BM, Gazze’de yetersiz beslenme nedeniyle her ay tedaviye alınan çocuk sayısının 4 bini geçtiğini açıkladı.
Birleşmiş Milletler (BM) Sözcüsü Stephane Dujarric, günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Dujarric, Gazze’deki insani yardım ortaklarının un dağıtımı yaptığını belirterek, her aileye stoklar yenilendikçe 25 kilogram un vermeye çalıştıklarını söyledi.
Dujarric, Deyir Balah’da 25 kilogram unun fiyatının 280 dolar civarına çıktığını ve Gazze’ye daha fazla gıda yardımı yapılmasının derinleşen açlıkla müdahale için kritik öneme sahip olduğunu kaydetti.
Gazze’de 5 yaş altı 346 bin çocuktan 151 bininin yetersiz beslenme için sağlık taramasından geçirildiğini aktaran Dujarric, temmuz ayından bu yana yetersiz beslenme nedeniyle tedaviye alınan çocuk sayısının her ay 4 bini geçtiğini bildirdi.
BM ve ortaklarının çocuklara tamamlayıcı besin ulaştırmaya devam ettiğini vurgulayan Dujarric, tüm engellemelere rağmen 146 bin çocuğa ulaşabildiklerini ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Filistin’deki kitlesel katliamlarına bir yenisini daha ekledi. Yerel yetkililerden edinilen bilgilere göre, İsrail ordusu bu kez Gazze Şeridi’ndeki Kemal Advan Hastanesi yakınlarında bulunan bir yerleşim bölgesini hedef aldı. Saldırıda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 66 kişinin hayatını kaybettiği belirtilirken, 100’ü aşkın kişinin yaralandığı kaydedildi. Devam eden İsrail saldırılarının arama kurtarma çalışmalarını zorlaştırdığı belirtilirken, İsrail’den saldırının amacına dair açıklama yapılmadı. – GAZZE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİRLEŞMİŞ Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yürütülen çocuk felci kampanyasına ara verilmesinden endişe duyduğunu bildirdi.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, daha fazla çocuk felç olmadan salgının durdurulması gerektiğini belirtti.
Gazze’nin kuzeyinde artan şiddet ve erişim engelleri nedeniyle aşı kampanyasının ertelendiğini vurgulayan Guterres, “Bundan derin endişe duyuyorum” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre, Macron ve Netanyahu telefon görüşmesi yaptı.
Macron, 19 Ekim’de Netanyahu’nun konutunun insansız hava aracı (İHA) ile hedef alındığı saldırıları “kabul edilemez” olarak niteledi ve dayanışma mesajı verdi.
Fransa’nın İsrail’in güvenliğine bağlılığını yineleyen Macron, Hamas lideri Yahya Sinvar’ın ölümünün, “Gazze’de ateşkesin sağlanmasına yönelik müzakerelerin yeni bir aşamaya taşınmasına fırsat sunması gerektiğini” savundu.

İsrail’in Lübnan’a saldırıları bağlamında Macron, sivil altyapıların hedef alınmamasını, sivillerin korunmasını ve bir an evvel ateşkes sağlanmasını istedi.
İsrail ordusunun, Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Geçici Barış Gücü’ne (UNIFIL) yönelik eylemlerini kınayan Macron, BM’nin “Güney Lübnan’daki rolünü tam olarak ifa etmesini” arzu ettiğini belirtti.
İki lider ayrıca, “İran’ın Orta Doğu’da krizlerin yayılmasındaki sorumluluğunu” ele aldı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Koridor, savaş sırasında İsrail güçleri tarafından kurulmuştu ve Gazze’nin kuzeyini ülkenin geri kalanından ayırmışı.
İsrail medyasının haberine göre, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich konferansta bir konuşma yapacak.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı Gazze katliamının yıldönümü öncesinde başta İngiltere’nin başkenti Londra olmak üzere başlıca Avrupa kentlerinde İsrail karşıtı protesto gösterileri düzenlendi.

İngiltere, İtalya ve Hollanda’da toplanan on binlerce kişi, İsrail’in devam eden katliamına karşı sesini yükseltti. Gazze halkının akan kanının durdurulması için tepki gösteren Filistin destekçilerine, İngiliz polisinden tepki çeken bir uygulama geldi.
Dünya Gazze için ayakta
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Metropolitan Polisi, Londra merkezinde toplanan on binlerce Filistin yanlısı protestocu hakkında gözaltı işlemi gerçekleştirdi.

Polis, iki kişinin bir acil durum görevlisine saldırdıkları şüphesiyle tutuklandığını söyledi.

Güvenlik güçleri tutuklamaların, ana protesto alanından ayrılan grupları engellemek için güvenlik kordonu oluşturan polis memurlarını geçmeye çalışan kişiler sırasında gerçekleştiğini söyledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Fransız medyasına yaptığı açıklamada, “Bence bugün öncelikli olan siyasi çözüme geri dönmemiz ve Gazze’de savaşmak üzere silah sevkiyatını durdurmamızdır” dedi. Fransa’da muhalif milletvekili Thomas Portes, açıklama sonrasında hükümetin politikalarını eleştirerek, “Emmanuel Macron, Gazze’de kullanılmak üzere İsrail’e yapılan silah sevkiyatının durdurulmasından yana olduğunu açıkladı. Hükümet aylardır bize Gazze’de kullanılmak üzere İsrail’e silah sevkiyatı yapmadığını söylüyor. Macron aylardır yalan söylüyor ve Fransa savaş suçlularını silahlandırıyor” ifadelerini kullandı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İSRAİL 40 BİN KİŞİYİ KATLETTİ
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bini çocuk, 11 bin 378’i kadın olmak üzere 41 bin 825 Filistinli öldü, 96 bin 910 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 346’sı karadan işgal sürecinde olmak üzere 724 askerinin öldüğünü, 4 bin 448 askerinin yaralandığını duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 741 Filistinli hayatını kaybetti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ocak sonunda İsrail ordusunun ABD hükümetinden yaklaşık 3 bin bomba talep ettiği sırada Lew’un, Dışişleri Bakanlığına gönderdiği mesajda, bu mühimmatın “kötüye kullanılma riski olmadığını ve satışın onaylanması gerektiğini” belirttiği iddia edildi.

Öte yandan, konuyla ilgili değerlendirmede bulunan yetkililer, Lew’un yalnızca birkaç hafta önce Gazze’de kalabalık alanın İsrail tarafından bombalandığını bildiğini ancak mesajında bunlara yer vermediğini söyledi. Yetkililer, Büyükelçilik çalışanlarının, Lew’a büyük sivil kayıpların verildiği saldırıları hatırlattığı, hatta bu saldırılarda Büyükelçiliğin Filistinli çalışanlarının evlerinin de hedef alındığını söylediğini aktardı.
Tüm bunlara rağmen Lew ve bazı kıdemli yetkililerin, İsrail’e “GBU-39” tipi küçük çaplı bombalar konusunda “güvenilebileceğini” savunduğu belirtildi.

Büyükelçilikte görev yapmış eski bir yetkili de İsrail’i “denetleme sürecinden” korumanın ve ne kadar insan hakları ihlali bildirilirse bildirilsin silah akışını kolaylaştırmanın “yazılı olmayan bir kural” olduğunu savundu.
Haberde, İsrail’in Gazze’ye 7 Ekim’de başlayan saldırılarının öncesi ve sonrasında Dışişleri Bakanlığı kıdemlileri tarafından İsrail’e silah satışının kısmi olarak ya da tamamen kesilmesine yönelik taleplerin göz ardı edildiği ifade edildi.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Şehit Salah Gandur Hastanesi’nden yapılan açıklamaya göre, saldırı sonucunda çoğu ağır olmak üzere 9 sağlık personeli yaralandı. Saldırının ardından hastane personeli tahliye edildi.
İsrail ordusu, yaptıkları saldırıda Hizbullah mensuplarının bulunduğu iddiasıyla bir camiye hava saldırısı düzenlediğini kabul etti.

Ordudan yapılan yazılı açıklamada, Lübnan’ın güneyindeki Bint Cubeyl kentindeki Salah Gandur hastanesinin yakınındaki camiye hava saldırısı düzenlendiği belirtildi.
Açıklamada, caminin Hizbullah tarafından karargah olarak kullanıldığı ileri sürüldü.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Ordusu Sözcüsü Avichay Adraee, X sosyal medya platformundan konuya ilişkin açıklamada bulundu.
Paylaşımında Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki bazı bölgeleri içeren bir harita yayımlayan Adraee, haritada işaretli olan bölge sakinlerinden bulundukları yerleri acilen tahliye etmelerini istedi.
Filistinli grupların söz konusu bölgelerden İsrail’e saldırı düzenlediğini savunan Adraee, İsrail ordusunun bu bölgeye saldırı başlatacağını belirterek, bölge sakinlerine “güvenli” olduğunu ileri sürdüğü yerlere gitmeleri çağrısında bulundu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in Gazze katliamından sonra Lübnan hedefte…
Günlerdir bomba yağmuru altındaki Lübnan’da hem ölü sayısı artıyor hem de göç hareketliliği…
Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, konuya ilişkin açıklama yaptı.
100 BİN KİŞİ SURİYE’YE SIĞINDI
X’ten paylaşımda bulunan Grandi, “İsrail’in hava saldırılarından kaçarak Lübnan’dan Suriye’ye geçen Lübnanlı ve Suriyelilerin sayısı 100 bine ulaştı.” bilgisini verdi.
Grandi, Suriye’ye doğru geçişlerin devam ettiğini bildirdi.
Grandi, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) yetkililerinin, bölgeye geçiş yapanları desteklemek için yerel yetkililer ve Suriye Kızılayı ile dört geçiş noktasında bulunduğunu kaydetti.

SALDIRILARDA 1174 KİŞİ ÖLDÜ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1174 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası sürerken Suriye’ye on binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Yusuf Balıkçı
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Birleşmiş Milletler (BM) 79’uncu Genel Kurulu vesilesiyle ABD’nin New York şehrine giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yoğun temaslarını tamamlayarak yurda geri döndü..
Cumhurbaşkanı Erdoğan, birçok liderle bir araya gelerek yoğun diplomasi trafiği yürüttü..
BM Genel Kurulu’nda yaptığı tarihi konuşmasıyla dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkevi’nde gazetecilerle bir araya geldi.
Aralarında Ensonhaber Medya Grubu Başkanı Serkan Kalemciler ve Ensonhaber Yazarı Adem Metan’ın da bulunduğu basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“AMERİKALI GİRİŞİMCİLERE ÜLKEMİZİN SUNDUĞU YATIRIM FIRSATLARINI ANLATTIM”
Cumartesi gününden bu yana oldukça yoğun bir programımız oldu. Ziyaretim vesilesiyle Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitabımızın yanında birçok temas gerçekleştirdik, muhtelif etkinliklere iştirak ettik. Genel Kurul görüşmeleri öncesinde 22 Eylül günü düşünce kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldik. Aynı günün akşamında Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi TASK’ın geleneksel akşam yemeğine iştirak ettik. Türk-Amerikan toplumunun ülkemizin çıkarlarını savunma noktasında yürüttüğü faaliyetleri takdirle takip ediyoruz. TAİK’in düzenlediği 15. Türkiye Yatırım Konferansı’nda Amerikan iş çevreleriyle istişarelerde bulunduk.
Amerikalı girişimcilere ülkemizin sunduğu yatırım fırsatlarını anlattım. Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemine dair yol haritasını kendileriyle paylaştık. Amerika son iki senedir en fazla ihracat yaptığımız ikinci, en fazla ithalat yaptığımız beşinci ülke oldu. İkili ticaret hacmimiz geçtiğimiz yıl 30 milyar doları aştı. Toplam 100 milyar dolarlık ticaret hedefimize iyi bir planlamayla ulaşabileceğimize inanıyoruz.
“BM GENEL KURULU’NDA GAZZE’YE DİKKAT ÇEKTİM”
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz bu yılki Genel Kurul genel görüşmeleri ‘hiç kimseyi geride bırakmamak’ temasıyla yapıldı. Dün gerçekleştirilen açılış oturumunda Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitap ederek, insanlığı güvenli ve müreffeh bir geleceğe kavuşturmak için atılması gereken adımlara değindim. Küresel barış ve güvenliğin korunması açısından önem taşıyan temel meselelere dair görüşlerimizi paylaştım.
Gazze özelinde mevcut uluslararası sistemin ve kurumların asli görevlerini yerine getirme noktasında sınıfta kaldıklarını bir kez daha açıkça ifade ettim. İnsanlığın, mazlumların sesine kulak veren çok daha adil bir dünyada yaşamasının mümkün olduğuna işaret ettim.
“BATILI ÜLKELER İSRAİL YÖNETİMİNE SİLAH DESTEĞİ VERDİKÇE BU KATLİAMLAR MAALESEF DEVAM EDECEK”
New York’ta bulunduğumuz sürede ayrıca çok sayıda ikili görüşme de gerçekleştirdik. Bu çerçevede İran, Sırbistan ve Ukrayna, Maldivler Cumhurbaşkanları, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı, Kuveyt Veliaht Prensi, Arnavutluk, Pakistan, Irak, Lübnan, Almanya, Hollanda, Yunanistan ve Ermenistan Başbakanları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile bir araya geldik. Görüşmelerimizde ikili iş birliği konularımız ile bölgemizdeki krizleri detaylıca ele aldık. Gazze’de kötüleşen insani krizin üzerinde özellikle durdum. Yaklaşan kış mevsimi öncesinde Filistin’e yönelik yardımları mutlaka artırmamız gerektiğini, bunun için iş birliği içinde çalışmamız, İsrail üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmamız gerektiğini tüm görüşmelerimde muhataplarıma ifade ettim. Sizler de zaten an be an takip ediyorsunuz.
İsrail tam da bizim aylardır uyardığımız şekilde Gazze’deki ateşi tüm bölgeye yaymak için her yola başvuruyor. Lübnan’a yönelik saldırılar bunun en son örneği oldu. Son bir haftada 600’ün üzerinde Lübnanlı katledildi. Dünya sessiz kaldıkça ve Batılı ülkeler İsrail yönetimine silah desteği verdikçe, bu katliamlar maalesef devam edecek. Görüşmelerimizde bu tehlikeye dikkat çektik. Son derece yoğun ve verimli bir diplomasi trafiğiyle 79. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu değerlendirmeye çalıştık. Yaptığımız görüşme ve temasların başta ülkemiz ve milletimiz olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Teşekkür ediyor, şimdi sizi dinlemek istiyorum.
“SOYKIRIM YAPMIŞ BİR SUÇLUNUN BM ÇATISI ALTINDA YER ALABİLMESİ GERÇEKTEN UTANÇ VERİCİ”
Filistin’de soykırım yapmış bir suçlunun Birleşmiş Milletler çatısı altında yer alabilmesi gerçekten bir utanç vesilesidir. Bu, vahşice katledilen bebeklerin, çocukların, annelerin, babaların Birleşmiş Milletler görevlilerinin, gazetecilerin ve daha nicelerinin hatıralarına ihanettir. Dün, bizim Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmamızın akabinde İsrail delegasyonunun tavırlarına dikkat ettiyseniz, çok garip bir tavır içindeydiler. Çünkü kendilerini savunacak halleri yok. Duruşları zaten bunu gösteriyor. Bu nedenle biz herkesi tarihin doğru tarafında durmaya çağırdık ve çağırıyoruz. Mazlumla zalimi, katille maktulü ayıramayan ve her birine hak ettiği muameleyi yapamayan bir düzen, çürümeye yüz tutmuş demektir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ya o katile hak ettiği gibi davranır ya da bu utanç verici durum Birleşmiş Milletler tarihine bir kara leke olarak geçer. Maalesef olacak olan da budur. İsrail, Birleşmiş Milletler kararlarına zerre saygısı olmayan, Birleşmiş Milletler’in ilkelerini defalarca çiğnemiş bir devlettir. Böyle bir devlete gereken dersi yazılı ve görsel materyallerle vermek, inanıyorum ki en önemli görevdir.
“BM İSRAİL’DEN HESAP SORAMAYAN BİR POZİSYONDADIR”
Birleşmiş Milletler, savaşları önleme misyonunu yerine getiremeyen, kimseye söz dinletemeyen, kendi görevlilerini dahi koruyamayan ve onları öldüren İsrail’den hesap soramayan bir pozisyondadır. Nitekim dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Gueterres ile yaptığımız görüşmede bana kayıp rakamını verince gerçekten çok şaşırdım. Ciddi sayıda Birleşmiş Milletler görevlisi şu anda İsrail’in katliamlarına kurban gitti. Birleşmiş Milletler, güçlünün haklı olduğu bir düzene bekçilik yapan bir yapıya dönüşmüş ve işlevselliğini yitirmiş durumdadır. Mevcut düzende Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin dokunulmaz beş üyesi, istediğini acımasızca yapabiliyor. Zaten geçici üyelerin herhangi bir fonksiyonu yok. Konseye geçici üye olarak alınan devletler orada idare ediliyorlar.
Peki bu daimi üyeler nerelerden? Asya, Avrupa, Amerika… Dini noktada da dünyada Müslüman ülkelerin sayısı belli, ama Müslüman ülkelerden hiçbiri daimi üyeler arasında yer almıyor. Şimdi Afrika daimi üyelik istiyor. Peki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Afrikalıya yer var mı, yok. Japonya üyelik istiyor mu, istiyor. Peki yer var mı, yok. Avrupa’dan Almanya istiyor. Almanya’ya da yer yok. Türkiye olarak biz de istiyoruz. Bize de yer yok. Niye? Türkiye olarak biz, Almanya, Japonya burada istediğini alamayan ülkeler konumunda. Biz haklı talebimize devam edeceğiz. Sayın Guterres de yaptığımız görüşmede bize hak verdi ama bu hakkı teslim etmek gibi bir güçleri, bir imkanları da yok.
“LÜBNAN’IN DURUMU ÇOK KÖTÜ”
Her şeyden önce burada çok ciddi bir travma yaşanıyor. Bu travmada acıyı çeken maalesef Lübnan halkı. Bugün Lübnan’ın güneyinin tahliyesini izledim. Çok acımasız bir tablo var. Herkes at arabalarında ve çoluk çocuk bölgeyi boşaltıyorlar. Hakikaten canımız yanıyor. Bu kadar acımasız, bu kadar korkunç bir tabloyla bölgemiz karşı karşıya. 6 milyon nüfusu olan Lübnan’dan söz ediyoruz. Bu insanlar nereye, nasıl kaçacaklar? Oralarda nasıl yaşam sürdürecekler? Bunlar aç, açıkta, giyim kuşam yok araçlarında. Battaniyeleri, neleri buldularsa onları, yanlarına alıp bölgeyi terk ediyorlar. Bu Lübnan, rahmetli Refik Hariri’nin döneminde bir başka Lübnan’dı. Çok daha zengindi, güçlüydü. Ama şu anda artık o Lübnan kalmadı. Şimdi Lübnan’ın yeniden kendine gelmesi için onlara imkanlar sağlayacağız, bu durumu yeniden nasıl aslına dönüştüreceğiz onu düşüneceğiz? Temennimiz odur ki Lübnan bir an önce bu travmayı atlatsın.
Bugünkü televizyon yayınlarında izlediğim kadarıyla Lübnan’ın durumu çok kötü. Rabbim yar ve yardımcıları olsun. Diğer taraftan İsrail bir rüya görüyor, o rüyasını gerçekleştirmek için bölgemizdeki halkların yaşamlarını kabusa çevirmeyi de göze almış gibi görünüyor. Zamanında Hitler de bir rüya görmüştü ve o da çeşitli milletlere mensup halklara kabus yaşatmıştı. Neticede gördüklerinin bir rüya olduğunu net bir şekilde anladı. Er ya da geç günümüzün Hitleri Netanyahu da bu gerçekle yüz yüze gelecek. Herkesin bir planı var ama biz inanıyoruz ki Allah’ın da bir hesabı var.
“BİZ UKRAYNA BARIŞ KONFERANSININ İÇİNDE YER ALMAYA HAZIRIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna barış konferansı ile ilgili şunları söyledi:
Biz bu konferansın içinde yer almaya hazır olduğumuzu söyledik. Bu konuda yine aynı şekilde gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan gerek istihbarat teşkilatımız onlarla irtibat halinde olacaklar. Temennimiz odur ki bölgeye bu barışı getirebilme noktasında Türkiye olarak biz bu işin bir yerinde yer alırız. Biz Ukrayna-Rusya savaşında adil bir barışı belki de en çok arzulayan ülkeyiz. Elimizi taşın altına koymaktan çekinmedik ve barış için çabalıyoruz. Bu savaşın diplomasi ve diyalog yoluyla sona ermesi mümkündür. Yeter ki sorunları bu yolla çözebileceğimize hem savaşan taraflar hem diğer aktörler inansın. Şu anda maalesef buna yakın değiliz. Biz hem Ukrayna hem Rusya tarafıyla görüşebiliyor olmamızı barışa giden yolda bir avantaj olarak görüyoruz. Bu zorlu yolu yürüyebilir ve hedefe ulaşabilirsek, insanlığa büyük hizmet etmiş olacağız. Taraflar kışkırtmaları, silahlanma yarışını, insanların değil silahların konuştuğu bir düzeni terk etmeden, barış umudu somut bir biçimde doğmayacak. Fakat biz yılmadan o umudu aramayı sürdüreceğiz. Gayretleri artıracak ve daha çok çalışacağız.
“STOLTENBERG NATO GENEL SEKRETERLİĞİ BOYUNCA TÜRKİYE İLE HİÇBİR ZAMAN OLUMSUZ ÇİZGİ ÇİZMEDİ”
Sayın Stoltenberg’e hakikaten görevi boyunca Türkiye’yle olan münasebetlerini en ideal şekilde sürdüren bir Genel Sekreter olarak bakıyorum. NATO Genel Sekreterliği boyunca bunu başarıyla sürdürdü. Türkiye’yle münasebetlerinde de hiçbir zaman olumsuz bir çizgi çizmedi. Sayın Rutte ile bakalım bu durum nasıl devam edecek? Yeni Genel Sekreter Mark Rutte ile de Hollanda Başbakanlığı süresi içerisindeki dostluğumuz iyiydi. İnşallah NATO Genel Sekreterliği’nde de bu dayanışmayı, bu birlikteliği yine devam ettiririz. Kurucu değerlerinden uzaklaşan ve onlara sahip çıkamayan uluslararası kuruluşlar ve ittifaklar yozlaşır. Bu temel arızayı gideremezlerse artık ana görevlerini dahi yapamaz hale gelirler.
NATO eğer “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” ilkesini “hepimiz bazılarımız için, bazılarımız hepimiz için” gibi bir forma dönüştürme tehlikesi ile yüz yüze gelirse o yozlaşma başlar. Bunun için tedbirler almak ve vakit geçirmeden uygulamak gerekir. Hele konu güvenlik gibi hayati bir husus ise ilkelerden milim sapma olmamalıdır. Türkiye, NATO içerisinde yükümlülüklerinin de sorumluluklarının da farkında olan ve bunları eksiksiz yerine getiren güvenilir bir müttefiktir. Türkiye’nin NATO için ne kadar kıymetli olduğunu Avrupa’nın bildiği ancak zaman zaman bunu göz ardı ettiğini görüyoruz.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİ: “GELEN GİDENİ ARATMASIN”
Temennim odur ki gelen gideni aratmasın. Çünkü, Amerika’da F-35 konusunu bizler yalnız Sayın Donald Trump döneminde yaşamadık, sonrasında da devam etti. Hepsi de bize bu hayal kırıklığını yaşattı. Cumhuriyetçiler de yaşattı, Demokratlar da… Şimdi yeni süreçte bunun sürüp sürmeyeceğini göreceğiz. 1 milyar 450 milyon dolar alacağımız var. Bu öyle böyle bir rakam değil. Şimdi bu alacağımızı tahsil etme noktasında da adımlarımızı atmaya devam edeceğiz. Bütün bunlarla beraber Kasım seçiminin neticesi ne getirecek ne götürecek? Bunu da görmemiz lazım. Bizler bu işin sonucunda temennim odur ki Türkiye -ABD arasındaki ilişkileri de buna göre tekrar teraziye koyacağız. Adımlarımızı da ona göre atacağız. Umarız netice hayırlı olur.
TÜRKİYE-ERMENİSTAN NORMALLEŞME SÜRECİ
Sayın Paşinyan’ın yaklaşımına baktığımız zaman olumsuz bir havada görünmüyor. Türkiye olarak bizden Ermenistan-Azerbaycan arasındaki barış anlaşmasını, huzur içinde komşular olarak yaşamalarını bir an önce sağlamamızı istiyorlar. Biz de zaten bunun peşindeyiz, bunun gayreti içerisindeyiz. Temennim odur ki, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki bu gelişmeleri inşallah peyderpey halledelim, çözelim ve Azerbaycan-Ermenistan arasındaki bu sıkıntıları aşmak suretiyle artık yola revan olalım. Çünkü her iki taraf aslında barıştan yana.
Şu anda Azerbaycan böyle bir beklentinin, gayretin içerisinde. Ermenistan’da da bunu gördük. Bizler oluşacak huzur ve barış ikliminin herkes için en iyisi olacağını düşünüyoruz. Ermenistan ile Azerbaycan barışı iki ülke için de yeni fırsatlar ve kazançların kapısını aralayacaktır. Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme süreci de bu barış sürecinin olumlu neticelenmesi ile müspet istikamette etkilenecektir.
TÜRKİYE’NİN BRICS ÜYELİĞİ
Her şeyden önce bizim BRICS ve ASEAN’da yer almamız, buralarda görünmemiz, inanıyorum ki bölgelerin aritmetiğini de değiştirecek. Çok daha farklı bir yapının inşasına vesile olacak. Orta Asya, Rusya, Baltık bölgesi ya da Uzak Doğu ile ilişkilerimiz kadar Kıta Avrupası ve Amerika ile de bağlarımızın bulunduğunu bir kenara koyamayız. Aynı şekilde Arap coğrafyası ve Körfez ülkeleriyle köklü bir geçmişimiz bulunurken Afrika ile de yakın ilişkilerimiz mevcut. Netice itibariyle bulunduğumuz coğrafya ve binlerce yıllık geçmişimiz bizi böylesine çeşitli bir ortaklık mimarisi oluşturmak için teşvik ediyor. Biz bir NATO ülkesiyiz diye Türk dünyası ve İslam dünyası ile bağlantımızı kopartamayız.
BRICS ve ASEAN bizim için özellikle ekonomik iş birliklerimizi geliştirmek için fırsatlar barındıran yapılar. Bu yapıların içinde yer almak NATO’dan vazgeçmek anlamına da gelmiyor. Bu ittifak ve iş birliklerinin, özellikle birbirinin alternatifi olduğunu düşünmüyoruz. Bugünün dünyasında bazı uluslararası gerilimler olsa da soğuk savaş dönemi çok geride kaldı. Bize “BRICS’e ya da başka bir yapıya girmeyin” diyenlere baktığınızda yıllardır parçası olmak için çalıştığımız Avrupa Birliği’nin kapısında bizi yıllarca bekletenlerle aynı kişiler. Biz bunlara bakarak asla geleceğimizi belirleyemeyiz.
“KONUYU İLK 4 MADDEYE SIKIŞTIRMADAN YENİ ANAYASA YAPMALIYIZ”
Muhalefetin bir defa başta bu ilk 4 madde olmak üzere, bu konularda zaten herhangi bir ciddiyeti söz konusu değil. Onlar bunu sadece söylerler. Ama bu noktada iktidar ne söyler ne düşünür, böyle bir düşünceleri yok. Biz Cumhur İttifakı olarak bu konuda durduğumuz yerdeyiz, kararlıyız ve aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Türkiye’yi geleceğe, çağın gereklerine uygun, sivil, kapsayıcı, özgürlükçü yeni bir anayasa ortaya koymadan hazırlayamayız. Hiç de çekinmemeliyiz. Bakın dünya hızla değişiyor. 45-50 yıl öncesinin bakış açısıyla, üstelik darbeciler tarafından kaleme alınmış, yamalı bohçaya dönmüş bir anayasa ile bu değişime ayak uydurmak mümkün değil. Bizim çok diri, yeni bir anayasa ile geleceğe yürümemiz lazım.
Konuyu ilk 4 maddeye sıkıştırmadan, “Biz nasıl bir anayasa yapmalıyız?” sorusuna odaklanmalıyız. Bizim anayasanın ilk 4 maddesiyle herhangi bir sorunumuz söz konusu değil. Bütün bunlarla beraber anayasanın satırları arasında dolaşan darbeci zihniyetle bizim problemimiz var. Ülkemizin gençlerinin geleceğini inşa edecek, onları dünya ile rekabete hazırlayacak vizyoner bir anayasaya bizim ihtiyacımız var. Biz bunu yapacağız. Zaten Cumhur İttifakı olarak Milliyetçi Hareket Partisi hazırlıklarını yaptı. Biz aynı şekilde hazırlıklarımızı yaptık. Bu hazırlıkları birbiriyle bütünleştirerek yolumuza inşallah devam edeceğiz. Güçlü bir anayasayı inşallah oluşturacağımıza inanıyorum.
“İÇ CEPHE” VURGUSU
İç cephe bizi biz yapan değerlerdir. Biz aynı şeye sevinme, bunun yanında aynı şeye üzülme, aynı şiirde duygulanma, aynı marşta göğsümüzün kabarabilmesi halini hep birlikte yaşamalıyız. Bütün bunlarla beraber iç cephe hedeflerimiz, bizim Kızıl Elmamızdır. 30 Ağustos konuşmamda ağırlıklı olarak bunun üzerinde durdum. Bizi o hedeflerden vazgeçirmeye, bizi yılgınlığa düşürmeye, bizi usandırıp umutsuzluk girdabına sürüklemeye çalışanlar, işte o iç cepheyi hedef alıyor. Biz o iç cepheyi çökerttirmeyiz. Orada çok kararlıyız. Bütün bunlarla beraber şunu bir defa demeliyiz. Zorluk mu var, aşarız. Sorun mu var, çözeriz. Sıkıntı mı var, birlikte üstesinden geliriz. Düştük mü, birbirimize tutunur yeniden kalkarız. Renklerimiz, şeklimiz farklı olabilir ama bir araya gelir en eşsiz motifi oluştururuz. İşte iç cephemizi çökertmeyi amaçlayanların odaklandığı yer bu ruh. Bu ruhu paramparça etmeye çalışıyorlar. Bir daha birbirimize tutunmayalım. Kendi kapsüllerimizde herkesten ayrı köşelerde ömür tüketip, yok olalım istiyorlar. Biz bunlara bu fırsatı da kesinlikle vermeyeceğiz. Kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.
“EKONOMİDE ZOR DÖNEMLER GERİDE KALDI”
Ekonomide artık zor dönemleri geride bırakıyoruz. Uyguladığımız programın başarısını artık bizden çok uluslararası kuruluşlar ortaya koyuyor. Bizim şu an odaklandığımız konu, milletimizi zorlayan enflasyon meselesidir. Enflasyonu dizginlemeyi başladık ve kalıcı dezenflasyon sürecini başlattık. Enflasyonda anlık değil, ayakları yere sağlam basan bir gerileme görüyoruz ve bu hızlanarak devam edecek.
Vatandaşımız enflasyondaki bu gerilemeyi hissetmeye başladı ve önümüzdeki dönemde daha hızlı bir şekilde bunu görecekler. Fırsatçılarla mücadelemizi de kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Onlara göz açtırmayacağız. Hedeflerimizi tutturduk ve yolumuza disiplinli bir şekilde devam ediyoruz. Üstelik bunları çevremizdeki karışıklıklara ve istikrarsızlık kaynaklarına rağmen başardık. Yola da bu şekilde devam ediyoruz.
AK PARTİ’DE KONGRE SÜRECİ
Biz Türkiye’ye 23 yıldır yeniyi anlatıyor ve yeniyi sunuyoruz. O yeninin içinde bizi biz yapan değerlerimiz en taze biçimde yer alıyor. Hazreti Mevlana’nın dediği gibi pergelimizin bir bacağı işte o değerlerde sabit, diğer bacağımız alemi dolaşıyor. Biz, milletin mesajını en doğru biçimde okuduk, o mesajı gereğini yerine getirmek için değişim diyoruz. Sözünü ettiğimiz değişim bir yeniden doğuş hamlesidir. Yunus’un dediği gibi “Her dem yeniden doğarız. Bizden kim usanası?” Biz şimdi bunun gereğini yerine getiriyoruz.
Kılıç meselesine gelince, bu mesele birkaç kendini bilmezin ne yazık ki ortaya koyduğu bir karmaşaydı. Şu anda gerek Milli Savunma Üniversitesi, gerek Kara Kuvvetleri Komutanlığı, gerekse Milli Savunma Bakanımız, müşterek çalışmalarını sürdürüyorlar ve bu işin içerisindekiler kimlerse bunların hak ettikleri cezayı almasını temin edeceğiz. Burası kendini bilmezlerin at oynattığı bir meydan değil. Biz bu kendini bilmezlerin at oynattığı meydana ülkemizi kesinlikle bırakamayız. Buna göre de adımımızı atacağız. Savunma Bakanımız ve Savunma Üniversitemizin başındaki hocamızla bir araya geldik, görüşmelerimizi yaptık ve inşallah en kısa zamanda bu işi neticeye ulaştıracağız.
Dilay Yalçınkaya Kaynak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kuzeydeki Cibaliya Mülteci Kampı sakinlerinden Muhammed, İsrail’in saldırıları nedeniyle annesi ve kız kardeşiyle birlikte Nusayrat Mülteci Kampı’nda Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) bağlı okullardan birine sığındı.
Babası kuzeyde kaldığı için ailesinin su ve yiyecek ihtiyacını temin etme görevini üstlenen Muhammed, Temmuz 2014’te Nusayrat Mülteci Kampı’ndaki Sirac Okulunun hedef alındığı saldırıda şarapnel isabet etmesi sonucu elini kaybetti.
Saldırı öncesinde okulda ud eğitimi alan Muhammed, sağ elini kaybettiği için udu bırakmak zorunda kaldı ancak yılmadı ve zoru başararak keman çalmaya başladı.
Kemanla yeniden hayata tutunan Muhammed, şimdilerde protez ele kavuşmak, Gazze dışına çıkmak ve okumak istiyor.
Muhammed’in elini kaybetmesi son değil başlangıç oldu
Edward Said Enstitüsünde müzik eğitmenliği yapan, keman çalan ve şarkı söyleyen 16 yaşındaki Sema Rami Necm, Muhammed’in keman çalmaya başlamasında en büyük etken oldu.
Kendisi de 2 milyon Gazzeli gibi evini terk ederek güneye göç eden Necm, göç sırasında geri dönecekleri umuduyla kemanını yanına aldı ancak dönemedi.
Kemanın çadırda bir süre hiç kullanılmadan durduğunu söyleyen Sema, “Bir gün neden keman çalmadığımı ve çocuklara bunu öğretmediğimi düşündüm. Sonrasında çadır kentlere ve sığınma merkezlerine gidip çocuklara eğitim vermeye başladım. Bu çocuklardan biri de Muhammed Ebu Iyda’ydı.” dedi.
Muhammed’in başlangıçta ud eğitimi aldığını ancak okulun vurulmasından sonra eğitiminin yarıda kaldığını kaydeden Sema, şöyle devam etti:
“Umudumuzu yitirmemek adına Muhammed’in yeniden bir müzik aleti çalmasını istedim. Muhammed’in elinin ampüte edilmesi her şeyin sonu değil bilakis başlangıcıydı. Kemanın arşesini Muhammed’in ampüte edilmiş eline bağlamayı düşündüm. Ud için iki ele de ihtiyaç var ancak kemanda böyle bir yöntem kullanarak başarabileceğimizi düşündüm.”
Uzuvlarını kaybetmiş nice önemli şahsiyeti örnek aldılar
Muhammed başlangıçta çok zorlandığını ve eli yeni ampüte olduğu için çok acı çektiğini ifade eden Sema, daha sonra aleti sevdiğini ve kemanla arasında bir dil oluştuğunu ve şimdilerde kemancı olmak istediğini aktardı.
Çocuklara ilk defa eğitim verdiği için biraz zorlandığını anlatan Sema, “Muhammed’e elinin ampüte edilmesinin dünyanın sonu olmadığını göstermek ve ona umut aşılamak istedim. Bu şekilde uzuvları ampüte edilmiş ancak önemli yerlere gelmiş bilim adamları ve şahsiyetler olduğunu söyledim.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Javier Bardem, törenin ardından Gazze ile ilgili dikkat çekici bir açıklama yaptı. ‘Netanyahu, tüm insanlığa karşı suç işliyor’ diyen ünlü oyuncu, uluslararası organizasyonların harekete geçmesi gerektiğini dile getirdi.
REKLAM
Javier Bardem, İsrail’i ve ona destek veren ülkeleri eleştirerek; “Gazze’de olanlar kabul edilemez, korkunç ve insanlık dışı suçlar işleniyor. İsrail tarihinin en radikal hükümeti, insanlığa karşı insanlık suçları işliyor. Hamas’ın acımasız saldırıları, Filistin halkının maruz kaldığı ağır cezayı haklı çıkaramaz. Çatışmanın sona erdirilmesi için (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu ve Hamas’ın dışarıda bırakıldığı başka aktörlerle müzakereler yapılmalıdır” dedi.

Javier Bardem; “Toplum olarak bu tür saldırıların karşısında pasif kalamayız. Hepimiz orada olup bitenlerin mağduruyuz ve bu suçları söyleme zorunluluğumuz ve sorumluluğumuz var. Toplum, İsrail’e yönelik eleştirinin antisemitizmle, Hamas’a yönelik eleştirinin ise İslamofobiyle hiçbir ilgisinin olmadığını anlamaya başlıyor” diye konuştu.
Donostia Ödülü’ne geçen yıl lâyık görülen ancak o dönemde ABD’deki sinema sanatçılarının grevine destek verdiğinden ödülünü bu yıl alabilen Javier Bardem; “Dünyada tüm yaşananları görüp kutlama yapmanın mümkün olmadığını” ifade etti. Bardem’in bu sözleri, ayakta alkışlandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BAĞCILAR Belediyesi, İsrail’in Gazze’de yok ettiği zeytin ağaçlarına dikkat çekmek amacıyla Filistin ve Doğa İçin Dayanışma Etkinliği gerçekleştirdi. Bu kapsamda ilçede eğitim gören bir grup ortaokul öğrenci, Filistin bayraklarıyla süslenen alanda ‘Zeytin Çekirdeğinden Tespih Yapım Atölyesi’nde bir araya geldi. Tespihlerin satışından elde edilecek gelir Gazze’deki Filistinlilere bağışlanacak.
Programda Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir, sanatçı Turan Erdiren ve öğrenciler birlikte zeytin çekirdeklerinden tespih yaptılar. Bu tesbihlerin satışından elde edilen gelir, Filistin’deki zeytin ağaçlarının korunmasına ve tahribata uğrayan tarım alanlarından kaynaklanan gelir kaybını telafi etmeye yönelik olarak Filistinlilere bağışlanacak.
‘TESBİHLERİMİZ, ONLARIN HATIRASINI YAŞATMAK İÇİN BİRER SİMGE OLACAKTIR’
Etkinliğin sadece bir doğa koruma hareketi değil, aynı zamanda bir dayanışma olduğunu dile getiren Özdemir, “Bir yandan Filistinli kardeşlerimizin katledilmesini protesto ederken diğer yandan da katledilen doğanın, zeytin ağaçlarının durumunu tüm dünyaya ilan etmek ve bu duyarlılığı ortaya koymak maksadıyla bir aradayız. Çok kıymetli bir çalışma. Fabrikalardan alınan zeytin çekirdeklerinden tespih yapıyoruz. Tesbihlerimiz, hem bu ağaçlara olan saygımızı ifade etmek hem de onların hatırasını yaşatmak için birer simge olacaktır” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin geri getirilmesi için anlaşma imzalanması ve Netanyahu hükümetinin istifası için her hafta cumartesi günü protesto düzenleniyor.
İsrail genelinde bu hafta da yüz binlerce kişi, Gazze’deki esirlerin geri getirilmesi amacıyla imzalanacak ateşkes anlaşması için isteksiz siyasi iradeyi eleştirdi, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifası ve erken seçim taleplerini yineledi.
Tel Aviv, Hayfa ve Batı Kudüs’ün yanı sıra Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile ülkenin çeşitli noktalarında hükümetin istifası ve esirlerin geri getirilmesi talep edildi.
Protestoların merkezi, organizatörlerin açıkladığı rakamlara göre yüz binden fazla İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Tel Aviv’deki Savunma Bakanlığı binasının çevresi oldu.
Ellerinde İsrail bayrakları bulunan protestocular, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı.
İsrailli esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davul ve düdük çalan protestocular, “Hepsi hemen eve”, “Yardım” yazılı dövizler taşıdı, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak”, “Sen baştasın, sen suçlusun” şeklinde sloganlar attı.
İsrail hükümetini ateşkes anlaşmasına yanaşmamakla suçlayan esir aileleri, yaptıkları açıklamada, basındaki Netanyahu’nun Gazze’ye saldırılarını kuzeyde Lübnan’a çevireceği haberleri üzerine bunun “Gazze Şeridindeki İsrailli esirleri feda etmek anlamına geldiği” eleştirisini yöneltti.
İsrailli esirlerin aileleri, Netanyahu “iktidarda kaldığı sürece Gazze’de saldırıların durmayacağını” vurguladı.
Göstericiler yürüyüş yaptı
İsrailli göstericiler, toplandıkları Savunma Bakanlığının önündeki Begin Caddesi’nden yürüyüşe geçmek istedi. Gruba, polis atlı birliklerle müdahale etti. Polis, yürüyüşe devam etmek isteyen bazı göstericileri gözaltına aldı.
Batı Kudüs’te de hükümetin istifa etmesini ve Gazze Şeridi’ndeki esirlerin geri getirilmesi için bir an önce anlaşma imzalanmasını isteyen İsrailliler, protesto gösterilerini sürdürdü.
İsrail’in 7 Ekim’de Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırıların durdurulması için taraflar arasında uzun süredir müzakereler devam ediyor.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda, siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in anlaşma taslağına eklediği maddelerin ve özellikle de Mısır-Gazze sınır hattı “Philadelphi Koridoru’nda” kontrolünü sürdürme ısrarının müzakereleri zora soktuğu vurgulanıyor.
Masada anlaşma varken İsrail’in Gazze’ye saldırıları sürüyor
Öte yandan, İsrail, müzakerelere varan ve bunların tıkandığı süreçte Gazze Şeridi’ndeki şiddetini sürdürüyor.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda son 10 günde 321 Filistinli hayatını kaybetti.
Yaklaşık 2,3 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde, İsrail’in saldırıları ve tehditleri nedeniyle Filistinlilerin zorunlu göç çilesi bitmiyor.
Bombaların hedefi olmamak için bölgeden bölgeye savrulan Filistinliler, güvenli yerin olmadığı Gazze Şeridi’nde nereye gideceklerini bilmiyor.
Zira, İsrail ordusu, “güvenli olduğunu” iddia ettiği yerlerin daha sonra boşaltılmasını istiyor hatta buralara da saldırılar düzenliyor.
BM verilerine göre, Gazze’de yaşayan her 10 kişiden 9’u İsrail saldırıları nedeniyle en az bir kere zorla yerinden edildi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 715’i çocuk, 11 bin 308’i kadın olmak üzere 41 bin 182 Filistinli öldü, 95 bin 280 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanlığı, Bakan Hakan Fidan’ın İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi Temas Grubu’nun diğer üyeleriyle beraber, İspanya, Slovenya, Norveç, İrlanda ve Avrupa Birliği’nin de katıldığı Filistin konulu toplantıya katıldığını bildirdi. Toplantıda, Gazze’de devam eden ateşkes görüşmeleri ve Gazze’ye yönelik insani yardım çabaları konuşuldu.
Dışişleri Bakanlığı sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Bakan Fidan’ın, 13 Eylül 2024 tarihinde, İİT ve Arap Ligi Temas Grubu’nun diğer üyeleriyle beraber, İspanya, Slovenya, Norveç, İrlanda ve Avrupa Birliği’nin de katıldığı Filistin konulu toplantıya katıldığını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Toplantıda, ” İsrail’in Gazze’de gerçekleştirmekte olduğu soykırımın ve Batı Şeria’da işlediği suçların durdurulması için atılabilecek adımlar ele alınmış; Gazze’de devam eden ateşkes görüşmeleri ve Gazze’ye yönelik insani yardım çabaları değerlendirilmiş; Filistin’in tanınması ve iki devletli çözüme ulaşılabilmesi için yapılması gerekenler görüşülmüştür.”
Toplantı sonunda kabul edilen bildiride, Filistin’in bir an önce tanınması ve iki devletli çözüme destek verilmesi için uluslararası topluma çağrıda bulunulmuş; artan uluslararası hukuk ihlallerine değinilerek, Gazze’de bir an önce ateşkes ilan edilmesi ve Batı Şeria’da Filistinlileri hedef alan saldırılara son verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bildiride ayrıca, Gazze’ye acil ve kesintisiz insani yardım ulaşması gerektiği belirtilmiş ve BM Yakın Doğu’daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) çalışmalarına destek beyan edilmiştir. Eylül ayı sonunda yapılacak olan BM Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası vesilesiyle New York’ta yeni bir toplantı yapılması kararı alınmıştır.
Sayın Bakanımız katıldığı toplantılarda, Filistin Devleti’nin BM’ye tam üye olması ve daha fazla ülke tarafından tanınmasına yönelik ortak girişimlerin artırılması gerektiğini kaydetmiş, bu adımların karşısında duran ülkeler üzerinde baskı kurulmasının önemine değinmiştir.
Sayın Bakanımız ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan soykırım davasına daha fazla ülkenin müdahil olması yönünde çağrıda bulunmuştur.
Bildiride ” Türkiye, Filistin’de acil ve kalıcı ateşkesin sağlanması, insani yardımların kesintisiz bir şekilde Gazze’ye ulaşması, Filistin’in tanınması ve iki devletli çözüm yolunda gerekli adımların atılması yönünde çalışmaya devam edecektir” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, yeni eğitim-öğretim yılı öncesi açıklama yaptı. Okulların ” Çanakkale‘den Gazze’ye Bağımsızlık Ruhu ve Vatan Sevgisi” açılış dersiyle başlamasına tepki gösteren Özçağdaş, “Okullarımızda ‘ Çanakkale‘den Gazze’ye Bağımsızlık Ruhu ve Vatan Sevgisi’ temalı ders işlenirken, Gazze’de soykırım yapan İsrail ile ticaret gibi temaslar devam etmektedir. Ülkeyi yönetenlerin İsrail sevdası hiç bitmemiştir” dedi.
“Gazze’de yaşanan insanlık dışı saldırılar çocuklarımıza uygun bir dille anlatılmalı”
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e “Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü öğretim programlarından ve ders kitaplarından çıkarma çabasına” son verme çağrısı yapan Özçağdaş şunları söyledi:
“Bütün dünya Gazze’de yaşanan soykırımın farkındadır. Orada bir insanlık suçu işlenmektedir. Bu duruma tüm ülke olarak tepki göstermemiz gerekmektedir. Gazze’de yaşanan insanlık dışı saldırılar çocuklarımıza uygun bir dille anlatılmalı ve Filistin ile tarihsel bir kardeşliğimizin olduğu vurgulanmalıdır. Okullarımızda ‘ Çanakkale‘den Gazze’ye Bağımsızlık Ruhu ve Vatan Sevgisi’ temalı ders işlenirken, Gazze’de soykırım yapan İsrail ile ticaret vb. gibi temaslar devam etmektedir. Ülkeyi yönetenlerin İsrail sevdası hiç bitmemiştir. Öte yandan ‘ Çanakkale‘den Gazze’ye Bağımsızlık Ruhu ve Vatan Sevgisi’ temalı dersin içeriğinde Çanakkale kahramanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yer verilmemesi düşündürücüdür. Öyle ki, Diyanet İşleri Başkanı Çanakkale Savaşı’nı anarken verdiği hutbelerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını geçirmemeye özen göstermektedir. Milli Eğitim Bakanı da bunu bilinçli olarak yapmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Milli Eğitim Bakanı, Atatürk düşmanlığından derhal vazgeçmelidir. Bakan, türlü bahanelerle Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü öğretim programlarından ve ders kitaplarından çıkarma çabasına son vermelidir. Cumhuriyet sayesinde Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan Yusuf Tekin, ‘Çanakkale’den Gazze’ye Bağımsızlık Ruhu ve Vatan Sevgisi’ içerikli ders planında eksik bıraktığı Atatürk vurgusunu yapmalıdır. Bakanlığı bu doğrultuda, çocuklarımıza uygun bir dille barış ve kardeşlik gibi evrensel değerleri de içine alan içerikler hazırlamaya davet ediyoruz.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Grubun X’ten paylaştığı görüntüde, protestocuların, ofisin camlarını kırmızıya boyadığı ve binanın önüne yatarak girişe engel oldukları görüldü.
Aktivistlerden biri eylem sırasında, “Şu anda yapabileceğimiz tek şey bu. Protestoyu denedik. Her şeyi denedik fakat şimdi yapabileceğimiz tek şey doğrudan eylem.” ifadelerini kullandı. “Özgür Filistin” sloganları atan aktivist, Gazze’de soykırımın durdurulması çağrısında bulundu.
Diğer bir aktivist de Filistin halkına dayanışma mesajı göndererek, “Bu soykırım bitinceye kadar durmayacağız. İngiltere, bu soykırımın suç ortağıdır ve bunun olmasına izin vermeyeceğiz.” dedi.
Bazı aktivistler polis tarafından gözaltına alındı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze kentindeki El-Ehli Baptist Hastanesi yetkilileri de Gazze kentinin doğusundaki Zeytun Mahallesi’nde iki caddeyi hedef alan İsrail saldırısında 2 Filistinlinin öldüğünü, birçok Filistinlinin yaralandığını aktardı.
İsrail ordusu saldırılarını sürdürürken sağlık görevlileri ve siviller de Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde son günlerde hava saldırıları veya İHA’lardan açılan ateşle öldürülen Filistinlilerin cesetlerini bulup hastanelere ulaştırmaya devam ediyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail, Gazze Şeridi’ndeki katliamlarına 330 gündür devam ediyor.
Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Gazze Şeridi’ne son 48 saatte düzenlenen 5 saldırıda 89 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 205 Filistinlinin ise yaralandığı belirtildi.
40 BİN 691 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısının 40 bin 691’e, yaralıların sayısının 94 bin 60’a yükseldiği kaydedildi.
Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu diploma alma ve sancak devir teslim törenine katıldı. Törende açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin’e Türkiye’nin sırtını dönemeyeceğinin altını çizdi.

ERDOĞAN: ANADOLU’YU VATAN YAPMAK KADAR MUHAFAZA ETMEK DE ZORDUR
Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Türkiye coğrafya olarak bir köprü, kültürel olarak bir merkezdir. Böyle bir coğrafyada başı dik yaşamak öyle bir babayiğidin harcı değildir. En basit zafiyet milletimizi çok büyük tehditlerle karşı karşıya bırakır. Gabar’da teröristleri gömdüysek. Besler’de teröristleri gömdüysek bundan sonra da aynı karar ve imanla gömmeye devam edeceğiz. Anadolu’yu vatan yapmak kadar muhafaza etmek de zordur. Burası tembelliği boş vermişliği kaldırmaz. neme lazımcılığı asla kaldırmaz. Her kim Türkiye’nin ufkunu 782 bin kilometrekareye hapsetmeye çalışıyorsa, gafil değilse bu toprakların yabancısıdır.
“KUDÜS’E BİZ SIRTIMIZI NASIL DÖNEBİLİRİZ”
Azerbaycan ile nasıl birsek Türk devletlerindeki kardeşlerimiz ile kalplerimiz bir atmaktadır. Kudüs’e biz sırtımızı nasıl dönebiliriz. İstanbul ile Kudüs-ü Şerif’i kim ayırabilir, Gazze’yi Gaziantep’ten kim ayırabilir. Kim Kudüs’ten bize ne diyorsa bu milletin tarihini bilmiyor demektir.

Yan yana şehit olduğumuz kardeşlerimizle aramıza kim duvar örebilir. Gazi Mustafa Kemal’in, düşman postalı değdirmemek için mücadele ettiği Filistin topraklarına biz gözlerimizi nasıl kapatabiliriz. Gazi, niçin Bingazi’deydi, oraya niye gitmişti, mücadele etmişti? İşte bu vatan aşkı ile bu ruhun adımıydı.
Kahraman ordumuzun saflarına yeni çelikten bilekler ekliyoruz. Toplam 989 öğrencimiz mezun oluyor. Diplomalarını alarak ordumuzun saflarına katılan teğmenlerimizi tebrik ediyor tek tek alınlarından öpüyorum. Mezunlarımızı yetiştiren hocalarımızı ve komutanlarımızı da tebrik ediyorum. 15 Temmuz’dan sonra yeniden yapılandırdığımızı okullarımızın başarı grafiği sürekli yükseliyor. Bu dönemde 9 bin 909 kardeşimiz Kara Harp Okulundan mezun oldu. 15 Temmuz ihaneti gibi bir devletin başına gelebilecek felaketi en az hasarla atlattık. Tahribatı kısa sürede telafi ettik. Personel, eğitim, imkan ve yetenekler bakımından eksikleri giderdik.

“ORDUMUZA YÜK OLAN SIKINTILI DURUMLARA SON VERDİK”
Hayata geçirdiğimizi reformlarla ordumuza yük olan sıkıntılı durumlara son verdik. Yeni eğitim öğretim sistemi ile milli iradeye bağlı, sadece milletine hizmet eden bir Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sahip olduk. Bu adımların bırakın zayıflatmayı odumuzun üçüne nasıl güç kattığını sahada elde edilen başarılarda görüyoruz. Suriye’den Libya’ya ordumuz görevini alnının akı ile yerine getiriyor. Başarı grafiği ile eski Türkiye artıklarının hazımsızlığı da artmakta. Buna imkan vermeyeceğiz. Onları rahatsız etmeyi sürdüreceğiz.
Tarihimiz boyunca devlet komutan millet de asker olmuştur. Her Türk asker doğar… Bu sözü milletimizin bu topraklarda yürüttüğü varlık yokluk mücadelesi ile eşleşmiştir. Askerlik meslekten ziyade din için, devlet ve vatan için namus borcu görülmüştür. TSK’nın kodlarında bu anlayış hakimdir. Milletin kendisi olan TSK, bağımsızlığımızın, bölünmez bütünlüğün, milli birliğimizin güvencesidir.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erzurum Kalesi önünde bir araya gelen doktorlar, tıp ve eczacılık fakültesi öğrencileri, sağlık çalışanları ile vatandaşlar, Türk ve Filistin bayraklarıyla yürüdü.
Yürüyüşün ardından grup adına açıklama yapan aile hekimi Muhammet Mutlu, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını lanetledi.
Mutlu, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarında binlerce masum insanın öldüğünü anımsatarak, “7 Ekim’den bu yana 10 aydan fazla süredir devam eden soykırımda bebek, çocuk, gebe, kadın, yaşlı denilmeden binlerce masum insan, işgalci terörist İsrail ve teröristlerin en büyük destekçisi baş terörist ABD tarafından acımasızca katledildi ve katledilmeye devam ediliyor.” dedi.
İsrail’in savaş altındakilere gönderilen yardımları engellediğine dikkati çeken Mutlu, şunları kaydetti:
“Zalim zulmüne devam ediyor, Yeni doğmuş bebeklerin kafaları, kolları acımasızca koparılırken, gebe kardeşlerimize ve esirlere tecavüz edilirken, bombalarla öldüremedikleri Gazzeliler, yardımlar engellenmek suretiyle aç ve susuz bırakılarak ölüme terk edilirken, İslam dininin tüm değerleri katil siyonistlerce aşağılanırken bizler ne yapıyoruz? Elimizden geleni yapıyor muyuz, yoksa gaflet içinde sırtımızı mı dönüyoruz?”
Gruptakiler, basın açıklamasının ardından hayatını kaybedenler için dua ettikten sonra dağıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahya kentine İsrail’in hava saldırısı düzenlediğini açıklayan Basal, saldırıda Filistinli Hammuda ailesinin evinin tamamen yıkıldığını bildirdi.
Basal, saldırı sonucunda aralarında çocuk ve kadınların olduğu 11 Filistinlinin yaşamını yitirdiğini kaydetti.
İsrail’in Beyt Lahya’nın eş-Şeyma bölgesinde bulunan Kasım ailesinin evine de saldırı düzenlediği bilgisini veren Basal, olayda çok sayıda Filistinlinin yaralandığını aktardı.
Öte yandan, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya Mülteci Kampı’nın Tel ez-Zater bölgesinde, İsrail savaş uçakları Filistinli “Selman” ailesine ait evi bombalarken, saldırıda 1 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı.
Bölgeinin kuzeyinde, Gazze kentine bağlı Ez-Zeytun Mahallesi’ne düzenlenen saldırıda 1 Filistinlinin hayatını kaybettiği kaydedildi.
AA’nın haberine göre; Gazze’nin orta kesimlerindeki Megazi Mülteci Kampı’nda İsrail ordusunun “Ed-Debaki” ailesine ait evi hedef alması sonucu ise 6 Filistinli hayatını kaybetti.
Ayrıca, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un doğusunda bulunan Beni Süheyle beldesinde “Ebu Şebab” ailesinin evine düzenlenen hava saldırısında 5 Filistinlinin öldüğü, çok sayıda Filistinlinin yaralandığı bildirildi.
Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’nden alınan bilgiye göre ise Abasan el-Kebira kasabasında İsrail güçlerinin Filistinlileri hedef alan saldırılarında biri çocuk 3 Filistinli vefat etti. Yaralılar Gazze Şeridi’ndeki hastanelere nakledildi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 480’i çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 40 bin 265 Filistinli öldü, 93 bin 144 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ukrayna ordusunun Kursk’a saldırısıyla ilgili Zaharova, Kiev’in bölgede sivillere karşı işlediği “suç ve terör eylemlerini” Batılı liderlerin desteklediğini savundu.

Zaharova, ülkedeki terör saldırılarının özellikle de Kursk’taki yabancı paralı savaşçılar ve yabancı askeri teçhizatın Batı’nın Kiev’e destek verdiğini ispatladığını belirterek, “Kursk bölgesi topraklarının işgali Batı’nın kapsamlı desteğiyle gerçekleşiyor ve onun tarafından da onaylanıyor.” dedi.
Batı medyasında, NATO ülkelerinin Rus topraklarındaki hedeflere ilişkin istihbarat bilgilerini Kiev ile paylaşmadıkları yönünde haberler yapıldığına işaret eden Zaharova, “Elbette bunların hiçbiri doğru değil.” diye konuştu.
Sözcü Zaharova, bu yolla NATO üyesi ülkelerin yetkililerinin Kiev tarafından gerçekleştirilen “terör eylemlerinin” sorumluluğundan kendisini kurtarmaya çalıştığını ileri sürdü.

Ukrayna yönetiminin Kursk bölgesine yaptığı saldırıya bahane aradığını ve her geçen gün “saçma ve uydurma argümanlar bulduğunu” ifade eden Zaharova, Ukraynalı yetkililerin Kursk bölgesinde sivillere yönelik yaptıkları saldırılardan sonra onlarla kimin anlaşmaya varacağı sorusunu cevapsız bıraktıklarını belirtti.
Zaharova, “Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin topraklarımızı işgal etme girişimi, haydut cuntasıyla herhangi bir müzakere olasılığını apriori olarak ortadan kaldırdı.” ifadelerini kullandı.
“GAZZE’DE DURUM İÇİN BMGK VE BM KARARLARI UYGULANMALI”
Sözcü Zaharova, Gazze Şeridi’ndeki insani duruma da dikkati çekerek, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve BM Genel Kurulunun ateşkes talep eden ve bölgeye engelsiz insani erişim sağlanması yönündeki kararlarının derhal uygulanması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.” dedi.


“ERİVAN KENDİ HATALARINDAN DOLAYI BAŞKALARINI SUÇLUYOR”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, Sünik bölgesi üzerinden ulaşım bağlantılarına ilişkin Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya arasında yapılan üçlü anlaşmayı Erivan’ın sabote ettiğine yönelik açıklamasını hatırlatan Zaharova, Erivan yönetiminin Batı’nın emriyle hareket ettiğini söyledi.
Zaharova, Ermenistan Dışişleri Bakanlığının bu yöndeki tepkisine yönelik, “Bu, Erivan’ın kendi hatalarından, kendi stratejik yanlış hesaplarından dolayı başkalarını suçlama tarzının bir başka örneğidir.” diye konuştu.

“TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİNİN NORMALLEŞMESİNİ DESTEKLİYORUZ”
Türkiye ve Suriye’nin ilişkileri normalleştirme yönündeki girişimlere ilişkin de yorum yapan Zaharova, Ankara ve Şam’ın bu hususa önem verdiğini anımsattı.
Zaharova, Moskova’da, ilişkilerin yeniden tesisi için farklı formatlarda toplantı yapıldığına işaret ederek, “Türkiye-Suriye ilişkilerinin en yüksek ve üst düzeyde geliştirilmesine yönelik tüm konuların tartışılmasıyla, diyaloğun geliştirilmesi için çok iyi bir temel atıldı. Etkinliğini ve geçerliliğini defalarca kanıtlamış olan Astana formatı başta, Ankara ile Şam arasında ilişkilerin sağlanmasına yardımcı olmak amacıyla yakın koordinasyonu daha da ilerletmeye kararlıyız. Genel olarak iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi destekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Savett, Biden’ın hem Sisi hem de Şeyh Temim ile görüşmelerinde “Doha’daki ateşkes görüşmelerinde kaydedilen ciddi ilerlemeyi” ele aldığını ve bundan sonraki sürece ilişkin görüşleri kendileriyle paylaştığını aktardı.
Beyaz Saray’dan Biden’ın telefon görüşmelerine ilişkin yazılı açıklama yapılacağı belirtildi.
ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Bakan Antony Blinken’ın 17 Ağustos’ta İsrail’e gideceği bildirilmişti.
İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze Şeridi’nde ateşkese varılması amacıyla Katar’ın başkenti Doha’da perşembe ve cuma günleri müzakereler yapılmıştı.
“İyi geçtiği” açıklanan Doha’daki müzakerelere, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü Bill Burns, Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil ve Mossad Direktörü David Barnea’nın başkanlığındaki heyetler katılmıştı.
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA’nın haberine göre; Gazze’nin güneyindeki Deyr el-Belah bölgesinde henüz aşı olmamış 10 aylık bir bebekte çocuk felci virüsünün tespit edildiği aktarıldı.
GAZZE’DE “ÇOCUK FELCİ VİRÜSÜ” ENDİŞESİ
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 20 Temmuz’da, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ile orta kesimindeki Deyr el-Belah kentlerinde tip iki çocuk felci virüsü tespit edildiğini açıklamıştı.
DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus, Gazze’de 8 yaş altı 600 bin çocuğa yönelik çocuk felci aşılama kampanyasıyla ilgili çalışmalar yürüttüklerini ve 1 milyondan fazla çocuk felci aşısını Gazze’ye gönderdiklerini duyurmuştu.
*Haberde AA’nın arşiv fotoğrafı kullanılmıştır.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlık, sosyal medya platformu X’teki hesabından, Katz’ın Erdoğan ve Abdüsselam ve Hemmam Haniye’ye yönelik X’teki paylaşımına tepki gösterdi.

