MADRİD, 11 Aralık (Xinhua) — Hollanda merkezli çok uluslu otomotiv şirketi Stellantis ve Çinli batarya üreticisi CATL, İspanya’da büyük ölçekli lityum demir fosfat (LFP) batarya tesisi kurmak üzere ortak girişim oluşturacak. Şirketlerin salı günü yaptıkları açıklamada tesise 4,1 milyar euroya (4,31 milyar ABD doları) varan yatırım yapma konusunda anlaşma yapıldığı duyuruldu.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez sosyal medyada paylaştığı mesajında anlaşmadan duyduğu “büyük memnuniyeti” ifade ederek, Stellantis ve CATL’ye İspanya’ya olan bağlılıkları ve “karbondan arındırılmış bir geleceğe ivme kazandırmada” ülkeye verdikleri güçlü destek için teşekkür etti.
İspanya hükümeti sözcüsü Pilar Alegria da salı günü basına yaptığı açıklamada anlaşmayı överek, yaratacağı “yatırım, para ve istihdamı” vurguladı.
CATL’nin açıklamasına göre tamamen karbon nötr olacak şekilde tasarlanan ortak girişimin hisseleri yarı yarıya olacak ve girişim, birkaç aşama ve yatırım planıyla hayata geçirilecek.
Çinli şirketin internet sitesinde yayımlanan basın açıklamasında, “İspanya’nın Zaragoza kentinde bulunan Stellantis yerleşkesinde 2026 yılı sonuna kadar üretime başlaması hedeflenen tesis, Avrupa elektrik piyasasının gelişimine ve İspanya ve Avrupa Birliği’ndeki yetkililerin desteğinin devamına bağlı olarak 50 gigavat-saat kapasiteye ulaşabilir” ifadeleri kullanıldı.
CATL Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Zeng Yuqun, “Ortak girişim, Stellantis ile işbirliğimizi yeni bir boyuta taşıdı. En ileri batarya teknolojimiz ve üstün operasyon bilgi birikimimiz, Stellantis’in Zaragoza’da yerel işletme yürütme konusundaki onlarca yıllık deneyimiyle birleştiğinde sektörde büyük bir başarı hikayesi yaratacağına inanıyorum” dedi.
Anlaşmanın öncesinde Sanchez, pazartesi günü İspanyol hükümeti ve Zeng ve CATL’den diğer temsilcilerle bir araya gelmişti. İspanyol hükümeti, otomobil sektöründeki yeniden sanayileştirmeye destek olarak 5,5 milyar euronun üzerinde kamu fonu taahhüdünde bulundu.
An itibarıyla CATL’nin Almanya ve Macaristan’da faaliyette olan iki fabrikası bulunuyor. İspanya’daki yeni tesis, şirketin Avrupa ve küresel pazarda elektrikli ulaşım ve enerji dönüşümü çabalarını ilerletme konusundaki kararlılığını sergiliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>???????Rosatom’dan yapılan açıklamaya göre, şirket, nükleer farkındalığı küresel düzeyde artırmak amacıyla aralarında Türkiye’nin de olduğu 100 ülkede Global Atomic Quiz ve belgesel gösterimi etkinlikleri düzenledi.
Dünya Bilim Günü kapsamında yapılan Atomic Quiz’e 25 bin kişi katılırken, Türkiye katılan ülkeler arasında katılımcı sayısı ve ilgi düzeyi açısından 3’üncü sırada yer aldı. Rosatom’un, Türkiye’de düzenlediği etkinlik kapsamında Hacettepe Üniversitesi, Sinop Üniversitesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ve Tarsus Üniversitesi olmak üzere 4 üniversitede öğrencilerle bir araya gelindi. Üniversitelerde dünyaca ünlü yönetmen Oliver Stone’un “Nuclear Now” belgesel gösterimi ile akademisyen ve uzmanların katılımıyla söyleşiler yapıldı.
Hacettepe Üniversitesi
Hacettepe Üniversitesi’nde çoğunluğu geleceğin nükleer enerji mühendislerinden oluşan 150’den fazla öğrenci, Atomic Quiz’de yer alan farklı zorluk ve kategorilerdeki 25 soruyu yanıtladı. Nükleer enerji hakkındaki bilgilerini test etmelerinin yanı sıra yeni şeyler öğrenmelerine olanak sağlayan testi çözen öğrenciler, etkinlik kapsamında soruların doğru yanıtları üzerine tartışma fırsatı da buldu.
Nükleer İletişim Uzmanı ve Nükleer Sanayi Derneği (NIATR) Yönetim Kurulu Üyesi Nesrin Sevimli moderatörlüğünde öğrencilerle buluşan Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şule Ergün, Atomic Quiz’de yer alan soruların doğru yanıtlarını nedenleri ve ayrıntılı açıklamalarıyla katılımcılara aktardı. Öğrenciler, Ergün’ün anlatımıyla hem nükleer enerji hakkında yeni şeyler öğrenme hem de kendi yanıtlarını değerlendirme fırsatı buldu.
Tarsus Üniversitesi
Tarsus Üniversitesi’nde farklı mühendislik fakültelerinden 110’u aşkın öğrenciyi bir araya getiren etkinlik çerçevesinde öğrenciler Atomic Quiz’de yer alan soruları yanıtladı. Rektör Vekili Prof. Dr. Ali Özen, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Deran ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman Murat Özkendir’in de katıldığı etkinlikte soruları cevaplayan öğrenciler, yanıtlarının doğruluğunu Akkuyu Nükleer AŞ Ticari Operatörler Grubu Baş Uzmanı Ahmet Yasin Öner’le değerlendirme fırsatı buldu. Öner, bazı sorular için detaylı açıklamalar yaptı.
NIATR Yönetim Kurulu Üyesi Sevimli’nin yönettiği söyleşide, Türkiye ve Rusya arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya’da eğitimlerini tamamlayarak Akkuyu’da görev yapan Türk mühendisler arasında yer alan Öner, Türkiye’nin ilk nükleer santrali Akkuyu projesi hakkında da bilgi ve deneyimlerini paylaştı.
Panelin ardından Tarsus Üniversitesi öğrencileri de nükleer enerjinin dünyadaki yolculuğunu benzersiz bir şekilde aktaran Nuclear Now belgeselini izledi.
Sinop Üniversitesi
Hacettepe Üniversitesi’nden sonra Türkiye’nin ikinci Nükleer Enerji Mühendisliği Bölümü’ne ev sahipliği yapan Sinop Üniversitesi’nde düzenlenen etkinliğe 80’e yakın öğrenci katıldı. Etkinliğe, Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Rıza Bayrak ve Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Meryem Seferinoğlu’nun da aralarında olduğu pek çok öğretim görevlisi de katıldı. Etkinlikte belgesel gösteriminden önce Seferinoğlu ve Öner’in katılımıyla söyleşi yapıldı.
Öğrencilerle Akkuyu NGS’de görev yapmak için Rusya’da aldığı eğitimin ayrıntılarını paylaşan Öner, kendisiyle aynı yolu izlemek isteyen öğrencilere deneyimlerini aktardı.
Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Nuclear Now belgeselinin gösterildiği ve söyleşi yapılan bir diğer durak oldu. Belgesel, İletişim Fakültesi öğrencileri ve öğretim üyeleri tarafından büyük ilgiyle izlendi. Belgeselin ardından Ergün, katılımcılara nükleer enerji hakkında bilgi verdi, soruları yanıtladı. Ergün, geleceğin iletişimcileri, gazetecileri ve sinemacıları tarafından ilgiyle dinlendi.
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Güven Akdoğan da belgeseli sinematografik açıdan ele aldı ve Stone’un belgeselciliği hakkında bilgi verdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Rosatom Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktörü ve Bölge Başkan Yardımcısı Alexander Voronkov, yönetmenin karmaşık bir konuyu basit bir dil kullanarak ele aldığını, böylece izleyici ile kolayca iletişim kurduğuğunu belirterek, “‘Nuclear Now’ hem nükleer enerjinin günümüzde geldiği noktayı göstermeyi vadediyor hem de insanlığın nükleer enerjiye ihtiyacı olduğuna dair bir eylem çağrısında bulunuyor. ‘Yeniden düşünme vakti’ sloganı, izleyicileri, özellikle günümüzün çevresel zorlukları ve aşırı enerji tüketimi bağlamında, nükleer enerjiyi temiz bir enerji alternatifi olarak yeniden düşünmeye teşvik ediyor. İzleyicilerin belgeseli izledikten sonra bu bakış açısını benimseyeceklerini umuyorum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RUSYA Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom tarafından Mersin’de inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinde yer alan Bayramoğlu Endüstriyel Çelik’in Yönetim Kurulu Başkanı Burak Çeliktaş, proje sayesinde edindikleri deneyimi, “Santral sayesinde hem istihdam artışı sağlandı hem de eğitim ve sertifikasyon konusunda yetkinlik kazanıldı” sözleriyle ifade etti.
Türk firmalarının Akkuyu NGS projesinde inşaat ve altyapı işlerinin yanı sıra çelik ve metal üretimi alanında da önemli tedarikçiler arasında yer aldığını belirten Çeliktaş, “Akkuyu projesi ile Türk mühendis ve teknisyenlerinin teknolojik ilerlemedeki yetkinlikleri artmış, bilgi ve deneyim paylaşımı için fırsatlar oluşmuştur. İhracat ve yatırım fırsatlarına baktığımızda ise Türk firmaları önemli bir oyuncu konumuna gelmiştir. Ekonomik katkıları düşünüldüğünde yerel işletmeler desteklenerek, bölgesel kalkınmada fırsatlar yaratılmıştır. Tüm bu deneyimlerin dünya çapındaki nükleer santral projelerinde kullanılabileceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
1960’tan bu yana faaliyet gösteren Bayramoğlu’nun, Akkuyu NGS projesinde gömülü eleman üretiminin yanı sıra boru spool, buhar ve yağ hatları imalatı ve ekipman imalatı gibi pek çok kritik aşamada görev aldığının altını çizen Çeliktaş, projede yer alan ilk 10 firmadan biri olduklarını belirtti. Burak Çeliktaş şunları söyledi:
” Türkiye’nin Akkuyu NGS de dahil nükleer güç santrali kurma hedefleri ve küçük modüler reaktör (SMR) projeleri, Türk sanayisine büyük katkılar sağlayabilir. Bu projeler sadece enerji üretimiyle ilgili değil, aynı zamanda sanayinin modernleşmesi, teknolojik gelişimi ve yeni ihracat fırsatları anlamında da kritik bir rol oynayacaktır. Hem ekonomik büyüme hem de küresel rekabetteki güçlenme açısından önemli fırsatlar sunan bu projeler, Türkiye’yi sadece bölgesel bir enerji oyuncusu değil, aynı zamanda nükleer enerji teknolojileri konusunda önemli bir aktör haline getirebilir.”
Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda hayata geçirmeye hazırlandığı yeni nükleer santral ve SMR inşa etme hedeflerinin sanayinin teknolojiye erişimini artırmak ve yerli üretimi teşvik etmek açısından çok önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayan Çeliktaş, Türk sanayicisinin bu projelerde çelik ve metal üretimi, elektrik ekipmanları, kontrol sistemleri, soğutma ve ısı transfer teknolojileri gibi alanlarda önemli bir roller üstlenebileceğini belirtti.
‘NÜKLEER ENERJİ, HEDEFLERE ULAŞMADA ÖNEMLİ BİR YER TUTUYOR’
Çeliktaş, “Yerli firmalar, SMR teknolojilerinin geliştirilmesi ve üretim süreçlerinin yerelleştirilmesiyle büyük bir potansiyel kazanabilir. Bu durum, nükleer enerji sektöründeki yerli tedarik zincirinin güçlenmesini sağlayacaktır. Enerji Güvenliği ve Sıfır Karbon Hedefine baktığımızda ise Türkiye, enerji güvenliği açısından dışa bağımlılığı azaltmayı ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla entegre bir enerji sistemini oluşturmayı hedefliyor. Nükleer enerji, bu hedefe ulaşmada önemli bir yer tutmaktadır. Yüksek teknoloji altyapıları, Türk sanayisinin verimliliğini artırma, dijital dönüşümünü hızlandırma ve global tedarik zincirlerine entegrasyonunu sağlama konusunda önemli bir itici güç olabilir” diye konuştu.
‘AKKUYU NGS’DE EDİNDİĞİMİZ TECRÜBEYLE YENİ NÜKLEER PROJELERDE AKTİF ROL ALABİLECEĞİZ’
Akkuyu NGS projesinde 1 ve 2 numaralı pompa istasyonlarının kurulumunu üstlenen Aydıner İnşaat’ta Kıdemli İnşaat Mühendisi olarak görev yapan Ferhat Türker de ‘ilklerin projesi’ olarak tanımladığı Akkuyu NGS’nin inşasında yer almaktan gurur duyduklarını söyledi. Akkuyu NGS’nin Türk sanayisine önemli katkılarda bulunduğunun altını çizen Türker, “Akkuyu ile biz de bir ilki yaşıyoruz. Burada edindiğimiz tecrübeyle gelecekte yeni nükleer projelerde aktif rol alabileceğiz” dedi.
Nükleer Düzenleme Kurumu’ndan verilen bir imalatçı onay belgesine sahip olduklarını vurgulayan Türker, “Diğer bir deyişle, bir nükleer santral inşasında yer alma yetkimiz bulunuyor. Dolayısıyla, Türkiye’de yeni bir nükleer enerji santrali yapılacaksa hem devletimizin hem de Nükleer Düzenleme Kurumu’nun referansıyla bu işe uygun ve yeterli olduğumuzu kanıtladık” ifadelerini kullandı.
“PROJE SÜRECİNDE HIZLA İLERLİYORUZ”
Aydıner İnşaat A.Ş. olarak 2021 yılında Akkuyu NGS projesinde, çalışmaya başladıklarını söyleyen Türker, “Şu anda 1 numaralı pompa istasyonunun kaba inşaatını bitirdik ve 2 numaralı istasyonda ise kaba inşaatı yüzde 80 oranında tamamladık. Bölge halkından istihdam sağlamak, projeye olan katkımızı artırıyor. Personel sayımız, inşaat sürecinin hızına göre aylık olarak artıyor. Projede toplam 19 taşeron firmayla çalışıyor, 2 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. Akkuyu NGS projesi, sadece bizim değil, taşeron firmaların da gelişimine katkı sağlıyor” diye konuştu.
“AKKUYU NÜKLEER ENERJİYE GEÇİŞİN ANAHTARIDIR”
Akkuyu’nun Türkiye için bir dönüm noktası olduğuna dikkat çeken Türker, şunları kaydetti:
“Akkuyu, ülkemize nükleer enerjinin girmesine olanak tanıyan, yani; nükleer enerjiye geçişin anahtarı bir proje. Sektördeki köklü firmalardan biri olarak burada çalışmaktan gurur duyuyoruz. İlkler daima zor ve sancılıdır. Fakat bu ilk eşik aşıldığında süreç daha profesyonel ve hızlı ilerliyor. Akkuyu ile biz de bir ilki yaşıyoruz ve gelecekte yapılacak diğer nükleer projelerde daha aktif rol alarak büyük projelerde yer alabileceğimizi kanıtlıyoruz.”
“AKKUYU İLE İŞ BİRLİĞİMİZ, BİZİ NİTELİKLİ NÜKLEER SANTRAL TEDARİKÇİSİ YAPIYOR”
Akkuyu NGS projesinde aktif rol alan SMS Sanayi Malzemeleri Üretim ve Satış A.Ş. de, ‘TORK’ markasıyla nükleer sektörde önemli bir oyuncu haline geldi. Akışkanlığı kontrol eden endüstriyel vanaların imalatını yapan şirket, 2016 yılında Varnasan isimli firmayı bünyesine katarak küresel vana üretiminde imalat hacmini artırdı. SMS-TORK, emniyet valfleri gibi farklı alanlarda üretim yapıyor.
SMS-TORK Genel Müdürü Ömer Kaya, “Sektördeki 39. yılımızda 180 kişilik kadromuzla 80 ülkeye ihracat yapıyoruz. Akkuyu NGS ile iş birliğimiz, bizi nitelikli nükleer santral tedarikçisi konumuna getiriyor. Böylece bu alanda tecrübemizi artırırken, gelecekte diğer nükleer projelerde de yer alma şansı bulacağız. Şirket olarak, tanındıkça ve güvenilirliğimiz arttıkça bu alanda daha önce çalışmış olan firmalarla ortaklık yapma şansı yakaladık. Nükleer enerji alanında tecrübe edindikçe, şu anda diğer ülkelerde inşası süren nükleer tesislerde yer alma şansımız olduğuna da inanıyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BEİJİNG, 20 Kasım (Xinhua) — Çin’de salı günü Chongqing, Guiyang ve Yibin kentlerinden ayrı ayrı hareket eden lityum bataryalarla yüklü üç tren, ülkedeki demiryolu taşımacılığında bu bataryaların ilk büyük ölçekli testini gerçekleştirdi.
Taşıma sırasında olası riskleri etkili bir şekilde azaltmak amacıyla, duman algılama ve basınç boşaltma gibi bir dizi güvenlik önlemiyle donatılmış yeni tip konteynerler kullanıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Whittaker, AA muhabirine Dünya Bankası’nın Türkiye deniz üstü rüzgar enerjisi alanındaki potansiyelini değerlendirmek amacıyla hazırladığı “Türkiye için Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Yol Haritası”na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bankanın, küresel deniz üstü rüzgar enerjisini geliştirmeye yönelik bir programının olduğunu, kendisinin de bu programın kurucu ortağı ve eş lideri olduğunu belirten Whittaker, “Türkiye için deniz üstü rüzgar enerjisi yol haritasını da bu program çatısı altında geliştirdik.” dedi.
Whittaker, Vietnam, Filipinler, Sri Lanka, Kolombiya, Brezilya, Romanya ve Azerbaycan’da gerçekleştirilen programın sekizinci ülkesinin Türkiye olacağına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Deniz üstü rüzgar enerjisini finanse etmeyi çok istiyoruz. Şu anda Çin dışında hiçbir gelişmekte olan pazarda deniz üstü rüzgar enerjisi yok. Dolayısıyla bu programı ülkelerin finanse edilebilir projelere sahip olmaları adına gereken süreyi hızlandırmalarına yardımcı olmak için kurduk. Şu ana kadar 24 ülke ile çalıştık.”
Söz konusu yol haritasında, Türkiye’nin deniz üstü rüzgar enerjisi alanını geliştirirken takip etmek isteyebileceği 2 yolun ortaya konulduğunu aktaran Whittaker, “Bu yol haritası, ‘işte fırsatlar, işte zorluklar, bunlar ise gerekecek finansman’ diyor. ‘Üretim maliyeti, tedarik zinciri geliştirme ve altyapı gelişimi açısından sonuçları bunlar’ diyor. Çünkü deniz üstü rüzgar enerjisi çok karmaşık. Dolayısıyla tüm bunları bir arada değerlendirmek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Whittaker, yol haritasının Türkiye’nin yapması gerekenleri söylemediğini ancak önündeki 2 seçeneğe işaret ettiğini belirterek, “Yüksek büyüme senaryosuna göre, Türkiye 2050 yılına kadar 27 gigavat kurulum, düşük büyüme senaryosuna göre de 16 gigavat kurulum yapabilir. Yol haritasının amacı hükümetin karar alma sürecinde bilgilendirmek.” diye konuştu.
