Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Konya Çevre Yolu 2. Kesimi” açılış töreninde konuştu.
Göreve geldikleri günden beri eser ve hizmet siyasetiyle Konya’ya ve Konyalılara layık olmak için gece gündüz çalıştıklarını belirten Erdoğan, “Üretimin, istihdamın ve ihracatın artırılması, şehrin dengeli şekilde kalkınması için tüm imkanlarımızı seferber etmiş durumdayız.” ifadesini kullandı.
Hem Konya’ya hem de bölgeye ekonomik, ticari ve tarımsal olarak katkı yapacak projelerine, yatırımlarına ve hizmetlerine her gün bir yenisini eklediklerini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Doğu-batı ve kuzey-güney istikametindeki ulaşım ağlarının adeta kavşak noktası olan Konya’nın, kara, demir ve hava yolu ulaşımının geliştirilmesi, temel önceliklerimizden biridir. Şu rakamı özellikle dikkatinizi çekiyorum, bugüne kadar ulaştırma alanında Konya’ya güncel rakamla 146,7 milyar liralık kamu yatırımı yaptık. Şehrimizi kuzeyde Ankara ve Eskişehir’e, batıda Isparta, Afyonkarahisar ve oradan İzmir’e, doğuda Aksaray, Niğde ve oradan Kayseri’ye, güneyde ise Antalya, Karaman ve Mersin’e bölünmüş yollarla bağladık. Ülkemizin en yüksek ayaklı ve en uzun dengeli konsol köprüsü olan Eğiste-Hadimi Viyadüğü’nü inşa ederek Konya’nın Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi’ne kesintisiz, konforlu ve güvenli ulaşımını temin ettik.
Şurası da çok önemlidir, Konya’mızın 2002’de 167 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 22 yıl içinde tam 1286 kilometreye çıkardık. Bitümlü sıcak karışım kaplamalı yol ağı ise 97 kilometreden 1296 kilometreye yükseldi. Yollarımızı daha güvenli, daha modern yapıya kavuşturduk. Konya-Ankara Yolu’nu, Konya-Akşehir-Afyonkarahisar Yolu’nu, Konya-Aksaray Yolu’nu, Konya-Karaman Yolu’nu, Konya-Belören-Hadim Yolu’nu şehrimizin istifadesine sunduk. Konya’yı Akdeniz’e en kestirme yoldan bağlayan 5 kilometre uzunluğundaki Demirkapı Tüneli’ni hizmete açtık.”
“Konya Çevre Yolu, şehrimize kazandırdığımız en önemli yatırımların başında geliyor”
Alacabel Tüneli ve bağlantı yolları ile Akşehir- Yunak Yolu, Taşkent- Balcılar Yolu, Ereğli-Halkapınar-İvriz Yolu ve Seydişehir- Bozkır Yolu gibi 11 ayrı kara yolu projesinin çalışmalarının da devam ettiğini bildiren Erdoğan, “İnşallah bu projeleri de yakın zamanda nihayete erdirecek ve Konyalı kardeşlerimizle birlikte bölgenin tüm şehirlerinin emrine vereceğiz.” dedi.
Konya’nın şehir içi ve şehirler arası ulaşımdaki merkezi konumunu güçlendirecek, tarım, ticaret ve sanayi birikimini çok daha üst seviyelere taşıyacak kara yolu yatırımlarını sürdürdüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlk kısmı 22, ikinci kısmı 46, üçüncü kısmı ise 54 kilometre olmak üzere 122 kilometre uzunluğundaki Konya Çevre Yolu, şehrimize kazandırdığımız en önemli yatırımların başında geliyor. Projeyle Konya’nın transit trafik yükünü çevre yoluna aktaracak, şehir içinde kalan eski çevre yolundaki trafik yoğunluğunu azaltacağız.” bilgisini paylaştı.
“Yıllık 6 milyar lira tasarruf edeceğiz”
Ülkenin turizm ve ticaret merkezlerine hızlı ve güvenli trafik akışını sağlayacak, Konya’nın ulaşım imkanlarını çeşitlendirmiş olacaklarını bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:
“Böylelikle şehrimizin ekonomik, sosyal ve ticari gelişimine de kayda değer katkılar yapacağız. Projemizin birinci kısmını, 2020’de tamamlayarak trafiğe açmıştık. Bugün ise ikinci kısmın Afyonkarahisar ve Aksaray aksındaki 30 kilometrelik kesimini ulaşıma açıyor, hizmete sunuyoruz. 3 köprü, 3 köprülü kavşak, 1 viyadük, 18 alt geçit ve 57 menfezin yer aldığı bu kesime tam 44 bin fidan diktik. İkinci kısmın geriye kalan 16 kilometrelik bölümü yani Aksaray- Adana aksı arasındaki 16 kilometrelik kesiminde çalışmalar devam ediyor. İnşallah yakın zamanda onu da tamamlıyoruz.
Bugün hizmete verdiğimiz Afyonkarahisar-Aksaray arasındaki 30 kilometrelik kesim ile mevcut yol üzerinden 40 kilometre katedilerek sağlanan ulaşımı 10 kilometre kısaltmış oluyoruz. Aynı şekilde seyahat süresini 49 dakikadan 17 dakikaya düşürüyoruz. Böylece zamandan 4,6 milyar, akaryakıttan 1,4 milyar olmak üzere yıllık toplam 6 milyar lira tasarruf edeceğiz. Çevreye zararlı karbon emisyonunu tam 81 bin 400 ton azaltıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda çevre yolunun yapımında emeği geçenleri tebrik etti.
Notlar
Törene, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Ticaret BakanıÖmer Bolat, AK Parti genel başkan yardımcıları ve milletvekilleri ile Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ve diğer ilgililer katıldı.
Bakan Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir tablo hediye etti. Konya Müftüsü Ali Öge’nin yaptığı duanın ardından yolun açılış kurdelesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve protokoldekiler tarafından kesildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kadın girişimci 42 yaşındaki Yolal, iki çocuğunu büyüttükten sonra iş hayatına atıldı.
Hazırladığı projeyle TKDK’den onay alan Yolal, yaklaşık 2 milyon liralık destekle Afyonkarahisar- Konya kara yolunda dinlenme tesisi açtı.
Halime Yolal, AA muhabirine, tesis açılmadan önce market işleten kocasına destek olduğunu söyledi.
Kayınvalidesinin de desteğiyle iki çocuğunu büyüttüğünü anlatan Yolal, “Çocuklar büyüdükten sonra ‘Ne yapabilirim?’ diye çok düşündüm. Öncelikle market işleten eşime destek olmaya çalıştım. Markette çalışanlara yemek yapmaya başladım. Sonrasında sipariş üzerine çevremdekilere pasta, börek yaparak bunların satışından gelir elde ettim. Gelirimi daha da artırabilmek için hep arayış içinde oldum.” dedi.
“Devlet, kadın girişimcilere destek veriyor”
Yolal, 2022’nin sonlarına doğru TKDK’nin desteklerinden haberdar olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“TKDK’nin destekleriyle ilgili araştırmalara başladım. Gerekli fizibilite raporlarını hazırladım, gittim görüştüm ve 3,5 milyonluk proje hazırlayarak başvurumu yaptım. Avrupa Birliği ve Türkiye ortaklığıyla finanse edilen yatırımım için yaklaşık 2 milyon destek verildi. Afyonkarahisar-Konya kara yolu kenarına dinlenme tesisi açtım. Tesisimde yörede üretilen haşhaş, tereyağı, kaymak ve lokumun da satışını yaparak istihdam ve gelir sağladım. Bu süreçte TKDK hep destek oldu. Ailem de çok destekçi oldu. Dedem de ilçenin ilk esnafıydı, ‘Manav Recep’ derlerdi. Şimdi ben de esnaflık yapıyorum.”
Halime Yolal, esnaf çocuğu olarak büyüdüğünü, bundan da gurur duyduğunu dile getirdi.
Esnaflığın ruhunda olduğunu vurgulayan Yolal, “Çalışmayı çok sevdim, bana iyi geldi. Afyonkarahisar, kavşak noktası bir il. Kara yolundan günlük yaklaşık 22 bin araç geçiyor. Genelde aileler duruyor. Yeme, içme her şey var; yöresel ürünler, hediyelik eşyalar satıyoruz. Kadınlar ‘Yapamam.’ demesin. Devlet, kadın girişimcilere destek veriyor.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Belediyeden yapılan yazılı açıklamaya göre, Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP) kapsamında “İşim Gücüm Üretim Projesi” hayata geçirildi.
Proje kapsamında Belediye bünyesinde Yunus Emre İş Merkezi’nde oluşturulan Ahşap Tasarım ve Mobilya Atölyesi’nde kadınlara yönelik ağaç oymacılığı kursu başladı.
Yirmi kursiyerin katıldığı, iki ay sürecek kursta kadınlar ağaç oymacılığı, oyuncak ve hediyelik eşya yapımı, ahşap doğrama, montaj, ahşap CNC mobilya operatörlüğü konularında eğitim görecek.
Kadınların meslek edineceği kurs süresince üretilecek ahşap eşyalar satışa sunulacak.
Kurs eğitmeni Firdevs Balcı, ahşap işlerinin yalnızca erkek işi olarak görüldüğünü, ahşabın kadın eli ile nasıl güzelleşeceğini göstermek istediklerini bildirdi.
Ahşap oymanın gönül işi olduğunu belirten Balcı, “Ellerimizin hamuruyla girdiğimiz bu işten inşallah yüzümüzün akıyla çıkacağız.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Büyükşehir Belediyesi bir yandan üreten kadınları daha geniş tüketici kitlesi ile buluştururken, diğer yandan da ekonomik kazançlarını büyütmelerine destek oluyor. Kadınların iş dünyasında daha çok yer alabilmek amacıyla sürdürdüğü mücadelede yanlarında olan Büyükşehir Belediyesi, kadınların kariyer yolculuklarında karşılaştıkları engelleri aşmalarında yardımcı olurken, sosyal ve ekonomik açıdan da güçlenmelerine destek oluyor. Evde üretim yapan kadınların ürünlerini daha geniş bir tüketici kitlesi ile buluşturan Kadın ve Aile Hizmetleri Daire Başkanlığı bünyesindeki üretici stantları, kadınların hayatlarında fark oluşturmaya devam ediyor. Ürettikleri pek çok ürünü stantlarda tanıtma ve sergileme imkanı bulan kadınlar, zamanla işlerini daha da büyütme fırsatı yakalıyor.
Markasının ürünlerini üretmeye başladı
Daha önce Suntaka markası ile anne bebek ürünleri satan ve küçük bir butik işletmeye sahip olan Çağır’ın hikayesi, girişimci kadınlara da örnek oluyor. Büyükşehir Belediyesi ile yolları kesişen ve sık sık üretici kadın stantlarında yer alan Çağır, stantlar sayesinde işletme reklamını daha çok yapma fırsatına sahip olurken, yerel pazarda kendine yer edinmeyi başarıyor. Büyükşehir Belediyesinin eğitim programları ile iş dünyasında pek çok yeniliği takip etme imkanı bulan ve kendini geliştiren Çağır, yeni markası olan Mamaluv ile yerel pazarda başlattığı üretim serüvenini cesur adımlar atarak hızla global pazara taşıyor. Zamanla işlerini daha da büyüten ve yeni bir atölye kurarak kendi markasının ürünlerini üretmeye başlayan Çağır, bir yandan yurt dışına ürün göndermeye başlarken, diğer yandan da kurduğu atölyede kadınlara gelir kapısı oluşturmayı amaçlıyor.
“Üretici stantları sayesinde çok güzel reklamımız oldu”
Sürdürülebilir anne bebek ürünleri satan Çağır, daha önce küçük bir butik işletme sahibiyken, Büyükşehir Belediyesinin üretici stantları ile yolunun kesişmesiyle değişen başarı hikayesini anlattı. Hem üretici stantlarında yer aldığını, hem de Büyükşehir Belediyesinin verdiği pek çok eğitim programından faydalandığını dile getiren Çağır, “Büyükşehir Belediyesi ile yollarımız kesiştiğinde, çok yeni bir markaydık. Yılbaşı ve özel günlerde kurulan pek çok stantta yer aldık. Özellikle yerelde üretici stantları sayesinde çok güzel reklamımız oldu ve müşteri kitlemiz arttı” dedi. Üretici stantlarının Mersin’in en yoğun, kalabalık ve insan sirkülasyonunun en fazla olduğu yerlerde kurulduğunu belirten Çağır, stant açan kişilerin daha çabuk ve daha çok insana ulaşmasının kolaylaştığını kaydetti.
“Bütçesi olmayan kadınlara destek veriliyor”
Büyükşehir Belediyesi bünyesinde girişimcilik alanında verilen eğitim programına da değinen Çağır, kadın girişimcilerin bilgi ve donanımlarının bu sayede artırıldığını belirtti. Gerçekleştirilen programları oldukça verimli bulduğunu dile getiren Çağır, “Bu işi evden yapan ancak bütçesi olmayan kadınlar, Büyükşehir Belediyesine ulaştığı takdirde destek veriliyor. Ücretsiz stant desteği veriliyor. Hemen sizi o ekibin içine alıyorlar, eğitimlere ve birçok programa dahil ediyorlar. Sizi o toplumun bir parçası haline getiriyorlar” diye konuştu. – MERSİN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İbrahim Çeçen Vakfı, 6 Şubat depremlerinin ardından hayata geçirdiği proje ve çalışmalarla bölgeye desteğini sürdürmeye devam ediyor.
Vakfın desteğiyle, EkoDoku Sürdürülebilir Yaşam Kooperatifi, Hacı Bayram Veli Üniversitesi ile Hatay Sosyal ve Kültürel Kalkınma Derneğinin yürüttüğü Barış İpeğinin Keten ve Kendirle Yolculuğu projesi, deprem bölgesindeki kadınlar ve gençler için sürdürülebilir istihdam imkanları sağlamayı hedefliyor.
Bu kapsamda Bilkent Otel ve Konferans Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte, EkoDoku’nun HarmoniUnity 2025 Yaz Koleksiyonu tanıtıldı. Organizasyonda, depremzede kadınların ürettiği yenilikçi ürünler, ıhlamur baskı, dokuma atölyesi ve sepet örücülüğü atölyelerinde sergilendi.
“Bölgedeki kadın istihdamına katkı sağlamayı amaçladık”
Etkinlikte AA’ya açıklamalarda bulunan İbrahim Çeçen Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ayşe Günseli Çeçen, depremzedelerin toplumsal hayata adapte olmaları için plan yaptıkları dönemde EkoDoku Sürdürülebilir Yaşam Kooperatifi’yle karşılaştıklarını, bölgedeki kadın istihdamına katkı sağlamak amacıyla bu projede bir araya geldiklerini belirtti.
Çeçen, “Bu projeyle, hem kültürel mirasımıza sahip çıkmak, hem kadınlarımıza istihdam sağlamak, hem de geleneksel el sanatlarımızı yüceltmek adına Eko Doku’ya desteğimizi sunduk. Böylelikle, bir işbirliği başladı. Çok da güzel bir proje oldu.” dedi.
Projede, EkoDoku Sürdürülebilir Yaşam Kooperatifi’ne yer tahsis ettiklerini ve dokuma alanları kurmasına yardımcı olduklarını aktaran Çeçen, depremzedeler için bölgede “Meslek Edindirme Merkezleri” açtıklarını, Eko Doku ile bu merkezlerde tanıştıklarına değindi.
14 kadının Meslek Edindirme Merkezlerinde eğitim aldığını vurgulayan Çeçen, vakıf olarak bu projeyi ilerletmek, daha fazla kadına ulaşmak ve bu geleneğin geleceğe aktarılması için katkılarını sürdürmek istediklerini vurguladı.
Dokuma alanına duyarlı yaklaşan herkesten, gönüllü olarak projeye destek vermesi için çağrıda bulunan Çeçen, “Kültürel mirasa katkıda bulunmak, geleneksel el sanatlarımızı yüceltmek, aslında toplumun en çok üstünde durması gereken konulardan bir tanesi. Özellikle doğal afetlerden sonra kültürel mirasını kaybetme tehlikesiyle karşılaşan toplumlar için ciddi anlamda çalışmalar yapılması gerektiğini ve insanları iyileştirmenin en önemli yollarından birinin, bu olduğuna inanıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Çeçen, İskenderun’daki kurdukları meslek edindirme merkezinde, ipek dokumacılığının yanı sıra geleneksel el sanatlarına da odaklandıklarına değinerek, “Geleneksel Hatay sabunu yapımı, sepet örme kursları gibi alanlarda ekonomiye katkıda bulunacak, kadınları bu ekosistemin içerisine dahil edecek farklı projeler yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
“Umut dolu bir hikaye”
Deprem öncesinde de Hatay ve Ankara’da faaliyet gösterdiklerini kaydeden EkoDoku Sürdürülebilir Yaşam Kooperatifi Başkanı Esra Üzel Yüncüler ise 2021’de kooperatifleşmelerinin ardından yaşanan deprem nedeniyle Hatay’da ipekçilik alanında faaliyet gösteren atölyelerinin yıkıldığını, aralarında deneyimli eğitmenlerin de yer aldığı önemli kayıplar yaşadıklarını anlattı.
Tüm yaşananlara rağmen mücadeleyi bırakmadıklarını vurgulayan Yüncüler, şunları kaydetti:
“Depremin ardından Ankara’da dikiş ve tasarım atölyemizi oluşturmaya devam ettik. Hatay’da tekrar ayağa kalkmak için dokumacılık konusunda atölyemizi oluşturmaya çabaladık. Uzun ve yorucu olmasına rağmen umut dolu bir hikaye gerçekleşti. Uluslararası örgütlerden, yerel insanlardan, kooperatif ortaklarımızdan, IC Holding gibi bu işe gönül veren sektördeki aktörlerden destek aldık. Bu sadece parasal bir destek diye algılanıyor ama aynı zamanda ‘gönül desteği’ diyelim. İşbirliğimizi güçlendirdik. Burada da bu işbirliğinin, bu yoldaki son halini görüyorsunuz.”
Bu proje kapsamında, Ankara ve Hatay’da dokuma atölyesi kurulduğunu ve 12 depremzede kadının mesleki eğitim alanında İskenderun’da dokumacılık eğitimi aldığını kaydeden Yüncüler, eğitimlerin devam edeceğini, İskenderun’da ağırlıklı olarak ipekçilik alanında faaliyet gösterdiklerini ifade etti.
Eğitimlerin içeriğinden bahseden Yüncüler, “Çok farklı alanlar da var. Bazıları bambu ve ipek üzerine eğitim alıyor. Aslında dokuma, bir tasarım yolculuğu. İpek böcekçiliği ya da keten kenevir gibi bitkisel liflerde tarım, bir başlangıç alanı. Bu tedarik süreçlerinin hepsine dokunmaya çalışıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Projede tasarımcı olarak yer alan modacı Fırat Neziroğlu ise eski tekniklerle üretilen kumaşların, bugünün moda anlayışıyla birleşmesini sağlamayı amaçladığını kaydetti.
Neziroğlu, “Eskiden sadece iki mevsim giyinirdik. Yani, ya kış, ya yaz. Çünkü zaten Anadolu hep yokluk çekmiş, savaş görmüş. İnsanlar hep zorlukla yaşamış. Artık bu dört mevsimden, hatta ara mevsimlerden de söz ediyoruz. Bu modadan bağımsız, bizim yaşantımızla alakalı. Dolayısıyla buna cevap verebilecek kumaşları farklı şekilde kullanılabilmek, önemli.” şeklinde görüş belirtti.
Depremzedeler süreçten memnun
Projeye Adıyaman’dan katılan depremzede kumaş üreticilerinden Rukiye Tüzsüz, felaketin ardından psikolojik yönden yaşadıkları zorlukları bu projeye katılarak atlattığını, bambudan örerek işledikleri ürünleri sergilemekten keyif aldığının altını çizdi.
Konteyner kentte ikamet ederken komşusundan duyarak projeye katılan Raziye Avcı da kurslar sayesinde sepet örme ve ipek dokuma alanlarında eğitim aldığını, ürünleri sergiledikleri için çok mutlu olduğuna değindi.
Halk eğitimin açtığı kurslara katılan Sıdıka Öztaş ise proje sayesinde ipek dokuma ürünlerinden maddi kazanç elde ettiklerine işaret ederek, “Depremden sonra o kadar iyi geldi ki bu eğitimler… Deyim yerindeyse, ilaç gibi geldi bize. Çok memnunuz.” diye konuştu.
Etkinlik, “Anadolu’nun Dokuma Hazineleri: Gelenekten Mirasa Yerel Dokumalar”, “Anadolu Geleneksel Bez Dokumacılığından Örnekler ve Günümüzdeki Durumu”, “Geçmişin izi, Geleceğin Modası: Anadolu’nun Yerel Dokumalarından Modern Giysi Tasarımları”, “İplikten Kumaşa Tasarım Yolculuğu: EkoDoku Barış İpeğinin Keten ve Kendirle Yolculuk Kumaşlarının Hikayesi” başlıklı oturumlarla tamamlandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Siteler Mahallesi’ndeki Grand Yazıcı Club Turban Termal Otel’de gerçekleştirilen program, İstiklal Marşı ve Moldova Milli Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Muğla Valisi İdris Akbıyık, Moldova ve Türkiye’nin tarihin derinliklerinden gelen ilişkilere sahip olduğunu söyledi.
Türkiye için Moldova’nın dost ve kardeş bir ülke olduğunu belirten Akbıyık, “Aynı dili konuşuyoruz. Kültürel ekonomik ilişkilerimiz var. Bugünkü açılış turizmin de gelişmesine katkı sunacaktır. Yörük Obaları Derneğimiz Moldova’yı ziyaret ederek kültürel ilişkilerimize katkı sunmuşlar. Gül Yazıcı’nın fahri konsolosluğu hayırlı olsun.” dedi.
Moldova’nın Ankara Büyükelçisi Dmitri Croitor, Türkiye’deki 7’nci fahri konsolosluklarını Marmaris’te açtıklarına dikkati çekerken, “Moldova ve Türkiye stratejik ortak. 2018 yılında Sayın Recep Tayyip Erdoğan Moldova ziyaretinde bu anlaşmayı imzaladı. Moldova 33 yaşında. Bağımsızlığımızı ilk Türkiye tanıdı. 33 yıldır Türkiye, Moldova’nın yanında. Türk halkına teşekkür ediyorum, sağ olasınız hep yanımızdasınız.” diye konuştu.
Muğlalı iş insanlarını ve turizmcileri Moldova’ya yatırım yapmaya davet eden Croitor, “Serbest ticaret anlaşmamız var. Kimlikle gelebilirsiniz. Moldova’daki fırsatları iki ülke vatandaşları için de kullanıp değerlendirin. Muğlalı inşaat sektöründe değerli insanlar var, gelin kendi gözünüzle görün bizim Moldova çok güzel. Bugünkü açılışımız için çok mutluyuz. Çok güzel bir aile Yazıcı ailesi, Serkan YazıcıBursa Fahri Konsolosumuz, eşi Gül Hanım da Marmaris Fahri Konsolosumuz oldu. Hayırlı olsun ülkelerimize.” değerlendirmesinde bulundu.
Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, Moldova ile Türkiye arasındaki ilişkilerin çok daha uzun yıllar öncesine dayandığına vurgu yaparken, şunları kaydetti:
“Moldova kurulduğunda başlamış ama tarihe baktığımızda Osmanlı döneminde başlayan 450 yıllık birlikteliğimiz var aslında. Soydaşlarımızın Gagavuz Türklerinin Moldova’da yaşıyor olması bizleri kültürel olarak bağlıyor. Ticaret ve turizm alanında işbirliğimiz bugün atılacak adımla birlikteliğimizin ilerlemesi hepimizin lehine olacaktır. Bu açılışın iki ülke arasındaki dostluğun artarak devam etmesine vesile olmasını diliyorum.”
Moldova’nın Marmaris Fahri Konsolosu Gül Yazıcı da 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Moldova Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu hatırlatırken, iki ülke arasında ilişkilerin güçlü şekilde devam ettiğini dile getirdi.
Görevlerinin iki ülke arasında ekonomik ve kültürel işbirliğini en üst seviyeye taşımak ve iki ülke vatandaşlarına yardımcı olmak olduğunu vurgulayan Yazıcı, şöyle devam etti:
“2019 yılında iki ülke arasında anlaşma gereğince kimlikle seyahat dönemi başlamıştır. Moldova halkının Türk vatandaşlarına olan sevgisi Türk halkında da en üst seviyede karşılık bulmuştur. Göreve kabul edildikten sonra Marmarisli iş insanlarımızla Moldova Büyükelçimizi bir araya getirdik. Moldova Cumhuriyeti ile ticari ilişkilerimiz hakkında istişarelerde bulunduk. Turizm, ticaret gibi alanlarda çalışmalar yapmaktayız. İki ülke arasında faaliyetlerimizi daha üst seviyelere çıkaracağımıza inanıyorum.”
Program, Muğla Yörük Obaları Derneği halk dansları ekibi ile Moldova yöresel dans ekibi gösterisi ile son buldu.
Açılışa, Marmaris Kaymakamı Nurullah Kaya, Cumhuriyet Başsavcıvekili Alicenk Düzgün, Muğla İl Emniyet Müdürü Ali Canbolat, Marmaris Ticaret Odası Başkanı Mutlu Ayhan, eski milletvekili Aydın Ayaydın, Moldova’nın Bursa Fahri Konsolosu Serkan Yazıcı, kurum müdürleri, iş insanları ve davetliler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MADRİD, 11 Aralık (Xinhua) — Hollanda merkezli çok uluslu otomotiv şirketi Stellantis ve Çinli batarya üreticisi CATL, İspanya’da büyük ölçekli lityum demir fosfat (LFP) batarya tesisi kurmak üzere ortak girişim oluşturacak. Şirketlerin salı günü yaptıkları açıklamada tesise 4,1 milyar euroya (4,31 milyar ABD doları) varan yatırım yapma konusunda anlaşma yapıldığı duyuruldu.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez sosyal medyada paylaştığı mesajında anlaşmadan duyduğu “büyük memnuniyeti” ifade ederek, Stellantis ve CATL’ye İspanya’ya olan bağlılıkları ve “karbondan arındırılmış bir geleceğe ivme kazandırmada” ülkeye verdikleri güçlü destek için teşekkür etti.
İspanya hükümeti sözcüsü Pilar Alegria da salı günü basına yaptığı açıklamada anlaşmayı överek, yaratacağı “yatırım, para ve istihdamı” vurguladı.
CATL’nin açıklamasına göre tamamen karbon nötr olacak şekilde tasarlanan ortak girişimin hisseleri yarı yarıya olacak ve girişim, birkaç aşama ve yatırım planıyla hayata geçirilecek.
Çinli şirketin internet sitesinde yayımlanan basın açıklamasında, “İspanya’nın Zaragoza kentinde bulunan Stellantis yerleşkesinde 2026 yılı sonuna kadar üretime başlaması hedeflenen tesis, Avrupa elektrik piyasasının gelişimine ve İspanya ve Avrupa Birliği’ndeki yetkililerin desteğinin devamına bağlı olarak 50 gigavat-saat kapasiteye ulaşabilir” ifadeleri kullanıldı.
CATL Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Zeng Yuqun, “Ortak girişim, Stellantis ile işbirliğimizi yeni bir boyuta taşıdı. En ileri batarya teknolojimiz ve üstün operasyon bilgi birikimimiz, Stellantis’in Zaragoza’da yerel işletme yürütme konusundaki onlarca yıllık deneyimiyle birleştiğinde sektörde büyük bir başarı hikayesi yaratacağına inanıyorum” dedi.
Anlaşmanın öncesinde Sanchez, pazartesi günü İspanyol hükümeti ve Zeng ve CATL’den diğer temsilcilerle bir araya gelmişti. İspanyol hükümeti, otomobil sektöründeki yeniden sanayileştirmeye destek olarak 5,5 milyar euronun üzerinde kamu fonu taahhüdünde bulundu.
An itibarıyla CATL’nin Almanya ve Macaristan’da faaliyette olan iki fabrikası bulunuyor. İspanya’daki yeni tesis, şirketin Avrupa ve küresel pazarda elektrikli ulaşım ve enerji dönüşümü çabalarını ilerletme konusundaki kararlılığını sergiliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), akaryakıt piyasasında rekabet eşitliğinin sağlanması ve kayıt dışı ekonomi ile etkin mücadele amacıyla kurulan Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi (UTTS) kapsamındaki uygulama esaslarında bazı önemli değişiklikler yaptı. UTTS kapsamındaki taşıt sahipleri ile akaryakıt istasyonu işletmecilerine en geç 31 Aralık 2024 tarihine kadar sisteme kaydolarak taşıtlarına ve istasyonlara gerekli donanımları taktırma zorunluluğu getirilmişti. 7 Aralık 2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan yeni UTTS Tebliği ile sisteme son kayıt tarihi 31 Ocak 2025 olarak yenilendi. Donanım fiyatları yıl sonunda ÜFE artış oranı üzerinden güncelleneceği için, 31 Aralık 2024’e kadar utts.gov.tr üzerinden sisteme kaydolanlar 2024 için geçerli fiyatlardan faydalanabilecek.
Son düzenleme ile getirilen yeni uygulama esasları şöyle:
Kayıt tarihleri ve vergi indiriminden faydalanma
31 Aralık 2024’e kadar kayıt yaptırılması halinde: Taşıt Tanıma Birimi (TTB) siparişi verenler, 2024 fiyatlarıyla ödeme yapacak. Montaj işlemini 30 Nisan 2025’e kadar tamamlama hakkına sahip olacak ve bu tarihe kadar UTTS üzerinden yapılmayan akaryakıt giderlerini vergi indiriminde kullanmaya devam edebilecek.
1 – 31 Ocak 2025 arası kayıt yaptırılması halinde: 2025 yılı fiyatları geçerli olacak. Montaj işlemleri 30 Nisan 2025’e kadar tamamlanabilecek ve bu tarihe kadar UTTS üzerinden yapılmayan akaryakıt giderlerini vergi indiriminde kullanmaya devam edebilecek.
Montaj fiyatları
31 Aralık 2024’e kadar kayıt yaptırılması halinde: 2024 hizmet bedeli geçerli olacak. Montaj işlemleri 30 Nisan 2025’e kadar tamamlanabilecek ve bu süre zarfında, bu nedenle cezai yaptırım uygulanmayacak.
1 – 31 Ocak 2025 arası kayıt yaptırılması halinde: 2025 yılı hizmet bedeli ödenecek. Montaj işlemleri 30 Nisan 2025’e kadar tamamlanabilecek ve bu süre zarfında, bu nedenle cezai yaptırım uygulanmayacak.
31 Ocak 2025 sonrası için yaptırımlar
31 Ocak 2025’e kadar kayıt yaptırmayan taşıt sahipleri ve işletmeciler, yakıt harcamalarını gider olarak gösteremeyecek. Donanım kurulumlarını tamamlamayanlar, cezai yaptırımlarla karşılaşacak.
Yeni düzenlemenin getirdikleri
1 Temmuz 2025’ten itibaren trafiğe çıkacak sıfır araçlar, ithalatçı veya üreticileri tarafından TTB’li olarak piyasaya sürülecek.
Mevcut taşıt tanıma sistemlerindeki taşınabilir cihazlar TTB ile değiştirilecek. Böylece, standartlaşma sağlanacak ve usulsüzlük önlenecek.
TTB sayesinde farklı akaryakıt şirketlerinden yakıt alımı mümkün olacak. Araç sahipleri, şirket değişikliği durumunda yeni cihaz almak zorunda kalmayacak.
TTB siparişleri bir milyonu aştı
UTTS sayesinde, 8 milyon taşıtın akaryakıt giderleri elektronik olarak kontrol edilerek, yılda en az 15 milyar TL’lik kayıt dışılığın önüne geçilecek.
Ülke genelinde halen bin 500 TTB montaj istasyonunda dört bin teknisyen, taşıtlara donanım montajı yapıyor. Akaryakıt istasyonlarındaki donanım hazırlıklarında da 450 teknik servis, iki bin personel görev alıyor.
