İsrail’in yaklaşık beş aydır abluka ve saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde yerinden edilmiş Filistinliler, “olmayan güvenli ve sıcak bir yuva” arayışı içindeler.
İsrail, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri sözde “güvenli olduğu” iddiasıyla göçe zorladığı güneydeki Refah kentini de hedef almaya başladı.
Refah’a sığınan yüz binlerce Filistinli, uluslararası hukuku ve kararları hiçe sayan İsrail’in saldırılarının yol açtığı felaketin gölgesinde güvenli bir alan bulmaya çalışıyor.
Refah’taki çadır kamplarında yaşayan Filistinliler, bir taraftan her an üzerlerine bir bomba düşecek korkusuyla yaşarken, diğer taraftan da şiddetli soğuk ve kasvetli karanlık içinde acı çekiyor.
İsrail ordusunun daha önce “güvenli” olduğunu iddia ettiği ve yaklaşık 1,5 milyon kişinin sığındığı güneydeki Refah kenti, Gazze Şeridi’ndeki en yoğun nüfuslu bölgelerden biri olarak kabul ediliyor.
Yerinden edilen Gazzeliler, kış ve zorlu hava koşullarıyla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları battaniye, kışlık kıyafet ve ısınma araçlarından yoksun. Halk, bitkin ve yorgun bedenlerini ısıtmak için umutsuz bir çabayla boş alanlarda yakılan ateşlerin etrafında toplanarak ısınmaya çalışıyor.
Yakılan ateşlerin etrafında ısınmaya çalışan aileler, bir yandan da birbirlerine manevi ve psikolojik destek sağlamaya çalışıyor.
Gazze’de “olmayan” güvenli ve sıcak bir yuva arayışı içinde olan siviller, gecelerini üzerlerinde uçan İsrail savaş uçaklarından ya da çevrede bekleyen tanklardan her an gelebilecek bir bomba korkusuyla geçiriyor.
İsrail’in tehditlerinin artmasıyla birlikte Refah’a kara saldırısı düzenleme olasılığına ilişkin endişeler artıyor.
“Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz”
AA muhabirine konuşan yerinden edilmiş Filistinli Nasır el-Hatib, Gazze’nin doğusundaki Şucaiye Mahallesinden 8 kişilik ailesiyle birlikte Refah’a geldiklerini belirterek, yanlarında ne kendilerini ne de küçük çocuklarını sıcak tutabilmek için kıyafet getiremediklerini söyledi.
“Koşullar zor ve trajik olduğu için evden hiçbir şey alamadık. Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz.” diyen Hatib, Gazze Şeridi’ndeki yüz binlerce yerinden edilmiş insan gibi kendilerinin de para ve yiyeceklerinin olmadığını ve yaşam mücadelesi verdiklerini belirtti.
Hatib, “Güvenli ve sıcak bir yuva arıyoruz. Ancak maalesef bu şartlarda bu mümkün görünmüyor. Gazze Şeridi’nde güvenli hiçbir yer kalmadı.” dedi.
“Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz”
Gazzeli Fayiz Hasaneyn de 6 kişilik ailesiyle Refah’a sığındığını belirterek, geldikleri yerde soğuktan korunmak için battaniye ya da kıyafetlerinin olmadığını dile getirdi.
Derme çatma bir çadırda kaldıklarını ve ısınabilmek için odun, karton ve benzeri şeyler yaktıklarını söyleyen Hasaneyn, “Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz. Savaş günleri bizi yordu ve henüz akıbetimizi bilmiyoruz.” dedi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>
Belize bandıralı, İngiltere’ye kayıtlı bir kargo gemisi Yemen açıklarında Husilerin füzeli saldırısına uğradı. Geminin mürettebatı gemiyi terk etti.
Güvenlik yetkilileri Rubymar isimli geminin vurulduğu sırada Aden Körfezi’nde seyrettiğini ve Babülmendep Boğazı’na yaklaşmakta olduğunu söyledi.
“Çok tehlikeli” olarak sınıflandırılan gübre taşıyan gemi su almaya başladı.
İngiltere saldırıyı kınadı ve “müttefik donanma gemilerinin olay yerinde olduğunu” açıkladı.
İngiltere ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, Husilerin Kızıldeniz’deki tehditlerini sonlandırmak için bir süredir askeri operasyonlar düzenliyor. Ancak söz konusu saldırıyla beraber bu çabaların sonuçsuz kaldığı görüldü. Saldırı, İran destekli Husiler tarafından şimdiye kadar gerçekleştirilen en zarar verici saldırılardan birisi olarak da kayıtlara geçti.