“Türkiye deniz üstü rüzgar enerjisi için uygun koşullara sahip”
Yol haritasının Türkiye’nin deniz üstü rüzgar enerjisi için uygun koşullara sahip olduğunu gösterdiğini vurgulayan Whittaker, ülkenin deniz üstü rüzgar enerjisini takip etmek istemesinin birkaç motivasyonu olduğunu anlattı.
Whittaker, bunlardan birinin büyük ölçekli enerji üretimi ya da karbonsuzlaştırma olduğunun altını çizerek, “Türkiye çok fazla enerji ithal ediyor. Türkiye enerjide bağımsız olmayı ve bunu yenilenebilir enerji kaynaklarıyla temiz bir şekilde yapmayı amaçlıyor. Büyük ölçekli yenilenebilir enerji kaynakları açısından çok fazla seçenek yok. Dolayısıyla deniz üstü rüzgar enerjisi harika bir seçenek.” değerlendirmesinde bulundu.
Tedarik zincirinin geliştirilmesinin de Türkiye için başka bir motivasyon kaynağı olduğunu kaydeden Whittaker, “Türkiye’nin karasal rüzgar enerjisi tedarik zinciri oldukça sağlam. Türkiye’nin deniz üstü rüzgar enerjisine geçmesi, bu tedarik zincirini geliştirmesine olanak sağlayacaktır. Bu da istihdam ve doğrudan yatırım getirecektir.” dedi.
Whittaker, bir diğer motivasyon kaynağının ise bu alandaki ihracat potansiyeli olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Türkiye’nin bu alandaki kapasitesini artırması diğer piyasalarda da lider olmasına fırsat sunacaktır. Türkiye’nin bazı yüzer rüzgar çiftlikleri geliştireceğini ve yüzer rüzgar endüstrisi büyüdükçe bu alandaki uzmanlığını ihraç etmek için iyi bir konumda olacağını düşünebiliriz. Türkiye, dünyanın en büyük 12. karasal rüzgar pazarıdır. Çok fazla kanat yapıyor, kule yapıyor. Gerçekten iyi bir endüstrisi var ve çok rekabetçi. Türkiye’nin ürettiği bileşenlerin çoğu ihracata yönelik. Dolayısıyla deniz üstü rüzgar enerjisinde de aynı rekabet avantajına sahip olması mantıklı.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Vestel, Türkiye’nin güneş enerjisi ve enerji depolama sektörlerine yönelik tek fuar organizasyonu konumundaki Solar+Storage NX’te yer alıyor. Bugün başlayan ve 9 Kasım’a kadar sürecek olan fuarda 88 metrekarelik bir alanda, hall 11/A5 standında enerji depolama için geliştirdiği ürün ve teknolojiler, ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Vestel Mobilite Genel Müdürü Hakan Kutlu, dünya genelinde güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik depolama çözümlerinin hızla yaygınlaştığını kaydetti.
Kutlu, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede gündüz güneş panelleri aracılığıyla depolanan enerjinin akşam evlerde kullanıldığını belirterek, “Bu kullanıcılar batarya çözümleri sayesinde enerji maliyetlerinde önemli tasarruf elde ediyorlar. Vestel olarak biz de bu bakış açısıyla dünya kaynaklarını daha verimli kullanmayı sağlayacak çözümler üretiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Vestel Mobilite’nin bugün konut, ticari ve endüstriyel alanlarda, yenilenebilir güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinde, ayrıca telekomünikasyon sektöründe kullanılan enerji depolama sistemleri geliştirdiğini ve ürettiğini vurgulayan Kutlu, “Güneş ve rüzgar gibi kesintili yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji üretmediği durumlarda, bu kaynakların enerji depolama teknolojileri ile desteklenmesi gerekiyor. Bu ihtiyaca yanıt olarak 3 ila 5 MWh kapasiteli konteyner boyutunda enerji batarya depolama üniteleri tasarlayıp üretiyoruz.” açıklamasında bulundu.
Kutlu, çalışmaları kapsamında yakın zamanda Türkiye’nin ilk yerli batarya enerji depolama sistemini devreye aldıklarını kaydederek, ” Bilecik’in Bozüyük ilçesinde bulunan SARAR Outlet tesislerinde kurduğumuz ticari ve endüstriyel işletmeler için çözüm sunan enerji batarya depolama sistemi 400 Kilowatt (kW) gücündeki dört adet EVC’ye aynı anda kesintisiz enerji sağlıyor.” bilgisini paylaştı.
Dünyada çok az EVC arkası kullanım örneği olduğunu belirten Kutlu, şunları kaydetti:
“Vestel mühendisleri tarafından geliştirilen sistemimiz 300 Kilowatt saat (kWh) kapasite ve 200 kW maksimum çıkış gücüne sahip. Enerji yönetim sistemi (EMS) ile uzaktan kontrol edilebilen enerji batarya depolama sistemi, tesiste bulunan 400 kW gücündeki EVC’lere aynı anda aynı performansla enerji sağlıyor. Batarya enerji depolama sistemi, hibrit olarak solar panelleri vasıtasıyla şarj oluyor, solar panellerin kullanılamadığı durumlarda ise şebekeden şarj olabiliyor.”
Kutlu, EVC-batarya-solar-şebeke entegrasyonu sağlanan sistemde, güneş panelleri üzerinden depolanan enerjinin, ihtiyaç duyulduğu anda şebekeye destek vererek elektrikli şarj istasyonlarının kullanılmasını sağladığını aktararak, “NextGen Mobility Expo & Summit kapsamında gerçekleştirilen Solar+Storage NX, güneş enerjisi ve enerji depolama teknolojilerinin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla düzenleniyor. Fuar, yatırımcılarla proje geliştiricileri, tüketicilerle tedarikçileri, karar vericilerle enerji sektörünü aynı ağda buluşturarak uzun vadeli kalıcı işbirlikleri ve ticari anlaşmalar yaratan fırsatlar sunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye ile Senegal arasında farklı alanda önemli işbirliklerini kapsayan 5 anlaşma Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Diakhar Faye’nin huzurunda imzalandı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşen imza töreninin ardından Erdoğan ve Faye ortak basın toplantısı gerçekleştirdi.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Şehircilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı’na, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Senegal Şehir Planlama, Yerel Yönetimler ve Bölge Planlama Bakanı Balla Moussa Fofana imza attı.
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Hidrokarbonlar Alanlarında Mutabakat Zaptı”, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve Afrika Entegrasyonu ve Dışişleri Bakanı Yassine Fall tarafından imzalandı.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Senegal Tarım, Gıda Egemenliği ve Hayvancılık Bakanı Mabouba Diagne, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarımsal Mekanizasyon Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”nı imza altına aldı.
“Türkiye Cumhuriyeti Yükseköğretim Kurulu ile Senegal Cumhuriyeti Yükseköğretim, Bilimsel Araştırma ve İnovasyon Bakanlığı Arasında Yükseköğretim Alanında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptı”nı da Yükseköğretim Kurulu Başkan Erol Özvar ile Afrika Entegrasyonu ve Dışişleri Bakanı Yassine Fall imzaladı.
Bu kapsamda iki ülke arasındaki “Türkiye Cumhuriyeti ile Senegal Cumhuriyeti Arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Protokolü” ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Senegal Cumhurbaşkanı Fay tarafından imzalandı. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Son 50 yılda görülme sıklığı iki katından fazla artan meme kanseri, her 8 kadından birinin karşılaştığı bir risk haline geldi. Türkiye’de, dünya ortalamasından 10 yıl daha erken yaşlarda ortaya çıkabilen meme kanseri, toplumda yaygınlaşan bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. UEDAŞ’ın Pembe Lambalar Projesi ise erken teşhisin hayat kurtarıcı rolüne dikkat çekmek amacıyla her yıl Ekim ayında sokakları pembeye büründürerek toplumsal farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Proje, bu yıl ONKODAY iş birliğiyle hayata geçirilirken, aydınlatma direklerine eklenen pembe çalar saatler erken teşhis için “Geç Kalma” mesajına vurgu yaptı.
Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da 5 milyonun üzerinde nüfusa kesintisiz enerji sağlayan UEDAŞ, 2017’den bu yana sürdürdüğü “Pembe Lambalar Projesi” ile meme kanseri hakkında farkındalık oluşturuyor. Bu yıl ONKODAY (Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği) iş birliğiyle gerçekleştirilen proje yeni bir boyut kazanarak, erken teşhisin önemini vurgulayan pembe çalar saatlerle desteklendi. Her yıl Ekim ayında hayata geçirilen proje, dünya genelinde her sekiz kadından birinin karşılaşabileceği meme kanserine dikkat çekiyor ve erken teşhisin hayat kurtarıcı etkisine dair toplumsal farkındalığı artırıyor. UEDAŞ’ın toplumsal sorumluluk anlayışını gözler önüne seren Pembe Lambalar Projesi, her yıl farklı kadın dernekleriyle yapılan iş birlikleri sayesinde daha da güçlenerek kadın sağlığı konusunda bilinç oluşturmayı sürdürüyor.
Her Ekim, erken teşhis için pembe ışıklar yanıyor
Meme kanserinde erken teşhisin hayati önemine dikkat çeken UEDAŞ Genel Müdürü Gökay Fatih Danacı, “7 yılı aşkın süredir Pembe Lambalar Projesi ile Ekim aylarında şehirlerimizi meme kanserine karşı bilinçlendirme amacıyla pembe ışıklarla donatıyoruz. Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, her yıl dünyada milyonlarca yeni vaka ile ciddi bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Proje kapsamında erken tanının yaşamı kurtarma potansiyelini gündelik hayata taşıyoruz. Türkiye’de meme kanserinin dünya genelindeki ortalama yaş sınırından yaklaşık on yıl daha önce görüldüğünü göz önüne aldığımızda, farkındalığın yaygınlaşması büyük bir önem taşıyor. Bu sebeple bu yıl ONKODAY ile güçlerimizi birleştirerek, Pembe Lambalar projemiz ve şehrin uğrak noktalarındaki aydınlatma direklerimize yerleştirdiğimiz çalar saatlerle meme kanser riskine dikkat çekmeyi, farkındalığı arttırmayı hedefledik. Kadınların sağlıkla dolu bir yaşam sürebilmesi için, farkındalığı artırmak ve tarama oranlarını yükseltmek adına bu projeye kararlılıkla devam ediyoruz” dedi.
Erken teşhisin gücünü topluma hatırlatıyoruz
Projenin sadece görsel bir etki oluşturmakla kalmadığını, aynı zamanda sağlık bilincini güçlendirdiğini belirten Onkoday Yönetim Kurulu Üyesi Ülkü Şimşek, “Bu projeyle, kadınların meme kanserine karşı bilinçlenmelerini ve düzenli taramaların ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyoruz. Farkındalık çalışmaları sayesinde kadınlar, erken teşhisin getirdiği tedavi avantajlarından haberdar oluyor. Ayrıca, pembe ışıklarla şehirde oluşturulan bu güçlü semboller, herkesin aklında meme kanseri konusunda kalıcı bir iz bırakıyor. ONKODAY olarak, toplum sağlığını iyileştirecek her projede var olmaktan gurur duyuyoruz ve UEDAŞ ile yürüttüğümüz bu farkındalık projesinin geniş kitlelere ulaşmasını amaçlıyoruz” açıklamasında bulundu. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlığın konuya ilişkin ilanı, Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, 3’ü Antalya’nın Gazipaşa ilçesi, 3’ü Muş’un Merkez, Bulanık, Korkut ilçeleri ve 6’sı da Van’ın Özalp ve Başkale ilçelerinde olmak üzere toplam 12 yeni YEKA, Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği kapsamında ilan edildi. İlanda, söz konusu alanların sınırları ile köşe koordinatlarına ilişkin krokiler ve listeler paylaşıldı.YENİLENEBİLİR ENERJİ NEDİR?
Yenilenebilir Enerji, sürekli devam eden doğal süreçlerdeki var olan enerji akışından elde edilen enerjidir. Günümüzde küresel enerjinin yüzde 80’i fosil yakıtlardan elde ediliyor. Yenilenebilir enerji kaynakları kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmada en önemli rolü üstlenmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaları Güneş, Rüzgar, Biyokütle, Jeotermal, Hidrolik, Hidrojen ve Okyanus Enerjisi (Dalga ve Gel-Git) olarak sıralanabilir. Güneş, su, rüzgar,dalga gibi kendileri bitmeden diğer enerji kaynaklarının üretiminde kullanılan kaynaklara yenilenebilir enerji kaynakları diyebiliriz basitçe. Yenilenebilir enerji kaynakları doğal kaynaklardan sağlanır ve sürdürülebilirliği mümkün olan enerjilerdir. Yenilenebilir enerji kaynakları, fosil enerji kaynakları gibi zamanla bitmez, tükenmez. Kömür, petrol, doğalgaz gibi kaynaklarımız yenilenemez enerjilere örnektirler.
YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI:
Temel yenilenebilir enerji kaynakları sınıfları aşağıdaki gibidir. Aşağıda her bir kaynak için detay bilgi bulabilirsiniz.
Güneş Enerjisi
Rüzgar Enerjisi
Biyokütle Enerjisi
Jeotermal Enerji
Hidroelektrik Enerji
Hidrojen Enerjisi
Dalga Enerjisi

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
SALDIRIYI ENGELLEYEMEDİLER
Görüntülerde, gemideki güvenlik personelinin bomba yüklü uzaktan kumandalı insansız deniz aracına ateş ettiği ama saldırıyı engelleyemediği görüldü. Gemideki, hasarın boyutu henüz bilinmezken, can ve mal kaybına ilişkin açıklama yapılmadı.

KIZILDENİZ’DEKİ DURUM
Yemen‘deki İran’ın desteklediği Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023’ten bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.

Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı. ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023’te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu. Avrupa Birliği (AB) Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliği için 19 Şubat’ta Aspides misyonunu başlatırken İtalya da 5 Mart’ta parlamento kararıyla bu misyona katılarak taktik komutayı üstlendi. Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zhao, Karasal ve Deniz Üstü Rüzgar Etkinliği (WindEnergy Hamburg) kapsamında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin enerji dönüşümü için gerekli kapasite artışında her yıl ortalama 1 gigavat hacim yarattığına işaret eden Zhao, “Bu dönüşümü hayata geçirmek için 1 megavatı bile hesaba katmalıyız. Kapasite artışında Avrupa’da sadece birkaç ülke Türkiye ile yarışabiliyor. Bunlar Almanya, İspanya gibi uzun yıllardır rüzgar enerjisi sektöründe olan ülkeler.” diye konuştu.
Zhao, Türkiye’nin küresel rüzgar enerjisi kurulu gücüne sağladığı kapasite artışı ve ekipman üretimi ile kattığı değerle Avrupa’da ilk 10’da bulunduğuna işaret etti. Zhao, şöyle devam etti:
“Türkiye ekipman üreten bir ülke. Daha da önemlisi tedarik zinciri güvenliği ve bu zincirin devamlılığını sağlayabilen bir ülke konumunda. Coğrafi olarak doğu ile batının birleştiği eşsiz avantajlara sahip. Bu durumda özellikle Kovid-19 salgını sonrası oluşan tedarik zinciri sıkıntılarında Türkiye’nin rolü ortaya çıktı. Çin kadar büyük kapasiteli olmasa da ekipman talebine cevap verebilen bir ülke oldu. Üretim kapasitesini belki 3’e katlayarak ve Avrupa ile rüzgarda daha fazla işbirliği yaparak sektörün gelişimi desteklenebilir. Rüzgar enerjisi ekipman tedarikinde Türkiye özellikle Avrupa için vazgeçilmez bir pazar. Ekipman üretiminde Avrupa büyük oranda Çin’e bağımlı ancak tedarik zinciri değişiminde yumuşak geçiş gerekiyor, Türkiye sahip olduğu imkan ve potansiyelle avantajlı konumda bulunuyor.”
Türkiye’de yatırımcıların ilgi duyduğu yenilenebilir enerji kaynaklı yeşil hidrojen üretimi konusunda da bilgi veren Zhao, “Yeşil hidrojen ve amonyak üretimi konusu Kovid-19 salgınından önce çıkmıştı. Bu iki konu da şu an enerji sektörünün anahtar konuları halinde geldi. Bu teknoloji hala çok yeni olsa da birkaç yıl içinde küçük ölçekli yeşil hidrojen projelerinin hayata geçeceğini öngörüyoruz. Yüksek maliyetler sebebiyle beklenenden biraz daha yavaş ilerlese de gerçekleşecek.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yenilenebilir enerji artışında rüzgar enerjisine büyük iş düşüyor”
GWEC Endüstri Üst Yöneticisi (CIO) Stewart Mullin de enerji dönüşümü için gerekli yenilenebilir enerji artışında rüzgar enerjisine büyük iş düştüğünü belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Rüzgar enerjisinin enerji dönüşümüne anlamlı katkısı için mevcut kapasite artışının iki katına çıkması gerekiyor. Türkiye dahil tüm ülkelerin buna katılımı oldukça önemli. Dünyada yeni rüzgar enerjisi kurulumları için yeterli ekipman var mı, yeterli elaman var mı, yeterli kapasite açılacak mı? Sektörde odaklandığımız konular bunlar.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Müstakil Sanayici ve İş adamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkan Yardımcısı Cihad Terzioğlu, nükleer enerjinin ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) enerji arz güvenliğine önemli katkılar yapacağını söyledi. İlk ünitesinin tamamlanmasına yaklaşılan santralin enerji çeşitliliğinden, iklim değişikliğinin etkilerinin önlenmesine kadar pek çok alanda Türkiye’yi ileri taşıyacağını belirten Terzioğlu, “Başta Akkuyu NGS olmak üzere Türkiye’ye kurulacak nükleer santrallerle ekonomik ve teknolojik kazanımların yanı sıra tersine beyin göçüne de katkı sağlanacağını düşünüyorum” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalara göre Türkiye’de nükleerde hedef 2035’te 7,2, 2050’de ise 20 gigavat üretime ulaşmak olacak. Bu kapsamda Sinop ve Trakya’da inşa edilecek 4’er reaktörün yanı sıra toplamda 5 gigavat civarında üretim yapacak küçük modüler reaktörlerin de (SMR) inşa edilmesi planlanıyor. Bu uzun vadeli hedeflerinin ilk adımı ise uzmanların “Türkiye’nin enerji yolculuğunda bir dönüm noktası” olarak tanımladıkları Akkuyu NGS ile atılıyor. İlk ünitesinin tamamlanması için çalışmaların hızla devam ettiği santralin Türkiye’ye büyük avantajlar sağlayacağını belirten Cihad Terzioğlu, “Cari açık içerisindeki enerji faturasını düşündüğümüzde, tek başına elektrik ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 10’unu karşılayacak olan Akkuyu NGS’nin ekonomik katkısı büyük önem taşıyor. Tüm bu avantajlarının ötesinde nükleer enerji sektörünün Türkiye’ye teknoloji alanında da büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum” diye konuştu.
