Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Birol Aydın, “Bizim bir İstanbul tasavvurumuz var. Merkezinde insanın, ailenin ve mahallenin olduğu bir İstanbul. Bizim bir İstanbul tasavvurumuz var. Kalite denince akla İstanbul gelecek. Taksisiyle, taksicisiyle, berberiyle, ayakkabıcısıyla, aşçısıyla, kaliteli bir İstanbul. İstanbul taksicisi, İstanbul müezzini, İstanbul ezanı, İstanbul sokağı, İstanbul caddesi, İstanbul binası, İstanbul mahallesi, İstanbul esnafı. Böyle bir tasavvuru gerçekleştirmek için de doğru işleri dosdoğru yapmamız gerekiyor. Yanlış işleri, doğru yapmak değil. Doğru işleri, dosdoğru yapmak lazım” dedi.
Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Birol Aydın, önce Saadet Partisi Ümraniye Belediye Başkan Adayı Yakup Kasımay ve İl Başkan Yardımcısı Oğuzhan Sadıkoğlu ile birlikte Ümraniye’de düzenlenen aday tanıtım programına katıldı. Aydın, ardından Saadet Partisi Kadıköy Belediye Başkan Adayı Recep Yılmaz ve İl Başkan Yardımcısı Oğuzhan Sadıkoğlu eşliğinde, Kadıköy’de düzenlenen aday tanıtım programına katıldı. Aydın şunları söyledi:
“İSTANBUL’UN EN TEMEL MESELESİ GEÇİM MESELESİDİR”
Tarihi bir seçimin arifesindeyiz. Millet olarak sandığa gideceğiz. 5 yıl süreyle Kadıköy’ümüzü ve İstanbul’umuzu, Ataşehir’imizi yönetecek yerel yöneticilerimizi seçeceğiz. Yerel yöneticiler, bildiğiniz merkezi yönetimdeki yöneticilerden farklı olarak doğrudan halkla iç içe olan yöneticilerdir. Dolayısıyla seçtiğimiz yöneticiler, yaşadığımız şehrin, yaşanabilir olup olmayacağını, vizyonuyla, anlayışıyla yaslandığı değerlerle belirleyecek olanlardır. 20 gündür İstanbul’da insanımızla esnafımızla, derneklerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla, bir kısım akademi çevreleriyle temaslarımız oluyor. Gördüğümüz üç şey var. Birincisi insanımız yorgun. İnsanımız karamsar, insanımız endişeli. İnsanımız küskün. Bir kasvet çökmüş. Umutsuz demeyelim ama karamsarlık sinmiş topluma. İkincisi gördüğünüz şu İstanbul’un en temel meselesi geçim meselesidir. Hayat pahalılığıdır. Ekonomik tablonun her bir kesimi derinden sarsmasıdır. Üçüncüsü ise insanımız hem durumdan memnun değildir hem de kurumdan ümitli değildir. Bu üç tablonun neticesinde yine gördüğüm, müşahede ettiğim, hissettiğim demiyorum, dokunduğum ve anladığım toplumun her bir kesiminde Saadet Partisi’ne karşı çok güçlü bir saygı ve değer yükleme var. İşte böyle bir atmosferde bir Kadıköy’ümüzde, Ataşehir’imizde, İstanbul’un 39 ilçesinde, büyük şehrimizde seçime gideceğiz. İnsanımıza doğru dokunmaya, gönlüne dokunmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. İstanbul’umuzda bir şeyi çoğaltmaya, yaygınlaştırmaya, kökleştirmeye ihtiyacımız var. Bu doğrudur, doğruluktur, adalettir, ahlaktır. Bu kavramlar ve bu değerler etrafında kümelenmezsek işimizi, sözümüzü, ticaretimizi, siyasetimizi, belediye yönetimimizi, kurumlarımızı, bu kavramlar etrafında eti kemiğe büründür hale getirmezsek, bu kasvet hali, yorgunluk hali ve İstanbul’un bugünkü keşmekeşliği devam edecek. Onun için biz Saadet Partililer olarak tanıdığımız, bildiğimiz, temas kurabildiğimiz kim varsa? Her birine gideceğiz, her birinin gönlüne dokunacağız. Zihnine dokunacağız. Şu ya da bu parti. Şu ya da bu aday üzerinden bir polemik, bir tartışma içerisine girmeksizin; gelin kardeşim, gelin bacım, gelin dayım, gel teyzeciğim, gel ağabeyciğim diyeceğiz. Gelin şu kavramlara sahip çıkalım. Bu kavramlara sokağımızda yönetimimizde, soframızda, münasebetlerimizde ve ticaretimizde yaygınlaştıralım. Bunları konuşmayalım, bunları yaşayalım. Çünkü Türkiye’de kabul edelim ki son zamanlarda bu kavramlar çokça istismar edildi. Adalet çok konuşuldu ama adalet uygulanmadı. Doğruluk çok koşuldu ama dürüst olunamadı. Vicdan çok dile geldi ama vicdanın yansımaları olmadı Helal ve haram kavramları çok konuşuldu ama o sınırlara riayet edilmedi. Ahlak dilimize pelesenk oldu ama ahlak ete kemiğe bürünerek sokağımızda olmadı. Onun için bu kavramları konuşmaya değil, dillendirmeye değil, bu kavramları sahiplenmeye, yaşamaya ihtiyacımız var. Geliniz bu kavramlara sahip çıkalım. Kadıköy’ümüz için, İstanbul için bu kavramlara sahip çıkmaktan daha büyük, daha kıymetli bir iş yapmayız. Bir yöneticiyi seçerken bu kavramlar etrafında, penceresinde ve zaviyesinde meselelere yaklaşalım. Diyelim, gelin doğruya, doğruluğa, vicdana, ahlaka ve adalete sahip çıkalım öyle sahip çıkalım ki bu sahip çıkmak İstanbul’un altında yatanlara sahip çıkmak olsun. Bu sahip çıkmak İstanbul’un üstünde yaşayanlara da sahip çıkmak olsun. Bu sahip çıkmak İstanbul’un geleceğine sahip çıkmak olsun, bu sahip çıkmak çoluğumuzun, çocuğumuzun, torunlarımızın geleceğine sahip çıkmak olsun. Biz çocuklarımıza biz arkadaşlarımıza bundan daha kıymetli bir duruşun bir sözü söyleyemeyiz.
“DOĞRU İŞLERİ DOSDOĞRU YAPMAK LAZIM”
‘Ben doğru ve doğruluğun yanında oldum. Ahlakın ve vicdanın yanında oldum. Adaletin yanında oldum’ demekten daha değerli bir şey bırakamayız; kendimize, çocuklarımıza ve geleceğimize. Bu kavramlar üzerinden bir Kadıköy, bir İstanbul tasavvurumuzun olması gerekiyor. Bugün sizler televizyon ekranlarında çok gördüğünüz proje tartışmaları var, adaylar konuşuyor. Projeler, mega projeler konuşuluyor. Ama sormak lazım değil mi kardeşim? Tamam, sizin bir İstanbul tasavvurunuz var mı? Nasıl bir İstanbul tasavvuru ediyorsunuz ki bu projeleri, bu mega projeleri millete takdim ediyorsunuz, sunuyorsunuz. Nasıl bir İstanbul tasavvur ediyorsunuz? Gelecek on yıllarda nasıl bir Kadıköy, nasıl bir İstanbul olacak? Bunu ortaya koymadan bunun sınırlarını çizmeden sizin söyleyeceğiniz her bir söz, günü kurtarma sözüdür. Bakınız biz bugün İstanbul’da en çok konuştuğumuz işlerden birisi kentsel dönüşüm. ve adayların en mega projeleri bunlar üzerinden yürüyor. Peki kentsel dönüşüme tabi tuttuğunuz binaları ne zaman inşa etmişiz? Bugün yıkmayı düşündüğümüz binalar, 40-50 yıllık binalarımız. Çünkü 40-50 yıl önce de bir vizyon bir tasavvur olmamıştı. Bu tasavvur, bir İstanbul tasavvuru olmayınca böyle bir tablo ortaya çıktı. Aradan 40-50 yıl geçti. Bugün bütün siyasi partiler bir deprem afetinin karşısında dayanaklı, güvenli kurumları inşa etmek için kentsel dönüşüm vaatlerinde bulunuyor. İyi de bir tasavvurumuz olmazsa sadece bugünü kurtarmak adına, oy almak adına ortaya koyacağımız projeler 50 yıl sonra bugün yıkmak istediğimiz binalar gibi yıkılmayı bekleyen binalar olacak. Bugün dikeceğimiz binalar bugün var olan büyük plazalar, yüksek katlı binalar ne olacak? 50 yıl sonra belediye başkanı adaylarının, ‘En verimli, en hasarsız şekilde nasıl yıkacağız? Molozları nereye istifleyeceğiz?’ projeleri olarak takdim edilecek. Bizim bir İstanbul tasavvurumuz var. Merkezinde insanın, ailenin ve mahallenin olduğu bir İstanbul. Bizim bir İstanbul tasavvurumuz var. Kalite denince akla İstanbul gelecek. Taksisiyle, taksicisiyle, berberiyle, ayakkabıcısıyla, aşçısıyla, kaliteli bir İstanbul. İstanbul taksicisi, İstanbul müezzini, İstanbul ezanı, İstanbul sokağı, İstanbul caddesi, İstanbul binası, İstanbul mahallesi, İstanbul esnafı. Böyle bir tasavvuru gerçekleştirmek için de doğru işleri dosdoğru yapmamız gerekiyor. Yanlış işleri, doğru yapmak değil. Doğru işleri, dosdoğru yapmak lazım. Doğru işlerin yanlış yapıldığına örnek. İşte yanı başımızda Fikirtepe. O bölgenin bir kentsel dönüşüm ihtiyacı var mıydı? Vardı. Doğruydu. Ama bugün ortaya çıkan tablo. Gelecek 5 yıl, 10 yıl sonra onun bölgemize maliyetini hesap edebiliyor muyuz? Ayrıca oradaki insanların bir kısım müteahhitler zengin edilirken nasıl mağdur edildikleri ortada mı? Bakınız doğru iş, yanlış yapıldı. Yine İstanbul’umuzda dünden bugüne birçok yanlış proje, doğru yapıldı. En uzun köprü, en yüksek bina, devasa adliye sarayları… Bunlar İstanbul’un ihtiyaçlarını çözecek işler değildi. Yanlış işlerdi ama mühendislik açısından doğruydu.
“OKULLARIMIZDA BİR TEK YAVRUMUZ GÜNÜ AÇ GEÇİRMEYECEK”
Bir başka konu son 5-6 yıldan beri uygulanan yanlış ekonomi politikalarının bir bütün olarak toplumun tamamına sirayet etmesidir. Çalışanlarımıza, çocuklarımıza, yavrularımıza, talebelerimize, annelere, emeklilerimize sirayet etmesidir. Bir büyükşehir belediyesi olarak yapacağımız kıymetli iş ne olabilir? Devlet okullarının birçoğunda on binlerce yavrumuz aç. İşte Ahmet 4. sınıfta. Arkadaşlarından uzak bir yerde simit alamadığı için bu vakti geçirir. Onun karnını doyurmak için kantin kart projemizi devreye sokacağız. Okullarımızda bir tek yavrumuz günü aç geçirmeyecek. Birçok insanımızın doğal gaz maliyetleri çok yüksek. Biz bebeklerimizin özellikle 0-2 yaş arasındaki bebek sahibi olan ailelerimizin doğal gaz ihtiyacını ilk 125 metreküp zaten ortalama tüketim o kadardır büyükşehir belediyesi olarak biz karşılayacağız. Hızlı dokunuşlar bunlar. ve bugün devlet okullarımızın birçoğuyla özel okullar arasındaki makas çok açılmış. Fiyatlar açısından söylemiyorum. Fiziki şartlar açısından devlet okullarıyla, özel okulların arasında büyük farklar oluşmuş. Özellikle bu hijyen meselesi temizlik meselesi maalesef kanayan yaradır. Birçoğunuz birçok yerde buna şahit olmuşsunuzdur. Tuvaletler maalesef birçok devlet okulunda çok berbat. Mikrop saçıyor. Bu meseleye el atacağız. Hijyen timlerimizi devreye soracağız. Milli Eğitim Bakanlığımızla bir protokol yaparak devlet okullarındaki bu tuvalet temizliğine el atacağız. Temizlik malzemelerini de personel ihtiyacını da biz gidereceğiz. Yine trafiğin en yoğun olduğu ya da toplu taşımanın en yoğun olduğu saatlerde lebalep bir yolculuk yapılıyor. Kadın, erkek, yaşlı, ihtiyaç sahibi herkesin belli saatlerde metrodan, tramvaydan balık istifi olduğu zamanlar. Kalıcı çözümü bulana kadar. Herkes için en uygun ulaşım imkanını toplu taşımada sağlayana kadar, hürmete en layık olan 3 kesimimize alternatif bir ulaşım imkanı sağlayacağız. Kadınlarımıza, 65 üstündeki büyüklerimize ve engellilerimize pembe metrobüsü devreye sokacağız. İsteyen pembe metrobüsü kullanacak, isteyen bildiği şekilde de mevcut ulaşım imkanını kullanacak. En yoksul semtlerde olabildiğince büyükşehir belediyesi olarak marketler oluşturacağız. Ucuz gıdaya, sebzeye ulaşma imkanı sağlayacağız. Bunu da kendi ürettiklerimizle özellikle çevremizdeki illerde tarım merkezleri oluşturarak ihtiyacımızı gidereceğiz. Taksi ihtiyacımız İstanbul’umuzun en acil meselelerinden biridir. Yıllardır konuşulur. Hatta siyasallaşmıştır. Bu konu bir türlü çözüme kavuşturulamamıştır. Ama biz geleceğiz İstanbul’umuzu bu taksi sıkıntısından kurtaracağız. 35 bin taksiyi İstanbul’a kazandıracağız. Efendim bu sizin işiniz değil şimdiye kadar yapmak istediler ama yapamadılar falan diyecekler. İşte biz de diyeceğiz? Biz onlar değiliz. Biz Saadet Partisi’yiz. Çoban hiç kurttan şikayet eder mi? Kaptan hiç denizin yüksek dalgalarını bahane ederek gemisini yanlış yerlere sürükler mi? İstanbullunun iradesinin önünde hiçbir güç duramaz. Biz buna öncülük yapacağız ve İstanbul’a bu imkanı sağlayacağız. Bu küçük dokunuşlar büyük neticeler doğuracak.
“DOĞRU KAPI SAADET PARTİSİ’DİR”
Ancak tabii ki kalıcı, İstanbul’u İstanbul yapacak olan çözümümüz de var. En son olarak onu söyleyeyim. Dosdoğru çözüm. Kalıcı çözüm. O da İstanbul’un nüfusunu azaltmaktır. İstanbul, Türkiye’nin yüz ölçümünün yüz kırk dörtte biri. Bakın Bayburt’a Erzincan’a Tokat’a, Elazığ’a yüz ölçümüne ne kadar? İstanbul, şu kadar coğrafya, bu kadar nüfus. Yüz kişilik otobüse üç bin kişi bindiriyoruz. Bir artı bir daireye on aileyi sığdırıyoruz. Olmaz. En hakiki çözüm İstanbul’un 7-10 milyon nüfus aralığına çekilmesidir. Bu nasıl olacak? İstanbul’dan bu insanları böylece uzaklaştıracak mıyız? Yok, cezbedici, teşvik edici projelerimizi devreye sokacağız. Bunlardan birkaç tanesi işte KİPTAŞ, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde ev inşa edecek. İstanbul’un Kadıköy’ünde Ataşehir’inde bulunan emeklimiz buradaki yeriyle, oradaki yerini değiştirecek. Değerler örtüşecek tabii ki. Buradaki boşluğu biz kentsel dönüşümde, sosyal donatılama olarak kullanacağız. Başka ne yapacağız? İstanbul’dan Anadolu’ya iş merkezleri kuracağız. Bir kısım emeklilerimiz, bir kısım işi uzaktan çalışmaya elverişli olan insanlarımız için Anadolu’nun çeşitli yerlerinde iş merkezleri kuracağız. Gençlerimiz için daha cazip projeler devreye soktuk. Hem Anadolu’nun güçlenmesine vesile olacağız hem İstanbul’un nüfusunun kademeli olarak düşmesini sağlayacağız. ve yapı stoğumuzu daha sağlıklı bir şekilde yenileceğiz. Yenilerken de hak sahipleri üzerine ekstra bir yük yüklememenin kararlılığı içerisindeyiz. Böyle bir İstanbul tasavvur ediyoruz. Ailenin, insanın ve mahallenin merkez alındığı, İstanbul’da başka bir yaşamın mümkün olduğu ve başka bir İstanbul’un mümkün olduğu, İstanbul hesabımız var. İstanbul’da daha iyi bir yaşam mümkün. Yolu nereden geçiyor? Yolu yanlış anahtarı çoğaltmamaktan geçiyor. Çünkü biliyorsunuz yıllardır İstanbul yanlış anahtarı çoğaltıyor. Yanlış anahtar açılması gereken kapıyı açmıyor. Bizim ihtiyacımız doğru anahtarı çoğaltmak, açılması gereken kapıyı da açmaktır. Doğru kapı da Saadet Partisi’dir.”
]]>
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum, “2019’da onlara 39 kilometre (raylı ulaşım/metro) yapmışız, teslim etmişiz. Onlar da 8 kilometresini bitirmiş, açmışlar. Sonra da diyorlar ki ‘biz açtık’.” ifadesini kullandı.
Kurum, TRT Haber’de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Vatandaşlarda “usanmışlık, bıkmışlık” olduğunu ve sabırsızlıkla 31 Mart’ın gelmesini beklediklerini belirten Kurum, “Vatandaşı düşünen vatandaşı için dertlenen, vatandaşın sorunlarını çözecek bir başkan bekliyor İstanbul. Bunu da gittiğimiz her yerde o beş yıllık kırgınlık, üzgünlük artık bir umuda dönmüş. 31 Mart’ta inşallah gerçek belediyecilikle tanışacak, kendisi için dertlenen İstanbul’un deprem sorunuyla ilgili mücadele eden, öbür tarafta ulaşım çilesini ortadan kaldıran ve İstanbulumuzun her medeniyetin, kültürün, inancın burada özgürce yaşadığı huzurlu bir İstanbul’u bekliyorlar. Biz bunu görüyoruz açıkçası.” şeklinde konuştu.
Kurum, en çok dinledikleri şikayetin ulaşım olduğuna dikkati çekti.
İnsanların evinden, işinden, ailesinden zaman ayırdığını ve bunun bıkkınlık haline geldiğini ifade eden Kurum, şunları söyledi:
“En çok bunu duyuyoruz. Bir de şunu duyuyoruz, İstanbul’da bir deprem endişesi var, bilim insanlarımızın da ifade ettiği olası depremle ilgili evlerinin bir an önce yenilenmesini bekleyen vatandaşlarımız var, bunu da çok duyuyoruz, ‘evimizi bir an önce gelin dönüştürün’ diye bize açıkçası bunu ifade ediyorlar. Bunun dışında sokak hayvanlarını, taksi meselesini, sosyal yardımlardaki adaletsizliği, yeşil alan yetersizliğini duyuyoruz, gençlerin kütüphane eksikleri, spor alanıyla ilgili eksikleri, kültür sanat alanında yeni kültür merkezi ihtiyaçları gibi birçok ihtiyacı bize iletiyorlar.”
