliğe bir adım daha yaklaştıracağına inanıyorum. Forumumuzun bu yılki temasını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik durumuna şöyle bir göz attığımızda, Forumun temasının ne kadar isabetli seçildiği anlaşılacaktır.

İnsanlık olarak gerçekten sancılı, sıkıntılı ve biteviye krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece dış politikada değil; üretim, iletişim, yönetim, sanat, ticaret ve teknoloji gibi pek çok alanda ezberler bozuluyor. Gönül ister ki; bu değişim insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin; açlığa, yoksulluğa, geri kalmışlığa çare olsun. Maalesef bu konuda ümitvar konuşamıyoruz.

“21. YÜZYIL GİDEREK ‘BUHRANLAR ÇAĞI’NA DÖNÜŞMEKTE”

Ülkeler arasındaki gelir adaletsizliği katlanarak artıyor. Savaşlar, eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçiyor. Sömürgecilik, yeni yöntemlerle, ne yazık ki, devam ettiriliyor. Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik şudur: Refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olmasını umduğumuz 21’inci yüzyıl; beklentilerin tam aksine giderek bir “buhranlar çağına” dönüşmektedir. Herkesin diline pelesenk ettiği “kural temelli uluslararası düzen”, anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir. Dayanışma, adalet ve güven gibi temel kavramlardan yoksun olan cari uluslararası sistem ise asgari mesuliyetlerini bile yerine getiremiyor.

“DEAŞ İLE GÖĞÜS GÖĞÜSE MÜCADELE EDEN YEGANE NATO ÜLKESİYİZ”

Tüm bunları, olayların uzağında bir ülkenin lideri olarak söylemiyorum. Türkiye, gerek coğrafi konumu, gerek beşeri ve kültürel bağları, gerekse beynelmilel ilişkileri itibarıyla krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biridir. İnsanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların, risklerin kahir ekseriyeti bizim yakın coğrafyamızda yaşanıyor. Örneğin, pek çok ülkenin son 5-10 yılda yüzleştiği terör tehdidiyle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. DEAŞ’la sahada göğüs göğüse mücadele edip bu örgütü bozguna uğratan yegâne NATO müttefikiyiz. Yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında bizim yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız geliyor. Son dönemde protesto eylemi kılıfı altında Avrupa’da mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim’e yönelik yapılan saldırıların çoğu, Türk Büyükelçiliklerinin önünde gerçekleştirildi. Türkiye ve Avrupalı Türkler bu süreçte özellikle provoke edilmek istendi.

Düzensiz göç meselesinde zaten 12 yıldır ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz. İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durum farklı değildir. Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür.

“TÜRKİYE’NİN HİÇBİR HADİSEYİ UZAKTAN SEYRETME LÜKSÜ YOKTUR”

Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak; doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek, hem kendi insanımıza, hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız. Ama buna rağmen acı da olsa, birileri için rahatsız edici de olsa, gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz. Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum.

Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif, çok yönlü, dikkatli ve soğukkanlı bir politika izliyoruz. Girişimci, insanı ve diplomasiyi öne çıkaran dış politikamızın temelinde kadim değerlerimizle çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Prensiplerimizden taviz vermeden, ülkemizin menfaatlerini her alanda güçlü bir şekilde savunmanın gayretindeyiz.

Yakın dönemde yaşadığımız hadiseler ve tecrübeler bize şunu öğretti: Diplomasi, krizlerin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır. Yeter ki; diplomasiye şans tanıyalım, alan açalım. Yeter ki, maksimalist hedefler peşinde koşmayalım. Her zaman söylediğimiz gibi; sıkılı yumruklarla musafaha olmaz. Hüsnüniyet, irade ve kararlılığın olduğu her yerde, diplomasi ve diyalogla mesafe almak pekâlâ mümkündür. Elbette tüm bunları dillendirirken, gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de, jeopolitik rekabetin kıran kırana geçtiği bir coğrafyada yer aldığımızı asla unutmuyoruz.

“SAHADA VARLIK GÖSTERMEDEN MASADA KAZANIM ELDE EDİLEMEZ”

İçeride güçlü olmadan, dışarıda güçlü olunamayacağını, sahada varlık göstermeden masada kazanım elde edilemeyeceğini de çok iyi biliyoruz. Nitekim bu hakikatleri göz önüne alarak, son 21 yılda ekonomiden ticarete, savunmadan ihracata her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Diklenmeden dik durabilmek için, milli onurumuzu, bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık.

Ekonomide ülkemizi yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttük. Milli gelirimizi 238 milyar dolardan, tam 5 kat artışla, 1 trilyon 118 milyar dolara yükselttik. Ülkemizi satın alma paritesine göre milli gelir sıralamasında dünyada 11’inci sıraya çıkarttık. İhracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 13 milyar dolardan yaklaşık 54,5 milyar dolara getirdik. En stratejik alanlardan biri olan savunma sanayiinde yerli ve milli üretimin payını yüzde 20’lerden bugünkü yüzde 80’ler seviyesine ulaştırdık. Silahlı-Silahsız İnsansız Hava Araçları teknolojisinde Türkiye’nin yazdığı başarı hikâyesi herkesin malumudur.

“KAAN İLE FARKLI BİR LİGE YÜKSELDİK”

Geçtiğimiz hafta 5’inci nesil savaş uçağımız KAAN’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla, artık bu alanda farklı bir lige yükseldik. Dışişlerinde 163 olan temsilcilik sayımız, bugün itibarıyla 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomasi ağına sahip üçüncü ülkesiyiz. Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen; sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, krizlerin ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim ki Türkiye; Hem Batı’yla, hem Doğu’yla kazan-kazan temelinde ilişkiler kurabilen… Ukrayna-Rusya arasındaki savaşta hakkaniyetli bir tutum benimseyen… Avrupa Birliği’yle Gümrük Birliği içinde olup, dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen… Hiçbir ayrım yapmadan mazluma, mağdura ve ihtiyaç sahibine el uzatan… Bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri süratle alabilen… Velhasıl her alanda güçlü, dirayetli, vicdanlı “müessir bir aktör” olarak öne çıkmaktadır. İnşallah önümüzdeki dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarımızın sayısını artırmaya devam edeceğiz.

“KURAL TEMELLİ ULUSLARARASI DÜZENİN İFLAS BAYRAĞINI ASIL ÇEKTİĞİ YER GAZZE”

Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmalar, bize mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini göstermiştir. Ülkemizin gönül coğrafyasında patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere, uluslararası kurum ve kuruluşlar; kanı, gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar. Üçüncü yılına giren Ukrayna krizinde, Antalya’daki buluşmayla başlayan, İstanbul Süreci’yle bir üst seviyeye çıkan barış umutları, maalesef, gerekli destek verilmediği için âkim kaldı. On binlerce insanın hayatını kurtaracak, yaşanan acının, yıkımın önüne geçecek tarihi bir fırsat heba edildi, daha doğrusu sabote edildi. Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer, Gazze olmuştur.

7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı ve katliamları, hepimiz içimiz kanayarak takip ediyoruz. İsrail’in, sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi, 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve 1,9 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim: Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi… Aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca; İnsan hakları evrensel beyannamesinin… Görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi’nin… Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının… Tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın-yayın organlarının… Hâsılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.

Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir; bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlâkı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkûm eden; hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan bir barbarlıktan bahsediyoruz.

“İNSANLIK OLARAK 6 YAŞINDAKİ BİR KIZ ÇOCUĞUNUN HAYATINI KURTARMAYI BAŞARAMADIK”

Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in trajik hikâyesi, aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikâyesidir. İnsanlık olarak “Beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum” diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef, Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı tam manâsıyla yerine getiremedik. Saldırıların ilk gününden itibaren ortaya koyduğumuz çabalara…

Bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan insani yardımlara… Küresel ölçekte yürüttüğümüz tüm diplomatik temaslara… Refakatçileri dâhil 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyamızda halen yaşıyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in soykırımı önlemesi yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararı apaçık ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını pervasızca sürdürebiliyor. İsrail’e ilk günden beri koşulsuz destek veren Batılı güçler ise “tazıya tut, tavşana kaç” diyen ikiyüzlü politikalarıyla dökülen kana ortak oluyor. Sözler eylemle desteklenmedikçe, ne Filistin’deki zulmü durdurmak, ne de uluslararası sisteme güveni yeniden inşa etmek mümkündür.

“GARANTÖRLÜĞÜ DE İÇERECEK ŞEKİLDE SORUMLULUK ALMAYA HAZIRIZ”

Uluslararası toplum, Filistin halkına olan borcunu, ancak Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir. Bunun için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin teşekkülü şarttır. Bu maksatla, garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya hazır olduğumuzu belirttik. Gelecekte de Filistinli kardeşlerimize gereken desteği verecek, Gazze’nin yeniden toparlanmasına da elimizden gelen katkıyı sağlayacağız.

Buradan bir kez daha uluslararası toplumu Gazze’ye ve Filistin davasına sahip çıkmaya davet ediyorum. Dünyanın bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran, zulmü lanetleyen, tüm baskılara rağmen gerçekleri cesaretle dile getiren Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum. Forumumuzun, bir daha benzer katliamların yaşanmaması için neler yapabileceğimiz noktasında verimli tartışmalara vesile olmasını diliyorum.

“TÜRK DÜNYASI’NIN BİRLİKTE GÜÇLÜ KILINMASINA YÖNELİK ÇALIŞMALARIMIZ SÜRÜYOR”

Dünya genelinde etkili olan olumsuzluklara rağmen, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Balkanları bölgesel sahiplenme ve işbirliği temelinde, barış, istikrar ve refahın hâkim olduğu bir coğrafya olarak görüyoruz. Kıbrıs Türk Halkı’nın müktesep hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescili için çabalarımızı yoğunlaştırdık. Orta Asya’daki kardeşlerimizle ekonomiden enerjiye, eğitimden kültüre, ulaşımdan savunma sanayiine işbirliğimiz güçleniyor. Türk Devletleri Teşkilatımız aracılığıyla Türk Dünyası’nın birlikte daha güçlü kılınmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Karabağ’ın 30 yıllık işgalinin sona ermesiyle Ermenistan’la başlattığımız normalleşme sürecini, Azerbaycan’la yakın eşgüdüm içerisinde yürütmeye devam edeceğiz.

Köklü bağlarımızın olduğu Afrika kıtasıyla ve Latin Amerika ülkeleriyle işbirliğimizi karşılıklı saygı temelinde inşallah daha da ilerleteceğiz. “Dünya beşten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkün” şiarlarıyla çalışmaktan geri durmayacağız. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken Antalya Diplomasi Forumu’nu teşrifiniz için bir kez daha sizlere teşekkür ediyorum. Dışişleri Bakanımızın şahsında tüm Bakanlık mensuplarımızı ve Forumun başarıyla icra edilmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Bizlere yeniden ev sahipliği yapan güzel ilimiz Antalya’nın tüm sakinlerine teşekkür ediyorum.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/erdogan-artik-sozler-eyleme-dokulmeli-gazzede-garantorluge-haziriz/feed/ 0
Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Uluslararası toplum Filistin’e olan borcunu Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir” https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-uluslararasi-toplum-filistine-olan-borcunu-filistin-devletinin-kurulmasiyla-odeyebilir/ https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-uluslararasi-toplum-filistine-olan-borcunu-filistin-devletinin-kurulmasiyla-odeyebilir/#respond Mon, 08 Jul 2024 21:54:12 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=9748

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gazze’de yaşananların savaş değil soykırım girişimi olduğunu belirterek, “Uluslararası toplum Filistin’e olan borcunu Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin teşekkülü şarttır. Garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya Türkiye olarak hazır olduğumuzu belirttik” dedi.

147 ülkeden 19 devlet ve hükümet başkanı ve 73 bakanın katıldığı 3. Antalya Diplomasi Forumu başladı. Ana başlığı krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak olan forumda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sadece dış politikada değil iletim, iletişim, yönetim sanat, ticaret gibi pek çok alanda ezberlerin bozulduğunu söyledi. Erdoğan, “Gönül ister ki bu değişim, insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin. Maalesef bu konuda ümit var, konuşamıyoruz. Ülkeler arasındaki gelir adaletsizliği katlanarak artıyor. Savaşlar eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçiyor. Sömürgecilik yeni yöntemlerle devam ettiriliyor. Kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı dünyanın bir çok bölgesinde toplum içinde bir veba salgını gibi yayılıyor” dedi. Refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olması umulan 21. Yüzyılın, beklentilerin tam aksine giderek bir buhranlar çağına dönüştüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kural temelli uluslararası düzen, anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir. Dayanışma, adalet ve güven gibi temel kavramlardan yoksun olan cari uluslararası sistem ise asgari mesuliyetlerini bile yerine getiremiyor. Tüm bunları olayların uzağında bir ülkenin lideri olarak söylemiyorum” diye konuştu. Erdoğan, Türkiye’nin krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biri olduğunu ve insanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların Türkiye’nin yakın coğrafyasında yaşandığını altını çizdi.

Türkiye’nin, terör tehdidiyle 40 yıldır mücadele ettiğini hatırlatan Erdoğan, “DEAŞ’ı bozguna uğratan yegane NATO müttefikiyiz. Yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında, yut dışında yaşayan vatandaşlarımız geliyor. Son dönemde eylem kılıfı altında Avrupa’da mukaddes kitabımız Kuran’ı Kerim’e yönelik menfur saldırıların çoğu Türk büyükelçilikleri önünde gerçekleştirildi. Düzensiz göç meselesinde 12 yıldır zaten ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz. İnsanlığın yüzleştiği diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durum farklı değil. Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme riski olmadığının altını çizerek, şunları söyledi:

“Sorumluluk sahibi bir ülke olarak doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde bu misyonun zorluklarının farkındayız. Buna rağmen acı da olsa, birileri için rahatsız edici de olsa gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz. Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif bir politika izliyoruz. Dış politikamızın temelinde kadim değerlerimiz ve çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Yakın zamanda yaşadığımız hadiseler bize şunu öğretti; ‘diplomasi krizlerin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır.’ Yeter ki diplomasiye alan açalım, sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz. İrade ve kararlılığın olduğu her yerde diploması ve diyalogla mesaj almak mümkündür. Bunları dillendirirken, gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum. Tarih boyunca olduğu için bugün de jeopolitik rekabetin kıran kırana gerçekleştiği bir coğrafyada olduğumuzu asla unutmuyoruz.”

İçeride güçlü olmadan dışarda güçlü olunmayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin son 21 yılda her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdiğini hatırlattı. “Diklenmeden dik durabilmek için, milli onurumuzu bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ekonomide ülkemizi yılda ortalama yüzde 5.5 oranında büyüttük. Milli gelirimizi 238 milyar dolardan tam 5 kat artışla 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttik. Ülkemizi milli gelir sıralamasında dünyada 11. sıraya çıkardık. İhracatı 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 54.5 milyar dolara getirdik. İnsansız hava araçları teknolojisinde Türkiye’nin başarı hikayesi herkesin malumu. Geçtiğimiz hafta savaş uçağımız Kaan’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla bu alanda farklı bir lige yükseldik. Dünyanın en geniş diploması ağına sahip 3. ülkesiyiz. Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen, sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, kriz ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin; hem batıyla, hem doğuyla kazan kazan temelinde ilişkiler kurabilen, Ukrayna Rusya arasındaki krizde hakkaniyetli tutum sergileyen, dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen, ayrım yapmadan ihtiyaç sahibine el uzatan, bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri alabilen, her alanda aktif, dirayetli, müessir bir güç olarak öne çıktığını söyledi. Türkiye’nin, önümüzdeki dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarının sayısını arttırmaya devam edeceğini söyledi.

Son dönemde dünyada yaşananların; küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini gözler önüne serdiğini belirten Erdoğan, “Patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar gözyaşlarını durduracak adımları atamadılar. 3. yılına giren Ukrayna krizinde barış umutları maalesef gerekli destek verilmediği için karşılıksız kaldı. Yaşanan acının önüne geçecek tarihi fırsat sabote edildi. Uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer Gazze olmuştur. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan katliamları hepimiz içimiz kanayarak takip ediyoruz. İsrail’in sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar 30 bin Gazzeli şehit edildi. 70 binden fazla Filistinli yaralandı, yaklaşık 2 milyon insan göçe zorlandı. Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi. Aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca insan hakları evrensel beyannamesinin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının, uluslararası basın yayın organlarının, yıllardır bize örnek gösterilen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük. Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir. Bir soykırım girişimidir. Savaşın bile uyulması gereken bir ahlakı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa mahkum eden, hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları bombalayan gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri kalleşçe hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. Ailesi ile güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in hikayesi trajik bir hikayeye dönüşmüştür. ‘İnsanlık olarak beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum’ diyen 6 yaşındaki kız çocuğunun hayatını 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef Hind ile birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı da tam manasıyla yerine getiremedik. Türkiye olarak ortaya koyduğumuz çabalara, bölgeye gönderdiğimiz insani yardımlara, küresel ölçekte yürüttüğümüz tüm diplomatik temaslara, 900’den fazla hastayı ülkemize getirmemize rağmen bunun mahcubiyetini iç dünyamızda hala yaşıyoruz. Netenyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını pervasızca sürdürebiliyor. İsrail’e ilk günden beri şartsız destek veren batılı güçler ise ‘tazıya tut, tavşana kaç’ diyen iki yüzlü politikalarıyla dökülen kana ortak oluyor. Sözler eylemle desteklenmedikçe ne Filistin’deki zulmü durdurmak ne de uluslararası sisteme güveni yeniden inşa etmek mümkündür. Uluslararası toplum Filistin’e olan borcunu Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin teşekkülü şarttır. Garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya Türkiye olarak hazır olduğumuzu belirttik. Gelecekte de Filistinli kardeşlerimize gereken desteği vereceğiz. Uluslararası toplumu Filistin davasına samimiyetle sahip çıkmaya devam ediyorum. Dünyanın dört bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran, zulmü lanetleyen tüm Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu. – ANTALYA

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-uluslararasi-toplum-filistine-olan-borcunu-filistin-devletinin-kurulmasiyla-odeyebilir/feed/ 0
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Samsun Büyük Cami’de hutbe okudu https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-ali-erbas-samsun-buyuk-camide-hutbe-okudu/ https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-ali-erbas-samsun-buyuk-camide-hutbe-okudu/#respond Sun, 07 Jul 2024 21:18:16 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=9649

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Samsun Büyük Cami’de hutbe okudu, cuma namazı kıldırdı.

Erbaş, hutbede, İslam’ın din, can, akıl, nesil ve mal emniyetini muhafaza etmeyi emrettiğini söyledi.

İslam’ın dinle bağdaşmayan, fıtratı bozan, bedene ve ruha zarar veren her türlü zararlı alışkanlığı ise yasakladığına işaret eden Erbaş, ” İnsanı uyuşturan ve aklı işlevsiz hale getiren alışkanlıkların başında alkollü içecekler gelmektedir. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde, ‘Sarhoş eden her şey içkidir ve her türlü içki haramdır.’ buyurmaktadır. İçki, bütün kötülüklerin anasıdır. İçki sebebiyle nice yuvalar dağılmaktadır. Yaralanmalı veya ölümlü nice trafik kazaları yaşanmakta, nice hayatlar ve umutlar sönmektedir. Bunun içindir ki, alkollü içeceklerin üretilmesi, içilmesi, alınması ve satılması dinimizde haram kılınmıştır.” dedi.

İnsanlığı felakete sürükleyen zararlı alışkanlıklardan birinin de kumar olduğuna dikkati çeken Erbaş, şöyle devam etti.

“Kolay yoldan para elde etme aracı olarak görülen kumar, haksız bir kazançtır. Pençesine düşürdüğü kimseyi yalnızlığa, çaresizliğe, birçok bela ve musibete sürüklemektedir. İslam’a göre şans oyunları ve kumarın her türlüsünü oynamak ve oynatmak haramdır. Yüce Rabb’imiz, alkol ve kumardan uzak durmamızı şöyle emretmektedir, ‘Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?'”

Erbaş, gençler arasında yaygınlaşan başka bir tehlikenin ise uyuşturucu ve madde bağımlığı olduğunu vurgulayarak, “Anne baba sevgisinden, aile şefkatinden uzak kalan gençlerimiz, özenti, arkadaş çevresi veya merak sebebiyle çeşitli uyuşturucu türlerine müptela olmaktadır. ‘Bir defa kullanmakla bir şey olmaz!’ diyerek kandırılan gençlerimiz, uyuşturucu bataklığına çekilmektedir. Cenabıhak, bir ayet-i kerimede, ?’Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın’ buyurmaktadır. Öyleyse aile, okul, cami, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları olarak el ele verelim. Alkollü içecekler, uyuşturucu ve benzeri insan sağlığına, akla ve iradeye zarar veren her türlü bağımlılıkla mücadele edelim. Edelim ki, gençlerimiz ve çocuklarımız, kötülerin ağına düşmesinler, kötülüğün girdabına sürüklenmesinler.” ifadesini kullandı.

İnternet ve sosyal medya gibi sanal ortamların da ölçüsüz ve sorumsuzca kullanıldığında zararlı bir alışkanlığa dönüştüğünü dile getiren Erbaş, şunları kaydetti:

“Son dönemde hızla yaygınlaşan dijital bağımlılık, kişiyi gerçek hayattan koparmakta, sevdiklerini ihmal etmesine, ömür sermayesini boşa harcamasına sebep olmaktadır. Bazı mecralarda kişi ve aile mahremiyeti hiçe sayılmakta, yalan, iftira ve asılsız haberlerle kul hakkı ihlal edilmekte, insan onuru ayaklar altına alınmaktadır. Alkol ve bağımlılık yapan bütün zararlı alışkanlıklar, modern çağın insana kurduğu ölüm tuzaklarıdır. Aklın selameti, neslin muhafazası zararlı alışkanlıklardan uzak kalmakla mümkündür. Fıtrata aykırı bu alışkanlıklar, insana ve topluma asla huzur vermez. Unutmayalım ki bizi dünya ve ahirette mutluluğa ulaştıracak olan, Allah’ın koyduğu sınırlara riayet etmek, her türlü haram ve kötülükten sakınmaktır. Peygamber efendimizin şu uyarısını aklımızdan çıkarmamalıyız, ‘İki nimet vardır ki insanların çoğu, onları değerlendirme hususunda aldanmıştır. Bunlar; sağlık ve boş vakittir.”

Erbaş, daha sonra Gazze, Doğu Türkistan ve dünyadaki tüm mazlumlar için dua etti.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-ali-erbas-samsun-buyuk-camide-hutbe-okudu/feed/ 0
İsrail Askerlerinin Açlıkla Boğuşan Gazze’ye Yardım Konvoyuna Ateş Açması Sonucu 110’dan Fazla Filistinli Öldü https://www.akittvhaber.com.tr/israil-askerlerinin-aclikla-bogusan-gazzeye-yardim-konvoyuna-ates-acmasi-sonucu-110dan-fazla-filistinli-oldu/ https://www.akittvhaber.com.tr/israil-askerlerinin-aclikla-bogusan-gazzeye-yardim-konvoyuna-ates-acmasi-sonucu-110dan-fazla-filistinli-oldu/#respond Fri, 28 Jun 2024 21:36:14 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=9432

110’dan fazla Filistinlinin, açlıkla boğuşan Gazze’nin kuzeyine götürülen yardıma ulaşmaya çalışırken öldüğü bildirildi.

Gazze şehrinin batısındaki sahil yolunda bulunan İsrail askeri kontrol noktasından geçen yardımı bekleyen siviller, kamyon konvoyuna akın etti.

İsrail ordusu, askerlerin tehdit olduğunu düşündükleri bazı kişilere ateş açtığını söyledi.

Ardından gelen kaosta kamyonlar ilerlemeye çalıştı. Filistinli bir tanık BBC’ye ölenlerin çoğunun ezildiğini söyledi.

Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki Sağlık Bakanlığı sözcüsü Eşref El Kudra, Perşembe günü öğleden sonra yaptığı açıklamada, olayda en az 112 kişinin öldüğünü ve 760 kişinin de yaralandığını söyledi.

İsrail ordusu tarafından yayımlanan havadan çekilen görüntülerde kamyonların üzerinde ve çevresinde binlerce insan görülüyor. Sosyal medyada yayımlanan ve olay sonrasına ait videolarda ise bazı cesetlerin boşalmış yardım kamyonlarına ve eşek arabalarına yüklendiği görülüyor.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığı “katliam” olarak nitelendirdiği olaydan İsrail’i sorumlu tuttu. ABD Başkanı Joe Biden ise olayın ateşkes sağlama çabalarını zorlaştıracağı yönündeki endişesini dile getirdi.

Türk Dışişleri Bakanlığı da olaya sert bir dille tepki gösterdi.

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail, Nabulsi Meydanı’ndaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. İsrail’in, yardım kuyruğundaki masum sivilleri hedef alması, Filistin halkını bilinçli ve toplu olarak yok etmeyi hedeflediğinin delilidir” denildi.

Gazze Sağlık Bakanlığı, olaydan saatler önce Gazze’de 21 bini çocuk ve kadın olmak üzere 30 binden fazla kişinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlığa göre son dört ay içinde 7 bin kişi de kayıp olarak bildirildi ve 70 bin 450 kişi de yaralandı.

BM Filistinli Mülteciler Ajansı (UNRWA) Başkanı Philippe Lazzarini BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bu son derece şoke edici çünkü yaralananların ve kayıpların sayısını da eklediğinizde 100 binden fazla insan ediyor. Bu da nüfusun yüzde 5’ine tekabül ediyor” dedi.

BM’ye göre Gazze’nin kuzeyinde 300 binden fazla kişi gıda ve temiz içme suyu sıkıntısı yaşıyor, nüfusun dörtte biri de “kıtlığın eşiğinde.”

Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim’deki saldırılarında yaklaşık 1200 kişi hayatını kaybetmiş, 253 kişi de rehin alınmıştı. İsrail ordusu da bunun üzerine Gazze’ye büyük bir yıkıma sebep olan saldırılar başlattı.

Perşembe günkü olay, İsrail askeri kontrol noktasının ilerisinde, kıyı şeridi boyunca uzanan Raşid Caddesi üzerinde meydana geldi. Filistinli kaynaklar olayın gerçekleştiği yeri Gazze kentinin güneybatı ucundaki Nabulsi kavşağı olarak verdi.

Birkaç yüz metre uzunluğunda olması muhtemel 18-30 arası yardım kamyonundan oluşan bir konvoy kontrol noktasından geçerek kuzeye doğru ilerliyordu.

Kısa bir süre sonra, son kamyon kontrol noktasının sadece 70 metre kuzeyindeyken, çoğunluğu yardımın gelmesini beklemek üzere yakınlarda kamp kurmuş olan Filistinliler, konvoya doğru hareket etti.

İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Peter Lerner, kontrol noktasına yaklaşan bazı sivillerin uyarı ateşine aldırış etmediğini söyledi.

Lerner, bazı sivillerin tehdit oluşturduğundan endişelenen askerlerin “sınırlı bir yanıt” olarak yaklaşanlara ateş açtığını söyledi.

BBC’nin konuştuğu Filistinli bir tanık sivillerin kontrol noktasına yaklaştığını doğrulamadı; insanların sadece yaklaşık 70 metre uzakta olduğunu söyledi.

Kalabalığın konvaya hücum etmesi ve kontrol noktasından makineli tüfeklerle ateş açılmasıyla birlikte panik yaşandığı anlaşılıyor.

Bazılarına çok sayıda insanın tutunduğu kamyonlar ilerlemeye çalıştı.

Filistinli tanık, hayatını kaybeden insanların birçoğunun İsrail’in açtığı ateşten değil, kamyonların insanları ezmesinden dolayı öldüğünü söyledi.

Gazze Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref El Kudra, durumu kritik ya da ağır olan onlarca yaralının Gazze’deki Şifa Hastanesi’ne getirildiğini söyledi.

İsrail saldırıları nedeniyle hastanelerin birçoğu ya kısıtlı kapasiteyle çalışabiliyor ya da tamamen çalışamaz durumda. Buna atıfta bulunan El Kudra, sağlık görevlilerin yoğunluk ve yaralıların durumlarındaki ciddiyet nedeniyle başa çıkmakta çok zorlandığını söyledi.

BBC’nin konuştuğu ve hastanede, ölen arkadaşının cesedini kucaklayan Tamer Shinbari isimli bir kişi, Cibaliye’deki okullarda barınan ailesi için bir torba un almak umuduyla Nabulsi kavşağına gittiğini söyledi.

Shinbari, İsrail askerlerinin ateş açtığını ve “yardım kamyonunun yerde olanların üzerinden geçtiğini” belirtti.

Kuzeydeki Beit Lahia kasabasında bulunan Kamal Adwan Hastanesi’nin direktörü Hussam Abu Safieyah, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada 10 kişinin cesedinin ve onlarca yaralının görev yaptığı hastaneye getirildiğini kaydetti.

Cibaliye’deki Avda Hastanesi’nin direktör yardımcısı ise Associated Press haber ajansına, çoğu vurulmuş 161 yaralıyı aldıklarını söyledi.

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, “her sivil kayıp bir trajedidir” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada şöyle denildi:

“Çok zor koşullara rağmen Gazze Şeridi’ndeki sivillere insani yardım ulaştırılmasını kolaylaştırmak için çalışmaya devam ediyoruz. Yardımların ihtiyacı olanlara ulaştırılması için daha iyi çözümler bulmaya çalışmak amacıyla bu zor olaydan ders çıkaracağız.”

Ancak gerek Hamas ve gerekse de işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, “korkunç bir katliam” olarak nitelendirdikleri olaydan İsrail güçlerini sorumlu tuttu.

BM Genel Sekreteri António Guterres’in sözcüsü de olayı “kınadığını” söyledi.

BM’nin Gazze’nin kuzeyine bir haftandan uzun bir süredir yardım ulaştıramadığı açıklandı.

Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, Gazze’de en az 576 bin kişinin “kıtlıktan bir adım uzakta” olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söylemişti.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/israil-askerlerinin-aclikla-bogusan-gazzeye-yardim-konvoyuna-ates-acmasi-sonucu-110dan-fazla-filistinli-oldu/feed/ 0
‘Kafkas Kültür Buluşmaları’nda Konuşan İmamoğlu: “Kimsenin Bir Ülkede ‘Azınlık’ Diye Tarif Edilmesini Kabul Etmem, Edemem” https://www.akittvhaber.com.tr/kafkas-kultur-bulusmalarinda-konusan-imamoglu-kimsenin-bir-ulkede-azinlik-diye-tarif-edilmesini-kabul-etmem-edemem/ https://www.akittvhaber.com.tr/kafkas-kultur-bulusmalarinda-konusan-imamoglu-kimsenin-bir-ulkede-azinlik-diye-tarif-edilmesini-kabul-etmem-edemem/#respond Fri, 28 Jun 2024 21:18:38 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=9420

Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: HAKAN KAYA

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, önce ‘Kafkas Kültür Buluşmaları’nın açılış konuşmasını yaptı, sonra Kafkas folklor ekibinin dans gösterisine eşlik etti. İmamoğlu konuşmasında “Ben, kendi bakış açımla, literatürde de ‘azınlık’ diye tariflenen bir kısım grupları ya da halkları ya da kesimleri bu tarifle asla kabul etmiyorum. Çünkü, bir şehirde ya da bir ülkede ‘azınlık’ tarifini doğru bulmuyorum. Kimsenin bir ülkede azınlık diye tarif edilmesini kabul etmem, edemem. Çünkü, her yaşayan insan, her yurttaşın bu ülkenin azınlık değil, asil vatandaşları ve asil halkları olduğunun da altını çizmek isterim. Biz bu çeşitlilikle, bir arada, büyük bir milletiz” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, sivil toplum kuruluşları işbirliği ile 29 Şubat-3 Mart tarihleri arasında Yenikapı’da düzenlenecek “Kafkas Kültür Buluşmaları” başladı. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, önce buluşmanın açılış konuşmasını gerçekleştirdi, sonra Kafkas folklor ekibinin dans gösterisine eşlik etti.

İmamoğlu konuşmasında şunları söyledi:

“NE MUTLU Kİ BİZ, DÜNYANIN EN RENKLİ, EN BEREKETLİ COĞRAFYASINDA YAŞIYORUZ: Kafkas kültürünün o eşsiz güzelliğini daha iyi anlamak, daha yoğun yaşamak, daha güçlü paylaşmak için burada olacağız. İlerleyen yıllarda, çok farklı etkinliklerle de hem Kafkas kültürünün tanınmasına katkı sunacağını hem de farklı deneyimlerle çok enteresan açılımları bize sunabileceğini düşünüyorum. Ne mutlu ki biz, dünyanın en renkli, en bereketli coğrafyasında yaşıyoruz. Zaten Anadolu denince insanın aklına, direkt bereket geliyor. Anadolu’nun toprağı da bereketlidir, kültürel, manevi coğrafyası da bu anlamda bereketlilik taşır. Bu bereketlilik, tabii aynı zamanda çeşitlilikten de beslenir. Farklılıkların uyumundan beslenir. Anadolu, aynı zamanda acılarla da olgunlaşmış bir coğrafyadır. Bu yönüyle tarihi analiz ederken, bunu tamamen bugünün gücünü, kuvvetini, birliğini ve beraberliğini büyütmesi adına anlamak ve bu şekilde karşılamak gerektiğine inanıyorum.

BİR ÜLKEDE ‘AZINLIK’ TARİFİNİ DOĞRU BULMUYORUM: Biz, İstanbul’daki bütün inançların, kültürlerin, etnik kökenlerin, yaşam biçimlerinin her yönüyle tanınması, tanıtılması ve eşitlikçi bir zeminde bu şehirde yaşadıklarını hissetmesini çok önemseyen bir yönetimiz. Zira ben, kendi bakış açımla, ki genelde literatürde de ‘azınlık’ diye tariflenen bir kısım grupları ya da halkları ya da kesimleri bu tarifle asla kabul etmiyorum. Çünkü, bir şehirde ya da bir ülkede ‘azınlık’ tarifini doğru bulmuyorum. Kimsenin bir ülkede azınlık diye tarif edilmesini kabul etmem, edemem. Çünkü, her yaşayan insan, her yurttaşın bu ülkenin azınlık değil, asil vatandaşları ve asil halkları olduğunun da altını çizmek isterim. Biz bu çeşitlilikle, bir arada, büyük bir milletiz. Bu millet olma bilinci ve kavramı, özellikle son yüzyılda Cumhuriyetle birlikte, Mustafa Kemal Atatürk’ün imza attığı, arkadaşlarıyla beraber kurduğu ve hep birlikte geliştirmekte yükümlü olduğumuz süreçte, güçlü birliğimizi ve beraberliğimizi arttıran, herkesi eşit kılan demokrasiyle de taçlanan değerli bir sürecin kişileriyiz, aktörleriyiz. Bu yönüyle Türkiye’nin özü ve özeti niteliğinde olan, İstanbul’da birliğimizin, dirliğimizin, kardeşliğimizin gücüne güç katmak için de çaba içerisindeyiz. Elbette bu yöntemleri, bu buluşmaları bunun bir parçası olarak da görüyorum.

ZİHNİMDE UYANAN DUYGUYU 10 YIL ÖNCE KALEME ALMIŞTIM: Özellikle son 200 yıl içerisinde yaşanan Kafkasya’daki savaşlar, soykırımlar, sınırdışı edilmeler ve Osmanlı ile olan münasebeti, Karadeniz geçişleri, bu topraklara yerleşim süreçleriyle ilgili çokça yayın okudum diyebilirim. Tabii sonrasında zihnimde uyanan duyguyu, bundan 8-9 yıl önce, belki 10 yıl önce kendimce kaleme almıştım ve Karadeniz kıyılarına yanaşan, Kafkaslardan göç eden insanların gemilerinin batırıldığı, yoğun bir biçimde hastalıklarla mücadele edildiği, kampların kurulduğu… Ki bunların en yoğun yaşanan yerlerinden birisi Samsun’dur. Bir bölümünün de Trabzon’a yaklaştığı ve o bölgede özellikle yoğun hastalıklarla insan kayıpları, can kayıpları olmuş ve o insanların orada toplu mezarlara defnedildiği, belli eserlerde okuduğum kayıtlardı.

HER ACININ YAŞATTIKLARININ DÜNYA BARIŞI İÇİN BARIŞ MÜCADELESİNE DÖNÜŞMESİNİ ARZU EDİYORUM: Karadeniz’in kıyılarında, sayısını söylemek yanlış olabilir, ama çokça canımızın, insanımızın, yurttaşımızın geçmişinden insanlar oralarda yatıyorlar. Bu süreçlerde hayatını kaybedenler rahmet diliyorum, şükranla anıyorum ve o insanların, o ecdadın evlatlarının, bugün bu memleketin, bu milletin asli birer yurttaşları olarak, en az her vatandaş kadar büyük emekler sarf ettiğini bilen bir insan olarak diyorum ki; hepsinin ruhu şad olsun. ve bu acılar, mutlaka anlaşılmalı. Ama her anlaşılan acı, her anlaşılmaya çalışan acının, kederin ve o coğrafyanın yaşattıklarının, bu milletin geleceği için bir birlik ve dirlik teminatı olması, dünya barışı için de barış mücadelesine dönüşmesini yürekten arzu ediyorum.

KÜLTÜR MOZAİĞİ BİR ARAYA GELDİ

Bu yıl ilkinin yapılacak olan “Kafkas Kültür Buluşmaları”nda; Çerkes, Abhaz, Çeçen, İnguş, Oset, Dağıstanlı, Karaçay-Malkar, Gürcü ve Laz topluluklardan 27 sivil toplum kuruluşu, ilk kez bir araya gelecek. Etkinlik programını kurum temsilcilerinin oluşturduğu bu tarihi buluşmada, konserlerden dans gösterilerine, atölyelerden filmlere, söyleşilerden geleneksel kıyafet defilesine pek çok kültürel performans İstanbulluların beğenisine sunulacak.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/kafkas-kultur-bulusmalarinda-konusan-imamoglu-kimsenin-bir-ulkede-azinlik-diye-tarif-edilmesini-kabul-etmem-edemem/feed/ 0
CodePink Kurucusu: İsrail’in Gazze’deki Yıkımı ‘Soykırım’ https://www.akittvhaber.com.tr/codepink-kurucusu-israilin-gazzedeki-yikimi-soykirim/ https://www.akittvhaber.com.tr/codepink-kurucusu-israilin-gazzedeki-yikimi-soykirim/#respond Wed, 19 Jun 2024 21:36:16 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8950

Amerikalı Yahudi aktivist ve savaş karşıtı sivil toplum örgütü CodePink’in kurucusu Medea Benjamin, İsrail’in Gazze’deki yıkımının “soykırım” olduğunu belirterek, “Biden yönetimine sesleniyorum, (Gazze’de) yaptıklarınızdan dolayı yazıklar olsun. Bu yönetimin ve Kongre üyelerinin elinde (Gazze’nin) kan var.” dedi.

İsrail’in Gazze’deki saldırılarına ABD içinden tepkiler devam ederken, başkent Washington DC’de çok sayıda Filistin destekçisi eyleme imza atan savaş karşıtı CodePink örgütünün kurucusu Benjamin, duygu ve düşüncelerini AA muhabirine anlattı.

Vietnam savaşından bu yana ABD’nin Irak’ta, Afganistan’da ve başka yerlerde pek çok savaşa karıştığını anlatan Benjamin, “ABD güçlü bir ülke ve bugüne kadar hiç hesap vermedi; Irak’ta, Afganistan’da ve Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmadı. Bir Amerikan vatandaşı olarak kendi hükümetimin bu yaptıklarından sorumlu tutulmasını istiyorum.” ifadelerini kullandı.

“Gazze’de yaşananlar soykırım”

Gazze’de yaşanan insani krizi ve İsrail’in saldırılarını “korkunç” olarak tanımlayan Benjamin, “Gazze’de yaşananlar soykırım, etnik temizlik, katliam, hatta Holokost. Orada olanlar korkunç. Çoğunluğu kadın ve çocuk 30 binden fazla masum insan öldürüldü.” değerlendirmesinde bulundu.

ABD Kongresinin halen İsrail’e yeni yardım göndermeye çalıştığını anımsatan Benjamin, Amerikan medyasının da Gazze’de olanlarla ilgili dürüst yayıncılık yapmadığını vurguladı.

Benjamin, “Ben bir Yahudi’yim ve bu konuda bir söz söyleme hakkım olduğunu düşünüyorum. Bu durum Yahudi halkına da İsrail’e de yardım etmez, ABD’nin Müslüman dünya ile ilişkilerine ve genel anlamda dünya istikrarına da yardım etmez.” görüşünü paylaştı.

“Biden yönetimine yazıklar olsun”

İsrail’e koşulsuz desteğini sürdüren ABD yönetimine de seslenen Benjamin, artık bu ülkeye gönderilen silahlara ve yardımlara “dur” demenin zamanının geldiğini belirtti.

Medea Benjamin, şöyle devam etti:

“Biden yönetimine şunu söylüyorum, (Gazze’de) şu ana dek yaptıklarınızdan dolayı yazıklar olsun. Ellerimi bu şekilde her gün (kan kırmızı) renge boyuyorum çünkü bu yönetimin ve Kongre üyelerinin elinde (Gazze’nin) kan var. Biz tabii ki ateşkes çağrısında bulunuyoruz ve diyoruz ki artık İsrail’e yardım göndermeyin. Şu ana dek zaten çok fazla zarar verildi. Dünyanın ABD’yi (Gazze’de) yaptığı şeyden dolayı affetmemesi gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde bu konuda gözü açık olan Amerikan halkı da Biden yönetimini affetmemeli.”

Gazze’deki insanların açlıktan öldüğünü hatırlatan ve bunun yürek burkan bir durum olduğunu kaydeden Amerikalı aktivist, şunları kaydetti:

“Kongre Gazze halkına yardım etmek istemiyor ve bu açlığın olmasına izin veriyor. Biden yönetimi ‘Biz Gazze’deki insanları önemsiyoruz ve İsrail’e lütfen bu kadar çok insan öldürmeyin diyoruz.’ der ancak yaptıkları bunun tam tersi. Şimdi de İsrail’e daha fazla insan öldürmesi için bomba alması için 14 milyar dolar daha göndermeye çalışıyorlar.”

“Bu adamı (Netanyahu’yu) hapse atın ve Lahey’e çıkarın”

Sözlerinin sonunda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya da seslenen Amerikalı Yahudi aktivist, “Netanyahu hükümetine ‘istifa et’ demekten başka ne diyebilirsiniz. Bu adamı (Netanyahu’yu) hapse atın ve Lahey’e (Uluslararası Adalet Divanı’na) çıkarın. Onların hepsi savaş suçlusu, ancak açıkçası bizim de ABD’de kendi savaş suçlularımız var.” değerlendirmesini yaptı.

Benjamin, uluslararası kamuoyunu Refah’a ve Gazze’nin diğer bölgelerine acilen insani yardımların ulaştırılması için sınır ve limanların açılması noktasında acilen birlik olmaya çağırdı.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/codepink-kurucusu-israilin-gazzedeki-yikimi-soykirim/feed/ 0
İsrail’in ev yıkımları etnik temizlik politikasının ana aracı https://www.akittvhaber.com.tr/israilin-ev-yikimlari-etnik-temizlik-politikasinin-ana-araci/ https://www.akittvhaber.com.tr/israilin-ev-yikimlari-etnik-temizlik-politikasinin-ana-araci/#respond Wed, 19 Jun 2024 21:18:48 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8937

İsrail merkezli insan hakları örgütlerinden “Ev Yıkımlarına Karşı İsrail Komitesi” Başkanı Jeff Halper, Gazze’de saldırılarına devam eden İsrail’in ev yıkımlarının “etnik temizlik politikasının ana aracı” olduğunu söyledi.

İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla düzenlenen konferansa katılmak için İstanbul’a gelen İsrailli antropolog Halper, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Siyonizmi “yerleşimci sömürgeciliğin bir biçimi” şeklinde tanımlayan Halper, şunları kaydetti:

“Amaç bir Arap ülkesini bir Yahudi ülkesine dönüştürmek, Filistin’i İsrail’e dönüştürmekti. Bunu yapmanın tek yolu da Filistin halkını yerinden etmek, topraklarından koparmak, sonra da topraklarını alıp yerlerine Yahudi yerleşimcileri yerleştirmekti. Böylece ev yıkımları etnik temizlik politikasının ana aracı haline geldi.”

İsrail’in yasa dışı yerleşimci politikası hakkında bilgiler veren İsrailli antropolog, 1948’deki Nekbe’de köy, kasaba ve kentsel alanlardan oluşan 530 yerleşim yerinde Filistinlilere ait 60 bin evin ve 1967 işgalinden bugüne kadar Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze’de Filistinlilere ait 60 bin evin daha yıkıldığını bildirdi.

Halper, “Ve şimdi, ekim ayından bu yana geçen dört ayda, Gazze’de 300 bin Filistinlinin evi yıkıldı. Bu rakam Gazze’deki evlerin yüzde 75’i. Yani 1948’den bugüne kadar yıkılan yüz binlerce evi düşünürseniz, Filistinlilerin evlerinin yıkılmasının, İsrail’in Filistinlileri topraklarından sürüp ülkeyi bir Yahudi ülkesine dönüştürmek için kullandığı ana araç olduğunu görürsünüz.” görüşünü paylaştı.

İsrail’in 1948’de ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ine tekabül eden 750 bin Filistinliyi Filistin’den sürdüğünü hatırlatan Halper, Gazze’de yaklaşık 2,5 milyon Filistinlinin yaşadığını ve İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki her şeyi yok ederek Filistinlileri dışarı çıkmaya zorladığını aktardı.

“İnsanlar kasıtlı olarak mülteci haline getirildi”

İsrailli antropolog, “Su yok, yiyecek yok, ekonomi yok, altyapı yok. İsrail buna güveniyor. İsrail gönüllü transferden bahsediyor, bu da etnik temizlik için başka bir kelime. Gazze’den on binlerce, yüz binlerce insanı mülteci olarak almaları için özellikle Avrupa devletlerine, ABD’ye, Kanada’ya ve benzerlerine güveniyor. Başka bir deyişle İsrail ‘insani yardım’ kisvesi altında 1 milyon ya da daha fazla Filistinliyi Gazze’den mülteci gibi nakletmeye çalışıyor, bu insanlar kasıtlı olarak mülteci haline getirildi.” diye konuştu.

ABD ve İngiltere’nin 50 bin, Fransa’nın 30 bin Filistinliyi alacağını belirten Halper, İsrail’in bu ülkelerin gerçekte mülteci olmayan Filistinlileri sözde mülteci olarak kabul etmelerini sağlamak yoluyla 1948’de ve sonrasında yaptığının aynısını yaparak Gazze’yi Filistinli nüfusundan arındırıp Yahudi yerleşimcileri yerleştireceğini ve bunun “Filistin’in Yahudileştirilmesi” politikasının bir parçası olduğunu söyledi.

Halper, “Her şeyden önce Gazze’de soykırım var. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) soykırım olduğuna hükmetmedi ama İsrail’in yaptıklarının Soykırım Sözleşmesi’ne aykırı olduğuna hükmetti.” değerlendirmesinde bulundu.

Halihazırda toplam 14 milyon Filistinliden Gazze’de 2,5 milyonunun yok edilmeye çalışılmasının soykırımın bir göstergesi olduğuna dikkati çeken İsrailli antropolog, Filistin’de 1948’den beri uluslararası hukukun “yavaş soykırım” olarak adlandırdığı bir sürecin işletildiğini vurguladı.

Halper, 1948’de Filistinlilerin yerinden edilmesi, 1967’deki işgal, kültürün yok edilmesi, ekonominin tahrip edilmesi ve insanların öldürülmesi birlikte düşünüldüğünde, Filistin halkının İsrail tarafından kasıtlı ve sistematik olarak yok edildiğinin görülebileceğini kaydetti.

İsrail’in Gazze’ye insani yardımların girmesine izin vermediğini vurgulayan Halper, İsrail’in insanlara bombardımanların yanı sıra açlık ve hastalıklarla bedel ödettiğini, bunun “sadece soykırım eylemi değil, soykırım niyeti” de barındırdığını belirtti.

Halper, “1948’den bugüne kadar Filistin halkını yok etme ve ortadan kaldırma niyetini görebilirsiniz, ancak Gazze muhtemelen bunun en dramatik dışavurumudur.” ifadesini kullandı.

Gösteriler ve boykotların önemine işaret eden Halper, Filistinlilere halkların verdiği desteği artırmak gerektiğini, çünkü Filistinlilerin Avrupa devletlerinin desteğine sahip olmadığını ve İsrail’in soykırımına devam etmesine izin verenin de aslında bu olduğunu aktardı.

İsrail’e yönelik eleştiriler veya protestolar olduğunda İsrail’in antisemitizm silahını kullandığını kaydeden Halper, “Bu durum Yahudiler için de kötü çünkü özellikle ABD’de İsrail’in soykırım politikalarına karşı olan çok sayıda Yahudi, özellikle de genç nesil var.” diye konuştu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/israilin-ev-yikimlari-etnik-temizlik-politikasinin-ana-araci/feed/ 0
Hüseyin Baş: “Düne Kadar Sınır Mahkemeleri Kurup Teröristleri Davulla Zurnayla Karşılayanlar Bugün En Milliyetçiler Oldular, Sahtekarlığa Bakın” https://www.akittvhaber.com.tr/huseyin-bas-dune-kadar-sinir-mahkemeleri-kurup-teroristleri-davulla-zurnayla-karsilayanlar-bugun-en-milliyetciler-oldular-sahtekarliga-bakin/ https://www.akittvhaber.com.tr/huseyin-bas-dune-kadar-sinir-mahkemeleri-kurup-teroristleri-davulla-zurnayla-karsilayanlar-bugun-en-milliyetciler-oldular-sahtekarliga-bakin/#respond Mon, 17 Jun 2024 21:27:32 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8829

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, İstanbul’da aday tanıtım toplantısında; “Düne kadar sınır mahkemeleri kurup teröristleri davulla zurnayla karşılayanlar, bugün en milliyetçiler oldular olaya bakar mısınız, sahtekarlığa bakın. Mesela, sağlıklı bir zihinle düşündüğünüzde, ‘Ben 15 gün önce İsveç’e o kadar salladım bunlar Kur’an yaktı, bunlar terör devleti dedim. Bugün ben O’nun NATO’ya girmesini kabul edemem’ demesi lazım, ama NATO’ya girmesine onay verdi. Bir değeri olan insan bunu yapar mı? Bir değeri olan insan bütün Türkiye’ye çağrı yapıp yüz binleri toplayıp, ‘İsrail’i lanetliyoruz, Filistin’in yanındayız’ deyip İsrail’le ticarete devam eder mi” dedi.

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, İstanbul’da partisinin aday tanıtım toplantısına katıldı. Toplantıda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cihan Erdoğanyılmaz ve 39 ilçenin belediye başkan adayı tanıtıldı. Erdoğanyılmaz, şunları söyledi:

“Cihan Erdoğanyılmaz bir semboldür. BTP kadrolarının içinde binlerce Cihan Erdoğanyılmaz var. Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in yetiştirdiği Bağımsız Türkiye kadroları, kendisini Atatürk’ün gençliğe hitabesinin muhatabı sayan tüm Türk gençliği, yıllardan beri görmezden gelinen, ülkemizi terk etmeye zorlanan Türk gençliği artık BTP sayesinde siyaset sahnesinde. Çünkü biz çok iyi biliyoruz ki bu ülke, onu bu hale getirenlere bırakılamayacak kadar kıymetli bir ülke. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyetimizin kazanımlarının bir bir elden çıkarılmasına, ülkenin ve gençlerin büyük bir karanlığa ve umutsuzluğa gömülmesine büyük bir üzüntüyle şahit olduk. İktidar ve muhalefet bugün siyasi rant kavgasına düşerek asli vazifesini unutmuştur. Bu vatan, onu bu hale getirenlere bırakılamayacak kadar kıymetli ve kutsaldır. Yaklaşan büyük İstanbul depremi, teknoloji devrimini kaçırmak üzere olmamız, ekonomik bağımsızlığımızın tehlike altına girmesini de düşündüğümüzde birinci vazifemiz olan Türk istiklalini, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa görevimizi yerine getirmek bizim için artık tarihi bir sorumluluktur.”

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş ise şöyle konuştu:

İKTİDARIN SORUNLARI ÇÖZMEYE, MUHALEFETİN DE İKTİDAR OLMAYA NİYETİ YOK

“Öyle ekonomik bir tablo var ki her gün üstüne iki kat fiyat koyuyor. Bunu çözmemiz lazım bir şekilde. Çözmek için ne yapıyoruz? Diyoruz ki, ‘Bu iktidara bir şans daha verelim bu ekonomiyi çözsün’ şimdi bir kısmımız bunu söylüyor, bir kısmımız da ‘Bu iktidarı iktidarda tutan muhalefete bir oy daha verelim, O gelip bu işi çözsün’ diyor.

Yahu kardeşim ne iktidarın bunu çözmeye niyeti var, ne muhalefetin iktidar olmaya niyeti var, sorun burada. Benim çağrım bütün Türk milletine şudur; gelin Bağımsız Türkiye Partisi ile birlikte yürüyelim. Her yerde adayımız var. Bu seçim her yerde bayrağımız dalgalanıyor. Özellikle o yüzde 48’lik seçmene de söylüyorum; bir önceki seçimde bir fedakarlık yaptık. O küçük partilerin yüzde 2.5 – 3 puanlara yaklaştığı yerde ben o seçime girseydim başka bir tablo çıkarırdım ama ben bir fedakarlık yaptım. Siz de ‘Sen bu seçim fedakarlık yaptın, biz de bir dahaki seçim sana oy vereceğiz’ dediniz. Şimdi ben kendime oy istemiyorum, ben adaylara oy istiyorum. İstanbul’u yönetecek, Aydın’ı yönetecek, Trabzon’u yönetecek, Karabük’ü yönetecek, Ankara’yı yönetecek, hülasa 80 ili yönetecek adaylara oy istiyorum çünkü sizin bana bir oy borcunuz var. O borcun ödenme günü gelmiştir.