TERZİOĞLU: NÜKLEER ENERJİ SANTRALLERİ İLE TÜRKİYE TERSİNE BİR BEYİN GÖÇÜNE DE EV SAHİPLİĞİ YAPABİLİR
Terzioğlu, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Nükleer enerji teknolojisi başta tıp olmak üzere, kimya ve makine gibi imalat sektörlerine de katkı sunacaktır. Bu katkının nükleer teknoloji sayesinde artan nitelikli iş gücü ve istihdam ile sürdürülebilir olacağı kanaatindeyim. Yıllardır nükleer enerji ve fizik mühendislerinin yurt dışı olanaklarını daha çok değerlendirdiğini düşünürsek, nükleer enerji santralleri ile Türkiye tersine bir beyin göçüne de ev sahipliği yapabilir. Akkuyu ile nükleer enerji santrali teknolojisi ile tanışacak olan Türkiye aynı zamanda enerji arz çeşitliliğini de artırmış olacak. Zamanla devreden çıkacak olan fosil yakıtlı santralleri ve karbon düzenleme mekanizmaları nedeniyle ihtiyaç duyulacak temiz enerji ihtiyacının artacağı gerçeklerini de dikkate aldığımızda; Akkuyu ile 10-15 GW’lık nükleer enerji kurulu gücü, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve iklim değişikliği ile mücadele hedefleri için gerekli olacağını düşünüyorum. Türkiye 2016 yılından bu tarafa hassasiyetle takip ettiği Milli Enerji ve Maden Politikası gereği, enerji arz güvenliğini sağlamaya çalışırken yerlileştirmeyi de önemsiyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgar ve güneş teknolojileri için Türkiye’de kurulan fabrikalar, üretim hatları ve gelişen yan sanayi bunun güzel örneklerindendir. Nükleer enerji santralinin bu yönden de olumlu yansımalarını yaşayacağız. On binlerce ekipmanın kullanıldığı, yüzlerce hizmet sağlayacağının tedarik zincirinde yer aldığı bu teknolojinin kendi ekosistemini oluşturacağını söyleyebiliriz. Bu ekosistem imalat sektöründen yan sanayiye, mühendislik hizmetlerinden idari hizmetlere kadar geniş yelpazeyi kapsayacaktır. Bu ekosistemde tecrübe kazanacak olan firma ve kurumlarımızın, yurt dışında kurulacak/kurulan nükleer enerji santrallerine hizmet verebilecek olması da ihracat gücümüzü artıracak bir potansiyel taşımaktadır. Bunun yanında nükleer enerji teknolojisinin ileride daha sık konuşacağımız, elektrikli araçlar, depolama ve hidrojen alanlarındaki gelişmeleri güçlendireceğini de söyleyebiliriz.”
“SMR TEKNOLOJİSİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR”
Nükleer sektör içerisindeki yeni gelişmeleri de takip etmek gerektiğini belirten Terzioğlu, “Konvansiyonel nükleer enerji teknolojisini takip eden küçük modüler reaktör (SMR) teknolojisi ticarileşme aşamasına gelmiş durumda. Kolay kurulabilir ve devreden alınabilir olmaları, atık ve yakıt süreçlerinin avantajları nedeniyle önümüzdeki yıllarda tercih edileceğini düşünüyorum. Özellikle ağır sanayi endüstrisinin 30 MW ile 300 MW arasında değişen SMR çözümlerine ilgi duyacağı kanaatindeyim. SMR teknolojisinin yatırım hızı artışında finansman imkanlarının da geliştirilmesinin altını çizerek, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında küresel teşvik mekanizmaları içerisinde yer alması gerektiğini hatırlatmak isterim” ifadelerini kullandı.
KARATAŞ: AKKUYU NGS BİR DÖNÜM NOKTASI OLACAK
Enerji Verimliliği Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Altuğ Karataş da Türkiye’nin nükleer enerji santralleri inşasında kazanacağı üretim tecrübesinin SMR kurmada ciddi avantaj sağlayacağını belirtti. Dünyanın karbonsuz enerjiye geçişte yeni bir üretim kaynağı olacak olan SMR’ler konusunda hızlı bir gelişim gösterdiğini söyleyen Karataş, “Akkuyu NGS’yi inşa eden Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom başta olmak üzere sektördeki pek çok önemli oyuncunun oluşturduğu bu yeni pazar ülkelerin gerçekleştireceği mevzuat alt yapısı ve uygun ekosistemin oluşması ile enerji sektöründe yepyeni bir üretim modeline geçişi hızlandırabilir. Türkiye’nin nükleer enerji santralleri inşasında kazanacağı üretim tecrübesi de SMR’ye geçişte de ciddi avantaj sağlayacaktır” dedi.
Türkiye’nin 2053 karbon nötr hedefini yakalaması için emisyon oluşturucu enerji kaynaklarından uzaklaşması gerektiğini, bunu yaparken de enerji arz güvenliğini sağlamasının şart olduğunu söyleyen Karataş, bu iki sebepten ötürü nükleerin en iyi çözümlerden biri olduğunu aktardı.
Karataş Türkiye’nin Rusya, Fransa ve ABD gibi ülkelerin başı çektiği ‘Nükleer enerji kullanan ülkeler’ arasındaki yerini almaya hazırlandığını hatırlatarak şunları söyledi:
“COP28 zirvesinde alınan en önemli kararlardan ve geçtiğimiz yıl Avrupa’nın nükleeri geçiş dönemi temiz yakıtı sayması ile nükleer enerjiye yatırım artmaya başladı. Türkiye de ilk santrali ile bu ülkeler arasındaki yerini alıyor. Akkuyu NGS ile Türkiye bu konudaki ilk adımı atmakla kalmıyor, farklı alanlarda nükleerle ilgili çalışmalar da başlatarak sektöre yönelik yan sanayisini de geliştiriyor. Artan üretimle birlikte enerji arz güvenliğinin karbon nötr bir yakıttan sağlanacak olması Türkiye’ye gelecek yatırımcıları da cezbedecektir. Çünkü karbon vergisi üretim maliyetlerini artıracak ve karbonsuz enerji arayışlarını hızlandıracaktır. Karbonsuz enerji, yatırımcıları da Türkiye’ye çekebilir. Bu anlamda Akkuyu NGS Türkiye’nin karbonsuz enerjide atacağı büyük bir adım ve bir dönüm noktası olacaktır.”
HEDEF İHRACATÇI KONUMA GELEBİLMEK
Türkiye’nin nükleer enerji santrallerin konusunda yan sanayisini ve standartlarını geliştirmesinin pek çok avantaj sağlayacağını belirten Karataş, Türkiye’nin ilerleyen dönemlerde nükleerde bir hizmet ve ürün ihracatçısı konumuna gelebileceğini vurguladı. Karataş, “Nükleer santral standartları güvelik açısından dünyada en katı standartlardır ve her üretici bu standartları sağlayamayabilir. Türkiye Akkuyu NGS’de yaptığı anlaşma ile %20 yerlilik, ikinci santralde ise %40 yerlilik oranına ulaşacaktır. Türkiye üretim gücü ile şu anda bu standartları sağlayacak yan sanayiye kavuşmaktadır. Ülkemizin Akkuyu NGS ile yaratacağı, 2’nci ve 3’üncü santrallerle de pekiştireceği tecrübe dünyada inşa edilmekte olan ve edilecek nükleer santral işlerinde de hizmet ve ürün ihracatı imkanını doğuracak ve Türk sanayisi için yeni bir ekosistem oluşmasını sağlayacaktır. Ayrıca nükleer alanda yetişmiş yetkin kalifiye insan gücü de artacağından yeni istihdam alanları doğacaktır” diye konuştu.
“ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ İÇİN EN ÖNEMLİ ALTERNATİF KAYNAKLARDAN BİRİ NÜKLEER ENERJİDİR”
Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede hem sanayi hem de evlerde enerji tüketiminin artmaya devam edeceğine dikkati çeken Karataş, “Aynı zamanda yenilenebilir enerjini yatırımlarının da artacağı göz önüne alınırsa oluşacak dengesizliği arz güvenliği açısından nötrleyecek en önemli kaynaklardan biri nükleer enerjidir. Ayrıca dünyada oluşabilecek enerji krizlerinde enerji ithalatı imkanının ortadan kalkması durumunda enerji arz güvenliği için alternatif en önemli kaynaklardan biri de nükleer enerjidir. Akkuyu NGS ile elektrik üretiminin yüzde 10 unu karşılamayı hedefleyen Türkiye, enerji arzında çeşitliliği artırarak risklerini minimize edecektir. Bu sebeple enerji çeşitliliği Türkiye’nin devlet politikasıdır. Avrupa yeşil mutabakat ve Paris iklim anlaşması ile birlikte karbonsuz enerji ihtiyacı da Türkiye’nin nükleer enerji hedefinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Antalya Diplomasi Forumu 2024’te düzenlenen “Enerji Güvenliğinde Değişen Paradigmalar” başlıklı panelde enerji jeopolitiğinde yaşanan paradigma değişiklikleri, Ukrayna’daki savaşın dünya enerji piyasaları ve enerji siyasetine etkileri, temiz enerjiye geçiş ve sıfır emisyon hedefleri ile enerji arzının kesintisiz, uygun fiyatlı ve sürdürülebilir biçimde sağlanmasında uluslararası işbirliği ve stratejik diyaloğun önemi ele alındı.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü Atlantik Konseyi Türkiye Temsilcisi ve İcra Direktörü Defne Sadıklar Arslan üstlendi.
Panelde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Zafer Demircan, Azerbaycan Enerji Bakan Yardımcısı Kamal Abbasov, Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Romanya Enerji Bakanı Sebastian-Ioan Burduja konuşmacı olarak yer aldı.
Atlantik Konseyi Türkiye Temsilcisi ve İcra Direktörü Arslan, Ukrayna’daki savaşın küresel enerji piyasasında hızlı fiyat artışlarına ve belirsizliğe yol açtığını, ülkelerin enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye, sıfır emisyon kapsamında sürdürülebilir, erişilebilir ve yenilebilir enerji kaynaklarına yöneldiklerini söyledi.
Arslan, Türkiye ile Türkmenistan arasında 1 Mart’ta imzalanan Mutabakat Zaptı ve Niyet Beyanı’nın enerji güvenliği alanında önemli olduğunu vurguladı.
“Enerji üretim portföyünü değiştirirken dağıtım sistemini de değiştirmeniz gerekiyor”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Demircan, son 3 yılda yaşanan küresel olayların, iklim değişikliğinin, bölgesel çatışmaların, küresel ekonomik sorunlar ile tedarik zincirindeki sorunların eş zamanlı olarak enerji sektörüne darbe vurduğunu belirtti.
Türkiye’de iklim değişikliği sorunu nedeniyle sıfır emisyon hedefine uygun yeni enerji yaklaşımının benimsendiğini ve ulusal eylem planının hazırlandığını dile getiren Demircan, bu planla Türkiye enerji sektörünün dönüşümünün hedeflendiğini, 2002’den itibaren enerji sektörünün devlet tekelinden alınarak özel sektöre devredildiğini anlattı.
Demircan, enerji üretimi, dağıtımı ve ücretlendirmeyle ilgili yasal düzenlemelerin yapıldığını, Ulusal Enerji Eylem Planı’nın ikinci safhasına geçildiğini, 2035-2053 yılları için sıfır karbondioksit emisyonunun hedeflendiğini, Türkiye’deki elektrik üretim kapasitesinin 100 gigavat olduğunu, 2035’te yaklaşık 190 gigavata çıkarılmasının planlandığını kaydetti.
Yenilenebilir enerjinin dağıtım, depolama ve tüketici maliyetleri gibi zorlukları beraberinde getirdiğini, elektriğe erişimin insan hakkı olduğunu söyleyen Bakan Yardımcısı Demircan, Türkiye’de 2035’e kadar üretimdeki yenilenebilir enerji kapasitesini büyük ölçüde artırmayı planladıklarını söyledi.
Demircan, Türkiye’nin yenilenebilir enerji üretim ve dağıtım planlarını açıkladığı konuşmasına şöyle devam etti:
“Burada bir paradigma değişikliği var, enerji üretim portföyünü değiştirirken dağıtım sistemini de değiştirmeniz gerekiyor çünkü yenilenebilir kaynaklar kesintiye uğrayabiliyor. Bunun için yenilenebilir enerji kapasitesinin çok iyi yönetilmesi lazım, akıllı şebeke gibi, talebin daha iyi yönetilmesi gibi, depolama kapasitesi gibi ilave ihtiyaçlar var.
Elektrik sektörünün yenilenebilir enerji dönüşümü konusunda bir başka ayağı da nükleer enerji. Türkiye’nin üç farklı nükleer enerji projesi var. Bunlardan birisinin inşası Akkuyu’da devam ediyor, diğer ikisi de farklı ülkelerle pazarlık aşamasında. Karbondioksit salınımımızı azaltmak için nükleer enerjiyi kapasitemize katmamız gerekiyor. Akkuyu, önümüzdeki sene devreye girecek, ticari üretime başlayacak ve 3 yıl içinde toplam 4,8 gigavatlık kapasiteye ulaşacak. Daha sonra da diğer projelerimiz başlayacak. 2053’e kadar yaklaşık 20 gigavatlık enerji kapasitesine ulaşmayı planlıyoruz. Aynı zamanda küçük modüler reaktör (SMR) teknolojisi için farklı ülkelerle görüşüyoruz. 7,5 gigavatlık kapasiteyi portföyümüze eklemeyi planlıyoruz.”
Demircan, 2035’e kadar 6 gigavatlık doğal gaz üretimi, hidrojen depolama ve enerji verimliliği konusunda yatırım yapılacağını ifade ederek, “Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı’nın ilk safhası bitti ve tüm hedeflere ulaştık. İkinci safha için 10 milyar dolarlık yatırım ayırdık ve beklentimiz karbondioksit salınımını 2035’e kadar yüzde 15 azaltmak.” dedi.
Alandaki politikaların kazan-kazan prensibiyle oluşturulması gerektiğini vurgulayan Bakan Yardımcısı Demircan, Türkiye’nin jeopolitik konumu gereği Avrupa’ya aktarabileceği enerji kaynaklarına sahip üs olabileceğini belirtti.
Demircan, sıvılaştırılmış gaz üretim ve depolama kapasitesinin artırılmasına yönelik planlamalar yapıldığını, Tuz Gölü Projesi’yle kapasitenin artacağını kaydetti.
İstanbul’da kurulacak ajans aracılığıyla doğal gaz piyasalarında borsa niteliğinde bir sistem geliştirileceğini ancak uluslararası finansman sorununun çözülmesi gerektiğini dile getiren Bakan Yardımcısı Demircan, Türkiye’nin güvenli hatların tesis edilmesi halinde elektrik enerjisi iletiminde de merkez olabileceğini söyledi.
“Enerji politikaları, ideolojik veya siyasi konu görüldüğü müddetçe aynı dili konuşamayız”
Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Szijjarto da enerjinin ideolojiyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını söyledi.
“Enerji politikaları, ideolojik veya siyasi konu görüldüğü müddetçe aynı dili konuşamayız.” uyarısında bulunan Szijjarto, şunları ifade etti:
“Ülkemi Enerji Konseyinde temsil ettiğimde Avrupa’daki enerji tedariki tartışmalarının ideolojik çerçevede yürütüldüğünü gördüm. Eğer Avrupa’da enerji tedarikini fiziksel bir konu olarak konuşamazsak doğru ve sürdürülebilir, ülkelerimizin ve uluslarımızın faydasına olacak çözüm bulamayız.”
Bakan Szijjarto, enerji alımında kaynakların çeşitlendirilmesinin düşünülebileceğini ancak gaz veya petrol satın alabilmek için boru hatlarına muhtaç olunduğunu, hükümetlerin enerjinin satın alınacağı kaynağı ve taşıma güvenliğini sağlamakla yükümlü bulunduğunu kaydetti.
Szijjarto, AB’deki karar mekanizmalarının yaptırım kararlarının, Macaristan’ın enerji güvenliğini dahil olmadığı bir savaş için feda etmeye hazır olmadığını gösterdiğini savundu.
Macaristan’ın Rusya petrolünün aktarımında istisna olduğunu, bu nedenle AB’nin gaz nakli konusunda yaptırım uygulamadığını, Rusya’dan gelen bağlantının kesilmesi halinde ülkesinin ihtiyaçlarını karşılamayacağını dile getiren Szijjarto, mevcut boru hatlarıyla Rusya’ya alternatif bulunmadığı için bu ülkeyle enerji işbirliğinden, miktar, fiyat ve temin imkanları dolayısıyla memnun olduklarını söyledi.
Bakan Szijjarto, makul maliyetle çevreci elektrik üretimi için nükleer enerji kapsamında 50 yıldır Rusya’yla çalıştıklarını, ana ortakları Rusya olmasına rağmen alt yüklenicilerin Alman, Fransız ve Amerikalı olduğunu kaydetti.
Çeşitlilik açısından Romanya, Türkiye ve Azerbaycan’la gaz iletimi konusunda sözleşme imzaladıklarını söyleyen Szijjarto, Azerbaycan’ın da Gürcistan ve Romanya üzerinden yeşil enerji sağlayacağını vurguladı.
Szijjarto, inşa halindeki iki yeni nükleer santralle 4 bin 600 megavatlık kapasiteye ulaşacaklarını ve ülkesinin karbondioksit salınımının yıllık 17 milyon ton azaltılacağını, bu kapsamda “Nükleer Koalisyon” adıyla anılan Fransa, Romanya ve Çekya’yla işbirliği yapıldığını, Macaristan’ın batarya üretiminde dünya ikincisi olmayı planladığını söyledi.
Bakan Szijjarto, Azerbaycan, Romanya ve Gürcistan’la 1100 kilometrelik dünyanın en uzun elektrik hattı olacak projenin üzerinde çalıştıklarını, Türkiye’den gaz satın almayı ve Azerbaycan gazını da Türkiye üzerinden aktarmayı planladıklarını dile getirdi.
Romanya Enerji Bakanı Burduja da ucuz enerji ve güvenlik sağlanmadan ekonomik kalkınma ve büyümenin mümkün olmayacağını belirterek, güneş, rüzgar ve diğer yeşil enerji için 15 milyar dolarlık kaynak ayırdıklarını, karbondioksit salınımını azaltma amacıyla 2026 itibarıyla yüzde 1’in altına inmeyi planladıklarını ifade etti.
Burduja, “Neptun Deep Projesi”yle Karadeniz’deki 100 milyar kübik metrenin (bcm) üzerindeki rezervden yılda 18-20 bcm üretim kapasitesine ulaşarak Karadeniz’in ikinci büyük üreticisi olacaklarını, bunun için de yatırım bankaları ve Dünya Bankası kredileriyle doğal gaz altyapısı ve boru hatlarını geliştirmeye çalıştıklarını kaydetti.