Dışişleri Bakanlığı, “İsrail Dışişleri Bakanı Katz’ın şehit İsmail Haniye’yi ve Sayın Cumhurbaşkanı’mızı hedef alan sosyal medya paylaşımı, dezenformasyon amaçlı bir iftiradır. Dikkatleri Gazze’de yaşanan soykırımdan uzaklaştırmayı amaçlayan bu yalanlar, Filistin halkına olan desteğimizi engelleyemeyecektir.” ifadesini kullandı.
Sosyal medya paylaşımlarıyla sık sık Başkan Erdoğan’ı hedef alan Katz, son paylaşımında Başkan Erdoğan ve suikasta uğrayan İsmail Heniyye’nin oğulları arasında ihtilaf yaşandığı iddiasında bulunmuştu.
AK PARTİ SÖZCÜSÜ ÇELİK: FAŞİST YALANCI
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise, Katz’a “İsrail Dışişleri Bakanı, faşist bir yalancıdır.” sözleriyle tepki gösterdi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, (Binyamin) Netanyahu ve diğer İsrailli yetkililer gibi bebek katili, soykırımcı bir müfteridir. Küstah şahıs, suçluluk psikolojisi içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımıza sürekli çamur atmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ın iddiasına tepki gösterdi.
“İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, Netanyahu ve diğer İsrailli yetkililer gibi bebek katili, soykırımcı bir müfteridir.” değerlendirmesinde bulunan Bakan Tunç, şunları kaydetti:
“Küstah şahıs, suçluluk psikolojisi içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımıza sürekli çamur atmaktadır. Bu katil sürüsü, Gazze’de yaptıkları soykırımın hesabını uluslararası hukuk önünde verecek, cezalarını çekecektir. Kuvözde katlettikleri bebeklerin ahı, işgalcileri ve soykırımcıları mutlaka tutacaktır. İlahi adaletten asla kaçış yoktur.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, TBMM’de Gazze için düzenlenen özel oturuma katıldı.

“KUDÜS KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”
7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarına maruz kalan Gazze halkının mücadelesini anlatan Mahmud Abbas, “Soykırımın asıl amacı Filistin’i yok etmektir. Bunlara rağmen dik durmaya devam edeceğiz. Gazze Filistin devletinin ayrılmaz asli bir parçasıdır. Gazze’de bir başka devlet olamaz, Gazze’siz Filistin devleti olamaz. İlk kıblemiz Kudüs’ten ödün vermemiz mümkün değildir. Filistin toprağının bir taşını gözden çıkaran bizden değildir. Kudüs kırmızı çizgimizdir” ifadelerini kullandı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

“GAZZE’YE GİDECEĞİZ”
“Tüm kardeşlerimle Gazze’ye gitme kararı aldık. Bedeli hayatımda olsa gideceğim. Hayatımız Gazze’deki bir çocuğun hayatından değerli değil” diyen Mahmud Abbas’ın tarihi mesajları dünya basınında da geniş yer aldı.

“MÜSLÜMAN LİDERLERİ KENDİSİNE KATILMAYA ÇAĞIRDI”
ABD’nin önde gelen yayın organlarından olan The Washington Post gazetesi, Filistin lideri Abbas’ın Meclis konuşmasını manşetlere taşıdı. Abbas’ın Gazze’ye gideceği mesajını paylaşan gazete “Abbas, Gazze’yi ziyaret edeceğini ve Müslüman liderleri kendisine katılmaya çağırdığını söyledi” manşetiyle gündeme taşıdı. Haberde, “İsrail-Hamas savaşının şiddetlendiği bir dönemde Gazze’ye gitme sözü verdi” ayrıntısı yer aldı.

TÜRKİYE VE FİLİSTİN BAYRAKLARI YANYANA
Fransız gazetesi Le Monde, Mahmud Abbas’ın “Gazze ve Kudüs’e gideceğim” sözlerini manşete taşıdı. Haberde, birçok milletvekili ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk ve Filistin bayraklarıyla süslenmiş beyaz bir atkı taktığını yazdı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında yakalama kararı almasını önlemek için atılabilecek adımları görüştüğü belirtildi.
Başbakanlık Basın Ofisinden yapılan yazılı açıklamada, Netanyahu’nun Başsavcı Gali Baharav-Miara’nın aralarında bulunduğu bazı yetkililerle bir araya geldiği ifade edildi.
Görüşmede, UCM Başsavcısı Kerim Han’ın Netanyahu ve Gallant hakkında yakalama kararı başvurusunun ele alındığı kaydedildi.
YAKALAMA KARARINI ENGELLEMEK İÇİN “BAĞIMSIZ” SORUŞTURMA KOMİSYONU BASKISI
Başsavcı Baharav-Miara’nın İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani durumu incelemek üzere bir soruşturma komisyonu kurmasını önerdiği aktarıldı.
Ancak Baharav-Miara’nın soruşturma komisyonu kurulsa bile UCM Başsavcısı Han’ın başvurusunun iptal edilmesini sağlayabileceklerinden emin olmadığını dile getirdiği belirtildi.
Öte yandan Kanal 12 televizyonunda yer alan haberde, Baharav-Miara ve bazı İsrailli uzmanların UCM’nin yakalama kararı almasını engellemenin tek yolunun İsrail tarafından Gazze’deki insani durumu soruşturmak amacıyla “bağımsız” bir komisyon kurmasından geçtiğini savunduğu ifade edildi.
Bu nedenle Baharav-Miara ve bazı İsrailli uzmanların Netanyahu’ya söz konusu komisyonun kurulması için baskı yaptığı ileri sürüldü.

NETANYAHU VE GALLANT İÇİN YAKALAMA KARARI BAŞVURUSU
UCM Başsavcısı Han da 20 Mayıs’ta, Netanyahu ve Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusunda bulunduğunu bildirmişti.
Han, Netanyahu ve Gallant’ın 8 Ekim 2023’ten itibaren Gazze Şeridi’nde “savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan cezai sorumluluk taşıdığına inanmak için makul gerekçeler bulunduğunu” açıklamıştı.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Columbia Üniversitesi Rektörü Minouche Shafik yaptığı yazılı açıklamada, okul kampüsünde nisan ayı boyunca süren Gazze protestoları nedeniyle görevinden istifa ettiğini duyurdu. Shafik açıklamasında, “Bu harika kuruma liderlik etme onuruna ve ayrıcalığına sahip oldum ve birlikte çalışarak birçok önemli alanda ilerleme kaydettiğimize inanıyorum. Ancak aynı zamanda topluluğumuzdaki farklı görüşlerin üstesinden gelmenin zor olduğu bir kargaşa dönemi de oldu. Bu dönem, toplumumuzdaki diğer kişiler gibi benim aileme de ciddi zararlar verdi. Yaz boyu düşündüm. Yeni dönem başlamadan yeni liderliğin göreve başlaması için bu duyuruyu şimdi yapıyorum” ifadelerini kullandı.
Akademik ilkeleri destekleyen, herkese adalet ve şefkatle davranan bir yolda ilerlemeye çalıştığını belirten Shafik, kendisinin, meslektaşlarının ve öğrencilerinin tehdit unsuru olarak görülmesinin üzücü olduğunu belirtti.
Protestoların arkasındaki grup olan Columbia Üniversitesi Apartheid Divest üyeleri, istifayı memnuniyetle karşıladı. Ancak istifanın üniversitenin İsrail ordusunu ve Filistin topraklarını işgalini destekleyen şirketlerden yatırımlarını çekmesi yönünde yürütülen çabaları engellememesi gerektiği belirtildi. Okul yönetimiyle görüşme yürüten gruptan Mahmud Halil, “Columbia’nın sonunda Kongre ve bağışçıları yatıştırmak yerine öğrencileri ve öğretim görevlilerini dinleyen bir rektör atamasını umuyoruz” dedi.
Gazze protestoları nedeniyle Kongre’de yapılan duruşmalarda rektörleri eleştiren isimlerden olan Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Elise Stefanik ise, Shafik’in istifasının Yahudi öğrencileri koruyamadığı için “gecikmiş bir karar” olduğunu ifade etti.
Ne olmuştu?
Columbia Üniversitesinde Filistin destekçisi öğrenciler, 16 Nisan’da okul yönetiminin İsrail’in Gazze’deki saldırılarını destekleyen şirketlere yönelik finansal yatırımlarını durdurması talebiyle oturma eylemi başlatmış, daha sonra “Gazze Dayanışma Kampı” kurmuştu. Üniversitesi Rektörü Minouche Shafik ise çadır kampının dağıtılması için polis çağırmıştı. 18 Nisan’da kampüse gelen New York Polis Departmanı’na bağlı memurlar, 100’den fazla öğrenciyi gözaltına almıştı. Filistin yanlısı öğrenciler Rektör Shafik’i kampüse polis çağırdığı için eleştirirken, İsrail yanlısı destekçiler ise yeterince sert davranmadığı için rektöre tepki göstermişti. – NEW YORK
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
‘KARDEŞ PAYI’ KAMPANYASI BAŞLATMIŞTI
KADEM, siyonist ve işgalci İsrail’in 7 Ekim’den bu yana uyguladığı soykırım nedeniyle yerlerinden olan Gazzeliler için ‘Kardeş Payı’ kampanyası başlatmıştı. Kampanya sonrası KADEM, faaliyetlerini sürdüren Türk Kızılay’ın Gazze’deki aşevine bağışta bulundu. Bu aşevinde 1 milyondan fazla sıcak yemeğin dağıtılacağı öğrenildi. KADEM, böylece 76 gün boyunca her gün 15 bin kişinin sıcak yemeğe ulaşmasına katkı sağlıyor. Türk Kızılayı ile yapılan iş birliği ile toplamda 1 milyon 140 bin kişiye sıcak yemek dağıtılması sağlanacak.

“GAZZE’DE 1 MİLYONDAN FAZLA KİŞİYE SICAK YEMEK DAĞITIYORUZ”
KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu’nun basın bültenindeki açıklamasında “Bölgeye gıda, temiz su ve hijyen malzemeleri gibi en temel insani ihtiyaçların ulaştırılması gerekiyor. Biz de Gazze’ye Kardeş Payı Yardım Seferberliği ile KADEM temsilciliğinin bulunduğu 55 şehirde ‘hayır çarşıları’ açtık. Yine kampanya kapsamında bağışlar topladık. Hayır çarşılarımızdan ve bağışlardan elde edilen geliri, gıda ve hijyen malzemesi olarak Kızılay’ın yardım gemisi ile Mersin’den Ariş Limanı’na, oradan kara yolu ile Gazze’ye ulaştırdık. Gazze’de 1 milyondan fazla kişiye sıcak yemek dağıtıyoruz. Bombaların, işgalin, açlığın ve susuzluğun ortasında hayata tutunmaya çalışan Filistin halkına bir nebze olsun destek olabilmeyi amaçlıyoruz. Türkiye genelinde başlattığımız bu büyük kampanyaya destek olan ve yardımlarımızın bölgeye ulaşmasına aracılık eden Kızılay’a, özellikle de Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz’a teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

“BU DESTEKLER, DAYANIŞMANIN GÜCÜNÜ HATIRLATIYOR”
Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz ise basın bültenindeki açıklamasında “Gazze’deki çatışma mağdurlarına destek olmak için de elimizden geleni yapıyoruz. KADEM ile de bu anlamda bir iş birliği yaptık. Aşevi odaklı iş birliğimiz, Gazze halkına sıcak bir yemek ulaştırmanın ötesinde, onların yalnız olmadıklarını hissettirmek adına atılmış anlamlı bir adımdır. Bu destekler, aynı zamanda insanlığın ve dayanışmanın gücünü hatırlatıyor. KADEM Mütevelli Heyet Başkanı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’a ve Yönetim Kurulu Başkanı Saliha Okur Gümrükçüoğlu’na bu anlamlı kampanyayı başlattıkları ve yürüttükleri için teşekkür ediyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İŞTE SÜRECİN ARKA PLANI
Hamas ile İsrail arasındaki ateşkes müzakereleri ve rehine takası pazarlığı son aşamaya girdi. Türkiye’nin de telkinleriyle ABD Başkanı Joe Biden, mayıs ayında ateşkese yönelik bir yol haritası açıkladı. Türkiye’nin kolaylaştırıcı rolünde; ABD, Katar ve Mısır’ın ise arabuluculuğunda yaklaşık 3 aydır yürütülen görüşmelerde, anlaşmanın çerçevesi de şekillendi.
Hamas’ın elindeki her bir rehine için en az 12 Filistinli mahkûmun serbest bırakılması üzerinde yoğunlaşıldı. Uluslararası bağımsız gözlemcilerin tahminlerine göre Hamas’ın elinde ölü veya diri 118-120 rehine bulunuyor.

Rehinelerin takas edilebilmesi için İsrail hapishanelerindeki Hamaslı ve diğer Filistinli hükümlülerin de serbest bırakılması gerekiyor.
Ancak İsrail, 30 yıl altında hapis cezası alanları bırakmayı kabul etse de 30 yılın üstünde hapis cezasına mahkûm olanlardan hangi isimleri bırakacağına kendi karar vermek istiyor.
Müzakerelerdeki son aşamayı değerlendiren yetkililer, birkaç hafta içinde ateşkesin gerçekleşmesini beklediklerini söyledi.

1 REHİNE KARŞILIĞINDA, 12 MAHKÛM
Ateşkes görüşmeleri, son olarak İsrail hapishanelerinde bulunan Filistinli mahkûmları hangi kritere göre serbest bırakacağına odaklandı.
Tel Aviv 30 yıl altında hapis cezası alanları bırakmayı kabul ederken, “30 yıl üstünde hapis cezası alanlardan kimi bırakacağına ben karar veririm” dedi. 30 yıl üstü ceza alanların sayısının ise yaklaşık 50 kişi olduğu öğrenildi.
Pazarlık, Hamas’ın elindeki her bir rehine için asgari 12 Filistinli hükümlünün serbest bırakılması üzerine yoğunlaştı. Ateşkesin birkaç hafta içinde gerçekleşmesinin mümkün olduğu kaydedildi.
İslami Cihad ve farklı grupların da elinde rehineler bulunduğu için sayı net olarak bilinmese de Hamas’ın elinde ölü veya diri 118-120 rehine bulunduğu öngörülüyor.
TÜRKİYE’NİN KATKISI
Hamas’ın, müzakerelerde yapıcı tutum sergileyerek, olumlu bir noktaya gelmesi üzerine CIA Başkanı, Türkiye’ye teşekkür ederek, “Ankara’nın, Hamas’ın bu noktaya gelmesinde çok katkısı olduğunu” kayda geçirdi.
Güvenlik kaynaklarının analizine göre, sahada ve müzakere sürecindeki durum masaya yatırıldığında değerlendirildiğinde Hamas’ın direnişi sürdürebilecek gücü mevcut.
Hamas’ın, İsrail’i yenemeyeceği ama İsrail’in zafer kazanmasına da müsaade etmeyeceği değerlendiriliyor. İsrail Başbakanı Netenyahu’nun, Haniye suikastı dahil son operasyonlarla ülke içinde elinin güçlendiği ve müzakerelere eli güçlü şekilde oturmak istediği düşünülüyor.
ABD’nin gerek kendi vatandaşları gerekse uluslararası kamuoyunun çağrıları ve artan protestolar nedeniyle İsrail üzerinde ateşkes noktasında baskısını arttırdığı gözlemleniyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Özgür Aksa Trabzon Platformunca çarşamba günleri ikindi namazı sonrası için organize edilen yürüyüş, Ortahisar ilçesindeki İskenderpaşa Camisi önünden başladı.
Ellerinde Türk ve Filistin bayraklarıyla sloganlar atarak Kahramanmaraş Caddesi’ndeki Ziraat Bankası önüne kadar yürüyen grup adına konuşan Şener Yiğit, Gazze’de 11 aydır yaşanan insanlık dışı soykırımın derin acısını yüreklerinde hissettiklerini söyledi.
Gazze halkının yanında olduklarını vurgulayan Yiğit, şunları kaydetti:
“Yapamayacağımız, gücümüzü aşan işleri konuşmaktansa yapabildiklerimizin en fazlasını yapıp kardeşlerimizin cihadına arka çıkmalıyız. Aramızdaki fikir ayrılıklarını bırakalım. Ayıplarımızı örtelim, güzelliklerimizi görelim. Kalplerimizi yakınlaştırmak için yollar arayalım ve tıpkı Gazze halkı gibi topkeyun mücadele edelim.”
Grup, yapılan duanın ardından dağıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) dün Gazze’deki son gelişmelerin ele alındığı acil bir oturum düzenlendi.
Çinli temsilci gerilimin tırmanmasını önlemek için ‘acil ateşkes’ çağrısını yineledi. Çinli temsilci Fu yaptığı konuşmada, çok sayıda sivilin toplu olarak bulunduğu okulların tekrar tekrar saldırıya uğradığını ve bu tür girişimlerin son derece ‘iğrenç’ olduğunu belirtti.
Gerilimin tırmanmasını önleyecek anahtarın Gazze’de kalıcı ateşkesin bir an önce sağlanması olduğuna dikkat çeken Fu, Çin’in uluslararası toplumla beraber Gazze’de savaşın bir an önce durması, insani felaketin sona ermesi, iki devletli çözümün hayata geçirilmesi ve Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanması için aralıksız çaba harcamaya hazır olduğunu kaydetti.
“GAZZE’DE 7 EKİM’DEN BU YANA OKULLARA YÖNELİK EN AZ 21 SALDIRI GERÇEKLEŞTİ”
BM Siyasi ve Barış İnşası İşlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo ve BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) İnsani Yardım Finansman ve Kaynak Nakil Birimi Direktörü Lisa Doughten oturumda, Gazze’deki son gelişmeler hakkında bilgi verdi.
İsrail’in 10 Ağustos’ta Gazze’de bir okulu vurması üzerine acilen toplandıklarını ifade eden DiCarlo, bunun ateşkesin anlaşmasına varılması, rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’ye yönelik insani yardımların arttırılmasının aciliyetini bir kez daha gösterdiğini vurguladı.
Lisa Doughten de Gazze’deki okullara yönelik saldırıların gün geçtikçe daha da sıklaştığına ve bugüne kadar yerinden edilenlerin sığındığı okullara yönelik en az 21 saldırı düzenlendiğine dikkat çekerek, taraflara Gazze halkının çektiği acılara son vermek için derhal harakete geçme çağrısında bulundu.
Gazze’de yerinden edilenlerin sığındığı bir okul 10 Ağustos’ta İsrail hava kuvvetleri tarafından bombalandı. Bombalamada 100’ü aşkın kişi hayatını kaybederken onlarca kişi yaralandı.
Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’de yaşananlardan en fazla çocuklar etkileniyor…
Gazze’ye bomba yağdıran ve gelen yardımlara da engel olan İsrail nedeniyle, çocuklar hem hastalık hem de yetersiz beslenmeyle mücadele ediyor.
İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik saldırı ve yoğun kuşatması devam ederken gıda krizinin yaşandığı Gazze’de çocuklar can veriyor.
BİR ÇOCUK DAHA HAYATINI KAYBETTİ
Gazze’de bulunan çocuklarda yetersiz beslenme vakaları hızla artıyor.
Deyr Balah kentindeki Filistinli çocuk Lina Şeyh Halil, yetersiz beslenme ve ilaç eksikliği nedeniyle yaşamını yitirdi.
“KİMSE YEĞENİM İÇİN YEMEK TEMİN EDEMEDİ”
Filistinli çocuk Lina Şeyh Halil’in amcası açıklamasında: ”Şeyh Rıdvan mahallesinden Aksa Hastanesine göç ettik ve yeğenim yetersiz beslenme ve ilaç eksikliği nedeniyle yaşamını yitirdi.
Savaş öncesi sağlığına kavuşmuştu ancak savaştan sonra gördüğünüz gibi çadırdan çadıra göç ediyoruz ve hiç kimse yeğenim için yemeğini temin edemedi bu yüzden onu yitirdik.
Dünyaya tek mesajım şu ki Gazze’deki çocuklara baksınlar hepsi gıdasızlık, ilaç ve yetersiz beslenme yüzünden yaşamını yitiriyor”. dedi.

CANSIZ BEDENİ TAŞINDI
7 yaşındaki çocuk Lina Şeyh Halil’in cansız bedeni, ailesinin kollarında taşındı.
Lina’nın cansız bedenine sarılan ailesi, dakikalarca gözyaşı döktü.













Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Gazze’deki katliamı sürüyor.
7 Ekim’den bu yana yağdırılan bombalar nedeniyle çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 40 bine yakın sivil hayatını kaybetti.
Bu soykırımda hayatta kalanlarda ölülerden beter hale geldi.
Bir yandan açlıkla mücadele eden Gazzeliler bir yandan da hijyen ve tıbbi yardım sorunu yaşıyor.
Bu insanlık dramı içinde yaşananlardan en çok etkilenenler ise çocuklar.
“GAZZE’DE DURUM ÇOK VAHİM”
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Orta Doğu ve Kuzey Afrika İletişim Sorumlusu Salim Oweis, geçen hafta görev için bulunduğu Gazze’deki son durum ve çocukların yaşadığı zorluklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Deyir Balah, Han Yunus ve Gazze’nin kuzeyini ziyaret ettiğini anlatan Oweis, Gazze’ye giriş yaptığındaki manzaranın bir film sahnesi gibi çok çarpıcı olduğunu belirtti.
“Yıkımın, acının ve yerinden edilmenin derinliği çok büyük.” diyen Oweis, “Ekranlardan gördüklerimiz, gerçekliğin sadece bir parçası. Ancak orada bulunduğunuzda yaşanan ekstrem durumu hissedebiliyorsunuz. Bütün sokakların yerle bir olduğunu, Gazze’deki hemen hemen herkesin yerinden edildiğini görebilirsiniz. Çocukların acısını hissedebilir ve deneyimleyebilirsiniz. Yani durum gerçekten vahim. Şu anda birçok çocuk ve aile için gerçekten dayanılmaz.” ifadelerini kullandı.

“NEREDEYSE HER ŞEY EKSİK”
Gazze’de insani durumun da son derece kötü olduğuna işaret eden Oweis, temel ihtiyaçların dahi eksikliğinin yaşandığını aktardı.
Oweis, “Gazze’de temiz su, gıda, hijyen malzemeleri, tıbbi malzemeler ve ilaç eksikliği yaşanıyor. Neredeyse her şey eksik.” diye konuştu.
Gazze’ye insani yardımların erişiminin çok kısıtlı olduğunu ve sadece birkaç sınırdan geçiş yapılabildiğini anlatan Oweis, Refah Sınır Kapısı’nın 7 Mayıs’tan bu yana kapalı olduğunu anımsattı.
Oweis, yalnızca Kerem Ebu Salim (Şalom) Sınır Kapısı üzerinden Gazze’ye yardım ulaştırabildiklerinin, burada çeşitli zorluklarla karşılaştıklarının altını çizdi.
Gazze’ye yeterli yardımın giremediğini dile getiren Oweis, “Nisandan temmuza kadar geçen süreçte Gazze’ye yardım erişiminde yüzde 45’ten fazla düşüşe tanık olduk. Zaten yardım girişi azdı ancak şimdi daha da azaldı. İhtiyaçlar artıyor çünkü savaşın başlangıcından 10 ay sonra çocuklar, aileler ve herkes gerçekten tüm temel ihtiyaçlardan yoksunlar. Sahip oldukları her şey yok oldu gitti. İhtiyaç duydukları şeyleri satın almak veya tedarik etmek için kaynakları yok.” şeklinde konuştu.

“GAZZE’DEKİ ÇOCUKLAR ÇOCUKLUĞUNU YAŞAYAMIYOR”
Oweis, insani yardım çalışanları için de sınırlı hareket alanı olduğunu, buralarda da güvenliğin olmadığını vurguladı.
Gazze’deki çocukların yaşadıkları zorluklara da tanık olduğuna dikkati çeken Oweis, şunları söyledi:
Ne yazık ki Gazze’deki bir çocuk gerçekten çocukluğunu yaşamıyor. Yerinden edilmiş kişilerin kamplarında yürürken çocuklar yanıma gelip bana, ‘Efendim savaş ne zaman bitecek?’ diye soruyorlardı. Yorgun olduklarını ve tükendiklerini söylüyorlardı. Onlar hayat ve enerji dolu olmalı. Ama bu çocuklar yorgun, devam eden savaş nedeniyle bitkinler. Gazze’deki çocuklara ‘gününü nasıl geçiriyorsun?’ diye sorduğunuzda, size suları olmadığı için su taşıdıklarını söylüyorlar. Ailelerinin su istasyonlarına gitmesine yardımcı oluyorlar çünkü su yeterli değil.
Oweis, Gazze’deki çocuklar arasında cilt hastalıkları, solunum yolu enfeksiyonları ve ishal gibi hastalıkların da yaygın olarak görüldüğünü anlattı.

“ÇOCUKLAR UYUYAMIYOR”
Çocuklar için çadırlarda yaşamanın çok zor olduğunu vurgulayan Oweis, Gazze’de hava sıcaklıklarının 35 santigrat derece civarında ve çadırların içerisinin 5 ila 10 dereceye kadar daha sıcak olduğunun altını çizdi.
Oweis, şu ifadeleri kullandı:
Gazze’deki birçok çocuk gördüklerini düşündükleri ve korktukları için uyuyamıyor. Çocuklar için başa çıkılması gereken çok şey var. Bence bu durum uluslararası toplumun harekete geçmesi ve çocuklara öncelik vermesi için bir çağrı. Bu şiddetin ve çatışmanın sona ermesi ve çocuklara bir şans verilmesinin zamanı geldi. Eğer böyle devam ederse, korkarım ki gelecek çok kasvetli olacak. Öğrenmeleri, geleceklerini inşa etmeleri ve hatta oynamaları için güvenli bir yer yok. İçinde bulundukları durum gerçekten korkunç ve dehşet verici. Bu yüzden onlara geleceği geri vermeliyiz ve bu bizim sorumluluğumuz.








Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Gazze Şeridi’nde 313 gündür katliamlarına devam ediyor.
Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in son 24 saatte gerçekleştirdiği 2 saldırıda 36 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, 54 Filistinlinin de yaralandığı bildirildi. Saldırıların başladığı 7 Ekim’den bu yana toplam can kaybının 39 bin 965’e, yaralı sayısının ise 92 bin 294’e yükseldiği ifade edildi.

“GAZZE’NİN HER SANTİMETRESİNİ ABD YAPIMI BOMBALARLA VURDULAR”
Siyonizm karşıtı örgüt Jewish Voice for Peace (Barış için Yahudi Sesi), BM uydu verilerini kullanarak İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne attığı 70 binden fazla bombanın haritasını çıkardı.
Yapılan paylaşımda, “İsrail ordusu Gazze’nin neredeyse her santimetresini ABD yapımı bombalarla vurdu. İsrail güçleri son 10 ayda Gazze’ye 70 binden fazla bomba attı. Gazze’de İsrail bombardımanının dokunmadığı yer neredeyse kalmadı. Bu harita, İsrail’in Gazze’deki yıkımının büyük boyutunu ortaya koyuyor.

“GAZZE’DEKİ TÜM YAŞAM KASITLI OLARAK HEDEF ALINDI”
Her kırmızı nokta, İsrail kuvvetlerinin 7 Ekim 2023-6 Temmuz 2024 arasında bombaladığı bir binayı gösteriyor. Geçtiğimiz 10 ayda İsrail ordusunun okullar, mülteci kampları, hastaneler, camiler, kiliseler ve belirlenmiş insani yardım bölgeleri dahil olmak üzere Gazze’deki tüm yaşamı kasıtlı olarak hedef aldığına tanık olduk” denildi.

ABD’NİN İSRAİL’E SİLAH TEDARİKİ
Paylaşımda ayrıca, “İsrail ordusu, ABD’nin iş birlikçisi olarak siyonizmin hedefini gerçekleştiriyor: Filistinlilerin topraklarından tamamen ve topyekun etnik temizliği. ABD, İsrail hükümetinin soykırım yapmasına izin vermekle kalmıyor, buna aktif olarak da yardımcı oluyor.
Silah ambargosunun zamanı çoktan geçti. ABD’nin İsrail devletinin Filistinlilere uyguladığı baskıyı finanse etmesinin, silah tedarikinin ve desteğin tamamen sona ermesini talep ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye yönelik saldırılarını aralıksız bir şekilde sürdürüyor.
Gazze’yi açık hava hapishanesine çeviren ve gelen yardımlara da engel olan İsrail’e tepkiler büyüyor.
Ateşkes konusunda da sorunlar çıkaran ve sıcak bakmayan İsrail tepkilerin odağında olurken, ABD Başkanı Joe Biden’dan yeni açıklama geldi.
GAZZE GÜNDEMİNİ DEĞERLENDİRDİ
ABD Başkanı Biden, New Orleans kentine yaptığı ziyarette uçaktan inerken basın mensuplarına Gazze gündemini değerlendirdi.
“VAZGEÇMİYORUM”
Biden, Gazze’de ateşkesin giderek daha zorlaşıp zorlaşmadığına ilişkin bir soruya, “Giderek zorlaşıyor ama ben vazgeçmiyorum.” yanıtını verdi.
İRAN HAKKINDA DA KONUŞTU
İran’ın İsrail’e yönelik bir karşı saldırı yapıp yapmayacağını takip ettiklerini söyleyen Biden, bir ateşkes anlaşması olması durumunda İran’ın saldırı yapmaktan vazgeçmesini umduğunu da sözlerine ekledi.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Katar’ın başkenti Doha’da yarın Gazze Şeridi’nde ateşkese ve esirlerin serbest bırakılmasına ilişkin müzakereler yeniden başlayacak. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, müzakerelere heyet gönderdiklerini doğrulayarak, heyete “müzakereleri yürütme yetkisi” verdiğini açıkladı. İsrail heyetinde kimlerin yer aldığı ise resmi olarak açıklanmadı.
İsrail basınında yer alan haberlerde, MOSSAD Başkanı David Barnea, Shin Bet Başkanı Ronen Bar, İsrail ordusundan General Nitzan Alon’un ve Netanyahu’nun kıdemli danışmanı Ophir Falk’ın heyette yer alacağı ifade edildi.
Ateşkes anlaşması için yeni müzakereler yerine daha önceki müzakerelere dayalı bir plan talep eden Hamas’ın, müzakereye bir heyet gönderip göndermeyeceği henüz bilinmiyor.
ABD, Mısır ve Katar’dan çağrı gelmişti
ABD Başkanı Joe Biden, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Thani, İsrail ve Hamas’a 15 Ağustos’ta Katar’ın başkenti Doha veya Mısır’ın başkenti Kahire’de müzakerelere yeniden devam etme çağrısında bulunmuş, ateşkes anlaşmasının daha fazla geç kalınmadan uygulanmasını istemişti. – TEL AVİV
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İkiz bebekler ve annelerinin öldürüldüğü saldırıyla ilişkin bir paylaşımı alıntılayan Cassif, “İsrail hükümeti Gazze’de kasıtlı soykırım işliyor.” ifadesini kullandı.
İsrail ordusunun bu sabah Gazze’nin orta kesiminde yer alan Deyr el-Belah’ta düzenlediği saldırıda anne Cumane Arife ile 3 gün önce doğan ikiz bebekleri hayatını kaybetmişti.
AA’nın haberine göre; İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 39 bin 929 Filistinli öldü, 92 bin 240 kişi yaralandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA’nın haberine göre; BM Filistin Daimi Temsilcisi Mansur, “Dünya ne zaman ateşkes için baskı yapsa İsrail’in (Tabiin) okulundaki gibi bir katliamla karşılık vermesi tesadüf değil. Bir öncekinden daha çirkin bir mesaj veriyor ve durmayacağını ifade ediyor.” şeklinde konuştu.
Mansur, “Derhal ateşkes çağrısı yapan uluslararası fikir birliğini memnuniyetle karşılarken, İsrail’in bu fikirle başa çıkmak için veto yetkisini kullandığı açık. Bu sona ermeli. İsrail dünyaya meydan okumaya devam edemez.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde İsrail’in bir evi bombalaması sonucu en az 4 sivilin öldüğü, Han Yunus’un doğusundaki Beni Suheyla beldesinde de keskin nişancıların açtığı ateşle 2 sivilin öldürüldüğü belirtildi.
Haberde, Gazze’nin güneyindeki Refah kentinde Tel Sultan Mahallesi’ne düzenlenen saldırılarda en az 3 kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı aktarıldı.
İsrail savaş uçaklarının, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda Ebu Neda ailesine ait evi bombaladığı ifade edilen haberde, hava saldırısıyla enkaza dönüşen evde 7 kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı belirtildi.
Gazze’nin orta kesiminde yer alan Megazi Mülteci Kampı’nda da bir eve düzenlenen hava saldırısında 3 Filistinlinin yaşamını yitirdiği, çok sayıda kişinin yaralandığına dikkat çekilen haberde, Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya bölgesinde de bir evin hedef alınması sonucu 2 sivilin hayatını kaybettiği kaydedildi.
İsrail ordusunun kuzeydeki Gazze kentinin Sabra ve Zeytun mahallelerini de topçu atışlarıyla hedef aldığı ifade edildi.
Hastane kaynaklarınan alınan bilgiye göre İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin çoğunu çocuk ve kadınlar oluşturuyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 39 bin 929 Filistinli öldü, 92 bin 240 kişi yaralandı.
Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haberde, İsrail ordusunun Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin ofisi ve ordudaki üst düzey subayların bilgisi dahilinde, tünelleri ve binaları ararken Gazze Şeridi’ndeki sivilleri “sistematik şekilde” canlı kalkan olarak kullandığı ifade edildi.

CANLI KALKAN OLARAK KULLANDILAR
İsrail ordusundaki bazı asker ve komutanların ifadelerine göre, İsrail askerleri Gazze Şeridi’nde herhangi bir gerekçe olmaksızın alıkoyduğu Filistinli gençleri ev ve tünelleri ararken canlı kalkan olarak kullandı.

İSRAİL ASKERİ GİBİ GİYDİRİP TÜNELE GÖNDERDİLER
İfadelere göre, genellikle 20’li yaşlardaki Filistinli genç erkekler İsrail askeri üniforması giydirilip elleri arkadan bağlanarak bina ve tünellere gönderildi. Ancak dikkatli incelendiğinde bu kişilerin spor ayakkabılarından ve yüzlerindeki korku ve tedirginlikten Filistinli olduklarının anlaşıldığı kaydedildi.
İSRAİLLİ ASKERDEN ALÇAK İFADELER
Alıkonulan Filistinlilerin İsrail ordu birlikleri tarafından operasyonlarda canlı kalkan olarak kullanıldıkları ve birliklerden önce binaları ve tünelleri aradıkları belirtilen haberde, adı açıklanmayan İsrailli askerlerin şu sözlerine yer verildi:
“(Orduda) Bize hayatlarımızın (Filistinlilerin) onların hayatından daha önemli olduğunu, askerlerimizin ölmesindense onların (Filistinlilerin) bir patlayıcıyla havaya uçurulmasının daha iyi olduğunu söylediler.”

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Kongresinin Filistin asıllı milletvekili Rashida Tlaib, X hesabından yaptığı paylaşımda, “ABD’nin söyledikleri ve ABD’nin yaptıkları” yazan ve silah satışına gönderme yapan bir paylaşımda bulundu.
ABD Dışişleri Bakanlığının söz konusu silah satışına ilişkin açıklamasının altında tepkilerini dile getiren çok sayıda kullanıcı, bu satışın Gazze’deki İsrail saldırılarını desteklemek olduğunu belirtti.
Konuyla ilgili birçok paylaşım yapan bazı gazeteciler de X hesaplarından “ABD yönetiminin İsrail’e silah desteği sağlama konusundaki tavrının Orta Doğu barışıma hizmet etmediğini” vurguladı.
ABD’DEN DEVASA SİLAH SATIŞI
ABD’den İsrail’e satışına onay verilen 5 ayrı pakette savaş uçakları, havadan havaya füzeler, tank ve top mühimmatları ile taktik araçlar yer aldı.
Toplam değeri 18,9 milyar doları bulan 50 adet F-15IA savaş uçağı ve 25 adet F-15I savaş uçağı modernizasyon kiti ile bunların ilgili mühimmatları, tüm satışın içindeki en büyük payı oluşturdu.
Öte yandan 30 adet orta menzilli havadan havaya füze sistemi (AMRAAM) ile 32 binden fazla tank mermisi ve diğer ilgili ekipmanlar da diğer paketlerde yer aldı. Bunlara ilaveten 50 binden fazla top mermisi ile ilgili ekipmanların satışına da ayrı bir paket olarak onay verildi.
Toplam satış değeri 20,3 milyar doları bulan paket, Gazze’de ateşkes sürecinin belirsizliğini koruduğu ve bölgede gerginliğin yükseldiği bir dönemde onaylandı.
ABD Kongresinden söz konusu silah satışını engelleyecek bir adımın gelmesi beklenmiyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları 312 gündür devam ediyor. Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den sonra Gazze Şeridi’nde doğan 115 bebeğin saldırılarda hayatını kaybettiğini açıkladı. Bakanlık, İsrail saldırılarında en son hayatını kaybeden bebeklerin, 9 Ağustos’ta doğan 4 günlük Aysal ve Ayser adlı ikizler olduğunu ifade etti.
Filistin basınında yer alan haberlerde, Aysal ve Ayser’in babalarının sabah saatlerinde ikizlerin doğum belgelerini almak için yanlarından ayrıldığı ve geri döndüğünde ikizler ile eşinin İsrail bombardımanında öldüklerini öğrendiği aktarıldı. – GAZZE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sakarya Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde Ofis Sanat Merkezi’nde açılan “Filistin-Kanıt Sergisi”nde, AA muhabirlerinin bölgede çektiği 50 fotoğraf yer alıyor.
Açılışa katılan Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz, Gazze’de dünyanın en büyük soykırımlarından birinin yaşandığını belirterek, tüm dünyanın buna karşı çok daha güçlü şekilde durması gerektiğini ancak maalesef bunun böyle olmadığını söyledi.
İsrail’in, bölgede Filistin halkını tamamen yok etmeyi hedeflediğine işaret eden Karadeniz, “Filistinliler, Gazzeliler bunu çok iyi gördükleri için tüm olumsuzluklara, yaşadıkları zorluklara rağmen direnmeye devam ediyorlar. Şunu biliyorlar; bugün bunu yapmazlarsa yarın millet olarak asla olmayacaklar.” diye konuştu.
Karadeniz, siyonist rejimin arkasında adeta “hazır olda” bekleyen birçok ülkenin bugün artık ateşkesin kaçınılmaz olduğunu ve bir çözüme mutlaka ulaşılması gerektiğini söylemeye başladığını dile getirerek, bunun da İsrail’in, siyonist rejimin hedeflediği amaçlara ulaşamayacağının en güzel kanıtı olduğunu vurguladı.
Kurumların ve kişilerin Gazze’de hayatları pahasına topladıkları delillere, fotoğraflara, belgelere değinen Karadeniz, “(Uluslararası Adalet Divanı’ndan çıkacak karar) Oradan o mahkumiyet, bu elde edilen deliller sayesinde çıkacaktır.” dedi.
Karadeniz, serginin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, Gazze’de hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diledi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar da “Kanıt” kitabının insanlığa ileride çok büyük ders olacağını belirterek, “Keşke bu zulüm yaşanmasaydı, biz de bu sergiyi açmasaydık. İnsanlık adına, Anadolu Ajansımızın çok değerli Yönetim Kurulu Başkanı, ekibiyle tüm dünyaya bir eser, bir kanıt ortaya koymak için bombaların altında katledilen çocukların, annelerin, babaların fotoğrafını çekip ‘Bir sonraki ölmesin, bir sonraki yerde başka katliamlar olmasın’ diye kendini riske atmış ve bunları derlemiş, toparlamış. Kendilerine teşekkür ediyorum, gurur duyuyorum.” ifadelerini kullandı.
“Arkadaşlarımızdan ailesinde şehit olmayan kalmadı”
AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz ise 21. yüzyılda insanlar daha konforlu bir hayat sürerken birden hiç olmayacağı ve tekrarlanmayacağı düşünülen bir soykırımla baş başa kalındığına dikkati çekerek, Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanı merhum Aliya İzetbegoviç’in “Her şeyi unutun ama soykırımı unutmayın, onu unutursanız o tekrarlanır.” sözünü bir kez daha hatırladıklarını kaydetti.
Gazze’de çok büyük bir soykırım yaşandığının altını çizen Karagöz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünya tarihinde pek çok zulüm, pek çok soykırım oldu. Ama Gazze soykırımının bir özelliği; her şeyin anbean izlendiği, gözlerimizin önünde olması. Bu bizi yaralıyor, bu bizi çok büyük bir çaresizliğe sevk ediyor. ‘Benim nasıl bir sorumluluğum var acaba?’ sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz, akşamları başımızı yastığa koyduğumuzda.
Anadolu Ajansı olarak ekip arkadaşlarımla nasıl bir sorumluluğumuz var bizim, biz ne yapabiliriz, yarın öbür gün bu dünyadan göçerken bize bu konu sorulduğunda ne cevap veririz diye düşündüğümüzde dedik ki bizim görevimiz medya. Bizim görevimiz insanları uyandırmak, bizim görevimiz kayıt altına almak, bizim görevimiz kanıtları toplamak. Bu amaçla Anadolu Ajansı olarak Gazze’de bir tarafta yaşam mücadelesi veren, bir tarafta eşini, çocuğunu, annesini, babasını kaybeden, kahraman muhabirlerimizle bir çabanın içine girdik.”
Karagöz, AA’nın Gazze’de görev yapan foto muhabiri Mustafa Hassona gibi pek çok kahraman muhabirle bir faaliyetin içine girdiklerini anlatarak, “4 çocuğunu kaybeden bir muhabirimiz, çocuklarını mezara koydu, fotoğraf makinesini aldı, kanıtları toplamaya devam etti. Arkadaşlarımızın bir kısmını özel bir operasyonla Türkiye’ye getirdik. Mustafa da onlardan biri. Bir kısmı orada görevlerine devam ediyor.” diye konuştu.
Dünyaya bu zulmü duyurmak üzere “Kanıt” kitabını hazırladıklarını aktaran Karagöz, “Bu kitabı Lahey’e gönderdik. Orada İsrail’i yargılayan savcıların önüne, İsrail’in yargılanmasını isteyen, hukukçuların önüne koyduk. Sadece bu kitap bile uluslararası hukuka göre İsrail’in bu konuda soykırım suçu ile hükmedilmesine neden olacak bir eser. ‘Kanıt’ kitabımızdan sonra ‘Tanık’ kitabımızı çıkardık, şimdi de ‘Sanık’ kitabını hazırlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Karagöz, Anadolu Ajansı olarak vazifelerinin kamuoyu oluşturmak, tarihe not düşmek ve bu suçu işleyenlerin cezasını bulması için kanıt toplamak olduğunu vurguladı.
Bölgede kayıtlara göre 40 binden fazla insanın hayatını kaybettiğine değinen Karagöz, “2,2 milyon nüfusu var Gazze’nin. 2 milyon kişi yerinden edildi, dolayısıyla bir bölge tamamen hareket halinde. 166 gazeteci hayatını kaybetti. Anadolu Ajansı olarak bir arkadaşımızı şehit verdik. Arkadaşlarımızdan ailesinde şehit olmayan kalmadı. Bölgede 45 arkadaşımızla olayları takip etmeye devam ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Karagöz, bu süreçte ekip arkadaşlarının Gazze’deki muhabirlere ulaşıp “Hayatta mısınız?” diye sorduklarını dile getirerek, “Çünkü hayatta kalmak adeta mucize gibi bir durumdur. Arkadaşlarımız bu kahramanlıklarıyla tarihe geçtiler. Bizler onlarla her daim gurur duyuyoruz.” dedi.
Sergiyi gezerken okulların, camilerin, kiliselerin, hastanelerin yerleşim yerleri ve korunaklı denilen yerlerin vurulduğunu, orada içler acısı bir tablonun olduğunu katılımcılarla göreceklerini anlatan Karagöz, “Anadolu Ajansı olarak elimizden gelenin fazlasını da yapmaya, bu uğurda şehit vermiş bir kurum olarak elimizden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğiz. Zulümler bitmez. Hiçbir zaman bitmeyecek. Birileri bu zulme karşı mücadele etmeye devam edecek. Bizim mücadelemiz, inşallah gelecek kuşaklara da ilham olur.” diye konuştu.
“Bu süreçte büyük bedeller ödedik”
AA foto muhabiri Mustafa Hassona da Gazze’de zulmün 10 aydır devam devam ettiğini söyledi.
İsrail’in, masum sivillere karşı en güçlü ve yıkıcı silahları kullandığından, bunun da eşi benzeri görülmemiş acı ve yıkıma yol açtığından bahseden Hassona, “Bu katliamları belgelemek ve dünyanın İsrail’in masum sivillere karşı işlediği vahşetin büyüklüğünü görmesi için en kötü ve en zor gazetecilik koşullarında çalıştık. Bu süreçte büyük bedeller ödedik; bazı meslektaşlarımız için bu bedel en değerli varlığımız olan hayatımız oldu.” ifadelerini kullandı.
Hassona, bölgede yaşadığı zorluklara değinerek, “Sergide göreceğiniz kanıt niteliğindeki fotoğraflar, uğruna hayatlarımızı risk ederek topladığımız tanıklıkların ve olayların belgeleri. Bu kitabı belgelerken bir parça katkı sağlamış olmaktan gurur duyuyorum. Bu değerli hizmeti Filistin’e ve masumların hakkına katkı olarak gören herkesin emeğine teşekkür ediyorum.” dedi.
Konuşmaların ardından sergiyi gezen katılımcılara, AA Görsel Haberler Direktörü Fırat Çağlayan Yurdakul fotoğraflar hakkında bilgi verdi.
Serginin gezilmesinin ardından fotoğraf sanatçısı ve eski milletvekili Süleyman Gündüz de Gazze’yle ilgili izlenimlerini paylaştı.
Serginin açılışına, AK Parti Sakarya MilletvekiliAli İnci, Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu, Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Akgün Altuğ, AA Türkiye Haberleri Direktörü Hüseyin Yılmaz, ajans çalışanları ve davetliler katıldı.
Sergi, 28 Ağustos’a kadar gezilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dünya nefesini tuttu Orta Doğu’daki gelişmelere kilitlendi. Hamas lideri Haniye’nin İran’da uğradığı suikast sonrası bölgede bir kez daha gerilim yükseldi.

İsrail ve İran arasında savaşın her an başlaması beklenirken Hizbullah’ın Tel Aviv’e düzenlediği saldırılar sonrası Netanyahu yönetimi alarma geçti.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Her fırsatta İsrail’e desteğini açıklayan ve gerilimin yükselmesinin ardından bölgeye savaş gemisini konuşlandıran ABD ise İran’ın İsrail’e misilleme saldırısı yapmaması konusunda uyarıda bulunmaya devam etti.

Son olarak ABD Başkanı Joe Biden, çekilen bir videoda İran’a söz konusu saldırı için “Yapmayın” diyerek uyarı mesajı gönderdi.

Bu gelişmeler sürerken İsrailGazze Şeridi’ndeki zulme devam etti. İsrail ordusu Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde bir bölgenin daha boşaltılması için Filistinleri açık açık tehdit etti. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda 36. Blok bölgesinde yaşayanların burayı terk etmeleri gerektiğini belirtti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, “Sığınak arayan sivillerin öldürülmesi kabul edilemez. İsrail ordusunun okullara yönelik tekrarlanan saldırıları sona ermeli ve hızla soruşturulmalı.” ifadeleri kullanıldı.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarından aylardır kaçan, koruma arayan kadın, erkek ve birçok çocuğun çektiği acıların boyutunun “tahmin edilemez” ölçüde olduğu belirtilen açıklamada, sivillerin “çapraz ateşin ortasında kalmaması gerektiği” vurgulandı.
Açıklamada, bölgede insani yardıma, ateşkese ve esir takası için anlaşmaya “acil ihtiyaç duyulduğu” ifade edildi.
İsrail ordusu, Gazze’nin doğusundaki Derec Mahallesi’nde yerinden edilen sivillerin sığındığı Et-Tabiin Okulu’na saldırı düzenlemişti.
Binlerce kişinin sığındığı okulda yerinden edilen Filistinlilerin sabah namazını kıldığı sırada gerçekleştirilen saldırıda en az 100 kişi ölmüş, onlarca kişi yaralanmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Arabuluculuk görevini üstlenen ABD, Mısır ve Katar’dan gelen “Gazze’de bir an önce ateşkes sağlanmalı” çağrılarına rağmen, İsrail ordusu, zorla yerinden edilmiş binlerce Filistinlinin sığındığı Gazze Şeridi’ndeki okullara saldırılarını sistematik biçimde sürdürüyor. Birleşmiş Milletlerin (BM) açıkladığı rakamlara göre, Gazze Şeridi’ndeki yaklaşık 2 milyon kişi en az bir kere yerinden edilmiş durumda. Bölgedeki yıkım karşısında, hastaneler, okullar ve bu yerlerin çevreleri yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı alanlara dönüştü.

İsrail ordusunun 10 ayı aşkın süredir saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde “güvenli yer yok” söylemi, bölgede sivillerin sığınma merkezine dönüşmüş uluslararası hukuka göre koruma altındaki okul ve hastaneler için de geçerliliğini koruyor.
Gazze’yi harabeye çeviren İsrail ordusu, saldırılarında hastaneleri, okulları, yerinden edilmiş sivillerin sığındığı kampları defalarca vurdu.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Sistematik bir şekilde sivilleri hedef alan İsrail ordusu, “Hamas üyelerini hedef aldık, Hamas üyeleri burayı merkez olarak kullanıyor.” iddiasının arkasına saklanıyor. İsrail ordusunun sadece ağustos ayında Gazze Şeridi içinde 8 ayrı okula “Hamas ve İslami Cihad üyelerini hedef aldığı” iddiasıyla düzenlediği saldırılarda en az 179 Filistinli can verdi. İsrail ordusunun bu süre zarfında saldırıları okullarla da sınırlı kalmadı. ABD, Mısır ve Katar’dan yapılan “Gazze’de bir an önce ateşkes sağlanmalı” çağrısından sonra, İsrail’in 10 Ağustos’ta sabah namazı için Et-Tabiin Okulu’na toplanan sivilleri hedef alan hava saldırısı sonrasında parçalanmış cesetlerin plastik poşetlerde toplandığı görüntüler, Filistinlilerin maruz kaldığı “şiddet ve vahşetin” ulaştığı seviyeyi bir kez daha gözler önüne serdi.

– 1 AĞUSTOS: ŞUCAİYYE
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Gazze kentinde yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Şucaiyye Mahallesi’ndeki Delal el-Muğrabi Okulu’nu bombalaması sonucu okul tamamen yerle bir oldu.
Saldırıda en az 2’si çocuk 15 Filistinli hayatını kaybetti, yaklaşık 30 kişi yaralandı.
– 2 AĞUSTOS: ŞEYH RIDVAN
İsrail ordusunun Gazze kentinde yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Şeyh Rıdvan bölgesinde Hamame ve Huda okullarına düzenlediği saldırıda aralarında çocukların da bulunduğu 17 Filistinli yaşamını yitirdi.
İsrail ordusu bu saldırıdan kısa bir süre sonra aynı bölgeyi 3 füzeyle bombaladı.

– 4 AĞUSTOS: NASR MAHALLESİ
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin batısında zorla yerinden edilen sivillerin sığındığı Nasr Mahallesi’ndeki iki okula düzenlediği saldırıda en az 30 Filistinli hayatını kaybetti, 19 kişi yaralandı.
– 8 AĞUSTOS: TUFFAH MAHALLESİ
İsrail savaş uçakları, Gazze kentinin doğusundaki Tuffah Mahallesi’nde yerinden edilen Filistinlilerin barındığı “Ez-Zehra” ve “Abdulfettah Hamud” adlı iki okulu bombaladı. Saldırıda, 17 Filistinli hayatını kaybetti, onlarcası yaralandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
7 Ekim’den bu yana Siyonist İsrail eliyle Gazze’de çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere 49 bin 653 masum yaşamını yitirdi. Batı daha önce Ruanda, Bosna, Hocalı’daki katliamlara da seyirci kaldı.

Ruanda’da 7 Nisan 1994’te Hutuların Tutsi etnik grubuna karşı başlattığı soykırım girişiminde 100 günde 800 binden fazla insan yaşamını yitirdi. Katliamlar sırasında bölgede bulunan BM askerleri ülkeden ayrıldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Batılılar 9 Nisan’da BM’nin düzenlediği operasyonla ülkeden çıkarılırken BM, ABD’nin de teşvikleriyle 21 Nisan’da tampon güç ve gözlem için bölgede bulundurduğu Mavi Berelilerin sayısını 2 bin 500’den 250’ye düşürdü.

Fransa, 23 Haziran’da ülkenin güneybatısında sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak amacıyla başlattığı sözde operasyona rağmen soykırımcılara silah ve mühimmat desteğini sürdürdü.

BOSNA’DA SEYRETTİLER
Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen ve yaklaşık 8 bin 372 Boşnak sivilin hunharca katledildiği Srebrenitsa soykırımı da BM’ye bağlı Hollandalı askerlerin göz önünde gerçekleşti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Harris, İsrail’in sivil kayıpların önlenmesi sorumluluğunun bulunduğunu hatırlatarak, “Bir kez daha çok fazla sivil öldürüldü.” dedi.
“Esirleri çıkarmamız gerek. Bir esir anlaşmasına ve ateşkese ihtiyacımız var. Bunun yapılması gerektiğini ne kadar vurgulasam azdır. Anlaşmanın hemen yapılması gerekiyor.” diyen Harris, ateşkesin sağlanmasının önemini vurguladı.
İsrail ordusu, 10 Ağustos’ta, Gazze’nin doğusundaki Derec Mahallesi’nde yerinden edilenlerin sığındığı Et-Tabiin Okulu’na saldırı düzenlemişti. Binlerce kişinin sığındığı okulda yerinden edilenlerin sabah namazını kıldığı sırada düzenlenen saldırıda en az 100 kişi ölmüş, onlarca kişi yaralanmıştı.
Yerel kaynaklar, cesetlerin saldırı nedeniyle parçalandığını ve yandığını belirtmiş, sivil savunma ekiplerinin etrafa dağılan ceset parçalarını toplamakta güçlük çektiği kaydedilmişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, İsrail’in soykırım savaşı altındaki Gazze Şeridi’nde zorla yerinden edilen Filistinlilerin yaşadığı insani dramı yansıtan görüntülerle Lübnan halkına mesaj verdi.

SİVİLLERİN DRAMI ÜZERİDEN LÜBNAN’I TEHDİT ETTİ
Smotrich, X sosyal medya platformundaki hesabından, İsrail’in Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinin doğusundaki Filistinlilere tahliye uyarısında bulunmasının ardından, yanlarına aldıkları eşyalar ile güvenli olduğunu düşündükleri bölgelere gitmeye çalışan binlerce Filistinlinin bu zorunlu ve zorlu göç yolculuğunu gösteren görüntüleri paylaştı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İsrail ordusunun ülkenin kuzeyinde çatıştığı Lübnan Hizbullahı’na işaret eden Smotrich, “Hamas, Gazze halkına yıkım ve tahribat getirdi. En iyisi Lübnan halkı bu görüntüleri iyi izlesin.” mesajını paylaştı.

PEŞ PEŞE TEPKİLER
Çirkin paylaşımla birlikte, İsrail’in bugün gerçekleştirdiği okul katliamına, Türkiye’den tepki geldi.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, yaptığı paylaşımda, “İnsanlık, vicdanlardan göçüyor… Soykırımcı katiller hesap vermeden insanlıktan bahsedilemez.” mesajını verdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “İsrail ordusunun, Gazze’de yerinden edilenlerin sığındığı bir okula düzenlediği saldırıda en az 100 Filistinlinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin yaralandığı bildiriliyor. Şehitlere rahmet, yaralılara şifa diliyorum. Yapılan zülüm ve katliamları, bunlara sessiz kalarak ortak olanları bir kez daha lanetliyorum. Kana doymayan, diplomasiyi her türlü provokasyon ile sabote eden, bölgesel ve küresel barışı tehdit eden Netanyahu hükümeti insanlık vicdanında ve uluslararası hukuk önünde vereceği hesabı büyütmeye devam ediyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
SORUMLU AMERİKAN YÖNETİMİ
Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü ve Enformasyon Bakanı Nebil Ebu Rudeyne, yaptığı açıklamada, okul saldırısının İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da her gün işlediği katliamların devamı olduğunu ifade etti. Ebu Rudeyne, bu saldırının İsrail’in şüphe uyandıran uluslararası sessizlik karşısında, “kitlesel katliamlar ve her gün işlenen cinayetler politikası” yoluyla Filistin halkını yok etme çabalarını doğruladığını kaydetti. ABD’nin silah ve askeri teçhizat satın alması için İsrail’e 3.5 milyar dolar vereceğini açıkladığı bir dönemde Gazze halkına karşı yeni bir katliam işlendiğine dikkati çeken Ebu Rudeyne, “Bundan ve İsrail’in 10 aydır devam eden diğer katliamlarından ABD sorumludur” dedi.
2 GAZETECİ DAHA ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 2 Filistinli gazeteci daha hayatını kaybetti. Açıklamaya göre, İsrail ordusunun Gazze’ye düzenlediği saldırılarda, Filistin Televizyonu’nda çalışan Temim Ahmed Ebu Muammer ile El-Aksa Kanalı çalışanı Abdullah Mahir es-Susi isimli gazeteciler yaşamlarını yitirdi. İsrail ordusunun 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde düzenlediği saldırılarda öldürülen gazetecilerin sayısı 168’e yükseldi.
DIŞİŞLERİ’NDEN ÇOK SERT TEPKİ
Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in 100’den fazla Filistinliyi öldürdüğü okul saldırısına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İsrail, Gazze şehrinin Derac Mahallesi’ndeki bir okul binasına sığınmış yüzden fazla sivili katlederek insanlığa karşı yeni bir suç işlemiştir. İsrail’i durdurmak için adım atmayan uluslararası aktörler, bu suçlara ortak olmaktadır” denildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TÜRKİYE GAZZELİ MASUMLARIN SESİ OLDU
Türkiye’nin ise Filistin davasını sahiplendi, Gazze’den yükselen feryada kulak verdi. Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası her platformda Filistin davasına verdiği destek Siyonist İsrail’i rahatsız etti.

ÖNCE KATZ ŞİMDİ LEVİ!
İsrail’in Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın küstah açıklamalarının ardından bu kez İsrailli sanatçı Ofer Levi sosyal medyadan yayınladığı video ile tepkileri üzerine çekti. Levi, videosunda eli kanlı katil Başbakan Netanyahu’ya övgüler dizdi.