“BEN SİYASETİ ÇOCUKLAR İÇİN YAPIYORUM”

Herhangi bir vatandaş internet haberlerinden veya televizyondan veya gazetelerden gündeme baksa veya sadece yaşadığına baksa, ‘oy vermeyi geçtim bunlara selam verilmez’ demesi lazım. Ben siyaseti kızım için yapıyorum, karşımdaki oğlum için yapıyorum, bu arkada gezen çocuklar için yapıyorum. Bu çocukların geleceği için yapıyorum, hiç kimsenin menfaati için zerre çıkar için bu siyaseti yapmıyorum ve yapmayacağım.

“MİLLİ EKONOMİ MODELİ SESSİZ BİR DEVRİMDİR”

Diyeceksiniz ki bu özgüven nereden geliyor? Şuradan geliyor; elimizde bir formül var. Bundan tam 11 yıl önce bugün Rusya’da Moskova’da benim de içinde olduğum bir ekip Rus Meclisi Duma’da bir sunum dinledi. O sunuma ‘Sessiz Devrim’ dendi. Kapitalizmi, liberalizmi ve dünyadaki sömürü sistemini tarihin çöp kutusuna atan bir devrimdi bu. O devrim benim güzel babamın yazdığı ‘Milli Ekonomi Modeli’ devrimiydi. Biz bu ülkeyi kalkındırırız ama bu ülkeyi kalkındırmak istiyorsanız size ait olan fabrikayı satmayacaksın, size ait olan fabrikayı kapatmayacaksın, size ait olan madeni satmayacaksın, yerinizin altından biten gıdanızı dışarıdan almayacaksınız. Bu ülkeyi kalkındırmak istiyorsan enerji kaynaklarınızı devreye sokacaksınız. Türkiye’nin enerji ihtiyacını dışarıya bir tek dolar vermeden karşılayabiliriz. Bunun için çok fazla böyle bilimsel araştırmalara enteresan çıkışlara, hiç kimsenin bilmediği icatlara ihtiyacımız yok, tek bir şeye ihtiyacımız var samimiyete. Vatanperver olalım vallahi de billahi de bu ülkeyi kalkındırır, hiç kimseye ihtiyaç duymayız.

“MİLLİYETÇİLİK ARTIYOR AMA HANGİ MİLLİYETÇİLİK?”

Diyorlar ki dünyada milliyetçilik artıyor. Tamam güzel milliyetçilik artıyor da hangi milliyetçilik artıyor? Şimdi dünyada yükselen trend olan milliyetçilik neyin milliyetçiliği biliyor musunuz? Söyleyeyim, bizde güya milliyetçilik yükseliyor. Bizde milliyetçilik falan yükselmiyor. Neden yükselmiyor? Dünyada yükselen milliyetçilik gıda milliyetçiliği, ‘kendi gıdamı yedirmem’ diyen milliyetçilik yükseliyor. Dünyada yükselen milliyetçilik maden milliyetçiliği, ‘kendi madenimi başkasına yedirmem’ diyor. Dünyada yükselen milliyetçilik kaynak milliyetçiliği, ‘su kaynağımı enerji kaynağımı, dönüştürülebilir kaynaklarımı başkalarına yedirmem’ milliyetçiliği. Dünyada yükselen milliyetçilik bu. Bizdeki milliyetçilik örnekleri ne? Rant bende olsun, gerisi peşkeş olsun. Milliyetçilik bizde böyle yükseliyor.

“DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ALEVİ OLSUN”

Alevilere oy deposu olarak bakılıyor. Bu insanların bir inancı var, bir düşüncesi var diye bakılmıyor, bunların oyu var olarak bakılıyor. Güneydoğu’da yaşayan insanımıza da oy deposu olarak bakılıyor. Burada ne yaşanıldığı, ne düşünüldüğü, eksiklerin ne olduğu, sorunun ne olduğu ile ilgili bir düşünce hiç kimsede yok. Bu, ‘biz bölgenin insanı için kurulduk’ diyen siyasi partide bile yok. Öyle olsa Güneydoğu’daki peşkeş çekilen madenleri konuşurlar, eğer öyle olsaydı Güneydoğu’nun kaynaklarının yabancılara, yandaşlara nasıl peşkeş çekildiğini konuşurlar. Çünkü o imkanlar o bölgenin insanına verilse, bütün Türkiye’ye verilse aslında birçok sorun çözülebilir. Bu, Alevi kardeşlerimizle ilgili de böyle. Ben hiçbir siyasi parti yöneticisinin cesaret edemediği bir şey söyledim, bu konudaki samimiyetimin ispatı olarak nitelendiriyorum bunu. O da şu; Diyanet İşleri Başkanını Alevi bir kardeşimiz yapalım.

“BTP İKTİDAR OLURSA HİÇ KİMSE KAYBETMEZ”

Ama bunların gerçekleşebilmesi için önce bir şeyi bizim algılamamız lazım. Türkiye’de siyaset şu temele oturdu; birisi iktidar olduğunda Aleviler iktidar oluyor, bir başkası iktidar olduğunda Sünniler iktidar oluyor veya bir başkasını iktidar ediyoruz, milliyetçiler iktidar olmuş oluyor veya bir başkasını iktidar ediyoruz, muhafazakarlar veya ulusalcılar veya solcular… Her neyse ülkede birisi iktidar olduğunda herkesin iktidar olduğu, birisi kazandığında hiç kimsenin kaybetmediği bir formülü Atatürk’ten sonra biz çıkaramadık. İşte Bağımsız Türkiye Partisi varlığını bu temel üzerine oturtmuş bir partidir. Biz iktidar olalım hiç kimse kaybetmesin.

“BUNLARDA HİÇBİR DEĞER VE KUTSAL YOK”

Düne kadar sınır mahkemeleri kurup teröristleri davulla zurnayla karşılayanlar, bugün en milliyetçiler oldular olaya bakar mısınız, sahtekarlığa bakın. Mesela, sağlıklı bir zihinle düşündüğünüzde, ‘Ben 15 gün önce İsveç’e o kadar salladım bunlar Kur’an yaktı, bunlar terör devleti dedim. Bugün ben O’nun NATO’ya girmesini kabul edemem’ demesi lazım, ama NATO’ya girmesine onay verdi. Bir değeri olan insan bunu yapar mı? Bir değeri olan insan bütün Türkiye’ye çağrı yapıp yüz binleri toplayıp, ‘İsrail’i lanetliyoruz, Filistin’in yanındayız’ deyip İsrail’le ticarete devam eder mi? Bunu kim yapar? Bunu hiçbir değeri olmayan, evrendeki bütün değerleri şahsi menfaati için kullanabilme potansiyeli olan, hiçbir kutsalı olmayan insanlar yapar.”

]]> https://www.akittvhaber.com.tr/huseyin-bas-dune-kadar-sinir-mahkemeleri-kurup-teroristleri-davulla-zurnayla-karsilayanlar-bugun-en-milliyetciler-oldular-sahtekarliga-bakin/feed/ 0 28 Şubat mağduru Akademisyen Koçakoğlu: “28 Şubat’ı hatırlatmak gibi bir gayemiz yok, gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır” https://www.akittvhaber.com.tr/28-subat-magduru-akademisyen-kocakoglu-28-subati-hatirlatmak-gibi-bir-gayemiz-yok-gayemiz-28-subati-unutturmamaktir/ https://www.akittvhaber.com.tr/28-subat-magduru-akademisyen-kocakoglu-28-subati-hatirlatmak-gibi-bir-gayemiz-yok-gayemiz-28-subati-unutturmamaktir/#respond Thu, 13 Jun 2024 21:27:45 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8628

Türk siyasi tarihine “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat sürecinde, üniversiteyi başörtüsü çıkarttırılarak okumak zorunda bırakılan Akademisyen Bedia Koçakoğlu, “Bazen ses yükselttiklerini duyuyoruz, ‘Bitmedi ajitasyonunuz, duygu sömürüsü yapmaktan da yılmadınız, 27 sene geçmiş aradan daha neyi anlatıyorsunuz’. Bizim 28 Şubat’ı hatırlatmak gibi bir gayemiz yok. Bizim gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır” dedi. Koçakoğlu, “Biz o dönemden itibaren bir gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu problemi çözeceğine dair hep inancımız var oldu, bu inanç olmasa hiçbirimiz yolumuza devam edemezdik emin olun” ifadelerini kullandı.

Türk siyasi tarihine “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat sürecinde, üniversiteyi başörtüsü çıkarttırılarak okumak zorunda bırakılan Bedia Koçakoğlu, yıllar sonra doçent doktor olarak başörtüsüyle girdiği üniversitede akademisyenliğini sürdürüyor.

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı olan 44 yaşındaki Doç. Dr. Bedia Koçakoğlu, Türk siyasi tarihine “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat sürecinde başörtüsü sorununu yaşadı. İlköğretim ve lise hayatını Alanya ilçesinde tamamlayan Koçakoğlu, ardından Konya Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazandı. Üniversite birinci sınıftayken 28 Şubat sürecine denk gelen Koçakoğlu’na, derslere başörtülü giremeyeceği belirtildi. Koçakoğlu, okuma hevesini yarıda bırakmak istemeyip derslere başını açarak girmeye devam etti. Üniversiteyi tamamladıktan sonra araştırma görevliliği sınavını başarıyla geçen Koçakoğlu, yüksek lisans ve doktora eğitimini de Konya’da tamamlayıp tekrar memleketi Antalya’ya döndü. Şu anda Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doçent doktor olarak akademisyenliğini sürdüren Koçakoğlu, bu süreç içerisinde 120’ye yakın yazdı, bu konular üzerine çeşitli konferans ve sunumlar yaptı. Koçakoğlu, o dönemlerde yaşadıkları ve bugün içinde bulunduğu süreç hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“Gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır”

Koçakoğlu, bugünden 27 yıl öncesine dönüp baktığında, “Bugün Filistin’e dönüp baktığında gördüğünün insanoğlunun, insanoğlunun cehennemi olduğudur. Bütün insanlık aslında koskocaman bir mezarlık gibi, bu mezarlığın mezar taşı da galiba biz Müslümanlarız. Doğu Türkistan, Filistin, Bosna Hersek, Arakan, Keşmir’e dönüp bakın, 28 Şubat’a dönüp bakın. Biz Müslümanlar bir şekilde eziyet görmeye devam ediyoruz. 28 Şubat için söylüyorum, gencecik bir kız çocuğuydum. Bin bir hayalle üniversiteye gitmişim. Bir ışık görebilme adına başörtüsü açıp kapattığımız o kırık aynalara defalarca bakmışızdır. Bazen ses yükselttiklerini duyuyoruz, ‘Bitmedi ajitasyonunuz, duygu sömürüsü yapmaktan da yılmadınız, 27 sene geçmiş aradan daha neyi anlatıyorsunuz’. Bizim 28 Şubat’ı hatırlatmak gibi bir gayemiz yok. Bizim gayemiz 28 Şubat’ı unutturmamaktır” diye konuştu.

“Sokağın ortasına açtırdılar”

Unutulan hadiselerin tekrar edebileceğinin altını çizen Koçakoğlu, “Modernizm ve postmodernizm üzerine çalışıyorum. Bakıldığı zaman tek tip insan var etme gayesi var. Tüketime endeksli, hazcı, soysuz, kimliksiz, mahrem sınırının olmadığı bir insan tipi hedefliyorlar. Bu tipin karşısında durabilen tek sistem İslam dini bugün. Bu nedenle İslam dini tüm sistemler tarafından hedef olarak gösteriliyor. Müslümanlarda hem fikir hem psikolojik olarak yıpratılıyor. Üniversiteye yazar olacağım hayaliyle başladım. 28 Şubat süreci başladı başımızı açmamızı istediler. Açmanın da bir adabı olur. Konya Selçuk mezunuyum. İnsanı bir şekli olur başörtü açmanın. Bizler; bir sirk hayvanı gibi sokağın orta yerinde insanlar bizi seyrederken, gelip geçenler şöyle bir bakarken sokağın orta yerinde başımız açıp ondan sonra kampüsün duvarlarından içeriye alındık. Bazen otobüse binerdik, otobüs kampüsün içine direkt girerdi çünkü polisler otobüse binerler, bakarlar. Bizler kaçalım diye bazen böyle kafamızı yere falan eğerdik başörtümüz görünmesin diye. ya da otobüsün ortasında açmak zorunda kalırdık. Başörtülü girdiğimiz zaman sınıfta o dönem erkek arkadaşlarımız son derece anlayışlılardı. Bütün ön sıralara hep erkekler otururdu. Biz başörtülü kızlar en arka sıralara otururduk ki kendi çapımızda bir mahremiyet oluşturmuş oluyorduk” ifadelerine yer verdi.

Koçakoğlu, o dönem başörtülü genç kızların hep bir travma içinde kaldığını kaydetti.

“Cumhurbaşkanımıza inancımız tamdı”

Sahada sadece başörtüsü özgürlüğünün sorun olmadığını, pek çok problemin olduğunu dile getiren Koçakoğlu, “Bunların hepsiyle mücadele edebilmeliyiz. Topyekün insanlık adına bir savaş verebilmeliyiz. Öyle düşünüyorum. Cumhurbaşkanı bir şiir okuduğundan dolayı edebiyatçı olduğumuz için bizim sahamıza da girdiğinden dolayı bir şiir okuduğundan dolayı hapse atılmıştı. O dönemde bizler başörtüsü adına mücadele verirken bir taraftan da Cumhurbaşkanının şiirde geçen birkaç dini kelimeden dolayı ki müfredatta yer alan bir şiirdir. O kelimeden dolayı hapse atılması bize birbirimizi tanımasak da, görmesek de günümüzdeki gibi elbette o dönem başbakanlık, Cumhurbaşkanlık gibi bir vazifesi olmadığından dolayı da tanımasak da, bilmesek de bir ruhsal mücadele bağı oluşturdu bize Cumhurbaşkanıyla, o dönemki başörtülü genç kızların verdiği mücadele. Biz o dönemden itibaren bir gün Cumhurbaşkanı’nın bu problemi çözeceğine dair hep inancımız var oldu. Bu inanç olmasa hiçbirimiz yolumuza devam edemezdik emin olun. Kimimiz akademisyen oldu, kimimiz doktor oldu, kimimiz farklı meslekleri seçti. Ama bir gün bu problem bitecek ve biz özgürce, başörtülü bir şekilde vazifelerimizi yapabileceğiz diye devam ettik” diye konuştu.

“Sen neredeydin sorusu”

Akdeniz Üniversitesinde yardımcı doçent olarak göreve başladığında henüz başörtü probleminin çözülmemiş olduğunu hatırlatan Koçakoğlu, “Biz yine başımızı açarak akademisyenlik yapıyorduk. O dönem de çözülmemişti. Dördüncü sınıfta derse girdim. Öğrencilerle biz son sene bir helalleşme konuşması yaparız. İşte çocuk hakkımızı helal edin gibi. Bir öğrencim, ‘Hocam ben size hakkımı helal etmiyorum’ dedi. Neden yavrum dedim, kaldın mı benim dersten? Neden helal etmiyorsun? ‘Hocam’ dedi, ‘Biz dört yıldır burada zulüm görürken siz neredeydiniz’. Öğrenciler de başörtülü alınmıyordu o dönem Akdeniz Üniversitesi’ne. ve çocuk benim inançlı bir bildiği için benden kısmen de olsa bir motivasyon edindiği için o sitemini bana bu şekilde ifade etti. Ben ömrümü bu cümle üzerine kurdum. Biz eziyet görürken siz neredeydiniz? Şunu çok iyi biliyorum. Cumhurbaşkanı da ömrünü bu cümle üzerine kurmuş birisi, bir lider. Bu yüzden Filistin için mücadele ediyor. Bu yüzden dünyadaki bütün eziyet gören Müslüman olsun olmasın fark etmez, insanlar için mücadele ediyor. Biliyor ki Cenabı Allah orada o insanlar eziyet görürken, sen neredeydin sorusunu soracak. Bu yüzden bizim vicdanlı insanlara ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

“Bir daha o karanlık çukurlara bu ülke düşmesin”

“Bizim merhametli liderlere, yöneticilere ihtiyacımız” var diyen Koçakoğlu, “Cumhurbaşkanı başörtü noktasında büyük bir adım attığında yavaş yavaş peyderpey kurumlarda bu problem aşılabildi. 2015 yılında Akdeniz Üniversitesi’nde ilk doçent olduğumda bir gün kararımı verdim ve başörtülü olarak sınıfa gittim. Sınıfta yaklaşık 110 öğrencim vardı. Sınıftan içeriye girdim. Başta tanımadığı öğrenciler. Şaşkın şaşkın baktılar bu kim diye. Ses tonundan tanıyınca hepsi birden ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı. Hiç unutmuyorum. Hayatımda bir o kırık aynadaki başörtüsüz görüntüm, ruhuma yerleşmiştir. Bir de öğrencilerimin beni ayakta alkışladığı o görüntü. Çocuklar, ‘ Niye alkışladınız’ dedim. Hocam özgürlüğü alkışladık dediler. Bakın bu refleksi kolay kolay yüz öğrenci aynı anda bilinçsiz bir şekilde veremez. Neden? Çünkü bu çocuklar bizim ızdırabımızı görüyorlar. İnandığımız bir şey var. Bir değer var. bunun için ömrünüz boyu savaş veriyorsunuz, yaşıyorsunuz. Ama bu inancınızın gereği olan başörtüsünü takamıyorsunuz. Bu zulmü, bu duyguyu ancak yaşayan hisseder, yaşayabilir. O yüzden bugün birilerinin çıkıp birilerinin, ‘vay efendim duygu sömürü yapıyorsunuz, ajitasyon yapıyorsunuz’ demesi bana son derece anlamsız, duygusuz ve merhametsizce geliyor. Bizim bu ülkede yaşanan bazı şeyleri unutturmamaya ihtiyacımız var. Bu son derece kıymetli. Aynı karanlık çukurlara, bu ülke bir daha düşmesin diye bizim tarihteki bazı hadiseleri unutmamamız gerekiyor” dedi.

“Kırık ayna”

“28 Şubat süreci de unutmamamız, unutturulmaması gereken süreçlerden birisidir” diyen Koçakoğlu, “Neden derseniz kırık aynalara aynı görüntüler bir daha düşmesin diye. Kırık ayna ise şöyle, başımızı yapabilmemiz için bir ayna lazım. Bir tane kırık küçük bir aynası vardı ve duvara koymuştu, onun karşısında sıraya geçer orada başörtüsünü kapatır ve açardık. Kırık aynaya yansıyan görüntü bizim inanç dünyamızın yansıması gibiydi” ifadelerine yer verdi. – ANTALYA

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/28-subat-magduru-akademisyen-kocakoglu-28-subati-hatirlatmak-gibi-bir-gayemiz-yok-gayemiz-28-subati-unutturmamaktir/feed/ 0
AK Parti Bursa İl Başkanı 28 Şubat Darbesini Kınadı https://www.akittvhaber.com.tr/ak-parti-bursa-il-baskani-28-subat-darbesini-kinadi/ https://www.akittvhaber.com.tr/ak-parti-bursa-il-baskani-28-subat-darbesini-kinadi/#respond Sun, 09 Jun 2024 21:09:40 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8523

AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, millet iradesini yok sayan silahlı cuntanın 27 yıl önce gerçekleştirdiği 28 Şubat Post Modern Darbesini yayınladığı basın açıklaması ile kınadı.

Başkan Davut Gürkan açıklamasında; “28 Şubat’ta siyasete, demokrasiye ve insan haklarına “balans ayarı” vermeye çalışanlar, Aziz Milletimiz tarafından kısa sürede balans ayarına uğradılar. Milletimizden aldığımız güç ve tarihin bize yüklediği sorumluluk ile millet iradesini egemen kılma, büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

“28 Şubat Darbesi kara bir lekedir”

28 Şubat 1997 darbesinin insan haklarına saldırı ve demokrasi düşmanlığının yıldönümü olduğuna dikkat çeken AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, “27 yıl önce silahlı cunta tarafından, sözde irtica tehdidi ile bütün bir ülkeyi çevrelemeye çalışmak, toplumun çeşitli kesimlerini vesayet ideolojisinin elinde rehin tutmak, insanlık onuruna, akıl ve mantık ilkelerine deli gömleği giydirmek üzere gerçekleştirilen 28 Şubat Darbesi insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiştir” diye konuştu.

Failleri tarafından “1000 yıl sürecek” yaklaşımı ile savunulan bu karanlık girişimin değil bin, on yıl bile sürememiş olmasının, vesayetçilerin hukuksuzluğunun, kirli hesaplarının net bir göstergesi olduğunu belirten Başkan Gürkan; “İslami kimliğe duydukları derin öfkeyi, sistematik ve kanun dışı vahşi bir militarist dayatma ile dışa vuran darbeciler, aldıkları anti-demokratik MGK kararları ile dönemin iktidarına darbe vurmuşlardı. Yaşanan darbe süreci ile birlikte İslami kimliğe sahip olan toplumun büyük bir kesimi türlü yollarla kısıtlandı. Genç kızlar üniversitelere başörtüleri ile giremedi, kılık-kıyafetleri nedeniyle gençler eğitim haklarından mahküm bırakılarak ikna odaları eliyle inançlarından vazgeçmeye zorlandılar. Katsayı adaletsizliğiyle gençlerin istedikleri okulda eğitim almalarının önü kapatıldı. Kamu görevlileri eşleri başörtülü olduğu için fişlendi. Siyasi görüş ve inancından dolayı insanların; çalışma, eğitim, ibadet, düşünce ve ifade özgürlükleri gibi temel hakları engellendi. Ülkesi için, milleti için çalışan ve üreten sermaye dahi “yeşil sermeye” adı altında kategorize edildi, ötekileştirilmiştir” dedi.

“Asıl balans ayarını milletimiz vermiştir”

Demokrasi ve insan haklarını, millet iradesini hiçe sayan darbeye en güzel cevabın, yine bu aziz millet tarafından verildiğine vurgu yapan AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, “28 Şubat’ta siyasete, demokrasiye ve insan haklarına “balans ayarı” vermeye çalışanlar, Aziz Milletimiz tarafından kısa sürede balans ayarına uğradılar. Türkiye’ye sözde ayar vermeye kalkan, milletimizin elinden geleceğini, haklarını ve huzurunu alan karanlık darbe dönemleri, milletimizin 15 Temmuz gecesi verdiği mücadele ile bir daha yaşanmamak üzere tarihe gömüldü. Milletimizden aldığımız güç ve tarihin bize yüklediği sorumluluk ile millet iradesini egemen kılma, büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz.

Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, Türkiye Yüzyılı yolunda daha emin adımlarla yürüyor, 21 yıldır her şartta ve koşulda darbeler karşısında yanımızda olan milletimize şükranlarımızı sunuyoruz” ifadelerini kullandı. – BURSA

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/ak-parti-bursa-il-baskani-28-subat-darbesini-kinadi/feed/ 0
Mustafa Demirci’den Gazze’deki dramı anlatan yeni eser: Suçum Neydi Benim https://www.akittvhaber.com.tr/mustafa-demirciden-gazzedeki-drami-anlatan-yeni-eser-sucum-neydi-benim/ https://www.akittvhaber.com.tr/mustafa-demirciden-gazzedeki-drami-anlatan-yeni-eser-sucum-neydi-benim/#respond Sun, 09 Jun 2024 21:06:37 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8521

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi, sanatçı Mustafa Demirci, Gazze’deki dramı anlattığı yeni eseri “Suçum Neydi Benim”i yayınladı.

Usta sanatçı, bir çocuğun dilinden Gazze’de yaşanan acıyı ele aldığı esere ilişkin görüşlerini ve eserin ortaya çıkış hikayesini AA muhabirine anlattı.

Böyle bir eseri yapmayı istemediğini dile getiren Demirci, “Keşke orada insanlar, çocuklar, bebekler katledilmeseydi de böyle bir eseri yapmak zorunda kalmasaydım. Yaşadığımız yüzyılda çok büyük felaketler oldu ve olmaya da devam ediyor. Bana göre Gazze’de yaşananlar yaşadığımız yüzyılın en büyük felaketlerinden bir tanesi. Çünkü masumiyetin katledilmesi söz konusu.” dedi.

Mustafa Demirci, çocuk ve bebeklerin, saflığı ve ilahi duyguları temsil ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Çocukların bütün dünyanın gözü önünde açıkça katledilmesi katlanılır bir durum değil. Bu dışarıdan izleyen açısından bir başka utanç vesilesi ama içeride bizzat yaşayan Filistinli kardeşlerimiz için tarif edilemez bir acı. Beni en çok yaralayan görüntülerden bir tanesi, bir babanın yavrusunun parçalanmış bedenini torbalara doldurarak elinde tutmasıydı. Bunu bir insan nasıl kabullenebilir? Ben bu acıyı hissettiğim için böyle bir şiir yazmak istedim. İnsani duyarlılık her şeyin ötesindedir. Sanatçı olmasam da bir insan olarak bunu kabullenmem mümkün değil. Maalesef bu hikaye çok geçmişte başladı ve gitgide kötüleşerek devam ediyor.”

“Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür”

Usta sanatçı, masumiyete karşı, aleni ve pervasızca işlenen bu suikastı kabullenmenin mümkün olmadığının altını çizerek, Gazze’de öldürülen masum çocukların da “Suçum neydi benim?” diye soracağını ifade etti.

Gazze’de son 5 ayda, 13 bine yakın çocuğun öldürüldüğüne vurgu yapan Demirci, “Bu bir soykırımdır. Bu gerçekten tarihte eşi benzeri görülmemiş planlı bir çocuk katliamıdır. Benim bunları söylerken içim titriyor. O kafa nasıl çalışıyor acaba? Dünyada böyle bir katliamın Batıda yapıldığını düşünsek acaba ne olurdu? Bu çocukların suçu Müslüman bir ailenin çocuğu olmaları mı? Her canlının yaşama hakkı var. Kaldı ki bir insandan bahsediyoruz.” diye konuştu.

Mustafa Demirci, sanatın yaşanmışların yansıması olduğunun altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sanatçının eseri, tasavvuru, hayali ve estetik birtakım düşünceleri etrafında şekillenir. Hissetlerini sahip olduğu yetenekler çerçevesinde ortaya koyar. Ben hem kendi vicdanım ve duygularım çerçevesinde hem de toplumun hassasiyet gösterdiği konularda her zaman çalışmalarımı devam ettirmek istiyorum. Çalıştığım Türk dini musikisi alanında da güncel kaygı ve yaklaşımlardan uzak kalmadım. Filistin gibi kanayan bir yaramıza da uzak kalmam söz konusu olmamalıydı. Bu eseri de sadece bunun için yaptım. Çocuklardı tek düşüncem.”

“12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edildi”

Eserin adını ilk önce “Ben Gazzeli Bir Bebeğim” olarak planladığını fakat müzik platformlarında “Gazze” kelimesinin geçmesinin eserin yayılmasına engel olacağını düşünerek vazgeçtiğini aktaran Demirci, “Filistin’de bir alışılmışlık oluşturdular. Lokma lokma Filistin’i yedikleri için, son lokma Gazze kalmıştı. Burayı da yemek istiyorlardı. Olayın oluş şekli önemli değil. Demek ki 12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edilebiliyormuş. Bunu bir sene önce söyleselerdi inanmazdık. Bunu bile kanıksattılar insanlığa.” değerlendirmesinde bulundu.

Usta sanatçı, Gazze’de yaşanan hadiselerin herkesin başına gelebileceğine dikkati çekerek, “Herkes bu tehdidin altındadır. O yüzden duyarlı olmak zorundayız. Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür. Yaşananlara baktığımızda eğer amelleri buysa niyetlerini tahayyül etmek bile istemiyorum. Allah bu acıları bir daha yaşatmasın.” dedi.

Mustafa Demirci’nin “Suçum Neydi Benim” adlı eserinin sözleri şöyle:

“Ben Gazzeli bir bebeğim,

Ben Gazze’de bir meleğim,

Ben Gazzeli bir bebeğim,

Suçum neydi, neydi benim?

Evim, yurdum bombalanmış,

Paramparçadır bedenim.

Büyüyemem, yürüyemem,

‘Anne acıktım’ diyemem,

Hislerimi söylemem,

Hayat hakkım yoktur benim.

Ben gülemem, oynayamam,

Ninnilerle uyuyamam,

Uykularım bombalanmış,

Bir masalım yoktur benim.

Ben Gazzeli bir çocuğum,

Yaşanmadı çocukluğum,

Ne varlığım ne yokluğum,

Kimse bilmez adım benim.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/mustafa-demirciden-gazzedeki-drami-anlatan-yeni-eser-sucum-neydi-benim/feed/ 0
TBMM Genel Kurulu toplantı yeter sayısı bulunamadığı için kapandı https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-genel-kurulu-toplanti-yeter-sayisi-bulunamadigi-icin-kapandi/ https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-genel-kurulu-toplanti-yeter-sayisi-bulunamadigi-icin-kapandi/#respond Wed, 05 Jun 2024 21:36:43 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8408

TBMM Genel Kurulu, toplantı yeter sayısı bulunamadığı için kapandı.

Genel Kurulda, Saadet Partisinin “Gazze” ile ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair önergesinin bugün ele alınması önerisi görüşüldü.

Öneri üzerinde söz alan Saadet Partisi Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun, Gazze’de insanların açlıktan ölümle karşı karşıya kaldığını söyledi.

Gazze’ye yardım için kullanılabilecek 3 sınır kapısından 2’sinin İsrail’in kontrolünde olduğunu dile getiren Torun, “Bugüne kadar yardımlar Refah Sınır Kapısı üzerinden ulaştırılmaya çalışıldı ancak burada da İsrail’in yapmış olduğu baskı ve Mısır ile aralarındaki mevcut anlaşmalar yüzünden süreçler çok uzun sürmekte ve yapılan yardımların önüne geçilmektedir.” diye konuştu.

Türkiye’nin bu insani krize karşı hemen bir aksiyon almak zorunda olduğunu vurgulayan Torun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler nezdinde girişimde bulunarak Refah Sınır Kapısı’ndan yardımların geçişinin koordinasyonunda öncü rol üstlenmesini talep etti.

İYİ Parti Konya Milletvekili Ünal Karaman, Gazze’de çocukların açlıkla ölüme sürüklendiğini belirterek, “Acil yardımın ulaştırılamaması durumunda 335 bin çocuğun daha hayatını kaybetme tehlikesi yaşadığı bilinmektedir. Hiçbir gerekçe, sebep, hırs 21’inci yüzyıldaki bu düşmanlığı meşrulaştıramaz. Bu insanlık dramına son vermek adına uluslararası organizasyonların samimi, gerçekçi ve sonuç odaklı hareket ederek, insanlık onurunu yerle bir eden bu vahşete ‘dur’ demesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, Gazze’de açlıkla, susuzlukla, ölüme terk edilmiş yaklaşık 2 milyon insan bulunduğunu kaydederek, “Ürdün Hava Kuvvetleri Gazze’ye havadan gıda atmaya başladı. İhtiyaç sahiplerine ulaştı mı bilmiyoruz ama her şeye rağmen yapılabilecek bir şey olduğunu Ürdün bütün dünyaya göstermiş oldu.” diye konuştu.

CHP Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, TBMM’nin, dünyanın ikiyüzlü davrandığı bu konuda, kafasını kuma gömmemesi ve görüşmesi gerektiğini söyledi.

“Yardımlarımız Mısır ile eş güdüm içerisinde devam ediyor”

AK Parti Grubu adına konuşan TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanında soykırım suçuyla yargılandığını hatırlattı.

Türkiye’nin, Gazze’de savaş suçu işleyen İsrailli yetkililerin uluslararası mahkemelerde hesap vermesi için tüm uluslararası süreçlerin işletilmesine destek verdiğini vurgulayan Yüksel, Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasını, deliller başta olmak üzere desteklediklerini anlattı. Uluslararası Ceza Mahkemesinde, İsrailli yetkililerin cezalandırılması için çabalarının devam ettiğini de dile getiren Yüksel, öte yandan İsrail’in, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Filistin topraklarındaki işgal ve ilhakına ilişkin Uluslararası Adalet Divanı nezdindeki diğer bir süreç olan danışma görüşü yargılaması çerçevesinde Türkiye’nin, dün Divan nezdinde bir sunum yaptığını belirtti.

AK Parti’li Yüksel, şunları kaydetti:

“Filistinlileri dünya kamuoyunda savunan ülkelerin başında gelen Türkiye, Batılı ülkeler İsrail barbarlığını meşru müdafaa bahanesiyle gizlemeye, savunmaya çalışırken Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tüm dünyada Filistin’in, insanlığın, mazlumların sesi olmuştur. Filistinli sivilleri hedef alan barbarca saldırılar devam ederken Gazze’deki insani durumun vahameti karşısında Filistinli kardeşlerimize yönelik yardımlarımız da Mısır ile eş güdüm içerisinde devam etmektedir. Bütün bu yardımlarımız devam ederken yine bu kapsamda 10 milyon dolar gönüllü katkıda bulunmuş olduğumuz BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına son gelişmeler ışığında ilave 1 milyon dolar destekte bulunduk. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler bizler için yok hükmündedir, Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edeceğimiz bir durum değildir.”

Görüşmelerin ardından yapılan oylamada, Saadet Partisinin grup önerisi kabul edilmedi.

İYİ Partinin “pahalılık”; DEM Parti’nin “Bitlis” ile ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair önergelerinin bugün ele alınması önerileri de ayrı ayrı görüşüldü. Yapılan oylamada, İYİ Partinin grup önerisi kabul edilmedi.

Genel Kurulda, DEM Parti’nin grup önerisinin oylanmasından önce iki kez toplantı yeter sayısı bulunamadı.

TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, bunun üzerine birleşimi yarın saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-genel-kurulu-toplanti-yeter-sayisi-bulunamadigi-icin-kapandi/feed/ 0
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, İsrail’in Filistin işgaline son verilmesi çağrısını yineledi https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-adalet-komisyonu-baskani-cuneyt-yuksel-israilin-filistin-isgaline-son-verilmesi-cagrisini-yineledi/ https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-adalet-komisyonu-baskani-cuneyt-yuksel-israilin-filistin-isgaline-son-verilmesi-cagrisini-yineledi/#respond Tue, 04 Jun 2024 21:54:41 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8379

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Türkiye’nin, Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD), İsrail’in Filistin’deki işgaline son vermesi, 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan egemen, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasıyla kalıcı bir çözüme ulaşılacağı çağrısını yinelediğini bildirdi.

Yüksel, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel, Anayasa Komisyonu Üyesi ve AK Parti Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile Türkiye’nin UAD’deki sözlü sunumunu takip ettiklerini hatırlattı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, 30 Aralık 2022’de UAD’den “İsrail’in, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında Filistin halkının insan haklarını etkileyen uygulamaları” hakkında danışma görüşü alınmasına karar verdiğini belirten Yüksel, 19 Şubat 2024 tarihinden itibaren 52 devletin yanı sıra İslam İşbirliği Teşkilatı, Afrika Birliği ve Arap Ligi temsilcilerinin Divanda sunumlar yaptığını dile getirdi. Cüneyt Yüksel, Türkiye’nin sözlü sunumunu ise dün gerçekleştirdiğini kaydetti.

UAD’deki süreçleri yakından takip ettiklerini bildiren Yüksel, uluslararası hukuk kurallarına riayet edilmesini sağlamanın tüm uluslararası toplumun görevi olduğunu vurguladı.

Cüneyt Yüksel, “Divan, bir kez daha İsrail’in tüm Filistin topraklarında yürüttüğü uygulamaları ele alırken, İsrail, Gazze’nin adeta insansızlaştırılması için vahşi bir saldırı sürdürmektedir. Bugün geldiğimiz noktada, her türlü bahaneye sığınarak binlerce sivil insanı ayrım gözetmeden katleden İsrail’in, işgal, ilhak ve insansızlaştırma politikası artık zirve noktasına ulaşmıştır. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan vazgeçmelidir.” dedi.

İslam dünyası ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplumun, sonu soykırıma varacak bir çılgınlığa izin vermemesi gerektiğini dile getiren Yüksel, UAD’deki sunumda Türkiye’nin, İsrail’in işgal politikalarıyla Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellendiğinin, İsrail’in işgalinin “derhal ve koşulsuz olarak” sona erdirilmesi gerektiğinin vurguladığını aktardı.

Cüneyt Yüksel, “Üçüncü ülkelerin, İsrail’in Filistin’deki işgalinin ve Kudüs’ün tarihi ve hukuki statüsünün değiştirilmesine yönelik adımlarının tanınmaması yükümlülüğü olduğunu hatırlatan Türkiye, Uluslararası Adalet Divanı’nda bir kez daha İsrail’in Filistin’deki işgaline son verilmesi ve 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören kalıcı ve sürekli bir çözüme ulaşılması çağrısını yinelemiştir.” şeklinde konuştu.

“İnsan haklarını ihlal eden eylemlerin hesabının sorulması gerektiğinin altı çizilmiştir”

Türkiye’nin, İsrail’in, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının kimlik ve statüsünü değiştirmeye ve Filistin halkına yönelik devam eden saldırılara kayıtsız kalamayacağını ifade ettiğini anlatan Yüksel, şöyle devam etti:

“Türkiye, İsrail’in, Doğu Kudüs dahil olmak üzere, işgal altındaki Filistin topraklarının kimlik ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm tek taraflı eylem ve tedbirlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve koşulsuz olarak durdurulması gerektiğini bildirmiştir. İsrail’in uluslararası hukuku ihlal eden her türlü eylem ve tedbirinin hükümsüz ve geçersiz sayılması, insan haklarını ihlal eden eylem ve tedbirlerin yanı sıra uygulamaların da hesabının sorulması gerektiğinin altı çizilmiştir. İsrail’in, özellikle Kudüs şehrinin ve Harem-i Şerif dahil olmak üzere kutsal yerlerin yapısını ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan her türlü eylemi ve tedbirinin yok hükmünde sayılması, derhal sonlandırılması ve iptal edilmesinin gereğini yine mahkemede vurgulamıştır.”

UAD’de, sivillere yönelik tüm saldırıların kesin bir dille reddedildiğinin, kınandığının, sivillerin her koşulda ve her zaman korunmasının şart olduğunun belirtildiğine işaret eden Yüksel, Türkiye’nin, İsrail ile Filistin arasındaki daimi barışın tesisine, Gazze’de kalıcı ateşkesin ve Gazze’ye acil, kesintisiz insani yardım akışının sağlanmasına yönelik çabalarını sürdüreceğini bildirdi.

“Türkiye, haksızlığa ve zulme daima karşı durmuştur”

Cüneyt Yüksel, “Türkiye’nin, gelecekteki müzakerelerin sağlam bir ortamda yapılabilmesi ve bir kez başarıldığında nihai çözümün önümüzdeki yıllarda da devam etmesi için bir ‘Garanti Mekanizması’ fikrini de geliştirdiği yine mahkeme önünde ifade edilmiştir.” bilgisini paylaştı.

Türkiye’nin, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulmasının temin edilmesi için uluslararası baskı oluşturulması yönündeki çabalara öncülük ettiğinin altını çizen Yüksel, Filistinlilerin haklarını uluslararası planda sonuna kadar savunmaya devam edeceklerini vurguladı.

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Yüksel, şunları kaydetti:

“Kendi ırkından gayrı hiçbir insana, etnisiteye ve topluma varoluş ve yaşam hakkı tanımayan, bu uğurda atılan her adımı her katliamı meşru gören bir anlayış dünyayı bir kan gölüne çevirmiştir. İsrail ve onun destekçilerinin geçmişte olduğu gibi bugün de sağır, dilsiz ve kör oldukları, artık doğru yola dönmeyecekleri aslında ezelden bilinmektedir. Uluslararası toplumun üç maymunu oynayan tüm devletlerine, kuruluşlarına ve diğer aktörlerine şu hususu hatırlatmak istiyoruz; dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan insanlık dışı şartlar, ölümler, açlık ve sefalet var olduğu müddetçe hiç kimse insan olamaz, hiç kimse madden ve manen güvende, dirlik ve esenlikte bulunamaz, insanlığını soluyamaz. Türkiye, bu haksızlığa ve zulme daima karşı durmuş, her zaman olduğu gibi bugün de en kararlı şekilde dost, mazlum ve kardeş Filistin halkı ile madden ve manen birlikte olmuştur.”

“Filistin davasının gündemden düşmesine asla izin vermeyeceğiz.” diyen Yüksel, İsrail’in suçlarını örtmek için büyüttüğü karanlığa ışık tutmayı sürdüreceklerini söyledi.

İsrail’in hak iddia etmesine müsaade etmeyeceklerine dikkati çeken Yüksel, uluslararası hukukun yaşanan süreçte ciddi bir sınavdan geçtiğini belirtti.

Cüneyt Yüksel, “Filistinlileri, dünya kamuoyunda savunan ülkelerin başında gelen Türkiye, Batılı ülkeler İsrail barbarlığını meşru müdafaa bahanesiyle gizlemeye, savunmaya çalışırken, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, tüm dünyada, Filistin’in, insanlığın, mazlumların sesi olmuştur. İsrail’in barbarlığını, savaş suçlarını ve kirli eylemlerini dünyaya haykırmaya ve ortaya koymaya devam edeceğiz. Hiçbir ülke hukukun üstünde değildir, İsrail’in hukuktan ve insanlıktan muaf olmadığını bir kez daha ifade ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası Ceza Mahkemesinden, faillerin yargılanması için gereken adımları atmasını beklediklerini ifade eden Yüksel, tüm süreçleri yakından takip ettiklerini sözlerine ekledi.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-adalet-komisyonu-baskani-cuneyt-yuksel-israilin-filistin-isgaline-son-verilmesi-cagrisini-yineledi/feed/ 0
Norveçli Profesör Mads Gilbert: İsrail’in Gazze’deki zulmü hayatımda gördüğüm en büyük zulüm https://www.akittvhaber.com.tr/norvecli-profesor-mads-gilbert-israilin-gazzedeki-zulmu-hayatimda-gordugum-en-buyuk-zulum/ https://www.akittvhaber.com.tr/norvecli-profesor-mads-gilbert-israilin-gazzedeki-zulmu-hayatimda-gordugum-en-buyuk-zulum/#respond Thu, 30 May 2024 21:04:01 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8217

Norveçli profesör Mads Gilbert, İsrail’in, “Filistin halkını aç ve susuz bıraktığı, dondurduğu, bombaladığı ve sakat bıraktığı” Gazze’de yaşananlara ilişkin “Hayatımda gördüğüm tüm zulümlerin ötesinde.” dedi.

İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla düzenlenen konferansa katılmak için İstanbul’a gelen Norveçli profesör Gilbert, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Gilbert, İsrail’in Gazze’de Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanında (UAD) yargılanmasına ve bu konuda ellerinde birçok argüman olduğuna değinerek şunları kaydetti:

“Benim için ise İsrail işgal ordusunun Gazze’deki Filistin halkını nasıl aç ve susuz bıraktığını, dondurduğunu, bombaladığını ve sakat bıraktığını görmek yeterli. Benim için bu bir savaş suçudur ve hayatımda gördüğüm tüm zulümlerin ötesindedir. Bu, sadece bir askeri harekat olmaktan çok daha fazlası. Bu, tüm halkın cezalandırılmasıdır ki toplu cezalandırma yasa dışıdır. Bu, sivil halka, kadınlara, çocuklara, yaşlılara, silah taşımayan herkese yönelik bir saldırıdır ve uluslararası hukuka aykırı olan Filistin sağlık sistemine karşı topyekun bir savaştır.”

Aç bırakmanın bir kitle imha silahı olduğunu vurgulayan Gilbert, “Ne tür bir insan, tam bir niyet ve planla bir milyondan fazla çocuğun açlıktan ölmesine ve temiz suya ulaşamamasına neden olur? Hangi yıldayız? 1600’de miyiz, 1400 mü yoksa 2024’te miyiz?” diye sordu.

Gilbert, insanları açlığa ve susuzluğa sevk etmenin, önceden planlanmış bir kötülük ve Filistin halkının direniş iradesine saldırmasının en üzücü yolu olduğunu söyledi.

İsrail’in Filistin halkına yönelik sömürgeci bir saldırı politikası izlediğinin altını çizen Gilbert, İsrail’in halkı aç bırakarak Gazze’den çıkmaya zorladığını kaydetti.

Gilbert, “Filistin-İsrail meselesi zor bir çatışma değil, bu zor bir işgaldir.” ifadesini kullandı.

Profesör Gilbert, uluslararası hukuka göre, işgal altındaki nüfusun sağlık hizmetlerinden, eğitiminden ve güvenliğinden sorumlu olan İsrail’in, bu sorumlulukları hiç karşılamadığını, faturayı daima uluslararası topluma kestiğini ve şimdi de 1948’den beri Filistinlilere destek olan Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) saldırdığını belirtti.

“Tüm bu değerler işgal altındaki Filistin’de ve özellikle Gazze’de İsrail devletinin saldırısına uğruyor”

Gilbert, “Batılı hükümetlerin, Ukrayna’nın işgali nedeniyle Rusya’ya karşı yaptıkları gibi İsrail’i, yaptırımlar, boykot ve barışçıl siyasi araçlarla durdurmamaları beni dehşete düşürdü, şok etti ve çok kızdırdı. Bu çifte standartlar, kendilerine insan ırkının dostları, insanlığın dostları ve uluslararası hukukun savunucusu diyen herkes için çok utanç vericidir.” dedi.

Artık yeni bir dilin kullanılmaya başladığını söyleyen Gilbert, “sömürgeleştirme”, “apartheid” ve “ırkçılık” gibi kavramların daha sık kullanılması gerektiğini çünkü ABD ve İsrail’in politikasını bu kavramların açıkladığını belirtti.

Gilbert, “Bence yeni bir neo-kolonyalizm çağındayız, ki bu çok tehlikeli, doğrunun değil gücün doğruyu tanımladığı bir çağ. En güçlü olanın hiçbir sınırlama olmaksızın, uluslararası hukuka ve temel insani değerlere saygı duymaksızın istediğini yapabildiği orman kanununa geri dönüyoruz.” diye konuştu.

İnsanların birbirine saygı duyduğunu, susuzluk çekene su, açlık çekene yiyecek bulmanın insani bir değer olduğunu ve bu değerleri herkesin çocuklarında görmek isteyeceğini ifade eden Gilbert, “Tüm bu değerler işgal altındaki Filistin’de ve özellikle Gazze’de İsrail devletinin saldırısına uğruyor.” dedi.

“Daha fazla gösteri, daha fazla faaliyet, daha fazla bilgi”

Gilbert, İsrail saldırılarına karşı dünyanın her yerinde insanların Filistin’le dayanışma içinde olmak için ayağa kalktığını, özellikle de gençlerin “bizim istediğimiz dünya bu değil” diyerek sokaklara dökülüp gösteriler yaptığını aktardı.

Tüm dünyada gerçekleşen gösterilerin umut verici olduğunu kaydeden Gilbert, özellikle de ülkesi Norveç’te genç kadınların Gazze’de olup bitenlere karşı gösterilere öncülük ettiğini belirtti.

Gilbert, iyi insanların ve genç Yahudilerin yaşananlara karşı çıkmasının ABD Başkanı Joe Biden, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Pentagon için sorun teşkil ettiğinin, hatta bunun büyük güçler için büyük bir sorun olduğunun altını çizdi.

Avrupa hükümetlerinin tavrındaki değişimin sebebinin de sokakların zorlaması olduğuna işaret eden Gilbert, devletler ile halklar arasındaki uçurumun giderek derinleştiğini, iktidarlar için büyük bir sorun haline geldiğini, dolayısıyla Filistin’e destek veren gösterilerin artarak devam etmesi gerektiğini kaydetti.

Gilbert, Ukrayna’yı işgali nedeniyle Rusya’ya karşı boykot, tecrit ve yaptırım politikası uygulayan Avrupa, ABD ve NATO’nun, Filistinliler İsrail’i boykot ettiğinde buna karşı çıktıklarını hatırlattı.

Profesör Mads Gilbert, sözlerini şöyle noktaladı:

“Faaliyetlerimizi sürdürmeliyiz, daha fazla gösteri, daha fazla faaliyet, daha fazla bilgi ve neler olup bittiğini anlamak için çalışmalıyız. Politika, politikacılara bırakılamayacak kadar önemli bir konudur.”

AA Global Haberler Direktörü Faruk Tokat, Gilbert’e “Kanıt” kitabını takdim etti

İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla düzenlenen konferansa katılan AA Global Haberler Direktörü Faruk Tokat, AA’nın “Kanıt” kitabını Gilbert’e takdim etti.

Tokat, Gilbert’e AA tarafından hazırlanan kitabın İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiğini ve kitaptaki bazı görsellerin uluslararası mahkemelerde kanıt olarak kullanılacağını söyledi.

Gilbert, bu hediyeden dolayı memnuniyetini ifade etti.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/norvecli-profesor-mads-gilbert-israilin-gazzedeki-zulmu-hayatimda-gordugum-en-buyuk-zulum/feed/ 0
Birol Aydın: “İstanbul’umuzda Binlerce, On Binlerce İşsiz İnsanımız Var. İşkur’a Müracaat Etmiş. https://www.akittvhaber.com.tr/birol-aydin-istanbulumuzda-binlerce-on-binlerce-issiz-insanimiz-var-iskura-muracaat-etmis/ https://www.akittvhaber.com.tr/birol-aydin-istanbulumuzda-binlerce-on-binlerce-issiz-insanimiz-var-iskura-muracaat-etmis/#respond Tue, 28 May 2024 21:06:41 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=8159

Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Birol Aydın, Kapalıçarşı Esnafları Derneği, Mahmutpaşa Esnaf ve İşadamları Derneği, Mısır Çarşısı Esnafları Yardımlaşma Derneği’ni ziyaret etti. Aydın, “İstanbul’umuzda binlerce, on binlerce işsiz insanımız var. İŞKUR’a müracaat etmiş. Onların da iş bulana kadar toplu taşımadan ücretsiz istifade etmesini sağlayacağız. Hayat pahalılığı içerisinde 65 yaşını geçmiş, 25, 30 yıl çalışmış, 10 bin lira maaşa mecbur ve mahkum bırakılmış emeklilerimizin bir kısmı metro çıkışlarında, Marmaray’ın çıkışlarında mendil, limon satıyorlar. Buna da derman olacağız. Ama en kalıcı en doğru, dosdoğru İstanbul tasavvurumuzu gerçekleştirme projemiz de İstanbul’un nüfusunu azaltma projesidir” dedi.

Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Birol Aydın, Fatih Belediye Başkan Adayı Mehmet Yaroğlu, Fatih İlçe Başkanı Muzaffer Serenli, İl Başkanları Oğuzhan Sadıkoğlu ve Ömer Yıldızhan ile Kapalıçarşı Esnafları Derneği, Mahmutpaşa Esnaf ve İşadamları Derneği, Mısır Çarşısı Esnafları Yardımlaşma Derneği’ni ziyaret etti.

“BESLENME SAATİNDE KARNINI DOYURAMAYAN BİR YAVRUMUZUN BU HALİ EN ÖNCELİKLİ İŞİMİZDİR”

Aydın, ziyaret sırasında şöyle konuştu:

“Saadet Partisi olarak İstanbul’a ilişkin bir tasavvurumuzun olduğunu öteden beri dile getiriyoruz. Başka bir İstanbul’un mümkün olduğunu, İstanbul’da daha iyi bir yaşamın mümkün olduğunu ama İstanbul’a ilişkin tasavvurumuzun ne olduğunu belirlemeden söylenecek sözlerin, vaatlerin bir karşılığının olamayacağını dile getiriyoruz. Bu açıdan İstanbul’u markalaştırmak, İstanbul’a bir kalite getirmek, bir estetik getirmek ve nezaketi İstanbul’da yaygın kılmak çabası ve arzusu içerisinde bir tasavvurumuz var. İstanbul’un berberi de kaliteli berber. Esnafı da kaliteli, taksicisi de kaliteli, kaldırımı da kaliteli, mimarisi de kaliteli beyaz yakalısı da mavi yakalısı da kaliteli. Bir taksici gördüm, İstanbul taksicisi. Bir aşçı gördüm, İstanbul aşçısı. Bir müezzin, İstanbul müezzini. Bir kuyumcu, İstanbul kuyumcusu. Her haliyle İstanbul markasını, kalitesini barındıran ve bunu bütün dünyaya sirayet ettiren bir tasavvurumuz var. Bunun için de atılması gereken acil adımlar ve kalıcı adımlar var. Bugün İstanbul’umuzun en temel meselesi geçimse hayat pahalılığı ise bu alana ilişkin dokunacağımız yapacağımız işler vardır. ve beslenme saatinde karnını doyuramayan bir yavrumuzun bu hali en öncelikli işimizdir. Bunu kantin kart projemizle İstanbul’umuzda hiçbir yavrumuz ilk ve ortaöğretimde beslenme saatinde karnı aç sınıfın kenarında bulunmayacak. Onun karnını doyuracak proje kantin kart projesidir. Bu çok öncelikli bir projedir.

“ALTERNATİF BİR ÇÖZÜM OLARAK PEMBE METROBÜSÜ DEVREYE SOKACAĞIZ”

Metrobüs projemiz var ama pembe metrobüs projesi. İstanbul hürmete layık bir şehir. İstanbullu hürmete layık bir kitle. Fakat İstanbul içerisinde ayrıca hürmete layık olanlar yaşı 65’i geçmiş büyüklerimiz, kadınlarımız, kızlarımız ve engellilerimiz. Bunların toplu taşımanın ulaşımının en yoğun olduğu saatlerde balık istifi yolculuğun olduğu saatlerde bu duruma düşmemeleri için alternatif bir çözüm olarak pembe metrobüsü devreye sokacağız. Aması fakatı da bu işin olmayacak. Hürmet dediğimiz önce buradan başlayacak. Kalıcı çözüm olana kadar bu alternatif çözümü, yaşı ilerlemiş insanlarımızdan, engellilerimizden, kadınlarımızdan, kızlarımızdan esirgemeyeceğiz bunu yapacağız. Bir hijyen timi projemiz var. Bugün maalesef İstanbul’umuzda birçok devlet okulunun tuvaletleri berbat. Temizlik yok, sabun yok. Milli Eğitim Bakanlığımızla bir işbirliği içerisinde bütün bu ihtiyacı olan okullarımızın temizlik ihtiyacını biz temizlik görevlisi, temizlik malzemesi ihtiyacını büyükşehir belediyesi olarak biz temin edeceğiz. Paramız, bütçemiz buna yeter. Ama illa bir kısıtlılık yapacaksak buralardan değil de bir kaldırım yenilemeden bir yol yenilemeden bir asfalt yenilemeden feragat edeceğiz. Ama bu hijyen timini ve kantin kart bu kart projesini devreye sokacağız.