Nükleer enerji kapsamında Rusya ile işbirliği yapmadıklarını, 1970’lerden itibaren reaktörlerle enerji ihtiyaçlarını karşıladıklarını belirten Rumen Bakan, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın adaletsiz olduğunu söyledi.
Burduja, yeşil enerji kapsamında kömürle üretim yapan tesislerini doğal gaza dönüştürdüklerini, Romanya’nın 2027’de 29 bcm’lik üretimle Avrupa’nın bir numaralı üreticisi konumuna geleceğini belirtti.
“Enerjinin Orta Asya’dan Karadeniz üzerinden Avrupa’ya aktarılması planlanıyor”
Azerbaycan Enerji Bakan Yardımcısı Abbasov da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığına teşekkür ederek, Gürcistan, Macaristan, Türkiye ve Azerbaycan arasında imzalanan, Slovakya ve SOCAR’ın da dahil olduğu anlaşmaların, enerji güvenliği alanında önemli olduğunu vurguladı.
Abbasov, Azerbaycan’ın doğal gaz rezervleriyle 2017’den itibaren gaz ihracatçısı konumunda olduğunu, yıllık 48 bcm üretimin 28 bcm’sinin ihraç edildiğini söyledi.
Azerbaycan’ın yenilenebilir enerji kaynakları konusunda da projeler yürüttüğünü ve güneş enerjisi alanında çalıştığını belirten Bakan Yardımcısı, ulaşılan yüzde 20 oranının 2030 itibarıyla yüzde 30’a çıkarılmasının planlandığını kaydetti.
Abbasov, Azerbaycan, Gürcistan, Macaristan ve Romanya arasında yeşil enerji odaklı anlaşma imzalandığını, Hazar Denizi çevresinde 247 gigavat kapasiteli proje yapılacağını, Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan iktisat, ekonomi ve enerji bakanlarının üretilen enerjinin Orta Asya’dan Karadeniz yoluyla Avrupa’ya aktarımı için çalıştıklarını dile getirdi.
Bakan Yardımcısı Abbasov, “Azerbaycan, TANAP, TAP ve Güney Gaz Koridoru üyesidir, enerjinin Orta Asya’dan Karadeniz üzerinden Avrupa’ya aktarılması planlanıyor.” dedi.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29. Taraflar Konferansı’nın (COP29) kasımda Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapılacağını anlatan Abbasov, ülkesinin ekolojik dengeyi bozmadan güvenli enerji üretimine dair uluslararası çabaların öncüsü olacağını vurguladı.
]]>
Türkmenistan Halk Maslahatı Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov, Birleşmiş Milletlerin (BM), belirlenen ana misyonuna ulaşmasına yardımcı olunması gerektiğini belirterek, “Bu sadece ahlaki görevimiz değil, aynı zamanda sorumluluğumuzdur. Benzer şekilde diğer uluslararası kurum ve kuruluşların BM ile işbirliği güçlendirilmelidir.” dedi.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, TRT World sunucularından Elif Bereketli’nin moderatörlüğünde yapılan “ADF ADDRESS” etkinliğinde, Türkmenistan Milli Lideri ve Halk Maslahatı Başkanı Berdimuhamedov konuştu.
Berdimuhamedov, foruma davetinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ederek, forumun, uluslararası ilişkilerin mevcut durumu ve birçok temel soruyu gündeme getirdiğini kaydetti.
Forumun, yalnızca siyasi, ekonomik ve hukuki soruları gündeme getirmediğine dikkati çeken Berdimuhamedov, foruma ülkelerin nüfusu, askeri kapasitesi veya teknolojik düzeyine bakılmaksızın dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
Berdimuhamedov, Türkmenistan’ın, Eylül 2023’te BM Genel Kurulunun 78. oturumunda, BM himayesinde kapsamlı bir güvenlik stratejisi oluşturulması önerisinde bulunduğunu hatırlatarak, “Bunu, 21. yüzyılda devletlerarası ve uluslararası ilişkilerin yapısına ve bunu başarmaya yönelik araçlara ilişkin bir tutum ve normlar sistemi olarak görüyoruz.” dedi.
Türkmenistan’ın, küresel güvenliğin sağlanmasında bölgesel kuruluşlar ve hükümetler arası birlikler aracılığıyla sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik ve insani faaliyetlerin de güçlendirilmesini gerekli ve yerinde gördüğünü belirten Berdimuhamedov, şöyle devam etti:
“Bu konuda diğer uzmanlaşmış yapı ve kurumların görüşlerini dinleyerek, dünya siyasetinin temel sorunlarının çözümüne yön vermeliyiz. BM’nin, belirlenen ana misyona ulaşmasına yardımcı olunmalıdır. Bu, sadece ahlaki görevimiz değil, aynı zamanda sorumluluğumuzdur. Benzer şekilde diğer uluslararası kurum ve kuruluşların BM ile işbirliği güçlendirilmelidir. Yeryüzünde barışın ve dünya yapısının sağlanması açısından bölgesel heyet ve kuruluşlarının konum ve misyonunun artırılması gerektiğini düşünüyorum.”
Berdimuhamedov, Türkmenistan’ın BM’de bir Tarafsızlık Dostları grubu oluşturma girişiminde bulunduğunu, birçok ülkenin bu fikre katıldığını aktararak, bunun mantıklı bir çözüm olduğuna inandığını söyledi.
Sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Berdimuhamedov, geleceğin ekonomisinin bir modeli olarak değerlerin dağıtımına, bunların ulaştırılmasına, araç ve kanallarının kullanımına büyük önem verilmesi gerektiğini vurguladı.
Berdimuhamedov, şu ifadeleri kullandı:
“Yeni yaklaşımlar ayırt edilmeden siyasallaşmaya ve ayrımcılığa tolerans gösterilmemelidir. Ana odak noktası iki öncelikli alan üzerinedir, enerji koordinasyonu ve ulaşım bağlantısı. Türkmenistan, düşük karbonlu enerjiye geçerek enerji entegrasyonuna ulaşma yönünde stratejik bir yön aldı. Bu çalışmada da bu tür yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bu, bu yolu takip etmek isteyen ülkeler için eşit şartlara sahip olmayı garanti edecektir. Bu, ülkelerin enerji tasarrufu sağlayan teknolojilere sahip olmalarını sağlayacaktır. Yenilenebilir enerji kaynaklarından tam anlamıyla yararlanabilmeleri için iklimsel ve coğrafi avantajlardan yararlanmalarını sağlayacak.”
Geleneksel enerji kaynaklarının “yeşil” gündeme dayalı yeni kaynaklarla birleştirilip uyumlaştırıldığını dile getiren Berdimuhamedov, Türkmenistan’ın dünyada “yeşil diplomasiye” ve böyle bir işbirliği modeline öncelik verdiğini vurguladı.
???????Berdimuhamedov, “Türkmenistan, Hazar ve Karadeniz bölgelerini geçen, Avrupa, Orta Doğu, Asya-Pasifik bölgelerini mutabakata varılan standart ve kriterlere göre çalışan tek bir ulaşım sistemine bağlayan Avrasya multimodal ulaşım ve transit projelerinin uygulanması üzerinde çalışıyor.” dedi.
İklim gündeminin, artık küresel güvenliğin ve barış içinde bir arada yaşamanın tanımlayıcı bir sembolü olarak tanıtıldığına değinen Berdimuhamedov, Türkmenistan’ın, güvenliğin sağlanmasına yönelik yaklaşımın temeli olarak, iklim meselesine sistematik bir yaklaşımı, çok taraflı kontrol yönteminin oluşturulmasını, iklimin, ekolojik ve insan kaynaklı tahribatların etkisinin azaltılmasını savunduğunu aktardı.
]]>
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Güney Gaz Koridoru Danışma Kurulu 10. Bakanlar Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Azerbaycan güvenilir bir ortak olduğunu kanıtladı. Azerbaycan doğal gazına Avrupa Birliği’nden (AB) büyük bir talep vardı ve hala da var” dedi. Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ise, “Azerbaycan doğal gazı Avrupa’nın geleceği için belirleyici öneme sahip” ifadesini kullandı.
Güney Gaz Koridoru Danışma Kurulu 10. Bakanlar Toplantısı ve Yeşil Enerji Danışma Konseyi 2. Bakanlar Toplantısı, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapıldı. Türkiye’yi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu’nun temsil ettiği toplantıya Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Enerjiden Sorumlu Üyesi Kadri Simson, Azerbaycan Enerji Bakanı Perviz Şahbazov başta olmak üzere ABD, İtalya, Romanya, Gürcistan, Karadağ, Sırbistan, Hırvatistan, Özbekistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil 23 ülkeden bakanlar ve yetkililer katıldı.
“Avrasya’daki jeopolitik durum çalışmalarımızın önemini gösteriyor”
Toplantının açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev enerji alanındaki çalışmaların önemine dikkat çekerek, “Çeşitlendirmeden bahsettiğimizde, sadece tedarik yollarının çeşitlendirilmesi değil, aynı zamanda kaynakların da çeşitlendirilmesi gerektiği yönündeki tavrımız her zaman olmuştur ve hala da öyledir. Bugün Avrasya’daki jeopolitik durum çalışmalarımızın önemini gösteriyor. Azerbaycan güvenilir bir ortak olduğunu kanıtladı. Sözümüz imzamız kadar geçerlidir. Yeni girişimler ortaya koyduk ve bunların hayata geçirileceğinden eminim. Önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde ‘Azeri-Çırak-Güneşli’ yatağından doğal gaz üretimine başlanacak. Bu çok umut verici bir proje” dedi.
“Azerbaycan doğal gazına AB’den büyük talep var”
Güney Gaz Koridoru’nun 3 yıldır başarılı bir şekilde çalıştığını belirten Aliyev, “Bu bir başarı hikayesidir. Avrasya’nın önemli altyapı projelerinden biri bu. Bu aynı zamanda bir enerji güvenliği ve iş birliği projesidir. Çünkü bu rota üzerinde yer alan ülkeler arasında iş birliği olmasaydı bu projenin hayata geçirilmesi mümkün olmazdı. Güney Gaz Koridoru’nun genişletilmesi ve diğer doğal gaz projelerinin asıl amacımıza zarar vermeyecek şekilde hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü Azerbaycan doğal gazına AB’den büyük bir talep vardı ve hala da var. Birçok ülke doğal gaz için Azerbaycan’a başvuruyor. Doğal gaza talep var. Bunun için kaynaklarımız ve altyapımız da var. Avrupa finans kuruluşlarının bu projelerin finansmanında gerçekçi yaklaşımları esas alması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. Aliyev, “Yeşil Enerji’ye geçildiğini görüyoruz. Biz de Yeşil Enerji geçiş sürecindeyiz. Ancak aynı zamanda geleneksel enerji kaynakları olmadan dünyanın önümüzdeki yıllarda kalkınmasının mümkün olamayacağı gerçeğini de kimsenin unutmaması gerekiyor” diye konuştu.
“Azerbaycan Avrupa’da gerçek bir aktör haline geliyor”
Azerbaycan’ın enerji sektöründe AB’nin güvenilir bir ortağı olduğunu belirten AB Komisyonu Enerjiden Sorumlu Üyesi Kadri Simson ise, “Bu alanda iş birliğinin genişletilmesi için büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Buraya ilk kez 2022’de ilişkimizin potansiyelini en iyi şekilde nasıl hayata geçirebileceğimizi tartıştığımızda geldim. Güney Gaz Koridoru üzerinden Avrupa’ya doğal gaz taşımacılığı şu anda 2021’e göre yüzde 46 daha arttı. Dediğim gibi Azerbaycan gerçekten Avrupa’da gerçek bir aktör haline geliyor, dolayısıyla bu ortak tedarik sistemini genişletmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Azerbaycan doğal gazı Avrupa’nın geleceği için belirleyici öneme sahip”
Güney Gaz Koridoru’nun Avrupa’nın enerji güvenliğinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, “Azerbaycan doğal gazı Avrupa’nın ortak geleceği için belirleyici öneme sahiptir. Bugün hepimiz, Güney Gaz Koridoru’nun şimdiden birçok insanın hayatını değiştirdiğine ve Avrupa’yı daha güvenli hale getirdiğine tanıklık edebiliriz. Avrupa’nın sıvılaştırılmış doğal gaz arzını artırdığı bir dönemde Güney Gaz Koridoru şüphesiz AB’ye yönelik birkaç istikrarlı ve rekabetçi boru hattı kaynağından biri olmaya devam edecektir. Arnavutluk, yenilenebilir enerji projelerine yatırım yaparak ve sürdürülebilir altyapı geliştirerek Güney Gaz Koridoru’ndan yararlanmaya devam edecek” şeklinde konuştu. – BAKÜ
]]>
Turkcell, global telekomünikasyon sektörünün en önemli buluşması Mobil Dünya Kongresi’nden (MWC24) yeni nesil teknolojiler konusunda küresel markalarla yapılan iş birliği anlaşmaları ve ödüllerle döndü. Mobil Dünya Kongresi’nde düzenlenen iki panelde şirketin sürdürülebilirlik ve yapay zeka alanındaki projelerini anlatan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, MWC kapsamında Turkcell’in dijital gelecek vizyonunu değerlendirdi.
Bu yıl 26 – 29 Şubat tarihlerinde dünya çapında binden fazla mobil operatör, dijital servis sağlayıcı ve ekosistemin ilgili endüstrilerinden yüzlerce katılımcıyla, İspanya’nın Barselona kentinde düzenlenen Mobil Dünya Kongresi sona erdi. Teknoloji ve dijitalleşmenin öncüsü Turkcell, uluslararası alandaki en önemli mobil iletişim etkinliği Mobil Dünya Kongresi’ni; yaptığı yerli ve global iş birlikleri, katıldığı paneller ve aldığı ödüllerle tamamlayarak, ülkemizi teknoloji alanında başarıyla temsil etti.
Mobil iletişim teknolojilerindeki yenilikleri Türkiye’ye taşıma sözünü MWC24’te yineleyen Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, küresel teknoloji dünyasının önde gelen markalarıyla stratejik iş birlikleri ve ortaklıklar kurmanın yanı sıra kongre kapsamında düzenlenen iki önemli panelde konuşma yaptı. Tecrübe ve görüşlerini mobil iletişim sektörünün dünya sahnesinde paylaşan Dr. Koç, “Yaptığımız anlaşmalarla, gerçekleştirdiğimiz görüşmelerle ve katıldığımız toplantılarla; Türkiye’nin Turkcell’i olarak küresel alanda ülkemizi temsil etmenin gururunu yaşıyoruz” dedi.
“Türkiye’de dijital dönüşümün lokomotifi olma misyonumuzu sürdürüyoruz”
Dr. Koç, MWC24’te verdiği demeçte; şirketin Türkiye’nin dijitalleşmesindeki önemine ve gelecek hedeflerine değindi. Dr. Koç, “Şirket olarak, lokasyon bağımsız iletişimi ve bağlantıda sürdürülebilirliği herkes için mümkün kılan teknolojiler peşindeyiz. Turkcell’in her yatırımı, Türkiye’nin dijital geleceğine yapılan bir yatırımdır. 30 yıla ulaşan tarihçemiz, 43 milyona yakın müşterimiz ve 600 bine yakın kurum ve kuruluşa sunduğumuz ürün ve hizmetlerimizle, Türkiye’de dijital dönüşümün lokomotifi olma misyonumuzu sürdürüyoruz” dedi.
“Gündemimizde enerji verimliliği, veri merkezleri ve siber güvenlik başlıkları var”
Dr. Koç; ‘herkesi’ birbirine bağlamaktan, ‘her şeyi’ birbirine bağlama çağına geçildiğini, insanların daha büyük işler başarmak için akıllı makinelerle birlikte çalıştığı bir dönemin başladığını belirtti. “Ülkemizin ‘dijital teknolojilere yönelik adaptasyonunu hızlandırma’ potansiyelimizi sonuna kadar kullanacağız” diyen Turkcell Genel Müdürü, şirketin 30’uncu yılında öncelikli olacak gündemlerine dair şu açıklamalarda bulundu:
“Enerji verimliliği için 240 milyon dolar yatırım”
“Şirket olarak operasyonlarımızı sürdürülebilir hale getirmekle kalmıyor, ekonomiye katma değer katacak ürün, hizmet ve proje çözümleri geliştiriyoruz. Yenilenebilir enerjiyi de yalnızca tüketmiyor, Turkcell Enerji şirketimizle yüzde 100 yenilenebilir enerji üretiyoruz. Bu çalışmalarımızın gezegene katkıları bağımsız kuruluşlar tarafından da ölçülüyor. 2024’te şebekelerimizi yüzde 5 oranında daha verimli hale getirmeyi hedefliyoruz. Güneş enerjisi (GES) yatırımlarımız kapsamında hedefimiz, Türkiye’de 2025 sonuna kadar 240 milyon dolar yatırımla 300 MW kurulu güce sahip GES’leri devreye almak. 2026 itibarıyla toplam elektrik ihtiyacımızın yüzde 65’ini ‘yeşil enerji’ kaynaklarından karşılamayı planlıyoruz. Hedefimiz; enerji tüketimimizi, 2030’a kadar kendi kaynaklarımızdan yüzde 100 yeşil enerjiyle karşılamak ve 2050’de net sıfır şirket olmak. Şirket olarak iklim krizinin etkilerini azaltmak için dijitalleşmenin gücünü kullanacağız. Bu yıl globalde 21 bin şirketin sürdürülebilirlik çalışmalarının ve sonuçlarının değerlendirildiği CDP (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) İklim Değişikliği raporlamasında takdir edilen 346 şirket arasında Türkiye’den ‘A’ listesine giren tek telekomünikasyon şirketiyiz.”
“Veri merkezi şirketi kuruyoruz”
Türkiye’nin en büyük veri merkezi işletmecisi konumunda olduklarını ifade eden Turkcell Genel Müdürü, “Sektördeki kapasitenin üçte birinden fazlasını tek başımıza biz karşılıyoruz ve en yakın rakibimizin iki katı kapasiteye sahibiz. Şirket olarak bu gücü daha da büyütmek amacıyla kuracağımız veri merkezi şirketimiz yatırımcılar tarafından ilgi görebilecek potansiyelde büyük bir şirket olacak. Ayrıca veri merkezi alanındaki gücümüzden dolayı, ‘hyper scaler’ olarak adlandırılan, uluslararası bazı büyük şirketleri Türkiye’ye getirmek istiyoruz.”
“Siber güvenlik, Turkcell iş stratejisinin en önemli bileşeni”
Gerçekçi sahte içeriklerin kolayca oluşturulabilmesinin küresel güvenlik gündeminin başında geldiğini belirten Dr. Koç, veri güvenliği ve siber güvenlik gündemine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Şirket olarak, siber suçluların gelişen teknolojileri kötüye kullanma potansiyeline karşı, yapay zeka ve makine öğrenmesi gibi araçları kullanarak savunma mekanizmalarımızı, siber güvenlik araçlarımızı daha da güçlendireceğiz. Tehdit tespiti, analizi ve uyarlanabilir kontroller gibi alanlarda yapay zeka teknolojilerini etkili bir şekilde kullanarak, müşterilerimizin ve iş ortaklarımızın güvenliğini sağlamaya devam edeceğiz. Siber güvenlik, Turkcell iş stratejisinin en önemli bileşeni.”