“TÜRKİYE’YE ATOM BOMBASI AT”
Filistin halkına destek veren Türkiye’yi ise hedef gösterdi. Levi, “Netanyahu’ya sesleniyorum. Arkandayız. Kutsal kitabımız (Tevrat) düşmanlarımızı yok etmemizi emrediyor. İran’a, Yemen’e, Türkiye’ye atom bombası at” dedi. Levi’nin bu sözleri sosyal medyada kullanıcılardan büyük tepki çekti.
İsrailli şarkıcı Ofer Levi’den Netanyahu’ya alçak çağrı: Türkiye’ye atom bombası at!
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in yaklaşık beş aydır abluka ve saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde yerinden edilmiş Filistinliler, “olmayan güvenli ve sıcak bir yuva” arayışı içindeler.
İsrail, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri sözde “güvenli olduğu” iddiasıyla göçe zorladığı güneydeki Refah kentini de hedef almaya başladı.
Refah’a sığınan yüz binlerce Filistinli, uluslararası hukuku ve kararları hiçe sayan İsrail’in saldırılarının yol açtığı felaketin gölgesinde güvenli bir alan bulmaya çalışıyor.
Refah’taki çadır kamplarında yaşayan Filistinliler, bir taraftan her an üzerlerine bir bomba düşecek korkusuyla yaşarken, diğer taraftan da şiddetli soğuk ve kasvetli karanlık içinde acı çekiyor.
İsrail ordusunun daha önce “güvenli” olduğunu iddia ettiği ve yaklaşık 1,5 milyon kişinin sığındığı güneydeki Refah kenti, Gazze Şeridi’ndeki en yoğun nüfuslu bölgelerden biri olarak kabul ediliyor.
Yerinden edilen Gazzeliler, kış ve zorlu hava koşullarıyla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları battaniye, kışlık kıyafet ve ısınma araçlarından yoksun. Halk, bitkin ve yorgun bedenlerini ısıtmak için umutsuz bir çabayla boş alanlarda yakılan ateşlerin etrafında toplanarak ısınmaya çalışıyor.
Yakılan ateşlerin etrafında ısınmaya çalışan aileler, bir yandan da birbirlerine manevi ve psikolojik destek sağlamaya çalışıyor.
Gazze’de “olmayan” güvenli ve sıcak bir yuva arayışı içinde olan siviller, gecelerini üzerlerinde uçan İsrail savaş uçaklarından ya da çevrede bekleyen tanklardan her an gelebilecek bir bomba korkusuyla geçiriyor.
İsrail’in tehditlerinin artmasıyla birlikte Refah’a kara saldırısı düzenleme olasılığına ilişkin endişeler artıyor.
“Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz”
AA muhabirine konuşan yerinden edilmiş Filistinli Nasır el-Hatib, Gazze’nin doğusundaki Şucaiye Mahallesinden 8 kişilik ailesiyle birlikte Refah’a geldiklerini belirterek, yanlarında ne kendilerini ne de küçük çocuklarını sıcak tutabilmek için kıyafet getiremediklerini söyledi.
“Koşullar zor ve trajik olduğu için evden hiçbir şey alamadık. Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz.” diyen Hatib, Gazze Şeridi’ndeki yüz binlerce yerinden edilmiş insan gibi kendilerinin de para ve yiyeceklerinin olmadığını ve yaşam mücadelesi verdiklerini belirtti.
Hatib, “Güvenli ve sıcak bir yuva arıyoruz. Ancak maalesef bu şartlarda bu mümkün görünmüyor. Gazze Şeridi’nde güvenli hiçbir yer kalmadı.” dedi.
“Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz”
Gazzeli Fayiz Hasaneyn de 6 kişilik ailesiyle Refah’a sığındığını belirterek, geldikleri yerde soğuktan korunmak için battaniye ya da kıyafetlerinin olmadığını dile getirdi.
Derme çatma bir çadırda kaldıklarını ve ısınabilmek için odun, karton ve benzeri şeyler yaktıklarını söyleyen Hasaneyn, “Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz. Savaş günleri bizi yordu ve henüz akıbetimizi bilmiyoruz.” dedi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu İsrail’in Gazze’deki amacının “Hamas’ın idari ve askeri kapasitesini yok etmek olduğunu” söylemişti ve sık sık da Hamas’ı etkisiz hale getirme amacından bahsediyor.
Beş aya yakın süredir devam eden saldırılarda, Gazze’deki Sağlık Bakanlığına göre yaklaşık 30 bin Filistinli öldü. İsrail önemli ilerleme kaydettiğini ve “topyekun zafer” için bastırması gerektiğini söylüyor.
Ancak Hamas, askeri kapasitesinden öte bir örgüt. Aynı zamanda siyasi, ideolojik ve sosyal bir hareket. Dolayısıyla İsrail’in Hamas’ı toptan yok etme amacı, gerçekçi ve hatta mümkün mü?
Sahada neler oluyor?
İsrail, Gazze’de Hamas’a ait 24 tugaydan 18’ini yok ettiğini söylüyor ve Gazze’nin kuzeyindeki Hamas’ın askeri yapısının yok edilmesinin tamamlandığını” belirtiyor.
İsrail Ordusu, 7 Ekim 1200 dolayında kişiyi öldürdüğü, 250 civarı kişiyi rehin aldığı saldırıyı düzenlediğinde 30 binden fazla savaşçısı olduğunu söylüyor.
İsrail, 13 bin savaşçıyı öldürdüğünü iddia ediyor ve Netanyahu Şubat başında “20 binden fazla teröristi, Hamas’ın savaş gücünün yarısınan fazlasını öldürdük” demişti. BBC bu verileri bağımsız kaynaklardan doğrulatamadı ve İsrail Ordusu, kullandıkları yöntemin detaylarını açıklama isteğimizi karşılıksız bıraktı. İsrail ve Gazze’den gelen sayılar birbiriyle çelişiyor ve Gazze Sağlık Bakanlığı ölenlerin 9 bin kadarının aralarında sivillerin de bulunduğu, yetişkin erkekler olduğunu söylüyor.
Hamas’ın Siyasi Bürosu BBC’ye yaptığı açıklamada İsrail’in iddialarını reddetti ve askeri kanadının Gazze’nin “tüm bölgelerinde kuvvetle” faaliyet gösterdiğini söyledi. İsrailli Haaretz gazetesi de Hamas’ın bazı tugaylarını yeniden oluşturmaya başladığı haberini yaptı.
Jane’s Defence Weekly dergisinin Ortadoğu Editörü Jeremy Binne Hamas’ın “çok kolay bir şekilde saflarına yeni savaşçılar katabildiğini ve bunun büyük olasılıkla meseledeki en önemli veri olmadığını” belirtti.
İsrail’deki Reichman Üniversitesi’nin Uluslararası Terörle Mücadele Enstitüsü’nden emekli Albay Miri Eisin ise İsrail’in Hamas’ın “komutanlarını öldürdüğünü, silah depolarını bulduğunu Hamas’ın yer altındaki terör sistemini sistematik bir şekilde havaya uçurduğunu” söylediğini kaydediyor.
Ancak Binnie, Hamas’ın tünel sisteminin “daha önce tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu” ve İsrail’in bu tünelleri tamamen yok etmek için “daha uzun bir yol kat etmesi gerektiğini” söylüyor ve “rehinelerin buralarda tutuluyor olması riskinin çabalarına darbe vurduğunu” kaydediyor.
Binnie ayrıca, İsrail’in Gazze’nin kuzeyinde de operasyonlarının “tam bir etkisiz hale getirmeden çok, açık uçlu, devam eden bir baskı sürecine benzediği” izlenimini verdiğini aktarıyor.
İsrail’in “tamamen çarpıtılmış” olduğunu söylediği Uluslararası hukuku ihlal suçlamaları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın, soykırım iddialarına ele almasına karşın, Netanyahu İsrail’in devam etmesi ve kalan Hamas tugaylarını etkisiz hala getirmesi gerektiğini belirtiyor.
İdeolojiyi etkisiz hale getirmek mümkün mü?
Hamas, çoğu Batılı ülke tarafından bir “terör” örgütü olarak görülüyor ve bir çoğu da Hamas liderlerinin hala İsrail’in yok edilmesi çağrısı yaptığına işaret ediyor. Ancak Hamas, Arap dünyasının bazı kesimlerinde bir direniş hareketi olarak görülüyor. Örgüt, 2006’da yapılan seçimleri kazanması ve rakibi El Fetih’i 2007’de şiddet kullanarak bölge dışına atmasından bu yana, Gazze’yi yönetiyor.
Gazze Şeridi, o zamandan bu yana hem İsrail hem de bir ölçüde Mısır tarafından abluka altında tutuluyor ve her iki ülke de bunu güvenlik adına yaptıklarını söylüyor.
Filistinli örgütler, son 20 yılda Gazze’den İsrail’e binlerce roket fırlattı. Bazen de Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te İsrail güçleriyle yaşanan çatışmalara misilleme olarak.
Avrupa Dışilişkiler Konseyi’nden Ortadoğu uzmanı Hugh Lovatt, ;Hamas için “Sadece askeri bir hareket ya da sadece siyasi bir hareket değil” diyor.
Lovatt “Bu ideoloji yok edilemeyecek. Özellikle de İsrail’in silah gücüyle” diye konuşuyor.
Lovatt, örgütün İsrail’e silahlı direnişine desteğin “özellikle şimdi, Filistinlilerin kendi kendilerini yönetme hakkını elde etmek için herhangi bir siyasi ufuk olmadığını hissettiğinde yankı bulduğunu” söylüyor
Batı Şeria’daki Arap Amerikan Üniversitesi’nden Dr. Amjad Ebu El Ezz de, çoğu Filistinli’nin “bir gelecek göremediklerinden” Hamas’ı desteklediğini anlatıyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu, kariyerinin büyük bir bölümünde bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıktı. Netanyahu bu tutumunu güvenlik kaygılarıyla, Hamas’ın İsrail’i tanımayı reddetmesiyle açıklıyor. Ancak partisi Likud’daki ve aşırı sağcı koalisyon hükümetindeki bir çok kişi de Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin İsrail’e ait olduğuna inanıyor.
İsrailli barış yanlısı grup Peace Now’a göre geçen yıl, Batı Şeria’da rekor sayıda yerleşim inşa edilmesi onaylandı.
2023’te Batı Şeria’da İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimciler tarafından en az 81’i çocuk 507 Filistinli öldürüldü ve Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Bürosu’nun (OCHA) kayıtları tutmaya başladığı 2005’ten bu yanaki en kanlı yıl oldu.
BM ayrıca, Batı Şeria’daki Filistinlilerin saldırılarında 36 İsrailli’nin öldüğünükayıtlara geçirdi.
Buna ek olarak, El Fetih’in elindeki Filistin Yönetimi’ne karşı büyük bir öfke var. Birçok Filistinli, Filistin Yönetimi’nin yolsuzluklara bulaştığını ve İsrail işgaline karşı zayıf kaldığına inanıyor.
Dr. Ebu El Ezz 7 Ekim’den önce Gazze’deki Filistinlilerin abluka altında, “büyük bir hapishanede” yaşadıklarını düşündüklerini, Batı Şeria’dakilerin de Yahudi yerleşimcilerin saldırılarına, toprak ilhakına ve işsizliğe öfkeli olduklarını söylüyor.
Ebu El Ezz, Filistin toplumunun büyük bir bölümünün gençlerden oluştuğunu ve barış süreci olmadığı için, “diğer partilerin Filistinli gençlere gösterecek her hangi bir şeyleri bulunmadığını” anlatıyor.
“İşgal sürdükçe, katliamlar, ölümler sürdükçe, birçok insan Hamas’ın söyledikerini dinleyecek, çünkü umut arıyorlar” diyor.
Hamas’a verilen destek ne durumda?
Gazze’deki Filistinlilerin 7 Ekim’den sonra ödedikleri büyük bedele karşın, geçen yıl sonlarında yapılan bir araştırma, Filistinlilerin Hamas’a verdiği desteğin arttığını ortaya koydu.
Batı Şeria’daki 750 ve Gazze’deki 481 kişiyle yapılan ankete göre Batı Şeria’da Hamas’a destek Eylül ayında % 12 civarındayken, Aralık’ta % 42’ye yükseldi.
Anketi gerçekleştiren Batı Şeria merkezli Siyaset ve Anket Araştırma Merkezi’nden Dr. Halil Şikaki, Hamas’a verilen desteğin genelde çatışma dönemlerinde arttığını, ancak bu son artışın “çok büyük” olduğunu vurguladı.
Şikaki, anket yapıldığı dönem İsrail ve Hamas arasında ateşkes anlaşması yapıldığını, İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın ve çocukların salındığını anlatıyor.
Bu durumun da, Hamas’ın Filistin amaçlarını gerçekleştirmek için kullandığı şiddetin “çok etkili olduğunu” düşündürmüş olabileceğine vurguluyor.
Dr. Şikaki, yerleşimcilerin saldırıları ve Filistin Yönetimi’nin savaşa tepkisine duyulan öfkenin de Hamas’a desteği artırdığını ifade ediyor.
Gazze’de ise durum farklı. Hamas’a destek % 38’den % 42’ye çıktı ve bu artış, anketin hata payı içinde.
Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını düzenlemekte haklı olduğunu düşünenlerin oranı Gazze’de % 57 düzeyindeyken, Batı Şeria’da bu oran % 82 oldu.
Şikaki “Hamas’ın bu savaşla ilgili kararlarının ceremesini çekenlerin Hamas’a çok daha eleştirel baktığı açık” diyor.
Şubat başına dek Gazze’de görev yapan BBC gazetecileri de, Hamas’a yönelik hoşnutsuzluğun arttığına dair işaretlerden bahsediyordu.
Bazı Gazzeliler sevdiklerinin ölümünü, İsrail güçlerinin evlerini yıkması ve açlık nedeniyle Hamas’a öfke duyduklarını söylüyordu.
Ayrıca, Gazzelilerin Hamas’ı açıkça eleştirmekten kaygı duydukları da söyleniyordu.
Yeni bir savaşçı kuşağı mı?
Dr. Ebu El Ezz, Gazze’deki bir çok gencin “İsrail ve işgale karşı nefretle dolu olduklarına” inanıyor.
“Bence sonraki kuşaklar intikam almak için bu askeri örgütlere katılacaklar. Çünkü ailelerini kaybettiler, çocukları kaybettiler, annelerini, çocuklarını, kardeşlerini yitirdiler.”
Ancak Albay Eisin, Hamas’a daha fazla destek verileceği kaygılarının, askeri hedeflerden uzaklaştırmaması gerektiği gröüşünde.
7 Ekim saldırılarının “korkunçluğuna, aşırılığına ve gaddarlığına” dikkat çeken Eisin, “Zaten çok radikalleşmiş haldeler” diyor.
“Bu yüzden bizim tepkimiz öncelikle bu kabiliyetlerini yok etmek olmalı. Bu ideolojiyi zaten olduğundan daha da kötü bir hale getirmeyecektir” diye konuşuyor.
Ancak Dr. Şikaki “Büyük bir savaş, peşinden barış gelirse gençlerin silaha sarılması anlamına gelmeyebilir” diye ekliyor.
Savaştan sonra ne olacak?
Netanyahu, savaş sonrası İsrail’in “silahtan arındırılmış” bir Gazze’deki güvenlik kontrolünü ucu açık bir şekilde elinde tutacağı ve İsrail’e düşman gruplarla bağlantısı olmayan Filistinlilerin yöneteceği bir savaş sonrası planı belirledi.
Albay Eisin, Hamas’ın daime “bir tür varlık göstereceğini” söylüyor, ancak İsrail’in “örgütün büyük bölümünü, tehdidi” yok edebileceğine de inanıyor.
Lovatt ise “Hamas’ı gerçekten marjinalize etmek ve zayıflatmanın tek yolu, siyasi bir yolun yaratılmasıyla olur” diyor.
Ancak iki devletli çözüme giden yol karamsar görünüyor.
Netanyahu geçtiğimiz günlerde X’teki açıklamasında, “İsrail’in tüm Batı Ürdün bölgesindeki güvenlik kontrolünden ödün vermeyeceğini söyledi ve bu da bir Filistin devletiyle çelişiyor” dedi.
Bu, İsrail’in başlıca müttefiki ABD’yle de açık bir çelişki anlamına geliyor.
Biden yönetimi, İsrail’in Gazze’yi uçu açık işgaline devam etmemesi gerektiğini söyledi. Statükoya gerçek bir alternatif olmadığı için şiddetin daha da artması riski devam ediyor.
Binne “İsrailliler’in bir zafer günü yaşayacağını düşünmüyorum. Hamas’ı zayıflatabilirler ama asıl mesele savaştan sonra Hamas’ın geri dönmesini nasıl önleyeceğiniz” diyor.
Katkıda bulunam: Heather Sharp
]]>
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları hız kesmeden devam ederken ABD, Katar, Mısır arabuluculuğunda İsrail ve Hamas arasında ateşkes görüşmeleri sürüyor. ABD’li bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in bölgede 6 hafta sürecek bir ateşkesi kabul ettiğini iddia ederken, “Şimdi de Hamas’ın kabul etmesi gerekiyor” dedi.
İsmi açıklanmayan yetkili, kabul edilen bu ateşkesin kalıcı olarak bölgede sürmesi için çalışmaların devam edeceğini de ifade etti.
BİDEN, ATEŞKES İÇİN PAZARTESİYİ İŞARET ETMİŞTİ
ABD Başkanı Biden, hafta başında New York’a yaptığı ziyarette basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtlamıştı. Biden, Gazze’de ne zaman bir ateşkes sağlanabileceğine ilişkin soruya, “Umuyorum bu hafta sonuna kadar. Ulusal güvenlik danışmanım çok yakın olduğumuzu söyledi ama daha tamamlamadık. Umuyorum ki gelecek pazartesiye kadar (Gazze’de) bir ateşkes sağlanacaktır.” şeklinde yanıt vermişti.
ABD Başkanı Joe BidenTASLAK UZLAŞIYA GÖRE ATEŞKESİN İLK AŞAMASI 6 HAFTA SÜRECEK
Hamas ile İsrail arasında arabulucuların müzakere ettiği Gazze Şeridi’nde ateşkes ve karşılıklı esir takası uzlaşısının aşamalı olacağı, ilk başta 6 haftalık bir ateşkes ve Gazze’deki 35 kadar İsrailli esirin serbest bırakılmasının planlandığı belirtildi.
Arapça yayın yapan Londra merkezli Şark el-Avsat’ın Filistinli kaynaklara dayandırdığı habere göre, taraflar arasında Paris’te taslağı oluşturulan uzlaşıya göre ateşkes ilk aşamada 6 hafta süreyle devreye girecek.

Ateşkesin birinci aşamasında Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli serbest bırakılacak, İsrail hapishanelerindeki yüzlerce Filistinli esir de salıverilecek.
Taraflar arasında “karşılıklı serbest bırakılacak esir listeleri, İsrail ordusunun Gazze’nin kuzeyinden çekilmesi, Filistinlilerin buraya yeniden dönmesi, savaşın kesin biçimde sonlanması” gibi konular, anlaşmanın ikinci ve üçüncü aşaması için yeniden müzakere edilecek.

İsrail devlet televizyonu KAN ise İsrail ordusunun “çatışmalara ara vermeye hazır olduğunu”, bu süreyi “sahadaki güçlerin takviyesi, tedarik, Gazze’nin kuzeyi ve güneyine saldırıya hazırlık olarak” kullanacağını bildirdi.
İsrail’den yayın yapan Kanal 12 televizyonu, ateşkes müzakerelerinin ilerleyen günlerde Kahire ya da Doha’da bir anlaşmayla sonuçlanabileceğini ve ramazan ayında uygulamaya girebileceğini aktardı.

HAMAS’IN ÇEKİNCELERİ
Öte yandan Hamas Siyasi Büro Üyesi Gazi Hamid, el-Gad televizyonuna yaptığı açıklamada, İsrail’in “ateşkes anlaşmasını bir esir takası anlaşmasına dönüştürmek” istediğini ve içeriğini boşaltmaya çalıştığını belirtti.
İsrail basınının aktardığının aksine müzakerelerin “olumlu bir atmosferde geçmediğine” işaret eden Hamid, Hamas’ın “Gazze’ye saldırıların sonlandırılması, İsrail ordusunun gerekirse aşamalı olarak Gazze’den çekilmesi talebine karşı Tel Aviv’in ret yanıtında inatçı davranmasının görüşmeleri zorlaştırdığını” kaydetti.

Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin basın danışmanı Tahir en-Nunu, Mısır’ın el-Vatan gazetesine yaptığı açıklamada, Tel Aviv yönetiminin Hamas’ın “taleplerinden taviz verdiğini açıklamasının” gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
İsrail’i anlaşmaya varılmasını engellemekle suçlayan en-Nunu, Hamas’ın “anlaşma için savaşın bitmesi, İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi, ablukanın kaldırılması ve Gazze’nin yeniden inşası şartlarına bağlı olduğunu” vurguladı.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ise en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 320 Filistinli öldürüldü, 71 bin 533 kişi yaralandı. Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Zeytinburnu Belediye Başkan Adayı Onur Soytürk ile birlikte Zeytinburnu’nda halk buluşması gerçekleştirdi. İmamoğlu, burada yaptığı konuşmasında Cumhur İttifakı’nın İstanbul adayı Murat Kurum’un Gazze ile ilgili çıkışına tepki gösterdi.
İMAMOĞLU: FARKINDA OLMADAN HÜKÜMETİ, ERDOĞAN’I ELEŞTİRİYOR
İmamoğlu şunları söyledi “Şimdi bu Mekke- Esenyurt meselesini alet ettiler ya o zaman, sanki işe yaramış gibi bu acemi aday dayanamadı dün bir laf yetiştirdi. Neymiş efendim? Bak lafa bak Allah’ınızı severseniz ya;’31 Mart’ta Gazze’deki mazlumlar sevinecek.’ İBB’yi o kazanırsa ‘Gazze’ye yardım edeceğim’ demiş. Neresinden tutarsan eline geliyor. Bir; ey Allah’ın adamı, ey güzel adam. Ne diyeyim sana? Daha ne diyeyim yani? Allah seni ailene bağışlasın. Git ailenle yaşa. Ama bu şehri sen bilmiyorsun. Bu şehrin insanı ne hiç bilmiyorsun. Ben bu laftan ne anlarım biliyor musun? Aslında farkında değil. Hükümeti eleştiriyor burada hükümeti. Yani koca Türkiye Cumhuriyeti Gazze’ye yardım edemedi. O gelince edecekmiş.Acemi adayın dengesi o kadar bozuk ki, farkında olmadan aramızda kalsın Erdoğan’ı eleştiriyor.

“İSTANBUL’DA YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜREN BİR ACEMİ ADAY VAR”
Sayın Cumhurbaşkanı’na diyor ki, ‘Gazze’ye yardım et. Bak sen etmedin, ben gelirsem ben edeceğim’ diyor. ‘İBB başkan olursam yardım edeceğim’ diyor. Bak daha yeni başladık. Kavga etmeyin. Yan yana afişleriniz var. Sonra makası alıp kesmeye başlarlar. Bak Sayın Erdoğan’ın sağı solu belli olmaz. Resimlerinden bir gün sonra seni pat diye çıkarıverir ha. Tek kendi resimleriyle seçime girer İstanbul’da. Yapar vallahi yapar. Ben zaten bekliyorum. Bir hafta bilemedin, iki hafta sonra meydanlarda söyleyeyim. Gene dayanamayacak. Keşke memleketin gerçek sorunlarına eğilse ama hani bir laf vardır ya; ‘Boynun eğri demişler, nerem doğru ki’ demiş. Şimdi bunların işi böyle. Ben bunlara boşuna su kaynattı demiyorum. Boşuna kayış attılar demiyorum. Vallahi Allah’a yardımcıları olsun. Ama neyse. Bu zor zamanlarda,emeklilerimizin yüzünün gülmediği zamanlarda, dar gelirlilerin sıkıntılarını had safhada olduğu zamanlarda , enflasyonun tavan yaptığı zamanlarda Allah razı olsun İstanbul’da yüzümüzü güldüren bir acemi aday var.”
NE OLDU?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum, Bakırköy’de katıldığı bir etkinlikte Gazze’ye yapacakları yardımlar için milletin gerçek belediyecilikten yana tavrını koyması gerektiğini belirterek “31 Mart’ta Gazze’deki mazlumlar sevinecek, Gazze’de elini bize uzatan kardeşlerimiz sevinecek” ifadelerini kullanmıştı.
Kurum konuşmasında, “31 Mart’ta Gazze’deki mazlumlar sevinecek, Gazze’de elini bize uzatan kardeşlerimiz sevinecek. Gazzeli yavrularımız sevinecek. Orada Gazze’nin özgürlüğü için İBB olarak Gazze’ye yapacağımız yardımlar için inşallah 31 Mart’ta milletimiz yine gerçek belediyecilikten yana tavrını koyacaktır” dedi.

ÖZGÜR ÖZEL’DEN ERDOĞAN’A ÇAĞRI: MURAT KURUM’U ADAYLIKTAN ÇEK
CHP lideri Özgür Özel ise bu açıklamalar hakkında şunları söyledi: ” Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye yerel seçimlerde verebilecek hiçbir şeyi olmamasının kanıtı İstanbul’daki adayının Murat Kurum olmasıdır. Sen İstanbul’a Murat Kurum’u layık görüyorsan, Murat Kurum da ’31’inde kazanırsak Filistin’deki çocuklara yardım yapacağız’ diyorsa, daha bundan sonra söyleyecek bir şey yoktur. Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam, buradan sonra, bugün son gün adayı çekmek için son gün. Ben bu adayı Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam çeker alırım. Murat Kurum orada duracağına oraya bir tane Pinokyo koysa Murat Kurum’dan daha inandırıcıdır. Bugün son gün, Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunuyorum: Murat Kurum’u çek, İstanbul’a Pinokyo’yu aday göster. Daha inandırıcı olursun, daha dürüst bir adayın olur, daha samimi bir adayın olur.”
]]>
Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında, merkezi Brüksel’de bulunan düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezinin (EPC) işbirliğiyle düzenlenen ” Avrupa Birliği’nin (AB) Küresel Dönüşümleri Şekillendirme Kabiliyeti” başlıklı panelde, küresel dönüşümlere AB’nin yanıt verebilme kabiliyeti ve değişen dünyanın koşullarına ayak uydurabilme olanakları ele alındı.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü EPC Başkanı Fabier Zuleeg’in yaptığı, “AB’nin Küresel Dönüşümleri Şekillendirme Kabiliyeti” başlıklı panelde Lüksemburg Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Xavier Bettel, Arnavutluk Avrupa ve Dışişleri Bakanı İgli Hasani, AB Dış İlişkiler Dairesi (EEAS) Direktörü Angelina Eichhorst, eski Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar-Kitarovic, eski İspanya Dışişleri Bakanı Ana Palacio konuşmacı olarak yer aldı.
Lüksemburg Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bettel, dünyada küresel çapta büyük bir karışıklığın olduğunu belirterek “Ortak sorunlarımız var. İlk intiba bu ortak sorunlara ulusal çözümler bulmamız yönünde ancak bu bir hata. Kovid-19’da, iklim krizinde, barış konusunda bunu görüyoruz. Ortak sorunlar için ortak çözümlere ihtiyaç duyuyoruz.” diye konuştu.
Ukrayna’da devam eden savaşı örnek gösteren Bettel, bunun yerel gözükmesine rağmen aslında küresel bir sorun olduğunu ifade etti.
Bettel, Gazze’deki duruma ilişkin değerlendirmesinde de “Bana İsrail’den mi, Gazze’den mi yanayım diye sorulacak olursa ben barıştan yanayım.” dedi.
Mevcut durumun, İsrail ve Filistin arasında gibi gözükmesine rağmen etkilerinin küresel boyutta olduğunu vurgulayan Bettel, bazılarının ise söz konusu durumu Müslümanlar ve Yahudiler arasında bir savaş olarak gördüğünü belirtti.
“Beklentileri karşılayamayan uluslararası örgütler”
Arnavutluk Avrupa ve Dışişleri Bakanı Hasani ise ülkesinin AB üyeliği için beklediğini vurgulayarak “İşlevsiz bir Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyimiz var. Kendisinden beklenenleri karşılayamıyor. Kendilerinden beklentileri karşılayamayan birçok uluslararası örgütümüz var.” ifadelerini kullandı.
Gazze’deki duruma da değinen Hasani, iki devletli bir çözümün gerekli olduğunun altını çizdi.
Hasani, dünyanın, sadece sert güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olmadığını belirterek iklim krizi ve Kovid-19 salgını gibi sorunların varlığına da dikkati çekti.
Eichhorst’tan birlikte hareket etme mesajı
Dünyanın karşılaştığı çok sayıda sorun olduğunu vurgulayan EEAS Direktörü Eichhorst ise “Hiçbir millet, hiçbir ülke, hiçbir toplum dünyada yaşananlara karşı bağışıklığa sahip değil. Bu, çok önemli. Kendinizi tek başınıza koruma altına alamazsınız. Bunu birlikte yapmalısınız. Bu, ilk ders olmalı. Çalışmalı, birbirinize bağlı olmalısınız.” diye konuştu.
Eichhorst, sorunların üstesinden gelmek için birlikte hareket etmenin tek çözüm olduğunu kaydetti.
Birçok ülkenin AB’ye üye olmak istediğini ifade eden Eichhorst, bunun nedeni olarak, ülkelerin birlikteyken daha güçlü olmasını gösterdi.
Eichhorst, AB’nin sorunlara karşı müdahale hızının yavaş olduğu yönündeki eleştirileri de yanıtlarken ekonomik kriz, Orta Doğu’daki sorunlar, Kovid-19 salgını, Ukrayna’daki savaş ve Gazze’de devam eden İsrail saldırıları gibi konularda Brüksel’in hızlı hareket ettiğini savundu.
Küresel açıdan, kaynaklar ve değerler rekabeti, Kovid-19 salgını, Ukrayna savaşı ve İsrail’in Gazze saldırılarına dikkati çeken Hırvatistan eski Cumhurbaşkanı Kitarovic de mevcut durumun AB’nin küresel bir oyuncu olması için fırsat olduğunu belirtti.
Kitarovic, “Karşılaştığımız tüm bu sorunlar, ulusal değil, uluslararası yanıt gerektirir. Koordine bir eylem, çok yönlülük, değerlere güven ve dayanışma gerektirir. AB de bunlarla ilgili. Her zaman hemfikir değiliz; farklı coğrafyalara, farklı tarihlere, farklı perspektiflere sahip 27 ülkeyiz. Bazen harekete geçmemiz gereken bir konuda fikir ayrılıklarımız oluyor ancak ortak değerlerde büyük bir başarı sağlıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Eski İspanya Dışişleri Bakanı Palacio ise AB’nin işlevsel olmayan, yavaş bir yapıya sahip olduğuna yönelik eleştirileri “AB, 20’nci yüzyılın büyük bir başarısıdır. 21’inci yüzyılın da büyük başarısı olmayı umuyoruz. Bu nedenle kapımızı çalan ülkeler var.” dedi.
]]>
Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, İsrail’in Filistinlilere yönelik savaş suçlarına dair fotoğrafların bulunduğu Anadolu Ajansının (AA) “Kanıt” kitabı için “Bu fotoğraflar İsrail’in tüm kanıtları yok edemediğinin garantisini veriyor. Bunları elde edebilmek için hayatlarını riske atan Anadolu Ajansı çalışanlarına teşekkür ederim.” dedi.
Maliki, AA’nın “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine Gazze’deki durum hakkında açıklamalarda bulundu.
AA’nın “Kanıt” adlı kitabındaki İsrail’in işlediği savaş suçlarına dikkati çeken Maliki, “(AA’nın Kanıt kitabı) Bu, gerçekten kahramanca bir hareket çünkü İsrail’in Filistin halkına karşı gerçekleştirdiği zalim suçların kanıtını sunuyorsunuz. İsrail çoğunlukta bu tür suçlar işlediğini görmezden geliyor ya da bunları kabul etmeyi reddediyor. ‘Kanıt’ olarak adlandırmanız çok önemli çünkü gerçekten bu bir kanıt.” ifadelerini kullandı.
Maliki, kendilerinin de bunu yapmaya çalıştığını belirterek Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından alınan ihtiyati tedbir kararını hatırlatarak İsrail’in kanıtları yok etmemesi gerektiğini söyledi.
Kanıtları toplamak için bir yol olması gerektiğini ve bunun takip açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Maliki, şunları kaydetti:
“İsrail’in bu tür kanıtları yok etmek için elinden geleni yaptığını biliyoruz ama en azından bu fotoğraflar bize İsrail’in özellikle fotoğraf konusunda, tüm kanıtları yok edemediğinin garantisini veriyor. Bu nedenle bu fotoğrafları elde edebilmek için hayatlarını riske atan Anadolu Ajansı çalışanlarına teşekkür ederim. Bu fotoğraf gerçekten UAD duruşmalarında işe yaradı ve gelecekte de işe yarayacak. Olmazsa bile kanıt olarak bir hatırlatıcı olacak. Böylece İsrail’den bahsettiğimizde ne tür bir suçlu olduğunu, İsrail’in kadınları ve çocukları öldürmekten hoşlandığını, Gazze halkına karşı İsrail’in yaptığı bu zulme izin verildiğini insanların hatırlaması ve görmesi için hatırlatıcı olacak.”
“Batı, hala sömürgecilik döneminde yaşıyor”
Gazze’de yaşananlara yönelik Batılı ülkelerin tutumuna dair Maliki, bu ülkelerin Filistinlileri insan olarak görmediklerini çünkü belki de Filistin halkının hayatına önem vermediklerini söyledi.
Maliki, belki de Filistinlilerin hayatını diğerlerinin hayatından daha önemsiz gördüklerine dikkati çekerek “İsrail, ilk günden bu yana Filistinlileri basitçe öldürebilmek için onların insanlıktan çıkarmaya çalışıyor. Batı, hala sömürgecilik döneminde yaşıyor gibi ve buna göre hareket ediyorlar. Maalesef kendi çirkin geçmişlerinden kurtulamadılar. Sonuç olarak da bizi o açıdan yargılıyorlar.” diye konuştu.
Bunun gerçekten çok üzücü olduğunu dile getiren Maliki, gerçeğin de Filistinlilerin öldürülmesinin, hastanelerin, sığınak merkezlerinin, okulların, kiliselerin ve camilerin yok edilmesinin normal görülmesi olduğunu belirtti.
Maliki, bunu yaparak dünyanın kurallarını değiştirdiklerini aktararak “İsrail bundan memnuniyet duyuyor. Batı, sessiz kalarak ya da Gazze’de ne olduğuna dair İsrail’in versiyonunu destekleyerek bunun suç ortağı.” dedi.
“Filistin yönetimi Gazze’yi yönetecek”
Ramazan ayından önce ateşkes ilan edilmesini umduğunu ve bunun çok önemli olduğunu kaydeden Maliki, “Sadece ramazanın kutsal bir ay olmasından dolayı değil, gün geçtikçe daha fazla masum Filistinlinin öldürüldüğünü ve yaralandığını görüyoruz. Yaşamları gerçekten kurtarmak istiyorsak derhal harekete geçmeliyiz.” ifadelerini kullandı.
Gazze’deki savaştan sonra Gazze’yi kimin yöneteceğine ilişkin Maliki, “Biz, Filistin yönetimi. Bu kesin, hiçbir şüphe yok.” diye konuştu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun gelecekte Gazze’deki yönetime dair söylemlerini hatırlatan Maliki, “Netanyahu kimin umurunda? Netanyahu bir işgalci. Siyasi ya da yasal bir ağırlığı yok. Bunu sadece bu söylemleri baltalamak için söylüyor. Ancak siyasi ya da yasal olarak bir ağırlığı yok. Söylemlerinin de bir önemi yok ve onları görmezden geldim, benim gibi sizler de görmezden gelin.” ifadelerini kullandı.
]]>
Antalya Diplomasi Forumu’nda düzenlenen “Gazze Temas Grubu” başlıklı panelde, bölgede artan istikrarsızlık ve yayılma riskine vurgu yapılırken, Gazze’deki Filistinlilere insani yardımların ulaşması için çalışmaların devam ettiği bildirildi.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı “Gazze Temas Grubu” başlıklı panele Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki katıldı.
Panelin açılışında konuşan Fidan, İsrail’in savaş suçlarının, uluslararası düzeni krize sürüklediğini, İslam dünyasının uzun yıllar boyunca başkalarının kendi sorunlarını çözmesini beklediğini ve bu durumu kınamakla kaldığını söyledi.
Bu problemi egemen güçlerin oluşturduğunu belirten Fidan, “Şu anda artık bu sorunu kendi elimize alıyoruz. Gerçekten bölgesel bir sorumlulukla bu işi yükleniyoruz. Gazze Temas Grubu, aslında bu tarz bir düşüncenin sonucu, ortak İİT-Arap Ligi Zirvesi’nde görevlendirildi ve Filistin’de devam eden savaşla alakalı sorumluluk almak üzere çalışmalar yapıyor.” dedi.
Fidan, Temas Grubu’nun 7 üyesi olduğunu hatırlatarak, bu grubun bir üyesi olmaktan büyük onur duyduğunu ve bunun büyük ayrıcalık olduğunu düşündüğünü dile getirdi.
Temas Grubu olarak kilit liderlerle, karar alıcılarla, farklı ülkelerin yetkilileriyle ve uluslararası platformlarla görüştüklerini anımsatan Fidan, “Bazen kolektif olarak çalışmalar yaptık. Bazen iş bölümü içerisinde çalıştık. Aramızda iş bölümü yaparak farklı konuları ele aldık. Bu grup aslında Müslüman dünyanın, İslam dünyasının Filistin’le alakalı dayanışmasının bir göstergesi ve buradaki mevkidaşlarımın da zaten bu alanda çok önemli çalışmaları var. Bizim bu çalışmalarımız sonucunda kamunun aydınlanmasıyla ilgili önemli gelişmeler oldu.” diye konuştu.
Fidan, “Temas Grubu olarak biz tutarlı şekilde sürekli, İsrail’i ve İsrail’in bu zalimce saldırılarını destekleyen ülkelere baskı uygulamaya çalışıyoruz. Biz hareketlerimize başladığımız zaman, bu ateşkesi destekleyen ve insani yardımın artmasını sağlamaya çalışan sadece bir avuç batı ülkesi vardı.” ifadelerini kullanarak, Birleşmiş Milletler (BM) oturumlarında Gazze’de insani ateşkes ile ilgili yapılan oylamalarda “evet” oyu ekim ayında 121 iken bunun sonrasında 153’e yükseldiğine işaret etti.
“Şu anki savaş İsrail’e güvenlik sağlamıyor”
Hegemonya anlatısını ortadan kaldırmaya çalıştıklarına değinen Fidan, “Şu anki savaşın İsrail’e güvenlik sağladığı argümanına karşı geliyoruz, bunun doğru olmadığını ifade etmeye çalışıyoruz. Temas Grubu olarak aslında Filistinlilerin şu an güvenliğe ve öz savunmaya herkesten çok daha fazla ihtiyaç duyduğunu söyledik.” diye konuştu.
Fidan, önlerinde bir engel daha olduğunu, uluslararası ateşkes çağrıları ve iki devletli çözüme yönelik çağrıların İsrail üzerinde etkisi olmadığını anlattı.
“Eğer başka bir ülke böyle bir suç işlemiş olsaydı kesinlikle her türlü yaptırımla karşılaşırdı.” ifadesini kullanan Fidan, ABD’nin desteğini alan İsrail’in yaptırımla karşılaşmadığına dikkati çekti.
Fidan, “Bu suçların arasında savaş suçları ve soykırım var. Bu aslında Uluslararası Adalet Divanının (UAD) da kararlarına göre yanlış bir yaklaşım. Ne yazık ki tek başımıza Gazze’de kan dökülmesini engelleyemiyoruz. Çünkü politik sistemler kör kalmaya odaklanmış durumda, hiçbir şekilde gözlerini açmak istemiyorlar ya da Yahudilere yönelik geçmişten yükleri var bazı ülkelerin, onlar da bu yüzden bu konuya giremiyor.” diye konuşarak, gerçeğin kendi başına ayakta durduğunu kaydetti.
İsrail’in, Filistin topraklarını elde etmek istemediğini açıklamadığı sürece güvenli olmayacağının altını çizen Fidan, “1967 sınırlarına gitmek önemli. İsrail halkı ancak o zaman gerçekten sürdürülebilir bir güvenliğe ulaşacak.” dedi.
Fidan, Mısır’ın her zaman Gazze konusunun temelinde ve uluslararası insani yardım konusundaki rolünün takdire şayan olduğunu belirterek, Şukri’ye şu soruyu yöneltti:
“Refah ve sınırla alakalı sorular yükseliyor. Sizin bu konudaki görüşünüz ne olacaktır? Şu anki mevcut uluslararası sistem, bu krizlere çözüm bulamıyor.”
-“(İsrail’in saldırıları) Bu bizim bölgemizi tamamen hasta etti”
Mısır Dışişleri Bakanı Şukri, Antalya Forumu’nun önemli bir zamanda gerçekleştirildiğini, Gazze Temas Grubu üyeleriyle işbirliği içinde çalışmayı umduklarını belirtti.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarına ilişkin kalıcı bir çözüm bulmaya çalışacaklarını vurgulayan Şukri, “(İsrail’in saldırıları) Bu bizim bölgemizi tamamen hasta etti, bölgede ciddi bir istikrarsızlık ve güvensizlik yaratıyor.” ifadelerini kullandı.
Şukri, İsrail’in saldırıları nedeniyle Refah’tan yardımların geçişinde sıkıntılar yaşandığını, ilk aşamadan itibaren geçişi açık tutmaya çalıştıklarını kaydetti.
Gazzelilere desteğin sağlanabilmesi için İsrail hükümetini ikna etmeye çalıştıklarını söyleyen Şukri, “Çabalarımız hep engellendi. Özellikle dağıtılabilecek yardımın miktarıyla alakalı manipülatif ve kısıtlayıcı çalışmalar oldu. Bizim Gazze’deki kardeşlerimizin üzerinde çok ağır bir baskı var. Çok zor bir durum yaşıyorlar. Özellikle de yerinden edilme konusu çok önemli. 1,3 milyon kişiye Refah ev sahipliği yapıyor.” diye konuştu.
Şukri, konuşmasına şöyle devam etti:
“Rolümüzün getirdiği sorumluluğu yerine getirmemizle ilgili kısıtlamalar oluyor. Tüm bu sebeplerden dolayı, şimdiye kadar gerekli düzeyde, hacimde desteği sağlayamamaktan dolayı çok bıkkın hissediyoruz. Ama çalışmalara devam edeceğiz. BM ve ortaklarımızla buradaki insanların zorluklarına çare olabilmek için işbirliğine devam edeceğiz. Bu saldırıların durdurulması bizim için çok önemli.”
Bakan Fidan, sözü Filistinli mevkidaşı Maliki’ye verirken, Filistin halkıyla işbirliği ve dayanışma içinde olduklarına dikkati çekerek, problemlerin sadece Gazze’yle sınırlı olmadığını, Batı Şeria’da da ciddi problemlerle karşı karşıya kalındığını ifade etti.
Fidan, Filistin’deki duruma ilişkin, “Durum çok ciddi bir terörizm aşamasında, Batı Şeria ve başka yerlerde. İsrailli yetkililer, sorumsuz açıklamalar yapıyor, Ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya girişlerin kısıtlamasıyla alakalı.” ifadelerini kullanarak, Maliki’ye gelecek haftalarda bu koşullarda ne yapılması gerektiğine dair soru yöneltti.
-“(İsrail’in) Söylenmedik, gizli bazı hedefleri de var”
Filistin Dışişleri Bakanı Maliki de İsrail’in saldırılarını sürdürmede çok net olduğunun altını çizerek, İsrail’in “Hamas’ı yok etme ve esirleri geri getirme” hedefleri olduğunu duyurduklarını hatırlattı.
Buna rağmen, bu hedeflerin ulaşılabilir hedefler olmadığının görüldüğünün altını çizen Maliki, İsrail’in bu iki hedefe yaklaşamadığı yorumunda bulundu.
Maliki, “Neden İsrail bu savaşa devam etmekte ısrar ediyor? (İsrail’in) söylenmedik, gizli bazı hedefleri de var. Bu belirtilmemiş ve gizli hedefleri ulaşılabilecek hedefler olabilir. Bir tanesi Gazze’nin total yıkımı, yani Gazze’deki her şeyi yok etmek. Biz bunun aslında 1. günden beri olduğunu görüyoruz. Alt yapı, hastaneler, okullar, kiliseler, camiler, üniversiteler ve BM sığınma merkezleri her şeyi vurdular yıktılar.” diye konuştu.
Ateşkes sağlansa dahi insanların gidecek yerlerinin kalmadığını ve köylerin kasabaların yıkıldığına dikkati çeken Maliki, “(Netanyahu) Bir taş üstünde taş kalsın istemiyor.” dedi.
“Netanyahu’nun Gazze’deki savaşı devam ettirmekle ilgili kişisel çıkarı var”
Maliki, İsrail’in ifade etmediği ikinci hedefinin de Gazze’deki insanları güneye doğru yönlendirmek olduğu değerlendirmesinde bulunarak, şöyle konuştu:
“(Refah’ta) Burada 1,5 milyon Filistinli, daha önceden 150 bin kişinin yaşadığı küçücük şehirde. Netanyahu Refah’a da saldıracak. Bunu çok net şekilde söyledi. ‘Askeri planlar hazır’ dedi. Hiç kimseyi dinlemiyor. Refah’a saldırdığında ne olacak? 1,5 milyon insan ya öldürülecekler; başka saklanacak, sığınacak yer yok ya da 500 metre güneye bakacaklar ve bir kapı görecekler, kırarak açabilecekleri bir kapı ve Mısır’da bulacaklar kendilerini.”
Maliki, “İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’deki savaşı devam ettirmekle ilgili kişisel çıkarı var. Biliyor ki savaş bittiğinde kendisini bekleyen 4 tane yolsuzluk davası var. Savaş bitince sorumluluk alması gerekecek.” ifadelerini kullandı.
Bakan Mailiki, “Türkiye’den aldığımız destek, gördüğümüz kardeşlik, dayanışma, bağlılık, yardım, bunun için gerçekten müteşekkiriz. Sadece bu savaşta değil, daha öncesinde de. Türkiye’ye hep borçlu hissediyoruz kendimizi verdikleri katkı nedeniyle.” diye konuştu.
Bakan Fidan, bölgesel şiddetin ve savaş olasılığının artması riskiyle, Türkiye dahil bölgedeki ülkelerin sorunun çözümüyle alakalı nasıl rol oynayabileceğini de mevkidaşı Maliki’ye sordu.
Maliki, Netanyahu’nun Gazze’deki saldırılarını “yayma amacı olduğunu” belirterek, şunları söyledi:
“(Netanyahu) Bununla birlikte, şuna da inanıyor; savaşı uzatmak da önemli, kapsamını genişletmek de. Bunun Batı Şeria’ya yayılmasını istiyor. Her gün Filistin’deki şehirlerde mülteci kamplarında askeri saldırılar, terör saldırıları düzenleniyor, Mescid-i Aksa’da müdahaleler oluyor. Şu an Lübnan’ın güneyinde de cephe açma niyeti var. Burada cephe açılırsa, Suriye, Irak ve İran’da da cephe açılacak. Bu da şu anlama geliyor. (Netanyahu’nun) Gazze’ye açılan savaşı bölge savaşına dönüştürme hedefi var, Amerikalılara da bu savaşın içine almaya çalışıyor.”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak, doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek hem kendi insanımıza hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir.” dedi.
Cumhurbaşkanı? Erdoğan, NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun resmi açılışında yaptığı konuşmada, yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında yurt dışında yaşayan Türklerin geldiğini söyledi.
Son dönemde “protesto eylemi” kılıfı altında Avrupa’da, Kur’an-ı Kerim’e yönelik menfur saldırıların çoğunun Türk büyükelçilikleri önünde gerçekleştirildiğini hatırlatan Erdoğan, “Türkiye ve Avrupalı Türkler bu süreçte özellikle provoke edilmek istendi. Düzensiz göç meselesinde 12 yıldır zaten ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durumun farklı olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak, doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek hem kendi insanımıza hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız ama buna rağmen acı da olsa birileri için rahatsız edici de olsa gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz.
Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum. Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif, çok yönlü, dikkatli ve soğukkanlı bir politika izliyoruz. Girişimci, insanı ve diplomasiyi öne çıkaran dış politikamızın temelinde kadim değerlerimizle çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Prensiplerimizden taviz vermeden, ülkemizin menfaatlerini her alanda güçlü bir şekilde savunmanın gayretindeyiz. Yakın dönemde yaşadığımız hadiseler ve tecrübeler bize şunu öğretti; diplomasi, krizlerin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır.”
“Sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz”
Makulde buluşma iradesi olduğu ve karşılıklı anlayış çerçevesinde hareket edildiği müddetçe aşılamayacak hiçbir engelin olmadığını ifade eden Erdoğan, “Yeter ki diplomasiye şans tanıyalım, alan açalım. Yeter ki maksimalist hedefler peşinde koşmayalım. Her zaman söylediğimiz gibi sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz. Hüsnüniyet, irade ve kararlılığın olduğu her yerde diplomasi ve diyalogla mesafe almak pekala mümkündür. Elbette tüm bunları dillendirirken gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum.” dedi.
Türkiye’nin tarih boyunca olduğu gibi bugün de jeopolitik rekabetin kıran kırana geçtiği bir coğrafyada yer aldığını asla unutmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, içeride güçlü olmadan dışarıda güçlü olunamayacağını, sahada varlık göstermeden masada kazanım elde edilemeyeceğini de çok iyi bildiklerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nitekim bu hakikatleri göz önüne alarak son 21 yılda ekonomiden ticarete, savunmadan ihracata her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Diklenmeden dik durabilmek için milli onurumuzu, bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık.” ifadelerini kullandı.
“Milli geliri 238 milyar dolardan 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttik”
Ekonomide Türkiye’yi yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttüklerini hatırlatan Erdoğan, milli geliri 238 milyar dolardan beş kat artışla 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttiklerini söyledi.
Türkiye’yi satın alma paritesine göre milli gelir sıralamasında dünyada 11. sıraya çıkarttıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“İhracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 13 milyar dolardan yaklaşık 54,5 milyar dolara getirdik. En stratejik alanlardan biri olan savunma sanayinde yerli ve milli üretimin payını yüzde 20’lerden bugünkü yüzde 80’ler seviyesine ulaştırdık. Silahlı-silah insansız hava araçları teknolojisinde Türkiye’nin yazdığı başarı hikayesi herkesin malumudur. Geçtiğimiz hafta 5. nesil savaş uçağımız KAAN’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla artık bu alanda farklı bir lige yükselttik. Dışişlerinde 163 olan temsilcilik sayımız bugün itibariyle 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomasi ağına sahip üçüncü ülkesiyiz.
Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen, sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, krizlerin ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim ki Türkiye, hem Batı’ya hem Doğu’ya kazan-kazan temelinde ilişkiler kurabilen, Ukrayna-Rusya arasındaki krizde hakkaniyetli bir tutum benimseyen, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği içinde olup dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen, hiçbir ayrım yapmadan mazluma, mağdura ve ihtiyaç sahibine el uzatan, bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri süratle alabilen velhasıl her alanda aktif, dirayetli, ilkeli, vicdanlı, müessir bir güç olarak öne çıkmaktadır.”
“Gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar”
Türkiye’nin gelecek dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarının sayısını arttırmaya devam edeceğini söyleyen Erdoğan, “Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmalar bize mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini göstermiştir. Ülkemizin gönül coğrafyasında patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar kanı, gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar.” dedi.
Üçüncü yılına giren Ukrayna krizinde Antalya’daki başlayan İstanbul süreciyle bir üst seviyeye çıkan barış umutlarının, gerekli destek verilmediği için akim kaldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “On binlerce insanın hayatını kurtaracak, yaşanan acının yıkımının önüne geçecek tarihi bir fırsat heba edildi, daha doğrusu sabote edildi. Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer Gazze olmuştur.” ifadelerini kullandı.
Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan barbarlığı ve katliamları herkesin içi kanayarak takip ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“İsrail’in sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi. 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve yaklaşık 2 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim; Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi. Aynı zamanda milyarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin, görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın yayın organlarının hasılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.
Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir, bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlakı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkum eden, hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan dün olduğu gibi gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri kalleşçe, onursuzca hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in hikayesi, trajik bir hikayeye dönüşmüştür. Aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikayesidir o. ‘İnsanlık olarak beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum’ diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı da tam manasıyla yerine getiremedik.”
Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ilk gününden itibaren Türkiye olarak ortaya koydukları çabalara, bölgeye gönderilen 37 bin tona varan insani yardımlara, küresel ölçekte yürütülen tüm diplomatik temaslara, refakatçileri dahil 900’den fazla Gazzeli hastanın Türkiye’ye getirilmesine rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyalarında yaşadıklarını söyledi.
(Sürecek)
]]>
NAZİR ALİYEV/BAHTİYAR ABDÜLKERİMOV – Orta Asyalı uzmanlar, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) geçici tedbir kararı kapsamında, Filistin halkına “soykırım” uygulayan İsrail ordusundaki sorumluların adalet önüne çıkarılması gerektiği görüşünü dile getirdi.
Kırgız siyaset bilimci Mederbek Korganbayev, AA muhabirine, “Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı, İsrail ordusunun eylemlerine ilişkin hukuki bir değerlendirme yapmalı ve sorumluları adalet önüne çıkarmalıdır.” dedi.
“Gazze Şeridi’ndeki sivil ölümlerinden İsrail askeri güçleri sorumludur” diyen Korganbayev, “Çatışmanın ilk günlerinden bu yana İsrail Savunma Kuvvetleri, Gazze Şeridi’nde defalarca akıl almaz ve aşırı silah ve askeri uçak kullandı. İsrail’in hava saldırıları ve kara operasyonları nedeniyle binlerce masum Filistinli öldürüldü, mahalleler tamamen yok edildi ve yaşam altyapısı yok edildi.” diye konuştu.
Korganbayev, İsrail komutanlığının hataları nedeniyle İsrail askerlerinin de sözde “dost ateşi” sonucu öldürüldüğüne dikkati çekerken UAD’nin, İsrail ordusunun eylemlerine ilişkin hukuki bir değerlendirme yapması ve sorumluları adalet önüne çıkarması gerektiğini belirtti.
” Türkiye’nin Filistin’deki durumu iyileştirme şansı daha yüksek”
Korganbayev, Türkiye’nin Gazze Şeridi’ndeki durumu iyileştirecek adımlar atma şansının daha yüksek olduğunu söyledi.
Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’nın önerilerinin dikkate alınmasının pek mümkün görünmediğine işaret eden Korganbayev, ” Ankara, Orta Doğu’da görüşleri dikkate alınan ve bölgesel bir oyuncu olarak hareket ettiğinden dolayı Türkiye’nin çabaları daha etkili ve daha muhtemeldir.” değerlendirmesini yaptı.
Korganbayev, Türkiye’nin İsrail’den herhangi bir talepte bulunmadan, herhangi bir eleştiri yöneltmeden İsrail-Filistin sorununun çözümüne katkıda bulunabileceğine inandığını dile getirdi.
Ankara’nın Filistinlilere geniş çaplı insani yardım sağladığını kaydeden Korganbayev, “Türkiye, müzakereci olarak zengin diplomatik ve uluslararası deneyime sahip ve Filistin krizinin çözümü ve Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanmasına yönelik bir eylem planı hazırlayacak uluslararası bir çalışma grubunun parçası olabilir.” ifadelerini kullandı.
İki devletli çözüm Filistinlilerin çıkarına
İsrail’in askeri harekatı nedeniyle Gazze’nin ciddi bir insani krizle karşı karşıya olduğunu hatırlatan Korganbayev, şöyle devam etti:
“Bana göre Hamas ile İsrail arasındaki çatışma askeri olarak çözülemez çünkü her iki tarafın eylemleri Filistinli sivillere çok büyük zarar veriyor. ‘İki devletli çözüm’ kavramı, Filistin halkının çıkarlarını ve haklarını karşılıyor ve İsrail’i önceki 1949 sınırlarına döndürüyor. Ancak Filistin devleti kurma yönündeki bu önerinin İsrail tarafından desteklenmesi pek mümkün görünmüyor. Bugün dünya toplumunun temel görevi, İslami ve Avrupalı devletlerin arabuluculuğu yoluyla Hamas ile Tel Aviv arasında uzun vadeli bir ateşkesin sağlanmasıdır.”
UAD, İsrail’e yönelik daha sert karar almalı
Özbekistanlı araştırmacı gazeteci Abduvali Saybnazarov ise UAD’nin, Filistin halkına “soykırım” uygulamakla yargılanan İsrail’e yönelik daha sert karar alması gerektiğini belirtti.
Güney Afrika Cumhuriyeti hükümetinin İsrail’i UAD’ye götürme kararını “cesurca” şeklinde nitelendiren Saybnazarov, bu kararın insanların adaletin yerine geleceğine olan güvenini arttırdığını ifade etti.
Saybnazarov, UAD’nin, İsrail aleyhine açılan “soykırım” davasında ihtiyati tedbir kararı vermesinin İsrail’in haksız olduğunu ispatlama açısından atılan önemli bir adım olduğu değerlendirmesinde bulundu.
İsrail ordusunun saldırılarında çok sayıda insanın öldüğünü ve bunun “çok üzücü” olduğunu dile getiren Saybnazarov, UAD’nin, “En azından çok sayıda insanın ölümüne neden olan bu savaşın durmasına etki edebilecek karar alması gerekiyor.” dedi.
]]>
Birleşmiş Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK), İsrail ordusunun Gazze’de insani yardım bekleyen 112 Filistinliyi öldürmesi, 760’ını yaralamasına tepki vermesinin ABD tarafından engellendiği belirtildi.
İsrail ordusu dün, Gazze Şeridi’ni kuzeyden güneye bağlayan Reşid Caddesi üzerindeki Nablusi Kavşağı’nda insani yardım bekleyen Filistinlileri bombalayarak ve ateş açarak hedef aldı. Saldırıda 112 Filistinli hayatını kaybetti, 760 Filistinli yaralandı. Gazze’deki hükümetten yapılan açıklamada, İsrail’in insani yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğu vurgulanarak, “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü.” ifadeleri kullanıldı.
GÜVENLİK KAYNAKLARI SALDIRIYI İTİRAF ETTİ, ORDU “İZDİHAM” DEDİ
İsrail güvenlik kaynakları, yardım tırlarının etrafını saran Filistinlilerin tırların geçişini sağlayan İsrail askerlerine “tehdit oluşturacak biçimde yaklaştığını” savunurken, İsrail askerlerinin duruma ateş açarak karşılık verdiğini itiraf etti. Kaynaklar, olayın soruşturulduğunu aktarırken İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, “Gazze sakinlerinin tırların etrafını sardığı ve yardımları yağmalamaya başladığı, bazı Filistinlilerin itiş-kakış ve izdihamda yaralandığı” iddia edildi.

OTURUMUN ARDINDAN AÇIKLAMA GELMEDİ
BM’nin New York’taki genel merkezinde yapılan BMGK toplantısında, üye devletlerin Gazze kentindeki Nablusi Kavşağı’nda insani yardım konvoyuna saldırısına tepki niteliğinde açıklama yapılması konusunda müzakere yürütüldü. BMGK’nin kapalı oturumunun ardından herhangi bir açıklama yapılmadı.

ABD’DEN MÜZAKERE METNİNE RET
İsrail’e karşı eleştirel açıklamalar içeren müzakere metninin, ABD’nin BM Daimi Temsilciliği tarafından kabul görmediği belirtildi. Müzakere metninde, “Konsey üyeleri, İsrail güçlerinin Gazze’nin güneybatısında gıda yardımı bekleyen kalabalık topluluğa açtığı ateş sonucu 100’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini, yaklaşık 750 kişinin de yaralandığını belirten raporlardan derin endişe duyduklarını ifade ediyor.” cümlelerine yer verildi.

İSRAİL’E İNSANİ İHTİYAÇLAR İÇİN EK GEÇİŞLERİ KOLAYLAŞTIRMA ÇAĞRISI
Metinde, uluslararası insani hukuka uygun olarak Gazze Şeridi’ndeki sivilleri, hayatta kalmak için “vazgeçilmez olan temel hizmetlerden ve insani yardımdan mahrum bırakmaktan kaçınma” çağrısı yer aldı. Aksi durumda, Gazze’deki 2,2 milyon kişinin tamamının “endişe verici düzeylerde akut gıda sorunuyla karşı karşıya kalacağı” kaygısı dile getirildi. Konsey üyeleri müzakere metninde İsrail’i, Gazze’ye insani yardımın girebilmesi için sınır geçişlerini açık tutmaya, insani ihtiyaçları geniş ölçekte karşılamak için ek geçişlerin açılmasını kolaylaştırmaya çağırdı.

BİDEN: ŞU AN BİR YANITIM YOK
Öte yandan; Texas’a gidişinden önce Beyaz Saray’dan ayrılırken basın mensuplarının Gazze’ye ilişkin sorularını yanıtlayan ABD Başkanı Biden, insani yardım beklerken İsrail’in saldırısıyla hayatlarını kaybeden Gazzelilerle ilgili tepkisinin ne olduğu sorusuna, “Şu anda neler olduğuna bakıyoruz. Ne olduğuyla ilgili iki farklı anlatım var. (Bu soruya) Şu an bir yanıtım yok” şeklinde cevap verdi. Bu saldırının devam eden müzakereleri zorlaştırıp zorlaştırmayacağı sorusunu ise Biden, “Zorlaştıracağını biliyorum” şeklinde yanıtladı.

7 EKİM’DEN BU YANA 30 BİNDEN FAZLA CAN KAYBI
İsrail ordusunun 7 Ekim’den bu yana sivil yerleşim yerleri, hastane, okul ve yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı barınakları hedef alan saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra, insani yardımların girişini engellemesi nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde büyük bir insani felaket yaşanıyor. İsrail ordusunun düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 30 bini, yaralıların sayısı da 70 bini aştı.


110’dan fazla Filistinlinin, açlıkla boğuşan Gazze’nin kuzeyine götürülen yardıma ulaşmaya çalışırken öldüğü bildirildi.
Gazze şehrinin batısındaki sahil yolunda bulunan İsrail askeri kontrol noktasından geçen yardımı bekleyen siviller, kamyon konvoyuna akın etti.
İsrail ordusu, askerlerin tehdit olduğunu düşündükleri bazı kişilere ateş açtığını söyledi.
Ardından gelen kaosta kamyonlar ilerlemeye çalıştı. Filistinli bir tanık BBC’ye ölenlerin çoğunun ezildiğini söyledi.
Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki Sağlık Bakanlığı sözcüsü Eşref El Kudra, Perşembe günü öğleden sonra yaptığı açıklamada, olayda en az 112 kişinin öldüğünü ve 760 kişinin de yaralandığını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yayımlanan havadan çekilen görüntülerde kamyonların üzerinde ve çevresinde binlerce insan görülüyor. Sosyal medyada yayımlanan ve olay sonrasına ait videolarda ise bazı cesetlerin boşalmış yardım kamyonlarına ve eşek arabalarına yüklendiği görülüyor.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı “katliam” olarak nitelendirdiği olaydan İsrail’i sorumlu tuttu. ABD Başkanı Joe Biden ise olayın ateşkes sağlama çabalarını zorlaştıracağı yönündeki endişesini dile getirdi.
Türk Dışişleri Bakanlığı da olaya sert bir dille tepki gösterdi.
Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail, Nabulsi Meydanı’ndaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. İsrail’in, yardım kuyruğundaki masum sivilleri hedef alması, Filistin halkını bilinçli ve toplu olarak yok etmeyi hedeflediğinin delilidir” denildi.
Gazze Sağlık Bakanlığı, olaydan saatler önce Gazze’de 21 bini çocuk ve kadın olmak üzere 30 binden fazla kişinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini açıkladı.
Bakanlığa göre son dört ay içinde 7 bin kişi de kayıp olarak bildirildi ve 70 bin 450 kişi de yaralandı.
BM Filistinli Mülteciler Ajansı (UNRWA) Başkanı Philippe Lazzarini BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bu son derece şoke edici çünkü yaralananların ve kayıpların sayısını da eklediğinizde 100 binden fazla insan ediyor. Bu da nüfusun yüzde 5’ine tekabül ediyor” dedi.
BM’ye göre Gazze’nin kuzeyinde 300 binden fazla kişi gıda ve temiz içme suyu sıkıntısı yaşıyor, nüfusun dörtte biri de “kıtlığın eşiğinde.”
Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim’deki saldırılarında yaklaşık 1200 kişi hayatını kaybetmiş, 253 kişi de rehin alınmıştı. İsrail ordusu da bunun üzerine Gazze’ye büyük bir yıkıma sebep olan saldırılar başlattı.
Perşembe günkü olay, İsrail askeri kontrol noktasının ilerisinde, kıyı şeridi boyunca uzanan Raşid Caddesi üzerinde meydana geldi. Filistinli kaynaklar olayın gerçekleştiği yeri Gazze kentinin güneybatı ucundaki Nabulsi kavşağı olarak verdi.
Birkaç yüz metre uzunluğunda olması muhtemel 18-30 arası yardım kamyonundan oluşan bir konvoy kontrol noktasından geçerek kuzeye doğru ilerliyordu.
Kısa bir süre sonra, son kamyon kontrol noktasının sadece 70 metre kuzeyindeyken, çoğunluğu yardımın gelmesini beklemek üzere yakınlarda kamp kurmuş olan Filistinliler, konvoya doğru hareket etti.
İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Peter Lerner, kontrol noktasına yaklaşan bazı sivillerin uyarı ateşine aldırış etmediğini söyledi.
Lerner, bazı sivillerin tehdit oluşturduğundan endişelenen askerlerin “sınırlı bir yanıt” olarak yaklaşanlara ateş açtığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu Filistinli bir tanık sivillerin kontrol noktasına yaklaştığını doğrulamadı; insanların sadece yaklaşık 70 metre uzakta olduğunu söyledi.
Kalabalığın konvaya hücum etmesi ve kontrol noktasından makineli tüfeklerle ateş açılmasıyla birlikte panik yaşandığı anlaşılıyor.
Bazılarına çok sayıda insanın tutunduğu kamyonlar ilerlemeye çalıştı.
Filistinli tanık, hayatını kaybeden insanların birçoğunun İsrail’in açtığı ateşten değil, kamyonların insanları ezmesinden dolayı öldüğünü söyledi.
Gazze Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref El Kudra, durumu kritik ya da ağır olan onlarca yaralının Gazze’deki Şifa Hastanesi’ne getirildiğini söyledi.
İsrail saldırıları nedeniyle hastanelerin birçoğu ya kısıtlı kapasiteyle çalışabiliyor ya da tamamen çalışamaz durumda. Buna atıfta bulunan El Kudra, sağlık görevlilerin yoğunluk ve yaralıların durumlarındaki ciddiyet nedeniyle başa çıkmakta çok zorlandığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu ve hastanede, ölen arkadaşının cesedini kucaklayan Tamer Shinbari isimli bir kişi, Cibaliye’deki okullarda barınan ailesi için bir torba un almak umuduyla Nabulsi kavşağına gittiğini söyledi.
Shinbari, İsrail askerlerinin ateş açtığını ve “yardım kamyonunun yerde olanların üzerinden geçtiğini” belirtti.
Kuzeydeki Beit Lahia kasabasında bulunan Kamal Adwan Hastanesi’nin direktörü Hussam Abu Safieyah, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada 10 kişinin cesedinin ve onlarca yaralının görev yaptığı hastaneye getirildiğini kaydetti.
Cibaliye’deki Avda Hastanesi’nin direktör yardımcısı ise Associated Press haber ajansına, çoğu vurulmuş 161 yaralıyı aldıklarını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, “her sivil kayıp bir trajedidir” ifadeleri yer aldı.
Açıklamada şöyle denildi:
“Çok zor koşullara rağmen Gazze Şeridi’ndeki sivillere insani yardım ulaştırılmasını kolaylaştırmak için çalışmaya devam ediyoruz. Yardımların ihtiyacı olanlara ulaştırılması için daha iyi çözümler bulmaya çalışmak amacıyla bu zor olaydan ders çıkaracağız.”
Ancak gerek Hamas ve gerekse de işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, “korkunç bir katliam” olarak nitelendirdikleri olaydan İsrail güçlerini sorumlu tuttu.
BM Genel Sekreteri António Guterres’in sözcüsü de olayı “kınadığını” söyledi.
BM’nin Gazze’nin kuzeyine bir haftandan uzun bir süredir yardım ulaştıramadığı açıklandı.
Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, Gazze’de en az 576 bin kişinin “kıtlıktan bir adım uzakta” olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söylemişti.
]]>
Dışişleri Bakanlığı, ” İsrail, Nabulsi meydanındaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. İsrail Hükümeti üzerinde etkisi olan tüm kesimleri, Gazze’de yaşanan vahşeti durdurmaya çağırıyoruz” açıklamasını yaptı.
İSRAİL, YARDIM BEKLEYEN SİVİLLERİ KATLETTİ
İsrail ordusu, sabah saatlerinde Gazze kentinin güneyinde, Gazze Şeridi’ni kuzeyden güneye bağlayan Reşid Caddesi üzerindeki Nablusi Kavşağında insani yardım bekleyen Filistinlileri bombalayarak ve ateş açarak hedef aldı. Görgü tanıkları, İsrail’in ölü ve yaralıları Şifa Hastanesine taşıyan sağlık ekipleri ile sivilleri de hedef aldığını açıkladı.

SALDIRIDA CAN KAYBI 112’YE YÜKSELDİ
Saldırıda can kaybı arttı. Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun yardım bekleyen sivillere açtığı ateşte hayatını kaybedenlerin sayısının 112’ye yükseldiğini belirterek, bölgede hala ulaşılamayan cesetlerin olduğunu aktardı. Saldırıda 760 kişi de yaralanmıştı.

TÜRKİYE’DEN TEPKİ: BU SALDIRI, İSRAİL’İN FİLİSTİN HALKINI YOK ETMEYİ HEDEFLEDİĞİNİN DELİLİ
Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “İsrail, Nabulsi meydanındaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. Gazzelileri açlığa mahkum eden İsrail’in, bu defa yardım kuyruğundaki masum sivilleri hedef alması, Filistin halkını bilinçli biçimde ve toplu olarak yok etmeyi hedeflediğinin delilidir.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan“İSRAİL’İN GAZZE’DEKİ OPERASYONLARINA DERHAL SON VERMEK ZORUNDADIR”
İsrail, Gazze’deki askeri operasyona derhal son vermek zorundadır, ancak İsrail Hükümeti bu kararı alabilecek sağduyu ve vicdana sahip değildir. Tüm dünya, Gazze’de yaşanan zulmün bölgenin de ötesinde küresel yansımaları olacak bir felakete dönüşmek üzere olduğunu görmelidir. Bu çerçevede, İsrail Hükümeti üzerinde etkisi olan tüm kesimleri, Gazze’de yaşanan vahşeti durdurmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.