UTTS’ye kayıtlı istasyon sayısı geçtiğimiz haftalarda dört bini, TTB siparişleri ise 1,1 milyonu geçti. Yeni düzenleme ile yıl sonuna kadar TTB siparişlerinin iki milyonu, kayıtlı istasyon sayısının ise sekiz bini geçmesi bekleniyor. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Başkan Ali Koç, Kulüpler Birliği’nin bugün gerçekleştirilen toplantısının ardından önemli açıklamalarda bulundu. Toplantıda konuşulan konulardan bahseden başkan Ali Koç, “Uzun zamandır buluşamamıştık. Yoğun takvimden dolayı yoğun programlardan dolayı. Bugünkü buluşma sebebimiz kendimizle alakalı konu. E bilet konusu var. Biliyorsunuz yeni sezonda yeni bir sisteme geçiliyor. Kulüpler istedikleri biletleme firmasıyla çalışacak. Netaş’ın altyapısıyla çalışacaklar. Burada önemli olan mayıs başı kim kimle çalışacaksa altyapıyla entegre olabilmesi. Bütün sorumluluk kulüplerde federasyon ya da kimse de değil. Onun için ne durumda olduğumuzu istişare ettik. Tabii biliyorsunuz bazıları takımların çok taraftarı var. Bazı takımların az taraftarı var. Bazı takımların taraftarı var ama stadı kısıtlı. Dolayısıyla taraftar büyüklüğünüze göre de biletleme firmaları dikkati çekiyorlar. Acaba ortak bir ihale yapabilir miyiz diye konuştuk. Şu an anlaşmamış kulüpler için. Ondan sonra federasyonumuzdan bir sunum yapıldı. Önemli konuların üstünde çalışıyorlar. Bu tamamen hazırlık aşamasında olan ama hazırlık aşamasındayken de kulüplerin geri bildirimini alan, bazılarını burada geri bildirim verebildik. Bazılarına, ekiplerimiz çalışma grupları yapacak, verilecekler. Onları da size paylaşayım. Standart sözleşme konusu var. Standart sözleşme biliyorsunuz İtalya’da, İngiltere’de bir sürü ligde tek tip sözleşme var. Hatta şöyle söyleyeyim, maaş varsa imza parası varsa imaj hakları onların hepsini tek sözleşmeye koyuyorlar. Hatta bazı ülkelerde bir adım daha öteye gidiyorlar maç primlerini de tek sözleşmeye koyuyorlar. Bazı ülkelerde maç primi de veremiyorsunuz. Türkiye’de biliyorsunuz ya bir prim sistemi oluyor. Büyük maçlar öncesi yönetimin tasarrufları doğrultusunda primler açıklanabiliyor. Yani bu böyle sezon başında sözleşmeye bağlanmış bir şey olmuyor. Onları konuştuk. Kulüpler tek tip sözleşmeye çok önem veriyorlar. Şimdi tek tip sözleşme olduğu zaman vergi kaçırmadan harcama limitlerini bypass etmekten bankalar anlaşmasına uyulmuyorsa onu bypass etmekle ilgili yöntemler var. ve bunun bazı kulüpler tarafından kullanıldığını görüyoruz. Çok da adil bir rekabet için tek tip sözleşmeye herkes çok sıcak baktı. Galiba dün de federasyon başkanımız ocak ayında bu konuyla ilgili bir talimat değişikliği yapacağını söylemiş. İkinci konumuz vadesi geçmiş borçların denetimi konusu var. Orada biliyorsunuz Avrupa’ya giden kulüplerimiz senede dört defa temiz kağıdı almak zorundayız. Gitmeyen kulüplerimiz bize nazaran daha farklı bir takvimde raporlanıyorlar vadesi geçmiş borçları. Bunun daha UEFA standartlarına Avrupa kupaları takvimine uygun bir şekilde yapılması düşünüldüğünü anlattılar bize. Takım harcama limitleri, takım harcama limitlerinde de yeni bir model ile çalışıyorlar ki bence çok doğru. Şu an nasıl model? Gelirin üzerinden yapıyorsun. Bir de onun üstüne yüzde otuz bir çarpan koyuyorlar. Ama mesela Kasımpaşa gibi Samsunspor gibi Göztepe’nin durumunu bilmiyorum tahmin ediyorum. Sıfır borcu olan kulüplerin çok düşük harcama limitleri. Yani sağlıklı bir finansal fair-play raporlarının olmasının faydasını onlar göremiyor. Dezavantajını görüyorlar. Yeni modelin de şöyle olması düşünülüyor. Yurt dışına da bu var. Gelirin, borcun, borcun gelirini ne kadar olur? Yüzdeler. Öyle oran sağlandı. Yani öyle sınıflandırılıyorsun. Ona göre de bir harcama limiti veriyor. Çok hoşumuza gitti. Enteresan bir durum. Bir futbol gelişim fonu üzerinde çalışılıyor. O teknik konu. Onları konuştuk. Son olarak da son iki federasyonun konuştuğu Sayın Büyükekşi zamanında ciddi bir şekilde ilerletilen ama federasyon değiştiği için, uygulamaya alınamayan bu federasyonda benimsediği federasyon başkanımızın zaman zaman gündeme getirdiği MHK yapısı, kulüpler ortak olsun. Bir şirket kuralım. Bütün hakem işleri öyle yönetilsin. O konuları konuştuk” ifadelerini kullandı.
‘TÜRK FUTBOLUNA YAPABİLECEĞİMİZ EN İYİ İYİLİK PROFESYONEL TAKIM SAYISINI İNDİRMEK’
Profesyonel liglerdeki takımların azalması gerektiğini aktaran Ali Koç, “Dün Avrupa’dan gelmişler. Birkaç federasyonu ziyaret etmişler. Bunlar tamamen ham. Ne olur sizden şu anlattıklarımız bunlar oldu bitti. Kulüplere anlatılıyor bunların üzerine çalışılıyor. Bu aşamada bizden geri bildirim isteniyor. Sonuçta bunlar tamamen bizi etkileyecek konular. Ona da teşekkür ediyorum federasyona. Çünkü bizim görüşlerimize başvuruyorlar. Nihai haline getirmeden önce? Geçmişte bir sürü konu nihai haline getirildikten sonra dikte ediliyordu. Sonra yolda tedavi etmeye çalışıyordu. Düzeltmeye çalışıyordu bu süreçleri. O yüzden yani iyi bir diyalog içinde toplantımızı yaptık. Daha çok çalışmamız var, yapmamız lazım. Bence Türk futboluna yapabileceğimiz en iyi iyilik profesyonel takım sayısını indirmek. Şimdi inceledik. Sayın Eyüpspor Başkanı Murat Özkaya bunu gündeme getiriyor. Hatta bir adım öteye gidiyor. Futbolun anayasasını yazmamız lazım diye. Şu an yanılmıyorsam Türkiye’de yüz elli dokuz adet profesyonel kulüp var. Avrupa’nın hiçbir liginde bu yok. Her lige yirmi takım deseniz birinci lig, ikinci lig Süper Lig. Hadi bilemediniz bir grup da üçüncü lig. Maksimum 80, bize göre 60 olması gerekiyor bunun. Onun üzerine de çalışmalarımız olacak. Yani bizim Türk futbolunu tekrar, yeniden pozisyonlamamız yeniden icat edilebiliriz. Her anlamıyla, her paydaşıyla, her süreciyle, her katmanıyla inşallah bir şeyler yapabiliriz. Bu şekilde gidemez” sözlerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“GENÇ VE DİNAMİK YAKLAŞIMLA TRENDLERE UYUM SAĞLAMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Buz Ajans’ın sektördeki geçmişinden bahseden Gümrükcü, “Ayşenur Aydın Gümrükcü Buz Agency Ajans Başkanıyım. 2008 yılında kurulan ve klasik reklamcılık faaliyetleri ile hayata başlayan ajansımız, o zamandan bu yana büyüyerek ve genişleyerek sektörde kendine sağlam bir yer edindi. Ajansımız, markaların hedef kitlelerine yaratıcı ve etkileyici bir şekilde ulaşmalarını sağlamak için dijital pazarlama, içerik üretimi, sosyal medya yönetimi hizmetleri sunmakta, etkinlik ve organizasyon faaliyetleri gerçekleştirmektedir. Özellikle genç ve dinamik bir yaklaşımla markaların günümüz trendlerine uyum sağlamalarına destek veriyoruz.”
“KOTLER AWARDS DÜNYA ÇAPINDA PRESTİJLİ BİR ÖDÜL TÖRENİ”
Buz Agency’nin 2024 itibarıyla Kotler Awards ve The World Marketing Summit organizasyonlarının Türkiye temsilcisi olması ile ilgili konuşan Ayşenur Aydın Gümrükcü, “Bu bizim için büyük bir gurur ve sorumluluk. Kotler Awards gibi dünya çapında prestijli bir ödül töreni ve The World Marketing Summit gibi küresel bir zirveyi Türkiye’ye getirerek, ülkemizi pazarlama dünyasında daha güçlü bir konuma taşımayı amaçlıyoruz. Bu etkinlikler sadece ulusal değil, küresel çapta pazarlama profesyonellerini buluşturacak.” dedi.
“ADINI MODERN PAZARLAMANIN KURUCUSU PHİLİP KOTLER’DEN ALIYOR”
Kotler Awards ve World Marketing Summit hakkında bilgiler veren Gümrükcü, “Kotler Awards, pazarlama dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olup, sektörde başarılı olmuş pazarlamacılara, markalara ve kampanyalara verilmektedir. Adını, modern pazarlamanın kurucusu olarak bilinen Philip Kotler’den alır.” İfadelerini kullandı.
“WORLD MARKETİNG SUMMIT 18 NİSAN 2024’TE GERÇEKLEŞECEK”
The World Marketing Summitzirvesi ile ilgili konuşan Gümrükcü, “World Marketing Summit (WMS) ise, dünya çapında pazarlama liderlerini, akademisyenleri ve iş dünyasını bir araya getiren bir etkinliktir. Etkinlikte pazarlamanın geleceği, sürdürülebilirlik, yenilikçi stratejiler ve dijital dönüşüm gibi konular ele alınır. Zirve, 18 Nisan 2025 tarihinde düzenlenecek bu etkinlikte yapay zeka, yeşil pazarlama, sürdürülebilirlik ve yeni nesil pazarlama çözümleri gibi sektörün geleceğini şekillendirecek başlıklar ön planda olacak. Bu, Türkiye’deki pazarlama profesyonelleri için küresel bir sahnede yer alma fırsatı sunacak.” dedi
“22 FARKLI KATEGORİDE ÖDÜL VERİLECEK”
Ödül töreninde 22 farklı kategoride ödül verileceğini söyleyen Gümrükcü, “Öne çıkan kategorilerimizden bazıları; “Pazarlamada Mükemmellik/ Yaşam Boyu Başarı Ödülü”, “Yılın En Başarılı Dijital Pazarlama Kampanyası”, “Yılın En Başarılı Sürdürülebilir Pazarlama Ödülü” , “Yılın En Başarılı İnovasyon ve Yaratıcı Fikri”, ”360 derece pazarlama kampanyası ödülü” ki bunda 9 ayrı sektörümüz olacak; bunlar inşaat, e ticaret, taşımacılık ve lojistik, moda ve tekstil, otomotiv, sağlık ve güzellik, fmcg, bankacılık, kozmetik, kuyumculuk” başlıklarından oluşuyor. Ayrıca, “Genç Kotler” ödülü ile de genç pazarlamacıları desteklemeyi amaçlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
JÜRİLER KİM OLACAK?
Kotler Awards’ın, global ve ulusal çapta önemli isimlerden oluşan bir jüri tarafından değerlendirileceğini söyleyen Gümrükcü, “Prof. Philip Kotler’in onursal başkanlığında Sadia Kibria ( CEO, Kotler Awards), Prof. Dominique M. Hanssens (UCLA Anderson School of Management, ABD), Prof. Luiz Moutinho (Martech & Futurecast Guru, İngiltere), Özgül Özkan Yavuz (27. Dönem Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı, Türkiye), Prof. Jagdish Sheth (Emory Üniversitesi, ABD), Gabriele Carboni (CEO, Weeva, İtalya), Prof. Omar Usman (CEO, University of Automotive, Malezya), Prof. Mark Oliver Opresnik (CRO, Kotler Impact, Almanya), Dr. Linden Brown (Chairman, MarketCulture, Avustralya), Martha Rogers ( Don Peppers’ın Kurucu Ortağı), Prof. Christian Fairoli (CEO, ESD Dubai), Prof. Aung Tun Thet (Başkanlık Ekonomi Danışmanı, Myanmar), Elia Guardiola (CEO, Serendipa, İspanya),Prof. Dr. Elif Akagün Ercin (Ostim Teknik Üniversitesi, Türkiye), Doç. Dr. Edin Güçlü Sözer (İstanbul Okan Üniversitesi, Türkiye), Doç. Dr. Duygu Aydın Aslaner (İstanbul Kent Üniversitesi, Türkiye), Serdar Keskin (Kurucu, Future Experience Studio), Ömer Şengüler (Marka Stratejisti, Türkiye), Nuray Ergül (Workhaus Board Member, Türkiye), Doç. Dr. Gülşah Tolunay ( Yeditepe Üniversitesi, Türkiye), Fügen Toksü (Stratejik İletişim/Girişim/Sivil Toplum, Türkiye), Necdet Kara (Marka Konseyi Başkan Yardımcısı/Marka Danışmanı/Grafik Tasarımcı, Türkiye). Bu kadar çeşitli ve uzman bir jüri ekibiyle kazananları belirleyeceğimiz için oldukça heyecanlıyız.” dedi
“BAŞVURULAR 10 MART 2025’TE SONA ERECEK”
“Zirveye ve ödül törenine katılmak isteyenler ya da ödül başvurusunda bulunmak isteyenler detaylı bilgiye www.kotlerimpactturkiye.org adresinden ulaşabilirler. Başvuru süresi ise 10 Mart 2025 tarihinde sona erecek. Bu organizasyon, pazarlama dünyasına ilgi duyan herkes için kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) ‘Küresel İnsani Yardıma Genel Bakış 2025’ başlıklı raporunu açıkladı. Fletcher, dünya genelinde, 305 milyon kişinin gelecek yıl insani yardıma ihtiyaç duyacağı tahminini paylaşarak, BM ve insani yardım ortaklarının, dünya genelinde 190 milyon kişiyi desteklemek için 2025’te 47 milyar dolar tutarında yardım çağrısı başlattığını ifade etti.
150 MİLYON KİŞİ YARDIMLARDAN MAHRUM KALACAK
Dünyanın yangın yeri olduğunu söyleyen Fletcher, en savunmasız olan kadın, çocuk ve engellilerin, en büyük bedelleri ödediğine dikkat çekerek, ihtiyaç sahibi diğer 150 milyon kişiye ulaşmayı çok istediklerini fakat mevcut fonla bunun mümkün olmadığını söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MALEZYALI yetkililer, ülkede yaklaşık bir haftadır etkili olan selde 6 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.
Malezya Başbakanı Enver İbrahim, ülkenin doğu kıyılarına 5 günde son 6 aydaki kadar yağış düşmesi nedeniyle bazı eyaletlerde geniş pirinç tarlalarının da sular altında kaldığını ve çiftçilerin milyonlarca dolar zarar ettiğini belirtti. Kelantan ile Terengganu eyaletlerinde yolların ve evlerin hasar gördüğünü söyleyen Enver, 6 kişinin hayatını kaybettiği selde altyapıyı onarma maliyetinin 224 milyon doları bulabileceğini ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Son olarak TOKİ tarafından yeni projeler adeta ardı ardına sıralandı. Açıklanan projeler çerçevesinde, 2+1 ile 3+1 dairelerin satışları yapılacak.
Satış listesinde yer alan en uygun konuta peşinat ve aylık 7 bin 789,50 TL taksitten başlayan fiyatlarla sahip olunabilecek.
TUNCELİ’DE 54 DAİRE SATIŞA ÇIKARILACAK
TOKİ; Tunceli ve Mazgirt’te 118 adet konut ve 2 dükkanlı ticaret merkezi kapsamında, stokta bulunan 43 adet dairenin satışa çıkartılacağını açıkladı.
TOKİ tarafından Tunceli’de satışa çıkarılacak konutlar arasında en uygun dairenin; 155 bin 790,01 TL peşinat, 180 ay vade ve 7 bin 789,50 TL taksitten başlayan fiyatlarla alıcısını beklediği görüldü.
Ayrıca başvuru tarihleri, 27 Kasım 2024 – 03 Aralık 2024 olarak duyuruldu.
Söz konusu dairelerin listesi şu şekilde:


EkonomiFinansEmlakYaşamDünyaToki
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(TBMM) – TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Cumhurbaşkanlığı bütçe görüşmeleri devam ediyor. CHP İzmirMilletvekiliRahmi Aşkın Türeli, “Cumhurbaşkanlığı bütçesini görüşüyoruz. 14 kuruma ait 30’u aşkın bütçe kesin hesap ve Sayıştay denetim raporu var. Bu kadar kısa sürede bu kadar bütçenin görüşülmesi mümkün değil. TMSF’nin Cumhurbaşkanlığı ile ilişkisi ne, niye burada? Savunma Sanayi’nin burada ne işi var, Savunma Bakanlığı’nda olması gerekmiyor mu? Bakanlıklara paralel bakanlık gibi bir yapı oluşmuş” dedi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon Başkanı AK PartiSamsun Milletvekili Mehmet Muş’un başkanlığında toplandı. Komisyonda, Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kuruluşların 2025 yılı bütçesi görüşülüyor. CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, konuşmasında, “Bu ucube Cumhurbaşkanlığı sistemini sahiplenmeyin, sürdürülebilir değil. Daha üzerinden beş yıl geçti, bu sistem yürümüyor” dedi.
Rahmi Aşkın Türeli, konuşmasında şunlara değindi:
“Ülkenin kaynaklarını iki şekilde kullanacağız; doğru ve yerinde. Hiçbir usulsüzlüğe, hırsızlığa mahal vermeden, yerinde kullanılmasıyla da zaten kıt olan kaynaklarımızın yerinde olan ve ülkenin ihtiyacı olan yatırımlarda kullanılması gerekiyor. Kamu özel işbirliği, kur korumalı mevduat böyle değil. Bu ülkede merkezi hükümet ile yerel yönetimler birbirinin tamamlayıcısıdır. Yerel yönetimlerde zaten merkezi hükümetin vesayet yetkisi var. Sanki sizin belediyelerinizde her şey mükemmelmiş gibi bizim belediyelerimize çamur atarak siyaset yapılmaz. Ortada bir parti devleti var. Bunlar doğru şeyler değil.
Cumhurbaşkanlığı bütçesini görüşüyoruz. 14 kuruma ait 30’u aşkın bütçe kesin hesap ve sayıştay denetim raporu var. Bu kadar kısa sürede bu kadar bütçenin görüşülmesi mümkün değil. TMSF’nin Cumhurbaşkanlığı ile ilişkisi ne, niye burada? Savunma Sanayi’nin burada ne işi var, Savunma Bakanlığı’nda olması gerekmiyor mu? Bakanlıklara paralel bakanlık gibi bir yapı oluşmuş.
Bütçe hakkını yerine getirebiliyor muyuz? Hala kesin hesap komisyonu yok. Biz şimdi bütçeyi mi, kesin hesabı mı, Sayıştay raporlarını mı görüşeceğiz? Böyle bir görüşme sistemi yok. Biz bütçeyi layıkıyla görüşmüyoruz. Hesap verilebilirlik ilkesi işlemiyor.”
” Recep Tayyip Erdoğan’a göre bir hükümet sistemi değişikliği yapıldı”
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini eleştiren Türeli şunları söyledi:
Parlamenter sistem için en büyük eleştiri şudur; koalisyonların varlığı karar alma süreçlerini yavaşlatıyor ve sistemi istikrarsızlaştırıyor denilir 2017 referandumunda 15 yıldır siz zaten ülkeyi tek parti olarak yönetiyordunuz. Ne istediniz de yapamadığınız için bu sisteme geçtiniz? Burada amaç belli; Recep Tayyip Erdoğan’a göre bir hükümet sistemi değişikliği yapıldı.
Türkiye’nin tarihsel olarak başkanlık sistemine dair bir deneyimi yok, parlamenter sistem içerisinde şekillenmiş bir yapı var. Türkiye’de siyasi yelpaze çok geniş. Böyle bir yapının içerisinde başkanlık sistemi işlemez. Siyasi parti yapıları disiplinli parti yapılarıdır Türkiye’de. Bir partinin tüzüğüne, yapısına uymadığınız zaman ihraca kadar gider bu süreç. Türkiye’nin siyasi kültürü uzlaşmacı olmayan daha çok çatışmacıdır. Bütün bu kriterlerin şekillendirdiği bir yapı var. Bu yapı yeni geçilen sistemle birlikte bir zorunlulukla geldi ama bu sistem işlemiyor. Anayasa değişikliğinin altında da bunlar yatıyor. Bu sistemi işlemesi için nasıl revize ederiz çabası.
Ülkede her şey toz pembeymiş gibi konuşmayın. Ülkede Türkiye’nin belki de en büyük bölüşüm şoku yaşanıyor. En düşük ve en yüksek yüzde 5’lik gruplar arasında 26 kat fark var. Gelir dağılımı bozulmuş, yoksulluk artıyor. Asgari ücret açlık sınırının altında. Ekonomi yavaşladı. Bu krizin varlığını ücretler olarak görerek bir yere gidemeyiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon Başkanı AK PartiSamsun Milletvekili Mehmet Muş’un başkanlığında toplandı. Komisyonda, Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kuruluşların 2025 yılı bütçesi görüşülmeye devam ediyor. Komisyon’da konuşan DEM Parti Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, şunları söyledi:
“Kürt sorunu, Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal sorunu”
“Bugün Türkiye’deki sistemi, sizin deyiminizle ‘revize etmek’, bizim deyimimizle demokratikleştirme meselesini konuşacaksak, bütün bunların ele alınmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Demokratikleşme deyince kaçınılmaz olarak Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal bir sorunu var. Kürt sorunu. Bu sorunun demokratikleşme ile iç içe geçtiğini düşünüyoruz. Türkiye demokratikleşirse, Kürt sorununu çözer. Kürt sorununun çözülmesi için adımlar atıldığı halde Türkiye demokratikleşir. Bunlar birbirini besleyen konular. Demokratikleşme dediğimiz zaman bizim aklımızın önemli bir yerinde Kürt sorununun çözümünde barışçıl ve demokratik bir çözümün gerçekleşmesi yer alıyor.
“Hem yerel hem de bölgesel çözümlerin gerçekleşmesi gerekiyor”
Geçmişte baktığımızda Kürt sorunu yerel bir sorundu ağırlıklı olarak. Fakat bugün yerel bir sorun olmaktan çıktı. Türkiye sınırları içerisinde bir sorun olmanın ötesinde bölgesel bir sorun haline geldi. Hatta daha ileri gitti. Küresel güçlerin de içine dahil olduğu bir süreç durumuna geldi. Dolayısıyla bunun hem yerel hem de bölgesel çözümlerinin gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye sınırları açısından baktığımızda, yerel çözüm açısından, biraz önce sözünü ettiğim yerel demokrasinin gelişmesi gibi konuları tartışarak adımların atılması gerekiyor. Kürt halkının ana dilde eğitim gibi taleplerinin konuşulması gerekiyor.
“Türkiye’nin bölgede önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz”
Orta Doğu’da çok önemli bir döneme giriyoruz. Bu dönem çok büyük riskleri de barındıran, tehditleri de barındıran, çok önemli imkanları da içeren bir dönem. Kürt sorununun bölgesel çözümü olarak meseleye bakmak kaçınılmaz hale geldi. Bölgesel çözüm açısından baktığımızda Türkiye’nin bölgede önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz. Sorun şu. Bölgedeki Kürt halkı açısından bakarsak, Irak, Suriye… Hangi parçasını değerlendirirsek değerlendirelim Türkiye’nin her zaman yeri başkadır.
“Kilit mesele, Türk-Kürt ittifakının kurulup, kurulmayacağıdır”
Türkiye aslında bölgede güçlü bir model ülke olmak istiyorsa, bunu yapmanın yolu esas itibariyle demokrasi, hukukun üstünlüğü açısından model bir ülke haline gelmesidir. Burada bölgesel çözüm de gündeme geliyor. Kürt sorununda bölgesel adımlar atılacaksa eğer, Türkiye’nin bu konuda kendi iç sorunlarını da çözerek model ülke olma adımını atması gerekiyor. Burada da kilit bir mesele var. Tarihsel bir mesele. Bölgesel olarak baktığımızda sadece Türkiye açısından değil, Türk- Kürt ittifakının kurulup, kurulmama meselesidir. Kilit mesele bizce bu. Eğer Türkiye, attığı adımlarla ve geliştireceği politikalarla, alacağı önlemlerle, demokratikleşmesiyle Türk-Kürt ittifakının zeminini güçlendirse, bu sadece Türkiye sınırları açısından değil, baktığımızda bütün Kürdistan coğrafyasını da kapsayan şekilde ve Orta Doğu’da adımlar atılmasının mümkün hale gelebileceğini düşünüyoruz.
“Tarihsel bir fırsat”
Böyle bir dönemde tabi ki yeni bir Anayasa’nın tartışılması, tabi ki yeni bir toplumsal sözleşmenin yaratılması, demokratikleşme ve bununla birlikte hem Türkiye’deki hem de bölgedeki Kürt sorununun çözümü doğrultusunda adım atmak çok belirleyici bir noktaya geldi. Tarihsel bir fırsattır. Bu konjonktürü kaçırmamak gerekiyor. Fırsatın kaçırılmaması gereken bir andayız. Bu bir süreçtir. Bunun iklimin yaratılması, bunun demokratik ve politik ikliminin ortaya çıkmasının hem Türkiye sınırları açısından hem de bölge açısından baktığımızda imkanların geliştirilmesi önem taşıyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Savunma sanayinin lider firması olan ASELSAN geliştirdiği milli ve yerli ürünlerle göz dolduruyor. Hava savunmasından, kara ve deniz savunmasına kadar geliştirdiği yerli ve milli ürünlerle adından sık sık söz ettiren ASELSAN Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltmak için çalışmalarını sürdürüyor. ASELSAN tarafından üretilen hava savunma sistemleri, radarlar, elektro optik sistemler, MİLGEM projesi çerçevesinde inşa edilen gemiler de kullanılıyor. Sistemlerle gemilerin yerli ve millilik oranı arttırdığı gibi Türkiye’nin mavi vatandaki gücüne de güç katıyor.
MİLGEM gemilerinde kullanılan sitemlerden bahseden ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, “Mavi vatanda bizim için çok öncelikli bir konu. Burada da Deniz Kuvvetlerimizin yerli ve milli platformlarının akıllı elektronik sistemlerle donatılması da ASELSAN olarak bizim görevlerimizden biri. Milli gemimizin üzerinde 50’ye yakın ASELSAN’nın sistemi var. Radarı, elektro optik sistemleri, elektronik harbi sonar sistemleri, hava savunması, haberleşme sistemleri, bir dizi elektronik sistemlere baktığınız zaman bir geminin üzerinde ihtiyaç duyulan bütün sensör ve silahları artık millileştirdiğimizi çok rahatlıkla söyleye bilirim. Bunu aslında bir geminin üzerinde göstermiş oluyoruz. Mavi vatanda da platformlarımız kendi sensör ve silahlarımızla donatılmış olarak Deniz Kuvvetlerimize hizmet veriyor şu anda. Bu alanda da ciddi bir başarıyı ciddi bir ivmeyi yakaladık” dedi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Buna göre, GSYH 2024 yılı üçüncü çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,1 arttı.
GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2024 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; inşaat yüzde 9,2, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 6,2, tarım sektörü yüzde 4,6, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,5, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 2,3, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 2,2, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 1,9 ve hizmetler yüzde 1,4 arttı. Diğer hizmet faaliyetleri yüzde 2,4, sanayi sektörü yüzde 2,2, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri ise yüzde 0,3 azaldı.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,2 azaldı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2024 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 1,9 arttı.
GSYH, 11 TRİLYON 893 MİLYAR 252 MİLYON TL OLDU
Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tahmini, 2024 yılının üçüncü çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 53,3 artarak 11 trilyon 893 milyar 252 milyon TL oldu. GSYH’nin üçüncü çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 357 milyar 989 milyon olarak gerçekleşti.
HANEHALKI NİHAİ TÜKETİM HARCAMALARI YÜZDE 3,1 ARTTI
Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2024 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 3,1 arttı. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 0,9, gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise yüzde 0,8 azaldı.
Mal ve hizmet ihracatı, 2024 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 0,8 artarken ithalatı yüzde 9,6 azaldı.
İŞGÜCÜ ÖDEMELERİ YÜZDE 76,3 ARTTI
İşgücü ödemeleri, 2024 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 76,3 arttı. Net işletme artığı/karma gelir yüzde 45,7 arttı.
İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 31,9 iken, bu oran 2024 yılında yüzde 36,4 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise yüzde 47,8 iken yüzde 45,1 oldu.
Erdem AksoyHaberler.com – EkonomiTürkiye İstatistik KurumuTürkiyeEkonomiGüncel
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Son dönemde piyasaya yüklü miktarda 50’lik ve 100’lük sahte doların piyasaya sürüldüğü haberleri üzerine dün Kapalıçarşı başta olmak üzere çok sayıda yerde döviz büroları dolar alımını durdurdu. Sahte dolarların gerçeğinden ayrılmasının oldukça güç olduğu belirtilirken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatıldığını açıkladı. Açıklama şöyle:
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından sosyal medyada ve bazı basın yayın organlarında gündeme getirilen İstanbul merkezli sahte para basımı ve dağıtımı konuların araştırılması amacıyla Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Büromuzca re’sen soruşturma başlatılmıştır.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TİKA’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, Cezayir’in doğusundaki Annebe şehrinde kurulan “Geleneksel Kıyafet Eğitim ve Üretim” atölyesinin açılışına Türkiye’nin Cezayir Büyükelçisi Muhammet Mücahit Küçükyılmaz’ın yanı sıra Cezayir Turizm ve Geleneksel El Sanatları Bakanlığı yetkilileri, Vilayet Meclisi üyeleri ve kentteki yöneticiler katıldı.
Büyükelçi Küçükyılmaz, açılışta yaptığı konuşmada, “Geleneksel Kıyafet Üretim ve Eğitim Atölyesinde üretilen kıyafetleri görünce Anadolu’da bir yerde olduğumu düşündüm. Çünkü kıyafetler ve özellikle desenler hemen hemen aynı özelliklere sahip” diyerek, iki ülke arasındaki kültürel benzerliğe işaret etti.
TİKA tarafından kurulan atölyenin gençlere meslek öğretmenin yanı sıra kültürel değerlerin yaşatılmasına da yardımcı olacağına dikkati çeken Küçükyılmaz, “Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak her zaman ve her konuda kardeş Cezayir halkının yanında olmaya devem edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Annebe’deki atölyede, genç kızlara geleneksel kıyafetlerin dikişi konusunda eğitim verileceği ve aynı zamanda bu kıyafetlerin üretiminin yapılacağı ve elde edilen gelirin üretimde görev alanlara dağıtılacağı kaydedildi.
“Hurma Mumülleri” atölyesi
TİKA, başkentin güneydoğusunda bulunan ve ülkenin önemli hurma üretim merkezlerinden biri olan Biskra kentinde ise “Hurma Mamulleri Üretimi ve Eğitimi Atölyesi” kurdu.
Türkiye’nin Cezayir Büyükelçisi Küçükyılmaz, TİKA Cezayir Program Koordinatörü Gökçen Kalkan, Cezayir Turizm ve Geleneksel El Sanatları Bakanlığı yetkilileri ve ildeki bazı kurum yöneticilerinin katıldığı bu törende de yaptığı konuşmada, Biskra’da Cezayir’in “en kaliteli hurmalarının yetiştiğini” vurgulayarak, atölyede bölgedeki hurmaların işlenerek yüzden fazla ürüne dönüştürüleceğini ve böylece ekonomik değerinin artırılacağını ifade etti.
Hurma mamullerini üretmek için kurulan atölyenin aynı zamanda AR-GE ve eğitim merkezi olarak işletileceğini aktaran Küçükyılmaz, kurulan atölyede verilecek eğitim ve yapılması planlanan üretimin bölgede ve Cezayir genelinde örmek teşkil edeceğine inandığını kaydetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA muhabirine açıklama yapan Gedik, kodlamanın bir bilgisayarın veya elektronik cihazın belirli bir işlemi yapabilmesi için verilen komutlar dizisi olduğunu belirterek, robotik kavramının ise robotların tasarımı, üretimi, programlanması ve kullanımıyla ilgili mühendislik dalı olduğu bilgisini paylaştı.
Bir robotun hareket etmesi, bir iş yapması veya çevresine tepki vermesi için kodlanması gerektiğini aktaran Gedik, “Örneğin, bir robot kolunun bir nesneyi alıp yer değiştirmesi için motorlara ve sensörlere uygun komutlar yazılmalıdır. Sonuç olarak, kodlama bir robotu ‘hareket ettirir’ ve ona ne yapması gerektiğini söyler, robotik ise robotun bu komutları fiziksel dünyada hayata geçirebilmesi için gerekli mühendislik süreçlerini içerir.” ifadelerini kullandı.
Gedik, eğitimin öğrencilere yalnızca teknik bilgi kazandırmakla kalmadığına, aynı zamanda problem çözme, yaratıcılık, eleştirel düşünme ve işbirliği gibi becerilerini de geliştirdiğine vurgu yaptı.
Bu becerilerin, öğrencilerin 21. yüzyılda iş hayatına ve günlük yaşama başarılı bir şekilde uyum sağlamalarına olanak tanıdığını söyleyen Gedik, eğitim sürecinin sonunda, öğrencilerin sadece teknolojiyi kullanmakla kalmayarak aynı zamanda bu teknolojiyi geliştiren, iyileştiren ve topluma değer katacak projeler üreten bireyler olarak yetiştiğinin altını çizdi.
Teknolojinin doğru kullanımını ve güncel teknoloji becerilerini öğrencilere kazandırmak üzerine içerik geliştirdiklerine dikkati çeken Gedik, kodlama ve robotik dersinin anasınıfı 5 yaş itibarıyla başlayıp 11. sınıfa kadar devam ettiğini dile getirdi.
Gedik, tüm sınıflarda “Dijital Vatandaşlık” konusunu önemsediklerini kaydederek, “Çünkü bu konu teknolojide donanımlı ve bilinçli bir altyapı oluşturma sürecinin bir başlangıcı. Müfredatımızda öğrencilerimize algoritma becerilerini, problem çözme becerilerini kazandırıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Tüm sınıflarımızda 3 boyutlu tasarım geliştirme, yazılıma giriş, oyun ve mobil uygulama geliştirme, arduino, grafik tasarım oluşturma becerileri kazandıklarına işaret eden Gedik, şöyle devam etti:
“Bu beceriler oluşturulduktan sonra proje odaklı bir içeriğimiz ortaya çıkıyor. Devamında öğrencilerimizin kendi içeriklerini, uygulamalarını, oyunlarını, kodlarını ve robotlarını geliştirmelerini amaçlıyoruz. Derslerimizde öncelikli hedefimiz öğrencilerimizin teknolojiyi tüketen değil üreten bilinç ve deneyimde olmalarıdır.”
“Öğrencilerimiz, teknoloji firmalarını tanıma ve staj imkanlarına sahip”
Bölüm Başkanı Reşit Şafak Gedik, müfredatlarında birçok araç ve yazılım dili bulunduğuna değinerek, örnek olarak Python, C ve Java’yı verdi.
Öğretim araçlarında ise Microsoft ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü gibi kurumların araçlarını kullandıklarına dikkati çeken Gedik, “Günümüz teknoloji gelişmelerini de ele aldığımızda Python yazılım dilleri arasında hem kolay öğrenilebilir hem de güçlü ve çok yönlü bir dil olduğundan, okullarda programlama öğretimi için uygun bir dildir.” açıklamasını yaptı.
Gedik, Python’ın öğrencilerin sadece teknik becerilerini geliştirmekle kalmadığını, aynı zamanda problem çözme, mantıksal düşünme ve yaratıcılık gibi becerileri de kazanmalarına yardımcı olduğunu anlatarak, “Aynı zamanda yapay zeka alanında da çokça kullanılan bir dildir. Bu sebepleri ele aldığımızda yazılım dilleri arasında Python’ı bir adım öne çıkarmaktayız.” dedi.