“İŞSİZLERİN TOPLU TAŞIMADAN ÜCRETSİZ İSTİFADE ETMESİNİ SAĞLAYACAĞIZ”

İstanbul’umuzda binlerce, on binlerce işsiz insanımız var. İŞKUR’a müracaat etmiş. Onların da iş bulana kadar toplu taşımadan ücretsiz istifade etmesini sağlayacağız. Emeklilerimize yönelik de şüphesiz iyileştirmelerimiz var. Hayat pahalılığı içerisinde 65 yaşını geçmiş, 25, 30 yıl çalışmış, 10 bin lira maaşa mecbur ve mahkum bırakılmış emeklilerimizin bir kısmı metro çıkışlarında, Marmaray’ın çıkışlarında mendil, limon satıyorlar. Buna da derman olacağız. Ama en kalıcı en doğru, dosdoğru İstanbul tasavvurumuzu gerçekleştirme projemiz de İstanbul’un nüfusunu azaltma projesidir. Bu kadar trafik yoğunluğunu trafikte bekleme süresini kentsel dönüşümün bu coğrafyada yapsak da arzu ettiğimiz İstanbul tasavvuruna hizmet etmeyeceğini görüyoruz. Yani birinci köprüyü yaptık, ikinci köprü ihtiyacını ortadan kaldırmadı. İkinci köprüyü yaptık, üçüncü köprü ihtiyacı ortadan kalkmadı. Şu kadar metro hattı, şu kadar tramvay hattı, şu kadar metrobüs hattı yaptık. Yaptık ama bütün bu ihtiyaçlar görülüyor ki İstanbul’un trafik sorununu, ulaşım sorununu çözmüyor. Şu kadar binalar yaptık, şu kadar beton döktük, şu kadar demir ördük ama bütün bunlar Bizim İstanbul’da Allah korusun bir afet karşısında bir deprem karşısında güvenliğimizi temin edecek, huzur veren binalar, evler ve sokaklar ortaya çıkarmadı. Cenabıhakk’ın bize bahşetmiş olduğu bu nadide coğrafyada yaşayabilecek insan sayısı sınırlıdır. Biz İstanbul’un yedi ile on milyon arasında bir nüfusa çekilmesi düşüncesindeyiz. Bu muhakkak ve mutlaka bir periyodik çalışmayla mümkündür. Buna ilişkin ayrı dört tane projemiz var. Bunu ayrıca kamuoyuna takdim ettik.

“İSTANBUL’A AHLAKİ, VİCDANİ GÖZLE BAKIYORUZ”

Kentsel dönüşümü doğru şekilde yapmamız gerekiyor. Doğru işleri, doğru şekilde, dosdoğru şekilde yapmamız gerekiyor. Bir şeyi yaparken ayrıca on yıl sonra ayrıca büyük bir sıkıntıya sebebiyet vermemesi gerekiyor. ve bu dönüşüm yaparken de hak sahiplerinin üzerine ayrıca bir külfet yüklemememiz gerekiyor. Yani bedelsiz, yani ücretsiz kentsel dönüşümü gerçekleştireceğimizi vaat ediyoruz. Buna inanıyoruz. Şimdi bugün kıyısından köşesinden yapılan kentsel dönüşümlerde insanlarımıza gidiyor birisi, yarısı bizden, diğeri diyor ki yüzde kırkı vereceksin, biri diyor ki on yedi bin lira aylık ne var ki bunda diyor. İstanbul’da on beş bin lira, on bin lira maaş alan bir emekliye istersen beş bin lira de. Beş bin lirayı bile veremez. Yani vaktiyle almış, etmiş. Bir kenara koymuş. Bu insanımıza bunu ücretsiz verebiliriz. Vermenin de yolları var, çözümü var. Kiptaş’ı aktif bir şekilde devreye sokacağız. ve biz vatandaşımıza ekstra bir yük yüklemeden ona konutunu depreme dayanıklı daha işlevsel bir konutu vereceğiz. Müteahhitlerin, kar paylarını düşünürseniz, İstanbul’da bir imar kirliliğine, büyük bir imar kirliliğine neden olmaktan düzgün bir düzenlemeyle bunu yapmak pekala mümkün. Ayrıca zaten kalıcı çözüm için İstanbul’un nüfusunun azaltılması, on milyona kadar çekilmesi gerekiyor. Gönüllü olarak insanlarımızın istedikleri şehre, doğdukları şehre, emeklilerimiz, çalışma düzenleri veya işleri uzaktan çalışmaya müsait olan insanlarımız için Kiptaş marifetiyle cezbedici birtakım projelerimiz olacak. Bu şekilde İstanbul’u rahatlatacağız. Mesele İstanbul’a hangi gözlükle baktığımızdır? Mesele İstanbul’u hangi cetvelle ölçtüğümüzdür? Mesele İstanbul’un kıymetini, hangi mihenk taşıyla değerlendirdiğimizdir. Bir mana gözü var, bir madde gözü var. Maddiyatla bakarsanız İstanbul’un kıymeti sizin iştahınızı arttırır, yeşili dolar yeşili olarak görürsünüz oraya beton bina dikersiniz. Ama burada bir mana gözüyle bakarsanız, insana hizmet, insanın huzur yaşayacağı şehir inşa etmeye bakarsınız. Mesele baktığımız göz, ölçtüğümüz metre ve mihenk taşımızdır. Biz İstanbul’a ahlaki, vicdani gözle bakıyoruz. Adalet gözüyle bakıyoruz. Kurallılık gözüyle bakıyoruz. Şeffaflık ve denetlenebilir hizmet anlayışıyla bakıyoruz bunu yaptığımız zaman bu en kısa zamanda büyük sorunların üstesinden gelebileceğimizi düşünüyorum. Ben tekrar kabulleri için değerli dernek yöneticisi arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Kolaylıklar diliyorum.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/birol-aydin-istanbulumuzda-binlerce-on-binlerce-issiz-insanimiz-var-iskura-muracaat-etmis/feed/ 0
Elazığ’da taksiciler akaryakıt fiyatlarından şikayetçi https://www.akittvhaber.com.tr/elazigda-taksiciler-akaryakit-fiyatlarindan-sikayetci/ https://www.akittvhaber.com.tr/elazigda-taksiciler-akaryakit-fiyatlarindan-sikayetci/#respond Thu, 23 May 2024 21:03:39 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7969

Elazığ’da taksici esnafı, akaryakıt fiyatlarına tepki gösterdi. Nihat Özdemir, “Mazot fiyatları belimizi büküyor. Ülkenin bel direği mazot. Mazottan dolayı bazı arkadaşlarımız işi bırakıyor. İşleri iyi olmayan kenar köşe duraklarda çalışan arkadaşlarımız var. Öyle arkadaşlarımız var ki siftah yapmadan evlerine gidiyorlar mazot pahalı olduğu için” dedi. Emekli maaşı yetmediği için 4 ay önce taksicilik yapmaya başlayan Sedat Kafdağlı ise “İşlerimiz devamlı düşüyor. Ben 4 ay önce günde 5-6 işe giderken şimdi ancak 2 işe gidebiliyorum. Müşteri yok. Gelen müşteri de pazarlık yapıyor” diye konuştu.

Elazığ’da taksici esnafı artan akaryakıt fiyatlarından dolayı iş yapamaz hale geldiklerini söyledi. Sürekli artan fiyatlar karşısında gelir gider dengesi sağlayamadıklarını belirten taksiciler, mazot fiyatlarının sabit kalması gerektiğini ifade ettiler.

“MAZOT FİYATLARI BELİMİZİ BÜKTÜ”

Nihat Özdemir, şunları söyledi:

“Mazot bizi çok etkilemiş. 20 yıllık şoförüm, mazottan dolayı çok sıkıntı çekiyoruz. Müşterimiz azaldı. Ne yapacağız bilmiyoruz. Mazot fiyatlarının düşmesini istiyoruz. Sadece taksici için değil, köylü için de geçerli, otobüs için de geçerli, minibüs için de geçerli. Mazot fiyatları belimizi büküyor. Ülkenin bel direği mazot. Mazottan dolayı bazı arkadaşlarımız işi bırakıyor. İşleri iyi olmayan kenar köşe duraklarda çalışan arkadaşlarımız var. Öyle arkadaşlarımız var ki siftah yapmadan evlerine gidiyorlar mazot pahalı olduğu için. Taksi fiyatları indi bindi ücretleri İstanbul ile aynı. İndi bindi 90 lira, açılış 30 lira, kilometrede 26 lira atıyor ama bunu mecburiyetten yapıyoruz.

“10 BİN LİRA MAAŞ ALAN BİRİSİ NASIL TAKSİYE BİNSİN?”

Mazot pahalı olduğu için vatandaşa da hak veriyoruz. Biz de haklıyız vatanda da haklı. Öyle insan var ki 10 bin lira emekli maaşı alıyor. 10 bin lira alan insan nasıl taksiye binsin? Mazot sabit kalsa biz de fiyatı sabit bırakacağız. Bu hükümet başa geleli beri insanlar perperişan. İlk bir dönem çok iyiydi. Ben kötü bir şey söylemiyorum. Ben geldim burada çalışayım ki evime ekmek götüreyim. Doğruları konuşuyorum. Adam zammı vermiş mazota. Neden; insanlar mecburen alacak. Mazota zam, sigaraya zam, içkiye zam, gıdaya zam. Her şeye zam. İnsanlar aç kalacak yoksa. Mecburen alıyorlar çünkü günümüzde her şey mazotla dönüyor. İnsanlara yazık günah. İnsanları kandırıyorlar, seçimden seçime geliyorlar; ‘bize oy verin düzelecek’ diyorlar. İnsanlar da veriyor oylarını. Seçim bitiyor. İnsan sonra başlıyorlar zamlara.”

“GELİR GİDER DENGEMİZ ALT ÜST DURUMDA”

Feramuz Çiftçi ise şunları söyledi:

“Akaryakıta gelen zamlar bizi bayağı etkiledi. Bütün taksicileri etkiledi. İşlerimiz düştü. İş yok güç yok. Arabaların parçaları pahalı. Sanayiye gidiyoruz. Giderlerin altından çıkamıyoruz. Geçim sıkıntısı bayağı zorlaştı. Hayat şartları zorlaştı. Nasıl anlatayım, geçim zorlaştı bir ekmek 8 lira oldu. Bu devirde kıt kanaat geçiniyoruz. Gelir gider dengemiz alt üst durumda. Araç muayeneleri yine öyle. Kazancımız alacağımızı karşılamıyor bu durumda. Alacağımız araba parçalarını karşılamıyor.”

“EMEKLİ MAAŞIYLA GEÇİNEMEDİĞİM İÇİN TAKSİCİLİĞE BAŞLADIM”

Sedat Kafdağlı da şöyle konuştu:

“Ben 4 aydır çalışıyorum. İşlerimiz devamlı düşüyor. Ben 4 ay önce günde 5-6 işe giderken şimdi ancak 2 işe gidebiliyorum. Müşteri yok. Gelen müşteri de pazarlık yapıyor. Müşteri sıkıntımız var. Zaten müşteri de yok. Mazot fiyatları en büyük sıkıntımız. Günden güne artıyor. Bir aldığımız yakıtı ikinci gün alamıyoruz. Depoyu dolduramıyoruz. Bayağı etkileniyoruz. Derdimiz sadece yakıt da değil her şeye zam geldi. Çok sıkışık durumdayız. Yapacak bir şeyimiz yok. Emekliyim, emekli maaşıyla geçinemediğim için taksicilik yapıyorum.”

]]> https://www.akittvhaber.com.tr/elazigda-taksiciler-akaryakit-fiyatlarindan-sikayetci/feed/ 0 Bengal kıtlığından kurtulanlar anlatıyor: ‘Birçok insan azıcık pirinç için çocuklarını sattı’ https://www.akittvhaber.com.tr/bengal-kitligindan-kurtulanlar-anlatiyor-bircok-insan-azicik-pirinc-icin-cocuklarini-satti/ https://www.akittvhaber.com.tr/bengal-kitligindan-kurtulanlar-anlatiyor-bircok-insan-azicik-pirinc-icin-cocuklarini-satti/#respond Thu, 16 May 2024 21:51:43 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7752

1943’te yaşanan Bengal kıtlığı, Hindistan’ın doğusunda üç milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nda müttefiklerin en büyük sivil kayıplarından biriydi.

Ölen insanlar için dünyanın hiçbir yerinde bir müze veya anıt bulunmuyor.

Sailen Sarkar, hayatta kalan birkaç kişinin hikayelerini çok geç olmadan toplamayı hedefliyor.

‘Açlık peşimizi bırakmadı’

“Birçok insan çocuklarını azıcık pirinç için sattı. Birçok kadın tanıdıkları ya da tanımadıkları erkeklerle kaçtı.”

Bijoykrishna Tripathi, Bengal kıtlığı sırasında insanların yiyecek bulmak için aldıkları çaresiz önlemleri anlatıyor.

Tripathi tam yaşını bilmiyor. Seçmen kartında 112 yaşında olduğu yazıyor. O, felaketi hatırlayan son kişilerden biri.

Bengal’de bulunan bir bölge olan Midnapore’da büyüdüğünü söyleyen Tripathi, o dönemde temel gıda maddesinin pirinç olduğunu ve 1942 yazından itibaren fiyatların “hızla” arttığını anımsıyor.

Tripathi, aynı yılın Ekim ayında meydana gelen kasırgada evinin çatısının uçtuğunu, o yılın pirinç mahsulünün tamamen yok olduğunu söylüyor.

Pirinç fiyatlarının kısa sürede ailesi için karşılanamaz hale geldiğini belirten Tripathi, “Açlık peşimizi bırakmadı. Açlık ve salgın hastalıklar. Her yaştan insan ölmeye başladı” diyor.

Tripathi bu sırada biraz gıda yardımı yapıldığını, ancak yetersiz olduğunu söylüyor:

“Herkes yarı boş mideyle yaşamak zorundaydı. Yiyecek hiçbir şey olmadığı için köydeki pek çok insan öldü. İnsanlar yiyecek için yağmalamaya başladı.”

Tripathi’nin verandasında onu dinleyenler arasında dört kuşaktan ailesi var.

Onların yanında ise son birkaç yıldır Bengal’i dolaşarak kıtlıktan kurtulanların ilk elden hikayelerini toplayan Sailen Sarkar bulunuyor.

72 yaşındaki Sarkar güler yüzlü, sıcakkanlı ve genç bir enerjiye sahip.

Tripathi gibi insanların neden ona güvenerek hikayelerini anlattığını anlamak kolay.

Sarkar, hava nasıl olursa olsun açık burunlu sandaletleriyle, sırt çantası ve sarma sigaralarıyla kırsal bölgeleri dolaşıyor. Dinlediği hikayeleri ise kağıt kalemle not alıyor.

Sarkar ilk olarak ailesinin fotoğraf albümü nedeniyle Bengal kıtlığına “takıntılı” hale geldiğini söylüyor.

Bu albümü Kalküta’da küçük bir çocukken sık sık karıştırır ve bir deri bir kemik kalmış insanların fotoğraflarını görürdü.

Fotoğraflar, kıtlık sırasında yardım dağıtan yerel bir hayır kurumunda çalışan babası tarafından çekilmişti.

Babasının yoksul bir adam olduğunu söyleyen Sarkar, “Çocukluğumda onun gözlerinde açlığın dehşetini gördüm” diyor.

Emekli bir öğretmen olan Sarkar, hikaye toplama çalışmalarına 2013 yılında başladı.

Midnapore’da yürürken 86 yaşında bir adamla kıtlık hakkında konuşmaya başladı.

Tripathi gibi Sripaticharan Samanta da yıkıcı kasırgayı hatırlıyor. O zamana kadar hayat zaten zorlaşmıştı ve pirinç fiyatları giderek artıyordu.

Ekim 1942’ye kadar Samanta günde tek öğün pilav yiyordu. Sonra da kasırga vurdu.

Samanta, kasırgadan sonra pirinç fiyatlarının nasıl fırladığını ve tüccarların ne pahasına olursa olsun kalan her şeyi nasıl satın aldığını hatırlıyor.

Sarkar’a o dönemi anlatan Samanta, “Kısa bir sürede köyümüzde hiç pirinç kalmadı. İnsanlar bir süre biriktirdikleri stoklarla yaşadılar ancak daha sonra pirinç bulabilmek için topraklarını satmaya başladılar” diyor.

Fırtınadan birkaç gün sonra kendi ailesinin de stokları tükendi.

On binlerce kişi gibi Samanta, bir çare bulma umuduyla yaşadığı kırsal bölgeyi terk ederek şehre gitti.

Yanında kalabileceği bir aile üyesi olduğu için şanslıydı ve böylece hayatta kalabildi.

Ama pek çok kişi bu kadar şanslı değildi. Yol kenarlarında, çöp kutularının etrafında yığılıp kaldılar, kaldırımlarda öldüler. Hepsi, dertlerine çare olacağını düşündükleri şehirde birer yabancıydı.

Unutulmuş bir kader

Kıtlığın sebepleri çok fazla ve karışık, ve günümüzde halen tartışılıyor.

1942 yılında Bengal’deki pirinç kaynakları yoğun baskı altındaydı.

Bengal ile sınır paylaşan Burma, 1942’nin başında Japonya tarafından işgal edildi ve ülkeden pirinç ithalatı aniden durduruldu.

Bu sırada Bengal kendisini cephe hattında buldu. Kalküta’da yüz binlerce müttefik asker ve savaş endüstrilerinde çalışan işçi yaşıyor ve bu nedenle pirince olan talep artıyordu.

Savaş zamanındaki enflasyon, zaten zor durumda olan milyonlarca insanın pirince erişimini imkansız hale getirmişti.

Bunun yanı sıra İngilizler, Japonların Doğu Hindistan’ı işgal etmeye kalkışmasından endişeleniyor ve “inkar” politikası uyguluyordu. Yani, karşı taraftaki güçlerin gıda tedarikini ve bölgeye ulaşımını engellemek için Bengal Deltası’nda bulunan kasaba ve köylerdeki fazla pirince ve teknelere el koyuyordu.

Ancak İngiltere’nin bu politikası, zaten kırılgan olan yerel ekonomiyi sekteye uğrattı ve fiyatların daha da yükselmesine neden oldu.

Pirinç, gıda güvenliği için depolanıyordu ama çoğu zaman kâr amacıyla kullanılıyordu.

Tüm bunlara ek olarak Ekim 1942’de meydana gelen yıkıcı kasırga bölgedeki birçok pirinç tarlasını yok etti ve mahsul hastalığı geri kalanların çoğunu mahvetti.

Bu insani felaketin suçluluğu ve özellikle de dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in, birçok cephede süren bir savaşın ortasında, durumun ciddiyetini öğrendikten sonra krizi hafifletmek için yeterince çaba gösterip göstermediği konusunda uzun süredir devam eden hararetli bir tartışma var.

Bölgeye Mareşal Lord Wavell adlı yeni bir İngiliz genel valisinin gelmesiyle birlikte 1943’ün sonunda yardım çalışmaları başlatıldı. Ancak o zamana kadar çok fazla insan ölmüştü.

‘Yaşayan arşiv’

Kıtlığın sebepleri ve kimin suçlu olduğu konusundaki tartışmalar şimdiye kadar hayatta kalanların hikayelerini gölgede bıraktı.

Sarkar, 60’tan fazla görgü tanığının hikayesini topladı.

Konuştuğu insanların çoğu eğitimsiz ve şimdiye kadar kıtlık hakkında pek konuşmamış.

Onlara kıtlık hakkında, kendi aileleri tarafından bile soru sorulmamıştı.

Hayatta kalanların tanıklıklarını toplamaya adanmış bir arşiv yok dünyada.

Sarkar, bu kişilerin toplumdaki en yoksul ve en savunmasız kişiler olduğu için hikayelerinin göz ardı edildiğine inanıyor:

“Sanki hepsi bekliyordu. Keşke birileri onların söyleyeceklerini dinlese diye.”

Sarkar onunla tanıştığında Niratan Bedwa 100 yaşındaydı.

Çocuklarına bakmaya çalışan annelerin çektiği ıstırabı anlattı:

“Annelerin hiç sütü yoktu. Vücutları etsiz kemikten ibaret hale gelmişti. Birçok çocuk doğumda öldü, anneleri de. Sağlıklı doğanlar bile açlıktan genç yaşta öldü. O dönemde pek çok kadın kendini öldürdü.”

Bedwa aynı zamanda bazı kadınların, eşleri onlara yiyecek bulamayınca başka adamlarla kaçtığını söyledi:

“O zamanlar insanlar bu tür şeylerden bu kadar rahatsız olmuyordu. Midenizde pilav yokken ve sizi doyuracak kimse yokken, sizi kim yargılayabilir ki?”

Sarkar, kıtlıktan kazanç sağlayan insanlarla da konuştu.

Bir adam “pirinç ve dal (mercimekli bir Hint yemeği) ya da biraz para karşılığında” çok sayıda arazi satın aldığını itiraf etti.

Aynı kişi bir ailenin mirasçısı olmadan öldüğünü, bu yüzden araziyi kendisinin aldığını söyledi.

Bengal asıllı Amerikalı yazar Kushanava Choudhury, hayatta kalanlardan bazılarıyla görüşmek üzere yaptığı ziyaretlerden birinde Sarkar’a eşlik etti.

Kushanava, “Onları aramak zorunda kalmadık, saklanmıyorlardı, hepsi göz önündeydi, Batı Bengal ve Bangladeş’in dört bir yanındaki köylerde. Dünyanın en büyük arşivi olarak orada öylece oturuyorlardı” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Kimse onlarla konuşma zahmetine girmemişti. Bu konuda büyük bir utanç duydum.”

Kıtlık, Hint filmlerinde, dönemin fotoğraf ve eskizlerinde anlatıldı. Ancak Kushanava, dönemin nadiren kurbanların ya da hayatta kalanların sesinden hatırlandığını söylüyor:

“Hikaye, kıtlığın etkilemediği insanlar tarafından yazılıyor. Hikayeleri kimin anlattığı ve gerçekliği kimin inşa ettiği ilginç bir olgu.”

Cambridge Üniversitesi’nden Profesör Shruti Kapila, 1940’lı yılların Hindistan için “ölüm yılları” olması nedeniyle kıtlık kurbanlarının kaderinin belki de gölgede kaldığını söylüyor.

1946 yılında Kalküta, binlerce kişinin öldüğü büyük toplumsal ayaklanmalara sahne oldu.

Bir yıl sonra ise İngilizler ülkeyi terk etti ve ülke Hinduların çoğunlukta olduğu Hindistan ile Müslümanların çoğunlukta olduğu Pakistan olarak ikiye bölündü.

O dönemde bağımsızlık sevinci vardı, ancak bölünme kanlı ve travmatikti. İki taraf arasındaki çatışmalarda bir milyondan fazla kişi öldü. Yaklaşık 12 milyon kişi ise yeni çizilen sınırı geçti.

Bengal, Hindistan ve daha sonra Bangladeş’e dönüşecek olan Doğu Pakistan arasında bölünmüştü.

Bu dönemde “bir dizi kitlesel ölüm olayı” yaşandığını söyleyen Prof. Kapila, Bengal kıtlığının da bir bakıma bu anlatıda kendine yer bulmakta zorlandığını düşünüyor.

Ancak mağdurların kendi hikayelerine pek kulak verilmemiş olsa da Prof. Kapila, kıtlık ve açlığın birçok Hintli kişi tarafından Britanya İmparatorluğu’nun kalıcı miraslarından biri olarak görüldüğünü söylüyor.

80 yıl sonra, hayatta kalan sadece bir avuç insan var.

Sarkar, o zamanlar 91 yaşında olan Anangamohan Das isimli bir adamla konuşmaya gittiğini hatırlıyor.

Neden orada olduğunu duyunca adam bir süre sessiz kalmış, sonra gözyaşları çökmüş yanaklarından süzülürken “Neden bu kadar geç geldin?” diye sormuş.

Ancak Sarkar’ın topladığı onlarca hikaye, milyonlarca insanın ölümüne ve milyonlarca kişinin hayatının değişmesine neden olan bir olayın küçük bir anlatısı.

Sarkar, “Tarihinizi unutmak istediğinizde her şeyi unutmak istersiniz” diyor bunun olmaması gerektiğine inanıyor.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/bengal-kitligindan-kurtulanlar-anlatiyor-bircok-insan-azicik-pirinc-icin-cocuklarini-satti/feed/ 0
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı: Kadınları teknolojik gelişmelerden üst seviyede yararlanır hale getirdik https://www.akittvhaber.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-kadinlari-teknolojik-gelismelerden-ust-seviyede-yararlanir-hale-getirdik/ https://www.akittvhaber.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-kadinlari-teknolojik-gelismelerden-ust-seviyede-yararlanir-hale-getirdik/#respond Tue, 14 May 2024 21:22:09 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7674

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, teknolojiyi, ayrım gözetmeksizin tüm vatandaşların istifadesine sunduklarını, kadınları teknolojik gelişmelerden üst seviyede yararlanır hale getirdiklerini söyledi.

Göktaş, bir dizi ziyaretler için geldiği Konya’da, ilk olarak Çeltik ilçesinde belediye hizmet binası açılışına katıldı.

Daha sonra Yunak ilçesinde pazar alanı ve Yunak Sosyal Hizmet Merkezi açılışını yapan Göktaş, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Akşehir ilçesinde yaptırılan Lise Medeniyet Akademisinin açılışında vatandaşla bir araya geldi.

Göktaş, Konya Büyükşehir Belediyesi Taş Bina Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Teknoloji, Şehir ve Kadın Buluşması” programında, insanlık tarihinde artık her şeyin değiştiğini, değişen ve gelişen bu dünyaya ayak uydurduklarını söyledi.

Teknolojik değişikliklerin, yeniliklerin yakalanmasında kadınların rolünün büyük olduğunu aktaran Göktaş, “Kadınlar, toplumun şekillenmesinde önemli rol alan, toplumun vazgeçilmez unsurları. Bu bakımından kadının şekil verdiği toplum daha huzurlu, şehirler ise daha yaşanır mekanlardır. İnanıyorum ki kadınların gücü ve potansiyeli doğru şekilde değerlendirildiğinde, şehirlerimize daha fazla kadın eli değdiğinde daha müreffeh bir geleceğe adım atmış olacağız.” diye konuştu.

” Türkiye’de TEKNOFEST kuşağının söz sahibi olacağı günler gelmiştir”

Kadınların yalnızca teknolojiyi tüketen değil, aynı zamanda yenilikçi fikirleriyle teknolojiyi şekillendiren bir güç haline geldiğini vurgulayan Göktaş, kadınların farklı bakış açı ve deneyimlerinin, çeşitlilikten beslenen projelerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayarak sektöre büyük değer kattığını dile getirdi.

Teknolojinin, kadınların hayatını kolaylaştıran, kariyer fırsatları sunan ve yaratıcılıklarını ortaya çıkaran bir araç olduğunu belirten Göktaş, şöyle konuştu:

“Kadınların teknolojideki varlığının artırılması, sektörün daha çeşitli, inovatif ve başarılı olmasını sağlıyor. Bu bilinçle bizler de kadınların, daha fazla görünür olması, yönetim kademelerinde aktif olmaları ve ekonomik kalkınmada söz sahibi olmaları için 22 yıldır kadınlardan yana tavır alan bir yönetim anlayışı sergiledik. Bu iktidar anlayışı öyle bir anlayış ki şehirlerimizi ihya ve inşa ederken, kadınlarımızı özgürleştirmenin, cesaretlendirmenin de mücadelesini verdi. Şehirlerimiz dünya başkentleriyle, şehirleriyle yarışır hale gelirken kadınlarımız da dünyanın en geniş haklarına sahip kadınlar olarak özgürlüğün tadını çıkardı. Teknolojiye yapılan yatırımların en somut göstergesi de TEKNOFEST’lerdir diyebilirim. Artık Türkiye’de TEKNOFEST kuşağının söz sahibi olacağı günler gelmiştir. Teknofestler’de sergilenen pek çok yeniliğin kadın mühendisler, kadın bilim insanları tarafından yapıldığını biliyoruz.”

Göktaş, Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonunu başarıyla tamamlayan Alper Gezeravcı’nın uzayda gerçekleştirdiği 13 önemli deneyden dördünün sorumlusunun bilim kadınları olduğuna dikkati çekti.

“KAAN’ı geliştiren ekiplerde kadınlar etkin görevler üstlendi”

Türkiye’nin Antarktika’daki bilim çalışmalarını yürüten ve Türkiye’nin yerli savaş uçağı KAAN’ı geliştiren ekiplerde de kadınların etkin görevler üstlendiğine değinen Göktaş, şöyle devam etti:

“Biz teknolojiyi, ayrım gözetmeksizin tüm vatandaşlarımızın istifadesine sunduk, kadınlarımızı teknolojik gelişmelerden üst seviyede yararlanır hale getirdik. Adeta teknolojiyle şehirlerimizi donattık ve tüm şehri insanımızın, özellikle de kadınlarımızın emrine verdik. Çünkü ülkemizde 22 yıldır insan odaklı politika yürüttük, merkezinde insan olmayan hiçbir adımın başarılı olamayacağına inandık. Kadınların toplumsal ve ekonomik yaşamın her alanında daha fazla yer alması, karar verme süreçlerine katkıda bulunması ve geleceği şekillendirmesinin toplumların kolektif başarısını da artıracağına hiç şüphem yok. Bu kapsamda teknolojiyi kadınlar için daha erişilebilir hale getirmek için var gücümüzle çalıştık, çalışmaya da devam ediyoruz.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-kadinlari-teknolojik-gelismelerden-ust-seviyede-yararlanir-hale-getirdik/feed/ 0
Ali Babacan, Erdoğan’a Seslendi: ‘Ucuz Et Kuyruğu’ Sizsiniz https://www.akittvhaber.com.tr/ali-babacan-erdogana-seslendi-ucuz-et-kuyrugu-sizsiniz/ https://www.akittvhaber.com.tr/ali-babacan-erdogana-seslendi-ucuz-et-kuyrugu-sizsiniz/#respond Sun, 12 May 2024 21:09:36 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7604

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul aday tanıtım toplantısında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’a seslendi. Babacan, “Sayın Erdoğan, Google’a girin, “Ucuz et kuyruğu” yazın. Karşınıza bir sürü video düşecek. İzleyeceğiniz videoların yapımcısı da, yönetmeni de, senaristi de sizsiniz. Karşınıza çıkacak görüntüler sizin eseriniz” dedi.

Ali Babacan, bugün İstanbul aday tanıtım toplantısında konuştu. Babacan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

KİRASINI ÖDEMEKTE GÜÇLÜK ÇEKEN, EK İŞ YAPMAK ZORUNDA KALAN EMEKLİ TAKSİCİ, EMEKLİ ÇAYCI, EMEKLİ GARSON AMCAM; DEVA SENSİN: Ekran kartını yenileyemediği için oyun oynayamayan, polis korkusundan tweet atamayan genç arkadaşım; kirasını ödemekte güçlük çeken, ek iş yapmak zorunda kalan emekli taksici, emekli çaycı, emekli garson amcam; DEVA sensin.Önüme biri çıkacak mı diye sokaklarda korkarak, telefonları açık yürüyen kadınlar; beyaz eşya fiyatlarına kara kara bakan bekarlar; kentsel dönüşüm için destek bulamayan, para biriktirmeye çalışan evliler; DEVA sensin, DEVA sizsiniz. Evet, DEVA bu kadrolardır; DEVA milletimizdir. Duymayan duysun, bilmeyen bilsin: DEVA Partisi, Türkiye’nin her yerinde, kendi adıyla, kendi logosuyla, kendi adaylarıyla seçime giriyor.

AYRIM YAPMADAN, HERKES İÇİN EŞİT BİR BELEDİYECİLİK, HAKKINDIR DİYECEĞİZ: DEVA Partisi 81 ilin tamamında seçime giriyor. DEVA Partisi, bu iktidarla bu muhalefet arasına sıkışmış milyonlara ses olmaya geliyor. Unutulan değerleri, hakkı, emeği, alın terini, demokrasiyi bir bir hatırlatacağız arkadaşlar. Hakkınız var, hakkındır diyeceğiz. Bir partiye üye olmadan da belediyede işe girmek mi istiyorsun? Gireceksin, hakkındır diyeceğiz. Hayat tarzından, siyasi görüşünden ödün vermeden sosyal desteklerden yararlanmak mı istiyorsun? Yararlanacaksın, hakkındır diyeceğiz. Korkmadan itiraz etmek, yanlışları açıkça konuşmak, söylemek mi istiyorsun? Söyleyeceksin, hakkındır diyeceğiz. Ayrım yapmadan, herkes için eşit bir belediyecilik, hakkındır diyeceğiz.

BİRÇOK İNSAN AY SONUNU GETİREMİYOR. KİRASINI ÖDEYEBİLEN; KARNINI İYİ KÖTÜ DOYURABİLEN, KENDİNİ ŞANSLI SAYIYOR: Değerli gençler, insan olarak, vatandaş olarak en büyük hakkımız ne biliyor musunuz? Kimseye muhtaç olmadan, başımız dik, “onurlu bir yaşam” hakkı. Maalesef, bugünkü iktidar bu milletten “kimseye muhtaç olmama” hakkını aldı. “Onuruyla geçinme” hakkını aldı. Gençler anne babasından; anne babalar evlatlarından, komşulardan borç alıyor. Akrabalar, birbirlerine destek olmaya çalışıyor, ama nafile. Birçok insan ay sonunu getiremiyor. Kirasını ödeyebilen; karnını iyi kötü doyurabilen, kendini şanslı sayıyor. Ayda bir et yiyebilen, evine et alabilen, kendini şanslı sayıyor. Şimdi size bir video izleteceğim; izlemesi zor. Gerçekliğine katlanması zor bir video. Ülkenin ne hale geldiğinin, birilerinin inadı yüzünden ne hale getirildiğinin tablosunu sunacağım sizlere. Bu tabloyu çizen belli. Umarım o da izler. İzler de, ülkenin ne halde olduğunu görür.

İNSANLARIN ON LİRA, YİRMİ LİRA UCUZ ET UĞRUNA NASIL SIRAYA GİRDİĞİNİ GÖRÜYORSUNUZ: Görüyorsunuz arkadaşlar, Türkiye’nin her köşesinde, doğusundan batısına uzayan kuyrukları görüyorsunuz. İnsanların on lira, yirmi lira ucuz et uğruna nasıl sıraya girdiğini görüyorsunuz. İnsanlar utanarak, sıkılarak bekliyorlar kuyruklarında. Kimi yerlerde emekliler, saatlerce bekleyeceklerini bilerek boyunlarını bükerek giriyorlar sıraya. Annesi tarafından gönderilen bir öğrenci, sıkıntı içerisinde, “sınıf arkadaşlarıma rastlar mıyım” diye çekinerek giriyor bu sıraya. Tanzim çadırlarına, ucuz gıda kuyruklarına mahkum ettiler ülkemizin insanlarını. Boğazından geçecek her lokmanın hesabını yapmaya mahkum ettiler ülkemizin insanlarını. Ülkemizi, insanlarımızı bu hale sokan herkese yazıklar olsun. Bakın arkadaşlar, kimi yerlerde, sıra dört saate kadar uzuyor. Dört saat arkadaşlar. Et kalırsa, şanslılar. Yoksa, bir sonraki gün, daha erkenden giriyorlar sıraya. Durum bu. Tablo bu.

SAYIN ERDOĞAN, GOOGLE’A GİRİN, “UCUZ EKMEK KUYRUĞU” YAZIN, “HALK EKMEK KUYRUĞU” YAZIN. KARŞINIZA ÇIKACAK GÖRÜNTÜLER SİZİN ESERİNİZ: Buradan, Sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum. Sayın Erdoğan, Google’a girin, “Ucuz et kuyruğu” yazın. İzleyeceğiniz videoların yapımcısı da, yönetmeni de, senaristi de sizsiniz. O videolar sizin eseriniz. Google’a girin, “Ucuz ekmek kuyruğu” yazın. Karşınıza çıkacak görüntüler sizin eseriniz. Google’a girin, “Ucuz yemek kuyruğu” yazın. Göreceğiniz tablo sizin eseriniz. Bize yoksulluğun resmini çizdiniz.Bize adaletsizliğin resmini çizdiniz. Bize haksızlığın resmini çizdiniz. Orta sınıf diye bir şey bırakmadınız. Nasıl ki çadırın orta direğini alırsanız o çadır çöker; siz de ülkeyi çökerttiniz. Ben sizin eski bir çalışma arkadaşınız olarak; ama herhangi biri değil, ekonomide bu ülkenin en müreffeh günlerini yaşatan ekibin başındaki kişi olarak soruyorum: Çok merak ediyorum: Cevap bekliyorum: Neden Sayın Erdoğan? Neden? Ne uğruna? Ne uğruna, 85 milyon vatandaşımızın onurlu yaşam hakkına kast ettiniz? Yüzleşmemiz gereken bir gerçek daha var: Tek suçlu Erdoğan değil. Yaptıklarında tek onun imzası var. Doğru. Peki, yirmi yıldır hiçbir şey üretemeyen; yirmi yıldır planla, projeyle, doğru düzgün bir siyasetle onun karşısına çıkamayan muhalefet partilerinin hiç mi suçu yok?

YANDAŞ MEDYAYA SESLENİYORUM: BİZ YOKMUŞUZ GİBİ DAVRANMAYIN, BİZİ GÖRMEZDEN GELMEYİN : Yandaş medyaya sesleniyorum: Biz yokmuşuz gibi davranmayın, bizi görmezden gelmeyin. Biz laf kalabalığı ile muhalefet koltuklarının yarışına girenlerden değiliz.Biz iktidar nimetleriyle gözünde dolarlar dönenlerden de değiliz. Biz varız, buradayız.

İSTANBUL’U DEVA BELEDİYECİLİĞİ’YLE BULUŞTURACAĞIZ : İşte DEVA bunun için var. O yüzden, biz buradayız; O yüzden, İstanbul’dayız. O yüzden Türkiye’nin dört bir yanında; Başımız dik, alnımız ak, milletimizin karşınızdayız. DEVA Partisi bu yola, “insan onuruna yaraşır bir hayat” diyerek çıktı.Bu hedefe el birliğiyle, sizlerle, sizin desteğinizle ulaşacağız inşallah. İstanbul’da ve diğer illerimizde, ilçelerimizde, beldelerimizde; çalışacağız, kapı kapı dolaşacağız. “İnsan onuruna yaraşır bir hayatı” anlatacağız insanlara. Kamu imkanları nasıl adil kullanılır, fırsat eşitliği nedir, göstereceğiz inşallah. Öğrenciler, tıkış tıkış yurtlarda değil; temiz, hijyenik, modern yurtlarda yaşasın diye; günler öncesinden yer kapılan kütüphanelerde değil, odalarında, masaları başlarında çalışsınlar diye;İlkokul ortaokul çağındaki çocuklar, yedikleri simidin hesabını yapmasınlar diye; dedeler torunlarının yarınlarına dair endişe duymasın diye; çok çalışacağız.Yıllar sonra, “İstanbul’a ihanet ettik” itiraflarını bizden duymayacaksınız; İstanbul’u koruyacağız.”Farklı partiden olduğum için engelleniyorum” bahanelerini bizden duymayacaksınız.İstanbul için çalışacağız. İstanbul’un havasına, tabiatına, siluetine gözümüz gibi bakacağız. Bize miras bu kadim şehrin sokaklarını güvenli bir hale getireceğiz. İstanbul iyi yönetilsin, düzgün yönetilsin diyeceğiz. İstanbul’u DEVA Belediyeciliği’yle buluşturacağız. Değil mi İdris Bey? Evet şimdi “İdris Şahin’i, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayımızı sahneye davet ediyorum. Biliyorsunuz İdris Bey bizim milletvekilimiz; kurucu üyemiz. Dört senedir demokrasi ve atılım bayrağını hakkıyla göğüsledi. Dört senedir DEVA çatısı altında memleketimiz için gecesini gündüzüne kattı. Kendisi avukat; Baro Başkanlığı görevinde bulundu. Adaleti bilmeyenlere cevap vereceğine eminiz. İdris Bey, İstanbul’a, büyükşehrimize DEVA olacak; İlçe belediyeleri için DEVA’lı adaylarımız İstanbul’un tüm ilçelerine DEVA olmak için çalışacaklar; İstanbul’u hep birlikte DEVA Belediyeciliği ile tanıştıracağız inşallah.Hep beraber İstanbul’dan bu iktidara kuvvetli bir sarı kart göstereceğiz.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/ali-babacan-erdogana-seslendi-ucuz-et-kuyrugu-sizsiniz/feed/ 0
İstanbul’da düzenlenen Filistin Sempozyumu’nda Apartheid ve Siyonist İşgale Eleştirel Yaklaşımlar paneli gerçekleştirildi https://www.akittvhaber.com.tr/istanbulda-duzenlenen-filistin-sempozyumunda-apartheid-ve-siyonist-isgale-elestirel-yaklasimlar-paneli-gerceklestirildi/ https://www.akittvhaber.com.tr/istanbulda-duzenlenen-filistin-sempozyumunda-apartheid-ve-siyonist-isgale-elestirel-yaklasimlar-paneli-gerceklestirildi/#respond Mon, 06 May 2024 21:24:27 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7408

İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla İstanbul’da bir otelde düzenlenen “Filistin Sempozyumu”nda “Apartheid ve Siyonist İşgale Eleştirel Yaklaşımlar” paneli düzenlendi.

TRT World Araştırma Merkezi’nde Tarek Cherkaoui’nin moderatörlüğünü yaptığı oturumda Filistin’in İngiltere’deki Misyonunun Başkanı Büyükelçi Hüsam Zomlot, yazar ve insan hakları aktivisti Miko Peled ve İsrail Konut Yıkımları Karşıtı Kurul Direktörü Jeff Halper konuşmacı olarak yer aldı.

“Tanık olduğumuz şey küresel dünya için bir dönüm noktasıdır”

Panele çevrim içi olarak katılan Filistin’in İngiltere’deki Misyonunun Başkanı Büyükelçi Zomlot, “Filistin’deki vaziyet korkunç, her anlamda korkunç. Halkımıza yönelik bir soykırımla karşı karşıyayız. Benden öncelikli olarak meselenin uluslararası boyutu hakkında konuşmam istendi. Sembolik olarak ne kadar önemli olurlarsa olsunlar, yapısal olarak anlamlı ve doğrudan bir müdahalede bulunmaktan aciz bir dünya ve küresel kurumlar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Filistin, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın başarısızlıklarına ve eksikliklerine ışık tutmaktadır. Benim inancım odur ki tanık olduğumuz şey küresel dünya için bir dönüm noktasıdır.” ifadelerini kullandı.

Filistin’de yaşananların küresel sistemin ahlaki temellerinin sınanması olduğunu söyleyen Zomlot, bu sınamanın başarısız bir şekilde devam etmesi durumunda kimsenin uluslararası araçlara inanmadığı bir dünyada, daha derin bölünmelere tanık olunacağını işaret etti.

Zomlot, İsrail’in 76 yıl önce yaptığının aynısını yaparak Gazze’yi boşaltma planı çerçevesinde hareket ettiğini, bunun için on binlerce insanı öldürdüğünü, 1,7 milyon insanı yerinden ettiğini, Gazze Şeridi’nin alt yapısını tamamıyla tahrip ettiğini, açlığın ve bulaşıcı hastalıkların her geçen gün daha fazla yayıldığını anlattı.

Uluslararası hukuktaki tüm savaş suçlarının işlendiğinin ve tüm dünyanın telefonlarından, ekranlarından, bilgisayarlarından canlı olarak izlediğinin, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) kararına rağmen devam eden bir soykırım olduğunun altını çizen Zomlot, ABD’nin istese bunu anında durdurabileceğini, diğerlerinin ise ABD öne geçmeden bunu yapmaya cesaret edemediği bir uluslararası sistemin hakim olduğunu dile getirdi.

Zomlot, şu ifadeleri kullandı:

“Uluslararası sistem çalışmıyor, işe yaramıyor. Artık uluslararası bir sistemden söz edemiyoruz. Bu sadece dünyanın en güçlü ülkeleri ve onların emirleri çerçevesinde kullanılabilen ve istismar edilebilen bir yapıdır. Bu nedenle sadece ülkeler tarafından değil, özel çıkar grupları tarafından da suiistimal edilmeye açıktır. ABD gibi ülkelerin içinde de çok özel çıkar grupları var. Eğer bu özel çıkar grupları, bir avuç güçlü insan, ülkedeki güç mekanizmalarını ele geçirebiliyorsa uluslararası bir sistemimiz yok demektir. Eğer durum buysa ne anlamı var? Uluslararası kuralların anlamı nedir?”

Aslında Filistin meselesinin hiç de karışık olmadığını ve üzerine konsensüsün oluştuğu bir konu olduğunu belirten Zomlot, herkesin bağımsız bir Filistin devletine ihtiyaç olduğunun farkında olduğunu ama çözüm üretilemediğine dikkati çekti.

“Kınamaları kınanması gereken yerlere saklayın”

Yazar ve insan hakları aktivisti Miko Peled, ayrımcılığa, diktatörlüğe ve işgale karşı savaşanların kahramanlıklarını duyarak büyüdüğünü, fakat söz konusu Filistinliler olana kadar hiçbir zaman direnişçilerin kınandığını görmediğini kaydetti.

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’deki saldırısının ardından Filistinlileri kınayanlara seslenen Peled, “Kınama ihtiyacına saplanıp kalmak yerine, insanları öncelikle başlarını öne eğmeye davet ediyorum. Filistin halkının ilk kez değil, belki de çok uzun zamandır görmediğimiz kadar büyük bir cesaret ve fedakarlık göstermesi karşısında başlarını öne eğmeye davet ediyorum. Kınamaları kınanması gereken yerlere saklayın, 75 yıldır devam eden bir soykırımı kınayın, 75 yıldır devam eden bir apartheid rejimi kınayın, bir etnik temizlik kampanyasını kınayın.” diye konuştu.

Peled, “Kınama şiddetin kaynağına, ırkçılığın kaynağına yönelmelidir. Bu da İsrail devleti, siyonist hareket, siyonistler ve dünyanın dört bir yanındaki İsrail destekçileridir.” şeklinde konuştu.

Öldürdükleri Filistinlilerin, işledikleri insan hakları ihlallerinin, sebep oldukları yıkımın listesinin İsrailliler tarafından bir başarı listesi olarak görüldüğünü aktaran Peled, sebep oldukları durumdan sadece İsrailli devlet yetkililerinin ve askerlerin değil, İsrail halkının da memnuniyet duyduğuna işaret etti.

Peled, “Dünyanın en fakir ve en mazlum bölgelerinden birinden gelen küçük bir grup adanmış savaşçı, İsrail devletinde işlevsizlik ve kaos oluşturmayı başardı.” ifadelerini kullandı.

İsrail’in bu sebeple savunmasız insanları hedef aldığını belirten Peled, bunu “meşru müdafaa” ile açıklamaya çalışmanın tamamen “saçmalık” olduğunu vurguladı.

Peled, Filistin’de barış için tek seçeneğin “nehirden denize özgür Filistin” devletinin kurulmasından geçtiğini kaydetti.

“Bütün çatışma Filistinlileri yok etme durumuna kilitleniyor”

İsrail Konut Yıkımları Karşıtı Kurul Direktörü Halper, “Soykırımla yüzleştiğimizde hepimiz içimizde bir şeyler hissediyoruz ama aynı zamanda bu konferans, en başta da vurgulandığı gibi, gelecekle ilgili. Başka bir deyişle, olanları görmezden gelemeyiz, yanından geçip gidemeyiz ama aynı zamanda gözlerimizi gelecekten de ayırmamalıyız.” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesinin nihai olarak siyasi çözüme kavuşturulması gereken bir mesele olduğuna vurgu yapan Halper, İsrail Konut Yıkımları Karşıtı Kurul olarak sorunun çözümüne ilişkin bir siyasi program oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.

Halper, Filistin’in özgür Filistin devleti kurulduğunda da 1948’deki ya da 1918’deki haline geri dönmeyeceğini, neticede miras olarak kalacak bir yerleşimci-sömürgeci gerçekliği olduğunu ve eğer tek bir Filistin devleti kurulsa dahi yüzde 40’ını İsrailli Yahudilerin oluşturacağını aktardı.

Yerleşimci sömürgeciliğin önemli bir kavram olduğunu ifade eden Halper, “Bu bir sömürge sistemidir. Siyonist hareketin niyeti, geri dönmek ve miraslarını almak. Bunun için kaç mülteci geri gelebilir; diğerlerinin özgürlüğüne ve kültürel yaşamlarına ne tür sınırlamalar getirebilirler? Başka bir deyişle, bütün çatışma Filistinlileri yok etme durumuna kilitleniyor.” dedi.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/istanbulda-duzenlenen-filistin-sempozyumunda-apartheid-ve-siyonist-isgale-elestirel-yaklasimlar-paneli-gerceklestirildi/feed/ 0
Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonu gerçekleştirildi https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyenin-ilk-insanli-uzay-misyonu-gerceklestirildi/ https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyenin-ilk-insanli-uzay-misyonu-gerceklestirildi/#respond Sun, 05 May 2024 21:54:37 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7387

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır, Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonunu gerçekleştirdiğini belirterek, “Bu bir ilkti ama asla son olmayacak.” dedi.

Bakan Kacır, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) öğrencileriyle GAÜN Mavera Kongre ve Sanat Merkezi’nde bir araya geldiği programa katıldı.

Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonunu ilan ettiklerinde Gezeravcı’nın uzaydan dönüşünde 81 ili ziyaret edeceğinin sözünü verdiklerini dile getiren Kacır, Gezeravcı’nın Konya’dan sonra Gaziantep’te gençlerle buluştuğunu söyledi.

Gaziantep’in milli teknoloji hamlesinin öncü şehri olmasını istediklerini dile getiren Kacır, Türkiye’nin kritik teknolojilerde tam bağımsızlık mücadelesi verdiğini, havacılıkta özellikle insansız hava araçlarında bu mücadelenin hangi düzeye gelindiğinin çok iyi bilindiğini belirtti.

Bu hafta tarihe kaydedilen büyük bir başarı hikayesine Türk mühendislerin imza attığını, Türkiye’nin 5. nesil savaş uçağını kendi imkanlarıyla üretebilen, gökyüzüyle buluşturabilen sayılı ülkelerden biri olduğunu vurgulayan Bakan Kacır, “Bu başarı, dünyayı yeniden adaletle, merhametle buluşturma iddiasındaki Türkiye için muazzam bir kazanç olmuştur.” dedi.

Bakan Kacır, son yıllarda insansız hava araçlarında peşi sıra başarı hikayelerine şahitlik edildiğini, daha yapılacak çok işin olduğunu aktararak, “Aslında bu 20. yüzyılın havacılık devi ülkelerinden biri olmamış olan Türkiye’nin 21. yüzyılda paradigma değişimini yakalaması sayesinde oldu. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 20 yılda silahlı kuvvetlerimiz neye ihtiyaç duyuyorsa onu yerli ve milli geliştirmek, üretmek konusunda başlattığımız programların, uzun vadeli gayretlerin, dökülen akıl, alın terinin sonucu olarak bu başarılar ortaya çıktı. Türkiye, insansız hava araçlarında dünyada bir numara.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2021’de Türkiye Uzay Ajansının hazırladığı Milli Uzay Programı’nı dünyaya ilan ettiğini, 10 alanda Türkiye’yi uzay ligine taşıyacak projeleri açıkladıklarını, bunlardan ilkinin uluslararası uzay istasyonuna bir Türk astronotun gönderilmesi olduğunu anlatan Bakan Kacır, uzay bilim misyonuyla Alper Gezeravcı’nın tarihe geçtiğini vurguladı.

Roket teknolojileri çalışmaları

Bu misyonun gerçekleştirilmesinin ardından karalama sınırına varacak eleştirilerin de yapıldığını belirten Kacır, şöyle konuştu:

“‘Uzaya gönderiyoruz ama bunu kendi roketimizle yapmıyoruz, niçin bunla gurur duyalım?’ diyenler oldu. Roket bilimi, teknolojileri konusunda Türkiye pek çok projeyi eş zamanlı olarak gerçekleştiriyor. Milli markalarımız var. Milli markalarımız, uzaya bağımsız erişimi sağlayacak roket geliştirmeye devam ediyorlar. 100 kilometre kabul edilen uzay sınırına erişebilecek roketleri yerli ve milli olarak geliştirdiler fakat henüz biz kendi geliştirdiğimiz roketlerle uydularımızı uzaya gönderebilen insanlar değiliz. Roket teknolojilerinde başladığımız projeler önümüzdeki dönemde özellikle uyduları uzaya taşımamıza imkan sağlayacak. Dünyada bunu yapan, insanlı uzay misyonlarını gerçekleştirecek roketleri geliştiren 3 ülke var, ABD, Rusya ve Çin. Bugüne kadar 40’dan fazla milletin mensubu uluslararası uzay istasyonuna gitmiş. Biz de bilim insanlarımızın çalışmalarını en ileri düzeye taşımak adına uluslararası uzay istasyonunun sahip olduğu altyapıyı değerlendirerek küresel literatüre katkı sunabilecek aynı zamanda Türkiye’nin de uzay bilimi yarışında ‘Ben de varım’ demesini sağlayacak ülkelerden biri olması adına bir Türk vatandaşını uzaya gönderme kararı aldık.