BMGK CEZAYİR’İN TALEBİYLE TOPLANIYOR
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde yardım bekleyen Filistinlilerin üzerine ateş açarak 112 kişiyi öldürmesinin ardından Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Cezayir’in talebi üzerine toplanma kararı aldı. Kapalı kapılar ardında yapılacak olan toplantının TSİ 00.15’te başlaması bekleniyor.

“KASITLI VE PLANLI”
Gazze’deki hükümet yaptığı açıklamada, İsrail’in insani yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğunu vurgulayarak, “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü.” ifadelerini kullandı.
İSRAİL ORDUSU, İTİRAF ETTİ
İsrail güvenlik kaynakları, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde kıtlıkla mücadele eden Filistinlilerin insani yardım tırlarının etrafını sarması ve İsrail güçlerine yaklaşması nedeniyle askerlerin onları tehdit gördüğünü ve kalabalığa ateş açtığını itiraf etti. İsrail güvenlik kaynakları, AA muhabirine insani yardım bekleyen Filistinlilerin öldürülmesine ilişkin konuştu.

“FİLİSTİNLİLER, İSRAİL ASKERLERİNE TEHDİT OLUŞTURACAK KADAR YAKLAŞTI”
Yardım tırlarının etrafını saran Filistinlilerin, tırların geçişini sağlayan İsrail askerlerine “tehdit oluşturacak biçimde yaklaştığını” savunan kaynaklar, İsrail askerlerinin duruma ateş açarak karşılık verdiğini itiraf etti. Kaynaklar, olayın soruşturulduğunu aktardı.
“İTİŞ KAKIŞ SIRASINDA İZDİHAM YAKLAŞTI”
İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada ise “Gazze sakinlerinin tırların etrafını sardığı ve yardımları yağmalamaya başladığı, bazı Filistinlilerin itiş-kakış ve izdihamda yaralandığı” iddia edildi.
]]>
Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, partisinin “Filistin ve Gazze Meselesi Hakkında Beyanname”sini kamuoyuna duyurdu.
Partisince, Fatih’te bir otelde Gazze konusunda düzenlenen basın toplantısında konuşan Yapıcıoğlu, Aksa Tufanı Operasyonunun başladığı 7 Ekim’den beri 146 gündür İsrail’in vahşetini artırarak devam ettirdiğini kaydetti.
Yaşananları tarif edecek kelime kalmadığını ifade eden Yapıcıoğlu, “Belki yeni kelimeler bulmak lazım. Vahşet, soykırım, insanlığa karşı suç, savaş suçları, barbarlık, dendi. Ama yaşananların hepsinin ötesinde İsrail’in, yani siyonist işgal çetelerinin çiğnemediği hiçbir kırmızı çizgi, hiçbir hukuk kuralı, ahlak kuralı kalmadı.” dedi.
Türkiye’de seçim gündemi nedeniyle Gazze’nin geri planda kaldığını belirten Yapıcıoğlu, bu vahşetin gündemden düşmemesi için çırpındıklarını, 39 farklı eylem çeşidiyle ve binlerce etkinlikle Gazze’deki vahşete dikkati çekmeye çalıştıklarını dile getirdi.
Zekeriya Yapıcıoğlu, “Biz inanıyoruz ki siyonist işgal, bölge barışının önündeki en büyük engel ve dünya barışına en büyük tehdittir. Zira, onların düşüncesine göre kendilerinden başka hiç kimse insan değildir. Bütün herkes, bütün kurumlar onlara hizmet etmek zorundadır ve halihazırda özellikle uluslararası kurumların onların aleyhine hiçbir şeyi yapmadığını veya yapamadığını da maalesef üzülerek seyrediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Vahşetin durdurulması için yapılanların yetersiz kaldığına dikkati çeken Yapıcıoğlu, bu süreçte Türkiye genelinde 32 ilde siyasetçi, kanaat önderi ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşan 250’den fazla kişiyle birebir görüştüklerini aktardı.
Bu görüşmeler ve istişareler sonucunda başta Gazze’deki mevcut durum olmak üzere Filistin ve Kudüs davası için yapılabilecekler konusunda ortak görüş ve kanaatlerin öne çıktığını belirten Yapıcıoğlu, 11 başlık altında topladıkları “Filistin ve Gazze Meselesi Hakkında Beyanname” hazırlandığını anlattı.
Beyannameyi özetleyerek okuyan Yapıcıoğlu, daha sonra basın mensuplarının sorularını cevapladı.
Alimler ve kanaat önderleri ortak çözümler için bir araya gelmeli
Zekeriya Yapıcıoğlu’nun ana başlıklarını aktardığı beyannamede, alimler ve kanaat önderlerinin bir araya gelerek, ortak çözümler geliştirilmesi gerektiği belirtildi.
Beyannamede, Kudüs davası konusundaki etkinlikleri ve boykotları itibarsızlaştırma çabalarına karşın, Filistin direnişine ciddi katkı sağladığı bilinciyle etkinliklerin dozu ve çeşitliliğinin artırılarak devam ettirilmesi gerektiği vurgulandı. Beyannamede, bu etkinliklerle Filistin davası ve siyonizmin tehlikelerinin anlatılması, kamuoyunun bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiği de aktarıldı.
Mümkün olan en geniş katılım ile Mavi Marmara benzeri bir uluslararası gemi filosu ile Gazze’ye insani yardım ulaştırılması, siyonist kaynaklı dezenformasyonun önüne geçebilmek ve gerçekleri dünyaya duyurabilmek için İslam ülkelerinin desteği ile ortak bir medya bilgi havuzu kurulması önerisinin yer aldığı beyannamede, Mecliste gerekli duyarlılığın oluşturulması, Türkiye’de Hamas’ın resmi büro açabilmesi için gerekli yasal zemin oluşturulması, Filistin direnişinin resmi olarak tanınması ve desteklenmesi taleplerine yer verildi.
Beyannamede, İslam ülkelerini diplomatik, ekonomik ve stratejik konularda bir araya getirmenin yollarının aranması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile kabinesinin ve soykırım suçunu işleyen işgal kuvvetlerinin yargılanmaları için gerekli hukuki girişimlerde bulunulması gerektiği de vurgulandı.
]]>
İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) bağlı İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, “Osmanlı Vesikalarında Gazze” başlıklı bir çalışma yapacaklarını söyledi.
Çalışmaya ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Kılıç, İİT’nin 57 İslam ülkesinden meydana geldiğini, IRCICA’nın da İİT’nin alt organlarından biri olarak kültür, sanat, tarih araştırmaları üzerine yoğunlaştığı bilgisini paylaştı.
IRCICA’nın faaliyetlerine değinen Kılıç, “Arkeoloji ve sanat tarihi bölümümüzde, İslam dünyasında ve İslam dünyasının dışında yer alan İslam eserlerinin kaydını tutmaktayız. Halihazırdaki mevcut durumlarının yanında ilk kuruluşlarının kaydını da alıp bir veri bankası oluşturuyoruz. Bu meyanda önemli çalışma faaliyetlerimizden bir tanesi de Filistin ve Kudüs araştırmaları merkezimiz.” dedi.
“Ecdadımız bütün Orta Doğu’nun kaydını tutmuştur”
Kılıç, İİT’nin Kudüs’te Mescidi Aksa’ya yönelik radikal Yahudilerin gerçekleştirdiği saldırı neticesinde İslam ülkeleri devlet başkanlarının bir araya gelmesiyle kurulduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“İslam İşbirliği Teşkilatı’nın en önemli maddesi Filistin ve Kudüs’tür. Biz İİT’nin kültür organı olarak çeşitli faaliyetler yaptık. Bunlardan bir tanesi ‘Filistin Mühimme Defterleri’dir. Filistin ve Orta Doğu coğrafyasında yaşayan halklar en son Osmanlı Devleti tebaasıydı. Osmanlı Devleti yönetimi, idaresi altındaydılar. Bu manada ecdadımız gerçekten sokak sokak, ev ev hatta bazen hane sahiplerinin adlarına varıncaya kadar kaydetmek suretiyle bütün Orta Doğu’nun kaydını tutmuştur. Osmanlı arşivleri dediğimiz merkezde binlerce tapu kaydı, fermanlar var, bir hayli vesika bulunmakta. Bu vesikalar tabii ki Osmanlıca. Arap dünyasındaki araştırmacılar ise Osmanlıcayı çok iyi bilmediklerinden, Osmanlıcanın Arapçaya doğrudan bir intikali bu manada zor olabilmekte.”
Prof. Dr. Fazıl Bayat ile bazı gençlerin bu konuda çalışmalar yaptığına işaret eden Kılıç, “Kendisi de aslen Filistinli Temim Bey’in hazırladığı ve Arapça basılmış ilk kitaplarımızdan biri Filistin vakıfları üzerineydi. Şimdi onun gözden geçirilmiş yeni bir baskısını hazırlamaktayız.” diye konuştu.
Mahmut Erol Kılıç, yapılan çalışmalara ilişkin şu bilgileri verdi:
“Mühimme defterleri, Şer’iyye sicilleri (Kadı defterleri) ve 25 ciltlik mahkeme kayıtları gibi Filistin bölgesine yönelik çok evrak var. Bu çalışmalar meyanında 10 ciltlik bir serimiz oldu, Osmanlı Vesikalarında Arap Beldeleri adında. Bu seriden en son bir kitap neşrettik. Bütün Filistin değil, bütün Kudüs şehri de değil, hususen Kudüs’teki harem bölgesiyle ilgili siyonist rejim tarafından ileri sürülen bazı iddialar vardı. ‘Bu tepenin mülkiyetinin Müslümanların elinde olduğuna dair hiçbir resmi kayıt ya da belge yoktur.’ gibi iddiada bulundular. Biz bu iddiayı çürütmek üzere yola çıktık ve yaklaşık bir yıllık çalışma neticesinde Osmanlı arşivlerinde, ona dair belgeler bulduk ve o belgeleri bir araya getirdik. O kitabımızı sadece harem bölgesindeki belge ve vesikalarla neşrettik.”
Tarihi vesikaların önemine de vurgu yapan Prof. Dr. Kılıç, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde evrak kaydının ilk dönemlerine göre çok daha fazla olduğunu vurguladı.
Kılıç, yeni bir çalışmaya başlayacaklarının altını çizerek, “Bugünlerde Gazze halkının mağdur olduğu bu feci katliamlar ve zulmü, bir bakıma ilmi manada da telin etmek üzere ‘Osmanlı Vesikalarında Gazze’ başlığında çalışmayı düşünüyoruz. Çünkü 3 bölgesi var Osmanlı’da Filistin idaresinin. Bunlar Hayfa, Kudüs ve Gazze. Osmanlı belgelerinde yer alan Gazze ile ilgili bir çalışma yapacağız. Bu belgeleri Osmanlıcadan Arapçaya çevirmek suretiyle Arap dünyasındaki kardeşlerimize buradaki belgeleri duyurmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Her türlü mirası kayıt altına almamız gerekiyor”
IRCICA’nın Arapça, İngilizce ve Fransızca olmak üzere üç resmi dili olduğuna dikkati çeken Kılıç, “Bizim bütün yayınlarımızın öncelikle bu üç dilden biriyle olması tercih sebebidir. Tabii ki Türkçe, Farsça, Kazakça, Urduca gibi bazı dillerle de yayınlar yapabilmekteyiz. Bunlar yan ürün olarak değerlendiriliyor. Üç resmi çalışma dillerinden biriyle olması bekleniyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Prof. Dr. Kılıç, Gazze’ye ilişkin çok sayıda belge olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“İki ciltte toplanabilecek kadar belge var. Tabii ki Osmanlı Döneminde de orada çeşme, köprü, medrese, mescit, hükümet binası gibi yapılan bazı imar çalışmaları var. Buna dair özellikle Yıldız arşivlerinde, İkinci Abdülhamit zamanında gönderilen fotoğrafçılarla bunların hepsi belgelenmeye çalışılmıştır. Bu eserlerin halihazırdaki durumlarını da ayrıca tespit etmek, her türlü mirası kayıt altına almamız gerekiyor.”
Gazze ile Anadolu coğrafyasının tarih boyunca yakın ilişkileri olduğuna da değinen Kılıç, Bursa’da önemli alimlerden Gazzizade Abdüllatif Efendi’nin tekkesinin olduğunu, Çanakkale Şehitliği’nde Gazze doğumlu şehitlerin mezar taşlarının bulunduğunu söyledi.
Kılıç, Gazze’de devam eden İsrail zulmüne sadece İslam ülkelerinin değil dünyada pek çok ülkenin tavır aldığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her cumartesi günü Londra’da büyük bir yürüyüş yapılmakta. Benim kızım şu an Londra’ya altı saat mesafede yüksek lisansını yapıyor. Çok enteresan bir olayı nakletti. ‘O yürüyüşe gitmek için bindiğim otobüste, tek Müslüman bendim baba. Otobüsün tamamı Galler bölgesinden insanlardı ve otobüsün bütün ücreti varlıklı bir Gallerli hanımefendi tarafından ödenmişti.’ dedi. Her hafta otobüs altı saat gidiyor ve geri dönüyor. Müslüman da değiller, Arap da değiller. ‘Sadece insanlık onuru için bunu yapıyoruz.’ diyorlarmış. Hanımefendi de sponsorluğunu üstlenmiş. Bu manada Gazze, vicdanı olan, içinde insanlıktan parçalar barındıran insanların ortak bir platformu haline geldi. Biz de IRCICA olarak her ne kadar kültürel mirası esas alıyorsak da insan mirasımız da çok önemli. Aslında buradan çıkarılacak çok ders var. Buradan bazı hayırlar çıkacağı kanaatindeyim. Öyle bir temenni ve niyazda bulunuyorum.”
]]>
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi, sanatçı Mustafa Demirci, Gazze’deki dramı anlattığı yeni eseri “Suçum Neydi Benim”i yayınladı.
Usta sanatçı, bir çocuğun dilinden Gazze’de yaşanan acıyı ele aldığı esere ilişkin görüşlerini ve eserin ortaya çıkış hikayesini AA muhabirine anlattı.
Böyle bir eseri yapmayı istemediğini dile getiren Demirci, “Keşke orada insanlar, çocuklar, bebekler katledilmeseydi de böyle bir eseri yapmak zorunda kalmasaydım. Yaşadığımız yüzyılda çok büyük felaketler oldu ve olmaya da devam ediyor. Bana göre Gazze’de yaşananlar yaşadığımız yüzyılın en büyük felaketlerinden bir tanesi. Çünkü masumiyetin katledilmesi söz konusu.” dedi.
Mustafa Demirci, çocuk ve bebeklerin, saflığı ve ilahi duyguları temsil ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çocukların bütün dünyanın gözü önünde açıkça katledilmesi katlanılır bir durum değil. Bu dışarıdan izleyen açısından bir başka utanç vesilesi ama içeride bizzat yaşayan Filistinli kardeşlerimiz için tarif edilemez bir acı. Beni en çok yaralayan görüntülerden bir tanesi, bir babanın yavrusunun parçalanmış bedenini torbalara doldurarak elinde tutmasıydı. Bunu bir insan nasıl kabullenebilir? Ben bu acıyı hissettiğim için böyle bir şiir yazmak istedim. İnsani duyarlılık her şeyin ötesindedir. Sanatçı olmasam da bir insan olarak bunu kabullenmem mümkün değil. Maalesef bu hikaye çok geçmişte başladı ve gitgide kötüleşerek devam ediyor.”
“Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür”
Usta sanatçı, masumiyete karşı, aleni ve pervasızca işlenen bu suikastı kabullenmenin mümkün olmadığının altını çizerek, Gazze’de öldürülen masum çocukların da “Suçum neydi benim?” diye soracağını ifade etti.
Gazze’de son 5 ayda, 13 bine yakın çocuğun öldürüldüğüne vurgu yapan Demirci, “Bu bir soykırımdır. Bu gerçekten tarihte eşi benzeri görülmemiş planlı bir çocuk katliamıdır. Benim bunları söylerken içim titriyor. O kafa nasıl çalışıyor acaba? Dünyada böyle bir katliamın Batıda yapıldığını düşünsek acaba ne olurdu? Bu çocukların suçu Müslüman bir ailenin çocuğu olmaları mı? Her canlının yaşama hakkı var. Kaldı ki bir insandan bahsediyoruz.” diye konuştu.
Mustafa Demirci, sanatın yaşanmışların yansıması olduğunun altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanatçının eseri, tasavvuru, hayali ve estetik birtakım düşünceleri etrafında şekillenir. Hissetlerini sahip olduğu yetenekler çerçevesinde ortaya koyar. Ben hem kendi vicdanım ve duygularım çerçevesinde hem de toplumun hassasiyet gösterdiği konularda her zaman çalışmalarımı devam ettirmek istiyorum. Çalıştığım Türk dini musikisi alanında da güncel kaygı ve yaklaşımlardan uzak kalmadım. Filistin gibi kanayan bir yaramıza da uzak kalmam söz konusu olmamalıydı. Bu eseri de sadece bunun için yaptım. Çocuklardı tek düşüncem.”
“12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edildi”
Eserin adını ilk önce “Ben Gazzeli Bir Bebeğim” olarak planladığını fakat müzik platformlarında “Gazze” kelimesinin geçmesinin eserin yayılmasına engel olacağını düşünerek vazgeçtiğini aktaran Demirci, “Filistin’de bir alışılmışlık oluşturdular. Lokma lokma Filistin’i yedikleri için, son lokma Gazze kalmıştı. Burayı da yemek istiyorlardı. Olayın oluş şekli önemli değil. Demek ki 12 bin 600 bebek ve çocuk, dünyanın gözü önünde bombalarla yok edilebiliyormuş. Bunu bir sene önce söyleselerdi inanmazdık. Bunu bile kanıksattılar insanlığa.” değerlendirmesinde bulundu.
Usta sanatçı, Gazze’de yaşanan hadiselerin herkesin başına gelebileceğine dikkati çekerek, “Herkes bu tehdidin altındadır. O yüzden duyarlı olmak zorundayız. Düşmanın niyeti, amelinden daha kötüdür. Yaşananlara baktığımızda eğer amelleri buysa niyetlerini tahayyül etmek bile istemiyorum. Allah bu acıları bir daha yaşatmasın.” dedi.
Mustafa Demirci’nin “Suçum Neydi Benim” adlı eserinin sözleri şöyle:
“Ben Gazzeli bir bebeğim,
Ben Gazze’de bir meleğim,
Ben Gazzeli bir bebeğim,
Suçum neydi, neydi benim?
Evim, yurdum bombalanmış,
Paramparçadır bedenim.
Büyüyemem, yürüyemem,
‘Anne acıktım’ diyemem,
Hislerimi söylemem,
Hayat hakkım yoktur benim.
Ben gülemem, oynayamam,
Ninnilerle uyuyamam,
Uykularım bombalanmış,
Bir masalım yoktur benim.
Ben Gazzeli bir çocuğum,
Yaşanmadı çocukluğum,
Ne varlığım ne yokluğum,
Kimse bilmez adım benim.”
]]>
İnsani yardım kuruluşları İsrail’i Gazze’de çalışmalarını imkansız hale getirmekle suçladı. Birleşmiş Milletler (BM), yeterli gıda yardımı ulaştırılamaması nedeniyle Gazze Şeridi’ndeki nüfusun dörtte birinin “kıtlığın eşiğinde olduğu” uyarısında bulunurken, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü, İsrail’i sağlık tesislerini saldırılardan korumayı önemsememekle suçladı.
BM kuruluşları, personelinin saldırıya uğradığını ve konvoyların erişiminin sistematik olarak engellendiğini söylüyor.
Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, en az 576 bin kişinin kıtlıktan bir adım uzakta olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söyledi.
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nden koordinasyon direktörü Ramesh Rajasingham, “Çatışmalar devam ederken yapılabilecek çok az şey var ve Gazze’nin güneyindeki aşırı kalabalık alanlara yayılma riski de söz konusu. Bu nedenle ateşkes çağrımızı yineliyoruz” dedi.
BM yetkilileri, Gazze’nin kuzeyinde 2 yaşın altındaki her altı çocuktan birinin yetersiz beslendiğini söylüyor.
Kuşatma altındaki 2,3 milyon Filistinin hayatta kalmak için gıda yardımlarından başka seçeneğinin olmadığını söyleyen Rajasingham, bu yardımların da “yetersiz” olduğunu kaydetti.
Rajasingham, BM ve diğer yardım gruplarının Gazze’ye asgari miktarda yardım malzemesi ulaştırmada bile çok büyük zorluklarla karşılaştıklarını belirtti.
Bunlar arasında çatışmaları, geçişlerin kapatılmasını, hareket ve iletişim üzerindeki kısıtlamaları, detaylı onay prosedürlerini, hasarlı yolları ve patlamamış mühimmatları saydı.
İsrail’in BM Büyükelçi Yardımcısı Jonathan Miller, BM Güvenlik Konseyi’ne, “İsrail’in Gazze’de insani durumu iyileştirmeye kararlı olduğunu” söyledi.
Gazze’ye yapılan yardımların BM ve diğer kuruluşların kapasitesine bağlı olduğunu söyleyen Miller, “İsrail politikalarında net oldu. Kesinlikle sınır koyulmadı. Tekrar ediyorum, Gazze’deki sivil halka gönderilebilecek insani yardım miktarında sınır yok” dedi.
ABD: İsrail daha fazlasını yapmalı
ABD, müttefiki İsrail’e Gazze’ye insani yardım teslimatına imkan sağlamak için sınır geçişlerini açık tutma çağrısında bulundu.
ABD’nin BM Büyükelçi Yardımcısı Robert Wood Güvenlik Konseyi’ne, “Basitçe söylemek gerekirse, İsrail daha fazlasını yapmalı” dedi. “İsrail’e, yardımın güvenli bir şekilde dağıtılabilmesi için prosedürlerini iyileştirme çağrısı yapmaya devam ediyoruz” dedi.
Dünya Gıda Programı İcra Direktör Yardımcısı Carl Skau, Güvenlik Konseyi’ne “ateşkes olması halinde operasyonlarını hızla artırmaya ve genişletmeye hazır olduklarını” söyledi.
Skau, “Fakat bu sırada, kritik gıda malzemelerinin Gazze’ye yeterli miktarlarda getirilememesi ve personelimizin sahada karşılaştığı çalışmayı imkansız kılan koşullar kıtlık riskini körüklüyor” dedi.
Guyana’nın BM Büyükelçisi Carolyn Rodrigues-Birkett Güvenlik Konseyi’ne, “Bir savaş yöntemi olarak açlık çektirme yasa dışıdır ve Guyana bunu Gazze’deki nüfusa karşı kasıtlı olarak bir araç olarak kullananları kınıyor” dedi.
Sınır Tanımayan Doktorlar: İsrail tedaviyi neredeyse imkansız hale getirdi
Öte yandan Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü de Salı günü yazılı bir açıklama yaparak, “Gazze’de hiçbir yer, ne siviller ne de onlara yardım sağlamaya çalışanlar için güvenli değil” ifadelerini kullandı.
İsrail’in sağlık tesislerinin ve insani yardım çalışanlarının korunmasını “hiçbir şekilde umursamamasının”, hayat kurtarma ve tıbbi bakım sağlamayı “neredeyse imkansız hale getirdiği” kaydedildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Son beş ayda sağlık tesislerine tahliye emirleri verildi, tesisler kuşatıldı ve bu tesislere defalarca saldırıldı, baskın düzenlendi. Sağlık personeli ve hastalar, hastalara bakım verirken tutuklandı, taciz edildi ve öldürüldü. Buna Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) beş çalışanı dahil. Çalışanlarımızın çok sayıda aile üyesi de öldürüldü.”
Gazze’nin güneyindeki en büyük hastane olan Nasser Hastanesi’nin vurulması sonucu, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın hastaları geride bırakarak hastaneyi terk etmek zorunda kaldıkları anlatıldı.
“Hastanede kalan sağlık personeli, hastaların sınırlı yiyecekle, elektrik ve su olmadan mahsur kaldığını anlatıyor” denildi.
Açıklamada, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü çalışanlarının araçlarının kontrol noktalarında durdurulduğu, bunun da acil tıbbi müdahaleyi geciktirdiği kaydedildi.
Gazze’nin kuzeyinde durumun daha da kötü olduğu ve insanların temel gıda, su ve tedaviye ulaşamadığı belirtildi.
Gazze’nin kuzeyindeki bir hemşirenin, “Temel tedaviyi bile verebilecek hastane yok, eczanelerde ilaç yok. Çocuklarım haftalardır temiz su ve yeterli gıda eksikliği nedeniyle hasta ve durumları daha da kötüleşiyor” sözlerine yer verildi.
Açıklamada, acil ateşkes çağrısı yapıldı.
]]>
ABD’nin Michigan eyaletindeki Müslüman ve Arap kökenli Amerikalılar, eyaletteki ön seçimlerde seçmenleri İsrail’in Gazze’ye saldırılarına desteği nedeniyle Başkan Joe Biden’ın kaybetmesi için “kararsız oy” kullanmaya çağırıyor.
Temsilciler Meclisi’ndeki tek Filistinli Demokrat üye Rashida Tlaib, eyaletteki Müslüman toplumun Biden’a yönelik tepkilerini video mesajında paylaştı.
Seçmenleri Biden yönetiminin İsrail’e destek veren ve Gazze’de ateşkese karşı çıkan politikalarını protesto etmek için ön seçimlerde “kararsız oy” kullanmaya çağıran Tlaib, “Sesimizin daha gür çıkmasını istiyorsanız buraya gelin ve kararsız oy atın.” ifadesini kullandı.
Söz konusu video, ön seçimlerde 10 bin “kararsız oya” ulaşmayı ve kasım ayındaki başkanlık seçiminde Biden’a bir uyarı mesajı göndermeyi amaçlayan “Michigan’ı Dinle” kampanyasının bir parçası olarak yayımlandı.
ABD’deki ön seçimlerde partilerin oy pusulalarında “kararsız oy” seçeneği bulunuyor. “Kararsız oy”, seçmenin desteklediği partiye oy verdiğine, ancak listedeki adaylardan herhangi birini onaylamadığına işaret ediyor.
Washington yönetiminin İsrail’in Gazze saldırılarına verdiği destek nedeniyle başlatılan “Abandon Biden” (Biden’ı terk et) kampanyasının öncüsü Filistin kökenli Khaled Tuurani, AA muhabirine, “Topluluğumuz Joe Biden’a soykırımı durdurması, Gazze’deki Filistinlilerin üzerine bomba yağdıran İsrail’i silahlandırmayı bırakması için pek çok mesaj göndermeye çalıştı. Ancak başkan bizi dinlemedi.” diye konuştu.
“Soykırımdaki suç ortaklığı rolü” nedeniyle Biden’ı cezalandırmak istediklerini vurgulayan Tuurani, “Kararsız oy sadece bir mesaj. Kasım ayında seni (Biden) görevden almak konusunda gerçekten ciddi olduğumuzu bilsinler.” dedi.
Tuurani, “Abondon Biden kampanyasıyla Joe Biden’ın seçimi kaybedeceğinden, tek dönemlik bir başkan olacağından ve kaybetmesinin her zaman Gazze’deki soykırımla ilişkilendirileceğinden emin olacağız.” değerlendirmesini yaptı.
“Tarihin, Biden’ın Filistinlilere yaptıkları yüzünden başkanlığı kaybettiğini yazmasını istiyorum”
Detroit İslam Merkezi’nden Filistin asıllı İmam İmran Salha ise önceden Biden’ın bir “ahlak timsali” olduğunu düşünmediğini ancak “bir Trump da olmadığını” değerlendirdiğini belirterek, “Ama şimdi gelinen noktada gerçek şu ki Donald Trump soykırım yapmadı. Başkan Joe Biden yaptı.” ifadelerini kullandı.
Salha, 37 yaşındaki bir kadın akrabasının, kocası ve oğluyla köyüne giderken aracında vurularak öldürüldüğünü anlatarak, Biden’ın politikalarından kişisel olarak nasıl etkilendiğini söyledi.
İmran Salha, “Eğer Joe Biden’ın adının yazılı olduğu oy pusulasını imzalarsam, o oy pusulasını imzalamak için kullanacağım mürekkep, onun ve Gazze’deki 40 binden fazla masum sivilin kanından olacaktı.” şeklinde konuştu.
Beyaz Saray’dan gelen üst düzey yetkililerle görüşme davetini reddettiğini aktaran Salha, “Tarihin, Başkan Joe Biden’ın Filistinlilere yaptıkları yüzünden başkanlığı kaybettiğini yazmasını istiyorum.” dedi.
Salha, “Araplar, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler ve tüm vicdan sahibi insanlar olarak” bir sonraki başkanın kim olacağını seçme gücüne sahip olmadıklarının, ancak Filistin’i destekleyenlerin bir başkanı iktidardan edebilecek güce sahip olduklarını kanıtlayacaklarının altını çizdi.
İmran Salha, Biden’a seslenerek, “Biden, (İsrail Başbakanı) Binyamin Netanyahu’yu tatmin etmek için Amerikan demokrasisini yok etmeye değer miydi?” diye sordu.
“Arap kökenli Amerikalıların oyları hafife alınmamalı”
Michigan’da yaşayan ve soy ismini vermek istemeyen Arap kökenli Amerikalı Rebecca da kararsız oy kullanmayı planladığını belirterek, “Arap kökenli Amerikalıların oyları artık hafife alınmamalı. Sesimizin gür ve net bir şekilde duyulacağını umuyoruz ve bu oylamayla Gazze’ye açık bir destek mesajı göndermeyi umuyoruz.” diye konuştu.
Rebecca, sadece Arap kökenli Amerikalılarla değil diğer etnik gruplarla da birlikte çalıştıklarını ifade ederek, ateşkes mesajı verdiklerini vurguladı.
“Abandon Biden” kampanyasının aksine kendisinin şu an ön seçimlere odaklandığını dile getiren Rebecca, “Yine de gözümüzü kasım ayından ayırmamalıyız. Trump’ı tekrar görevde görme ihtimali, sadece Arap ya da Filistin kökenli Amerikalılar için değil, her türlü azınlık için dehşet verici bir durum.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
Mardin’de düzenlenen “Gazze İçin Ben de Oradayım” konserinde sanatçılar eserlerini Gazze’ye destek için söyledi.
Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Mardin Artuklu Üniversitesi, Mardin Sivil Toplum Kuruluşları Platformu ve Sanat Hayattır Derneği tarafından Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen ve Gazze’ye yönelik saldırıların durması çağrısı yapılan program, TRT Müzik kanalında canlı yayımlandı.
Gazeteci Fulya Öztürk’ün sunduğu programda Yavuz Bingöl, Ömer Karaoğlu, Sinan Akçıl, Alim Qasımov eserlerini Gazze için seslendirdi.
Mardin Diller ve Dinler Korosu da gecede Türkçe, Arapça, Kürtçe ve Süryanice şarkılar söyledi.
“İnsanlık suçu işleniyor”
Programda konuşan Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Tuncay Akkoyun, Filistin topraklarında bir insanlık dramı yaşandığını belirtti.
Kudüs’te Müslümanlara cuma namazını reva görmeyenlerin yıllardır farklı dinlere, farklı etnik yapılara sahip vatandaşların bir arada, huzur içerisinde yaşadıkları Mardin’e bakması gerektiğini ifade eden Akkoyun, “Özgürlük, barış, kardeşlik laf ile olmuyor. Bunun icra edildiği, gerçek manada görüldüğü, yaşandığı yer Mardin. Birlikte yaşamanın en güzel örneği olan huzur şehri Mardin’imizden Filistinli kardeşlerimizin yaşamış oldukları zulme karşı sesimizi duyurmak, haykırmak için bu programı düzenliyoruz.” dedi.
Filistin topraklarında, Gazze’de büyük bir dram ve katliamın yaşandığına dikkati çeken Akkoyun, bölgeye insani yardımların da ulaştırılamadığını aktardı.
Akkoyun, “Bir insanlık suçu işleniyor. Salgın hastalıkların ve açlığın bir silah olarak kullanıldığı zalim bir zihniyeti görüyoruz. Gönül coğrafyamız başta olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun bir acı, bir insanlık suçu olduğu zaman ilk ses bu topraklardan çıkıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Davos Zirvesi’ndeki ‘one minute’ çıkışı, haykırışından itibaren dünyada birçok şey değişiyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde bu yaşanan insanlık suçuna güçlü bir ses çıkıyor bu topraklardan ve vatandaşlarımız da bu iradeli ve onurlu sese destek oluyorlar.” ifadelerini kullandı.
Yavuz Bingöl de ilk konseri İstanbul’da düzenlediklerini anımsatarak, buradan sağlanan geliri yardım kolileri olarak Gazze’ye ulaştırdıklarını aktardı.
Filistin’de sadece bomba ve kurşunların öldürmediğini ayrıca çok ciddi bir açlık sorunun bulunduğunu dile getiren Bingöl, Mardin’de verdikleri ikinci konserde de yardım topladıklarını ve bu yardımları Gazze’ye ulaştıracaklarını kaydetti.
Gazze’yi unutturmamaya ve hep gündemde tutmaya çalıştıklarına işaret eden Bingöl, şunları söyledi:
“İstanbul’dan sonra Avrupa’da 3 yerde konser yapmaya çalıştık. Ama maalesef bize salon vermediler. Lafa gelince demokrat, insan hakları diye mangalda kül bırakmazlar. Ama ne yazık ki madalyonun diğer yüzü öyle değil.”
Ömer Karaoğlu, Gazze’de katliam ve vahşet yaşandığını belirtti.
Karaoğlu, “Belki şu dakika üzerlerine yağan bombalardan kurtulup açlık sebebi ile ölüyor çocuklar. Masumlar, siviller, İsrail rejiminin saldırısı altında neredeyse bir asırdır bu zulmü yaşıyorlar.” dedi.
Sinan Akçıl da herkesin Gazze içi duyarlı olması gerektiğini belirtti.
Programda, SMS gelirinin Türk Kızılay aracılığıyla Gazze’ye bağışlanacağı belirtildi.
Programa, AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Orhan Miroğlu, AK Parti Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdullah Erin, Mardin- Diyarbakır Metropoliti Saliba Özmen, Kırklar Kilisesi Başpapazı Gabriyel Akyüz, kurumların temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
]]>
Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) Güney Afrika’nın açtığı “soykırım” davası kapsamında İsrail aleyhinde alınan ara kararların üzerinden bir ay geçmesine rağmen Tel Aviv, Gazze Şeridi’ndeki 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı felaketi derinleştiren politikalarını sürdürüyor.
Bu politikalar, Gazze’ye yönelik yoğun saldırıların devam etmesi, zaten az olan insani yardımların daha da kısılması, yerleşim bölgelerinde kara harekatı düzenlenmesi ve hastanelere yönelik saldırıları içeriyor.
UAD, 26 Ocak’ta İsrail ile ilgili ihtiyati tedbir kararları almıştı. Bu kararlar arasında, İsrail’in, Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için elinden gelen tüm önlemleri alması, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım çağrısı yapanları önlemek, engellemek ve cezalandırmak için gereken tüm adımları atması, Filistinlilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için acil ve etkili önlemler alması yer almış ve karar gününden itibaren bir ay içinde alınan tüm tedbirler hakkında mahkemeye rapor sunması istenmişti.
İsrail’in, UAD’de de tedbir kararlarının alınmasından bu yana geçen 1 aylık süre içerisinde işlediği ihlal ve savaş suçları ise şu şekilde sıralandı:
Bombardıman, kan dökme ve alıkoyma
UAD’nin 26 Ocak’ta aldığı tedbir kararlarının bir gün öncesinde Gazze’de ölü sayısı 25 bin 900, yaralı sayısı ise 64 bin 110 olarak açıklandı. Bugün ise bu sayı 29 bin 782 ölü ve 70 bin 43 yaralıya ulaştı. Bu da son 1 ayda 3 bin 882 kişinin öldürüldüğü, 5 bin 933 kişinin ise yaralandığı anlamına geliyor.
Aynı şekilde tedbir kararları öncesine kadar Gazze’de öldürülen gazeteci sayısı 120 iken bu sayı 132’ye yükseldi; bir ayda 12 gazeteci daha öldürüldü.
26 Ocak öncesinde Gazze’ye 65 bin ton bomba atılmıştı, bu sayı bugün 70 bin tona dayanmış durumda.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisinden 25 Şubat’ta yapılan yazılı açıklamada, Gazze’de 2 bin 600 kişinin alıkonulduğu ya da esir edildiği ve bu kişilere zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yapıldığı kaydedildi.
Aynı şekilde, İsrail askerlerinin, Ez-Zeytun, Şeyh Rıdvan ve En-Nasr mahalleleri ile El-Megazi Mülteci Kampı ve Gazze’nin batı bölgesinde yüzlerce kişiyi canlı kalkan olarak kullandığı aktarıldı.
Refah’a muhtemel kara saldırısı
Saldırı ve bombardıman baskısı altında yaklaşık 2 milyon kişi yerinden edildi ve bunların büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 5 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı.
Nüfus yoğunluğu ve barınma imkanlarındaki sıkıntı nedeniyle kente gelen Filistinliler, kurdukları çadırlarda zor şartlar altında yaşamaya başladı.
İsrail, 1 Şubat’tan bu yana, Refah’ı karadan işgal etme niyetini gösteren sinyaller vermeye başladı.
Sağlık sisteminin çökmesi
İsrail 22 Ocak’ta Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentine ve kentteki hastanelere havadan ve karadan saldırılar düzenlemeye başladı.
Saldırılar nedeniyle kentte yaşayan binlerce Filistinli göç etmek zorunda kaldı.
İsrail ordusu, kasım ayının başında 10 gün süren kuşatmanın ardından Han Yunus’taki Filistin Kızılayına bağlı Emel Hastanesi’nin avlusuna baskın düzenledi.
Ordu daha sonra hastane kompleksi içindeki binaları ve su hatlarını bombaladı. Saldırılar nedeniyle yerinden edilmiş kişiler hayatını kaybetti; Kızılay ekibinden 7 kişi alıkonuldu, iletişim araçları ve internet hizmeti kesildi.
İsrail güçleri 15 Şubat’ta da yine Han Yunus kentindeki Nasır Hastanesi’ne baskın düzenledi ve hastaneyi askeri kışlaya çevirdi.
Yaklaşık 10 bin yerinden edilmiş Filistinli ile 300 sağlık çalışanının bulunduğu hastanede İsrail güçlerinin neden olduğu elektrik kesintisi ve oksijen cihazlarının çalışmaması nedeniyle çok sayıda hasta hayatını kaybetti.
İsrail ordusunun saldırılarında, 31 hastane ve 53 sağlık merkezi hizmet dışı kaldı, 150 sağlık kuruluşu kısmen zarar gördü, 122 ambulans kullanılamaz hale geldi.
İnsani yardımların azalması
Uluslararası Adalet Divanı tedbirlerinin açıklanmasından iki hafta önce Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) verilerine göre Gazze’ye günlük ortalama 156 yardım tırı giriş yapıyordu.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi Genel Müdürü İsmail es-Sevabite’nin AA’ya yaptığı açıklamaya göre ise ihtiyati tedbir kararlarının ardından 119 yardım tırı giriş yaptı. Bu ise günde ortalama 4 tıra tekabül ederken, İsrail’in yardım girişini kıstığı anlamına geliyor.
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) göre, Gazze Şeridi’ne giren insani yardımlar, nüfusun gıda ve insani yardım ihtiyacının yalnızca yüzde 7’sini karşılıyor.
Gazze’nin kuzeyinde açlık hüküm sürüyor
OCHA 16 Şubat’ta yaptığı açıklamada, 1 Ocak ile 12 Şubat tarihleri ??arasında insani yardım kuruluşlarının, Gazze Vadisi’nin kuzeyindeki bölgelere yardım ulaştırmak ve değerlendirmeler yapmak için planladığı görevlendirmelerin yüzde 51’inin İsrail tarafından engellendiğini duyurdu.
BM raporları, Gazze’nin kuzeyinde açlıktan ölüm riskinin ve çocuklarını doyurmak için mücadele eden ailelerin sayısının arttığını gösteriyor.
OCHA, kuzeye yapılan yardım sevkiyatlarının yarıdan fazlasının ocak ayında engellendiğini, İsrail ordusunun yardımların nasıl ve nereye ulaştırılacağına giderek daha fazla müdahale ettiğini ve kuzeyde yaklaşık 300 bin kişinin büyük oranda yardım erişiminden mahrum kaldığını bildirdi.
Kuzeyde yaşayanlar, ekmek için gerekli unu elde etmek için hayvan yemi öğütmeye başladı ancak yem stokları bile önemli ölçüde azaldı.
Sivil yerleşim yerleri ve kurumlar yerle bir oldu
İsrail ordusu, tedbir kararlarının ardından, şehirleri, köyleri, eğitim binalarını ayrım gözetmeksizin ve kasıtlı olarak yok etmeye devam etti.
Filistin hükümetinin verileri, ordunun 500’den fazla cami ve kiliseyi, 300’den fazla üniversite ve okulu, 360 binden fazla sivil konutu yıktığını ve 31 hastaneyi hizmet dışı bıraktığını gösteriyor.
İsrail ordusu, şubat ayında Gazze’deki El-Aksa Üniversitesini, yine burada Han Yunus’ta ve Gazze’de onlarca evi yerle bir etti. Refah’ta da 2 camiyi bombaladı.
Kız çocuğu Hind’in hazin sonu
İsrail güçleri, 29 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği katliamlar ve işgal nedeniyle güvenli bir alan kalmayan kentte sığınacak bir yer bulabilmek için yola çıkan bir aracı vurdu.
Gazze’nin Tel el-Heva Mahallesi’nde seyir halindeyken hedef alınan araçta, 6 yaşındaki kız çocuğu Hind ile akrabalarından 5 kişi bulunuyordu. Saldırı sonucunda ilk anlarda araçtaki 4 kişi hayatını kaybetti ancak o sırada Hind ile birlikte hayatta kalan Leyan Hamade adlı 15 yaşındaki kız çocuğu Filistin Kızılayını arayarak yardım istedi.
Hedef alınan araçta Leyan’ın da ölümünden sonra yalnızca 6 yaşındaki Hind kaldı.
Küçük Hind ile dayısı, eşi ve 3 çocuğunun cansız bedenlerine 12 günün ardından 10 Şubat’ta İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesi sonrasında ulaşıldı. Hind’in içinde bulunduğu araç, ön camı ve gösterge paneli parçalanmış, yan tarafında kurşun delikleri açılmış halde bulundu.
Olay yerine gönderilen Filistin Kızılayına ait ambulansın da bombalandığı belirlendi. Filistin Kızılayı, Gazze kentindeki Tel el-Heva Mahallesi’nde direkt hedef alınan ambulansın içinde Kızılay ekibinden Yusuf Zeyno ve Ahmed Medhun’un da cansız bedenlerine ulaştıklarını açıkladı.
]]>
Ürdün’ün Gazze Şeridi’ne havadan indirdiği yardımların denize düşmesi nedeniyle İsrail’in zorla aç ve susuz bıraktığı Gazze Şeridi halkı, sahile akın etti, bazıları yardımları alabilmek için denize girdi.
DENİZE DÜŞEN YARDIMLARI ALABİLMEK İÇİN SAHİLE AKIN ETTİLER
Basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Ürdün’ün havadan 4 uçakla indirdiği yardımların denize düştüğü görüldü. Uçaklardan paraşütle indirilen yardımların denize düşmesi nedeniyle Gazze’nin güneyinde binlerce Filistinli sahillere akın etti. İsrail’in dayattığı açlık ve imkansızlıkların pençesindeki bazı Filistinliler ufak balıkçı tekneleriyle bazıları ise yüzerek yardımlara ulaşmaya çalıştı.

GAZZE’DE İNSANİ FELAKET YAŞANIYOR
İsrail ordusunun 143 gündür saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra insani yardımların girişini engellemesi nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde insani bir felaket yaşanıyor. Başta Birleşmiş Milletler’e (BM) ait kuruluşlar olmak üzere uluslararası çevreler, çoğu hastanenin hizmet dışı kaldığı, tıbbi malzeme eksikliğinin yaşandığı, açlık, susuzluk ve hijyen malzemeleri eksikliğinin tetiklediği hastalıklar nedeniyle Gazze’de ateşkes ilan edilmesi ve bölgeye insani yardımların girişinin artırılması çağrısında bulunuyor.
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, şubat ayında Gazze’ye giren insani yardımın önceki aya göre yüzde 50 oranında azaldığını belirterek, “Çaresiz yaşam koşullarındaki 2 milyon Filistinlinin artan ihtiyaçlarını karşılamak için yardımların azalması değil artması gerekiyordu.” açıklamasını yapmıştı.

Ürdün Silahlı Kuvvetleri, Gazze Şeridi’ne 4 uçakla havadan gıda ve insani yardım malzemesi indirildiğini açıklamış, yardımların havadan aktarılmasındaki başlıca sebebin, “doğrudan Gazze halkına ulaştırılması ve kuzeyden güneye sahil boyunca Gazze’ye indirilmesi” olduğu vurgulanmıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 782 Filistinli öldürüldü, 70 bin 43 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 406 Filistinli hayatını kaybetti.
580 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 580 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

ÇATIŞMALARA İNSANİ ARA
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>
Filistin Yönetimi Başbakanı Muhammed İştiyye, işgal altındaki Batı Şeria’nın bazı bölgelerini yöneten hükümetinin, Gazze savaşı ve bölgede tırmanan şiddet nedeniyle istifa ettiğini açıkladı.
İstifasını bugün Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a sunduğunu söyleyen İştiyye, “Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar ve Batı Şeria ile Kudüs’te tırmanan gerilim” ışığında “yeni siyasi önlemlere” ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya göre bugün düzenlenen bir basın toplantısında istifa talebini duyuran İştiyye, “Bu karar, Gazze Şeridi’nde halkımıza yönelik saldırılarla ilgili siyasi, güvenlik ve ekonomik gelişmelerin ve Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria’da eşi benzeri görülmemiş gerilimin ışığında alındı” ifadelerini kullandı.
2019’da göreve gelen, akademisyen ve ekonomist olan İştiyye, “Bana göre bir sonraki aşama ve bu aşamanın zorlukları, Gazze Şeridi’ndeki yeni gerçekliği, ulusal birlik görüşmelerini ve ulusal temelde Filistinliler arası bir uzlaşıya duyulan acil ihtiyacı, geniş katılımı, safların birliğini ve Filistin toprakları üzerinde otorite birliğinin genişletilmesini dikkate alan yeni bir hükümeti ve siyasi düzenlemeleri gerektiriyor” diye konuştu.
AFP haber ajansına göre İştiyye, ” Hükümet, halkımızın ihtiyaçlarını karşılamak ve altyapı gibi hizmetleri sağlamak arasında bir denge kurmayı başardı. İşgalle yüzleşmeye ve Filistin toprakları üzerinde bir devlet kurmak için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın İştiyye’nin istifasını hemen kabul edip etmeyeceği, yeni bir başbakan atanana kadar bekleyip beklemeyeceği bilinmiyor.
Filistin basınında yer alan haberlere göre Abbas, iktidardaki El Fetih hareketinin hakim olduğu Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yürütme kurulu üyesi Muhammed Mustafa’yı yeni kabinenin başına atayabilir.
Mustafa daha önce başbakan yardımcılığı ve Abbas’ın ekonomi konularında üst düzey danışmanlığı görevlerinde bulunmuştu.
Filistin Yönetimi’ne yönelik eleştiriler
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a yönelik öfke 7 Ekim’den bu yana artıyor ve pek çok kişi onu İsrail’in saldırılarını ve Batı Şeria’da artan şiddeti sert bir şekilde kınamamakla eleştiriyor.
Filistin’in yönetimi 2007’den bu yana Batı Şeria’da sınırlı bir güce sahip olan Mahmud Abbas’ın Filistin Yönetimi ile Gazze’yi yöneten Hamas arasında bölünmüş durumda.
Hamas, 2006 yılında yapılan seçimi kazanmasının ardından Filistin Yönetimi’ni Gazze’den uzaklaştırdı ve yönetimi ele geçirdi.
Filistin Yönetimi’nin aksine Hamas, İsrail’in tanınmasını gerektireceği için iki devletli bir çözüme inanmıyor.
Aralarında ABD’nin de bulunduğu çok sayıda ülke, Gazze’deki savaşın sona ermesinin ardından tüm Filistin topraklarının yönetimini üstlenecek bir siyasi yapı çağrısında bulunuyor.
Ülkeler bu yönde Filistin Yönetimi içinde reform ve demokratik hesap verebilirlik talep ediyor.
Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mahmud Abbas yönetimindeki Filistin Yönetimi’nin bir Filistin devletinin kontrolünü ele geçirmesi ve Gazze’yi yönetmesi çağrılarını birçok kez reddetti.
Hamas yönetimindeki sağlık bakanlığının açıklamasına göre İsrail’in Gazze’ye saldırılarında şimdiye kadar 30 bine yakın kişi öldü.
7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’daki şiddetin de neredeyse 20 yıldır görülmemiş seviyelere ulaştığı bildiriliyor.
Ramallah’taki sağlık bakanlığına göre İsrail askerleri ve yerleşimciler, Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana Batı Şeria’da en az 400 Filistinliyi öldürdü.
]]>7 Ekim'de Hamas'ın İsrail'de bir müzik festivaline yaptığı baskında kaçırdığı kişiler arasında 23 yaşındaki Alman vatandaşı Shani Louk da vardı. Louk'un cansız bedenine Gazze Şeridi'nde ulaşıldı.
Filistin halkına yönelik saldırılar aralıksız devam ederken, İsrail ordusu Gazze Şeridi'nde 3 tutsağın cansız bedenine casino siteleri ulaşıldığını duyurdu. Ordu sözcüsü Daniel Hagari, "Shani Louk, Amit Buskila ve İzak Gelernter'in cansız bedenlerine ulaşıldı. Onlar Hamas tarafından 7 Ekim'deki Nova müzik festivalinden kaçarken öldürüldü ve bedenleri Gazze'ye getirildi" ifadelerini kullandı.
Alman vatandaşı olan 23 yaşındaki genç kadının ailesi yaşadıkları süreci anlattı. Louk'un babası Nissim Louk, "Kızımın bedeni tam ve çok güzel ve sanki canlıymış gibi. Vücudunun durumunun bu şekilde olması bir mucize. Sanırım yeraltındaki tüneller çok soğuk olduğu için bedeni iyi korunmuş. Halen dövmelerini görebiliyorsunuz ve ten rengi değişmemiş" dedi.
Shani Louk'un annesi Ricarda Louk da, "Ordu geldi ve Shani'nin bedeninin İsrail'e getirildiğini söyledi. Onun geri gelmesine sevindik ve onu uygun bir şekilde toprağa verebileceğiz" ifadelerini kullandı.
]]>
İsrail medyası, ” Gazze’de alıkonulan İsrailli esirlerin serbest bırakılması, ateşkes sağlanması, Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması ve İsrail hapishanelerinden serbest bırakılacak Filistinli esir sayısı konusunda anlaşmaya varılmasının” görüşüldüğü Fransa’daki müzakerelerin “olumlu” geçtiğini bildirdi.
İSRAİL İLE HAMAS FRANSA’DA GÖRÜŞTÜ
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları devam ederken, ateşkese dair umutlar bir kez daha arttı. İsrailde yayın yapan Yediot Ahronot gazetesine göre, Fransa’nın başkenti Paris’te İsrail ile Hamas arasında yeni bir anlaşmaya varmak için yapılan görüşmelere katılan İsrail heyeti ülkeye “olumlu” şekilde döndü. Gazeteye konuşan adı açıklanmayan İsrailli yetkililer, “müzakerelerin iyi ve olumlu havada geçtiğini” belirtti ancak anlaşmaya varmak için henüz erken olduğunu ifade etti.

“MÜZAKERELERDE TAKAS ANLAŞMASI İÇİN ÖNEMLİ İLERLEMELER VAR”
İsrailli Kanal 13 televizyonuna göre ise adı açıklanmayan İsrailli bir siyasi yetkili, “Müzakerelerde takas anlaşması için uygun koşulları yaratan önemli ilerlemeler var.” dedi. İsrail heyetinin kapsamlı müzakerelere başlayabileceği sinyalini veren söz konusu yetkili, Gazze’de alıkonulan esirler için isim listesinin tartışılmasında mutabık kalındığını aktardı.
İsrail devlet televizyonu KAN’a göre ise Paris görüşmeleri, Hamas’ın İsrail’in karşı çıktığı 4 talebinin etrafında yoğunlaştı. KAN, Hamas’ın “Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yaşayan ancak güneye göç ettirilenlerin tekrar yaşadıkları yerlere dönmeleri ve İsrail ordusunun da bölgeden çıkmasını talep ettiğini” aktardı. İsrail devlet televizyonu, Tel Aviv yönetiminin bu talebi kabul etmesinin, “Hamas’ın Gazze Şeridi’nin kuzeyini tekrar kontrol etmeye başlaması anlamına geleceği” değerlendirmesinde bulundu. KAN’ın haberinde, tartışılan diğer üç konunun ise “insani yardımın artırılması, ateşkesin süresi ve serbest bırakılacak Filistinli esirlerin sayısı” olduğuna işaret edildi.

İsrail ile Hamas arasında esir değişimi ve ateşkes konusunda anlaşma sağlanması çabaları kapsamında dün İsrail dış istihbarat servisi Mossad Başkanı David Barnea başkanlığındaki İsrail heyeti, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William J. Burns, Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil’in katılımıyla Paris’te müzakereler başlamıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DE CAN KAYBI 30 BİNE DAYANDI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 606 Filistinli öldürüldü, 69 bin 737 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 238’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 576 askerinin öldürüldüğünü duyurdu. Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İsrail’in iki hafta içinde işgal altındaki Batı Şeria’da 3 bin 300’den fazla yasa dışı konut inşa planına, “Açıkçası bu duyurudan dolayı hayal kırıklığına uğradığımızı söylemem lazım. Bu yerleşim yerleri uluslararası hukuka da uygun değil.” sözleriyle tepki gösterdi.
BLİNKEN’DAN BATI ŞERİA’DAKİ KONUT PLANINA TEPKİ: HAYAL KIRIKLIĞI
ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Arjantin’i ziyareti sırasında mevkidaşı Diana Mondino ile ortak basın toplantısı düzenledi ve Orta Doğu gündemini değerlendirdi. ABD’li Bakan, İsrail yönetiminin, işgal altındaki Batı Şeria’nın bazı bölgelerinde 3 bin 300’den fazla konut inşasına onay veren planını “hayal kırıklığı” sözleriyle karşıladı.

Blinken, “Yerleşim yerleri konusundaki haberleri gördük ve açıkçası bu duyurudan dolayı hayal kırıklığına uğradığımızı söylemem lazım. İster Cumhuriyetçi ister Demokrat ABD yönetimleri uzunca bir süredir yeni yerleşim yerlerinin barışa ulaşmada ters etkiye sahip olduğu görüşünde. Ayrıca bu yerleşim yerleri uluslararası hukuka da uygun değil.” şeklinde konuştu.
İsrail hükümetinin, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınındaki Maale Adumim Yahudi yerleşim birimine 2 bin 350, Kedar’a yaklaşık 300, Efrat yasa dışı Yahudi yerleşim birimine ise 700 konut inşasını onaylamayı planladığı kamuoyuna yansımıştı.

“GAZZE’DE HİÇBİR ŞEKİLDE İSRAİL İŞGALİ OLMAMALI VE GAZZE’NİN YÜZ ÖLÇÜMÜ DARALTILMAMALI”
Öte yandan Blinken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’de savaş sonrasına ilişkin kabineye plan sunduğu yönündeki haberleri de değerlendirdi.
Blinken, “Haberleri gördüm ama planı açıkçası görmedim. Dolayısıyla detayları görene kadar değerlendirme hakkımı saklı tutuyorum. Gazze terörizm için platform olamaz. Bununla beraber Gazze’de hiçbir şekilde İsrail işgali olmamalı ve Gazze’nin yüz ölçümü daraltılmamalı.” yorumunu yaptı.
Bölgede Gazze meselesiyle ilgili birçok ülke olduğunu ve bu ülkelerle yakın şekilde çalıştıklarını dile getiren Blinken, Gazze’nin geleceğiyle ilgili yol haritasının belirlenmesinde bu görüşmelerin de önemli olduğunu ifade etti.

NETANYAHU’NUN SAVAŞ SONRASI PLANI
İsrail Başbakanı Netanyahu dünkü kabine toplantısında hükümete sunduğu, Gazze’de saldırıların ardından izleyeceği yol haritası, “Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılması, İsrail’in güvenlik için hareket özgürlüğünü koruması ve UNRWA’nın kapatılmasını” içeriyor.
Plana göre İsrail, Gazze Şeridi’nde ve işgal altındaki Batı Şeria’da güvenlik ve askeri konularda hareket özgürlüğünü elinde tutacak, Mısır-Gazze sınırında ABD’nin koordinasyonuyla tampon bölge oluşturarak “kaçakçılık girişimlerini” önleyecek.

Netanyahu’nun hükümete sunduğu yol haritasına göre, Gazze’nin sivil idaresi ise “yönetim becerisine sahip profesyoneller” tarafından gerçekleştirilecek; bu kişiler “terörü destekleyen devlet ve oluşumlara bağlı olmayacak”, maaşlarını bunlardan almayacak.
İsrail ayrıca Ramallah merkezli uluslararası meşruiyete sahip Filistin yönetimini, “terörü desteklemekle” suçlayarak, yol haritasındaki bu maddeyle Gazze yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığına işaret ediyor.

İSRAİL’İN BATI ŞERİA’DA YASA DIŞI KONUT PLANI
İsrail hükümetinin, iki hafta içinde işgal altındaki Batı Şeria’da 3 bin 300’den fazla yasa dışı konut inşa planını onaylayacağı bildirildi.
İsrail devlet televizyonu KAN’da yer alan haberde, İsrailli yetkililerin kararı almak için iki hafta içinde toplanacağı belirtildi. Hükümet, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınındaki Maale Adumim Yahudi yerleşim birimine 2 bin 350, Kedar’a yaklaşık 300, Efrat yasa dışı Yahudi yerleşim birimine ise 700 konut inşasını onaylamayı planlıyor.
Söz konusu kararın, Maale Adumim yerleşim birimi yakınında dün gerçekleştirilen, bir İsrail askerinin ölümü ve en az 8 askerin çeşitli şekillerde yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırıya tepki olarak alındığı iddia edildi.