Kurum, insanların göz ardı edildiği, sorunlarıyla birebir uğraşılmadığı bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya olduğunu İstanbul’un 39 ilçesinin söylediğini aktararak, şöyle devam etti:
“Bu manada biz de açıkçası aylardır bu çalışmalarımızı yaptık, projelerimizi, vaatlerimizi hazırladık ve onları da milletimizle paylaştığımızda o heyecanı görüyoruz. 31 Mart geldiğinde bizi düşünen, odağında sadece İstanbul’un geleceği olan bir başkan adayı İstanbul’la kavuşacak. ‘Nisan gelecek dertler bitecek, nisan gelecek yüzler gülecek’ diyoruz ve ‘Allah milletimizin yüzünden gülümsemeyi hiç eksik etmesin’ diyoruz.”
“81 ilde izi olan biri olarak konuşuyorum”
Bakanlığı dönemindeki hizmetleri anlatan Murat Kurum, şunları kaydetti:
“81 ilde izi olan biri olarak konuşuyorum. Benim Sinop Meydanı’nda da Erzurum Ulu Cami etrafındaki Millet Bahçesi’nde de izim var. Bingöl’ün meydanında Millet Bahçesi’nde, oradaki kentsel dönüşümde de Ağrı’nın Murat Nehri kenarında da kentsel dönüşümle, düzenlemeyle izim var. Bursa Ulu Cami etrafında yaptığımız projelerle izimiz var. Konya Mevlana Müzesi karşısında izimiz var. Ankara’nın hemen hemen tüm ilçelerinde ya bir kentsel dönüşüm projemizi ya da bir Millet Bahçesi projemizi görürsünüz. 81 ilde izimiz var.”
İstanbul’da 39 ilçede başlattıkları kentsel dönüşüm şantiyesine değinen Kurum, “173 bin konut şu an İstanbul’da dönüşüyor. Öyle onların yaptığı gibi 5 yılda 5 bin konut değil, 173 bin konut. Hem 80 ile çalışmışız ve bu çerçevede TOKİ ile 1 milyon 250 bin konut rakamına ulaşmışız ve tüm Türkiye’de 2 milyon 200 bin konutun dönüşümünü sağlamışız. Bugüne kadar İstanbul’da 800 bin konutun dönüşümü sağlanırken 173 bin konutun inşası devam ediyor. Tuzla’daki hemen hemen her mahallede bizim izimizi görürsünüz. Pendik’te en büyük kentsel dönüşüm projesinin başladığını görürsünüz. Kartal’da Taşocağı’nın bir Millet Bahçesi’ne çevrildiğini ve ilçede sosyal konutların yükseldiğini görürsünüz. Kadıköy Fikirtepe’de yarım kalmış inşaatların 15 bin konutluk şantiyenin bugün bitme aşamasına geldiğini görürsünüz. Üsküdar’da Çamlıca eteklerinde Ferah Mahallesi’nde, Kirazlıtepe’de eserimizi görürsünüz. Beykoz’un bütün mülkiyet sorunu Bakanlık nezdinde çözülmüş, Beykoz Tokatköy’deki dönüşümü görürsünüz. Beyoğlu Okmeydanı’nda bize dediler ki o zaman ‘Buraları Katarlılara satacaklar?’ Ne oldu? Bul bir tane Katarlı. Yok, bulamaz. Orada oturanlar oturuyor. Fatih’te surların etrafının açıldığı bir Millet Bahçesi’ne çevrildiği süreci görürsünüz.” ifadelerine yer verdi.
Kurum, Üsküdar’da Çocuk Köyü açacaklarını vurgulayarak, “Bakın ilk defa Türkiye’de Üsküdar Belediyesi ile yaptığımız Çocuk Köyümüzün bittiğini, millete hizmet için açılmayı beklediğini görürsünüz.” dedi.
İstanbul’un 39 ilçesinin 964 mahallesinde Türkiye’de olduğu gibi izlerinin bulunduğuna vurgu yapan Kurum, “Yani Bakanlıkta da onlar gibi öyle yarı zamanlı belediyecilik yapmadık, arada bir belediyeye uğrayayım anlayışıyla çalışmadık. Biz milletin içindeydik, milletin. Sokaktaydık, sokakta milletimiz bizden ne bekliyorsa onu gideren tarafta olduk hep, el ele verdik. Biliyorlar ki Murat Kurum söylüyorsa Murat sözünü tutar, yapar çünkü geçmişte yaptı. Geldi, söyledi, söz verdi, Ankara’ya dönmeden önce arkadaşları o sözü yerine getirmek için mücadele etti. Dolayısıyla biz geçmişte yaptık, şimdi tek motivasyonumuz sadece İstanbul. İstanbul’a odaklanacağız. Dolayısıyla 650 bin konutu İstanbul’da dönüştürmek zorundayız. Bu bir milli güvenlik meselesi.” şeklinde konuştu.
“İBB’nin borcu neredeyse iki kat arttı”
Murat Kurum, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İBB’de personelin yarısı işten girmiş çıkmış. Düşünebiliyor musunuz yarısı. Biz 2019’da 78 bin 934 personelle devretmişiz ve onlar haksız yere ben bugün İstanbul’un neresine gitsem onlarla karşılaşıyorum, ‘ben de İBB mağduruyum’. İşe giriş 5 yılda 46 bin 967, işten çıkış 33 bin 725. Bazısı emekli olmuş, bazısı işten atılmış. Yani belediye personelinin yarısı değişmiş. Hafıza yok. Ekip, sonuçta geçmişten gelen bir tecrübe var. Sadece yeni personelle bunu yapamazsınız. Sizin kendi şirketinize yaptığınız işte bilgi, birikim, tecrübe lazım. Öyle değil mi? Yeni arkadaş da gelecek ama o tecrübeye, sisteme ayak uyduracak. Var olan sistemi yok etmiş, resmen yok etmiş ve haksız yere bu kadar insanı işten çıkarmış ama buna rağmen biz ne diyoruz, biliyor musunuz? Biz onlar gibi asla yapamayız, haksız yere buradaki hiçbir personeli işten çıkarmayacağız ve ekmeksiz, aşsız bırakılan insanları da sebepsiz yere işten atılan kardeşlerimizi de geri alacağız. Tablo bu ve bu tablo aslında her şeyi anlatıyor. Yani İBB niye iş yapamıyor, iştirakleri niye zarar ediyor? Sen işle ilgilenmezsen, uğraşmazsan, personeli değiştirirsen tablo bu olur. Hep söyledikleri aynı. Engelleniyoruz, yaptırmadılar, engellediler. Bu bahaneler ve bu bahane siyasetini 5 yıldır duyuyoruz, İstanbullular duyuyor ve yeri geldiğinde de hep burada söyleyeceği bir şey olmayınca da ulusala nasıl giderim, öbür tarafta parti içindeki çekişmeyi nasıl oluştururum gibi algı dediğimiz, algı belediyeciliği diye tarif ettiğimiz belediyecilik örneklerini 5 yıldır görüyoruz. 2019’da onlara 39 kilometre (raylı ulaşım/metro) yapmışız, teslim etmişiz. Onlar da 8 kilometresini bitirmiş, açmışlar. Sonra da diyorlar ki ‘biz açtık’.”
İBB’nin borcunun 2,33 milyar avrodan 4,19 milyar avroya çıktığını belirten Kurum, borcun neredeyse iki kat arttığını söyledi.
“Bilgisiz, ilgisiz, tatilci bir başkan olursanız yapamazsınız”
Kurum, İSKİ’nin elektrik parasını ödeyemediğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Koca İSKİ bir damla buraya su kaynağı getirmeyeceksiniz, 5 yılda 1 metreküp, 1 litre su kaynağı İstanbul’a gelmemiş. Bugün bir vatandaşımız ne diyor, biliyor musunuz? ‘Bunlar, bizi susuz bırakacak.’ Bunu getiremeyen bir belediyecilikten bahsediyoruz. Sorsanız ‘engellendik’. Peki 2,33 milyar avrodan 4,19 milyar avroya borcunuz niye çıktı sizin? Cevap verin, ne yaptınız? Metroları iptal ettiniz. Dönüşüm dediniz, yapmadınız, yeşil alan dediniz, yapmadınız. Başardınız, neyi başardınız? İstanbul’u mahvetmeyi başardınız evet, İstanbul’u bu hale getirmeyi başardınız. Başka bir başarınız yok. Karşınızda başarısız bir belediye var, başarısız bir belediye başkanı var. Çok net söylüyorum, biz merkezi bütçeden 2019’dan bu yana bütçemizi 12 kat artırmışız ve trink hesabına para yatmış gününde, saatinde. İller Bankası’ndan biz gönderiyoruz onu, ben gönderiyorum ve bir gün olsun bekletmemişiz.
Bilgisiz, ilgisiz, tatilci bir başkan olursanız yapamazsınız. Nasıl yapılacağını ben söylüyorum. Gel benim yanıma ben öğreteyim. Bak, ben yaptım. İstersen yaparsın. İstanbul’un başkanı İstanbul bu haldeyken tatil yapamaz. Çok net söylüyorum, yapamaz. İstanbul’un başkanı İstanbul’la ilgilenmek zorunda, İstanbul’un sorunlarıyla ilgilenmek zorundadır. Bizim de evladımız, ailemiz var ama bizim ailemiz o kadar büyük ki artık 16 milyon İstanbullu oldu. Nasıl Bakanlıkta 85 milyon Türkiyeli ise şu an 16 milyon İstanbullu bizim ailemiz. O yüzden biz burada çalışmak zorundayız. Bu koltuğa talipseniz bunu göze almak zorundasınız ve bu mücadeleyi vermezsek emin olun artık ön alamayacağımız çözümsüzlük yumağına doğru gidiyoruz. Yani siz vadettiğiniz metroları yapmaz, dönüşümleri gerçekleştirmezseniz artık ipin ucu kaçtı.”
]]>
CHP Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras, Belediye Başkanları Tanıtım Toplantısı’nda konuştu. Aras, “Bizler sizlere, dar gününüzde, kötü gününüzde, zor gününüzde fakirin, fukaranın, gurebanın yanında, yoldaş olmaya geldik yoldaş. Başkan değil, yoldaş olmaya geldik” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Muğla Belediye Başkanları Tanıtım Toplantsı, Muğla Menteşe Kurşunlu Meydanı’nda düzenlendi. Toplantıda konuşan Muğla İl Başkanı Zekican Balcı, sözlerine Genel Başkan Özgür Özel’in İl Seçim Koordinasyon Merkezi açılışına katılımından dolayı teşekkür ederek başladı. Özel’in Sosyalist Enternanasyonal Başkan Yardımcılığı görevine seçilmesinden dolayı tebriklerini ileten Başkan Balcı, konuşmasında şunları kaydetti:
“Bugün Deniz Gezmiş’in doğum günü. Yaşasaydı bugün 77 yaşında olacaktı. Tam bağımsız Türkiye diyerek darağacına giden Deniz Gezmiş’i ve üç fidanı rahmetle anıyorum. Yerel seçimlere yalnızca 32 gün kaldı. Ülkemizin içinden geçtiği zor günleri göz önünde bulundurduğumuzda 31 Mart’ın yalnızca bir yerel seçim olmayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Daha huzurlu ve refah bir ülkede yaşayabilmek için hukukun üstünlüğünü yeniden tesis için anayasamızı yeniden yürürlüğe koyabilmek için, gençlerimizin yeniden mutlu ve umutlu olmalarını sağlamak için, kadın cinayetlerini engellemek için ve yoksulluğu bu topraklardan sonsuza kadar söküp atmak için bu seçimlerin ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Atalarımızdan aldığımız mirası bizden sonraki nesillere daha güçlü bir şekilde aktarabilmek için 31 Mart’ta başarılı olmak zorundayız. Bu kutsal görevde milletimizin ortak vicdanı en büyük gücümüz olacaktır.
“31 MART’TA MUĞLA’DA TARİHİ BİR ZAFER ELDE EDECEĞİZ”
Sayın Genel Başkanım dün grup toplantımızda verdiğiniz talimatlarınızı aldık. Atatürk sizden partisini iktidar yapmanızı bekliyor diyerek bizlere büyük bir görev ve sorumluluk üstlediniz. Muğla İl Örgütü olarak bu talimatınızı başımızın üzerinde kabul ediyor ve buradan size söz veriyoruz. 31 Mart’ta Muğla’da tarihi bir zafer elde edeceğiz. CHP Muğla İl Örgütü dimdik ayaktadır ve iktidar mücadelemize en güçlü desteği veren il Muğla olacaktır. Muğla örgütü bir ve beraber olarak aydınlanma yolculuğumuzda Cumhuriyete sahip çıkmaya devam edecektir. Hangi siyasi görüşten olursa olsun yüreği vatan, millet, Cumhuriyet ve Atatürk sevgisiyle atan herkese elimizi uzatacağız. Muğla’da sevgiyi ve umudu büyüteceğiz.
“BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ MUĞLA’NIN HER KÖŞESİNE HİZMET ETTİLER”
Sayın Genel Başkanım, değerli Muğlalılar. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları, geçtiğimiz beş yıllık süreçte milletimizin emanetine sonuna kadar sahip çıktılar. Asla ihanet etmediler. Genel bütçeden ayrılan payın hak edilenden çok daha düşük olmasına rağmen, içinden geçtiğimiz süreçte tarihin en derin ekonomik krizini yaşamamıza rağmen iktidarın her türlü müfettiş ve soruşturma baskısına rağmen belediye başkanlarımız asla geriye adım atmadılar ve Muğla’nın her köşesine gayretle hizmet ettiler. Cumhuriyetin kalesidir ve bu kalenin güçlenmesine katkı sunan tüm belediye başkanlarımıza sizlerin huzurunda çok teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki süreçte birbirinden değerli on dört belediye başkan adayımız ve meclis üyesi adaylarımız birlikte yeni bir başarı hikayesi yazmak için hazırız.
“31 MART’TA KAZANAN MİLLETİN SANDIKTA BİRLEŞEN GÜCÜ OLACAK”
Ancak Muğla’yı bir kez daha kaybedeceğini anlayan iktidar partisinin temsilcileri oy ve hizmet denkleminde Muğlalılara şantaj yapmaya başladılar. Fakat unuttukları bir şey var. Muğlalılar, iktidar partisinin oy yoksa, hizmet de yok, şantajlarına asla boyun eğmeyecek ve kimsenin önünde diz çökmeyecektir. Çünkü herkes çok iyi bilir ki Muğlalılar yalnızca zeybek oynarken diz çökerler. Sonuç olarak 31 Mart’ta Muğla’da kazanan şantaj ve tehdit değil; milletin sandıkta birleşen gücü olacaktır. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine ve yeniden rantçılar değil halkçılar kazanacak. Beşli çeteler değil köylüler kazanacak. Yağmacılar değil çevreciler kazanacak ve en önemlisi nefret ve ayrıştırma değil, sevgi kazanacak, halk kazanacak, Muğla kazanacak.”
CHP Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras ise Belediye Başkanları Tanıtım Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, şu ifadelere yer verdi:
Bugün bizim için çok çok önemli bir gün çünkü cumhuriyetin ikinci yüzyılında partimizin genel başkanlığına seçilen Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’i Muğla’mızda ağırlıyoruz. Sayın Genel Başkanım, şahsım ve Muğlalı hemşerilerim adına sizleri iki denizin birleştiği bu coğrafyada ağırlamaktan dolayı çok büyük bir onur duyuyorum Sevgili hemşehrilerim benim de geldiğim biliyorsunuz Halikarnas’tan, Halikarnas Balıkçısı’nın bir sözü vardır. Bu söz şudur; ‘Denizciler derler ki büyük fırtınalarda karanlığın ortasından bir ses gelir. Onları hatlarıyla çağırır. O çağıran ses kendi kaderleriymiş. İnsanın yaratılışı kendisine gel dedi mi artık onu kimse durduramaz. İşte Sayın Genel Başkanımız da karanlığın ortasında ümitle bekleyen vatandaşlarımıza çare olmak adına tarihi bir sorumluluğu üstlenmiş durumdadır. Bu yürüyüşte Sizlere Muğla’mızın da eşlik ettiğini bilmenizi isteriz.
“CUMHURİYET HALK PARTİSİ UMUT DEMEKTİR”
Cumhuriyet Halk Partisi umut demektir. Cumhuriyet Halk Partisi demek en zor zamanlarda önce kurtuluş, ardından kuruluş demektir. Biz de yüz yıllık göz bebeğimiz Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ve ilk seçimlerde bu mirası taşımanın bu bilinci taşımanın gururu içerisindeyiz. Beş yıldır Bodrum Belediye Başkanlığı yapıyorum. Çok önemli bir dönem çok önemli bir sorumluluk üstlendik. Biz bir tecrübe kazandık. Hani derler ya kurt kışı geçirmiş ama yediği ayazı o bilir diye biz yediğimiz ayazı biliyoruz. O yüzden bugün bu tecrübeyle Büyükşehir belediye başkan adayı olmak aslında benim için çok önemli bir birikim oldu. Bu tecrübe önümüzdeki dönemde beş yıl içerisinde Muğla’daki hizmetlerin çok daha ileriye götürülmesi açısından büyük bir temel olacak.
“HERKESE EŞİT ADİL HİZMETİ GÖTÜRMEYE KARARLIYIZ”
Sayın Osman Gürün başkanım Muğla’nın her köşesinde çok büyük hizmetler yaptı. Sağ olsun. Biz de ondan aldığımız bayrağı çok daha yükseklere taşımanın azmi ve kararlılığı içerisindeyiz. Öncelikle hiçbir ilkeyi ayırmadan bana oy verdi, oy vermedi, hiçbir siyasi görüşü ayırmadan herkese eşit, adaletli, adil hizmet götüreceğim. Yani bazılarının söylediği gibi ‘bize oy vermezsen, hizmet alamazsın, iktidarla aynı yerden olmazsan, sana kimse bakmaz’ demiyoruz. Öyle demiyoruz. Herkese eşit adil hizmeti götürmeye kararlıyız. Ant içtik. Cumhuriyet Halk Partili belediyeciliği nasıl olur? Bunlara göstereceğiz. Ben hiçbir siyasi görüş etnik kimlik mezhep ayırmadan herkesin oyunu istiyorum. Biz halk çocuğuyuz.
“İŞÇİMİN, EMEKÇİMİN, KAMU PERSONELİNİN SIKINTISINI BİLİRİM”
Benim babam çiftçi. Benim babam esnaf. Benim annem ev kadını. Biz saraylarda doğmadık. Bizim babamız bize gemicikler almadı. Sayın genel başkanımız, öğretmen çocuğu. İki öğretmenin, anne babanın çocuğu. Bizim bütün adaylarımız, bütün ilçe adaylarımızın hepsi buraya dişiyle tırnağıyla bu partiye emek vererek kazıya kazıya geldiler. Biz yokluk nedir biliriz. Yoksulluk nedir biliriz. O yüzden bu hizmetlerimizde de halkımızla aynı duygular içerisinde olacağız. Biliyoruz çünkü yaşadığımız işler bunlar bizim. Çiftçilik yaptık, çiftçinin sorununu biliriz. Esnaflık yaptık, esnafın sorununu biliriz. Ben tam otuz yıl bordrolu çalıştım. İşçimin, emekçimin, kamu personelinin sıkıntısını bilirim. Emekçimi, işçimi hiç kimseye yedirmem. Hani bazıları diyorlar ya ben geldim mi masasını toplasın gitsin, onu görevden alırım, bunu görevden alırım Kardeşim ben bu belediyenin bir kuruş ne olursa olsun ne parasını ne de emekçisini hiç kimseye yedirmem. Muğla’nın hakkını, Muğla’nın hakkını hiç kimseye yedirmem. Eksiğimiz ne varsa çabaladığımız ne varsa altyapısından suyuna yoluna her şeyi yapacak. Bilgi, birikim, enerji, bizde var.