Husiler, İsrail ile Hamas arasında Gazze’de devam eden savaşta Filistinlilere destek vermek amacıyla Kasım ayının ortalarından bu yana Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki ticari gemilere ve Batılı savaş gemilerine yönelik saldırılar düzenliyor.
Saldırılarla birlikte büyük taşıma şirketleri, küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini oluşturan bu kritik su yolunu kullanmaktan vazgeçti.
ABD ve İngiliz kuvvetleri buna karşılık olarak geçen ay Husilerin kontrolündeki Yemen’in batısındaki askeri hedeflere hava saldırıları düzenlemeye başladı.
‘Askeri yetkililer olay yerinde’
Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Dairesi (UKMTO) Pazar gecesi, Yemen’in Kızıldeniz limanı Mocha’nın yaklaşık 65 km güneyinde adı açıklanmayan bir gemiden bir olay raporu aldığını söyledi.
Kaptanın yerel saatle 23.00 civarında “gemiye yakın bir yerde hasarla sonuçlanan bir patlama” bildirdiği belirtildi.
UKMTO, Pazartesi günü askeri yetkililerin mürettebatın bir saldırının ardından gemiyi terk ettiğini bildirdiğini aktardı.
Açıklamada, geminin demir attığı ve tüm mürettebatın da güvende olduğu belirtildi:
“Askeri yetkililer yardım sağlamak üzere olay yerinde bulunuyor.”
İngiliz deniz güvenlik firması Ambrey de Belize bandıralı bir kargo gemisinin Pazar günü kuzeye doğru seyrederken Bab al-Mandab Boğazı’nda saldırıya uğradığını açıkladı.
Rubymar’ın güvenlik firması LSS Sapu ve veri sağlayıcısı Lloyd’s List Intelligence da daha sonra yaptıkları açıklamada geminin iki füzeyle vurulduğunu ve hasar gördüğünü doğruladı.
LSS-Sapu sözcüsü Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada “geminin su aldığını ancak gemide kimsenin olmadığını” söyledi.
Sözcü, sahipleri ve yöneticilerinin geminin çekilmesi için seçenekleri değerlendirdiğini belirtti.
24 mürettebat güvenli bir yere götürüldü
İngiliz hükümeti Rubymar’ın su aldığını ve terk edildiğini, mürettebatının da güvenli bir yere götürüldüğünü teyit etti.
En son Pazar günü takip sinyali alan MarineTraffic verilerine göre Rubymar, Suudi Arabistan’dan Bulgaristan’a doğru seyahat etmekteydi.
Husi askeri sözcüsü Yahya Sarea Pazartesi sabahı yaptığı açıklamada, deniz kuvvetlerinin Aden Körfezi’nde Rubymar olarak tanımladığı “bir İngiliz gemisine” füzeler ateşlediğini duyurdu.
Sarea, “Gemi feci şekilde hasar gördü” dedi ancak herhangi bir kanıt sunmadı.
Operasyon sırasında mürettebatın gemiyi güvenli bir şekilde tahliye etmelerini sağladıklarını belirten Sarea, “Gemi, uğradığı büyük hasarın bir sonucu olarak, şu anda Aden Körfezinde potansiyel batma riski altında”dedi.
Cibuti Liman Dairesi, gemide 11 Suriyeli, altı Mısırlı, dört Filipinli ve üç Hintli olmak üzere 24 mürettebatın olduğunu açıkladı. Yetkililer mürettabata ilk olarak yoldan geçen başka bir gemi tarafından yardım edildiğini, şimdi ise güvenli bir şekilde evlerine dönmeleri için çalışmaların sürdüğünü söyledi.
Yetkililer, taşıdığı “çok tehlikeli” olarak sınıflandırılan gübre bakımından da uyarıda bulundu.
172 metre uzunluğundaki Belize bandıralı Rubymar’ın operatörleri Lübnanlı. Geminin kayıtlı sahibi Golden Adventure Shipping’in de adresi İngiltere’nin Southampton limanında bulunuyor.
]]>
Avrupalı müttefikler, TBMM’nin İsveç’in NATO’ya katılımına onay vermesini memnuniyetle karşıladı.
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, X hesabından yaptığı paylaşımda TBMM’de onaylanan kararın İsveç’i NATO’ya bir adım daha yaklaştırdığını belirterek, “İsveç’in katılımı Avrupa’nın güvenliğini güçlendirecek ve AB-NATO işbirliğini artıracaktır. Bundan sonraki adımları sabırsızlıkla bekliyorum.” ifadelerine yer verdi.
Belçika Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib ise X paylaşımında, ülkesinin TBMM’nin kararını memnuniyetle karşıladığını bildirerek, İsveç’in İttifak’a katılımı yolunda önemli bir adım atıldığını vurguladı.