Onaylandığı takdirde bu yasa dışı konut inşası planının 7 Ekim 2023’teki saldırıların ardından onaylanan en büyük proje olacağı bildirildi.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich dün, işgal altındaki Doğu Kudüs’te bir İsraillinin öldüğü saldırı sonrası işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerine yeni konutlar inşa edilmesi çağrısı yapmıştı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümet, Filistin topraklarındaki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerine verdiği büyük destekle biliniyor.
Birleşmiş Milletler, işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşim birimlerinin yasa dışı olduğunu belirtiyor ve iki devletli çözümü baltaladığı gerekçesiyle İsrail’i yerleşim birimlerini durdurmaya çağırıyor.
]]>
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas yönetimindeki Gazze için savaş sonrası ilk resmi planı savaş kabinesine sundu. Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas’ın sözcüsü Nabil Abu Rudeineh ise bu planın başarısızlığa mahkum olduğunu söyledi.
Plana göre İsrail bölgede güvenliği süresiz olarak kontrol edecek ve İsrail’e düşman gruplarla bağlantısı olmayan Filistinliler bölgeyi yönetecek.
İsrail’in en büyük müttefiki olan ABD, savaştan sonra Gazze’yi Batı Şeria merkezli Filistin Yönetimi’nin yönetmesini istiyor.
Ancak Netanyahu’nun Perşembe gecesi bakanlara sunduğu belgede Filistin Yönetimi’nden hiç bahsedilmiyor.
Plana göre, İsrail, Filistinlilerin bağımsız bir devlet kurmak istedikleri işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze de dahil olmak üzere Ürdün’ün batısındaki tüm topraklar üzerinde güvenlik kontrolünü sürdürecek
Uzun vadeli hedefler listesinde Netanyahu bir Filistin devletinin “tek taraflı olarak tanınmasını” reddediyor. Filistinlilerle bir çözüme ancak iki taraf arasında doğrudan müzakereler yoluyla ulaşılabileceğini söylüyor; ancak Filistin tarafının kim olacağı belirtilmiyor.
Netanyahu’nun Gazze için orta vadeli hedefleri ise silahsızlanma ve radikalleşmenin önlenmesi. Bu ara aşamanın ne zaman başlayacağı ya da ne kadar süreceği konusunda ayrıntılı bilgi vermiyor. İsrail’in saldırıları nedeniyle büyük bölümü yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası için de bölgenin tamamen silahtan arındırılmasını öngörüyor.
Plana göre, savaş sona erdikten sonra Gazze’nin sivil işleri “idari deneyime sahip” ve “terörizmi destekleyen ülke ya da kuruluşlarla bağlantısı olmayan” yerel yetkililer tarafından yürütülecek.
Netanyahu, Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında İsrail güçlerinin varlığını ve Refah sınır kapısı da dahil olmak üzere kaçakçılık girişimlerini önlemek için Mısır ve ABD ile işbirliği yapmasını öneriyor.
Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli mülteciler ajansı UNRWA’nın kapatılması ve yerine başka uluslararası yardım gruplarının kurulması çağrısında bulunuyor.
Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, Netanyahu’nun planı için, “Başbakanın ilkeler belgesi, savaşın hedefleri ve Gazze’deki Hamas yönetiminin sivil bir alternatifle değiştirilmesi konusunda geniş bir kamuoyu mutabakatını yansıtmaktadır” ifadesi kullanıldı.
Belge, konuyla ilgili bir tartışma başlatmak üzere savaş kabinesi üyelerine dağıtıldı.
Filistin Yönetimi tepki gösterdi
Netanyahu’nun önerisini değerlendiren Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas’ın sözcüsü Nabil Abu Rudeineh Reuters’e yaptığı açıklamada bu önerinin, İsrail’in Gazze’deki coğrafi ve demografik gerçekleri değiştirme planları gibi başarısız olmaya mahkum olduğunu söyledi.
Sözcü, “Eğer dünya bölgede güvenlik ve istikrarla gerçekten ilgileniyorsa, İsrail’in Filistin toprakları üzerindeki işgaline son vermeli ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini tanımalıdır” dedi.
Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanlığı X’te yaptığı açıklamada Netanyahu’nun planının “iktidarda kalmak için savaşı uzatma çıkarına hizmet ettiğini” ekledi.
Açıklamada önerinin Filistin Devleti’nin kurulmasına yönelik Amerikan ve uluslararası çabaları engelleyeceği de belirtildi.
İsrail’in başlıca destekçisi ABD de dahil olmak üzere İsrail-Filistin sorununun çözümünde nihai hedef olarak iki devletli çözüm çağrıları Gazze’deki savaşla yeniden canlandı. Ancak bazı üst düzey İsrailli siyasetçiler buna karşı çıkıyor.
İki devletli çözüm uzun zamandır Batı’nın bölgedeki temel politikalarından biriydi ancak 1990’ların başında Oslo Anlaşmalarının imzalanmasından bu yana Filistin devletinin kurulması konusunda çok az ilerleme kaydedildi.
Hamas 7 Ekim’de İsrail’in güneyine saldırı düzenlemiş ve yaklaşık 1200 kişi ölmüş, 253 kişi de rehin alınmıştı.
Abluka altındaki Gazze’ye İsrail’in hava ve kara saldırılarında ise yaklaşık 29 bin 500 kişi öldü. Bölge nüfusunun büyük çoğunluğu yerinden edildi; temel ihtiyaç maddelerinden mahrum bırakıldı.
]]>
İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla bir otelde düzenlenen “Filistin Sempozyumu”nda “Akademik Özgürlükleri Korumak ve Kamusal Aydınların Filistin Konusundaki Rolü” paneli yapıldı.
İbn Haldun Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Irfan Ahmad moderatörlüğünde yapılan panele, Gazze İslam Üniversitesinden Kamalain Shaath, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinden David Miller ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Berdal Aral konuşmacı olarak katıldı.
Sempozyumun açılış konuşmasını Norveçli Prof. Dr. Mads Gilbert yaptı.
Gilbert, burada yaptığı konuşmada, Gazze’nin herkesi etkileyen bir mücadele olduğunu vurgulayarak, “Eğer İsrail cezasız kalmaya devam edecekse ve bu Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen İsrail’in herhangi bir sonucu olmaksızın öldürmek istedikleri kadar kişiyi öldürmelerine izin verilecekse sırada kim olacak ve çocuklarımız ve torunlarımız için dünya neye benzeyecek?” dedi.
Filistin halkının acı çektiğini, ölüm, yaralanma, açlık ve susuzlukla mücadele ettiğini kaydeden Gilbert, “Hepsinden önemlisi Filistin halkı sömürgeciliğe, işgale ve apartheide karşı direnişlerinde dimdik ayakta duruyor.” diye konuştu.
Gilbert, Gazze’de yaşananların İsrail tarafından yapılan ve ABD’nin desteklediği yüzde 100 beşeri bir felaket olduğuna dikkati çekerek, “Bunun askeri bir anlamı yoktur, bu ortadan kaldırma politikasıdır. Bu, toprak çalmanın ve toprağın sahibi olan insanları öldürmenin sömürgeci siyasetidir.” ifadesini kullandı.
Filistinli sağlık çalışanlarının şu anda bu dünyanın ahlaki pusulaları olduğunu belirten Gilbert, onların gerçek kahramanlar olduğunu söyledi.
Gilbert, Gazze’de derhal ateşkes sağlanması gerektiğini vurgulayarak, bölgeye gıda, su, sağlık ekibi ve tıbbi malzeme girişine de izin verilmesi gerektiğine işaret etti.
Yardımların Gazze’ye girişinin uluslararası toplum tarafından kontrol edilmesi gerektiğini dile getiren Gilbert, Gazze’nin yeniden inşasının da önemine değindi.
Gilbert, sorumluluğun Filistinlilerde olması gerektiğinin de altını çizerek, Gazze’nin çok güzel bir yer olduğunu ve orada uzun yıllar çalıştığını anlattı.
Dört ay boyunca Gazze’de her gün ortalama 10 çocuğun uzuvlarının kesildiğini aktaran Gilbert, gerekli ameliyatlar için Gazze’de rehabilitasyon hizmetine de ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Gilbert, Gazze’deki çocukların yüzde 90’ının ishal, kusma gibi bulaşıcı hastalıklara yakalandığını, hastalıklar nedeniyle su ihtiyacı daha da artan çocukların temiz su kaynaklarına erişiminin olmadığını vurguladı.
Gilbert, şunları kaydetti:
“Bu dünyanın nesi var böyle? İsrail’in dört ay boyunca insanları aç bırakarak, öldürerek, sakat bırakarak ve dondurarak ölümle korkutmasına izin vermek. Orta Çağ’a geri mi döndük? Ormana mı döndük? Her birimiz tavır almak zorundayız çünkü dediğim gibi bu sadece Filistinlilerin davası değil. Şehitleri asla unutmayacağız. Baskıya, ırkçılığa ve sömürgeciliğe asla boyun eğmeyeceğiz. Filistin halkının yanında dimdik duracağız çünkü belki 15 yıl sonra ya da 20 yıl sonra dünyanın Filistinlilere şu anda gösterebileceği dayanışmaya ihtiyacımız olacak. Taleplerimiz basit. Gazze’yi yeniden inşa edeceğiz ama önce ateşkes talep ediyoruz, kuşatmayı kaldırın, Filistinlilerin sağlık hizmetlerini açın, sınırları açın, çocukları koruyun ve Filistin’in işgalini durdurun!”
“Ve şimdi ateşkes çağrısı yapıyoruz, soykırımı durdurun, Filistin’i özgürleştirin”
Gazze İslam Üniversitesinden Shaath, akademik özgürlüğün entelektüel ve fiziksel olmak üzere iki farklı yönü olduğunu dile getirdi.
Entelektüel anlamda akademik özgürlüğün doğru araştırmanın özgürce yayımlanması olmadığına işaret eden Shaath, önemli olanın konuları tartışma özgürlüğünün bulunması olduğunu vurguladı.
Shaath, insanların fikirlerini kamuya açık bir şekilde ifade etmeleri nedeniyle cezalandırma korkusu olmadan hareket edebilmeleri gerektiğine dikkati çekti.
Fiziksel olarak da akademisyen ve öğrencilerin hareket alanlarının kısıtlanmasına, kısıtlı kaynaklara ve personel güvenliğine yönelik tehditlere işaret eden Shaath, “Aslında İsrail ile Filistin bağlamında, aslında belki de entelektüelden ziyade fiziksel tarafa daha fazla vurgu yapıyoruz. Dolayısıyla öğrenciler için yüksek öğretim kurumlarına erişimimiz yok ve akademisyenler için uluslararası konferanslara katılma imkanımız yok. Küresel akademik topluluklarla ilişki kurmanın ve değerli işbirlikleri oluşturmanın bir yolu yok.” ifadelerini kullandı.
Shaath, bu sempozyumun da İsrail kurumlarının ve üniversitelerde Filistinlilere karşı İsrail’i destekleyen akademisyenlerin boykotu için önemine değinerek, “Ve şimdi ateşkes çağrısı yapıyoruz, soykırımı durdurun, Filistin’i özgürleştirin.” şeklinde konuştu.
“Biz entelektüeller ve akademisyenler olarak hegemonyanın bir parçası olmamalıyız”
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinden Miller, akademik özgürlüğün gerekliliğine değinerek, “Siyonistler akademik özgürlüğe karşıdırlar çünkü Filistin’in varlığının ifade edilmesine ve hatta buna dair herhangi bir işarete ya da Siyonist projeye yönelik herhangi bir eleştiriye karşıdırlar.” dedi.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında üniversitelerin de hedef alındığını anımsatan Miller, “Gazze İslam Üniversitesi, geçen yıl 10 ve 11 Ekim tarihlerinde, oldukça Siyonist bir şekilde bombalandı ve daha sonra Aralık ayına kadar devam eden bir dizi saldırı ile tamamen yok edildi.” şeklinde konuşarak, “Bunlar kaza değil, Bunlar, duyduğumuz gibi akademisyenlerin hedef alınarak öldürülmesidir, tıpkı kurtarma görevlilerinin, doktorların, öğretmenlerin hedef alınarak öldürülmesi gibi.” diye konuştu.
İstanbul Medeniyet Üniversitesinden Aral da asıl sorunun İsrail’in Gazze’ye yönelik yaptığı saldırlar olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çok fazla suç işlediniz, bölgeyi işgal ettiniz, suçlusunuz. Biz entelektüeller ve akademisyenler olarak hegemonyanın bir parçası olmamalıyız. Özgür düşünürler olmalıyız, adaletle hareket etmeliyiz ve baskı ve işgal mağdurlarına verdiğimiz destekle hareket etmeliyiz.”
]]>
İbn Haldun Üniversitesi (İHÜ) Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan, “Ümit ediyorum ki insanlık vicdanındaki bu yara böyle açık kalmaz ve bir şekilde buna dur diyecek toplu irade oluşturulabilir. İsrail eğer varlığını devam ettirmek istiyorsa dönüp bütün insanlıktan özür dilemeli, yaptıklarının hesabını açıkça vermeli, sorumluları cezalandırmalı.” dedi.
İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla bir otelde düzenlenen “Filistin Sempozyumu”, Bilal Erdoğan, İHÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz ve İHÜ Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan’ın açılış konuşmalarıyla başladı.
Erdoğan, buradaki konuşmasında, sempozyumda yalnızca Filistin’de ne olduğu değil bundan sonra ne olacağının da konuşulacağını söyledi.
Dünyanın şu anda büyük bir kayıp yaşadığına dikkati çeken Erdoğan, “İnsanların vicdanının birlikteliği büyük bir kayıp yaşıyor. Şimdiden itibaren olması gereken şey, insanlığın uluslararası sistemin sonuçlarıyla yüzleşmesi. Eğer bu sistem İsrail’in yaptığı şeyi durduramıyorsa, daha fazla savaş, kaos, felaket bizi bekliyor. Bu sebeple vicdanımızı ayaklandırmalıyız.” ifadelerini kullandı.
Açılış konuşmalarının ardından sempozyuma ilişkin basın mensuplarına bilgi veren Erdoğan, üniversite olarak, Filistin’de 7 Ekim’den bu yana devam eden olaylarla ilgilenen önemli isimleri İstanbul’da bir araya getirmek istediklerini belirtti.
Sempozyumda İsrail’in bölgede gerçekleştirdiği soykırımın gelecekte dünya düzenine yansımalarının konuşulacağını kaydeden Erdoğan, “Biz bir üniversite olarak meselenin biraz daha ilmi yönüyle, dünyanın geleceğine nasıl etki edeceğine bakan yönüyle ilgilenmiş oluyoruz. Bu hem İstanbul’un bu merkezi konumuna, hem de üniversitemizin bu konudaki hedeflediği kaliteye dikkat çekiyor.” diye konuştu.
Erdoğan, İsrail’in şu anda devam eden soykırımının Güney Afrika’nın uluslararası mahkemedeki başvurusuyla netleştiğini kaydederek, “Bütün dünyanın ittifak ettiği bir İsrail canavarlığı var.” dedi.
İsrail’deki rejimin bir nazi, soykırım, faşist ve fundamentalist bir rejim olduğunu söylediklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrailli rejim, sivil halkın ölmemesi için bir gayret gösterseydi şu anda Refah Kapısı’nın dışındaki diğer iki kapıdan, kendi kontrolünde kendisi de insani yardımı Gazze’ye sokabilirdi. Kendisi Gazze’deki yaralıları tedavi için İsrail’deki hastanelerine alabilirdi. İsrail oradaki insanların, insan olduğunu dahi düşünmediği için ‘Siz Refah Kapısı’ndan benim izin verdiğim kadar bir şey yapabiliyorsanız yapın ama ben elektriğinizi de suyunuzu da keseceğim, yardımları da kısıtlayacağım. Oradaki insanlar açlığa mahkum olsun, ölsün gitsin ondan sonra biz de hayatımıza devam edelim.’ diye düşünüyor olabilir. Bu, İsrail’in kendi kendini yok etmesine götüreceği bir süreçtir.”
Bilal Erdoğan, “Ümit ediyorum ki insanlık vicdanındaki bu yara böyle açık kalmaz ve bir şekilde buna dur diyecek toplu irade oluşturulabilir. İsrail eğer varlığını devam ettirmek istiyorsa dönüp bütün insanlıktan özür dilemeli, yaptıklarının hesabını açıkça vermeli, sorumluları cezalandırmalı. Bütün insanlığa, kendilerini üstün görmeyip bütün insanlar gibi insanlar olmaktan ibaret olduklarını itiraf ettikleri belki bir bildiriyle yeniden hayatlarına devam etmeliler diye düşünüyorum. ” değerlendirmesinde bulundu.
Sempozyumdaki konuşmalar
Sempozyumun açılışında konuşan İHÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz, Gazze’de bir vahşet yaşandığını, İsrail’in saldırıları nedeniyle kuvözdeki bebeklerin öldüğünü, insanların açlıkla mücadele ettiğini, yaralıların tedavilerinin narkoz olmadığı için canlı canlı yapıldığını anlattı.
Empati yaparak kendilerini Gazzelilerin yerine koymaya çalıştıklarını aktaran Gündüz, “Vatansız bırakılan, evsiz bırakılan, ilaçsız bırakılan ve yurtlarından kovulmaya çalışılan Gazze bütün dünyaya örnek, yiğit de bir direniş sergiliyor. Hiç olmazsa onların bu direnişlerine moral gücü vermek üzere buradayız.” ifadelerini kullandı.
Gündüz, Şair Necip Fazıl Kısakürek’in “Yıkılasın İsrail” şiirine atıfta bulunarak, İsrail’in zulmünü özellikle akademik dünyaya duyurmak üzere bu sempozyumu düzenlediklerini belirtti.
“İsrail, Filistinlilerin eğitim sistemini de sistematik bir şekilde yok ediyor”
İHÜ Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan ise İsrail Devleti’nin Orta Doğu’nun varlığına saplanan bir bıçak olduğunu, bu bıçağın en fazla Filistinlilerin kanını akıttığını söyledi.
Yıllardır süren işgal ve katliamların artık bir soykırıma dönüştüğünü ifade eden Arkan, “Kudüs uzun yıllardır İsrail zulmü altında inliyor. Vatanlarına sahip çıkmaya çalışanları, masumları, kadınları, yaşlıları, çocukları hatta bebekleri İsrail defalarca katletti. Bu katliam artık soykırıma dönüştü. Gazze insanlık tarihinin en acımasız katliamlarıyla karşı karşıya.” değerlendirmesinde bulundu.
Arkan, verilere göre saldırılar sonucunda 90 bin üniversite öğrencisinin eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldığını vurgulayarak, “Şu ana kadar 231 öğretmen ve akademisyen ile 4 bin 237 öğrenci hayatını kaybetti ve şehit oldu. İsrail, Gazze’de Filistinlilerin eğitim sistemini de sistematik bir şekilde yok ediyor.” diye konuştu.
Filistin’in ve Filistinlilerin haklı davasının yanında olduklarının altını çizen Arkan, “Sempozyumla, akademisyenler, aktivistler, araştırmacılar ve medya profesyonellerini Filistin üzerinde birlikte düşünmeye, üretmeye ve Filistin’in geleceğini hep birlikte inşa etmeye davet ediyoruz.” dedi.
Akademisyenler, aktivistler ve öğrencilerin katıldığı sempozyumda, “Akademik Özgürlükleri Korumak ve Kamusal Aydınların Filistin Konusundaki Rolü”, “Apartheid ve Siyonist İşgale Eleştirel Yaklaşımlar,” “Yerleşimci-Sömürgeci Şiddete Karşı Filistin’de Gündelik Direniş”, “İnkardan İkrara: Gazze Soykırımı Üzerine Toplumsal-Hukuki Perspektifler”, “Filistin ile Küresel Dayanışma ve Genişleyen Mücadele”, “Anlatıyı Biçimlendirmek: Filistin Tasvirinde Medyanın Rolü” başlıklı paneller düzenlenecek.
Sempozyum, yarın da devam edecek.
]]>
Uluslararası Adalet Divanında soykırımla yargılanan İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri saldırı düzenlediği Gazze Şeridi’nde kadın ve çocuk ölümlerinin, 2 yıldır süren Rusya-Ukrayna Savaşı’ndakinin 6 katından fazla olması, burada yaşanan vahşeti gözler önüne seriyor.
AA muhabiri, 24 Şubat 2022’den beri süren Rusya-Ukrayna Savaşı ile İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılarda ölen sivillerin sayısını derledi.
İsrail, yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi’ni havadan, karadan ve denizden aralıksız bombalıyor.
Filistinli kaynaklara göre, İsrail, bu saldırılarında 66 bin tondan fazla patlayıcı kullandı. Bu da Gazze’de kilometrekareye 183 ton patlayıcının atıldığı anlamına geliyor.
Saldırılar nedeniyle Gazze harabeye dönerken, bölgede 1,9 milyon Filistinli yerinden oldu.
İsrail’in saldırılarında, 29 bin 410 Filistinli öldürüldü, 69 bin 465 kişi yaralandı. Saldırılarda öldürülenlerin en az 12 bin 660’ını çocuklar, 8 bin 570’ini kadınlar oluşturuyor.
Yaralıların, yüzde 70’inden fazlası da kadın ve çocuklardan oluşuyor. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Bir yandan İsrail’in saldırılarından kaçarak hayatta kalma mücadelesi veren Filistinliler, Tel Aviv yönetiminin bölgeye yardım girişlerine çıkardığı engellemeler nedeniyle de açlıkla mücadele ediyor.
Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’in yoğun saldırısı altındaki Gazze Şeridi’nde 2,2 milyon kişinin kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
BM’ye göre, Gazze’de 378 bin kişi Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) ölçeğine göre “felaket” olarak adlandırılan 5. seviye, 939 bin kişi de “acil durum” olarak bilinen 4. seviye açlıkla karşı karşıya bulunuyor.
Gazze Şeridi’ndeki akut gıda güvensizliği Dünya Sağlık Örgütünün “kritik” olarak nitelediği yüzde 15 çıtasını aşarak yüzde 16,2’ye ulaştı.
BM Dünya Gıda Programı (WFP), İsrail’in saldırılarına işaret ederek, emniyetli dağıtıma izin veren koşullar oluşana dek Gazze’nin kuzeyine hayat kurtaran gıda yardımı dağıtımını durdurma kararı aldı.
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) da İsrail’in zorla aç ve susuz bırakarak insanlık felaketine yol açtığı Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin kıtlığın eşiğinde olduğunu duyurdu.
Özellikle Gazze’nin kuzeyinde yaşayan Filistinlilerin un bulamadıkları için hayvan yemlerini öğüterek tüketmek zorunda kaldığı bildiriliyor.
Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki sivil ölümleri
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının üzerinden 2 sene geçerken, Ukrayna’daki BM İnsan Hakları İzleme Misyonunun (HRMMU) 7 Şubat’ta yayımladığı verilere göre, savaşın başından beri ülkede 579’u çocuk, 2 bin 992’si kadın olmak üzere 10 bin 378 sivil öldürüldü, 19 bin 632 sivil yaralandı.
Ölümlerin 8 bin 95’i Ukrayna topraklarında, 2 bin 283’ü Rusya’nın yasa dışı ilhak ettiği topraklarda gerçekleşti.
Raporda, sayıların daha yüksek olabileceği belirtiliyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de öldürdüğü kadın ve çocukların sayısı, 2 yılda Rusya-Ukrayna Savaşı’nda hayatını kaybeden kadın ve çocukların sayısının 6 katından fazlasına tekabül ediyor.
Gazzelilerin sığınabileceği güvenli bir yer yok
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla kadın ve çocuklardan oluşan milyonlarca Ukraynalı, saldırılar nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalmış ve komşu ülkelere sığınmıştı.
Savaşın başından bu yana Ukrayna’ya destek veren Avrupa ülkeleri, Ukraynalı kadın ve çocukların oluşturduğu sivillere kucak açmıştı.
Öte yandan, 2007’den beri İsrail’in karadan, havadan ve denizden ablukası altında bulunan Gazze’deki 2,3 milyon Filistinli, yaklaşık 360 kilometrekarelik bölgede sıkışmış vaziyette.
İsrail saldırıları nedeniyle Filistinlilerin Gazze’de sığınabilecekleri güvenli bir yer bulunmuyor.
Gazze’nin kuzeyi, orta kesimleri ve güneyde yer alan Han Yunus bölgesine düzenlenen saldırılar nedeniyle yaklaşık 1,5 milyon Filistinli, 64 kilometrekarelik alana sahip Refah kentine sığındı.
BM verilerine göre, 7 Ekim’den önce 280 bin olan Refah’ın nüfusu, yerinden edilmiş Filistinlilerin göçüyle 5 kattan fazla arttı. Bu da Gazze’deki nüfusun yarısından fazlasının bu daracık kara parçasına sığındığı gözler önüne seriyor.
Yeteri kadar konut olmaması nedeniyle, Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü, derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda hayat mücadelesi veriyor.
İsrail yönetimi, son günlerde Filistinlilerin sığındığı Refah’a kara saldırısı başlatma yönünde sinyaller veriyor.
Refah’a saldırılması halinde, buraya sığınan Filistinlileri daha da zor günler beklediği belirtiliyor.
İsrail’in çıkardığı zorluklar nedeniyle bölgeye yeteri kadar yardım da ulaştırılamıyor.
AA, Gazze ve Ukrayna’daki sivillerin durumunu görüntülüyor
Anadolu Ajansı (AA), savaşın ilk günlerinden beri hem Gazze hem Ukrayna’da sivillerin durumunu fotoğraflıyor.
Ukrayna’daki savaşın boyutlarını anlatan ve hafızalarda yer eden fotoğraf karelerinin benzerlerine, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında da rastlanıyor.
Ukrayna’nın Harkiv kentinde Rusya’nın düzenlediği hava saldırısı sonrası yaralanan Olena Kurilo ile İsrail’in saldırıları sonucu Gazze’de yaralanan kadının objektife umutsuzca ve dehşet içindeki bakışları birbirini anımsatıyor.
İnsanların gönlünde kutsal yere sahip olan ibadethaneler, Gazze’de ve Ukrayna’daki savaşta hasar görüyor. Rusya’nın Zaporijya kentindeki Şevçenko Mahallesi’ne düzenlendiği saldırı sonucunda harabeye dönüşen kilise ile Gazzeli siviller için sığınak görevi gören ve hasar alan Rum Ortodoks Aziz Porphyrius Kilisesi’nin benzer durumları AA tarafından fotoğraflandı.
Ukrayna’nın Kiev kentinde Rusya’nın saldırıları sırasında doğum hastanesinin bodrum katında kucakta tutulan bebek ile Gazze’deki Şifa Hastanesine yaralı halde götürülen bebeğin fotoğrafı, sivillerin durumunu gözler önüne seriyor.
Ukrayna’nın Posad-Pokrovske köyünde, kullanılamaz hale gelen evinin önünde oturan yaşlı kadın ile Gazze’nin Refah kentinde yıkılan evlerin önünde duran kadının fotoğrafları, yaşanan vahşeti hafızalara kazıyor.
Savaş nedeniyle ülkeden ayrıldıktan sonra Polonya’ya giden Ukraynalı sivillerin Medyka bölgesindeki sınır kapısından geçişinin ve İsrail’in yoğun bombardımanı nedeniyle Gazze’nin orta ve güney kesimlerine göç etmek zorunda kalan sivillerin fotoğrafı, savaşların “değişmeyen kareleri” olarak adlandırılabilir.
Ukrayna’da ve Gazze’de enkaz altında kalan eşyalarını kurtarmaya çalışan sivillerin benzer durumlarda olduğu, AA’nın karelerine bakıldığında net şekilde görülüyor.
]]>İsrail işgali van escort altındaki Gazze Şeridi'nde bulunan Nasser Hastanesi'nin bahçesindeki toplu mezardan çıkarılan ceset sayısı 310'a yükseldi.
İsrail ordusunun 7 Nisan'da Gazze'deki Han Yunus kentinden çekilmesinden ardından bulunan toplu mezarlarda çalışmalar sürüyor. Han Yunus Sivil yalova escort Savunma Direktörü Yamen Ebu Süleyman yaptığı açıklamada, Nasser Hastanesi'nin bahçesindeki toplu mezarda 35 kişinin daha cansız bedenine ulaşıldığını, şu ana kadar bulunan ceset sayısının 310'a yükseldiğini belirtti.
Bazılarının elleri ve ayakları bağlı halde bulunduğunu vurgulayan Süleyman, "infaz izleri" olduğunu aktardı. Süleyman, "Onların diri diri mi gömüldüğünü yoksa infaz mı edildiğini bilmiyoruz. Cesetlerin çoğu çürümüş durumda." ifadelerini kullandı. Gazze hükümeti medya ofisinin açıklamasında ise, toplu mezardan çıkarılan aralarında kadın ve yaşlıların da bulunduğu cesetlerin bir kısmının elleri kelepçeli ve üzerlerinden elbiseleri çıkarılmış şekilde soğukkanlılıkla öldürüldüğü belirtildi.
Toplu mezardaki yozgat escort Filistinlilerin hastaneye gerçekleştirilen baskın sırasında öldürüldüğü, cansız bedenlerin çoğunluğunun kadın ve çocuklara ait olduğu öğrenildi.
Nasser Hastanesi'nin bulunduğu bölge ocak ve şubat aylarında yoğun zonguldak escort bombardımana sahne olmuştu. Hastanenin bahçesindeki toplu mezar ilk olarak 20 Nisan Cumartesi günü tespit edilmişti.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana yoğun saldırı altında tuttuğu Gazze’de imkansızlıklardan ötürü biriken çöp ve atıklar, zor şartlarda hayatta kalmaya çalışan Filistinlilerin sağlığını tehdit ediyor.
Yıllardır İsrail ablukası altında olan ve 4 ayı aşkın süredir de hava, kara ve denizden saldırılara sahne olan Gazze’de, açlık krizi derinleşirken, belediye hizmetlerinin sağlanamaması sonucu çevrede çöp ve çeşitli atıkların neden olduğu kirlilik de artıyor.
Gazze Şehri’nin batısında Filistinli mültecilerin kaldığı Sahil Kampı’nda yaşayan gençlerden Bilal Abdullatif, AA muhabirine yaptığı açıklamada karşılaştıkları sorunları anlattı.
“Acımasız saldırıların devam etmesi belediyenin çalışmalarını sekteye uğrattı ve sokaklarda ve mahallelerde dayanılmaz atık birikmesine neden oldu.” diyen Abdullatif, Gazze şehrinin merkezindeki el-Vahde Caddesi’ndeki geçici Yermuk çöplüğünün yanından olabildiğince çabuk geçmek için aceleyle yürüdüğünü dile getirdi.
Çöp depolama alanının yanından geçerken, büyük miktarlarda katı atığın birikmesi sonucu çevreye yayılan kötü kokular sebebiyle baş ağrısı ve dönmesi hissettiğini aktaran Abdullatif, “Atık her yere yayıldı ve kokusu havaya yayılıyor. Sadece bu da değil, böceklerin, kemirgenlerin ve bulaşıcı hastalıkların da yayılmasına neden oldu.” dedi.
Abdullatif, Gazze Şehri’ndeki çevre ve sağlık felaketinin genişlemesiyle birlikte insani koşulların ve yaşam koşullarının daha da kötüleşmesinden endişe ettiğini vurguladı.
Atıklar Filistinlilerin sağlığını tehdit ediyor
Gazze’nin doğusundaki eş- Şucaiyye Mahallesinde yerinden edilen 45 yaşındaki Siham el-Kıta, yaşananların büyük bir sağlık ve çevre felaketinin habercisi olduğunu ifade ederek, “Saldırılardan önce toplanan, taşınan ve ayrıştırılan atıklar, şimdi Filistinliler arasında birikerek çeşitli hastalıklarla sağlıklarını tehdit ediyor. Atıklar, fiziksel ve psikolojik sağlık sorunlarına ve birçok hastalığa neden oluyor.” diye konuştu.
Gazze’de ilaç yokluğu ve okulların çevresinde atıkların birikmesi nedeniyle küçük çocukların birçok bağırsak ve cilt hastalığına yakalandığına dikkati çeken Kıta, yaşanan atık krizine acil bir çözüm bulunması çağrısında bulundu.
“80 bin ton çöp ve atık birikti”
Gazze Belediyesi Sözcüsü Hüsni Muhenna, belediye ekiplerinin katı atıkları, Cuhr ed-Dik depolama sahasına aktaramaması nedeniyle Yermuk depolama sahası ve çevresinin artık herhangi bir ilave katı atık miktarını alamayacağını belirtti.
Gazze kentindeki koşulları “felaket” olarak niteleyen Muhenna, İsrail saldırılarının başlangıcından bu yana şehrin doğu sınırında bulunan ana atık depolama alanına taşıma işleminin durdurulması nedeniyle yaklaşık 80 bin ton çöp ve atık biriktiğini kaydetti.
Bölgedeki atık krizinin, İsrail’in yoğun saldırıları sebebiyle güvenlik koşulları, atıkları toplamak için kullanılan araç ve kamyonlar için gereken yakıtın tükenmesi ve bu araçların saldırılarda yok edilmesinden kaynaklandığı vurgulayan Muhenna, yıkıcı İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusunun, Gazze belediyesine ait çeşitli sektörlerde hizmet veren 90 aracı imha ettiğini aktararak, bu durumun temel hizmetlerin neredeyse tamamen aksamasına neden olduğunu vurguladı.
Belediye yetkilisi Muhenna, İsrail’in yıkıcı saldırılarını durdurarak, vatandaşlara temel hizmetleri sunmaya devam etmek için makine, teçhizat ve yakıt sağlanması için uluslararası kurum ve kuruluşlara, acil müdahale çağrısında bulundu.
]]>
Filistin Kültür Bakanı Atıf Ebu Seyf, İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik topyekün saldırıları kapsamında müzeleri yıkıp yağmalama konusunda Moğolların Bağdat’ta yaptıklarını bile geride bıraktığını söyledi.
Filistinli Bakan Ebu Seyf, işgal altındaki Batı Şeria’nın El-Bire kentinde bulunan ofisinde AA muhabirine konuştu.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde Filistin kültürel mirasını yıkıp ve yağmalamasını tıpkı 1948 yılındaki Nekbe dönemine benzeten Ebu Seyf, “Filistinlileri topraklarının yanı sıra kimlik ve tarihlerinden koparmayı planlayan İsrail, Moğolların 1258 yılında Bağdat baskını sırasındaki barbarlığını bile geride bıraktı” ifadesini kullandı.
Kendisi de aslen Gazzeli olan Ebu Seyf, İsrail’in sivilleri hedef alan saldırılarında ailesi ve akrabalarından 130 kişiyi kaybettiğini ifade etti.
İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nde bulunduğunu ifade eden Ebu Seyf, ancak birkaç hafta önce işgal altındaki Batı Şeria’ya dönebildiğini aktardı.
Gazze’de benzeri görülmemiş bir yıkım söz konusu
İsrail’in Gazze Şeridi’nde benzeri görülmemiş bir yıkım yaptığını belirten Ebu Seyf, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazze’de müzelerin ve arkeolojik dilin yağmalanmasıyla kültürel mirasın yok edilmesi, Siyonist çetelerin 1984 yılında Filistin’in kültürel merkezi sayılan Yafa kentinde yaptıklarına benziyor. Gazze’de benzeri görülmemiş bir yıkım söz konusu ve bu en korkunç milletlerin savaşlarda yaptıklarıyla dahi kıyaslanamaz. Hatta Moğolların Bağdat baskınında, Fransa ve İngiltere’nin Afrika’da yaptıklarıyla bile kıyaslanamaz. İsrail, Filistin tarihine savaş açmış durumda, çalamadığı tarihi eserleri de yıkmaya ve yok etmeye çalışıyor.”
İsrail güçlerinin 7 Ekim’den beri sürdürdüğü kapsamlı saldırılarıyla Filistin’in tarihi mirasına verdiği zararın boyutunu tam olarak bilmediklerini dile getiren Ebu Seyf, şu ana kadar Gazze’de 12 müzenin yerle bir edilerek içindekilerin yağmalandığını aktardı.
Müzelere yönelik yıkım ve yağmalamaların çoğunun Gazze kenti ve kuzeydeki bölgelerde yaşandığını vurgulayan Ebu Seyf, “İsrail’in yıktığı müzelerin başında Refah kenti sakinlerinden Leyla Şahin isimli vatandaşın bireysel girişimleriyle kurulan Filistin Geleneksel Kıyafetleri Müzesi geliyor. Bu müzedeki 320 tarihi parça yok oldu. Müzenin tarihi, İsrail’in tarihinden de eskidir.” ifadelerini kullandı.
İsrail saldırılarında 46 yazar ve sanatçı öldürüldü
İsrail’in Gazze’de 230 tarihi binayı yerle bir ettiğini belirten Ebu Seyf, bunlar arasında büyük El-Ömeri Camii ile Hişam Camii’nin yanı sıra kilise, çarşı ve tarihi hamamlar olduğunu kaydetti.
İsrail güçlerinin aynı zamanda 32 kültür merkezi ve tiyatro salonunu yıktığını ifade eden Ebu Seyf, binlerce sanat tablosununun da yok edildiğini aktardı.
Filistin Kültür Bakanı, İsrail’in Gazze’de aralarında ünlü isimlerin de olduğu 46 Filistinli yazar ve sanatçıyı da katlettiğini söyledi.
İsrail’in yıktığı ve yağmaladığı tarihi eserler arasında Tunç Çağı’na (Kenanlılar dönemi) ait parçalar da olduğunu ifade eden Ebu Seyf, İsrail’in Filistin kültürel mirasıyla savaşının müzeleri yerle bir etme ve tarihi parçaları çalmaktan ibaret olduğuna dikkati çekti.
İsrail ordusu, Napolyon Bonapart’ın bile yıkmadığı Paşa Sarayı’nı tanklarla yerle bir etti
Ebu Seyf, İsrail ordusunun yerle bir ettiği Filistin’in en büyük kütüphanesi olan Gazze Belediyesi Kütüphanesinin, İsrail’in kuruluşunu ilan ettiği 1948 yılı öncesine ait gazete ve eserleri barındıran, büyük bir kültürel hazine olduğunu vurguladı.
İsrail’in Filistin kültür mirasını kasıtlı olarak yok etmeye çalışmasını kınayan Ebu Seyf, “Tarihin bütün barbar savaşçıları, İsrail’le kıyaslandığında takdir edilebilir. Napolyon Bonapart, Gazze’de yıkım yapmıştı ancak Paşa Sarayı’nı yıkmamış, içinde ikamet etmişti. İsrail ordusu ise Paşa Sarayı’nı tanklarla yıktı.” dedi.
Filistinli Bakan, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki Eş-Şati Mülteci Kampı’nın kuzeyinde yer alan tarihi Fenikeliler Limanı binası ile kuzeyde yer alan Cibaliya Mülteci Kampı’ndaki dünyanın en eski kilise mezarlığı üzerinden tanklarla geçtiğini belirtti.
Filistinli Bakan Ebu Seyf, dünya mirası Gazze’de yok edilirken dünya kamuoyunun sessiz kalmaya devam ettiğinin altını çizdi.
Filistin, İsrail’in kültürel mirasa açtığı savaşla hukuk yoluyla mücadele edecek
İsrail’in 100 yıllık bir plan çerçevesinde Filistinlileri toprağından, tarihinden, kültüründen ve kimliğinden koparmayı hedeflediğini dile getiren Ebu Seyf,
“Artık Filistinlilerin bu bölgeyle bir ilgileri yok demek istiyorlar. Bu sistematik bir kültür savaşı ve İsrail’in Filistin halkını yerinden ederek topraklarına yerleşme planının bir parçasıdır.” diye konuştu.
Tel Aviv yönetiminin Filistin’in tarihine savaş açtığının altını çizen Ebu Seyf, “İsrail, Filistinlilerin tarih ve hatıralarını yok ederek bu toprakların varisi olduğu iddiasını ispatlamak istiyor.” dedi.
Filistinli Bakan, İsrail’in Gazze’den kaçırdığı tarihi eserlerin takibi için Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki liderliğinde Kültür Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı yetkililerinden üyelerin de bulunduğu bir komite oluşturduklarını belirtti.
Gazze’de Fenikeliler, Kenanlılar ve Romalılar döneminden kalma kültürel mirasın sadece Filistinlilere değil tüm dünyaya ait olduğunu, çalınan tarihi eserler konusunda Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) bilgi verildiğini belirten Ebu Seyf, İsrail’in Gazze’den çaldığı tarihi eserleri geri almak için uluslararası hukuk yoluyla mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
“Gazze’deki müzelerdeki eserlerin tümü elimizdeki listelerde kayıtlı”
İsrail’in saldırıların uzamasından ve uluslararası kamuoyunun sessizliğinden yararlanarak çaldığı tarihi eserleri inkar edebileceğini söyleyen Ebu Seyf, “Ne olursa olsun çalınan tarihi eserleri geri almakta kararlıyız. Gazze’deki müzelerin içindeki eserlere ait listelerin tümünü elimizde tutuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Ebu Seyf, İsrail’in saldırıları sonlandırmasının ardından Gazze’deki tarihi binaları aslına uygun olarak yeniden inşa edeceklerini, bu zor işin üstesinden gelebilmek için uluslararası uzmanlardan yardım talep edeceklerini kaydetti.
Halihazırda Gazze’deki tarihi eserlere dair verileri koruma çalışmalarını yürüttüklerini vurgulayan Ebu Seyf, uluslararası toplumun Gazze Şeridi’ndeki kültürel mirası sistematik olarak yok eden İsrail karşısındaki sessizliğini kınadı.
Filistin Kültür Bakanı Ebu Seyf, İsrail’in Gazze’den çaldığı tarihi eserlerin nereye kaçırıldığını henüz bilmediklerini, ilgili uluslararası kurum ve kuruluşlardan Gazze Şeridi’ndeki tarihi eserleri koruyacak bir ekip göndermelerini talep etti.
]]>
Yeni Zelandalı aktivist Roger Fowler, İsrail’in yaptıklarının açık soykırım olduğunu ve bu niyetini en başından beri hiç gizlemediğini ifade etti.
Yeni Zelanda Filistin Dayanışma Ağının organizatörü olan ve Gazze kuşatmasını kırmak için düzenlenmesi planlanan Uluslararası Özgürlük Filosu’na destek veren Fowler, görüşmeler yapmak için geldiği İstanbul’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dikkati çeken Fowler, “Bu kesinlikle soykırım. İsrail rejimi Filistin halkını, özellikle de Gazze’dekileri yok etme ya da yerlerinden etme niyetini gizlemedi. On binlerce insanı öldürmek, daha fazlasını yaralamak ve bu güzel ülkenin büyük bir kısmını yok etmek gibi korkunç bir iş yapıyorlar.” ifadesini kullandı.
İnsanların bu korkunç saldırıların bir an önce durdurulması adına hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Fowler, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun bu bağlamda büyük etkisi olacağı umudunu dile getirdi.
Fowler, “İsrail’in Gazze’deki soykırıma varan katliamına karşı büyük yürüyüşler ve gösteriler düzenlendiğini” ve kendilerinin de Yeni Zelanda’da her hafta düzenledikleri protestolarla hükümetlerini bu konuda tavır almaya yönlendirerek İsrail’in yaptıklarının kabul edilemez olduğunun açıkça söylenmesi için çalıştıklarını ifade etti.
Bu “trajedi”nin sadece son 4-5 ayın konusu olmadığına dikkati çeken Fowler, “75 yıldır Filistin halkına, özellikle de Gazze’dekilere çok kötü davranıldı ve Gazze’deki insanlar o küçücük toprak parçasına hapsedildi. Yeterli gıda, ilaç, inşaat malzemeleri ve temel gereksinimlere erişimleri engellendi.” dedi.
Fowler, daha önce dayanışma göstermek için kara konvoylarıyla 3 kez Gazze’ye gittiğini ve kötü duruma bizzat şahit olduğunu anlattı.
“(Boykot) Çok etkili bir eylem”
Boykotun “çok etkili bir eylem” olduğunu dile getiren Fowler, “İnanıyorum ki büyük şirketlere İsrail’den çekilmeleri ve desteklerini çekmelerinin yanı sıra İsrail hükümetinin ve kendi hükümetlerimizin yaptıklarını sonlandırmaları gerektiğini anlamaları için baskı yapmak konusunda büyük etkisi var.” ifadelerini kullandı.
Boykot, tecrit ve yaptırımların önemine işaret eden Fowler, dünyanın dört bir yanında bu hareketlerin görmezden gelinemeyecek kadar güçlenmesi ve uluslararası hareket haline gelmesinin etki düzeyini artıracağını vurguladı.
“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı”
Fowler, İsrail’i yönetenlerin kibirlerinden dolayı Uluslararası Adalet Divanının (UAD) “soykırım kararı”nın dahi etkisiz kaldığını, tüm devletlerin bu kararlara uyulması için ısrarcı olması ve baskı yapması gerektiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler (BM) personelinin elinden geleni yapmaya çalıştığını belirten Fowler, “En son Gazze’ye gittiğimde BM personeliyle görüştüm, çok iyi destek programları ve yardım misyonları var ancak kaynakları tamamen yetersiz.” dedi.
Fowler, şöyle devam etti:
“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı. Kadınların, çocukların ve ailelerin yiyecekleri yok. Su birikintilerinden su içmeye çalışıyorlar. İnsanlar ot yiyor. Bu çok çaresiz bir durum. Onlar için gerçekten çok üzülüyorum. Kimse çocuklardan bahsetmiyor. Binlerce insan enkaz altında, küçük bebekler ve çocuklar. Bunu değiştirmenin tek yolu da insanların dünyanın dört bir yanında birleşerek yetkililere bu soykırımı durdurmaları ve İsrail’i hesap vermeye zorlamaları için baskı yapmalarıdır.”
]]>
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü saldırıların sona erdirilmesi üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve acil insani ateşkes talep edilen karar tasarısını veto etti.
Çin, veto kararı alan ABD’yi sert bir dille eleştirdi. Pekin yönetimi bu hareketin “yanlış mesaj” verdiğini ve “katliamın devamına yeşil ışık yaktığını” söyledi.
Beyaz Saray, Cezayir tarafından sunulan, Gazze’de acilen ateşkes talep eden karar tasarısının savaşı sona erdirmeye yönelik görüşmeleri “tehlikeye atacağını” söyledi.
ABD, Refah kentini işgal etmemesi konusunda İsrail’i uyaran kendi geçici ateşkes karar tasarısını önerdi.
ABD’nin, Cezayir’in karar tasarısı üzerine verdiği veto kararı geniş kapsamlı bir şekilde kınandı. Karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinden 13’ü tarafından desteklenirken İngiltere çekimser kaldı.
Çin’in BM Büyükelçisi Zhang Jun vetoya cevaben, önergenin devam eden diplomatik müzakerelere müdahale edeceği iddiasının ” savunulamaz” olduğunu söyledi.
Zhang Jun, “Sahadaki durum göz önüne alındığında, acil bir ateşkes konusunda kaçınmaya devam etmek, katliamın devam etmesine yeşil ışık yakmaktan başka bir şey değildir” dedi ve şöyle devam etti:
“Çatışmanın yayılması tüm Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırıyor ve daha geniş bir savaş riskinin artmasına neden oluyor. Sadece Gazze’deki savaşın alevini söndürerek cehennem ateşinin tüm bölgeyi sarmasını önleyebiliriz.”
Cezayir’in en üst düzey BM diplomatı Amar Bendjama, “Ne yazık ki Güvenlik Konseyi bir kez daha başarısız oldu” dedi.
Bendjama, “Vicdanınızı sorgulayın, tarih sizi nasıl yargılayacak?” diye ekledi.
ABD’nin müttefikleri de ABD’nin veto kararını eleştirdi.
Fransa’nın BM elçisi Nicolas de Rivière “sahadaki feci durum göz önüne alındığında” kararın kabul edilmemiş olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Washington’un BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Hamas ile İsrail arasındaki müzakereler devam ederken derhal ateşkes çağrısı yapmanın doğru zaman olmadığını savundu.
İngiliz mevkidaşı Barbara Woodward ise planın görüşmeleri tehlikeye atarak “ateşkes ihtimalini azaltabileceğini” öne sürdü.
Hamas’ın 7 Ekim’de yaklaşık 1200 kişinin ölümüne sebep olduğu ve 240’tan fazla kişiyi de rehin aldığı saldırılarının ardından İsrail, Gazze’ye yönelik büyük yıkıma sebep olan operasyonlar başlattı.
Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail’in bu saldırılarda 29 binden fazla Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.
ABD tarafından önerilen karar taslağı “mümkün olan en kısa sürede” ve tüm rehinelerin serbest bırakılması koşuluyla geçici bir ateşkes çağrısında bulunuyor, Gazze’ye ulaşan yardımların önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyor.
Beyaz Saray daha önce BM’de savaşla ilgili yapılan oylamalarda “ateşkes” kelimesini kullanmaktan kaçınmıştı.
Ancak Güvenlik Konseyi’nin ABD’nin önerisini oylayıp oylamayacağı ya da ne zaman oylayacağı belli değil.
ABD’nin sunduğu taslakta Refah’a yönelik büyük bir kara harekatının sivillere daha fazla zarar vereceği, daha fazla insanın yerinden edileceği ifade ediliyor.
Ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Salı günü yaptığı açıklamada “savaşı tüm hedeflerine ulaşana kadar sürdürmeye kararlı olduğunu” ve hiçbir baskının bunu değiştiremeyeceğini söyledi.
Gazze Şeridi’nin toplam nüfusunun yaklaşık yarısına karşılık gelen, yerlerinden edilmiş bir milyondan fazla insan Refah’a sıkışmış vaziyette. Mısır’a sınır komşusu olan bu bölgede savaştan önce 250 bin kişi yaşıyordu.
Yerlerinden edilenlerin çoğu derme çatma barınaklarda ya da çadırlarda, güvenli içme suyu ya da gıdaya erişimin kısıtlı olduğu kötü koşullarda yaşıyor.
BM, şehirde planlanan bir İsrail saldırısının “katliama” yol açabileceği konusunda kendi uyarısını yayımladı. İsrail ordusu ise daha önce yaptığı açıklamalarda sadece Hamas savaşçılarını hedef alındığı konusundaki ifadelerini tekrarladı.
İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, Hamas’ın 10 Mart’a kadar tüm rehineleri serbest bırakmaması halinde kara saldırısının başlatılacağı uyarısında bulundu.
]]>
Eski bir üst düzey Mossad yetkilisi, yıllar önce İsrail Başbakanı Netanyahu’ya Hamas’ın finansal varlıklarını hedef almayı önerdiğini açıkladı. Bahsedilen finansal ağlardan biri de Hamas tarafından kontrol edilen ve Türkiye’den yönetilen milyonlarca dolarlık bir yatırım portföyüydü.
2016 yılına kadar Mossad’ın mali varlıklarla ilgili biriminin başında çalışan Udi Levy, BBC Panorama programına konuştu.
Binyamin Netanyahu’yu Hamas’ın finansal varlıklarına dair defalarca bilgilendirdiğini söyleyen Levy, geçmişte Hamas’ın büyümesini “sadece finansal araçlar kullanarak” durdurabileceklerini belirtti.
Levy, Türkiye’den yönetildiği belirtilen finansal ağla ilgili de Netanyahu’yu 2014 yılında bilgilendirdiğini ekledi:
” Katar ve İran’ın ana finansman olduğuyla ilgili konuştuk. Türkiye’ninse, bazı yönlerden daha da önemli olduğunu konuştuk, çünkü Hamas’ın mali altyapısını yönetmesi açısından kritik bir odak noktası.”
Ancak Levy, Netanyahu’nun bu bilgiler üzerine harekete geçmediğini ifade ediyor.
Netanyahu’nun Hamas’ın mali durumuyla ilgilenme konusundaki isteksizliği ile 7 Ekim saldırısı arasında bir bağlantı olup olmadığı sorulduğunda net bir cevap veriyor:
“Elbette.”
” Gazze’ye giden yüklü miktarda parayı engelleyebilirdi ve Hamas’ın yarattığı canavar, muhtemelen 7 Ekim’de karşılaştığımızla aynı şey olmazdı.”
İsrail Başbakanlık ofisi, Levy’nin bu iddialarına yanıt vermedi.
Levy, Hamas’ın Gazze’de yüzlerce kilometrelik tüneller inşa etmek ve güçlü askeri kuvvet yaratmak için “milyonlar değil milyarlara ihtiyacı olduğunu” söylüyor.
Panorama ekibi, 7 Ekim saldırısından bir süre önce elde edilen ve Hamas’ın yatırım portföyünün boyutunu ortaya koyan belgeleri araştırıyor.
Belgeler, 2018’in başında sona eren sekiz aylık bir döneme ait. İsrail istihbaratı, bunların Hamas’ın parasının bir kısmını nasıl kazandığını ortaya koyduğunu söylüyor.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan 40 şirketin bu yatırım portföyüne dahil olduğuna inanılıyor. Aralarında Türkiye, Suudi Arabistan, Cezayir, Sudan, Mısır ve Körfez ülkeleri var.
Bu yatırımlara yol inşaatından, tıbbi ekipman ve ilaca, turizmden madencilik ve lüks gayrimenkul projelerine kadar her şeyin dahil olduğu iddia ediliyor.
‘Gayrimenkul mükemmel bir yöntem’
ABD Hazine Bakanlığı 2022’den beri, bu dokümanlarda listelenen altı şirketin doğrudan ya da dolaylı şekilde Hamas’ın olduğu ya da Hamas tarafından kontrol edildiğini belirtiyor.
Portföy defterinde listelenen her şirketin yanında, Hamas kontrolündeki holdinglere ait olduğu söylenen değerler var. Bu değerlerin toplamı 422 milyon 573 bin 890 dolar.
Çoğunun gayrimenkule bağlı olduğu söyleniyor.
İngiltere merkezli savunma ve güvenlik düşünce kuruluşu RUSI’ye bağlı, Mali Suç ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nin (CFCS) müdürü Tom Keatinge, değerini koruyan ve kira geliri potansiyeli olan gayrimenkul yatırımlarının, Hamas gibi bir örgütün mali durumunu yönetmesi için “mükemmel bir yol” olduğunu söylüyor.
Türk şirketi Trend GYO’nun adı geçiyor
ABD tarafından yaptırım uygulananlardan biri de Türk gayrimenkul şirketi Trend GYO.
Daha önce bahsettiğimiz, 2018’e ait belgede adı birkaç kez Anda Turk olarak geçiyor. Belgeler bunun Trend GYO olarak yeniden adlandırılıp İstanbul borsasında işlem görmeye başlamadan önceki ticari ismi olduğunu gösteriyor.
7 Ekim saldırıları veya Hamas’ın deyimiyle “El Aksa Tufanı Operasyonu”, yakın zamanda Trend’in eski başkanı Hamid Abdullah el Ahmar tarafından övülmüştü.
Kendisi 2022’de görevinden ayrıldı ancak Trend’in ana şirketinin başkanı olarak görevde kaldı. Ocak 2024’te İstanbul’da bir konferansta “Siyonizm’i ırkçı ve terörist bir hareket olarak suç saymak için çalışma” çağrısında bulundu.
Panorama, el Ahmar’a yazdı ancak yanıt alamadı.
Trend GYO ise BBC’ye yaptığı açıklamada, ABD Hazine Bakanlığı’nın şirket ile Hamas arasındaki bağlantılara ilişkin iddialarının “haksız ve temelsiz” olduğunu söyledi.
Türk yetkililer, Trend’i araştırdıklarını ve “ülkenin mali sisteminin kötüye kullanılmadığını” tespit ettiklerini ve Türkiye’nin uluslararası mali kurallara uyduğunu söylediler.
Katar’dan nakit para desteği
Hamas uzun süreli çeşitli başka mali kaynakları da var.
Kaynak arayan ilk ve en önemli isimlerden biri, şu anda Hamas’ın Gazze’deki siyasi kanadının başındaki Yahya Sinvar. İsrail’e göre, İsrail hapishanesindeyken Hamas için finansman toplamaya başladı.
Sinvar’ı 150 saatten fazla süre sorguladığını söyleyen eski İsrailli yetkili Micha Koubi, hapishaneden gönderdiği mesajlarla İran’la bağlantı kurmayı başardığını söylüyor. İran’dan silah istediğini ve İran’ın da Hamas’a yardım etmeyi kabul ettiğini ekliyor.
Hamas’a Katar’dan da üstü açık ve kapalı şekilde nakit gittiğini belirtiyor.
İsrail, bu paranın bir kısmının kendi onayıyla nakit olarak dağıtıldığını kabul etti. Bu para Hamas yetkililerin maaşlarının ödenmesi ve Gazze halkına insani destek sağlanması amacıyla tahsis edildi.
Levy, “Katarlıların her ay özel bir jetle Refah’a gelen, Gazze’ye giren, Hamas’a bavul verip geri dönen özel bir elçisi vardı” diyor. “Bu paranın önemli bir kısmının Hamas’ın askeri kolunu desteklemeye” gittiğine inandığını ifade ediyor.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Batı Şeria’daki Filistin yetkilileri ve çok sayıda yardım kuruluşu da milyarlarca dolar desteği doğruladı. Bunların hepsi insani amaçlıydı.
RUSI’den Tom Keatinge, bu paranın Hamas’ın askeri kanadına destek sağladığını düşünmenin “adil bir değerlendirme” olduğunu söylüyor.
Keatinge, “Bu, Hamas’ın tünel inşa etmek veya ordusunu silahlandırmak gibi diğer konularda kullanabileceği bir para” diyor.
Eğer bu doğru ise Hamas’ın bağışçılardan aldığı paranın ne kadarını askeri olarak kullanmak üzere ayırdığını bilmek mümkün değil.
Hamas herhangi bir yardım parasını başka alana yönlendirdiği iddialarını reddediyor. Panorama’ya da askeri kanadının kendi gelir kaynaklarına sahip olduğunu söyledi.
Netanyahu, yakın zamanda Hamas’ın güçlenmesini istediği iddialarını reddetti ve yalnızca insani krizi önlemek için Katar parasının Gazze’ye girmesine izin verdiğini söyledi.
Şimdi ise Hamas’ı yerle bir etmeye yeminli. “Gazze’de terörizmi finanse eden hiçbir unsur kalmayacak” diyor.
Ancak Gazze’yi yerle bir etmek ve bu kadar çok sayıda Filistinliyi öldürmekle İsrail bunun tam tersi etki görebilir.
ABD merkezli, Filistin ve İsrail ilişkileri üzerine çalışan düşünce kuruluşu Orta Doğu Enstitüsü’nden Elgindy, “İran muhtemelen Hamas’ı silahlandırmaya ve finansal olarak desteklemeye devam edecek” diyor.
“Fakat bundan da fazlası, Hamas gibi bir grubun bu silahları ve kaynakları elde etmeye çalışması için bir neden olduğu sürece bunu yapacaklardır. Çünkü bunun gerekçesi hala mevcut.”
]]>
Gazze’de doktorlar yaralıları anestezisiz ameliyat ettiklerini, kronik rahatsızlıkları olan hastaları geri çevirmek zorunda kaldıklarını ve sınırlı tıbbi malzemeyle çürüyen yaraları tedavi ettiklerini anlatıyor.
BBC’ye konuşan bir doktor, “Ağrı kesici eksikliği nedeniyle bazen hastaların saatlerce çığlık atmasına göz yummak zorunda kalıyoruz” diyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Gazze’de sağlık hizmetlerindeki son durumu “kelimelerin ötesinde” diye niteliyor.
DSÖ, Pazar gününden bu yana Gazze’de 23 hastanenin çalışmalarını durdurmak zorunda kaldığını, 12 hastanenin kısmen, bir hastanenin ise minimum düzeyde çalıştığını paylaştı.
DSÖ, hava saldırıları ve tıbbi malzeme eksikliğinin “halihazırda yetersiz kaynaklara sahip bir sistemi tükettiğini” söyledi.
İsrail ordusu Hamas’ın “hastaneleri ve sağlık merkezlerini terör aktivitelerinin merkezi olarak kullandığını” söylüyor.
BBC’ye açıklama yapan ordu yetkilileri, “ordunun hastanelere saldırmadığını, bunun yerine Hamas altyapısını etkisiz hale getirmek ve Hamas teröristlerini yakalamak için dikkatli bir şekilde hareket ederek belirli bölgelere girdiğini” söyledi.
Ordu yetkilileri Gazze’ye insani yardım ve tıbbi malzeme girişine izin verildiğini belirtti.
Uyarı: Bu haber bazı okuyucuları rahatsız edebilecek detaylar içeriyor.
Hastaneler kapasitelerinin çok üstünde çalışıyor
Sağlık çalışanları, Gazze’deki hastanelerin çoğunun sınırlı malzemeye sahip olduğunu, bazılarının yatak kapasitelerinin yüzde 300’ün üzerinde çalıştığını söylüyor.
Her geçen gün çalışmalarını durdurmak zorunda kalan hastane ve sağlık merkezinin sayısı artıyor.
DSÖ, Gazze’nin güneyindeki Nasır Hastanesi’nin Pazar günü İsrail güçleri tarafından düzenlenen bir baskının ardından hizmet dışı kaldığını söyledi.
Yakınındaki hastanelerde çalışanlar, Nasır’daki durumun kendi operasyonlarını zorlaştırdığını paylaşıyor.
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus bölgesinde bulunan Gazze Avrupa Hastanesi’nin müdürü Yusuf el-Akkad, durumu “savaşın başından bu yana karşılaştığımız en kötü durum” diye niteliyor.
El-Akkad, “Durum bunun öncesinde de ciddiydi. Yerinden edilen ve şu anda (hastane) koridorlarında kalan binlerce kişinin gelmesiyle şimdi nasıl olduğunu düşünüyorsunuz?” diyor.
Hastanede tedaviye ihtiyacı olan hastalar için yeterli yatak bulunmadığını söyleyen El-Akkad, bu nedenle personelin metal çerçeveler ve ahşap üzerine çarşaf serdiğini, “birçok hastayı ise hiçbir şey olmadan yere yatırdığını” söylüyor.
Gazze Şeridi’nin dört bir yanından gelen diğer doktorlar da benzer şartlarda çalıştıklarını anlatıyor.
Refah’taki Şehit Muhammed Yusuf el-Neccar Hastanesi’nin müdürü olan Dr. Mervan el-Hams, “Kalbi durmuş ya da kalp sorunu olan biri olsa bile onu yere yatırıp tedavisine başlıyoruz” diyor.
Ameliyatlar anestezisiz yapılıyor
Doktorlar sınırlı tıbbi malzemeyle çalışmakta zorlandıklarını söylüyor.
BBC’ye konuşan bir doktor, “Bir damla oksijen bulamıyoruz” diyor.
Dr. Yusuf el-Akkad, “Anestezi, yoğun bakım ünitesi için gerekli malzeme, antibiyotik ve ağrı kesici eksikliği yaşıyoruz. Ciddi yanıklarla gelen çok sayıda insan var. Onlar için uygun ağrı kesicimiz yok” diye anlatıyor.
Bir doktor ameliyatların anestezi yapılmadan gerçekleştirildiğini doğruladı.
Gazze’nin kuzeyindeki El-Avda Hastanesi’nin yardımcı müdürü olan Dr. Muhammed Salha, insanların tedavi için eşek ve atlarla taşındığını söylüyor.
Doktorların elektrik kesintileri nedeniyle ameliyatları fenerlerle yaptığını söyleyen Salha, “Felaket, yaralar iki ya da üç haftadan uzun süre açık kaldığı için çürümesiyle yaşanıyor” diyor.
İnsanlar akla gelen her tür yarayla hastanelere başvuruyor
DSÖ, Gazze’de yaklaşık 20 bin sağlık çalışanı olduğunu, ancak büyük çoğunluğunun “hayatta kalmakta zorlandıkları ve ailelerine baktıkları için” çalışamadığını söylüyor.
Doktorlar bazı hastanelerde gönüllülerin yardım ettiğini ancak gelen kişi sayısı ve yaralanma türleri göz önünde bulundurulduğunda bunun yeterli olmadığını belirtiyor.
Dr. Yusuf el-Akkad, bombalı saldırılardan sonra insanların hastaneye “köfteye benzer” şekilde geldiğini söylüyor.
El Akkad, “Tek bir kişi beyin hasarlarıyla, kırık kaburgayla, bazen gözünü kaybetmiş şekilde, aklınıza gelebilecek her tür yarayla gelebiliyor” diyor.
Gazze’de çalışan doktorlardan bazıları ailelerinden ayrı düştüklerini anlatıyor.
Dr. Muhammed Salha, “Ailem üç aydan uzun süredir benden uzakta ve onlarla kucaklaşmayı özlüyorum. Tek tesellim, burada çocuklara, kadınlara ve yaşlılara sağlık hizmeti veriyor ve hayatlarını kurtarıyor olmam” diyor.
Kronik hastalıkları olanlara yer bulunamıyor
BBC’ye konuşan doktorlar Gazze’de kronik rahatsızlıkları olan hastaların “büyük bir bedel ödediğini” söylüyor.
Dr. Yusuf el-Akkad, “Açıkçası onlar için yatağımız ya da onları takip edecek imkanımız yok. Haftada dört kez diyaliz tedavisi alan biri şimdi haftada bir kez alabiliyor” diyor.
Bazı kadınlar hiçbir tıbbi destek almadan çadırlarda doğum yaparken, ebelik hizmeti veren hastaneler kapasitelerinin sınırlı olduğunu söylüyor.
Dr. Muhammed Salha, “Bir bölümde bir insan ölüyor ve diğer bölümde bir bebek doğuyor. Çocuklar doğuyor ve onlar için süt yok. Hastane her çocuk için bir kutu süt sağlayabiliyor” diyor.
İnsanlar hastanelere aşırı kalabalık ve hijyenik olmayan koşullarda yayılan hastalıklarla da başvuruyor.
Gazze’nin güneyindeki Refah’a göç eden 54 yaşındaki Ebu Halil, “Hastalıklar var ve hiçbir tedavi bulamıyoruz” diyor ve devam ediyor:
“Sabah erkenden dışarı çıkıp kuyruklara girmemiz gerekiyor ve belki önümüzde 100 kişi daha oluyor. Elimiz boş dönüyoruz.”
Bu habere Muath El Hatib de katkı verdi.
]]>
Uluslararası Adalet Divanı’nında (ICJ), İsrail’in Filistin topraklarını işgaline ilişkin bir hafta sürecek duruşmalar bugün Lahey’de başladı. Türkiye dahil 52 ülke ve üç kurum, İsrail’in Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs’teki eylemlerine karşı argümanlarını sunacak.
Bugünkü duruşma Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad el Maliki’nin konuşmasıyla başladı. El Maliki, “Gazze’de soykırım yaşanıyor” dedi, İsrail işgalinin koşulsuz sona ermesi gerektiğini ekledi.
Duruşmalara katılması planlanan ülkeler arasında İsrail’in müttefiki ABD’nin yanı sıra Çin, Rusya, Güney Afrika ve Mısır gibi ülkeler de yer alıyor. Sunum yapmayı reddeden İsrail, yazılı gözlemlerini gönderdi.
Türkiye, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği duruşmaların son günü olan 26 Şubat’ta beyanda bulunacak.
Bu, ICJ’in kurulduğu 1945’ten bu yana en çok katılımcının olduğu dava olacak.
Duruşmaların ardından hakimlerin, tavsiye niteliğindeki görüşlerini bildirmeden önce birkaç ay müzakere etmesi bekleniyor.
İsrail geçmişte bu tür görüşleri görmezden gelmişti.
Ancak Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre 7 Ekim’den bu yana yaklaşık 29 bin Filistinlinin öldürüldüğü savaş, üzerindeki siyasi baskıyı artırabilir.
Duruşmalar, İsrail’in, saldırılardan kaçan bir milyondan fazla Filistinlinin bulunduğu Gazze’nin güneyindeki Refah şehrine bir kara saldırısı düzenlemesiyle ilgili endişelerin arttığı günlerde yapılıyor.
ICJ geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, davayla ilgili sözlü beyanların yaklaşık bir hafta süreceğini ve bu süre zarfında tüm ülkelerin ve üç uluslararası örgütün İsrail’in tedbirlerini neden desteklediklerini veya karşı çıktıklarını açıklamalarının beklendiğini söyledi.
Adalet Divanı’na kim başvurdu?
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 2022’de de mahkemeden işgalle ilgili tavsiye niteliğinde, bağlayıcı olmayan bir görüş istemişti.
Duruşmalar bunun üzerine başladı.
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022’de ICJ’den İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin’deki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarıyla ilgili tavsiye niteliğinde görüş vermesini talep etti.
Genel Kurul’da yapılan oylamada Arap ülkeleri, Rusya ve Çin bu talep lehine oy verirken İsrail, ABD, Almanya ve diğer 24 üye ülke karşı oy kullamıştı.
ardından İsrail, Mısır’dan Gazze Şeridi’ni Ürdün’den Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ü aldı ve bu toprakları işgal etti. Çok sayıda Filistinli topraklarından sürüldü, kaçmak zorunda kaldı ya da öldürüldü. Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te süren İsrail işgali bazı devletlere göre uluslararası hukuka aykırı.
BM Genel Kurulu, ICJ’e bir mektup göndererek Filistinlilerin haklarının işgal ve devam eden yerinden edilme girişimlerinden nasıl etkilendiği; BM ve üye devletlerin bu ihlallere karşı sorumluluklarının neler olduğu hakkındaki soruları iletti.
Uluslararası hukuk kurallarını dikkate alarak bu soruları yanıtlamasını istedi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki politikaları, insanlığa karşı suç olan apartheid ve zulme varıyor.
Lahey merkezli ICJ, daha önce de 2004 yılında, İsrail’in birçok Filistinli aileyi ayıran Batı Şeria duvarının yasa dışı olduğuna ve yıkılması gerektiğine karar vermişti.
Ancak İsrail kararı reddetti ve o zamandan beri duvarı genişletti.
Güney Afrika’nın ICJ davasından farkı ne?
Bu dava, İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediği iddiasıyla 29 Aralık’ta Güney Afrika tarafından açılan davadan farklı.
Bu davaya ilişkin ön kararda mahkeme, İsrail’in 26 Şubat’a kadar Gazze’de soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.
Bugün başlayan duruşmalar ise, Gazze’de devam eden mevcut savaşla doğrudan bağlantılı değil. İsrail’in tüm Filistin topraklarına yaklaşımını bağlayan uluslararası hukuk ihlali endişeleriyle ilgili.
Şimdi ne olacak?
ICJ, dünyanın farklı yerlerinden BM Genel Kurulu tarafından dokuz yıllık dönemler için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam şu anda mahkeme başkanı olarak görev yapıyor.
Jüri üyeleri, duruşmalar boyunca kapsamlı sunumları dinleyecek ve ardından yazılı görüşlerini yayımlayacak. Bu yıl sonunu bulabilir.
]]>
Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’daki İnsanlığa Karşı Suç ve Soykırım Müzesi, ülkede 1992-1995’teki savaşta katledilen soykırım kurbanlarının anılarını yaşatırken ziyaretçilerine de Uluslararası Adalet Divanında (UAD) soykırımla yargılanan İsrail’in saldırıları altındaki Gazze halkına dayanışma mesajı gönderme fırsatı sunuyor.
Savaşta ülkenin çeşitli şehirlerinde kurulan toplama kamplarında türlü işkencelere ve soykırıma maruz kalmış sivillere ait kişisel eşyanın yanı sıra işlenen suçları anlatan görselleri de barındıran müze, acı hatıraları bugüne taşıyor.
Saraybosna’ya gelen turistlerin ilgi gösterdiği, 2016’da açılan müze, sadece Srebrenitsa’daki soykırımı değil ülkenin diğer şehirlerindeki büyük katliamları ve savaş suçlarını da ziyaretçilerine aktarıyor.
Ülkede 1992-1995’te yaşananlara ışık tutan müzede ziyaretçilere Gazze halkına destek mesajları yazma fırsatı veren “mesaj odası” da bulunuyor.
Bu odada “Özgür Filistin”, “Soykırımı sonlandırın” ve “Şimdi ateşkes” yazılı mesajlar yer alıyor.
“Geçmişimizden ders alarak daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz”
“Hakikati yaşatmayı” amaçlayan müzenin küratörü Belma Zulic, 30 yılı aşkın süre önce Bosna Hersek’teki savaşta yaşananlarla bugün Gazze’dekiler arasındaki benzerlikleri ve “mesaj odasının” önemini AA muhabirine anlattı.
Zulic, müzenin kurulması fikrinin arkasında Bosna Hersek’teki savaşta öldürülen kişilerin sayısının sadece istatistiklerde kalmasını istemeyen ve yaşananların unutulmamasını amaçlayan bir grup insanın olduğunu söyledi.
Müzenin misyonunun, savaş ve soykırım mağdurlarının hikayelerinin unutulmasını önlemek olduğuna işaret eden Zulic, “Müzemizde özellikle vurgulanan şey, mağdurların kişisel hikayeleridir. Barış için de mücadele ediyoruz çünkü geçmişimizden ders alarak daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz.” ifadelerini kullandı.
Zulic, müzede ziyaretçilere sunulan savaş mağdurlarına ait kişisel eşyayı tüm ülkeyi gezerek bulduklarını belirterek, özel bir bölümün Srebrenitsa soykırımı kurbanlarına ayrıldığını dile getirdi.
Küratör Zulic, “Müzemizin içeriğindeki yaklaşık 30 yıl önce Bosna Hersek’te yaşanan soykırım ve saldırılarla ilgili tarihi gerçeklerde Gazze’de bugün yaşananlarla Bosna Hersek’te yaşananlar arasındaki ciddi benzerlikleri görebiliyoruz ve maalesef insanlığın geçmişten çok az ders aldığını görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında çok sayıda çocuk ve kadının hayatını kaybettiğine, su ve yemek sıkıntısının yaşandığına ve insan haklarının ihlal edildiğine dikkati çeken Zulkic, bu durumun ülkesindeki savaşta da yaşandığını vurguladı.
Zulic, “Bosna Hersekliler de yiyecek sıkıntısı, insani yardım ve destek almanın imkansızlaştırılması gibi sıkıntılar yaşadı. Bu durumun da benzer olduğunu görüyoruz.” dedi.
“Gazze’de yaşanan soykırımı önlemek için hala çok az şey yapılıyor”
Gazze halkının, Bosna Hersekliler gibi becerikli olduğunu vurgulayan Zulic, müzede sergilenen, ülkedeki savaş döneminde elektrik üretmek için bisiklet tekerleğinden elle yapılan teçhizatın ve insani yardım çuvallarından imal edilen ürünlerin benzerlerinin bugün Gazze’de de yapıldığını anlattı.
Zulic, şunları kaydetti:
“Müzemizde ziyaretçilerimizin mesaj bırakabilecekleri bir oda da bulunmaktadır. Müzemizin insanlara soykırıma son verilmesi, barış çağrısında bulunulması ve barışın gerekliliğini anlama konusunda ilham vermesi bizi gerçekten gururlandırıyor. Dünya, sivillerin ve mağdurların korunmasına yönelik gerçek ihtiyacın farkına varmalı. O odada Gazze’ye adanmış birçok mesajı ve ziyaretçilerimizin Bosna Hersek ile Filistin arasındaki benzerlikleri fark ettiğini görebilirsiniz.”
İnsanlığın Gazze’de yaşananları ekranlardan ve telefonlardan görebildiğinin altını çizen Zulic, “Gazze’de yaşanan soykırımı, etnik temizliği ve insan hakları ihlallerini önlemek için hala çok az şey yapılıyor. Müzemizin çalışmalarıyla aslında göstermeye çalıştığı şey, çok geç olmadan harekete geçmemiz, barışı sağlamamız, başta kadın ve çocuklar olmaz üzere tüm sivilleri korumamız gerektiğidir.” diye konuştu.
]]>
Kanadalı aktivist Karen Devito, İsrail’in Gazze’de yaptıklarının “ders kitaplarında yer alacak soykırım vakası” olduğunu söyledi.
Devito, İsrail’in bir yandan havadan ve karadan saldırılarını sürdürdüğü bir yandan da yardım girişini engelleyerek halkı ölüme sürüklediği Gazze’ye destek vermek ve ablukayı kırmak için mart sonunda ya da nisan başında Akdeniz’e açılması beklenen Uluslararası Özgürlük Filosu üzerine çalışmalar yapmak ve toplantılara katılmak üzere İstanbul’a geldi.
“Soykırım uzmanı” olduğunu belirten Devito, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını AA muhabirine değerlendirdi.
Devito, “Bu bir ders kitabı vakasıdır. Soykırımın yasal bir tanımı var, birçok koşulu var ve bunların çoğu İsrail tarafından gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla bunun, ders kitaplarına girecek nitelikte soykırım vakası olduğunu söyleyebilirim.” dedi.
Böylesine korkunç manzaraların daha önce görülmediğini dile getiren Devito, savaşın devletler arasında olduğunu, söz konusu vakada ise İsrail’in insanlara karşı soykırım uygulayarak üniversiteler, hastaneler, okullar, konutlar dahil karşısına çıkan her şeyi yok ettiğini belirtti.
Devito, “Açlık savaş silahı olarak kullanılıyor. Bu soykırımın sadece bir yönü. Bir tek buna bakarak bile İsrail’in saldırılarının ders kitaplarında yer alacak soykırım vakası olduğunu söyleyebilirsiniz.” dedi.
Uluslararası Özgürlük Filosu
İstanbul’da, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun organizasyonuna dair bir dizi toplantıya katıldığını kaydeden Devito, İsrail’in Gazze sınırlarını kontrol ettiğini ve İsrail’in girişe izin vermemesi nedeniyle sınırlarda kilometrelerce uzunlukta yardım tırı kuyruklarının oluştuğunu hatırlattı.
Devito, “Bizim görevimiz, Özgürlük Filosu’nun görevi, kuşatmayı kırmaktır. Amacımız bu, hedefimiz bu. Esasında Filistinlilerin yardıma ihtiyacı yok, hayatta kalmaya ihtiyaçları var ve çok yetenekli insanlar. Şu anda ihtiyaçları olan şey bu savaşın, soykırımın sona ermesi, işgalin sona ermesi, sınırların açılması.” diye konuştu.
Protestolar ve boykotlar
Bütün dünyada insanların bu “korkunç vahşet” karşısında sokaklarda gösteriler düzenlediğini anımsatan Devito, bu gösterilerin ve İsrail mallarına yönelik boykotun önemine dikkati çekti.
Devito, Kuzey Amerika’da özellikle de ABD’de boykotu ve BDS’yi (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi) yasa dışı hale getirmeye yönelik çalışmalar yapıldığını aktardı.
Vicdan sahibi insanların yaptıklarının önemine işaret eden Devito, dayanışma gruplarının uzun zamandır boykotlar üzerine çalıştığını söyledi.
Devito, hangi malların İsrail’e ait olduğunun insanlara gösterilmesi ve İsrail gemileri herhangi bir ülkede limana mal getirdiğinde protesto edilmesi gerektiğini vurguladı.
Soykırımın köklerinin 100 yıl öncesine dayandığını dile getiren Devito, İsrail’in 7 Ekim 2023’te soykırıma başlamak için bahane bulduğunu ifade etti.
Devito, Batı ülkelerinde insanların Filistin konusunda bir şeyler öğrenmek için artık daha hevesli olduğunu ve kefiye taktıklarını görenlerin bu konuyu sormak için yanlarına geldiğini anlattı.
“ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor”
Filistin konusunda Batı ülkelerinde, özellikle ABD medyasında büyük sansür uygulandığının altını çizen Devito, şöyle devam etti:
“CNN gibi ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor çünkü Filistin’de olup bitenlerin gerçek hikayesini göstermiyorlar. İsrail’in yanında, çok taraflı bir tutum sergiliyorlar. Çalışanlar işlerini kaybetmekten korkuyor ama bu değişecek. Belki birkaç yıl sonra insanlar ‘dünya buna nasıl izin verdi’ diye soracak.”
Devito, Batı ülkelerindeki protestolara rağmen devletlerin sessiz kalmasının da değişeceğini aktardı.
Protestoların her geçen gün daha da arttığına işaret eden Devito, eğer şimdi harekete geçilmezse ortada harekete geçmek için Gazze kalmayacağını belirtti.
Devito, ABD ve Batı ülkelerinin sorumluluklarına dikkati çekerek, “ABD dünyanın gözünde iyi görünmüyor, soykırıma yardım ve yataklık ediyor.” ifadesini kullandı.
]]>
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, İsrail hükümetini Gazze’de soykırım yapmakla suçladı ve askeri eylemleri Holokost ile kıyasladı. İsrail ise bu açıklamaları nedeniyle Lula’yı kınadı.
Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da gerçekleşen Afrika Birliği zirvesine katılan Lula, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını Adolf Hitler’in yaptıklarıyla kıyasladı.
Gazze Şeridi’nde Filistin halkının başına gelenlerin bir benzerinin tarihin hiçbir anında yaşanmadığını savunan Lula, “Aslında, Hitler Yahudileri öldürmeye karar verdiğinde yaşandı” dedi.
Lula, Gazze’de askerlerle askerler arasında bir savaş olmadığını, bunun bir savaş yerine soykırım olduğunu söyledi:
“Gazze Şeridi’nde olanlar bir savaş değil. Bu bir soykırım. Bu askerler ile askerler arasında bir savaş değil. Bu hayli yüksek eğitimli bir ordu ile kadınlar ve çocuklar arasında bir savaş.”
İsrail hükümeti ise bu sözleri sonrasında Lula’yı Holokost’u önemsizleştirmekle suçladı ve Hamas’ı yok etmek ve militan grup tarafından 7 Ekim’de kaçırılan rehineleri geri almak için savaştıklarını söyledi.
Brezilya’nın solcu lideri, 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırılar gerçekleştiren ve en az 1200 kişinin ölümüne neden olup, 253 kişiyi de rehin alan Hamas’ı kınamıştı.
Ancak Lula, Gazze’ye yönelik ağır yıkıma ve on binlerce kişinin ölümüne neden olan saldırıları sonrasında İsrail’i eleştiren ülke liderlerinden birisi oldu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lula’nın sözlerinin “Holokost’u önemsizleştirme ve Yahudi halkına ve İsrail’in kendini savunma hakkına zarar verme girişimi” anlamına geldiğini söyledi.
Netanyahu yaptığı açıklamada “İsrail’i Nazilerin ve Hitler’in Holokost’u ile kıyaslamak kırmızı çizgiyi aşmaktır” dedi.
Altı milyon Yahudi 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Hitler’in Nazi rejimi tarafından sistematik olarak öldürülmüştü.
İsrail Dışişleri Bakanlığı, Brezilya Büyükelçisi’nin kınanmak üzere Pazartesi günü bir toplantıya çağırıldığını söyledi.
Brezilya Yahudi Konfederasyonu da Lula’nın sözlerini sert bir dille eleştirdi. Konfederasyon, bu sözleri “Holokost kurbanlarının ve onların torunlarının anısını rencide eden, gerçekliğin kötü niyetli bir çarpıtması” olarak nitelendirdi.
Lula, Güney Afrika’nın geçen yıl Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açtığı soykırım davasını da desteklemişti.
Mahkeme, Ocak ayında Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı davanın devam edeceğine karar verdi.
Mahkeme, İsrail’e ordusunun soykırım olarak değerlendirilebilecek eylemlerde bulunmasını engellemesi, soykırıma teşviki önlemesi ve cezalandırması ve Gazze halkına insani yardım yapılmasını sağlaması talimatını verdi.
Ancak mahkeme İsrail’e Gazze’deki askeri operasyonlarını derhal durdurması çağrısında bulunmaktan kaçındı. Mahkeme heyeti, kısa bir süre içerisinde, İsrail’in askeri operasyonlarının derhal sona erdirilmesine ilişkin talep ile bu ülke hakkındaki soykırım suçlamalarının esastan görüşülüp görüşülmeyeceğine karar verecek.
Eğer mahkeme, Güney Afrika tarafından sunulan kanıtları yeterli görür ve soykırım davası açılmasını kabul ederse, uzun ve karmaşık bir yargı süreci .
Brezilya ve Güney Afrika, daha zengin Batılı ülkelere karşı bir araya gelen dünyanın en önemli gelişmekte olan ekonomilerinden bazılarının ittifakı olan ülkeler grubunun üyeleri.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da birçok kez İsrail’in Gazze’de savaş suçu işlediğini savundu ve İsrail hükümetini soykırım yapmakla suçladı.
Erdoğan, Adalet Divanı’ndaki İsrail’e yönelik soykırım davası ile ilgili olarak, “Şu anda bizim teslim ettiğimiz belgeler, ağırlıklı olarak görsel belgeler de söz konusu, bu belgelerle İsrail mahkum olacaktır. Bunu bekliyoruz. Çünkü Lahey Adalet Divanı’nın adaletine inanıyoruz” demişti.
]]>
Mısır’ın Gazze sınırı bölgesinde uydu görüntülerine yansıyan inşaat çalışmaları, Filistinli sığınmacılar için kamp inşa edildiği yönündeki iddiaları güçlendiriyor.
İsmini belirtmek istemeyen Mısırlı kaynaklar, İsrail’in Gazze güneyindeki Refah şehrine planladığı kara operasyonunun gerçekleşmesi halinde, burada duvarlarla çevrelenmiş bir tampon bölge oluşturulması amacıyla çalışma yapıldığını aktardı.
İnsan hakları örgütleri de bölgede yedi metre uzunluğunda duvarların inşa edilmekte olduğunu bildiriyor.
Mısır resmi ağızdan bu yönde bir hazırlık yapıldığı iddialarını reddediyor.
İsrail Savunma Bakanı Yaov Gallant ise “Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmeyi” amaçlamadıklarını ileri sürdü.
7 Ekim’de başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından Mısır defalarca kez Filistinli sığınmacılara sınırlarını açmasının mümkün olmadığını açıklamıştı.
Mısır’ın tavrında, Filistinlilerin büyük nüfuslar halinde göç ettirilmesinde “rol oynadığı görüntüsünden kaçınmak” etkili oluyor. Öte yandan ekonomik ve güvenlik kaygıları da bu kararın nedenleri arasında.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşık 1,4 milyon kişinin halihazırda sığındığı Refah’a yönelik operasyonda ısrarcı görünüyor. Öte yandan uluslararası kamuoyunda, böyle bir operasyonun sivillerin kitlesel ölümüne yol açabileceği doğrultusunda uyarılar var.
İsrail ise şehirdeki Hamas unsurlarının “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” savunuyor. Şimdiye kadar serbest bırakılmayan yaklaşık 130 İsrailli rehinenin de burada olduğu iddia ediliyor.
İsrail ordusu savaşın ilk günlerinde Gazze’nin kuzeyindekileri, “güvenli” olarak tanımladığı güney bölgelere göç etmeye yönlendirmişti. Ardından Gazze’nin güneyindeki birçok yerleşimde İsrail bombardımanı ve kara operasyonu devam etti.
Maxar Technologies tarafından yayımlanan uygu görüntülerinde, Refah’a yönelik operasyonun başlamasına yönelik Mısır’ın hazırlık yaptığını doğrulayabilecek inşaat çalışmaları görülebiliyor.
15 Şubat tarihli bir görselde, Refah sınır kapısı yakınlarındaki bir bölgenin temizlendiği görülüyor.
Mısır’ın Kuzey Sina Valisi Mohammed Shousha, Suudi televizyonu Al Arabiya Al Hadath TV’ye yaptığı açıklamada, söz konusu inşaat alanlarının geçmişte IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlarda zarar gören evlere yönelik yapıldığını ileri sürdü.
Shousha Mısır’ın pozisyonunun, “Mısır’a Gazzelilerin zorla gönderilmesine izin vermediğini” de ekledi.
Öte yandan uydu görüntülerinde bazı noktalara duvarların da inşa edildiği seçilebiliyor.
Uydu görüntüleri dışında, Sina İnsan Hakları Vakfı üyelerinin bölgeden çektiği fotoğraf ve videolarda da inşaat çalışmaları görülüyor.
BBC’nin bağımsız olarak doğrulayamadığı bu görsellerle ilgili açıklama yapan vakıf, yedi metre yüksekliğinde duvarların inşa edildiğini aktardı.
Vakfa göre bu çalışmalar, Gazze sakinlerinin kitlesel olarak bölgeye geçmesi halinde sığınmacıların barınması için planlanıyor.
Raporda, tampon bölge olduğu ileri sürülen bu alanın, 20 kilometrekare genişliğinde olduğu ve 100 binden fazla kişiye ev sahipliği yapabileceği kaydediliyor.
İsrail reddediyor
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Perşembe günü yaptığı açıklamada, “İsrail’in Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmek gibi bir amacının olmadığını” savundu.
Gallant, Mısır’la aralarındaki anlaşmanın bölgedeki istikrarı için kritik önemde olduğunu da ekledi.
İsrail Filistinlileri kendi bölgelerinden “dışarı attığı” görüntüsünü arzu etmese de, kendi iradesiyle Gazze’yi terk etmek isteyenlerin önüne geçmeye de yanaşmayabilir.
Mısır’ın yaklaşık 100 bin sığınmacıyı kabul etmesi durumunda, İsrail’in bu kararın önüne geçmesi beklenmiyor.
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri ise böyle bir toplu nüfus hareketinin “endişe verici” olacağını söylüyorlar.
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Reuters haber ajansına verdiği demeçte, Filistinlilerin Mısır’a toplu olarak göç etmesinin “hem Filistinliler için hem Gazze için hem de barışın geleceği için felaket olacağını” söyledi.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in başlattığı hava ve kara operasyonlarında 7 Ekim’den bu yana toplam 28 bin 775 kişinin öldürüldüğünü bildirdi.
]]>
Fransa’da Filistin yanlıları, İsrail’e desteği nedeniyle uluslararası süpermarket zinciri Carrefour’u protesto etti.
Filistin yanlıları başkent Paris ve Lyon başta olmak üzere ülke genelinde Carrefour protestoları düzenledi.
Başkent Paris’in kuzeyindeki Garges-les-Gonesse şehrinde ise Filistin destekçileri uluslararası fast food zinciri McDonald’s şubesinin önünde toplandı.
Ellerinde Filistin bayrakları ve meşaleler olan göstericiler, Stains kentindeki Carrefour şubesine kadar yürüdü.
“Filistin için özgürlük”, “Bombardımanlara son verin” ve ” Gazze’deki soykırımı durdurun” sloganları atan göstericiler, Tel Aviv yönetimini desteklediği gerekçesiyle Carrefour ve MacDonald’s markalarını boykot çağrısı yaptı.
Göstericiler arasında Boyun Eğmeyen Fransa Partisinden (LFI) milletvekilleri Carlos Martens Bilongo ve Jerome Legavre, Stains Belediye Başkanı Azzedine Taibi ve siyonizm karşıtı Yahudiler de yer aldı.
Gösteride konuşan Bilongo, uluslararası toplumu İsrail’e koşulsuz destek vermekle suçlayarak, Tel Aviv hükümetinin “intikam arzusunun” Gazze’de gözünü kör ettiğini belirtti.
Bilongo, İsrailli bakanların Gazze’de “etnik temizlik” yapmayı haftalar öncesinden planladığı değerlendirmesinde bulunarak, ” Batı Şeria’da Hamas yok, ancak (İsrail’in) aynı katliamı, cinayetleri burada tekrarlanıyor. Bu öldürücü mantık sona ermeli.” dedi.
Boykot çağrısı yapan toplulukları desteklediğini ifade eden Bilongo, sözlerine şöyle devam etti:
“Fransız şirketleri (İsrail ile) işbirlikleri yapıyor, maddi yardım sağlıyor, hatta Fransız ve İsrailli çifte vatandaşlara İsrail ordusuyla savaşmaları için yıllık izin veriyor.”
Bilongo, uluslararası toplumun, Gazze’de bir soykırıma tanık olduğunu ifade ederek, “İsrail ordusunun sözcülerinin gelip oturup yalan söylediği, Gazze’nin küçük çocuklarını hayvan yerine koyduğu açık propaganda aracına dönüşen haber kanalları var.” açıklamasını yaptı.
Legavre ise Gazze’de şu an “soykırım” yaşandığını söyleyerek, İsrail’in önce Gazze’nin kuzeyinden şimdi de güneyinden hıncını aldığı değerlendirmesinde bulundu.
Refah’ta sıkışıp kalan Gazzelilerin, İsrail’in “ölümcül bir tuzağının içine düştüğüne” işaret eden Legavre, “Artık yiyecekleri, içme suları, ilaçları yok.” dedi.
Legavre, Gazze’den aktarılan videolarda, Filistinlilerin hayvan yemiyle ekmek yaptığını gördüğünü anlatarak “(Gazze’de) Şu anda gece gündüz bombalar yağıyor. Soykırım şu anda gerçekleşiyor.” diye konuştu.
İsrail’in bölgedeki saldırılarıyla “tüm Gazze halkını yok etmeyi amaçladığını ifade eden Legavre, İsrail hükümetinin Gazzelileri korkutarak ait oldukları topraklardan gitmeye zorladığını belirtti.
Stains Belediye Başkanı Taibi, AA muhabirine, Gazze’de “soykırım” yaşandığını söyleyerek derhal ve kalıcı bir ateşkes çağrısı yaptı.
Taibi, “Bu felaket durumunu artık kabul edemeyiz.” diyerek, uluslararası toplumun Gazze’deki durum karşısında sessiz kalmasının endişe verici olduğunu söyledi.
Belediye Başkanı Taibi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Filistinlilerden, Gazze’nin kuzeyinden güneyine gitmelerini isteyerek onlara tuzak kurdunu belirtti.
Taibi, “Savaş suçlusu Netanyahu’nun mantığı Filistin halkının kökünü kazımak. Bu konuda bir şüphe yok artık.” diyerek bu durumun endişe verici olduğunu ifade etti.
Lyon kentinde Carrefour protestosu
Lyon kentinde bir alışveriş merkezinde Carrefour şubesi önünde toplanan göstericiler büyük bir Filistin bayrağı açarken, İsrail’e desteği ve İsrailli askerlere gıda paketi dağıttığı gerekçesiyle Fransızları marketi boykot etmeye çağırdı.
Elleri kırmızıya boyalı eylemciler, “Katil Carrefour. Ellerinde Kan Var.” yazılı afiş taşıdı.
Eylemciler, “Carrefour’un Gazze’deki soykırıma ve Filistin topraklarındaki sömürgeciliğe suç ortaklığı yaptığını” savundu.
]]>
Gazze’ye destek için bir araya gelen üniversite öğrencilerinden sessiz yürüyüş
EDİRNE – Edirne’de tıp fakültesi öğrencilerinin terör, soykırım ve İsrail’in Gazze’yi işgalini protesto etmek amacıyla başlattığı sessiz yürüyüşün bu hafta 14’ncüsü gerçekleştirildi. Eski Cami önünde bir araya gelen tıp fakültesi öğrencileri ve hekimler, ellerinde dövizler ve pankartlar sessiz yürüyüş yaptı.
Saraçlar Caddesi’ne kadar yürüyüş yapan tıp fakültesi öğrencileri, sessiz yürüyüşün 14’ncisini gerçekleştirdi. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları protesto eden öğrenciler, Saraçlar Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Muammer Morkoç okudu.
“İsrail şiddetini arttırarak sürdürüyor”
Terör devleti İsrail’in yıllardır sürdürdüğü sistematik işgal politikasını 7 Ekim’den bu yana şiddetini arttırarak sürdürdüğünü söyleyen Morkoç, “‘İsrail insanlıktan daha ne kadar çıkabilir?’ diye düşündükçe her geçen gün hiçbir vicdanın kabullenemeyeceği yeni acılarla güne uyanıyoruz. Biz akıl sağlığımızı korumak için Gazze’deki haberlere bakamıyorken oradaki kardeşlerimiz güne bombalarla uyanmaya devam ediyor. Gazze’nin kuzeyinde 400 bin civarında Gazzeli kardeşimiz topraklarını terk etmeyi reddedip işgalci terörist İsrail’in bombardımanı altında açlık, susuzluk ve soğukla mücadele ediyor. Han Yunus bölgesinde işgalci teröristler özellikle hastane çevrelerinde keskin nişancılar ile sivilleri öldürüyor. Gazze’nin güneyine sıkışmış 1.5 milyon insan hayatta kalma mücadelesi veriyor. Güneyin son noktası Mısır sınırında, Refah kentinde 1.2 milyon insan bir mahalleye sıkışmış durumda ve İsrail bu bölgeyi bombalamaya, sınır bölgesine sığınan sivilleri öldürmeye devam ediyor. Gazze’ye giren su vanaları kapatıldı. Tarlalar bombalanıyor” ifadelerine yer verdi.
“30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldı”
30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldığını belirten Morkoç, “Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’ne sığınan sivilleri kuşatma altına alan işgal birlikleri hastaneyi zorla tahliye ediyor. Yine de meslektaşlarımız, sağlık çalışanları; elektriksiz, susuz, oksijensiz, ilaçsız şartlarda tedavi vermek için destansı biçimde mücadele ediyor. Bütün bu saldırılar yetmiyormuş gibi Gazze’ye insani yardımın girilmesine izin verilmiyor. Filistin’in ger gün binlerce tır yardıma ihtiyacı varken günde 3-5 tırın girmesine izin veriliyor. Mısır, Gazze sınırına beton barikatlar kurup jiletli teller ile sınırı güçlendiriyor. İsrail işbirlikçisi devletlerin ve şirketlerin, soykırıma olan aleni desteği artarak sürüyor. Bir avuç mazlumun karşısında bütün dünya zalimleri tek safta saldırmaya devam ediyor. Biz hekimler ve sağlık çalışanları olarak buradan bütün meslektaşlarımıza ve halkımıza sesleniyoruz! Hayatımızın her alanında ve mesleklerimizde ‘boykot’ çağrımızı tekrarlıyoruz. Şirketlerin açıkladığı son rakamlardan anlıyoruz ki; günlük hayatımızda gösterdiğimiz en ufak boykot çabası, hep birlikte olunca çığ olup büyüyor” şeklinde konuştu.
“Filistin halkının yararına olacak tüm adımları destekliyoruz” dedi.
Filistin halkının yararına olacak bütün adımları desteklediklerini söyleyen Morkoç, “Sağlık çalışanları olarak gereken bütün desteği gücümüz yettiğince vermeye hazırız. 14. haftasında toplandığımız ‘Sessiz Yürüyüş’ümüzde, tutuklansalar da öldürülseler de görevleri başından ayrılmayan Gazzeli meslektaşlarımızı tekrar selamlıyoruz! İnsanlık dışı bütün eylemlerden kurtulmak için verdiğimiz mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu minvalde tüm hekimleri, sağlık çalışanlarını ve bütün vicdan sahibi insanları harekete geçmeye, bu onurlu yürüyüşte yer alarak zulme karşı durmak adına Sessiz Yürüyüş kervanımızda ses olmaya davet ediyoruz! ifadelerini kullandı.
]]>
Edirne’de tıp fakültesi öğrencilerinin terör, soykırım ve İsrail’in Gazze’yi işgalini protesto etmek amacıyla başlattığı sessiz yürüyüşün bu hafta 14’ncüsü gerçekleştirildi. Eski Cami önünde bir araya gelen tıp fakültesi öğrencileri ve hekimler, ellerinde dövizler ve pankartlar sessiz yürüyüş yaptı.
Saraçlar Caddesi’ne kadar yürüyüş yapan tıp fakültesi öğrencileri, sessiz yürüyüşün 14’ncisini gerçekleştirdi. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları protesto eden öğrenciler, Saraçlar Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Muammer Morkoç okudu.
“İsrail şiddetini arttırarak sürdürüyor”
Terör devleti İsrail’in yıllardır sürdürdüğü sistematik işgal politikasını 7 Ekim’den bu yana şiddetini arttırarak sürdürdüğünü söyleyen Morkoç, “‘İsrail insanlıktan daha ne kadar çıkabilir?’ diye düşündükçe her geçen gün hiçbir vicdanın kabullenemeyeceği yeni acılarla güne uyanıyoruz. Biz akıl sağlığımızı korumak için Gazze’deki haberlere bakamıyorken oradaki kardeşlerimiz güne bombalarla uyanmaya devam ediyor. Gazze’nin kuzeyinde 400 bin civarında Gazzeli kardeşimiz topraklarını terk etmeyi reddedip işgalci terörist İsrail’in bombardımanı altında açlık, susuzluk ve soğukla mücadele ediyor. Han Yunus bölgesinde işgalci teröristler özellikle hastane çevrelerinde keskin nişancılar ile sivilleri öldürüyor. Gazze’nin güneyine sıkışmış 1.5 milyon insan hayatta kalma mücadelesi veriyor. Güneyin son noktası Mısır sınırında, Refah kentinde 1.2 milyon insan bir mahalleye sıkışmış durumda ve İsrail bu bölgeyi bombalamaya, sınır bölgesine sığınan sivilleri öldürmeye devam ediyor. Gazze’ye giren su vanaları kapatıldı. Tarlalar bombalanıyor” ifadelerine yer verdi.
“30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldı”
30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldığını belirten Morkoç, “Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’ne sığınan sivilleri kuşatma altına alan işgal birlikleri hastaneyi zorla tahliye ediyor. Yine de meslektaşlarımız, sağlık çalışanları; elektriksiz, susuz, oksijensiz, ilaçsız şartlarda tedavi vermek için destansı biçimde mücadele ediyor. Bütün bu saldırılar yetmiyormuş gibi Gazze’ye insani yardımın girilmesine izin verilmiyor. Filistin’in ger gün binlerce tır yardıma ihtiyacı varken günde 3-5 tırın girmesine izin veriliyor. Mısır, Gazze sınırına beton barikatlar kurup jiletli teller ile sınırı güçlendiriyor. İsrail işbirlikçisi devletlerin ve şirketlerin, soykırıma olan aleni desteği artarak sürüyor. Bir avuç mazlumun karşısında bütün dünya zalimleri tek safta saldırmaya devam ediyor. Biz hekimler ve sağlık çalışanları olarak buradan bütün meslektaşlarımıza ve halkımıza sesleniyoruz! Hayatımızın her alanında ve mesleklerimizde ‘boykot’ çağrımızı tekrarlıyoruz. Şirketlerin açıkladığı son rakamlardan anlıyoruz ki; günlük hayatımızda gösterdiğimiz en ufak boykot çabası, hep birlikte olunca çığ olup büyüyor” şeklinde konuştu.
“Filistin halkının yararına olacak tüm adımları destekliyoruz” dedi.
Filistin halkının yararına olacak bütün adımları desteklediklerini söyleyen Morkoç, “Sağlık çalışanları olarak gereken bütün desteği gücümüz yettiğince vermeye hazırız. 14. haftasında toplandığımız ‘Sessiz Yürüyüş’ümüzde, tutuklansalar da öldürülseler de görevleri başından ayrılmayan Gazzeli meslektaşlarımızı tekrar selamlıyoruz! İnsanlık dışı bütün eylemlerden kurtulmak için verdiğimiz mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu minvalde tüm hekimleri, sağlık çalışanlarını ve bütün vicdan sahibi insanları harekete geçmeye, bu onurlu yürüyüşte yer alarak zulme karşı durmak adına Sessiz Yürüyüş kervanımızda ses olmaya davet ediyoruz! ifadelerini kullandı. – EDİRNE
]]>
İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ailesini kaybeden Al Jazeera Gazze Büro Şefi Vail ed-Dahduh, “İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor.” dedi.
İsrail ordusunun 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyine düzenlediği saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlediği saldırıda da kendisi gibi gazeteci oğlu Hamza’yı kaybeden Al Jazeera muhabiri Dahduh, her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Filistinli gazetecilerden biri olarak Gazze’deki direnişin sembol isimlerinden biri haline geldi.
Dahduh, tedavi için getirildiği Katar’ın başkenti Doha’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
“Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim”
Ailesinin ölümünden hemen sonra sahada haber yapmaya geri dönen Dahduh, mesleği bırakmayı düşünmediğini belirtti.
Dahduh, “Biz burada (Gazze’de) kalmaya devam edeceğiz ve bu bölgeden asla çıkmayacağız. Bu, üyesi olduğumuz tüm Arap ve Müslüman halklara haykırdığımız asil bir çağrıdır. Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın ve Filistin halkının özgürlük davasını omuzlarımızda hissediyoruz. Biz bu sorumluluğu yerine getiriyoruz ve getirmeye devam edeceğiz. Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim. Bu Müslümanların davasıdır, bu insanlığın davasıdır.”
“İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor”
Dahduh, İsrail’in, Gazze’de gerçekleştirmiş olduğu soykırımın duyulmaması için gazetecileri de öldürdüğünü söyledi.
İsrail’in Gazze’de tüm dünyanın gözleri önünde işlediği katliama dikkati çeken Dahduh, şöyle konuştu:
“İsrail, gözünü kırpmadan sivilleri hedef alıp çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürüyor. Hedef ayırt etmeksizin yaptığı saldırılarda gazeteciler de hedef haline geliyor. İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor. Savaşın başından bu yana 123 gazeteci öldürüldü. Bu, gerçekten çok büyük bir sayı. Bu, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bir hakikat.”
” Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı”
Dahduh, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulması konusunda Türkiye’nin oynadığı rolü de değerlendirdi.
Türkiye’nin Gazze’deki savaşın bir an önce sona ermesi için elinden gelen tüm diplomatik ve insani çabayı ortaya koyduğunu vurgulayan Dahduh, “Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı.” dedi.
“AA’nın hazırladığı ‘Kanıt’ kitabı İsrail’in savaş suçlarını gözler önüne seriyor”
Anadolu Ajansının (AA) İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabını inceleyen Dahduh, şu ifadeleri kullandı:
“Anadolu Ajansının büyük bir gayretle ortaya koyduğu bu eser, Gazze’de kurban edilen çocukları, kadınları, tüm sivilleri ve özellikle İsrail’in Gazze’de işlemiş olduğu savaş suçlarını gözler önüne seriyor. Ümit ediyorum ki uluslararası mahkemelere sunulacak olan bu fotoğraflar ve kanıtlar Filistin’in özgürlüğü yolunda atılan adımlar olacak.”
Küresel boykot ve protestolar çok önemli
Gazze Şeridi’nde 29 bine yakın Filistinliyi öldüren ve bölgede derin bir insani felaketin yaşanmasına neden olan İsrail’e karşı dünya genelinde yapılan boykot ve protestoların oldukça etkili olduğunu belirten Dahduh, şunları kaydetti:
“Dünyada İsrail’e destek veren firmaların ürünlerine yapılacak boykot hiç şüphesiz İsrail’e karşı atılacak en önemli adımlardandır. Bazıları bunu yapmaya çalışmanın gereksiz olduğunu düşünebilir oysa bu İsrail’e karşı atılacak en etkili adımlardan biridir. Aynı şekilde dünyada İsrail zulmüne karşı küresel protestoların devam etmesi, Gazze halkının sesinin duyurulması açısından çok önemli.”
Dahduh, Gazze’de sembol isimlerden biri oldu
İsrail’in saldırılarında her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Gazzeli gazetecilerden biri olan ve sembol haline gelen Al Jazeera muhabiri Dahduh, ilk olarak 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyindeki saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi kaybetti.
Eşi ve çocuklarının öldürüldüğü saldırının üzerinden saatler geçmesine rağmen Dahduh, görevine devam ederek bölgedeki saldırıları aktarmayı sürdürdü.
Dahduh, 15 Aralık’ta Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta düzenlenen saldırıda elinden ve karnından yaralandı, kameramanı Samir Ebu Dakka ise yaşamını yitirdi.
Yaralı olmasına rağmen görevine devam eden Dahduh, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlenen saldırıda kendisi gibi gazeteci olan oğlu Hamza ed-Dahduh’u kaybetti.
]]>
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle işbirliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok.” dedi.
Erdoğan, partisinin Giresun Valiliğinin yanında düzenlenen mitinginde yaptığı konuşmada, Ukrayna-Rusya krizinde başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarıyla yangını söndürmeye çalıştıklarını ifade etti.
O dönem CHP ve ortaklarının Türkiye’yi savaşa sürüklemek için çok uğraştığını, çok çaba harcadığını belirten Erdoğan, şunları söyledi:
“Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa dahil etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 Mayıs seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığına asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere Batılıların gözünden değil, milletimizin zaviyesinden baktık. Siz ne diyorsanız o dedik. Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa, milletimiz için en iyisi, en doğrusu neyse onu yapmanın gayretinde olduk.”
Erdoğan, zamanın kendilerini haklı, muhalefeti yine haksız çıkardığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Bugün elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara, tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı. Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun’la birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek, ekonomik ve güvenlik açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazına geldik ne de Batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık. Çok iyi planladık ve kararlılıkla hayata geçirdik. Böylece Türkiye’yi çok tehlikeli bir süreçten tek bir vatandaşımızın kılına dahi zarar gelmeden çıkarmayı başardık.”
“Yeni düşmanlıklar, gerilimler olmasın diye çaba harcıyoruz”
Bugün de attıkları her adımı Türkiye eksenli attıklarını, millet ve devletin menfaatlerini düşündüklerini kaydeden Erdoğan, Karadeniz’den Orta Doğu’ya kadar bölge yangın yerine dönmüşken yeni düşmanlıklar, yeni gerilimler olmasın diye çaba harcadıklarını ifade etti.
Erdoğan, dış politikada tek amaçlarının, dost sayısını mümkün olduğunca çoğaltmak olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle işbirliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıklarına takılıp kalmak yerine işbirliği alanlarına odaklanmak zorundayız. Şu hakikatin hepimiz farkındayız. Vahdet olmadan rahmet olmaz. Bilhassa Gazze’deki akan kanı durdurmak, İsrail’in katliamlarının önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanlarıyla ticaret ve yatırımların yanı sıra Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle de işbirliğimizi güçlendirmeye karar verdik.”
Erdoğan, 7 Ekim’den beri Gazze halkına insani yardım malzemesi gönderdiklerini hatırlatarak, Gazze’ye yaptıkları yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içinde hareket ettiklerini belirtti.
Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettiklerini bildiren Erdoğan, “Önümüz ramazan. İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail, açlıkla Gazze’lileri teslim olmaya zorluyor. Amacımız, bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ve ihtiyaç miktarınca ulaştırılmasıdır. Ramazanda Gazze’ye daha fazla el uzatmamız, daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir.” dedi.
Kim sabrederse zafere onun ulaşacağını söyleyen Erdoğan, Gazze’ye yardımların gönderilmesinde ve Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı Mısır’la işbirliği içinde olacaklarını ifade etti.
“Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz”
Erdoğan, kendilerinin bu hassasiyetlerini CHP ve şürekasının anlamadığını dile getirerek, onların gündeminde ne Gazze’deki vahşetin ne de Filistin’deki işgal ve yıkımın olduğunu kaydetti.
CHP yönetiminin, Balkanlar’la, Kafkasya’yla, Afrika’yla ve Türkiye’nin gönül coğrafyasının diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmediğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:
“Bunların nelerle meşgul olduklarını sizler de görüyorsunuz. CHP’nin acemi genel başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi kupon belediyeleri, kimin adamının yöneteceği meselesidir. Bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa, üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler. Varsın CHP ve şürekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor. Bundan dolayı biz dış politikada adımlarımızı atarken daha önlerini dahi görmekten aciz muhalefete değil, size bakıyoruz, milletimize bakıyoruz. Milletimiz ne derse onu yapıyor, devletimiz neyi gerektiriyorsa devletimizde onu yapıyoruz. İnşallah bundan sonra da milletin çizdiği istikamette yürüyeceğiz. Bize uzatılan barış elini havada kesinlikle bırakmayacağız. Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz. Fitnecilerin aramıza nifak tohumları ekmesine müsaade etmeyeceğiz. Türk ve İslam dünyası olarak birlik, beraberlik, dayanışma içinde hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizin her alanda yar ve yardımcısı olsun diyorum.”
“Belediyeler meydan muharebesi”
CHP’li yöneticilerin verdiği “belediyeler meydan muharebesinin” öncelikle CHP’ye gönül veren vatandaşları ilgilendirdiğini ifade eden Erdoğan, “Tek bildikleri iş, kavga, ayak oyunu, kumpas ve dalavere olanlarla bizim boşa harcayacak tek bir saniyemiz dahi bulunmuyor.” dedi.
Kendilerinin iş yapmanın, eser üretmenin, hizmet etmenin gayretinde olduklarının en yakın şahidinin Giresunlular olduğunu belirten Erdoğan, Giresun’a son 21 yılda 110 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptıklarını, eğitimde 2010 yeni derslik inşa ettiklerini, üniversite kurduklarını anlattı.
Erdoğan, “Gençlik ve sporda yaklaşık 8 bin kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları açtık. İki stadyum dahil toplam 58 spor tesisi kazandırdık. Sosyal yardımlarda şehrimizdeki ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza toplam 4 milyar lira tutarında kaynakla destek olduk. Sağlıkta, toplamda 1375 yataklı 17 hastane dahil 53 sağlık tesisi yaptık. Toplam 3 sağlık tesisimizin yapımı 6 sağlık tesisimizin ise plan, proje, ihale ve arsa tedarik süreci devam ediyor. Çevre ve şehircilikte, TOKİ vasıtasıyla 3 bin 788 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 751 konutun yapımına devam ediyoruz.” diye konuştu.
Kentsel dönüşümde, riskli yapı olarak belirlenen 1584 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdiklerini bildiren Erdoğan, 3 millet bahçesi projesinden Bulancak Millet Bahçesi’ni tamamladıklarını, stat yerindeki millet bahçesinin yapımına devam ettiklerini, Şebinkarahisar Millet Bahçesi’nin de projelendirme çalışmalarının sürdüğünü anlattı.
Ulaştırmada, 28 kilometreden devraldıkları bölünmüş yol uzunluğunu 128 kilometreye ulaştırdıklarını hatırlatan Erdoğan, Karadeniz sahil yolunu yaparak hem yoldan hem zamandan hem de yakıttan tasarruf sağladıklarını dile getirdi.
Ordu-Giresun Havalimanı yolcu trafiği yaklaşık 1 milyona ulaştı
Toplam 5 bin 900 metre uzunluğundaki çift tüp Eğribel Tüneli’ni tamamladıklarına işaret eden Erdoğan, proje bünyesindeki yaklaşık 2 kilometrelik bağlantı yolunu da bu yıl hizmete açacakları müjdesini verdi.
Erdoğan, “Çal Dağı, İnişdibi, Yağlıdere, Alucra, Güce, Çanakçı yolları ve Çat Köprüsü ile Çamoluk, Gölova yolundaki Kelkit Köprüsü’nü bu sene tamamlıyoruz.” dedi.
Yıllık 2 milyon kapasiteli Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk denize dolgu yapılarak inşa edilen Ordu-Giresun Havalimanı’nı şehre kazandırdıklarını anımsatan Erdoğan, havalimanının yolcu trafiğinin geçen yıl neredeyse 1 milyona ulaştığını söyledi.
Giresun’da 7 baraj, 7 sulama tesisi, 90 taşkın koruma tesisi, 3 gölet ve 95 hidroelektrik santrali inşa ettiklerini belirten Erdoğan, son 21 yılda inşa ettikleri sulama projeleriyle Giresun’da 91 dekar zirai araziyi sulamaya açtıklarını kaydetti.
Taşkın koruma tesisleriyle 166 yerleşim yerini ve 18 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduklarını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
“Giresunlu çiftçilerimize 3,2 milyar lira tutarında tarımsal destek verdik. Sanayi ve teknolojide 3 yeni organize sanayi bölgesi, 1 teknokent kurduk. Şebinkarahisar’a kuracağımız organize sanayi bölgesiyle istihdam ve üretimi arttıracağız. Giresunlu iş yerlerimize toplam 1,6 milyar lira tutarında prim teşviki sağladık. Enerjide, merkez dahil 14 ilçemizi doğal gazla buluşturduk. Bu yıl içinde Eynes ile 2025 yılında Çanakçı’ya doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz.”
Yerel yönetimlerde şehre kazandırdıkları hizmetlere ilişkin video izleten Erdoğan, bu eserlerin amaçlarını, hüsnü niyetlerini ve gayretlerini ortaya koyduğunu, 31 Mart’tan sonra çok daha fazlasını yapacaklarını vurguladı.
Diğer 80 vilayet gibi Giresun’la da yakından ilgilendiklerini aktaran Erdoğan, Belediye Başkanı Aytekin Şenlikoğlu’nun da Giresun için gece gündüz demeden çalıştığını söyledi.
Giresun’un her meselesini, her projesini bizzat takip ettiklerini belirten Erdoğan, 31 Mart’ta bu tablonun güçlenerek devam edeceğine inandığını kaydetti.
Mitingden notlar
Miting alanında, “Hazırız, kararlıyız” ve “Giresun’umuza sağladığınız dev proje ve hizmetleriniz için teşekkürler Sayın Cumhurbaşkanımız”, “Sağduyunun Birlikteliği Cumhur İttifakı Birliğin Gücüyle” yazılı pankartlar ile AK Parti ve Türkiye Yüzyılı amblemleri yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından 15 ilçe belediye başkan adayını alfabetik sıraya göre çağırarak tanıttı.
Mitinge, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, milletvekilleri, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Ziya Yılmaz, AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, AK Parti Giresun İl Başkanı Mete Bahadır Yılmaz, MHP Giresun İl Başkanı Abdullah Karaosmanoğlu, AK Parti Giresun Belediye Başkan adayı Aytekin Şenlikoğlu katıldı.
Erzincan’ın İliç ilçesinde toprak kayması sonucu meydana gelen maden kazası nedeniyle miting alanında müzik çalınmadı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitingin ardından Giresun Belediyesini ziyaret etti.
(Bitti)
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gazze’de akan kanı durdurmak, İsrail’in katliamlarının önüne geçmek için kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerektiğini belirterek “Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanları ile ticaret ve yatırımların yanı sarı Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle de işbirliğimizi güçlendirmeye karar verdik” dedi.
31 Mart yerel seçimleri öncesinde bugün Ordu’nun ardından Giresun’a gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Valilik binası yanındaki miting alanında Giresunlular’a seslendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Giresun’un daha önceki seçimlerde her zaman Türkiye ortalamasının üzerinde AK Parti’ye destek verdiğini ve yine kendine yakışanı yapacağını söyledi. Erdoğan, “Biliyorsunuz önümüzde çok kritik bir seçim daha var. Bundan 45 gün sonra hep birlikte tekrar sandıklara gideceğiz. Bu sefer il, ilçe ve beldelerimizi yönetecek kadroları belirleyeceğiz. Giresun’dan yine rekor bir oy alacağımızdan şüphe duymuyorum. Giresun’un 31 Mart’ta da sandıkları patlatacağını yürekten inanıyorum” diye konuştu.
“Ukrayna, Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık”
Ülkemizin içinde yer aldığı coğrafyanın sancılı günlerden geçtiğini belirten Erdoğan “Karadeniz’in hemen öte yakasında iki komşumuz arasındaki savaş 2. yılını doldurmak üzere. Rusya ve Ukrayna savaşında şimdiye kadar on binlerce insan öldü, on binlercesi yaralandı yüz binlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Sizlerde o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğalgaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğalgaz aynı şekilde devam etti. Şuanda Karadeniz doğalgazı devam ediyor. Hani olmayacaktı ama bak bizde oluyor. Gabar’da petrol çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaptan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye tüm zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri oldu. Salgın döneminde üretimden istihdamdan taviz vermedik. Destek ve hibe programlarımızda toplumumuzun yanında yer aldık. Güçlü ve modern sağlık altyapımız sayesinde hiçbir vatandaşımızı çaresiz bırakmadık. Ukrayna, Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa davet etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığını asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere Batılıların gözünden değil milletimizin zaviyesinden baktık. Siz ne diyorsanız o dedik. Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa milletimiz için en iyisin en doğrusu neyse onu yapmanın gayretinde olduk” şeklinde konuştu.
“Zaman bizi haklı muhalefeti yine haksız çıkardı”
“Kardeşlerim zaman bizi haklı muhalefeti yine haksız çıkardı” diyen Erdoğan “Bunun elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı. Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun ile birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenli açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazını geldik ne Batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık. Çok iyiplanlad7ık ve kararlılıkla hayatı geçirdik. Böylece Türkiye’yi çok tehlikeli bir süreçten tek bir vatandaşımız kılına dahi zarar gelmeden çıkarmayı başardık. Bugünde attığımız her adımı Türkiye eksenli atıyor milletimizin ve devletimizin menfaatlerini düşünüyoruz. Karadeniz’den Orta Doğu’ya bölgemiz bir yangın yerine dönmüşken yeni düşmanlıklar, yeni gerilimler olmasın diye çaba harcıyoruz. Çok açık ve net ifade etmek isterim bizim dış politikada tek bir amacımız vardır o da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğalmaktır. Türkiye yüzyılının aynı zamanda barışın yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle işbirliğimizi geliştirmek başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıkları takılıp kalmak yerine işbirliği alanlarına odaklanmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
“Vahdet olmadan rahmet olmaz”
Konuşmasına “Vahdet olmadan rahmet olmaz” diyerek sürdüren Erdoğan, “Bilhassa Gazze’de akan kanı durdurmak İsrail’in katliamların önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanları ile ticaret ve yatırımların yanı sarı Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle de işbirliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içerisinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Önümüz Ramazan. İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail açlıkla Gazzelileri teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insanı yardımların kesintisiz ve ihtiyaç miktarınca ulaştırılmasıdır. Ramazan’dan Gazze’ye daha fazla el uzatmamız daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. Unutmayın kim sabrederse zafere o ulaşır. Bu yardımların sevkinde de Mısır’la işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısır ile beraber hareket edeceğiz” dedi.
“Onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne Filistin’deki işgal ve yıkım var”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hassasiyetlerini CHP ve şurekasının anlamadığını ifade ederek “Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’da ne Afrika ile ne de Gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizlerde görüyorsunuz. CHP’nin acemi Genel Başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler. Varsın CHP ve şurekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor. Bundan dolayı biz dış politikada adımlarımızı atarken daha önlerini dahi görmekten aciz muhalefete değil size bakıyoruz. Milletimize bakıyoruz. Milletimizden ne derse onu yapıyor devletimizi neyi gerektiriyorsa devletimizle onu yapıyoruz. İnşallah bundan sonra milletin çizdiği istikamette yürüyeceğiz. Bize uzatılan barış elini havaya kesinlikle bırakmayacağız. Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz. Fitnecilerin aramıza nifak tohumları ekmesine müsaade etmeyeceğiz. Türk ve İslam dünyası olarak birlik, beraberlik dayanışma içerisinde hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizin her alanda yar ve yardımcısı olsun. Dayanışma hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizin her alanda yar ve yardımcısı olsun diyoruz. CHP’li yöneticilerin verdiği belediyeler meydan muharebesi öncelikle CHP’ye gönlü veren vatandaşlarımızı ilgilendirir. Tek bildikleri iş kavga, ayak oyunu, kumpas ve dalavere olanlarla bizim boşa harcayacak tek bir saniyemiz dahi bulunmuyor. Biz iş yapmanın eser üretmenin, hizmet etmenin gayretindeyiz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının son bölümünde Giresun’a iktidarları döneminde yaptıkları hizmetleri tek tek sıralarken, ardından partisinin il, ilçe ve belde belediye başkanlarını tanıttı. – GİRESUN
]]>
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Siyonist İsrail’in, Gazze’ye ve yüz binlerce masum insanın sığınağı olan Refah şehrine yönelik saldırıları derhal durdurulmalıdır. Refah Sınır Kapısı’ndan insani yardımın girmesi derhal sağlanmalı; elektrik ve su başta olmak üzere en temel ihtiyaçların Gazze’ye ulaştırılabilmesi ve yaralıların çevre ülkelerdeki hastanelere nakledilebilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.” dedi.
Erbaş, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde kıldığı cuma namazının ardından farklı ülkelerden İslam alimlerinin de katılımıyla İsrail’in abluka altındaki Gazze ve Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan Refah kentine düzenlediği saldırılara ilişkin basın açıklamasında bulundu.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni sahasındaki toprak kaymasına değinerek sözlerine başlayan Erbaş, toprak altında kalan işçilere bir an önce ulaşılması için Allah’tan yardım niyazında bulunarak, millete “geçmiş olsun” dileklerini iletti.
Filistin’deki katliama tepkilerini ifade etmek için bir arada olduklarını belirten Erbaş, İslam dünyasının farklı ülkelerinden ve Türkiye’den alimlerle Ayasofya-i Kebir Camii’nin önünden tüm dünyaya seslendiklerini söyledi.
Prof. Dr. Erbaş, işgalci İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’ye yönelik başlattığı, hiçbir insani, vicdani ve hukuki temeli olmayan saldırıların pervasızca devam ettiğine dikkati çekerek, İsrail’in uluslararası mahkeme kararlarını hiç umursamadığını ve bütün dünyanın gözü önünde çok büyük bir katliam ve soykırım suçu işlediğini hatırlattı.
Masum insanlara karşı işlenen katliam ve soykırıma destek veren birtakım güç merkezlerinin, “katiller sürüsünü” daha da cesaretlendirdiğini belirten Erbaş, “Şimdi de gözü dönmüş caniler, yüz binlerce insanın sığındığı ve güvenli bölge ilan edilen Refah şehrine saldırmaktadır. Bu da İsrail’in insanlık düşmanı ve saldırganlık üzerine kurulu gerçek karakterini ve azgınlığını en açık şekilde ortaya koymaktadır. Siyonist İsrail’in, Gazze’ye ve yüz binlerce masum insanın sığınağı olan Refah şehrine yönelik saldırıları derhal durdurulmalıdır. Refah Sınır Kapısı’ndan insani yardımın girmesi derhal sağlanmalı; elektrik ve su başta olmak üzere en temel ihtiyaçların Gazze’ye ulaştırılabilmesi ve yaralıların çevre ülkelerdeki hastanelere nakledilebilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.” diye konuştu.
“Bu katliama karşı çıkmak, herkes için insan olmanın bir gereğidir”
İsrail’in yaptıklarının “savaş suçu” olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Erbaş, “Başta Gazze olmak üzere Filistin halkının yurtlarından çıkarılması, topraklarının işgal edilmesi asla kabul edilemez. Gazze halkının bu ahlaksız işgal ve istila girişimine karşı verdiği mücadele dinen ve uluslararası hukuk açısından meşrudur. Her bakımdan desteklenmesi ümmetin üzerine farzdır. Zalim İsrail’in karşısında, mazlum Filistinlilerin yanında yer almak herkes için insani ve vicdani bir sorumluluktur. Gazze halkının yalnız bırakılması insanlık adına büyük bir utançtır ve tarihin affetmeyeceği bir davranıştır. Dolayısıyla Filistin’i ve mazlumları korumak için ne yapılması gerekiyorsa derhal yapılmalıdır.” ifadelerini kullandı.
Erbaş, Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de Nisa suresinin 75. ayetinde “Ey müminler. Size ne oldu da ‘Rabb’imiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip, bir yardımcı gönder.’ diyen mazlum erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda mücadele etmiyorsunuz?” buyurduğunu hatırlatarak, sözlerine şöyle devam etti:
“Gazze başta olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun masum insanlara karşı işlenen zulüm ve işkenceyi durdurmak için gayret göstermek, maddi manevi elinden geleni yapmak her bir Müslümanın insani, vicdani ve dini görevidir. Gazze’de yaşanan vahşet ve soykırım, sadece Müslümanların değil bütün insanlığın ortak sorunudur. Bu katliam, esasen tüm insanlığa karşı işlenmiş bir cinayettir. Buna karşı çıkmak, herkes için insan olmanın bir gereğidir.”
“Filistin, Gazze, Kudüs Müslüman yurdudur ve ilelebet öyle kalacaktır”
İsrail’in, dünyanın huzur ve barışı, insanlığın geleceği için büyük tehdit ve tehlike haline geldiğine işaret eden Erbaş, “Bu vahşet durdurulmadığı takdirde sadece Gazze’de değil, daha geniş bir coğrafyada daha büyük trajedilerin yaşanması kaçınılmazdır. Uluslararası kamuoyu ve kuruluşlar, bu insanlık dışı işgali durdurmak için gereken önlemleri mutlaka ve derhal hayata geçirmelidir. Bu minvalde İsrail savaş suçlusu ilan edilmeli ve Gazze’de hak, hukuk ve adalete uymayan saldırıları sebebiyle zalimlere hesap sorulmalıdır. Siyonist İsrail şunu bilmelidir ki dinen ve aklen hiçbir geçerliliği ve gerçekliği olmayan arz-ı mevud hayallerine asla ulaşamayacaktır.” diye konuştu.
Prof. Dr. Erbaş, tarihte hiçbir zalimin insanların canına, malına, yurduna, yuvasına kastederek emellerine ulaşamadığını belirterek, “Nasıl ki geçmişte Hazreti Musa ve yolundan gidenlere yaptıkları zulüm, zalim Firavun’un sonunu getirdiyse, Gazze’de, Filistin’de döktüğü kan da zalim İsrail’in sonunu getirecektir. Müslümanlar başta olmak üzere onurunu ve vicdanını kaybetmemiş insanlık, siyonizmin kirli planlarına karşı dimdik ayakta durmalıdır. Filistin, Gazze, Kudüs Müslüman yurdudur ve ilelebet öyle kalacaktır.” değerlendirmesini yaptı.
Haksızlık ve zulme karşı sivil protestolara, boykotlara devam edilmesinin önemini vurgulayan Erbaş, şunları kaydetti:
“Bu yüzden İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına karşı dünyanın dört bir yanında gösteri yapan fikri hür, vicdanı hür, cesur insanlara İstanbul’dan en kalbi hürmet ve muhabbetlerimizi gönderiyoruz. Bilinmelidir ki bugün zalimin karşısında durmazsak ve haksız bir şekilde yurtlarından edilmek istenen, katliamlara maruz kalan Filistinli kardeşlerimize yardım etmezsek, bu ateş mutlaka bize de dokunacaktır. Dünyanın herkes için yaşanabilir bir yer olabilmesi, iyilerin cesaretine bağlıdır. Bu sebeple insanlığın onurunu kurtarmak için bütün farklılıklarımızı bir kenara bırakarak haksızlık ve zulüm karşısında tek yürek, tek vücut olalım. İnanıyoruz ki nihai zafer mutlaka iyilerin ve inananların olacaktır ve zafer yakındır.”
Basın açıklamasına eski Diyanet İşleri Başkanları Prof. Dr. Mehmet Görmez ve Dr. Tayyar Altıkulaç ile İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş, İslam Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mürteza Bedir ve 29 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Sinanoğlu ile farklı ülkelerden gelen İslam alimleri, akademisyenler, Uluslararası Müslüman Alimler Derneği (UMAD) üyeleri ve bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de katıldı.
]]>
Milli Savunma Bakanlığı, son bir haftada Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil 39 teröristin etkisiz hale getirildiğini duyurdu.
Milli Savunma Bakanlığınca basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen toprak kayması nedeniyle geçmiş olsun dileklerini iletti. Kayıp işçilerin sağ kurtulması temennisinde bulunan Aktürk, “Haber alınamayan işçilerimizi kurtarma çalışmaları kapsamında 3’üncü Ordu İstihkam Savaş Taburumuz, devletimizin ilgili kurum ve kuruluşları ile koordinasyon halinde çalışmalarını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.
“Türkiye NATO’nun belirleyici unsuru olmaya devam ediyor”
Türkiye’nin Avrupa-Atlantik coğrafyasında güvenlikle ilgili konularda en önemli platform olan NATO’da bugün ve gelecekte önemli ve belirleyici olmaya devam edeceğine vurgu yapan Tuğamiral Aktürk, “Ülkemiz, 18 Şubat’ta üyeliğinin 72’nci yılına ulaşacağı NATO’nun değerlerini ve sorumluluklarını paylaşmakta; aktif, yapıcı ve saygın bir üyesi olmayı sürdürmektedir. Kuruluşunun 75’inci yılına giren NATO’ya geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de önemli ve belirleyici katkılarda bulunmaya devam edecektir” diye konuştu.
Tuğamiral Aktürk, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bakanımız, bugün Brüksel’de bulunan NATO Karargahı’ndaki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’na katılım sağlamaktadır. İttifakın savunma ve caydırıcılığının güçlenmesi kapsamında NATO’nun komuta ve kuvvet yapısına sağladığımız destek ile toplantı gündemindeki konularda görüş, beklenti ve temennilerimizin vurgulanacağı toplantılarda sayın bakanımızın mevkidaşları ile görüşmeler yapması da planlanmaktadır.”
Tuğamiral Aktürk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BAE ve Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretlere Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de refakat ettiğini hatırlattı.
“İsrail’in Refah kentine yönelik saldırılarından endişe duymaktayız”
İsrail’in saldırılarının devam etmesi halinde Gazze’deki trajedinin çok daha vahim boyutlara taşınacağını dile getiren Aktürk, “İsrail’in bugüne kadar gerçekleştirdiği katliamların ardından Refah kentine yönelik saldırılarından endişe duymaktayız. Saldırıların devamı halinde, Gazze’deki trajedi çok daha vahim boyutlara taşınacaktır. İsrail’in saldırılarını durdurması için uluslararası toplumun gerekli adımları atması gerekmektedir. Filistin meselesi adil bir sonuca kavuşturulmadan bölgemizde kalıcı bir barış mümkün olmayacaktır” açıklamasında bulundu.
“Ülkemize getirilen Gazzeli kardeşlerimizin sayısı 876 olmuştur”
Gazze’ye yönelik yardımların devam ettiğini hatırlatan Aktürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ülkemizin Gazze’ye yönelik insani yardımları kapsamında ilgili kurumlarla koordineli olarak 14 Şubat’ta bir A400M uçağımız ile 1,2 ton tıbbi malzeme ve 12 sağlık personeli bölgeye ulaştırılmış; 49 hasta ve 106 refakatçiden oluşan toplam 155 Gazzeli kardeşimiz daha ülkemize getirilmiştir. Gazze için bugüne kadar Hava Kuvvetlerimize ait 18 uçakla 240 tondan fazla insani yardım malzemesi bölgeye sevk edilmiş, ülkemize getirilen Gazzeli kardeşlerimizin sayısı ise 876 olmuştur.”
“Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 39 terörist etkisiz hale getirilmiştir”
Terör örgütleri PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ ile kesintisiz mücadele edildiğine vurgu yapan Aktürk, “Her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini artan bir baskı ve yoğun bir tempoda sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dahil son bir haftada 39; 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar ise 151’i Irak’ın, 247’si Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere toplam 398 teröristi etkisiz hale getirmiştir. Geçtiğimiz hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 2 PKK’lı terörist, Habur’daki hudut karakolumuza teslim olmuştur. Teröristler için tek çıkış yol Türk adaletine teslim olmaktır” şeklinde konuştu.
Terörle mücadelenin tek bir terörist kalmayıncaya kadar aynı kararlılıkla devam edeceğine vurgu yapan Aktürk, 11 ve 13 Şubat’ta şehit olan Piyade Sözleşmeli Onbaşı Mustafa Özkardeş ve Ulaştırma Sözleşmeli Er Adem Kel için başsağlığı diledi.
“Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı 24 bin 537 olmuştur”
Sınır hattının cumhuriyet tarihinin en yoğun ve etkin tedbirleri ile korunduğuna dikkati çeken Aktürk, “Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 253 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 8’i terör örgütü mensubudur. 3 bin 448 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı bin 146’ya yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 24 bin 537 olmuştur” ifadelerini kullandı.
“Sözleşmeli er temini başvuruları bugün itibarıyla sona erecektir”
Personel ve askeri öğrenci alım faaliyetlerinin planlandığı şekilde devam ettiğini belirten Aktürk, “Kara Kuvvetleri Komutanlığına sözleşmeli er temini başvuruları bugün itibarıyla sona erecektir. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde 11 ilimizde gerçekleştirilen kariyer fuarlarına Milli Savunma Bakanlığı olarak 21-22 Şubat’ta Denizli, 23-24 Şubat’ta Antalya, 26-27 Şubat’ta Kocaeli ve 28-29 Şubat tarihlerinde Eskişehir’de katılım sağlanacaktır” diye konuştu. – ANKARA
]]>
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ve Türk Kızılayın organize ettiği 2 insani yardım gemisi, başta gıda olmak üzere çeşitli yardımların ramazan ayına kadar Türkiye’den Gazze’ye ulaştırılması için yola çıkacak.
Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın, Mısır’ın başkenti Kahire’deki Mısır Kızılayına yaptığı ziyaret öncesinde AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı ilk günlerde AFAD Başkanı Okay Memiş ile Mısır’a bir ziyaret gerçekleştirdiklerini anımsatan Yılmaz, “Açıkçası o zamanki ümidimiz çatışmanın çoktan bitmiş olması yönündeydi ama maalesef Gazze’nin içinde olaylar iyiye gitmiyor.” dedi.
Mısır Kızılayı ile Türk Kızılay arasındaki işbirliğinin artarak sürdüğünü ifade eden Yılmaz, Gazze’de olayların başladığı andan itibaren Mısır Kızılayının önemli bir görevi üstlendiğini anlattı.
Dünyanın neresinden bir yardım gelirse gelsin Mısır Kızılayı tarafından lojistiğinin sağlandığını, ardından iletişimin kurulup Refah Sınır Kapısı’na kadar tesliminin gerçekleştirildiğini aktaran Yılmaz, yapılan işbirliği anlaşması ile 4 Türk personelin Mısır Kızılayı’na lojistik çalışmalarda yardım etmek üzere Mısır’a gönderildiğini söyledi.
İsrail’in saldırılarının başladığı ilk dönemde en büyük problemin lojistik olduğuna işaret eden Yılmaz, “Çünkü çok fazla yardım geliyordu ama içeriye çok az tır giriyordu. Biz kapının daha geniş açılması ve daha fazla yardımın girmesi yönünde savunuculuk yapıyorduk. O günden bu tarafa giren tır sayısı arttı. Aslında daha sürdürülebilir ve düzenli yardımın buraya gelmesi yönünde bir ihtiyaç var ve bu ihtiyaç devam ediyor. ” ifadelerini kullandı.
“Türk halkını, yardımlarını artırmaya davet etmek istiyorum”
Yılmaz, Gazze’nin içindeki en büyük problemin açlık olduğuna işaret ederek, gıda, su gibi en temel ihtiyaçların bile yeterli gelmediğini vurguladı. Yılmaz, şunları kaydetti:
“Şu anda günde ortalama 89 tıra ulaşılmış durumda ama bu olayın öncesinde giren tır sayısının 450-500 civarında olduğunu biliyoruz. Bugün 100’ün üzerinde tır da girse içeriye yeterli gelmediğini biliyoruz. Bu nedenle biz bu insani yardım koridorunu, Türkiye’de yardımları AFAD ve Kızılay olarak koordine edebilecek bir organizasyonu kurduk. Sürekli gemiler yoluyla buraya insani yardım gönderiyoruz. Şu ana kadar 12 uçak, 5 gemi gönderilmiş durumda. Ramazandan önce bir tane AFAD’ın bir tane de Kızılayın organize ettiği 2 gemi daha gönderilmiş olacak.”
Gazze’ye en az 15 günde bir geminin gitmesi gerektiğine işaret eden Yılmaz, “Ben bütün Türk halkını, yardımlarını artırmaya davet etmek istiyorum.” çağrısında bulundu.
“26 bin ton un gönderdik”
AFAD Uluslararası İnsani Yardım Dairesi Başkanı Niyazi Çetinkaya da Türkiye’den yola çıkacak 2 insani yardım gemisine ilişkin, “Bu gemiler genel itibarıyla 2 bin ton civarında yardım taşıyor ve içeriği Mısır Kızılay ve Filistin Kızılay ortak çalışmaları neticesinde belirlenen acil ihtiyaçları kapsıyor. Öncelikli olarak un, gıda, barınma için çadır, battaniye gibi malzemeler bulunuyor. Gıda malzemeleri içerisinde de makarna, sıvı yağ, pirinç ve salça gibi malzemeler yer alıyor.” bilgisini verdi.
Çetinkaya, bir insani yardım gemisinin Gazze’ye gönderilmeden önce geminin yanaşma tarihi, sivil toplum kuruluşları ve yardım kaynakları ile yükleme planlamasının yapılması gibi 15 gün öncesinden bir planlama sürecinin başladığını anlattı.
Bugünden itibaren Mersin Limanı’na bir geminin yanaşacağını ve yardımların yüklenmeye başlayacağını bildiren Çetinkaya, şöyle devam etti:
“Ülkemizden gönderilen yardımlar tamamen AFAD koordinasyonunda gönderiliyor. Gönderilen yardımlar 5 gemi,12 uçak toplam tonajı yaklaşık 34 bin ton. Mısır üzerinden gönderilen yardımlara ilave olarak biz şu ana kadar BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) işbirliğinde 26 bin ton un gönderdik. 26 bin ton unu, Mersin limanında UNRWA’ya teslim ettik.”
Bir geminin yaklaşık 5 günde yüklendiğini, 1,5 günde de El-Ariş’e ulaştığını ve 5-6 günde indirme işlemlerinin tamamlandığını anlatan Çetinkaya, “Ancak indirildikten sonra ikinci bir aşama da Refah Sınır Kapısı’na geçiş işlemleri. Orada günlük geçiş kapasitesine göre beklemeler olabiliyor. Şu ana kadar gönderdiğimiz bütün malzemeler Gazze tarafına geçmiş bulunuyor.” bilgisini verdi.
Özellikle bombalamaların yoğun olduğu dönemlerde Gazze’ye giden tır sayısının 10’lara kadar düştüğüne işaret eden Çetinkaya, bütün imkanlarıyla yardımları ulaştırmaya, Gazzeli halkın yanında olmaya devam ettiklerini bildirdi.
Çetinkaya, Gazze’ye para yardımında bulunmak isteyenlerin AFAD’ın bağış hesaplarına, ayni yardım yapmak isteyenlerin de sivil toplum kuruluşları ve Türk Kızılayı üzerinden yardımda bulunabileceklerini kaydetti.
“Mısır’dan temin ettiğimiz suları Gazze tarafına geçiriyoruz”
Gazze’de yaşanan su sıkıntısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çetinkaya, bu durumun sürdürülebilir şekilde karşılamanın önemine işaret etti.
Farklı ülkelerden belirli şişelenmiş suları ulaştırmanın hem süreç hem ihtiyacı zamanında karşılama anlamında bir risk oluşturduğuna dikkati çeken Çetinkaya, “Bu nedenle yerelden yani Mısır’ın içerisinden su tedariki yaparak bunu sürdürülebilir hale getirmeye çalıştık. Burada Mısır Kızılayımızla işbirliği halinde Mısır’dan temin ettiğimiz suları haftalık yaklaşık 5 tır olmak üzere 1,5 ve 11 litrelik sular halinde Gazze tarafına geçirme noktasında bir operasyon gerçekleştiriyoruz. Bu yaklaşık 6 ay sonrasında 3 bin ton suya tekabül ediyor.” dedi.
Çetinkaya, şu ana kadar Gazze’ye haftalık sevkiyat kapsamında 21 tırdan oluşan 4 sevkiyat gerçekleştirildiğini kaydetti.
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan uzak durmalıdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 yıl sonra resmi ziyaret kapsamında geldiği Mısır’ın başkenti Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi il baş başa ve heyetlerarası görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Cumhurbaşkanı es-Sisi’nin nazik davetine icabetle uzun bir sürenin ardından yeniden Kahire’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şahsına ve heyetine gösterilen hüsnü kabulden ötürü Sisi başta olmak üzere tüm Mısırlılara teşekkür etti.
Dün yaşanan maden kazası nedeniyle Erzincanlılara geçmiş olsun dileklerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özel bir maden ocağında dün yaşanan toprak kaymasında maalesef 9 işçimiz toprak altında kaldı. 9 kardeşimizi arama kurtarma çalışmaları çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri Bakanımız ile Enerji Bakanımızı Erzincan’a gönderdik. Biz de kendilerinden düzenli olarak bilgi alıyoruz. Bölgede 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere 827 uzman personel bulunuyor. Ayrıca 626 araç, 32 iş makinası, 97 aydınlatma kulesi, 6 drone, 44 jeneratör ile özel donanıma sahip diğer araçlar kaza sahasındaki çalışmalara destek veriyor. İşçilerimize ulaşıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Rabb’im ülkemizi her türlü kazadan, beladan, afetten korusun diyorum” dedi.
“Ticaret ve ekonomi iş birliğimizin lokomotifini oluşturuyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır ile bin yılı aşan, iç içe geçmiş ortak bir tarih ve kültüre sahip olduklarını söyledi. Bu köklü mirastan aldıkları güçle, Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkartma gayretinde olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu gördüklerini dile getirdi.
Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’ni cumhurbaşkanları seviyesine taşıdıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Değerli kardeşimi, Konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret, inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır. Ticaret ve ekonomi, iş birliğimizin lokomotifini oluşturuyor. Bugünkü istişarelerimizde ticaret hacmini kısa süre içinde 15 milyar dolara çıkarmak için mutabık kaldık. Ayrıca 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarımızı da artırma kararlılığındayız. Görüşmelerimizde bu yönde atabileceğimiz ilave adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Savunma sanayi çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz bir diğer alandır. Mısır, savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısırla güç birliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum. LNG, nükleer ve yenilenebilir enerji alanında iş birliğimizi geliştirme imkanlarını da değerlendiriyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır ile turizm, eğitim ve kültür alanlarında da mevcut bağları daha da kuvvetlendirmek adına gayret sarf edeceklerini belirtti. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü’nün dünyada Türkçe kurslarına en fazla ilgi gösterilen şube konumunda olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıl 22 bin Mısırlı öğrencinin Türkçe öğrenmek üzere kurslara kayıt yaptırmasının memnuniyet verici olduğunu ifade etti.
“Netanyahu yönetimi katliam politikasını pervasızca sürdürüyor”
Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramının Sisi ile görüşmelerinin ilk sırasında yer aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail saldırılarında ekseriyetle çocuk ve kadın, 28 binden fazla Filistinli kardeşimiz şehit edildi, 70 bine yakın Filistinli masum yaralandı. Savaşta dahi dokunulmaması gereken camiler, kiliseler, hastaneler, okullar, Birleşmiş Milletler binaları bombalandı. Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor” dedi.
Gazze’de ateşkesin bir an evvel tesisi ve insani yardımların engelsiz bir şekilde Gazze’ye sevkinin Türkiye’nin öncelikleri arasında olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizden bugüne kadar uçak ve gemilerle 34 bin tonun üzerinde yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Yardımların ulaştırılmasında Mısır makamlarının desteğini burada özellikle ifade etmek istiyorum. Mısır Kızılay’ına, Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanlığına ve ilgili tüm Mısır kurumlarına teşekkür ediyorum” dedi.
“Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilemez”
Türkiye’nin insani yardımlarının yanı sıra refakatçileri dahil 700’den fazla Filistinli’nin, tedavileri için Mısır üzerinden Türkiye’ye getirildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazze içinde bir sahra hastanemizin tesisi için uzmanlarımız çalışıyor. Hastanenin en kısa zamanda faaliyete geçmesi noktasında Mısırlı kardeşlerimizin desteğine güveniyoruz. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler bizler için yok hükmündedir. Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Mısır’ın bu konudaki dirayetli ve kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan uzak durmalıdır. İslam dünyası, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplum, sonu soykırıma varacak böyle bir çılgınlığa izin vermemelidir. Gazze’de akan kanın durması için Mısırlı kardeşlerimizle iş birliği ve dayanışma halinde olmaya devam edeceğiz. Orta vadede Gazze’nin yeniden toparlanması ve imarı için de Mısır’la birlikte çalışmaya hazırız” dedi.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüşmelerinde, Libya, Sudan ve Somali’deki meseleleri değerlendirme fırsatı da bulduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu üç kardeş ülkenin birliğine, beraberliğine, toprak bütünlüğüne ve huzuruna desteğimiz tamdır” dedi.
Afrika’da, Orta Doğu’da veya başka yerlerde asla çatışma, gerilim, kriz görmek istemediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu amaçla bölgemizde barış ve istikrarın tesisi için Mısır’la temaslarımızı her seviyede artırma kararlılığındayız” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortak basın toplantısının ardından, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi tarafından heyeti onuruna verilen resmi yemeğe katıldı. – KAHİRE
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Mısır’ın başkenti Kahire’de, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantılarının Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin Ortak Bildiriyi imzaladı. İki Cumhurbaşkanı daha sonra ortak basın toplantısına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Türkiye-Mısır ilişkilerine ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretinde olduklarını belirterek “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şu ifadelere yer verdi;
“Sayın Cumhurbaşkanının nazik davetine icabetle uzun bir sürenin ardından – ki 12 yıl – yeniden Kahire’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen hüsnükabulden ötürü Cumhurbaşkanı Sayın Sisi başta olmak üzere tüm Mısırlı kardeşlerimize yine şahsım ve heyetim adına teşekkür ediyorum.
“İŞÇİLERİMİZE ULAŞINCAYA KADAR ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”
Görüşmelerimizin detaylarına geçmeden evvel, dünkü kazadan dolayı Erzincanlı kardeşlerime buradan geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Özel bir maden ocağında dün yaşanan toprak kaymasında maalesef 9 işçimiz toprak altında kaldı. Bu 9 kardeşimizi arama kurtarma çalışmaları çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri Bakanımız ile Enerji Bakanımızı Erzincan’a gönderdik. Bizde kendilerinden düzenli olarak bilgi alıyoruz. Bölgede 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere 827 uzman personel bulunuyor. Ayrıca 626 araç, 32 iş makinası, 97 aydınlatma kulesi, 6 dron, 44 jeneratör ile özel donanıma sahip diğer araçlar kaza sahasındaki çalışmalara destek veriyor. İşçilerimize ulaşıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizi her türlü kazadan, beladan ve afetten korusun diyorum.
İLİŞKİLERDE YENİ BİR DÖNÜM NOKTASI
Değerli basın mensupları, Mısır ile bin yılı aşan iç içe geçmiş ortak bir tarih ve kültüre sahipsiz. Bu köklü mirastan aldığımız güçle Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretindeyiz. Aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu görüyoruz. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır.
TİCARET HACMİ HEDEFİ 15 MİLYAR DOLAR
Ticaret ve ekonomi, işbirliğimizin lokomotifini oluşturuyor. Bugünkü istişarelerimizde ticaret hacmini, kısa süre içinde 15 milyar dolara çıkarmak için mutabık kaldık. Ayrıca 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarımızı da artırma kararlılığındayız. Görüşmelerimizde bu yönde atabileceğimiz ilave adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Savunma sanayi, çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz bir diğer alandır. Mısır savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısır ile güç birliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum.
LNG, nükleer ve yenilenebilir enerji alanında işbirliğimizi geliştirme imkanlarına da değerlendiriyoruz. Turizm, eğitim ve kültür alanlarında mevcut bağları daha da kuvvetlendirmek adına gayret sarf edeceğiz. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü, dünyada Türkçe kurslarına en fazla ilgi gösterilen şube konumundadır. Geçtiğimiz yıl 22 bin Mısırlı öğrencinin kurslara kayıt yaptırması memnuniyet vericidir.
ATEŞKES VE YARDIMIN GAZZE’YE ULAŞMASI ÖNCELİKTİR
Değerli basın mensupları, Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramı gündemimizin ilk sırasında yer aldı. İsrail saldırılarında çoğunluğu çocuk ve kadın 28 binden fazla Filistinli kardeşimiz şehit edildi, 70 bine yakın Filistinli masum yaralandı. Savaşta dahi dokunulmaması gereken camiler, kiliseler, hastaneler, okullar, Birleşmiş Milletler binaları bombalandı. Netanyahu yönetimi, işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor. Ateşkesin bir an evvel tesisi ve insani yardımların engelsiz bir şekilde Gazze’ye sevki önceliğimizdir. Ülkemizden bugüne kadar uçak ve gemilerle 34 bin tonun üzerinde yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Yardımların ulaştırılmasında Mısır makamlarının desteğini burada özellikle ifade etmek istiyorum. Mısır Kızılayı’na, Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanlığı’na ve ilgili tüm Mısır kurumlarına teşekkür ediyorum.
GAZZE’DE SAHRA HASTANESİ TESİSİ
İnsani yardımlarımızın yanı sıra refakatçileri dahil 700’den fazla Filistinli kardeşimizi tedavileri için Mısır üzerinden ülkemize getirdik. Gazze içinde bir sahra hastanemizin tesisi için uzmanlarımız çalışıyor. Hastanenin en kısa zamanda faaliyete geçme noktasında Mısırlı kardeşlerimizin desteğine güveniyoruz. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler, bizler için yok hükmündedir. Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilmez. Mısır’ın bu konudaki dirayetli ve kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan uzak durmalıdır. İslam dünyası, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplum, sonu soykırıma varacak böyle bir çılgınlığa izin vermemelidir. Gazze’de akan kanın durması için Mısırlı kardeşlerimizle işbirliği ve dayanışma halinde olmaya devam edeceğiz. Orta vadede Gazze’nin yeniden toparlanması ve imarı için de Mısır’la birlikte çalışma hazırız.
Kıymetli kardeşlerim, Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşmelerimizde Libya, Sudan ve Somali’deki meseleleri değerlendirme fırsatı bulduk. Bu üç kardeş ülkenin birliğine, beraberliğine, toprak bütünlüğüne ve huzuruna desteğimiz tamdır. Biz ne Afrika’da ne Ortadoğu’da ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerinde çatışma, gerilim, kriz görmek asla istemiyoruz. Bu amaçla bölgemizde barış ve istikrarın tesisi için Mısır ile temaslarımızı her seviyede artırma kararlılığındayız. Sözlerime son verirken Sayın Cumhurbaşkanına nazik ev sahipliği için bir kez daha teşekkür ediyorum.”
]]>
Dışişleri Sözcüsü Keçeli: İsveç ve F-16 konuları Türkiye-ABD ilişkileri için yeni bir fırsat
DIŞİŞLERİ Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, “İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Biz Amerika’nın, PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Diğer konu da FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” dedi.
Dışişleri Bakan Sözcüsü Keçeli, basın mensuplarıyla bir araya geldi. Keçeli, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın göreve geldiği günden bu yana yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğünü belirtti. Keçeli, Bakan Fidan’ın Arnavutluk-Bulgaristan ve Romanya temaslarının pozitif geçtiğini ve kapsayıcı olduğunu belirterek; hem siyasi partilerle hem kanaat önderleriyle görüşüldüğünü ve somut sonuçların da orta ve uzun vadede alınacağını söyledi. Keçeli, Bakan Fidan’ın Libya ziyareti hakkında ise Libya’nın toprak bütünlüğü ve istikrarının, Libya’daki iç çatışmalar başladığı günden bu yana Türkiye tarafından izlenen istikrarlı bir politika olduğunu söyledi.
FİDAN, MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSINA KATILACAK
Bakan Fidan’ın Malta ziyaretinde Türkiye’nin Bingazi Konsolosluğu’nun yakın zamanda açılacağını duyurduğunu anımsatan Keçeli, henüz resmi bir tarih olmadığını; ancak kısa bir zaman içinde Bingazi’de Türkiye Başkonsolosluğu’nun faaliyete geçeceğini bildirdi. Keçeli, yarın Ankara’da Bakan Fidan’ın Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Gürcistan Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili ile ayrı ayrı ortak basın toplantıları gerçekleştireceğini hatırlattı.
Sonrasında Fidan’ın Münih Güvenlik Konferansı’na katılacağını bildiren Keçeli, Münih Güvenlik Konferansı’nın dünyada çok sayıda karar alıcının katıldığı siyaset ve güvenlik konularının yoğunca konuşulduğu bir platform olduğunu belirterek, burada Fidan’ın yaklaşık 20 ikili görüşme yapacağını ve İsrail-Hamas çatışmaları sebebiyle Gazze’de yaşanan insani trajediye ilişkin mesajlar vereceğini söyledi.
Fidan’ın 2024 G20 Brezilya Zirvesi’ne katılacağını da belirten Keçeli, bu yılki toplantının ana temasının adil bir dünya ve sürdürülebilir bir gezegen inşa etmek olduğunu söyledi. Öte yandan zirvedeki 2 gündem maddesini açıklayan Keçeli maddelerin; ‘Küresel Yönetişim Reformu’ ve ‘Uluslararası gerilimlerde G-20’nin rolü’ olduğunu bildirdi.
ADF’DE GAZZE İÇİN YÜKSEK DÜZEYLİ PANEL
Keçeli, geçen yıl Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri nedeniyle yapılamayan Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF) bu sene 1-3 Mart tarihlerinde gerçekleşeceğini belirterek, “Ana tema, krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak. Ana tema altında yapay zekadan, ara buluculuğa, bölgesel meselelerden, gıda krizine çok sayıda toplantı yapılacak. Şu aşamada 40 panel düzenlenmesi öngörülüyor. Gazze için yüksek düzeyli özel bir panel olacak. Katılımın geçtiğimiz bir önceki ADF’nin bile ötesine geçtiğini görüyoruz. 1’nci AFD’ye 10 devlet başkanı, 43 bakan ve 2 bin katılımcı vardı. 2022’de 17 devlet başkanı, 80 bakan ve 3 bin 300 katılımcı vardı. Bugün itibarıyla 3’ncü ADF’ye 21 devlet ve hükümet başkanı katılımını teyit ettiler, 59’u dışişleri bakanı olmak üzere 80’den fazla bakan Antalya’da olacak ve toplam 4 bin katılımcı olmasını bekliyoruz. Bu rakamların artmasını bekliyoruz. Zamanı gelince kimler olduğunu sizlerle paylaşacağız” dedi.
‘GAZZE’YE 34 BİN TON İNSANİ YARDIM SÖZ KONUSU’
Keçeli, Türkiye’nin Gazze konusunda öteden beri; ateşkes ilan edilmesi, insani yardımların Gazze’ye bir an önce ulaşması, Filistinlilerin yerlerinden edilmelerine yönelik politikaların son bulması ve gerilimin bölgesel çatışmaya dönüşmesinin engellenmesini istediğini söyledi. Keçeli, “İki devletli çözümle Filistin-İsrail sorununa kalıcı çözüm istiyoruz. Bu konuda uluslararası parametreler bellidir, diplomasinin unuttuğumuz metotlarıyla bu soruna çözüm bulunmasını istiyoruz. Tanık olduğumuz şeyler sözlerle ifade edilemez hale geldi. Büyük bir ihtimal İsrail uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk bakımından işlenmesi mümkün olan bütün suçları bu işin sonunda işlemiş olacak. Gazze’ye bizim 34 bin ton insani yardım söz konusu oldu. Bunlardan yaklaşık 7 bin 400 ton ve 32 ambulans deniz ve hava yoluyla Mısır’a ulaştırıldı. Bu yardımın çok büyük oranda Gazzelilere ulaştığını gördük. Bu konuda Mısır hükumetine teşekkür etmek istiyoruz” dedi.
1359 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Keçeli ayrıca AFAD ve Türk Kızılay koordinesinde her hafta Gazze’ye 127 bin ton içme suyunun Mısır Kızılay’ı ile ortaklaşa bir şekilde sevk edildiğini açıkladı. Keçeli, Gazze’de sahra hastanesi kurulması konusunu da yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinden oluşan küçük bir heyet Gazze’de saha araştırması yaptılar. Tabii sahra hastanesi kurulabilmesi için belirli bir ekipman da gerekiyor. Bu konudaki çalışmalarımızda son aşamaya gelmek üzereyiz” dedi.
Bugüne kadar 1359 Türk ve KKTC vatandaşını ve yakınını Gazze’den tahliye ettiklerini belirten Keçeli, şu anda tahliye işlemleri takip edilen 1097 kişi olduğunu, bu listelerin düzenli olarak güncellendiğini kaydetti. Keçeli, Refah Kapısı’ndaki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsız olduklarını belirterek, “Refah’ta yaşananları artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak ‘yerinden edinme’ noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım” dedi.
‘F-16 DOSYASINI MSB’YE DEVRETTİK’
Keçeli, Türkiye’nin ABD’den F-16 alımına ilişkin süreci de değerlendirerek, “Kongre onay süreci Türkiye saatiyle Pazar sabah 08.00’de sona erdi ve biz o noktada son derece mutlu bir şekilde bu dosyayı Milli Savunma Bakanlığı’na devrettik. Bundan sonraki süreçte bu konudaki teknik süreci onlardan daha sağlıklı bir şekilde öğrenebilirsiniz” dedi.
Türk-Amerikan ilişkilerini de değerlendiren Keçeli, “Bazı yorumcular Türk-Amerikan ilişkilerinde normalleşmeden bahsetti. Aslında normalleşme ifadesi biraz fazla güçlü oluyor. İlişkilerimizin seviyesinde, Amerika ile olan diyaloğumuzun derinliğinde hiçbir zaman azalma olmadı. Öte yandan İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki ülkenin iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim Amerika’dan beklentimiz çok açık. Biz Amerika’nın PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Tabii bir diğer konu da Amerika’nın FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz bu meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” diye konuştu.
Keçeli, Türkiye’nin Amerika’dan beklentilerinin çok açık olduğunu ve bu konuları Amerikalılarla konuşmaya devam edeceklerini, Amerika ile ilişkilerin daha da güçlendirilebileceğini belirtti. Keçeli, ayrıca Bakan Fidan’ın göreve geldiğinden bu yana ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile 8 kez yüz yüze görüştüklerini ve en az da 10 telefon görüşmesi yaptıklarını açıkladı.
‘PUTİN’İN ÜLKEMİZE ZİYARETİ HER ZAMAN GÜNDEMDE’
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye ertelenen ziyareti hakkındaki soruyu yanıtlayan Keçeli, “Erteleme kelimesi kullanılıyor; ama hiçbir zaman resmi olarak bir ziyaret tarihi açıklanmamıştı. Bu yüzden bir bakımdan ‘erteleme’ kelimesi doğru değil. Sayın Putin’in ülkemize ziyareti her zaman gündemde, bugün de gündemde. Ne zaman Cumhurbaşkanımızın takvimine alınırsa, nerede yapılacaksa o toplantı o gün Cumhurbaşkanlığımız tarafından açıklanacaktır” dedi.
Keçeli, Ukrayna’nın, Karadeniz Tahıl Girişimi’ne alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan karasularından geçen yeni bir çalışma başlattığını belirterek “Biz bu çalışmayı destekliyoruz. Diğer taraftan gerek ihraç edilen tahılın miktarı gerekse de Karadeniz’in genel güvenliğine yansımaları bakımından biz Karadeniz’de tahıl girişiminin canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz ve bunun için de çaba gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.
‘KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ BİZİM İÇİN ÖNEMLİ’
Ayrıca Rusya-Ukrayna sorununun çözüme kavuşması noktasında Türkiye’nin masada olan bir teklifi olduğunu anımsatan Keçeli, “Taraflar kendilerini ne zaman müzakere etmeye hazır hissederlerse biz bunu kolaylaştırmaya hazırız; ancak bunun için esas olan tarafların kendi iradeleridir. Dışarıdan bir barış girişimi, bir arabuluculuk girişimi empoze edilemez. Karadeniz’in güvenliği bizim için çok önemli. Bu yüzden Montrö Anlaşması’na sahip çıkıyoruz. Sayın Bakanımız, Bulgaristan’da ve Romanya’da yaptığı açıklamalarda da bu konuya değindi. Biz Karadeniz’de Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından Montrö’yü uygulamaya koyduk, ilgili maddesini harekete geçirdik” dedi.
Keçeli, Schengen Bölgesi için Türk vatandaşlarına vize serbestisine yönelik soruyu ise “Biz vize serbestisinde yüzde 92 oranında aslında süreci tamamlamış durumdayız. Yerine getirilmemiş 6 kriter var; ancak aynı diğer konularda da olduğu gibi AB’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor. Biz bu konuyu, ikili ve çok tarafı platformlarda sürekli dikkate getiriyoruz” dedi.
]]>
Mısır ile İsrail arasındaki Nitzana Sınır Kapısı’nda toplanan İsrailli aşırı sağcı gruplar, Gazze Şeridi’ne gönderilen insani yardımların bölgeye girişini engellemeye çalıştı.
Aşırı sağcı gruplar, 2,3 milyon Filistinlinin gıda, temiz su ve barınmadan yoksun şekilde yaşam mücadelesi verdiği ve insani krizin her geçen gün daha da derinleştiği Gazze Şeridi’ne giden yardımları engellemek için yaklaşık 5 haftadır eylemlerini sürdürüyor.
İsrail ile Mısır arasındaki Nitzana Sınır Kapısı’nda toplanan yaklaşık 100 kişilik aşırı sağcı İsrailli grup, insani yardımların İsrail tarafından denetleneceği rota üzerinde oturma eylemi yaptı. İsrail askerleri, Mısır tarafında yüzlerce tırın Gazze’ye girmeden önce denetlenmeyi beklediği sınır kapısının önünde zırhlı araçlarını konuşlandırdı.
Sınırdaki geçiş hattını kapatan göstericilere müdahale edilmedi
İsrail askerlerinin, sınırdaki geçiş hattını kapatan göstericilere müdahale etmemesi dikkati çekti.
Eylemin organizatörlerinden Rachel Touitou, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ne gönderilen yardımların “yüzde 70’inin Hamas’a gittiğini” iddia ederek bu yardımları önlemek için toplandıklarını söyledi.
Gazze’ye gönderilen insani yardımların sivil halka gitmediğini Hamas’ın eline geçtiğini ileri süren Touitou, “İsrail halkı buna artık yeter, diyor. Bugün burada Gazze’deki İsrailli esirlerin, savaşan askerlerin aileleri var. Onlara gıda, mal ve özellikle de savaşlarını sürdürmelerini sağlayacak yakıt gönderemeyiz.” diye konuştu.
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) 7 Ekim’deki saldırılara katıldığını ve bu nedenle Gazze’deki yardımları yönetme yetkisini kaybettiğini öne süren Touitou, “İsrail halkı bu yardımın Filistin halkına gönderilmesini istiyor. Gazze halkını aç bırakmak istemiyoruz. Ama bunun Hamas’ın eline geçmesini istemiyoruz.” ifadesini kullandı.
“Filistinlilere yardım etmeye çalışan biziz, Hamas değil”
Oğlu Gazze’de kara işgaline katılarak yaralanan İsrail askerinin annesi Sherryl Singer, “Hamas’a gönderilen insani yardım ve ikmalin önlenmesi için bu eyleme katıldığını” söyledi.
Yardımların sivil halka değil de Hamas’a gittiğini savunan Singer, “Burada eleştirilmesi gereken Hamas. Hamas onları esir tutuyor. Onları yöneten Hamas. Biz orayı yönetmiyoruz. Yardım gönderiyoruz, bunlar Hamas savaşçılarına gidiyor. Bundan biz değil onlar sorumlu. Neden Arap ülkeleri o gariban Filistinlilere yardım göndermiyor? Onlar da Filistinlilere acıyor. Ama önce düşmanımızı yenmeliyiz.” ifadesini kullandı.
Singer, yardımların sınırı geçtikten sonra Hamas’ın eline geçtiğini ileri sürerek “Filistinlilere yardım etmeye çalışan biziz, Hamas değil.” diye konuştu.
“Gazze’de yaşayan bir Filistinli olsaydı kendisini nasıl hissedeceği” sorusuna ise Singer, “Onlara sonuna kadar acıyorum. Sadece acıyorum. Çok feci bir durumdalar. Bunun nedeni, birinci sebebi ise Hamas, İsrail değil. Hamas bu durumun sebebi. Kimse onlara yardım etmiyor? Mısır neden sınır kapılarını açıp onları almıyor?” yanıtını verdi
İsrail’deki aşırı sağcı siyasilerin tabanını oluşturan gruplar, zorunlu açlığa maruz bırakılan, temiz suya ulaşamayan ve barınma krizi yaşayan Filistinliler için Gazze Şeridi’ne gönderilen insani yardımların engellenmesi amacıyla protestolar düzenliyor.
İsrail merkezli “Kanal 12” televizyonunun yaptığı bir ankete göre, İsraillilerin yüzde 72’si, Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirler geri getirilmeden Gazze’ye insani yardım gönderilmesine karşı çıkıyor.
]]>
DIŞİŞLERİ Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, “İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Biz Amerika’nın, PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Diğer konu da FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” dedi.
Dışişleri Bakan Sözcüsü Keçeli, basın mensuplarıyla bir araya geldi. Keçeli, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın göreve geldiği günden bu yana yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğünü belirtti. Keçeli, Bakan Fidan’ın Arnavutluk-Bulgaristan ve Romanya temaslarının pozitif geçtiğini ve kapsayıcı olduğunu belirterek; hem siyasi partilerle hem kanaat önderleriyle görüşüldüğünü ve somut sonuçların da orta ve uzun vadede alınacağını söyledi. Keçeli, Bakan Fidan’ın Libya ziyareti hakkında ise Libya’nın toprak bütünlüğü ve istikrarının, Libya’daki iç çatışmalar başladığı günden bu yana Türkiye tarafından izlenen istikrarlı bir politika olduğunu söyledi.
FİDAN, MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSINA KATILACAK
Bakan Fidan’ın Malta ziyaretinde Türkiye’nin Bingazi Konsolosluğu’nun yakın zamanda açılacağını duyurduğunu anımsatan Keçeli, henüz resmi bir tarih olmadığını; ancak kısa bir zaman içinde Bingazi’de Türkiye Başkonsolosluğu’nun faaliyete geçeceğini bildirdi. Keçeli, yarın Ankara’da Bakan Fidan’ın Macaristan Dışişleri ve Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Gürcistan Dışişleri Bakanı Ilia Darchiashvili ile ayrı ayrı ortak basın toplantıları gerçekleştireceğini hatırlattı.
Sonrasında Fidan’ın Münih Güvenlik Konferansı’na katılacağını bildiren Keçeli, Münih Güvenlik Konferansı’nın dünyada çok sayıda karar alıcının katıldığı siyaset ve güvenlik konularının yoğunca konuşulduğu bir platform olduğunu belirterek, burada Fidan’ın yaklaşık 20 ikili görüşme yapacağını ve İsrail-Hamas çatışmaları sebebiyle Gazze’de yaşanan insani trajediye ilişkin mesajlar vereceğini söyledi.
Fidan’ın 2024 G20 Brezilya Zirvesi’ne katılacağını da belirten Keçeli, bu yılki toplantının ana temasının adil bir dünya ve sürdürülebilir bir gezegen inşa etmek olduğunu söyledi. Öte yandan zirvedeki 2 gündem maddesini açıklayan Keçeli maddelerin; ‘Küresel Yönetişim Reformu’ ve ‘Uluslararası gerilimlerde G-20’nin rolü’ olduğunu bildirdi.
ADF’DE GAZZE İÇİN YÜKSEK DÜZEYLİ PANEL
Keçeli, geçen yıl Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri nedeniyle yapılamayan Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF) bu sene 1-3 Mart tarihlerinde gerçekleşeceğini belirterek, “Ana tema, krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak. Ana tema altında yapay zekadan, ara buluculuğa, bölgesel meselelerden, gıda krizine çok sayıda toplantı yapılacak. Şu aşamada 40 panel düzenlenmesi öngörülüyor. Gazze için yüksek düzeyli özel bir panel olacak. Katılımın geçtiğimiz bir önceki ADF’nin bile ötesine geçtiğini görüyoruz. 1’nci AFD’ye 10 devlet başkanı, 43 bakan ve 2 bin katılımcı vardı. 2022’de 17 devlet başkanı, 80 bakan ve 3 bin 300 katılımcı vardı. Bugün itibarıyla 3’ncü ADF’ye 21 devlet ve hükümet başkanı katılımını teyit ettiler, 59’u dışişleri bakanı olmak üzere 80’den fazla bakan Antalya’da olacak ve toplam 4 bin katılımcı olmasını bekliyoruz. Bu rakamların artmasını bekliyoruz. Zamanı gelince kimler olduğunu sizlerle paylaşacağız” dedi.
‘GAZZE’YE 34 BİN TON İNSANİ YARDIM SÖZ KONUSU’
Keçeli, Türkiye’nin Gazze konusunda öteden beri; ateşkes ilan edilmesi, insani yardımların Gazze’ye bir an önce ulaşması, Filistinlilerin yerlerinden edilmelerine yönelik politikaların son bulması ve gerilimin bölgesel çatışmaya dönüşmesinin engellenmesini istediğini söyledi. Keçeli, “İki devletli çözümle Filistin-İsrail sorununa kalıcı çözüm istiyoruz. Bu konuda uluslararası parametreler bellidir, diplomasinin unuttuğumuz metotlarıyla bu soruna çözüm bulunmasını istiyoruz. Tanık olduğumuz şeyler sözlerle ifade edilemez hale geldi. Büyük bir ihtimal İsrail uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk bakımından işlenmesi mümkün olan bütün suçları bu işin sonunda işlemiş olacak. Gazze’ye bizim 34 bin ton insani yardım söz konusu oldu. Bunlardan yaklaşık 7 bin 400 ton ve 32 ambulans deniz ve hava yoluyla Mısır’a ulaştırıldı. Bu yardımın çok büyük oranda Gazzelilere ulaştığını gördük. Bu konuda Mısır hükumetine teşekkür etmek istiyoruz” dedi.
1359 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Keçeli ayrıca AFAD ve Türk Kızılay koordinesinde her hafta Gazze’ye 127 bin ton içme suyunun Mısır Kızılay’ı ile ortaklaşa bir şekilde sevk edildiğini açıkladı. Keçeli, Gazze’de sahra hastanesi kurulması konusunu da yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinden oluşan küçük bir heyet Gazze’de saha araştırması yaptılar. Tabii sahra hastanesi kurulabilmesi için belirli bir ekipman da gerekiyor. Bu konudaki çalışmalarımızda son aşamaya gelmek üzereyiz” dedi.
Bugüne kadar 1359 Türk ve KKTC vatandaşını ve yakınını Gazze’den tahliye ettiklerini belirten Keçeli, şu anda tahliye işlemleri takip edilen 1097 kişi olduğunu, bu listelerin düzenli olarak güncellendiğini kaydetti. Keçeli, Refah Kapısı’ndaki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsız olduklarını belirterek, “Refah’ta yaşananları artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak ‘yerinden edinme’ noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım” dedi.
‘F-16 DOSYASINI MSB’YE DEVRETTİK’
Keçeli, Türkiye’nin ABD’den F-16 alımına ilişkin süreci de değerlendirerek, “Kongre onay süreci Türkiye saatiyle Pazar sabah 08.00’de sona erdi ve biz o noktada son derece mutlu bir şekilde bu dosyayı Milli Savunma Bakanlığı’na devrettik. Bundan sonraki süreçte bu konudaki teknik süreci onlardan daha sağlıklı bir şekilde öğrenebilirsiniz” dedi.
Türk-Amerikan ilişkilerini de değerlendiren Keçeli, “Bazı yorumcular Türk-Amerikan ilişkilerinde normalleşmeden bahsetti. Aslında normalleşme ifadesi biraz fazla güçlü oluyor. İlişkilerimizin seviyesinde, Amerika ile olan diyaloğumuzun derinliğinde hiçbir zaman azalma olmadı. Öte yandan İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 sürecinin tamamlanmış olması, iki ülkenin iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim Amerika’dan beklentimiz çok açık. Biz Amerika’nın PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Tabii bir diğer konu da Amerika’nın FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp bu konuda bir adım atması. Biz bu meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” diye konuştu.
Keçeli, Türkiye’nin Amerika’dan beklentilerinin çok açık olduğunu ve bu konuları Amerikalılarla konuşmaya devam edeceklerini, Amerika ile ilişkilerin daha da güçlendirilebileceğini belirtti. Keçeli, ayrıca Bakan Fidan’ın göreve geldiğinden bu yana ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile 8 kez yüz yüze görüştüklerini ve en az da 10 telefon görüşmesi yaptıklarını açıkladı.
‘PUTİN’İN ÜLKEMİZE ZİYARETİ HER ZAMAN GÜNDEMDE’
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye ertelenen ziyareti hakkındaki soruyu yanıtlayan Keçeli, “Erteleme kelimesi kullanılıyor; ama hiçbir zaman resmi olarak bir ziyaret tarihi açıklanmamıştı. Bu yüzden bir bakımdan ‘erteleme’ kelimesi doğru değil. Sayın Putin’in ülkemize ziyareti her zaman gündemde, bugün de gündemde. Ne zaman Cumhurbaşkanımızın takvimine alınırsa, nerede yapılacaksa o toplantı o gün Cumhurbaşkanlığımız tarafından açıklanacaktır” dedi.
Keçeli, Ukrayna’nın, Karadeniz Tahıl Girişimi’ne alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan karasularından geçen yeni bir çalışma başlattığını belirterek “Biz bu çalışmayı destekliyoruz. Diğer taraftan gerek ihraç edilen tahılın miktarı gerekse de Karadeniz’in genel güvenliğine yansımaları bakımından biz Karadeniz’de tahıl girişiminin canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz ve bunun için de çaba gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.
‘KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ BİZİM İÇİN ÖNEMLİ’
Ayrıca Rusya-Ukrayna sorununun çözüme kavuşması noktasında Türkiye’nin masada olan bir teklifi olduğunu anımsatan Keçeli, “Taraflar kendilerini ne zaman müzakere etmeye hazır hissederlerse biz bunu kolaylaştırmaya hazırız; ancak bunun için esas olan tarafların kendi iradeleridir. Dışarıdan bir barış girişimi, bir arabuluculuk girişimi empoze edilemez. Karadeniz’in güvenliği bizim için çok önemli. Bu yüzden Montrö Anlaşması’na sahip çıkıyoruz. Sayın Bakanımız, Bulgaristan’da ve Romanya’da yaptığı açıklamalarda da bu konuya değindi. Biz Karadeniz’de Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından Montrö’yü uygulamaya koyduk, ilgili maddesini harekete geçirdik” dedi.
Keçeli, Schengen Bölgesi için Türk vatandaşlarına vize serbestisine yönelik soruyu ise “Biz vize serbestisinde yüzde 92 oranında aslında süreci tamamlamış durumdayız. Yerine getirilmemiş 6 kriter var; ancak aynı diğer konularda da olduğu gibi AB’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor. Biz bu konuyu, ikili ve çok tarafı platformlarda sürekli dikkate getiriyoruz” dedi.
]]>
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Ukrayna’nın Karadeniz Tahıl Girişimi’ne alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan karasularından geçen yeni bir çalışma başlatıldığını belirterek, “Gerek ihraç edilen tahılın miktarı gerekse de Karadeniz’in genel güvenliğine yansımaları bakımından biz Karadeniz’de tahıl girişiminin canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz ve bunun için de çaba gösteriyoruz” dedi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Keçeli, bakanlık binasında basın mensupları ile bir araya gelerek, soruları cevapladı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın göreve gelmesi ile yoğun bir diplomasi trafiği gerçekleştirdiğini aktaran Keçeli, Bakan Fidan’ın son dönemde gerçekleştirdiği resmi ziyaretlere değindi. Bakan Fidan’ın Libya ziyaretinde gerçekleştirilen temaslarda Libya’nın toprak bütünlüğü ve istikrarının Türkiye için öncelik olduğunun altının çizildiğini belirten Keçeli, Malta’da Türkiye’nin Bingazi Konsolosluğu’nun yakın zamanda açılacağının duyurulduğunu ve kısa bir zaman içinde Bingazi’de Türkiye Başkonsolosluğu’nun faaliyete geçeceğini aktardı. Bakan Fidan’ın Münih Güvenlik Konferansı’na katılacağını da duyuran Keçeli, Münih Güvenlik Konferansı’nın siyaset ve güvenlik konularının yoğun bir şekilde konuşulduğu platform olduğunu dile getirerek, burada Fidan’ın yaklaşık 20 ikili görüşme gerçekleştirmesinin beklendiğini söyledi. Münih Güvenlik Konferansı’nın ardından Bakan Fidan’ın 2024 G20 Brezilya Zirvesi’ne katılacağını açıklayan Keçeli, bu yıl düzenlenecek toplantının ana temasının “Adil bir dünya ve sürdürülebilir bir gezegen inşa etmek” olduğunu söyledi.
Antalya Diplomasi Forumu’nun geçen yıl Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri sebebiyle yapılamadığını hatırlatan Keçeli, 1-3 Mart tarihlerinde Antalya’da gerçekleşecek forum hakkında bilgi verdi. Bu yılki toplantıya 21 devlet ve hükümet başkanı ile 80’den fazla bakanın katılmasının beklendiğini belirten Keçeli, “Ana tema, kriz döneminde diplomasiyi öne çıkarmak. Ana tema altında yapay zekadan arabuluculuğa, bölgesel meselelerden gıda krizine çok sayıda toplantı yapılacak. Şu aşamada 40 panel düzenlenmesi öngörülüyor. Gazze için yüksek düzeyli özel bir panel olacak. Katılımın geçtiğimiz bir önceki ADF’nin bile ötesinde olduğunu görüyoruz. Birinci AFD’de 10 devlet başkanı, 43 bakan ve 2 bin katılımcı vardı. 2022’de 17 devlet başkanı, 80 bakan ve 3 bin 300 katılımcı vardı. Bugün itibarıyla üçüncü ADF’de 21 devlet ve hükümet başkanı, 59’u dışişleri bakanı olmak üzere 80’den fazla bakan Antalya’da olacak ve toplam 4 bin katılımcı olmasını bekliyoruz. Bu rakamların artmasını bekliyoruz. Zamanı gelince kimler olduğunu sizlerle paylaşacağız” ifadelerini kullandı.
“Türkiye Gazze’ye 34 bin ton insani yardım yaptı”
Gazze’de yaşanan insani duruma değinen Keçeli, hedefin insani yardımların Gazze’ye bir an önce ulaşması, Filistinlilerin yerlerinden edilmelerine yönelik politikaların son bulması ve gerilimin bölgesel çatışmaya dönüşmesinin engellenmesi olduğunu aktardı. Keçeli, şu ifadelere yer verdi:
“İki devletli çözümle Filistin-İsrail sorununa kalıcı çözüm istiyoruz. Bu konuda uluslararası parametreler bellidir. Diplomasinin unuttuğumuz metotlarıyla bu soruna çözüm bulunmasını istiyoruz. Tanık olduğumuz şeyler sözlerle ifade edilemez hale geldi. Büyük bir ihtimal İsrail, uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk bakımından işlenmesi mümkün olan bütün suçları bu işin sonunda işlemiş olacak. Gazze’ye bizim yaptığımız insani yardımlar ve vatandaşlarımızın tahliyesi konusunda 34 bin ton insani yardım söz konusu. Bunlardan yaklaşık 7 bin 400 ton ve 32 ambulans deniz ve hava yoluyla Mısır’a ulaştırıldı. Oradan El-Ariş sınır kapısına nakledildi, oradan da Gazze’ye sevk edildi. Bu yardımın çok büyük oranda Gazzelilere ulaştığını gördük. Bu konuda Mısır Hükümeti’ne yapıcı tutumlarından dolayı teşekkür etmek istiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yardımların bir kısmı Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı üzerinden yaptığımız yardım. Biz her yıl un ihtiyacının yüzde 15’ini temin ediyoruz, hibe ediyoruz” dedi.
Keçeli ayrıca, AFAD ve Türk Kızılay koordinesinde her hafta Gazze’ye 127 bin ton içme suyunun Mısır Kızılay’ı ile ortaklaşa sevk edildiğini açıkladı.
“Sahra hastanesi çalışmalarında sona gelmek üzereyiz”
Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Gazze’den hasta tahliyeleri hakkında da konuşan Keçeli, “Sağlık Bakanlığımız, Gazzeli hastaları ve onların refakatçilerini Mısır üzerinden Türkiye’ye getiriyor. Bu sabah itibarıyla 380 yaralı ve 344 refakatçi ülkemize geldi. Sağlık Bakanlığımızın bugün yeni bir hasta tahliyesi daha planladığını biliyoruz. Bu çerçevede bizim yakından takip ettiğimiz bir diğer konu da Gazze’de bir sahra hastanesinin kurulması. Bundan birkaç hafta önce Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinden oluşan küçük bir heyet Gazze’ye girdi. Orada kısa bir süre kaldılar, saha araştırması yaptılar. Tabii sahra hastanesinin kurulabilmesi için belirli bir ekipman da gerekiyor. Bu konudaki çalışmalarımızda son aşamaya gelmek üzereyiz” diye konuştu.
“Tahliye işlemlerini takip ettiğimiz bin 97 kişi var”
Dışişleri Bakanlığı olarak doğrudan takip edilen bir diğer konunun da vatandaşların tahliyesi olduğuna değinen Keçeli, “Bugüne kadar biz bin 359 Türk ve KKTC vatandaşını ve yakınını Gazze’den tahliye ettik. Bu kimseler önce El-Ariş Sınır Kapısı’na geliyorlar. Oradan karayoluyla Kahire’ye gidiyorlar ve Kahire’den hava yoluyla ülkemize getiriyoruz. Tabii savaş şartlarında bulunan insanlara ulaşmak, onların kendi imkanlarıyla sınıra gelmeleri çok kolay değil. Ancak bu konuda da elimizden geleni yapıyoruz. Şu anda tahliye işlemlerini takip ettiğimiz bin 97 kişi var. Bu listeler düzenli olarak güncelleniyor. Biz yerel makamlarla koordineli bir halde bu kimselerin önce Mısır’a, oradan da Türkiye’ye gelmesi için çalışıyoruz. Ümit ediyoruz ki en kısa sürede ve güvenli bir biçimde bu kişileri Gazze’den çıkartabileceğiz” ifadelerini kullandı.
“Amerika’dan beklentilerimiz çok açık”
Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Keçeli, Amerika ile F-16 süreciyle ilgili kongrenin tamamlanması ve bundan sonraki sürecin nasıl işleyeceğine yönelik soru üzerine, “Kongrede onay süreci Türkiye saatiyle pazar sabah 8’de sona erdi ve biz o noktada son derece mutlu bir şekilde bu dosyayı Milli Savunma Bakanlığına devrettik. Bundan sonraki süreçte bu konudaki teknik süreci onlardan daha sağlıklı bir şekilde öğrenebilirsiniz” dedi.
Türk-Amerikan ilişkilerini de değerlendiren Keçeli, “Bazı yorumcular Türk-Amerikan ilişkilerinde normalleşmeden bahsetti. Aslında normalleşme ifadesi biraz fazla güçlü oluyor. İlişkilerimizin seviyesinde Amerika ile olan diyaloğumuzun derinliğinde hiçbir zaman azalma olmadı. Öte yandan İsveç’in NATO’ya üyeliği ve F-16 süresinin tamamlanmış olması, iki ülkenin, iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anlaması için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim Amerika’dan beklentimiz çok açık. Biz Amerika’nın PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Tabii bir diğer konu da Amerika’nın FETÖ ile ilgili beklentilerimizi ciddiye alıp, bu konuda bir adım atması. Biz bu meseleye müttefiklik ruhu bakımından yaklaşıyoruz” diye konuştu.
Keçeli, Türkiye’nin Amerika’dan beklentilerinin çok açık olduğunu ve bu konuları Amerikalılarla konuşmaya devam edeceklerini, Amerika ile ilişkilerin daha da güçlendirilebileceğini belirtti. Keçeli, ayrıca Bakan Fidan’ın göreve geldiğinden bu yana Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Blinken ile 8 kez yüz yüze görüştüklerini ve en az da 10 telefon görüşmesi yaptıklarını söyledi.
“Refah’taki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsızız”
Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in operasyonlarını durdurması yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararını doğru bulduklarını dile getiren Keçeli, “İsrail aleyhinde alınmış artık onlarca karar var. Bunlar insanoğlunun kurduğu her türlü uluslararası platformda alınıyor. Ancak bunlar sahadaki durumu ne yazık ki değiştirmiyor. Refah’taki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsızız. Refah’ta yaşananları artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak yerinden edinme noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da başta dediğim gibi uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım” dedi.
“Karadeniz’de tahıl anlaşmasının canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye ertelenen ziyareti hakkındaki soru üzerine Keçeli, hiçbir zaman resmi olarak bir ziyaret tarihi açıklanmadığını hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Erteleme kelimesi doğru değil. Putin’in ülkemize ziyareti her zaman gündemde, bugün de gündemde. Ne zaman Cumhurbaşkanımızın takvimine alınırsa, nerede yapılacaksa o toplantı o gün Cumhurbaşkanlığımız tarafından açıklanacaktır. Tahıl koridoru girişiminin 3 tane önemli sonucu vardı. Birincisi hızla artmakta olan gıda fiyatlarını aşağıya çekilmesini sağladı. İkincisi çok büyük ihtimalle Ukrayna’daki depolarda çürümek üzere olan tahılları yeniden tüketime soktu. Üçüncüsü de Karadeniz’de belli bir istikrar ve güven ortamının oluşturulmasını sağladı. Ancak Rusya kendisine verilen bazı sözlerin tutulmadığı gerekçesiyle bu tahıl anlaşmasını daha fazla uzatmadı. En önemli ortaya sürdükleri gerekçe de Rusya’nın Swift sistemine tekrar dahil edilmemesiydi. Bizim bu konudaki görüşmelerimiz BM ile devam ediyor. Ukrayna, Karadeniz Tahıl Girişimi’ne alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan karasularından geçen yeni bir çalışma başlatıyor. Biz bu çalışmayı destekliyoruz. Diğer taraftan gerek ihraç edilen tahılın miktarı gerekse de Karadeniz’in genel güvenliğine yansımaları bakımından biz Karadeniz’de tahıl girişiminin canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz ve bunun için de çaba gösteriyoruz.”
“Montrö Anlaşması’na kıskançlıkla sahip çıkıyoruz”
Ayrıca Rusya-Ukrayna sorununun çözüme kavuşması noktasında Türkiye’nin masada olan bir teklifi olduğunu hatırlatan Keçeli, “Taraflar kendilerini ne zaman müzakere etmeye hazır hissederlerse biz bunu kolaylaştırmaya hazırız ancak bunun için esas olan tarafların kendi iradeleridir. Dışarıdan bir barış girişimi, bir arabuluculuk girişimi empoze edilemez. Karadeniz’in güvenliği bizim için çok önemli. Bu yüzden Montrö Anlaşması’na kıskançlıkla sahip çıkıyoruz. Sayın Bakanımız Bulgaristan’da ve Romanya’da yaptığı açıklamalarda da bu konuya değindi. Biz Karadeniz’de Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından Montrö’yü uygulamaya koyduk, ilgili maddesini harekete geçirdik” diye konuştu.
“AB’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor”
Keçeli, Schengen Bölgesi için Türk vatandaşlarına vize serbestisi ile ilgili yöneltilen soruya, “Biz vize serbestisinde yüzde 92 oranında aslında süreci tamamladık. Yerine getirilmemiş 6 kriter var ancak diğer konularda da olduğu gibi AB’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor. Biz bu konuyu ikili ve çok taraflı platformlarda sürekli dikkate getiriyoruz. Hiçbir ülkenin vizeyi bir şantaj kartı olarak kullanmaya, vatandaşlarımızın hayatlarını da sıkıntıya sokma hakkı yoktur” dedi. – ANKARA
]]>
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Türkiye’nin İsrail’in Gazze’deki Refah kentine saldırılarından rahatsız olduğunu belirterek, “Refah’ta yaşananlar artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak yerinden edilme noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da başta dediğim gibi, uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım.” dedi.
Keçeli, Dışişleri Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında gündemi değerlendirdi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın görevi devraldığı 2023’ün Haziran ayından 31 Aralık sonuna kadar 212 bin 950 kilometre yol yaptığını ve bunun dünyanın etrafında 5 tur atmaya eşdeğer olduğunu, 1 Ocak’tan bu yana oldukça yoğun bir diplomasi takviminin kendileri için devam ettiğini söyleyen Keçeli, “Onlarca konuğu Ankara ve İstanbul’da ağırladık, bunlardan 8 tanesi dışişleri bakanıydı.” diye konuştu.
Fidan’ın 8 ikili yurt dışı ziyareti olduğunu, bir defasında da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Filistin konulu toplantısına katılmak üzere New York’a gittiğini ve orada çok sayıda toplantı yaptığını hatırlatan Keçeli, Fidan’ın Balkanlar’a yaptığı ziyaret ve görüşmelerin çok pozitif ve kapsayıcı olduğunu söyledi.
Keçeli, Fidan’ın Libya ziyaretine değinerek, Trablus’ta yapılan temaslarda, Türkiye olarak Libya’nın bütünlüğüne, istikrar ve refahına verdikleri önemi tekrarladıklarını ve bu mesajları Libya’daki tüm taraflara verdiklerini kaydederek, Bingazi Başkonsolosluğunun çok kısa bir süre içerisinde faaliyete geçmesinin planlandığını dile getirdi. Keçeli, yarın Gürcistan ve Macaristan dışişleri bakanlarını ağırlayacaklarını aktardı.
Sözcü Keçeli, Bakan Fidan’ın Münih Güvenlik Konferansı’na katılacağını, yaklaşık 20 ikili görüşme yapacağını ve Münih’te Gazze’deki insani trajediyle ilgili mesajlar vereceğini anlattı.
Fidan’ın Münih temaslarının ardından Brezilya’nın Rio de Janeiro kentine gideceğini ve burada G20 Dışişleri Bakanları toplantısına katılacağını aktaran Keçeli, bu yılki toplantının ana temasının “Adil Bir Dünya ve Sürdürülebilir Bir Gezegen İnşa Etmek” olduğunu ve Fidan’ın burada çok sayıda toplantıya katılacağını kaydetti.
Antalya Diplomasi Forumu
Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF) 2023’te düzenlenmediğini hatırlatan Keçeli, bu yıl ADF’nin 1-3 Mart’ta düzenleneceğine dikkati çekti.
Keçeli, “Bu yılki ana tema ‘Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak’ bu ana tema altında; yapay zekadan arabuluculuk konularına, bölgesel meselelerden gıda krizine çok sayıda toplantı yapılacak. Şu aşamada 40 panel düzenlenmesini öngörülüyor. Bu paneller arasında Gazze için de yüksek düzeyli özel bir panel olacak.” şeklinde konuştu.
İlk Antalya Diplomasi Forumu’na 10 devlet başkanının ve 43 bakanın katıldığını, toplamda da 2 bin kadar katılımcının yer aldığını vurgulayan Keçeli, 2022’de düzenlenen ADF’de ise 17 devlet başkanının, 80 bakanın katıldığını ve yaklaşık 3 bin 300 katılımcının ağırlandığını kaydetti.
Martta düzenlenecek üçüncü Antalya Diplomasi Forumu’na şu ana kadar, 21 devlet başkanı ve hükümet başkanının katılımının teyit edildiğini belirten Keçeli, “59’u dışişleri bakanı olmak üzere 80’den fazla bakan Antalya’da olacak ve toplam katılımcı sayısının da 4 bin civarında olmasını bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Keçeli, Türkiye’nin Afrika ve Latin Amerika’ya açılım politikasının ciddi sonuçlar doğurduğunu ve bu bölgelerden katılımın yüksek düzeyde olacağını belirtti.
İsrail’in Filistin’e saldırıları
Gazze’de yaşanan son olayları değerlendiren Keçeli, “Birincisi burada bir ateşkes ilan edilmeli, ikincisi insani yardımlar Gazze’ye bir an evvel ulaştırılmalı, üçüncüsü Filistinlilerin yerlerinden edilmelerine yönelik politikalarına son verilmeli, dördüncüsü ise bu gerilimin bölgesel bir çatışmaya dönüşmesine engel olmak isteriz.” dedi.
Keçeli, bunların birincil konularda yapılan çağrılar ve yürütülen diplomatik faaliyetler olduğuna işaret ederek, ikincil olarak, orta ve uzun vadede iki devletli çözüm ile Filistin-İsrail sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasının istendiğini kaydetti.
Gazze’de yaşananların artık sözle ifade edilemez bir hale geldiğine dikkati çeken Keçeli, “Büyük olasılıkla, İsrail, uluslararası hukuk, uluslararası insani hukuk bakımından, işlenmiş olan, işlenmesi mümkün bütün suçları bu işin sonunda işlemiş olacak.” diye konuştu.
Türkiye’nin şu ana kadar Gazze’ye 34 bin ton insani yardımda bulunduğunu söyleyen Keçeli, bunlardan yaklaşık 7 bin 400 tonunun ve 32 ambulansın deniz yoluyla ve hava yoluyla Mısır’a ulaştırıldığını, oradan da El-Ariş kentine nakledildiğini ve Gazze’ye sevk edildiğini belirtti.
Keçeli, yardımların büyük oranda Gazze’ye ulaştığını kaydederek, bu konuda da yapıcı tutumlarından dolayı Mısır hükümetine teşekkürlerini iletti.
Gazze’ye yapılan yardımların bir kısmının da Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) üzerinden yapıldığını söyleyerek, “Un ihtiyacının yaklaşık yüzde 15’ini temin ediyoruz, hibe ediyoruz. Yaklaşık 26 ton un kuru gıdaya karşılık geliyor. Biz bu yardımı, geçtiğimiz haftalarda Mersin Limanı’nda UNRWA’ya teslim ettik.” şeklinde konuştu.
Keçeli, Türkiye’nin her yıl UNRWA’ya düzenli olarak yaptığı yardımlara değinerek, şunları kaydetti:
“Maddi katkı da bu yıl UNRWA’nın özellikle içinde bulunduğu sıkıntılar göz önünde bulundurularak arttı. Ayrıca, AFAD ve Türk Kızılay’ı her hafta yaklaşık 127 bin ton içme suyunu, Mısır Kızılay’ı ile ortak bir şekilde Gazze’ye sevk ediyor. TİKA’nın da çok sayıda çalışması var, hem Gazze’de hem Batı Şeria’da. Sayılarının binlerce olduğu tahmin edilen bir grup Gazzeli işçi biliyorsunuz, Batı Şeria’da sıkışmış durumda. TİKA bu Gazzeli işçilere yardım ediyor.”
Keçeli, Türkiye’nin Sağlık Bakanlığı tarafından Gazze’den hasta tahliyelerinin sağlandığını, bugün de bazı hastaların getirileceğini vurgulayarak, Gazzeli hasta ve refakatçilerinin Mısır üzerinden Türkiye’ye getirildiğini, hastanelerde tedavi gördüğünü ve bu sabah itibariyle 380 yaralı ve 344 refakatçinin Türkiye’ye getirildiğini anlattı.
Gazze’de bir sahra hastanesinin kurulmasının istendiğini dile getiren Keçeli, yaklaşık bir ay önce Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinden oluşan bir heyetin Gazze’ye gidip, sahada araştırma yaptığına işaret etti.
Keçeli, kurulması planlanan sahra hastanesi için gerekli ekipmanların nakledilmesi gerektiğinin ve bu konuda son aşamaya gelinmek üzere olunduğunun altını çizdi.
Gazze’deki Türk vatandaşlarının tahliyesi
Gazze’den bugüne kadar 1359 Türk, KKTC vatandaşının ve yakınlarının tahliye edildiğini aktaran Keçeli, savaş koşullarında insanlara ulaşmanın zorluğuna değindi ve bu konuda Türkiye’nin elinden geleni yaptığını söyledi.
Keçeli, “Şu anda tahliye işlemlerini takip ettiğimiz 1097 kişi var, hepsi vatandaşımız değil.” diyerek, yerel makamlarla koordineli olarak tahliye işlemlerinin takip edildiğini kaydetti.
Sözcü Keçeli, Türkiye-ABD ilişkilerine yönelik soruya, “Diplomatik ilişkilerimizin seviyesinde Amerika ile olan diyaloğumuzun derinliğinde hiçbir azalma olmadı. Öte yandan, İsveç’in üyeliği, F16 sürecinin tamamlanmış olması, bu iki ülkenin, iki müttefik ülkenin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde birbirlerini daha iyi anladığı için yeni bir fırsat penceresi sunması gerektiğini düşünüyoruz.” dedi
Keçeli, Türkiye’nin ABD’den beklentisinin çok açık olduğuna dikkati çekerek, “Biz Amerika’dan, PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla olan ilişkisini tamamen sonlandırmasını istiyoruz. Kamuoyu önünde verdiğimiz bu mesaj, kapalı kapılar ardında da aynen bu şekilde verilmeye devam ediyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin bu meseleye müttefiklik ruhu açısından yaklaştığını belirten Keçeli, “Ülkenin güvenliğini tehdit eden, başkentinde bomba patlatmaya çalışan, askerlerini, sivillerini şehit eden bir terör örgütüne destek veremezsiniz. Bu bakımdan bizim Amerika’dan beklentimiz çok açık.” ifadesini kullandı.
Sözcü Keçeli, ayrıca, Türkiye’nin ABD’den beklentilerinden birinin de FETÖ terör örgütü meselesini ciddiyetle ele alıp bu konuda adım atması olduğunu kaydetti.
ABD ile gündemdeki konular üzerine konuşulduğuna işaret eden Keçeli, terörle mücadele, ekonomik konular, savunma sanayi, yatırımlar gibi alanlarda iki ülke ilişkilerinin daha da güçlendirilebileceğini düşündüklerini aktardı.
Keçeli, Bakan Fidan ile ABD’li mevkidaşı Antony Blinken’ın sık sık görüştüğünün altını çizerek, ABD’nin Türkiye’nin hassasiyetlerine saygı duyması halinde ilişkilerin kuvvetleneceğini vurguladı.
-“Refah’taki durum, uluslararası hukuk açısından suç teşkil ediyor”
Uluslararası Adalet Divanında (UAD) devam eden 2 süreç olduğunu hatırlatan Keçeli, bunlardan birinin 2022’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla UAD’den İsrail’in “işgal ettiği topraklarda” yaptıklarıyla ilgili görüş istenmesi olduğunu ve Türkiye’nin buna katkı sağladığını ifade etti.
UAD’de devam eden ikinci sürecin ise Güney Afrika’nın İsrail’e yönelik açtığı dava olduğunu söyleyen Keçeli, “Biz bu davaya, destek verdiğimizi zaten en üst düzeyde de ifade ettik.” dedi.
Keçeli, UAD’nin “İsrail’in operasyonlarının durması yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararını” doğru bulduklarının altını çizerek, kararın uygulanması gerektiğini ve bunun çok önemli olduğunu bildirdi.
İsrail hakkında alınan uluslararası kararların sahadaki durumu değiştirmediğine değinen Keçeli, Refah’taki gelişmelerden rahatsız olduklarını aktardı. Keçeli, şöyle devam etti:
“Biz Refah’taki gelişmelerden de fazlasıyla rahatsızız. Refah’ta yaşananlar artık İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmün kategorik olarak yerinden edilme noktasına geldiğini gösteriyor. Bu da başta dediğim gibi, uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından bir suç teşkil ediyor. Bir an önce bunun durması lazım.”
Keçeli, Bakan Fidan’ın İsrail-Filistin meselesinin çözümüne yönelik “garantörlük” kavramını hatırlatmasının dünyada ilgiyle karşılandığını kaydetti.
(Sürecek)
]]>
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Antalya’daki Aday Tanıtım Toplantısı’nda 3’ü büyükşehir, 3’ü il toplam 101 belediye başkan adayını açıkladı.
Kepez ilçesindeki Erdem Beyazıt Kültür Merkezi’nde düzenlenen aday tanıtım toplantısı, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Yapıcıoğlu, burada yaptığı konuşmada, 129 gündür değişmeyen gündem maddelerinin Gazze olduğunu söyledi.
Yaklaşık 4,5 aydır Gazze’ye ölüm yağdığını belirten Yapıcıoğlu, Filistinlilerin tüm saldırılara rağmen topraklarını terk etmediklerini vurguladı.
İsrail’in her türlü hukuk, ahlak ve savaş kuralını ihlal ederek soykırımına devam ettiğini dile getiren Yapıcıoğlu, şöyle konuştu:
“Savaşta bile çocuklar, hastaneler vurulmaz. Savaşta kullanılması yasak bazı silahlar vardır. Bu vahşi cinayet şebekesi fosfor bombalarıyla çocuk hastanesi vurdu. Savaşta bile sivil insanları açlığa, susuzluğa mahkum edemezsiniz. Ama yardımların oraya girmemesi için sınır kapısını vurdu. Bir şekilde girebilen yardım konvoylarını vurdu. Daha ne olsun. Gazze’de Gazze’liler ölmüyor. Gazze’de Gazze’liler ‘Rabbimiz Allah’tır’ dediği için ve yurtlarını terk etmedikleri için şehit oluyorlar. Şehitler ölü değildir. Gazze’de insanlık ölüyor, hepimizin insanlığı, bütün İslam aleminin izzetini haysiyetini orada bombalıyorlar.”
Yapıcıoğlu, İsrail’in saldırılarına karşı elinde güç, emirleri altında ordu olanların sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine dikkati çekti.
“İsrafı, savurganlığı önleyeceğiz”
Yapıcıoğlu, zulme boyun eğilmemesi, zalimlere diz çöktürmek ve oradaki insanlara yardım edilebilmesi için siyaseten, askeri ve ekonomik olarak güçlü olunması gerektiğini ifade etti.
Seçim gündemine ilişkin ise Yapıcıoğlu, “Hem maddi hem de manevi olumsuz şartlar var. Buna rağmen biz diyoruz ki ümitsizlik, pes etmek yoktur. Ceht, çalışmak vardır. Düzelmeyecek hiçbir şey yoktur. Yeter ki sağlam bir irade olsun. Yeter ki içine düşülen durumdan çıkışın yolları bilinsin. Eğer biz de dayanışma içerisinde olursak mutlaka Allah bize bir çıkış yolu gösterecek. Aslında göstermiş, ‘toplanın birlik olun, güçlerinizi birleştirin’ demiş. Bu manevi buhrandan ve ekonomik darboğazdan çıkışın yolu ne? İsrafı, savurganlığı önleyeceğiz. Haramdan uzaklaşacağız, faizi terk edeceğiz.” değerlendirmesini yaptı.
“Güvenli şehirler, güvenli sokaklar HÜDA PAR ile mümkün hale gelecektir”
31 Mart’ın HÜR kadroların yönetime gelmesi veya pay alması için bir fırsat olduğunu belirten Yapıcıoğlu, şunları kaydetti:
“İsraf ve savurganlık bizim belediyecilik anlayışımızda yoktur. Kayırmacılık bitecek. HÜDA PAR’ın almış olduğu belediyelerin girişine ‘rüşvet alan da veren de melundur’ hadisi asılacak. Şeffaf bir yönetimle milletin parası son kuruşuna kadar milletin hizmeti için kullanılacaktır. Halkı ilgilendiren meselelerde milletin görüşüne başvurulan geniş bir istişare ağı kurulacak ve yapılan her bir harcama son kuruşuna kadar milletin parası olduğu için hesabı millete verilecek. HÜDA PAR’ın yönettiği şehirlerde çocuklar parka, okullara ve oyun alanlarına korkmadan gidecek. Sokaklarda herhangi bir tehlike olmayacak. İnsanı tehdit eden hiçbir şeye izin verilmeyecektir. Güvenli şehirler, güvenli sokaklar HÜDA PAR ile mümkün hale gelecektir. Belediye alamadığımız ama meclis üyesi gönderdiğimiz yerlerde meclis üyelerimiz milletimiz adına denetçi olacak, oradaki yönetimi, harcamaları denetleyecektir.”
Yapıcıoğlu, bir ailenin zorunlu ihtiyacı kadar kullanıma sunulan sudan ücret alınmayacağını, yönetimde oldukları beldelerde sosyal belediyecilik anlayışıyla tek bir kişinin açlık çekmeyeceğini ve gençlerin yuva kurabilmeleri için desteklerin verileceğini aktardı.
Konuşmaların ardından Yapıcıoğlu, Antalya’da Abdulbaki Özdemir’i, Konya’da Çetin Acu’yu, Denizli’de Yunus Akbay’ı, Karaman’da Yunus Yılmaz’ı, Burdur’da Fehmi Gönül’ü ve Isparta’da Hasan Koç’u aday gösterdi.
]]>
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusunca bombalanan Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının aylarca sürebileceğini belirtti.
NETANYAHU: SAVAŞ RUHUNUZDAN GERÇEKTEN ETKİLENDİM
İsrail Gazze’de insanlık dışı saldırılarına devam ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu’dan bir açıklama daha geldi. İsrail Başbakanlık Ofisine göre Kudüs’ün batısındaki Latrun bölgesinde askerlerle buluşan Başbakan Netanyahu burada açıklamalarda bulundu. Başbakan Netanyahu askerlere hitaben “Savaş ruhunuzdan gerçekten etkilendim.” diyerek, komutanlarla görüştüğünü söyledi.
“HAMAS’A KARŞI KESİN ZEFER BİZİM SİYASETİMİZİN ÖZÜDÜR”
Netanyahu, “Birkaç gün önce komutanlarınıza söyledim. Üzerinde iki kelime olan bir şapka aldım: Kesin zafer. Bu bizim siyasetimizin özüdür. Hamas’a karşı kesin zafer.” ifadelerini kullandı. İsrail’in güvenliği için “kesin zaferin hayati öneme sahip olduğunu” savunan Netanyahu, bu şekilde “yeni tarihi barış anlaşmaları yapılacağını” ileri sürdü.