Türkiye için çok önemli kazanımdır. Bilim insanlarımızın hiçbir alanda, kendi alanlarında çalışan diğer ülkelerdeki bilim insanlarından geri kalmamaları adına ortaya konmuş iradedir. Cumhurbaşkanımızın iradesiyle Türk bilim insanları bu misyon kapsamında yürüttükleri projeleri dünya ligine çıkarmış oldular. Uzay bilim misyonu olsa da bu gerçekleştirilen, en önemli çıktısı işte bugün Gaziantep’te şahit olduğumuz, dün Konya’da şahit olduğumuz aslında fırlatma günü bütün Türkiye’de gece yarısı olmasına rağmen milyonlarca insanın ekran başına kilitlenerek bu heyecanı, coşkuyu paylaşmasıyla şahit olduğumuz hakikat belki de ilk kez bir bilimsel misyon kapsamında Türk milletinin ortak bir heyecanla ortak coşkuyla bu denli birlikte olmasıdır. Bu heyecanın Türk gençlerine, çocuklarına taşınmış olmasıdır. Milyonlarca genç, çocuk ülkede gözünü gökyüzünün ötesine çevirmiş oldu. Artık Türkiye’de hiç bir gencin, hiç bir çocuğun başka milletin evlatlarına ait olduğu gerekçesiyle kurmaktan vazgeçecekleri bir hayali kalmamıştır.”

TÜRKSAT 6A birkaç ay içerisinde uzaya gönderilecek

Milli Uzay Programı’ndaki tüm projeleri bir bir hayata geçireceklerinin altını çizen Bakan Kacır, Türkiye’nin kendi uydularını yerli ve milli olarak ürettiğini belirterek, “Görüntüleme uydularıyla kazandığımız tecrübeyi şimdi haberleşme uydularına taşıyoruz. TÜRKSAT 6A ilk milli haberleşme uydumuz olacak. Birkaç ay içinde TÜRKSAT 6A’yı uzaya gönderecek ve bu kabiliyete sahip 10 ülkeden biri olacağız.” ifadelerini kullandı.

Dünyanın pek çok ülkesinin uzay bilim ve teknolojileri alanında birçok projeyi hayata geçirme gayreti içinde olduğuna işaret eden Bakan Kacır, “Ama biz Türkiye olarak sahip olduğumuz kabiliyetin, yetkinliğin ve özellikle genç insan gücünün farkındayız. Belki başkalarından daha geri alanlarımız olabilir. Tıpkı havacılık gibi, uzay teknolojilerinde de paradigma değişimini hedeflersek onların önüne geçme imkanına sahip olduğumuzu biliyoruz. Gerçekleştirdiğimiz, hedeflediğimiz projelerden biri ay misyonu. Ay misyonundan bahsettiğimizde bunu da alaya alanlar oluyor. ‘Siz nasıl olacak da aya erişeceksiniz, hani 2023’de aya erişecektiniz?’ diye alaya almak isteyenler oluyor. Tabii bilmiyorlar ki biz ne proje geliştiriyor olursak olalım aslında bu milletin milli kazanımlarını hedefleriz. Kendi bilim insanlarımızın, mühendislerimizin önünü açmayı hedefleriz ve bütün projelerin her birinden Türkiye’nin kalkınma yolculuğunda önemli çıktılar elde etmeyi hedefleriz.” diye konuştu.

Türkiye’nin hibrit roket motorları geliştirdiğini, bunun uzayda kullanılabileceğini öngördüklerini dile getiren Kacır, Milli Uzay Programı kapsamında ilerleyen dönemde dünya yörüngesinden uluslararası işbirliğiyle Türk mühendislerinin geliştirdiği uzay aracını yerli hibrit motorla dünya yörüngesinden ateşleyeceklerini, ay çevresinde araştırma yaparak aya ineceklerini kaydetti.

Bakan Kacır, “Siz bu işleri hafife alanlara aldırmayın. Türk mühendislerinin, bilim insanlarının neler başarabileceklerini bugüne kadar havacılıkta son 10 yılda nasıl gördüysek önümüzdeki dönemde uzayda da benzer şeklide bu neticeleri elde edeceğiz. Bize düşen bu projelerde gayret gösteren bilim insanlarının, araştırmacıların yanında, arkasında durmaktır. Türkiye, insanlı ilk uzay bilim misyonunu gerçekleştirdi, bu bir ilkti ama asla son olmayacak.” dedi.

Kacır, daha sonra Şahinbey Millet Camisi ve Külliyesi ile inşaatı devam eden Şahinbey Millet Kütüphanesi’ni ziyaret etti.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyenin-ilk-insanli-uzay-misyonu-gerceklestirildi/feed/ 0
Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, Gazze raporunu Uluslararası Ceza Mahkemesine gönderecek https://www.akittvhaber.com.tr/kamu-basdenetcisi-seref-malkoc-gazze-raporunu-uluslararasi-ceza-mahkemesine-gonderecek/ https://www.akittvhaber.com.tr/kamu-basdenetcisi-seref-malkoc-gazze-raporunu-uluslararasi-ceza-mahkemesine-gonderecek/#respond Thu, 02 May 2024 21:27:38 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7289

Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, Türkiye Ombudsmanlığı olarak Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) delil teşkil edecek Gazze raporu hazırladıklarını belirterek, dünyadaki bütün insan hakları savunucularına göndereceklerini açıkladı.

Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te “İnsan hakları, devletlerin sürdürülebilir kalkınmasında önemli bir faktör” konulu uluslararası konferans düzenlendi.

Özbekistan Parlamentosu Ombudsmanlığınca organize edilen konferansa aralarında Kamu Başdenetçisi Malkoç’un da bulunduğu çok sayıda ülkeden insan hakları alanında uzman ve yetkili katıldı.

Malkoç, konferansta yaptığı konuşmada, Avrupa’dan Asya’ya insan haklarına çok önem verilmesine rağmen her yerde ihlallerin yaşandığına dikkati çekti.

İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri insanlığın bugüne kadar ulaştığı teknolojiyle ürettiği silah ve bombalarla 140 günden beri ayrım gözetmeksizin Gazze’ye saldırdığını, okullar ve hastaneler dahil her yeri bombaladığını anlatan Malkoç, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş insani felakete yol açtığını söyledi.

Malkoç, “Çoğu kadın ve çocuk 30 bin insan öldürüldü. 2 milyon insan yerinden, yurdundan edildi. Bütün bunlar canlı yayınlarla dünyanın gözü önünde işlenen suçlar. İnsan hakları savunucuları olarak insanlık adına umudumuz, bu suçu işleyenler Adalet Divanında ve Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanıp hak ettikleri cezayı alsınlar.” dedi.

“Türkiye Ombudsmanlığı olarak Uluslararası Ceza Mahkemesine delil teşkil edecek Gazze raporu hazırladık.” diyen Malkoç, şunları kaydetti:

“Bu raporun sunumunu Parlamento Başkanı’nın desteğiyle Türk Parlamentosunun tören salonunda yapacağız. Ombudsman, sivil toplum kuruluşları ve parlamento dayanışmasının güzel bir örneğidir. Hazırlanan bu raporu sizlere ve dünyadaki bütün insan hakları savunucularına göndereceğiz.”

Malkoç, Türkiye Ombudsmanlığı ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği konularında katılımcılara bilgi verdi.

Açılışta konuşan Özbekistan Parlamentosu İnsan Hakları Temsilcisi Feruza Eşmatova da konferansın Özbekistan Ombudsmanlığı’nın 29. yılı dolayısıyla düzenlendiğini, 20’ye yakın ülkeden çok sayıda davetlinin katıldığını belirtti.

Eşmatova, ülkede insan haklarına yönelik çok sayıda yasa ve kararın kabul edildiğini, bu konuya özel önem veren hükümetin girişim ve çabalarının Özbekistan’ın 2030 kalkınma stratejisinde de yer aldığını söyledi.

“İsrail’in Gazze’ye, Filistinlilere yaptığı zulüm artık dayanılmaz noktaya gelmiştir”

Malkoç, konferansa ilişkin gazetecilere yaptığı açıklamada Özbekistan ile Türkiye’nin dost ve kardeş ülkeler olduğunu, hukuk, insan hakları, demokratikleşme alanlarında ombudsmanlıklar ve insan hakları kurumlarının dayanışmasının ve karşılıklı görüş alışverişinde, tecrübe paylaşımında bulunmasının fevkalade önem taşıdığını söyledi.

Özbekistan ile Türkiye’nin yürüteceği ortak çalışmaların tüm Türk dünyasına, bölgeye ve insanlığa faydalı olacağını dile getiren Malkoç, insan haklarının 21. yüzyılda çok daha önemli hale geldiğini, çoğu İslam dünyasında olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde savaş, gerginlik ve göçlerin yaşandığını, tüm bunların kendilerini çok üzdüğünü ve yüreklerini dağladığını ifade etti.

Malkoç, sözlerini şöyle tamamladı:

“Özellikle 4 aydan beri İsrail’in Gazze’ye, Filistinlilere yaptığı zülüm artık dayanılmaz noktaya gelmiştir. Çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 30 bin kişi katledilmiştir. 60 bin ton bomba bir avuç toprağa bırakılmıştır. Amerikalıların Japonya’ya attığı atom bombasının 3 katı tesirinde bomba atılmıştır. Dolayısıyla bu haksızlıklara, bu yanlışlıklara ‘Dur’ demek gerekir. Dünyanın bu konuda daha duyarlı olması gerekir. Bu yanlışlıkları, haksızlıkları yapanların, Uluslararası Ceza Mahkemesinde, Lahey Adalet Divanında yargılanması gerekir.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/kamu-basdenetcisi-seref-malkoc-gazze-raporunu-uluslararasi-ceza-mahkemesine-gonderecek/feed/ 0
İbn Haldun Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan: İsrail özür dilemeli ve hesap vermeli https://www.akittvhaber.com.tr/ibn-haldun-universitesi-mutevelli-heyeti-baskan-vekili-bilal-erdogan-israil-ozur-dilemeli-ve-hesap-vermeli/ https://www.akittvhaber.com.tr/ibn-haldun-universitesi-mutevelli-heyeti-baskan-vekili-bilal-erdogan-israil-ozur-dilemeli-ve-hesap-vermeli/#respond Thu, 02 May 2024 21:10:14 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7282

İbn Haldun Üniversitesi (İHÜ) Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan, “Ümit ediyorum ki insanlık vicdanındaki bu yara böyle açık kalmaz ve bir şekilde buna dur diyecek toplu irade oluşturulabilir. İsrail eğer varlığını devam ettirmek istiyorsa dönüp bütün insanlıktan özür dilemeli, yaptıklarının hesabını açıkça vermeli, sorumluları cezalandırmalı.” dedi.

İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla bir otelde düzenlenen “Filistin Sempozyumu”, Bilal Erdoğan, İHÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz ve İHÜ Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan’ın açılış konuşmalarıyla başladı.

Erdoğan, buradaki konuşmasında, sempozyumda yalnızca Filistin’de ne olduğu değil bundan sonra ne olacağının da konuşulacağını söyledi.

Dünyanın şu anda büyük bir kayıp yaşadığına dikkati çeken Erdoğan, “İnsanların vicdanının birlikteliği büyük bir kayıp yaşıyor. Şimdiden itibaren olması gereken şey, insanlığın uluslararası sistemin sonuçlarıyla yüzleşmesi. Eğer bu sistem İsrail’in yaptığı şeyi durduramıyorsa, daha fazla savaş, kaos, felaket bizi bekliyor. Bu sebeple vicdanımızı ayaklandırmalıyız.” ifadelerini kullandı.

Açılış konuşmalarının ardından sempozyuma ilişkin basın mensuplarına bilgi veren Erdoğan, üniversite olarak, Filistin’de 7 Ekim’den bu yana devam eden olaylarla ilgilenen önemli isimleri İstanbul’da bir araya getirmek istediklerini belirtti.

Sempozyumda İsrail’in bölgede gerçekleştirdiği soykırımın gelecekte dünya düzenine yansımalarının konuşulacağını kaydeden Erdoğan, “Biz bir üniversite olarak meselenin biraz daha ilmi yönüyle, dünyanın geleceğine nasıl etki edeceğine bakan yönüyle ilgilenmiş oluyoruz. Bu hem İstanbul’un bu merkezi konumuna, hem de üniversitemizin bu konudaki hedeflediği kaliteye dikkat çekiyor.” diye konuştu.

Erdoğan, İsrail’in şu anda devam eden soykırımının Güney Afrika’nın uluslararası mahkemedeki başvurusuyla netleştiğini kaydederek, “Bütün dünyanın ittifak ettiği bir İsrail canavarlığı var.” dedi.

İsrail’deki rejimin bir nazi, soykırım, faşist ve fundamentalist bir rejim olduğunu söylediklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrailli rejim, sivil halkın ölmemesi için bir gayret gösterseydi şu anda Refah Kapısı’nın dışındaki diğer iki kapıdan, kendi kontrolünde kendisi de insani yardımı Gazze’ye sokabilirdi. Kendisi Gazze’deki yaralıları tedavi için İsrail’deki hastanelerine alabilirdi. İsrail oradaki insanların, insan olduğunu dahi düşünmediği için ‘Siz Refah Kapısı’ndan benim izin verdiğim kadar bir şey yapabiliyorsanız yapın ama ben elektriğinizi de suyunuzu da keseceğim, yardımları da kısıtlayacağım. Oradaki insanlar açlığa mahkum olsun, ölsün gitsin ondan sonra biz de hayatımıza devam edelim.’ diye düşünüyor olabilir. Bu, İsrail’in kendi kendini yok etmesine götüreceği bir süreçtir.”

Bilal Erdoğan, “Ümit ediyorum ki insanlık vicdanındaki bu yara böyle açık kalmaz ve bir şekilde buna dur diyecek toplu irade oluşturulabilir. İsrail eğer varlığını devam ettirmek istiyorsa dönüp bütün insanlıktan özür dilemeli, yaptıklarının hesabını açıkça vermeli, sorumluları cezalandırmalı. Bütün insanlığa, kendilerini üstün görmeyip bütün insanlar gibi insanlar olmaktan ibaret olduklarını itiraf ettikleri belki bir bildiriyle yeniden hayatlarına devam etmeliler diye düşünüyorum. ” değerlendirmesinde bulundu.

Sempozyumdaki konuşmalar

Sempozyumun açılışında konuşan İHÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz, Gazze’de bir vahşet yaşandığını, İsrail’in saldırıları nedeniyle kuvözdeki bebeklerin öldüğünü, insanların açlıkla mücadele ettiğini, yaralıların tedavilerinin narkoz olmadığı için canlı canlı yapıldığını anlattı.

Empati yaparak kendilerini Gazzelilerin yerine koymaya çalıştıklarını aktaran Gündüz, “Vatansız bırakılan, evsiz bırakılan, ilaçsız bırakılan ve yurtlarından kovulmaya çalışılan Gazze bütün dünyaya örnek, yiğit de bir direniş sergiliyor. Hiç olmazsa onların bu direnişlerine moral gücü vermek üzere buradayız.” ifadelerini kullandı.

Gündüz, Şair Necip Fazıl Kısakürek’in “Yıkılasın İsrail” şiirine atıfta bulunarak, İsrail’in zulmünü özellikle akademik dünyaya duyurmak üzere bu sempozyumu düzenlediklerini belirtti.

“İsrail, Filistinlilerin eğitim sistemini de sistematik bir şekilde yok ediyor”

İHÜ Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan ise İsrail Devleti’nin Orta Doğu’nun varlığına saplanan bir bıçak olduğunu, bu bıçağın en fazla Filistinlilerin kanını akıttığını söyledi.

Yıllardır süren işgal ve katliamların artık bir soykırıma dönüştüğünü ifade eden Arkan, “Kudüs uzun yıllardır İsrail zulmü altında inliyor. Vatanlarına sahip çıkmaya çalışanları, masumları, kadınları, yaşlıları, çocukları hatta bebekleri İsrail defalarca katletti. Bu katliam artık soykırıma dönüştü. Gazze insanlık tarihinin en acımasız katliamlarıyla karşı karşıya.” değerlendirmesinde bulundu.

Arkan, verilere göre saldırılar sonucunda 90 bin üniversite öğrencisinin eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldığını vurgulayarak, “Şu ana kadar 231 öğretmen ve akademisyen ile 4 bin 237 öğrenci hayatını kaybetti ve şehit oldu. İsrail, Gazze’de Filistinlilerin eğitim sistemini de sistematik bir şekilde yok ediyor.” diye konuştu.

Filistin’in ve Filistinlilerin haklı davasının yanında olduklarının altını çizen Arkan, “Sempozyumla, akademisyenler, aktivistler, araştırmacılar ve medya profesyonellerini Filistin üzerinde birlikte düşünmeye, üretmeye ve Filistin’in geleceğini hep birlikte inşa etmeye davet ediyoruz.” dedi.

Akademisyenler, aktivistler ve öğrencilerin katıldığı sempozyumda, “Akademik Özgürlükleri Korumak ve Kamusal Aydınların Filistin Konusundaki Rolü”, “Apartheid ve Siyonist İşgale Eleştirel Yaklaşımlar,” “Yerleşimci-Sömürgeci Şiddete Karşı Filistin’de Gündelik Direniş”, “İnkardan İkrara: Gazze Soykırımı Üzerine Toplumsal-Hukuki Perspektifler”, “Filistin ile Küresel Dayanışma ve Genişleyen Mücadele”, “Anlatıyı Biçimlendirmek: Filistin Tasvirinde Medyanın Rolü” başlıklı paneller düzenlenecek.

Sempozyum, yarın da devam edecek.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/ibn-haldun-universitesi-mutevelli-heyeti-baskan-vekili-bilal-erdogan-israil-ozur-dilemeli-ve-hesap-vermeli/feed/ 0
Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan Genel Kurulu Memur-Sen ev sahipliğinde gerçekleştirildi https://www.akittvhaber.com.tr/uluslararasi-emek-orgutunun-1inci-olagan-genel-kurulu-memur-sen-ev-sahipliginde-gerceklestirildi/ https://www.akittvhaber.com.tr/uluslararasi-emek-orgutunun-1inci-olagan-genel-kurulu-memur-sen-ev-sahipliginde-gerceklestirildi/#respond Wed, 01 May 2024 21:21:39 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7256

Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan Genel Kurulu Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Memur-Sen’in çağrısıyla 25 ülkeden 33 konfederasyonun katılımıyla kurulan Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan Genel Kurulu Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Memur-Sen Konfederasyonu’nun ev sahipliğinde düzenlenen program, Diyanet-Sen Hatay Şube Başkanı Rıza Ateş’in Kur’an-ı Kerim tilavetinden sonra divan kurulu üyelerinin seçilmesiyle devam etti.

Burada bir konuşma gerçekleştiren Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, kongrelerinin, başta emek kesimi olmak üzere, bütün insanlık için umudu çoğaltacak sonuçlar doğurmasını temenni etti. Işıkhan, her geçen gün krizin egemenliği altına giren bir dünyada yaşadıklarını belirterek, Emeğin, finans kapitalinin şekillendirdiği bir zeminde ifadesini bulmakta güçlük çektiğini aktardı.

“Dünyanın en büyük ekonomileri bugün resesyon sorunuyla uğraşıyor”

Hem ülkeler bazında hem de ülkeler arasında gelir dağılımında uçurum gittikçe derinleştiğini de dikkati çeken Yalçın, “Dünyanın en büyük ekonomileri bugün resesyon sorunuyla uğraşıyor. En son, Japonya ve İngiltere ekonomileri duraklamaya girdiler. Bugün Batı’da kriz yönetimi yapamayan hükümetler, savaş çağrısında bulunuyor. Jeopolitik riskler, tedarik zincirlerindeki kopuşlar sürecin o kadar kolay atlatılmayacağını gösteriyor. Emeği, sistem dışına iten, dünyanın büyük kitlelerini mağdur eden sistemin geleceği nokta burasıydı” diye konuştu.

Refahın hüküm sürdüğü batılı ülkelerde bile, dünyanın geleceğine ilişkin umutsuzluğun her geçen gün artığını ifade eden Yalçın, yabancı düşmanlığı ve savaş hazırlıklarının birer göstergesi olduğunu dile getirdi.

İnsan hayatını çok etkileyen şeylerden birinin de egemenlerin iktidar aparatı olarak kullandıkları bilginin manipüle edilmesi olduğunu söyleyen Yalçın, aynı şeyin, sistem adına oluşturulan kurumlar için de geçerli olduğunu söyledi.

Yalçın uluslararası hukuka güvenin her zamankinden daha az olduğunu vurgulayarak, “Söz gelimi, katliamcı İsrail, bizzat BM Güvenlik Konseyinde veto yetkisi olan bir ülkenin, Amerika’nın delegesinin eliyle koruma altına alınıveriyor. İsrail, Filistinlilere karşı tam bir soykırım gerçekleştiriyor. Çoğu çocuk, 30 bine yakın insanı katletti İsrail. Hastaneleri, eğitim kurumlarını, ibadethaneleri yerle bir etti. Siyonistler için bütün bunlar sıradandı. Getto ideolojileri söylüyordu katliam yapmalarını. Ama onları en çok cesaretlendiren, emperyalizmdi, emperyalist ülkelerdi. Güney Afrika öncülüğünde Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davayı bu noktada çok önemsiyoruz” açıklamasında bulundu.

“İsrail mallarına karşı da uzun süreli bir boykot gerçekleştirmeliyiz”

ILC olarak bu davanın takipçisi olmaları gerektiğini söyleyen Yalçın, “Ülkelerimizde insanlarımıza süreci anlatmalıyız ve en önemlisi de İsrail mallarına karşı da uzun süreli bir boykot gerçekleştirmeliyiz. Çünkü zulmün önünü ancak dayanışmayla kesebiliriz” dedi.

“İnsanı merkeze almayan hiçbir sistem adil olamaz”

Yalçın, ILC olarak insanı merkeze aldıklarını söyleyerek, “İnsanı merkeze almayan hiçbir sistem adil olamaz. Çünkü insan azizdir. İnsan, bütün varlığın bilincine vardığı için de adalete muhataptır. İnsana adil davranan bir sistem olmalı ki, çevremizde her varlık bu adaletten faydalanmalıdır. Bundan dolayı bizler, ötekileştirmenin ve ayrımcılığın olmadığı bir düzen için inanç ve vicdan özgürlüğü savunuyoruz” açıklamasında bulundu.

“1980 sonrası, ranta dayanan neoliberalizm emeği hor gördü”

Sendikacılığın en büyük baharını endüstriyel kapitalizm döneminde yaşadığını hatırlatan Yalçın, “Yani, üretimin güçlü bir şekilde dile getirildiği, emeğin bu noktada denklemin içinde yer aldığı bir zemindi endüstriyel kapitalizm. Elbette ki eskiye özlem duymuyoruz. Sömürü o dönemde de devam ediyordu. Fakat, emek kavramı, bugünkü kadar ekonomik teorilerin dayandığı denklemin dışına itilmemişti. 1980 sonrası, ranta dayanan neoliberalizm emeği hor gördü, denklemin dışına çıkardı” ifadelerine yer verdi.

Sendikaların da, özellikle uluslararası yapılar nezdinde, bu muhasebe sistemine karşı güçlü bir direniş gösteremediğini söyleyen Yalçın, konuşmasına şu şekilde devam etti:

“Bizler hep birlikte, bu çelişkileri iyi analiz edip, ona göre stratejiler geliştirdik. İdeolojilerin ötesinde, insanı merkeze alan, hizmet sendikacılığına önem verdik. Sonraki aşamada ise ’emek evrenseldir’ diyerek, dayanışmayı güçlendirmek için hep birlikte örgütlendik. Sizlerle, bu sistemin oluşturduğu anaforu dağıtacağımızı biliyor, çok teşekkür ediyorum.”

Açılış konuşmalarının ardından toplu fotoğraf çekimiyle devam eden program, basına kapalı olarak devam etti. Programa, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ve 25 ülkeden gelen 33 konfederasyonun temsilcileri katıldı. – ANKARA

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/uluslararasi-emek-orgutunun-1inci-olagan-genel-kurulu-memur-sen-ev-sahipliginde-gerceklestirildi/feed/ 0
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı: Uzaydaki yerimizi adım adım alıyoruz https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyenin-ilk-astronotu-alper-gezeravci-uzaydaki-yerimizi-adim-adim-aliyoruz/ https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyenin-ilk-astronotu-alper-gezeravci-uzaydaki-yerimizi-adim-adim-aliyoruz/#respond Wed, 24 Apr 2024 21:45:39 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7084

Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı, “Çok şükür devletimizin güçlü iradesiyle, Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonuyla, yıllardır mahrum kaldığımız ama fazlasıyla hak ettiğimiz uzaydaki yerimizi adım adım almaya başladık.” dedi.

Gezeravcı, Selçuk Üniversitesi Sultan Alparslan Kültür Merkezi’nde düzenlenen programda, öğrencilerle birlikte olmaktan büyük heyecan duyduğunu ifade etti.

Uzay yolculuğunun başladığı günlere ilişkin anısını paylaşan Gezeravcı, “Çok şükür devletimizin güçlü iradesiyle, Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonuyla, yıllardır mahrum kaldığımız ama fazlasıyla hak ettiğimiz uzaydaki yerimizi adım adım almaya başladık. Yüz yıllık tarihimizde bu alanda herhangi bir tecrübe imkanı bulamamış olmamıza rağmen insanlı uzay görevlerinde ilk defa gittiğimiz ve vatanımızda insanımızın tecrübelerinden faydalanma imkanımızın olmadığı bir alanda alnımızın akıyla hedef koyduğumuz bütün deneyleri, bütün hedefleri gerçekleştirerek, çok şükür hakkını vererek bu görevi tamamlayıp ülkemize döndük.” diye konuştu.

Ayağının tozuyla sonrasındaki çalışmalara hazırlık talimatı almış

Gezeravcı, bilim misyonları sonuç aşamalarının tahlil ve analiz sürecinin devam ettiğini vurgulayarak, “Yıllardır fazlasıyla hak ettiğimiz, bünyemizde bulunan potansiyel gücümüzü tetikleyecek, özgüvenimizin ayağa kaldırmasına vesile olması açısından artık tereddütsüz, kuşkusuz istediğiniz şekilde yürüme şansınız var. 19 Ocak’ta başlattığımız görevi 9 Şubat tarihinde tamamladık. 3 gün sonrasında Türkiye’ye ulaştık. Daha bir haftası geçmeden ayağımız tozuyla girdiğimiz ilk toplantıda verilen talimat, bir an önce bundan sonra yapılacak görevlerin de planlaması yönünde işlem adımlarına başlamamız yönünde oldu.” ifadelerini kullandı.

“Kara delik var mı, gördünüz mü’ diye soruluyor”

Gezeravcı, bir öğrencinin, uzay yolculuğu sürecinde yaşadıklarını sorması üzerine, “Atmosfere geliş aşaması, dönüş kısmındaki en riskli bölüm. Gidişte de fırlatma gerçekleştikten sonra maksimum dinamik basıncın yakalandığı bir nokta var. En kritik bölümü teşkil ediyor. Roketin üzerinde yanma ve hızlı katediş ve farklı reaksiyonların gerçekleşmesi neticesinde, üzerine gelen fiziksel şartların maksimum seviyeye ulaştığı an. Yaklaşık 3 ila 55 kilometre arasında bir kısım var. ‘Kara delik var mı, gördünüz mü’ diye soruluyor. Eğer tabire karşılık edecek bir şey varsa orası bir kara delik. Bu bölüm kontrolsüz bir bölüm. Hiç kimsenin oraya müdahale etmeye gücü yetmiyor. Kontrollü bir şekilde giriyorsunuz. Kontrolsüz bir bölgenin içinden geçiyorsunuz. O alan içerisine girdiğiniz andan itibaren her türlü dışarıdan iletişim kesiliyor. Hiçbir komut alamıyor, iletişim kurulamıyor.” diye cevap verdi.

Kapsülden kendi çıkmak istemiş

Dünyaya ayak bastığında yaşadıklarına ilişkin Gezeravcı, “Kapsülün dışına çıkmak için normalde iki kişi eşlik ediyor. Diğer iki arkadaşımız onların eşliğinde alındıktan sonra sıra bana geldiğinde, ‘Müdahale etmeyin. kendim çıkmak istiyorum’ dedim. Önce biraz tereddüt ettiler. Rahat bir şekilde çıktığımı gördüler. Dışarıda iki doktorumuz karşıladı.” dedi.

Gezeravcı, astronotluğun zorlu taraflarının sorulmasına ise her mesleğin kolay veya zorlu yanları olduğunu söyledi.

Her meslek dalının biraz daha emek sarf edilmesi gereken yerleri olduğuna işaret eden Gezeravcı, “Niyet ettikten ve bir yola başvurduktan sonra herkes bu işi yapabilir. Hayallerimi bugüne kadar hep engellemiş olmam sebebiyle olmaması gereken en son kişi belki bendim. Yani hayallerime bile almamış bir insan olarak, devletimiz buna imkan verdi, bize yürüyecek bir yolu açtıktan sonra ben olduysam, şu anda bu yaşta sizin hayallerinizi engellemenize gerek yok. Dolayısıyla astronot olmak birçok zor meslek dalını icra eden başka insanlarımızın meslekleriyle eş değer zorluklara sahip. Fiziksel şartları farklı ama nihayetinde uzaydan gelen insanlar değil. Uzaya geçici, gidip dönen insanlar. İçinizden çıkmış insanlar.” diye konuştu.

En keyifli zamanı dünyayı izlemek olmuş

Gezeravcı, görevin en keyifli anlarının ne olduğu sorusuna, “Bize de verilen ödevler, oraya götürdüğünüz 13 tane deneyin tamamlanmasıydı. Çok şükür planlı takvim dahilinde ödevlerimizi, deneylerimizi tamamladık. Kalan zamanda Türkçe’de ‘kubbe’ anlamına gelen, içi de camlarla bezenmiş bütün dünyayı gözleyebildiğim, geceyle gündüzü her 90 dakikada rüya aleminde gibi izleyebildiğimiz bir ortam vardı. Orada geçirdiğimiz zaman dilimi de en keyifli zamandı.” karşılığını verdi.

ISS, 2-3 günde bir Türkiye’nin üzerinden geçmiş

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) dünyayı gözlemlediğindeki duygularının sorulmasına da Gezeravcı, “Yeryüzündeki gördüğünüzde büyülendiğiniz mekanlar oluyor. Bu mekanların tamamını bir arada olduğunu, hepsini aynı anda gördüğünüz anı düşünün. O anın cazibesi, mükemmel bir şey. ISS’nin üzerinden geçtiği bir noktada ülkemizin dünya haritasında bile yerini gördüğümde her zaman heyecanlanmışımdır. Arkadaşlardan ülkesinin üzerinden geçmediği için üzülenler vardı. Ülkemizin üzerinden her 2-3 gün içinde geçiş yaptık. İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Kendi ülkesini, güzelliklerini aynı anda tek bir karede görebilmek müthiş bir tecrübeydi.” diye konuştu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/turkiyenin-ilk-astronotu-alper-gezeravci-uzaydaki-yerimizi-adim-adim-aliyoruz/feed/ 0
Cumhurbaşkanı Erdoğan: 2024 için asgari ücretlilere, kamu görevlilerine ve emeklilere enflasyonun üzerinde artışlar yapacağız https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-2024-icin-asgari-ucretlilere-kamu-gorevlilerine-ve-emeklilere-enflasyonun-uzerinde-artislar-yapacagiz/ https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-2024-icin-asgari-ucretlilere-kamu-gorevlilerine-ve-emeklilere-enflasyonun-uzerinde-artislar-yapacagiz/#respond Tue, 23 Apr 2024 21:06:39 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=7022

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “2024 yılı için asgari ücretlilerimize, kamu görevlilerimize ve emeklilerimize enflasyon oranlarının üzerinde artışlar yaptık. Hiçbir insanımızın serzenişlerine kulaklarımızı tıkamıyoruz. Bütçemizin sınırlarını zorlama pahasına vatandaşlarımızın taleplerini karşılamaya gayret ediyoruz. İnşallah bu yılın sonuna doğru enflasyonun hızla düşmeye başlamasıyla hep birlikte daha rahat bir nefes alacağız” diye konuştu. Erdoğan ayrıca, “KAAN, dünkü testte çok kritik bir eşiği daha aştı. Allah nasip ederse 2028 yılı sonunda KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize katılmasını planlıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan,  Denizli 29 Ekim Bulvarı’nda düzenlenen mitinge katıldı. Erdoğan, özetle şöyle konuştu:

“HOROZ DÖVÜŞÜNÜN BİLE BİR ADABI VAR AMA…”

“Cumhur İttifakı’na gönül veren kardeşlerimizle birlikte CHP başta olmak üzere muhalefetten umudunu kesen insanlarımızı da muhabbetle bağrımıza basacağız. Daha fazla çalışarak, daha fazla koşturarak Denizli’de hak ettiğimiz ve olmaya hazırladığımız yere mutlaka geleceğiz. Denizli’nin Türkiye Yüzyılı mücadelemizde bizi yalnız bırakmayacağı kanaatindeyim.

Muhalefetin trajikomik hallerini görüyorsunuz, değil mi? Kendi içlerinde horoz dövüşünden beter bir kavga halindeler. Horoz dövüşünün bile bir adabı var ama muhalefetin kavgasında onu bile göremiyorsunuz. Dün iltifat yağmuruna tuttuklarına bugün en ağır hakaretleri savurmaktan çekinmiyorlar. Bundan 8-9 ay önce beraber ülkeyi yönetmekten bahsediyorlardı. Bugün birbirlerinin kuyusunu kazıyor, içişlerine müdahale ediyorlar. Hem Cumhurbaşkanı adayları hem de Cumhurbaşkanı yardımcıları için bizim yaptığımız eleştirilerin daha fazlasını şimdi kendileri söylüyorlar.

Şu anda alanda ne kadar insan var biliyor musunuz? 75 bin kişi var. Denizli bugün coşmuş.

Karşılaştığımız pek çok engele, gizli-açık ambargoya rağmen bu alanda kendimizi sürekli geliştiriyoruz. Sadece son 1 sene içerisinde hava, kara, deniz platformlarında onlarca projeyi resmen hizmete aldık.

Terörle mücadelede kullandığı silahların bile çoğunu yurt dışından temin eden ülke tablosuna son verdik. Artık her şey bizim. Kendimiz üretiyoruz. Artık ihtiyacımız olan silahların hemen tamamını kendi imkanlarımızla üretebiliyoruz. Bununla yetinmiyor, dost ve kardeş ülkelere de ihraç edebiliyoruz. Geçen sene 5,5 milyar dolar savunma ihracatı gerçekleştirdik. Kendi savaş gemisini yapan dünyadaki 10 ülkeden birisiyiz.

“2028 YILI SONUNDA KAAN’IN HAVA KUVVETLERİMİZE KATILMASINI PLANLIYORUZ”

ANKA-3’ün de hizmete girmesiyle bu alanda çığır açtık, çığır açıyoruz ve KAAN’ımızı da gökle buluşturduk. Beşinci nesil savaş uçağımız KAAN ilk uçağını başarıyla icra etti. Yaklaşık 15 yıllık çabanın, gayretin ve azmin ürünü olan KAAN, dünkü testte çok kritik bir eşiği daha aştı. Allah nasip ederse 2028 yılı sonunda KAAN’ın Hava Kuvvetlerimize katılmasını planlıyoruz. Varsın birileri, ‘Yapamazsınız, başaramazsınız’ demeye devam etsin. Ne derseniz deyin, yaptık, gökle buluşturduk. Ne dediler, ‘kalorifer peteği’, ‘süpürge sapı’. Kendi akıllarınca projelerimizle dalga geçtiler. Varsın birileri, Türkiye’nin potansiyelini, Türk milletinin gücünü hafife alsın. Biz bunlara kesinlikle kulak asmayacağız. Ne kifayetsiz muhterislerin ne de ülkemizin başarılarından rahatsız olan beşinci kol elemanlarının umutlarımızı kırmasına izin vermeyeceğiz. İman varsa, irade varsa Allah’ın izniyle imkan da vardır.

İlgili ilgisiz her konuya Ankara’daki ofislerinden yorum yapan, ellerine geçirdikleri her fırsatı insanımızı kutuplaştırmak için kullanan ancak dünkü tarihi başarımızda tek kelime etmeyen sabık siyasetçileri milletimizin takdirine havale ediyorum. Basit bir görüntülü konuşmayı dahi yere göğe sığdıramayan bu eski politikacıların KAAN gibi teknoloji harikası bir savunma projesi hakkında derin bir sessizliğe bürünmeleri gerçekten ibret verici.

Kapı kapı dolaşarak 31 Mart akşamına hazırlanıyor muyuz? 31 Mart akşamı Denizli’den zafer türkülerini dinleyecek miyiz?

Enflasyon sadece bizim değil, Covid-19 salgını sonrasında tüm dünyanın karşı karşıya kaldığı bir baş ağrısı. Bugün içinde 21 ambulansın, 2 bin 380 tonluk sivil yardım gemimizi Mısır’ın el-Ariş Limanı’na vardı. Daha nice görünür görünmez insani yardımlarımızla mazlumlara sahip çıkıyoruz. İçeride 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılması için çalışmalarımız zaten yoğun bir şekilde devam ediyor.

“BU YILIN SONUNA DOĞRU ENFLASYONUN HIZLA DÜŞMEYE BAŞLAMASIYLA DAHA RAHAT BİR NEFES ALACAĞIZ”

Deprem bölgemiz için tüm bu önemli işleri yaparken diğer şehirlerimizin ve toplumumuzun diğer kesimlerini de ihmal etmiyoruz. Küresel ekonominin ve bölgemizin içinden geçtiği sancılı döneme rağmen devletimizin imkanlarını milletimiz için seferber etmiş durumdayız. Çalışanlarımızı ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmemek için verdiğimiz samimi mücadelenin en yakın şahidi milletimizin bizatihi kendisidir. 2024 yılı için asgari ücretlilerimize, kamu görevlilerimize ve emeklilerimize enflasyon oranlarının üzerinde artışlar yaptık. Hiçbir insanımızın serzenişlerine kulaklarımızı tıkamıyoruz. Bütçemizin sınırlarını zorlama pahasına vatandaşlarımızın taleplerini karşılamaya gayret ediyoruz. İnşallah bu yılın sonuna doğru enflasyonun hızla düşmeye başlamasıyla hep birlikte daha rahat bir nefes alacağız.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-2024-icin-asgari-ucretlilere-kamu-gorevlilerine-ve-emeklilere-enflasyonun-uzerinde-artislar-yapacagiz/feed/ 0
TBMM Başkanı Kurtulmuş: “Yeni bir Birleşmiş Milletler’e, yeni bir küresel barış mekanizmasına ihtiyacımız var” https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-yeni-bir-birlesmis-milletlere-yeni-bir-kuresel-baris-mekanizmasina-ihtiyacimiz-var/ https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-yeni-bir-birlesmis-milletlere-yeni-bir-kuresel-baris-mekanizmasina-ihtiyacimiz-var/#respond Thu, 18 Apr 2024 21:21:35 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=6873

– TBMM Başkanı Kurtulmuş: “Yeni bir Birleşmiş Milletler’e, yeni bir küresel barış mekanizmasına ihtiyacımız var”

BAKÜ – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Azerbaycan’da düzenlenen Asya Parlamenter Asamblesi 14. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Yeni bir Birleşmiş Milletler’e, yeni bir küresel barış mekanizmasına ve dünyayı yeniden insanların eşitliği prensibi içerisinde barış çerçevesinde bir araya getirebilecek uluslararası bir anlayışa ihtiyacımız var” dedi.

APA 14. Genel Kurulu Azerbaycan Milli Meclisi ve Asya Parlamenter Asamblesi yeni Dönem Başkanı Sahibe Gafarova’nın ev sahipliğinde Bakü’de başladı. “Asya’da sürdürülebilir kalkınma için bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi” temasıyla düzenlenen genel kurula başta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, APA Genel Sekreteri Mohammad Reza Majidi, Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova ve APA üyesi 40 ülkeden parlamento heyetleri katıldı.

“Asya yeniden yükselişe geçtiği bir dönemi yaşamaktadır”

APA 14. Genel Kurulu’nda yapılacak müzakerelerin Asya ülkeleri arasında dayanışma ve iş birliğini sağlayacak önemli sonuçlar ortaya çıkarmasını umduğunu belirten TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Bildiğiniz gibi dünyanın fevkalade zor bir dönemden geçtiğine hep beraber şahit oluyoruz. Bu çerçevede tarihsel olarak Asya ülkelerinin arasında da Asya’da da önemli bir tarihi fırsat penceresi açılmıştır” ifadelerini kullandı.

Asya’nın yeniden yükselişe geçtiği bir dönemi yaşadığını kaydeden Kurtulmuş, “Bu çerçevede, Asya Parlamenter Asamblesi’nin yükselişe geçen Asya’da yeni fırsatların yakalanması, güven ve istikrar içerisinde iş birliklerinin ve ortak çalışma zemininin temin edilmesi bakımından fevkalade değerli bir platform olduğunun altını çizmek isterim. Bu çerçevede Türkiye olarak 2019 yılından itibaren gerçekleştirmeye devam ettiğimiz yeniden Asya yaklaşımımız dolayısıyla gelişmekte olan ve fevkalade büyük fırsatları ve riskleri aynı zamanda bünyesinde taşıyan yeni uluslararası ilişkiler zemininde Türkiye’nin Asya ile irtibatını, Asya ile ilişkisine fevkalade büyük önem atfetmekteyiz” dedi.

“Asya ülkelerinin dayanışmasını en yüksek noktalara kadar çıkaracağız”

Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’nın başkanlığı döneminde APA’nın daha da yükseleceğine, ülkeler ve parlamenterler arasında iş birliğinin artacağına emin olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Hep birlikte kendisine destek olarak bu faaliyetlerin daha ileriye götürülmesi için yardımcı olacağız ve önümüzdeki dönemde Asya ülkelerinin iş birliği ve dayanışmasını en yüksek noktalara kadar çıkaracağız. Özellikle yaşadığımız dönemde bölgemiz başta olmak üzere Asya’nın da önemli birçok yerlerinde maalesef çatışma alanlarının var olduğu bu çatışma alanları üzerinden hem bölgesel çatışmaların hem de bunların üzerinden küresel rekabetleri ve düşmanlıkların fitilini ateşlenmesi müsait olduğu bir dönemdeyiz” şeklinde konuştu.

Bölgedeki ve dünyanın birçok yerindeki çatışmalara değinen Kurtulmuş, “Çatışma alanları eğer sorunlar çözülemez, karşılıklı rıza ve müzakereye bağlı olarak bu sorunların çözümü için adımlar atılamazsa, korkarım ki önümüzdeki dönem dünyada çok daha büyük türbülansların var olacağı yeni bir dönemi de işaret etmektedir” diye konuştu.

“Karadeniz’de tahıl koridoru ile Türkiye hayati bir rol oynamıştır”

Yakın coğrafyada yaşanan iki önemli çatışmanın altını çizen Kurtulmuş, “Bunlardan birisi Rusya ile Ukrayna arasındaki devam etmekte olan savaş. Şimdiye kadar on binlerce insanın öldüğü, şehirlerin yıkıldığı, köylerin, kasabaların yerle bir edildiği, büyük bir insani felaketin yaşandığı Rusya-Ukrayna krizi. Öyle görünüyor ki sadece Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş değil, Rusya ile topyekun Batı arasında bir savaş olma niteliği taşımaktadır. Bu özellikleri ile eğer Rusya ve Ukrayna krizi çözüme kavuşturulamazsa bunun bir küresel çatışmanın da fitilini ateşleyecek aşikardır” ifadelerini kullandı.

Türkiye olarak başından itibaren Rusya-Ukrayna krizinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunduklarını vurgulayan Kurtulmuş, “Hem de bir an evvel her iki tarafın kabul edebileceği adil ve kalıcı bir barışın temin edilmesi için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirdik. Bu sorumlulukları yerine getirmeye de devam ediyoruz. Esir takasının gerçekleştirilmesi ve Karadeniz’de tahıl koridoru ile dünya gıda piyasalarında olağanüstü fiyat artışlarının önlenmesinde Türkiye hayati bir rol oynamıştır. Bu çerçevede Rusya Ukrayna savaşının ümit ederiz ki, temenni ederiz ki en kısa sürede kalıcı ve adil bir barış yoluyla çözülmesi insanlığın hayrınadır” dedi.

“Gazze’de devam eden insanlık suçu insanlık tarihinin en ağır imtihanlarından birisidir”

Beş aya yakın bir süredir Gazze’de büyük bir insanlık dramı yaşandığını ifade eden TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Esasında söylenildiği gibi mesele 7 Ekim’de başlamış değildir. 1948’den itibaren ve hatta 1967’den itibaren maalesef bu meselenin içten içe yandığı, içten içe büyütüldüğü bir süreç yaşanmıştır. Filistinliler köylerinden, kentlerinden uzaklaştırılmış, birçok yere işgalci Yahudiler yerleşimci olarak yerleştirilmiş, köyleri, kentleri yok edilen insanların bir kısmının da hayat ile irtibatı koparılmıştır” diye konuştu.

Gazze’de devam eden saldırıların insanlık tarihinin en ağır imtihanlarından birisi olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “30 bini aşkın insan, bunların yüzde 75’inin kadın ve çocuk olduğunu bildiğimiz 30 bini aşkın insan, göz göre göre dünyanın gözü önünde katledilmiştir. Dahası Gazze Şeridi’ni tamamı ile kuşatan Netanyahu ve çetesi orayı kuşatmak ve kalmamış, canlı hareket eden ne varsa hepsini ateş edip yok ederek büyük bir insanlık suçunu işlemeye devam etmiş ve etmektedir” ifadelerini kullandı.

“Gazze’de yaşanan bu büyük insanlık suçunu önlemek mecburiyetindeyiz”

APA başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşların Gazze’deki insanlık dramına sessiz kalmamasını temenni ettiğini söyleyen Kurtulmuş, “Hükümetlerin bir kısmı Gazze’de işlenen soykırıma varan büyük katliama sessiz kalsa da dünya halkları sessiz kalmamış. Washington’dan Londra’ya, Paris’ten Brüksel’e kadar birçok başkentte milyonlarca insan sokağa dökülmüştür. Artık insanlar bu canavarın durdurulmasını, insanlık suçlarını bilerek, isteyerek işleyen bu mekanizmanın durdurulmasını talep etmektedir. Bunun için her türlü fırsatı ortaya koymak ve Gazze’de yaşanan bu büyük insanlık suçunu önlemek mecburiyetindeyiz. Ne yazık ki bunu önlemek için mücadele eden başta Birleşmiş Milletler’in mültecilere yardım kuruluşları başta olmak üzere birçok kuruluş da yine Netanyahu ve çetesini destekleyen ülkeler tarafından güçler tarafından engellenmiştir” şeklinde konuştu.

“Çok daha güçlü mücadele etmemiz lazım”

İsrail’in Başbakanı Netanyahu’nun Refah kapısına sıkıştırılan 1,5 milyona yakın Filistinlinin üzerlerine bombalar yağdırdığını belirten Kurtulmuş, “Dünyaya meydan okuyarak diyor ki, bunları oradan da silip atacağız. Böylece yeni bir insanlık suçunu işlemeye devam edeceğini dünyanın gözünün içine baka baka ifade ediyor. Buna karşı insanlığın ortak vicdanı harekete geçmiştir ama sonuç almak için çok daha güçlü mücadele etmemiz lazım. Bu Uluslararası Adalet Divanı’nda ki ara kararla birlikte ortaya çıkan durum yeni bir fırsattır ve ümit ederiz ki arkasından Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ndeki yargılamanın başlamasıyla insanlık bu ayıptan hiç olmazsa bir miktar kurtulabilecektir” dedi.

“Bütün insanlığı eşit gören yeni bir anlayışı inşa etmek zorundayız”

Dünyadaki küresel sistemin hiçbir sorunu çözebilme yeteneğine sahip olmadığını vurgulayan Kurtulmuş, “Dünyadaki uluslararası sistem sadece güçlünün sözünün geçtiği, zayıfın ise ezilmeye devam ettiği bir uluslararası yapıyı oluşturmaktadır. İşte önümüzdeki dönemde hep beraber çalışarak inşa etmemiz gereken yeni bir alan ise yeryüzünde barışı, adaleti, insanlığı, ülkelerin eşit egemenliğini ve halkların arasında hiçbir ayrımcılık gözetmeksizin hiçbir insani hiyerarşiyi göz önünde bulundurmaksızın bütün insanlığı eşit gören yeni bir anlayışı inşa etmek zorundayız. Açıkçası yeni bir Birleşmiş Milletler’e, yeni bir küresel barış mekanizmasına ve dünyayı yeniden insanların eşitliği prensibi içerisinde barış çerçevesinde bir araya getirebilecek uluslararası bir anlayışa ihtiyacımız vardır” diye konuştu.

Kurtulmuş konuşmasının ardından APA Dönem Başkanlığını Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’ya devretti.

Kurtulmuş, yarın Aliyev ile görüşecek

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Azerbaycan temasları kapsamında yarın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından da kabul edilecek. Azerbaycan Başbakanı Ali Asadov’la bir araya gelecek olan Kurtulmuş, TÜRKPA Genel Sekreterliğini ve Bakü’deki şehitlikleri de ziyaret ettikten sonra Azerbaycan’dan ayrılacak.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-baskani-kurtulmus-yeni-bir-birlesmis-milletlere-yeni-bir-kuresel-baris-mekanizmasina-ihtiyacimiz-var/feed/ 0
Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, AA Teknoloji Masası’na konuk oldu Açıklaması https://www.akittvhaber.com.tr/turkcell-genel-muduru-dr-ali-taha-koc-aa-teknoloji-masasina-konuk-oldu-aciklamasi/ https://www.akittvhaber.com.tr/turkcell-genel-muduru-dr-ali-taha-koc-aa-teknoloji-masasina-konuk-oldu-aciklamasi/#respond Wed, 17 Apr 2024 21:24:37 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=6832

Anadolu Ajansı Teknoloji Masası’nın ilk toplantısı, Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç’un katılımıyla gerçekleştirildi.

Ali Taha Koç, nesnelerin interneti ve siber güvenlik teknolojilerini odağa aldıklarını, Turkcell ürünlerinin tamamında güvenli ve üretken yapay zeka olacağını ifade etti.

Yeni dönem çalışmaları hakkında bilgi veren Koç, Türkiye’nin teknoloji devi Turkcell’in, Cumhuriyet’in ilk 100 yılında teknoloji alanında lokomotif görevi aldığını söyledi. Koç, “Türkiye’nin Turkcell’i” vizyonu ile çalıştıklarını, kullanıcıların dijital yolculuğunda her zaman yanlarında olacaklarını kaydetti.

Koç, üretken yapay zekanın kendileri için “olmazsa olmaz” olduğunu, Turkcell ürünlerinin tamamında hem nesnelerin interneti hem de üretken yapay zekanın olacağını belirterek, “Nasıl ki Türkiye savunma sanayinde bir çığır atladıysa, biz de Turkcell olarak yapay zeka alanında yapacağımız çalışmalarla vatandaşlarımızın ve kurumların hem dijitalleşme sürecindeki işlerini kolaylaştıracağız hem de ürünlerimizle onlara destek olacağız.” dedi.

Turkcell’in gelişmiş teknolojik yetenekleri ve inovasyon gücü sayesinde pazardaki konumlarını daha da güçlendireceklerini ifade eden Koç, Türkiye için daha güvenli bir dijital gelecek ortaya koymayı hedeflediklerini kaydetti.

Koç, “Artık herkes bir şekilde yapay zeka ile iletişim kurabiliyor. Araştırmalar, 2026 yılında şirketlerin ve bireylerin yüzde 80’inin herhangi bir yapay zeka modülü kullanmaya başlayacağını öngörüyor. Tabii bu da toplumsal manipülasyonlara, dezenformasyona ve provokasyona açıklık riski anlamına geliyor.” diye konuştu.

“Yapay zekanın sorumlu kullanımı ve siber güvenlik üzerinde aktif olarak çalışıyoruz”

Teknolojinin insan için bir araç olması gerekliliğini vurgulayan Koç, şunları kaydetti:

“İnsan ön yargılarının sistemlerimize girmesini engellemek gerektiğini de göz ardı etmemeliyiz. Kötü niyetli denemelere karşın doğru ve tutarlı çıktılar üretebilecek, güvenlik açığı oluşturmayan, sonuçlarda ayrımcılık yapmayan ve kapsayıcı yapay zeka modelleri üretmek için tüm paydaşların bir araya gelerek ortak ilkeler belirlemesi, hatta kullanıma dair uluslararası yasal uygulamaların ortaya konulması gerekiyor. Bu bakımdan Turkcell olarak, yapay zekanın sorumlu kullanımı ve siber güvenlik üzerinde aktif olarak çalışıyoruz. Yapay zekayı, insanın potansiyelini engelleyen ya da körelten bir faktör değil, doğru kullanıldığında onu destekleyen ve zenginleştiren bir araç olarak görüyorum.”

Yapay zekanın can suyunun “veri” olduğuna işaret eden Koç, yapay zekanın eğitilerek geliştirilen bir ürün olduğunu, veri ile eğitilmesi gereken bir süreçten geçildiğini söyledi. Avrupa Birliği’nin (AB) Yapay Zeka Kanunu’nu onayladığını da bildiren Koç, Turkcell olarak yapay zeka teknolojisinin yeni bir çağ başlatacağını çok önceden gördüklerini ifade etti.

Etik değerlere uygun bir yapay zeka algoritmasının olması gerekliliğine işaret eden Koç, şöyle devam etti:

“Turkcell olarak, 2020 yılında Yapay Zeka Kullanım İlkeleri’ni oluşturup açıklayan ilk marka olduk. Çünkü veriyi nasıl kanalize ederseniz ona uygun olarak yapay zeka algoritmaları çıkabilir. Teknolojinin insan odaklı, sorumlu ve adil bir şekilde kullanılmasına yönelik taahhütlerimizi yansıtan bu ilkeler; çevre ve insan odaklılık, profesyonel sorumluluk, veri gizliliği, şeffaflık, güvenlik, adil davranış ve işbirliği gibi temel prensipleri içeriyor. Verinin objektif olduğunu ve herkese eşit davrandığını kanıtlayabilmek gerekiyor.”