“İşimizin her alanında yapay zeka kullanıyoruz”
Dr. Koç, yapay zeka konusunda felsefelerinin, ‘yeniliği teşvik etmek ile kamusal fayda arasında denge sağlamak’ olduğunu ve tüm işlerinde yapay zeka teknolojileri kullandıklarını söyledi. Koç, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Mühendislerimizin geliştirdiği aplikasyonumuzda günlük 200 bin müşterimize destek veren bir chatbotumuz var. fizy ve TV+ gibi platformlarımızda en uygun içerikleri sunan öneri modelleri de yapay zeka destekli. Ayrıca, Turkcell yapay zeka ekibimizle Türkiye’nin yerli ve milli otomobili Togg’un paydaşlarından biri olarak, aracın ‘Araç İçi Yüz Algılama, Tanıma ve Analiz Sistemi’ni de geliştiriyoruz.”
“Türkiye’de yapay zeka kullanım ilkelerini belirleyen ilk şirket olduk”
Yapay zekanın en önemli sorununun ‘önyargı’ olduğunu, yapılması gereken önemli şeylerden birinin, algoritmaları yazarken kullanılan verinin kalitesine, doğruluğuna, kapsayıcılığına bakmak olduğunu söyleyen Dr. Koç, verilerin her şeyden önce hatasız ve önyargılarından arındırılmış olmasının gerektiğini vurguladı. Şirket olarak, dijital dönüşümün sadece teknolojiyle değil, aynı zamanda insani değerlerle, güven ve sorumlulukla ilerlediğine inandıklarını ifade eden Dr. Koç, “Yapay zeka algoritmalarını insanlar yazıyor. Başarıyı – başarısızlığı, iyiyi – kötüyü insanlar tanımlıyor. İnsan önyargılarının sistemlerimize girmesini engellemek gerektiğini de göz ardı etmemeliyiz. Bu bağlamda 2020 yılında Türkiye’de yapay zeka kullanım ilkelerini açıklayan ilk şirket olduk. Turkcell Yapay Zeka İlkeleri ile yenilikçi teknolojileri sorumlu bir şekilde kullanma ve dijital dönüşüm yolculuğumuzda bilgi güvenliğini en ön sırada tutma taahhüdünde bulunuyoruz” dedi.
MWC24’te sürdürülebilirlik ve yapay zeka vizyonunu anlattı
Dr. Ali Taha Koç, Mobil Dünya Kongresi kapsamında iki ayrı panelde de konuşmacı olarak yer aldı. Ali Taha Koç’un katıldığı ilk panelde, “AI Önyargısı, İnsan Önyargısından Daha Kolay mı Ortadan Kaldırılır” sorusuna yanıt aranırken, diğer panelde ise “Döngüsellik ve Sürdürülebilir Dijital Dönüşüm” başlıkları ele alındı.
Yeni nesil teknolojiler için global iş birlikleri
Şirket, kongre süresince aralarında Huawei, Ericcson, Nokia’nın da bulunduğu global şirketlerle farklı alanlarda mutabakat imzaladı. İş birlikleri kapsamında; Huawei ile 5.5G, yeşil teknolojiler, yapay zeka bazlı şebeke otomasyonu başlıklarında ortak inovasyon çalışmaları yapılacak. Ericsson ile siber güvenlik, yapay zeka (AI), makine öğrenimi (ML) ve 6G teknolojilerine dair çalışmalar gerçekleştirilecek. Nokia ile 6G ağlarının yeteneklerini keşfetmenin yanı sıra bireyler, kurumlar ve endüstrilere yönelik yenilikçi senaryolar geliştirilecek.
Uydudan haberleşme için Turkcell’den önemli adım
Şirket, uydular üzerinden mobil servisler sunmayı amaçlayan dünyanın önde gelen uydu haberleşme şirketlerinden Lynk ile yaptığı iş birliğiyle MWC24’te en çok ses getiren adımlardan birini attı. Anlaşma kapsamında Lynk ile uydu üzerinden doğrudan telefonlara SMS, ses ve data servislerini deneme konusunda birlikte test çalışmaları yürütülecek.
Yerli teknolojilere tam destek
Şirketin Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında yerli ve milli teknoloji şirketlerine süren destekleri de Mobil Dünya Kongresi’ne taşınan gündemlerden biriydi. Türkiye’nin teknoloji ekosistemindeki birçok kurum ve firmayla Ar-Ge, yazılım, teknolojik destek ve ürün tedariki alanlarında iş birlikleri yürüten Turkcell; böylece ülkemizdeki teknoloji sektörünün gelişimine, yerlilik oranlarının artmasına ve milli ekonomiye katkılar sunuyor. Şirket, Türkiye’nin öncü şebeke otomasyon şirketlerinden TechNarts, TTG ve KRON ile iş birliklerini de MWC24 kapsamında gündeme taşıdı.
Turkcell MWC24’ten 2 ödülle döndü
Şirket, Mobil Dünya Kongresi’nden iki ödülle döndü. Akıllı Enerji Dağıtım Şebekesi (Smart Grid) projesi ile 5G’nin kullanım alanlarına elektrik dağıtım şebekesini de ekleyen Turkcell, bu projeyle yenilikçi çözümlerin ödüllendirildiği GTI Awards 2024’te “Yenilikçi Mobil Servis ve Uygulama” ödülünü aldı. Bunun yanı sıra şirket, sürdürülebilirlik odağında sabit erişim şebekesinde enerji tasarrufuna yönelik fark oluşturan projesiyle IDATE tarafından ‘Sürdürülebilir Şebeke Operatörü Lideri’ ödülüne de layık görüldü. – İSTANBUL
]]>
CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, ROSATOM Müdürü Aleksey Lihaçev’in Sinop’ta nükleer santral yapımı konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlü taahhüt verdiği yönündeki açıklamasını Meclis gündemine taşıdı. Torun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Alparslan Bayraktar’ın “Aradan geçen 14 yılda bir nükleer güç santralini devreye alamayan Rosatom’a Sinop Nükleer Güç Santrali için söz verilmesinin sebepleri nelerdir” diye sordu.
CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, ROSATOM Müdürü Aleksey Lihaçev’in Sinop’ta nükleer santral yapımı konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlü taahhüt verdiği yönündeki açıklamalarını Meclis gündemine taşıdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Torun, şunları kaydetti:
“ROSATOM İLE SÖZ KESİLMESİNİN SEBEPLERİ ANLAŞILAMAMIŞTIR”
“Rusya Devlet Nükleer Enerji Kurumu(Rosatom) Genel Müdürü Aleksey Lihaçev, Devlet Duması’nda yaptığı konuşmada ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan, başka bir sahanın bize devredilmesi için siyasi bir karar alındığını açıkça dile getirdi. Şimdi detaylar üzerinde çalışıyoruz. Büyük olasılıkla yeni inşaat sahası Sinop adını alacak’ şeklinde bir açıklama yapmıştır. Bütün itirazlara karşın 2012 yılından itibaren üzerinde çalışmalar yürütülen Sinop Nükleer Güç Santrali’nin yapımı konusunda Rosatom’a sözlü bir taahhüt verildiği anlaşılmaktadır.
Yapımına 2010 yılında başlanan ve 2023 yılında devreye gireceği açıklanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde inşaat çalışmaları halen devam etmektedir. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin maliyeti yapım süreci boyunca sürekli artmış, 17 milyar dolar değerinde bir maliyet hesabıyla başlanılan projenin maliyeti bugün 24 milyar dolara çıkmıştır. Para yutan bir yatırıma dönüşen Akkuyu’dan ders alınmayarak bugün Sinop’ta yapılacak santral için yine Rosatom ile söz kesilmesinin sebepleri anlaşılamamıştır.
“ENERJİ İTHALATIMIZI ARTIRACAĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR”
Hükümet kaynakları söz konusu nükleer santrallerin Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltacağını iddia etmektedir. Enerji üretiminin temel sorunu olan yakıt temini yapımı süren ve yapımı planlanan iki santralde de çözülmemiştir. Akkuyu ve Sinop Nükleer Santralleri ülkemiz coğrafyasında yok denecek kadar az bulunan uranyum madeninden üretilen yakıt ile çalışacak reaktörler ile donatılacaktır. Rus Rosatom tarafından inşa edilerek, ülkemizde enerji ürettiği halde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne enerji satacak olan girişimlerin enerji ithalatımızı artıracağı açıkça görülmektedir.
Nükleer enerji üretiminde kullanılması mümkün olan toryum madeni açısından zengin yataklarımızın bulunmasına rağmen toryumun enerji üretiminde kullanılmasına ilişkin çalışmalarda gözle görülür bir ilerleme bulunmamakta, merhum Prof. Dr. Engin Arık’ın şüpheli ölümünden önce dile getirdiği ve üzerine çalışmalar yürüttüğü toryumdan temiz nükleer enerji üretimini gerçekleştirecek olan proton hızlandırıcı projesi ilerlememektedir. Türkiye öz kaynaklarıyla temiz enerji üreterek enerjide dışa bağımlılığı sona erdirecek, ucuz enerji teminini sağlayacak projelere ivedilikle ihtiyaç duymaktadır.”
Seyit Torun, Bakan Bayraktar’a şu soruları yöneltti:
“ROSATOM’A SİNOP İÇİN SÖZ VERİLMESİNİN SEBEPLERİ NELERDİR?”
“Akkuyu Nükleer Güç Santrali yapımı maliyetinin 17 milyar dolardan 24 milyar dolara çıkmış olmasının sebeplerini açıklar mısınız? Akkuyu Nükleer Güç Santralinin devreye alınacağı tarihi açıklar mısınız? Aradan geçen 14 yılda 1 nükleer güç santralini devreye alamayan Rosatom’a Sinop Nükleer Güç Santrali için söz verilmesinin sebepleri nelerdir? Rusya – Ukrayna Savaşı devam ederken, Rosatom Akkuyu ve Sinop Nükleer Güç Santrallerinin optimum sürede bitirilebileceğine dair herhangi bir teminat verebilmekte midir? Sinop Nükleer Güç Santrali’nin yapımı için Rus Rosatom dışında görüşülen ülke ve şirketleri açıklar mısınız? Ülkemizde bulunmayan uranyum madeni ile enerji üretimi yapacak olan, yabancı devletlerin girişimleri ve finansmanıyla inşa edilen, Türkiye Cumhuriyeti Devletine diğer enerji kaynaklarımızın maliyetinin 3 katı fiyatına elektrik satacak olan nükleer enerji santralleri ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını nasıl azaltacaktır?”
]]>
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Bir taraftan kendi doğal gazımızı, petrolümüzü arttırırken, nükleer enerjiye yatırım yaparken diğer taraftan yenilenebilir enerji kaynaklarımızı harekete geçirerek ve enerji verimliliğini arttırarak, enerjide dışa bağımlılığımızı en alt düzeylere çekme gayreti içindeyiz.” dedi.
Yılmaz, Türk ve Çinli şirketler arasındaki Giga Enerji Depolama Tesisi Anlaşması İmza Töreni’ne katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, Harbin Electric (HEI) ve Kontrolmatik firmaları tarafından hayata geçirilen işbirliğini, büyük bir mutlulukla karşıladıklarını belirterek, projenin hayırlı olmasını diledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde, Türkiye’nin, küresel piyasalarda rekabet gücünü artırdığını ve kritik teknolojilerin üretimi noktasında gelişme kaydettiğini ifade eden Yılmaz, “Bağımsız enerji, güçlü Türkiye” diyerek yerli kaynaklara dayalı bir enerji ekosistemi oluşturduklarını söyledi.
“Temiz enerji dönüşümünün öncü ülkelerinden biri haline gelmiş durumdayız”
Yılmaz, 2002 yılında 32 bin megavat seviyelerinde olan elektrik kurulu gücünü, 107 bin megavatın üzerine çıkardıklarını aktararak, halihazırda kurulu gücün yerlilik oranının yüzde 66, yenilenebilir enerjinin payının ise yüzde 55 seviyelerinde olduğunu kaydetti.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu gücün içindeki payının 2010’da yüzde 3 iken, 2022 yılında yüzde 22’ye kadar yükseldiğini dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:
“Yenilenebilir enerji kaynak destek mekanizması ve yenilenebilir kaynak alanlarıyla, ülkemizin toplam enerji kurulu gücünü ve üretimini hızla arttırırken temiz enerji dönüşümünün öncü ülkelerinden biri haline gelmiş durumdayız. Bu kapsamda ülkemiz Avrupa’da jeotermal enerji kurulu gücünde birinci, hidroelektrik kurulu gücünde ikinci, rüzgarda yedinci, güneş enerjisi kurulu gücünde ise sekizinci sıradadır. Önümüzdeki dönemde yıllık ortalama 3 bin 500 megavat güneş, 1500 megavat da rüzgar enerjisi santralinin devreye alınması planlanıyor. Toplam 5 bin megavat deniz üstü rüzgar enerjisi kurulu gücünü enerji portföyümüze katmayı da planlıyoruz. Yerli ve yenilenebilir enerjiyi güçlendirerek cari açığa katkı sağlama konusunda da çalışıyoruz.”
Yılmaz, Türkiye’nin temel problemlerinden biri olan cari açıkta enerji ithalatının önemli bir rolü olduğuna işaret ederek, “Bir taraftan kendi doğal gazımızı, petrolümüzü arttırırken, nükleer enerjiye yatırım yaparken diğer taraftan yenilenebilir enerji kaynaklarımızı harekete geçirerek ve enerji verimliliğini arttırarak, enerjide dışa bağımlılığımızı en alt düzeylere çekme gayreti içindeyiz.” diye konuştu.
Aynı zamanda bölgesel ve küresel enerji güvenliğine katkıda bulunmayı ve enerjide bölgesel bir ticaret merkezi olmayı hedeflediklerini anlatan Yılmaz, jeopolitik gelişmelerin, özellikle Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde Türkiye’nin rolünü bir kez daha ortaya koyduğuna dikkati çekti.
Yılmaz, Türkiye’nin sadece kendi enerji ihtiyacını karşılamanın ötesinde bir bölgesel hub ve ticaret merkezi olarak geniş bir coğrafyanın enerji arz güvenliği konusunda önemli bir rol oynayacak konumda olduğunu söyledi.
“Daha fazla Çin’den doğrudan yatırımı Türkiye’de görmek istiyoruz”
2003’ten bu yana 261,3 milyar dolarlık uluslararası yatırımı Türkiye’ye çektiklerini ifade eden Yılmaz, ilerleyen dönemde bu alanda güçlü politikalarla yollarına devam edeceklerini, bir yandan da 2053’te karbon nötr ekonomiye ulaşmayı hedeflediklerini kaydetti.
Yılmaz, Türkiye’nin bu anlamda çok önemli yatırımların yapılacağı bir ülke konumunda olduğuna işaret ederek, Çin ile 50 milyar doları aşan bir ticaret hacmine ulaştıklarını ancak burada sürdürebilir olmayan dengesiz bir yapının bulunduğunu anlattı.
Türkiye’den Çin’e değişik sektörlerde ihracatın artması ve bu konuda işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ticaretteki dengesizlikleri telafi edici bir anlayış içinde, turizm ve doğrudan yatırımların desteklenmesi gerekiyor. Daha fazla Çinli turisti Türkiye’de görmek istiyoruz, daha fazla Çin’den doğrudan yatırımı Türkiye’de görmek istiyoruz. Bunları yaptığımız zaman ticarette dengeleyici bir rol oynayacaktır diye inanıyorum. Bu konularda Çin Halk Cumhuriyeti’yle Türkiye Cumhuriyeti olarak daha fazla işbirliği yapmamız lazım. O anlamda bu proje güzel bir işaret fişeği diye düşünüyorum. Olumlu bir gelişme ama yetmez, daha fazla Çinli doğrudan yatırımcıyı Türkiye’ye bekliyoruz. Türkiye çok önemli bir lokasyona sahip, çok geniş bir pazara erişme imkanı olan bir ülke, genç dinamik bir nüfusu var, girişimci kültürü var. Çinli yatırımcıların Türkiye’ye yatırım yapmasıyla hem kendileri kazanacaktır hem de Türkiye kazanacaktır.”
Yılmaz, 2002-2022 döneminde, Çin’in diğer ülkelere yıllık 100 milyar dolar civarında doğrudan yatırımlar gerçekleştirdiğini, Türkiye’nin buradan aldığı payın ise binde 2’nin altında olduğunu aktararak, bu payın hedef olarak ilk aşamada mutlaka yüzde 1’in üstüne çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.
“Avrupa’nın en büyük enerji depolama tesisi bu vesileyle hayata geçmiş olacak”
Bugün imzası atılan projenin, Türkiye’nin en büyük şebeke ölçekli enerji depolama projesi olduğunu, 1 gigawatt/saat depolama kapasitesine sahip olacağını anlatan Yılmaz, bunun çok önemli bir kapasite olduğunu ve bu depolama tesisiyle yıllık 875 milyon kilowatt/saat elektrik üretimine sahip rüzgar santralinin de hayata geçirilmiş olacağını kaydetti.
Yılmaz, toplam 600 milyon dolarlık bir yatırımın söz konusu olduğunu, bunun 375 milyon dolarının ilk faz olarak sözleşmesinin imzalanabilir aşamaya geldiğini anlattı. Buna göre Harbin Electric’in 300 milyon dolar tutarında finans sağlayacağını belirten Yılmaz, Progresiva şirketinin de öz sermayesiyle bu yatırımın gerçekleştirileceğini bildirdi.
“Bu projeyle milli imkanlarımız geliştirilecek, batarya teknolojilerinde Türkiye yeni bir safhaya geçmiş olacak ve Avrupa’nın en büyük enerji depolama tesisi bu vesileyle hayata geçmiş olacak.” diyen Yılmaz, bu projeye emek harcayan iki firmanın yetkililerine teşekkür etti, buna benzer yeni işbirliklerini görme temennisinde bulundu.
Konuşmaların ardından, Kontrolmatik Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Sami Aslanhan ve HEI Baş Temilcisi Pan Sheng, Progresiva Enerji Yatırımları Ticaret AŞ ile Harbin Electric arasındaki 1000 MWh Elektrik Depolama ve 250 MW Rüzgar Santrali Projesi’ne imza attı.
Programa Çin’in Ankara Büyükelçisi Liu Şaobin de katıldı.
]]>
Petrol ve doğal gaz ülkesi Azerbaycan, son yıllarda doğal gaz ihracatını Avrupa’ya doğru genişleterek hem “Avrupa’nın enerji güvenliğine önemli katkılar sunan” hem de “Avrasya’nın enerji haritasını yeniden şekillendiren” ülke olarak ön plana çıktı.
AA’nın, “Türk devletlerinin enerjisi ve Avrupa’nın ilgisi” başlıklı dosya haberinin birinci bölümünde, AA muhabiri Azerbaycan’ın Avrupa ile enerji alanındaki işbirliklerini derledi.