“ÖLÜMCÜL BİR DARBE OLACAKTIR”
Netanyahu, “Kesin zafer İran, Hizbullah, Husiler ve elbette Hamas dahil şer eksenine karşı ölümcül bir darbe olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Likud Partisi’nin İsrail Meclisi’ndeki (Knesset) haftalık toplantısında da konuşan İsrail Başbakanı Netanyahu, 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusunun Gazze’ye yönelik saldırılara ilişkin açıklamalarda bulundu.
“GAZZE’DE SAVAŞ AYLAR SÜRECEK”
Netanyahu,”Amacımız Hamas’a karşı kesin bir zafer. Hamas lider kadrosunu öldüreceğiz, bu nedenle Gazze Şeridi’nin her bölgesinde aktif olmaya devam etmeliyiz.” ifadelerini kullandı. Hamas’ın lider kadrosu öldürülmeden saldırılarının nihayete ermemesi gerektiğini savunan başbakan Netanyahu, “Savaş o zamandan önce bitmemeli ancak yıllar değil, aylar sürecek.” dedi.
“HAMAS’IN KABUL EDİLEMEYECEK TALEPLERİ VAR”
Gazze’de tutulan İsrailli esirlere değinen Netanyahu, onların eve dönmesi için çaba harcamaya devam edeceklerini ancak “Hamas’ın kabul edilemeyecek talepleri olduğunu” açıkladı.
İsrail Başbakanı Binyamin NetanyahuTOPLANTIYA İSRAİLLİ ESİRLERİN AİLELERİ ALINMADI
Times of Israel gazetesinin haberinde, Gazze Şeridi’nde esir tutulanların yakınlarının Likud Partisi haftalık toplantısına alınmadığı belirtildi. Haberde, düzenli olarak aylardır Knesset’te esirlerin serbest bırakılması için lobi yürüten esir yakınlarının, haftalardır toplantıya girmek için çabaladıkları aktarıldı.
“LİKUD BUGÜNE KADAR BİZİMLE GÖRÜŞMEYEN TEK PARTİ”
İsrail merkezli Walla haber sitesine konuşan, kuzeni Gazze’de esir tutulan Gil Dickmann, “Likud bugüne kadar bizimle görüşmeyen tek parti.” açıklamasında bulundu. Dickmann, “Bizimle görüşeceklerini umuyorduk ancak onlar bunu yapmamak için sebepler aramaya devam ediyorlar.” dedi.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