Üniversite hayatlarında teknoloji alanında devam etmek isteyen öğrenciler için Uluslararası Robotik Turnuvalarında gösterdikleri başarılardan dolayı İstanbul Bilgi Üniversitesi, MIT, Yale, Georgia Tech gibi üniversitelerden burs imkanları sağlandığını aktaran Gedik, “Öğrencilerimiz, Doğa Koleji tarafından gerçekleştirilen Yerli Teknoloji Zirvelerinde ülkemizin en önde gelen teknoloji firmaları yöneticileriyle tanışma, firmaları tanıma ve staj imkanlarına sahip.” dedi.
Gedik, eğitimlerin Doğa Kolejinde olduğu gibi projeler, turnuvalar ve etkinliklerle uygulamalı bir hal aldığında, öğrencilerin yeri geldiğinde bir mühendis veya mimar tecrübesini deneyimlediklerine vurgu yaparak, deneyimler sonucunda da geri bildirimlerin, daha fazla keşfetme ve meslek seçiminde teknolojinin ön plana çıkması şeklinde gözlemlendiğini kaydetti.
Velilerin, çocuklarının gelişen becerilerinden memnuniyet ve gurur duyduğuna işaret eden Gedik, yeri geldiğinde kendilerinin de öğrencilerle birlikte deneyim ve tecrübeleri paylaştığını sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>???????Rosatom’dan yapılan açıklamaya göre, şirket, nükleer farkındalığı küresel düzeyde artırmak amacıyla aralarında Türkiye’nin de olduğu 100 ülkede Global Atomic Quiz ve belgesel gösterimi etkinlikleri düzenledi.
Dünya Bilim Günü kapsamında yapılan Atomic Quiz’e 25 bin kişi katılırken, Türkiye katılan ülkeler arasında katılımcı sayısı ve ilgi düzeyi açısından 3’üncü sırada yer aldı. Rosatom’un, Türkiye’de düzenlediği etkinlik kapsamında Hacettepe Üniversitesi, Sinop Üniversitesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ve Tarsus Üniversitesi olmak üzere 4 üniversitede öğrencilerle bir araya gelindi. Üniversitelerde dünyaca ünlü yönetmen Oliver Stone’un “Nuclear Now” belgesel gösterimi ile akademisyen ve uzmanların katılımıyla söyleşiler yapıldı.
Hacettepe Üniversitesi
Hacettepe Üniversitesi’nde çoğunluğu geleceğin nükleer enerji mühendislerinden oluşan 150’den fazla öğrenci, Atomic Quiz’de yer alan farklı zorluk ve kategorilerdeki 25 soruyu yanıtladı. Nükleer enerji hakkındaki bilgilerini test etmelerinin yanı sıra yeni şeyler öğrenmelerine olanak sağlayan testi çözen öğrenciler, etkinlik kapsamında soruların doğru yanıtları üzerine tartışma fırsatı da buldu.
Nükleer İletişim Uzmanı ve Nükleer Sanayi Derneği (NIATR) Yönetim Kurulu Üyesi Nesrin Sevimli moderatörlüğünde öğrencilerle buluşan Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şule Ergün, Atomic Quiz’de yer alan soruların doğru yanıtlarını nedenleri ve ayrıntılı açıklamalarıyla katılımcılara aktardı. Öğrenciler, Ergün’ün anlatımıyla hem nükleer enerji hakkında yeni şeyler öğrenme hem de kendi yanıtlarını değerlendirme fırsatı buldu.
Tarsus Üniversitesi
Tarsus Üniversitesi’nde farklı mühendislik fakültelerinden 110’u aşkın öğrenciyi bir araya getiren etkinlik çerçevesinde öğrenciler Atomic Quiz’de yer alan soruları yanıtladı. Rektör Vekili Prof. Dr. Ali Özen, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Deran ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman Murat Özkendir’in de katıldığı etkinlikte soruları cevaplayan öğrenciler, yanıtlarının doğruluğunu Akkuyu Nükleer AŞ Ticari Operatörler Grubu Baş Uzmanı Ahmet Yasin Öner’le değerlendirme fırsatı buldu. Öner, bazı sorular için detaylı açıklamalar yaptı.
NIATR Yönetim Kurulu Üyesi Sevimli’nin yönettiği söyleşide, Türkiye ve Rusya arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya’da eğitimlerini tamamlayarak Akkuyu’da görev yapan Türk mühendisler arasında yer alan Öner, Türkiye’nin ilk nükleer santrali Akkuyu projesi hakkında da bilgi ve deneyimlerini paylaştı.
Panelin ardından Tarsus Üniversitesi öğrencileri de nükleer enerjinin dünyadaki yolculuğunu benzersiz bir şekilde aktaran Nuclear Now belgeselini izledi.
Sinop Üniversitesi
Hacettepe Üniversitesi’nden sonra Türkiye’nin ikinci Nükleer Enerji Mühendisliği Bölümü’ne ev sahipliği yapan Sinop Üniversitesi’nde düzenlenen etkinliğe 80’e yakın öğrenci katıldı. Etkinliğe, Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Rıza Bayrak ve Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Meryem Seferinoğlu’nun da aralarında olduğu pek çok öğretim görevlisi de katıldı. Etkinlikte belgesel gösteriminden önce Seferinoğlu ve Öner’in katılımıyla söyleşi yapıldı.
Öğrencilerle Akkuyu NGS’de görev yapmak için Rusya’da aldığı eğitimin ayrıntılarını paylaşan Öner, kendisiyle aynı yolu izlemek isteyen öğrencilere deneyimlerini aktardı.
Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Nuclear Now belgeselinin gösterildiği ve söyleşi yapılan bir diğer durak oldu. Belgesel, İletişim Fakültesi öğrencileri ve öğretim üyeleri tarafından büyük ilgiyle izlendi. Belgeselin ardından Ergün, katılımcılara nükleer enerji hakkında bilgi verdi, soruları yanıtladı. Ergün, geleceğin iletişimcileri, gazetecileri ve sinemacıları tarafından ilgiyle dinlendi.
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Güven Akdoğan da belgeseli sinematografik açıdan ele aldı ve Stone’un belgeselciliği hakkında bilgi verdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Rosatom Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktörü ve Bölge Başkan Yardımcısı Alexander Voronkov, yönetmenin karmaşık bir konuyu basit bir dil kullanarak ele aldığını, böylece izleyici ile kolayca iletişim kurduğuğunu belirterek, “‘Nuclear Now’ hem nükleer enerjinin günümüzde geldiği noktayı göstermeyi vadediyor hem de insanlığın nükleer enerjiye ihtiyacı olduğuna dair bir eylem çağrısında bulunuyor. ‘Yeniden düşünme vakti’ sloganı, izleyicileri, özellikle günümüzün çevresel zorlukları ve aşırı enerji tüketimi bağlamında, nükleer enerjiyi temiz bir enerji alternatifi olarak yeniden düşünmeye teşvik ediyor. İzleyicilerin belgeseli izledikten sonra bu bakış açısını benimseyeceklerini umuyorum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Uluslararası Ekonomi Zirvesi’nden (UEZ) yapılan açıklamaya göre, Türkiye ile bölgedeki iş ve ekonomi temsilcilerini bir araya getiren zirve, gelecek yıldan itibaren yoluna yeni ismi ve geliştirilen kurgusuyla devam edecek.
Bu yılın teması, zirvenin yeni ismine uygun olarak “Değişen Küresel Gerçekler ve Gelecek 5.0” olarak belirlendi.
Capital, Ekonomist, Start Up ve CeoLife dergilerince 17-20 Nisan’da Sapanca’da düzenlenecek UEZ’ye, ulusal ve uluslararası çok sayıda konuşmacı ve iş insanının yanı sıra alanında önde gelen akademisyenler, sivil toplum önderleri ve sektörel liderler katılacak.
UEZ 2025’te “Eğitimden sağlığa, endüstriden tarıma her alanda ‘Gelecek 5.0’ yaratılabilir mi?”, “Adil ve kapsayıcı bir enerji geçişini sağlayarak jeopolitik şokları ve gerilimleri azaltmak mümkün mü?”, “Gelecek 5.0 ve Ekonomi 5.0 hedefine dünya nasıl ulaşabilir?” gibi sorulara yanıt aranacak.
Zirve, 2012’de 50 iş insanı ve 650 izleyicinin katılımıyla yola çıkarken, yıllar içinde gelişerek Türkiye ve dünyadan üst düzey 110 konuşmacı ve 2 bin katılımcıya ev sahipliği yaptı.
UEZ, 2021’de salgın döneminin hızlı değişen gündemi ve dinamiklerini yakalamak üzere bahar ve güz olmak üzere iki kez hibrit formatta İstanbul’da hayata geçirildi.
Zirve, tamamen yenilenip Sapanca’da 6-9 Ekim 2022’de 80’den fazla konuşmacı ve 1000 üst düzey katılımcıyla düzenlendi. Eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande da programa “özel konuşmacı” olarak iştirak etti.
Geçen sene 27-30 Nisan’da “Tek Dünya, Ortak Bir Gelecek: Yeni Nesiller İçin Yarını Şekillendirecek Politikalar ve İş Stratejileri” ana temasıyla düzenlenen zirveye, “özel konuşmacı” olarak eski Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un yanı sıra eski İtalya Başbakanı Enrico Letta, İngiltere’de Cameron, May ve Johnson hükümetleri eski Devlet Bakanı Jo Johnson katıldı.
Bu yıl ise zirve, “Sorumlu ve Duyarlı Liderlik: Yenilik, Teknoloji ve Yapay Zeka Çağında Gezegen ve İnsanlıkla Uyumlu Bir Sisteme Öncülük Etmek” temasıyla, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, eski İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt, eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, Uber Başkan Yardımcısı Anabel Diaz, yapay zeka uzmanı ve girişimci Daniel Doll Steinberg, HSBC Baş Ekonomisti Janet Henry, Missouri Üniversitesi İktisat Tarihi Profesörü Max Gillman gibi çok sayıda yerli ve yabancı konuğun katılımıyla gerçekleştirildi.
Zirveye “www.uluslararasiekonomizirvesi.org” internet adresinden kayıt yapılabiliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Vodafone Sigorta Aracılık Hizmetleri AŞ çatısı altında hayata geçirilen anlaşma kapsamında MetLife, Vodafone Sigorta müşterilerinin, Vodafone Sigorta’nın yeni internet sitesi üzerinden kullanıcı dostu bir deneyimle Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) ürünlerini kolayca satın alabilmesini sağlayacak. Vodafone Sigorta müşterileri, ayrıca MetLife’ın 0-18 yaş arası katılımcılara yönelik tasarladığı “İlk BES’im” veya TSS ürünlerini aileleri için satın alabilecek.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Vodafone Sigorta Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Aysal, Vodafone Sigorta Aracılık Hizmetleri ile sigorta pazarının dijitalleşmesine katkıda bulunmayı ve müşterilerine dijital ortamda ayrıcalıklı sigorta teklifleri sunmayı hedeflediklerini belirtti.
Aysal, bu hedefle müşteri içgörüleri doğrultusunda, güvenilir sigorta sağlayıcılarının müşteri ihtiyaçlarına cevap verebildiği ürünlerin satışına aracılık ettiklerini aktararak, şunları kaydetti:
“Bu ürünleri dijital servislerimizle entegre ederek, müşterilerimizin ihtiyaç duydukları anlarda doğru sigorta ürünleriyle buluşmasını sağlıyoruz. Vodafone Sigorta’nın yeni internet sitesi üzerinden Türkiye’deki en iyi sigorta şirketleriyle çalışarak müşterilerimizin sigorta ihtiyaçlarını tek noktadan karşılamayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda, 2021’den beri birlikte çalıştığımız MetLife ile işbirliğimizi geliştirmekten memnuniyet duyuyoruz. Müşterilerimizin ihtiyaç duyduğu güvencelere uçtan uca bir dijital deneyimle erişebilmesi için çalışmaya devam edeceğiz.”
“Daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyoruz”
MetLife Emeklilik ve Hayat Genel Müdürü Deniz Yurtseven de müşterilerini işlerinin odak noktasına alan bir kurum olduklarını, değişen ihtiyaç ve beklentilere en iyi şekilde yanıt vermek için dijitalleşmenin sunduğu fırsatları değerlendirerek projelerimizi tasarladıklarını aktardı.
Yurtseven, “Vodafone müşterilerine sunduğumuz ‘CepFaturam Güvende Sigortası’nın ardından Vodafone ile olan başarılı işbirliğimizi bir adım daha ileriye taşımaya karar verdik. Bu anlaşma kapsamında, katılımcılarımızın emeklilik dönemleri için birikim yapmalarını teşvik ettiğimiz ‘BES’ ve müşterilerimizin sağlık ihtiyaçlarına yanıt vermenin yanı sıra birbirinden değerli ek hizmetlerle yaşam kalitelerini koruma imkanı sunduğumuz ‘TSS’ ürünlerimizi Vodafone Sigorta internet sitesi üzerinden Vodafone Sigorta müşterilerine sunarak daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyoruz. Yeni iş birliğimizin her iki taraf için de hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.
En uygun sigorta ürünleri ve özel faydalar
Vodafone, teknoloji üretimindeki avantajıyla müşterilerinin ihtiyaç duyduğu güvencelere uçtan uca bir dijital deneyimle erişebilmesi için sigorta sektörüne de adım atarak müşterilerine ayrıcalıklı sigorta teklifleri sunmak amacıyla Vodafone Sigorta Aracılık Hizmetleri AŞ’yi kurdu.
Böylece, faaliyet alanlarına “sigorta acenteliğini” de eklemiş oldu. Vodafone, “Güvencem Yanımda” anlayışıyla hayata geçirdiği Vodafone Sigorta Aracılık Hizmetleri üzerinden, müşterilerine dijital ortamda ayrıcalıklı sigorta teklifleri sunuyor. Vodafone Sigorta Aracılık Hizmetleri çatısı altında, bir yandan sigorta pazarının dijitalleşmesine katkıda bulunurken, bir yandan da müşterilerini dijital ortamda en uygun sigorta ürünleri ve özel faydalar ile buluşturuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, her yıl, HackZone Open Insurance ve Hackzone Scale Up Accelerator isimli açık inovasyon programlarını geliştirmeye devam eden Allianz Türkiye, bu yıl itibarıyla iki programını birleştirerek, HackZone markası altında 6 aylık hızlandırma program formatıyla devam edecek.
Program ortağı Tenity ile birlikte düzenlenen ve startuplarla birlikte sigorta sektöründe yenilikçi iş modelleri geliştirerek, girişimleri hızlandırmaya odaklanan programın yeni dönemi için başvurular başladı.
Programın 5. döneminde yerini almak isteyen startuplar, Üretken Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi, Dijital Sağlık Çözümleri, Finansal Danışmanlık ve Küresel İklim Kriziyle Mücadele kategorilerinde başvuru yapabilecek.
Programa katılacak startuplar, bu alanlarda sigorta çözümleri geliştirerek, sektöre yenilikçi ürün ve hizmetler kazandırmayı hedefleyecek.
Sigorta sektöründe yenilikçi gelişmelere öncülük etmek isteyen startuplar için son başvuru tarihi ise 12 Aralık olarak belirlendi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Allianz Türkiye Pazarlama ve Dijital Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Onur Kırcı, programın önemli bir ilerleme kaydettiğini belirterek, sektöre pek çok yenilikçi çözüm kazandırıldığını aktardı.
2020’den bu yana Tenity ile işbirliğiyle 450’den fazla startupı değerlendirdiklerini kaydeden Kırcı, “35’ten fazla girişimle işbirliği yaparak girişimlerinin hızlanmasına katkıda bulunduk. Programda yer alan startupların ekosistemden şimdiye kadar aldığı yatırım tutarı ise 12 milyon doları geçti. Startupların kurumsal işbirlikleri gerçekleştirerek büyümelerini hedefleyen Hackzone programımızla dört yılda 34 farklı PoC çalışmasına imza attık. Programımıza olan ilginin her geçen yıl artarak devam ettiğini görmekten ve sigorta sektörüne odaklanan startup sayısının artmasından memnuniyet duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RUSYA Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom tarafından Mersin’de inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinde yer alan Bayramoğlu Endüstriyel Çelik’in Yönetim Kurulu Başkanı Burak Çeliktaş, proje sayesinde edindikleri deneyimi, “Santral sayesinde hem istihdam artışı sağlandı hem de eğitim ve sertifikasyon konusunda yetkinlik kazanıldı” sözleriyle ifade etti.
Türk firmalarının Akkuyu NGS projesinde inşaat ve altyapı işlerinin yanı sıra çelik ve metal üretimi alanında da önemli tedarikçiler arasında yer aldığını belirten Çeliktaş, “Akkuyu projesi ile Türk mühendis ve teknisyenlerinin teknolojik ilerlemedeki yetkinlikleri artmış, bilgi ve deneyim paylaşımı için fırsatlar oluşmuştur. İhracat ve yatırım fırsatlarına baktığımızda ise Türk firmaları önemli bir oyuncu konumuna gelmiştir. Ekonomik katkıları düşünüldüğünde yerel işletmeler desteklenerek, bölgesel kalkınmada fırsatlar yaratılmıştır. Tüm bu deneyimlerin dünya çapındaki nükleer santral projelerinde kullanılabileceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
1960’tan bu yana faaliyet gösteren Bayramoğlu’nun, Akkuyu NGS projesinde gömülü eleman üretiminin yanı sıra boru spool, buhar ve yağ hatları imalatı ve ekipman imalatı gibi pek çok kritik aşamada görev aldığının altını çizen Çeliktaş, projede yer alan ilk 10 firmadan biri olduklarını belirtti. Burak Çeliktaş şunları söyledi:
” Türkiye’nin Akkuyu NGS de dahil nükleer güç santrali kurma hedefleri ve küçük modüler reaktör (SMR) projeleri, Türk sanayisine büyük katkılar sağlayabilir. Bu projeler sadece enerji üretimiyle ilgili değil, aynı zamanda sanayinin modernleşmesi, teknolojik gelişimi ve yeni ihracat fırsatları anlamında da kritik bir rol oynayacaktır. Hem ekonomik büyüme hem de küresel rekabetteki güçlenme açısından önemli fırsatlar sunan bu projeler, Türkiye’yi sadece bölgesel bir enerji oyuncusu değil, aynı zamanda nükleer enerji teknolojileri konusunda önemli bir aktör haline getirebilir.”
Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda hayata geçirmeye hazırlandığı yeni nükleer santral ve SMR inşa etme hedeflerinin sanayinin teknolojiye erişimini artırmak ve yerli üretimi teşvik etmek açısından çok önemli fırsatlar sunduğunu vurgulayan Çeliktaş, Türk sanayicisinin bu projelerde çelik ve metal üretimi, elektrik ekipmanları, kontrol sistemleri, soğutma ve ısı transfer teknolojileri gibi alanlarda önemli bir roller üstlenebileceğini belirtti.
‘NÜKLEER ENERJİ, HEDEFLERE ULAŞMADA ÖNEMLİ BİR YER TUTUYOR’
Çeliktaş, “Yerli firmalar, SMR teknolojilerinin geliştirilmesi ve üretim süreçlerinin yerelleştirilmesiyle büyük bir potansiyel kazanabilir. Bu durum, nükleer enerji sektöründeki yerli tedarik zincirinin güçlenmesini sağlayacaktır. Enerji Güvenliği ve Sıfır Karbon Hedefine baktığımızda ise Türkiye, enerji güvenliği açısından dışa bağımlılığı azaltmayı ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla entegre bir enerji sistemini oluşturmayı hedefliyor. Nükleer enerji, bu hedefe ulaşmada önemli bir yer tutmaktadır. Yüksek teknoloji altyapıları, Türk sanayisinin verimliliğini artırma, dijital dönüşümünü hızlandırma ve global tedarik zincirlerine entegrasyonunu sağlama konusunda önemli bir itici güç olabilir” diye konuştu.
‘AKKUYU NGS’DE EDİNDİĞİMİZ TECRÜBEYLE YENİ NÜKLEER PROJELERDE AKTİF ROL ALABİLECEĞİZ’
Akkuyu NGS projesinde 1 ve 2 numaralı pompa istasyonlarının kurulumunu üstlenen Aydıner İnşaat’ta Kıdemli İnşaat Mühendisi olarak görev yapan Ferhat Türker de ‘ilklerin projesi’ olarak tanımladığı Akkuyu NGS’nin inşasında yer almaktan gurur duyduklarını söyledi. Akkuyu NGS’nin Türk sanayisine önemli katkılarda bulunduğunun altını çizen Türker, “Akkuyu ile biz de bir ilki yaşıyoruz. Burada edindiğimiz tecrübeyle gelecekte yeni nükleer projelerde aktif rol alabileceğiz” dedi.
Nükleer Düzenleme Kurumu’ndan verilen bir imalatçı onay belgesine sahip olduklarını vurgulayan Türker, “Diğer bir deyişle, bir nükleer santral inşasında yer alma yetkimiz bulunuyor. Dolayısıyla, Türkiye’de yeni bir nükleer enerji santrali yapılacaksa hem devletimizin hem de Nükleer Düzenleme Kurumu’nun referansıyla bu işe uygun ve yeterli olduğumuzu kanıtladık” ifadelerini kullandı.
“PROJE SÜRECİNDE HIZLA İLERLİYORUZ”
Aydıner İnşaat A.Ş. olarak 2021 yılında Akkuyu NGS projesinde, çalışmaya başladıklarını söyleyen Türker, “Şu anda 1 numaralı pompa istasyonunun kaba inşaatını bitirdik ve 2 numaralı istasyonda ise kaba inşaatı yüzde 80 oranında tamamladık. Bölge halkından istihdam sağlamak, projeye olan katkımızı artırıyor. Personel sayımız, inşaat sürecinin hızına göre aylık olarak artıyor. Projede toplam 19 taşeron firmayla çalışıyor, 2 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. Akkuyu NGS projesi, sadece bizim değil, taşeron firmaların da gelişimine katkı sağlıyor” diye konuştu.
“AKKUYU NÜKLEER ENERJİYE GEÇİŞİN ANAHTARIDIR”
Akkuyu’nun Türkiye için bir dönüm noktası olduğuna dikkat çeken Türker, şunları kaydetti:
“Akkuyu, ülkemize nükleer enerjinin girmesine olanak tanıyan, yani; nükleer enerjiye geçişin anahtarı bir proje. Sektördeki köklü firmalardan biri olarak burada çalışmaktan gurur duyuyoruz. İlkler daima zor ve sancılıdır. Fakat bu ilk eşik aşıldığında süreç daha profesyonel ve hızlı ilerliyor. Akkuyu ile biz de bir ilki yaşıyoruz ve gelecekte yapılacak diğer nükleer projelerde daha aktif rol alarak büyük projelerde yer alabileceğimizi kanıtlıyoruz.”
“AKKUYU İLE İŞ BİRLİĞİMİZ, BİZİ NİTELİKLİ NÜKLEER SANTRAL TEDARİKÇİSİ YAPIYOR”
Akkuyu NGS projesinde aktif rol alan SMS Sanayi Malzemeleri Üretim ve Satış A.Ş. de, ‘TORK’ markasıyla nükleer sektörde önemli bir oyuncu haline geldi. Akışkanlığı kontrol eden endüstriyel vanaların imalatını yapan şirket, 2016 yılında Varnasan isimli firmayı bünyesine katarak küresel vana üretiminde imalat hacmini artırdı. SMS-TORK, emniyet valfleri gibi farklı alanlarda üretim yapıyor.
SMS-TORK Genel Müdürü Ömer Kaya, “Sektördeki 39. yılımızda 180 kişilik kadromuzla 80 ülkeye ihracat yapıyoruz. Akkuyu NGS ile iş birliğimiz, bizi nitelikli nükleer santral tedarikçisi konumuna getiriyor. Böylece bu alanda tecrübemizi artırırken, gelecekte diğer nükleer projelerde de yer alma şansı bulacağız. Şirket olarak, tanındıkça ve güvenilirliğimiz arttıkça bu alanda daha önce çalışmış olan firmalarla ortaklık yapma şansı yakaladık. Nükleer enerji alanında tecrübe edindikçe, şu anda diğer ülkelerde inşası süren nükleer tesislerde yer alma şansımız olduğuna da inanıyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sosyal belediyecilik anlayışıyla takdir toplayan çok sayıda projeyi kısa sürede hayata geçiren Ataşehir Belediyesi, bütçesinde de vatandaşın menfaatlerini gözetecek sürdürülebilir adımlar atıyor. İlçe genelinde daha hızlı ve etkin hizmet sunabilmek için araç filosunu güçlendiren belediye yönetimi, kiralama modeli yerine 59 yeni aracı doğrudan bünyesine katarak bütçesindeki yükleri hafifletiyor. Bu stratejik hamle ile belediye bütçesinde uzun vadeli büyük bir tasarruf elde edilmesi planlanırken, belediyenin öz kaynaklarının da çeşitlendirilmesi hedefleniyor.
Temizlik İşleri Müdürlüğü’ne bağlı alanda sergilendi
Belediye filosuna katılan 59 yeni aracın tanıtımına ilişkin Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in ev sahipliğinde, Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin’in de katılımıyla ‘Kiralamadık Filomuza Kattık’ sloganıyla bir lansman düzenlendi. Lansmanda, kiralama yerine satın alma modeliyle filoya katılan yeni araçlar Ferhatpaşa Mahallesi’ndeki Temizlik İşleri Müdürlüğü’ne bağlı alanda sergilendi. Belediye bütçesine ciddi anlamda tasarruf sağlayacak modelle bünyeye dahil edilen araçlar, altyapı hizmetlerinden çevre sağlığına kadar pek çok alanda büyük kolaylık sağlayacak. Aralarında çok sayıda otobüs, minibüs, kamyon ve kamyonet ile iş makinesinin de yer aldığı araçlar ilçedeki çeşitli faaliyetlerin etkinliğini artırmak ve vatandaşlara daha hızlı ve verimli bir şekilde hizmet verebilmek için tasarlandı.
“Bir yıllık kiralama maliyetleriyle araçları filomuza kattık”
Lansmanda konuşan Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, sürdürülebilirlik ve ekonomik yönetim odaklı projelerle halkın güvenini kazanmaya devam ettiklerini belirtti. Yeni araç filosunun da bu anlayışın somut bir göstergesi olduğunu ifade eden Başkan Adıgüzel, “Hizmet kalitesini artırmak için her alanda sürdürülebilir çözümler üretiyoruz. Kiralama yerine satın alma modeline geçerek, halkımızın vergilerini en verimli şekilde kullanmayı hedefledik. Bu adım, hem maliyetleri düşürdü hem de belediyemizin operasyonel gücünü artırdı. Göreve geldiğimiz ilk günden beri akıllı belediyecilik anlayışıyla daha kaliteli, daha verimli hizmetleri Ataşehir’e nasıl sunarız diye çalışıyoruz. Kaynaklarımızı israf etmeden Ataşehir’de şeffaf, hesap verebilir, katılımcı belediyeciliği ayağa kaldırmak için ciddi bir tasarruf ediyoruz. Bu kapsamda bir yıllık kiralama maliyetleriyle bu araçları filomuza kattık” dedi.
Çöp toplamada yapay zekalı çözüm
Öte yandan “Akıllı Belediyecilik” vizyonuyla projelerini hayata geçiren Ataşehir Belediyesi faaliyetlerini teknolojik yeniliklerle buluşturmaya da devam ediyor. Bu kapsamda verimli atık yönetimini sağlamak amacıyla yeni bir teknolojik sistemi devreye alan Ataşehir Belediyesi, lansmanda ‘Akıllı Atık Toplama Sistemi’nin entegre edildiği araçları da tanıttı. Kısa adı ÇAÇA olan Çok Amaçlı Çöp Aracı’na entegre edilen sistem, atık türlerini ve yoğunluklarını izlemek için konteyner ve atık tankına kolayca monte edilebilen sensörler aracılığıyla çalışıyor. Sistem, yapay zeka ile rota optimizasyonu sağlayarak çok sayıda alanda tasarrufun da önünü açıyor.
Maliyetleri yüzde 50 azaltacak
Çöp konteynerlerine yerleştirilen sensörler sayesinde, hangi konteynerin dolu hangisinin boş olduğunun anlık olarak belirlenebildiği yenilikçi teknoloji sayesinde, Ataşehir Belediyesi’nin temizlik ekipleri, trafikte harcadıkları zamanı önemli ölçüde azaltarak daha hızlı ve etkili bir hizmet sunabilecek. Ayrıca, sistemin sağladığı operasyonel verimlilik, ekiplerin performansını artırırken, yakıt tüketimini de yüzde 50’ye düşürecek ve bu sayede karbon emisyonlarını da azaltarak çevreye duyarlı bir atık yönetimi sağlamış olacak.
300 konteynerden sensörlerle veri toplanıyor
Ataşehir Belediyesi Akıllı Atık Toplama Sistemi’nde yer alan sensörleri, ilçe genelindeki 300 konteynere yerleştirerek, aldığı veriler üzerinden denetlemelerini sürdürüyor ve dolum sınırına ulaşan konteynerleri takip ederek, atıkları topluyor. Bu projeyle yerleştirilen sensörlerden alınan sinyaller sayesinde; ekipler, daha az zaman kaybıyla daha fazla atık toplama kapasitesine ulaşarak temizlik faaliyetlerini daha etkin kılmayı, doğal kaynakları ise daha verimli kullanmayı başarıyor.
‘Teknolojik belediyecilik anlayışını bir adım daha ileri taşıyoruz’
Akıllı Atık Toplama Sistemi ile çevreye duyarlı teknolojik belediyecilik anlayışını bir adım daha ileri taşıdıklarını vurgulayan Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, “Ataşehir Belediyesi olarak, çevreyi koruma ve kaynaklarımızı verimli kullanma konusunda yenilikçi adımlar atıyoruz. Akıllı Atık Toplama Sistemi, bu anlayışımızın en güzel örneklerinden biri. Bu sistem sayesinde atık toplama süreçlerini gerçek zamanlı olarak takip ediyor, doluluk oranlarına göre hareket ederek hem maliyetleri azaltıyor hem de karbon salınımını düşürüyoruz. Bu proje, yalnızca çevre dostu bir uygulama olmakla kalmıyor; aynı zamanda şehir genelinde daha düzenli, temiz ve yaşanabilir bir ortam sağlıyor. Amacımız, Ataşehir’i hem bugünün hem de geleceğin ihtiyaçlarına cevap veren bir şehir haline getirmek” dedi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İnsanlık tarihi boyunca ellerden hiç düşmeyen ve insanoğlunda özel bir yeri bulunan tespihler bazen duaların ve yakarışların aracı kimi zaman erkeklerin aksesuarı kimi zaman da koleksiyoncuların vazgeçilmezi oldu. Birbirinden özel taşlar ve bin bir emek ile yapılan tespihler özellikleri kadar fiyatlarıyla da hep dikkat çekiyor. Elazığ’da bir tespih dükkanında satılan Osmanlı sıkma kehribarı da hem fiyatı hem de görüntüsüyle görenlerin ağzını açık bırakıyor. Osmanlı döneminden kalma taşların özel ellerde işlenmesi ile elde edilen kehribar tespih, görüntüsü kadar fiyatı ile de dikkat çekiyor. Yaklaşık 200 yıl önce yapılan ve bugüne kadar orijinalliğini koruyan Osmanlı kehribarı tespih Elazığ’da 330 bin liraya satılıyor.
Tespih ustası Hadin Bulut yaptığı açıklamada, “Bu tespih Osmanlı sıkma kehribardır. Ortalama 150-200 yıllık bir tespihtir. O dönemde tespihe çevrilmiş bir üründür. Bu yıla kadar vişne rengi olarak gelmiş. Bazı müşterilerimiz var tekrar tıraşlayalım iç rengi ortaya çıksın dediklerinde tıraşlandı ve kayısı rengine doğru gitti. Ortalama 10-15 yıl sonra tekrar vişne rengine dönecek. Bu tespih kıymetli ve antika üründür. Genelde kıymetini bilenler alıyor. Yatırım için alıyorlar. Şu an istediğimiz rakam 300 bin lira. Altın püskülü ile 330 bin liraya buluyor. Çok nadir bir üründür. Mesela koleksiyoncular ya da tespihçiler bilir, imamenin ve habbenin temizliği ve o dönemden bu güne kadar çatlak olmamış yani değişen olmamış bir üründür. Osmanlının ham döküm fabrikası 1900’lü yılların sonunda kapandı. Ortalama 150-200 yıllık bir tespihtir. Tam yılını bilemeyiz ama kokusuna ve özelliklerine baktığımız da o kadar bir yılı olduğunu düşünüyoruz. Talep oldukça fazla. Özellikle Araplar ilgi gösteriyor. Son zamanlarda ülkemizde de ilgi görmeye başladı. Yatırımlık alanlar oluyor. Koleksiyon için alanlar oluyor” dedi. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA) – CHP Antalya Milletvekili Aykut Kaya, Side Antik Kenti Anıtsal Çeşme Yapısı 2. Etap Restorasyon ihalesini gündeme getirerek, “Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü 423 metrekare işin 700 TL birim fiyat üzerinden yapılmasını öngörmüşken yüklenici ise bu iş için 19 bin 415 TL birim fiyat teklifiyle almış. Yani 28 kat daha fazla bir bedel üzerinden işi almış. Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü bu kalem iş için 296 bin TL toplam harcama öngörürken yüklenici aynı iş için 8 milyon 214 bin 913 TL harcama öngörmektedir” dedi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinde konuşan CHP AntalyaMilletvekili Aykut Kaya, “Kültürel ve tarihi mirasımızın korunmasını ve ortaya çıkartılmasını amaçlayan çalışmaların doğru olduğunu düşünüyoruz. Ancak bu çalışmaların kamu yararını gözeterek yapılıp yapılmadığı, birim fiyatlarının doğru hazırlanıp hazırlanmadığı konusunda ciddi endişelerim var” dedi. Kaya, “Bu konuyu size somut olarak örnek bir olay üzerinden resmi belgelerle anlatmak istiyorum” diyerek, şu ifadelere yer verdi:
“296 bin liralık iş için 8.2 milyon TL ödenmiş”
“2023 yılında ihalesi yapılan Side Antik Kenti Anıtsal Çeşme Yapısı 2. Etap Restorasyonu işinin birim fiyat teklif cetveline baktığımız zaman, Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün yaptığı maliyet cetveline uygun hareket edilmediği görülmektedir. Örneğin, 9 numaralı harcama kaleminde ‘imitasyon yapılması pozu’ işi için Rölövö ve Anıtlar Müdürlüğü 423 metrekare işin 700 TL birim fiyat üzerinden yapılmasını öngörmüşken yüklenici ise bu iş için 19 bin 415 TL birim fiyat teklifiyle almış. Yani 28 kat daha fazla bir bedel üzerinden işi almış. Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü bu kalem iş için 296 bin TL toplam harcama öngörürken yüklenici aynı iş için 8 milyon 214 bin 913 TL harcama öngörmektedir.