“Savunma sanayindeki firmalarımızla, özellikle siber güvenlik alanındaki ürünlerimizle yoğun bir şekilde çalışıyoruz”

Dr. Ali Taha Koç, Turkcell’in savunma sanayi çalışmaları ve projelerindeki yeri hakkında da bilgi verdi.

Koç, şunları kaydetti:

“Savunma sanayindeki firmalarımızla, özellikle siber güvenlik alanındaki ürünlerimizle yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Savunma sanayimizin verilerinin korunması çok büyük bir öneme sahip. Şirketlerimiz dünya sıralamasında çok yukarı çıktılar. Birçok şirketimizin hem telekomünikasyon hem de internet altyapısına destek oluyoruz. Bununla beraber güvenlik ürünlerimizle hizmet veriyoruz. Verilerinin, ürünlerinin, tasarımlarının ve bilgi birikimlerinin korunması gerekiyor. Nasıl ürünlerimizi koruyorsak onları tasarlayan, üreten gençlerimizi, mühendislerimizi ve onların ürettiği verileri de korumamız gerekiyor. Bu bağlamda Turkcell olarak savunma sanayindeki bütün firmalarımıza siber güvenlik alanında destek oluyoruz. Bununla beraber birçok kurumumuza da veri merkezimizde yer sağlıyoruz. Türkiye’nin en büyük veri merkezi sağlayıcısı olarak onların da verilerinin Türkiye’de kalmasını ve Türkiye’de işlenmesini çok önemsiyoruz.”

Koç, “Müşteri bazımızı, bireyselin yanı sıra makineler arası iletişimde de artırmayı hedefliyoruz.” dedi.

“İnsan hayatı için kolaylıklar geliştirmek, yaşam kalitesi ve toplumsal faydayı artırmak en büyük önceliğimiz”

Dr. Ali Taha Koç, Turkcell olarak bu süreçte önemli bir misyonları olduğunu belirterek, “Yeni teknolojileri kendi iş süreçlerimize dahil etmenin yanı sıra hem şirketlerin hem de bireysel kullanıcılarımızın dijitalleşme yolculuklarına eşlik ediyoruz. Teknolojinin sağladığı imkanlarla insan hayatı için kolaylıklar geliştirmek, yaşam kalitesi ve toplumsal faydayı artırmak en büyük önceliğimiz. Bu bağlamda yapay zeka teknolojileri ve siber güvenlik, önümüzdeki dönem daha fazla yoğunlaşacağımız iki önemli odak noktamız olacak.” diye konuştu.

“Türkiye’nin Turkcell’i olarak karlı olsa da olmasa da kullanılsa da kullanılmasa da mutlaka yabancı menşeli ürünlere yerli bir alternatif üretmeye çalışıyoruz.” diyen Koç, yabancı uygulamalarla ilgili bir bağlantı sorunu yaşandığı zaman dönüp gelecekleri yerin, yerli ve milli uygulamalar olduğunu söyledi.

Koç, “Nasıl ki savunma sanayinde bize herhangi bir ürün vermedikleri zaman kendimiz ürettiysek, dijital dünyada da aynı felsefeyle yaklaşıp aynı vizyonla hareket etmemiz gerekiyor.” dedi.

“4G teknolojisi insanlar için yapılmış son teknolojiydi, 5G teknolojisi nesneler için yapıldı”

Türkiye’nin 5G süreci hakkında da değerlendirmelerde bulunan Koç, 1990’larda gelen 2G teknolojisinden bu yana yaşanan gelişmelere değindi.

Koç, şu bilgileri verdi:

“Her 10 senede bir yeni teknoloji geliyor. 2020 yılında 5G’nin ilk fazları ortaya çıktı. İnşallah yakın bir gelecekte, Türkiye’de, ‘5G’nin bir sonrası’, ‘5,5G’, ‘5G Advantages’ veya başka bir tabirle olacak ama sonunda 5G gelecek. Şunu unutmamamız gerekiyor; 4G teknolojisi insanlar için yapılmış son teknolojiydi. 5G teknolojisi nesneler için yapıldı. 5G teknolojisinin var oluş sebebi, akıllı sanayileşme ve alan bazlı yeni teknolojiler. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız henüz takvim konusunda net bir zaman vermedi ama biz Turkcell olarak 5G teknolojisine hazırız. Geldiği zaman da Türkiye’de en iyi 5G teknolojisiyle hizmet verecek kurum biziz. Ama 5G’nin artık nesnelere dönük bir teknoloji olduğunu ve internet hızlarında belli bir artış olsa bile 3G’den 4G’ye geçtiğimizdeki o büyük hız artışını ve memnuniyeti yaşamayacağımızı bilmemiz gerek.”

“2050 yılında sıfır karbon emisyonu sağlayan bir teknoloji firması olmak istiyoruz”

Turkcell Genel Müdürü Dr. Koç, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilirlik çalışmaları hakkında da bilgi verdi.

Halihazırda rüzgar enerji santrali dışında 300 megavatlık güneş enerjisi santrali planlarının olduğunu bildiren Koç, “Bu projeyi tamamladığımızda enerjimizin yüzde 65’ini yenilenebilir enerjiden karşılayacağız. 2050 yılında sıfır karbon emisyonu sağlayan bir teknoloji firması olmak istiyoruz.” dedi.

Koç, sahip oldukları 35 bin baz istasyonundan dolayı Türkiye’nin enerji üretiminin büyük bir oranını kullandıklarını, bundan dolayı yenilenebilir enerji çalışmalarının çok önemli olduğunu vurguladı.

“İnsanlar arasındaki dijital paylaşıma aracılık ediyoruz.”

Dr. Ali Taha Koç, Turkcell’in 2024 yılında 30. yaşını kutlayacağını hatırlatarak, “Turkcell” denilince akla telekomünikasyon ve teknoloji alanında ilklerin geldiğini söyledi.

Türkiye’ye mobilden ilk “Alo” dedirten şirketin Turkcell olduğunu belirten Koç, aynı zamanda Turkcell’in Türkiye’nin ilk New York borsasına kote olan, ilk mobil ödemeyi yapan, Türkiye’nin ilk anlık mesajlaşma uygulamasını kuran şirket olduğunu ifade etti.

Koç, şirketin fizy, ???????TV+, Paycell gibi ürünlerine işaret ederek, Turkcell’in sadece bir operatör olmadığını, insanlar arasındaki dijital paylaşıma aracılık eden bir operatör olduğunu söyledi. Koç, “‘İnsana ve ülkemize fayda’ mottosuyla yola çıktık. Öncelikle teknolojinin insanımıza fayda sağlaması gerekiyor.” dedi.

“Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapacağız”

Gençlere ve kadınlara verdikleri destek ve bu alanda hayata geçirdikleri projelere değinen Koç, şunları kaydetti:

“7’den 70’e herkesin dijital okuryazarlığını artırmak istiyoruz. Teknoloji okuryazarlığını da artırmak istiyoruz. Yapay zekayı bilmeyen bir avukat, bir sosyolog, bir psikolog artık olmayacak. Herhangi bir yabancı dil öğrenmek ne kadar elzemse herkesin yapay zekayı kullanabilir olmayı bilmesi gerekiyor. Ben yapay zekanın yıkıcı olacağını düşünmüyorum ama yapay zekayı kullananların yapay zekayı kullanmayanlara karşı çok büyük bir üstünlüğü olacağını düşünüyorum. İnşallah gençlerimizle beraber Türkiye Yüzyılı’nı Dijitalin Yüzyılı yapacağız.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/turkcell-genel-muduru-dr-ali-taha-koc-aa-teknoloji-masasina-konuk-oldu-aciklamasi/feed/ 0
Meral Akşener: “Madem ‘Katil Sisi’, ‘Kardeşim Sisi’ Oluverecekti, O Zaman Doğu Akdeniz’de Elimiz Neden Zayıflatıldı?” https://www.akittvhaber.com.tr/meral-aksener-madem-katil-sisi-kardesim-sisi-oluverecekti-o-zaman-dogu-akdenizde-elimiz-neden-zayiflatildi/ https://www.akittvhaber.com.tr/meral-aksener-madem-katil-sisi-kardesim-sisi-oluverecekti-o-zaman-dogu-akdenizde-elimiz-neden-zayiflatildi/#respond Fri, 12 Apr 2024 21:15:36 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=6668

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TBMM grup toplantısında;”Madem ‘katil Sisi’, ‘kardeşim Sisi’ oluverecekti; o zaman Doğu Akdeniz’de elimiz neden zayıflatıldı?..Ükemiz tüm bu zararı Erdoğan’ın şahsi tercihleri, dostluk ilişkileri yani aslında paşa gönlü öyle istediği için yaşadı. İktidar şakşakçılarının aksine atılan bu adımın usta bir satranç hamlesi veya stratejik bir planın parçası değil, reel şartların iktidara dayattığı bir zorunluluk olduğunu açıkça görüyoruz” dedi. Akşener, Erzincan İliç’teki maden faciasıyla ilgili de “Bu büyük ihmalkarlığın sorumluları hala utanmadan sorumluluktan kaçıyorlar. ‘ÇED raporuyla ne alakası var’ diyerek hala utanmadan kendilerini savunuyorlar” diye konuştu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bugün TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener, şunları söyledi:

“ERDOĞAN’IN, ‘EMEKLİLERİN YILI’ İLAN ETTİĞİ, 2024’TE EMEKLİLERİMİZE YİNE ÇİLE REVA GÖRÜLDÜ”

“21 yıl boyunca milletimizin alın terini, ganimet görüp hak yediler, ama doymadılar. 21 yıl boyunca toprağımızın suyunu sıkıp rant yediler ama doymadılar. Şimdi de çıkmış ‘Millet, üç kuruş maaşla geçinsin’ diyorlar. ‘Asgari ücretli yoksulluk sınırının, altında sürünsün’, ‘Emekli açlık sınırın altında boğulsun, 3 bin liralık bayram ikramiyesiyle doysun’ diyorlar. Üstelik zor zahmet verecekleri 3 bin lirayı da öyle bir sunuyorlar ki sanırsınız lütfediyorlar. Sanırsınız sadaka veriyorlar, ulufe dağıtıyorlar. 3 bin lira gerçekten bir artış mı yoksa kayıp mı birlikte bakalım. Mesela 2018 yılında bir emeklinin, bayram ikramiyesi 217 dolara denk geliyordu. Bugün ise artırılmış haliyle bile 97 dolar ediyor. Yani yarısından bile az, o da bayrama kadar dolar yerinde durursa. Mesela 2018 yılında emekli bir vatandaşımız bayram ikramiyesiyle 25 kilo kıyma alabiliyordu. Bugün ise 7 buçuk kilo alabiliyor. Yani üçte birinden bile az. Emeklinin bayram ikramiyesi gerçekten artmış mı? Açıkça görüyoruz ki artmamış, tam tersi azalmış, kuşa dönmüş. Yani Erdoğan’ın, ’emeklilerin yılı’ ilan ettiği, 2024’te emeklilerimize yine çile reva görülmüş, yokluk layık görülmüş. Emeklilerimiz yine açlığa mahkum edilmiş. Biz İYİ Parti olarak, milyonlarca emeklimizin emeğine çöken bu vicdansızlığa asla sessiz kalmayacağız. Göstermelik zamlar, ikramiyeler, vaatler yetmez. Emeklilerimizi daha fazla enflasyona ezdirmeyin ve gerçek bir adım atın. Kök maaş işinden de derhal vazgeçin. Yüksek ücret üzerinden ve yüksek günle prim ödeyenleri daha fazla cezalandırmayın. Bu önerimizi yaptınız yaptınız. Yapmazsanız sandıkta en büyük tokadı emeklilerimizden yiyeceksiniz.

“OLMAYAN İLÇELERE DOĞAL GAZI DA BELEDİYECİLİĞİN ALASINI DA ORDU’YA BİZ GETİRECEĞİZ”

Olmayan ilçelere doğal gazı da belediyeciliğin alasını da Ordu’ya biz getireceğiz. Alıştığınız fevkalade konforlu ceket siyaseti artık bitti. Çünkü artık hür ve müstakil İYİ Parti var. O yüzden sana boş tehditlerini bir kenara bırakmanı tavsiye ediyorum. Onun yerine bir zahmet Ordu’daki adayını çalıştır da nasıl rekabet ediyorsunuz görelim bakalım. Buyur hodri meydan.

“FETÖ’NÜN DEVLET KURUMLARINA SIZMASINA YARDIM VE YATAKLIK ETMENİN CEZASI 1 YIL 15 GÜN EDİYORMUŞ”

2020 yılında, bir rezalet ortaya çıkmıştı. Düzenlenen bilirkişi raporuyla ÖSYM’nin, 2010 ile 2015 yılları arasında gerçekleştirdiği tüm sınavların sorularının sızdırıldığı tespit edilmişti. Bunun sonucunda ise dönemin ÖSYM Başkanı Ali Demir ‘FETÖ üyeliği’ ve ‘görevi kötüye kullanma’ suçlamasıyla 18 yıl 6 ay hapis istemiyle tutuklanmıştı. Bu kişinin bir anda beraat ettiğini sadece görevini kötüye kullanma suçundan 1 yıl 15 gün ceza aldığını, hükmün açıklanmasının da 5 yıl ertelendiğini öğrendik. Rezalete bakar mısınız? Bir neslin yalnız sorularını değil yıllarını, hayallerini, gençliğini çalanlar ne değişti de aklanıverdi? ‘Burada asıl yapılmak istenen ne biliyor musunuz? Her zaman yaptıkları gibi ucu kendilerine dokunan bir meseleyi daha sulandırmak. Yapılan aslında Ali Demir’i aklamak değil, suçun cinsini değiştirip olayın üzerini örtmek. Biz de bu kepazelik vesileyle öğrenmiş olduk ki ülkemizde gençlerin 5 yılını çalmanın cezası 1 yıl 15 gün ediyormuş. FETÖ’nün devlet kurumlarına sızmasına yardım ve yataklık etmenin cezası 1 yıl 15 gün ediyormuş.

“MADEM ‘KATİL SİSİ’, ‘KARDEŞİM SİSİ’ OLUVERECEKTİ; O ZAMAN DOĞU AKDENİZ’DE ELİMİZ NEDEN ZAYIFLATILDI”

Madem ‘katil Sisi’, ‘kardeşim Sisi’ oluverecekti; o zaman Doğu Akdeniz’de elimiz neden zayıflatıldı? Mısır’la Yunanistan’ın anlaşmasına neden alan açıldı? Madem İhvancılar bir kenara itilecekti, rabia da böylesine kolay unutulacaktı; o zaman Mavi Vatan’daki çıkarlarımız neden tehlikeye atıldı? Aslında bu soruların cevapları herkesin malumu. Ülkemiz tüm bu zararı Erdoğan’ın şahsi tercihleri, dostluk ilişkileri yani aslında paşa gönlü öyle istediği için yaşadı. Biz İYİ Parti olarak iktidar şakşakçılarının aksine atılan bu adımın usta bir satranç hamlesi veya stratejik bir planın parçası değil, reel şartların iktidara dayattığı bir zorunluluk olduğunu açıkça görüyoruz. O nedenle de süreci yakından takip etmeye devam edeceğiz.

“ÇED RAPORUYLA NE ALAKASI VAR DİYEREK HALA UTANMADAN KENDİLERİNİ SAVUNUYORLAR”

Türkiye’de hala doların yeşilini doğanın yeşiline tercih eden rantçı bir zihniyet var. Bu zihniyetin son ihaneti de Erzincan İliç’te Fırat Nehri’nin kıyısında siyanürle altın aranmasına göz yummaları oldu. Aradan tam 8 gün geçmesine rağmen 9 işçimiz hala kayıp, bulunamıyor. 9 canımız hala toprağın altından çıkarılamıyor. 9 ailemiz hala bir umuda tutunup bekliyor. Üstelik arama kurtarma çalışmaları da yeniden heyelan olması riski nedeniyle bu hafta başında maalesef durduruldu. Bu büyük ihmalkarlığın sorumluları ise hala utanmadan sorumluluktan kaçıyorlar. ‘ÇED raporuyla ne alakası var’ diyerek hala utanmadan kendilerini savunuyorlar. Hala utanmadan milletimize doğaya ve çevreye dair vaatleri, doğal felaketlere karşı alacakları sözde önlemleri anlatıyorlar. Kimse merak etmesin, doğamıza yapılan tüm ihanetlerin hesabını soracağız.

“İYİ PARTİ’NİN YÖNETTİĞİ BELEDİYELER İNSANINA İNSANCA YAŞAYACAĞI BİR ŞEHİR SUNAN, VATANIN TOPRAĞINA, HAVASINA, SUYUNA SAHİP ÇIKAN BELEDİYELER OLACAK”

1 Nisan gününden başlayarak bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir Türkiye bırakmak için ilk adımı yerel yönetimlerde atacağız. Bu çerçevede yetkiyi aldığımız tüm belediyelerimizde insanımıza ve doğamıza zarar veren tüm kişi ve çıkar gruplarıyla milletimizle el ele vererek yasal zeminde mücadele edeceğiz. ‘İYİ Belediyecilik’ vizyonumuz çerçevesinde insan ve çevre odaklı, sürdürülebilir kentleşme anlayışımızla milletimize yakışır yaşayan ve yaşatan şehirler inşa edeceğiz. İYİ Parti olarak yönettiğimiz tüm şehirleri çağın fırsatlarını yakalayan, çağın tehlikelerine karşı önlem alan ve çağın ruhuna uyan yenilikçi bir anlayışla yöneteceğiz. İYİ Parti’nin yönettiği belediyeler, üreten ve ürettikçe kalkınan belediyeler olacak. İYİ Parti’nin yönettiği belediyeler her şeyden önce kendi insanı için çalışan, kendi insanına yatırım yapan, kendi insanıyla el ele yükselen belediyeler olacak. İYİ Parti’nin yönettiği belediyeler insanına insanca yaşayacağı bir şehir sunan, vatanın toprağına, havasına, suyuna sahip çıkan belediyeler olacak.

“ARTIK BU KONFORLU ‘EDİ BÜDÜ SİYASETİNE’ DUR DİYEN, SİYASETE YENİDEN REKABETİ GETİREN İYİ PARTİ VAR”

Sırf oy almak için birinin Atatürk’ümüze beddua eden soysuzlara, diğerinin de Cumhuriyetimizi 100 yıllık zulüm gören terör şakşakçılarına şirinlik yapma yarışına tutuştuğu kirli bir orta oyunun tam ortasındayız. Bu muhteremler şimdiye kadar birbirlerine düşman gözüküp milletimizi birbirinin karşısına dikerek kolay oy almaya çok alıştılar. Şimdiye kadar korkutup, değerlerini istismar edip, kendilerine mecbur bırakarak seçmeni sandıktaki keklik görmeye çok alıştılar. Ama artık bu konforlu ‘edi büdü siyasetine’ dur diyen, siyasete yeniden rekabeti getiren İYİ Parti var. Artık dayatılan ezberleri bozan, aday diye pusulaya asılan ceketleri indiren hür ve müstakil İYİ Parti var. Artık kazanan kim olursa olsun her seferinde milletimizin kaybettiği bu kayıkçı düzenine çomak sokan, kendince millete istikamet çizmeye kalkanlara da feleğini şaşırtan milletin sesi İYİ Parti var.

“1 NİSAN SABAHIYLA BİRLİKTE YETKİYİ ALDIĞIMIZ TÜM ŞEHİRLERİ KADROLARIN EN İYİSİYLE SELAMLAYACAĞIZ”

Biz sadece milletimizin hanemize ne yazacağıyla, milletimizin sandıkta ne söyleyeceğiyle, milletimizin teveccühünü nasıl kazanacağımızla ilgileniyoruz. Şunun şurasında sadece 39 gün kaldı. 31 Mart’ta sonuçları hep birlikte göreceğiz. Edileri de büdüleri de gizliden açıktan ortaklık yaptıkları ‘kırpıkları’ da sandığa gömeceğiz. İstedikleri kadar para harcasınlar, istediklerini satın alsınlar. Sandıkları satın alamadıklarını, millet iradesine paralarının geçmediğini 31 Mart’ta hepsine göstereceğiz. 1 Nisan sabahıyla birlikte de aziz milletimizin teveccühüyle yetkiyi aldığımız tüm şehirleri kadroların en iyisiyle selamlayacağız. Projelerin en iyisiyle tanıştıracağız, çözümlerin en iyisiyle buluşturacağız.”

Akşener, grup toplantısında bazı il ve ilçe belediye başkan adaylarını da açıkladı. Adaylar şöyle:

Adıyaman Belediye Başkan Adayı İz Yücedağ, Batman Belediye Başkanı Adayı Abdullah Polat, Elazığ Belediye Başkanı Adayın Burak Özgül, Edirne Meriç Belediye Başkanı Adayı Volkan Güzelergene, Edirne Havsa Belediye Başkanı Adayı Ömer Sacit Sakarya, Edirne Uzunköprü Kırcasalih Belediye Başkanı Adayı Hülya Özdemir, Kırşehir Belediye Başkanı Adayı Ufuk Cengiz, Kırşehir Boztepe Belediye Başkanı Adayı Emrullah Çiçek, Kırşehir Kaman Belediye Başkanı Adayı Şuayip Ata, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Abdullah Yıldırım, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Şeyhmus Göçmez, Malatya Yeşilyurt Belediye Başkanı Adayı Ali Helvacı, Malatya Battalgazi Belediye Başkanı Adayı Emircan Eren, Malatya Doğanşehir Belediye Başkanı Adayı Hasan İliş, Malatya Hekimhan Belediye Başkanı Adayı Melda Pektaş Akgül, Malatya Kuluncak Belediye Başkanı Adayı Mustafa Emrah Görgün, Malatya Arguvan Belediye Başkanı Adayı Sefa Karakütük, Malatya Yazıhan Belediye Başkanı Adayı Ali Topçu, Tekirdağ Kapaklı Belediye Başkanı Adayı Gürkan Mandalı, Tekirdağ Malkara Belediye Başkanı Adayı Meral Semiz Kabaağaç, Tekirdağ Saray Belediye Başkanı Adayı Hüseyin Güntan, Uşak Banaz Belediye Başkanı Adayı Emel Taşkın, Uşak Sivaslı Belediye Başkanı Adayı Recep Özkan, Uşak Ulubey Belediye Başkanı Adayını Ahmet Ergül, Uşak Yeleğen Belediye Başkanı Adayı Hamza Sarı, Uşak Tatar Belediye Başkanı Adayı Talip Kaya, Uşak Selçikler Belediye Başkanı Adayı İbrahim Köse, Uşak Kızılcasöğüt Belediye Başkanı Adayı İrfan Tuncay.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/meral-aksener-madem-katil-sisi-kardesim-sisi-oluverecekti-o-zaman-dogu-akdenizde-elimiz-neden-zayiflatildi/feed/ 0
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi tarafından düzenlenen Ege Kariyer Fuarı başladı https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskanligi-insan-kaynaklari-ofisi-tarafindan-duzenlenen-ege-kariyer-fuari-basladi/ https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskanligi-insan-kaynaklari-ofisi-tarafindan-duzenlenen-ege-kariyer-fuari-basladi/#respond Fri, 12 Apr 2024 21:03:28 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=6661

Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinasyonunda düzenlenen Ege Kariyer Fuarı, Pamukkale Üniversitesi ev sahipliğinde başladı.

Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay, Nihat Zeybekci Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki fuarın açılışında, insanı kaynak olarak görmekten ziyade her bir insanı yetenek olarak gören bir zihniyeti temsil ettiklerini söyledi.

Düzenledikleri etkinliğin dünyada örnek gösterildiğini belirten Atay, şöyle konuştu:

“Bir şeyi ciddiyetle, samimiyetle, hiçbir ön yargıya fırsat vermeden bu ülkenin her bir bireyini, -en doğusundan en batısına- fırsat eşitliği çerçevesinde görüp o kapsayıcılıkta bir hizmet ürettiğiniz zaman sadece ülkemizde değil, dünyaya da örnek olabilecek başarılı çalışmaları yapmış oluyoruz. Bu ülkenin her bir bireyi yetenektir. Dünyanın her yerinde her türlü işi yapma hakkına, yetkisine, becerisine, yetkinliğine sahip bir nesil üretiyoruz, Allah’ın izniyle.”

İzmir’de, dünyanın pek çok ülkesinden katılım olabilecek bir fuar yapmayı planladıklarını dile getiren Atay, şöyle dedi:

“Bölgesel kariyer fuarlarımız devam edecek. Pek çok alanda nasıl ülkemizin gençleri temayüz ettiler, ön plana çıktılar, dünyada rekabete katıldılarsa sağlık alanında da çok büyük bir rekabetin içindeyiz. Sağlıkçılarımızın ne kadar nitelikli, mesleklerinde ne kadar başarılı ve idealist insanlar olduğunu bütün dünya artık görüyor. Bu bakımdan sağlığın da doğduğu bölge, belde olarak İzmir bölgesini, Uluslararası Sağlık ve Estetik Kariyer Fuarı yapmak üzere konumlandırdığımızı huzurlarınızda belirtmek istiyorum.”

“Büyük bir heyecan var”

Açılışın ardından TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, “Millet olma bilinci ve terörle mücadele” başlıklı bir konferans verdi.

Akar, konferans sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada, etkinliğin önemli ve anlamlı olduğunu söyledi.

Birçok ilde yapılan ve başarılı sonuçlar alınan etkinliğin mutlaka devam etmesi gerektiğini belirten Akar, şunları kaydetti:

“Bu panellerde arkadaşlarımız fikirlerini ortaya koyuyorlar, sorularını soruyorlar. Gördüğünüz gibi büyük bir heyecan var, yüksek bir moral, yüksek bir motivasyon, istek var. İnsanımızın ne kadar dinamik olduğunu, ne kadar güçlü olduğunu, insan potansiyelimizin ne kadar zengin olduğunu burada görmüş bulunuyoruz. Biz büyük ve güçlü Türkiye’nin, 2500 yıllık büyük Türk Hakanlığı’nın mensuplarıyız. Dolayısıyla kişilikli ve kimlikli politikalarla Sayın Cumhurbaşkanı’mızın yaptığı çalışmalar, büyük ve Türkiye için büyük bir azimle devam ediyor. Gençlerimizin de kişilik ve kimlikleriyle bu konuda yer almalarını ve hiçbir şekilde eğilmeden, bükülmeden, güçlü bir şekilde çalışmalarını sürdürmeleri ve ülkemize, milletimize ve kendilerine, ailelerine katkı sağlamaya devam etmelerini istiyoruz.”

Açılışa, Vali Ömer Faruk Coşkun, Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmet Yıldız, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, AK Parti Denizli Milletvekili Nilgün Ök, CHP Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, AK Parti İl Başkanı Yücel Güngör, Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kutluhan ile öğrenciler katıldı.

200 firmanın katılım gösterdiği fuarda, Anadolu Ajansı (AA) da stant açan kurumlar arasında yer aldı. AA yayınlarının tanıtıldığı stantta, ziyaretçilere staj ve kariyer programlarına ilişkin bilgi veriliyor.

Fuar, yarın sona erecek.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskanligi-insan-kaynaklari-ofisi-tarafindan-duzenlenen-ege-kariyer-fuari-basladi/feed/ 0
Yeni Zelandalı aktivist: İsrail’in yaptıkları açık soykırım https://www.akittvhaber.com.tr/yeni-zelandali-aktivist-israilin-yaptiklari-acik-soykirim/ https://www.akittvhaber.com.tr/yeni-zelandali-aktivist-israilin-yaptiklari-acik-soykirim/#respond Sun, 07 Apr 2024 21:39:39 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=6514

Yeni Zelandalı aktivist Roger Fowler, İsrail’in yaptıklarının açık soykırım olduğunu ve bu niyetini en başından beri hiç gizlemediğini ifade etti.

Yeni Zelanda Filistin Dayanışma Ağının organizatörü olan ve Gazze kuşatmasını kırmak için düzenlenmesi planlanan Uluslararası Özgürlük Filosu’na destek veren Fowler, görüşmeler yapmak için geldiği İstanbul’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dikkati çeken Fowler, “Bu kesinlikle soykırım. İsrail rejimi Filistin halkını, özellikle de Gazze’dekileri yok etme ya da yerlerinden etme niyetini gizlemedi. On binlerce insanı öldürmek, daha fazlasını yaralamak ve bu güzel ülkenin büyük bir kısmını yok etmek gibi korkunç bir iş yapıyorlar.” ifadesini kullandı.

İnsanların bu korkunç saldırıların bir an önce durdurulması adına hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Fowler, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun bu bağlamda büyük etkisi olacağı umudunu dile getirdi.

Fowler, “İsrail’in Gazze’deki soykırıma varan katliamına karşı büyük yürüyüşler ve gösteriler düzenlendiğini” ve kendilerinin de Yeni Zelanda’da her hafta düzenledikleri protestolarla hükümetlerini bu konuda tavır almaya yönlendirerek İsrail’in yaptıklarının kabul edilemez olduğunun açıkça söylenmesi için çalıştıklarını ifade etti.

Bu “trajedi”nin sadece son 4-5 ayın konusu olmadığına dikkati çeken Fowler, “75 yıldır Filistin halkına, özellikle de Gazze’dekilere çok kötü davranıldı ve Gazze’deki insanlar o küçücük toprak parçasına hapsedildi. Yeterli gıda, ilaç, inşaat malzemeleri ve temel gereksinimlere erişimleri engellendi.” dedi.

Fowler, daha önce dayanışma göstermek için kara konvoylarıyla 3 kez Gazze’ye gittiğini ve kötü duruma bizzat şahit olduğunu anlattı.

“(Boykot) Çok etkili bir eylem”

Boykotun “çok etkili bir eylem” olduğunu dile getiren Fowler, “İnanıyorum ki büyük şirketlere İsrail’den çekilmeleri ve desteklerini çekmelerinin yanı sıra İsrail hükümetinin ve kendi hükümetlerimizin yaptıklarını sonlandırmaları gerektiğini anlamaları için baskı yapmak konusunda büyük etkisi var.” ifadelerini kullandı.

Boykot, tecrit ve yaptırımların önemine işaret eden Fowler, dünyanın dört bir yanında bu hareketlerin görmezden gelinemeyecek kadar güçlenmesi ve uluslararası hareket haline gelmesinin etki düzeyini artıracağını vurguladı.

“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı”

Fowler, İsrail’i yönetenlerin kibirlerinden dolayı Uluslararası Adalet Divanının (UAD) “soykırım kararı”nın dahi etkisiz kaldığını, tüm devletlerin bu kararlara uyulması için ısrarcı olması ve baskı yapması gerektiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler (BM) personelinin elinden geleni yapmaya çalıştığını belirten Fowler, “En son Gazze’ye gittiğimde BM personeliyle görüştüm, çok iyi destek programları ve yardım misyonları var ancak kaynakları tamamen yetersiz.” dedi.

Fowler, şöyle devam etti:

“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı. Kadınların, çocukların ve ailelerin yiyecekleri yok. Su birikintilerinden su içmeye çalışıyorlar. İnsanlar ot yiyor. Bu çok çaresiz bir durum. Onlar için gerçekten çok üzülüyorum. Kimse çocuklardan bahsetmiyor. Binlerce insan enkaz altında, küçük bebekler ve çocuklar. Bunu değiştirmenin tek yolu da insanların dünyanın dört bir yanında birleşerek yetkililere bu soykırımı durdurmaları ve İsrail’i hesap vermeye zorlamaları için baskı yapmalarıdır.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/yeni-zelandali-aktivist-israilin-yaptiklari-acik-soykirim/feed/ 0
İmamoğlu: Milletimizi Kendini Tehdit Etmeye Çalışan Bir Kişiyi Sandıkta Pişman Eder https://www.akittvhaber.com.tr/imamoglu-milletimizi-kendini-tehdit-etmeye-calisan-bir-kisiyi-sandikta-pisman-eder/ https://www.akittvhaber.com.tr/imamoglu-milletimizi-kendini-tehdit-etmeye-calisan-bir-kisiyi-sandikta-pisman-eder/#respond Mon, 01 Apr 2024 21:21:22 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=6286

Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: ADEM KARABAYIR

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 31 Mart 2024 yerel seçim sürecinin ilk halk buluşmasını Şile Meydanı’nda gerçekleştirdi. CHP Şile Belediye Başkan adayı Özgür Kabadayı ile birlikte vatandaşları selamlayan İmamoğlu, “Bize oy verirsiniz, vermezsiniz; bizden hizmet alırsınız. O ne diyor? ‘Bize oy verirseniz, hizmet alırsınız’ diyor. Öyle değil mi? Bizim milletimize had bildiren, haddini bildirmeye çalışan, bizim milletimizi tehdit etmeye çalışan bir kişiyi bizim milletimiz nerede pişman eder? Sandıkta, sandıkta pişman eder. Pişman edeceksiniz onu bu sözlerinden dolayı. ve bizim milletimiz, milletine had bildiren anlayışı bırakalı 100 sene oldu, 100 sene. Bu ülkede 100 senedir Cumhuriyet var. Bu ülkede 100 senedir büyüyen demokrasi var. Daha da büyüteceğiz. 100 senedir, ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir’ diyen 16 milyon İstanbullu var, 86 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Onun için, millete had bildirmeye, bu millet pabuç bırakmaz. Gereğini yapar. Siz de gereğini yapacaksınız” dedi.

İmamoğlu, 31 Mart 2024 yerel seçim sürecinin ilk halk buluşmasını Şile Meydanı’nda yaptı. CHP Şile Belediye Başkan adayı Özgür Kabadayı ile birlikte vatandaşları selamlayan İmamoğlu, coşkulu bir kalabalığa hitap etti. İmamoğlu şunları söyledi:

“BUGÜN HEP BİRLİKTE BİSMİLLAH DİYORUZ: Bugün hep birlikte bir ‘bismillah’ diyoruz. İnşallah güzel bir seçim yolculuğuna çıkıyoruz. Şunu hissediyorum: İnsanlarımızın güzel bakışları, bizlerle olan samimi paylaşımları ve duyguları, bu seçimin çok başarılı bir seçim olacağının, hep birlikte çok güzel işler başaracağımızın işareti. Alanında Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük tesisi olan Kömürcüoda Çöp Sızıntı Suyu Arıtma Tesisi açılışından geldik. Artık o çöp sızıntı suyu bu bölgeye, hatta ta Marmara’ya kadar zarar vermeyecek hale geldi. Hayırlı uğurlu olsun.

SEÇİMİ, GÜLER YÜZÜMÜZLE KAZANACAĞIZ: Biz, bu seçimi tabii ki kazanmak için yola çıkıyoruz. Seçimi, güler yüzümüzle kazanacağız. ve bundan hiç vazgeçmeyeceğiz. Nezaketimizle, sevgimizle, saygımızla kazanacağız. Biz seçimde algılarla değil, gerçeklerle kazanacağız. Göreceksiniz; el birliğiyle, yürek yüreğe kazanacağız. İşbirliğimiz büyüyecek. Biz, hep birlikte kazanacağız. Milletçe kazanacağız. Şile’de, sadece Özgür Başkan değil, bütün Şileliler kazanacak. İstanbul’da, Ekrem Başkan değil, bütün İstanbul kazanacak. ve böyle bir düzeni, böyle bir süreci hep birlikte var edeceğiz. 5 yılda İstanbul’da, her konuda, ama her konuda insan odaklı iş ürettik. İstanbul’un sorunlarını çözüme kavuştururken, yeşil alandan İstanbul’un ulaşım sistemine, metrolarından köylerine, çiftçisinden balıkçısına, bu şehrin annelerinden çocuklarına, gençlerinden yaş almış insanlarımıza; bütün hizmetlerimizi en kaliteli hale getirirken, yeni hizmetlerimizle insan odaklı bir süreç ortaya koyduk. En zor koşullarda, pandemide, İstanbul’un ekonomik krizden sarsıldığı 6-7 yıl içerisinde insanlarını rahat ettirmek adına, en üstün, insan odaklı projeleri ortaya koyduk.

5 YILDA GİTMEDİĞİMİZ ŞİLE KÖYÜ KALMADI: Şile, bizim geçmiş dönem yaşadıklarımızı yaşamadı. Ben, bir ilçenin belediye başkanıydım; biliyorsunuz. 5 yıl o görevi yaptım. Bir başka partiden diye, Büyükşehir Belediyesi, bizim kapımızı bile çalmadı. Bize selam bile vermedi. Hizmette ayrımcılık yaptı. Ama biz… Bu 5 yılda gitmediğimiz Şile köyü kalmadı. Yolunu yapmadığımız Şile köyü kalmadı. Mezarlıklarını yenilemediğimiz Şile köyü kalmadı. ‘Şile onların partisiymiş, şuymuş, buymuş’ demedik. Bakın Şile’nin, selle, en ufak bir yağmurda bile en büyük sıkıntıyı yaşayan Yediköy Deresi’ni büyük oranda bitirdik. Tamamını bu yaza kadar tamamlayacağız. İstanbul’un her yerini sel baskınlarından kurtarırken, Şile’yi de unutmadık, Şile’ye tarihin en büyük altyapı projesini kazandırdık. Atık su ve yağmur suyu süreçlerinde ciddi yatırım yaptık. Yeniköy’de yine, Arıcılık Merkezi açtık. Özellikle Şile’de arıcılığın büyümesi adına, işbirliği yaparak çok özel bir merkezi hayata geçirdik. Şile’de yoktu; Halk Ekmek’i buraya bile getirdik. Vatandaşımızın hizmet alacağı neresi varsa, esirgemedik. ve inanın; İstanbul’un hiçbir köşesini, bu konuda mağdur etmedik. Şile’de kreşimizin şu an inşaatı devam ediyor. Kreşi de çok yakın zamanda burada açacağız.

BAZI ŞEYLER, BU ŞEHİRDE SIFIRDI: Bazı şeyler, bu şehirde sıfırdı. Mesela; öğrenciye burs sıfırdı. Sadece bu sene kaç öğrenciye burs verdik biliyor musunuz? Tam 100 bin üniversite öğrencisine, 750 milyon lira, eski parayla 750 trilyon lira bir bütçe ayırdık. Bu dediğim bütçe bile, Şile Belediyesi’nin bütçesinden çok daha fazla bir bütçe. Peki sadece o mu? Başka şeyler de sıfırdı. Şu anda tam 100 kreşimiz var. Her sene, en ücra mahallelerde 10 binin üzerinde çocuğumuz, o kreşlerde eğitim alıyor. Başka şeyler var, sıfırdı. Mesela öğrencilerin yurtları yoktu. Öğrencilerin kalacağı sayısı sıfırdı. Şu anda 5 bin 200 üniversite öğrencimiz, yurtlarımızda kalıyor. Bakın böyle bir hizmet yoktu: Annelerin mağduriyetini dinlemiş bir kardeşiniz olarak, bir hemşehriniz olarak, gelir gelmez göreve biz ne yaptık? Özellikle çocuğu olan, bebeği olan annelere dedi ki, ‘Biz, sizi bu şehirde özgürleştireceğiz. Bebeğini kucağına alacaksın, sağlık ocağına gideceksin. Bebeğini kucağına alacaksın, doktora gideceksin. Bebeğinle birlikte gezeceksin. Moralin iyi olacak ki, çocuğunu daha iyi yetiştirebilesin.’ Şu anda 650 elli bin annenin cebinde, bizim Anne Bebek Kartı var.

MİLLETİMİZİN ÇAKTIRMADAN CEBİNDEN PARALARI ALAN DEĞİL…: Bizim bu projelerimizi 2019 yılında anlatırken, şöyle dediler: ‘Ya öyle proje mi olur?’ Onların mega proje dediği, insanların gözünü boyayan, çaktırmadan cebinden çok para alan işler. Biz ne yapıyoruz? Biz ne yapıyoruz biliyor musunuz? Milletimizin bütçesini, milletimiz için harcıyoruz. Milletimizin çaktırmadan cebinden paraları alan değil, milletimizin gözüne sokarak yardım eden değil; bir elin verdiğini öbür elin görmediği, ihtiyacı olan insanın cebine farkını olmadan yardım eden bir yönetim olduk. Dolayısıyla biz, insanımıza hizmet ediyoruz. Biz, insanımızla konuşuyoruz. İnsanımızla konuşmaya devam edeceğiz. Biz; özgür, onurlu, 16 milyon İstanbulluyuz. İnsanımızın hiçbirisini birbirinden ayırt etmiyoruz. ‘Benim partilim, başka partili’ demeyeceğiz. Ben, partimin has evladıyım. Cumhuriyet Halk Partiliyim. Cumhuriyet’imi, canım bayrağımı çok seviyorum. Milletimi, devletimi çok seviyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ü çok seviyorum. Biz böyle bir kültürü temsil ediyoruz. Ama ‘O parti, bu parti’ demiyoruz. Biz, bu şehrin bütün partilerine oy verenlerin oyuna talibiz. İstanbul ittifakı’nın oyuna talibiz. Ben, 16 milyon insanın oyunu almaya talibim. İstanbul’un her köşesinde bu sefer, bu seçimde hep birlikte oy rekoru kırmaya var mıyız? Özgür Başkanla birlikte, Şile’de, oy rekoru kırmaya var mıyız? İşte biz, bu kültürle, bu ahlakla göreve talibiz.

SİZLERİ ŞÖYLE BİR SEFERBERLİĞE DAVET EDİYORUZ…: Sevgili dostlarım, benim değerli hemşerilerim, sizleri, özellikle Şileli hemşehrilerimi şöyle bir seferberliğe davet ediyoruz. Bütün Şilelilerden, bu seçimde tarihi görülmemiş bir biçimde bu seçimin seferberliğine davet ediyoruz. Hep birlikte çalışacağız. Efendim bazen bana şöyle diyorlar: ‘Ben, senin için çok çalıştım.’ Senin için değil; ben şu an kim için çalışıyorum? Sizin için çalışıyorum. Kendim için de çalışıyorum. Ailem için de çalışıyorum. Ama bu şehrin 16 milyon insanı için çalışıyorum. Buradaki bütün değerli hemşehrilerime şunu söylüyorum: Siz de önce kendiniz, sonra aileniz, sonra bütün Şile için, sonra bütün İstanbul için var gücünüzle, güler yüzle, neşeyle, enerjinizle çalışmaya hazır mısınız? Çok fazla bir şey istemiyoruz. Bundan sonra artık önümüzde yaklaşık 40 gün var. Sizden isteğimiz şu: Komşunuzun kapısını çalın. Bizden selam götürün. Özgür Başkanımızdan selam götürün. Biz zaten çok çalışacağız, göreceksiniz. Güzel anneciğim, o güzel yanaklarından, ellerinden öpüyorum hepinizin. O kadar güzel anne var ki burada. Hepinizin güzel ellerinizden öpüyorum.

YALAN DOLAN İŞLERLE UĞRAŞACAKLAR. VALLAHİ VIZ GELİR TIRIS GİDER: Ben size bir şey söyleyeyim mi? Allah beni, bu şehrin çocuklarına mahcup etmesin. Bakın bu şehrin çocuklarına bu şehrin annelerine, güzel annelerimize, teyzelerimize… Ellerinizden öpüyorum. Ben size mahcup olmamak için, çok çalışacağım. Arı gibi çok çalışacağım. Göreceksiniz; benim peşimden koşmaktan yorulacaklar. Yarı yolda nefes nefese kalacaklar. Belki, belki kötü şeyler gelecek akıllarına. Ekrem’le ilgili kötü şeyler konuşacaklar. Böyle ahlak dışı işler yapacaklar. Yalan yanlış, yalan dolan işlerle uğraşacaklar. Vallahi vız gelir tırıs gider. Kötü söz, sahibine aittir. Kötü söz bize yapışmaz, bize yakışmaz. Onlar ne kadar kötü konuşursa konuşsun, biz onlarla ilgili kötü konuşmayacağız. Onun için siz bizden, onlara selam götürün. Hemşehrilerimize, komşularımıza selam götürün. Oylarını istiyoruz ve birlikte çalışacağız. Yalnız Şile Belediye Başkanımıza, yalnız Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bana, Özgür Bey’e ve Ekrem İmamoğlu’na değil, meclis üyeliklerine de oy istiyoruz. Oylarınız, Büyükşehir’de gücümüzü arttıracak. Her birinizden bunu özellikle söylemenizi istiyorum.

BİZİM MİLLETİMİZ, MİLLETİNE HAD BİLDİREN ANLAYIŞI BIRAKALI 100 SENE OLDU: Bize oy verirsiniz, vermezsiniz; bizden hizmet alırsınız. O ne diyor? ‘Bize oy verirseniz, hizmet alırsınız’ diyor. Öyle değil mi? Bizim milletimize had bildiren, haddini bildirmeye çalışan, bizim milletimizi tehdit etmeye çalışan bir kişiyi bizim milletimiz nerede pişman eder? Sandıkta, sandıkta pişman eder. Pişman edeceksiniz onu bu sözlerinden dolayı. ve bizim milletimiz, milletine had bildiren anlayışı bırakalı 100 sene oldu, 100 sene. Bu ülkede 100 senedir Cumhuriyet var. Bu ülkede 100 senedir büyüyen demokrasi var. Daha da büyüteceğiz. 100 senedir, ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir’ diyen 16 milyon İstanbullu var, 86 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Onun için, millete had bildirmeye, bu millet pabuç bırakmaz. Gereğini yapar. Siz de gereğini yapacaksınız. Bize öyle güçlü destek olun ki… Bunlar, gönüllerindekini bile dillerine dolayamıyorlar. Kanal İstanbul’u yapmak istiyorlar; tamamen duygusal… Ama söyleyemiyorlar. Bunlara öyle bir demokrasi tokadı atın ki, seçimde, sandıkta bir daha akıllarına Kanal İstanbul diye bir şey gelmesin.

BU MİLLETİN YOKSULLUKLA OLAN SÜREÇLERİNİ ÇÖZSÜNLER: Bu milletin yoksullukla olan süreçlerini çözsünler. Görevleri kalacak seçimden sonra. Ne kadar bilmiyorum. Neyse, ‘2028’e kadar’ diyelim. O zamana kadar ekonomideki sorunları çözmeye uğraşsınlar. Emeklinin dar gelirli haline çözüm bulmaya çalışsınlar. Okula aç giden çocuklarımıza çözüm bulmaya çalışsınlar. Bu milletin temel sorunlarıyla ilgilensinler. Çevre sorunlarıyla uğraşsınlar. Yanlış işleri yüzünden Erzincan’da, Türkiye’nin farklı yerlerinde mahvolan çevreyi düzeltmeye uğraşsınlar. Ama bunlara gereken dersi vereceğinizi biliyorum. Her konuda İstanbul’un iradesine güveniyorum. Sevgili hemşehrilerimiz, yolumuz açık olsun. Allah yolumuzu açık eylesin. Ben size mahcup olmayayım. Özgür Başkanım size mahcup olmasın. Allah’ın izniyle, biz bu seçimi milletçe kazanacağız, milletçe. Milletin iradesiyle kazanacağız. Yolumuz açık olsun. ‘Tam yol ileri’ diliyorum. Her şey çok güzel olacak.”

Otobüs içinden vatandaşları selamlayan İmamoğlu, Şile Su Ürünleri Kooperatifi’nde balıkçılarla bir araya gelip, sorunlarını dinledi.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/imamoglu-milletimizi-kendini-tehdit-etmeye-calisan-bir-kisiyi-sandikta-pisman-eder/feed/ 0
Saraybosna’daki müze, Gazze’ye dayanışma mesajı gönderiyor https://www.akittvhaber.com.tr/saraybosnadaki-muze-gazzeye-dayanisma-mesaji-gonderiyor/ https://www.akittvhaber.com.tr/saraybosnadaki-muze-gazzeye-dayanisma-mesaji-gonderiyor/#respond Sat, 23 Mar 2024 21:06:32 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=5925

Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’daki İnsanlığa Karşı Suç ve Soykırım Müzesi, ülkede 1992-1995’teki savaşta katledilen soykırım kurbanlarının anılarını yaşatırken ziyaretçilerine de Uluslararası Adalet Divanında (UAD) soykırımla yargılanan İsrail’in saldırıları altındaki Gazze halkına dayanışma mesajı gönderme fırsatı sunuyor.

Savaşta ülkenin çeşitli şehirlerinde kurulan toplama kamplarında türlü işkencelere ve soykırıma maruz kalmış sivillere ait kişisel eşyanın yanı sıra işlenen suçları anlatan görselleri de barındıran müze, acı hatıraları bugüne taşıyor.

Saraybosna’ya gelen turistlerin ilgi gösterdiği, 2016’da açılan müze, sadece Srebrenitsa’daki soykırımı değil ülkenin diğer şehirlerindeki büyük katliamları ve savaş suçlarını da ziyaretçilerine aktarıyor.

Ülkede 1992-1995’te yaşananlara ışık tutan müzede ziyaretçilere Gazze halkına destek mesajları yazma fırsatı veren “mesaj odası” da bulunuyor.

Bu odada “Özgür Filistin”, “Soykırımı sonlandırın” ve “Şimdi ateşkes” yazılı mesajlar yer alıyor.

“Geçmişimizden ders alarak daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz”

“Hakikati yaşatmayı” amaçlayan müzenin küratörü Belma Zulic, 30 yılı aşkın süre önce Bosna Hersek’teki savaşta yaşananlarla bugün Gazze’dekiler arasındaki benzerlikleri ve “mesaj odasının” önemini AA muhabirine anlattı.

Zulic, müzenin kurulması fikrinin arkasında Bosna Hersek’teki savaşta öldürülen kişilerin sayısının sadece istatistiklerde kalmasını istemeyen ve yaşananların unutulmamasını amaçlayan bir grup insanın olduğunu söyledi.

Müzenin misyonunun, savaş ve soykırım mağdurlarının hikayelerinin unutulmasını önlemek olduğuna işaret eden Zulic, “Müzemizde özellikle vurgulanan şey, mağdurların kişisel hikayeleridir. Barış için de mücadele ediyoruz çünkü geçmişimizden ders alarak daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Zulic, müzede ziyaretçilere sunulan savaş mağdurlarına ait kişisel eşyayı tüm ülkeyi gezerek bulduklarını belirterek, özel bir bölümün Srebrenitsa soykırımı kurbanlarına ayrıldığını dile getirdi.

Küratör Zulic, “Müzemizin içeriğindeki yaklaşık 30 yıl önce Bosna Hersek’te yaşanan soykırım ve saldırılarla ilgili tarihi gerçeklerde Gazze’de bugün yaşananlarla Bosna Hersek’te yaşananlar arasındaki ciddi benzerlikleri görebiliyoruz ve maalesef insanlığın geçmişten çok az ders aldığını görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında çok sayıda çocuk ve kadının hayatını kaybettiğine, su ve yemek sıkıntısının yaşandığına ve insan haklarının ihlal edildiğine dikkati çeken Zulkic, bu durumun ülkesindeki savaşta da yaşandığını vurguladı.

Zulic, “Bosna Hersekliler de yiyecek sıkıntısı, insani yardım ve destek almanın imkansızlaştırılması gibi sıkıntılar yaşadı. Bu durumun da benzer olduğunu görüyoruz.” dedi.

“Gazze’de yaşanan soykırımı önlemek için hala çok az şey yapılıyor”

Gazze halkının, Bosna Hersekliler gibi becerikli olduğunu vurgulayan Zulic, müzede sergilenen, ülkedeki savaş döneminde elektrik üretmek için bisiklet tekerleğinden elle yapılan teçhizatın ve insani yardım çuvallarından imal edilen ürünlerin benzerlerinin bugün Gazze’de de yapıldığını anlattı.

Zulic, şunları kaydetti:

“Müzemizde ziyaretçilerimizin mesaj bırakabilecekleri bir oda da bulunmaktadır. Müzemizin insanlara soykırıma son verilmesi, barış çağrısında bulunulması ve barışın gerekliliğini anlama konusunda ilham vermesi bizi gerçekten gururlandırıyor. Dünya, sivillerin ve mağdurların korunmasına yönelik gerçek ihtiyacın farkına varmalı. O odada Gazze’ye adanmış birçok mesajı ve ziyaretçilerimizin Bosna Hersek ile Filistin arasındaki benzerlikleri fark ettiğini görebilirsiniz.”

İnsanlığın Gazze’de yaşananları ekranlardan ve telefonlardan görebildiğinin altını çizen Zulic, “Gazze’de yaşanan soykırımı, etnik temizliği ve insan hakları ihlallerini önlemek için hala çok az şey yapılıyor. Müzemizin çalışmalarıyla aslında göstermeye çalıştığı şey, çok geç olmadan harekete geçmemiz, barışı sağlamamız, başta kadın ve çocuklar olmaz üzere tüm sivilleri korumamız gerektiğidir.” diye konuştu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/saraybosnadaki-muze-gazzeye-dayanisma-mesaji-gonderiyor/feed/ 0
AİHM Raporuna Göre Türkiye, İnsan Hakları İhlallerinde En Yüksek Başvuru Sayısına Sahip Ülke https://www.akittvhaber.com.tr/aihm-raporuna-gore-turkiye-insan-haklari-ihlallerinde-en-yuksek-basvuru-sayisina-sahip-ulke/ https://www.akittvhaber.com.tr/aihm-raporuna-gore-turkiye-insan-haklari-ihlallerinde-en-yuksek-basvuru-sayisina-sahip-ulke/#respond Fri, 22 Mar 2024 09:06:15 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=5881

CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, “Ülkemizde iktidar insan yaşamını, özgürlüğü adeta görünmez zincire vurdu. AİHM’in yayınlanan yıllık raporuna göre, 2023 yılı sonu itibarıyla 68 bin 450 dosya karar için bekliyor. Türkiye ise geçen yıl mahkemede bekleyen 23 bin 397 davayla en yüksek başvuru sayısına sahip ülke oldu. Türkiye ile ilgili 78 kararın en az 72’sinde hak ihlali tespit edildi, ihlal tespit edilmeyen karar 3, uzlaşıya varılan dosya sayısı da 3 oldu oldu. Türkiye en fazla adil yargılanma hakkı, güvenlik ve özgürlük hakkı ihlallerinden mahküm edildi” dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2023 yılı verilerini içeren yıllık raporuna ilişkin yazılı açıklama yaptı. Akkuş İlgezdi’nin açıklaması şöyle:

“AİHM VERİLERİNE GÖRE TÜRKİYE, 2023’TE MAHKEMEDE BEKLEYEN 23 BİN 397 DAVAYLA EN YÜKSEK BAŞVURU SAYISINA SAHİP ÜLKE OLDU”

“Ülkemizde iktidar insan yaşamını, özgürlüğü adeta görünmez zincire vurdu. AİHM’in yayınlanan yıllık raporuna göre, 2023 yılı sonu itibarıyla 68 bin 450 dosya karar için bekliyor. Türkiye ise geçen yıl mahkemede bekleyen 23 bin 397 davayla en yüksek başvuru sayısına sahip ülke oldu. Türkiye ile ilgili 78 kararın en az 72’sinde hak ihlali tespit edildi, ihlal tespit edilmeyen karar 3, uzlaşıya varılan dosya sayısı da 3 oldu oldu. Türkiye en fazla adil yargılanma hakkı, güvenlik ve özgürlük hakkı ihlallerinden mahküm edildi.