CAN KAYBI KORKUNÇ BOYUTLARDA
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bini çocuk, 8 bin 190’ı kadın olmak üzere 27 bin 478 Filistinli öldürüldü, 66 bin 835 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 225’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 562 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 381 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 30 Lübnanlı sivil ve 181 Hizbullah mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 10 İsrail askeri öldü.
]]>
Gazze’de görev yapan İngiliz doktorlar, başta meslektaşları olmak üzere İsrail saldırılarında hayatını kaybedenler için Londra’da düzenlenen anma törenine katıldı.
“Filistin İçin Sağlık Çalışanları” çağrısıyla İngiltere Başbakanlık Ofisi 10 Numara’nın bulunduğu Downing Sokağı’nda gerçekleştirilen anma etkinliğinde Prof. Dr. Nick Maynard, James Smith, Deborah Harrington ve Khalid Dawas, son 2 haftadır görev yaptıkları Gazze’de yaşadıklarını anlattı.
Maynard burada yaptığı konuşmada, 2010’dan bu yana doktor olarak gittiği Gazze’nin kalbinde önemli bir yere sahip olduğunu ve orada görev yapan her sağlık çalışanının Gazze’ye dönmek istediğini söyledi.
Gazze’deki çoğu hastanede görev yaptığını anlatan Maynard, “Göreceklerim karşısında kendimi hazırladığımı düşünüyordum. Birçok insanla ve meslektaşımla konuştum ve korkunç manzaralarla karşılaşacağımı biliyordum ama hazır değilmişim. Beklediğimden çok daha kötüydü.” dedi.
“Göreceğimi hiç tahmin etmediğim şeyler gördüm” diyen Maynard, Aksa Şehitleri Hastanesindeki görevinin sona ermesinden bir gün önce İsrail güçlerinin yoğun bakım bölümünü vurduğunu anlattı.
Maynard, hastanenin kullanılmaz hale geldiğini belirterek, “Aksa Şehitleri Hastanesi, Gazze’nin orta bölgesinde işleyen tek hastane. İşler hastaneler artık güneydeki Han Yunus ve Refah’ta. Onlar da Gazze nüfusu için yetersiz.” değerlendirmesini yaptı.
Gazze sağlık sisteminin sistematik olarak yok edildiğine vurgu yapan Maynard, “Tam bir ateşkes sağlanana kadar bu durmayacak. O yüzden politikacılara ateşkes çağrısı yapmaları, bu toplu katliamı durdurmaları için baskı yapmaya devam etmeliyiz.” ifadelerini kullandı.
“Gazze’de sabah büyük bir patlama sesiyle uyanıyorduk”
Acil servis doktoru James Smith da konuşmasında, Gazze’den ayrıldıktan bir gün sonra birlikte görev yaptıkları Filistin Kızılayı çalışanı ambulans şoförü ve acil tıp uzmanlarının İsrail saldırılarında öldürüldüğünü kaydetti.
İngiliz siyasetçilerinin, “İnsani yardım girişi” açıklamalarını değerlendiren Smith, “Bu İsrail şiddetinin üzerini örten bir örtüdür. Tek çözüm acil ateşkestir.” dedi.
Kadın doğum uzmanı Harrington da konuşmasında, hastanelerin sistematik olarak devre dışı bırakılmaya çalışıldığını anlatarak, “Çok kısa bir süre Gazze’de kaldık ve Gazzelilerin çektiği acılara şahit olduk. Ayrıca sağlık çalışanlarının yaşadıklarına da şahit olduk. Ailelerinin yaşadığı korkunç duruma rağmen işlerine bağlılıklarını görmezden gelemeyiz. Biz okyanusta bir damlaydık ama onlar bombardımana ve aile trajedilerine rağmen her gün görevlerine geldiler.” diye konuştu.
Harrington, 2 hafta görev yapıp ayrıldığı Aksa Şehitleri Hastanesi yeni doğan bölümünde kalan 20 bebek için endişe ettiğini söyledi.
Cerrah Dawas ise Gazze’den döndüğü için kendisini suçlu hissettiğini belirterek, “Burada telefonum sabah alarmla beni uyandırıyor. Gazze’de genelde sabah 05.00’te büyük bir patlama sesiyle uyanıyorduk. Burada işime toplu taşımayla gidiyorum ve yolcular gülümsüyor. Gazze’de ise işe eşeklerin çektiği arabalarla gidiyorduk. İçinde yataklar, mutfak eşyaları ve güneye göçen insanlar oluyordu. Bazısı 6-7 kere yerinden edilmişti.” değerlendirmesinde bulundu.
Dawas, Gazze’de hastaneye gelenlerin insanlar tarafından taşınarak ya da sürüklenerek hastaneye getirildiğini ve hastane zeminine bırakıldıklarını söyleyerek, “Gazze’de mola veremiyorsunuz çünkü yiyecek yok, kimsenin elinde içecek su yok ve bu Gazze’nin normali oldu. Görevimiz bunun normalleşmemesi ve ateşkesin gerçekleşmesi.” dedi.
]]>
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, “ Gazze’deki Filistin halkına soykırım yaptığı” gerekçesiyle İsrail hakkında açtığı dava, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda bugün görülmeye başlanıyor.
Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda (Vredespaleis) yerel saatle 10:00’da başlayacak duruşmanın ilk gününde, Güney Afrika, soykırım suçlamasına ilişkin savlarını sözlü olarak dile getirecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor. Yüksek Mahkeme öncelikli olarak bu talebi ele alacak.
Cuma günü de, İsrail, hakkındaki suçlamalara ilişkin sözlü savunma yapacak.
İsrail’in talebi üzerine bugün ve yarın yapılacak sözlü oturumlar, birer saat uzatıldı. Duruşmalar , iki gün boyunca 10:00 – 13:00 saatleri arasında görülecek ve Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden canlı olarak izlenebilecek.
Güney Afrika tarafından 29 Aralık’ta açılan davada, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin “soykırım niteliğinde” olduğu vurgulandı.
Dava dilekçesinde, İsrail’in “Gazze’deki Filistinlileri daha geniş bir ulusal, ırksal ve etnik grubun parçası olarak yok etmeye yönelik özel bir niyete” sahip olduğu savunuldu.
İsrail’in, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini belirten Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını istedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını kendi ülkesindeki “apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimiyle” kıyaslıyor.
Davaya yönelik merak edilen soruları ve cevaplarını derledik:
Davayı neden Güney Afrika açtı?
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını Güney Afrika’nın geçmişindeki apartheid rejimiyle karşılaştırarak Filistinlilere tam destek vermesinin ardından, her iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler askıya alındı.
Güney Afrika, Pretoria’daki İsrail Büyükelçiliği’ni kapattı.
Hem İsrail hem de Güney Afrika, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’nin imzacıları olduğu için, Cyril Ramaphosa yönetimi, dava konusunda inisiyatif aldı.
1948’de imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi, taraf ülkelere soykırım suçunu önleme ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor.
Güney Afrika yönetimi, bu sözleşmeden doğan yükümlülüğe dayanarak İsrail aleyhine soykırım suçlamasıyla dava açtı.
Dava neden Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı?
Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aksine, bireysel suçlar yerine sadece devletler arasındaki ihtilafları ele alıyor.
Bu nedenle dava Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı.
İsrail iddialara ilişkin ne diyor?
Duruşmada İsrail’i, eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak temsil edecek.
İsrail hükümeti, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin iddialarına sert bir dille karşı çıkıyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, sosyal medya platformu X aracılığıyla yaptığı açıklamada, “İsrail, Güney Afrika tarafından yayılan kan iftirasını ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusunu tiksintiyle reddediyor” dedi.
Sözcü Güney Afrika‘yı, “İsrail Devleti’nin yıkılması çağrısında bulunan bir terör örgütüyle işbirliği yapmakla” da suçladı.
Haiat, “Güney Afrika’nın iddiası hem fiili hem de hukuki dayanaktan yoksundur, ve Mahkeme’nin alçakça ve aşağılayıcı bir şekilde istismar edilmesini teşkil etmektedir” ifadesine yer verdi.
Güney Afrika’nın bu girişimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve diğer hükümet yetkilileri tarafından da tepkiyle karşılandı.
Duruşmalarda neler bekleniyor?
Bugün ve yarın tarafları dinleyecek olan Yüksek Mahkeme, öncelikli olarak Güney Afrika’nın, İsrail’in Gazze’deki askeri faaliyetlerini derhal durdurulması talebini ele alacak.
Mahkeme, sunulacak belgeler ışığında bu talebi kabul edebilir ya da yetkisizlik kararı verebilir.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin mahkemeye, İsrail’in soykırım suçu işlediğine ilişkin yeterli kanıtı sunması durumundaysa, uzun bir yargılama süreci başlayacak.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, soykırımın belirlenmesi karmaşık bir hukuki ve siyasi süreç gerektirdiği için, yargılama uzun zaman alabilecek.
Uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters’a göre, soykırımı kanıtlamak için yalnızca bir nüfus grubunun öldürülmesi değil, aynı zamanda bunun bir ırksal grubu tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik özel bir niyetle yapıldığının da kanıtlanması gerekiyor.
BM Sözleşmesi soykırımı nasıl tanımlıyor?
Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne göre, bir eylemin soykırım olarak kabul edilebilmesi için, şunları içermesi gerekiyor:
Uluslararası Adalet Divanı nedir?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Birleşmiş Milletlerin en yüksek yargı organı.
Mahkeme, Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Şartı ile kuruldu ve Nisan 1946’da faaliyetlerine başladı.
Yüksek Mahkeme, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi tarafından 9 yıllık bir süre için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Mahkemenin merkezi Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda bulunuyor.
Mahkemenin iki önemli işlevi var;
Birincisi, uluslararası hukuka uygun olarak, sözleşmeye taraf devletler tarafından sunulan hukuki ihtilafların çözümü konusunda karar almak.
Diğeri de, hukuki sorunlarla ilgili tavsiye niteliğinde görüşler bildirmek.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararlar bağlayıcı nitelikte ve soykırım suçları için zaman aşımı söz konusu değil.
Hamas’ın, 7 Ekim 2023’te İsrail’de düzenlediği saldırılarda 1200 kişiyi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi rehin almasının ardından başlayan savaş, Gazze’de insani felakete yol açtı.
Gazze’deki Hamas Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in düzenlediği hava ve kara saldırılarında çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
]]>
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Cumartesi günü Türkiye’den başladığı ve beş gün sürecek olan Orta Doğu turu kapsamında Pazar günü Ürdün ve Katar’ı ziyaret etti.
Bir araya geldiği Arap liderlere, Filistinlilerin Gazze’den zorla göç ettirilmesine karşı olduklarına dair güvence veren Blinken, “Filistinliler Gazze’den ayrılmaya zorlanamaz ve koşullar el verdiğinde evlerine geri dönmeleri sağlanmalı” dedi.
Blinken, Katar’da Emir Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile Başbakan ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdulrahman Al Sani ile görüştü.
Geçen hafta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen saldırıda Hamas’ın siyasi kanadının en üst düzey isimlerinden Salih Aruri’nin öldürülmesi sonrası bölgede tansiyon daha da yüksek. Saldırının İsrail tarafından yapıldığından şüpheleniliyor ancak İsrail’den bir açıklama gelmedi.
Katar Başbakanı Muhammed bin Abdulrahman Al Sani, Blinken’a, Aruri’nin öldürülmesinin “karmaşık süreci” etkilediğini söyledi.
“Bölgede gerginliğin çok yüksek olduğu bir andayız” diyen Blinken, bunun kolaylıkla “metastaz” yapabilecek, güvenlik sorununu ve “acıları” artırabilecek bir çatışma olduğunu ekledi.
ABD Dışişleri Bakanı, bazı İsrailli bakanların, Filistinlilerin Gazze dışına yerleştirilmesine yönelik açıklamalarını da kınadı.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich Filistinliler’in Gazze’yi terk etmesi çağrısı yapmış ve İsrail’in “çöle çiçek açtıracağını” iddia etmişti.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de krize “çözüm” olarak Gazzelilerin göçe teşvik edilmesi gerektiğini savunmuştu.
İsrail hükümetinin resmi duruşu ise Gazzelilerin sonunda evlerine dönmesi yönünde ancak bunun ne zaman ve hangi koşullarda olabileceğine yönelik bir plan henüz açıklanmadı.
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırıları sonrası İsrail’in Gazze’ye yönelik havadan ve karadan başlayan saldırılarda şu ana kadar çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 22 binden fazla Filistinli öldürüldü. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı son 24 saatte İsrail saldırılarında 100’den fazla kişinin daha hayatını kaybettiğini duyurdu.
Blinken Arap liderlerle görüşmelerinde, savaşta ölen masum kadın, erkek, çocuk Filistinli sayısının çok fazla olduğunu ve İsrailli yetkililere Gazzeli sivil ölümlerinin engellenmesinin zaruri olduğunu söyleyeceğini de belirtti.
Ürdün Kralı Abdullah da Blinken’dan, Washington’ın İsrail üzerindeki gücünü “acil ateşkes” için kullanmasını istedi.
Katar’ın ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne geçen Blinken, Pazartesi günü de Suudi Arabistan’ı ziyaret edecek. Ardından İsraile’e geçecek olan Blinken’ın Batı Şeria ve Mısır’ı da ziyaret etmesi planlanıyor.
Gazze’nin kuzeyindeki İsrail saldırısında ‘onlarca sivil öldü’
Öte yandan İsrail’in Gazze’ye yönelik yoğun saldırıları hafta sonu da devam etti.
Son 24 saatte İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Filistinli sayısının 100’den fazla olduğu bildiriliyor.
Gazze’nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampına düzenlenen İsrail hava saldırılarında çoğu çocuk ve kadın onlarca sivilin öldüğü aktarılıyor.
Üç uluslararası sağlık kuruluşu da, Gazze’nin en büyük hastanelerinden olan El Aksa Hastanesi’nden, çok tehlikeli olduğu için çekilmek zorunda kaldıklarını açıkladı. Bunlar arasında “Sınır Tanımayan Doktorlar” örgütü de bulunuyor.
]]>
Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Fatmanur Altun, “Gazze’ye bugün ellerini uzatanlar yarın coğrafyamızda daha büyük ameliyatlar yapmak istiyorlar. Hem de bu ameliyatları anestezisiz, kanlı bıçaklı yapmak istiyorlar.” dedi.
Türkiye Gençlik Vakfının (TÜGVA) öncülüğünde, Milli İrade Platformu tarafından 308 STK’nin katılımıyla Galata Köprüsü’nde düzenlenen “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet” etkinliğinde bazı katılımcılar konuşma yaptı.
TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Altun, konuşmasında, yeni yılın ilk sabahında bütün dünyaya ses vermek için bir araya geldiklerini söyledi.
Coşkulu kalabalığın tek yürek, tek ses, tek nefes olarak hakkı haykırdığını dile getiren Altun, “Bugün burada toplanan kalabalık, başkasının acısını duymakla, kardeşinin acısını duymakla sabahın erken saatlerinde buraya toplandı ve dünyaya haykırıyor. Artık soykırım bitsin, artık ateşkes bir an önce yapılsın. Artık Gazzeli kardeşlerimizin acısı bitsin. Gazze bir an önce ayağa kalksın.” diye konuştu.
Gazze’nin sadece Gazze’den ibaret olmadığına dikkati çeken Altun, şöyle devam etti:
“Gazze’ye bugün ellerini uzatanlar yarın coğrafyamızda daha büyük ameliyatlar yapmak istiyorlar. Hem de bu ameliyatları anestezisiz, kanlı bıçaklı yapmak istiyorlar. Bu ameliyatlar yaklaşık 200 yıldır coğrafyamızda sürüyor. Biz istiyoruz ki bu anestezisiz, kanlı bıçaklı ameliyatlar artık son bulsun. Biz istiyoruz ki yeni yılın ilk saatlerinde insanların uykuya dalacağını, tatlı uykularında uyuyacağını, sıcak yataklarından çıkmayacağını düşünenler işte insanların hallerini görsünler. Soğukta, sıcak yataklarından kalkıp ‘yeni yıl, tatil’ demeden burada bulunan insanların duygularını görsünler. Bu o kadar önemli bir buluşma ki. İsrail şu anda insanların unutacağına, insanların günlük hayatlarına dalacağına güveniyor. İnsanların gündeminden bu soykırımın düşeceğine inanıyor. Biz bakmazken insanları katletmeye devam edeceğine inanıyor. Ama biz burada diyoruz ki ‘Hayır, böyle bir şey olmayacak. Sen bizim bakmadığımızı düşündüğün zamanda biz daha çok bakacağız. Sen bizim gündemimizden düştüğünü düşündüğün sırada biz bunu daha çok gündem edeceğiz. Biz unutmayacağız, unutturmayacağız ve sesimizi asla kesmeyeceğiz, asla susmayacağız. Sabahın bu saatlerinde toplanan topluluk bütün dünyaya bunu haykırıyor. ve diyoruz ki Türkiye’den yılın ilk saatlerinde henüz seher saatlerinde tüm dünyaya yükselen mesaj işte bu.”
“Bu tepki çığ gibi büyüyecek”
Altun, Filistin’deki soykırımı da şehitlere uzanan kanlı elleri de hiçbir zaman unutmayacaklarını vurguladı.
Gündelik hayata dalmayacaklarını, Gazze’yi gündemlerinden düşürmeyeceklerini kaydeden Altun, “Bu tepki çığ gibi büyüyecek. Bu çığ, katilleri ve soykırımcıları ezip geçecek. Şu anda Filistin’deki, Gazze’deki kardeşlerimiz bize bakıyorlar ve bugün gördükleri manzaradan memnun olduklarına inanıyorum. İnşallah sözümüzle sesimizle elimizle bu katliamı durdurmayı Allah nasip etsin bizlere.” ifadelerini kullandı.
Gazze’deki katliamın 87. gününde olduğunun altını çizen Altun, insanların üzerine bombaların yağdığını, küçücük bedenlerin paramparça olduğunu, buna karşı dünya halklarının ayağa kalktığını anlattı.
Bu katliamı durdurabilecek devletlerin, hükümetlerin ve çıkarlarını savunan bazı aktörlerin eliyle bunun devam ettiğini belirten Altun, “Bu soykırım aslında dünya halkları vicdanında da hak ettiği yeri bulmuş vaziyette. İnsanlar seslerini her geçen gün daha fazla yükseltiyorlar. Her geçen gün tepki daha fazla büyüyor. Türkiye’nin yılın ilk saatlerinde bu tepkiyi göstermesi ise çok anlamlı. İstanbul’u, Türkiye’yi aşacak, bu ses tüm dünyaya ulaşacak. Tüm dünyaya mesajı vereceğiz. Tepki bitmiyor, sönümlenmiyor. Siz bunu bitirmediğiniz sürece biz daha yeni başlıyoruz. Bu da günün ilk saatinde tüm dünyaya verdiğimiz mesajdır. Bitirmediğiniz sürece daha da fazlası gelecek.” değerlendirmesini yaptı.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’a her zaman bizim davamıza sahip çıktığı için teşekkür ederim”
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, Kur’an-ı Kerim’de de yazıldığı gibi zulme karşı savaşanın her zaman zaferi kazanacağını söyledi.
Türk milletinin ve İstanbul’un evlatlarının, bu sabah katliamlara ve zulümlere karşı yürüyerek tavırlarını gösterdiğini dile getiren Mustafa, “Biz Filistinliler olarak kaybettiğimiz, sevdiğimiz insanlar için acı çekiyoruz. Biz çok üzülüyoruz ki Gazze şehrindeki her şeyi hedef alan bu zalimler, bizi davamızdan saptırtmak istiyorlar. Bütün bunlara rağmen biz davamızdan hiç sapmadık.” dedi.
Büyükelçi Mustafa, her zaman dini ve siyasi haklarının ebedi bir şekilde kalacağını, Kudüs ile Mescid-i Aksa’ya olan iman ve sevgilerinin hiçbir şekilde kırılmayacağını kaydetti.
Türk halkına davalarında birleştiği için teşekkür eden Mustafa, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a her zaman bizim davamıza sahip çıktığı için teşekkür ederim. Desteğiniz, duruşunuz, duygularınız, öfkeniz için teşekkür ederim. Allah, Gazze’yi korusun, Gazze halkı ve Türkiye halkı arasındaki muhabbeti ve sevgiyi daim etsin.” ifadelerini kullandı.
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Galata Köprüsü’nden muhteşem ve heybetli yürüyüşle Gazze’nin yanında olanlara selamlarını iletti.
Yalçın, “Başkasının yangınıyla evini ısıtanın, yemeğini pişirenin, yerleşimci adı altında işgalcileri götürüp Filistin’e yerleştirenlerin, ‘Ben İsrail’e ABD Dışişleri Bakanı olarak değil, bir Yahudi olarak geldim’ diyenin canı cehenneme.” ifadelerini kullandı.
“2024 umudun yılı olsun” diyerek ilk günde sabah saatlerinde burada buluşan Gazze ve Filistin yürekli İstanbul’un tüm haysiyetli insanlarına selamlarını ileten Yalçın, bu görüntünün son derece önemli olduğunu bildirdi.
“Filistin halkı vatanlarının bedelini kanlarıyla, canlarıyla ödemiştir.”
ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Genel Başkanı Abdullah Ceylan ise bir toprağı değerli kılan, onu vatan yapanın onun insanla kurduğu ilişkisi olduğunu söyledi.
Bir toprak parçasının üzerinde, gündüzünde alın teri, gecesinde gözyaşı ve şehitlerin kanı olduğunda onun vatan olabileceğine dikkati çeken Ceylan, şunları kaydetti:
“Bugün aynı ortak iki düşmanla mücadele eden dünyanın en büyük 2 terör örgütüne karşı mücadele eden milletimiz ve Filistin halkı vatanlarının bedelini kanlarıyla, canlarıyla ödemiştir. Buradan yeni yılın ilk seher vaktinde bebek katili, eli kanlı terörist Amerika ve onun maşası İsrail’e sesleniyoruz, ey katiller sürüsü, ellerini topraklarımızdan, masum bebeklerimizden, çocuklarımızdan, kadınlarımızdan, yaşlılarımızdan çekin. O kirli ellerinizi, okullarımızdan, hastanelerimizden, ibadethanelerimizden çekin. Yoksa yüzyıllardır o kirli ellerinizi kırdığımız gibi bugün de bu aziz millet sizlerin ellerini kıracaktır.”
İsrail’e boykota devam çağrısı
TÜGVA Başakşehir Teşkilatı Okul Başkanı Usame Zeyd Demir de platforma çıkarak, konuşma yaptı.
Demir, “Filistin’de, Gazze’de benim yaşımda arkadaşlarım, kardeşlerim öldürülürken biz burada nasıl sessiz kalabiliriz? Dünya buna nasıl sessiz? Her gece bomba sesleriyle, uçak sesleriyle çocuklar uyumaya çalışırken biz nasıl yatağımızda rahat yatabiliriz?” diyerek, İsrail’e boykotun devam etmesini istedi.
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, 2023’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerine eşlik etmesinin yanı sıra iklim değişikliğinden sıfır atığa, Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaralarının sarılmasından Filistin’de yaşanan insanlık dramına kadar birçok konuda çalışmalarda bulundu.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre Emine Erdoğan, 2023’te tüm ülkeyi yasa boğan 6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yaraların sarılması için yoğun çaba harcadı.
Gazze’de akan kanın durması için yurt içi ve yurt dışında yoğun bir insani yardım çalışması yürüten Emine Erdoğan, 2017’de başlattığı Sıfır Atık hareketinin küresel boyuta taşınması için de önemli adımlar attı.
Yıl boyunca depremzedeleri yalnız bırakmamaya özen gösterdi
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından afetzedelerin yanında yer alan, başta bebek ve çocuklar olmak üzere tüm vatandaşların ihtiyaçlarının karşılanması için yoğun çaba harcayan Emine Erdoğan, yıl boyunca da her fırsatta depremzedelerle bir araya gelerek onları yalnız bırakmamaya özen gösterdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deprem bölgesine gerçekleştirdiği ziyaretlere eşlik eden Emine Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Habitat İcra Direktörü Maimunah Mohd Sharif ile de bölgeye giderek, Gaziantep’in Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde incelemelerde bulundu.
Emine Erdoğan, depremden etkilenen tüm illeri ziyaret etmesinin yanı sıra evleri yıkıldığı için başta Ankara olmak üzere farklı şehirlerde yaşamlarını sürdüren depremzedelerle de sık sık bir araya geldi.
Ramazanın ilk iftarını da Malatyalı depremzede ailenin Ankara’daki yeni evinde yapan Emine Erdoğan, daha sonra Devlet Konukevi’ndeki iftar programında da birçok depremzede aile ile buluştu.
ABD’den Ukrayna’ya birçok ülke devlet ve hükümet başkanının eşi ve uluslararası kuruluşların temsilcilerinin taziye ve “geçmiş olsun” mesajlarını kabul eden Emine Erdoğan, pek çok lider eşiyle de telefonda görüştü.
BM Genel Kuruluna hitap eden ilk Türk lider eşi
Emine Erdoğan, 2023’te de geçmiş yıllarda olduğu gibi yurt içi ve yurt dışında sıfır atık konusundaki çalışmalarını aralıksız sürdürdü.
BM Genel Kurulu kararıyla 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edilmesinde öncü rol oynayan Emine Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in özel davetiyle 2023’te ilki düzenlenen 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü etkinliklerine ve BM özel oturumuna katılmak üzere New York’a gitti.
Burada Genel Sekreter Guterres’le bir araya gelen Emine Erdoğan, BM 77. Genel Kurul Başkanı tarafından düzenlenen, “sıfır atık” konulu, eş sunucu 105 ülkenin yer aldığı özel oturumda katılımcılara hitap etti. Emine Erdoğan, hitabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür ve daha adil bir dünya mümkündür.” sözlerini bir kez daha BM Genel Kurul Salonu’nda uluslararası kamuoyuna hatırlattı.
BM Genel Kuruluna hitap eden ilk Türk Cumhurbaşkanı eşi olan Emine Erdoğan’a, BM Genel Sekreteri Guterres tarafından da sıfır atık bağlamında kurulacak Danışma Kurulu’nun başkanlığı teklif edildi.
Emine Erdoğan, New York temasları kapsamında Azerbaycan Milli Meclis Başkanı Sahibe Gafarova, Uluslararası Göç Örgütü Genel Direktörü Antonio Vitorino, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in eşi Tamara Vucic, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Catherine Russell ile de görüştü.
Emine Erdoğan, BM Sıfır Atık Danışma Kurulunun ilk toplantısına başkanlık etti
BM Genel Kurulu hitabının ardından BM Sıfır Atık Danışma Kurulu Başkanı olmayı kabul eden Emine Erdoğan, kurulun 27 Temmuz’da tanışma amaçlı gerçekleştirilen çevrim içi toplantısına da başkanlık etti.
Erdoğan, bu toplantıda Sıfır Atık Hareketi için küresel çağrıda bulunarak, “Temizlemekten ziyade kirletmemeyi esas almalı, atık üretmeyen bir yaşam modelini tüm dünyada yaygınlaştırmalıyız.” mesajını verdi.
BM Dünya Şehirler Günü
Sıfır Atık Danışma Kurulunun tanışma toplantısındaki hitabında Danışma Kurulunun ve 3 senelik görev süresinin hayırlı olmasını dileyen Emine Erdoğan, Birleşmiş Milletler İnsani Yerleşim Programı UN-Habitat tarafından her yıl farklı bir kentte kutlanan 31 Ekim Dünya Şehirler Günü etkinliğinin, bu yıl Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayesinde İstanbul’da Üsküdar Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleşeceğini ifade etti. Erdoğan, Dünya Şehirler Günü vesilesiyle Danışma Kurulunun ilk resmi toplantısının İstanbul’da yapılacağını da duyurarak kurul üyelerini İstanbul’a davet etti
Emine Erdoğan, “Herkes için sürdürülebilir kentsel geleceğin finansmanı” temasıyla düzenlenen “Dünya Şehirler Günü” programındaki hitabında, Sıfır Atık Projesi ile edinilen kazanımları her düzeyde güçlendirmek amacıyla Sıfır Atık Vakfı kurulduğunu bildirerek, “Vakıf, yerelde atıksız yaşam biçimini yerleştirmeyi, uluslararası boyutta da uygulamanın teşvikini sağlamayı hedefliyor. Vakfımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, başarılı çalışmalara imza atmasını canıgönülden temenni ediyorum.” dedi.
BM Sıfır Atık Danışma Kurulu ise 1 Kasım 2023’te İstanbul’da Vahdettin Köşkü’nde ilk resmi toplantıda bir araya geldi.
BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan, kurul işbirliğinde başarılı sıfır atık hikayelerini taltif için küresel bir Sıfır Atık Ödülleri’nin tertip edilmesi üzerine çalışmaları gerektiğini belirterek, söz konusu ödüllerin, halihazırda var olan başarı hikayelerini dünyaya tanıtırken, yeni girişimlerin oluşmasına da kayda değer katkı sağlayacağını vurguladı.
Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’na ilk imza atıldı
BM 78. Genel Kurul toplantıları kapsamında 17 Eylül’de New York’a yeniden giden Emine Erdoğan, Sıfır Atık Projesi’nin küreselleşmesine atılan ilk adım başta olmak üzere birçok konuda girişimlerde bulundu.
Erdoğan’ın öncülüğünde, Türkevi’nde “Küresel Sıfır Atık Hareketine Doğru” etkinliği kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılımıyla imza töreni düzenlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan’ın önderlik ettiği Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’na ilk imzayı attı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ilk imzası ile açılan “https://zerowastecommitment.com” internet sitesi halihazırda bugün 73 ülkeden 10 binin üzerinde sıfır atık gönüllüsünün de iyi niyet beyanını imzaladığı ve her geçen gün dünyanın dört bir yanında katılan kişi sayısının arttığı bir mecra haline geldi.
Türkevi’nde, devlet başkanı eşleri, BM’nin üst düzey yöneticileri, diğer ülke diplomatlarının hazır bulunduğu programda, “Küresel Sıfır Atık Hareketine Doğru” isimli etkinlikte konuşan Emine Erdoğan, “İnsanlık ailesini, Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzalayarak yarın değil, bugünden değişimin bir parçası olmaya davet ediyorum. Bugün, ülkemde ektiğimiz sıfır atık tohumunun gölgesinin, dünyayı ferahlatacak bir çınara dönüşmesine tanıklık ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Programa katılan Surinam, Bosna Hersek, Seyşeller, Sırbistan, Bulgaristan, Litvanya, Zimbabve ve Sierra Leone liderlerinin eşleri de Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzalayarak, sıfır atık gönüllüsü oldu. 2023 yılında Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’na imza atarak Sıfır Atık gönüllüsü olan lider eşi ve uluslararası temsilcilerin sayısı 40’ı aştı.
New York’ta çocuğa yönelik şiddetin engellenmesi için “güç birliği yapma” çağrısı yaptı
BM 78. Genel Kurul toplantıları kapsamında Emine Erdoğan, Sierra Leone Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın eşi Fatima Maada Bio’nun ev sahipliğinde BM’de düzenlenen ve kendisinin özel davetli olarak katıldığı “Şiddetin Önlenmesi ve İyileşme Günü” etkinliğinde, çocuğa yönelik şiddetin engellenmesi için “güç birliği yapma” çağrısında bulundu.
Emine Erdoğan, Türk kültürünü New York Türkevi’nde tanıtma misyonuyla Anadolu’nun en eski dokuma ürünlerini, misafir ettiği devlet başkanları eşlerine tanıttı.
ABD Başkanı Joe Biden’ın eşi Jill Biden’ın ev sahipliğinde lider eşleriyle bir araya gelen Emine Erdoğan, Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun eşi Veronica Alcocer Garcia ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani’nin annesi Şeyha Moza bint Nasır’la da görüştü.
“Su Verimliliği Seferberliği”
Yurt içinde de birçok sosyal sorumluluk projesini himaye eden Emine Erdoğan, projelerin ilk adımını düzenlenen tanıtım toplantılarıyla yaptı.
Bu kapsamda Emine Erdoğan’ın himayesi, Tarım ve Orman Bakanlığının koordinasyonunda “Su Verimliliği Seferberliği” başlatıldı. Projenin tanıtım toplantısında konuşan Emine Erdoğan, “Gelecek nesillerimizin bir bardak suya muhtaç kalmaması için bugünden çalışan bütün duyarlı insanlarımıza çağrıda bulunuyorum, Türkiye Yüzyılı’na bir damla da siz olun.” mesajını verdi.
Gazze için somut adım çağrısı
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı ilk günlerden itibaren mesaisinin büyük bir bölümünde Gazze’de akan kanın durması için çaba harcayan Emine Erdoğan, uluslararası toplumu “Gazze için somut adım atmaya” çağırdı.
Bu çağrısını sosyal medya hesabından Türkçe, İngilizce ve Arapça açıklamalarla duyuran Emine Erdoğan, Ürdün Kraliçesi Rania el Abdullah ve Katar Emiri’nin annesi Şeyha Moza bint Nasır’ın da aralarında bulunduğu birçok ülkenin lider eşi ile Gazze’ye yönelik saldırılar ve yaşanan sürece ilişkin telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.
“Filistin İçin Tek Yürek” Zirvesi
Emine Erdoğan, 15 Kasım’da Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde, ev sahipliğini yaptığı, 15 ülkeden devlet ve hükümet başkanlarının eşleri ile özel temsilcilerin bizzat, 3 ülke lider eşinin de video mesajlı ile katılımıyla düzenlenen “Filistin İçin Tek Yürek” temalı zirvede konuklara hitap etti.
Gazze’nin bugün artık meçhul çocuklar şehri olduğunu belirten Emine Erdoğan, “Bir anne, bir kadın, bir insan olarak böyle kirli bir mirası hesabı görülmeden sonraki nesillere devretmeyi reddediyorum. İsrail devletinin ilgili bütün mensuplarının, işledikleri tüm savaş suçları sebebiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalarını talep ediyorum.” dedi.
“Filistin İçin Tek Yürek Zirvesi” kapsamında hazırlanan ve Emine Erdoğan tarafından okunan ortak çağrı metninde, “Devlet ve hükümet başkanlarının eşleri ve ülke temsilcileri olarak tüm dünyaya, Gazze’de süren katliamları durdurmak için derhal ve topyekun harekete geçilmesi, Gazze’de okul, hastane ve diğer tıbbi tesisler, mülteci kampları, Birleşmiş Milletler tesisleri ve ibadethaneler dahil tüm sivil yerleşim yerlerini hedef alan İsrail saldırılarının derhal durdurulması, bu doğrultuda çatışmalara son verecek bir ateşkesin acilen tesisi çağrısında bulunuyoruz.” ifadelerine yer verildi.
Emine Erdoğan, zirvenin ardından oluşturulan eylem planlarına ilişkin olarak da Doha’da, Katar Vakfı Başkanı Şeyha Moza ile Filistin İçin Tek Yürek Zirvesi İnisiyatif Hareketi’nin devamı niteliğindeki eylem planlarını görüştü. Yine bu inisiyatif hareketinin devamı niteliğinde İstanbul Taksim Meydanı’nda açılan “Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar” sergisini ziyaret etti.
Emine Erdoğan’ın, öncülüğünde “Uzat Elini Ey İnsanlık” sloganıyla 2009’da düzenlenen zirvedeki hitabında göz yaşı dökerek yaptığı barış çağrısını televizyondan izleyen Gazzeli Maysa Yousuf’un, “Sayın Hanımefendi, göz yaşlarınız bize ulaştı.” notuyla Emine Erdoğan’ı resmettiği portre de sergide dikkati çekti.
“Türkiye Yüzyılı hepimize kutlu olsun”
Emine Erdoğan, bu yıl mayıs ayında ikinci turda sonuçlanan seçim öncesi birçok yurt içi mitingde ve yurt dışı ziyaretlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşlik etti.
İkinci turda sonuçlanan seçimin ardından, “İlk günkü aşkla bir ve beraber olmaya devam edecek, Türkiye Yüzyılı idealimize 85 milyon, tek yürek olarak ulaşacağız. Bu yolda desteğini ve emeğini esirgemeyen yol arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Türkiye Yüzyılı hepimize kutlu olsun.” açıklamasında bulundu.
Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni’nde de yalnız bırakmadı.
Emine Erdoğan, 2023’te ayrıca, Cumhuriyetin 100. yılı, Kiev Lider Eşleri Zirvesi, Yüzyılın Anıları Geçmişten Günümüze Kültürel Diplomasi, Koruyucu Aile Günü, İlk Togg T10X Teslim Töreni, Sürdürülebilir Yüzyıl Zirvesi Ödül Töreni, Esenler Şule Yüksel Şenler Hanımlar Konağı Açılış Töreni, TİKAD Dünyaya Yön Veren Kadınlar, Gönül Elçileri, BM-Habitat 31 Ekim Dünya Şehirler Günü, Çocuklar ve Gençler İş Başında – Orta Asya’da İklim Değişikliği, Sosyal Refahın Adil Dağılımı programları gibi yurt içi ve yurt dışında birçok toplantıya da katıldı.
]]>
İsrail ordusu, yoğun bombardıman altında tuttuğu Gazze Şeridi’nde 5 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıkladı. İsrail askerlerinin, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya bölgesinde bir tünel içerisinde 5 İsrailli esirin cesedine ulaştığını ve cesetleri buradan çıkardığını söyledi.
5 İSRAİLLİNİN CESEDİ BULUNDU
Gazze’de saldırılarını sürdüren İsrail, katliamın bedelini ağır ödüyor. İsrail ordusu, yoğun bombardıman altında tuttuğu Gazze Şeridi’nde 5 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıkladı. İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, Tel Aviv’deki Savunma Bakanlığında düzenlediği basın toplantısında konuya ilişkin bilgi verdi.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari,“CAN KAYBI VERMEDEN HAMAS’I YOK ETMEK MÜMKÜN DEĞİL”
Hagari, İsrail askerlerinin, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya bölgesinde bir tünel içerisinde 5 İsrailli esirin cesedine ulaştığını ve cesetleri buradan çıkardığını söyledi. Ordunun, Gazze’nin güneyindeki Han Yunus kentini kontrol altına almak için buradaki kara “operasyonlarını” genişletmeyi planladığını kaydeden Hagari, bunun vakit alacağını zira Gazze’deki kara harekatının karmaşık ve kompleks bir harekat olduğunu kaydetti. Hagari, “Can kaybı vermeden Hamas’ı yok etmek mümkün değil.” dedi.
“BİZİ BURADAN KURTARIN” DİYE NETANYAHU’YA SESLENMİŞLERDİ
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları sözcüsü Ebu Ubeyde dün, İsrail’in bombardımanı sonucu 5 esirden sorumlu olan grupla bağlantının kesildiğini, bu kişiler arasında 18 Aralık’ta İsrail hükümetine görüntülü mesaj göndererek “bizi buradan kurtarın” çağrısında bulunan 3 yaşlı esirin de bulunduğunu ifade etmişti. Ebu Ubeyde, bombardıman nedeniyle esirlerin öldüğünü tahmin ettiklerini dile getirmişti.