Yine aynı şekilde 44 numaralı harcama kalemindeki enjeksiyon harcında, Rölöve ve Anıtlar Kurulu birim fiyat olarak 62 ton kalem iş için 30.81 TL belirlerken, yüklenici aynı iş için 130 TL birim fiyatı vermiş. Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’ne göre bu kalem iş için 1 milyon 916 bin 998 TL harcama öngörülmüşken yüklenici 8 milyon TL olarak işi almış. Aradaki farka bakın ve sadece bu iki kalemde metrekareler arttıkça yüklenicinin karını siz düşünün. Hakediş raporlarında da bu gözükecektir.”
“Yapılacak işe yüksek, yapılmayacak işe düşük fiyat”
Aynı ihale kapsamında, 7 numaralı iş kalemindeki montaj işini, Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün birim fiyatını 4 bin 268 TL olarak öngördüğü işi, yüklenici 250 TL birim fiyat üzerinden yapmayı taahhüt ettiğine dikkat çeken Milletvekili Aykut Kaya, “Sayın Bakan, yüklenici bu kalem iş için birim fiyatını neden düşük vermiş, hiç düşündünüz mü? Çünkü bu işi yapmayacağı için düşük fiyat vermiş. Yapacağı kalemlerin birim fiyatını yüksek vermiş. Yani Birim Fiyat teklif cetveli ile kamu adına 15-20 milyon TL’ye imal edilecek bir iş, nasıl oluyor da 75 milyon TL’ye yapılıyor? Lütfen bu konuları araştıralım” diyerek Kültür ve Turizm BakanıMehmet Nuri Ersoy’a seslendi.
“Devlet kaynakları israf olacak”
Aykut Kaya, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Elimdeki resmi belgeleri de sizlerle paylaşıyoruma ama işin sonunda siz de göreceksiniz ki yüklenici karlı olan kalemleri yapmış, karı düşük olanları yapmamış ve ödeneğin tümünü kullanmış, ancak iş bitmemiş. Siz diğer yüklenicinin düşük karlılık sebebi ile yapmadığı işler için ikmal ihalesine çıkacaksınız ve devletin kaynaklarını israf edeceksiniz. Lütfen Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün hazırladığı yaklaşık maliyetlere uygun ihale yapın ve ihale sürecini ona uygun yönetin. İhaleyi alanların hesap oyunlarıyla kamu kaynaklarını haksız yere edinmelerine izin vermeyin. Kanaatimce bu tür ihalelerde bu kötü niyet uygulamalarının yaygın olduğunu düşünüyorum. Bu konuları siz hiç takip etmiyor musunuz? Bugüne kadar herhangi bir tespitte bulundunuz mu? Merak ediyorum, bulunduysanız, sorumlulardan hesabını sordunuz mu?”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BÜYÜK KAHİRE, 20 Kasım (Xinhua) — Çinli otomobil üreticisi Chery’nin yan kuruluşu seçkin otomotiv markası Exeed, Exeed RX ve Exeed VX olmak üzere iki SUV modelini Mısır pazarına sundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bilişim Vadisinden yapılan açıklamaya göre, Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin nabzını tutan ve sektörlere özel veri sağlayan “Startups.watch”un ekimde yayımladığı “v3.7 Gaming Snapshot” raporuna göre, DIGIAGE 2024’te en fazla erken aşama yatırım yapan oyun fonu olarak öne çıktı.
“Most Active Gaming Investors in 2024” bölümünde ilk sırada yer alan DIGIAGE, gerçekleştirdiği 6 erken aşama yatırımla Türk oyun ekosistemine güçlü katkı sağladı.
Albaraka Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından kurulan ve yönetilen Girişim Sermayesi Yatırım Fonunun desteğiyle düzenlediği oyun geliştirme kampının ardından 6 ekibe erken aşama yatırım gerçekleştiren DIGIAGE, yatırımlarda oyun geliştiricilere sadece finansal destek sağlamakla kalmayarak muhasebe, hukuk, finans ve girişimcilik gibi alanlarda da kapsamlı destek veriyor.
Fiziksel ihtiyaçlardan ofis desteğine kadar geniş yelpazede çözümler de sunan DIGIAGE, oyun girişimcilerinin başarıya ulaşmaları için gerekli altyapıyı sağlıyor.
“DIGIAGE Türkiye’nin en büyük oyun ekosistemi olmak için yola çıktı”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Bilişim Vadisi Genel Müdürü Erkam Tüzgen, Türkiye’nin en büyük oyun ekosistemini inşa ettiklerini belirterek, “Bu anlamda DIGIAGE Türkiye’nin en büyük oyun ekosistemi olmak için yola çıktı. 2019 yılında başlayan yolculuğumuzda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın da desteğiyle binlerce gencin hayatına dokunduk ve onların oyun sektöründe yerini almasını sağladık.” ifadelerini kullandı.
Albaraka Portföy Yönetimi AŞ. Fon Yöneticisi Mustafa Keçeli de DIGIAGE’e yatırım yaparken yüzlerce erken aşama oyun stüdyosuna değer katmayı ve hikayelerine ortak olmayı hedeflediklerini aktararak, “Bugün bu hedefimizi gerçekleştirmek için ilk adımlarımızı atıyoruz. DIGIAGE’in oyun girişimciliği alanında sunduğu katkıları, finansman desteğiyle genişleterek girişimcilerin yanında yer almasından mutluluk duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
DIGIAGE Direktörü Emre Yıldız ise oyun geliştirme kampları hakkında şu bilgileri paylaştı:
“2019 yılında Oyunla Gelecek ekipleriyle başlayan ve her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen oyun geliştirme kamplarına 71 ayrı şehir ve 30 ayrı ülkeden 18 binin üzerinde başvuru yapıldı. Çevrimiçi olarak 3 bin 200 ve fiziki olarak 1440 genç, bu kamplara katılarak oyun geliştirme süreçlerini deneyimledi. Bakü’de bu sene ikincisini düzenlediğimiz oyun geliştirme kampında da potansiyel taşıyan ekiplerle erken aşama yatırım görüşmeleri gerçekleştiriyoruz. Ayrıca ekosistemimizi ulusallaştırmak amacıyla Erasmus+ projelerimize de devam ediyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BEİJİNG, 20 Kasım (Xinhua) — Çin’de salı günü Chongqing, Guiyang ve Yibin kentlerinden ayrı ayrı hareket eden lityum bataryalarla yüklü üç tren, ülkedeki demiryolu taşımacılığında bu bataryaların ilk büyük ölçekli testini gerçekleştirdi.
Taşıma sırasında olası riskleri etkili bir şekilde azaltmak amacıyla, duman algılama ve basınç boşaltma gibi bir dizi güvenlik önlemiyle donatılmış yeni tip konteynerler kullanıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Odunpazarı ilçesi 75. Yıl Mahallesi’ndeki ev hanımları, yaşadıkları mahallede kendilerine iş imkanı oluşturabilmek için bir araya geldi. Yaklaşık 1 yıl önce planlamasına başladıkları hayallerini gerçeğe dönüştüren kadınlar, Tomris Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’ni kurdu. Çalışma saatlerini de çocuklarına ve aile hayatlarına göre ayarlayabilecekleri bir iş düzeni oluşturdular. Çanta, yastık kılıfı, işyeri üniformaları ve çeşitli dikimlerin yapıldığı kooperatifte daha fazla kişiye istihdam sağlamayı amaçlayan girişimci kadınlar, artık işlerini daha fazla büyüterek ilerlemeyi amaçlıyor. Açılıştan kısa bir süre geçmesine rağmen, farklı işletmelerden gelen dikim işlerini yapan kadınların çalışmaları her geçen gün yoğunlaşıyor.
“Mahalledeki kadınlarında ilgisini çekmeye başladı
Kooperatif Başkanı Özlem Değirmenci, kısa sürede beklediklerinden daha fazla iş aldıklarını ifade etti. Mahalledeki kadınların kooperatife gelmek isteklerinin arttığını ifade eden Değirmenci, “Kurulmamızın üzerinden çok geçmedi. Beklediğimizden daha fazla firmaların ilgisi ile karşılaştık. Yaşadığımız yoğunluk kadınlarımızı memnun ediyor. Mahalledeki diğer kadın arkadaşlarımız da kooperatifimize ilgi gösteriyorlar. İlerde hedefimiz büyüterek daha fazla kadını istihdam etmek. Kendi kumaşlarımızı alarak ürünleri oluşturacağız” dedi. – ESKİŞEHİR
Yerel HaberlerOdunpazarıEkonomiKadınYerel
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Belediyeden yapılan açıklamaya göre, Sınırlı Sorumlu Bitlis Merkez Mahalleri-2 Tarımsal Kalkınma Tarım Kooperatifi üyeleri, hazırladıkları yöresel ürünlerin yanı sıra serada yetiştirdikleri ürünlerle kışlık yiyecekler yaptı. ???????
???????Belediye Başkanı Nesrullah Tanğlay, kadın emeğine dayalı projelerin hem yerel ekonomiye hem de kadın istihdamına önemli katkı sunduğunu belirtti.
Belediyenin bu projeyle kadınların iş gücüne katılımının artırmayı hedeflediklerini ifade eden Tanğlay, “Proje alanı 5 dönümlük bir araziye yayıldı ve şu anda 2 dönümünde üretim yapılıyor. Bu proje sayesinde kadınlarımız hem ekonomik özgürlüklerini kazanıyor hem de ürettikleri doğal ve lezzetli ürünleri Bitlis halkıyla buluşturuyor.” dedi.
Kooperatif Başkanı Nazlı Bölükbaşı ise kadınların organik tarım, yöresel yemek yapımı ile sebze ve meyve kurutmacılığı alanlarında 7 ay gibi kısa sürede önemli çalışmalara imza attığını söyledi.
Bölükbaşı, “Kadınlarımız burada sadece üretmiyor, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerini sergiliyor. Belediyemizin sağladığı imkanlar sayesinde kadınlarımız üretkenliklerini ve dayanışma ruhunu ortaya koyuyor. Başkanımıza verdikleri destekten dolayı teşekkür ediyoruz.” diye konuştu.
Yerel YönetimEkonomibitlisGüncelKadınTarım
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, TAKE Projesi kapsamında Akçadağ, Arapgir, Arguvan, Battalgazi, Darende, Doğanşehir, Doğanyol, Hekimhan, Kale, Kuluncak, Pütürge, Yazıhan ve Yeşilyurt ilçelerinde 2 bin 78 üretici desteklendi.
Çiftçilere 118 kilo 300 gram nohut, 8 kilo 300 gram kuru fasulye, 400 bin kilogram arpa ve 421 kilo 900 gram buğday olmak üzere toplam 948 kilo 500 gram tohum, 906 bin 144 adet sebze fidesi dağıtıldı.
Desteklerle 49 bin 755 dekar arazi tarıma kazandırıldı.
Tarım ve Orman Bakanlığı, 14 milyon 528 bin 782 lira proje desteği, üreticilere ise 7 milyon 176 bin 261 lira katkı sundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’nın İnegöl ilçesindeki mobilya imalathanesinde çıkan yangın, itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle 1 saatte söndürüldü.
Yangın saat 19.30 sıralarında Mahmudiye Mahallesi 2’nci mobilya sokakta faaliyet gösteren 2 katlı mobilya imalathanesinin 2’nci katında çıktı. Alevler kısa sürede büyürken, çevredekilerin ihbarıyla adrese itfaiye ekipleri sevk edildi. Yangın, itfaiyecilerin müdahalesiyle diğer iş yerlerine sıçramadan kontrol altına alınıp, yaklaşık 1 saatte söndürüldü. Mobilya imalathanesinde, maddi zarar meydana geldi. Yangının çıkış nedeniyle ilgili çalışma başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zafer Meydanı’nda açılan pazarda ev kadınları tarafından hazırlanan ürünler görücüye çıktı. Yiyecek ve içecekler ile birlikte evlerde yapılan el emeği göz nuru kıyafet ve aksesuarlar büyük ilgi gördü. Pazarda çocuklarda unutulmazken, ev kadınları tarafından yün ip ile yapılan oyuncak figürler çocuklar tarafından ilgi ile karşılandı. Pazarın hafta sonu da açık olacağı öğrenildi. – AFYONKARAHİSAR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zirve, son Darfur Sultanı Ali Dinar’ın torunu Ahmet Ali Dinar, eski Kolombiya Devlet Başkanı Andres Pastrana Arango, Ürdün Senato Başkanı Faisal Al-Fayez, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Maliye Bakanı Özdemir Berova, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Başkanı Nail Olpak, UİP Kurucusu ve Başkanı Cengiz Özgencil ile Onur Kurulu Başkanı Rona Yırcalı ve akademi ile iş dünyasından birçok ismin katılımıyla gerçekleştirildi.
Zirvede, UİP Onursal Başkanı Talal Abu Gazaleh de gönderdiği video mesaj ile katılımcılara hitap etti.
KKTC Maliye Bakanı Berova, açılışta yaptığı konuşmada, insanlığın başlangıcından bugüne kadar toplumlar arası ticaretin ekonominin temellerini attığını belirterek, bu yöndeki ekonomik gelişmelerin tüm dünyayı etkileyen küresel bir ekonomi haline geldiğini anlattı.
Geçmişten bugüne dünya ekonomisinde krize neden olan önemli olaylar yaşandığını aktaran Berova, 2020’nin başından itibaren dünya ekonomisini olumsuz etkileyen Kovid-19 salgınının küresel ekonomide daralmaya neden olduğunu ve yeni düzenlemeleri getirdiğini kaydetti.
Berova, zirvenin işbirliklerinin artırılması bağlamında çok önemli olduğunu vurguladı.
“Böylesi bir dünya ortamında sürecin kazananları arasında olmak temel hedefimiz”
DEİK Başkanı Olpak da faaliyetlerini 39 yıldır tüm dünyaya yayılmış 152 iş konseyiyle ticari diplomasi mottosuyla yürüttüklerini söyledi.
Amaçlarının iş dünyasının küresel ekonomiyle daha fazla entegre olmasını sağlamak olduğunu anımsatan Olpak, dış ticareti, Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımları ve yurt dışındaki yatırımları arttırmayı hedeflediklerini kaydetti.
Olpak, son beş yıldaki küresel gündeme bakıldığında birçok çatışma ve savaşın olduğuna dikkati çekerek, “Salgınla başlayan izolasyonlar, küresel tedarik zincirinde bozulmalar, tek kaynağa bağlı olmanın riskleri, artan küresel enflasyon ve düşen büyüme, uluslararası yatırım ve ticarette ivme kaybı, artan ticaret savaşları gibi farklı sınamalar önümüzde. Ticarette serbestleşmeyi konuşurken yeni ticaret kampları ve bloklarını görüyoruz.” diye konuştu.
Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol”, ABD’nin “Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et”, AB’nin “Küresel Geçit” projelerinin iş dünyası olarak iyi analiz edilmesi gerektiğine vurgu yapan Olpak, şöyle devam etti:
“Tüm bu gelişmeler etkisinde küresel ticaretin nasıl bir seyir izleyeceği belirsizliğini korurken, hizmet ihracatı ve çevreci ürünlerin ticareti ise gündemde yerini arttırarak koruyor. Çevreci ürünlerden bahsetmişken, bu süreçte ortaya çıkan yeni fırsat ve tehditlere de kısaca değinmek isterim. Yeşil ekonomi bir taraftan getirilen uygulamalar sebebiyle ciddi tehditler içerirken, diğer taraftan kimileri içinde yatırım ve büyüme fırsatları, yeni ticaret kanalları imkanları da açabilir. Benzer şekilde dijital ekonomi, elbette sadece artan e-ticarette sınırlı olmayan, alışılmamış iş modellerini ortaya çıkarttı. Bu sürece uyamayanlar için bir tehdit, süreci lehine kullananları için ise yeni fırsat alanları demek.”
Olpak, DEİK olarak bu gelişmeleri yakından takip ettiklerini ve sürecin etkilerine değil, yönlendirenleri arasında olmak için çalıştıklarını ve böylesi bir dünya ortamında sürecin kazananları arasında olmanın temel hedefleri olduğunu sözlerine ekledi.
“Bölgesel ortaklıklar her zamankinden daha büyük önem kazandı”
UİP Kurucusu Özgencil de bu yılki zirvenin temasının yalnızca bir kelime oyunundan ibaret olmadığını, küresel sorunlara çözüm arayışlarında yollarını aydınlatan bir rehber niteliğinde olduğunu dile getirdi.
Dünyanın tarih boyunca belki de hiç bu kadar hızlı bir dönüşümden geçmediğine dikkati çeken Özgencil, bu dönüşümün merkezinde insanın ve insanı geliştiren, yeniden tanımlayan, insan potansiyelini dönüştüren yeni teknolojiler olduğunu kaydetti.
Özgencil, “Bu nedenle Boğaziçi Zirvesi olarak yalnızca bugünün sorunlarına çözüm üretmek değil, yarının potansiyelini birlikte keşfetmek için bir aradayız. Özellikle yapay zeka devrimi bu potansiyelin merkezinde duruyor. Yapay zeka yalnızca sanayi ve ekonomi alanında değil, eğitimden sağlığa, sanattan tarıma, hayatın her alanında yeni ufuklar açıyor.” ifadelerini kullandı.
Ekonomik kalkınmanın ve istikrarın bugünkü çalışmaların başka bir vazgeçilmez ayağı olduğunu anlatan Özgencil, küresel ekonomilerin yeni dengelere ve dönüşüm süreçlerine girerken ortaklıkların ve sürdürülebilir büyüme stratejilerinin her zamankinden daha büyük önem kazandığını vurguladı.
Özgencil, “Türkiye’nin GCC ve Afrika kıtasıyla geliştirdiği ticari ilişkiler bu çerçevede değerlendirilmeli. Ortak büyüme stratejileri sayesinde bölgemizdeki tüm ülkeler için daha güçlü bir gelecek inşa edebiliriz. Sınırları aşan işbirlikleri, ortak güven ve barışın güçlendirilmesinde kilit bir rol oynayacaktır.” açıklamasında bulundu.
Şehirlerin de dönüştürülmesi gerektiğini aktaran Özgencil, kentleri sürdürülebilir bir yaşamın merkezi haline getirmenin iklim değişikliğiyle mücadelenin temelini oluşturduğunun altını çizdi.
“Geleceğe doğru köprüler inşa etmek için bir araya geldik”
UİP Onur Kurulu Başkanı Yırcalı da zirvenin temasına işaret ederek, barış, teknoloji ve sürdürülebilirlik yoluyla geleceğe doğru köprüler inşa etmek için bir araya geldiklerini söyledi.
Fintek gibi yeni gelişen finansal teknolojilerin bugünün finansal görünümünü nasıl yeniden şekillendirdiğini de bu zirvede inceleyeceklerini kaydeden Yırcalı, “Şehir plancıları ve uzmanlar, bizim için son derece önemli olan şehirlerimizin kentsel dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma zorluklarına değinecek.” dedi.
Yırcalı, finansal sistemlerin mevcut ekonomi zorluklarına nasıl uyum sağlayabileceğine odaklanan sermaye piyasalarını da tartışacaklarını sözlerine ekledi.
Gün içinde gerçekleştirilecek panellerle devam edecek zirve, yarın sona erecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Whittaker, AA muhabirine Dünya Bankası’nın Türkiye deniz üstü rüzgar enerjisi alanındaki potansiyelini değerlendirmek amacıyla hazırladığı “Türkiye için Deniz Üstü Rüzgar Enerjisi Yol Haritası”na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bankanın, küresel deniz üstü rüzgar enerjisini geliştirmeye yönelik bir programının olduğunu, kendisinin de bu programın kurucu ortağı ve eş lideri olduğunu belirten Whittaker, “Türkiye için deniz üstü rüzgar enerjisi yol haritasını da bu program çatısı altında geliştirdik.” dedi.
Whittaker, Vietnam, Filipinler, Sri Lanka, Kolombiya, Brezilya, Romanya ve Azerbaycan’da gerçekleştirilen programın sekizinci ülkesinin Türkiye olacağına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Deniz üstü rüzgar enerjisini finanse etmeyi çok istiyoruz. Şu anda Çin dışında hiçbir gelişmekte olan pazarda deniz üstü rüzgar enerjisi yok. Dolayısıyla bu programı ülkelerin finanse edilebilir projelere sahip olmaları adına gereken süreyi hızlandırmalarına yardımcı olmak için kurduk. Şu ana kadar 24 ülke ile çalıştık.”
Söz konusu yol haritasında, Türkiye’nin deniz üstü rüzgar enerjisi alanını geliştirirken takip etmek isteyebileceği 2 yolun ortaya konulduğunu aktaran Whittaker, “Bu yol haritası, ‘işte fırsatlar, işte zorluklar, bunlar ise gerekecek finansman’ diyor. ‘Üretim maliyeti, tedarik zinciri geliştirme ve altyapı gelişimi açısından sonuçları bunlar’ diyor. Çünkü deniz üstü rüzgar enerjisi çok karmaşık. Dolayısıyla tüm bunları bir arada değerlendirmek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Whittaker, yol haritasının Türkiye’nin yapması gerekenleri söylemediğini ancak önündeki 2 seçeneğe işaret ettiğini belirterek, “Yüksek büyüme senaryosuna göre, Türkiye 2050 yılına kadar 27 gigavat kurulum, düşük büyüme senaryosuna göre de 16 gigavat kurulum yapabilir. Yol haritasının amacı hükümetin karar alma sürecinde bilgilendirmek.” diye konuştu.
“Türkiye deniz üstü rüzgar enerjisi için uygun koşullara sahip”
Yol haritasının Türkiye’nin deniz üstü rüzgar enerjisi için uygun koşullara sahip olduğunu gösterdiğini vurgulayan Whittaker, ülkenin deniz üstü rüzgar enerjisini takip etmek istemesinin birkaç motivasyonu olduğunu anlattı.
Whittaker, bunlardan birinin büyük ölçekli enerji üretimi ya da karbonsuzlaştırma olduğunun altını çizerek, “Türkiye çok fazla enerji ithal ediyor. Türkiye enerjide bağımsız olmayı ve bunu yenilenebilir enerji kaynaklarıyla temiz bir şekilde yapmayı amaçlıyor. Büyük ölçekli yenilenebilir enerji kaynakları açısından çok fazla seçenek yok. Dolayısıyla deniz üstü rüzgar enerjisi harika bir seçenek.” değerlendirmesinde bulundu.
Tedarik zincirinin geliştirilmesinin de Türkiye için başka bir motivasyon kaynağı olduğunu kaydeden Whittaker, “Türkiye’nin karasal rüzgar enerjisi tedarik zinciri oldukça sağlam. Türkiye’nin deniz üstü rüzgar enerjisine geçmesi, bu tedarik zincirini geliştirmesine olanak sağlayacaktır. Bu da istihdam ve doğrudan yatırım getirecektir.” dedi.
Whittaker, bir diğer motivasyon kaynağının ise bu alandaki ihracat potansiyeli olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Türkiye’nin bu alandaki kapasitesini artırması diğer piyasalarda da lider olmasına fırsat sunacaktır. Türkiye’nin bazı yüzer rüzgar çiftlikleri geliştireceğini ve yüzer rüzgar endüstrisi büyüdükçe bu alandaki uzmanlığını ihraç etmek için iyi bir konumda olacağını düşünebiliriz. Türkiye, dünyanın en büyük 12. karasal rüzgar pazarıdır. Çok fazla kanat yapıyor, kule yapıyor. Gerçekten iyi bir endüstrisi var ve çok rekabetçi. Türkiye’nin ürettiği bileşenlerin çoğu ihracata yönelik. Dolayısıyla deniz üstü rüzgar enerjisinde de aynı rekabet avantajına sahip olması mantıklı.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Vestel, Türkiye’nin güneş enerjisi ve enerji depolama sektörlerine yönelik tek fuar organizasyonu konumundaki Solar+Storage NX’te yer alıyor. Bugün başlayan ve 9 Kasım’a kadar sürecek olan fuarda 88 metrekarelik bir alanda, hall 11/A5 standında enerji depolama için geliştirdiği ürün ve teknolojiler, ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Vestel Mobilite Genel Müdürü Hakan Kutlu, dünya genelinde güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik depolama çözümlerinin hızla yaygınlaştığını kaydetti.
Kutlu, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede gündüz güneş panelleri aracılığıyla depolanan enerjinin akşam evlerde kullanıldığını belirterek, “Bu kullanıcılar batarya çözümleri sayesinde enerji maliyetlerinde önemli tasarruf elde ediyorlar. Vestel olarak biz de bu bakış açısıyla dünya kaynaklarını daha verimli kullanmayı sağlayacak çözümler üretiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Vestel Mobilite’nin bugün konut, ticari ve endüstriyel alanlarda, yenilenebilir güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinde, ayrıca telekomünikasyon sektöründe kullanılan enerji depolama sistemleri geliştirdiğini ve ürettiğini vurgulayan Kutlu, “Güneş ve rüzgar gibi kesintili yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji üretmediği durumlarda, bu kaynakların enerji depolama teknolojileri ile desteklenmesi gerekiyor. Bu ihtiyaca yanıt olarak 3 ila 5 MWh kapasiteli konteyner boyutunda enerji batarya depolama üniteleri tasarlayıp üretiyoruz.” açıklamasında bulundu.
Kutlu, çalışmaları kapsamında yakın zamanda Türkiye’nin ilk yerli batarya enerji depolama sistemini devreye aldıklarını kaydederek, ” Bilecik’in Bozüyük ilçesinde bulunan SARAR Outlet tesislerinde kurduğumuz ticari ve endüstriyel işletmeler için çözüm sunan enerji batarya depolama sistemi 400 Kilowatt (kW) gücündeki dört adet EVC’ye aynı anda kesintisiz enerji sağlıyor.” bilgisini paylaştı.
Dünyada çok az EVC arkası kullanım örneği olduğunu belirten Kutlu, şunları kaydetti:
“Vestel mühendisleri tarafından geliştirilen sistemimiz 300 Kilowatt saat (kWh) kapasite ve 200 kW maksimum çıkış gücüne sahip. Enerji yönetim sistemi (EMS) ile uzaktan kontrol edilebilen enerji batarya depolama sistemi, tesiste bulunan 400 kW gücündeki EVC’lere aynı anda aynı performansla enerji sağlıyor. Batarya enerji depolama sistemi, hibrit olarak solar panelleri vasıtasıyla şarj oluyor, solar panellerin kullanılamadığı durumlarda ise şebekeden şarj olabiliyor.”
Kutlu, EVC-batarya-solar-şebeke entegrasyonu sağlanan sistemde, güneş panelleri üzerinden depolanan enerjinin, ihtiyaç duyulduğu anda şebekeye destek vererek elektrikli şarj istasyonlarının kullanılmasını sağladığını aktararak, “NextGen Mobility Expo & Summit kapsamında gerçekleştirilen Solar+Storage NX, güneş enerjisi ve enerji depolama teknolojilerinin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla düzenleniyor. Fuar, yatırımcılarla proje geliştiricileri, tüketicilerle tedarikçileri, karar vericilerle enerji sektörünü aynı ağda buluşturarak uzun vadeli kalıcı işbirlikleri ve ticari anlaşmalar yaratan fırsatlar sunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BOĞAZİÇİ Üniversitesi’nde ‘Tarım ve Gıda Sektörlerinde Yapay Zeka ve İş Zekası’ başlıklı etkinlik gerçekleştirildi. 1 Kasım’da düzenlenen etkinliğe katılan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, “Gıda ve tarım sektörleri için sosyal sermayeye çok ihtiyacımız var. Bunun için de sektördeki herkesi bilinçlendirmeli ve geliştirmeliyiz” dedi.
Etkinliğe Tarım ve Ormancılık Bakan Yardımcısı Dr. Ahmet Bağcı, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcıları Zekeriya Coştu ve Oruç Baba İnan, akademisyenler ve sektör temsilcileri katıldı. Bakan Yardımcıları kamuda gerçekleştirilen çalışmalardan ve önümüzdeki süreçte hayata geçirecekleri projelerden bahsetti ve sektör temsilcileriyle görüş alışverişinde bulundu. Etkinlik, hatıra fotoğrafı çekilmesinin ardından sona erdi.
ASİL: AKADEMİ VE SEKTÖR ARASINDA KÖPRÜ OLMAK İSTİYORUZ
Akademi ve Sektör Yöneticileri İş birliği Derneği (ASYÖNDER) Başkanı Doğan Asil, akademi ve sektörün işbirliğiyle ‘know-how’ı takip eden değil, ‘know-why’ sürecinde olanların önümüzdeki çağın aktörleri olacağını belirtti. ASYÖNDER olarak akademi ve sektör arasında köprü olmak istediklerini söyleyerek derneğin ana çalışma prensiplerini oluşturacak etki modelini tanıtan Asil, “ASYÖNDER olarak ilk işbirliği toplantımızı, tarım ve gıda alanında gerçekleştirdik. Hem özel sektörün hem de kamunun sektörle ilgili bilgilerinden faydalandık. Akademinin, üniversitelerin sektör için yapabileceklerini değerlendirdik. Bundan sonra da diğer sektörlerin temsilcileriyle bir araya gelerek akademi ile sektörel işbirliklerinin kurulması amacıyla neler yapabileceğimizi konuşacağız” ifadelerini kullandı.
ÖZERTAN: TARIMDAKİ GORDİON DÜĞÜMÜNÜ ÇÖZMEYİ UMUYORUZ
Etkinlikte konuşan Boğaziçi Üniversitesi Yenilikçi Tarım ve Gıda İşletmeciliği Platformu (Bountarım) Kurucu Üyelerinden Prof. Dr. Gökhan Özertan, bu tür etkinliklerin akademi ve sektörün buluşması açısından değerli olduğundan bahsetti. Tarımın bir çok farklı girdi ve çıktıya sahip sektör olduğunu belirten Özertan, “Biz bunu onlarca farklı ipten oluşan bir Gordion düğümüne benzetiyoruz. Bu düğümü birlikte etkin bir şekilde çözmeyi umuyoruz” dedi.
COŞKUN: SEKTÖR TEMSİLCİLERİ DAHA SIK BULUŞMAK İSTİYOR
Akademi ve kamu temsilcileri ile bu modelde daha çok bir araya gelmek istediklerini belirten BÜYEM Başkanı ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ali Coşkun, üniversite olarak BÜYEM (Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi), TÜBİTAK Teknoloji Transfer Ofisi’nin yanı sıra üniversitelerin uygulama ve araştırma merkezleriyle yürüttükleri akademi, kamu ve özel sektör iş birliklerine değindi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen Ticaret Bakanlığı İhracat Süreçleri ve Devlet Destekleri Eğitim Programında konuşan Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Basri İlhan, “İş dünyası olarak üretim ve ihracatın ülke ekonomisi için ne anlama geldiğini biliyoruz, sorumluluğumuzun farkındayız. Şartlar ne olursa olsun, üretmeye devam edeceğiz” dedi.
Eğitim programının açılış konuşmasını yapan Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Basri İlhan, “Ülke ve bölge ekonomisinin gelişmesine, ihracat yönüyle döviz girdisi sağlanmasına ve sanayileşmeye sağladığı katkılarla Malatya’mız, bölgemizin çekim merkezi konumundadır. Şehrimizin sahip olduğu bu stratejik konumun farkındayız. Bu nedenle, hedefimiz ihracatçı üyelerimizin sayılarının artması. Üyelerimizin yeni pazarlar bulmaları, ihracat kapasiteleriniz artırmaları ve ihracat yapmayan üyelerimizin de ihracata yönelmelerini önemsiyoruz. Bu kapsamda Odamızda kurduğumuz Dış Ticaret Birimi aktif bir şekilde çalışıyor. Gerek odamızda düzenlediğimiz ihracat eğitimleri, gerekse URGE projeleri ile şehrimizin ihracatı her geçen yıl artıyor. Deprem öncesinde yıllık 455 Milyon dolar olan ihracatımız, depremin etkisiyle 2023’te yüzde 13 düşüşle 392 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ancak, ihracatımızın yeniden ivme kazandığını söyleyebilirim. Hemen rakamlarla ifade etmek isterim. 2024’ün ilk 10 ayında geçtiğimiz yıla göre yüzde 9,6 artışla 347 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik” şeklinde konuştu.
“İş dünyası olarak üretim ve ihracatın ülke ekonomisi için ne anlama geldiğini biliyoruz, sorumluluğumuzun farkındayız” diyen İlhan, konuşmasını şöyle sürdürdü; “Şartlar ne olursa olsun, üretmeye devam edeceğiz. Şehrimizin ana ihracat kalemi kuru kayısı olsa da farklı sektörlerde ihracat yapan firmalarımız da var. Küresel ihracatın daraldığı bu dönemde inovatif ve yüksek katma değerli ürünleri ihracat kalemlerimize katmamız kaçınılmaz. Yükte hafif, pahada ağır ürünlerin ihracatını gerçekleştirecek firmaların sayılarını arttırmamız gerekiyor. Sanayiciler olarak en zayıf olduğumuz alanın, yenilikçi buluş, inovasyon kapasitesi ve AR-GE kültürü olduğunun farkındayız. Bugünkü eğitimlerin bu anlamda şehrimiz ihracat kültürüne önemli bir katkı sunacağına gönülden inanıyoruz. Sanayimiz için önemli bir konu olan Yeşil Mutabakat konusuna da değinmeden geçmek istemiyorum. Zaman daralıyor. 2026 yılında tamamen uygulanmaya başlanacak olan Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesi, özellikle AB ülkelerine ihracat yapan firmalarımızı yakından ilgilendiriyor. Bugünkü eğitimler arasında Yeşil Mutabakata Uyum Projesi Desteği konusu da var. Sanayicilerimizin bu eğitimi kaçırmamalarını diliyorum.”
Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdür Yardımcısı Mükerrem Aksoy ve Fırat Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mehmet Şirin Budancamanak da birer konuşma yaptı. Konuşmalarda eğitimin faaliyetlerinin önemine vurgu yapıldı. Konuşmaların ardından Ticaret Bakanlığı Uzmanları tarafından TSO üyelerine sunum gerçekleştirildi. – MALATYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ticaret Bakanlığı ve Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası İşbirliği ile düzenlenecek programda, Bakanlık yetkilileri tarafından yatımcılara sağlanan destekler konusunda detaylı bilgiler verilecek. Eğitim programında şu konular hakkında bilgiler verilecek, “Mal ihracatına yönelik sağlanan devlet destekleri, KOBİ ve kümeleme destekleri, fuar destekleri, markalaşma ve tasarım destekleri, e-ihracat destekleri/ kolay ihracat platformu, hizmet ihracatına yönelik sağlanan devlet destekleri, yeşil mutabakata uyum projesi destekleri ‘responsible’ programı, Ticaret Bakanlığı destek yönetim sistemi.”
Elazığ’ın ekonomik alanda gelişmesi, yeni yatırım alanları, ihracat ve Ticaret Bakanlığa başta olmak üzere diğer kamu kurumlarının verdiği desteklerden, mevcut ve yeni yatırımcıları bilgilendirmek amacıyla Ticaret Bakanlığı ve Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası işbirliği ile düzenleyecekleri eğitim programının yatırımcılar açısından önemli bir fırsat olduğunu ifade eden Elazığ TSO Başkanı Alan, “Elazığ, üretim ve ihracatı ile son yıllarda önemli bir atılım yaşayan şehir konumunu her yıl daha da pekiştiriyor ve daha ötelere taşıyor. Birinci OSB’den sonra ikinci OSB’miz olan TEKNOVA’da parsellerimizin kısa bir süre içerisinde yoğun bir talep görmesi ve üretime başlaması da gösteriyor ki ilimiz üretim ve ihracat yolunda istikrarlı bir büyüme yaşıyor. Mevcut iş insanlarımızın yatırımlarını daha da genişletmeleri, yeni ve genç girişimcilerimizin de Ticaret Bakanlığı ve diğer devlet kurumlarımız tarafından sağlanan teşvikler konusunda düzenleyeceğimiz eğitim programına tüm yatırımcılarımız davetlidir” dedi.
7 Kasım 2024 Perşembe günü Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası konferans salonunda saat 09.00’da başlayacak eğitim programına katılım sağlayanlara Bakanlık onaylı katılım sertifikası verilecek. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vural, gazetecilere yaptığı açıklamada, birliklerinin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulduğunu söyledi.
Kendisinin de uzun yıllardır emlak sektöründe faaliyet gösterdiğini anlatan Engin Vural, “Sayın Cumhurbaşkanımızın takdiriyle Tüm Emlak Danışmanları Birliği Kuruldu. 81 ilde ve dünyanın bir çok ülkesinde temsilcilikleri başkanları olan bir birliğiz. Bu doğrultuda inşallah bütün meslektaşlarımıza hayırlı olacak.
Dünyanın en güzel şehrinde, dünyanın en büyük yatırımının yapıldığı şehirde böylesine güzide bir kuruluşun yapmakla onurlandırıldım. Bununla ilgili 11 ilçemizde ilçe başkanlıkları kuracağız. Ben yaklaşık 20 yıldır sektörün içindeyim ve bu konuda çok ciddi bilgi birikimine sahibim. Bu doğrultuda sektörün içinde nelerin yaşandığını, halkımızın emlakçılara nasıl baktığını çok yakından biliyorum. Ne yazık ki içimizde de emlakçılığı yanlış şekilde benimseyip yanlış şekilde kullanan bazı arkadaşlar mevcut. İşte bizim asıl amacımızda, devletimizin son zamanlarda sıkça gündeme getirdiği kanunlar, yasalar, yönetmelikler, kurulalar, şartlar çerçevesinde bunların denetlenmesi yenin kanunların çıkartılması için önerilerde bulunulmasıdır.” dedi.
Engin Vural, Çanakkale’deki birlik yapısının kısa sürede kuruluşunu tamamlayacağını sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çayırhan Termik Santrali ve maden işletmeleri çalışanları, bölgede yaptıkları yürüyüşle termik santral ve maden sahalarının özelleştirilmesine tepkilerini dile getirdi. MADEN-İŞ Sendikası Genel Başkanı Nurettin Akçul, yaptığı açıklamada Türkiye ekonomisi ve madencilik sektörü için kritik öneme sahip Çayırhan Termik Santrali ve maden sahalarının özelleştirilmesi kararının nelere mal olacağını anlatmak ve satışa dur demek için bir araya geldiklerini belirtti. Akçul, “Bu maden işletmesi uzun yıllardır devletin güvenilir eli altında faaliyet göstermektedir. Bu faaliyetlerden de binlerce kişi ekmek yemektedir. Yüzlerce maden emekçisinin bu topraklarda alın teri, madenin her taşında, her kömür parçasında emeği vardır. Bu maden aynı zamanda ülkemizin ortak zenginliğidir, halkımızın malıdır. Ancak bugün bu madenin kapısına özelleştirme adı altında kilit vurulmak istenmektedir. Net olarak ifade etmek istiyorum, bunun adı özelleştirme değil, varlık satışıdır. Ülkemizin geleceğini satmaktır. Emekçilerin ve bu bölgede yaşayan her insanın ekmeğiyle oynamak demektir” dedi.
“Satış sonrası işçileri işten çıkarabilirler”
Akçul, ihale şartnamesinde madencilerin kazanılmış haklarına ilişkin hiçbir maddenin bulunmadığını söyleyerek, “İçeriğini tam olarak bilemiyoruz ancak özelleştirmenin hem madencinin hem de bölge halkının çıkarlarına zarar vereceği aşikardır. Yarın bu satış sonrası maliyetleri düşürmek için işçi haklarını göz ardı edebilirler, işçileri işten çıkarabilirler, mevcut işçi sayısını azaltabilirler. Yani emekçinin emeğini yok sayabilirler. Bu durum çalışanların iş güvencesini ortadan kaldırırken, yerel ekonomiyi de tehdit eder. Özelleştirilen işletmelerde işçi ücretleri düşer, sosyal haklar azalır, bu da bölge halkının yaşam standartlarının düşmesine yol açar. Yani bu sadece madencinin, emekçinin sorunu değil, Çayırhan’ın, Nallıhan’ın, Beypazarı’nın, Ankara’nın, Türkiye’nin sorunudur” ifadelerine yer verdi.
“Çayırhan, Nallıhan ve Beypazarlılar bu kaybın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak”
Çayırhan kömür işletmelerinin ilklerin yapıldığı ve Türkiye ekonomisi için vazgeçilmez bir değer olduğuna işaret eden Akçul, “Burası Türk madenciliği için örnek teşkil eden bir okuldur. Burada yetişen kalifiye elemanlar, ülkemizin diğer madenlerine transfer edilerek sektördeki işleyişe büyük katkılar sağlamaktadır. İşte bu nedenle Çayırhan’ın ulusal anlamda ne denli önemli bir merkez olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Böylesine bir başarı öyküsünün yok sayılmasını asla kabul etmiyoruz. Özelleştirme idaresinin işgüzarlığı, emekçi kardeşlerimizi belirsizliğe terk etmekte, haklarımızı ve geleceğimizi hiçe saymaktadır. Madencinin gelirinin düşmesi, bölge halkı için sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda esnafın kazancının da azalması demektir. Çayırhan, Nallıhan ve Beypazarı gibi yerlerde yaşayan insanlar, bu kaybın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacaklar” şeklinde konuştu.
Akçul, özelleştirme kararlarının kamu yararını gözetmeden alınmaması, kararın çok geç olmadan geri çekilmesi gerektiğini vurguladı.
TES-İŞ Genel Başkanı İrfan Kabaloğlu ise, maden işletmesi ve termik santral işçileriyle birlikte Nallıhan, Çayırhan ve Beypazarı halkının da bu eyleme destek vermesi gerektiğini dile getirdi. Gelişmiş ülkelerin birçok sektörü devletleştirmeye çalıştığını aktaran Kabaoğlu, Türkiye’de de enerji ve maden işletmelerinin özelleştirilmemesi gerektiğini kaydetti. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
SALGININ NEDENİ KIYILMIŞ SOĞANLAR MI?
Baird analisti David Tarantino salgının tüketici duyarlılığı ve ABD’deki satışlar üzerinde büyük bir tehdit oluşturabileceği konusunda uyardı. Tarantino sorunun ne kadar sürede çözüleceği ve medyanın ilgisinin sonuçları belirleyeceğini belirtti. Colorado Tarım Bakanlığı salgının muhtemel nedeni olarak hamburgerlerde kullanılan kıyılmış soğanları gösterdi. Soğanların, Taylor Farms tarafından tedarik edildiği bildirildi.
ÜRÜNÜN SATIŞI DURDURULDU
McDonald’s, 23 Ekim’den itibaren bazı restoranlarında Quarter Pounder satışını durdurdu ve bu hafta ürünü menüye yeniden eklemeyi planlıyor. Wedbush analistleri, salgının etkilerinin sınırlı ve kısa süreli olmasını beklerken, diğer analistler ise McDonald’s’ın önceki E. coli vakalarından daha az etkileneceğini öngörüyor.
SATIŞLARIN YENİDEN CANLANMASI ZORLAŞABİLİR
Üçüncü çeyrek sonuçlarına göre, McDonald’s’ın küresel mağaza satışlarının yüzde 0,72 düşmesi ve hisse başına kazancın 3,20 dolar olması bekleniyor. Haziran ayında başlatılan 5 dolarlık yemek kampanyası, müşteri trafiğinde toparlanma sinyalleri vermişti. Ancak salgın nedeniyle olumsuz tanıtımın uzaması, satışların yeniden canlanmasını zorlaştırabilir.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YAYIMLANMIŞ en çok tercüme edilen çocuk kitaplarından biri olan Küçük Prens’in daktilo ile yazılmış bir kopyası 1,25 milyon dolara satışa çıkarılacak.
Küçük Prens kitabının yazarı Antoine de Saint- Exupery tarafından 1940’larda saklanan üç metinden biri olduğu ifade edilen kopya, Kasım ayında Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Abu Dabi Sanat Festivali’nde satışa sunulacak. Saint-Exupery, İkinci Dünya Savaşı sırasında New York’ta sürgünde yaşarken çocuklar için orijinal Fransızca Küçük Prens’i yazdı. Kitap 1943’te yayımlandı. Küçük Prens yayımlandığı günden bu yana dünya çapında milyonlarca kopya sattı. Küçük Prens’in dünyada en çok tercüme edilen kitaplardan biri olarak ‘küresel edebi mirasın’ bir parçası olduğunu söyleyen uzmanlar, “Kasım ayında Avrupa dışındaki bir müze veya kütüphanenin daktilo metnini satın alma olasılığının kitabın küresel statüsünün tanınması anlamına gelebileceğini” ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DÜNYANIN dört bir yanından temsilcilerin seyahat sektörünü tanıtmak üzere bir araya geldiği AntalyaTurizm Fuarı’na Mısır katıldı. İstanbul’dan Kahire’ye yapılan direkt uçuşlarla Mısır’ın başkentinin, tarihi ve kültür zenginliğini keşfetmek isteyen Türk gezginler için destinasyon haline geldiğini söyleyen Mısır Turizm Otoritesi Uluslararası Turizm Genel Müdürü Mohamed Atta Elsherbeiny, “Kahire, ailelere, macera arayanlara ve lüks gezginlere hitap eden, küresel turizm haritasında önde gelen bir destinasyon olarak kendini kanıtlıyor. Antik harikalar ve modern cazibe merkezlerinin eşsiz karışımı, ziyaretçilere gelişmiş bir deneyim sunarak burayı mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer haline getiriyor” dedi.
“İlişkileri güçlendiren, deneyimleri paylaştıran ve artan sayıda uluslararası gezgine hitap eden pazarlar geliştirmeye olanak tanıyan Türk turizm fuarına katılmaktan memnuniyet duyuyoruz” diyen Mohamed Atta Elsherbeiny, “Geçtiğimiz hafta Büyük Mısır Müzesi, titizlikle seçilmiş on iki sergi salonunun özel bir ön gösterimini sunarak deneme faaliyetleri için kapılarını açtı. Bu adım, dünyanın tek bir medeniyete adanmış en büyük müzesi olacak ve Mısır’ın kültürel ve tarihi önemini daha da vurgulayacak olan müzenin merakla beklenen açılışından önce geldi. Mısır ve Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’na kadar uzanan ortak bir tarihi ve uluslararası ziyaretçilerin keşfedebileceği zengin bir kültürü paylaşıyor. 2023 yılında 15 milyonun üzerinde uluslararası ziyaretçiyi ağırlayarak bir önceki yıla göre yüzde 28’lik bir artış kaydettik. Turizm sektörümüzün artan dinamizmini teyit eder şekilde, bu yılda küresel varışlarda yüzde dörtlük bir artış bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
‘MISIR YENİ BİR SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK DÖNEMİNE GİRİYOR’
Birçok otel ve tur operatörünün yeşil uygulamaları benimsediğini ifade eden Elsherbeiny, “Mısır, Luksor gibi önemli destinasyonlara yeni tatil köyleri ve gelişmiş, daha hızlı ve çevre dostu ulaşım imkanları sunarak, gelişmekte olan destinasyonları aktif bir şekilde tanıtıyor ve gezginlerin arkeolojik alanlardaki deneyimlerini artırıyor. Mısır’ın turizm endüstrisi için yeni bir dönemin başlangıcına işaret eden ülke, sürdürülebilir turizm girişimlerini iki katına çıkarıyor. Mısır, çevresel etkilerini azaltmayı ve çevre dostu turizmi desteklemeyi amaçlayan çok sayıda yeşil projeyi hayata geçirdi. Önemli girişimler arasında enerji tasarruflu binalar ve sürdürülebilir ulaşım seçenekleri gibi çevre dostu altyapı yatırımları yer alıyor. Ayrıca, Mısır’ın doğal ve tarihi alanlarını korumak için koruma programları uygulanmakta ve turizmin kültürel mirasın ve çevrenin korunmasına olumlu katkıda bulunması sağlanmaktadır. Birçok otel ve tur operatörü de çevresel etkilerini daha da azaltmak için atık azaltma ve kaynakların korunması gibi yeşil uygulamaları benimsiyor” diye konuştu.
‘TURİZM OLANAKLARINI ÇEŞİTLENDİRMEYE DEVAM EDİYORUZ’
Kahire’nin şehir yaşamıyla ziyaretçileri çekmeye devam ettiğini belirten Elsherbeiny, “Mısır’ın sağlıklı yaşam turizmine olan bağlılığı gezginlere doğayla bağlantı kurma ve gençleşme şansı sunuyor. Uzak Batı Çölü’nde yer alan Siwa Vahası bu eğilimi örneklendiriyor. Sakin manzaraları ve doğal iyileştirici özellikleriyle tanınan Siwa, şehir hayatının koşuşturmasından kaçmak isteyenler için aranan bir yer haline geliyor. Canlı şehirleri ve sakin vahalarının yanı sıra Mısır, Akdeniz kıyısında tarihi önemi ve modern lüks olanaklarıyla bilinen büyüleyici bir şehir olan El Alamein’e de ışık tutuyor. Bir zamanlar İkinci Dünya Savaşı’nda önemli bir savaş alanı olan El Alamein, Mısır hükümetinin turizme ayırdığı 4,464 milyar Avro da dahil olmak üzere son dönemde yaptığı yatırımlarla cazip bir tatil beldesine dönüşüyor. Güzel plajlara, lüks otellere ve giderek artan kültürel cazibe merkezlerine sahip olan şehir, hem dinlenmek hem de tarihle anlamlı bir bağ kurmak isteyen gezginler için mükemmel bir kaçış noktasına dönüşüyor. Mısır turizm olanaklarını çeşitlendirmeye devam ederken, El Alamein geçmişle bugünün keyifli bir karışımı olarak öne çıkıyor ve ziyaretçileri gündüzleri tarihi mekanlarını keşfetmeye, akşamları ise lüks olanaklarının tadını çıkarmaya davet ediyor” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de zirveye katılan isimler arasında ancak bu katılım Ukrayna’nın tepkisini çekti. Rusya, ABD ve Avrupa’ya Moskova’yı yalnızlaştıramayacağını göstermeyi amaçlıyor.
Fakat zirveye katılan diğer ülkelerin Kremlin’inkinden bağımsız kendi gündemleri var. BBC gazetecileri, büyük güçlerin zirveye katılma amaçlarını anlattı.
Putin’in sembolik zaferi
Grigor Atanesian, BBC Rusça
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için bu zirve Batı’ya ve kendi halkına dünyanın geri kalanından dışlanmadığını göstermek için bir fırsat.
Küresel Güney içerisindeki 30 ülkeden diplomatlar ve bakanlar da zirveye katılarak aynı fikirde olduklarını gösterdi.
Bu ülkelerin arasında Çin, Hindistan, İran, Türkiye, Güney Afrika’nın yanı sıra Mısır ve Etiyopya da var.
Rusya gibi bu ülkelerden bazıları Batı’nın yaptırımlarıyla karşı karşıya olsa da aralarında Türkiye gibi ABD’nin müttefiki ve NATO üyesi ülkeler de var.
Bu ülkelerin liderlerinin Rusya’yı ziyaret ederek Putin ile el sıkışmaktaki – ya da Narendra Modi’nin yaptığı gibi ona sarılmaktaki – istekliliği, Moskova’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin Küresel Güney’in çoğunda, Washington ya da Avrupa’nın genelinde olduğu gibi uluslararası bir tehdit olarak algılanmadığını, yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değerlendirildiğini gösteriyor.
Fakat Kremlin’e sembolik bir destek vermenin haricinde BRICS Zirvesi’nden hangi somut sonuçların çıkacağı net değil.
ABD dolarının küresel hakimiyetine meydan okumak için alternatif para birimlerinin kullanılması ve dolarizasyonun kaldırılmasıyla ilgili tüm konuşmalara rağmen zirvenin internet sitesinde katılımcılara Mastercard ya da Visa kartları Rusya’da kullanılamadığı için nakit para getirmeleri hatırlatılıyor, “Rusya’nın çoğu bankasında sadece ABD doları ya da euro rubleye çevrilebilir” deniyor.
Çin BRICS’i dünya düzenini değiştirmek için bir araç olarak görüyor
Chen Yan, BBC Çince
Son olaylardan sonra Rusların, ne kadar yakın görünürse görünsün özellikle güvenlik meselelerinde Çin’in Rusya’nın yanında yer almak istemediğini anlamaları zor değil.
Örneğin ABD’nin ısrarlı talepleri sonrası Çin, askeri amaçlarla kullanılabilecek malların Rusya’ya ihracatına sınırlama getirdi.
Ancak konu Batı olduğunda Rusya ve Çin sıklıkla aynı çizgide yer alıyor, bunun en iyi örneği de BRICS grubu. Peki Çin gerçekte ne istiyor?
2. Dünya Savaşı’nın bitişinden beri, dünya ufak ülkelerin haklarını ve insan haklarını garanti altına alan bir kurallar sistemi geliştirdi, bu sistem sıklıkla sarsılsa da, halen ayakta.
Çin’in son yarım yüzyıldaki hızlı yükselişi bunun yerine çıkarlarına hizmet eden bir düzen arayışını da beraberinde getirdi.
Peki Çin nasıl bir dünya düzeni istiyor? Açıkça ifade etmek gerekirse, Şi Cinping dünya düzenini otoriter yöneticiler için daha uygun bir hale getirme hevesinde. Çin diğer ülkeleri kendine benzetme arayışında değil ancak insan hakları konusunda aynı standartlara sahip olmayan egemen devletlere daha az müdahale eden bir uluslararası sistem istiyor.
Basitçe söylemek gerekirse, Çin ‘öncelikle insan hakları’ değil, ‘öncelikle egemenlik’ anlayışının yerleşmesini istiyor.
Çin bunu nasıl mümkün kılabilir?
Çin’in planı aynı fikirde olan ülkeleri mümkün olduğunca bir arada toplamak. Pekin’in büyük ekonomik gücü ve insan haklarını çok da önemsememesi, ABD tarzı uluslararası sistemi benimsemeyen pek çok ülke tarafından olumlu karşılanıyor.
BRICS grubu bu ülkelerle bir araya gelmek için bir fırsat haline geldi ve üye sayısı arttıkça bu niyeti daha da görünür oluyor.
Hindistan lider ve arabulucu olmak istiyor
Raghvendra Rao, BBC Hintçe
Bu yılın BRICS Zirvesi Hindistan açısından özellikle önemli çünkü ülke grubun iki etkin gücüne yakınlaşmış durumda: Çin ve Rusya
Başbakan Narendra Modi beş yıldır ilk kez Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ikili görüşme gerçekleştiriyor.
Görüşme, Hindistan’ın Çin ile Himalayalar sınırındaki 3400 kilometrelik Fiili Kontrol Hattı’nda (LAC) devriye gezme konusunda anlaşma sağladığını duyurmasından günler sonra geliyor. Tartışmalı sınır bölgesi 2020’den beri iki ülke arasında ilişkilerin bozulmasında rol oynamıştı.
Modi-Şi görüşmesiyle Hindistan son dört yıldır Çin ile ilişkilerine gölge düşüren sınır gerilimine nokta koymayı umuyor.
Hindistan, Rusya-Ukrayna savaşında arabulucu olarak da kendini ortaya koyma arayışında.
Kazan’a indikten sonra Modi Rusya Devlet Başkanı Putin’e Hindistan’ın çatışmanın çözümü için elinden geleni yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Modi’nin çatışmayla ilgili hem Putin hem de Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski ile görüşmesi ve yardım önermesi, Hindistan’ın çatışmanın çözümünde daha büyük ve aktif bir rol üstlenmek istediğini gösteriyor.
Hindistan BRICS ülkeleri arasında stratejik ve ekonomik işbirliği için çabalarken kendini gelişmekte olan ülkeler arasında da lider pozisyonunda konumlandırmaya çalışıyor.
Hem Rusya hem de Batı’yla iyi ilişkiler kurarak ama iki tarafla da mesafesini koruyarak dış politikada bağımsızlığını sürdürmeyi istiyor.
Türkiye: BRICS AB’ye alternatif değil tamamlayıcı
Emre Temel, BBC Türkçe
Eylül ayında BRICS’e katılmak için başvuruda bulunan Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başını çektiği büyük bir delegasyonla temsil ediliyor.
Zirve Türkiye için çok önemli çünkü Ankara BRICS üyeliğini tıkanan AB’ye katılım süreci üzerinden değerlendiriyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvede bir araya geldi.
Yüz yüze görüşme öncesi açıklama yapan Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Türkiye’nin NATO üyesi olmasının, BRICS üyeliği önünde engel oluşturmadığını söyledi.
Türkiye, BRICS ile işbirliğinin Avrupa Birliği (AB) ile yürüttüğü gümrük birliği anlaşmasına alternatif değil tamamlayıcı olduğunu vurguluyor.
Ankara, birçok farklı uluslararası örgüte katılım göstererek kendi ekonomik çıkarlarının peşinden gittiğini kaydediyor.
İran’ın kulağına hoş geliyor
Kayvan Hosseini, BBC Farsça
BRICS ile ilgili her şey İran’ın kulağına hoş geliyor.
Batılı olmayan iki nükleer gücün önderliğinde, Batı’nın egemen olduğu dünya düzenine meydan okumayı hedefleyen jeostratejik bir blok, İran’ın dini liderinin vizyonuyla yakından örtüşüyor.
Aslında Ayetullah Ali Hamaney ABD’nin doların piyasalara hakimiyeti üzerinden geliştirdiği küresel hegemonyasını BRICS daha ortaya çıkmadan önce sorguluyordu.
İran’daki İslam rejimi yönetimde olduğu sürenin çoğunda ABD’nin ve daha az ölçüde de olsa AB’nin ağır yaptırımları, varlıklarının dondurulması ve diğer ekonomik baskılarıyla karşı karşıya kaldı.
ABD dolarının küresel finans dünyasındaki merkezi rolü sebebiyle Amerikalılar işlem yapmasını zorlaştırarak İran’ın etrafında finansal bir duvar ördü.
BRICS küresel piyasaları ve serbest ticareti Batı’nın kontrolünden çıkarmayı şimdilik başarmamış olsa da, İran Cumhurbaşkanı’nın masada oturuyor oluşu rejimin Batı ideolojisine karşı kazandığı bir zaferi sembolize ediyor.
Brezilya: Etki alanını genişletiyor
Julia Brown, BBC
Brezilya birliğin kurucu ülkelerinden ve şu an gruptaki tek Latin Amerika ülkesi. 2024’te BRICS’e katılmayı planlayan Arjantin fikrini değiştirdi.
BRICS’in kuruluşundan beri bazı konular Brezilya’nın gündemindeydi, BM Güvenlik Konseyi’nin yeniden şekillendirilmesi gibi… Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın üçüncü görev dönemi başladığından beri Brezilya’nın dünyadaki etki alanını genişletmek için diğer konular da hükümetin planlarında yer aldı.
Küresel Güney’de liderlik rolü üstlenmek her zaman Lula’nın gündemindeydi ve buna ulaşmak için hükümetinin BRICS ve onun Yeni Kalkınma Bankası’na güvendiği anlaşılıyor. Bu amaçla Brezilya’nın asıl hedefi ABD dolarına olan küresel bağımlılığı azaltmak, iklim değişikliği tartışmalarına önderlik etmek ve uluslararası çatışmalarda arabulucu olmak.
Ancak 2024’te Brezilya Kazan’daki zirveye, yeni ülkelerin bloğa dahil edilmesi için temel gereklilikleri tanımlamak gibi daha somut bir hedefle katılıyor.
Brezilya hükümeti, yeni üyelerin daha dengeli coğrafi temsili ve mevcut BRICS üyeleriyle dostane ilişkiler için çabalıyor.
Bu önemli çünkü Brezilya Venezuela ve Nikaragua’nın ortak üye adaylığını veto edeceğini açıkladı. Lula’nın eski müttefikleri olan bu iki Latin Amerika ülkesiyle ilişkiler son dönemde bozuldu.
Afrika: Yeni küresel kulüpte bir yer edinmek için bir şans
Bruno Garcez, BBC Afrika
Afrika BRICS’te üç ülkeyle temsil ediliyor: 2010’da katılan Güney Afrika ve 2024’te üye olan Mısır ve Etiyopya
Güney Afrika 2010’da BRICS’e katıldığında, kıtada bu önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.
Dönemin dört üye ülkesine göre ekonomisi, nüfusu ve coğrafi büyüklüğü daha küçük olsa da, üyeliği sembolik olarak önemliydi – üyeliğinin 24 Aralık’ta resmen ilanı apartheid’ı yenen milletin bir Noel hediyesi aldığı izlenimini yarattı.
Nispeten küçük bir ülke olmasına rağmen kıtadaki en iyi altyapı sistemlerinden birine sahipti, minerallere erişim sağlıyordu ve ırkçılığa ve sömürgeciliğe karşı mücadeleyi içeren eşsiz bir tarihi vardı.
Bunun karşılığında Çin’in bankacılıktan madenciliğe farklı sektörlerde yatırım yapmasını umuyordu ve umduğu da oldu. Dünya sahnesinde de önemli yeni bir role sahip oldu.
Kıtadaki bazı kişiler ekonomisinin büyüklüğü düşünüldüğünde Nijerya’nın üyeliğinin daha mantıklı olacağı görüşündeydi. Bu durum grubun genişlemesiyle çözülebilir.
Geçen yıl Afrika, BRICS’e iki yeni üye sağladı – Mısır ve Etiyopya. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, ülkesinin üyeliğini “kapsayıcı ve müreffeh bir dünya düzenine katılma şansı” olarak değerlendirdi.
Ancak bu iki yeni üyeyle birlikte BRICS bir aile kavgasına da sahip doğdu. Etiyopya ve Mısır, Etiyopya’nın Nil Nehri’ndeki baraj projesi konusunda anlaşamıyor ve kıta içerisinde birbirine karşıt olan ittifaklar oluşturdular.
İkili çekişmeler olsa bile BRICS’e katılım Afrika içerisinde ve dışarısında değerli bulunuyor.
Gelişmekte olan ekonomiler için BRICS üyesi olmak, ticaret ve ekonomik ilişkileri artırmak, daha ucuz kredi marjı elde etmek ve Batı düzeninin sorgulandığı bir dönemde uluslararası sahnede ilgi görmek için bir fırsat.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>EN ÇOK HİLE LAHMACUNDA YAPILIYOR
Bir köfte firmasının köfte ve dönerinde domuz eti tespit edilmesi, skandalı daha da derinleştirdi. Listeye bakıldığında, en çok hilenin lahmacunda yapıldığı dikkat çekiyor. Peki, hilesiz bir lahmacunun fiyatı en az kaç lira olmalı? Ustalar, gerçek et kullanılarak yapılan bir lahmacunun en az 50-60 TL olması gerektiğini, bu fiyatın altında satılan lahmacunlardan kaçınılması gerektiğini belirtiyor.
Lahmacun, içine eklenen bol baharat, soya sosu ve tavuk taşlık gibi ürünler sayesinde müşterinin sahteciliği fark etmesinin en zor olduğu yiyeceklerden biri. Kıyma katılmadan, sanki et varmış gibi bir lezzet elde edilmesi bu yöntemlerle sağlanabiliyor. Bu durum, tüketicilerin gerçek et kullanılıp kullanılmadığını anlamasını oldukça zorlaştırıyor.
60 LİRAYA DA 250 LİRAYA DA BULMAK MÜMKÜN
Fiyatı düştükçe şüpheler artıyor. Piyasada 60 liraya da 250 liraya da lahmacun bulmak mümkün. Tarım ve Orman Bakanlığının açıkladığı tağşiş listesine göre sıklıkla kanatlı eti kullanıldığı tespit edildi. Gerçek lahmacunun fiyatı, kullanılan etin kalitesine, diğer malzemelere ve işletmenin genel maliyetlerine bağlı olarak değişir.
BU FİYATIN ALTINDAYSA SAKIN ALMAYIN
Uzmanlar, maliyetler göz önünde bulundurulduğunda gerçek et kullanılan bir lahmacunun 100 TL civarında olması gerektiğini ifade ediyorlar. Daha düşük fiyatlara satılan lahmacunlarda ise tağşiş riski olabileceği belirtiliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YILDIZ Holding, çalışanlarına yönelik eğitim ve gelişim programlarına bir yenisini ekledi. Holding çalışanları, yapay zekanın uçtan uca kullanımında yetkinliklerini artırmak üzere Yapay Zeka Akademisi’nden eğitim alacak.
Yıldız Holding‘İnsana Yatırım’ yaklaşımıyla çalışanları için hayata geçirdiği eğitim ve gelişim programlarına bir yenisini daha ekledi. Çalışanların yeni yetkinlikler kazanmaları ve yapay zekanın geleceğine hazırlanmaları amacıyla Yapay Zeka Akademisi (AI Academy) hayata geçirildi. Akademi, yapay zeka teknolojilerinin günlük yaşamdaki etkileri ve gelecek potansiyeli göz önünde bulundurularak özel olarak tasarlandı. Programa, yapay zekanın temellerini anlamak, gelişmiş uygulamalar hakkında bilgi sahibi olmak, sektör uygulamalarını öğrenerek kendini bu alanda geliştirmek isteyen Yıldız Holding çalışanları başvuru yaparak katılabiliyor.
Akademideki dersler, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan ‘Yerinde Ar-Ge Merkezi’ statüsü alan Yıldız Tech ekibi tarafından Yıldız Holding’in Çamlıca Kampüsü’nde verilecek. 4 Ekim’de başlayan Yapay Zeka Akademisi, Holding çalışanlarını işin geleceğine taşıyacak yetkinliklerin kazandırılması amacıyla bir süre önce hayata geçirilen Analitik Akademi’nin devamı niteliğini taşıyor.
‘SÜRDÜRÜLEBİLİR BAŞARININ EN ÖNEMLİ UNSURU ÇALIŞANLARIMIZ’
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO’su Mehmet Tütüncü, paradigma kırılımlarının yaşandığı iş dünyasında yapay zeka teknolojilerinin ağırlığının arttığını vurgulayarak, çalışanların yetkinliklerine yatırım yapmanın daha da önemli hale geldiğini belirtti. Yıldız Holding’de “İnsana Yatırım” yaklaşımıyla bugüne kadar Holding bünyesinde öncü birçok eğitim programı hayata geçirdiklerinin altını çizen Tütüncü, Yapay Zeka Akademisi ile ilgili şunları söyledi:
“Yıldız Holding’de ‘İşin Geleceği’ kapsamında attığımız adımların tamamında insan kaynağımızı ve şirketlerimizi geleceğe hazırlamak bulunuyor. Biliyoruz ki, sürdürülebilir başarının en önemli unsuru çalışanlarımız. Bizler hedeflerimize ancak alanında uzman, yetkinliği yüksek ekiplerle ulaşabiliriz. Holding bünyesinde bugüne kadar, çalışanlarımızın yetkinliklerini artıran ve entelektüel birikimlerine katkı sağlayan birçok önemli eğitim programını hayata geçirdik. Şimdi de hayatın her alanında giderek daha fazla yer almaya başlayan yapay zeka teknolojilerine uyumun, çalışanlarımızın ana yetkinlikleri arasında yer almasını istedik ve Yapay Zeka Akademisi’ni hayata geçirdik. Yıldız Tech ile Yıldız Holding İnsan ve İş Destek Başkanlığımızın iş birliğinde “birbirimizden öğrenme” yaklaşımıyla tasarlanan bu program ile Holding çalışanlarımızın bu alanda yetkinliklerini geliştirmeleri, iş süreçlerinin iyileştirilmesi ve verimliliğin artırılmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu eğitimlerle dijitalleşen iş dünyasında Yıldız Holding çalışanlarını bir adım öne taşıyor, geleceğe hazırlıyoruz.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yıldız Holding‘den yapılan açıklamaya göre AI Academy, yapay zeka teknolojilerinin günlük yaşamdaki etkileri ve gelecek potansiyeli göz önünde bulundurularak özel olarak tasarlandı. Programa, yapay zekanın temellerini anlamak, gelişmiş uygulamalar hakkında bilgi sahibi olmak, sektör uygulamalarını öğrenerek kendini bu alanda geliştirmek isteyen Holding çalışanları başvuru yaparak katılabiliyor.