“İKTİDARIN POLİTİKALARI SONUCU 2023 YILINDA DA KAYGI VERİCİ BOYUTTA YAŞAM HAKKI İHLALLERİ YAŞANMIŞTIR”

İnsan hakları fikrini referans almaktan tümüyle vazgeçen siyasal iktidarın ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren, toplumu kutuplaştıran, şiddeti esas alan, bilhassa uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucu 2023 yılında da kaygı verici boyutta yaşam hakkı ihlalleri yaşanmıştır. Yaşam hakkı ihlalleri, sadece devletin güvenlik güçleri tarafında gerçekleştirilen ihlallerle sınırlı değil; yapısal şiddetin bir ürünü olarak üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen fakat devletin ‘önleme ve koruma’ yükümlülüğünü yerine getirmeyerek neden olduğu ihlalleri de kapsamakta. 6 Şubat 2023 tarihinde, Türkiye’nin de içinde yer aldığı coğrafyanın yakın tarihinde görülen en büyük doğal afetlerden biri yaşandı. Acısı yıllar geçse de dinmeyecek kayıplar yaşadık. Türkiye, aktif fay hatlarının bulunduğu bir deprem ülkesi; bu ilkokul çocuğunun bile bildiği bir gerçek. Peki iktidar ne yaptı?

“İŞKENCE OLGUSU, 2023 YILINDA DA TÜRKİYE’NİN EN BAŞAT İNSAN HAKLARI SORUNU OLDU”

Ülkemizde işkence ve diğer kötü muameleler yaşandı, büyük bir utanç vesikası… Anayasa’nın ve evrensel hukukun mutlak olarak yasaklamasına ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkence olgusu, 2023 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu oldu. İktidarın baskı ve kontrole dayalı yönetim tarzı sonucu günümüzde tüm ülke adeta işkence mekanı haline geldi. Siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda hem hapishane nüfusunda yıllar içinde büyük bir artış yaşanmıştır hem de kapasitenin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunmakta. Adalet Bakanlığının verilerine göre, 2005 yılında bulunan tutuklu ve hükümlü sayısı 55 bin 870’ken 1 Aralık 2023 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumlarında toplam 280 bin 584 tutuklu ve hükümlü bulunmakta. Avrupa Birliği (AB) İstatistik Ofisi Eurostat’ın 2021 verilerine göre, Türkiye Avrupa’da hapishanelerdeki mahpus sayısının ve oranının en yüksek olduğu ülke. Türkiye’de 100 bin kişiden 356’sı hapishanelerde bulunuyor. Bu oran AB ülkelerinde ise 106,3.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/aihm-raporuna-gore-turkiye-insan-haklari-ihlallerinde-en-yuksek-basvuru-sayisina-sahip-ulke/feed/ 0
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: Muhalefetin Şu Anki Halini Görüyorsunuz https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-cevdet-yilmaz-muhalefetin-su-anki-halini-goruyorsunuz/ https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-cevdet-yilmaz-muhalefetin-su-anki-halini-goruyorsunuz/#respond Sat, 16 Mar 2024 21:00:37 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=5645

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Şu anki halini görüyorsunuz muhalefetin. Allah korusun bu zihniyetle seçimi kazanıp iktidara gelmiş olsalardı Türkiye’deki politikaların nereye savrulacağını sizin takdirinize bırakıyorum. Kendi işlerinde kavga, birbirleriyle kavga, böyle bir anlayışla Türkiye’de ne siyasi istikrar olurdu, ne ekonomik istikrar olurdu, ne de dış politikada milli menfaatlerimizi koruyabilirdik” dedi.

Mersin Suphi Öner Öğretmenevi’nde Kanat Önderleri Buluşması’na katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, seçimden ekonomiye kadar birçok konuda açıklamada bulundu. Yılmaz, “Biz her zaman milletimizle iç içe siyasi hareket olduk. Milletin içinden çıkan dış siyasete geçmiş ve her fırsatta milletimize geri dönüp istişareler gücümüzü milletten alıyoruz. Milletin desteğinden arıyoruz. Bütün politikalarımızda milletimize göre şekillendiriyoruz. Halkımızın, milletimizin, bizden beklentisi neyse, önceliği neyse bizim rakamımız doğru çıkıyor. Önceliklerimizi o belirliyor. Bu istişarelerimizi de hem genel de hem yerelde devam ettiriyoruz. Mersin’in gerçekten çok muazzam potansiyeli var. Türkiye’nin en bu anlamda öncü illerinden birindeyiz. Tarımıyla, turizmiyle, ihracatta lokomotif konumuyla Akdeniz’in incisi olan Mersinimizdeyiz. Dünyanın halini sizlere anlatmama gerek yok herhalde. Bir taraftan savaşlar, çatışmalar, gerginlikler, diğer taraftan pandemi sonrası toparlanmaya çalışan bir dünya. Ekonomide ciddi sıkıntıların yaşandığı bir dünya. Bütün bunlara rağmen biz güçlü bir şekilde yolumuza devam ediyoruz. Seçim beyannamelerimizde ortaya koyduğumuz vaatleri birer birer hayata geçirmek için her türlü çabayı sarf ediyoruz. Buna dönük planlar, programlar, eylem planları hazırlıyoruz. Biz bir takım başka siyasi anlayışlar gibi laf ola beri gele yaklaşımıyla hareket etmiyoruz. Ne diyorsak onu belli bir program çerçevesinde, bir eylem planı çerçevesinde bütçesini, finansmanını düşünerek gerçekçi bir şekilde ortaya koyuyoruz. Halkımızın da bize güveninin en önemli sebeplerinden bir tanesi bu. Genel prensibimiz söylediğimiz şeyi yapmak.Yapamayacağımız şeyi de söylememek. Olağanüstü bir şey olur bir şey yapamazsınız. Onu anlarız ama hiçbir şekilde altını doldurmadan seçmene, halka sadece sözle yaklaşmaya çalışmanın siyasete olan güveni erittiğini yıprattığını da biliyoruz. Dolayısıyla biz her zaman bu anlayışla hareket ettik. Böyle devam edeceğiz. Milletimizin önceliği neyse bizimki de odur dedim. Bu anlamda enflasyonla kararlı bir mücadele yürütüyoruz” ifadelerini kullandı.

“Muhalefetin şu anki halini görüyorsunuz”

Geçen sene mayıs ayında kritik bir seçim yaptıklarına değinen Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanımıza halkımız bir kez daha desteğini tazelemiş oldu. Diğer taraftan mecliste de Cumhur İttifakı’na güçlü bir destek verdi seçmen. ve şu anda net bir çoğunluğumuz var Cumhur İttifakı olarak. Bu şekilde de yolumuza devam ediyoruz. Cumhur İttifakı olarak biz azami müştereklerde birleşmiş bir ittifakız. İlkesel bir duruşumuz var. Tutarlı politikalarımız var. Karşımızda birbirine benzemez birtakım yapıları bir araya getirip normalde bir araya oturamayacak partileri, kişileri buluşturdular. İçeride, dışarıda bir sürü odak Türkiye’nin istikrarını bozmak için gayret sarf etti ama başaramadılar. Şu anki halini görüyorsunuz muhalefetin. Allah korusun bu zihniyetle seçimi kazanıp iktidara gelmiş olsalardı Türkiye’deki politikaların nereye savrulacağını sizin takdirinize bırakıyorum. Kendi işlerinde kavga, birbirleriyle kavga, böyle bir anlayışla Türkiye’de ne siyasi istikrar olurdu, ne ekonomik istikrar olurdu, ne de dış politikada milli menfaatlerimizi koruyabilirdik. Seçimden sonra siyasi istikrarsızlıklar bitti ve artık siyasi güven ve istikrar içinde yolumuza devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortaya koyduğu vizyon çerçevesinde hem Türkiye’ye hem Mersin’imize hizmet ediyoruz. Çevreden ulaşıma, altyapıdan sosyal hizmetlere kadar her alanda Mersin’in marka değerini yükseltmek, şehrimizin değiştirmek için gayretlerimizi sürdürüyoruz.”

“Herkesin tercihine, inancına, mezhebine saygılıyız”

Kimsenin kökenine, inancına, meşrebine, hayat tarzına bakmadıklarının altını çizen Yılmaz, “Bunun üzerinden bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Bizim işimiz ortada. 20 senedir bu ülkeyi yönetiyoruz. Ne bir insanın inancıyla uğraştık, ne yaşam tarzıyla, ne kökeniyle tam aksine herkesi huzur içinde yaşayacağı bir ortam teşvik etme gayreti içinde olduk. Herkesin kimliğine de saygılıyız, herkesin tercihini, inancına, mezhebine saygılıyız. Yeter ki bunlar siyasi çatışma konusu haline getirilmesin. Yeter ki ülkemizin birliğine, beraberliğine zarar vermeye çalışan bir takım odakların aracına dönüştürülmesin. Bu olmadığı sürece biz hiçbir zaman hiçbir insanın kimliğiyle, inancıyla uğraşmadık. Tam aksine herkesin kimliğine saygılıyız. Herkes kendisini nasıl istiyorsa inancı neyi gerektiriyorsa o şekilde yaşasın. Kendisini ifade etsin diyoruz. Zaten kimliğini ifade edemeyen bir insan mutlu olamaz. Mutlu olmayan insanların olduğu bir toplum da kalkınamaz. Gelişemez. Dolayısıyla bizim anlayışımız budur. Biz birlik içinde vatanımızın, milletimizin gücünü artırarak bizim üzerimizde birtakım oyunlar kurgulamaya çalışanların, bu oyunlarını da boşa çıkararak yolumuza devam ediyoruz. Her kesimden, her inançtan insanımıza bunu birlikte başaracağız. Fitne fesat yapmaya çalışanlar, bölmeye, parçalamaya çalışanlar bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hiçbir şekilde başarılı olamayacaklar. Dolayısıyla Mersin’de de biz şuna yürek inanıyoruz. Türkiye’mizin çok çeşitli bölgelerinden burada yaşayan insanımız var. Hepsinin birlik beraberlik içinde, huzur içinde birbirleriyle kucaklaşarak, kardeşlik hukuku içinde yaşayacaklarına inanıyoruz” şeklinde konuştu.

“Serdar başkan Mersin’e çok şey katacak”

Yerel seçimlerle ilgili de konuşan Yılmaz, “Değerli arkadaşlar, Mersin büyükşehirde Cumhur İttifakı adayımız sayın Serdar Soydan aramızda. Ben daha yakın tanıma imkanı buldum. Gerçekten çok kıymetli bir adayımız. Ben inanıyorum ki Serdar başkan Mersin’e çok şey katacak. Kişisel kariyer için değil, belli ideolojik saplantılar için değil sadece ve sadece Mersin için Mersin insanının ihtiyaçları için belediyenin imkanlarını, yetkilerini kullanan arkadaşlarımız gerçek belediyecilik yapmış olurlar. Ben inanıyorum ki gerek büyükşehir belediye başkan adayımız, gerek ilçe başkan adaylarımız bu anlayışla gerçek belediyecilikle Mersinimizi tanıştıracaklar. Daha güzel hizmetlere imza atacaklar. Mersin’in hizmete çok ihtiyacı var. Dolayısıyla önümüzdeki dönem inşallah sermayeden yiyen değil, sermayeye ilave yapan bir belediyecilik anlayışıyla hep şeffaf, hesap verebilir, hizmet odaklı bir anlayışla yolumuza devam edeceğiz. Bu şehir örneğin çok ciddi bir kentsel dönüşüme ihtiyaç var. Dirençli bir şehir oluşturmaya ihtiyaç var. Evet belediyelerimiz eminim bu konuda ciddi çalışmalara imza atacaklardır. Biz de merkezi idare olarak elimizden gelen tüm desteği vermeye hazırız. Mersinimize hizmet edeceğiz inşallah. Biz birleştiren bir siyaset, bir kardeşlik siyaseti yapacağız. Bize oy versin, vermesin, özgür iradesiyle sandığa giden, tercihini ortaya koyan herkese de saygımız sonsuz. ve herkese hizmet etme anlayışına sahibiz. Eser ve hizmet siyasetini Mersin’imizde daha üst noktalara taşıyacağız. Bu çerçevede Serdar Soydan kardeşimizin tecrübesiyle, vizyonuyla, projeleriyle Mersin’e çok katacağına yürekten inanıyoruz, yanındayız. Mersin’imizde yapacağı çalışmalara destek olmaya hazırız” diyerek sözlerini tamamladı. – MERSİN

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-cevdet-yilmaz-muhalefetin-su-anki-halini-goruyorsunuz/feed/ 0
İmamoğlu: “Bu Millet Öyle Bir Had Bildirir Ki Süt Dökmüş Kediye Dönersiniz” https://www.akittvhaber.com.tr/imamoglu-bu-millet-oyle-bir-had-bildirir-ki-sut-dokmus-kediye-donersiniz/ https://www.akittvhaber.com.tr/imamoglu-bu-millet-oyle-bir-had-bildirir-ki-sut-dokmus-kediye-donersiniz/#respond Wed, 13 Mar 2024 21:39:12 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=5577

Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: ADEM KARABAYIR

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kartal’da ‘Neriman-SAmi Türkdoğan Aşevi açılışında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “Biz varsak doğalgaz var biz yoksak doğalgaz yok” sözlerine “Bizim milletimizi tehdit edene bu millet pabucu bırakmaz. Bu millet öyle bir had bildirir ki süt dökmüş kediye dönersiniz” dedi.

Kartal Belediyesi’nin bağış ile hayata geçirdiği “Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi ve Gıda Bankası ile Afet Lojistik Merkezi”nin açılışı, CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’in katılımı ile gerçekleştirildi.

Açılışta konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu zor koşullarda birçok hizmete imza attıklarını belirtti. İmamoğlu konuşmasında şunları söyledi:

“HAYAT BOYU GÖNLÜNÜZÜ ÇALMAYA DEVAM EDECEĞİZ: Gerçekten özenli bir beş yılı geride bırakmak üzereyiz. Bu özenli beş yılın elbette yüksek motivasyonları var. Bu motivasyonun en başındaki husus bu kentin 16 milyon insanı. Tabi yol arkadaşlarınız da öyle. Motivasyonunuzu yükseltiyor ve bu nokta ilçe belediye başkanlarımızın da özel konumları var. Gökhan Başkanımız da o yol arkadaşlarımızdan birisi ki çokça yol arkadaşım var burada onu da görüyorum. Gökhan Günaydın başkanımız da bu yol arkadaşlığıyla bize çok katkı sunmuş. Şimdi grup başkan vekilimiz olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında gerçekten çok özenli ve çok nitelikli bir hizmeti devam ettiriyor, İstanbul milletvekilimiz olarak. Bu motivasyonu hayata geçirirken insanlarımızı birbirinden asla ayırmadık ve çok güzel işleri başardığımızı hem de zor koşullarda başardığımızı buradan ifade etmek isterim. Göreve geldiğimiz an itibariyle neler yaşadık neler. Zaten görevi vermek için 17-18 gün beklettiler. Göreve geldik bu seçimi kazanmadınız dediler. Hile dediler hırsız dediler ve çaldınız dediler. İnsan kendi gibi bilirmiş. Milletin hakkını hukukunu çiğnemeye ve insanların elinden demokratik haklarını…İnanın tek hırsızlığım o olacak. Başka hiçbir şey olmayacak. Hayat boyu gönlünüzü çalmaya devam edeceğim. Kalktılar bütün bu suçlamalarla birlikte görevi elimizden aldılar ve çalmaya devam ettiler. Çünkü üç ayımızı oradan aldılar götürdüler. Onun için üç ay eksik hizmet verdik bu şehre. Tabi şunu söylemem lazım. O süreçte unuttukları bir şey var. Ne bu millet, ne 16 milyon insanımız, ne de onları temsilen ben ne hak yedim ne de hakkımı yediririm kardeşim. Bu kadar net. O bakımdan o gün halk olarak hakkımızı savunduk ve bu zorluğu aştık.

MALİ OLARAK USULSÜZ, SIKINTILI BÜTÇELERİNİ, KURUMUN KASASINI DEVRALDIK: Mali olarak çokça anlatacağım usulsüz, sıkıntılı bütçelerini bir nevi kurumun kasasını devraldık. Ancak bununla da yetmez, elbette yarım bırakılmış, hatta sadece ihalesi yapılıp hiç başlatılmamış, başta metro olmak üzere birçok projeyi devraldık. Sadece bu da değil bütün Türkiye’yi, bütün dünyayı etkileyen bir buçuk yıla yakın bir pandemi süreci yaşadık. Sadece bu da değil, gerçekten bir deprem felaketi bütün ülkeyi sarstığı gibi elbette ki İstanbulumuzda milletimizi vicdanen mali olarak da sarsmıştır. Özellikle 2016-2017 yılı itibariyle kötü yönetilen ekonominin en trajik sonuçlarını, en büyük bedellerinin ödendiği dönemi de bu beş yıl içerisinde milletimiz yaşadı, kurumlarımız yaşadı. Bugün inanınız ben orada gördüm. Başkanımız buraya maskeliyken başlamış ve bitirilmiş, içi donatılmış, hizmet vermeye de başladı. Ama o günle bugün arasında şu gördüğünüz yapının maliyet farkı en az yedi sekiz kat biliyor musunuz? Bu ülkenin maliyetleri, geçimin maliyetleri, yaşamın maliyetleri inanılmaz yükseldi. Ama insanlarımızın geliri o seviyede artmadı. Buna rağmen hem ilçemizde hem büyük şehrimizde içtenlikle söylüyorum ki tarihi başarılar elde ettik. Mart ayında iki tane daha metro açacağız. Bir tanesi Anadolu Yakası’nda, bir tanesi Avrupa Yakası’nda. Avrupa yakasında Ataköy- İkitelli hattı Anadolu Yakası’ndaki Çekmeköy -Sancaktepe -Samandıra hattı. ve toplamda 65 kilometre metroyu bu beş yılda bitirmiş olacağız. Bu büyük bir başarı bunu söyleyeyim. Devam eden metrolarımız da var. Bugün ifade etmeliyim ki itibarlı bir İstanbul var etmenin altyapıdan üstyapıya kadar inanılmaz işleri başarmanın büyük gururunu yaşıyoruz.

BU GÜZEL İŞİ ALKIŞLAMAYA GELDİM: Tabi bu gururu yaşarken elbette bu gururun Kartal’a düşen payları da var. Kartal Belediye Başkanımız ifade etti. Beş yıl içerisinde ne yazık ki geçmiş yıllarda Cumhuriyet Halk Partili olduğu için ihmal edilen Kartal’ın alacakları vardı, onları da alacak olarak tahsil ettik dedi. Doğru, iletişim kanallarımızı en üst seviyede açık tutarak onun da güçlü takibiyle Kartal’ın yaşadığı sel su baskınından tutun da park, peyzaj, meydan, camiinden, cemevine, bütün hizmetlerine dönük ibadetten, yoksulluğa, öğrencilerine, anne kartına kreşten diğer hususlara varıncaya kadar çok güzel işleri burada inşa ettik, başardık. Çok güzel alanları da Kartal’da sizlerin hizmetine sunduk. Stat var içerisinde ve Neyzen Tevfik Meydanı gibi otoparklar gibi çalışmalarımız var. Şunu söyleyeyim. Ben buraya hizmetlerimi sıralamaya gelmedim. Benim sevgili kardeşimin bu güzel açılışında onun gururunu onunla yaşamak vatandaşımızla yapmış olduğu kıymetli işbirliğini ben de sizlerle beraber alkışlamaya geldim. Emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum ve özellikle Kartal Belediye Başkanımız bağışçılarımız böylesi bir alanın özellikle bir bağışla olması alkışlanacak bir şey.  Hani biliriz okul, kreş, birçok konuda hayırlı işler, bazen ibadethaneler gündeme gelir ama böylesi bir alanın çok da bağışlandığı gözükmez. Aslında biz yaşamın çok önemli konularını ihmal ederiz. Bu anlamda ihmali değil de özeni bize gösteren aileye de bu yönüyle teşekkür ediyorum gerçekten özenli bir bağış olmuş. Hizmet dönemimizin en önemli kavramına değinip sözlerime son vermek istiyorum.

HİZMET DÖNEMİMİZİN EN ÖNEMLİ KAVRAMI ADALET: Hizmet dönemimizin en önemli kavramı adalet. Biz bu şehre adalet getirdik. Bu şehrin hiçbir insanını birbirinden ayırt etmedik etmeyeceğiz. Hep söylerim Cumhuriyet Halk Partisi’nin en çalışkan neferi olmayı her zaman gururla hedef olarak söylemişimdir. Cumhuriyet Partililerin gurur duyacağı bir evladı olmaktan da her zaman gururla bahsetmişimdir hedef olarak söylemişimdir. Ama altını çizerek şunu hep söylerim. Siyaset, siyasi partiler hizmet için bir araçtır amaç olamaz. Biz siyasi partilerdeki görev sürecimizi katiyen kesinlikle bir araç olarak görürüz. O bakımdan devletin kurumlarını, millete ait alanları, hususları, bütçeyi partiyle tariflemeyiz. Hizmetlerimizi partiyle tariflemeyiz. Partiyle hizmeti kovalamayız. Bakın Gökhan Yüksel başkanımla Kartal’da yürüttüğümüz diyalog kalitesini İstanbul’un 39 ilçesi ile yönettik. Hiçbirini birbirinden ayırmadık. Ben hangi ilçeye gidersem gideyim o ilçenin belediye başkanının partisine bakmaksızın davet etmişimdir. Gelen gelmiştir, gelmeyen gelmemiştir. Çünkü partilerimiz ayrı olabilir, yolculuklarımı. Ama bizim inandığımız çok temel bir şey var. Bir demokrasiye inanıyoruz. Bizim saygı duyduğumuz net bir şey var. Bu şehrin ve bu ülkenin insanı, etnik kökeni, mezhebi, siyasi görüş, inancı asla bakmaksızın… bu önemli bir terbiyedir sevgili dostlarım. Bizi ayakta tutan terbiyedir. Bizi dimdik ayakta tutan bir vicdandır. Bunu korumazsak Allah bizleri korusun söyleyeyim.

O İMZAYI ATMAYAN KİŞİ ŞİMDİ İSTANBUL ADAYI: Şimdi bu ahlakla ve bu adalet duygusuyla yürürken elbette neler neler yaşadık. Böyle deyince de sesim birine benziyor. Allah’ım ya Rabbim ne diyeyim? Şimdi neler neler yaşadık. Ne engellemeler, komedi filmi gibi bir kısmı. Çok böyle husus hususlar var. Mesela afetten bahsediyoruz. Az önce hatırladım arkadaşlarıma rakamı alın dedim. Bakın İstanbul’un o dönemki valisiyle şimdiki İçişleri Bakanımız acil afet toplantılarından birisin de İstanbul’un kendilerine çok acil ilave itfaiye çalışanına ve hatta çok acil zabıtaya ihtiyacı var dedim. Çünkü bizim itfaiye çalışanlarımız Türkiye’nin en muktedir afet uzmanları. Afet anında olağanüstü işler başarıyorlar. Allah onları korusun. Ayaklarına taş değmesin. Bütün bu bu yolda çalışanları ve hatta şunu da söyleyeyim. itfaiyecilerin en büyük derdi nedir biliyor musun? O bir meslek olarak kabul edilmediği için bazı haklarından mahrum kalırlar. Ben bunu hep söylüyorum. Bunu da bir türlü bu hükümet halletmiyor. Çünkü insanlar iş çözmeyi unutmuşlar. Bakın üç bin 500 yüz itfaiye eri ihtiyacımız olduğuna İstanbul’un Mülki Amiriyle beraber karar verdik. ve yazı yazdık o dönemde. Kendilerinden de destek istedim. Hatta benim için aradığını da biliyorum. Ben defalarca aradım, 750 kişilik için izin verdiler biliyor musunuz? Üç bin 500’den 750.  Bin zabıtadan da 400. Bunu niye anlattım? İtfaiye erini alıyorsunuz işe girme işlemleri neredeyse bir yıl sürüyor. Devlet memuru bu çünkü sınav yapıyorsun. Çok şeffaf sınavlar yaptık izni verilenler için. Bir bir itfaiye ya da zabıta memurunun ehil anlamda yetişmesini en az üç yıl beş yıl lazım. Yani tam uzman oldu sahaya çıktı en zor anda işte Hatay’a gitti. Oraya buraya gitti diyebilmeniz için. Bunu bir imza biliyor musunuz? Bir imza atmadılar. O atmayan kişi şimdi İstanbul adayı. Niye biliyor musunuz bunu anlattım? Diyecek ki diyebilir ki haberim yoktu. Maden kazasıyla ilgili de ilişkisini böyle böyle tarifliyorlar ya. Haberi vardı çünkü ben bunu bizzat kendisine iki üç kez telefonda söyledim. İlave mektuplar yazdım.

O BİR KİŞİLİK ANLAYIŞ KENDİNİ HER KONUDA MUKTEDIR GÖRÜYOR VE KİBİR DAĞLARI AŞMIŞ: Daha çok şey var. Ama oraya girmeyeceğim. Ama esas bir şeye gireceğim. Şimdi biliyorsunuz bu sürecin, bu sistemin sorumlusu İstanbul’a aday olan Sayın Bakan değil, diğerleri de değil çünkü sorumlusu bir kişi. Bunu herkes biliyor adını bile demiyorum. Nasıl ki rakibim kim olduğunu biliyorum dediğini de siz de evet biliyoruz dediniz öyle bir şey bu. Bakın o bir kişilik anlayış kendini her konuda muktedir görüyor ve kibir dağları aşmış. Hatay’da depremzedelerin huzuruna çıkıp oy vermedikleri için hizmetin nasıl geciktiğini depremzedelerin gözünün içine baka baka anlattı. Yani diyor ki bana oy verirseniz hizmet gelirdi, vermediniz onun için gelmedi. Çıkt çok tepki gelince milletin aklıyla alay eder gibi iki üç gün sonra şöyle bir söz söyledi. Bu ‘Cumhuriyet Halk Partililer var ya kendilerine oy verenlere hizmet eder. Oy vermeyenlere hizmet etmez’ dedi. ya Allah akıl versin milletin aklıyla alay eder gibi iki üç gün önce, milletin huzurunda bunu söylüyor, tepki alınca sözü çevirip CHP’ye getiriyor. Millet bunu yemez. Ordu’da bu sabah, huylu huyundan vazgeçmez gerçek duygularını ifade ediyor. Bakın ne diyor? önce siyasetin namusu var diyor. Bak ardından da namus anlayışını şöyle anlatıyor. ‘Ben dedi Cumhurbaşkanıyım’ -O ben değil bu arada-  ‘Ben dedi Cumhurbaşkanıyım. Hükümet bende, benim adayımı seçerseniz. Ordu’nun kılına zarar gelmez. Doğal gaz gelsin istiyorsan benim adayımı oy vereceksin’ dedi. Kıymetli milletimize ben bir uyarıda bulunmakta kendimi borçlu hissediyorum. 31 Mart’ta seçim var seçime gidiyoruz. Bakın seçime giderken bile milletini tehdit ederek oy isteyenden seçimden sonra Allah korusun. Bu milleti Allah korusun. 31 Mart’tan sonra neler yapar neler. Onun için milletimize buradan sesleniyorum. Sandığa giderken bu sözleri aklınızdan sakın çıkartmayın. Bugün sizi tehdit eden oyu alınca neler yapar neler. Hakkı, hukuku, marifeti insanlarımızın iradesini bile kendinde gören bir akıl seçimden sonra neler yapar neler.

BU MİLLET ÖYLE BİR HAD BİLDİRİR Kİ SÜT DÖKMÜŞ KEDİYE DÖNERSİNİZ: Milletimize bir şey daha tavsiye ediyorum. Onun dediğinin tam tersini yapmayı tavsiye ediyorum. Onun dediği kim varsa, ona oy vermemelerini niye biliyor musunuz? Ona ve o bu akla sandıkta öyle bir ders verin ki seçimden sonra kalan dört yılında size deli gibi hizmet etmek zorunda kalsınlar itidar süreleri var. Sizi dikkate alması için oyunuzu, oyunuzu sizi tehdit edene vermeyin. Bizim milletimiz cesurdur. Bizim milletimiz akıllıdır, zekidir. Bizim milletimizi tehdit edene bu millet pabucu bırakmaz. Bu millet öyle bir had bildirir ki süt dökmüş kediye dönersiniz. Aynen 23 Haziran’da olduğu gibi. 13 bin 800 oldu. Bu tehditten sonra sekiz yüz bini kaç yaparsınız? Allah bilir. Bu bakımdan 31 Mart’ta  bize oy vereceksiniz. Biz diliyor ve istiyoruz ki bizi seçeceksiniz. Umut ediyoruz ki biz bize oy verene de vermeyene de büyük büyük hizmetler yapacağız. Onlar da giderayak daha çok çalışmak zorunda kalacaklar. Bunun adı hizmet yarışı olacak. Sizler halkımız bizim tek yüzümüzü döneceğimiz milletimiz bizim sonuna kadar dinleyeceğimiz gözümüz gözünüzün içine bakacak kulaklarımız sizde olacak. Milletimizin dediği olacak. Milletimizin dışında bize hükmedecek bizi tabiri caizse ya da tabiri ona ait şekliyle ‘buyuracak’ bir Allah’ın kulu yok. Bize buyuracak millettir bizim terbiyemiz terbiyemiz net dir. Bu millet uzun yıllardır yüzyılı aşkın süredir demokrasi mücadelesi veriyor, özgürlük mücadelesi veriyor. Bizim terbiyemiz nettir. O terbiye egemenlik kayıtsız şartsız milletindir terbiyesidir. O terbiye Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetidir. İşte tam da bu bakış açısıyla Kartal’da da, İstanbul’un 39 ilçesinde de bütün Türkiye’de de parolamız net. Tam yol ileri sevgili kardeşlerim. Sevgili hemşerilerim,. Göreceksiniz seçimde seçime kadar işlerimizi layıkıyla milletimize anlatacağız. Seçime kadar inşallah çok çalışacağız. Gece gündüz çalışacağız, o, bu, şu demeden çalışacağız. 16 milyon insanımız için çalışacağız. Sandıklarımıza sahip çıkacağız. Herkese birbirimizi anlatacağız. Ben Kartal Belediye Başkanı’nı anlatacağım. O beni anlatacak ya da Pendik Belediye Başkan adayımızı anlatacak. Hep birlikte birbirimizi anlatıp iyi insanlar terbiyeli, ahlaklı, adaletli insanlar görevlerine devam. ve her şey çok güzel olacak. Hepinizi çok seviyorum”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/imamoglu-bu-millet-oyle-bir-had-bildirir-ki-sut-dokmus-kediye-donersiniz/feed/ 0
Bakan Tunç: “AK Parti öncesi demokrasinin standartlarıyla bugünkü arasında büyük fark var” https://www.akittvhaber.com.tr/bakan-tunc-ak-parti-oncesi-demokrasinin-standartlariyla-bugunku-arasinda-buyuk-fark-var/ https://www.akittvhaber.com.tr/bakan-tunc-ak-parti-oncesi-demokrasinin-standartlariyla-bugunku-arasinda-buyuk-fark-var/#respond Mon, 11 Mar 2024 21:57:32 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=5529

Bakan Tunç: “AK Parti öncesi demokrasinin standartlarıyla bugünkü arasında büyük fark var”

ZONGULDAK – Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, kalkınma hamleleri ile güçlenen Türkiye’nin enerjide bağımsız olmayı sürdüreceğini belirterek AK Parti öncesi demokrasinin standartlarıyla bugünkü standartlar arasında büyük farklar olduğunu söyledi.

Bir dizi ziyaretler için Zonguldak’ın Alaplı ilçesine gelen Bakan Tunç, Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri ile bir araya geldi.

31 Mart seçimlerine az bir zamanın kaldığını ifade eden Tunç, “43 gün sonra milletimiz sandık başına gidecek ve belediye başkanlarını, meclis üyelerini, il genel meclis üyelerini ve muhtarları seçecek. İnşallah bu seçimler hem ülkemiz için hem Zonguldak’ımız ve tüm ilçeleri ve Alaplı’mız için hayırlı uğurlu olur inşallah. Bütün temennimiz bu. Alaplı halkının da en doğru kararı vereceğine biz yürekten inanıyoruz. Gerçek belediyecilik diyoruz. Tabii gerçek belediyecilik Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğidir. Yani 1994’te İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetiminde yaşanılamaz hale getirilen, havası solunamayan, suları akmayan, çöpleri toplanamayan, çöp dağlarının patladığı, işçilere maaş ödenmediği için çöplerin toplanamadığı için dezenfekte edildiği sahada zararlı olmasın diye çukur, çamurdan ibaret bir İstanbul’u CHP yönetiminden devralıp, 4,5 yıl gibi kısa bir süre içerisinde yani şiir okuduğu için hapse atıldığı ve belediye başkanlığı elinden alındığı süreye kadar geçen dört buçuk yıl içerisinde İstanbul’u yaşanılır hale getir Recep Tayyip Erdoğan’ın belediyeciliği gerçek belediyeciliktir” dedi.

“AK Parti olarak bugüne kadar belediyeler arasında, partiler arasında bir ayrım yapmıyoruz” diyen Tunç, “Ancak şunu iyi bilmek lazım her belediyenin nüfusa göre bir payı vardır. Herkese aynı şekilde nüfusuna oranla bütçeden bir pay veririz. Onu harcar ama bunun yanı sıra öyle belediye başkanları vardır ki bakanlarla, iktidarla uyumlu çalıştığında proje ürettiğinde aynı masa etrafında bulunup teşkilatıyla beraber kafa kafaya verdiğinde o şehir daha farklı projelere adım atar ve şehrin hem ima altyapısıyla, üstyapısıyla güzelleşmesi, insanların müreffeh bir şehirde hayat sürmesi hem de geleceğe yönelik, özellikle gençlerimizin, çocuklarımızın istihdam alanlarını arttırma noktasında ve hükümet yatırımlarının da burada önünün açılması noktasında yerel merkezi hükümet arasındaki uyum çok önemli. İnşallah 31 Mart’taki yapılan seçimlerde 1 Nisan’dan itibaren Alaplı’mızda, Ereğli’mizde, Zonguldak’ımızın diğer ilçe merkezde olduğu gibi nasıl Zonguldak il merkezinde şu geçtiğimiz beş yıldaki değişimi hep beraber gördük. Tünelleri, meydan düzenlemeleri, Uzun Mehmet Cami’sinden tutun da sahil düzenlemesi, ırmak, dere ıslahları, bir anda bir atılım sağlanmış oldu. İşte bu uyumun meyveleri. Bunu inşallah Zonguldak’ımızın Alaplısı’nda, Ereğli’sinde ve diğer ilçelerde de bu uyum inşallah sağlanmış olacak” ifadelerine yer verdi.

AK Parti’nin 21 yıldır iktidarda bulunduğunu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hep siyasetin merkezine insanı koyduklarını ifade eden Tunç, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın dedik. Bunu sadece bir slogan olarak ya da parti programına yazarak seçim beyannamesini yazmakla kalmadı. Bunu uygulamaya dönüştürdük, hayata dönüştürdük. Önce insan dedik, güçlü insan olacak dedik. Güçlü aile için, insanın güçlü olması lazım. Aile güçlü olacak ki toplum güçlü olsun dedik ve eğitimden sağlığa sosyal politikalardan adalete her alanda insanımızı güçlendirmenin gayreti içerisinde olduk” diye konuştu.

Tunç, “İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizi enerjide bağımsız, doğalgazıyla işte bölgemiz enerji üssü olmaya devam ediyor. Maden kömürüyle başlayan serüvenimiz şimdi doğal gazla devam ediyor. Bartın’ımız, Karabük, Yenicemiz, Zonguldak’ımız ve her köyümüzde maden emeklisi var. Hem bir taraftan Türkiye Taş Kömürü Kurumu’nu daha da geliştirerek, kapatmadan, bu bölge için önemli. Hem o faaliyeti devam ettirelim, hem de Filyos bir doğal gaz üssü, enerji üssü olarak ülkemizin enerjisine katkı vermeye devam etsin. Yani enerjinin başkenti olarak Zonguldak’ımız yine o başkentliğini sürdürmeye devam ediyor. Tabii diğer alanlarda da istihdam noktasındaki çalışmaları da inşallah devam ettireceğiz” şeklinde konuştu.

Türkiye’de AK Parti öncesi demokrasinin standartlarıyla bugünkü standartlar arasında büyük farklar olduğunu aktaran Tunç, “Yani bir vesayetçi anlayışı tarihe gömdük. Darbeci milletimizin desteğiyle tarihe gömdük. Temel hak ve özgürlüklerin alanını genişlettik ve ülkemizi yüksek standartlı demokrasiye kavuşturmanın gayreti içerisinde olduk. İnşallah yeni anayasa hedefimizle bu yüksek standartlı demokrasiyi milletimizin desteğiyle inşallah parlamentoda bu uzlaşmada sağlanırsa kavuşturmanın gayreti içerisinde olacağız. Dünyada da adaleti, hakkaniyeti, mazlumun hakkını, hukuku, insan haklarını savunmaya ve Türkiye ekseni bir dış politikayı oluşturmanın gayreti içerisinde olacağız. Çocuklarımızı her türlü tehlikeden koruyarak, kadınlarımızı her türlü şiddetten koruyarak gençlerimizi her türlü kötülükten korumak için tedbirler almaya ve Türkiye’yi huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.

Konuşmanın ardından Bakan Tunç, esnaf ziyaretleri gerçekleştirdi.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/bakan-tunc-ak-parti-oncesi-demokrasinin-standartlariyla-bugunku-arasinda-buyuk-fark-var/feed/ 0
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç: Türkiye enerjide bağımsız olmayı sürdürecek https://www.akittvhaber.com.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-turkiye-enerjide-bagimsiz-olmayi-surdurecek/ https://www.akittvhaber.com.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-turkiye-enerjide-bagimsiz-olmayi-surdurecek/#respond Sun, 10 Mar 2024 21:15:37 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=5452

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, kalkınma hamleleri ile güçlenen Türkiye’nin enerjide bağımsız olmayı sürdüreceğini belirterek AK Parti öncesi demokrasinin standartlarıyla bugünkü standartlar arasında büyük farklar olduğunu söyledi.

Bir dizi ziyaretler için Zonguldak’ın Alaplı ilçesine gelen Bakan Tunç, Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri ile bir araya geldi.

31 Mart seçimlerine az bir zamanın kaldığını ifade eden Tunç, “43 gün sonra milletimiz sandık başına gidecek ve belediye başkanlarını, meclis üyelerini, il genel meclis üyelerini ve muhtarları seçecek. İnşallah bu seçimler hem ülkemiz için hem Zonguldak’ımız ve tüm ilçeleri ve Alaplı’mız için hayırlı uğurlu olur inşallah. Bütün temennimiz bu. Alaplı halkının da en doğru kararı vereceğine biz yürekten inanıyoruz. Gerçek belediyecilik diyoruz. Tabii gerçek belediyecilik Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğidir. Yani 1994’te İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetiminde yaşanılamaz hale getirilen, havası solunamayan, suları akmayan, çöpleri toplanamayan, çöp dağlarının patladığı, işçilere maaş ödenmediği için çöplerin toplanamadığı için dezenfekte edildiği sahada zararlı olmasın diye çukur, çamurdan ibaret bir İstanbul’u CHP yönetiminden devralıp, 4,5 yıl gibi kısa bir süre içerisinde yani şiir okuduğu için hapse atıldığı ve belediye başkanlığı elinden alındığı süreye kadar geçen dört buçuk yıl içerisinde İstanbul’u yaşanılır hale getir Recep Tayyip Erdoğan’ın belediyeciliği gerçek belediyeciliktir” dedi.

“AK Parti olarak bugüne kadar belediyeler arasında, partiler arasında bir ayrım yapmıyoruz” diyen Tunç, “Ancak şunu iyi bilmek lazım her belediyenin nüfusa göre bir payı vardır. Herkese aynı şekilde nüfusuna oranla bütçeden bir pay veririz. Onu harcar ama bunun yanı sıra öyle belediye başkanları vardır ki bakanlarla, iktidarla uyumlu çalıştığında proje ürettiğinde aynı masa etrafında bulunup teşkilatıyla beraber kafa kafaya verdiğinde o şehir daha farklı projelere adım atar ve şehrin hem ima altyapısıyla, üstyapısıyla güzelleşmesi, insanların müreffeh bir şehirde hayat sürmesi hem de geleceğe yönelik, özellikle gençlerimizin, çocuklarımızın istihdam alanlarını arttırma noktasında ve hükümet yatırımlarının da burada önünün açılması noktasında yerel merkezi hükümet arasındaki uyum çok önemli. İnşallah 31 Mart’taki yapılan seçimlerde 1 Nisan’dan itibaren Alaplı’mızda, Ereğli’mizde, Zonguldak’ımızın diğer ilçe merkezde olduğu gibi nasıl Zonguldak il merkezinde şu geçtiğimiz beş yıldaki değişimi hep beraber gördük. Tünelleri, meydan düzenlemeleri, Uzun Mehmet Cami’sinden tutun da sahil düzenlemesi, ırmak, dere ıslahları, bir anda bir atılım sağlanmış oldu. İşte bu uyumun meyveleri. Bunu inşallah Zonguldak’ımızın Alaplısı’nda, Ereğli’sinde ve diğer ilçelerde de bu uyum inşallah sağlanmış olacak” ifadelerine yer verdi.

AK Parti’nin 21 yıldır iktidarda bulunduğunu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hep siyasetin merkezine insanı koyduklarını ifade eden Tunç, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın dedik. Bunu sadece bir slogan olarak ya da parti programına yazarak seçim beyannamesini yazmakla kalmadı. Bunu uygulamaya dönüştürdük, hayata dönüştürdük. Önce insan dedik, güçlü insan olacak dedik. Güçlü aile için, insanın güçlü olması lazım. Aile güçlü olacak ki toplum güçlü olsun dedik ve eğitimden sağlığa sosyal politikalardan adalete her alanda insanımızı güçlendirmenin gayreti içerisinde olduk” diye konuştu.

Tunç, “İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizi enerjide bağımsız, doğalgazıyla işte bölgemiz enerji üssü olmaya devam ediyor. Maden kömürüyle başlayan serüvenimiz şimdi doğal gazla devam ediyor. Bartın’ımız, Karabük, Yenicemiz, Zonguldak’ımız ve her köyümüzde maden emeklisi var. Hem bir taraftan Türkiye Taş Kömürü Kurumu’nu daha da geliştirerek, kapatmadan, bu bölge için önemli. Hem o faaliyeti devam ettirelim, hem de Filyos bir doğal gaz üssü, enerji üssü olarak ülkemizin enerjisine katkı vermeye devam etsin. Yani enerjinin başkenti olarak Zonguldak’ımız yine o başkentliğini sürdürmeye devam ediyor. Tabii diğer alanlarda da istihdam noktasındaki çalışmaları da inşallah devam ettireceğiz” şeklinde konuştu.

Türkiye’de AK Parti öncesi demokrasinin standartlarıyla bugünkü standartlar arasında büyük farklar olduğunu aktaran Tunç, “Yani bir vesayetçi anlayışı tarihe gömdük. Darbeci milletimizin desteğiyle tarihe gömdük. Temel hak ve özgürlüklerin alanını genişlettik ve ülkemizi yüksek standartlı demokrasiye kavuşturmanın gayreti içerisinde olduk. İnşallah yeni anayasa hedefimizle bu yüksek standartlı demokrasiyi milletimizin desteğiyle inşallah parlamentoda bu uzlaşmada sağlanırsa kavuşturmanın gayreti içerisinde olacağız. Dünyada da adaleti, hakkaniyeti, mazlumun hakkını, hukuku, insan haklarını savunmaya ve Türkiye ekseni bir dış politikayı oluşturmanın gayreti içerisinde olacağız. Çocuklarımızı her türlü tehlikeden koruyarak, kadınlarımızı her türlü şiddetten koruyarak gençlerimizi her türlü kötülükten korumak için tedbirler almaya ve Türkiye’yi huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.

Konuşmanın ardından Bakan Tunç, esnaf ziyaretleri gerçekleştirdi. – ZONGULDAK

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-turkiye-enerjide-bagimsiz-olmayi-surdurecek/feed/ 0
Üniversitede okurken yurdun bahçesindeki kedilere bakan genç kadın, bugün 30 kediye annelik yapıyor https://www.akittvhaber.com.tr/universitede-okurken-yurdun-bahcesindeki-kedilere-bakan-genc-kadin-bugun-30-kediye-annelik-yapiyor/ https://www.akittvhaber.com.tr/universitede-okurken-yurdun-bahcesindeki-kedilere-bakan-genc-kadin-bugun-30-kediye-annelik-yapiyor/#respond Thu, 07 Mar 2024 21:42:11 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=5351

Üniversitede okurken yurdun bahçesindeki kedileri beslemesiyle hayvanlara bakmaya başlayan Hande Sonsöz, bugün evinde 10, sokakta da 30 kediye sahip çıkarak minik patilerin adeta annesi oldu.

Antalya’da büyüyen Sonsöz, 1998’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğrenime geldiğinde kaldığı yurdun bahçesindeki kedilere bakmaya başladı. İlk başta bir iki kediyi besleyen Sonsöz, 4 yılın sonunda mezun olurken kendini yurdun bahçesinde onlarca kediye bakarken buluverdi.

Şu an edebiyat alanında doktora eğitimine devam eden Sonsöz, Kadıköy Feneryolu’ndaki dairesinde 10 kedisiyle yaşıyor. Sokakta beslediği ve bakımı yaptığı yaklaşık 30 kediye de adeta annelik yapan Sonsöz, yıllardır süren kedi sevgisini 17 Şubat Dünya Kediler Günü’nde AA muhabirine anlattı.

Günde 3 saatini kedilerin bakımına ayırıyor

Sonsöz, ailesindeki hayvan sevgisi nedeniyle evlerinde hep kedi ve köpek beslendiğini ancak annesi eve ilk kez kedi getirdiğinde çok korktuğunu hatta hayvana hiç dokunamadığını kaydetti.

Üniversitede okurken ilk başta korkup kedilere dokunamadığını belirten Sonsöz, “Sadece onları gözlemliyordum. Sonra sanat tarihi hocam kedilere olan bu ilgimi görünce bana yavru bir kedi hediye etti. Yıl 2000’di. Bu kediyle birbirimize tam alışmıştık ki bir araba çarptı. Bu beni çok üzdü. Sonra sokaktaki kedilere hassasiyetim daha çok arttı. Mama, ilaç ve bakım ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmeye başladım. Bu acı tecrübeden sonra sokakta rastladığım gözü göremeyen, ayağı sakat olan kedilere sahip çıkmaya başladım.” ifadelerini kullandı.

Sonsöz, günün en az 3 saatini evde ve sokaktaki kedilere ayırdığını dile getirerek, “Şu an evde 10 kedim var. Evim 3+1, yarısını kedilere ayırdım. Sabah kalktığımda ilk olarak evdeki kedilerin bakımını, temizliğini yapıyorum, sonra onların karnını doyuruyorum. Ardından sokağa çıkıyorum, yaklaşık 30 kedinin beslenmesini sağlıyorum. Bu işlemi günde iki kez yapıyorum. ‘Evde bu kadar çok kedinin olması hijyen sorunu yaratmıyor mu?’ şeklinde sorulara sıkça maruz kalıyorum ama gerekli hijyen sağlanınca sorun olmuyor.” diye konuştu.

“Hayvanın sorumluluğunu alacağına inanmayanlar bu işe adım atmamalı”

Herkesin hayvanları sevmesini beklemediğini ancak onların yaşam hakkına saygı duyulması gerektiğini vurgulayan Sonsöz, “Sokak hayvanlarının hakları ve korunması noktasında belediyelere çok görev düşüyor. Osmanlı ve Türk medeniyetinde hayvan hakları ve sevgisi çok kıymetlidir. Kuşlar için bile evler yapan bir medeniyetin torunlarıyız. Sokak hayvanlarının varlığı insanların göstereceği merhamet ve saygıdan geçiyor. ” dedi.

“Dünya Kediler Günü” vesilesiyle bir mesaj vermek istediğini aktaran Sonsöz, şöyle devam etti:

“Kedileri ponçik hayvanlar olarak görüp eve alıp sonra sokağa bırakmak çok acımazlık. Bunlara heveskar tipler diyoruz. İnsan sorumluluk alabilen bir varlıktır bu nedenle aciz olanı ezmek yerine onun yaşam hakkına saygı duymalıdır. Bir hayvanın sorumluluğunu alacağına inanmayanlar bu işe adım atmamalıdır. İnsanların kedi ve köpekleri görsel açıdan daha cazip hale getirmek için faklı cinsler arasında çiftleşmeler yapmasının da çok acımasız olduğunu düşünüyorum. Cins hayvan üretiminin durdurulması lazım.”

“Kısırlaştırma şu an en masum ve en kalıcı çözüm”

Hande Sonsöz, sokak hayvanları ile ilgili kısırlaştırmanın şu an en masum ve en kalıcı çözüm olduğunu aktararak, vatandaşların şikayetiyle sokak hayvanlarını toplayan yerel yönetimlerin kısırlaştırma konusunda yetersiz kaldığını dile getirdi.

Hayvanlarla insanlar arasında bir duygu bütünlüğü olduğunu belirten Sonsöz, “Hayvanlar ruhunuzu okşuyor, sizi rahatlatıyor, halinizden anlıyor. Her şeyden önce bir can taşıyor, üzülüyor hatta ağlıyorlar. Ailelerin küçük yaştan itibaren çocuklarına bir hayvan edindirmesi lazım. Hayvan edinmek çocuklarda merhamet ve sorumluluk duygularının gelişmesini sağlıyor. Paylaşmayı, bencil olmamayı öğreniyor.” dedi.

Zaman zaman karşısına hayvanlara kötü davranan insanların çıktığını belirten Sonsöz, bu insanlar yüzünden sokakta bakımını yaptığı birçok hayvanın öldüğünü anlattı.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/universitede-okurken-yurdun-bahcesindeki-kedilere-bakan-genc-kadin-bugun-30-kediye-annelik-yapiyor/feed/ 0
Diyanet İşleri Başkanı: İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları derhal durdurulmalı https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-israilin-gazzeye-yonelik-saldirilari-derhal-durdurulmali/ https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-israilin-gazzeye-yonelik-saldirilari-derhal-durdurulmali/#respond Mon, 04 Mar 2024 21:09:37 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=5172

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Siyonist İsrail’in, Gazze’ye ve yüz binlerce masum insanın sığınağı olan Refah şehrine yönelik saldırıları derhal durdurulmalıdır. Refah Sınır Kapısı’ndan insani yardımın girmesi derhal sağlanmalı; elektrik ve su başta olmak üzere en temel ihtiyaçların Gazze’ye ulaştırılabilmesi ve yaralıların çevre ülkelerdeki hastanelere nakledilebilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.” dedi.

Erbaş, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde kıldığı cuma namazının ardından farklı ülkelerden İslam alimlerinin de katılımıyla İsrail’in abluka altındaki Gazze ve Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan Refah kentine düzenlediği saldırılara ilişkin basın açıklamasında bulundu.

Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni sahasındaki toprak kaymasına değinerek sözlerine başlayan Erbaş, toprak altında kalan işçilere bir an önce ulaşılması için Allah’tan yardım niyazında bulunarak, millete “geçmiş olsun” dileklerini iletti.

Filistin’deki katliama tepkilerini ifade etmek için bir arada olduklarını belirten Erbaş, İslam dünyasının farklı ülkelerinden ve Türkiye’den alimlerle Ayasofya-i Kebir Camii’nin önünden tüm dünyaya seslendiklerini söyledi.

Prof. Dr. Erbaş, işgalci İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’ye yönelik başlattığı, hiçbir insani, vicdani ve hukuki temeli olmayan saldırıların pervasızca devam ettiğine dikkati çekerek, İsrail’in uluslararası mahkeme kararlarını hiç umursamadığını ve bütün dünyanın gözü önünde çok büyük bir katliam ve soykırım suçu işlediğini hatırlattı.

Masum insanlara karşı işlenen katliam ve soykırıma destek veren birtakım güç merkezlerinin, “katiller sürüsünü” daha da cesaretlendirdiğini belirten Erbaş, “Şimdi de gözü dönmüş caniler, yüz binlerce insanın sığındığı ve güvenli bölge ilan edilen Refah şehrine saldırmaktadır. Bu da İsrail’in insanlık düşmanı ve saldırganlık üzerine kurulu gerçek karakterini ve azgınlığını en açık şekilde ortaya koymaktadır. Siyonist İsrail’in, Gazze’ye ve yüz binlerce masum insanın sığınağı olan Refah şehrine yönelik saldırıları derhal durdurulmalıdır. Refah Sınır Kapısı’ndan insani yardımın girmesi derhal sağlanmalı; elektrik ve su başta olmak üzere en temel ihtiyaçların Gazze’ye ulaştırılabilmesi ve yaralıların çevre ülkelerdeki hastanelere nakledilebilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.” diye konuştu.