“KİMSENİN BAŞINA EFENDİ OLMAYA GELMEDİK; YOLDAŞ OLMAYA GELDİK”
Ben Muğlalıyım. Nüfusumu da aldırdım Menteşe’ye. Hayırlı olsun. Evi kiraladım. Bir yere gitmiyorum yani uzun süre başınızdayız. Ama şunu da söyleyeyim. Bizler kimsenin başına efendi olmaya gelmedik. Aynı Atatürk’ün dediği gibi; köylü milletin efendisidir. Bizler sizlere, dar gününüzde, kötü gününüzde, zor gününüzde fakirin, fukaranın, gurebanın yanında, yoldaş olmaya geldik yoldaş. Başkan değil, yoldaş olmaya geldik. Partimizin biliyorsunuz seçim şarkısı var. El ele kol kola, omuz omuza işte bu ruhla tüm Muğla’mıza hizmet etmeye geldik. Sizlere yoldaş olmaya geldik. Hizmetkar olmaya geldik.”
]]>
Bugün yapılan konseyde 3. ve 4. eleme adayı belli oldu. Acun Ilıcalı konseyde konuştu: Zor günler geçiriyoruz. Şimdiye kadar bir çok olayı beraber yaşadık.Açıkçası Survivor’ın gelmiş geçmiş en gergin sezonu. Sebebi de performans üzerine ve SMS oylaması olmaması yarışmacıları daha frensiz hale getirdi bence. Maalesef Sema ile Pınar arasında istemediğimiz görüntüler oluştu.
Olayı anlatması için söz verilen Pınar “Konsey sonrasında adaya gittik. Zaten burada benim adım çıkmıştı. Adaya gittik yatmaya hazırlanmaya başladığımızda Sema geldi. Pınar buraya gelebilir misin diye sert bir şekilde konuştu.
Burada konuşalım dediğimde sen ne zaman yakamdan düşeceksin dedi. Yakasında olmadığımı söyledim. Yazdığım şeye sinir olduğundan bahsetti. Beni bu şekilde yazamazsın dedi. Ben de istediğim gibi yazarım dedim.
Sonrasında sürekli buraya gel yanıma gel, okul çıkışında görüşürüz tarzı sert ifadeleri vardı. Ayrıca ben de öyle olduğunu düşünüyorum dedi. Sakinliğimi korudum. Ayağını yere vurmaya başladı. ya git buradan alın bunu şuradan dedim.
Yatağımın yanına geldi ayağımı tekmelemeye başladı. O zaman ayağa kalktım. Üstüme doğru gelmeye devam etti. O ara bana ilk hamlesini yaptı ve yüzüme geldi. Ben de hayatım boyunca hiç fiziksel bir hamlede bulunmadım. Elimi uzattım ve kafasının oradan tuttum, bunu buradan götürün dedim.
Diskalifiye olmak istemiyorum alın bunu dedim ve bir kol uzaklığında tuttum. O sırada kolumdan sıkıp kolumu da morarttı. Bana sürekli saldırmaya devam etti. Sürekli alın götürün şunu dedim.
Tahrik edecek bir şey de yapmadım. İki gündür takımdan ayrıyım ve şu anda da sinirlerim çok bozuk. Başka bir şey söylemek istemiyorum” dedi.

ACUN KARARI AÇIKLANDI
Acun Ilıcalı “Yaptığımız toplantılar sonrasında verdiğimiz karar, Sema Survivor All Star’a devam edemeyecek. Kendisi hem şiddetsel hareketler ve ısrarları sonucu bizi çaresiz bıraktı. Benim için çok değerli bir yarışmacıydı. Tek telefonumla Survivor’a geldi.
Tansiyonun düşmesini diliyorum. Kimse elenmez gibi belki düşünüyordunuz ama şu anda da bunun üzüntüsünü yaşıyoruz. Hepinizin güzel kalbini biliyorum ama Pınar da burada her yarışmacı gibi bize emanet.
Fikirlerini istediği gibi dile getirebilir. Kendisine de bir kez daha geçmiş olsun diliyorum” dedi.

SEDA DA KONUŞTU: ALLAH KALP TEMİZLİĞİ VERSİN
Seda “Yani söyleyeceklerimi tutmaya çalışıyorum. Gözümden bir damla bile gözyaşı gelsin istemiyorum. Az önce 3 tane arı soktu hiçbir şey hissetmedim. Tek söyleyeceğim şey lanet olsun onların sporculuk hayatına, bu kinlerine nefretlerine lanet olsun.
Ne yaptı ne etti benim kardeşimi diskalifiye ettirdi. Sema’nın da bir çocuğu var ve bu çocuğuna hayatta tek başına bakıyor. Bundan sonra kafasını kaldırıp benim gözümün içine bakmasın. Ben burada anladım amacı.
Hayatımda kimseye beddua etmedim ama ona da etmeyeceğim. Allah kalp temizliği versin, başka bir şey de demiyorum” dedi.
OYUN ALANINDA DA KONUŞULDU
Parkur alanına gelen takımlara kısa bir konuşma yapan Murat, Pınar’a ve Seda’ya yeniden söz verdi.
Pınar: Hiç keyfim yok. Açıkçası kafam burada değil. Oyunda elimden ne gelirse onu yapacağım. Elimden ne gelir onu da bilmiyorum. Üzerine konuştuk, artık konuşmak da istemiyorum.
Keşke zamanı ileri alabilsem hatta geriye alabilsem de bunlar hiç yaşanmasa. Yapacak bir şey yok, unutmak istiyorum. Ama bu da kolay bir şey değil hiç kimse açısından.

Sema’nın kardeşi Seda: Üzgünüm. Vedası zaten ayrı bir üzgünlük ama bu tuzağa düştüğümüz için üzgünüm. İkimiz de buraya 7 sezon emek verdik. Survivor’da en iyi 6 kadını saysalar ikimiz çıkarız aynı aileden eminim ki performans anlamında.
Açıkçası hiç böyle bir şeyin içinde bulunmadık. İkimiz de aynı kişiyle aynı sezon yarıştık. Kötü bir şey söylemeyeceğim hiçbir zaman çok sakinim de. Ama yakıştırmadım. Yani iyiki bir spor yapmışlar, bir bitiremediler.
Neydi kinleri nefretleri bilemiyorum çok üzgünüm haketmedi Sema bunu. Bir noktada sinirine hakim olamadı. Hangi yarışmacı konseydeki yılan S’sini görse sorardı. Konuşmayı kabul etmeyerek bir kışkırtma başlamış zaten.
Sema’ya da neden bu tuzağa düştü diye üzgünüm ve kızgınım. Çünkü ben onu uyardım. Biz de belli ki yanlış yapmışız ki Sema burada değil ben buradayım. Umarım bir daha böyle bir şey yaşanmaz.

NAGİHAN’IN DİZİ DÖNDÜ
Kırmızı Takım’da Nagihan ile Nefise ve Mavi Takım’da Begüm ile Aysu karşı karşıya geldi. Zorlu mücadeleyi Begüm-Aysu ikilisi kazandı. Nagihan’ın dizi oyunda döndü. Acılar içerisinde kalan Nagihan “Dizim döndü.
Baksana hocam dizim boşta” diye bağırarak ağladı. Nagihan sedye ile oyun alanından alındı. Doktor, iç bağlarda bir sıkıntı var gibi duruyor dedi. Doktorların ilk müdahalesinin ardından Nagihan ambulansla hastaneye kaldırıldı.

MERVE SAKATLIK YAŞADI
Kırmızı Takım’da Merve ile Aleyna, Mavi Takım’da ise Berna ile Begüm kapıştı. Kırmızı Takım’da Merve ile Aleyna parkurda zorlandı ve Merve’nin beli incindi.
Doktorlar Merve’yi oyun kenarına aldı. Duruma tepki gösteren Aleyna “Durumu kötüydü birden ben de oynayacağım dedi, iyi değilsen neden çıkıyorsun” dedi.

3. ELEME ADAYI GİZEM OLDU
Ertelenen konseyde 1 oy Aleyna’ya, 3 oy Nagihan’a ve 7 oy da Gizem’e çıktı. Böylelikle üçüncü eleme adayı gizem oldu. Gize “Acun bey bekliyordum, sıkıntı yok. Düelloya çıkacağım.
Kendimi orada görmek istiyorum. Hayırlısı” dedi. Geçen haftadan Aysu adayımız ve bu haftaki son düelloyu oynayacak. Begüm birinci adayımız, Pınar ikinci adayımızdı ve Gizem 3. aday oldu.

4. ELEME ADAYI ALEYNA OLDU
Mavi Takım Kırmızı Takım karşısında geriye düştüğü karşılaşmayı 12-5 kazanarak dokunulmazlığın sahibi oldu. Oylamada 2 Merve, 3 Nefise ve 6 Aleyna çıktı. Böylelikle 4. ve son eleme adayı Aleyna oldu.
Aleyna “Düellolardan korkmuyorum. Bir kere girince o heyecanı yaşayınca sürekli kendini yenilemek istiyorsun. Adımın çıkmasını bekliyordum. Eşleşmeleri merak ediyorum” dedi.
]]>
AK Parti İBB Başkan Adayı Murat Kurum katıldığı canlı yayında, Sirkeci-Kazlıçeşme hattının açılış töreninde Binali Yıldırım’la arasında yaşandığı iddia edilen protokol kriziyle ilgili konuştu. Kurum, “Çok samimi bir şekilde Binali Abi’ye dedik ki ‘Sayın Başbakanım sayın Cumhurbaşkanımızın yanına geçin, emeğiniz var, orada olmanız yakışır.’ dedim. O da nezaket gösterip, “Murat Bey sen İBB adayısın, sen buraya geç’ dedi. O kadar nezaket sahibi bir abimiz. Gülerek bu kriz yaşanır mı?” ifadelerini kullandı.
YILDIRIM’LA KURUM ARASINDA PROTOKOL KRİZİ İDDİASI
Cumhur İttifakı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum, Habertürk canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kurum’a, Sirkeci-Kazlıçeşme hattının açılış töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurdeleyi kesmek için makas beklediği sırada Binali Yıldırım’la arasında yaşandığı iddia edilen protokol krizi soruldu.
“BİNALİ ABİ’YE, ‘CUMHURBAŞKANIMIZIN YANINA GEÇİN’ DEDİM”
Bir kriz yaşanmadığını söyleyen Kurum, olayı şu ifadelerle anlattı: “Burada çok samimi bir şekilde Binali Abi’ye dedik ki ‘Sayın Başbakanım sayın Cumhurbaşkanımızın yanına geçin, emeğiniz var, orada olmanız yakışır. Siz soluna geçin orada olun’ dedim. O da ‘şimdi ayıp olur, geçmeyeyim’ dedi.
“BİZDE DEVLET ADABI VAR”
Bizde devlet adabı, devlet tecrübesi var. Orada büyüğümüz, başbakanlık yapmış abimize ‘Siz Cumhurbaşkanımızın yanına geçin’ diyorum. O da nezaket gösteriyor ‘Murat Bey sen İBB adayısın, sen buraya geç’ diyor. O kadar nezaket sahibi bir abimiz.
“GÜLEREK BU KRİZ YAŞANIR MI?”
Gülerek bu kriz yaşanır mı? Halk TV ‘protokol krizi var’ diye yazdı. Nasıl bir krizmiş de bu birbirimize gülerek ‘siz oraya geçmeniz lazım’ diyoruz. Peki İstanbul’un gündemi bu mu? Binali Abimiz ‘Sen adaysın, gel burada dur’ diye çekiştirdi beni hatta. Bu maalesef şu an CHP’li adayın yürüttüğü bir siyasi senaryo.”
İMAMOĞLU İLE DAVET POLEMİĞİ
Aslında olan bir şey yok. 5 yılda olanların aynısını yaşıyor İstanbullular. Büyükşehir belediye başkanı Sirkeci-Kazlıçeşme hattının açılışıyla alakalı davet edildiğini, bu davete katılacağını, parasını kendisinin ödediğini ifade ediyor. Parası Ulaştırma Bakanlığı tarafından ödenen, her ne hikmetse başkan bu törene katılma kararı almış. Bir polemik üretebilir miyim diye düşünce içerisinde. 5 senedir gördüğümüz tablonun farklı tezahürü. Kurdukları siyasi senaryo işlemedi. Bugün koltuğu boştu, gelmedi.
“İMAMOĞLU DEVLETİN HİÇBİR PROTOKOLÜNE UYMAMIŞ BİR BELEDİYE BAŞKANI”
Yeri de ayrılmıştı. Sayın Ekrem İmamoğlu, 5 yıllık dönemde devletin hiçbir protokolüne uymamış bir belediye başkanı. Yeri gelmiş bakanlara laf yetiştirmiş. Yeri gelmiş Cumhurbaşkanımıza, milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanımıza ağza alınmayacak laflar etmiş. Yeri geldi ‘Bizi engellediler, yaptırmadılar’ polemiğiyle ama ‘neyi engelledik’ diye sorulunca cevabı olmayan başkan profili çiziyor. İstanbul’la ilgili hayali olmadığı için gündemi İstanbul dışına taşıma içinde.
Bir tivit attım bugün. Kuyrukta bekleyen yüzlerce binlerce İstanbullu çile çekiyor. Bugün bir annemiz ağlayarak ‘Bir an önce gel de bizim evimizi yenile, deprem korkusuyla yaşamak istemiyorum’ diyor. Gençler geleceğe daha güvenle bakmak istiyor. İBB Başkanı her zamanki gibi törene davet edildim mi, edilmedim mi peşinde. Sancaktepe’de kredisi bulunmuş metro inşaatının temeli açılmış. Artık iş yürüyor. Gelip oraya hafriyat döken bir belediye başkanından bahsediyoruz.
“BUGÜNE KADAR BÜTÜN TÖRENLERE ÇAĞIRMIŞIZ”
Ben İstanbulluların mutluluğu ile mutlu olmak istiyorum. Sirkeci-Kazlıçeşme tren istasyonu açılışı benim halkımı sevindiren durum ben de o sevince ortak olmak istiyorum deyip ara, Herkes sana ‘gel’ der. Biz bugüne kadar bütün törenlere çağırmışız. Niye gelmemiş? Ayasofya’ya davet edildi, orada da telefon edildi, edilmedi meselesi. Ne gerek var bu polemiklere? Bu polemikler olmasa onu konuşan kimse yok ki!
“İSTANBUL’UN CİDDİ SORUNLARI VAR”
Neticeye baktığımızda hiçbir şey. Altı boş. İstanbul’un ciddi sorunları var. 31 Mart’ta İstanbullu hemşehrilerimiz bir tarafta deprem, ulaşım, İstanbul’un geleceği ile dertlenen o projeleri yapmak isteyen, geçmişinde verdiği sözleri tutmuş adayla, 5 yıldır farklı farklı gündemlerle, ki bunların hiçbiri İstanbul değil, farklı gündemleri ulusala taşımak isteyen bir irade yarışacak.
“DEPREMLE İLGİLİ VERDİĞİ SÖZÜ TUTMAMIŞ”
Depremle ilgili verdiği sözü tutmamış. Metroda 8 kilometre yapmış. 5 bin küsur konut yapmış, 110 bin konut yapacağım deyip. Niye onu konuşmuyor? Reklama 100 milyonlarca para harcayıp ayırdığını konuşsana. Bunları konuşacak ellerinde done yok. Eser yok.
“SORUNLARIN BİRİNCİSİ TRAFİK SORUNU”
Hemen hemen bütün ilçelere gittik. Her ilçede, mahallede öyle büyük bir coşku ile karşılaşıyoruz ki. Büyükçekmece’ye gittik, altyapı sorunu var. Artık insanlar bıkmış, usanmış. Bahçelievler’de bir sokağa gittik. Vatandaşlar geliyor sarılıyor. ‘Sen bizim muradımızsın’ diyor. İstanbulluların geneline sorsanız. Sorunların birincisi trafik sorunu. Artık bir çile haline gelmiş. İnsanlar gerçekten metrobüs kuyruklarında 3. dünya ülkesinde olmayan görüntüleri görmekten bıkmış, usanmış.
“5 SENE BAKANLIK YAPTIM, EVİMDE OTURMADIM”
Deprem riski yaşıyorlar. Sosyal yardımlarla adaletsizlikten şikayetçi. Öğrenciler şikayetçi. Büyükçekmece’ye gidiyorsunuz, bir tane kapalı spor salonu yok. Niye yapılmaz? Bunları çözecek bir umut olarak bizi görüyorlar. Bizim ne yaptığımızı biliyorlar. 5 sene bakanlık yaptım. Evimde oturmadım ki. Selde, depremde, yangında milletin yanına koştum.
“ANKETLERDE BUGÜN 1,5 PUAN ÖNDEYİZ”
Aday olduktan sonra anket yaptım. 2,5-3 puan gerideydik. Projelerimizi açıkladık. Biz öne geçtik. Bugün 1-1,5 puan öndeyiz. Bunların hazmedemediği konular bu zaten. Telaşları bundan. Murat Kurum öne geçer. Siz bu insanların sorunlarına yüzünüzü dönerseniz, insanlar da size cevabı verir. Bunu gördükleri için ‘acaba ne yapsak’ telaşı içindeler. Bizim hesap veremeyeceğimiz hiçbir şey yok. Alnımız ak. Biz İstanbul’un sorunlarını çözmek için meydana çıkmışız. Milletimizin teveccühleriyle, arzusuyla çıkmışız.
Daha öncesinde de anketler yapıldı. Orada da milletimiz bizi istedi, arzuladı. Sayın Cumhurbaşkanımız da takdir etti, bizi aday gösterdi. O coşku heyecan ve teşkilatlarda her geçen gün üstüne koyarak devam ediyor. Vatandaşla iç içeyiz. Biri kolumuzdan, biri gömleğimizden çekiyor, fotoğraf çektirelim diyor. Biri slogan çıkarıyor cebinden.
BAŞAK DEMİRTAŞ’IN ADAYLIĞINI GERİ ÇEKMESİ
Hanımefendi ilk başta aday olacak diye duyurdular. Başak Demirtaş. Adaylığını ilan etti. Aradan 3-5 gün süre geçti. Sonra bir yerlerden talimat geldi, adaylığını geri çekti. Meral Hanım ile Murat Bey eş başkanlık anlayışı çerçevesinde aday gösterildiğini söylediler. Sonra kent uzlaşıcı yapacağız dediler. Belediye başkanlıklarda uzlaşı içerisinde olduğunu söylediler. Kandil’de sözde elebaşlarından biri açıklama yaptı. Bu ittifaka sizi yönlendiriyoruz, bu ittifaka oy vermeniz gerekir diye aleni şekilde oradan talimat verdi.
“TÜM İSTANBULLU KARDEŞLERİMİZİN OYUNA TALİBİZ”
Böyle bir süreç yaşıyoruz. Nereye gideceğini zaman gösterecek. DEM ideoloji üzerine kurulmuş bir parti. İlçelerde ittifak yaparlar, kapı arkasında gizli pazarlıklar vardır, bilmiyoruz. Sizce İstanbullu insanlar, burada yaşayanların böyle derdi var mı? Bu yerel seçimse herkesin oyuna talibiz. Burada yaşayan tüm İstanbullu kardeşlerimizin oyuna talibiz. Bunun içinde Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Zaza kim varsa.