Avrupa’nın güvenliğinin kolektif bir çaba olduğunu kaydeden Lahbib, “İsveç’in NATO’ya katılmasıyla Avrupa daha güvenli ve ittifakımız daha güçlü hale gelecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lökke Rasmussen de X’teki paylaşımında TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasından “büyük memnuniyet” duyduğunu belirterek, “İsveç’in NATO’da yer alması ittifakı ve İskandinav bölgesinin güvenliğini güçlendirecektir. Süreç henüz tamamlanmadı ancak İsveç’in üyeliğini çok yakında kutlamayı bekliyoruz.” ifadelerine yer verdi.
Estonya Başbakanı Kaja Kallas ise sosyal medya paylaşımında, söz konusu kararın İsveç’in 32. NATO müttefiki olması açısından önemli olduğunun altını çizerken, Cumhurbaşkanı Alar Karis de “ABD/Transatlantik güvenliğini artırmaya ve Baltık Denizi’ni bir NATO denizi haline getirmeye önemli ölçüde yaklaştık. Şimdi tüm gözler Macaristan’da ve herkes İsveç’in bir an önce katılmasını bekliyor.” yorumunu yaptı.
Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, paylaşımında “Vilnius’taki NATO zirvesinde varılan anlaşmaların aşamalı olarak uygulamaya konulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz. İsveç’in NATO üyeliği daha güvenli bir Baltık Denizi bölgesi ve daha güçlü bir ittifak için önemli bir adım olacaktır.” sözlerine yer verdi.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ise sosyal medya hesabından TBMM kararından mutluluk duyduğunu paylaşarak, “İsveç’in üyeliği Baltık Denizi bölgesinde güvenliği artıracak ve tüm ittifakı daha güçlü hale getirecektir. İsveç’in üyeliğiyle Finlandiya’nın üyeliği de tamamlanmış olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Eski Finlandiya Başbakanı ve Cumhurbaşkanı adayı Alexander Stubb ise ” Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onayladığını görmekten memnuniyet duyuyoruz. Macaristan’ın onayının ardından ittifakımız her zamankinden daha güçlü olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Letonya Cumhurbaşkanı Edgars Rinkevics de X hesabından “TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasıyla Ankara’dan uzun zamandır beklenen harika bir haber geldi. Bu, tüm ittifakı ve bölgesel güvenliği güçlendirecektir. Umarım Macaristan da yakında aynı şeyi yapar ve nihayet NATO’nun 32. üyesine sahip oluruz.” paylaşımı yaptı.
Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ise X paylaşımında İsveç’in katılımıyla NATO’da oluşacak İskandinav bölgesinin ortak güvenliği güçlendireceğine vurgu yaptı.
NATO’dan Macaristan’a çağrı
NATO Parlamenter Asamblesi Başkanı Michal Szczerba, X mesajında, destekleri dolayısıyla NATO Parlamenter Asamblesi Türk Delegasyonuna teşekkürlerini ileterek, “Macaristan Ulusal Meclisindeki meslektaşlarıma katılım sürecinin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasına yardımcı olmaları çağrımı yineliyorum.” ifadelerine yer verdi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise yazılı açıklamasında TBMM’nin kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek, onay sürecini en kısa sürede tamamlayacağı konusunda Macaristan’a güvendiğini ifade etti.
Stoltenberg, “Tüm NATO müttefikleri Vilnius’ta yapılan zirvede İsveç’i ittifakımıza katılmaya davet etme konusunda mutabık kaldı ve İsveç taahhütlerini yerine getirdi. İsveç’in üyeliği NATO’yu daha güçlü ve hepimizi daha güvenli kılacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
Saadet Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici, “Asgari ücretin en az 17 bin lira olması şarttır. Daha aşağısı milleti açlığa mahkum etmektir.” dedi.
TBMM Genel Kurulunda görüşülen Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2024 yılı bütçeleri üzerinde Saadet Partisi milletvekilleri söz aldı.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin, Türkiye’nin fiziki varlıkları nasıl korunuyorsa kültürün de öyle korunması gerektiğini söyledi.
Edebiyat dergilerinin maddi manevi desteklenmesi gerektiğini söyleyen Şahin, dergiciliğinin yaşatılmasının önemli olduğunu vurguladı. Şahin, günlük gazeteler nasıl ilanlarla destekleniyorsa, yayınevleri ve dergilerin de dağıtım ve kağıt gibi konularda desteklenmesi gerektiğine işaret etti.