“Bu katliama karşı çıkmak, herkes için insan olmanın bir gereğidir”

İsrail’in yaptıklarının “savaş suçu” olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Erbaş, “Başta Gazze olmak üzere Filistin halkının yurtlarından çıkarılması, topraklarının işgal edilmesi asla kabul edilemez. Gazze halkının bu ahlaksız işgal ve istila girişimine karşı verdiği mücadele dinen ve uluslararası hukuk açısından meşrudur. Her bakımdan desteklenmesi ümmetin üzerine farzdır. Zalim İsrail’in karşısında, mazlum Filistinlilerin yanında yer almak herkes için insani ve vicdani bir sorumluluktur. Gazze halkının yalnız bırakılması insanlık adına büyük bir utançtır ve tarihin affetmeyeceği bir davranıştır. Dolayısıyla Filistin’i ve mazlumları korumak için ne yapılması gerekiyorsa derhal yapılmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Erbaş, Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de Nisa suresinin 75. ayetinde “Ey müminler. Size ne oldu da ‘Rabb’imiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip, bir yardımcı gönder.’ diyen mazlum erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda mücadele etmiyorsunuz?” buyurduğunu hatırlatarak, sözlerine şöyle devam etti:

“Gazze başta olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun masum insanlara karşı işlenen zulüm ve işkenceyi durdurmak için gayret göstermek, maddi manevi elinden geleni yapmak her bir Müslümanın insani, vicdani ve dini görevidir. Gazze’de yaşanan vahşet ve soykırım, sadece Müslümanların değil bütün insanlığın ortak sorunudur. Bu katliam, esasen tüm insanlığa karşı işlenmiş bir cinayettir. Buna karşı çıkmak, herkes için insan olmanın bir gereğidir.”

“Filistin, Gazze, Kudüs Müslüman yurdudur ve ilelebet öyle kalacaktır”

İsrail’in, dünyanın huzur ve barışı, insanlığın geleceği için büyük tehdit ve tehlike haline geldiğine işaret eden Erbaş, “Bu vahşet durdurulmadığı takdirde sadece Gazze’de değil, daha geniş bir coğrafyada daha büyük trajedilerin yaşanması kaçınılmazdır. Uluslararası kamuoyu ve kuruluşlar, bu insanlık dışı işgali durdurmak için gereken önlemleri mutlaka ve derhal hayata geçirmelidir. Bu minvalde İsrail savaş suçlusu ilan edilmeli ve Gazze’de hak, hukuk ve adalete uymayan saldırıları sebebiyle zalimlere hesap sorulmalıdır. Siyonist İsrail şunu bilmelidir ki dinen ve aklen hiçbir geçerliliği ve gerçekliği olmayan arz-ı mevud hayallerine asla ulaşamayacaktır.” diye konuştu.

Prof. Dr. Erbaş, tarihte hiçbir zalimin insanların canına, malına, yurduna, yuvasına kastederek emellerine ulaşamadığını belirterek, “Nasıl ki geçmişte Hazreti Musa ve yolundan gidenlere yaptıkları zulüm, zalim Firavun’un sonunu getirdiyse, Gazze’de, Filistin’de döktüğü kan da zalim İsrail’in sonunu getirecektir. Müslümanlar başta olmak üzere onurunu ve vicdanını kaybetmemiş insanlık, siyonizmin kirli planlarına karşı dimdik ayakta durmalıdır. Filistin, Gazze, Kudüs Müslüman yurdudur ve ilelebet öyle kalacaktır.” değerlendirmesini yaptı.

Haksızlık ve zulme karşı sivil protestolara, boykotlara devam edilmesinin önemini vurgulayan Erbaş, şunları kaydetti:

“Bu yüzden İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına karşı dünyanın dört bir yanında gösteri yapan fikri hür, vicdanı hür, cesur insanlara İstanbul’dan en kalbi hürmet ve muhabbetlerimizi gönderiyoruz. Bilinmelidir ki bugün zalimin karşısında durmazsak ve haksız bir şekilde yurtlarından edilmek istenen, katliamlara maruz kalan Filistinli kardeşlerimize yardım etmezsek, bu ateş mutlaka bize de dokunacaktır. Dünyanın herkes için yaşanabilir bir yer olabilmesi, iyilerin cesaretine bağlıdır. Bu sebeple insanlığın onurunu kurtarmak için bütün farklılıklarımızı bir kenara bırakarak haksızlık ve zulüm karşısında tek yürek, tek vücut olalım. İnanıyoruz ki nihai zafer mutlaka iyilerin ve inananların olacaktır ve zafer yakındır.”

Basın açıklamasına eski Diyanet İşleri Başkanları Prof. Dr. Mehmet Görmez ve Dr. Tayyar Altıkulaç ile İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş, İslam Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mürteza Bedir ve 29 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Sinanoğlu ile farklı ülkelerden gelen İslam alimleri, akademisyenler, Uluslararası Müslüman Alimler Derneği (UMAD) üyeleri ve bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de katıldı.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-israilin-gazzeye-yonelik-saldirilari-derhal-durdurulmali/feed/ 0
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Alevi yurttaşların Hızır lokmasına ortak oldu https://www.akittvhaber.com.tr/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-alevi-yurttaslarin-hizir-lokmasina-ortak-oldu/ https://www.akittvhaber.com.tr/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-alevi-yurttaslarin-hizir-lokmasina-ortak-oldu/#respond Sun, 25 Feb 2024 21:51:12 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=4826

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ile Fatma Ana Cemevi’ndeki Alevi yurttaşların Hızır lokmasına ortak oldu. İmamoğlu, “Bu güzel duayı yaparken aslında bu dua benim en büyük şiarım. İstanbul’da bir darda olan insan var ise, sıkıntıda olan bir insan var ise, canı sıkılmış bir anne, bir baba, bir evlat var ise inanın, ben de bütün İstanbul’daki insanlara karşı Hızır gibi yetişmeye gayret eden bir kulum ve bir belediye başkanınızım, dostunuzum. İnşallah mahcup olmayız” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çelik ile birlikte Alevi yurttaşların Kavaklı Mahallesi’ndeki Fatma Ana Cemevi’nde bugün verdiği Hızır lokmasına ortak oldu. Deyişlerin okunmasıyla başlayan lokma dağıtımı öncesinde İmamoğlu ve Çalık, birer konuşma yaptı. “Her bakışın, her gözün, her o içindeki nurun bakışı benim için çok kıymetli” diyen İmamoğlu, “Bu değerli ibadethane, cemevimiz buraya çok yakıştı. Fatma Ana ismi çok yakıştı. Burayı yöneten hanımefendilerin güzel iradeleri ve buraya koydukları o güzel vicdan, olağanüstü bir maneviyat kattı Beylikdüzü’ne” diye konuştu.

“BURADAKİ İNSANLARIN HUZURU, İSTANBUL’A VE TÜRKİYE’YE İYİ GELECEK”

İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Burada yapılan her iş, özenli yapılmaya gayret ediliyor, bu da beni çok mutlu ediyor. Buradaki insanların mutluluğu, huzuru sanki İstanbul’a iyi geliyor. Sanki buradan oluşan o iyi ve güzel duygular, bütün Türkiye’ye iyi gelecek gibi bir his var içimde. Dolayısıyla buradaki her insanın bakışı, duygu dili, tavrı beni çok etkiliyor. Bazen bir çocuk, bazen bir genç, İstanbul’un bir yerinde denk geldiğimizde ‘Ben Beylikdüzü’nden geliyorum’ deyip sarılarak kendi yaşamını ve duygularını anlatıyor. Bu beni çok bahtiyar ediyor. Bu şehrin bütün çocukları benim evladım gibi. Öyle davranıyorum onlara. Onlar da bana bunun karşılığını veriyor. Muazzam bir şey bu. Ne mutlu bana. İnşallah buradaki güzel komşularıma, kıymetli büyüklerime, sevgili dostlarıma, arkadaşlarıma, kardeşlerimize, evlatlarımıza layık oluruz.

“DARDA OLANIN HIZIR YOLDAŞI VE YARDIMCISI OLSUN”

Büyük bir yolculuk yürüyoruz ve bu yolculuğun tam da ortasında, bugün burada Hızır lokmasında sevgili canlarımızın oruçlarını açmalarına, lokmalarına eşlik ediyorum. Bu beni elbette çok mutlu etti. Tutulan oruçlar Hak katında kabul olsun. Darda olanın Hızır yoldaşı olsun, yardımcısı olsun. Bu güzel duayı yaparken aslında bu dua benim en büyük şiarım. İstanbul’da bir darda olan insan var ise, sıkıntıda olan bir insan var ise, canı sıkılmış bir anne, bir baba, bir evlat var ise inanın, ben de bütün İstanbul’daki insanlara karşı Hızır gibi yetişmeye gayret eden bir kulum ve bir belediye başkanınızım, dostunuzum. İnşallah mahcup olmayız. İnşallah darda olana koşarız ve el veririz; onları tutarız, ayağa kaldırırız. Duamız odur ki; memleketimizin bütün insanları, bütün güzel insanları huzurlu olsunlar, mutlu olsunlar. Şehrimizde, ülkemizde herkes birbirine iyi gözle baksın. Kalpten baksın, sevsin, saysın. Hiç kimsenin birbirinden farkı olmadığını bilsin. Bu kadim toprakların en zor anlarında barışın, huzurun birlikte düşünmenin çok faydalarını görmüşüzdür. Allah bizim birliğimizi ve beraberliğimizi hiçbir zaman bozulmasına fırsat tanımasın, ona yardımcı olsun.

“BANA BİR TEK ‘HIZIR YOLDAŞIN OLSUN’ DESENİZ YETER”

Birliğin, beraberliğin, kutuplaşmamanın, ayrışmamanın bizim en değerli felsefemiz olduğunu düşünüyorum. Buradaki bütün dostlardan akıllarına, ‘Ekrem İmamoğlu’ ya da ‘Ekrem kardeşi’, ‘Ekrem arkadaşı’, ‘Ekrem ağabeyi’ geldiğinde bana bir tek ‘Hızır yoldaşın olsun’ dese yeter. Birçok yerde insanlar kulağıma eğilip bana her gün en az 10-15-20 kez, ki çoğu hanımefendi ablalarımız, ağabeylerimiz, ‘Hızır yoldaşın olsun’ dediğinde içim ısınıyor. Ne mutlu sizlerle beraber dostça, can cana bir ömür yaşıyoruz. Allah hepinizden razı olsun. Hepinizi çok seviyorum. Hepinize Allah sağlık, sıhhat versin. Burada sizleri görmekten onur duydum. Bu kıymetli cemevinin oluşmasına katkı sunmaktan büyük gurur duyuyorum. Burada ibadet eden bütün canlarımıza çok çok güzel ömürler diliyorum.”

ÇALIK: MEMLEKETİMİZİN BEREKETE İHTİYACI OLDUĞU GÜNLERDEN GEÇİYORUZ

Çalık da duygularını, “Tutulan orucunuz, Hızır orucunuz kabul olsun. Allah, Hak katında kabul eylesin. Kıymetli başkanımızı bugün burada ağırlıyoruz. En sevdiği topraklardan güzel dualarla göndereceğiz. Hızır, sevgili başkanımızın da yardımcısı olsun. Zor günlerden geçiyoruz. Memleketimizin birliğe, bolluğa, berekete ihtiyacı olduğu günlerden geçiyoruz. Hepimizin Hak yardımcısı olsun. Edilen duaların, tutulan oruçların kabul olmasını diliyorum. Hızır, hepimizin yardımcısı olsun” sözleriyle dile getirdi.

Konuşmalardan sonra Dede Rıza Kılıç’ın okuduğu duanın ardından Hızır lokmaları dağıtıldı ve oruçlar açıldı.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-alevi-yurttaslarin-hizir-lokmasina-ortak-oldu/feed/ 0
Gazze’den dönen Fransız doktor Benboutrif, “soykırımın” sürdüğünü söyledi Açıklaması https://www.akittvhaber.com.tr/gazzeden-donen-fransiz-doktor-benboutrif-soykirimin-surdugunu-soyledi-aciklamasi/ https://www.akittvhaber.com.tr/gazzeden-donen-fransiz-doktor-benboutrif-soykirimin-surdugunu-soyledi-aciklamasi/#respond Tue, 20 Feb 2024 21:00:14 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=4549

Gazze’de, yakın çevresinde 25 bin Filistinlinin yaşadığı Avrupa Hastanesi’nde iki hafta görev aldıktan sonra ülkesine dönen Fransız acil servis doktoru Khaled Benboutrif, İsrail’in yoğun saldırıları altındaki bölgede “soykırımın” devam ettiğini söyledi.

Aralarında 7 Fransızın da yer aldığı 21 kişilik sağlık personeli heyeti, ocak ayı sonunda Gazze’ye giderek 3 hastanede görev aldı.

Fransa’ya 6 Şubat’ta geri dönen heyetin Fransız üyelerinden acil servis doktoru Benboutrif, bölgede 2 hafta boyunca tanık olduğu olayları AA muhabirine anlattı.

Benboutrif, bölgeye doktorların kurduğu Palmed Derneği aracılığıyla gittiğini, çok zorlu bir sahada görev aldığını belirterek, heyetin geldiğini gören Gazzelilerin sevindiklerini ifade etti.

Büyük bir yabancı heyet gören halkın umutlanmış ve daha az bombardımana maruz kalacaklarını düşünerek daha güvende hissetmiş olabileceklerini dile getiren Fransız doktor, heyettekilerin çoğunun Arap asıllı ve Müslüman olduğunu kaydetti.

Avrupa Hastanesi’nin, Gazze’deki 13 sağlık kuruluşundan ayakta kalan tek hastane olduğunu söyleyen Khaled Benboutrif, içinde, dışında ve etrafında insanların toplandığını belirtti.

Hastanenin yakın çevresinde yaklaşık 25 bin kişinin yaşadığına dikkati çeken Benboutrif, binanın içinde, koridorlar dahil her yerde birilerinin olmasının mesleklerini icra etmeyi zorlaştırdığını dile getirdi.

Benboutrif, hastanelerin uluslararası sözleşmelerle korunan alanlar olduğuna işaret ederek, Gazzelilerin kendilerine İsrail ordusunun hastaneleri ve doktorları hedef aldığını anlattığını aktardı.

Gazze’ye girerken Mısır’dan satın aldıkları tıbbi malzemeleri sınırdan geçirebildiklerini ifade eden Benboutrif, “Refah Sınır Kapısı’na gelince kilometrelerce uzunlukta konvoylar var ve (Gazze’ye) geçmesine izin verilmiyor.” dedi ve bunların yarısının gıda malzemelerinden oluştuğunu söyledi.

Fransız doktor, hastanede boş alan eksikliği ve temizlik sorunu yaşandığını belirterek “O kadar çok insan var ki temizleyemeyiz. Toz var. Hastanede yemek yeniliyor, yemek pişiriliyor, oyun oynanıyor. Hastane değil artık.” değerlendirmesinde bulundu.

Benboutrif, sağlık personelinin yorgun düşmesinin, hastanenin karşı karşıya kaldığı bir diğer zorluk olduğunu söyleyerek “(Hastanenin) Bir diğer eksiği ise ilaçlar. Ağrı kesiciler, morfinde çok eksikler var. Günübirlik idare ediyorduk.” ifadelerini kullandı.

Fransız doktor, Gazzelilerin çektikleri onca şeye rağmen çok onurlu davrandıklarını vurguladı.

Hastanenin 24 saat aralıksız İsrail dronlarıyla gözetlendiğini kaydeden Benboutrif, bölgede İsrail ordusunun silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile savaş uçaklarının da kullanıldığını belirtti.

Benboutrif, “Yakınlarda ateş sesi duyduk yani bombalama ve çatışma mahallinden çok uzakta değildik.” dedi.

Görevde kaldıkları son 3 gün bomba parçalarının hastaneye de isabet ettiğini anlatan Benboutrif, “Bomba parçası 16 yaşındaki gencin kafasına denk geldi.” diye konuştu.

Benboutrif, çok sayıda yaralının hastaneye varamadan yolda yaşamını yitirdiğini dile getirerek yaralıları, ambulanslardan önce halkın hastaneye taşıdığını, Gazzelilerin ölüleri de buraya getirdiklerini söyledi.

İsrail’in Gazze’deki bombardımanlarını planlı şekilde yaptığı, bunların hata olmadığı değerlendirmesinde bulunan Benboutrif, şunları ifade etti:

“En dikkat çekici olan keskin nişancı atışları. Pek çok insan keskin nişancılar tarafından kafasından vuruldu. Her gün keskin nişancılar ortalığı kasıp kavuruyor. Bazı apartman, ev, iş merkezleri füzelerce hedef alınıyor. Genel olarak hareket eden her şeyi hedef alan bombardımanlar var. Ne yaptıkları ne oldukları fark etmeksizin Gazzeli olduğu için kadın, yaşlı, çocuklar hedef alınıyor.”

İnsanların öldürüldüğüne, dövüldüğüne, aşağılandığına, mallarından edildiğine şahit olduklarını aktaran Benboutrif, “Gazze’de soykırım sürüyor.” dedi ve bölgede İsrail’in Filistinlilere yönelik “soykırımının” 7 Ekim 2023’te başladığını söyledi.

Benboutrif, Gazze’nin felaketin eşiğinde olduğuna dikkati çekerek “Salgın hastalıklar var, kıtlık var. Hijyen eksik. Hepatit A salgın halinde.” ifadelerini kullandı.

Khaled Benboutrif, Gazze’de çadırlarda buzdolabı olmadığı için insülin iğnesine ihtiyaç duyan çoğu kişinin ve kentteki tek kanser merkezinin de bombalanıp yıkılması nedeniyle kanserli hastaların tedavi göremediklerini anlattı.

Gazze’de veba ve kolera salgını riski

Tedavi göremedikleri için yaşamını yitirenlerin olduğunu ve İsrail’in Gazze’ye saldırıları sırasında hastalık yüzünden ölenlerin kayda geçmediğini belirten Benboutrif, bölgedeki insanların yaşadıkları koşullar sebebiyle veba ve kolera salgını riski olduğunun altını çizdi.

Benboutrif, “İnsanlar yıkanamıyor, yeterli su yok.” diyerek, içme suyunun da eksik olduğunu söyledi.

Khaled Benboutrif, “Tüm halk iltica etmeye, güneye gitmeye zorlandı. Barış ve hayatta kalacakları vadedildi ancak şimdi Refah’ın bombalanacağı açıklanıyor. Buradaki herhangi bir bomba, füze, obüs, felakete neden olur.” dedi.

Bölgede ateşkes sağlanmadığı takdirde hiçbir yardımın işe yaramayacağını kaydeden Benboutrif, “Sivilleri bombalayan bir orduyla karşı karşıyayız, eğer bunu yapmasına izin verirsek suç ortağı oluruz. İsrail’i silahlandırmaya son vermeliyiz. Bombardımanlar acilen sona erdirilmeli.” çağrısında bulundu.

Gazzelilerin sadece resim ve görselden ibaret olmadığını söyleyen Fransız doktor, “Onlar, sadece resim değil sizin ve benim gibi insanlar. Acı çeken insanlar. Çocukları, duyguları, tarihleri, hayatları olan insanlar. İzleyici gibi seyrediyoruz onları. Bazı zamanlarda izlemek bile bir suç bence.” diye konuştu.

Benboutrif, bölge halkıyla bağ kurdukları için gitmenin zor olduğunu, Gazzelileri terk ettikleri hissine kapıldığını sözlerine ekledi.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/gazzeden-donen-fransiz-doktor-benboutrif-soykirimin-surdugunu-soyledi-aciklamasi/feed/ 0
İliç’teki Siyanürlü Göçüğüne DEM Parti Heyeti Alınmadı https://www.akittvhaber.com.tr/ilicteki-siyanurlu-gocugune-dem-parti-heyeti-alinmadi/ https://www.akittvhaber.com.tr/ilicteki-siyanurlu-gocugune-dem-parti-heyeti-alinmadi/#respond Sun, 18 Feb 2024 21:24:20 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=4438

HABER: DİLAN KUTLU/ KAMERA: UĞUR DEMİRCİ

İliç’te meydana gelen siyanürlü liç göçüğüne dair incelemelerde bulunmak isteyen DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyet İliç Çöpler altın madeni alanına alınmadı. Hatimoğulları, “Topraklarımızın, insanlarımızın, canlılarımızın, doğamızın katledilmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu maden ocağı derhal kapatılmalıdır. Anagold kapatılmalıdır. Gelişigüzel ruhsat verilmiş diğer maden ocakları da derhal denetlenmeli, usulsüz olanlar derhal kapatılmalıdır. Bu denetim tek başına iktidar tarafından yapılmamalıdır; ilgili meslek odaları ve bağımsız uzman birimleri tarafından yapılacak denetimle gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde bu ve benzeri acı olayları daha fazla yaşayacağız” dedi.

Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde meydana gelen maden göçüğüne dair incelemelerde bulunmak isteyen DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyet İliç Çöpler altın madeni alanına alınmadı.

Maden sahası önünde açıklamalarda bulunan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Şu anda Erzincan İliç Çöpler Köyü’nde, kaza diye lanse edilmeye çalışılsa da aslında bilinçli bir cinayetin olduğu noktadayız. Maden ocağının tam yakınındayız. Burada şu an bir sınır çizilmiş, daha ileriye gidemedik. Dün izlediğimiz görüntüler, insanın yüreğini de bilincini de darmaduman ediyor. Kanadalı şirketin, Türkiye’den Çalık Grubunun ortaklığıyla burada yürütmüş olduğu bu çalışma gerek yöre halkı gerekse de ekoloji hareketleri tarafından defalarca uyarılmıştır. Siyanürle altın aramanın insan sağlığına ve doğaya verdiği zararlarla ilgili çok sayıda açıklama yapılmıştır. Ancak bu açıklamaların hiçbirine itibar edilmemiştir. Çöpler’deki altın madeni defalarca dava konusu olmuş, çok sayıda itirazlar yükselmiş ve dava konusu olduğu halde görmezden gelinmiştir.

“İKTİDAR MADEN ŞİRKETLERİNE LEBLEBİ DAĞITIR GİBİ RUHSAT DAĞITTI”

Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan Murat Kurum 2020’de aynı tesisin kapasite artırımı için ruhsat imzalamıştır. Daha önce bir sızıntı olduğu ortaya çıktığında yargının yürüttüğü tek işlem sadece Anagold’a 16 Milyon TL’lik para cezası kesmek olmuştur. Kanada’dan gelip burada Anadolu ve Mezopotamya topraklarını hiçe sayan bu şirkete peşkeş çeken iktidarın vurdumduymazlığını bir kez daha kınıyoruz. Son yıllarda leblebi dağıtılır gibi maden şirketlerine ruhsat dağıtıldı. Gelen ÇED raporlarının hiçbiri sağlıklı değildi. Bununla ilgili özellikle doğa savunucuları ve ekoloji hareketleri çeşitli açıklamalar yapmıştır. Her defasında köylülerin itirazları yükselmiştir. Ama ne yazık ki iktidar sermayeyi korudu, önünü açtı. Aslında bilim dışı olan birçok ÇED raporunun da hayata geçmesine olanak tanınmıştır. Leblebi gibi maden şirketlerine ruhsat dağıtan iktidara buradan bir kez daha sesleniyoruz. Dün yüreğimiz yandı. Dün o görüntüleri izleyip de sanırım rahatlıkla uyku çekebilecek bir insan tanımıyorum ama bu iktidar rahatlıkla uyku çekiyor.

“BEREKETLİ TOPRAKLARIMIZ SERMAYEYE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR”

İktidar bu ülkenin bereketli topraklarını, dağını, suyunu yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekiyor. Burada çalışan binlerce kişinin hayatı yok sayılıyor, önemsenmiyor. Bu işçilere insan gözüyle bakılmıyor. Göçük altında olan işçi sayısı şimdi açıklanan rakamlara göre 9 ama sayıya net olarak vakıf değiliz. Göçük altındaki 9 işçi kardeşimizin her birinin bir ailesi, sevdiği insanlar var. İşçilere, emekçilere insan gözüyle bakmayan sermayenin önü de zaten bu iktidar tarafından açılıyor. Bunu kabul etmiyoruz. Öte yandan bu topraklardan geçen ana fay hatları hiçbir biçimde hesaplanmamış. En büyük can kaybına uğradığımız depremin üzerinden daha sadece bir sene geçti.

“İKTİDAR DENETİMSİZLİKLE İLİÇ’TE GÖZ GÖRE GÖRE GELEN BİR CİNAYETE İMZA ATMIŞTIR”

Bu şekildeki maden ocaklarında dinamit patlatılıyor, birçok kimyasal ürün kullanılıyor. Bütün bunlar dikkate alınmadan maden şirketlerinin önü adeta iktidar tarafından açılıyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bilim insanlarının konuyla ilgili yaptığı açıklamaya göre milyonlarca ton siyanür ve sülfürik asit bulunuyor bu toprakta. Kameraları kapatarak ya da bağımsız kurumların ve bilim insanlarının gelip incelemelerine izin vermeyerek bu gerçekliği değiştiremezsiniz. Bu, ikinci Çernobil vakasıdır bu ülkede. Keban Barajı, Fırat Nehri, Munzur ve Fırat Havzasının tamamı şimdi bu siyanürlü topraktan, bunun suya karışmasından etkilenmiştir, etkilenecektir. Yine uzmanların yaptığı açıklamaya göre kirliliğin Basra Körfezine kadar ulaşma olasılığı oldukça yüksektir. İktidar her ne kadar bunu küçük bir olaymış gibi, bir göçükmüş gibi anlatmaya çalışsa da teamülden verilen ruhsatlar ve denetimsizlikle burada göz göre göre gelen bir cinayete imza atmıştır. İktidar bundan arınamaz.

“MADEN OCAĞI DERHAL KAPATILMALIDIR”

İktidardan elbette yargı yoluyla da bunun hesabını soracağız. Ama insan hayatını, canlıların hayatını, doğayı hiçe sayan bu iktidarı halkımıza şikayet ediyoruz. Bizler soluduğumuz havanın en ufak zerresine, toprağın her zerresine, suyumuzun her damlasına sahip çıkacağız. Topraklarımızın, insanlarımızın, canlılarımızın, doğamızın katledilmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu maden ocağı derhal kapatılmalıdır. Anagold kapatılmalıdır. Gelişigüzel ruhsat verilmiş diğer maden ocakları da derhal denetlenmeli, usulsüz olanlar derhal kapatılmalıdır. Bu denetim tek başına iktidar tarafından yapılmamalıdır; ilgili meslek odaları ve bağımsız uzman birimleri tarafından yapılacak denetimle gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde bu ve benzeri acı olayları daha fazla yaşayacağız. Buradan Erzincan halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Sadece Erzincan’ı değil Basra Körfezi’ne kadar tüm bölgeyi etkileme olasılığı olan çok önemli ve üzücü bir olay yaşadık. Ümit ediyoruz ki şu an göçük altında kalan canlarımıza ulaşabilir ve onlardan olumlu haber alabiliriz. Ben tekrardan buradaki işçi kardeşlerimizin ailelerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Her zaman bu konudaki mücadelemizi ve dayanışmamızı sürdüreceğiz.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/ilicteki-siyanurlu-gocugune-dem-parti-heyeti-alinmadi/feed/ 0
Kuryelerin Ayrımcılığa Uğradığı İddiası Kadıköy’de Gündem Oldu https://www.akittvhaber.com.tr/kuryelerin-ayrimciliga-ugradigi-iddiasi-kadikoyde-gundem-oldu/ https://www.akittvhaber.com.tr/kuryelerin-ayrimciliga-ugradigi-iddiasi-kadikoyde-gundem-oldu/#respond Wed, 14 Feb 2024 21:00:15 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=4154

Feridun AÇIKGÖZ/ KADIKÖY’de bulunan bir sitede, kuryelerin girişte güvenlik tarafından uyarılarak bina sakinlerinin kullandığı asansörden ayrı bir asansöre yönlendirildiği öne sürüldü. Siteye sipariş götüren bir kurye, ayrımcılık yaşandığını ifade ederek “Kuryeler için asansör yapmışlar, bir de içine hava filtresi takmışlar. Herhalde kuryelerin mikrobu bina sakinlerine geçmesin diye. Bu asansör bir de yavaş gidiyor, insanların bindiği diğer asansör daha hızlı gidiyor. Bildiğin böyle sekizinci sınıf insan muamelesi” cümleleriyle video çekip sosyal medyada paylaşım yaparak tepki gösterdi. Siteye sipariş götüren kurye Mahmut Baştaş, “Kurye ile site sakinin bindiği asansör ayrı. Büyük tarzda kullanışlı bir asansör. Normal insanların kullandığı farklı, kuryelerin ya da çalışmak için gelenlerin asansörü farklı” dedi. Durumun hukuki boyutunu değerlendiren Avukat Iyaz Çimen, “Anayasamız eşitliği temel alarak, kişilerin dini, cinsi, ırkıyla ilgili ayrım yapılamayacağını bize söylüyor. Bu noktada toplum içerisinde de sizler insanları herhangi şekilde işi, mesleğiyle insanı ayrımcılığa maruz bırakırsanız ki buradaki asansör kullanımı da aynı şekilde bir ayrımcılık olarak karşımıza çıkmakta. Bununla ilgili, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun yaptırımları söz konusu olabilir” dedi. Site yönetimi ise konuyla ilgili açıklama yapmadı.

Kadıköy’de bulunan ‘Kalamış Rezidans’ isimli bir sitede, sipariş getiren kuryelerin güvenlik görevlisi tarafından uyarılarak bina sakinlerinin kullandığı asansörden ayrı bir asansöre yönlendirildiği iddia edildi. Site yönetimi talimatıyla uygulandığı iddia edilen uygulama; siteye sipariş götüren bir kuryenin sosyal medya paylaşımı ile ortaya çıktı. Paylaşım, sosyal medyada tepkilere neden oldu.

“SEKİZİNCİ SINIF İNSAN MUAMELESİ”

Sosyal medyadaki paylaşımı yapan kurye, asansörün içinde çektiği videoda, “Kuryeler için asansör yapmışlar, bir de içine hava filtresi takmışlar. Herhalde kuryelerin mikrobu bina sakinlerine geçmesin diye. Bu asansör bir de yavaş gidiyor, insanların bindiği diğer asansör daha hızlı gidiyor. Bildiğin böyle sekizinci sınıf insan muamelesi” ifadelerini kullandı.

“NORMAL İNSANLARIN KULLANDIĞI ASANSÖR FARKLI”

Siteye sipariş bıraktığı görülen kurye Mahmut Baştaş, “Kurye ile site sakinin bindiği asansör ayrı. Büyük tarzda kullanışlı bir asansör, normal insanların kullandığı farklı, kuryelerin, çalışmak için gelenlerin asansörü farklı” şeklinde konuştu.

“AYRIMCILIK OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTA”

Durumun hukuki boyutunu değerlendiren Avukat Iyaz Çimen, “Anayasamız eşitliği temel alarak, kişilerin dini, cinsi, ırkıyla ilgili ayrım yapılamayacağını bize söylüyor. Bu noktada toplum içerisinde de sizler insanları herhangi şekilde işi, mesleğiyle insanı ayrımcılığa maruz bırakırsanız ki buradaki asansör kullanımı da aynı şekilde bir ayrımcılık olarak karşımıza çıkmakta. Bununla ilgili, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun yaptırımları söz konusu olabilir. Bu yaptırımlar tabi ki nitelik olarak idari para cezası niteliğinde olduğundan bir suç teşkil etmemekle birlikte kabahat olarak isimlendirilmekte, karşılığında da kurumun kesmiş olduğu idari para cezalarının uygulanması söz konusu olabilecektir.” dedi.

“AYRIMCILIĞA MARUZ KALAN KİŞİLER İNSAN HAKLARI KURUMU’NA BAŞVURU YAPMALI”

Çimen, “Ayrımcılığa maruz kalan kişilerin, kuruma başvuru yapmaları, akabinde kurumun gerçekleştirebileceği idari soruşturması neticesinde bahsettiğimiz cezai müeyyidenin uygulanabileceğini söyleyebiliriz” diye konuştu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/kuryelerin-ayrimciliga-ugradigi-iddiasi-kadikoyde-gundem-oldu/feed/ 0
Kadıköy’de Kuryelere Ayrımcılık İddiası: ‘Sekizinci Sınıf İnsan Muamelesi’ https://www.akittvhaber.com.tr/kadikoyde-kuryelere-ayrimcilik-iddiasi-sekizinci-sinif-insan-muamelesi/ https://www.akittvhaber.com.tr/kadikoyde-kuryelere-ayrimcilik-iddiasi-sekizinci-sinif-insan-muamelesi/#respond Wed, 14 Feb 2024 09:36:13 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=4129

KADIKÖY’de bulunan bir sitede, kuryelerin girişte güvenlik tarafından uyarılarak bina sakinlerinin kullandığı asansörden ayrı bir asansöre yönlendirildiği öne sürüldü. Siteye sipariş götüren bir kurye, ayrımcılık yaşandığını ifade ederek Kuryeler için asansör yapmışlar, bir de içine hava filtresi takmışlar. Herhalde kuryelerin mikrobu bina sakinlerine geçmesin diye. Bu asansör bir de yavaş gidiyor, insanların bindiği diğer asansör daha hızlı gidiyor. Bildiğin böyle sekizinci sınıf insan muamelesi cümleleriyle video çekip sosyal medyada paylaşım yaparak tepki gösterdi. Siteye sipariş götüren kurye Mahmut Baştaş, Kurye ile site sakinin bindiği asansör ayrı. Büyük tarzda kullanışlı bir asansör. Normal insanların kullandığı farklı, kuryelerin ya da çalışmak için gelenlerin asansörü farklı dedi. Durumun hukuki boyutunu değerlendiren Avukat Iyaz Çimen, Anayasamız eşitliği temel alarak, kişilerin dini, cinsi, ırkıyla ilgili ayrım yapılamayacağını bize söylüyor. Bu noktada toplum içerisinde de sizler insanları herhangi şekilde işi, mesleğiyle insanı ayrımcılığa maruz bırakırsanız ki buradaki asansör kullanımı da aynı şekilde bir ayrımcılık olarak karşımıza çıkmakta. Bununla ilgili, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun yaptırımları söz konusu olabilir dedi. Site yönetimi ise konuyla ilgili açıklama yapmadı.

Kadıköy’de bulunan ‘Kalamış Rezidans’ isimli bir sitede, sipariş getiren kuryelerin güvenlik görevlisi tarafından uyarılarak bina sakinlerinin kullandığı asansörden ayrı bir asansöre yönlendirildiği iddia edildi. Site yönetimi talimatıyla uygulandığı iddia edilen uygulama; siteye sipariş götüren bir kuryenin sosyal medya paylaşımı ile ortaya çıktı. Paylaşım, sosyal medyada tepkilere neden oldu.

SEKİZİNCİ SINIF İNSAN MUAMELESİ

Sosyal medyadaki paylaşımı yapan kurye, asansörün içinde çektiği videoda, Kuryeler için asansör yapmışlar, bir de içine hava filtresi takmışlar. Herhalde kuryelerin mikrobu bina sakinlerine geçmesin diye. Bu asansör bir de yavaş gidiyor, insanların bindiği diğer asansör daha hızlı gidiyor. Bildiğin böyle sekizinci sınıf insan muamelesi ifadelerini kullandı.

NORMAL İNSANLARIN KULLANDIĞI ASANSÖR FARKLI

Siteye sipariş bıraktığı görülen kurye Mahmut Baştaş, Kurye ile site sakinin bindiği asansör ayrı. Büyük tarzda kullanışlı bir asansör, normal insanların kullandığı farklı, kuryelerin, çalışmak için gelenlerin asansörü farklı şeklinde konuştu.

AYRIMCILIK OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTA

Durumun hukuki boyutunu değerlendiren Avukat Iyaz Çimen, Anayasamız eşitliği temel alarak, kişilerin dini, cinsi, ırkıyla ilgili ayrım yapılamayacağını bize söylüyor. Bu noktada toplum içerisinde de sizler insanları herhangi şekilde işi, mesleğiyle insanı ayrımcılığa maruz bırakırsanız ki buradaki asansör kullanımı da aynı şekilde bir ayrımcılık olarak karşımıza çıkmakta. Bununla ilgili, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun yaptırımları söz konusu olabilir. Bu yaptırımlar tabi ki nitelik olarak idari para cezası niteliğinde olduğundan bir suç teşkil etmemekle birlikte kabahat olarak isimlendirilmekte, karşılığında da kurumun kesmiş olduğu idari para cezalarının uygulanması söz konusu olabilecektir. dedi.

AYRIMCILIĞA MARUZ KALAN KİŞİLER İNSAN HAKLARI KURUMU’NA BAŞVURU YAPMALI

Çimen, Ayrımcılığa maruz kalan kişilerin, kuruma başvuru yapmaları, akabinde kurumun gerçekleştirebileceği idari soruşturması neticesinde bahsettiğimiz cezai müeyyidenin uygulanabileceğini söyleyebiliriz diye konuştu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/kadikoyde-kuryelere-ayrimcilik-iddiasi-sekizinci-sinif-insan-muamelesi/feed/ 0
Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması 7. kez düzenlenecek https://www.akittvhaber.com.tr/bursa-insan-kaynaklari-ve-istihdam-bulusmasi-7-kez-duzenlenecek/ https://www.akittvhaber.com.tr/bursa-insan-kaynaklari-ve-istihdam-bulusmasi-7-kez-duzenlenecek/#respond Mon, 12 Feb 2024 21:00:30 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=3982

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin 2012 yılından bu yana iş arayan ve işverenleri bir araya getiren Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması bu yıl 7’nci kez kaplarını açacak. Pandemi nedeniyle bir süre ara verilen Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması (BİİB) 16-17 Şubat 2024 tarihleri arasında Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde yapılacak.

Bursa Büyükşehir Belediyesi, Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), Bursa Kent Konseyi (BKK) ve Bursa İstihdam ve Kariyer Ofisi (BİKO) tarafından düzenlenen Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması, bu yıl da iş arayanlarla işverenlerini bir araya getirecek. İnsan kaynakları ve istihdam alanında Türkiye’nin en kapsamlı organizasyonlarından biri olan etkinlik 274 firma, binlerce katılımcı ile sektörün ihtiyaç duyduğu insan kaynağını firmalarla buluşturacak. Ahmet Şerif İzgören’in 16 Şubat 2024 Cuma günü 15.00’da konuşmacı olacağı fuarda, 17 Şubat Cumartesi günü de pek çok seminer gerçekleştirilecektir.

Bu yıl 7’ncisi gerçekleştirilecek Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması’nın tanıtım toplantısı, Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı. İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alireisoğlu, İşkur Bursa Bölge Müdürü Feyzullah Eren Türkmen, BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt, Bursa Kent Konseyi Başkanı Şevket Orhan ve AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan’ın da katıldığı toplantıda konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, işsizliğin sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğunu belirterek, istihdama katkı sunmayı amaçladıklarını söyledi. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak, kalkınma ve gelişme için istihdamının önemini çok iyi bildiklerini ifade eden Başkan Aktaş, “Bursa’mız, Türkiye’nin en önemli sanayi ve ticaret merkezlerinden biridir. Bu dinamik yapının bir sonucu olarak, şehrimizde her geçen gün yeni iş imkanları ortaya çıkmaktadır. İşte Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması’yla bu iş imkanlarını iş arayanlarla buluşturarak şehrimizin istihdamına katkı sağlayacağız” dedi.

Bu yılki buluşmaya özel ihtiyaç sahibi bireyleri de dahil ettiklerini kaydeden Başkan Aktaş, “Bu sayede onların istihdamlarını arttırmaya da vesile olacağız inşallah. Büyükşehir Belediyesi olarak istihdama çok önem veriyor ve bunu çalışmalarımızla da gösteriyoruz. Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması’nın da bu çalışmalarımızın en somut örneklerinden biri olduğunu düşünüyoruz. Değerli yazarlarımızdan Ahmet Şerif İzgören’i etkinliğin ilk gününe konuşmacı olarak ağırlayacağız. İkinci gün ise katılımcıların kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak seminerler düzenleyeceğiz. Bu seminerler sonrasında sertifika verileceğini de belirtmek isterim. Emeği katkısı olan tüm firmalarımıza, seminer ve konferans verecek uzmanlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Katılımların tamamen ücretsiz olacağı etkinliğimizin amacına ulaşmasını diliyor, firmalarımıza ve katılımcılarımıza başarılar diliyorum” diye konuştu.

Yeni dönemde BURSKOOP marifetiyle üniversite ve meslek lisesi öğrencilerine verdikleri bursların kapsamını, Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi ve İmam Hatip Lisesi’ni de içine alacak şekilde genişleteceklerini hatırlatan Başkan Aktaş, ancak bu liselerle ilgili bursların öğrencilerin başarı durumlarına göre Milli Eğitimle iş birliği içinde verileceğini kaydetti. Başkan Aktaş, aynı zamanda yeni dönemde BİKO marifetiyle iş garantili staj imkanlarının da devreye alınacağını müjdeledi. – BURSA

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/bursa-insan-kaynaklari-ve-istihdam-bulusmasi-7-kez-duzenlenecek/feed/ 0
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: Filistin’de barışın sağlanması şarttır https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-baskani-numan-kurtulmus-filistinde-barisin-saglanmasi-sarttir/ https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-baskani-numan-kurtulmus-filistinde-barisin-saglanmasi-sarttir/#respond Sat, 10 Feb 2024 21:30:21 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=3847

İSLAM İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) 5. Genel Kurulu’nda Filistin’e özel oturum düzenlendi. Oturumda konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşları yok sayan birtakım yönetimler var. 4 asır boyunca Filistin topraklarında barışı tam manasıyla uygulamış bir milletin çocuğu olarak söylüyorum. Bu coğrafyada barış istiyorsak, dünyada barış istiyorsak, Filistin topraklarının özgür olması ve Filistin’de barışın sağlanması şarttır” dedi.

İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) 5. Genel Kurulu, Şişli’de bir otelde gerçekleştirildi. Kurulun kapanışına özel Filistin oturumu düzenlendi. Oturuma TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yanı sıra  ICYF Başkanı Talha Ayhan, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan ile Filistin Gençlik ve Spor Bakanı Jibril Rajoub katıldı. İstiklal Marşı, saygı duruşu ve Kuran-ı Kerim okunması ile başlayan oturumda Filistin ile ilgili video sunumu gerçekleştirildi.

“İSRAİL İNSANLIK TARİHİNİN EN BÜYÜK KATLİAMLARINDAN BİRİSİNİ YAPIYOR”

Oturumda bir konuşma yapan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Kudüs konusunda, Gazze konusunda, Filistin konusunda konuşurken çok şeyler söylüyoruz. Ben buradan hareketle şunları söylemek istiyorum. Bugün İsrail insanlık tarihinin en büyük katliamlarından birisini yapıyor. Firavuna rahmet okutacak insanlık suçlarını işliyor. İsrail’in bunu ortaya koyarken en büyük gücü ne askeri gücüdür, ne arkasındaki batı dünyasının gücüdür, ne finans gücüdür, ne de başka alanlardaki gücüdür. Hiç şüphesiz bu güçler İsrail’in bu kadar pervasız hareket etmesine neden oluyor ama inanın ki en büyük gücü İslam dünyasının İslam aleminin paramparça olması, dağınık olması, işbirliğinden çok uzak bir noktada durmasıdır. Yani bizim dağınıklığımız, insiyatif alamamamız, karar veremememiz İsrail’in en büyük gücünü, en büyük bu anlamdaki İsrail’e destek olan maalesef bir unsuru oluşturuyor. Dolayısıyla tüm çalışmalarımızın merkezine mutlaka İslam ülkeleri ve İslam toplulukları arasında iş birliğiyle başlayan vahdete kadar uzanan bu yoldaki sosyal, siyasi çalışmaları koymak mecburiyetindeyiz” ifadelerini kullandı.

“DÜNYADA BARIŞ İSTİYORSAK FİLİSTİN TOPRAKLARININ ÖZGÜR OLMASI ŞARTTIR”

Numan Kurtulmuş, “İsrail, Gazze’ye saldırılarını 4 ayı aşkın bir süredir sürdürüyor. Pervasız bir şekilde bunlar devam ediyor. Rakamlar, istatistik rakamlarının artık çok ötesinde. Orada sadece öldürülenler sayıları 30 bine yaklaşmış olan olan Gazzeli şehitlerimiz değil. Orada öldürülenler sadece yok edilen Gazze’deki tarih ve kültür değil, aynı zamanda koskoca insanlık yok ediliyor. ve bunu yaparken de her türlü insani değerlerden uzaklaştırılmış olan siyonist rejimin gözünün içine baka baka bu saldırılarını büyük bir iştahla sürdürdüğünü görüyoruz. Arkalarında ne yaparlarsa yapsınlar sınırsız bir destek veren Batı dünyası var. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşları yok sayan birtakım yönetimler var. 4 asır boyunca Filistin topraklarında barışı tam manasıyla uygulamış bir milletin çocuğu olarak söylüyorum. Bu coğrafyada barış istiyorsak, dünyada barış istiyorsak Filistin topraklarının özgür olması ve Filistin’de barışın sağlanması şarttır. Bu insanlığa yapılacak en büyük hizmetlerden birisidir. Allah bizlere Filistin’in özgür olduğu günleri görmeyi nasip etsin” şeklinde konuştu.

“ULUSLARARASI ADALET DİVANI’NDA AÇILAN DAVALARDA YALNIZ BIRAKILMAMALI”

Filistin Gençlik ve Spor Bakanı Jibril Rajoub, “Son 78 yıldır bütün bu sömürgeci projelerine İsrail’in Filistin Devleti üzerine ve toprakları halkın üzerine gerçekleştirmeye çalıştığı bilgisiyle karşınızdayım. Bir Amerikan ortaklığı içerisinde agresyona ve bunu gerçekleştiren taraflara bir hesap verebilirlik ama şeffaflıktan son derece uzak olarak bunu vermeye çalışmakta. Filistin halkının kendi kendini koruma ve temel insani haklarıyla birlikte ulaşımı engellemeye çalışmakta. 2 buçuk milyondan daha fazla çocuk ve insan etkilendi. Burada çok önemli bir alanın etkilendiğini görmekle birlikte yerinden edildi. ve bunların çok önemli bir kısmı 1948 yılında yerinden edildi. Neredeyse 2 milyon insan zorla evlerinden edildi. Bugüne kadar Gazze’de neredeyse 30 bin Filistinli öldürüldü. Daha da fazlası hala İsrail, Amerikan bombardımanına karşı bir mücadele sergilemekte. Çok önemli bir kısmı yaralandı ve neredeyse buradaki konutların yüzde 40’lık bir kısmı Gazze bölgesinde tahrip edildi. 1 milyon daha fazla insan da yerlerinden edildi ve dışarıda soğukta, susuz ve yemeksiz yaşamlarını devam ettirmeye çalışmakta. Barbar İsrail güçlerinin havadan, denizden ve karadan yaptığı bombardımanlar sonucu. Tüm ülkelere çağrıda bulunarak pozisyonları ve işgalci devlet İsrail ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye çağırmak istiyoruz. Bütün bu yapılan suçlar bakımında, hiçbir şekilde cezadan kaçamayacaklarını bir kere daha onlara iletilmesini istiyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı, insanlığa karşı soykırım suçlarının işlenmesine dair açılan davalarda yalnız bırakılmaması ve ilgili kanunların uygulanmasını sağlamak ve buradaki insanların korunmasını sağlamak.. Acil insani yardımın buradaki mültecilere ve yerinden edilmiş insanlara karşı çağrıda bulunmak istiyoruz” şeklinde konuştu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/tbmm-baskani-numan-kurtulmus-filistinde-barisin-saglanmasi-sarttir/feed/ 0
AA, Medyada Yapay Zeka Etik Kullanım Rehberi Hazırladı https://www.akittvhaber.com.tr/aa-medyada-yapay-zeka-etik-kullanim-rehberi-hazirladi/ https://www.akittvhaber.com.tr/aa-medyada-yapay-zeka-etik-kullanim-rehberi-hazirladi/#respond Sat, 10 Feb 2024 09:21:13 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=3793

Anadolu Ajansı (AA), AA ve diğer medya kuruluşları için yapay zeka teknolojilerini kullanırken takip edilecek çerçeveye katkıda bulunmak amacıyla “Medyada Yapay Zeka Etik Kullanım Rehberi” hazırladı.

Teknolojinin hızla ilerlemesi, medya sektöründe yapay zeka uygulamalarının kullanımını kaçınılmaz kılıyor. Yapay zeka, veri işlemeden içerik üretimine, kişiselleştirilmiş haber akışından otomatik dil çevirisine kadar geniş bir yelpazede medya endüstrisini dönüştürüyor.

Haberlerin daha hızlı ve etkileşimi artıracak bir şekilde işlenmesi, analiz edilmesi ve sunulması için fırsatlar sunarken, aynı zamanda ahlaki, hukuki ve toplumsal sorumlulukları da beraberinde getiriyor.

Bu kapsamda, gazeteciliğin temel ilkeleri ile yeni teknolojik imkanlar arasında bir köprü kurulması gerekiyor. Bu nedenle yapay zekanın medya sektörüne sağlıklı bir şekilde entegre edilmesini destekleyen AA, AAtölye’de “Medyada Yapay Zekayı Yönetmek” başlığıyla forum düzenledi.

Medyada yapay zeka kullanımı ve uyulması gereken etik ilkeler tartışıldı

Türkiye’nin saygın üniversiteleri ve medya kuruluşlarından akademisyen ve gazeteciler ile sektör temsilcilerinin katıldığı söz konusu forumda, medyada yapay zeka kullanımı ve uyulması gereken etik ilkeler tartışıldı. Forumun bir çıktısı olarak da “Medyada Yapay Zeka Etik Kullanım Rehberi” hazırlandı. Söz konusu rehber, AA ve diğer medya kuruluşları için yapay zeka teknolojilerini kullanırken takip edebilecekleri çerçeveye katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Sürekli gelişen teknolojik yeniliklere ve medya sektöründeki değişen ihtiyaçlara göre güncellenmeye açık olan “Medyada Yapay Zeka Etik Kullanım Rehberi”, AA’nın köklü gazetecilik tecrübesini ve medya sektöründe yapay zeka kullanımına dair evrensel uygulamaları temel alıyor.

Forum katılımcılarının ve AA Akademi’nin katkılarıyla hazırlanan “Medyada Yapay Zeka Etik Kullanım Rehberi”nde yer alan 10 madde şöyle:

Gazetecilik ilkelerinin korunması

Medya kuruluşları yapay zeka kullanımında gazetecilik meslek ilkelerinden ödün vermez. Gazetecilerin haberleri doğru, tarafsız ve etik bir şekilde sunmasını teşvik eden basın ahlak esaslarına harfiyen uyar.

Medyada yapay zeka algoritmaları kullanımı

Medyada yapay zeka algoritmalarının kullanımı, haberlerin kişiselleştirilmesi, içerik önerileri, dil işleme, ses ve görüntü analizi gibi bir dizi alanda etkili bir şekilde gerçekleşiyor. Bu teknolojilerin kullanımı, veri gizliliği, içerik manipülasyonu ve tarafsızlık gibi etik ve hukuki sorunları da beraberinde getiriyor. Bu nedenle medya kuruluşları kullandıkları yapay zeka uygulamalarında gazetecilik meslek ilkeleri ve basın ahlak esasları ile tutarlı, tarafsızlığı sağlanmış algoritmalar kullanıyor. İnsanlığın temel değerlerini ve kişisel zaafları suistimal eden algoritmalardan uzak durur.

Gerçeğe sadakat ve teyit mekanizması

Medya kuruluşları dezenformasyon ve yalan haberle mücadeleye katkı sağlayacak uygulamaları destekler. Yapay zeka çıktılarının filtrelenebildiğini, gerçek olmayan, ön yargı ve ayrımcı bilgiler içerebildiğini unutmaz. Yanıltıcı bilgilere karşı dikkatli olur ve doğrulama mekanizmaları oluşturur. Gerçeği tahrif eden (deepfake) her türlü teknolojik uygulamadan kaçınır. Dezenformasyon ve manipülasyon tehlikesine karşı gazetecilerin süreç içinde kontrol amaçlı kişisel inisiyatiflerini kullanmalarına olanak tanır.

Toplumsal fayda ve okur hakları

Yapay zekanın medya sektöründeki kullanımı, temelde toplumsal faydayı koruma ve bilgiyi daha etkili bir şekilde iletme amacı taşır. Bu nedenle yapay zeka uygulamaları medya kuruluşları tarafından tiraj, reyting ya da görüntülenme artırmak için değil, haberlerin hızlı, şeffaf ve kesin bir biçimde okurlara, izleyicilere ve dinleyicilere ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla kullanılır.

İnsan onur ve haysiyetine saygı

İnsanların mahremiyeti ve kişisel bilgilerinin korunması, temel bir insan hakkıdır ve bu haklara saygı göstermek zorunludur. Bu nedenle medya kuruluşları kişisel verilerin kullanımında, veri gizliliği ve mahremiyet hakkına tam saygı gösterir, rıza esasını ön planda tutar. İnsanlık onurunu zedeleyebilecek her türlü yapay zeka uygulamasından kaçınır. Yapay zeka tabanlı sanal ikizler (dijital avatarlar) için kullanılan gerçek insanlara ait profil ve sesleri, telif haklarına uygun olarak lisanslar ve kaynaklarını belirtir. Hak sahiplerine saygı göstermenin yanı sıra yasal gereklilikleri karşılayarak adil bir kullanımı teşvik eder.

Ön yargıya karşı editoryal çerçeve

Yapay zeka uygulamalarındaki potansiyel ön yargılar, ifade edilen görüşleri etkiler. Bu nedenle medya kuruluşları bu teknolojileri özenle kullanır. Olası ön yargıları azaltmak için yapay zeka tarafından ifade edilen görüşlerin insan editörler tarafından denetlenmesini ve doğrulanmasını sağlar.

Sürdürülebilir gazetecilik

Yapay zeka, medya sektöründe süreçlerin hızlanması ve otomasyon için önemli fırsatlar sunuyor. Ancak bu otomasyon kaygısı, insani yaratıcılığın değerini azaltmamalıdır. Bu bağlamda, medya kuruluşları, haber üretimi, çizerlik, yazarlık, foto muhabirliği, görsel yönetmenlik ve grafik tasarım gibi yaratıcılığı besleyen iş alanlarında yapay zekanın kullanımını düzenler, istihdam üzerinde olumsuz etkileri en aza indirir ve gazetecinin hakkını korur. Sürdürülebilir gazetecilik, insan yeteneklerinin ve yaratıcılığının korunmasını sağlayarak medya endüstrisinde dengeli bir teknolojik entegrasyonu teşvik eder.