Ukrayna’daki savaş nedeniyle doğal gaz krizi yaşayan Avrupa, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için yeni arayışlara girdi. Bu arayışlar, Bakü’den Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan 3 bin 500 kilometrelik Güney Gaz Koridoru’nun paydaşları arasındaki Azerbaycan’a ilgiyi artırırken bu ülkeyle enerji alanındaki ilişkileri derinleştirdi.
Avrupa Birliği (AB) ile Azerbaycan arasında 18 Temmuz 2022’de “Enerji Alanında Stratejik Ortaklığa İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalandı. İlk dönemde sadece Gürcistan ve Türkiye’ye doğal gaz sevk eden Azerbaycan, 5 Avrupa ülkesinin eklenmesiyle 7 ülkeye doğal gaz ihraç eden ülke haline geldi. Bugün Azerbaycan’ın doğal gaz ihracatının yüzde 50’si Avrupa ülkelerine yapılıyor. AB liderleri Azerbaycan’ı “güvenilir ortak” ve “Pan Avrupa gaz tedarikçisi” şeklinde nitelendiriyor.
Azerbaycan, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan’a doğal gaz ihraç ediyor. Sırbistan, Arnavutluk, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Slovakya, Kuzey Makedonya gibi ülkelerin de ilerleyen dönemde Azerbaycan’dan doğal gaz alacağı öngörülüyor.
Avrupa’ya 2021’de 8 milyar metreküpten fazla doğal gaz ihraç eden Azerbaycan, 2023’te bu rakamı 11,8 milyar metreküpe çıkardı. AB ile imzalanan mutabakat zaptı gereği 2027’ye kadar Azerbaycan’dan Avrupa’ya gönderilen doğal gaz hacminin 20 milyar metreküpe çıkarılması bekleniyor.
Azerbaycan, 2021’de 19 milyar metreküp, 2022’de 22,6 milyar metreküp, 2023’te ise 23,8 milyar metreküp doğal gaz ihracatı gerçekleştirdi.
Boru hatlarının kapasitesinin artırılması gerekiyor
Azerbaycan’ın kanıtlanmış 2,6 trilyon metreküp doğal gaz rezervi bulunuyor ve Abşeron, Ümid, Babek ve Karabağ yataklarında yapılan keşif işlemlerinin ardından rezervin artması bekleniyor.
Azerbaycan’dan Avrupa’ya gönderilen gazın artırılması için ek yatırımlara ihtiyaç duyuluyor.
Güney Gaz Koridoru’nun Avrupa ayağı olan TAP’ın yıllık kapasitesi 10 milyar metreküp olarak hesaplanıyor. Bu boru hattının kapasitesinin iki kat artırılması planlanıyor.
Koridorun Türkiye ayağı TANAP’ın kapasitesinin de 16 milyar metreküpten önce 24 milyar metreküpe, daha sonra 31 milyar metreküpe çıkartılması, yatırımlarla gerçekleştirilebilecek hedef olarak değerlendiriliyor.
Rusya’dan yılda yaklaşık 155 milyar metreküp doğal gaz satın alan Avrupa’nın Azerbaycan’dan daha fazla doğal gaz satın alması durumunda yapılacak yatırımların daha da artması bekleniyor.
“Azerbaycan’ın kendisine ve ortaklarına en az 100 yıl yetecek doğal gazı var”
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bir konuşmasında, Avrupa’ya doğal gaz sevkini, “Avrasya’nın enerji haritasını yeniden şekillendirdikleri” ve “Avrupa’nın enerji güvenliğine önemli katkılar sundukları” şeklinde değerlendirerek, “Bize ve ortaklarımıza en az 100 yıl yetecek kadar doğal gaz rezervimiz var.” bilgisini paylaşmıştı.
Azerbaycan’la “Enerji Alanında Stratejik Ortaklığa İlişkin Mutabakat Zaptı”na imza atan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise “AB, güvenilir enerji tedarikçilerine yöneliyor. Azerbaycan da bunlardan biri.” şeklinde açıklamada bulunmuştu.
“Azerbaycan, istikrarlı ve güvenilir doğal gaz sağlayıcısı”
Caspian Barrel Petrol Araştırmaları Merkezi Başkanı İlham Şaban, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Azerbaycan’ın 31 Aralık 2020’den beri Avrupa’ya doğal gaz ihraç ettiğini bildirdi.
Şaban, “Azerbaycan, geçen 3 yılda istikrarlı ve güvenilir doğal gaz sağlayıcısı olduğunu Avrupa pazarında kanıtladı. Bu sayede Avrupa’da Azerbaycan’a olan güven giderek artıyor.” dedi.
Azerbaycan’ın Abşeron yatağını da işletmeye başladığını, Ümid yatağında üretimi artırdığını bildiren Şaban, Babek ve Karabağ yataklarının da işletilmeye başlanılmasıyla ülkenin doğal gaz ihracatının artacağını belirtti.
Şaban, “Azerbaycan’ın yeteri kadar doğal gaz rezervi var. Üretimde ve ihracatta petrolden doğal gaza geçiş yapıyoruz. 21. yüzyıl Azerbaycan için doğal gaz yüzyılı olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan’ın zamanında yatırımlar yaparak petrol ve doğal gaz hatları inşa ettiğini hatırlatan Şaban, şu değerlendirmede bulundu:
“Bunun sonucu olarak Hazar’ın diğer ülkelerinin petrol ve doğal gazı Azerbaycan üzerinden transit olarak taşınıyor. Petrol üretimindeki azalmayı transit gelirleriyle kapatıyoruz. Kazakistan ve Türkmenistan petrolü Azerbaycan üzerinden taşınıyor. Türkmenistan’ın zengin doğal gaz kaynakları var. Buralardan çıkarılacak doğal gaz gelecekte Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya iletilecek. Sadece bunun için biraz zaman lazım.”
]]>
Sürdürülebilir dünya için alternatif enerji üretimi önemli bir yer tutuyor. Fosil yakıt karşıtı şirketlere her gün bir yenisi eklenirken yeşil ve çevre dostu şirketler alternatif enerji arayışına giriyor. Şirketlerin bu alanda aldığı küresel aksiyonlar, sigorta korumasını da beraberinde getirirken sigorta şirketleri de bu alanda sunduğu çözümleri yenilemeye ve geliştirmeye devam ediyor. Yenilebilir enerji alanında ortaya çıkan bu ihtiyacı, ilkini gerçekleştirdiği ‘Sigortalı Sohbetler’de masaya yatıran Türkiye’de İş Dünyası dergisi, Corpus Sigorta iş birliğiyle düzenlediği buluşmada iki sektörün ihtiyaç haritasını da belirlemiş oldu.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda yeşil enerji ve yenilenebilir enerji kavramları sıklıkla kullanılıyor. Bu alanda çalışmalar yapan üreticiler, teknolojinin de devreye girmesiyle birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarının maksimum seviyede kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Hiç kuşkusuz yenilenebilir enerji, yatırım sağlaması açısından da ekonomiye önemli katkılarda bulunuyor. Öyle ki, bu alanda yapılan yatırımların ilerleyen yıllarda daha da artması planlanıyor. Globalleşme açısından önemli bir yere sahip olan yenilenebilir enerji, dışarıya açılma yönüyle birlikte birçok yeniliğe uyum sağlanmasının önünü açıyor.
Türkiye’de İş Dünyası dergisi ve Corpus Sigorta iş birliğiyle düzenlenen ‘Sigortalı Sohbetler’ toplantısında yenilenebilir enerji ve sigorta sektörü arasındaki ilişki konuşuldu. Toplantıya Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, OR-GE Solar Enerji Genel Müdürü Tahir Özsoy, Teksan Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Ata Tuncer, Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkan Yardımcısı/ Ülke Enerji Genel Müdürü Ali Aydın, Corpus Sigorta Genel Müdürü Murat Şişli ve Corpus Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ozan Hantal katıldı.
“Asıl problem yeşil dönüşümün sigortalanması”
Deprem, sel gibi afetlerin yeşil dönüşümün sigortalanması noktasında birtakım sorunlara yol açtığını ifade eden Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, son dönemde sektörlerin sigortaya erişimde zorlandıklarına ilişkin bir söylem yayıldığını belirterek şu açıklamada bulundu; “Son aylarda sektörlerin sigortaya ulaşımda problem yaşadıklarına dair bir algı var. Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra dünyada zaten daralmakta olan reasürans kapasitelerinde ülkemize özel bir zorluk söz konusu oldu. Bunun dışında bir de beklenen ve yaşanması muhtemel olan Marmara depremi var. Fakat bu depremlerin ve dünya finans piyasalarının yansımalarıyla reasürans piyasasındaki daralma sigorta şirketlerinin de bu konuya odaklanmasını ve tedbirler almasını beraberinde getirirken sektörlerde sigortaya erişimde problem varmış gibi bir algı oldu. Halbuki sigorta sektörümüz hem Türkiye Sigorta Birliği vasıtasıyla hem Sigorta Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun da katkılarıyla gerçekten iyi bir reasürans anlaşmaları dönemi geçirdi ve hedeflenen kapasitelere ulaştılar. Ama bu kapasitelerine ulaşırken de kapasitelerin maliyetleri önceki yıllara oranla döviz bazında 3-4 kat arttı. Dolayısıyla bu aratan reasürans maliyetleri doğal olarak sigortalama maliyetlerine de yansır hale geldi. Ülkemizde hem enflasyonun hem de döviz kurunun etkisiyle varlık değerlerinde önemli artışlar söz konusu oldu. Dolayısıyla; iş insanlarımızın, sanayicilerimizin, endüstri tesislerinin sahiplerinin, ticari işletmelerin sahiplerinin varlıkları da arttı. Şimdi hem fabrika, bina değerleri artarken hem de stokları, emtiaları ve makine teçhizatları adetsel olarak artmasa bile varlık değeri olarak arttı.” Bunun yanında Kahramanmaraş depremlerinin ortaya çıkardığı eksik sigortalama ve eksik teminat alma sebebiyle yaşanan mağduriyetlerin artırdığı farkındalıkla poliçelerde bedel ve ek teminat olarak ciddi artışlar yaşandığını ifade eden Yaşar, sigortacıların fiyat artırımına gitmese dahi varlık değerlerinin artmasıyla sigorta primlerinde yükseliş olduğunu aktardı. Bununla birlikte artan reasürans, işgücü, döviz kuru ve enflasyon kaynaklı hasar maliyetleri, mevzuat düzenlemeleri vb sigorta şirketlerinin de maliyetlerini artırdığı için fiyata zam yapılması da zorunlu oldu.
Hem varlık değerindeki artışların primlerdeki artışı hem artan maliyetlerin fiyatlardaki artışa yansıması dolayısıyla bunların hepsinin birleşince bir çarpan etkisi oluşturduğunu söyleyen Ahmet Yaşar, “İş insanlarımız aslında sigortaya erişmekten bahsederken maliyetlerinin arttığından söz ediyorlar. Bir de bunun dışında tabi risk algısı artık arttı. Dolayısıyla risk yönetiminin önemi son derece arttı. Hiçbir sigorta şirketi ‘varlığı teminat altına almıyorum’ demiyor, ‘siz fabrikalarınızda tedbirlerinizi alın ancak ortaya çıkan risklere göre biz de bu durumu değerlendirelim’ anlayışı ortaya çıkıyor. Sektör bazlı kararlar vermiyoruz, spesifik değerlendirmeler sonucunda birtakım tavsiyeler veriyoruz, alınması gereken risk önlemlerinden bahsediyoruz. Bunları sigortalılarımıza, iş insanlarımıza iletiyoruz. Bu raporlamalar sonucunda gerekli tedbirleri alan işletmeler sigortaya erişimde en ufak bir problem yaşamıyorlar. Enerji sektörüne baktığınız zaman da aslında yenilenebilir enerji, yeşil enerji gibi durumlar dünyanın ve bizim sektörümüzün de gündeminde olan konular. Bu konularla ilgili teminat noktasında en ufak bir sıkıntı bulunmuyor. Ancak artık yeşil dönüşüm kapsamında birtakım termik santrallerde, kömürde, odunda vs. gibi sektörlerde bırakın sigortayı, bunların kredilendirilmesi noktasında da ciddi problemler yaşanmakta. İş insanlarımızın da buna göre tedbir almaları gerekiyor” dedi.
“Türkiye panel üretiminde beşinci sırada”
Türkiye’nin son yıllarda yenilenebilir enerji alanında büyük atılımlar gerçekleştirdiğini ifade eden OR-GE Yenilenebilir Enerji Başkanı Mehmet Tahir Özsoy; “Türkiye yenilenebilir enerji konusunda çok büyük bir atak yaptı. Panel üretimi noktasında, kapasite bakımından dünyada beşinci sırada yer alıyoruz. Bu aynı zamanda Avrupa’nın en büyük üretim kapasitesi. Türkiye’de güneş enerji santrali kurulumu yıllık iki gigawatt civarında. Ancak, bu çalışmaların yeterli olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de Enerji Bakanlığı’nın öngörüleri ve planlamaları doğrultusunda, 2035 yılına kadar 60 gigawatt civarında yenilenebilir enerji yatırımı yapılması öngörülüyor. Bu büyük bir kapasiteye tekabül etmesinin yanında, bazı engelleri aşmamız gerektiğini düşünüyorum. Şu an söyleyebilirim ki, finansman ya da yeşil finansmana ulaşmak en büyük engellerden biri. Bahsettiğimiz durum, ucuz ve uzun vadeli yatırım finansmanına ulaşmak. Burada atılması gereken en önemli adım, ‘teşvik kredisi’ diyebiliriz. Bir diğer konu ise trafo kapasiteleri. İki hafta kadar önce Enerji Bakanlığı tarafından 7500 megawatt yeni bir kapasite ilanı için açıklama yapıldı. Ancak, bu ilanın ne kadar sürede ve hangi bölgelerde planlandığı oldukça önemli” diyerek enerjideki üretim planlanmasına dair önemli noktalara değindi.
“Yeni alanlara girme konusunda cesuruz”
Yeni alanlara uyum sağlama konusunda girişimci bir yön sergilediklerini ifade eden Corpus Sigorta Genel Müdürü Murat Şişli; “Dünya’da her geçen gün büyüyen enerji ihtiyacının da etkisiyle yenilenebilir enerjiye karşı talep giderek arttı. Bunda hükümetlerin politikalarını sıfır karbon olarak değiştirmelerinin büyük etkisi var.
Enerji sektöründe sigortaya talebin yüksek olduğunu belirten Şişli, bunun sebebini şu şekilde açıkladı; “Enerji sektöründeki firmaların büyük bir çoğunluğu yatırımlarını korumak ve risklerini doğru yönetmek isteyen profesyonel firmalar, elbette sigorta da vazgeçilmez bir risk yönetim ve risk transfer aracı olarak talep görüyor. Güneş ve rüzgar enerjisi zaten enerjilerini doğadan alan ve doğanın enerjisini bizlerin kullanımına sokan teknolojiler, bu sebeple de doğal afetler başta olmak üzere dış risklere çok açıklar. Buraya yatırım yapan sigortalılar oldukça bilinçli yatırımcılardan oluşuyor. Dolayısıyla yatırım sermayesinin korunması için sigortayı talep ediyorlar.”
Son dönemde sigorta sektörüne ilişkin bazı gelişmeler yaşandı. Bazı sektör temsilcileri sigorta şirketlerinin kendilerine sigorta yapmadığını kamuoyu ile paylaşarak gündeme getirdi. Bu konuya ilişkin görüşlerini paylaşan Murat Şişli; “Yüksek enflasyon, kur değişimleri, dünya ekonomisindeki gelişmeler, jeopolitik riskler ve yurt dışında faizlerin çok daha yüksek olması reasürans piyasalarının yeterli sermayeyi çekememesine sebep oldu. Yeterli sermayenin olmaması sigorta şirketlerine fiyat artışı olarak yansıdı. Bunun yanında riskini iyi yöneten, yaptığı işi çok iyi bilen, yaptığı işe yatırım yapan hiçbir sigortalı açıkta kalmadı. Sigorta teminatını verirken hem yatırımcılarımıza hem de halkımıza karşı sorumluyuz. Bizim vermiş olduğumuz tazminatlar, ödemiş olduğumuz hasarlar aslında bizim devletimizin, halkımızın öz kaynaklarından karşılanan tutarlar. Yatırım yapan, riskini iyi yöneten hiçbir sigortalının da açıkta kaldığını düşünmüyorum” açıklamalarında bulundu.
“Doğal makineler enerji ithalatını düşürüyor”
Türkiye’de rüzgar, güneş gibi enerji kaynaklarının değerlendirilmesinin enerji ithalatını azalttığını ifade eden Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkan Yardımcısı Ali Aydın, şu ifadeleri kullandı; “Türkiye’de şu an 12 gigawatt seviyesinde rüzgar santralleri var. Bu enerjilerin kullanılmasıyla enerji ithalatını azaltmaya, cari açığı düşürmeye karşı canla başla çalışıyor. Yerli ve milli kaynaklarımızı etkin kullanmamız bu santrallere hizmet veren nitelikli insanların yetişmesini sağlayacak. Bu durum haliyle yurt dışına olan bağımlılığımızı azaltacak, ihracatı artıracak ve gelişmelerden haberdar olmamızı sağlayacak. Bu konudaki çalışmaları, insan bazlı ve teknoloji bazlı olmak üzere iki kategoriye ayırıyoruz. Çünkü bu alanda kullanılan rüzgar tribünleri devasa yapılar, boyu 120, kanatlarıysa ortalama 60-70 metreler civarında”
“Rüzgar enerjisi kullanımında sanayileştik”
Türkiye’nin rüzgar enerjisini kullanma noktasında adeta sanayileştiğini ifadelerine ekleyen Aydın, Türkiye’de rüzgar enerjisi sanayisinin çok ciddi bir konuma geldiğinin altını çizdi.
Sanayileşmede İzmir-Ege bölgesinin hat bölgeler haline geldiğine dikkat çeken Ali Aydın; “Ege bölgesindeki kanat üretim fabrikaları, kule üretim tesisleri ihracat yapabilir seviyede. Üretilen ürünlerin yüzde 80’i ihracat kalemine hizmet ediyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarını yerli ve milli iş gücü potansiyelini artırıyor” dedi. – İSTANBUL
]]>
Aydın’ın Buharkent ilçesinde son yıllarda yapılan yatırımlarla enerji, sanayi, turizm, eğitim ve sosyal alanda büyük ivme kazanan ilçede büyümeyle birlikte yatırım planlamaları da artarak devam ederken son olarak doğalgaz kullanımı için de Belediye Meclisinden onay alındı.
Buharkent Belediye Başkanı Mehmet Erol, vatandaş odaklı çalışmaları ile ilçeyi enerji, sanayi, turizm, eğitim ve sosyal alanlarda Aydın’ın önemli cazibe merkezlerinden biri yapmak için çalışmalarını sürdürüyor.