Hamas Telegram hesabından 18 Aralık’ta, 79, 80 ve 84 yaşlarındaki 3 İsrailli esirin, Netanyahu hükümetine hava saldırılarını durdurma çağrısı yaptıkları görüntülü mesajı paylaşmıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı, İsrail’in “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken İsrail ordusu da Gazze Şeridi’ne yoğun bombardıman başlattı. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

CAN KAYBI 20 BİNİ AŞTI
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 8 bin 200’ü çocuk, 6 bin 200’ü kadın olmak üzere, 20 bin 424 Filistinli öldürüldü, 54 bin 36 kişi de yaralandı. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 153’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 486 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım’da 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani arada” 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 303 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 26 Lübnanlı sivil, 124 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 7 İsrail askeri öldü.

İsrail’in Haaretz gazetesi, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde 20 bin Filistinlinin hayatını kaybettiği ve sivillere yönelik “görülmemiş zarar verildiği” belirtilerek, Gazze’deki “toplu katliamın durdurulması” yönünde çağrı yaptı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yüklenen gazete yazıda, “Devam eden kitlesel saldırı, rehineler konusunda sonuç vermedi, sadece serbest bırakılmaları için müzakerelerin durmasına yol açtı.” ifadelerine yer verdi.

HAARETZ: GAZZE HALKININ YÜZDE 1’İ ÖLDÜRÜLDÜ
Haaretz’te yayımlanan “Gazze’deki toplu katliamı durdurun” başlıklı editöryal yazıda, Gazze’deki Sağlık Bakanlığına göre, bölge halkının yüzde 1’inin öldürüldüğü ve can kayıplarının üçte ikisinin kadın ve çocuklardan oluştuğu, bunun yanı sıra bombalanan binaların enkazında kalan ve kaybolan çok sayıda insanın da bulunduğu aktarıldı.
“SİVİLLERE GÖRÜLMEMİŞ ZARAR VERİLİYOR”
Bölgedeki can kayıplarının Gazze’deki Sağlık Bakanlığının verilerine dayanarak belirlendiği ve İsrail’in bu konuda karşı bir açıklamada bulunmadığı belirtilen yazıda, “Bu durum, ilgisiz (masum) sivillere görülmemiş zarar verildiğini gösteriyor.” ifadelerine yer verildi.

“HAMAS VE SİVİLLER ARASINDA KESKİN BİR AYRIM YAPILMALI”
Yazıda, ABD’nin New York Times gazetesinin araştırmasına atıf yapılarak, “ABD’nin Irak, Afganistan ve Suriye savaşından daha hızlı bir şekilde sivillerin öldürüldüğü” ve “hükümet ile ordunun güvenli alan olarak açıklamasına rağmen, İsrail’in Gazze’nin güneyini 1 ton ağırlığındaki bombalarla en az 200 kez vurduğu” kaydedildi. Hamas ve siviller arasında “keskin bir ayrım yapılması gerektiği” vurgulanan yazıda, İsrailli 129 esirin halen Gazze’de tutulduğu hatırlatıldı.
NETANYAHU’YA “ESİR TAKASI” ELEŞTİRİSİ
İsrail’in esirler konusuna öncelik vermesi istenen yazıda, İsrail hükümetinin “rehineler için anlaşma konusunda bedel ödemek için ateşkes yaptığı gün sayısını artırması ve Filistinli mahkumları serbest bırakması” gerektiğinin altı çizildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yaov Gallant’ın “askeri baskının Hamas’ı taleplerini yumuşatarak rehinelerin dönüşünü sağlayacağı” konusunda defalarca açıklama yaptığı, ancak “umdukları gibi olmadığı” ifade edildi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu“KİTLESEL SALDIRILAR, REHİNELER KONUSUNDA SONUÇ VERMEDİ”
Yazıda, “Devam eden kitlesel saldırı, rehineler konusunda sonuç vermedi, sadece serbest bırakılmaları için müzakerelerin durmasına yol açtı. Rehinelerin eve dönmesi savaşın en önemli hedeflerinden birisi. Hükümet, açıkça veya zımnen rehineleri terk etmeye zorlayamaz.” görüşlerine yer verildi.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı, İsrail’in “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken İsrail ordusu da Gazze Şeridi’ne yoğun bombardıman başlattı. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

CAN KAYBI 20 BİNİ AŞTI
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 8 bin 200’ü çocuk, 6 bin 200’ü kadın olmak üzere, 20 bin 424 Filistinli öldürüldü, 54 bin 36 kişi de yaralandı. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 153’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 486 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım’da 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani arada” 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 303 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 26 Lübnanlı sivil, 124 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 7 İsrail askeri öldü.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısı 20 bin 57’ye yükseldi, 53 bin 320 kişi yaralandı.
SİVİLLERİN SIĞINDIĞI NOKTALARI BOMBALIYORLAR
İsrail güçleri dün akşam da havadan ve karadan, Gazze Şeridi’ndeki Cibalya Mülteci Kampı, Refah ve Han Yunus kentlerinin de aralarında olduğu birçok sivil yerleşim alanını bombaladı. AA’nın Filistin resmi ajansı WAFA’ya dayandırdığı habere göre, Han Yunus kentine düzenlenen saldırılarda en az 6 kişi hayatını kaybetti, bazı kişiler de yaralandı. Ölenlerin cenazeleri ve yaralılar kentteki Nasır Hastanesi’ne nakledildi.

İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’nin orta kesimlerindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda Filistinlilerin evlerini bombalaması sonucu ölen ve yaralananlar oldu. İsrail’in, Gazze’nin kuzeyinde Cibalya Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırılarda ise çoğu çocuk en az 9 kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi de yaralandı. Hayatını kaybedenler arasında anne ve 5 kız çocuğunun bulunduğu öğrenildi. İsrail savaş uçaklarının Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentine düzenlediği saldırılarda da biri çocuk en az 3 kişi öldü. Saldırıda yaralananlar da oldu. Filistin Kızılayı, Cibalya kenti en-Nezle bölgesinde bir evin bombalanması sonucu çok sayıda ölü ve yaralının varlığına ilişkin onlarca çağrı aldığını ancak hiçbir ambulans veya kurtarma ekibinin onlara ulaşamadığını söyledi.
RİMAL MAHALLESİNİ HAVAYA UÇURDULAR
İsrail güçlerinin, Gazze’nin kuzeyindeki Gazze’nin Er-Rimal Mahallesi’nde hükümete ve Hamas’a ait kurumların ve onlarca binanın olduğu bir bölgenin neredeyse tamamını bombalayarak yıktı. Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, İsrail ordusu, Hamas’a ait kurumların ve onlarca binanın yer aldığı bölgeyi bombaladı. Saldırılar nedeniyle bölgedeki binaların neredeyse tamamının yıkıldığı, patlama seslerinin yanı sıra bölgeden siyah dumanlar yükseldiği ifade edildi. Saldırının düzenlendiği “Filistin Camisi Meydanı” adıyla bilinen bölgede, hükümete ve Hamas’a ait kurumlar, onlarca bina ve yüzlerce konut yer alıyordu.

CAN KAYBI 20 BİNİ AŞTI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim’de kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 8 bini çocuk, 6 bin 200’ü kadın olmak üzere, 20 binden fazla Filistinli öldürüldü, 52 bin 320 kişi de yaralandı. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 137’si karadan işgal sürecinde olmak üzere 469 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

7 GÜNLÜK İNSANİ ARADA ESİR TAKASI YAPILMIŞTI
Çatışmalara 24 Kasım’da 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 304 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 26 Lübnanlı sivil, 118 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 6 İsrail askeri öldü. Gazze’de silah zoruyla abluka altında yerinden edilen 1,9 milyon Filistinli, barınma, gıda, temiz su, ilaç ve sağlık hizmetlerinden yoksun şekilde yaşam mücadelesi veriyor.
]]>
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, belediye başkan adaylarının açıklanacağı tarihe ilişkin, “Ay sonu itibarıyla söylenmişti ama biraz esneyebilir bu. Çünkü teşkilatlarımız buraya geliyor, istişareleri yapıyoruz. Dolayısıyla takvimde bir esneme olabilir. Vaktimiz var, acelemiz yok.” dedi.
Çelik, AK Parti Genel Merkezi önünde gazetecilere açıklamalarda bulundu, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu hafta parti genel merkezinde yoğun bir mesaisinin olduğunu ifade eden Çelik, yerel seçimlere hazırlık anlamında teşkilatların davet edildiğini, istişarelerin yapıldığını söyledi.
Teşkilatlar vasıtasıyla illerdeki vatandaşların politikalara ilişkin değerlendirmeleri ve taleplerinin ele alındığını belirten Çelik, seçimlerden Cumhur İttifakı’nın en güçlü şekilde çıkması için çalışmaların her boyutuyla değerlendirildiğini ifade etti.
Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında şu ana kadar Ankara, Adana, İzmir, İstanbul, Balıkesir, Samsun, Bursa, Denizli, Kayseri, Kocaeli, Sakarya, Gaziantep, Ordu, Malatya ve Trabzon illerinde temayül çalışmalarının tamamlandığını aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın takdirlerine bağlı olarak diğer illerle de önümüzdeki günlerde bu çalışmaların devam edeceğini vurgulayan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Teşkilat Başkanlığımız, arkadaşlarımızı Cumhurbaşkanımızın takvimine göre buraya davet ediyorlar ve derinlemesine bir istişare gerçekleşiyor. Teşkilatlarımızın güçlü bir şekilde seçimlere hazırlandığını ve bu seçimlerden Cumhur İttifakı’nın en güçlü şekilde çıkması için illerde Cumhur İttifakı’nın birlik ve beraberliğini koruyacak şekilde çalışmalarını, temaslarını sürdürdüklerini değerlendiriyoruz. Genel seçimlerden sonra bu yerel seçimleri, bütün bu başarıların tamamlanması, taçlanması bakımından bunu son derece önemli görüyoruz. Türkiye’nin bu seçimden sonra da çok önemli gündemleri olacak. Bütün o gündemlere, bu büyük başarıya imza atmış olarak devam ediyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze temasları devam ediyor
Sözcü Çelik, bütün bu yoğunluk içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış siyasetle ilgili en önemli gündem maddesinin Gazze olduğunu dile getirdi.
Erdoğan’ın Gazze ile ilgili temaslarını sürdürdüğünü, yapılan temasların basın mensuplarıyla paylaşıldığını ifade eden Çelik, “Gazze’deki bu insanlık dışı durumun sona ermesi, iki devletli çözüme giden yolun açılması aynı zamanda da Gazze’de bu soykırıma imza atanların cezalandırılması yönündeki siyasi iradesini devam ettirerek uluslararası düzeydeki temaslarına devam ediyor. Cumhurbaşkanımızın aldığı bu inisiyatif çerçevesinde bütün bu görüştüğü devlet başkanlarıyla yakın istişaresi devam edecek. Gazze’deki bu insanlık dışı durumun sona erdirilmesi ve sorumluların cezalandırılması yönündeki diplomasi devam edecek. Esas olan bütün bu insanlık dışı durum sona erdikten sonra iki devletli çözüme giden yolun açılması.”
Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın depremin yaşandığı illerle ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yaptığı çalışmaları yakından takip ettiğini, cumartesi günü depreme hazırlıkla ilgili İstanbul’da bir toplantı gerçekleştirileceğini bildirdi.
“Seçim beyannamesiyle ilgili çalışmalarımızı devam ettiriyoruz”
Belediye başkan adaylarının ne zaman açıklanacağına ilişkin soru üzerine Çelik, şunları söyledi:
“Ay sonu itibarıyla söylenmişti ama biraz esneyebilir bu. Çünkü teşkilatlarımız buraya geliyor, istişareleri yapıyoruz. Dolayısıyla takvimde bir esneme olabilir. Vaktimiz var, acelemiz yok. Önemli olan seçimlere rahat bir şekilde hazırlanabilecek şekilde bütün bu istişarelerin en derin istişare anlamında yapılması. Biz her seçimde seçim beyannamesi hazırlıyoruz. Seçim beyannamesiyle ilgili çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Seçimde yaptığımız bütün faaliyetlerle ilgili farklı birimlerimiz üzerlerine düşen faaliyetleri yapmaya devam ediyor.”
(Sürecek)
]]>