Kültür ve Turizm Bakanlığının kütüphanelere dergi aboneliğiyle verdiği desteğin de artırılmasını isteyen Şahin, müzelere ilişkin ise “Müzeler ve açık hava müzesi niteliğinde olan mekanlar birer derslik gibi kullanılmalı, bu mekanlar eğitim öğretim kapsamında yer almalı.” ifadesini kullandı.
Bunun için gereken mekanizmaların oluşturulmasını talep eden Şahin, “Örneğin, tarihimizin bir dönüm noktası olan ve bu topraklar için her daim yaşatılması gereken Çanakkale ruhunun nesillerimizde yaşatılması adına Çanakkale Destanı’nın yaşandığı yerler her çocuğumuzun öğrencilik hayatında en az bir kere yaşatılması gereken bir yer olmalıdır. Bu uygulama eğitim faaliyetimizin içinde doğrudan yer almalıdır.” diye konuştu.
-“Devletin itibarına halel getirmekte”
Saadet Partisi Kayseri Milletvekili Mahmut Arıkan, Kültür ve Turizm Bakanlığının 2024 yılı bütçesinin yetersiz olduğunu öne sürdü.
Türk Tarih Kurumunun, Türkiye’nin en köklü kurumlarından birisi olduğunu vurgulayan Arıkan, kurumun yıllık bütçesinin 236 milyon 961 bin lira olduğunu bildirdi. Bu rakamın yetersiz olduğunu savunan Arıkan,”Türk Tarih Kurumunun bu bütçesiyle dünya çapında yayın, toplantı, çalışma yapması takdir edersiniz ki mümkün değil.” dedi.
Saadet Partisi Denizli Milletvekili Sema Silkin Ün, 2022 yılında Türkiye’de 589 bin iş kazası meydana geldiğini,1517 insanın hayatını kaybettiğini söyledi. Ün, “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın Haziran 2012’den bu yana çeşitli bahanelerle az tehlikeli sınıf iş yerleri ve kamu iş yerlerinde, iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi bulundurma şartı sürekli ertelenmekte. Kamunun öncülük etmesi gereken, insan hayatını direkt etkileyen bir konuda sorumluluk üstlenmemesi devletin itibarına halel getirmektedir.” diye konuştu.
Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Birol Aydın, hayatını kaybeden Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez’in kendisinin 37 yıllık arkadaşı olduğunu söyledi. Bitmez’in kalp krizi geçirdiğine ilişkin haberi Kırıkkale’de cenaze namazındayken aldığını bildiren Aydın, “İnsan kardeşinin ölüm haberini alınca cümleler boğazında düğümlenirmiş. Hasan Bey, ağdalı konuşmayı bilmezdi, nameli konuşma bilmezdi, az konuşup çok iş yapanlardandı.” ifadesini kullandı.
Bitmez’in kürsüden yaptığı son konuşmaları hatırlatan Aydın, bu konuşmalar üzerinden iktidara yönelik eleştirilerde bulundu.
“Yeniden düzenlenmesi şart oldu”
Saadet Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının misyonunun çalışma hayatındaki düzenini sağlamak, iş gücü piyasasının yapısal sorunlarını çözmek, kayıt dışı istihdamı önlemek, sosyal güvenliği yaygınlaştırmak ve tüm çalışanlara güvenli bir çalışma ortamı sağlamak olduğunu vurguladı. Bilici, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2024 yılı bütçesini incelediklerinde, çalışma hayatının desteklenmesi ve işsizliğin düşürülmesine yönelik kayda değer bir bütçe kaleminin oluşturulmadığını gördüklerini söyledi.
EYT düzenlemesinin söz konusu bir mağduriyeti giderirken yeni adaletsizlikler ortaya çıkardığını savunan Bilici, “9 Eylül 1999 ve sonrası çalışmaya başlayanlar için kademeli bir geçiş öngörülmesi, çalışanların bir gün yüzünden dahi 17, 20 yıl sonra emekli olması kabul edilemez bir adaletsizliktir. Mevcut sistemin kökten bir reformla, adil bir şekilde yeniden düzenlenmesi şart olmuştur.” diye konuştu.
Türkiye’nin asgari ücretle geçinenler ülkesi haline geldiğini belirten Bilici, “Asgari ücretin en az 17 bin lira olması şarttır, daha aşağısı milleti açlığa mahkum etmektir. Ayrıca, milletçe maruz kaldığımız bu enflasyonist ortamda asgari ücretin yılda 1 kez düzenlenmesini de doğru bulmuyoruz.” dedi.
Bilici, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2024 yılı bütçesinin milletin problemlerini çözmekten uzak, işçinin, memurun, emeklinin yüzünü güldürmekten uzak olduğunu da öne sürdü.
]]>