Cemaatlerin oylarına, azınlıkların oylarına talibiz. İstanbul’da yaşayanların hayatını kolaylaştırmak adına bu hizmetleri yapmak üzerine aday olduk. Şöyle ittifak varmış, kirli ittifak arayışları varmış bizi ilgilendirmiyor. Biz hayallerimizi gerçekleştirmek üzere İstanbullularla inşallah 31 Mart akşamı hep birlikte kazanacağız.
“81 İLDE BENİM HİZMETİM VAR”
Deprem oldu, sel oldu, oy verirsen evini yapmam, arıtma tesisini getirtmem diye hizmet olur mu? 81 ilde benim hizmetim var. Tüm partilerin yönettiği ilçelerde benim eserim var. Sonuçta biz devlet yönetiyoruz. Belediye başkanı demek şehri emini demek. Emin eller demek. 22 yıldır yaptıklarınıza baktığınızda cevabı net şekilde ortada. 208 üniversiteyi şehirlerimize kazandırabilmek. Şırnak’ta, Ağrı’da ne varsa başka illerde de olsun. İstanbul’da olanlar Batman’da, Siirt’te de olsun anlayışıyla çalışan partiyiz.
“MİLLETİMİZE EŞİT MESAFEDE DURARAK HİZMETLERİ GÖTÜRMEK ZORUNDAYIZ”
Burada yaşayan 85 milyona bu hizmetleri götürebilmek için mücadele eden bir anlayışız. Milletimize eşit mesafede durarak bu hizmetleri götürmek zorundayız. Nasıl depremlerde bir oluyoruz, acılarımızda beraber oluyoruz. O bölgeyi ayağa kaldırmak için mücadele ediyoruz. 15 Temmuz’da hep birlikte meydanlara inerek geldik. Vatan toprağı için şehitler verdik. O şehitlerin içinde herkes var. Burada sayın Cumhurbaşkanımızın ifade etmek istediği husus şu. Burası da devlet yönetimin bir parçasıdır.
“DEVLETTE DEVAMLILIK ESASTIR”
Devlette devamlılık esastır. Ben aldım, yaptım, yapmadım. Metro ihalesini iptal edeyimle bu devlette devamlılık sağlanmaz. Seçimden hemen sonra boy boy arabaları Yenikapı’ya dizeceksiniz. Sonra o arabalardan daha fazlasını başka firmadan temin edeceksiniz. Sonra israfı bitirdik diyeceksiniz.
]]>
CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Menderes’te seçim ofisinin açılışını gerçekleştirdi,, vatandaşlarla buluştu. AKP’li rakibinin seçim afişlerinde partisinin logosunu kullanamadığını belirten Tugay, “Niye kullanmıyorlar? Utanıyorlar. İnsanlarımıza bu yoksulluğu yaşattıkları için utanıyorlar, emeklilerimize bu yokluğu yaşattıkları için, öğrencilerimize okula aç gitme durumunu yaşattıkları için, kadınlarımıza yaptıkları baskılar yüzünden utanıyorlar” dedi.
CHP İzmir Milletvekili Ednan Arslan, Menderes Belediye Başkan Adayı İlkay Çiçek, CHP Menderes İlçe Başkanı Hakan Karakurt, ilçe örgütü ve partililerin eşlik ettiği Cemil Tugay, Menderesliler tarafından coşkuyla karşılandı.
GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Menderes’te düzenledikleri ilk miting olduğunu belirten Tugay, “Nice mitinglerimiz nasip olsun inşallah, çok daha büyük kalabalıklar nasip olsun bizlere” dedi. Kendisine gelincik veren Fatma İçen’i sahneye davet eden Tugay, “Bu gelincikleri kim verdi bana. Sen gel buraya, doya doya sarılamadım sana biraz önce. Annem benim, değerli annem benim” diyerek sarıldı. Yaşlı kadın gördüğü ilgi karşısında gözyaşlarını tutamadı.
“İZMİR’İN KADINLARI GÜÇLÜDÜR”
Eşi Öznur Tugay’ın da kendisine eşlik ettiğini söyleyen Tugay, “Bana diyor ki ‘Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldun senin yanında bir kadın lazım. İzmir’in kadınlarını temsilen benim de orada görünmem lazım’ diyor. İzmir’in kadınları güçlüdür diyor. Her gün gittiğimiz her yerde daha fazla kalabalık daha fazla sevgi daha fazla gülümseyen yüz görüyorum. Ben sizlere kurban olurum. Sizlere elinizdeki o kırmızı beyaz bayrağımıza altı okumuza ve memleketimin güzel insanlarına, hayatım boyunca inandığım güzel insanlara, değerlere, Cumhuriyetimize, kahramanlarımıza ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüze, onun değerlerine kurban olurum. Bana ‘biraz fazla sakinsin’ diyorlar. Ben de diyorum ki bu güzel milletin karşısında önce edepli olmayı bilmek, önce kendini bilmek lazım. Aramızda çocukları görüyorum, bilmiyorum bana mı öyle geliyor, her gittiğim mitingde daha fazla çocuk ve genç görüyorum. Ben her çocuğu gördüğümde onlara sarılmak, sevgi göstermek, alnından, yüzünden, gözünden öpmek istiyorum. Onlara demek istiyorum ki merak etme evlat merak etme, İzmir’de de Türkiye’nin dört bir yanında da biz senin geleceğin için mücadele edeceğiz. Ben gerektiği zaman sesimi yükseltmeyi de bilirim” ifadelerini kullandı.
“3 KURUŞ SADAKA VERİR GİBİ”
Çocukken babası ile gittiği eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in mitinginde yaşadıklarını anlatan Tugay, AKP’li rakibinin seçim afişlerinde parti logosunu kullanmamasını da eleştirerek şöyle konuştu:
“Babam beni Ecevit’in mitingine götürmüştü. Orada demiştim ki Allah’ım bu nasıl bir ortam, nasıl bir sevgi, nasıl bir umut. Bugün bu ülkede biz bir şey yaşıyoruz, biraz önce Ednan vekilim bir şey söyledi, dedi ki ‘aday oluyor adamlar kendi partilerinin rengini kullanmıyorlar afişlerinde, kendi partilerinin sembollerini kullanmıyorlar’. Niye kullanmıyorlar? Utanıyorlar. İnsanlarımıza bu yoksulluğu yaşattıkları için utanıyor, emeklilerimize bu yoklukları yaşattıkları için, öğrencilerimize okula aç gitme durumunu yaşattıkları için, kadınlarımıza yaptıkları baskılar yüzünden utanıyorlar. Bu ülkede yaptıkları adaletsizlikler yüzünden utanıyorlar. Çiftçilerimizin hakkını vermedikleri için utanıyorlar. İnsanların aldıkları maaşlar 3 kuruş market alışverişine, kira ödemeye yetmiyor ondan dolayı utanıyorlar. Engellileri de düşünmüyorlar, bu ülkede dezavantajlı, gariban durumdaki insana sadece 3 kuruş sadaka verir gibi yardımlar yaparak, tam 20 milyon insanı sosyal yardıma muhtaç hale getirdiler. Oysa o insanlara iş vermeliydiniz, doğru düzgün emekli maaşı vermeliydiniz, sosyal güvence sağlamalıydınız. Bugün hastanelerimizde doktor yok artık, doktorlar birer birer gidiyor, ülke dışına kaçıyor. Gençlerimiz üniversitelerden derecelerle mezun oluyor ama burada kalmıyorlar, hepsi yurtdışına gidip orada yaşamaya çalışıyor. Bütün bu utanç tablosunun sorumlusu olarak elbette ki afişlerine o ampulü koyamıyorlar.”
“TOMBALADAN BELEDİYE BAŞKAN VEKİLİ”
Cemil Tugay, Menderes Belediye Başkanı Mustafa Kayalar’ın iftira ile görevden alındığını, suçsuz olduğu mahkeme kararıyla belirlense de görevine iade edilmediğini dile getirerek, “Ben de geldim burada o itiraz eylemine. Başkanımızı, Mustafa başkanı iftiralarla haksız yere görevinden aldılar. Daha sonra suçsuz olduğu mahkeme kararıyla belirlendi. Ne yazık ki görevine iade de edilmedi. Biliyorsunuz Menemen’de de benzer bir şeyi yaptılar ve orada tombaladan bir adamı çıkardılar ve başkan vekili olarak senelerce oturttular. Diyorlar ki ‘siz belediye başkanlarını hükümetten seçin hükümete yakın seçin ondan sonra göreceksiniz nasıl para yağdıracağız, nasıl daha fazla hizmet yapacağız’. İnanmamızı bekliyorlar değil mi? Bakın Menemen’de tombaladan bir belediye başkan vekili çıkardılar mı çıkardılar. Sonra Menemen’in milyonlarca metrekare yerini sattırdılar ve o parayı ona buna dağıtıp çar çur ettiler. Bu mu? Bunun için mi siz kendinizden olana belediye başkanlığı istiyorsunuz? İnsanların bu yalana inanacağına mı inanıyorsunuz” dedi.
“508 NUMARALI OTOBÜS HATTI BURAYA GELECEK”
Yurttaşların isteği üzerine 508 numaralı otobüs hattının yeniden Menderes’te hizmet vereceğini dile getiren Cemil Tugay, şöyle devam etti:
“Halk 508’i geri istiyorsa o 508 en kısa zamanda geri gelecek, aktarmalı gitmeyeceksiniz. Değerli kardeşlerim, sevgili Menderesliler, içimizde sevgi ve saygı varsa, insanlarımızın derdine çare bulmak inanın zor değil. Ben onu derhal ve acilen yapacağım. Burada herkesin ortasında söylüyorum, 508 en kısa zamanda geri gelecek. Menderes, Cumaovası, İzmir’imizin en güzel köşelerinden birisi, bir tarım cenneti biliyorsunuz. Denize kıyılarıyla gerçek bir turizm cenneti. Değeri çok yüksek bir yer. İçinizdeki bu heyecana çok mutlu oluyorum. Lütfen böyle konuşmaya, talepte bulunmaya, istemeye devam edin. Biz de size en iyi şekilde hizmet edelim. Biz sizi dinlemekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz, hiç merak etmeyin. Önümüzdeki günlerde Menderes’te yapılan tarımın desteklenmesi için belediye üzerinden tohum olsun, gübre olsun, mazot olsun, su olsun aklınıza gelebilecek her türlü alanda destek vermek için fırsat arayacağım. Tarımı, ticareti, üretimi, turizmi desteklemek için dolayısıyla şehrimizde iş sahalarının, zenginliğin, üretimin, markalaşmanın artması için çok çalışacağım. İzmir kimseye el açmadan muhtaç olmadan Türkiye’nin tüm diğer şehirlerine fark atacak, bu ülkede başka bir şehrin hakkını yemeden, biliyorsunuz İzmir’in hakkını çok yediler, yemeye devam ediyorlar. Biz başka bir şehrin hakkını yemeden büyüyen gelişen insanlarına refah sağlayan, iş sağlayan bir şehir olacağı. Ben İzmir’in gücüne inanıyorum”
Konuşmanın ardından Tugay, Menderes esnafını ziyaret etti; seçim ofisinin açılışını gerçekleştirdi.
]]>
Bursa Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen programla Gençlik ve Spor Bakan Osman Aşkın Bak, ‘Amatör spor kulüpleri sporcuları, Büyükşehir Belediyespor Kadınlar Hentbol Takımı ve sporcu aileleriyle bir araya geldi.
Bursa’da spor yatırımlarını hizmete alarak vatandaşların hizmetine sunan Büyükşehir Belediyesi, amatör spor kulüpleri sporcularını, Büyükşehir Belediyespor Kadınlar Hentbol Takımını (Poyrazın Kızları) ve sporcu ailelerini Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile buluşturdu. Mudanya Kapalı Spor Salonu’ndaki programa, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın yanı sıra Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Bursa Milletvekili Mustafa Varank, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, Mudanya Kaymakamı Ayhan Terzi, Büyükşehir Belediyespor Kulübü Başkanı ve AK Parti Mudanya Belediye Başkan adayı Gökhan Dinçer, Bursaspor’un efsanesi Sedat Özden, Büyükşehir Belediyespor ve Milli Takım sporcusu Hatice Kübra İlgün ve sporcular katıldı.
“Bizim en önemli görevimiz bağımlılıkla mücadeledir”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, sporculara önem veren Bursa büyükşehir Belediyespor’a, antrenörlere teşekkür ederek başarılarından dolayı Poyrazın Kızlarını tebrik etti. Bursa’da gördüğü tablonun Türk sporunun geleceğinin çok parlak olduğunu gösterdiğini söyleyen Bakan Bak, “Bursa’nın her köşesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin eserlerini görüyoruz. Bize iletilen taleplerle yakından ilgileniyoruz. Spor salonu ve stadyum ihtiyacı dile getirildi. Biz de Mudanya’ya modern bir spor kompleksi yani sporcu merkezi için çalışacağız. Planları alın gelin, yeri bulun. Arkanızdayız. Mudanya’ya yakışır bir eseri ilçeye kazandıracağız. Türkiye’de spor devrimleri devam ediyor. Pek çok dünya şampiyonasını ülkemizde organize ettik. Tüm ailelere teşekkür ediyorum. Burada gördüğümüz manzara bizleri umutlandırıyor. Bizim en önemli görevimiz, bağımlılıkla mücadeledir. Çocuklarımızı tesislerimize spor yapmaya bekliyoruz” diye konuştu.
“Başkan planları al gel beni bul, arkandayız”
Konuşmasında Mudanya’nın spor salonu ve futbol sahası ihtiyacı olduğunu söyleyen AK Parti Mudanya Belediye Başkanı Adayı Gökhan Dinçer’e “31 Mart’tan sonra gelin, emrinizdeyiz” diyen Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Buradaki tablo bize Türk sporunun geleceğinin çok parlak olacağını gösteriyor. Bursa’nın her köşesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı’yla beraber Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin eserlerini görüyoruz. Mudanya Belediye Başkan adayımız Gökhan Dinçer bana ‘Bakanım, spor salonu ve saha lazım’ dedi. Tabi ki size yakışır, biz de Mudanya’ya modern bir spor kompleksi yani alt salonlarıyla beraber modern bir kompleks için Gökhan Dinçer ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ile beraber çalışacağız. Başkan planları al gel beni bul, arkandayız. Burada hentbol sahasıyla, basketbol sahasıyla, voleybol sahasıyla Mudanya’ya spor şehrine yakışır bir eser kazandıracağız. Futbol sahasıyla ilgili de Alinur abine iyi bak güzel tesisler ortaya koydu, müthiş işler yaptı. Onunla beraber gelin 31 Mart’tan sonra gelin, emrinizdeyiz, ne gerekiyorsa yapacağız” şeklinde konuştu.
Şampiyon sporcular
Buluşmada konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ı Bursa’da ve sporu çok seven Mudanya’da ağırlamaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Bursa’nın sanayi, turizm, tarım şehri olmasının yanında bir spor şehri olduğunu belirten Başkan Aktaş, “Poyrazın Kızları başta olmak üzere tüm sporcularımız bizim gururumuz. Onlara emek veren anne ve babalara, antrenörlere ve yöneticilere teşekkür ediyorum. Bu hikaye 3 sene önce başladı. Büyükşehir Belediyespor bünyesinde 25’inci branşımız hentbol oldu. Belediyespor Başkanı Gökhan Dinçer, ‘sporculara sahip çıkalım, gerisi onlarda’ dedi. Bizim yüzümüzü kara çıkarmadılar. Daha ilk yıllarında şampiyon oldular. Kızlarımıza ve hocalarına teşekkür ediyorum. Mudanya’da bir aile destek merkezi açtık. İçerisinde fitness salonu olan, diyetisyeni ve psikoloğu olan, BUSMEK kurslarının verildiği, ana kucağı da olan, satış reyonları olan, gençlik merkezi de yaptık. Çok daha fazlasını da yapacağız. Bize gururu yaşatan sporcularımıza teşekkür ediyorum” dedi.
“Sporcu merkezi için çalışacağız”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, sporculara önem veren Bursa büyükşehir Belediyespor’a, antrenörlere teşekkür ederek başarılarından dolayı Poyrazın Kızlarını tebrik etti. Bursa’da gördüğü tablonun Türk sporunun geleceğinin çok parlak olduğunu gösterdiğini söyleyen Bakan Bak, “Bursa’nın her köşesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin eserlerini görüyoruz. Bize iletilen taleplerle yakından ilgileniyoruz. Spor salonu ve stadyum ihtiyacı dile getirildi. Biz de Mudanya’ya modern bir spor kompleksi yani sporcu merkezi için çalışacağız. Planları alın gelin, yeri bulun. Arkanızdayız. Mudanya’ya yakışır bir eseri ilçeye kazandıracağız. Türkiye’de spor devrimleri devam ediyor. Pek çok dünya şampiyonasını ülkemizde organize ettik. Tüm ailelere teşekkür ediyorum. Burada gördüğümüz manzara bizleri umutlandırıyor. Bizim en önemli görevimiz, bağımlılıkla mücadeledir. Çocuklarımızı tesislerimize spor yapmaya bekliyoruz” diye konuştu.
Bursa Milletvekili Mustafa Varank, spora gönül vermiş gençlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Mudanya’nın farklı branşlarda yetiştirdiği sporcularla ön plana çıkar bir ilçe olduğunu ifade eden Varank, “Mudanya’nın poyrazı sert eser. Ama bu sert poyrazla öyle bir başarı hikayesi yazıldı ki Poyraz’ın Kızları ile Türkiye’yi salladık. Bana göre Mudanya sporla bir bütün. Bu ilçe spor, yatırımlar ve hizmetler anlamında en güzeli hak ediyor. Bizim Mudanya’da acilen spor salonuna, stadyuma ihtiyacımız var.
Mudanya Kaymakamı Ayhan Terzi, Mudanya’da sporun çok sevildiğini ve gençlerin büyük başarıla elde ettiğini söyleyerek, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle başarıların artarak devam edeceğini ifade etti.
Büyükşehir Belediyespor Kulübü Başkanı Gökhan Dinçer, Mudanya’nın spor anlamında önemli bir ilçe olduğunu belirtti. Büyükşehir Belediyespor Kadınlar Hentbol Takımı’nın 10 senede 5 kere Türkiye şampiyonu olduğunu hatırlatan Dinçer, 3 sene öncede mevcut belediyenin desteğini çekerek kapatma kararı aldığını, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin devreye girmesiyle takıma sahip çıkıldığını söyledi. İlk senelerinde birinci ligden süper lige namağlup olarak çıktıklarını dile getiren Dinçer, altyapıda her yaş grubunda kız çocuklarını desteklediklerini belirtti. Mudanyaspor’a stadyum kazandırmak istediklerini söyleyen Dinçer, Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan da destek beklediklerini belirtti.
Konuşmaların ardından Bursaspor’un efsanesi Sedat Özden tarafından Mustafa Varank’a ve Bakan Osman Aşkın Bak’a günün anısına forma hediye edildi. Tirilyespor, Mudanyaspor ve Burgazspor taraftarları da günün anısına Bakan Bak’a atkı hediye etti. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Büyükşehir Belediyespor Başkan Gökhan Dinçer ve Poyrazın Kızları tarafından Bakan Bak’a günün anısına 53 numaralı Büyükşehir Belediyespor forması takdim edildi. – BURSA
]]>
Haber: ÇAĞATAN AKYOL – Kamera: SADIK KARAKULOĞLU
Sultangazi’deki Halk Buluşması’nda konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İliç’teki maden felaketini hatırlatarak, “Murat Kurum diyor ki, ‘ÇED raporuyla bunun bir ilgisi var mı?’ Olmaz olur mu? Sen o dağın yapılmasına imzayı attın, felaketten sorumlusun. İliç’teki felaketten sorumlu olan Murat Kurum’un İstanbul’un felaketi olmasına izin vermeyeceğiz.” dedi.