Geçen 10 yılda ardı ardına hayata geçirdiği projelerle adeta bambaşka bir Buharkent ortaya çıkartan Başkan Mehmet Erol ve ekibi, ilçenin enerji ve ısınma sorununa da çözüm getirerek GES ve jeotermal ısıtma, termal turizm alanlarında da farkını ortaya koyuyor. Büyükşehir yasasına takılan ve onay görmeyen projelerini de tek tek hayata geçirmeyi başaran Başkan Erol, ilçe merkezi ve mahallelerinin ısınma ve enerji sorunlarına çözüm getirdi.
Doğalgaz kullanımı için Belediye Meclisi’nden onay çıktı
Aydın’ın en uzak ve en küçük ilçeleri arasında yer alan Buharkent’te doğalgaz kullanımı için meclis kararı alındı. Her geçen gün yeni projelerle ilçeye değer katmaya devam eden Belediye Başkanı Mehmet Erol, bu kez doğalgaz müjdesi ile geldi. Müjdeli haberi sosyal medya hesabından da duyuran Buharkent Belediye Başkanı Mehmet Erol, “Söz verdiğimiz gibi Buharkent doğalgazı 2024 yılında kullanacak. Buharkent’in doğal gaz kullanmasına yönelik talebimiz doğrultusunda doğalgaz dağıtım şirketinin yazılı başvurusu sonucu Belediye Meclisimiz tarafından Buharkent’e doğal gaz sağlanmasına yönelik istenilen meclis kararı oy birliği ile alınmıştır. Buharkent’imize hayırlı uğurlu olsun. 2024 yılında Buharkent’imizde 4 binin üzerinde konutumuz doğal gazı kullanacaktır” dedi.
“Enerji kaynakları verimli kullanılacak”
Buharkent’in jeotermal enerjiyi Aydın’da en iyi ve en verimli şekilde kullanan ilçe olma yolunda hızla ilerlediğini ifade eden Belediye Başkanı Mehmet Erol, “Biz jeotermal kaynakları bir zenginlik ve değer olarak görüyoruz. ve her alanda halkımızın faydasına sunmak istiyoruz. Türkiye, jeotermal kaynaklar bakımından Avrupa’da birinci, dünyada dördüncü sırada. Jeotermal kaynaklar bakımından da Türkiye birincisi olan Aydın’ın bu kaynakları yeterince kullanamadığını, sadece elektrik üretiminde kullanılarak eline geçen fırsatları değerlendiremediğini görüyoruz. Jeotermali bir zenginlik ve bir değer olarak gördüğümüz için halkımızın faydasında kullanmak istiyoruz. Jeotermal yasası gereği bu imkanlardan yararlanamamaktaydık. Jeotermal Kaynak sahiplerinin desteği ile büyükşehir yasasına rağmen biz bu imkana sahip olmak için belediye bünyemizde Buharjet A.Ş.’yi kurduk ve çalışmalara başladık. Buharkent’imizde ilk olarak Savcıllı ve Kızıldere Mahallelerimizi jeotermal enerji ile ısıtacağız. Ayrıca imar planı tamamlanan, fizibilite çalışmaları süren Savcıllı Mahallemiz yakınındaki 241 dönümlük sera bölgemizde de jeotermal enerji kullanacağız. Ayrıca Buharkent Ortakçı Mahallesi Hamamderesi mevkiinde Roma dönemine ait kalıntıların bulunduğu bölgede, geçmişi bin 600’lü yıllara dayanan tarihi hamamların ve şifalı kaplıca suyunun bulunduğu 250 dönümlük alanı projelendirdik. 53 derece doğal sıcak su çıkan kaplıcamız bundan böyle termal turizme kazandırılacak” dedi. – AYDIN
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa’nın ekonomide geri dönüşü olmayan yola girdiğini belirterek, “Sürekli Rusya’nın (enerji kaynağı) vermediğini, kısıtladığını söylediler. Biz hiçbir şeyi kısıtlamıyoruz, her şeyi veriyoruz. En güvenilir ortak da Türkler oldu. İşte, TürkAkım üzerinden sevkiyat yapılıyor.” dedi.
Putin, Rus devlet kanalı Rossiya-1’a verdiği mülakatta, Ukrayna savaşı ve enerji sektöründeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Putin, Ukrayna meselesine ilişkin yapılan Minsk anlaşmalarının uygulanmadığını ve bu nedenle “özel askeri operasyonu” başlattıklarını söyledi.
Putin, “Barış yöntemlerinden askeri yöntemlere geçiş yaptık ancak yine de çatışmaları barış yoluyla sonlandırmaya çalıştık. İstanbul’da (Ukrayna ile) barış anlaşmasının hususları konusunda mutabakata vardık. Arahamia (Ukraynalı müzakereci) doğru söyledi. Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson üzerinden sergilenen Batı’nın tutumu farklı olsaydı, savaş daha 1,5 yıl önce biterdi ancak onlar bunu istemedi. Bugün istiyorlar mı bilemiyorum. Biz diyaloğa açıyız.” ifadesini kullandı.
Eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a verdiği röportajla ilgili konuşan Putin, “Bizim ve yurt dışındaki izleyicilerin, Ukrayna’da olup biten her şeyin ülkemiz için ne kadar hassas ve önemli olduğunu, düşünce şeklimizi, devletimizi anlamaları önemli. Onlar için bu taktiksel konumlarına yönelik bir gelişmeyken, bizim için bu bir kader, bir ölüm kalım meselesi.” diye konuştu.
Avrupa ve Rusya’nın enerji sektöründe dönüşüm
Enerji alanındaki gelişmeleri de değerlendiren Putin, Batılı ülkelerin Rus gazı almayı bırakarak Rus ekonomisine kalıcı zarar vermeyi hedeflediğini söyledi.
Ancak sürecin bunun aksine geliştiğini anlatan Putin, “Geri dönüşü olmayan sürece giren onlar olmaya başladı. (Avrupa’daki) İmalat sanayi, ABD dahil, daha uygun koşulların yaratıldığı ve enerji kaynaklarının daha ucuz olduğu diğer ülkelere kayıyor. Çünkü doğal gazı sıvılaştırmaları, sonra okyanusa göndermeleri ve sonra yeniden gaz haline getirmeleri gerekiyor. Bütün bunlar ek maliyet ortaya çıkarıyor.” şeklinde konuştu.
Putin, Alman hükümetinin yürüttüğü mevcut politikayla kendi ekonomilerinin geleceğine devasa zararlar verdiğini ifade etti.
Rusya’ya enerji sevkiyatını kısıtladığına dair suçlamalar yöneltildiğine dikkati çeken Putin, “Sürekli Rusya’nın (enerji kaynağı) vermediğini, kısıtladığını söylediler. Biz hiçbir şeyi kısıtlamıyoruz, her şeyi veriyoruz. En güvenilir ortak da Türkler oldu. İşte, TürkAkım üzerinden sevkiyat yapılıyor.” dedi.
Putin, Avrupa’nın Rus gazı alıp almayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğine işaret ederek, “İhtiyaçları varsa alırlar, yoksa biz de onlarsız hallederiz.” ifadesini kullandı.
Putin, Rusya’nın doğal gaz ihracatında artık Avrupa yerine farklı güzergahları tercih ettiğini belirterek, “Sadece konut ve kamu hizmetleri sisteminde değil, aynı zamanda Rusya ekonomisi ve sanayisi için de iç sorunları çözmek amacıyla bu enerji kaynaklarını kullanmak üzere daha fazla çalışıyoruz.” diye konuştu.
Rusya’nın Avrupa’ya daha fazla gaz ihraç ettiği dönemde daha fazla para kazandığını anlatan Putin, “Ancak diğer taraftan enerji sektörüne ne kadar az bağımlı olursak o kadar iyi çünkü ekonominin enerji dışı kısmı eskisinden çok daha hızlı büyüyor.” şeklinde konuştu.
]]>
Güneş enerjisinden elektrik değil sıcak hava üretildi
Türk mühendislerin üretimi dikkat çekti
DÜZCE – Mühendisler güneş enerjisinden sıcak hava üretti. Patenti alınan ürün pazara çıkmak için çalışmalara başladı.
Yenilenebilir enerji kaynağının kullanılması çerçevesinde Düzce’de mühendisler güneş enerjisinden sıcak hava üretip depolamasını sağladı. Dünya’da ilk defa yapılan teknoloji için tüm patentler alındı. Kış aylarında 55 ile 60 yaz aylarında ise 80 ile 100 derece sıcaklığa ulaşılan teknoloji evlerde, fabrikalarda ısıtma sistemi olarak kullanılabiliyor. Ayrıca oluşturulan depolama sistemi ile sebze ve meyve kurutma işlemleri de yapılıyor. Test amaçlı yapılan kurutmalar ise dikkat çekti.
“Son yıllarda yapılan en önemli projelerden bir tanesi”
Ürünlerin tamamının patentini aldıklarını dile getiren Makine Mühendisi Selim Yirmibeşoğlu, “‘Yenilenebilir enerji kaynaklarını nasıl kullanabiliriz’ düşüncesinden yola çıktık ve burada güneş ile ısıtma panelleri ürettik. Bunun aslında genel adı da ısı duvarıdır. Güneş kaynaklı üründür. Daha sonra bir kaç ürün daha geliştirdik. Dışarda soluduğumuz havanın ısısını yükselterek istediğimiz yere transfer edebiliyoruz. Bu sistemler ile fabrika ısıtma, konut ısıtma, kümeslerin ısıtma havalandırması ve aynı zamanda yaş sebze ve meyveleri kurutabilecek hale getirdik. Bu bize göre özellikle güneş enerjisi sektöründe son yıllarda yapılan en önemli projelerden birisi. Biz bunda başarılı olduk ve patentledik. Tüm belgeleri aldık. ISO, verimlilik, yerli malı ve CE belgelerini aldık. Dolayısı ile 2024 yılında pazara açılmaya başladık” şeklinde konuştu.
“Böyle bir tesis Dünya’da yok”
Isı duvarlarını deneme yapmak amaçlı pilot üretim tesisi kurduklarını dile getiren Yirmibeşoğlu, ” Pilot üretim tesisi yaptık. Bu üretim tesisinde hem ortam ısıtılması ve havalandırmasında kullanıyoruz hem de yaş sebze ve meyvenin kurutulmasında bu sistemleri kullanmaya başladık. Bir miktar elektrik enerjisi doğuyor. Bu ihtiyacı da paneller ile destekledik. Tamamen hibrit sistem haline geldi. Böyle entegre tesis Türkiye’de yok. Bildiğimiz kadarı ile de Dünya’da da yok. Bu inşallah hem ülkeye faydalı olacak hem Düzce’ye faydalı olacak hem de insanlığımıza faydalı olacağını düşünüyoruz. Önemli bir kaynak güneş bizde bunu kullandık” ifadelerini kullandı.
“Dışarısı 5 içerisi 60 derece”
Sıcaklık derecelerinin yaz kış farklı olduğunu belirten Yirmibeşoğlu, kış aylarında 60 dereceyi gördüklerini belirterek, ” Yaz ve kış döneminde sıcaklık değerleri değişiyor. Az önce arkadaşlar ölçüm yapıldı. Dışarısı 5 derece iken içerisi 55-60 dereceye kadar sıcaklık aldığını gördük. Yazın bunun 80-90 dereceye çıktığını gördük. Aynı zamanda bu ürün 2 üniversiteden de onay aldı. Analizler başarılı oldu ve verimli olduğu görülünce tam tescil edilmiş oldu. Dolayısı ile muazzam bir ısı kaynağı oldu. Doğal bir kaynak sıcak hava ihtiyacı olan her yerde kullanabilirsiniz. İstenilen yere göre entegre edilebiliyor” dedi.
“Sonuçları bize heyecan verdi”
Güneşten elektrik üretiminin doygunluğa ulaştığını bu sebeple ısı duvarını ürettiklerini dişe getiren Yirmibeşoğlu, ” Yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş genelde elektrik üretiminde kullanılıyor. Biz doygunluk derecesine ulaşan bu sektörde nerede faydalanabiliriz düşüncesinden yola çıktık. Uzun yıllar araştırmaların sonucunda biz güneş ile havayı ısıtıp istediğimiz yere transfer etmeyi çok düşündük ve bu konuyu yaptık. Deneme yanılmalar ile testler ile bunda başarılı olduk. Ortaya da böyle bir ürün ile sistem çıktı. Sonuçları bize heyecan verdi. Bizde bu heyecan ile bunların imalatlarına başlamış olduk” şeklinde konuştu.
]]>
Temiz enerji konusundaki çalışmalarıyla öne çıkan, plastik organik güneş pilleri üzerine yaptığı çalışmasıyla patent sahibi olan Selçuk Yaşar Ödülü Sahibi Ord. Prof. Dr. Niyazi Serdar Sarıçiftçi, güneş enerjisinin yakıt olarak depolanabildiği takdirde insanlığın enerji ihtiyacını sağlayabileceğini belirtti. Sarıçiftçi, karbondioksitin hidrojen gazıyla birleştirildiğinde ortaya çıkacak yapay metan gazının özellikle otomobillerde yakıt olarak da kullanabileceğine dikkat çekti.
Yaşar Üniversitesi 2023-2024 akademik yılı bahar dönemi açılış dersini, Linz Johannes Kepler Üniversitesi Fizikokimya Kürsüsü ve Enstitüsü Başkanı ve 2. Selçuk Yaşar Ödülü Sahibi Ord. Prof. Dr. Niyazi Serdar Sarıçiftçi verdi. ‘E-Yakıt Teknolojilerine Bilimsel Bir Bakış’ başlıklı derse; üniversite öğrencileri, akademisyenler ve İzmir Kız Lisesi ile Bahçeşehir Koleji öğrencileri de katıldı.
“Güneş fakiri bir ülke olmasına rağmen Almanya’nın 67 gigawatt yatırımı var”
Küresel ısınmaya dikkat çeken Ord. Prof. Dr. Serdar Niyazi Sarıçiftçi, “Günümüzde enerji konusunda geleceğe endişeli bir bakış var; çünkü tüm fosil kaynaklar bir süre sonra bitecek. Dünyada karbondioksit miktarının arttığını görüyoruz. Tüm dünyadaki enerjinin yüzde 80’i fosil yakıtlardan geliyor. Türkiye’deki elektrik enerjisinin yüzde 6’sı güneş enerjisinden elde ediliyor. Son derece güneş fakiri bir ülke olmasına rağmen Almanya’nın 67 gigawatt (GW) bizim ise 8 GW yatırımımız var. Türkiye ile hele hele İzmir ve Ege havzası ile kıyaslanırsa Almanya, belki yarısı belki yarısından da az güneş enerjisine sahip olmasına rağmen bu yatırımı yapmışlar. ya biz güneş enerjisi yatırımı yapmayarak büyük bir hata yapıyoruz ya da Almanlar bu yatırım ile büyük bir hata yapıyor. Artık onu zaman gösterecek” diye belirtti.
Elektro mobiliteye (Elektrik enerjisi ile çalışan otomobillere verilen genel isim) dikkat çeken Ord. Prof. Dr. Sarıçiftçi, “Almanya’da elektrikli araba alan kişilere teşvik amacıyla 7 bin Euro destek veriliyor. Almanya, sadece 2022 yılında elektrikli arabaların satın alınmasına 3 milyar 200 milyon Euro destek verdi. E-Mobilite, son derece rahat ve güzel bir teknoloji; ama Etiyopya’da günde 6 saat elektrik kesiliyor. Bu gibi yerlerde elektrikli araçlar için şarj istasyonu kurulmasının imkan ve ihtimali yok. Buna bütün dünyanın çözüm bulması lazım. Dünyadaki, karbondioksitten doğan sorunlarımızı çözmek istiyorsak bunu toplu olarak yapmalıyız. Bütün dünyanın bir araya gelip beraberce çalışması lazım” dedi.
Güneş enerji ihtiyacını karşılar
Güneş enerjisinin yakıt olarak depolanabildiği takdirde insanlığın enerji için hiçbir şey yapmasına gerek kalmayacağını belirten Ord. Prof. Dr. Serdar Niyazi Sarıçiftçi, “Almanya, Türkiye’nin yarısı kadar güneş almasına rağmen etkili konumda. Türkiye’de ise İzmir hatta Denizli tarafında daha da muhteşem bir potansiyelimiz var. Şayet Kuzey Afrika’ya giderseniz, Almanya’nın 3 katı kadar güneş alıyor. Fakir fukara ülkeler, en çok güneş enerjisi alan yerler. O da bir nevi ilahi adalet gibi bir şey. Güneş enerjisi, tüm dünyaya aittir” diye konuştu.
Hidrojen ile çalışan araçlara şans vermediğini söyleyen Ord. Prof. Dr. Sarıçiftçi, “Hidrojen son derece yanıcı ve patlayıcı bir gaz olduğu için onu kullanmak hakikaten ciddi bir altyapı yatırımı ister; ama hidrojeni alıp karbondioksitle beraber, metana çevirdiğinizde doğal gazla çalışan arabalarda direkt olarak kullanabilirsiniz. Hiçbir değişiklik yok. Rusya’dan gelen metan gazı ile bu yapay metan gazı arasında kimyasal olarak da pratik olarak da fark yok. Her şeyin fiyatı üretimle orantılıdır. Şu an fiyatı pahalı olsa da ne kadar çok üretirseniz o kadar düşer fiyat” dedi.
Müzik öğrenimi için 1980 yılında Avusturya’ya giden; ancak sonrasında fizik okuyan Ord. Prof. Dr. Niyazi Serdar Sarıçiftçi, açılış dersinin sonunda piyano ile Mozart’ın Türk Marşı’nı çaldı. – İZMİR
]]>
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir ile birlikte AK Parti İl Başkalığı Seçim Koordinasyon Merkezindeki seçim çalışmaları konusunda gerçekleştirilen toplantıda buluştu.
31 Mart Genel Seçimleri öncesinde teşkilatların yaptığı hazırlıklarla ilgili gerçekleştirilen değerlendirme toplantısına Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın yanı sıra AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir, Teşkilat Başkan Yardımcısı Halis Dalkılıç, AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopuroğlu, AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm, ilçe belediye başkanları ve il yönetim kurulu üyeleri katıldı.
Büyükkılıç’tan eser siyaseti ve eser belediyeciliği vurgusu
AK Parti İl Başkanlığı’nda partililere hitap eden Başkan Büyükkılıç, önemli olanın, yapabileceklerin vaat edilmesi ve vaat edilenlerin de yapılması olduğunu, ayrıca eser siyaseti ve eser belediyeciliği ile hareket eden anlayışın sahibi olduklarını vurgulayarak, “Yapılacak seçimlerin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Teşkilatlarımızı görüyorsunuz, diri, rehavet yok. Kapı kapı dolaşacağız, her kardeşimizin kapısını çalacağız, gelmeyene gideceğiz, gönüllerde yer edeceğiz” diye konuştu.
“Yatırımdan yatırıma hizmetten hizmete koştuk”
Başkan Büyükkılıç, “Kayseri’mizi çok seviyoruz, Kayseri’mizi hizmetlerle buluşturuyoruz. Kayseri’miz 30 büyükşehir arasında yatırımlara en çok pay ayıran belediyelerle iç içe olmuş bir şehir, bundan sonra da olmaya devam edecek. Yatırımdan yatırıma hizmetten hizmete koştuk” diyerek bulundukları konumların kazanç yeri, dinlenme yeri değil, vebal duygusu ile kamu hakkını, yetim hakkını gözetme yeri olduğunu vurguladı.