Akademideki dersler, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan “Yerinde AR-GE Merkezi” statüsü alan Yıldız Tech ekibi tarafından Yıldız Holding‘in Çamlıca Kampüsü’nde verilecek. 4 Ekim’de başlayan Yapay Zeka Akademisi, Holding çalışanlarını işin geleceğine taşıyacak yetkinliklerin kazandırılması amacıyla bir süre önce hayata geçirilen Analitik Akademi’nin devamı niteliğini taşıyor.
“Dijital dönüşümle çalışanlarımızı geleceğe hazırlıyoruz”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Üst Yöneticisi (CEO) Mehmet Tütüncü, paradigma kırılımlarının yaşandığı iş dünyasında yapay zeka teknolojilerinin ağırlığının arttığını vurgulayarak, çalışanların yetkinliklerine yatırım yapmanın daha da önemli hale geldiğini belirtti.
Tütüncü, “‘İnsana Yatırım’ yaklaşımıyla bugüne kadar Holding bünyesinde öncü birçok eğitim programı hayata geçirdik. Yıldız Holding’de ‘İşin Geleceği’ kapsamında attığımız adımların tamamında insan kaynağımızı ve şirketlerimizi geleceğe hazırlamak bulunuyor. Biliyoruz ki, sürdürülebilir başarının en önemli unsuru çalışanlarımız.” ifadelerini kullandı.
Hedeflerine ancak alanında uzman, yetkinliği yüksek ekiplerle ulaşabileceklerine işaret eden Tütüncü, Holding bünyesinde bugüne kadar, çalışanlarının yetkinliklerini artıran ve entelektüel birikimlerine katkı sağlayan birçok önemli eğitim programını hayata geçirdiklerine değindi.
Tütüncü, “Yıldız Tech ile Yıldız Holding İnsan ve İş Destek Başkanlığımızın iş birliğinde ‘birbirimizden öğrenme’ yaklaşımıyla tasarlanan bu program ile Holding çalışanlarımızın bu alanda yetkinliklerini geliştirmeleri, iş süreçlerinin iyileştirilmesi ve verimliliğin artırılmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu eğitimlerle dijitalleşen iş dünyasında Yıldız Holding çalışanlarını bir adım öne taşıyor, geleceğe hazırlıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Turkcell‘in, Türkiye’nin nitelikli yazılımcı iş gücünü artırmayı hedeflediği programın dördüncüsü bu yıl gerçekleştirilecek.
Toplamda 15 bin öğrencinin çevrim içi, 150 öğrencinin de sınıf içi eğitimlerle destekleneceği program, 3 farklı teknoloji odağında düzenlenecek ve öğrenciler birebir mentörlük desteği de alacak. Süreci başarıyla tamamlayan katılımcılar, Turkcell Grup Şirketleri ve yazılım ekosistemindeki çeşitli firmalarda istihdam fırsatı elde edecek.
Program ile katılımcıların yazılım ve kodlama alanlarında uzmanlaşması, teknoloji odaklı düşünme becerilerini geliştirmeleri ve iş dünyasında fark yaratacak yetkinlikler kazanması hedefleniyor.
4 ay sürecek program, teknoloji dünyasına adım atmak ve geleceği yazmak isteyen gençleri bekliyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Turkcell İnsan ve İş Destekten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Erkan Durdu, program sayesinde teknolojinin geleceğine yön verecek, hayallerinin peşinden koşacak gençleri Turkcell bünyesine katmak için eğitim ve gelişim imkanları sunmaya devam ettiklerini belirtti.
Durdu, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin Turkcell’i olarak ana stratejilerimizden birisi de ‘Yarını teknolojiyle değiştiren’ yeteneklere odaklanmak. Yazılım alanında genç istihdamına katkıda bulunmayı hedefleyerek, Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır faaliyetlerimizle Türkiye’nin geleceği için gençlere bu yolculukta rehberlik ediyor, onların vizyonu ve enerjisiyle güçlü adımlar atıyoruz. Bugüne kadar binlerce gencimize kariyer fırsatı sunduk. Turkcell olarak hem gençlerimize hem de ülkemizin gücüne ve geleceğine inanıyoruz.”
Programa başvurular 13 Ekim’e kadar devam edecek.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANAYİ ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Bugün, sanayi yatırımlarını hızlandırmak için organize sanayi bölgelerinde ( Osb ) yeni bir uygulama başlatıyoruz. Bakanlığımız koordinasyonunda, 133 Osb‘de 1484 fabrika için 20,1 milyon metrekare yatırım yeri tahsisi, eş zamanlı ve çevrim içi gerçekleşiyor” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, yatırımların hızlandırılması için OSB içerisinde sahibi bulunmayan arsaların tahsisi uygulamasını hayata geçirdi. Buna göre; 133 OSB’de yer alan ve toplam büyüklüğü 20,1 milyon metrekareyi bulan 1484 sanayi parseli, ön tahsis içinse 6 OSB’de yer alan 2 milyon metrekarelik alan satışa açıldı. Yatırımcılar boşta bulunan OSB parsellerine, her ayın ilk pazartesi günü çevrim içi ortamda başvurabilecek. Düzenleme ile yatırımların hızlanması ve arsa fiyatlarında olası yükselişin engellenmesi amaçlanıyor. Yatırımcılar, ‘https://www.sanayi.gov.tr/medya/duyurular/osblerde-arsa-tahsisi-yapilacak-parsellere-iliskin-duyuru’ ve ‘https://www.sanayi.gov.tr/medya/duyurular/osblerde-on-tahsisi-yapilacak-alanlara-iliskin-duyuru’ adreslerinden başvuruda bulunabilecek.
‘ARSA FİYATLARINDA YÜKSELİŞİN ÖNLENMESİNİ AMAÇLIYORUZ’
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bugün, sanayi yatırımlarını hızlandırmak için OSB’lerde yeni bir uygulama başlatıyoruz. Bakanlığımız koordinasyonunda 133 OSB’de 1484 fabrika için 20,1 milyon metrekare yatırım yeri tahsisi eş zamanlı ve çevrim içi gerçekleşiyor. Tahsis başvuruları 3 hafta sürecek. Ayrıca 6 OSB’de de 2 milyon metrekare alan ön tahsise sunuluyor. Geçtiğimiz ay OSB yönetmeliğinde yaptığımız değişiklikle sanayicilerin yatırım yerlerine erişiminin kolaylaşacağını duyurmuştuk. Her ayın ilk pazartesi günü henüz tahsis edilmemiş OSB parsellerinin çevrim içi ortamda yatırımcılara tahsis için sunulmasını öngören düzenlemenin ilk uygulaması ekim ayında gerçekleşiyor. Yatırım arsalarında arz yönlü artış oluşturacak düzenleme ile hem yatırımların hızlanmasını hem de arsa fiyatlarında yükselişin önlenmesini amaçlıyoruz. OSB’ler daha şeffaf yönetilecek, sanayicilerimiz yatırım yeri alternatiflerine daha kolay erişecek” dedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlığın konuya ilişkin ilanı, Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, 3’ü Antalya’nın Gazipaşa ilçesi, 3’ü Muş’un Merkez, Bulanık, Korkut ilçeleri ve 6’sı da Van’ın Özalp ve Başkale ilçelerinde olmak üzere toplam 12 yeni YEKA, Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği kapsamında ilan edildi. İlanda, söz konusu alanların sınırları ile köşe koordinatlarına ilişkin krokiler ve listeler paylaşıldı.YENİLENEBİLİR ENERJİ NEDİR?
Yenilenebilir Enerji, sürekli devam eden doğal süreçlerdeki var olan enerji akışından elde edilen enerjidir. Günümüzde küresel enerjinin yüzde 80’i fosil yakıtlardan elde ediliyor. Yenilenebilir enerji kaynakları kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmada en önemli rolü üstlenmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaları Güneş, Rüzgar, Biyokütle, Jeotermal, Hidrolik, Hidrojen ve Okyanus Enerjisi (Dalga ve Gel-Git) olarak sıralanabilir. Güneş, su, rüzgar,dalga gibi kendileri bitmeden diğer enerji kaynaklarının üretiminde kullanılan kaynaklara yenilenebilir enerji kaynakları diyebiliriz basitçe. Yenilenebilir enerji kaynakları doğal kaynaklardan sağlanır ve sürdürülebilirliği mümkün olan enerjilerdir. Yenilenebilir enerji kaynakları, fosil enerji kaynakları gibi zamanla bitmez, tükenmez. Kömür, petrol, doğalgaz gibi kaynaklarımız yenilenemez enerjilere örnektirler.
YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI:
Temel yenilenebilir enerji kaynakları sınıfları aşağıdaki gibidir. Aşağıda her bir kaynak için detay bilgi bulabilirsiniz.
Güneş Enerjisi
Rüzgar Enerjisi
Biyokütle Enerjisi
Jeotermal Enerji
Hidroelektrik Enerji
Hidrojen Enerjisi
Dalga Enerjisi

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

TAKI TÖRENİ 5 SAAT SÜRDÜ
Takı töreninin 5 saat sürdüğü düğünde, damada 10 milyon TL, geline ise yaklaşık 4 kilo altın takıldı. Takılan parayı yaklaşık 25 kişi sayarken, gelin Hasret Bilici’nin üzerindeki takıları taşımakta zorlandığı görüldü. Davetliler, gelin ve damatla birlikte halay çekti, söylenen Kürtçe şarkılar eşliğinde saatlerce oynadı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MARDİN’in Derik ilçesinde coğrafi işaretli tarım ürünleri listesinde bulunan Karacadağ pirincinin hasadı başladı.
Derik ilçesine 35 kilometre mesafedeki kırsal Şerifli Mahallesi’nin bulunduğu Karacadağ bölgesinde ekilen, kentin coğrafi işaretli tarım ürünleri listesinde bulunan Karacadağ pirincinin hasadı başladı. Hasadı yapılan pirinçlerin kurutma işleminin ardından fabrikalara götürülerek paketleneceğini belirten Derik Çeltik Üreticileri Temsilcisi Faysal Yılmaz, “Kırsal mahallemiz Karacadağ eteklerinde olduğu için yıllardan beridir çeltik ekiyoruz, Çeltik için su göledimiz 1978 yıllarında atalarımız tarafından devlete bildirilerek inşa edilmiş bir gölettir. Devletin verdiği imkanlarla kısıtlı da olsa çeltik alanında çeltik ekiyoruz. 920 dekarlık çeltik alanında, ismi Şerifbaba olan göletten ekim yapıyoruz. Ektiğimiz çeltikte sadece işçilerle bunu biçiyoruz. Erkek işçiler biçtikten sonra kadın işçiler bunları topluyor, çeltikleri alana serip kurutma makinasını kullanmadan kurutuyor. Kurutma işleminden sonra Diyarbakır’daki iki fabrikadan birine paketlemek için götürüyoruz” dedi.
‘AVRUPA ÜLKELERİNDEN DE TALEP VAR’
Bu yıl 420 ton verim beklediklerini belirten Yılmaz, “Her nisan ayının 20’inde ektiğimiz çeltiği 120 günlük sulamadan sonra, yani 20 Ekim’e kadar biçiyoruz. Geçen sene 120 civarında kadınlı ve erkek işçiler hasat yaparken, bu sene yaklaşık 100 erkek ile 60’a yakın kadın işçilerle hasadımızı yapıyoruz. Geçen sene 920 dekarlık alandan 400 ton civarında verim elde ettik. Bu sene 420 ton verim elde edeceğimizi düşünüyoruz. Çeltiğimizin tonu 27 bin liraya fabrikaya veriyoruz, fabrika bize tohumunu 40 bin liraya veriyor. Çeltik alanımız yüksek rakımlı olduğu için serin oluyor, siyah taşların olduğu alanda çeltik pirincin tadı da bir başka oluyor. Bu pirincimizi yiyen her sene istiyor. 1 bardak pirince 3 bardak su ile yapılıyor. Avrupa’nın birçok ülkesinden Almanya, İsviçre ve Norveç gibi ülkelerden sipariş verenler ve bizden pirinç isteyenler oluyor. Gönül ister ki Ülkemizde de bu pirincimizin tanıtılması ve önerilmesidir” dedi.
Pirinç üreticilerinden Nizameddin Pirinçioğlu da, üretilen pirincin minerallerinin yüksek olduğunu belirterek, “1978’den beridir bu bölgemizde dedelerimizden kalma Karacadağ pirincini ekiyoruz. Her yıl Nisan ayında saha olarak açıyoruz. Ekim aylarında da biçme dönemine giriyoruz. Bu bölge baki ve doğal bir bölge olduğu için ne bir fabrika nede bir araç gereç, yani demir girmez. O yüzden mineralleri yüksek” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİN Ulaşım ve Akıllı Şehir Teknolojileri A.Ş (BinBin) Bulls Yatırım liderliğinde halka arz oluyor. Halka arz 3-4 Ekim tarihlerinde BINBN.HE koduyla ‘Borsada Satış’ yöntemi ile gerçekleştirilecek. Her geçen gün büyüyen, yenilikçi bir teknoloji şirketi haline geldiklerini belirten BinBin Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Abdik, “Çevreci ulaşım anlayışını Türkiye’de ve Avrupa’da uygulama konusunda öncü olmayı ve büyüyen bu sektörden daha fazla pay almayı istiyoruz. Halka arz, BinBin’in teknoloji altyapısını güçlendirmesi ve uluslararası pazarlardaki varlığını pekiştirmesi için önemli bir fırsat. Yatırımcılarımızı bu heyecan verici yolculuğa ortak etmekten büyük mutluluk duyacağız” dedi.
Mikromobilite şirketi BinBin halka arz ediliyor. Bulls Yatırım liderliğinde 3-4 Ekim tarihlerinde ‘Borsada Satış’ yöntemiyle pay başına 91,85 TL sabit fiyatla gerçekleşecek arza BINBN.HE koduyla katılım sağlanabilecek. Bin Ulaşım ve Akıllı Şehir Teknolojileri’nin çıkarılmış sermayesinin 100 milyon TL’den 112 milyon TL’ye yükseltilmesi nedeniyle 12 milyon TL nominal değerli paylar sermaye artırımı şeklinde ve 1000 Yatırımlar Holding A.Ş.’nin sahip olduğu 4 milyon 750 bin TL nominal değerli paylar, Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. Altun Capital Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’nun sahip olduğu 25 bin TL nominal değerli paylar ve Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. BİNBİN Girişim Sermayesi Yatırım Fonu’nun sahip olduğu 225 bin TL nominal değerli paylar ortak satışı şeklinde satışa sunulacak. Toplamda 17 milyon TL nominal değerli payın halka arz büyüklüğünün 1 milyar 561 milyon 450 bin TL olması hedefleniyor. Halka arz sonrası halka açıklık oranının ise yüzde 15,18 olarak gerçekleşmesi planlandı.
‘2026’YA KADAR FİLOMUZUN YÜZDE 30’UNU YERLİLEŞTİRMEYİ PLANLIYORUZ’
Kısa mesafeli yolculukları eğlenceli hale getirirken, sürdürülebilir ve ekonomik bir ulaşım alternatifi sunduklarını belirten BinBin Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Abdik, “2019 yılında üniversite kampüslerinde başladığımız operasyonlarımızı 2020 yılı itibarıyla şehirlere taşımaya başladık. Çevreye duyarlı teknolojiler geliştirerek karbon salınımını azaltmayı ve sürdürülebilir ulaşımı yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz. Bugün yurt içinde İstanbul, Konya, Antalya, Eskişehir, Samsun, Adana, Kocaeli, Bursa, Gaziantep, Uşak ve Sakarya’da hizmet veriyoruz. Mikromobilite alanında yurt dışına açılan ilk Türk şirketi olarak Arnavutluk, Bulgaristan, Bosna Hersek ve Kuzey Makedonya’da faaliyetlerimize devam ediyoruz. Filomuzun yüzde 87,20’si yurt içi, yüzde 12,80’i yurt dışında konumlanıyor. Filomuzdaki skuterlerin yerlileştirilmesi ve millileştirilmesi konusunda da çalışmalarımıza devam ediyoruz. 2025 yılının sonuna kadar yurt içi filomuzun yüzde 30’unu yerli skuterler ile değiştirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.
‘ULAŞIMIN SUPER APP’İ OLMAYI HEDEFLİYORUZ’
Abdik, “2022 yılında 2,44 milyar dolar olan küresel bisiklet ve skuter kiralama pazarının, 2023-2030 tahmin döneminde yüzde 16,15’lik bir yıllık bileşik büyüme oranı ile büyüyerek 2030 yılına kadar 8,08 milyar dolara ulaşması bekleniyor. P&S Intelligence’ın araştırmasına göre ülkemizde ise elektrikli skuter kategorisi son birkaç yılda Türkiye mikromobilite pazarında en büyük paya sahip oldu. Önümüzdeki yıllarda elektrikli skuter ve bisiklet gibi mikromobilite çözümlerinin Türkiye pazarında daha yüksek büyüme oranı göstereceği tahmin ediliyor. Biz de çevreci ulaşım anlayışını Türkiye’de ve Avrupa’da uygulama konusunda öncü olmayı ve büyüyen bu sektörden daha fazla pay almayı istiyoruz. BinBin mobil uygulamamızı geliştirerek ulaşımın Super App’i olmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
‘HALKA ARZ İLE YENİ YATIRIM FIRSATLARINI DEĞERLENDİRECEĞİZ’
Halka arzın yeni yatırım fırsatları için önemli bir adım olduğunu belirten Abdik, “Türkiye’de ve yurt dışında, uluslararası standartlarda çözümler üreten, müşteri ve çalışan memnuniyetine önem veren, çalışanlarımızın ve süreçlerimizin sürekli gelişimini odağında tutan, güvenilir ve alanında lider bir yüksek teknoloji şirketi olmak istiyoruz. Halka arz, BinBin’in teknoloji altyapısını güçlendirmesi ve uluslararası pazarlardaki varlığını pekiştirmesi için önemli bir fırsat. Halka arzla birlikte artacak öz kaynaklarımız sayesinde başta şirket alımı olmak üzere yeni yatırımları finanse etmeyi, sektörde yer alan ve oluşacak fırsatları değerlendirmeyi hedefliyoruz. Bununla beraber elde edeceğimiz geliri mevcut e-skuter filomuzun yenilenmesi ve ihtiyaç duyduğumuz diğer taşıt, cihaz alımları gibi yatırımlarda kullanmayı planlıyoruz. Yatırımcılarımızı bu heyecan verici yolculuğa ortak etmekten büyük mutluluk duyacağız” dedi.
2024’ÜN İLK YARISINDA YAKLAŞIK 363 MİLYON TL HASILAT
2024 ilk yarısında BinBin, diğer yurt dışı bağlı ortaklıkları ile birlikte 363 milyon TL hasılat elde ederek geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 20 artış gösterdi. Yine yurtdışı bağlı ortaklıkları ile 2023 yılında 674 milyon TL, 2022’de 662 milyon TL, 2021’de ise 242 milyon TL hasılat elde etmişti. 2022 yılında yüzde 173 oran ile bir önceki yıla göre oldukça yüksek bir hasılat büyümesi gerçekleştiren BinBin, 2023 yılında bu hasılatı koruyarak yılsonunda bunun üzerine yüzde 2 daha ekledi. Hem yurt içinde hem de farklı ülkelerde büyümesini sürdüren BinBin, güçlü maliyet politikası sayesinde brüt kar marjını yüzde 45 seviyesinde tutmayı başardı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ADANA – Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “TEKNOFEST’ler bu ateş çemberindeki zor coğrafyada Türkiye’nin tam bağımsız yolculuğuna güçlü bir şekilde devam etmesi için en önemli kazanımlarımız olmayı sürdürecek” dedi.
Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ana yürütücülüğünde, kamu kuruluşları, teknoloji devleri, üniversiteler ve medya kuruluşlarının da aralarında olduğu 128 kurumun katılımıyla Adana Havalimanı’nda düzenlenen Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali kapılarını açtı.
“TEKNOFEST’ler birçok girişimi inşa ediyor”
Açılış sonrası GÖKBEY helikopterin önünde basın mensuplarına konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “2018 yılından bu yana TEKNOFEST’leri gerçekleştiriyoruz. TEKNOFEST Akdeniz’de bu sene de bu heyecanı yaşıyoruz. TEKNOFEST milli teknolojilerin milletimizle buluştuğu adres. 50 teknoloji yarışmasına 790 bin takımdan 1 milyon 650 bin gencimiz katıldı. Bu yılın TEKNOFEST’inde 11 yeni yarışma var. 11 yeni yarışmayı TEKNOFEST’e ilave ettik. Artık sadece araştırma, geliştirme projelerini değil, teknoloji girişimlerini de TEKNOFEST’lerde inşa ediyorlar” dedi.
2030 için Türkiye’nin 100 bin tekno girişim hedefi olduğuna dikkat çeken Bakan Kacır, daha sonra şunları söyledi:
“2030 için 100 bin tekno girişimin bu topraklardan doğup dünyaya açılmasını hedefliyoruz. TEKNOFEST’ler adeta girişimci fabrikası olarak bizi bu hedefe taşıyan en önemli unsurlar. Burada çok keyifli vakit geçireceğiz. Bilim merkezi alanlarında birçok farklı etkinlikte muhteşem hatıralar yaşatacağız. TEKNOFEST’ler bu ateş çemberindeki zor coğrafyada Türkiye’nin tam bağımsız yolculuğuna güçlü bir şekilde devam etmesi için en önemli kazanımlarımız olmayı sürdürecek. Bizler de her daim bütün teknolojik çalışmalarda Türk gençliğinin önünü açmaya devam edeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi’nde basına kapalı gerçekleşen kabulde, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da hazır bulundu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zhao, Karasal ve Deniz Üstü Rüzgar Etkinliği (WindEnergy Hamburg) kapsamında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin enerji dönüşümü için gerekli kapasite artışında her yıl ortalama 1 gigavat hacim yarattığına işaret eden Zhao, “Bu dönüşümü hayata geçirmek için 1 megavatı bile hesaba katmalıyız. Kapasite artışında Avrupa’da sadece birkaç ülke Türkiye ile yarışabiliyor. Bunlar Almanya, İspanya gibi uzun yıllardır rüzgar enerjisi sektöründe olan ülkeler.” diye konuştu.
Zhao, Türkiye’nin küresel rüzgar enerjisi kurulu gücüne sağladığı kapasite artışı ve ekipman üretimi ile kattığı değerle Avrupa’da ilk 10’da bulunduğuna işaret etti. Zhao, şöyle devam etti:
“Türkiye ekipman üreten bir ülke. Daha da önemlisi tedarik zinciri güvenliği ve bu zincirin devamlılığını sağlayabilen bir ülke konumunda. Coğrafi olarak doğu ile batının birleştiği eşsiz avantajlara sahip. Bu durumda özellikle Kovid-19 salgını sonrası oluşan tedarik zinciri sıkıntılarında Türkiye’nin rolü ortaya çıktı. Çin kadar büyük kapasiteli olmasa da ekipman talebine cevap verebilen bir ülke oldu. Üretim kapasitesini belki 3’e katlayarak ve Avrupa ile rüzgarda daha fazla işbirliği yaparak sektörün gelişimi desteklenebilir. Rüzgar enerjisi ekipman tedarikinde Türkiye özellikle Avrupa için vazgeçilmez bir pazar. Ekipman üretiminde Avrupa büyük oranda Çin’e bağımlı ancak tedarik zinciri değişiminde yumuşak geçiş gerekiyor, Türkiye sahip olduğu imkan ve potansiyelle avantajlı konumda bulunuyor.”
Türkiye’de yatırımcıların ilgi duyduğu yenilenebilir enerji kaynaklı yeşil hidrojen üretimi konusunda da bilgi veren Zhao, “Yeşil hidrojen ve amonyak üretimi konusu Kovid-19 salgınından önce çıkmıştı. Bu iki konu da şu an enerji sektörünün anahtar konuları halinde geldi. Bu teknoloji hala çok yeni olsa da birkaç yıl içinde küçük ölçekli yeşil hidrojen projelerinin hayata geçeceğini öngörüyoruz. Yüksek maliyetler sebebiyle beklenenden biraz daha yavaş ilerlese de gerçekleşecek.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yenilenebilir enerji artışında rüzgar enerjisine büyük iş düşüyor”
GWEC Endüstri Üst Yöneticisi (CIO) Stewart Mullin de enerji dönüşümü için gerekli yenilenebilir enerji artışında rüzgar enerjisine büyük iş düştüğünü belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Rüzgar enerjisinin enerji dönüşümüne anlamlı katkısı için mevcut kapasite artışının iki katına çıkması gerekiyor. Türkiye dahil tüm ülkelerin buna katılımı oldukça önemli. Dünyada yeni rüzgar enerjisi kurulumları için yeterli ekipman var mı, yeterli elaman var mı, yeterli kapasite açılacak mı? Sektörde odaklandığımız konular bunlar.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Birleşmiş Milletler (BM) 79’uncu Genel Kurulu vesilesiyle ABD’nin New York şehrine giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yoğun temaslarını tamamlayarak yurda geri döndü..
Cumhurbaşkanı Erdoğan, birçok liderle bir araya gelerek yoğun diplomasi trafiği yürüttü..
BM Genel Kurulu’nda yaptığı tarihi konuşmasıyla dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkevi’nde gazetecilerle bir araya geldi.
Aralarında Ensonhaber Medya Grubu Başkanı Serkan Kalemciler ve Ensonhaber Yazarı Adem Metan’ın da bulunduğu basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“AMERİKALI GİRİŞİMCİLERE ÜLKEMİZİN SUNDUĞU YATIRIM FIRSATLARINI ANLATTIM”
Cumartesi gününden bu yana oldukça yoğun bir programımız oldu. Ziyaretim vesilesiyle Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitabımızın yanında birçok temas gerçekleştirdik, muhtelif etkinliklere iştirak ettik. Genel Kurul görüşmeleri öncesinde 22 Eylül günü düşünce kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldik. Aynı günün akşamında Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi TASK’ın geleneksel akşam yemeğine iştirak ettik. Türk-Amerikan toplumunun ülkemizin çıkarlarını savunma noktasında yürüttüğü faaliyetleri takdirle takip ediyoruz. TAİK’in düzenlediği 15. Türkiye Yatırım Konferansı’nda Amerikan iş çevreleriyle istişarelerde bulunduk.
Amerikalı girişimcilere ülkemizin sunduğu yatırım fırsatlarını anlattım. Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemine dair yol haritasını kendileriyle paylaştık. Amerika son iki senedir en fazla ihracat yaptığımız ikinci, en fazla ithalat yaptığımız beşinci ülke oldu. İkili ticaret hacmimiz geçtiğimiz yıl 30 milyar doları aştı. Toplam 100 milyar dolarlık ticaret hedefimize iyi bir planlamayla ulaşabileceğimize inanıyoruz.
“BM GENEL KURULU’NDA GAZZE’YE DİKKAT ÇEKTİM”
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz bu yılki Genel Kurul genel görüşmeleri ‘hiç kimseyi geride bırakmamak’ temasıyla yapıldı. Dün gerçekleştirilen açılış oturumunda Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitap ederek, insanlığı güvenli ve müreffeh bir geleceğe kavuşturmak için atılması gereken adımlara değindim. Küresel barış ve güvenliğin korunması açısından önem taşıyan temel meselelere dair görüşlerimizi paylaştım.
Gazze özelinde mevcut uluslararası sistemin ve kurumların asli görevlerini yerine getirme noktasında sınıfta kaldıklarını bir kez daha açıkça ifade ettim. İnsanlığın, mazlumların sesine kulak veren çok daha adil bir dünyada yaşamasının mümkün olduğuna işaret ettim.
“BATILI ÜLKELER İSRAİL YÖNETİMİNE SİLAH DESTEĞİ VERDİKÇE BU KATLİAMLAR MAALESEF DEVAM EDECEK”
New York’ta bulunduğumuz sürede ayrıca çok sayıda ikili görüşme de gerçekleştirdik. Bu çerçevede İran, Sırbistan ve Ukrayna, Maldivler Cumhurbaşkanları, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı, Kuveyt Veliaht Prensi, Arnavutluk, Pakistan, Irak, Lübnan, Almanya, Hollanda, Yunanistan ve Ermenistan Başbakanları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile bir araya geldik. Görüşmelerimizde ikili iş birliği konularımız ile bölgemizdeki krizleri detaylıca ele aldık. Gazze’de kötüleşen insani krizin üzerinde özellikle durdum. Yaklaşan kış mevsimi öncesinde Filistin’e yönelik yardımları mutlaka artırmamız gerektiğini, bunun için iş birliği içinde çalışmamız, İsrail üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmamız gerektiğini tüm görüşmelerimde muhataplarıma ifade ettim. Sizler de zaten an be an takip ediyorsunuz.
İsrail tam da bizim aylardır uyardığımız şekilde Gazze’deki ateşi tüm bölgeye yaymak için her yola başvuruyor. Lübnan’a yönelik saldırılar bunun en son örneği oldu. Son bir haftada 600’ün üzerinde Lübnanlı katledildi. Dünya sessiz kaldıkça ve Batılı ülkeler İsrail yönetimine silah desteği verdikçe, bu katliamlar maalesef devam edecek. Görüşmelerimizde bu tehlikeye dikkat çektik. Son derece yoğun ve verimli bir diplomasi trafiğiyle 79. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu değerlendirmeye çalıştık. Yaptığımız görüşme ve temasların başta ülkemiz ve milletimiz olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Teşekkür ediyor, şimdi sizi dinlemek istiyorum.
“SOYKIRIM YAPMIŞ BİR SUÇLUNUN BM ÇATISI ALTINDA YER ALABİLMESİ GERÇEKTEN UTANÇ VERİCİ”
Filistin’de soykırım yapmış bir suçlunun Birleşmiş Milletler çatısı altında yer alabilmesi gerçekten bir utanç vesilesidir. Bu, vahşice katledilen bebeklerin, çocukların, annelerin, babaların Birleşmiş Milletler görevlilerinin, gazetecilerin ve daha nicelerinin hatıralarına ihanettir. Dün, bizim Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmamızın akabinde İsrail delegasyonunun tavırlarına dikkat ettiyseniz, çok garip bir tavır içindeydiler. Çünkü kendilerini savunacak halleri yok. Duruşları zaten bunu gösteriyor. Bu nedenle biz herkesi tarihin doğru tarafında durmaya çağırdık ve çağırıyoruz. Mazlumla zalimi, katille maktulü ayıramayan ve her birine hak ettiği muameleyi yapamayan bir düzen, çürümeye yüz tutmuş demektir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ya o katile hak ettiği gibi davranır ya da bu utanç verici durum Birleşmiş Milletler tarihine bir kara leke olarak geçer. Maalesef olacak olan da budur. İsrail, Birleşmiş Milletler kararlarına zerre saygısı olmayan, Birleşmiş Milletler’in ilkelerini defalarca çiğnemiş bir devlettir. Böyle bir devlete gereken dersi yazılı ve görsel materyallerle vermek, inanıyorum ki en önemli görevdir.
“BM İSRAİL’DEN HESAP SORAMAYAN BİR POZİSYONDADIR”
Birleşmiş Milletler, savaşları önleme misyonunu yerine getiremeyen, kimseye söz dinletemeyen, kendi görevlilerini dahi koruyamayan ve onları öldüren İsrail’den hesap soramayan bir pozisyondadır. Nitekim dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Gueterres ile yaptığımız görüşmede bana kayıp rakamını verince gerçekten çok şaşırdım. Ciddi sayıda Birleşmiş Milletler görevlisi şu anda İsrail’in katliamlarına kurban gitti. Birleşmiş Milletler, güçlünün haklı olduğu bir düzene bekçilik yapan bir yapıya dönüşmüş ve işlevselliğini yitirmiş durumdadır. Mevcut düzende Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin dokunulmaz beş üyesi, istediğini acımasızca yapabiliyor. Zaten geçici üyelerin herhangi bir fonksiyonu yok. Konseye geçici üye olarak alınan devletler orada idare ediliyorlar.
Peki bu daimi üyeler nerelerden? Asya, Avrupa, Amerika… Dini noktada da dünyada Müslüman ülkelerin sayısı belli, ama Müslüman ülkelerden hiçbiri daimi üyeler arasında yer almıyor. Şimdi Afrika daimi üyelik istiyor. Peki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Afrikalıya yer var mı, yok. Japonya üyelik istiyor mu, istiyor. Peki yer var mı, yok. Avrupa’dan Almanya istiyor. Almanya’ya da yer yok. Türkiye olarak biz de istiyoruz. Bize de yer yok. Niye? Türkiye olarak biz, Almanya, Japonya burada istediğini alamayan ülkeler konumunda. Biz haklı talebimize devam edeceğiz. Sayın Guterres de yaptığımız görüşmede bize hak verdi ama bu hakkı teslim etmek gibi bir güçleri, bir imkanları da yok.