CHP lideri Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, seçim çalışmaları kapsamında Sultangazi’de düzenlediği Halk Buluşması’nda konuştu.
“5 YIL ÖNCEKİ SULTANGAZİ İLE BUGÜN ARASINDA DAĞLAR KADAR FARK VAR”
5 yıl önce Sultangazi’de çok çalıştıklarını kaydeden Özel, “Özellikle o Türkiye demokrasisinin en büyük hazımsızlığından sonra, Ekrem başkanın kazandığı seçimi hile ile iptal ettirip bir daha seçim dediklerinde tüm İstanbul’da çalışırken ben Sultangazi’ye çok geldim. Bugün Ekrem başkanımızla birlikte, Ferhat başkanımızla birlikte otobüsün ön camında şöyle bir Sultangazi turu yaptık. Başkanlarıma söylediğim şudur; ben 5 yıl önce Sultangazi’de idim. O gün gördüğüm Sultangazi ile bugün arasında dağlar kadar fark var. Elinize, emeğinize sağlık.” dedi.
“650 BİN ANNENİN ÇANTASINDA, MANTOSUNUN CEBİNDE ARTIK ANNE KART VAR”
Mitinge gelirken, yolda karşılaştığı bir durumu anlatan Özel, “Yolda gidiyoruz. Bir ablamız, otobüsün önüne atlıyor, durduruyor. Cebinden, çantasından, mantosunun cebinden bir anne kart çıkartıyor. Ekrem başkana gösteriyor ve ‘teşekkür ederim’ diyor. Bundan büyük mutluluk var mı? 650 bin annenin çantasında, mantosunun cebinde artık anne kart var. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu şu demek; evet Sultangazi Cumhuriyet Halk Partisi’nin 5 yıl boyunca çok yol aldığı bir ilçe ama en önemli mesafe annelerin gönlünde alınmış. Ekrem başkanın İstanbul’daki varlığı, İstanbul’a huzur, mutluluk, güven, sevgi, İstanbul sokaklarına adalet getirdi ve İstanbul Ekrem başkanı çok sevdi, Ekrem başkana desteğini arttırarak sürdürüyor ” diye konuştu.
“İSTANBUL VE KENTE HİZMET İÇİN SABIRSIZLANAN MUHTEŞEM BİR TAKIMIMIZ VAR”
Özel, “Sultangazi’de ne gördün? Sultangazi 5 yıl önce İstanbul’un verdiği karardan çok memnun. 5 yıl önce İstanbul’un verdiği kararı bu sefer 31 Mart’ta hem İstanbul için hem de Sultangazi için verecek. Ferhat Başkanımı Sultangazi’ye hizmetle görevlendirecek. İstanbul’un çok güçlü bir takımı var. Takımın kaptanı bütün Türkiye’nin sevgilisi ancak öyle bir takım var ki takımda gençler var, kadınlar var, dinamizm var, inanç var, yarınlara güven var. Size layık bir kadro var bu takımda. Ferhat Başkan, arkanda bu gençler varsa sırtın yere gelmez. Ferhat Başkan ile bizim bir ortak özelliğimiz var, ikimiz de aynı sene aynı ayda doğmuşuz. Tam ikimiz aynı yaştayız, yaşıtız, akranız. İkimiz de 49 yaşındayız, bizim İstanbul’da 39 adayımız var, onların da yaş ortalaması aynı bizim gibi 49. Ama 31 yaşındaki Eren Ali Bingöl’den tutun Tuzla’daki bütün İstanbul’da hem genç, hem dinamik, hem tecrübeli, yaptığı işi bilen, İstanbul ve kente hizmet için sabırsızlanan muhteşem bir takımımız var. Bu takıma sahip çıkalım hep beraber” dedi.
“EKREM BAŞKANIN 5 YILDIR YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEDİĞİ KİMSE KALMADI”
Miting alanının üzerinde uçan helikopteri gösteren Özel, “31 Mart’ta ne olabilir biliyor musunuz? Allah muhafaza bu helikopterler gelebilir. Bu helikopterde 5 yıl öncesine kadar ne vardı? Tayyip Erdoğan oturuyordu, yanında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı. Pata pata pata geziyorlar. ‘Bu arsa nerenin?’ ‘Efendim bizim.’ Dönüyordu bu tarafa, özel kalem müdürü Hasan Beye. ‘Hasan, bunu Katarlılara verelim. Bu arsa kimin?’ ‘Efendim bu da İBB’nin.’ ‘Tamam bunu da ben geçenlerde Birleşik Arap Emirliklerine söz verdim, yaz oraya verelim.’ İstanbul’daki kupon arsaları İstanbul’un üstünde uçup teker teker Araplara, Katarlılara, şeyhlere, emirlere yazıyordu. 5 senedir helikopter yok. 5 senedir İstanbul’un üzerinde kabus helikopterleri uçmuyor. O arsaları ne yapıyor Ekrem Başkan? Katarlılara değil İstanbullulara veriyor. Park yapıyor, hizmet yapıyor. Ekrem Başkanın 5 yıldır yüzünü güldürmediği kimse kalmadı. Küçük çocuğu olan anneleri güldürdü, yaşlıları güldürdü, emeklileri güldürdü, emekçileri güldürdü, gençleri güldürdü. Bak teyzem diyor, ‘Beni güldürdü.’ Ekrem Başkanın yüzünü güldürmediği birileri var, o da çıkar ve rant çevreleri. Onların değil halkın başkanlığını yapıyor Ekrem Başkan. Şimdi, istiyorlar ki helikoptere binsinler, yanına Murat Kurum’u alsın, İstanbul’un tepesinde yine dolaşsın. Öyle yağma yok. Ekrem Başkan’dan memnun muyuz? Ona bu sefer, ona geçen sefer ikinci seçimde verdiğimizden daha büyük bir desteğe hazır mıyız? Emin olun 31 Mart’ta Ekrem Başkan kazanacak, İstanbul kazanacak. 31 Mart’ta Ferhat Başkan kazanacak, Sultangazi kazanacak.” şeklinde konuştu.
“BİR TANE TRABZONLU İSTANBUL’DA 10 TANE METRO YAPTI”
Özgür Özel, Trabzonlu bir vatandaşla yaşadığı diyalogu hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
“Ekrem Başkanın İstanbul’a yaptıklarını bir Trabzonlu hemşerisi ile konuşuyoruz. Allah için dedi, Ekrem Başkan İstanbul’da çalıştı. Hemşerisi birazcık gönlü öbür tarafta, inkar da edemiyor Ekrem Başkanın yaptıklarını. Dedim ki yahu Allah aşkına, gel bir hesap yapalım seninle. İstanbul’da Ekrem Başkan görevdeyken, Trabzon’da kaç milletvekili var AK Parti’nin? Dedi, 4. Kaç tane bakanı vardı? Dedi o da 4. Etti, 8. Ortahisar, yani Trabzon Belediyesi kimde? Dedi AK Parti’de, 9. Büyükşehir kimde? Dedi AK Parti’de 10. Dedim ki 10 tane Trabzonlu Trabzon’a bir tane metro yapamadı, bir tane Trabzonlu İstanbul’a 10 tane metro yaptı yahu. Daha ne yapsın. Ekrem Başkan geldiğinde o 10 metronun 10’u da durmuştu. Geçtiğimiz yıl görevi bırakana kadar Ulaştırma Bakanlığı yapan genel sekreter yardımcısı ‘Para yok’ deyip metroları durdurmuştu. Ekrem Başkan Japonya’dan işin ehlini, çok başarılı bir Türk kadınını getirdi, işin başına koydu, ulaşımdan sorumlu genel sekreter yardımcısı yaptı, bütün dünyadan İstanbul’a metro için yatırım aktı, para aktı. Helal olsun onlara. Sonra ne diyor, efendim diyor. Hatay’da utanmadan, sıkılmadan diyor ki ‘Eğer iktidardan olmazsa Hatay Beleyesi, hizmet gelmez, geldi mi, Hatay mahzun kaldı.” Yani Hataylıların geçen seçimde verdikleri oy ile depremzedeleri cezalandırdığını söylüyor, gelecek seçimde vereceği oy için de şimdiden tehdit ediyor. Vallahi İstanbul gibi dünyanın en büyük metropollerinden birinde sen yoktun, Ekrem Başkan vardı ama senin yaptıklarının çok üstünde, 4-5 katı hizmet yapıldı. Gölge etme, başka bir şey istemiyoruz.”
“MURAT KURUM’UN İSTANBUL’UN FELAKETİ OLMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”
Özel, konuşmasında İliç’teki maden felaketine de değinerek AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’u sert sözlerle eleştirdi.
Özel şöyle konuştu: “Şimdi beyefendi Murat Kurum’u getirmiş, Murat Kurum İstanbul’da bir göreve talipmiş. Murat Kurum’un önceki görevinde attığı imza ortada, biz ‘aman ha! İliç’te siyanür var, çevre katliamı var. İnsanlığın sağlığına, bebeklerin sağlığına büyük zarar verir, annelerin düşük yapmasına ya da engelli çocuk doğurmasına sebebiyet verir’ dedik. Dinlemediler. ‘Atma’ dedik, attı imzayı. Daha sonra 4-5 katına çıktı orası. Bir yandan şirket paraları istiflerken, bir yandan çıkan toprak bir yere istiflendi, işçiler dedi ki, ‘bu dağ bir gün hepimizi götürecek’ o dağ geldi, 9 canımızı götürdü. Şimdi Murat Kurum diyor ki, ‘ÇED raporuyla bunun bir ilgisi var mı?’ Olmaz olur mu? Sen o dağın yapılmasına imzayı attın, felaketten sorumlusun. İliç’teki felaketten sorumlu olan Murat Kurum’un İstanbul’un felaketi olmasına izin vermeyeceğiz.
“MURAT KURUM, İMAMOĞLU’NA 100 ÜZERİNDEN 87 NOT VERMİŞ TEBRİK EDİYORUZ MURAT BEYİ”
Ben bir konuda hakkını teslim edeyim. Murat Bey çok zor bir işi başardı. İstanbul gibi bir belediyenin böyle bir metropolün, büyükşehir belediyesinin performansını belirlemek kolay iş değil. Biz araştırmaları, çalışmaları yaptırdık, bütçe tasarruflu kullanıldı, iki kat iş yapıldı falan, uzun uzun sayfalarca rapor var. Ama Murat Bey muhteşem bir tespit yapmış. Demiş ki, ‘5 yıllık Ekrem İmamoğlu’na karne vermiş, 100 üzerinden 87 not vermiş. Tebrik ediyoruz Murat Beyi. Ben Ekrem başkana 100 üzerinden 90 mı 95 mi vereyim diyordum ama rakibi 87 verdiyse bu en değerlisi. Tebrik ediyoruz başkanı.”
“MAĞDURUN HAKKINI SAVUNAN BİR SİYASETÇİ”
Özel, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Sultangazi’nin güzel insanları, Ferhat Bey benim takip ettiğim çok aktif bir siyasetçi, insan hakları meselesinde duyarlı, hak yemeyen, mağdurun hakkını savunan, son derece etkili bir siyasetçi. TEMA Vakfında uzun yıllar çalışmış, çevreci, yeşili seven ve koruyan. Kent suçlarına karşı mücadele eden, Sultangazi ve insanları seven bir siyasetçi. Eğer ona görevi ve yetkiyi verirseniz, Ekrem Başkan ile kol kola, Sultangazi’nin çehresini değiştirecek. Biz Ferhat Başkana kefiliz, Sultangazi’den Ferhat Başkana destek bekliyoruz. Onu seviyor, güveniyoruz. Bu kente emeği olan bu çalışkan, dürüst, namuslu, erdemli insana verin Sultangazi’nin anahtarını, Sultangazi’yi 5 yılda bambaşka bir noktaya getirelim. Oy kullanmaya gidin, sandığa gitmeyecek birinden haberdar olursanız, onu mutlaka ikna edin. Mutlaka hastayı, engelliyi, yaşlıyı koluna girin sandığa götürün. Ekrem Başkana sahip çıkın, Ferhat Başkana sahip çıkın. Sultangazi’ye, İstanbul’a sahip çıkın. Ben Ferhat Başkanımı, Ferhat Epözdemir’i ve Ekrem Başkanımı sizlere emanet ediyorum. Sizi de Allah’a emanet ediyorum.”
]]>
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’in Kınık’taki halk buluşmasında, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yanıt vererek, “Erdoğan, Hatay’da bir hadsizliğe kalkıştın, depremzedelerin gözünün içine baka baka büyükşehir bizde olmadığı için hizmet gelmedi, mahzun kaldınız değil mi dedin, bir de utanmadan kendini alkışlattın. Zonguldak’ta tekrar ettin, şimdi utanmadan, sıkılmadan eğer belediye AK Partili değilse doğal gaz vermeyeceğini söylüyor. Oysa CHP’li birçok belediye gaz firması ile anlaşmasını yapıyor, tıkır tıkır gazını getiriyor” diye konuştu.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’in Kınık ilçesinde halk buluşmasında konuştu. Özel, konuşmada şunları kaydetti:
“Elmadereliler var burada, madenciler. Merhaba. ‘Özgür Özel nereli’ diye soruyorlar, Türkiye’de herkes Özgür Özel, Somalı diyor. Soma’dan dolayı beni tanıyorlar. Ama ben de hep şunu söylüyorum. Ben Manisa merkezdeyim ama 2014 yılından beri benim yüreğim, yüreğimin bir parçası Soma’da, Soma’daki madende kaldı ama benim memleketim hem Soma, hem Kınık, hem Bergama, hem Savaştepe. Kınıklıyım ben, Kınıklı. 31 Mart günü şu iki dönemdir AK Parti’de olan belediyeyi alın ben tezahürat edeceğim. ‘Özgür Özel, Kınık ile gurur duyuyor.’ Alacak mısınız, söz mü? Peki bu belediyeyi alınca öyle önemli bir iş yapacaksınız ki birincisi Kınık’ın Cumhuriyet tarihindeki ilk kadın belediye başkanını seçmeye hazır mısınız? Sema Başkan nasıl? Nasıl Sema Başkan? Araba yanaşırken ben arkada oturuyorum, camdan siz görünüyorsunuz, içerisi görünmüyor. Sema Başkan yukarı çıktı, anons edildiğinde sizin yüzlerinize baktım. Gözünüzdeki ışıltıdan, sevincinizden, çığlığınızdan anladım ki bu iş bitmiş. Sema Başkan geliyor inşallah. Sema Başkanın, giderken bu tarlalarda 6 yaşından beri çalışıyorum başkanım dedi bana. 12, 13 yaşındaydım, ticareti öğrendim dedi. Babasının yağhanesinde Sema Başkanın, babasının yağhanesinde çalıştığı, kırtasiyesinde çalıştığı, ticaret yaptığı, Bodurları, Sema Başkanın ailesini Kınık biliyor, ona güveniyor. O kimseyi üzmedi. Kalbindeki Kınık sevgisi de hiçbir zaman bitmedi. Şimdi borcunu ödemeye geldi. Yıllarca kamu görevinde çalışmış iyi bir yönetici. Ayrıca Aliağa spor’un basket takımını kurdum dedi, ben sandım kadın basket takımı, erkek basket takımını kurmuş. Basket takımını kendi cebinden koyduğu 5 lira ile kurmuş, çalıştırmış, birinci lige çıkacak duruma gelene kadar, erkek basketbol takımının da antrenörlüğünü yapmış birisi. Yani iyi bir yönetici ve iyi bir belediye başkan adayı.
“KENDİSİ DE SPORCU OLDUĞU İÇİN ÖNEMLİ SPOR YATIRIMLARI YAPACAĞIZ”
Buraya kendisi de sporcu olduğu için önemli spor yatırımları yapacağız. Birazdan sözünü alacağız, büyükşehrin imkanları ile gençler için halı sahalar, basket sahaları, gençlerin istediği her türlü aktivite için tesisleri Kınık’a çok hızlı olarak sunacağız. Bundan sonraki süreçte Sema Başkan nereyi isterse, ben partinin genel başkanı olarak Türkiye’nin en güçlü belediyeleri hangisini seçerse Kınık Belediyesi ile kardeş belediye yapacağım, yapılmamış hizmetleri yapacak. Öncelik kadınlarda ve öncelik AK Parti’den aldığımız belediyelerde, MHP’den aldığımız belediyelerde. Burayı bir kadın başkan alıyorsa önüne Türkiye haritası, istediği belediyeyi seçecek kardeş belediyecilikle Kınık’ın yüzü gülecek. Söz veriyoruz. Şimdi Elmadereli kardeşlerim var burada. Her birisini çok seviyorum.”
“ARTIK MADENCİLERİN GENEL BAŞKANI VAR”
Özel, konuşmasına şöyle devam etti:
“Biz hep kötü günlerde geldik ve gittik Kınık’a. 301 arkadaşımızı kaybettik, Elmadere’de çok sayıda madencimiz önce göçük altındaydı, hep beraber 4 gün bekledik, sonra Elmadere’ye onları defnettik. Yas evlerinde oturduk. O gün bugündür de gider geliriz. Tabii Elmadere’nin Tahir Çetin diye bir kahraman evladı vardı. O madencilerin haklarını almak için 8 sene mücadele etti. Ankara’ya gitti, geldi. Tahir’in annesi misin? Ellerinden öpüyorum anneciğim senin. Ellerinden öpüyorum. Gitti, geldi. Belki 100 kere gitti, geldi. Buradaki sarı sendika parmağını oynatmazken Bağımsız Maden İş’i kurdu, büyük bir mücadelenin sonunda en son yürüyüşü başlattı. Durdurdular, durmadı. Kırkağaç’ta 15 gün yattı. Salihli’de durdurdular, durmadı. Ankara’ya kadar yürüdüler, Süleyman Soylu Ankara’ya sokmadı. Arife günüydü, bayram geliyordu. Arabaya bindi, 36 saat uyumamış, Kırkağaç’ta, kavşakta, kazada kaybettik. Yanında Ali Faik İnter kardeşimizle. Buradan bir kez daha Elmalı’nın, Kınık’ın bu büyük kaybına Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Size söz veriyoruz, başkan seçildiğinde Kınık’ta çok güzel bir yere madencileri de hatırlayan, Tahir Çetin’in de hatırlayan bir anıt yapacağız. Söz veriyorum. Madenciler beni bilir. 2014 yılının yazında onlarla büyük bir mücadele verdik ve kanunu değiştirdik. Bastıra bastıra, söke söke aldık. Şimdi, madencilerden birinin servisine binince 40 kişi oturuyor. Soruyorum, 2 maaş, 2 asgari maaşı kim aldı? Sen aldın Özgür Başkan diyorlar. Kim aldı arkadaşlar? Birlikte aldık. 2 gün hafta tatilini söke söke kim aldı arkadaşlar? Birlikte aldık. Bundan sonra da madenciler, artık madencilerin bir genel başkanı var. Önce Ecevit vardı, madencilerin yüzünü güldüren. Gün gelecek bu kardeşiniz bütün bu madencilere tekrar sahip çıkacak, yüzlerini güldürecek.