Büyükkılıç, teşkilatın önemine işaret ederek, “Birbirinden değerli bir tablo. Herhalde dünyanın en güçlü Sivil Toplum Teşkilatı siyasi bir organizasyonda, bunlar bizim gururumuz. Gerçekten fedakarca koşturan canlarımız” dedi.
“Elbette burası Cumhur’un kalesi”
Kayseri’ye layık olmaya gayret gösterdiklerini dile getiren ve birlik beraberlik mesajı veren Başkan Büyükkılıç, “Elbette burası Cumhur’un kalesi” diyerek şunları söyledi:
“Yıllardır yaptığımız çalışmalar ile çok şükür her zaman paylaşacak eserimiz var. Elbette burası Cumhur’un kalesi, bundan her zaman onurla bahsederiz. Değerli Genel Başkan Yardımcımızın ve ekibinin gerçekten sahaya hakim oluşu bizler için çok önemli bir motivasyon. Biz varız, varlığımızı hep beraber sahada hissettirmeliyiz. Bizler eserlerimizle, sizler gayretlerinizle, teşkilatımızın yapısıyla Cumhurbaşkanımızın elini güçlendirecek gayretin içerisinde olmalıyız. Yaptığımız çalışmaları sizlerin yapmamıza vesile olduğu anlayışı içerisinde, bu çalışmaları biz değil siz yapıyorsunuz mantığı içerisinde Kayseri’mize layık olarak, Türkiye’mize örnek olarak, birliğimizi, beraberliğimizi, dayanışmamızı geleceğe taşıyarak gayret göstereceğiz. Her birinizi bağrıma basıyorum, sizler iyi ki varsınız. Biz bir kaygının, bir davanın insanıyız. Sayın Cumhurbaşkanımızın yol arkadaşı olmak, onun dava arkadaşı olmak bize yeter.”
Yaptığı açıklamalarda yeşil belediyecilik kapsamında su temini ve hizmetleri noktasında Güneş Enerji Santralleri, ulaşım alanında ise Rüzgar Enerji Santralleri projeleri olduğunu paylaşan Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Kayserispor konusunda da yeni oyuncular transfer ederek yoluna devam ettiğini anlattı.
“Bir hayalle bir idealle yola çıkan ağabeylerimiz”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir ise Başkan Büyükkılıç ve diğer belediye başkanı adaylarının bir hayal ve idealle yola çıktıklarını kaydederek, “Yapılanı işi aktaracağız. Başta Memduh ağabey, bu heyecan bu enerji, insanı insan yapan şey hayalleriniz ve idealleriniz. Bir hedefe yürümek, bir hayalin peşinden koşmak, kendi inancınızın gereği bir mücadeleyi sergilemek meselesi. Gerek Memduh ağabey gerek belediye başkan adaylarımız bu inançla siyaseti yöneten ağabeylerimiz. Bir hayalle bir idealle yola çıkan ağabeylerimiz. O hayal ve ideal oldukça zaten içiniz içinize sığmaz” şeklinde konuştu.
“Heyecanına, enerjisine bakınca hayran kalıyorum”
Başkan Büyükkılıç’ın heyecanı ve enerjisine hayranlığını ifade eden AK Parti İstanbul Milletvekili, Teşkilat Başkan Yardımcısı Halis Dalkılıç da “Memduh ağabeyi görünce zannediyorum ki ilk dönem belediye başkanı olacak. Heyecanına, enerjisine bakınca hayran kalıyorum. Kayseri’de Memduh ağabeyden başkasına yazık olur dedik. Memduh ağabeyi böyle tarif ettik. Bunu inanarak söylüyorum. Burada birlik, beraberliğin, bütünlüğün olduğunu görmek bizi çok memnun ediyor” dedi.
Başkan Büyükkılıç, Cumhuriyet’in kuruluşunun yüzüncü yıl dönümünde açılışı gerçekleştirilen ve Türkiye’nin en büyük millet bahçelerinden birisi olan Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi’nde AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir ve parti teşkilat üyelerini konuk etti. – KAYSERİ
]]>
Antalya Büyükşehir Belediyesi, hayata geçirdiği çevreci projelerle nötr karbon Antalya hedefine doğru adım adım ilerliyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından ASAT Lara Atıksu Tesisi’nde faaliyete geçirilen güneş enerji santrali (GES) ile hem elektrik maliyeti düşürüldü hem de fosil yakıt yerine temiz enerji elde edilerek yılda yaklaşık 700 ton karbon emisyonu engellendi.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen güneş enerjisi santralleri ile hem doğaya hem insana verdiği sözü tutmaya devam ediyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından KDV dahil yatırım bedeli 27 milyon TL olan proje ile Lara Atıksu Tesisi’nin çatısına güneş panelleri konuldu. Antalya Su ve Atıksu İdaresi Genel Müdürlüğünün (ASAT) en büyük gider kalemleri içerisinde yer alan enerji maliyetini düşürmek için hayata geçirilen proje ASAT’a, Aralık ayı ulusal tarife birim fiyatı baz alınarak yapılan hesaplamayla yılda 6,7 milyon TL ekonomik katkı sağlayacak.
“1 megawatt gücünde santral”
Lara Atıksu Arıtma Tesisi’nde hayata geçirilen güneş enerji santrali hakkında bilgi veren Antalya Büyükşehir Belediyesi ASAT Genel Müdürlüğü Elektrik Üretim, Tüketim, İşletme Sorumlusu Mehmet Çapkan şunları söyledi:
“ASAT Genel Müdürlüğü olarak içme suyu ve atık su hizmetlerimizi eksiksiz ve sağlıklı bir şekilde sağlamak için büyük miktarda elektrik enerjisi tüketmekteyiz. Buna dayalı olarak en büyük işletme kalemleri içerisinde elektrik enerjisi bulunmaktadır. Elektrik maliyetlerini düşürebilmek için yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerji santraline başvurmaktayız. Lara Atıksu Tesisimizin 10 adet çatı üzerine her biri 455 watt olmak üzere 2256 adet panel, 18 adet inverter olmak üzere 1 megawatt gücünde güneş enerji santrali kuruldu.”
“Yılda 6,7 milyon TL katkı”
GES tesisi ile yılda 1,6 milyon KWH elektrik üretimi planlandığını söyleyen Çapkan, “Yıllık 1,6 milyon KWH elektrik üretimi 500 adet konutun elektrik ihtiyacını karşılamaktadır. GES tesislerimiz ile Aralık ayı ulusal tarife birim fiyatından yılda 6,7 milyon ekonomik katkı sağlanacaktır. Bu sayede ASAT Genel Müdürlüğümüzün elektrik enerjisi gider maliyetleri düşürülmekte ve elde edilen fayda hizmetlerimizi ve birim maliyetlerimizi olumlu yönde etkilemektedir” dedi.
“700 ton karbon emisyonu engellenecek”
Tesisin çevresel ve sosyal katkılarından da söz eden Çapkan, fosil yakıt yerine yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerjisine dayalı 1,6 milyon KWH elektrik enerjisi üretimi ile yılda yaklaşık 700 ton karbon emisyonunun engellendiğini söyledi. Yetişkin bir ağacın yılda 12 kilogram karbon absorbe ettiği kabul edilirse, 700 ton karbon emisyonu engellenmesinin yaklaşık 59 bin adet yetişkin ağacın karbon emilimine eşit olduğunu kaydeden Çapkan, “GES’ler karbon emisyonuna dayalı iklim değişikliği etkilerinin azaltılmasına katkısı olan çevreci bir projedir. Antalya Büyükşehir Belediyesi karbon emisyonuna dayalı iklim değişikliği etkilerini azaltmak için çevresel ve sosyal etkilerini dikkate alarak düşük karbonlu bir gelecek için yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı doğa dostu yatırımlara devam etmektedir” diye konuştu. – ANTALYA
]]>
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde derelerin kenarlarında görmeye alışık olduğumuz Hidroelektrik Santralleri’nin (HES) yerini artık güneş enerji santralleri (GES) almaya başladı.
Son dönemde Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için kurulumu hızla artan güneş enerji santralleri (GES) dikkat çekiyor. Neredeyse her gün Türkiye’nin farklı bir noktasında GES kurulumları yaşanırken, Türkiye’nin en yağışlı illerini içerisinde barındıran Doğu Karadeniz Bölgesi de bu sektörün hızla yayılım gösterdiği bölgeler arasında yer alıyor. GES’ler Karadeniz’in yüksek rakımlı tepelerinin yanı sıra son dönemde artık dere kenarlarında da kuruluyor. Dere kenarlarında görmeye alışık olduğumuz HES’lerin yerine kurulmaya başlayan GES’ler bir yandan Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltırken, bir yandan da özellikle belediyelerin elektrik masraflarından tasarruf yapmasını da sağlıyor.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde ilk olarak 2015 yılında Trabzon’un Tonya ilçesindeki Ruj Tepesindeki 16 dönümlük alanda kurulan 2 bin 500 panel ile ilçede enerji maliyetlerinde tasarruf sağlanırken, bölgede ilk kez yapılan enerji santrali diğer illere ve belediyelere de örnek oluyor. Karadeniz Bölgesi’ndeki illerde kurulan güneş enerji santrallerinin devreye girmesiyle milyarlarca lira kasada kalırken, özellikle belediyeler GES yatırımlarına ağırlık veriyor.
Bu durum bölgede son 15 yıldır dereleri kuruttuğu ve ekolojik dengeyi bozduğu gerekçesiyle tartışmalara neden olan sayıları 250’nin üzerindeki Hidroelektrik Santralleri (HES) kurulumunun da artık 2. planda kalacağını gösteriyor. Samsun Büyükşehir Belediyesi, Ordu’da Akkuş Belediyesi, Trabzon’da Ortahisar belediyesinin ardından son olarak Rize’nin Ardeşen Belediyesi de Fırtına Deresi’nin kenarına yapımına başladığı Güneş Enerji Santrali (GES) ile yılda yaklaşık 18 milyon TL tasarruf etmeyi planlıyor.
“Kaynak sularımızı yerin altından çekmek için güneşin enerjisinden yararlanacağız”
GES için 5 bin 200 panelin kurulumuna başladıklarını belirten Ardeşen Belediye Başkanı Avni Kahya, “Ardeşen Belediyesi olarak ciddi manada elektrik tüketiyoruz. Bizim kaynak sularımız yer altında derin kuyularından elde edilen sular olduğu için pompalarla çekiyoruz. Buda fazla elektrik kullanımı demek. Yıllardan beri bu elektriğin karşılanmasını düşünmüştük. Daha önce Belediye Başkanlığı Yardımcılığı zamanında da hayal etmiştik. Fakat o zaman gerçekleşmedi. Bugüne nasipmiş. Hayal kurduk elektrik üretmemiz lazım ki giderlerimizi karşılayabilelim. Önce ÇAYKUR’un arazisini kiraladık. Sonra Ayder de yapılan otopark inşaatında çıkan malzemelerin buraya doldurulmasıyla bedavaya doldurulmuş oldu. GES hayellerimizden biriydi ve oldu. İkinci hayalimiz bu bölgede su havzasıdır. Burada Türkiye’ye su fabrikaları kazandırma hayalimiz var. Bütün bunları yaptığımızda elektrik giderlerimizden dolayı bir problemimiz kalmayacak. Elektriğe zam gelince içimiz cız etmeyecek. Teknik olarak da burası 42 dönümlük bir arazi, 540 Wattlık panellerden yaklaşık 5 bin 200 tane panelimiz var. İnşallah yarın bu bölgenin suyunu da kullanarak Türkiye’nin önemli su fabrikalarının olduğunu bir bölgeye dönüştüreceğiz. Rize’nin en büyük GES’i burada” dedi.
“Rize gibi fazla yağış alan güneşli gün sayısı düşük olan bir yerde birinin buna cesaret etmesi lazımdı; Biz cesaret ettik”
Ayda ortalama 1,5 milyon lira civarında tasarruf yapacaklarını ifade eden Kahya, ” ‘Rize bölgesi güneşten istifade etmiyor, elektrik üretilemez algısını da kıracağız’ kırmaya da başladık. Diğer resmi kurumlarda GES yapmak için firmalar ile görüşmelere başladılar. Hedefimiz belediyenin bütün elektrik giderlerini buradan karşılamak. Bunu gerçekleştirdiğimiz zaman ayda ortalama 1,5 milyon lira civarında tasarruf yapmayı planlıyoruz. Devletin mahsuplaşma dediği bir olay var. Ne kadar elektrik tüketiyorsan o kadar üretme hakkı veriyorlar. Bizim tükettiğimiz kadar üretme hakkımız var. Tükettiğimiz kadar elektrik üretmek için sistemi kurduk. Burası Türkiye’de en fazla gün ışığının olduğu yer değil. Türkiye ortalaması 240 gün. Burası 180 gün. Bunun için birinin cesaret etmesi lazımdı ve bizimle başladı. Bizden sonra diğer yerlerde devam edecek. Hızlı bir şekilde doğaya saygılı elektrik üretimi olacak. Gördüğünüz bölge tarım dışı arazisi olduğu için yapılıyor. Tarım arazisinde bu tür tesisleri yapmak yasak” diye konuştu. – RİZE
]]>
FİRDEVS YÜKSEL/HANDAN KAZANCI – Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, 2025 itibarıyla dünya genelinde sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretimi ve ticaretinde beklenen güçlü artıştan Türkiye’nin karlı çıkabileceğini söyledi.
Birol, AA muhabirine, dünyada değişen enerji jeopolitiği, Türkiye’nin konumu ve nükleer enerji gibi bazı güncel konuları değerlendirdi.
Türkiye’nin önemli bir doğal gaz ithalatçısı olduğunu anımsatan Birol, ülkenin cari açığının büyük bir kısmının enerji ithalatından kaynaklandığını belirtti.
Birol, 2025 itibarıyla birçok ülkede yeni LNG tesislerinin devreye alınmasıyla doğal gaz piyasalarında bugüne kadar görülmemiş güçlü bir LNG artışının yaşanacağının altını çizerek, “Türkiye, 2025’te başlayacak yeni LNG dalgasını en iyi şekilde kullanmalı. Birincisi, anlaşmaları bu veriler ışığında yapması lazım. 2025’ten sonra alıcı ülkelerin eli güçlenecek. Bu nedenle anlaşmaların da buna göre yapılması gerekebilir. Türkiye’nin, mevcut kontratlarda da bazı iyileştirilmeler için bu dönemde masaya oturması gerekebilir.” diye konuştu.
Bu dönemde satıcıların güçlü olduğu bir piyasadan alıcıların güçlendiği bir piyasaya geçileceğini vurgulayan Birol, piyasalarda oluşacak gaz miktarının bazı dengelerin yeniden tanımlanmasına neden olabileceğini kaydetti.
Birol, Türkiye’nin güçlü doğal gaz altyapısına da dikkati çekerek, “Türkiye mevcut olanaklarıyla daha fazla gaz ithal ederek bunu Avrupa’ya ihraç etme altyapısına sahip. Bunu da en iyi şekilde kullanabilir. 2025’ten itibaren LNG’de yeni bir sayfa açılıyor. Bundan umarım Türkiye gibi gaz ithalatçısı ülkeler en iyi şekilde faydalanabilirler.” değerlendirmesinde bulundu.
Mevcut altyapısı sayesinde Türkiye’nin konumunu güçlendirebileceğine dikkati çeken Birol, bulunduğu bölgede gaz konusunda önemli rol oynayabileceğini ifade etti.
Enerjideki “sihirli” kelime: çeşitlendirme
Birol, Türkiye’nin nükleer enerji yatırımları ve hedeflerine de değinerek, “Nükleerin Türkiye için olmazsa olmaz bir teknoloji olduğunu düşünüyorum. Türkiye, Akkuyu’ya ilave olarak başka nükleer santraller yapacaksa bunu da destekliyorum.” dedi.
Almanya’nın doğal gaz ve petrolde tek bir ülkeye bağımlı olması nedeniyle ekonomisinin zor bir dönemden geçtiğini hatırlatan Birol, şunları kaydetti:
“Enerjideki sihirli kelime bence çeşitlendirme. Yumurtaların hepsini aynı sepete koymamak lazım. Bu bakımdan eğer bir ülkenin başka bir ülkeye enerjinin bütün alanlarında ciddi bir bağımlığı varsa, bence çeşitlendirmek akıllıca bir politika olabilir. Burada tabii ki alternatiflere de bakmak lazım. Alternatifler size ne sunuyor? Hangi fiyatlarla sunuyor? Hangi teknolojileri sunuyor? Partneri seçerken çeşitlendirme yapmak lazım. Teknoloji seçerken en iyi teknoloji olmasına bakmak lazım. Maliyet açısından da iyi bir şey olması lazım.”
Kızıldeniz’deki aksamaların etkisi kısıtlı kaldı
Birol, Kızıldeniz’de artan bölgesel riskler nedeniyle oluşan uluslararası lojistik aksamalarına da değinerek, “Denizdeki petrol ticaretinin yüzde 10’u, LNG ticaretinin ise yüzde 9’u Kızıldeniz’den yapılıyor. Bu nedenle etkisi şimdilik kısıtlı kaldı. Tahminlerimize göre, Kızıldeniz yerine Güney Afrika’dan dolaşıldığında nakliyede iki haftalık bir uzama oluyor. Bu da maliyet artışına neden oluyor. Bu artış petrol fiyatlarında 1-2 dolar civarında oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
Kızıldeniz’deki mevcut durumun devam etmesi ve bölgeye daha fazla yayılmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini dile getiren Birol, “Bölge esas itibarıyla dünya petrol ticaretinin 3’te 1’ini tek başına yapıyor. Şimdilik fiyat artışı belirli bir seviyede kaldı ama tüm bölgenin etkilendiği bir durumda ciddi sonuçlar doğurabilir.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin doğal gaz ve nükleer enerji hedefleri
Türkiye, 7 uluslararası doğal gaz boru hattı, 3’ü yüzer depolama ve gazlaştırma ünitesi (FSRU) olmak üzere 5 LNG tesisi ve 2 yer altı doğal gaz depolama tesisi ile güçlü bir altyapıya sahip.
Bu yıl Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Moldova ile gaz tedarik anlaşmaları imzalayan Türkiye, sadece gaz ticaretinde transit ülke değil tedarik ettiği gazın ihracatını yapan ve bunu yöneten bir ülke olmayı da hedefliyor.
Mersin’de yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nden sonra Sinop ve Trakya’da da nükleer enerji santralleri planlayan Türkiye için nükleer enerji, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmada önemli rol üstleniyor.
Türkiye, Ulusal Enerji Planı çerçevesinde 2035’e kadar enerji portföyüne 7,2 gigavat, 2050 sonuna kadar 20 gigavatın üzerinde nükleer enerji kapasitesi eklemeyi hedefliyor.
]]>