İnsan üretimi bilgi ve çeşitliliğin korunması

Yapay zeka tarafından üretilen verilerin yapay zeka uygulamalarındaki payı sürekli artıyor. Medya kuruluşları, içerik zenginliğinin sürdürülebilirliği için, yapay zeka uygulamalarında insan üretimi özgün bilgi oranını makul bir düzeyde tutar. Ayrıca bilgi ve kaynak çeşitliliğine özellikle dikkat eder. Bu yaklaşım içerik kalitesini korur ve yapay zeka tarafından üretilen verilerle insan yaratıcılığını dengeli şekilde bir araya getirerek daha sağlam bir bilgi temeli oluşturur.

Hukuki sorumluluk, şeffaflık ve telif haklar

Medya kuruluşları yapay zeka tarafından üretilen içeriklerin hukuki çerçevesinin net bir şekilde çizilmesine katkı sunar, şeffaflık ve telif hakları konularına saygı gösterir. Bu kapsamda içeriklerde yapay zeka tarafından üretildiğini gösteren bir logo kullanır ve içeriklerde yapay zekanın katkısı ve kullanılan kaynakları dipnot ve uyarı şeklinde açıkça belirtir.

Yapay zeka kullanımında hukuksal süreç

Yapay zekanın kullanımı, teknolojinin hızlı gelişimi ve değişen doğası nedeniyle henüz net bir hukuki çerçeveye sahip değildir. Medya kuruluşları yapay zekanın kullanımına dair belirgin evrensel ve ulusal kural ve yönergeler oluşturulana kadar, hazırlanan geçici düzenlemeler ve etik kuralları takip eder.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/aa-medyada-yapay-zeka-etik-kullanim-rehberi-hazirladi/feed/ 0
Everest Dağı’na tırmananlar artık dışkılarını temizlemek zorunda https://www.akittvhaber.com.tr/everest-dagina-tirmananlar-artik-diskilarini-temizlemek-zorunda/ https://www.akittvhaber.com.tr/everest-dagina-tirmananlar-artik-diskilarini-temizlemek-zorunda/#respond Fri, 09 Feb 2024 09:09:15 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=3722

Navin Singh Khadka | BBC Dünya Servisi Çevre Muhabiri

Nepalli yetkililer, Everest Dağı’na tırmananların artık kendi dışkılarını temizlemek ve bertaraf edilmek üzere ana kampa geri getirmek zorunda kalacaklarını söyledi.

Pasang Lhamu bölgesi belediye başkanı Mingma Sherpa BBC’ye yaptığı açıklamada “Dağlarımız kokmaya başladı” dedi.

Everest bölgesinin büyük bölümünü kapsayan belediye, uygulanmakta olan daha geniş önlemlerin bir parçası olarak bu yeni kuralı uygulamaya koydu.

Aşırı soğuklar nedeniyle Everest’e bırakılan dışkı tam olarak bozulmuyor.

Mingma, “Kayaların üzerinde insan dışkısı görüldüğü ve bazı dağcıların hastalandığı yönünde şikayetler alıyoruz. Bu kabul edilemez ve imajımızı zedeliyor” dedi.

Dünyanın en yüksek zirvesi olan Everest Dağı’na ve yakındaki Lhotse Dağı’na tırmanacak dağcıların, ana kampta “dönüşlerinde kontrol edilecek” dışkı torbaları satın almaları gerekecek.

Tırmanış sezonu boyunca dağcılar zamanlarının çoğunu ana kampta yüksekliğe alışmaya çalışarak geçiriyor. Bu sırada tuvalet ihtiyacı için dışkıyı toplayacak varillerin bulunduğu ayrı çadırlar kuruluyor.

Ancak tırmanmak üzere tehlikeli yolculuklarına başladıklarında işler daha da zorlaşıyor.

Çoğu dağcı ve destek personeli tuvaletini kazdığı çukura yapıyor, ama daha az kar olan yerlerde tuvalet açıkta yapılabiliyor.

Everest Dağı’nın zirvesine tırmanırken çok az insan dışkılarını biyolojik olarak parçalanabilen torbalarda geri getiriyor.

Everest’te ve bölgedeki diğer dağlarda çöp büyük bir sorun olmaya devam etse de Nepal ordusu öncülüğünde her yıl düzenlenen temizlik kampanyalarının sayısı da giderek artıyor.

‘Açık tuvalet’

Sivil toplum kuruluşu Sagarmatha Kirlilik Kontrol Komitesi (SPCC) başkanı Chhiring Sherpa, “Atıklar, özellikle de ulaşamadığınız yüksek kamplarda büyük bir sorun olmaya devam ediyor” diyor.

Resmi bir rakam olmamakla birlikte, kuruluşu Everest’in dibindeki birinci kamp ile zirveye doğru dördüncü kamp arasında yaklaşık üç ton insan dışkısı olduğunu tahmin ediyor.

Chhiring, “Bunun yarısının dördüncü kamp olarak da bilinen South Col’da olduğuna inanılıyor” diyor.

Everest’e seferler düzenleyen dağ rehberi Stephan Keck, South Col’un “açık tuvalet” olarak ün kazandığını belirtiyor.

7.906 metre yükseklikteki South Col, Everest ve Lhotse zirvelerine ulaşmaya çalışan dağcılar için bir üs işlevi görüyor. Burada arazi oldukça rüzgârlı.

Keck, “Neredeyse hiç buz ve kar yok, bu yüzden her yerde insan dışkıları görüyorsunuz” diyor.

SPCC, Mart ayında başlayacak tırmanış sezonu için tahminen 400 yabancı dağcı ve 800 destek personeli için ABD’den yaklaşık 8.000 dışkı torbası tedarik etti.

Bu torbalar, insan dışkısını katılaştıran ve kokusuz hale getiren kimyasallar ve tozlar içeriyor.

Ortalama olarak bir dağcının günde 250 gram dışkı ürettiği düşünülüyor. Zirve denemesi için genellikle yüksek kamplarda yaklaşık iki hafta geçiriyorlar.

Uygulamanın Everest’te bir pilot proje olarak başlatılıp daha sonra diğer dağlarda uygulanmasını önerenler de var.

Sekiz bin metrenin üzerindeki 14 dağın tamamına tırmanan ilk Nepalli olan Mingma Sherpa, insan atıklarını yönetmek için bu tür torbaların kullanımının diğer dağlarda denendiğini ve test edildiğini söyledi.

Aynı zamanda Nepal Dağcılık Derneği’nin danışmanı olan Mingma, “Dağcılar bu tür çantaları Denali Dağı’nda ( Kuzey Amerika’nın en yüksek zirvesi) ve Antarktika’da da kullanıyorlar, bu yüzden biz de bunu savunuyoruz” dedi.

Nepal’in merkezi hükümetinin geçmişte birçok dağcılık kuralı gündeme getirip bunların birçoğunu gerektiği gibi uygulamadığı yönünde eleştiriler var.

Pasang Lhamu belediye başkanı Mingma, “Devlet ana kamplarda her zaman eksikti ve bu da dağlarımıza izinsiz tırmanan insanlar da dahil olmak üzere her türlü usulsüzlüğe yol açtı” diyor ve ekliyor:

“Artık her şey değişecek. Bir irtibat ofisi kuracağız ve dağcıların dışkılarını geri getirmelerini sağlamak da dahil olmak üzere yeni önlemlerimizin uygulanmasını sağlayacağız.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/everest-dagina-tirmananlar-artik-diskilarini-temizlemek-zorunda/feed/ 0
İzmir Kadın Platformu, Deprem Mağdurları İçin Yürüyüş Düzenledi https://www.akittvhaber.com.tr/izmir-kadin-platformu-deprem-magdurlari-icin-yuruyus-duzenledi/ https://www.akittvhaber.com.tr/izmir-kadin-platformu-deprem-magdurlari-icin-yuruyus-duzenledi/#respond Tue, 06 Feb 2024 21:36:18 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=3499

Haber: GİZEM ÇETİNKOL – Kamera: KERİM UĞUR

İzmir Kadın Platformu, 6 Şubat depremlerinde yaşamını yitirenler ve kaybolan çocuklar için insan zinciri oluşturup yürüyüş yaptı. Platform adına konuşan Deniz Uslu, “Depremden sağ çıkartılan, ama sonrasında akıbeti belli olmayan binlerce insanın, çocuğun akıbeti araştırılsın; sorumlular tek tek hesap versin” dedi.

İzmir Kadın Platformu üyeleri, Kahramanmaraş’ta 6 Şubat 2023 tarihinde meydana depremlerde yaşamını yitirenleri anmak için bugün Alsancak’taki Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde toplandı. Kadınlar, “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok! Güvenli kentler, güvenli yaşam istiyoruz” yazılı pankart açtı.

Kıbrıs Şehitleri Caddesi boyunca ellerinde dövizlerle insan zinciri oluşturan kadınlar, daha sonra Alsancak Garı’na doğru yürüyerek “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok”, “Deprem değil, bu bir katliam”, “Ranta değil eğitime bütçe”, “Şiddetiniz batsın, kadınlar yaşasın”, “Güvenli kentler, güvenli yaşam”, “Sermayeye değil kadınlara bütçe”, “Kadınlar sokağa, hesap sormaya”, “Yaşamı yeniden kuracağız”, “Kadınlar yürüyor, dayanışma büyüyor”, “Kaybolan çocuklar nerede”, “Katil devlet hesap verecek”, “Kızılay’dan hesabı kadınlar soracak” sloganları attı.

“İKTİDARIN AYRIMCI POLİTİKALARI SONUCU YÜZBİNLERCE İNSAN HAYATINI KAYBETTİ”

Yürüyüşün ardından garın önünde yapılan açıklamada İzmir Kadın Platformu adına Deniz Uslu, “6 Şubat 2023 tarihinde 11 ilde etkisini gösteren ve iktidar eliyle bir katliama dönüştürülen depremin üzerinden tam bir yıl geçti. Bir yılın ardından bölgede yaraların hala sarılmadığı, halkların sağlıklı bir yaşama kavuşmadığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Depremin ilk olduğu anlardan itibaren saatlerce, günlerce arama-kurtarma ekipleri bölgeye gelmedi. İnsanlar enkaz altında ölüme mahkum edildi. Kendi imkanlarıyla yaşamını kurtaranlara ne bir çadır sağlandı ne de içecek bir su verildi. Halktan halka dayanışma köprüleriyle birbirimizin elinden tutmaya çalıştık. Gerek TIR’lar dolusu malzemeler ile gerek direkt deprem bölgesine giderek oralarda çalıştık ve dayanışma köprülerine ayak olduk. Deprem bölgelerinde temiz suya, gıdaya, hijyene ihtiyaç tavan yapmışken, kadınlar ev içlerindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini daha da ağır biçimde çadırlarda, bulunduysa konteynerlerde yaşarken, ciddi bir barınma krizi olduğu için kadınlar şiddet ve istismar failleriyle aynı çadırlarda kalırken AKP-MHP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesinin sorunlarını dile getirenlere hakaret etmekle, Kızılay çadırlarını halka satmakla meşguldü. İktidarın ayrımcı ve sermayeden yana politikaları sonucu yüzbinlerce insan hayatını kaybetti ve hala daha fazlası yaşamsal sorunlarla burun buruna” diye konuştu.

“İNSANLARIN GEÇİM ALANI OLAN YÜZ YILLIK ZEYTİN AĞAÇLARINA GÖZ DİKİLDİ”

“Depremden sağ bir şekilde kurtarılan, ama sonrasında haber alınamayan binlerce insan olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız” diyen Uslu, şunları söyledi:

“Bir yıl geçmiş olmasına rağmen akıbeti belli olmayan insanlar var. ve bu dönemde yüzlerce çocuğun tarikatlara gönderildiğine dair haberleri hep birlikte okuduk. Aynı zamanda depremzedeler arasında kimlik ve inanç ayrımcılığına da birlikte şahit olduk. Özellikle Hatay’da yaşayan Alevi nüfusu tam anlamıyla görmezden gelen, üzerine daha fazla saldırmaya çalışan bir iktidar politikası bu. Depremin üzerinden birkaç ay geçmişken Hatay Dikmece köyünde, insanların geçim alanı olan yüz yıllık zeytin ağaçlarına göz dikildi ve acele kamulaştırma kararı alındı. Başta Dikmeceli kadınlar olmak üzere Dikmece halkı, aylardır bu saldırıya karşı mücadele ediyor, zeytinliklerine sahip çıkıyor. Depremden sonra birçok kadın işsiz kaldı, bir kısmı ise hamileyken işe çağrıldı. Yoksulluk öyle ciddi boyutlarda ki 3 bin liralık kira yardımını alabilmek için çadırda kalmayı tercih edenler, 3 kuruş kazanabilmek için temizliğe giden kadınlar var. Çocuklar çadırlarda telefon ışıklarında ders çalışıyor. Hala doğru düzgün okul yok, olanlar ise 45-50 kişilik mevcutlarla ders işlemeye çalışıyor.

“EĞİTİMİN KALİTESİ GİDEREK DÜŞÜYOR”

Bugün geldiğimiz noktada, dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve şu anda Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Murat Kurum, geçen sene ’50 bin’ dedikleri ölüm rakamının bugün 130 binler olduğunu söylüyor. Yine depremin yıl dönümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hatay’da gerçekleştirdiği konuşmasında, ‘Merkezi yönetim ile yerel yönetim el ele vermezse oraya hiçbir şey gitmez. Bakınız, Hatay garip kaldı’ diyerek deprem döneminde nasıl tutum aldığını itiraf ediyor, halkları tehdit ediyor. Biz kadınlar, güvenli bir yaşam ve güvenli kentler için mücadelemize daha fazla sarılmaya devam edeceğiz. Afetin ötesinde bir katliam yaşadığımız gerçeğini unutmayacağız. Bugün bu açıklamayı, yine bir deprem bölgesi olan İzmir’de gerçekleştiriyoruz. 30 Ekim 2020 yılında, yine etkisi çok olan bir depremi burada yaşadık ve her an kitlesel yıkıma varabilecek bir deprem ihtimali altında yaşıyoruz. İzmir’de üç yıldır yapılmayan okullar yüzünden okullar birleştirildi. İki hatta üç okul tek bir binada eğitim görüyor. Eğitimin kalitesi giderek düşüyor. Aynı zamanda çocuklar, yaşadıkları yerlerden uzaktaki okula gidebilmek için üç araç değiştirmek zorunda kalıyorlar.

“RANTSAL DÖNÜŞÜM PEŞİNDE OLANLARLA HESAPLAŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Peki olası bir depremin yıkıcı boyutlara ulaşmaması için neler yapılıyor? Çürük binalara imar affı verilmesinin son bulması, para uğruna uygun olmayan zeminlere bina dikilmesine son verilmesi, sağlıklı yaşam alanları, güvenli kentler inşa edilmesi gerekmektedir. Merkezi ve yerel yönetimlere sesleniyoruz: Biz kadınlar, haklarımıza ve hayatımıza sahip çıkıyoruz. İnsanların ve doğanın sermayedarların daha fazla zenginleşmesi için peşkeş çekilmesine karşı, kentsel dönüşüm adı altında rantsal dönüşüm peşinde olanlarla hesaplaşmaya devam edeceğiz.”

TALEPLERİNİ SIRALADILAR

Kadınların güvenli bir yaşam ve güvenli kentler için mücadeleyi sürdüreceği vurgulayan Deniz Uslu, taleplerini şöyle sıraladı:

“Depremden sağ çıkartılan, ama sonrasında akıbeti belli olmayan binlerce insanın, çocuğun akıbeti araştırılsın; sorumlular tek tek hesap versin. Deprem bölgelerinde temiz su ihtiyacı çözülsün, halkların sağlıklı bir yaşama kavuşması sağlansın. Faillerle aynı çadırlarda yaşamak zorunda kalan kadınlara barınma imkanı sağlansın. Kadın hastalıklarıyla ilgili ücretsiz ve kapsamlı taramalar yapılsın. Eğitim hakkı elinden alınan çocuklara, gençlere parasız, nitelikli eğitim sağlansın. Ücretsiz psikolojik destek noktaları kurulsun. Deprem bölgesindeki tüm üniversiteli kadınlara KYK bursu sağlansın. Bakım emeği toplumsallaştırılsın. Ücretsiz kreş, yaşlı bakım evi, çamaşırhaneler açılsın. Elektrik kesintilerinin son bulması, yangınların önüne geçilmesi için etkili çalışma başlatılsın. Şehir içinde yaşanan ulaşım sorunu acilen iyileştirilsin. Zeytinliklere, arazilere, tarlalara istimlak adı altında el koyma yasaları kaldırılsın. İstihdam sorunu yaşayan tüm kadınlara güvenli ve güvenceli iş imkanı sağlansın. Tüm depremzede yurttaşlar için insanca temel gelir güvencesi sağlansın. Özel okullara teşvike ayrılan bütçeler, kamusal eğitim için ayrılsın. Yerel yönetimler ve merkezi idare, çocukların ücretsiz servis ihtiyacını karşılasın. İmar aflarından çürük binalar yapanlara, insanları bile bile ölüme terk edenlerden halka çadır satanlara, halklara ölüm ve zulüm düzeninden başka bir şeyi reva görmeyenlere kadar bu katliamda sorumluluğu olan herkes tek tek yargılansın.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/izmir-kadin-platformu-deprem-magdurlari-icin-yuruyus-duzenledi/feed/ 0
İstanbul’da görev yapan Japonya, Çekya ve KKTC’nin İstanbul başkonsolosları ‘Yılın Kareleri’ oylamasına katıldı https://www.akittvhaber.com.tr/istanbulda-gorev-yapan-japonya-cekya-ve-kktcnin-istanbul-baskonsoloslari-yilin-kareleri-oylamasina-katildi/ https://www.akittvhaber.com.tr/istanbulda-gorev-yapan-japonya-cekya-ve-kktcnin-istanbul-baskonsoloslari-yilin-kareleri-oylamasina-katildi/#respond Wed, 31 Jan 2024 21:33:12 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=3269

İstanbul’da görev yapan Japonya, Çekya ve KKTC’nin İstanbul başkonsolosları Anadolu Ajansı’nın “Yılın Kareleri” oylamasına katıldı.

Başkonsoloslar, AA foto muhabirleri ve muhabirlerinin 2023 yılında ölümsüzleştirdiği ve “Deprem: Umut”, “Gazze: Kanıt” “Haber”, “Çevre-Yaşam” ile “Spor” kategorilerinde oylamaya sunulan fotoğraflarını inceledi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) İstanbul Başkonsolosu Fatma Demirel, “Deprem: Umut” kategorisinde oyunu Arif Hüdaverdi Yaman’ın “Kurtuluş sevinci” fotoğrafına verdi.

Demirel, “Gazze: Kanıt” kategorisinde Ali Jadallah’ın “Kayıp” adlı fotoğrafını oylarken, “Çevre-Yaşam” bölümünde oyunu Sergen Sezgin’in “Kaçış” fotoğrafından yana kullandı.

“Haber”de Özkan Bilgin’in “Eksi’de operasyon” fotoğrafına oy veren Demirel, “Spor”da ise Dursun Aydemir’in “Dünyanın Sultanları” karesini seçti.

Demirel, yarışmada yer alan fotoğrafların birbirinden değerli olduğunu belirterek, “Fotoğraf, anı yansıttığı için zaman zaman belge olabiliyor, tarihe not bırakabiliyor, mutluluğu da hüznü de aynı anda yaşatabiliyor. O anlamda sanıyorum son dönemlerde yaşadıklarımızın etkisiyle oylama yaptım. Gerçekten değerlendirmekte çok güçlük çektim. Hepsi çok güzel fotoğraflardı.” diye konuştu.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin ilkinde Gaziantep’te ikincisinde ise Adıyaman’da olduğunu anlatan Demirel, şöyle konuştu:

“Depremi yaşayan kişilerden birisiydim. Kıbrıs’taki şampiyon meleklerimizi kaybettiğimiz süreçte orada bulunmuştum. Onların adaya dönüşünü sağlamakla alakalı çalışmalar ve sağ olanları da sağ salim ülkemize geri döndürmek için çalışmalar yaptık. Asrın felaketiydi ancak insana yönelik sorumlulukları yeniden değerlendirme ve depremin değil çürük yapıların insanları öldürdüğünü çok iyi anladığımız süreçlerden geçtik. Dolayısıyla deprem fotoğraflarını oylarken çok güçlük çektim. Hepsi kendi içinde o anı bize yansıtan fotoğraflardı.”

“Ana vatanımız iyiyse biz de iyiyiz”

Demirel, Kıbrıs’ta her sabah uyandıklarında ana vatan dedikleri Türkiye ile ilgili haberlere baktıklarını dile getirerek, “Ana vatandaki gelişmeler, mutluluk da hüzün de bizim içimizde derin bir şekilde yaşadığımız duygular. Ana vatanımız iyiyse biz de iyiyiz. Ana vatanla ilgili bir acı varsa onu yüreğimizde derinden hissediyoruz. Dolayısıyla ben orada askerlerimizin sınırı koruma esnasındaki bir fotoğrafını oyladım.” dedi.

İçinde Türk askerinin yer aldığı fotoğrafın kendisini 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na götürdüğünü kaydeden Demirel, bu karenin yüreğinde yer ettiğini söyledi.

Demirel, oylama yaparken içinde insan hassasiyeti bulunanları seçmeye özen gösterdiğini sözlerine ekledi.

“Özellikle Türkiye’den fotoğraflar seçmeye çalıştım”

Ocak ayının ilk günlerinde büyük bir depremin meydana geldiği Japonya’nın İstanbul Başkonsolosu Kenichi Kasahara ise yarışmadaki “Deprem: Umut” kategorisinde Esra Hacioğlu Karakaya’nın “Madenciler” fotoğrafına oy verdi.

Ülkesinin deprem, tsunami, tayfun, kar fırtınası ve yanardağ patlaması gibi afetlerle mücadele ettiğini belirten Kasahara, ateş çemberi olarak da adlandırılan Pasifik deprem kuşağında yer alan ülkesinde bu yılın ilk günlerinde meydana gelen depreme değindi.

Kasahara, afetlere karşı ilkokul çağında eğitimler verildiğini, sonraki süreçte ise tatbikatlarla vatandaşların bilinçlendirilmeye devam edildiğini aktararak, Japonya’da 1923’te meydana gelen en az 150 bin kişinin öldüğü Büyük Kanto Depremi’nin yıl dönümü olan 1 Eylül’ü “Afet Önleme Günü” olarak belirlediklerini anlattı.

“Gazze: Kanıt” kategorisinde Ashraf Amra’nın “Yanımda ol anne” ve “Haber” grubunda Erçin Ertürk’ün “Kamuflaj” fotoğraflarını oylayan Kasahara, “Çevre-Yaşam” kategorisinde Hamit Yalçın’ın “Masal Ülkesi”, “Spor” alanında ise Dursun Aydemir’in “Dünyanın Sultanları” karelerini seçti.

Kasahara, yarışmadaki fotoğrafları çok çeşitli ve güzel bulduğunu belirterek, “Bunlardan bir tane seçmek çok zordu. Geçen sene dünyada afet, savaş, çok çeşitli zorluk meydana geldi. Ümit temenni eden fotoğraflar seçtim. Çok zor durumlar olsa da umut veren fotoğraflar seçtim. Sadece Türkiye’den değil yabancı ülkelerden de fotoğraflar vardı. Özellikle Türkiye’den fotoğraflar seçmeye çalıştım.” diye konuştu.

“Bireyler ve ülkeler arasında da dayanışma içinde yaşıyoruz”

Çekya’nın İstanbul Başkonsolosu Olga Hajflerova’nın “Deprem: Umut” kategorisinde tercihi Aytuğ Can Sencar’ın “Depremin umudu” adlı fotoğraf oldu.

“Gazze: Kanıt” bölümünde oyunu Ashraf Amra’nın “Yanımda ol anne” karesine veren Hajflerova, “Haber” kategorisinde Muhammed Enes Yıldırım’ın “Boğazda bir dev”, “Çevre-Yaşam” bölümünde Gerald Anderson’un “Çöpler arasında” ve “Spor” kategorisinde Annika Hammerschlag’ın “Çöplük topçuları” fotoğraflarını oyladı.

Fotoğrafların, doğal afetin neden olduğu insani acıları hatırlattığını kaydeden Hajflerova, oylarını umudu vurgulayan karelere verdiğini söyledi.

Hajflerova umudun, insanların cesur ve dirençli olduğu gerçeğine dayandığını belirterek, “Aynı zamanda birbirimiz arasında, bireyler ve ülkeler arasında da dayanışma içinde yaşıyoruz. Bu bana, insanlar ve ülkeler olarak tüm farklılıkları, diğer tüm gereksiz kavgaları ve çatışmaları bir kenara bıraktığımız ve sadece acı çeken insanlara yardım etmek için acele ettiğimiz o anı hatırlattı. Tabii ki Çek Cumhuriyeti de bunlardan biriydi. Bu bana, doğal afetlerin yeterince büyük bir sınama olduğunu ve acı çekmenin tüm insani nedenlerinin aslında gereksiz olduğunu hatırlattı.” ifadelerini kullandı.

Yarışmadaki karelerde, tüm insanların barış ve mutluluk içinde yaşamak istediğinin ve herkesin birbirinden farksız olduğu gerçeğinin vurgulandığını dile getiren Hajflerova,”Vaclav Havel’in umutla ilgili bir sözünü eklemek istiyorum. Biliyorsunuz Vaclav Havel büyük bir düşünür, büyük bir başkan ve büyük bir siyasetçiydi. ‘Umut, bir şeyin iyi sonuçlanacağına dair inanç değil, nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın bir şeyin mantıklı olduğuna dair kesinliktir.’ Bence bu fotoğraflar onun haklı olduğunun bir başka göstergesi.” diye konuştu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/istanbulda-gorev-yapan-japonya-cekya-ve-kktcnin-istanbul-baskonsoloslari-yilin-kareleri-oylamasina-katildi/feed/ 0
YouTuber, Büyük Beyaz Köpekbalığının Doğum Anını İlk Kez Görüntüleyebilir https://www.akittvhaber.com.tr/youtuber-buyuk-beyaz-kopekbaliginin-dogum-anini-ilk-kez-goruntuleyebilir/ https://www.akittvhaber.com.tr/youtuber-buyuk-beyaz-kopekbaliginin-dogum-anini-ilk-kez-goruntuleyebilir/#respond Tue, 30 Jan 2024 21:03:15 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=3206

Büyük beyaz köpekbalıklarıyla ilgili bilgimizdeki eksik halkalardan birisini, bu hayvanları görüntülemeyi görev edinmiş bir YouTuber tamamlamış olabilir.

Zira bu hayvanların doğumu ve yeni doğmuş bir büyük beyaz köpekbalığı hiçbir zaman görüntülenmedi.

YouTube’da TheMalibuArtist adıyla yayın yapan Carlos Gauna, drone ile bu hayvanları çekerken belki de tarihi bir ana tanıklık etti.

Gauna yaptığı işi anlatırken, “Bu hayvanları adeta büyüteçle gözlemliyor gibisiniz. Onları izlediğinizi bilmiyorlar” diyor.

Videoları milyonlarca kişi tarafından izlenen Gauna, bu devasa hayvanların insanlara çok yaklaştığı anlara da tanıklık ediyor:

“Bazen yüreğim ağzıma geliyor. Şimdiye kadar bir köpekbalığının saldırganlığına tanık olmadım ama insani içgüdülerim gereği heyecanlanıyorum.”

Geçen yıl California, Santa Barbara’daki plajda çekim yaparken, drone kamerasına takılan değişik bir görüntü Carlos’u heyecanlandırdı.

O bölgede büyük köpek balıklarını hep görüntülüyordu ancak bu kez farklı bir şey dikkatini çekmişti:

“Minnacık, beyaz, neredeyse albino görünümlü, beyaz köpekbalığı yüzeye çıktı.”

Carlos drone’u biraz daha alçak uçurmaya başladı. Böylece gördüğü köpekbalığının farklı detaylarını yakaladı.

Köpekbalığından beyaz bir katmanın pul pul döküldüğünü fark etti.

O dönem Carlos ile çalışan California Üniversitesi’nden köpekbalığı araştırmacısı Phil Sternes, gördüklerine inanamadı.

Bunun yeni doğan bir köpekbalığı olabileceğini söyledi.

“Büyük bir heyecanla sandalyemizden fırladık.”

Phil’i özellikle heyecanlandıran, köpekbalığının yüzgeçlerinin normalden daha yuvarlak olmasıydı. Bu durum, köpekbalığı embriyolarında ve yenidoğan balıklarda görülüyordu.

Dökülen beyaz katmanın, köpekbalığının yeni doğduna ve halen gövdesinde mukus benzeri bir madde olduğuna kanıt olabileceğini söyledi.

San Diego Üniversitesi’nden James Worthington, köpekbalığının boyutunun ölçülmesine yardımcı oldu. Drone’un su yüzeyinden mesafesini hesaplayarak, balığın yaklaşık 1,5 metre uzunlukta olduğunu buldular.

Bu, yeni doğmuş bir köpekbalığı için akla yatan bir büyüklük.

Gözlemleri, “Environmental Biology of Fishes” dergisinde yayımlandı.

Ancak bazı deniz biyologları, bunun kesin olarak bir yenidoğan olduğu sonucuna hemen varmamak gerektiği konusunda uyarıyor.

California Devlet Üniversitesi’nden Dr. Chris Lowe, bu bulgunun ilginç olduğunu kabul ediyor ancak beyaz katman için başka açıklamaların da mümkün olduğunu dile getiriyor.

“Bu tabii ki bir yenidoğan olabilir. Ancak bir deri hastalığı da olabilir. Hatta aklımıza gelmeyen bir sürü başka açıklama da mümkün.”

Lowe, bu bölgenin bir yavrulama alanı olduğunun netleşmesi için daha çok kanıt gerektiği görüşünde.

Phil ve Carlos raporlarında bunun bir deri hastalığı olabileceğini kabul ediyor. Ancak Phil, “Bu köpekbalığıyla ilgili özgün olan şey, beyaz bir katmana sahip olması. Literatüre baktığımda buna benzer bir şey göremiyorum. Deri hastalığı olsa bile, ilk kez rastlanıyor” diyor.

Ancak bu senaryonun, videoda görülen diğer detayları yok saydığını belirtiyorlar. Örneğin beyaz katmanın dökülme hızı, yüzgeçlerin yuvarlak şekli ve köpekbalığının boyutu gibi.

Drone’lar köpekbalığı görüntülemede büyük bir önem arz ediyor. Bilim insanları da balıkların davranışlarını gözlemlemek için drone çekimlerini daha fazla kullanmaya başladı.

Dr. Lowe, “Öğrencilerimle drone kulanarak 26 California sahilini gözlemlediğimiz iki yıllık bir çalışmayı henüz bitirdik. Büyük beyaz köpekbalıklarının her gün insanlarla temas halinde olduğunu gözlemledik” diyor.

Carlos’un da bulguları bu yönde. Bu dev balıklar insanlarla, sanıldığından çok etkileşim halinde. Carlos, drone’unu yanına alıp, bir gün büyük beyaz köpekbalığının doğum anını ilk kez görüntüleyen insan olma umuduyla çalışmaya devam ediyor.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/youtuber-buyuk-beyaz-kopekbaliginin-dogum-anini-ilk-kez-goruntuleyebilir/feed/ 0
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “Şehitlerimiz İçin Sözümüz Var” programında konuştu Açıklaması https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-erbas-sehitlerimiz-icin-sozumuz-var-programinda-konustu-aciklamasi/ https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-erbas-sehitlerimiz-icin-sozumuz-var-programinda-konustu-aciklamasi/#respond Sat, 27 Jan 2024 21:42:19 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=3115

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, İsrail’in haksız şiddetine karşı her platformda tepkilerini ortaya koymayı, barış ve esenlik çağrılarını seslendirmeyi her zaman vazife bildiklerini belirterek, “Bizler dün olduğu gibi bugün de mazlumun yanında, zalimin ise karşısında olmaya devam edeceğiz.” dedi.

İstanbul Kongre Merkezi’nde, Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) ve Diyanet İşleri Başkanlığı işbirliğinde, şehitleri anmak ve Filistin halkına destek olmak amacıyla “Şehitlerimiz İçin Sözümüz Var” programı gerçekleştirildi.

Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi İmam Hatibi Bünyamin Topçuoğlu Kur’an-ı Kerim tilaveti sundu.

Programda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, sözlerine, vatanın her sathında ve sınır ötesinde mücadele eden Mehmetçiği selamlayarak başladı.

Erbaş, vatan, ezan, bayrak ve tüm değerleri uğruna canını feda eden bütün şehitler ve işgalci İsrail’in Gazze’de uyguladığı vahşete maruz kalan Filistinlilerle dayanışma amacıyla bir araya geldiklerini söyledi.

Müslümanların idaresi altında asırlarca barış yurdu olan Kudüs ve çevresinin bugünlerde hiçbir uluslararası kurala ve hukuka uymayan siyonist zalimlerin elinde bir katliama sahne olduğunu belirten Erbaş, “Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te ve Filistin’in diğer bütün şehirlerinde kadın, bebek, çocuk demeden bir millet topyekun yok edilmeye çalışılmaktadır.” dedi.

Gazze’de, dünyanın gözü önünde hastaneler, okullar, ibadethanelerin yerle bir edildiğini anlatan Erbaş, çoğunluğu çocuk ve kadın olan binlerce Filistinlinin saldırılarda hayatını kaybettiğini, geride kalanların ise evsiz, yurtsuz bir şekilde açlık, susuzluk, salgın hastalık gibi sorunların pençesinde hayatta kalma mücadelesi verdiğini ifade etti.

Her fırsatta insan haklarından ve hukukun üstünlüğünden dem vuran Batılı devletlerin, saldırılar karşısında sessiz kalarak bütün inandırıcılığını kaybettiğini vurgulayan Erbaş, “Zira bugün Gazze’de insanlar en güvenli mekanları olan evlerinde öldürülüyor. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar hunharca katlediliyor. Namaz için mabede giren, tedavi için hastanede bulunan, mülteci kamplarına sığınan hatta evini barkını terk ederken emniyeti için beyaz bayrak açarak yürüyen insanların üzerine bombalar yağdırılıyor.” diye konuştu.

Erbaş, aslında Gazze’de ölenlerin sadece çocuklar, kadınlar, masum siviller değil, bütün bir insanlık olduğunu söyledi.

Sadece Filistin’in ve Mescid-i Aksa’nın değil tüm insanlığın özgürleşmesi için her platformda tepkilerini ortaya koymaya devam edeceklerini belirten Erbaş, “Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin konusunda çok sayıda uluslararası organizasyon ve etkinlik gerçekleştirdik. İsrail’in haksız şiddetine karşı her platformda tepkimizi ortaya koymayı, barış ve esenlik çağrılarını seslendirmeyi her zaman vazifemiz bildik. Bizler dün olduğu gibi bugün de mazlumun yanında, zalimin ise karşısında olmaya devam edeceğiz. Zulmün karşısındaki kararlı duruşumuz ve çabalarımız Allah’ın izni ve inayetiyle Filistin özgür oluncaya kadar devam edecektir.” ifadelerini kulandı.

Erbaş, bu toprakların şehitlerin kanlarıyla yoğrulduğunu ve ecdat tarafından emanet bırakıldığını vurgulayarak, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Hem sınırlarımız içinde hem de sınırlarımız ötesinde mücadele eden şanlı Mehmetçiğimizin her zaman yanındayız ve dualarımız her zaman onlarla birliktedir. Gerek son Pençe Kilit Harekatında şehit olan şehitlerimize, gerekse ondan önceki ve tarihten bu yana bu topraklar için şehit olan bütün kardeşlerimize buradan dualar gönderiyoruz. Ruhlarına hatimler indiriyoruz. Hatimlerimizin dualarını her zaman 90 bin camide yapmaya devam ediyoruz. Gazilerimize şifalar, kolaylıklar diliyoruz. ve diyorum ki Allah şanlı ordumuzu havada, karada, denizde, her yerde ve her zaman muzaffer eylesin.”

Program, sanatçılar Murat Kekilli, Eşref Ziya, Aykut Kuşkaya, Mustafa Cihat, Grup Genç, Resul Aydemir, Fatih Koca, Necip Karakaya ve Hasan Özer’in sahne almasının ardından sona erdi.

Programa, AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank ve çok sayıda davetli katıldı. Salondakiler, Türk ve Filistin bayrakları sallayarak, “Katil İsrail” sloganları attı.

Ayrıca, TDV gönüllülerinin el emeğiyle hazırladıkları ve tüm geliri Gazze’ye gönderilecek ürünler, kongre merkezinde kurulan hayır çarşısında satışa sunuldu.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-erbas-sehitlerimiz-icin-sozumuz-var-programinda-konustu-aciklamasi/feed/ 0
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Regaib Gecesi’nde konuştu https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-ali-erbas-regaib-gecesinde-konustu/ https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-ali-erbas-regaib-gecesinde-konustu/#respond Fri, 12 Jan 2024 09:06:43 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=2474

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Bütün karanlıkları aydınlığa çevirecek ve bütün acıları dindirecek yegane güç, tüm kainatın sahibi olan Yüce Rabb’imizdir. O’nun inayetiyle idrak edeceğimiz Regaib Gecesi’ni kapsamlı bir tefekküre vesile kılarak, Rabbimize, kendimize ve bütün mahlukata karşı sorumluluklarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Erbaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) dün açılışı yapılan Dr. Suat Günsel Camisi’nde düzenlenen Regaib Gecesi özel programına katıldı.

Burada konuşan Erbaş, mübarek bir zamanın içinde kutlu bir geceyi idrak ettiklerini belirterek, bunun bütün İslam alemi ve bütün insanlık için hayırlar getirmesi temennisinde bulundu.

“Bizleri bir kez daha Regaib Gecesi’ne kavuşturan, üç aylara ulaştıran lütuf ve ikram sahibi Rabb’imize sonsuz hamd-ü senalar olsun. Yüce Mevla bu zamanları hakkıyla yaşamayı, Ramazan’a ulaşmayı, bayrama kavuşmayı hepimize nasip eylesin.” şeklindeki görüşlerini dile getiren Erbaş, şöyle devam etti:

“Hazreti Peygamber’in, Recep ayı girdiği zaman ‘Allah’ım. Recep ve Şaban aylarını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur.’ ya Rabbi, Recep ve Şaban aylarını bizim için mübarek kıl, bereketli kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır. Rabbim dualarımızı kabul eylesin inşallah.”

“Bazı gün ve geceler vardır ki taşıdığı mana bakımından özel öneme sahiptir”

Erbaş, Müslümanlar için bütün zamanların değerli olduğunu, Allah’ın rızasını kazanmak gayesiyle kulluk şuuru içerisinde yaşanması gerektiğini belirterek, “Ancak bazı gün ve geceler vardır ki taşıdığı mana bakımından özel bir öneme sahiptir. Bu kutlu, mübarek zamanlar, yaratılış gayemizi idrak etmek için büyük bir fırsattır. Mübarek günler ve geceler hayatımızı muhasebe etmek, Rabbimizle ilişkimizi gözden geçirmek için büyük bir nimettir. Hayatın meşgalesi içinde unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz değerleri hatırlamak için önemli bir imkandır.” diye konuştu.

İnsanın rağbet ettiği şeylerin, Allah katındaki kıymetini gösterdiğini yani insan neye niyet ve rağbet ederse Allah katında kıymeti ve derecesinin ona göre belirleneceğini anlatan Erbaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Eğer Kur’an’a, iyiliklere, ibadetlere, hayır hasenata rağbet edersek, Allah katındaki derecemiz yükselir. İbadetlerle, hayır hasenatla, tövbe istiğfarla Allah’ın rahmetine ve mağfiretine ulaşırsınız. Allah da sizlere mükafat olarak cennetini nasip eder. Allah hepimizi böyle kullarından, cenneti kendileri için hazırladığı müttakilerden olmayı nasip eylesin.

“Tüm istek ve arzumuzu Rabb’imize ve O’nun rızasına yöneltelim. Hayatımızı, davranışlarımızı ve istikametimizi kapsamlı bir muhasebeye tabi tutalım. Hazreti Ömer’in dediği gibi ‘Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekelim.’ Mahşerde mizana bırakmadan amellerimizi kendimiz bu dünyada tartalım. Her gün kendimizi muhasebeye çekelim. Terazinin bir kefesine kendimizi, öbür kefesine amellerimizi koyalım. Acaba amellerimiz Rabb’imizin rızasına uygun mu değil mi, bunu gözden geçirelim.”

“Bütün acıları dindirecek yegane güç tüm kainatın sahibi olan Yüce Rabb’imizdir”

Erbaş, mübarek gecede Müslümanların, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarlılığını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı.

Müslümanların üç aylara hüzünlü olarak girdiğine dikkati çeken Erbaş, insanlık onuru, hukuk ve ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı, her türlü şiddetin yaygınlaştığı, zalimler ve zulümlerin çoğaldığı bir döneme şahitlik edildiğini bildirdi.

Mescid-i Aksa’ya baskınlar yapılarak insanların özgürlüklerinin ellerinden alındığını, masum insanlar, bebekler, kadınlar ve yaşlıların dünyanın gözü önünde katledildiğini söyleyen Erbaş, kendisini dünyanın efendisi gibi gören bir zihniyetin, haksız, hukuksuz ve insafsız saldırılarla Filistinlileri topyekun soykırıma maruz bıraktığını dile getirdi.

Erbaş, şunları kaydetti:

“Bütün karanlıkları aydınlığa çevirecek ve bütün acıları dindirecek yegane güç, tüm kainatın sahibi olan Yüce Rabb’imizdir. O’nun inayetiyle idrak edeceğimiz Regaib Gecesi’ni kapsamlı bir tefekküre vesile kılarak, Rabb’imize, kendimize ve bütün mahlukata karşı sorumluluklarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Yaşadığımız her türlü zorluktan ve sıkıntıdan bir çıkış yolu açması için bütün rağbetimizi Rabb’imizin rızasına yöneltmeliyiz.

Bu gece, yeryüzündeki bütün masum, mahzun ve mazlum gönüller adına kalplerimizi semaya açalım. Ellerimizi semaya açalım, dualar edelim. İnsanlığın huzurunu tehdit eden her türlü şiddetin ve zulmün son bulması için ihlas ve samimiyetle Yüce Rabb’imize yalvaralım, yakaralım, niyazda bulunalım.”

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/diyanet-isleri-baskani-ali-erbas-regaib-gecesinde-konustu/feed/ 0
Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi: Mahalli idareler seçiminde yine halkımızın karşısında olacağız https://www.akittvhaber.com.tr/anavatan-partisi-genel-baskani-ibrahim-celebi-mahalli-idareler-seciminde-yine-halkimizin-karsisinda-olacagiz/ https://www.akittvhaber.com.tr/anavatan-partisi-genel-baskani-ibrahim-celebi-mahalli-idareler-seciminde-yine-halkimizin-karsisinda-olacagiz/#respond Mon, 25 Dec 2023 21:06:16 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=1589

Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi, “Mahalli idareler seçiminde yine halkımızın karşısında olacağız, bundan sonra her seçimde iddiamızı Türkiye sevdamızla birleştirerek asla yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

Çelebi, bir otelde düzenlenen Anavatan Partisi 4. Olağan Kongresinde yaptığı konuşmada, Filistin’de masum çocukların, kadınların üzerlerine bombalar yağdırıldığını belirterek, televizyon ekranlarında yaralı çocukların acılarını, annelerin yardım feryatlarını büyük bir üzüntüyle izlediklerini belirtti.

“Yaşadığımız bu insani dram topyekun bir çöküşten başka bir şey değildir. Tüm insanlığın gözleri önünde yaşanan bu katliam karşısında insanların vicdanı kör ve sağır.” diyen Çelebi, şunları kaydetti:

“İnsanlığın yeniden ve derhal bir büyük barış iklimine, işbirliği zeminine ihtiyaç duyduğu açık. Eşitlik ve dayanışma temelinde uluslararası bir anlayışa, dayanışma iklimine ihtiyacımız var. Maalesef bugün Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar yetersiz ve aciz.”

Özal’ın vizyoner tutumu

Türkiye’nin 1980 döneminin koşullarından Turgut Özal ve Anavatan Partisi’nin vizyoner tutumuyla çıktığını savunan Çelebi, Özal’ın liberal politikaları, modern dünya ile entegrasyon çabaları ve ihracata dayalı rekabetçi ekonomi anlayışının millete ışık olduğunu ifade etti.

O dönemde ihracata dayalı rekabetçi ekonomi modeliyle ihracatta ve ekonomik büyümede rekorlar kırıldığını dile getiren Çelebi, bugün otomotiv sektöründen savunma sanayine, tarımda artan makineleşmeden yetişmiş insan kaynağına kadar her alanda Anavatan Partisi’nin imzası bulunduğunu söyledi.

Anavatan Partisinin millete dünya ile rekabet edebileceğine dair bir bilinç ve vizyon kazandırdığını, ülkeye çağ atlattığını belirten Çelebi, “Merhum genel başkanımız Özal’ın dört eğilimi birleştiren anlayışı büyük birliği ve beraberliği sağlamış, toplumsal fay hatları adeta görünmez olmuştur.” dedi.

“Bilimle, akılla, fenle yolumuz açık, bahtımız aydınlıktır”

Çelebi, mayıs ayında 14 yıl sonra tekrar pusulalarda yerlerini aldıklarını belirterek, “Mahalli idareler seçiminde yine halkımızın karşısında olacağız, bundan sonra her seçimde iddiamızı Türkiye sevdamızla birleştirerek asla yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz. Bizi görmeyen görsün, bizi duymayan kalmasın. İşte bu ruh, bu benlik, vatan sevdasının ateşiyle yanan cesur yürekler, bugün burada.” diye konuştu.

Türkiye’nin 100 yılda birçok badireden kendi küllerinden yeniden doğarak ayağa kalktığını vurgulayan Çelebi, şöyle konuştu:

“Yokluklar içerisinde, yedi düvele karşı verilen Milli Mücadelemiz bizim için en büyük ve en başta gelen ilham kaynağıdır. 1980 sonrası Anavatan iktidarında, Anadolu’nun kendi potansiyelini keşfedişi ve rahmetli Turgut Özal’ın düşlerini gerçekleştirerek yazdığı başarı destanı bizim için ilham kaynağıdır. Bilimle, akılla, fenle yolumuz açık, bahtımız aydınlıktır. 1000 yıllık devlet tecrübemiz, anayasa ve hukukun üstünlüğüne dair müktesebatımız, AB üyelik sürecindeki zengin birikimimiz bize ışık tutacaktır.”

“Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasında suni kriz”

Son günlerde Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi arasında suni bir kriz yaratıldığını vurgulayan Çelebi, “Anayasa Mahkemesinin kendini tüm yargı kurumlarının üstünde görmesi kabul edilemez. Anayasa Mahkemesi verdiği kararlarla hem ülke gündemini meşgul etmekte hem de ülkemizin hukuk sistemini alt üst etmektedir. Üstelik suçu sabit olan, devletine karşı durmuş ve bu yüzden cezasını çekmekte olan birini milletvekili yapmanın amacının onu kurtarma çabası olduğu gün gibi ortadadır.” şeklinde konuştu.

Bugün Anavatan Partisi için yeni bir dönemi başlattığını dile getiren Çelebi, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bizim derdimiz üreticiyken tüketici olan, maliyetler yüzünden işini aşını kaybetmiş çiftçimizin hakkını savunmak. Bizim derdimiz finansman sorunu yaşayan, uluslararası pazar desteği bekleyen sanayicimizin, tüccarımızın sesi olmak. Bizim derdimiz kimseye yaranmaya çalışmadan gerçekleri söylemek. Bizim derdimiz adaletin ve hukukun herkes için olduğunu ne olursa olsun söylemek. Bizim derdimiz anavatanımız, bizim derdimiz Türkiyemiz. Yüzümüzü Avrupa Birliğine çevirip ülkemiz için ‘önce insan’ diyeceğiz, liyakat sahibi gençlerin makamlarda olduğu, işsizliğin olmadığı, siyasetin ötekileştirmediği, dinin ve dilin asla sorun olmadığı, sanayinin, üretimin, bilimin, teknolojinin önde olduğu bir Türkiye oluşturacağız. Başaracağız, asla umudumuzu kaybetmeyeceğiz.”

Mevcut Genel Başkan İbrahim Çelebi ile Anavatan Partisi MYK üyesi Harun Kara’nın aday olduğu kongrede 677 delegenin oy verme işlemi sürüyor.

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/anavatan-partisi-genel-baskani-ibrahim-celebi-mahalli-idareler-seciminde-yine-halkimizin-karsisinda-olacagiz/feed/ 0
Yalı Çapkını’nda Seyran’ın İtirafları Sosyal Medyanın Gündemine Oturdu https://www.akittvhaber.com.tr/yali-capkininda-seyranin-itiraflari-sosyal-medyanin-gundemine-oturdu/ https://www.akittvhaber.com.tr/yali-capkininda-seyranin-itiraflari-sosyal-medyanin-gundemine-oturdu/#respond Sat, 23 Dec 2023 09:33:07 +0000 https://www.akittvhaber.com.tr/?p=1435

Afra Saraçoğlu, Mert Ramazan Demir, Çetin Tekindor, Şerif Sezer, Gülçin Santırcıoğlu, Emre Altuğ, Gözde Kansu, Ersin Arıcı, Beril Pozam, İrem Altuğ, Öznur Serçeler, Hülya Duyar ve Diren Polatoğulları’nın başrollerini paylaştığı Yalı Çapkını dizisi dün akşam 51. bölümle ekrana geldi. Eşi Ferit’in Pelin’den çocuğu olacağını öğrenince evi terk eden Seyran, bir canlı yayına katılarak yıllardır gördüğü baskı ve şiddeti itiraf etti. Dizide Seyran’ın sözleri sosyal medyanın gündemine otururken izleyicilerden alkış topladı.

“BABAM TARAFINDAN ZORLA DAYAK YİYEREK EVLENDİRİLDİM”

Katıldığı canlı yayında yıllarca yaşadıklarını anlatan Seyran, şunları söyledi: “Birçok insan benim peri masalında olduğumu düşündü ama hiçbir zaman öyle olmadı. Babam tarafından zorla dayak yiyerek evlendirildim. Halis Korhan bu zoraki evliliğin asıl mimarıdır. Ailesine uygun gelin adayını hamama toplattığı kızların arasından seçtiren bir adam o. Mal pazarından mal seçer gibi beni değil ablamı seçtiler önce. Sonra oğulları beni istediği için ben zorla evlendirildim. Mal mülk karşılığında sattı babam beni. Bu ülkede yapılan bütün evlilikler ve atılan imzalar rıza doğrultusunda olmuyor. Eğer ekonomik özgürlüğünüz yoksa ve gidecek bir yeriniz yoksa hayat sizi o kadar korkutuyor ki…”

“EVLİLİĞİMİN İLK GECESİNDE KOCAMIN BAŞKA KADINLA OLDUĞUNU ÖĞRENDİM”

“Güya ülkenin en saygı değer ve kıymetli ailelerinden biri. Korhanlar okumama bile izin vermediler, engel oldular. Çünkü onların aradıkları her şeye boyun eğen, her yaptıklarını hoş gören, özgür iradesini kapıdan girerken terk eden birini oğullarına eş yapmaktı. O ben olmadığım için gayrimeşru bir çocuğu ve annesini bu kadar sahiplendiler zaten. Biz evlendiğimizde onlar zaten berabermiş. Ben bunu ilk gecemizde kadını odamda görünce öğrendim. Eşim bana o gece ‘Her şeyi bileceksin ama susacaksın başka çaren yok’ dedi. Evli bir kadının daha ilk geceden eve dönmesi ne demek? Bu toplumda bunu biliyorsunuz değil mi? Ayaklarınızın üzerinde duramıyorsanız ve size destek olacak birisi yoksa susmak zorunda kalıyorsunuz. Hiçbir şey göründüğü gibi değil.”

“ES SEÇERKEN ZENGİNLİĞİNE DEĞİL NE KADAR İYİ İNSAN OLDUĞUNA BAKIN”

“O ışıltılı hayatların arka planında dönen rezillikleri anlatmaya dilim varmıyor. Genç kızlar peri masallarına inanmasın, hayat öyle bir şey değil. Sevgilerinin bedeli özgürlükleri olmasın. Hangi eşikten geçerlerse geçsinler sakın onurlarını, gururlarını, karakterlerini kapının dışında bırakmasınlar. Eş seçerken ne kadar yakışıklı veya ne kadar zengin olduğuna değil ne kadar iyi bir insan olduğuna bakarak karar versinler. Anlaşabilecekler mi, mutlu olabilecekler mi ona baksınlar. Şiddetin her türlüsüyle mücadele etmeye çalışsınlar. Çünkü bir kadın olarak sizin çıkaramadığınız sesiniz çocuklarınıza da suskunluk olarak miras kalıyor. Bugün size kalkan ilk eli tutmaz da razı gelirseniz yarın o tokat korunmasız bir çocuğun suratında patlıyor. Sevgi gibi nefret de insandan insana, kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Çoğalarak yayılıyor.”

İZLEYİCİLER MEST OLDU

Yalı Çapkını’nda Seyran’ın yaptığı konuşma sosyal medyanın gündemine oturdu. Sahneden dolayı Seyran’ı oynayan Afra Saraçoğlu’nun oyunculuğuna ve senariste övgü yağdıran kullanıcılar “Bütün mazlumların sesi oldum”, “Ağlamaktan içim çıktı” ve “Replikler çok iyi, gerçek hayatı yansıtan cümleler” yorumları yaptı.

İşte sahne için yapılan bazı yorumlar…

]]>
https://www.akittvhaber.com.tr/yali-capkininda-seyranin-itiraflari-sosyal-medyanin-gundemine-oturdu/feed/ 0