“KARINCANIN KARDEŞİ VAR, O DA ÖZGÜR ÖZEL’DİR”
Bizim 2 gün hafta tatili, 2 asgari ücret ve diğer kazanımlardan madenciler eğer bana şu kadar minnet duyuyorlarsa bu benim için en büyük ödül. Ama sizden şunu istiyorum. Siz Özgür Özel’i seviyor musunuz? Madenciler seviyor mu? O zaman, benim hatırım için Sema Başkanı, Kınık Belediye Başkanı yapın. Söz mü? Tabii sadece madenciler yok. Burası çileli çiftçilerin de memleketi. Kaç para oldu mazot? 45 lira. Manisa’nın plakası kadar oldu, 45 oldu, 50 liraya doğru gidiyor. Hani eskiden zam gelince, olsun ben 50 liralık mazot alıyorum, yetiyor diyorlardı ya. Şimdi o 50 liraya 1 litre mazot alınabilir hale geldi. Hayat ateş pahası. Emekliler 10 bin lira ile geçinmeye zorlanıyorlar, asgari ücret sefalet ücreti olmuş durumda. Mutfakta yangın var, cüzdanda, pazarda yangın var. Bu durumda bir de üstüne üstelik çiftçinin malı para etmiyor, ürününü doğru fiyattan satamıyor, bütün çiftçiler geçmişte olduğu gibi sadece madenlere girmeye, ekmeğini yerin 7 kat dibinde aramaya zorlanıyor. Ama orada da iş sorunu, istihdam sorunu var. Bir de duyuyorum ki, hem sarı sendika hem de maden şirketlerindeki bazıları madenci kardeşlerime baskı yapıp, AK Parti’ye oy atmak için onları zorlamaya kalkıyorlar. Bakın, buradan söylüyorum. Kimse bunlardan korkmasın, oylarınızı korkmadan, güvenle kullanın. Kimsenin kılına zarar getiremezler, buradan o maden şirketlerinin çok bilmiş patronlarına söylüyorum. Kimseyi ezdirmem, karıncanın kardeşi var, o da Özgür Özel’dir. Söz veriyorum.”
“CHP, EMEĞİN VE EMEKÇİLERİN PARTİSİDİR”
Agrobay işçilerinin yaşadığı sorunlara da değininen Özel, “Agrobay işçileri burada mı? Ben göreceğim onları. Agrobay işçilerinin de hakkını yediler, mağdur ettiler. Onların da dertlerini hep dile getirdik, bir kez daha dile getiriyoruz. Şirketten haksız yere, sendikalı oldukları için işten çıkarılan Agrobay işçilerinin arkasındayız. Her zaman söylediğimiz gibi, CHP emeğin ve emekçinin partisidir. Agrobay işçileri yalnız değildir. Arkalarındayız. Değerli Kınıklılar, burası çok güzel bir memleket ama kan kaybediyor. Öyle istatistikler var ki. 1990’dan bugüne Kınık’taki her 5 kişiden bir tanesi Kınık’tan göç etmiş. Türkiye büyüyor, şehirler büyüyor ancak Kınık küçülüyor. Kınık’ı yönetenler Kınık’ı bir cazibe merkezi haline getirmeyi başaramadılar, Kınık insanların geldiği değil kaçtığı yere dönüştü. CHP belediyeleri Türkiye’nin en çok göç alan belediyeleri. AK Parti belediyeleri ise göç veren belediyeler. O yüzden bir herkesi birden Karşıyaka, Dikili, Alsancak, Konak’a götüremeyiz ama Kınık isterse çağdaş belediyeciliği, modern bir kenti, dayanışma belediyeciliğini, yüksek sosyal yardımlar yapan belediyeyi, halkın belediyesini Kınık’a getirebilir. Onun da adı Sema Bodur” diye konuştu.
“ERDOĞAN YALAN SÖYLEMEYE DEVAM EDİYOR”
Kınık’ta talanı durdurmak ve ilçeye hizmet getirmek için Kınık Belediye Başkan Adayı Sema Bodur’a destek beklediklerini belirten Özel, şu ifadeleri kullandı:
“Bir belediye başkanı CHP’li ise 2014 seçimleri ile birlikte köylerin ilçe belediyelerine geçen arsalarına ve meralarına dokunmaz. Ancak en çoğu Bergama’da olmak üzere, Kınık’ta da belediye köylerin arsalarını ve meralarını sattı, doğru mu? Onların sizin köyünüzün malıydı, kimi yerde zeytinlik geçti. Aralarında alın terini birleştirip almışlar, kimi yerde makine ve ekipman, kimi yerde koca mera, hepsini çatır çatır sattılar. Kınık’taki talanı durdurmak, Kınık’a hizmet getirmek ve bir daha sizin malınıza el uzatmamak, malınıza uzanan elleri kırmak için Sema Başkana destek bekliyorum. Değerli arkadaşlar, bir de buradan Recep Tayyip Erdoğan’a bir şey söylemem gerekiyor. Esasen o bizimle kavga etmek istiyor, hakaret ediyor, iftira atıyor. Onunla hiç ilgilenmiyoruz. Benim derdim Kınık’taki işsizlik. Benim derdim Kınık’taki yoksulluk. Benim derdim geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı. Ama bugün bu konuları ilgilendiren bir şey söylemiş. Çıkmış diyor ki ‘Yahu şu anda Cumhurbaşkanı AK Partili, hükümet onda, yerel yönetim de onda. AK Partili belediyeler olduğu zaman Ordu’nun kılına zarar gelmez.’ Yani Ordu’da konuşurken demiş ki, eğer AK Parti belediyesi bizdeyse, büyükşehir bizdeyse kılınıza zarar gelmez. Yoksa kılınıza zarar gelir diyor. Ben Ordu’ya hizmet etmem diyor, lafın devamını şöyle bağlamış. ‘Bizim olmadığımız bir büyükşehir belediyesi doğal gazı nasıl getirecek, biz varsak doğal gaz var. Biz yoksak doğalgaz yok’ demiş. Erdoğan, Hatay’da bir hadsizliğe kalkıştın, depremzedelerin gözünün içine baka baka ‘Büyükşehir bizde olmadığı için hizmet gelmedi, mahzun kaldınız değil mi?’ dedin, bir de utanmadan kendini alkışlattın. Zonguldak’ta tekrar ettin, şimdi utanmadan, sıkılmadan eğer belediye AK Partili değilse doğal gaz vermeyeceğini söylüyor. Oysa CHP’li birçok belediye gaz firması ile anlaşmasını yapıyor, tıkır tıkır gazını getiriyor. Bugün sabah Dikili’deydik, Dikili Belediye Başkanımız gaz şirketi ile anlaşmış, merkezde 5 bin aboneye bağlatmış, devam ediyor. Ama Erdoğan oy için şantaj yapmaya, tehditte bulunmaya, oy için vatandaşın gözüne baka baka yalan söylemeye devam ediyor. Siz Kınıklılar dürüst, çalışkan, namuslu insanlarsınız. 31 Mart’ta bu hadsizlere haddini bildirmeye, onları sandığa gömmeye var mısınız?
“AK PARTİLİ KARDEŞİME LAF ETMEM”
Ben Tayyip Erdoğan’a laf ederim ama AK Partili kardeşlerime laf etmem. Ben gerektiğinde Devlet Bahçeli’ye cevap veririm ama MHP’li kardeşlerime laf etmem. Neden? Çünkü ben CHP’nin Genel Başkanıyım. CHP ne demek, CHP baba evi demek. Herkes baba evine doğar, baba evinde büyür. Sonra kimi yakında oturur, kimi ırakta oturur. Kimi büyüğüne gitmek ister, kimi küçüğü ile yetinir. Ama huzuru kaçan, başı sıkışan, dara düşen bilir ki baba evinin çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Bugün geçmişte iyi olsun diye AK Parti’ye oy vermiş ama babasının, dedesinin partisi, bugün onun için bir umut olan insanlarımız var. Artık darlanıp, kandırılıp, yoksulluktan, işsizlikten sıkılıp gelip de baba evine gelmek isteyenler için baba evinin kapısı ardına kadar açıktır. Herkesin yeri baba evinde başköşededir. Tut ki baba evinin kapısına dineldin, geliyor birisi, sokmayacaksın onu. Der ki, kardeşim niye sokmuyorsun? Tapusu sende mi? Vallahi Kınıklılar baba evinin tapusu bende değil, Kemal Beyde de yoktu. Ne Bülent Ecevit’te vardı, ne rahmetli İsmet Paşa’da. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk. O yüzden, Tayyip Erdoğan’a kızın ama AK Partililere kızmayın. Onları baba evine davet edin. Devlet Bahçeli’ye kızabilirsiniz ama MHP’ye oy veren komşunuzu ziyaret edin, anlatın deyin ki ‘Bugüne kadar gelmeyen hizmeti getirmeleri için, gülmeyen yüzleri güldürmeleri için, doymayan çocuğu doyurmaları için, yoksulumuza, işsizimize, hastamıza, yaşlımıza sahip çıkmaları için biz de Kınık’ta artık CHP’li belediyeleri tercih edelim.’ Bakın İstanbul’u kazandık, diyorlardı ki ‘Sosyal yardımları kesecekler.’ Ekrem Başkan tam 4 katını yapmış. Ankara’yı kazandık, sosyal yardımları kesecekler, Mansur Başkan 5 katını yapmış. Hiçbir CHP’li belediyede ne maaşı kesilen var, ne yardımı kesilen var? Engelli yardımı alan bil ki 2-3 katını alırsın. Sosyal yardım alan, bil ki 2-3-4-5 katını alırsın. CHP gelirse, yüzün güler, CHP gelirse karnın doyar, başın sıkıştığında, zora düştüğünde, dara düştüğünde gel baba evine CHP ile birlikte şehrini de büyüt, kendini de rahat ettir. CHP’ye, Sema Başkana oy istiyorum. Destek istiyorum. Kocaman bir alkış istiyorum.
“14 MAYIS’TA OY ATANLAR ATSA KINIK’I KAZANIYORUZ”
Onun yapamayacağı bazı işler olacak. Büyük işler, onu büyükşehir belediyesi yapacak. Büyükşehirde de bir adayımız var. Tanıdığınız, bildiğiniz ama tanımayanlar tanıdıkça şunu görecekler. Hani son derece kararlı, güler yüzlü, vefalı, hızlı karar veren ve çok iyi ekip kuran ve koordine eden bir yapısı var. Daha önce yaptığı bütün işlerde mesleğinde çok başarılı bir cerrah, cerrah titizliği ile çalışıyor, başarılı bir yönetici ve çok başarılı bir belediye başkanıydı. Şimdi, İzmir Büyükşehir ona o da Kınık’a emanet. Ben Kınıklı bir kardeşiniz olarak belediye başkanlığı seçimlerinin önemi şu, liderler kendi memleketlerinde başarılı olmak ister. Seçim akşamı bir gözüm, bir kulağım Manisa’da olacak, bir gözüm ve bir kulağım da Kınık’ta olsun mu? Söz mü? Bakın ne güzel şeyler olacak. Bir daha geldiğimde size diyeceğim ki, iyi ki bana söz verdiniz, sözünüzü tuttunuz, iyi ki Kınık Kınık’a yakışır şekilde seçimi kazandı. 14 Mayıs günü CHP’ye oy atanlar, sadece onlar atsa zaten biz Kınık’ı kazanıyoruz. Bölünmeme, parçalanmama, küsmeme ve sandığa koşa koşa gitme zamanı. Bu seçimi elbette Sema Başkan alır. Elbette sevgili İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Cemil Tugay alır ama siz istemezseniz kimse alamaz. Siz kırgın, küskün varsa onu bulmaya, yılgın varsa onu oy vermeye koşturmaya, ikna edemiyorsan edecek birilerine söylemeye, bu seçimi almak için var gücünüzle çalışmanıza ihtiyacımız var. Bu seçimi 31 Mart’ta alacak mısınız? Ben kimseye değil elbette adaylarıma ama en çok da size güveniyorum. Kınık kalk ayağa bu seçimi al, kal ayağa artık Kınık’ın makus talihi ortadan kalksın. Ben sizinle birlikte o bugün ilk kez çaldığımız, sizin de çok sevdiğimiz seçim şarkısını, bir kez de Kınık’ta hep beraber söyleyeceğiz. Ama önce Kınık seçimleri kazanacak, Kınık ittifakını; İzmir seçimlerini kazanacak, İzmir ittifakını; Türkiye seçimlerini kazanacak, Türkiye ittifakını. Yani bütün sosyal demokratları, bütün muhafazakar demokratları, bütün milliyetçi demokratları hep birlikte yürekten alkışlayalım, onları güçlü alkışlarımızla motive edelim. Biz biriz, beraberiz, biz başaracağız.”
]]>
Şişli’de taksiye binerek Sultanbeyli’ye giden ve yaklaşık bin lira taksi ücretini ödemek istemeyen kadın yolcu ile arasında “taciz” tartışması çıkan şoför Serhat Dizgin o anları anlattı. Kadının alkollü olabileceğini söyleyen Dizgin, “780 civarında ücreti vardı. O kadar yol gittim, emek verdim. Karşılığı iftira olarak geldi” dedi.
İddiaya göre, geçtiğimiz Salı günü gece saatlerinde Şişli’den taksiye binen kadın müşteri Sultanbeyli’ye gitmek istemişti. Sultanbeyli’ye gelen kadın, yaklaşık bin lira tutan taksi ücretini ödememişti. Taksici Serhat Dizgin, kadından taksi ücretini istemişti. Taraflar arasında tartışma çıkmıştı.
Kadın “beni elledin” diyerek iftira atmıştı
Araçtan inen kadın, “beni elledin” diyerek parayı vermeyi reddetti ve polis çağıracağını söylemişti. Bunun üzerine Dizgin de kadına “Tamam polise gideriz. İftara atarak paramı mı çalacaksın. Hadi polise gidelim. Aracın içinde de kamera var. Her şey kayıtlı” diyerek kadına tepki göstermişti. Taksi ücretini ödemeyen kadın yürüyerek yoluna devam ederken, o anlar ise kameraya yansımıştı.
“O kadar yol gittim, emek verdim. Karşılığı iftira olarak geldi”
Taksici Serhat Dizgin o anları anlattı. Dizgin, “Kadını taksiye aldım, yolda gidiyordum. ‘Gebze’ye gideceğim’ dedi. Beni çok gezdirdi. ‘Gidelim alkol alalım, alkol içmem lazım’ falan dedi. Bende arabada alkol içmenin yasak olduğunu söyledim. Gebze’ye giderken, Sultanbeyli’ye dönmek istedi. Sultanbeyli’ye girdik, oraya girmemizle arabayı tekmeledi. Onu taciz ettiğimi söyledi, ‘ırgat’ dedi. Arabanın kapısını birden açtı, bağırdı. Taksicilere bir nefreti varmış. ‘Hepiniz ırgatsınız’ dedi. Sonra arabadan indi, ‘beni elledin, taciz ettin’ dedi. Ben den kameramı açtım, arabanın içinde de kameranın olduğunu belirttim. Para için böyle iftara atmasına gerek olmadığını söyledim. Zaten gerekli her şeyin kayıtlı olduğunu söyledim. Bu şekilde paramı çaldığını söyledim. Bu bildiğin hırsızlık. O kadar yol gittim, emek verdim. Karşılığı iftira olarak geldi. Bir şoka uğradım, afalladım. 10 saniye düşündüm, ne oluyor dedim. Allah’tan kamera var, o yüzden içim rahatladı. Kamera olmasa her gün böyle insanlarla uğraşacaktım” dedi.
“Burada kamera var, devlet var, kimseye iftira atamazsın. Kimsenin parasını çalamazsın”
Kadının sarhoş olabileceğini söyleyen Dizgin, “Kafası güzel olmasa, böyle hareketler yapmazdı. Uyuşturucu bulmamı istedi, bulamayacağımı söyledim. Memleketten yeni geldim, çalışıyorum. Taksicilerin uyuşturucu bulduğunu söyledi. Taksicilerin hiçbirinin böyle bir şey yapmadığını söyledim. Sonra korsanı aradı, ‘bu taksici işi çözemiyor, gel beni buradan götür’ dedi. Ondan başka bir şey istemedi. Gelip götürmesini söyledi. Adam da ona’ gece gece ben senle uğraşamam’ dedi. Yüzüne kapattı. Çok alkollüydü, ayakta duramıyordu. 780 civarında ücreti vardı. Anneme, bacıma küfür etti. Anneme küfür ettiği için ben bunu yayınladım. Yoksa üstünü kapatırdım. Anama, bacıma küfür edince bir de üstüne iftira atınca, paramı çalınca ağırıma gitti. Bu çeksin ki diğerleri böyle yapmasın. Taksicilere önyargı var. Polis bunu gösterebilir. Burada kamera var, devlet var, kimseye iftira atamazsın. Kimsenin parasını çalamazsın. Bu kadar yol gidip, parasını çalıp, küfür edemezsin. Kim olursa olsun dedim, en çok canımı alabilirler. Bana ‘ben sana burada ekmek yedirmem, arabanı da bağlarım. İsmini de verdim, plakayı da çektim’ dedi.” – İSTANBUL
]]>
Eskişehir’de sanayiye çırak gelmemesi nedeniyle usta yetişmediğini söyleyen motor ustaları, meslek liselerine ve çıraklık okullarına gereken önemin verilmesini istedi.
Sanayi işletmeleri son dönemlerde çırak ve usta bulmak konusunda sıkıntı yaşıyor. Gençlerin sanayiye karşı ilgisizliği nedeniyle piyasada yetiştirecek çırak olmamasından yakınan ustalar, bugünlerde yetişen çırak sayısının azalması nedeniyle ilerleyen dönemlerde usta sayısının azalmasından endişe ediyor. Çırak olmadığı için bütün iş yükünü kendi başına üstelenen sanayiciler, gelen çıraklara ise meslek öğrenmeyi amaçlamadıkları ve sadece para kazanmak istediklerini öne sürerek tepki gösterdi. Ailelerin de sanayiye karşı olumsuz bir bakış açısı olması nedeniyle eski çırak kültürünün kalmadığından bahseden ustalar çırağın çekirdekten yetiştirilmesi gerektiğine vurgu yaparak meslek liselerine ve çıraklık okullarına gereken önemin gösterilmesini istedi.
“Benim arkamdan gelip bu işi yapacak adam kalmadı”
Sanayici Doğan Türkmenci, yetiştirecek çırak bulamamaları nedeniyle bulundukları durumdan şikayetçi olduklarını belirtti. Gelen çırakların da 1-2 gün burada çalışıp, mesleği öğrenemeden bıraktığını dile getiren Türkmenci, “Eskisi gibi değil. Çekirdekten yetiştirme kalmadı. Çırakların bu işleri öğrenmesi için sanayide çalışması lazım. Yetiştiremediğimiz zaman biz kendimiz çalışmak zorundayız. Çıraklığı yap, ustalığı yap, adamın arabasının parçasını getir. Hepsine git gel yapıyoruz. Biz bu konuda çok sıkıntıdayız. ya bu okulları komple bitirecekler, ya da ilkokuldan veya ortaokul bitirenler bu çıraklığa başlayacak. İşi öğrenecekler ya da bu işler bitecek. 16 yaşındaki adam bu işi öğrenmiyor. Geliyor, senin yanına anca takımı getiriyor. Parasını alıyor, işine bakıyor. Sonra da çekip gidiyor ve böyle kalıyor. Ben 20-25 senedir bu işle uğraşıyorum, yanımda çırak yetiştiremiyorum. Benim arkamdan gelip bu işi yapacak adam da kalmadı” dedi.
“Çırak yok ki usta yetişsin”
Motorcu İsmail Ünlüce, çırak sorunun sanayinin en büyük sorunlarından birisi olduğunu söyledi. Gelen çırakların okuldan olduğunu, onların da çok durmadığını ifade eden Ünlüce, “Zaten onların çalışma gibi bir amaçları yok. Bu sene ben meslek lisesinden 4 defa çırak aldım ama çocuklar çalışmıyor, devamsızlıkları çok oluyor. Eskiden bir kültür vardı, çıraklar alt yapıdan yetişiyordu. Şu anda artık çırak olayı da kalmadı. Gelen çocuklar çalışmıyor. Çırak yok ki usta yetişsin. Çıraklar gelmiyorlar, çalışmıyorlar. Yazın geliyorlar. Aslında yaz dönemlerinde 3 aylık tatilde ya da ara tatillerde gelenler vardı, artık onlar da gelmiyorlar. O çırak kültürü kalmadı” şeklinde konuştu.
“Gençler ne yazık ki artık sanayilerden iyice uzaklaştı”
Sanayideki çoğu kişinin aksine çırak sıkıntısı yaşamayan usta Ahmet Çelikel ise meslek liselerine gereken önemin verilmediğinden bahsederek şu şekilde konuştu:
“Komşu esnaflardan duyduğumuz kadarıyla bir çırak sıkıntısı mevcut. Yani okullarda yetişen eleman az. Anladığımız, duyduğumuz kadarıyla okullardaki eğitim seviyesi biraz düşükmüş. Yani tam bir eğitim alamıyorlar. Meslek liselerine eskisi gibi önem verilmiyor, stajyer öğrenci gelmiyor. Ondan dolayı böyle bir sıkıntı yaşanıyor. Bir de yeni nesil gençler ne yazık ki artık sanayilerden iyice uzaklaştı. Gelecek yıllarda usta da bulunmayacak. Yavaş yavaş bu şekilde problemler doğacak. Biz dışarıdan bir eleman aldık, onu çıraklık okuluna kaydettirdik ve oradan eğitimini devam ettiriyor. Haftada 1 gün eğitime gidiyor, onun haricinde bizim burada duruyor ve kendimiz eğitimini veriyoruz. Zaten insanlar artık kolay para kazanma peşindeler. Yani kimse buradaki soğuğu çekerek çalışmak istemiyor. Bunu aileler de istemiyor. Bundan dolayı da kimse sanayiyi tercih etmiyor.” – ESKİŞEHİR
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kağıthane- Gayrettepe Metrosu’nun açılış töreninde; “Millet, vaatlere bakacak. Bunları gönül ve fikir terazisinde tartacak, hangi belediye başkanı tarafından şehrinin yönetilmesini istiyorsa tamamen hür iradesiyle tercihini ona göre yapacak. Biz de her zaman olduğu gibi sandıktan çıkan iradeyi baş tacı edeceğiz” dedi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yapımı tamamlanan İstanbul’daki Kağıthane-Gayrettepe Metrosu’nun açılış töreni, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla bugün yapıldı. AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum’un da yer aldığı açılışta konuşan Erdoğan, metro hakkında bilgi verdi.
Erdoğan, şunları söyledi:
“BİZ SÖYLEDİK Mİ, ORTADA BIRAKMAYIZ: Biz söyledik mi, yaparız. Ortada bırakmayız. Belediye başkanlığımdan tutun, daha sonra hükümete geldik ve hükümette de Ulaştırma Bakanlığı olarak nasıl bu yolları, bu hızlı yüksek hızlı tren hatlarını nasıl yaptıysak aynı şekilde İstanbul’umuzda da bunu yaptık ama birileri de hatırlayın, maalesef hafriyatla ne yaptılar? Kim olduğunu biliyorsunuz, benim söylememe gerek yok. Esasen raylı sistem projelerinde en önemli, hassas, zor konulardan birisi; hattın beyni diyebileceğimiz sinyalizasyon sistemidir. Hamdolsun ASELSAN-TÜBİTAK iş birliğiyle artık bu alanda başkalarına bağımlı olmaktan kurtuluyoruz. ASELSAN sinyalizasyon sistemi için gerekli araç üstündeki ekipmanların hatlara konulacak sistemlerle istasyonlara konulacak akıllı sinyal sistemlerini TÜBİTAK geliştirdi. Biz yapıyoruz. Dışarıdan ithal yok. Yine bu hatta kullanılacak 60 adet sürücüsüz metro aracı da Ankara, Sincan Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikada üretiliyor. Savunma sanayi başta olmak üzere teknolojiye dair her konuda tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar azimle çalışacağız.
MİLLETE TEPEDEN BAKANLAR KAYBETMEYE MAHKUMDUR: Bizler ‘İki günü birbirine eşit olan ziyandadır’ anlayışına sahip bir inancın mensubuyuz. Siyasette de parolamız, vatandaşlarımıza kesintisiz hizmet vermektir. Kimin ne dediğine bakmadan şehirlerimizin ihtiyaçlarını gidermeyi, sıkıntılarına çözüm bulmayı ana vazifemiz olarak görüyoruz. Bizim siyaset tasavvurumuzda millete efendilik olmaz, hizmetkarlık olur. Millete tepeden bakanlar, milleti hor hakir görenler, millete karşı kibirli, nobran davrananlar siyasette kaybetmeye mahkumdur. Şimdi 31 Mart akşamı, inşallah bunları da hep beraber göreceğiz. Türk siyasi tarihine şöyle bir göz attığınızda bunun sayısız örneğine şahit olursunuz. Milletin yetki tevdi ettiği, emaneti teslim ettiği ancak bunun hakkını veremeyen nice bakanın, başbakanın, belediye başkanının siyaset sahnesinin tozlu raflarında unutulup gittiğini görürsünüz. Aynı şekilde şehrine, ilçesine ve ülkesine kazandırdığı hizmetlerle milletin gönlüne taht kurmuş sayısız siyasetçimiz, devlet adamımız var.
HER KUL GİBİ KUSURUMUZ OLABİLİR: Bu gerçeklerin ışığında biz de kendimizi sürekli hesaba çekiyor, her gece ‘Bugün ülkemiz, milletimiz ve insanlık için ne yaptık’ sorusunu kendimize soruyoruz. Geride hayırla, şükranla yad edilecek bir miras bırakmayı arzu ediyoruz. Siyasetin inişli çıkışlı yolculuğunda bugüne kadar pek çok zorlukla, engelle, haksızlık ve hukuksuzlukla karşılaştık. Vesayetin gölgesinin ülkemizin üzerine karabasan misali çöktüğü 1990’lar Türkiye’sinde büyükşehir belediye başkanlığı yapmış bir kardeşiniz, bir siyasetçi olarak zorluklar karşısında yılmadık, yılgınlığa asla kapılmadık. Millete hizmet sevdamızla aramıza kimsenin girmesine müsaade etmedik. Her zaman söylüyorum. Biz laf üstüne laf koyanlardan değil, taş üstüne taş koyanlardan olmanın peşindeyiz. Vatandaşımızın şöyle içtenlikle söylediği ‘Allah ondan razı olsun’ duasını her türlü siyasi ve dünyevi hesabı üstünde görüyoruz. Bizim anlayışımızda ülkesine ve insanına gerçekten hizmet götürmek isteyen ya bir yol bulur ya bir yol açar ama yolda kalanlardan kesinlikle olmaz. Elbette her kul gibi bizim de eksiğimiz, kusurumuz, hatamız olabilir.
ALANIMIZA GİREN HİZMETLERDEN FAZLASINI İSTANBUL’A KAZANDIRDIK: Tüm samimi gayretlerimizle tüm çabalarımıza, tüm emeklerimize rağmen gerçekleştiremediğimiz hususlar çıkabiliyor ama şartlar ne olursa olsun, önümüze hangi engeller çıkarsa çıksın ülkeye ve millete hizmet mücadelesinden asla vazgeçmiyoruz. Zorluklara aldırmadan, sorunları gözümüzde büyütmeden, bahane arama kolaycılığına kaçmadan Türkiye Yüzyılı hedefimiz doğrultusunda sabırla yürümeyi sürdürüyoruz. Burada bir kez daha altını çizerek şu hususu ifade etmek isterim. Bizim nazarımızda 85 milyon vatandaşımızın tamamı, oy tercihlerinden bağımsız olarak eşit şekilde hizmete ve hürmete layıktır. İktidarlarımızın 21 yılı aşkın döneminin hiçbir safhasında belediyelerimizi siyasi rengine göre ayırmadık. Kampanya dönemi boyunca yaptıklarımızı anlattık, projelerimizi paylaştık, muhalefetle ilgili eleştirilerimizi açık yüreklilikle dile getirdik. Seçimin bittiği gün sandıktan çıkan iradeye saygı gösterip kaldığımız yerden hizmetlerimize devam ettik. Bu durum İstanbul için de geçerlidir. Şayet İstanbul bugün mevcut durumundan çok daha kötüye gitmemişse bunun en büyük sebebi, bizim elimizi taşın altına koymamızdır. Hükümetimizin görev alanına giren hizmetlerden çok daha fazlasını İstanbul’a kazandırarak şehrin iflas bayrağını çekmesinin önüne geçtik.
MURADINIZA ERMEK İSTİYORSANIZ MURAT’A SAHİP ÇIKACAKSINIZ: Şimdi biz neredeyiz, Kağıthane. Bu Kağıthane’nin Haliç’e bağlanan kısmının nasıl pislik olarak aktığını hatırlıyor musunuz? Belki gençler hatırlamayabilir ama anneleri, babaları bunu gayet iyi hatırlıyor. Peki, bütün bu pisliği, Boğaz’ın o pırıl pırıl temiz suyunu ne yaptık? Biz buraya bağladık, Kağıthane’ye ve Haliç’e bağladık. Ondan sonra buranın suyu ne oldu, tertemiz oldu. Biz yaptık. Söyledik mi, yaparız. Bundan sonra da yapacağız. Murat’ımızla (Kurum) yapacağız ama siz de muradınıza ermek istiyorsanız Murat’a sahip çıkacaksınız. Durmak yok. Şurada 61 gün kaldı. Yola devam. Bir taraftan belediyeler, bir taraftan hükümet olarak biz, ikimiz el ele vereceğiz ve ülkemizi ayağa kaldıracağız. İstanbul’umuzu, Ankara’mızı, İzmir’imizi, Eskişehir’imizi, Konya’mızı, Kayseri’mizi, ülkemizin 30 büyükşehrini ayağa kaldıracağız. Sadece son 2 yıl içerisinde 51 kilometrelik metro hattını İstanbulluların hizmetine sunmanın sevincini yaşadık. Sabiha Gökçen Havalimanı- Pendik Metrosu gibi önemli bir projeyi, İstanbul halkının ve bölgedeki diğer illerimizin hizmetine verdik. Elbette bunları yeterli bulmuyoruz.
FATİH’İN ŞEHRİNİ, İNŞAATA BAŞLANAN METROLARI DAHİ YAPAMAYAN ZİHNİYETE BIRAKMAYACAĞIZ: İstanbul gibi her gün büyüyen bir şehrin artan ulaşım altyapı ihtiyacına ve diğer sıkıntılarına çözüm yolları geliştiriyoruz. Atalarımız ne güzel söylemiş, ‘Uğraştıran değil, ulaştıran İstanbul.’ Bu şuurla çalışmalarımızı aralıksız devam ettiriyoruz. Gençlik yıllarım, partimin Gençlik Kolları’nın başında olduğum zamanlar, ah ah, şu Kağıthane’nin dili olsa da konuşsa. Ne günlerimiz geldi geçti buralarda ama hamdolsun, Kağıthane buralara geldiyse bizimle geldi. Şu an İstanbul genelinde toplam uzunluğu yaklaşık 53 kilometre olan 4 metro hattının inşası sürüyor. Bakırköy, Bahçelievler, Kirazlı Metro hattını, Halkalı, Başakşehir, İstanbul Havalimanı Metro hattını, Altunizade, Çamlıca Cami, Bosna Bulvarı Metro hattını, Kazlıçeşme, Sirkeci raylı sistemi ve yaya odaklı yeni nesil ulaşım projesini de tamamlayıp inşallah İstanbullulara kullanımına açacağız. Bu yılın ilk çeyreğinde dört ayrı proje kapsamındaki 34,2 kilometre raylı sistem hattımızın ve üzerindeki 18 istasyonun açılışını gerçekleştireceğiz. Fatih’in emaneti olan bu aziz şehri, inşaatına başlanmış metroları dahi yapamayan, kendi beceriksizliklerinin günahını sıradan vatandaşa yükleyen zihniyetin insafına bırakmadık, bırakmayacağız. Çünkü biz bu şehre ve insanlarına tarifsiz bir aşkla, sevgiyle bağlıyız.
SEÇİM TAKVİMİ İŞLEDİKÇE MASKELER DÜŞÜYOR: 31 Mart seçimleriyle ilgili takvim işlemeye başladıkça maskeler düşüyor. Herkesin gerçek niyeti ortaya çıkıyor. Kimin şehrine aşkla hizmet ettiği, kimin de 5 yıl boyunca üç dönüm bostan, yan gel yat Osman misali vaktini boşa geçirdiği netleşiyor. Sandıkta millete hesap verme günü yaklaştıkça görüyoruz ki, birilerinin dizleri titremeye, paçaları tutuşmaya başladı. Ülkenin ikinci büyük partisinin acemi genel başkanının birkaç gün önce belediye başkan adaylarıyla ilgili yaptığı skandal açıklama, muhalefette yaşanan panik havasının bir işaretidir. Neymiş, illerde farklı partilerden adayların olması oyunmuş, tezgahmış. Bakınız, çok açık ve net söylüyorum. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir beyana rastlayamazsınız. Milli iradeye saygı duyulan hiçbir ülkede muhalefet partisinin çoğulcu demokrasinin bir gereği olan yarıştan korktuğunu, ürktüğünü, rakiplerinin sayısı karşısında hırçınlaştığını göremezsiniz. Meselenin çok daha vahim tarafı, suçladığı partilerin daha 8 ay öncesine kadar beraber Türkiye’yi yönetmeye talip olduğu siyasi yapılar olmasıdır.
BUNLAR ALTILI MASA’DA BERABER DEĞİL MİYDİLER: Bunlar Altılı Masa’da beraber değil miydiler? ‘Gerekirse 16’lı masa da kurarız’ diyenler değil miydiler? Ne oldu bunlara şimdi? Olay bu. Birkaç gün öncesine kadar işbirliği görüşmeleri yaptığı partileri daha içtikleri çayın dumanı kalkmadan ihanetle suçlamak, beraber siyaset yaptığı insanları ihanetle itham etmek tam bir siyasi basiretsizlik örneğidir. Gençler, Kağıthane’den sandıkların patladığını görmek istiyorum. Buna var mısınız? Kimseyi küstürmeyeceksiniz, kucaklayacaksınız. Nefret diliyle değil, kucaklayıcı bir dille konuşacaksınız. Üzerinde kurulan vesayetin zincirlerini kırma iradesi göstermek yerine sağa sola sataşarak rüştünü ispat peşinde koşandan kendi partisine de Türkiye’ye de hayır gelmez. Halbuki ortak adayla seçime gitmek nasıl demokratik bir yöntemse her partinin kendi adayını çıkarması da gayet tabiidir. Biz de Cumhur İttifakı bünyesinde diğer siyasi partilerle ortak belediye başkan adayı belirleme noktasında görüşmeler yürüttük. Halen görüşmelerimizin devam ettiği partiler var. Anlaştığımız illerde beraber yol yürüyor, anlaşamadığımız il ve ilçelerde ise demokratik bir yarış için hazırlığımızı yapıyoruz ama hiçbir şekilde kimseyi ihanetle, oyunbozanlıkla, gafletle, oyuna gelmekle, şuursuzlukla suçlamıyoruz. Çünkü seçime nasıl girilirse girilsin, nihayetinde hükmü millet verecek.
31 MART’TA KİBİRLİ ZİHNİYET, HAK ETTİĞİ DERSİ ALACAK: Onun için ne diyoruz? Yeniden İstanbul. Millet, vaatlere bakacak. Bunları gönül ve fikir terazisinde tartacak, hangi belediye başkanı tarafından şehrinin yönetilmesini istiyorsa tamamen hür iradesiyle tercihini ona göre yapacak. Biz de her zaman olduğu gibi sandıktan çıkan iradeyi baş tacı edeceğiz. Tüm bunlar apaçık ortadayken milletin iradesine şimdiden ipotek koymak, demokrasinin değil ancak dikta hevesinin bir tezahürü olabilir. Aslında bu ifadeler bunların çarpık zihin dünyalarında nasıl bir Türkiye ve nasıl bir demokrasiyi hayal ettiklerini de göstermektedir. Bunlar halen açık oy gizli sayımla milletin iradesinin gasp edildiği tek parti faşizminin özlemiyle yaşıyor. Maalesef bu partide genel başkan koltuğunda oturanlar değişse de demokrasiye tahammülsüzlükleri değişmiyor. Yıllar gelip geçiyor fakat bunların faşizan kodlarında zerre miskal gerileme olmuyor. İnşallah 31 Mart’ta sandıktan çıkacak güçlü iradeyle İstanbul başta olmak üzere her yerde demokrasiden ürken, çoğulcu demokrasiden korkan bu kibirli zihniyet, hak ettiği dersi alacaktır. İstanbul’un kronikleşen sorunlarına dair kapsamlı, detaylı ve pratik çözüm önerilerimizi, büyükşehir belediye başkan adayımız Murat Kurum kardeşimiz de kısa süre önce İstanbul halkıyla paylaştı.”
]]>
Evladının şehadetiyle alkolü bırakan baba, anlattıklarıyla duygulandırdı
Binaları yerle bir eden asrın felaketi, şehidin fotoğraflarını yerinden oynatmadı
HATAY – Hatay’da yaşayan Tahir Mert, evladının şehadeti sonrası bağımlısı olduğu alkolü bırakma sürecinde yaşadıklarıyla duygulandırıyor. Şehit babasının, evladı için yaptığı odaysa asrın felaketini hiçbir zarar almadan atlattı.
Hatay’ın Kırıkhan ilçesi Topboğazı Mahallesi’nde yaşayan Tahir Mert’in evladı Jandarma Uzman Çavuş İrfan Mert, Hakkari’nin Dağlıca ilçesinde görev yaptığı esnada teröristlerle girilen çatışmada 2016 yılında şehadete ermişti. Evladının şehadetiyle birlikte hayat felsefesi değişen baba Tahir Mert’in yaşadıklarıysa duyanları duygulandırıyor. Oğlunun şehadetinde önce alkol bağımlısı olan baba Mert, gördüğü rüya sonrası alkolü bıraktı ve iş yerinde alkol satışına son verdi. Evladının şehadeti sonra yaşam biçimi değişen baba Mert; kısa sonra hac görevini yerine getirerek, çevresindeki insanlara örnek olmaya başladı. Şehit babasının evladı için yaptığı hatıra odasıysa asrın felaketini hiçbir zarar almadan atlattı.
“Evladım şehit olmadan evvel çok alkol alan; gece gündüz, yedi yirmi dört alkol alan bir insandım”
Evladının şehadeti sonrası bağımlısı olduğu alkolden kurtulabilmek adına günlerce dua ettiğini ifade eden şehit babası, “Evladım, hayırlısı dedik ve gitti orada göreve başladı. Hayırlısı 4 buçuk sene orada görev yaptı. 4 buçuk yılın sonunda sıcak bir çatışmaya girdiler. Teröristlerle Sıcak çatışmada şehit oldu oğlum. Rabbim bütün şehitlerimizin şehadetini kabul etsin. Hocalarımız, imamlarımız güzel haftalarca burada Kur’anlar okundu. Burada bize yardımcı oldular ve bizimle beraber o anı yaşadılar sanki. Biz de onlara çok memnun olduk. Yani bu vatandır; bugün sen gitmezsen ben gitmezsem kim gidecek bu vatanı koruyacak. Yani şehit de olabiliriz, her şey olabilir. Şimdi benim de oğlum şehit oldu tabii. Evladım şehit olmadan evvel çok alkol alan; gece gündüz, yedi yirmi dört alkol alan bir insandım. Yani alkol almadığım gün yatamıyordum. Vücudum karıncalanıyordu. Yani nasıl bir eroinman gibi olmuştum artık. Yani kırk yıllık bir alkol içicisiydim. Bilakis bunu bırakmam için ben Rabbime dedim ki ‘Allah’ım sen madem ki beni şehit babası olmaya layık gördün beni bu illetten kurtar’ dedim. Hep dua ettim, yalvardım rabbime. Rabbim de dualarıma karşılık verdi” dedi.
Gördüğü rüyayla birlikte namaza başladı ve ağzına bir daha alkol sürmedi
Duaları ve yalvarışları sonrası gördüğü rüyayla birlikte namaza başladığını, iş yerinde alkol satışını bıraktığını ifade eden şehit babası, “Bu arada biraz yattıktan sonra ben sağ tarafa doğru yatarken iki elinin üzerinden böyle bir kişi geldi bana, böyle vücuduma hafif böyle dokundu. Ben kendim şöyle düşündüm. Dedim herhalde kapıyı ben kilitlemedim, açık bıraktım. Sabah oldu, herhalde müşteri geldi. Sol tarafıma döndüm ve bir karartıyla karşılaştım. Geliyorum arkadaş dedim ve o ara kapıyı açtım işte o karartı öbür kapıdan da çıktı, gölge gitti. Tekrar ben kapıya baktım, kapı kilitli. Allah’ım dedim, bu kimdi. Bu kadar güzel bir dokunuştu ki yani bu kadar güzel bir dokunuş olamaz, bedenimi sardı o dokunuş. Bir müddet daha sonra sabah ezanı okundu. O sabah ezanı o kadar ruhuma dokundu ki bu kadar ezanlar okundu ama o dokunuş, o ezanın sesi beni daha fazla bir aleme götürdü. Ben dedim ki bu sabah namazını kılmam lazım, bu adam beni namaza kaldırdı. Dolapta bir yarım şişe bir viskim vardı onu önce lavaboya döktüm. Namazdan sonra kesinlikle alkol almadım ama devamlı canım istiyordu. Oğlum Mesut’a dedim ki gel oğlum burada; ne kadar bira var, şarap var, viski var, bunların hepsini alacaksın doldur kasalara ve bunu götür Kırıkhan’daki büfeye teslim et. Bizim alışveriş yaptığımız, iş yeri. Onları teslim et, dedim oradan parasını da bana getirme. Onun parası senin olsun. Ben dedim gidiyorum Hacca yazılmaya. ve dükkanı kapattık, hacca yazılmaya. Dükkanı kapattık, biz hacca gittik ve geldik” dedi.
Devasa binaların yerle bir olduğu asrın felaketinde evladı için oluşturduğu odada hiçbir eşyanın zarar görmediğini ve fotoğraflarda herhangi bir oynama olmadığına dikkat çeken şehit babası “Büfedeki bütün bardaklar yerde, kırıldı. Gelinin hiçbir şeyi kalmadı. Kırıldı bütün tabaklar. İşte bir gün aklımıza geldi. Bir gün, iki gün sonra dedik Şehidimizin odasına bakalım. İnanır mısınız resimler bile oynamamış. Az bir şey kaybolmuş bir tanesinde. Allah’ım bu nasıl bir şey, bu nasıl bir ilahi takdirdir. Resimler bile oynamamış. Az bir şey kayma olmuş bir tanesinde. Rabbimin ilahi takdirdir; yani böyle bir şey olur mu, yani şu büfelerin birinin camı oynamaz mı. Benim koca soba oynamış da böyle gitmiş. Şu büfe oynamaz mı, oynamamış. Resimler düşmez mi, düşmemiş” dedi.
]]>
Son günlerde kar payı vaadiyle yapılan dolandırıcılıklara bir yenisi daha eklendi. Fatih’te tekstil atölyesinde işçi olarak çalışan Hülya Yıldırım, 20 yıllık arkadaşı M.R.B. tarafından kar vaadiyle 280 bin lira dolandırdığını iddia etti. Eylül ayında 30 kişiyi yaklaşık 6 milyon lira dolandırdığı öne sürülen M.R.B, yakın çevresine “Bana miras kaldı. Ben zengin oldum ve altın işine giriyorum. Size de kar payı vereyim, daha çok kazanalım” dedi.
Bu şekilde güven kazanan M.R.B, ilk aylarda birçok kişiden aldığı paraları faiziyle geri ödedi. Üç ay sonra ise ortadan kayboldu. Geride kalan 30 mağdurdan 15’i ise Şehremini Karakolu’na giderek şikayette bulundu. M.R.B. ise ortadan kaybolduktan sonra mağdurlara bir mektup yazarak, şikayette bulunmazlar ve cezaevine girmezse borçlarını ödeyeceğini söyledi.
SES KAYDINDA HER ŞEYİ İTİRAF ETTİ
Mağdurların şikayette bulunduğunu öğrenen ve bir mesajlaşma uygulaması üzerinden Yıldırım’a ses kaydı gönderen M.R.B., “Hülya benim sana bir şey söylemeye yüzüm yok. Bu hallere düştük. Ben oyunu bırakmıştım. Bu işlere girmiştim. Belki düzeltirim demiştim. İlk başlarda ne güzel her şeyi ödüyordum. Sonra yine oyuna döndüm, belki kazanırım diye. O iş, bu iş, altın işi hepsi yalan. Gidip birinden alıyordum, satıyordum. Oradan aldığımla başkasının parasını çıkartıyordum. Kredi kartı ödeme günü geldiğinde onları ödemeye çalışıyordum. Ondan alıp ona veriyordum. Tefeciye bulaştım. Tefeci de bana faiz uyguladı. Oradan sonra döndüremedim. Paralar yetmemeye başladı. Başkalarının üzerine çektiğim paralarla döndürmeye çalışıyordum. Telefonları satıp, taksit ödemeye çalışıyordum. Siz bana ne deseniz haklısınız. Bu para nasıl ödenecek diye soruyorsunuz. Sizin paralar yine az miktarda. Başkasının miktarı 3 milyona dayanıyor.
Hülya YıldırımŞİKAYETÇİ OLAN KADINA MEYDAN OKUDU
Ben ne yapacağım bilmiyorum. Benim bir canım var. Başka diyecek bir şeyim yok. Beni öldürmeyle bu iş çözülecek mi? Ben zaten kefenimi boynuma almışım. Ailem, çocuklarım, her şeyim gitti. Hiçbir şeyim kalmadı. Hala direniyorum. Borcunuz borç, ödeyeceğim diyorum. Sen bilirsin, durmak istemiyorsan git şikayet et nereye istiyorsan, hodri meydan. Televizyona mı çıkıyorsun, ne yapıyorsan yap. Ne anlatacaksın ki? Ben ne yaptım? Bu işi birden batırdım. Bunu biliyorsun. İş bir ay sekteye uğrayınca hepiniz başıma üşüştünüz. Gittiniz hemen şikayet ettiniz. Hakkını hukukla mı arıyorsun? Hakkını hem hukukla aramaya çalışıyorsun hem de benimle konuşmaya çalışıyorsun. Kendine bir yol seç. Hukukla arayacaksan hakkını ben gider cezamı çekerim” dedi.
BİR SAYFALIK NOT BIRAKTI
Şahsın bıraktığı notta ise şu ifadeler yer aldı: “Ben bu borçları kabul ediyorum. Ama iş şikayete girdiği için herhangi bir suçlama gelirse ve cezaevine girersem bu borçları ödemiyorum. Şayet zaman verirseniz her ay acil olanlara göndereceğim. Zaten bazı borçlu olduğum kişilerin 1 yıldır faizi ile ödemesini yaptım. Ailemin bu borçla hiçbir ilgisi yoktur. Haberleri dahi yoktur. Bu borcun sahibi benim. Onlardan kimse talep edemez.”

“280 BİN TL DOLANDIRILDIM”
20 yıllık arkadaşı tarafından dolandırıldığını iddia eden Hülya Yıldırım ise, “Bundan birkaç ay öncesine kadar düzenli alışverişimiz vardı. Kendisi bana, ‘Kredi çekip bana verirsen, sana belli bir miktar kar veririm’ diyordu. Biz bunu kar almak amaçlı yaptık. En başta her şey düzenli gidiyordu. Benim hesabımdan kredi, nakit avans çekti. Düzenli olarak da ödemesini yaptı. Benim de kar payım olarak iki çeyreğimi verdi. Bunu her ay düzenli olarak yaptık. Sonrasında benim kartımın limiti bitti. Daha çok kazanalım diyerek, bana başka bir bankadan kart çıkarttı. Onu da patlattı. Onu da düzenli ödemeye çalıştı ama olmadı. Daha ilk ayda beni patlattı. Üçüncü ayda zaten bütün hesaplarım boşalttı. Beni böyle mağdur edip, kaçtı ve gitti. O zamanın faiziyle 280 bin TL dolandırıldım.

“HER GÜN TOMAR TOMAR PARAYLA GELİRDİ”
Kasım ayının 1’inde de kaçtığını öğrendik. Ben bu kişiyi 20 yıldır tanıyorum. Daha önce farklı iş yerlerinde beraber çalışmıştık. En son bizim iş yerine geldi, birlikte çalıştık. ‘Bana miras kaldı’ diyerek bizi kandırdı. ‘Ben bu paraya şu an dokunamıyorum, tamamı geldikten sonra kullanacağım’ diyordu. Kendini bize zengin olmuş gibi gösterdi. Tekstile her gün tomar tomar parayla gelirdi. ‘Altın işine girdim. Alım satım yapıyorum’ diyordu. Bazen işe getirdiği altınları gösterip, ‘Bunları karıma, kızıma hediye aldım’ diye bize anlatıyordu. Durumu iyi hale geldiği için biz de onun adına sevinmiştik. Bana bir keresinde, ‘Al bu bin TL’yi, annen hasta. Benim için dua etsin’ dedi. Ben de ona parasız da dua ederiz biz diye cevap verdim. Bu şekilde bize hep güven verdi” diye konuştu.

“30 MAĞDUR VAR”
Konuyla ilgili şikayette bulunduğunu dile getiren Yıldırım, “Biz onunla bu işe Eylül ayında girdik. İlk başlarda çektiği paraları kar payıyla birlikte geri veriyordu. İlk ay 20 bin TL çekip, bin TL faiz verdi. Ben de onu 20 yıldır tanıyıp, güvendiğim için daha fazla kazanmak istedim. Benim annem ve babam hastalar, yaşlılar. Onlara ben bakıyorum, o da bunu biliyordu. Şu an mağdurlar olarak 30 kişiyiz. Kendi eşinin akrabalarını da dolandırdı. Bizim iş yerinden 4 kişi, 20 den fazla kişi de eşinin akrabaları var. Kimine altın vereceğim, kimine para vereceğim dedi. Kimine kredi çektirmiş, birçok kişiden de altın almış.
“MİRAS ALMAYA GİDİYORUM” DEYİP ORTALIKTAN KAYBOLMUŞ
En son onu gördüğümde Şanlıurfa’ya mirasını almaya gideceğini söylemişti. Ertesi gün ben kaçtığını öğrendim. 15 kişi Şehremini Karakolu’na gittik ve şikayette bulunduk. Haber bekliyoruz. Aslında toplam 30 kişi mağdur var ama 15 kişi şikayette bulunduk. Bu 30 kişi toplam 6 milyon TL’ye yakın dolandırıldık. Buradan da o adama sesleniyorum. O kadar tomar parayla kaçtın. Bizim paramızı ödemiyorsun. Hepimiz senin peşindeyiz. Ya paramızı öde ya da gel teslim ol. Bizim de içimiz rahat etsin” ifadelerini kullandı.
]]>
TBMM Genel Kurulunda 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin görüşmeleri tamamlandı.
Teklifin maddeleri üzerinde söz alan Saadet Partisi Ankara Milletvekili Mustafa Nedim Yamalı, devletlerin borç alabileceğini ancak Türkiye’de alınan borçların vadesi gelmiş borçların ve vadesi gelmiş faizlerin finansmanı için kullanıldığını savundu. Yamalı, “Borçlanma adeta vergi gelirlerinin yerini tutan finansal kaynak gibi düşünülmeye başlamıştır. Bu kötü bir finansal tercihtir.” dedi.
“Bu bütçe bir borç ve faiz bütçesidir.”diyen CHP Gaziantep Milletvekili Melih Meriç ise Türkiye’nin borcunun her geçen gün arttığını belirtti. Kasım 2023 itibarıyla Hazine’nin toplam borcunun 6,4 trilyon olduğunu anlatan Meriç, bireysel krediler ve kredi kartları dolayısıyla vatandaşın bankalara olan toplam borcunun da 2,6 trilyon liraya yükseldiğini kaydetti.
Vatandaşın zamanında ödeyememesi dolayısıyla icra takibi başlatılan borç tutarının 43,7 milyar liraya ulaştığını söyleyen Meriç, 1 milyon 90 bin kişiye banka borcu nedeniyle icra takibine başlandığını ileri sürdü. Meriç,”Türkiye’de 25 milyon aile var. Bu, ülkemizde her 25 aileden biri, bu yıl icralık oldu demektir.” diye konuştu.
AK Parti Bursa Milletvekili Şebnem Bursalı, terörle mücadelenin kararlılıkla devam edeceğini vurgulayarak, “Dostlarımız müsterih olsun, düşmanlarımızın yüreği korku dolsun. Bu vesileyle terörü, teröristi, her tür terör örgütleri ile bunlara destek veren kişi ve kuruluşları lanetliyorum.” ifadelerini kullandı.
2024 yılı bütçesiyle gençlerin daha aydınlık yarınlara ulaşmasını sağlayacaklarını anlatan Bursalı, güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum hedefine daha da yaklaşacaklarını; ülkenin birliğine beraberliğine, kardeşliğine uzanan ellere cevap vermeye ve gerekirse de o elleri kırmaya devam edeceklerini söyledi.
Şebnem Bursalı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin, işi sadece hükümeti ve AK Parti’yi eleştirmek, hatta iftira atmak olan bir grubun kabusu olduğunu ve tüm yalanları belgeleriyle ortaya koyduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadınların iş gücüne katılım oranını yirmi bir yılda yüzde 27,9’dan yüzde 35,7’ye çıkaran AK Parti ama siz kadınların toplumsal hayattaki rolünün AK Parti döneminde azaldığını söylüyorsunuz; işte budur dezenformasyon. Türk Silahlı Kuvvetleri vatandaşlarımızın daha huzurlu bir ülkede yaşaması için terör örgütüne operasyon üzerine operasyon yapıyor ama siz kimyasal silah kullanıldığını iddia ediyorsunuz; Devrim arabasıyla başlayan 60 yıllık yerli ve milli otomobil hayali Togg’un üretimiyle gerçeğe dönüşüyor ama siz ‘Togg’lar İtalya’dan geliyor.’ diyorsunuz; milli muharip uçağımız KAAN’ın prototipi tamamlandı, vatandaşımızla buluştu, dosta güven, düşmana korkusu saldı ama siz ‘Yerli ve milli denilen uçağın kokpit kapağı temizlik sopasıyla destekleniyor.’ diyorsunuz; İstanbul Havalimanı açıldı, açıldığı günden beri de rekor üzerine rekor kırıyor, günlük ortalama uçuş sayısı 1500’ü geçiyor ama siz bu havalimanına ‘Milletin sırtında bir kambur, bütçede bir kara delik.’ diyorsunuz; işte budur dezenformasyon. Sözün özü, dezenformasyon kötüdür, iftira daha da kötüdür.”
“Devletin kurumları çöktü”
İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş, iktidarın politikalarını eleştirerek, başta hukuk olmak üzere devletin tüm kurumlarının çöktüğünü iddia etti. Karakaş, milletin enflasyon canavarı karşısında açlık içinde kaldığını ve Türkiye’de tam bir ekonomik afetin yaşandığını ileri sürdü. Karakaş, “Devletin tüm kurumlarının çivisi çıkmış durumda.” dedi.
Özelleştirmeleri de eleştiren Karakaş, hükümetin cumhuriyetin tüm kazanımlarını satarak iktidarın keyfini sürdürdüğünü ileri sürdü.
MHP Giresun Milletvekili Ertuğrul Gazi Konal, Türkiye’nin daha önce bir çok badireyi atlattığını, aynı şekilde ekonomi başta olmak üzere yaşanan diğer sorunları da aşacağına inandığını kaydetti.
Ulaşım sektöründe çalışan şoförlerin sorunlarını anlatan Konal, salgın sürecinde bir çok şoförün kontak kapatmak zorunda kaldığını söyledi.
Bu dönemde şoförlerin en çok etkilenen meslek gruplarından birisi olduğunu dile getiren Konal, yapılan araştırmalara göre gelecek dönemde şoför krizinin yaşanacağını, bu nedenle etkili ve kapsamlı politikalarının geliştirilmesi gerektiğini belirtti.
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Şahin, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına değinerek, şunları kaydetti:
“Gazze’de soykırım ve katliam yapılıyor. Birileri bu katliamı yapan İsrail’i ve destekçilerini bıraktı, katliama ve soykırıma en yüksek seviyede ve her alanda karşı çıkan Sayın Erdoğan’a karşı bir kampanya başlattı. Birleşmiş Milletler kürsüsü dahil olmak üzere, her alanda Filistin davasına sahip çıkan Recep Tayyip Erdoğan, nedense birileri tarafından hedefe konuldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın Filistin konusundaki yaptıklarından ve tavırlarından Gazzeliler memnun, Hamas memnun, Filistinliler memnun, dünya Müslümanları memnun, mazlumlar memnun, vicdanı olanlar memnun, Türk milleti memnun ama gel gelelim; İsrail memnun değil, destekçileri memnun değil, bu kampanyanın içinde yer alanlar memnun değil.”
Şahin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sonrası katile “katil” dediği için birilerinin oyununu bozduğunu, birilerinin sözde Filistin tavırlarını ifşa ettiğini vurguladı.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, hükümetin vatandaşların acılarını kullanarak iktidar olduğunu iddia etti.
İktidarın her türlü hukuksuzluğu yaptığını ileri süren Baş, “Halk direnmeye devam ettikçe ayaklarınız titredi, çok korktunuz ama şimdi görüyorum ki sadece yüzde 2,5 oy fazla aldınız diye Kaf dağının tepesinde sanıyorsunuz.” dedi.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin maddeleri üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından birleşimi yarın saat 12.00’de toplanmak üzere kapattı.
2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin tümü üzerindeki siyasi parti grupları ve hükümet adına son konuşmalar ve oylamalar yarın yapılacak.
]]>