“LÜBNAN’IN DURUMU ÇOK KÖTÜ”
Her şeyden önce burada çok ciddi bir travma yaşanıyor. Bu travmada acıyı çeken maalesef Lübnan halkı. Bugün Lübnan’ın güneyinin tahliyesini izledim. Çok acımasız bir tablo var. Herkes at arabalarında ve çoluk çocuk bölgeyi boşaltıyorlar. Hakikaten canımız yanıyor. Bu kadar acımasız, bu kadar korkunç bir tabloyla bölgemiz karşı karşıya. 6 milyon nüfusu olan Lübnan’dan söz ediyoruz. Bu insanlar nereye, nasıl kaçacaklar? Oralarda nasıl yaşam sürdürecekler? Bunlar aç, açıkta, giyim kuşam yok araçlarında. Battaniyeleri, neleri buldularsa onları, yanlarına alıp bölgeyi terk ediyorlar. Bu Lübnan, rahmetli Refik Hariri’nin döneminde bir başka Lübnan’dı. Çok daha zengindi, güçlüydü. Ama şu anda artık o Lübnan kalmadı. Şimdi Lübnan’ın yeniden kendine gelmesi için onlara imkanlar sağlayacağız, bu durumu yeniden nasıl aslına dönüştüreceğiz onu düşüneceğiz? Temennimiz odur ki Lübnan bir an önce bu travmayı atlatsın.
Bugünkü televizyon yayınlarında izlediğim kadarıyla Lübnan’ın durumu çok kötü. Rabbim yar ve yardımcıları olsun. Diğer taraftan İsrail bir rüya görüyor, o rüyasını gerçekleştirmek için bölgemizdeki halkların yaşamlarını kabusa çevirmeyi de göze almış gibi görünüyor. Zamanında Hitler de bir rüya görmüştü ve o da çeşitli milletlere mensup halklara kabus yaşatmıştı. Neticede gördüklerinin bir rüya olduğunu net bir şekilde anladı. Er ya da geç günümüzün Hitleri Netanyahu da bu gerçekle yüz yüze gelecek. Herkesin bir planı var ama biz inanıyoruz ki Allah’ın da bir hesabı var.
“BİZ UKRAYNA BARIŞ KONFERANSININ İÇİNDE YER ALMAYA HAZIRIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna barış konferansı ile ilgili şunları söyledi:
Biz bu konferansın içinde yer almaya hazır olduğumuzu söyledik. Bu konuda yine aynı şekilde gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan gerek istihbarat teşkilatımız onlarla irtibat halinde olacaklar. Temennimiz odur ki bölgeye bu barışı getirebilme noktasında Türkiye olarak biz bu işin bir yerinde yer alırız. Biz Ukrayna-Rusya savaşında adil bir barışı belki de en çok arzulayan ülkeyiz. Elimizi taşın altına koymaktan çekinmedik ve barış için çabalıyoruz. Bu savaşın diplomasi ve diyalog yoluyla sona ermesi mümkündür. Yeter ki sorunları bu yolla çözebileceğimize hem savaşan taraflar hem diğer aktörler inansın. Şu anda maalesef buna yakın değiliz. Biz hem Ukrayna hem Rusya tarafıyla görüşebiliyor olmamızı barışa giden yolda bir avantaj olarak görüyoruz. Bu zorlu yolu yürüyebilir ve hedefe ulaşabilirsek, insanlığa büyük hizmet etmiş olacağız. Taraflar kışkırtmaları, silahlanma yarışını, insanların değil silahların konuştuğu bir düzeni terk etmeden, barış umudu somut bir biçimde doğmayacak. Fakat biz yılmadan o umudu aramayı sürdüreceğiz. Gayretleri artıracak ve daha çok çalışacağız.
“STOLTENBERG NATO GENEL SEKRETERLİĞİ BOYUNCA TÜRKİYE İLE HİÇBİR ZAMAN OLUMSUZ ÇİZGİ ÇİZMEDİ”
Sayın Stoltenberg’e hakikaten görevi boyunca Türkiye’yle olan münasebetlerini en ideal şekilde sürdüren bir Genel Sekreter olarak bakıyorum. NATO Genel Sekreterliği boyunca bunu başarıyla sürdürdü. Türkiye’yle münasebetlerinde de hiçbir zaman olumsuz bir çizgi çizmedi. Sayın Rutte ile bakalım bu durum nasıl devam edecek? Yeni Genel Sekreter Mark Rutte ile de Hollanda Başbakanlığı süresi içerisindeki dostluğumuz iyiydi. İnşallah NATO Genel Sekreterliği’nde de bu dayanışmayı, bu birlikteliği yine devam ettiririz. Kurucu değerlerinden uzaklaşan ve onlara sahip çıkamayan uluslararası kuruluşlar ve ittifaklar yozlaşır. Bu temel arızayı gideremezlerse artık ana görevlerini dahi yapamaz hale gelirler.
NATO eğer “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” ilkesini “hepimiz bazılarımız için, bazılarımız hepimiz için” gibi bir forma dönüştürme tehlikesi ile yüz yüze gelirse o yozlaşma başlar. Bunun için tedbirler almak ve vakit geçirmeden uygulamak gerekir. Hele konu güvenlik gibi hayati bir husus ise ilkelerden milim sapma olmamalıdır. Türkiye, NATO içerisinde yükümlülüklerinin de sorumluluklarının da farkında olan ve bunları eksiksiz yerine getiren güvenilir bir müttefiktir. Türkiye’nin NATO için ne kadar kıymetli olduğunu Avrupa’nın bildiği ancak zaman zaman bunu göz ardı ettiğini görüyoruz.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİ: “GELEN GİDENİ ARATMASIN”
Temennim odur ki gelen gideni aratmasın. Çünkü, Amerika’da F-35 konusunu bizler yalnız Sayın Donald Trump döneminde yaşamadık, sonrasında da devam etti. Hepsi de bize bu hayal kırıklığını yaşattı. Cumhuriyetçiler de yaşattı, Demokratlar da… Şimdi yeni süreçte bunun sürüp sürmeyeceğini göreceğiz. 1 milyar 450 milyon dolar alacağımız var. Bu öyle böyle bir rakam değil. Şimdi bu alacağımızı tahsil etme noktasında da adımlarımızı atmaya devam edeceğiz. Bütün bunlarla beraber Kasım seçiminin neticesi ne getirecek ne götürecek? Bunu da görmemiz lazım. Bizler bu işin sonucunda temennim odur ki Türkiye -ABD arasındaki ilişkileri de buna göre tekrar teraziye koyacağız. Adımlarımızı da ona göre atacağız. Umarız netice hayırlı olur.
TÜRKİYE-ERMENİSTAN NORMALLEŞME SÜRECİ
Sayın Paşinyan’ın yaklaşımına baktığımız zaman olumsuz bir havada görünmüyor. Türkiye olarak bizden Ermenistan-Azerbaycan arasındaki barış anlaşmasını, huzur içinde komşular olarak yaşamalarını bir an önce sağlamamızı istiyorlar. Biz de zaten bunun peşindeyiz, bunun gayreti içerisindeyiz. Temennim odur ki, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki bu gelişmeleri inşallah peyderpey halledelim, çözelim ve Azerbaycan-Ermenistan arasındaki bu sıkıntıları aşmak suretiyle artık yola revan olalım. Çünkü her iki taraf aslında barıştan yana.
Şu anda Azerbaycan böyle bir beklentinin, gayretin içerisinde. Ermenistan’da da bunu gördük. Bizler oluşacak huzur ve barış ikliminin herkes için en iyisi olacağını düşünüyoruz. Ermenistan ile Azerbaycan barışı iki ülke için de yeni fırsatlar ve kazançların kapısını aralayacaktır. Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme süreci de bu barış sürecinin olumlu neticelenmesi ile müspet istikamette etkilenecektir.
TÜRKİYE’NİN BRICS ÜYELİĞİ
Her şeyden önce bizim BRICS ve ASEAN’da yer almamız, buralarda görünmemiz, inanıyorum ki bölgelerin aritmetiğini de değiştirecek. Çok daha farklı bir yapının inşasına vesile olacak. Orta Asya, Rusya, Baltık bölgesi ya da Uzak Doğu ile ilişkilerimiz kadar Kıta Avrupası ve Amerika ile de bağlarımızın bulunduğunu bir kenara koyamayız. Aynı şekilde Arap coğrafyası ve Körfez ülkeleriyle köklü bir geçmişimiz bulunurken Afrika ile de yakın ilişkilerimiz mevcut. Netice itibariyle bulunduğumuz coğrafya ve binlerce yıllık geçmişimiz bizi böylesine çeşitli bir ortaklık mimarisi oluşturmak için teşvik ediyor. Biz bir NATO ülkesiyiz diye Türk dünyası ve İslam dünyası ile bağlantımızı kopartamayız.
BRICS ve ASEAN bizim için özellikle ekonomik iş birliklerimizi geliştirmek için fırsatlar barındıran yapılar. Bu yapıların içinde yer almak NATO’dan vazgeçmek anlamına da gelmiyor. Bu ittifak ve iş birliklerinin, özellikle birbirinin alternatifi olduğunu düşünmüyoruz. Bugünün dünyasında bazı uluslararası gerilimler olsa da soğuk savaş dönemi çok geride kaldı. Bize “BRICS’e ya da başka bir yapıya girmeyin” diyenlere baktığınızda yıllardır parçası olmak için çalıştığımız Avrupa Birliği’nin kapısında bizi yıllarca bekletenlerle aynı kişiler. Biz bunlara bakarak asla geleceğimizi belirleyemeyiz.
“KONUYU İLK 4 MADDEYE SIKIŞTIRMADAN YENİ ANAYASA YAPMALIYIZ”
Muhalefetin bir defa başta bu ilk 4 madde olmak üzere, bu konularda zaten herhangi bir ciddiyeti söz konusu değil. Onlar bunu sadece söylerler. Ama bu noktada iktidar ne söyler ne düşünür, böyle bir düşünceleri yok. Biz Cumhur İttifakı olarak bu konuda durduğumuz yerdeyiz, kararlıyız ve aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Türkiye’yi geleceğe, çağın gereklerine uygun, sivil, kapsayıcı, özgürlükçü yeni bir anayasa ortaya koymadan hazırlayamayız. Hiç de çekinmemeliyiz. Bakın dünya hızla değişiyor. 45-50 yıl öncesinin bakış açısıyla, üstelik darbeciler tarafından kaleme alınmış, yamalı bohçaya dönmüş bir anayasa ile bu değişime ayak uydurmak mümkün değil. Bizim çok diri, yeni bir anayasa ile geleceğe yürümemiz lazım.
Konuyu ilk 4 maddeye sıkıştırmadan, “Biz nasıl bir anayasa yapmalıyız?” sorusuna odaklanmalıyız. Bizim anayasanın ilk 4 maddesiyle herhangi bir sorunumuz söz konusu değil. Bütün bunlarla beraber anayasanın satırları arasında dolaşan darbeci zihniyetle bizim problemimiz var. Ülkemizin gençlerinin geleceğini inşa edecek, onları dünya ile rekabete hazırlayacak vizyoner bir anayasaya bizim ihtiyacımız var. Biz bunu yapacağız. Zaten Cumhur İttifakı olarak Milliyetçi Hareket Partisi hazırlıklarını yaptı. Biz aynı şekilde hazırlıklarımızı yaptık. Bu hazırlıkları birbiriyle bütünleştirerek yolumuza inşallah devam edeceğiz. Güçlü bir anayasayı inşallah oluşturacağımıza inanıyorum.
“İÇ CEPHE” VURGUSU
İç cephe bizi biz yapan değerlerdir. Biz aynı şeye sevinme, bunun yanında aynı şeye üzülme, aynı şiirde duygulanma, aynı marşta göğsümüzün kabarabilmesi halini hep birlikte yaşamalıyız. Bütün bunlarla beraber iç cephe hedeflerimiz, bizim Kızıl Elmamızdır. 30 Ağustos konuşmamda ağırlıklı olarak bunun üzerinde durdum. Bizi o hedeflerden vazgeçirmeye, bizi yılgınlığa düşürmeye, bizi usandırıp umutsuzluk girdabına sürüklemeye çalışanlar, işte o iç cepheyi hedef alıyor. Biz o iç cepheyi çökerttirmeyiz. Orada çok kararlıyız. Bütün bunlarla beraber şunu bir defa demeliyiz. Zorluk mu var, aşarız. Sorun mu var, çözeriz. Sıkıntı mı var, birlikte üstesinden geliriz. Düştük mü, birbirimize tutunur yeniden kalkarız. Renklerimiz, şeklimiz farklı olabilir ama bir araya gelir en eşsiz motifi oluştururuz. İşte iç cephemizi çökertmeyi amaçlayanların odaklandığı yer bu ruh. Bu ruhu paramparça etmeye çalışıyorlar. Bir daha birbirimize tutunmayalım. Kendi kapsüllerimizde herkesten ayrı köşelerde ömür tüketip, yok olalım istiyorlar. Biz bunlara bu fırsatı da kesinlikle vermeyeceğiz. Kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.
“EKONOMİDE ZOR DÖNEMLER GERİDE KALDI”
Ekonomide artık zor dönemleri geride bırakıyoruz. Uyguladığımız programın başarısını artık bizden çok uluslararası kuruluşlar ortaya koyuyor. Bizim şu an odaklandığımız konu, milletimizi zorlayan enflasyon meselesidir. Enflasyonu dizginlemeyi başladık ve kalıcı dezenflasyon sürecini başlattık. Enflasyonda anlık değil, ayakları yere sağlam basan bir gerileme görüyoruz ve bu hızlanarak devam edecek.
Vatandaşımız enflasyondaki bu gerilemeyi hissetmeye başladı ve önümüzdeki dönemde daha hızlı bir şekilde bunu görecekler. Fırsatçılarla mücadelemizi de kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Onlara göz açtırmayacağız. Hedeflerimizi tutturduk ve yolumuza disiplinli bir şekilde devam ediyoruz. Üstelik bunları çevremizdeki karışıklıklara ve istikrarsızlık kaynaklarına rağmen başardık. Yola da bu şekilde devam ediyoruz.
AK PARTİ’DE KONGRE SÜRECİ
Biz Türkiye’ye 23 yıldır yeniyi anlatıyor ve yeniyi sunuyoruz. O yeninin içinde bizi biz yapan değerlerimiz en taze biçimde yer alıyor. Hazreti Mevlana’nın dediği gibi pergelimizin bir bacağı işte o değerlerde sabit, diğer bacağımız alemi dolaşıyor. Biz, milletin mesajını en doğru biçimde okuduk, o mesajı gereğini yerine getirmek için değişim diyoruz. Sözünü ettiğimiz değişim bir yeniden doğuş hamlesidir. Yunus’un dediği gibi “Her dem yeniden doğarız. Bizden kim usanası?” Biz şimdi bunun gereğini yerine getiriyoruz.
Kılıç meselesine gelince, bu mesele birkaç kendini bilmezin ne yazık ki ortaya koyduğu bir karmaşaydı. Şu anda gerek Milli Savunma Üniversitesi, gerek Kara Kuvvetleri Komutanlığı, gerekse Milli Savunma Bakanımız, müşterek çalışmalarını sürdürüyorlar ve bu işin içerisindekiler kimlerse bunların hak ettikleri cezayı almasını temin edeceğiz. Burası kendini bilmezlerin at oynattığı bir meydan değil. Biz bu kendini bilmezlerin at oynattığı meydana ülkemizi kesinlikle bırakamayız. Buna göre de adımımızı atacağız. Savunma Bakanımız ve Savunma Üniversitemizin başındaki hocamızla bir araya geldik, görüşmelerimizi yaptık ve inşallah en kısa zamanda bu işi neticeye ulaştıracağız.
Dilay Yalçınkaya Kaynak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Şişli Belediyesi, ekonomik kriz şartlarında eğitime destek verdiği yeni bir projeyi daha hayata geçiriyor. Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın yeni üniversitelilere 15 bin lira burs desteğini duyurmasının ardından Şişli Belediyesi, bu kez de öğrencilerin üniversite yolunda ulaşımına destek sağlayacak projeyi başlattı.
Abonman ücretleri karşılanacak
Proje kapsamında, Şişli’de ikamet eden ve 17-25 yaş arasındaki öğrencilerin İstanbulkartlarına 8 ay boyunca ulaşım desteği sağlanacak. Buna göre otobüs, tramvay, metro ve vapur gibi ulaşım araçlarını ücretsiz olarak kullanabileceği aylık abonman ücretleri Şişli Belediyesi tarafından karşılanacak.
“Yerel yönetimin tüm imkanlarıyla yanlarında olacağız”
Şişli Belediye Başkanı Şahan, ulaşım desteğiyle ilgili olarak şunları söyledi:
“İktidarın yarattığı çoklu krizlerden biri de eğitim alanında oldu. Bugün Türkiye’de bir üniversite öğrencisinin asgari harcaması 40 bin liralara dayandı. En düşük emekli aylığının 12 bin 500, asgari ücretin 17 bin 2 lira olduğu bir ülkede öğrenciler eğitimlerine devam edemiyor. Birçok öğrenci ekonomik krizden dolayı İstanbul’a gelemiyor. Tüm bunlara karşı sessiz kalamazdık. Üniversite öğrencileri için başlattığımız burs kampanyasının ardından ulaşım desteğini de hayata geçiriyoruz. İktidarın patlak lastiğe çevirdiği ekonomik düzende, gençleri bir nebze de olsa rahatlatacak yamalar yapmaya devam edeceğiz. Biliyoruz ki, bu ülkenin bütün ümidi ve geleceği gençlikte saklı. Her ne olursa olsun gençlerimizi yalnız bırakmayacak, yerel yönetimin tüm imkanlarıyla yanlarında olacağız.”
Başvurular 23 Eylül’de başlıyor
Projeye başvuracak öğrenciler, 23 Eylül 2024’ten itibaren Şişli Belediyesi’ndeki Başvuru Masası’na gerekli evrakları teslim edebilecek. Ayrıca üniversite öğrencilerinin konuya ilişkin Şişli Belediyesi’nin 444 3 112 numaralı Çözüm Merkezi’nden detaylı bilgiye de ulaşmaları mümkün.
Başvuru Şartları:
-Şişli’de ikamet etmek,
-İstanbul’daki üniversitelerde örgün öğretim almak (Açık öğretim üniversitesi öğrencileri yararlanamaz),
-17-25 yaş arasında olmak.
-Devlet üniversitelerinde ya da vakıf üniversitelerinde yüzde 100 burslu okuyor olmak
Gerekli evraklar:
-İkametgah,
-Öğrenci Belgesi,
-Açık Rıza Metni (İstanbulkartbilgilerini içeren).
-ÖSYM Yerleştirme sonuç belgesi
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>200 yıllık düğün geleneğini yaşatıyorlar
ŞIRNAK – Şırnak’ta 200 yıllık düğünlerde tepsi ile para toplama geleneği yaşatılıyor. Düğünlerde gelin ve damada takı takma işlemi tepsi tutularak sürdürülüyor. Herkesin kendi imkanı kadar isim yazmadan tepsiye attığı takı ve paralarla hem evlenen çiftlere destek sunuluyor, hem kimin ne taktığı belli olmuyor.
Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Dağdibi köyünde yaşayan Sindi aşireti mensubu binlerce vatandaş 200 yıllık düğün geleneğini yaşatıyor. Gelin ve damat için 2 gün 2 gece yapılan düğünlerde takı takma merasimleri ise tepsiyle yapılıyor. Damadın amcası eline aldığı tepsiyle düğüne katılan misafirlerin yanına giderek takı takmalarını istiyor. Dünya evine giren Fatih ve Fatma Ata çifti düğününde davetliler saatlerce süren para toplama işlemiyle para ve takılarını tepsiye koyuyor. Tepsi ile yaklaşık 700 bin lira toplanırken, köydeki bu geleneği yaşatan aşiret mensupları yardımlaşma ve dayanışmanın böyle olması gerektiğini söylüyor. Düğüne katılan herkes imkanları ölçüsünde altın ve paraları tepsiye atarak yeni evli çifte destek oluyor.
Ahmet Ata adındaki vatandaş düğün geleneğinin eskiden beri devam ettiğini söyledi. Ata, “Bu adeti terk etmiyoruz. 2 gün sürüyor düğünlerimiz. Fakir zengin kim gelirse gelsin eşit şekilde para toplanıyor. Kimse arasında rencide olmamak için böyle bir geleneği sürdürüyoruz. 200 yıldan beri var bu gelenek. Düğünden düğüne değişiyor 300 binden 700 bin liraya kadar böyle para topluyoruz” dedi.
Köyün kanaat önderleri 200 yıldan fazla olan bu geleneği yaşatmanın tek nedeninin olduğunu söyledi. Bunun, maddi durumu iyi olmayanlar için tepsiye kimin ne kadar attığının belli olmadan evlenen çiftlere destek sağlamak olduğunu belirtildi.
(SRD-AKK-Y)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vucic, başkent Belgrad’da düzenlediği basın toplantısında, Kosova meselesinde son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin ülkesinin almayı planladığı tedbirleri açıkladı.
Kosova meselesinde Sırbistan’ı memnun edecek bir çözümün olmadığını dile getiren Vucic, AB arabuluculuğunda devam eden Belgrad-Priştine Diyalog Süreci’nde Kosova Başbakanı Albin Kurti’nin eylemlerinin ortadan kaldırılması amacıyla “statüko ante”ye geri dönülmesini talep edeceklerini belirtti.
Diyalog sürecinin devam edebilmesi için taleplerinin yerine getirilmemesi halinde kriz öncesi duruma dönülmesi için diplomatik bir kampanya başlatacaklarını kaydeden Vucic, Kosovalı Sırplara meclisten geçecek bir yasayla sosyal korunma sağlayacaklarını ifade etti.
Vucic, Kosova’nın kuzeyindeki Sırp kurumlarının kapatılmasına izin vermeyeceklerini, Kosova’nın kuzeyinde özel bir savcılık bürosu açacaklarını aktardı.
Kosova’daki eğitim kurumlarını tanımayacaklarını belirten Vucic, “İlhak durumu gibi bir şey de yok zira bu Kosova’yı ülke olarak tanımak anlamına gelirdi.” değerlendirmesinde bulundu.
Vucic, tüm bu tedbirlere ilişkin AB ve ABD temsilcileriyle de görüşeceğini ve kasım sonuna kadar 60’dan fazla liderle bir araya gelmeyi planladığını sözlerine ekledi.
Kosova’nın son adımları yeni gerginliği tetikledi
Son dönemde Kosova’nın kuzeyinde faaliyet gösteren Sırbistan’a ait 5 belediye binası ile Sırbistan Postanesi ve Sırbistan’a ait “Posta Tasarruf Bankası”nın şubeleri Kosova kurumlarınca düzenlenen operasyonla kapatılmıştı.
Ayrıca Kosova Merkez Bankasının ülkede nakit ödeme işlemlerinde kullanılabilecek tek para biriminin avro olduğunu düzenleyen yönetmeliğinin yürürlüğe girmesiyle, ülkede Sırp dinarının kullanımı sonlandırılmıştı.
Kosova-Sırbistan diyalog süreci
İki ülkenin sık sık karşı karşıya gelmesindeki ana nedenin, Sırbistan’ın 2008’de tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı kendi toprağı olarak görmesi olduğu ifade ediliyor.
AB arabuluculuğunda 2011’de başlatılan Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ilişkilerin normalleşmesi ve nihayetinde iki ülkenin birbirini tanıması için ortak bir yol aranıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verile, Prof. Dr. Aras, kalp krizi geçiren hastalardaki ritim bozukluklarında, kalp pili olanlarda ve ani bayılmalarda başarı sağlayan tedaviyi ve operasyon süreçlerini anlattı.
Tedavinin kalp ritim bozukluğundaki en önemli tedavi yöntemlerinden biri olduğunu anlatan Aras, “Ablasyon sihirli değnek gibidir, amacımız kalp ritim bozukluğuna neden olan odağı yakarak ya da dondurarak ortadan kaldırmaktır.” ifadelerini kullandı.
Ritim bozukluğunun odağını tamamen ortadan kaldırmak ya da etkisini azaltmak için tedavinin uygulandığını belirten Aras, bu sayede hastanın yaşam kalitesini artırdıklarını, ilaç ihtiyacını azalttıklarını ya da ortadan kaldırdıklarını kaydetti.
Aras, tedavide hastaya lokal anestezi uygulayıp kasık bölgesinden girerek operasyonu başlattıkları bilgisini paylaşarak, “Ardından kalbin içerisinde elektriksel bir araştırma yapıyoruz. Ritim bozukluğuna sebep olan bir odak var mı diye kontrol ediyoruz.Bunları tespit ettikten sonra sıklıkla yakarak, bazen de dondurarak burayı etkisiz hale getiriyoruz.” açıklamasını yaptı.
“Kalple ilgili ileriye dönük hastalıkların önüne geçmiş oluyoruz”
Gençlerde sık görülen, ani olarak başlayan ve kalp hızının 250’ye kadar çıktığı durumlarda tedavinin uygulanabildiğine işaret eden Aras, yüzde 99’a yakın bir başarı olasılığı olduğunu aktardı.
Aras, hastanın tedaviden sonraki hayatını daha kaliteli ve sağlıklı yaşadığına dikkati çekerek, “Kalple ilgili ileriye dönük oluşabilecek hastalıkların da önüne geçmiş oluyoruz. Kalp pili bulunan, sıklıkla şok tekrarı olan hastalarımız var. Yine kalp krizi geçirmiş, ölümcül ritim bozuklukları olan hastalarımız olabiliyor. Bu hastalarda tekrarlayan şoklar görebiliyoruz. Ablasyon yoluyla yine kalbin içerisine giriyor, nedenlerini tespit edip haritalandırıyor, ardından da ortadan kaldırıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Gençlerde kalbin yavaşlaması ya da durması sonucunda bayılmaların yaşanabildiğini hatırlatan Aras, “Bu hastalarımıza da aynı yöntemi uyguluyoruz.Böylece kalp pili ihtiyacını da ortadan kaldırmış oluyoruz. Bunu bir ameliyat olarak görmemeliyiz. Operasyon sonrası hastamız aynı gün taburcu oluyor ve birkaç gün içerisinde işine geri dönebiliyor.” şeklinde görüş belirtti.
Aras, orta yaşlı ve yaşlı tüm hastalarda görülen “artriyal fibrilasyon” denilen ritim bozukluğunda tedaviyle normal ritim sağlanma olasılığının ilaç tedavisine göre en az 3 kat daha fazla olduğuna değinen, tedaviden sonra yaşam kalitesinin iyileştiğine ve kalp yetersizliği riskinin azaltılıp yaşam süresinin uzatıldığını kaydetti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANAYİ ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Samsun’da hizmete giren model fabrikasının açılışında, “Kurulum çalışmaları devam eden 5 yeni model fabrikayla bu örnek tesislerin sayısını 15’e çıkaracağız ve sanayimizin dijital çağa adaptasyonunu güçlü bir şekilde gerçekleştireceğiz” dedi.
Organize Sanayi Bölgesi’nde hizmete giren Samsun Model Fabrika’nın açılışına Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Samsun Valisi Orhan Tavlı, AK Parti Çevre, Şehir ve Kültürden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun MilletvekiliÇiğdem Karaaslan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili İlyas Topsakal, Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, ilçe kaymakamları, ilçe belediye başkanları ve iş insanları katıldı.
Açılış öncesi konuşan Bakan Kacır, “Bölgemizde ve dünyada yaşanan ekonomik, politik ve sosyal kriz ortamına rağmen durmaksızın yolumuza devam ediyoruz. Son 22 yılda hayata geçirdiğimiz yatırım, üretim, istihdam ve kalkınma hamleleriyle daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye’ye doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Bağımsızlığımızın, büyümemizin, kalkınmamızın yapı taşlarından sanayi ve teknolojide her geçen gün yükselen bir ivmeyle yolumuza devam ediyoruz. Son 22 yılda sanayi sektöründe çalışan sayımızı 3 milyon 900 binden, 6 milyon 700 bine çıkardık” ifadelerini kullandı.
Organize sanayi bölgelerinin sayısını 191’den 360’a yükselttiklerini belirten Bakan Kacır, “Kurduğumuz 45 endüstri bölgesini Türkiye’nin üretim üsleri haline getirdik. Eş zamanlı olarak ülkemizin küresel üretim üssü rolünü güçlendirecek, katma değerli, rekabetçi ve sürdürülebilir üretim altyapımızı bir üst lige taşıyacak dijital dönüşüm atılımlarını hayata geçiriyoruz. Yüksek teknoloji yatırımları için Ar-Ge’den seri üretime uçtan uca bütüncül bir destek mekanizması sunan Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programımızın dijital dönüşüm çağrısıyla dijital dönüşüm alanında öncü ve yenilikçi 36 projeyi uçtan uca destekliyoruz. Yakın zamanda ilan ettiğimiz Yükselen Yenilikçi Teknolojiler Çağrısıyla da iklim teknolojilerinden malzeme teknolojilerine, biyoteknolojiden bilgi ve iletişim teknolojilerine paradigma değişimlerinin yaşandığı birçok alanda yeni yatırımlara öncülük ediyoruz” dedi.
‘8,2 MİLYAR AVRO BÜTÇELİ DİJİTAL AVRUPA PROGRAMI’NA KATILDIK’
8,2 milyar avro bütçeli Dijital Avrupa Programı’na katıldıklarını hatırlatan Bakan Kacır, “Program kapsamında süper bilgisayarlardan yapay zeka test merkezlerine ve deney tesislerine KOBİ’lerimizin, sanayicilerimizin dijital dönüşüm yolculuklarında ihtiyaç duydukları kritik önemi haiz altyapılara erişimlerini sağladık. Dijital Avrupa Programı’nın en önemli mekanizmalarından, ülkemiz sanayisinin, KOBİ’lerinin ve kamu kurumlarının dijital dönüşümündeki önemli aktörlerden biri olacak 5 konsorsiyum ‘Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri’ (ADİM/EDIH) ağına dahil oldu. Tabii bizler ortaya koyduğumuz başarılı çalışmalarımızı, ileriye dönük plan ve programlarımızı sizlerle paylaşırken; tüm bu yapının odağı nitelikli insan kaynağımızdır ve geleceğimizin umudu olmazsa olmazımız gençlerimizdir. ‘Milli Teknoloji Hamlesi’ hedeflerimize giden yolda azimle, kararlılıkla devam ediyorsak, buradaki temel misyonumuz elbette ki insanımıza, gençlerimize yatırım yapmaktan asla vazgeçmeyen bir anlayışa sahip olmamızdır. TEKNOFEST’ler, DENEYAP Teknoloji Atölyelerimiz, Sektör Kampüste programımız ve yeni devreye aldığımız Milli Teknoloji Atölyelerimizin arka planında hep gençlerimizin ve beşeri sermayemizin gelişimi yatmakta. Gençlerimizin geleceğin yetkinlikleriyle donatılması önceliğimizdir. Bir diğer önceliğimiz de mevcut iş gücümüzün dönüşümüdür” diye konuştu.
MODEL FABRİKALAR
Model fabrikalarla ilgili bilgi veren Bakan Mehmet Fatih Kacır, “Model fabrikalarımızla sanayicimizi ve emekçilerimizi yalın üretim ve dijital dönüşümle buluşturuyoruz. İlkini 2018 yılında Ankara’da faaliyete aldığımız Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezlerimizin yani model fabrikalarımızın sayısını kısa dönem içinde 10’a çıkardık. Bugüne kadar model fabrikalarımızda 508 öğren-dönüş programı düzenledik. 170 yalın proje uygulama çalışması gerçekleştirdik ve 3 bine yakın firmamıza eğitim verdik. Verdiğimiz bu desteklerle, eğitimlerle firmalarımızı sanayinin dijitalleşme yolculuğuna hazırladık. Böylece sanayicilerimizin verimliliklerinde yüzde 76’ya varan artış, üretim sürelerinde ortalama yüzde 34 düşüş ve üretimlerinde yüzde 140’ı bulan artış elde ettiklerini memnuniyetle ifade etmek isterim. Kurulum çalışmaları devam eden 5 yeni model fabrikayla bu örnek tesislerin sayısını 15’e çıkaracağız ve sanayimizin dijital çağa adaptasyonunu güçlü bir şekilde gerçekleştireceğiz. Bugün de açılışını gerçekleştirdiğimiz Samsun Model Fabrikamız ile sanayide dijital dönüşüm ve verimlilik potansiyelimizi çok daha yukarılara taşıyacağımıza inanıyorum” dedi.
Samsun’daki model fabrikanın bin metrekare alana kurulduğunu söyleyen Bakan Kacır, “Samsun Merkez Organize Sanayi Bölgesi’nde bin metrekare alanda kurduğumuz bu tesisi son teknolojili makine ve ekipmanlarla donattık. Samsun’un güçlü imalat sanayisine güç katacak ve rekabet gücünü artıracak model fabrikamız, yalın üretim eğitimlerine katılmak isteyen tüm KOBİ ve işletmelerimize açık olacak. Şimdiden 10 farklı eğitim ve etkinlikle 800’den fazla kişiye ulaşan fabrikamız Samsun başta olmak üzere bölgedeki sanayicilerimize hizmet etmeye başladı. Gelecekte binlerce firmanın verimlilik artışını ve dijitalleşmelerini sağlama hedefiyle kurduğumuz bu fabrikanın Samsun ve bölge sanayisinin dijital dönüşüm yolculuğunda başat aktörlerden biri olacağına hiç şüphem yok. Şunun iyi bilinmesini isterim ki; Samsun için kararlılıkla çalışmaya, eser ve hizmet üretmeye, gönülleri fethetmeye devam edeceğiz. Samsun’un bizlere gösterdiği yüksek teveccühün hakkını vermeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
OVP İLE ÖNÜMÜZDEKİ 3 YILLIK ROTAMIZI BELİRLEDİK
Orta Vadeli Program (OVP) ile 3 yıllık rotayı belirlediklerini ifade eden Bakan Mehmet Fatih Kacır, “Önümüzdeki dönemde de Samsun’u ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz çerçevesinde eser ve hizmet anlayışıyla donatmayı sürdüreceğiz. Şehrimizin üretim kabiliyetine ve gücüne yeni halkalar ekleyerek inşallah yerelden genele yayılan emsal teşkil edecek bir başarı zinciri oluşturacağız. Bizler her daim çalışanın, üretenin, bu ülke için alın ve akıl teri dökenin yanında yer almaya devam edeceğiz. Dün açıkladığımız OVP ile önümüzdeki 3 yıllık rotamızı belirledik. Önümüzdeki dönemde de ilgili tüm kurumlarımızla eş güdüm içinde, yüksek katma değerli üretimi önceleyen bir sanayi politikası ile yapısal dönüşümü hızlandıracağız. Ülkemizin uzun vadeli hedefleriyle teşvik mekanizmalarımızı daha güçlü hizalayan yeni teşvik modelimizle yatırımcılara selektif ve program bazlı olarak cazip teşvikler sunacağız. Yeni teşvik modelimizin önemli bir sütunu konumundaki ve yakın dönemde kamuoyuyla detaylarını paylaşacağımız Yerelde Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı kapsamında 81 ilimizin potansiyelini ve yetkinliklerini harekete geçirecek yatırım başlıklarını tespit ettik. Yine dün yürürlüğe giren OSB Yönetmeliği’yle de OSB sistemimizde reform niteliğinde adımlar attık. OSB’lerimizde kamulaştırma, altyapı ve tahsis süreçlerine hız kazandıracak düzenlemeleri gerçekleştirdik. Sanayicilerimizle, girişimcilerimizle yakın iş birliği içerisinde hareket etmeye devam ederek bu toprakları yeni yatırımlarla bereketlendirmeye devam edeceğiz. Sözlerime son verirken Samsun Model Fabrikamızın Samsun’umuza Samsunlu hemşehrilerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Samsun Model Fabrikası’nın açılış kurdelesi geçildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakan Kacır, Merkez Organize Sanayi Bölgesinde (OSB) hizmete giren Samsun Model Fabrika’nın açılışında yaptığı konuşmada, dijital dönüşüm sürecini yakalayarak Samsun sanayisinin rekabet gücünü artıracak fabrikanın OSB’ye, Samsun’a ve bölgeye hayırlı olmasını diledi.
Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada yaşanan ekonomik, politik ve sosyal kriz ortamına rağmen durmaksızın yoluna devam ettiğine dikkati çeken Kacır, “Son 22 yılda hayata geçirdiğimiz yatırım, üretim, istihdam ve kalkınma hamleleriyle daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye’ye doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Bağımsızlığımızın, büyümemizin, kalkınmamızın yapı taşlarından sanayi ve teknolojide her geçen gün yükselen ivmeyle yolumuza devam ediyoruz. Son 22 yılda sanayi sektöründe çalışan sayımızı 3 milyon 900 binden 6 milyon 700 bine çıkardık. Organize sanayi bölgelerimizin sayısını 191’den 360’a yükselttik. Kurduğumuz 45 endüstri bölgesini Türkiye’nin üretim üsleri haline getirdik.” ifadesini kullandı.
Eş zamanlı olarak Türkiye’nin küresel üretim üssü rolünü güçlendirecek katma değerli, rekabetçi ve sürdürülebilir üretim altyapısını bir üst lige taşıyacak dijital dönüşüm atılımlarını hayata geçirdiklerini anlatan Kacır, sözlerine şöyle devam etti:
“Yüksek teknoloji yatırımları için AR-GE’den seri üretime uçtan uca bütüncül destek mekanizması sunan Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı’mızın dijital dönüşüm çağrısıyla dijital dönüşüm alanında öncü ve yenilikçi 36 projeyi uçtan uca destekliyoruz. Yakın zamanda ilan ettiğimiz Yükselen Yenilikçi Teknolojiler Çağrısı ile de iklim teknolojilerinden malzeme teknolojilerine, biyoteknolojiden bilgi ve iletişim teknolojilerine, paradigma değişimlerinin yaşandığı birçok alanda yeni yatırımlara öncülük ediyoruz. 13 Eylül’e kadar başvuruların açık olduğu çağrıya Samsunlu sanayicilerimizi de başvuru yapmaya davet ediyorum. Yine kamuoyuyla detaylarını yakın zamanda paylaştığımız Dijital Dönüşüm Destek Programı ile işletmelerimizin maliyet etkin, rekabetçi üretim altyapısı oluşturmaları için ihtiyaç duydukları projeleri yatırım teşviklerimizle destekliyoruz. Program doğrultusunda işletmelerin dijital dönüşümde kısa, orta ve uzun vadeli ihtiyaçlarını destekleyecek yol haritaları sunmalarını bekliyoruz. Sunulan yol haritalarıyla uyumlu yatırımları öncelikli yatırımlar uygulaması ile destekliyoruz.”
“8,2 milyar avro bütçeli Dijital Avrupa Programı’na katıldık”
Sadece milli destek mekanizmalarıyla değil, uluslararası programlardan da azami düzeyde istifade etmek için planlı ve kararlı şekilde girişimlerini sürdürdüklerini aktaran Kacır, “8,2 milyar avro bütçeli Dijital Avrupa Programı’na katıldık. Program kapsamında süper bilgisayarlardan yapay zeka test merkezlerine ve deney tesislerine KOBİ’lerimizin, sanayicilerimizin dijital dönüşüm yolculuklarında ihtiyaç duydukları kritik önemi haiz altyapılara erişimlerini sağladık. Dijital Avrupa Programı’nın en önemli mekanizmalarından ülkemiz sanayisinin, KOBİ’lerinin ve kamu kurumlarının dijital dönüşümündeki önemli aktörlerden biri olacak 5 konsorsiyum, ‘Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri ağına dahil oldu. Tabii bizler ortaya koyduğumuz başarılı çalışmalarımızı, ileriye dönük plan ve programlarımızı sizlerle paylaşırken tüm bu yapının odağı, nitelikli insan kaynağımızdır ve geleceğimizin umudu olmazsa olmazımız gençlerimizdir. Milli Teknoloji Hamlesi hedeflerimize giden yolda azimle, kararlılıkla devam ediyorsak, buradaki temel misyonumuz elbette ki insanımıza, gençlerimize yatırım yapmaktan asla vazgeçmeyen bir anlayışa sahip olmamızdır.” diye konuştu.
“Gençlerimizin geleceğin yetkinlikleriyle donatılması önceliğimizdir”
Bakan Kacır, TEKNOFEST’ler, DENEYAP Teknoloji Atölyeleri, Sektör Kampüs Programı ve yeni devreye alınan Milli Teknoloji Atölyeleri’nin arka planında hep gençlerin ve beşeri sermayenin gelişiminin yattığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Gençlerimizin geleceğin yetkinlikleriyle donatılması önceliğimizdir. Bir diğer önceliğimiz de mevcut iş gücümüzün dönüşümüdür. Model fabrikalarımızla sanayicimizi ve emekçilerimizi yalın üretim ve dijital dönüşümle buluşturuyoruz. İlkini 2018 yılında Ankara’da faaliyete aldığımız yetkinlik ve dijital dönüşüm merkezlerimizin, yani model fabrikalarımızın sayısını kısa dönem içinde 10’a çıkardık. Bugüne kadar model fabrikalarımızda 508 öğren-dönüş programı düzenledik. 170 yalın proje uygulama çalışması gerçekleştirdik ve 3 bine yakın firmamıza eğitim verdik. Bu desteklerle, eğitimlerle firmalarımızı sanayinin dijitalleşme yolculuğuna hazırladık. Böylece sanayicilerimizin verimliliklerinde yüzde 76’ya varan artış, üretim sürelerinde ortalama yüzde 34 düşüş ve üretimlerinde yüzde 140’ı bulan artış elde ettiklerini memnuniyetle ifade etmek isterim. Kurulum çalışmaları devam eden 5 yeni model fabrikayla bu örnek tesislerin sayısını 15’e çıkaracağız ve sanayimizin dijital çağa adaptasyonunu güçlü şekilde gerçekleştireceğiz.”
Samsun Model Fabrika ile sanayide dijital dönüşüm ve verimlilik potansiyelinin çok daha yukarılara taşıyacağına inandığını dile getiren Kacır, şunları söyledi:
“Samsun Merkez Organize Sanayi Bölgesinde bin metrekare alanda kurduğumuz bu tesisi son teknolojili makine ve ekipmanlarla donattık. Samsun’un güçlü imalat sanayisine güç katacak ve rekabet gücünü artıracak model fabrikamız, yalın üretim eğitimlerine katılmak isteyen tüm KOBİ ve işletmelerimize açık olacak. Şimdiden 10 farklı eğitim ve etkinlikle 800’den fazla kişiye ulaşan fabrikamız, Samsun başta olmak üzere bölgedeki sanayicilerimize hizmet etmeye başladı. Gelecekte binlerce firmanın verimlilik artışını ve dijitalleşmelerini sağlama hedefiyle kurduğumuz bu fabrikanın Samsun ve bölge sanayisinin dijital dönüşüm yolculuğunda başat aktörlerden biri olacağına hiç şüphem yok. Şunun iyi bilinmesini isterim ki Samsun için kararlılıkla çalışmaya, eser ve hizmet üretmeye, gönülleri fethetmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
Bakan Kacır, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında yaptıkları Orta Vadeli Program (OVP) ile gelecek 3 yıldaki rotalarını belirlediklerini aktararak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Önümüzdeki dönemde de ilgili tüm kurumlarımızla eş güdüm içinde, yüksek katma değerli üretimi önceleyen bir sanayi politikası ile yapısal dönüşümü hızlandıracağız. Ülkemizin uzun vadeli hedefleriyle teşvik mekanizmalarımızı daha güçlü hizalayan yeni teşvik modelimizle yatırımcılara selektif ve program bazlı olarak cazip teşvikler sunacağız. Yeni teşvik modelimizin önemli bir sütunu konumundaki ve yakın dönemde kamuoyuyla detaylarını paylaşacağımız Yerelde Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı kapsamında 81 ilimizin potansiyelini ve yetkinliklerini harekete geçirecek yatırım başlıklarını tespit ettik. Yine dün yürürlüğe giren OSB yönetmeliği ile de OSB sistemimizde reform niteliğinde adımlar attık. OSB’lerimizde kamulaştırma, altyapı ve tahsis süreçlerine hız kazandıracak düzenlemeleri gerçekleştirdik. Sanayicilerimizle, girişimcilerimizle yakın iş birliği içerisinde hareket etmeye devam ederek bu toprakları yeni yatırımlarla bereketlendirmeye devam edeceğiz.”
Konuşmaların ardından fabrikanın açılış kurdelesi kesildi.
Açılışa Samsun Valisi Orhan Tavlı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun MilletvekiliMehmet Muş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan, MHP Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal, AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, Samsun TSO Başkanı Salih Zeki Mürzioğlu, AK Parti İl Başkanı Mehmet Köse, MHP İl Başkanı Burhan Mucur, ilçe belediye başkanları ve iş insanları katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Merkez Organize Sanayi Bölgesi’nde(OSB) Samsun Model Fabrika açılış töreni düzenlendi. Törenin açılış konuşmasını Samsun Valisi Orhan Tavlı yaptı. Ardından kürsüye çıkan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Model fabrikalarımızla sanayicimizi ve emekçilerimizi yalın üretim ve dijital dönüşümle buluşturuyoruz. İlkini 2018 yılında Ankara’da faaliyete aldığımız Yetkinlik ve Dijital Dönüşüm Merkezlerimizin, yani model fabrikalarımızın sayısını kısa dönem içinde 10’a çıkardık. Bugüne kadar model fabrikalarımızda 508 öğren-dönüş programı düzenledik. 170 yalın proje uygulama çalışması gerçekleştirdik ve 3 bine yakın firmamıza eğitim verdik. Verdiğimiz bu desteklerle, eğitimlerle firmalarımızı sanayinin dijitalleşme yolculuğuna hazırladık. Böylece sanayicilerimizin verimliliklerinde yüzde 76’ya varan artış, üretim sürelerinde ortalama yüzde 34 düşüş ve üretimlerinde yüzde 140’ı bulan artış elde ettiklerini memnuniyetle ifade etmek isterim. Kurulum çalışmaları devam eden 5 yeni model fabrikayla bu örnek tesislerin sayısını 15’e çıkaracağız ve sanayimizin dijital çağa adaptasyonunu güçlü bir şekilde gerçekleştireceğiz. Bugün de açılışını gerçekleştirdiğimiz Samsun Model Fabrikamız ile sanayide dijital dönüşüm ve verimlilik potansiyelimizi çok daha yukarılara taşıyacağımıza inanıyorum. Samsun Merkez Organize Sanayi Bölgesi’nde bin metrekare alanda kurduğumuz bu tesisi son teknolojili makine ve ekipmanlarla donattık. Samsun’un güçlü imalat sanayisine güç katacak ve rekabet gücünü artıracak model fabrikamız, yalın üretim eğitimlerine katılmak isteyen tüm KOBİ ve işletmelerimize açık olacak. Şimdiden 10 farklı eğitim ve etkinlikle 800’den fazla kişiye ulaşan fabrikamız Samsun başta olmak üzere bölgedeki sanayicilerimize hizmet etmeye başladı. Gelecekte binlerce firmanın verimlilik artışını ve dijitalleşmelerini sağlama hedefiyle kurduğumuz bu fabrikanın Samsun ve bölge sanayisinin dijital dönüşüm yolculuğunda başat aktörlerden biri olacağına hiç şüphem yok. Şunun iyi bilinmesini isterim ki; Samsun için kararlılıkla çalışmaya, eser ve hizmet üretmeye, gönülleri fethetmeye devam edeceğiz. Samsun’un bizlere gösterdiği yüksek teveccühün hakkını vermeyi sürdüreceğiz. Yerel Kalkınma Hamlemiz ile üreten, katma değer sağlayan, daha da büyüyen güçlü şehirler için başlattığımız seferberlikten Samsun’umuz da en kuvvetli biçimde payını alacak. Son 22 yıldır şehrimizi planlı sanayi alanlarıyla, yatırım teşvikleriyle, bölgesel kalkınma projelerimizle donatıyor, Samsun’u ihya edecek tüm programları süratle devreye alıyoruz. Şehrimizde planlı kalkınmanın, sürekli ve sürdürülebilir üretimin simgesi OSB’lerimizin sayısını 22 yılda 3’ten 9’a çıkardık. Samsun’umuzu sağladığımız teşvik mekanizmalarıyla, desteklerle kalkındırmaya, refah seviyesini artırmaya devam ediyoruz. Son 22 yılda şehrimizde gerçekleştirilecek yeni ya da ilave bin 272 yatırım için teşvik belgesi düzenledik. 121 milyar lira sabit yatırımın ve 34 binin üzerinde nitelikli istihdamın önünü açtık. Malumunuz 2 yıl evvel TEKNOFEST’i Samsun’da gerçekleştirdik. Milli Mücadele’nin ilk adımının atıldığı bu topraklarda teknolojinin bayrağını da gururla dalgalandırdık.
Karadeniz Bölgesi’nin en büyük bilim merkezi ve planetaryumunun Samsun’umuzda hizmete alınması için çalışmalarımızda son düzlüğe girdik. Kısa süre içerisinde bu örnek merkezin de açılışını gerçekleştireceğiz. Önümüzdeki dönemde de Samsun’u ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz çerçevesinde eser ve hizmet anlayışıyla donatmayı sürdüreceğiz” dedi.
Konuşmaların ardından kurdele kesilerek Samsun Model Fabrika’nın açılışı gerçekleştirildi.
Açılış törenine ayrıca; TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK PartiMilletvekili Dr. Mehmet Muş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan, AK Parti Samsun Milletvekili Ersan Aksu, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Prof. Dr. İlyas Topsakal, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Av. Halit Doğan, Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, Samsun TSO Başkanı Salih Zeki Mürzioğlu, ilçe belediye başkanları ve iş adamları katıldı. – SAMSUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vestel’in Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Uluslararası Tüketici Elektroniği Fuarı’nda (IFA 2024) sergilediği ekran teknolojileri, ziyaretçilerin geleceğin ekran deneyimine tanıklık etmesini sağladı. Vestel’in sunduğu ileri teknoloji ekran çözümleri arasında, kendi kendini aydınlatan pikselleriyle kaliteli parlaklık ve renk doğruluğu sunan OLED TV, geleneksel TV’lerin çok ötesinde arka aydınlatma bölgeleriyle görsel şölen sunan MiniLED TV, renkleri ve tonları kaliteli şekilde yansıtan Quantum Dot TV, ultra yüksek çözünürlükte yeni bir standart oluşturan 8K TV, taşınabilirliği ve pille çalışan yapısıyla her an her yerde televizyon keyfi sunan Vestel Taşınabilir TV, Z Kuşağı’nın mobil yaşam tarzına tam uyum sağlayan VStyle Wi-Fi Mobile TV ve izleme deneyimini yeniden tanımlayan, futuristik tasarımıyla dikkat çeken Transparent TV yer aldı.
Şirketin ‘platformların platformu’ olma vizyonu ile hareket ettiğini belirten Vestel CEO’su Ergün Güler, IFA 2024’te yaptığı açıklamada, şirketin Akıllı TV işletim sistemi platformları konusunda geniş bir yelpaze sunduğuna dikkat çekti. Güler, “Şirketimiz, Avrupa’nın en büyük üç TV üreticisinden biri. Ancak, televizyon dünyası artık bir ekran olmaktan öte, bir ekosistem haline geliyor. Biz bu değişimi önceden öngördük ve bu ekosistem içinde bir oyun kurucu olarak yerimizi aldık. Günümüzde televizyon, sunduğu içerikle anlam kazanıyor. Bu doğrultuda, Vestel olarak platform çözümleri açısından son derece zengin bir portföye sahibiz. Yerli bir üretici olarak, dünya çapındaki dev markalarla iş birliği yapıyoruz ve bu markalar, Avrupa’daki büyüme stratejilerinde de bizi tercih ediyorlar. Vidaa, Powered by TiVo, Fire TV, Android TV, Google TV gibi farklı segmentlere ve tüm kullanıcı profillerine hitap eden özel platformlar Vestel’in portföyünde bulunuyor. Bu kadar geniş bir platform seçeneği sunmamız, Vestel’in sektördeki oyun kurucu rolünü pekiştirirken, ürün yönetimi, Ar-Ge ve yazılım alanındaki yetkinliklerimizin ne kadar gelişmiş olduğunu da gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Güler, “Son tüketicinin her segmentteki ihtiyacını karşılayan TV modellerinin yanı sıra, perakendecilerin beklentilerini karşılamak için yeni teknolojiler konusunda da görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Televizyonlar artık gelir elde etme modeli ve evdeki reklam alanı olarak çok farklı bir potansiyele sahip. Büyük TV platformları gelirlerinin büyük oranını reklamlardan elde ediyorlar artık. Öte yandan Netflix, Prime Video, YouTube, Disney+ gibi global içerik sağlayıcılarıyla doğrudan anlaşmalarımız da mevcut. Global içeriklerin yanında, Tabii, Blu TV, Exxen gibi yerli platformları da destekliyor, onları global oyun içinde öne çıkarmaya devam ediyoruz. Özetle şirketimiz, TV ekosistemi içerisinde bir ana oyun kurucu konumunda ve güçlenerek bu konumu sürdürecek” açıklamalarında bulundu.
Taşınabilir TV modelleri hakkında şu bilgiler verildi:
Vestel Taşınabilir TV
Vestel Taşınabilir TV, benzersiz pille çalışan yapısı ve koruyucu kılıfıyla, izleme özgürlüğünü yeni bir boyuta taşıyor. Beyaz, turuncu, lacivert ve haki yeşili gibi modern ve şık renk seçenekleriyle Taşınabilir TV, zaman ve mekan bağımsız en sevilen içeriklere erişim sağlıyor. Taşınabilir TV ile kullanıcılar isterlerse bahçede maç keyfi yaşayabilir, isterlerse kamp alanında yıldızların altında film izleyebilir. Vestel’in en dikkat çeken ve talep gören TV’lerinden biri olan bu ürün, evin sınırlarını aşarak eğlenceyi yanınıza almanızı mümkün kılıyor. Ekran teknolojisini özgürlüğe dönüştüren bu yenilikçi cihaz, TV izleme deneyimini yeniden tanımlıyor.
VStyle Wi-Fi Mobil TV
Z Kuşağı’nın dinamik ve mobil yaşam tarzı için özel olarak tasarlanan VStyle Wi-Fi Mobil TV, taşınabilirliği ve izleme esnekliğiyle öne çıkıyor. Mirabelle Sarısı, Kiwili Dondurma Yeşili ve Bebek Mavisi gibi çarpıcı renk seçenekleriyle 2025’te satışa sunulacak bu akıllı TV, Vestel’in ikonik solar kumandası ile enerji verimliliğini de bir adım öteye taşıyor. VStyle Wi-Fi Mobil TV, bulunduğunuz her ortamda izleme deneyiminizi en üst seviyeye çıkarmak için tasarlandı, böylece kullanıcılar eğlenceyi sadece bulundukları yere değil, tarzlarına ve enerjilerine de uyum sağlayacak şekilde kişiselleştirebiliyor.
Güneşten güç alan kumanda
Güler, sürdürülebilirliği bir kurum kültürü haline getirerek bunu sadece sözde değil, somut icraatlarla ortaya koyduklarının altını çizdi. Güler, “Markamızın yenilikçi güneş enerjili uzaktan kumandası, sürdürülebilirliğe yönelik kararlılığımızın somut bir göstergesi. Şık tasarımı ve yüksek verimli güneş panelleriyle, pil değiştirme zahmetini ortadan kaldırarak her zaman kullanıcıların kontrolü elinde tutmasını sağlıyor. Bu ürün, şirketimizin inovasyon gücünü ve çevreye duyduğu bağlılığı bir araya getirerek, daha sürdürülebilir bir geleceğe katkı sunuyor. Enerji tasarrufu sağlayan çözümlerimizle hem kullanıcı deneyimini iyileştiriyor hem de çevremizi korumaya yönelik adımlar atıyoruz. Güneş enerjili uzaktan kumanda, daha iyi bir yarın için sürdürülebilir teknolojilere olan bağlılığımızın bir yansıması” dedi.
Güneş enerjili uzaktan kumanda, C tipi şarj, Lityum-iyon pil ve kaybolma durumunda sesli uyarıcı gibi özellikleriyle dikkat çekiyor, çevre dostu teknolojiyi kullanıcıların hayatına entegre ediyor.
Vestel’den sürdürülebilir televizyonlar
Şirketin doğa dostu üretim süreçlerine verdiği önemi gösteren Biolive malzemesi kullanılarak üretilen TV’ler, IFA 2024’te sergilendi. Güler, konuyla ilgili olarak şu açıklamada bulundu: “Sürdürülebilir üretim ve doğaya pozitif değer katma hedefimiz doğrultusunda kesintisiz yatırımlar gerçekleştiriyoruz. Bu kapsamda, Vestel Ventures aracılığıyla yatırım yaptığımız Biolive şirketi, zeytin atıklarından elde edilen tamamen doğal biyoplastik granüller üretiyor. Kanserojen ve toksik madde içermeyen bu yenilikçi hammadde, farklı sektörlere sürdürülebilir alternatifler sunuyor. Biz de bu malzemeyi hem televizyon hem de beyaz eşya üretimimizde kullanarak, sürdürülebilirlik alanındaki taahhüdümüzü somut adımlarla destekliyoruz. Biyoplastik granüllerin kullanımı sayesinde TV üretiminde petrol bazlı plastik kullanımını ortalama yüzde 99 oranında azaltmayı başardık.”
Telefunken’den DVB-I uyumlu TV
Şirket, kendine ait ve lisanslı markalarıyla küresel büyüme stratejisini güçlendirirken, Telefunken markasıyla İtalya’da önemli bir adım atıyor. Telefunken, İtalya’da pan-Avrupa DVB-I standardıyla tam uyumlu ilk Smart TV’yi tanıtarak, İtalyan yayıncılara yeni nesil yayın teknolojileriyle pazarı keşfetme imkanı sunuyor.
DVB-I (İnternet için Dijital Video Yayını) standardı, televizyon teknolojisinde önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor. Bu standart, televizyon içeriklerinin geniş bant internet bağlantıları üzerinden iletilmesini sağlayarak, geleneksel yayın yöntemlerine alternatif bir çözüm sunuyor. DVB-I, internet üzerinden televizyon izleme eğiliminin artmasıyla birlikte geleceğin televizyon deneyimini şekillendiren bir kilometre taşı niteliği taşıyor.
Dokunmatik Ekranlı Uzaktan Kumanda
Şirketin tasarıma verdiği önemi yansıtan Dokunmatik Ekranlı Uzaktan Kumanda, şık tasarımı ve kullanıcı dostu arayüzü ile dikkat çekiyor. Yüksek çözünürlüklü dokunmatik ekran, sorunsuz bir navigasyon deneyimi sunarak cihazların kolayca yönetilmesini sağlıyor. Çoklu dokunma özellikleriyle donatılmış olan bu ekran, modern evlerde iş birliğine dayalı kontrol ve etkileşimi mümkün kılıyor. Yansıma önleyici temperli camdan üretilen sağlam yapısı, parlak ışıklı ortamlarda dahi dayanıklılık ve net bir görünürlük sunuyor. Sayısal ve VoD düğmeleri arasında kolay geçiş imkanı tanıyan kumanda, Vestel’in tasarıma verdiği önemi bir kez daha ortaya koyuyor.
Kişiselleştirilmiş TV deneyimi
Vestel’in AI destekli GenAI TV’si, televizyon izleme deneyimini kişiselleştirmenin yanı sıra, veri kullanımını ve işleme yeteneklerini en üst düzeye çıkararak müşteri deneyimini yeniden tanımlıyor. Gelişmiş yapay zeka algoritmaları, kullanıcıların izleme alışkanlıkları ve tercihlerinden elde edilen verileri sürekli olarak analiz ederek, her bir izleyiciye en uygun içerik önerilerini sunuyor. Vestel AI, bu verilerden öğrenerek izleme deneyimini giderek daha da özelleştiriyor, böylece izleyicilerin beklentilerini aşan, son derece kişiselleştirilmiş bir deneyim sağlıyor.
Bu süreçte, kullanıcı etkileşimlerinden elde edilen büyük veri setleri, yapay zeka tarafından işlenerek anlamlı ve doğru önerilere dönüştürülüyor. Vestel GenAI TV, sadece izleme alışkanlıklarını değil, bireysel müşteri ihtiyaçlarını da dikkate alarak veriye dayalı, müşteri odaklı bir yaklaşım sunuyor. Böylece televizyon izleme, kişisel tercihlere göre şekillenen, veriye dayalı bir deneyim haline geliyor. GenAI TV ile sadece geleceğin izleme deneyimini bugünden sunmakla kalmıyor, aynı zamanda veri kullanımını en etkin şekilde değerlendirerek televizyon teknolojisinde kişiselleştirme ve müşteri deneyiminin sınırlarını yeniden tanımlıyor.
Smart Matter IoT
Vestel’in Smart Matter teknolojisiyle donatılmış yeni nesil TV’si, akıllı ev IoT sistemleriyle kusursuz entegrasyon sağlayarak evdeki tüm cihazlarla sorunsuz bağlantı kuruyor. Bu yenilikçi TV, sesli komutlar ve akıllı ev otomasyonu özellikleriyle kullanıcı deneyimini bir üst seviyeye taşıyarak evinizi daha akıllı ve verimli hale getiriyor. Şirket, Smart Matter IoT teknolojisi ile modern yaşamın ihtiyaçlarına yönelik entegre çözümler sunmaya devam ediyor.
Şirketin IFA 2024’te sergilediği ve öne çıkan diğer ekran teknolojilerinden bazıları ise şöyle açıklandı:
Transparan TV
Şirket, en son görüntüleme teknolojisiyle donatılmış Transparan TV’si ile izleme deneyimini yeniden tanımlıyor. Transparan TV, son teknoloji tasarımıyla benzersiz netliği bir araya getirerek, her ortama mükemmel uyum sağlıyor. Şeffaf panel yapısı sayesinde hem futuristik hem de sürükleyici bir görsel deneyim sunan Transparan TV, geleceğin televizyon teknolojisini bugünden kullanıcılarla buluşturuyor. Transparan TV, inovatif yapısı ile sadece bir izleme cihazı değil, aynı zamanda modern yaşam alanlarına estetik ve işlevsellik katan bir tasarım harikası olarak öne çıkıyor.
OLED TV
Şirket, kendi kendini aydınlatan piksellere sahip OLED TV’si ile izleyicilere gerçek hayatta gördükleri parlaklık ve renkleri ev ortamında deneyimleme imkanı sunuyor. OLED panel teknolojisi sayesinde olağanüstü kontrast, derin siyahlar ve gerçekçi renk canlılığı sağlanırken, hem ışık hem de gölge sahnelerinde üstün ayrıntılar ortaya çıkarılıyor. Vestel OLED TV, sürükleyici bir izleme deneyimi sunmanın yanı sıra, HDMI 2.1, ALLM, 4K oyun desteği ve 8 kata kadar daha hızlı tepki süresi ile yeni nesil oyun performansını da kullanıcılarla buluşturuyor. Bu özellikler, akıcı ve senkronize grafiklerle yüksek düzeyde bir oyun deneyimi sunmayı hedefliyor.
Mini LED TV
Şirket, son teknoloji ürünü MiniLED TV’si ile televizyon izleme deneyimini iyi bir seviyeye taşıyor. Bu yenilikçi TV, görüntü kalitesi, canlı renkler ve derin siyahlarla eğlence standartlarını yükseltiyor. Geleneksel TV’lere kıyasla önemli ölçüde daha fazla arka aydınlatma bölgesi sunan MiniLED TV, karmaşık ve hassas görüntüleri nefes kesici şekilde ekrana yansıtıyor. Güçlü arayüzü sayesinde dijital yaşamla sorunsuz entegrasyon sağlayan bu cihaz, kullanıcılarına sevdikleri içerikleri yayınlama, farklı cihazlara bağlanma ve hatta evlerini kontrol etme imkanı sunuyor.
Quantum Dot TV
Şirket, ev eğlencesini ileriye taşıyan Quantum Dot TV’si ile ekran deneyimini yeniden tanımlıyor. Bir milyara varan renk yelpazesiyle izleyicilere hayat dolu görüntüler sunan bu teknoloji, DC1-P3 renk gamının yüzde 95’ini kapsayarak daha kesin tanımlanmış ve gerçekçi renkler üretiyor. Quantum Dot TV, bu başarıyı yarı iletken malzemeden oluşan nano kristaller kullanarak sağlıyor. 43″, 50″, 55″, 65″ UHD serisinin yanı sıra, artık 32″ ve 40″ FHD seçenekleri de sunuluyor. Vestel Quantum Dot TV, görüntüleri tam olarak doğru tonlarda ve renklerde sunarken, özellikle yeşil ve kırmızı gibi ana renklerin standart LED TV’lerden çok daha doğru bir şekilde yansıtılmasını mümkün kılıyor.
8K TV
Şirket, 8K TV tasarımıyla ekran teknolojisini ve üstün çözünürlüğü bir araya getirerek izleyicilere farklı bir görüntü deneyimi sunuyor. 7680×4320 piksel çözünürlüğe sahip olan bu TV, Full HD TV’lerden on altı kat, 4K UHD TV’lerden ise dört kat daha yüksek görüntü kalitesi sağlıyor. Vestel 8K TV, göz alıcı ayrıntılar, zengin renkler ve üstün ekran kontrastı ile ultra gerçekçi bir izleme deneyimi sunarak izleyicilerin beklentilerini aşmayı hedefliyor. Bu teknoloji, hayattan daha büyük ve etkileyici bir görsel deneyim için yeni bir standart oluşturuyor.
IMAX Enhanced
IMAX ve DTS’in en üstün özelliklerini bir araya getiren IMAX Enhanced, ev eğlencesinde en sürükleyici deneyimi sunmak üzere tasarlandı. IMAX Enhanced sertifikasına sahip TV’ler, AV alıcıları, hoparlörler ve soundbar’lar, içerik oynatma sırasında optimize edilerek, daha parlak ve net görüntüler ile IMAX’in imza niteliğindeki ses deneyimini ev ortamında sergiliyor. 4K HDR akış ve Ultra HD Blu-ray formatlarında sunulan IMAX Enhanced filmlerden oluşan genişleyen kütüphane, izleyicilere en yüksek kalitede içerik deneyimi sunmayı hedefliyor. IMAX Enhanced, sinema düzeyindeki görsel ve işitsel kaliteyi evlere taşıyarak, kurumsal düzeyde bir eğlence çözümü sunuyor.
Bireysel ve kurumsal ihtiyaçlara yönelik geniş ekran çözümleri
Şirket, farklı sektörlerin ihtiyaçlarına yönelik olarak tasarladığı 32 inçten 98 inçe kadar geniş alternatifli ekran çözümleri ile her ortamda üstün netlik sunuyor. Üretici stüdyolar, halka açık alanlarda konumlandırılan ekranlar, kurumsal ve sanatsal alanlar için geliştirilen bu ekranlar, tüm beklentileri karşılayacak şekilde tasarlandı. Enerji tasarrufu ve daha iyi görüntü için otomatik ışık ayarlayıcı sensörler ve akıllı parlaklık kontrolü sunan bu çözümler, dinamik seri ile eğitimcilerin hayatını kolaylaştırıyor.
65, 75 ve 86 inç seçenekleriyle öne çıkan dinamik seri; dokunmatik ekran teknolojisi, ses kaydetme, e-posta gönderme, grafik ve metin kaydetme gibi özellikleriyle kullanıcı deneyimini üst seviyeye taşıyor. Vestel Digital Signage ekibinin tasarladığı bu ekran çözümleri, her sektörün ve her ihtiyacın taleplerine yanıt veriyor. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kurulduğu günden beri hizmet anlayışıyla da takdir kazanan İstanbul’un gözde mekanı, başarılı bir ismi daha kadrosuna kattı. Şef Kayhan Tarhan eşsiz lezzetlerini artık Healin Foods misafirleri için ortaya koyacak.
KAYHAN TARHAN KİMDİR?
Kayhan Tarhan, mesleğe 2004 yılında İstanbul Koşuyolu’nda Mehmet Ali Aydınlar’a ait Rosario’da başladı. Rosario dünyanın en iyi ilk 5 İtalyan restoran unvanını aldı.
Tarhan’ın kurduğu mekanlar arasında Carousel AVM içerisinde yer alan Kenan Kültür, Beylerbeyi’ndeki eğlence mekanı The Life, Kıbrıs’taki Dex Restoran bulunuyor.
Kayhan Tarhan, sağlıklı yiyeceklerin olduğu komplike bir tesis olan uluslararası çaptaki The LifeCo’da “executive chef” olarak görev yaptı.


Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DENİZLERDE 15 Nisan’da başlayan av yasağı 1 Eylül itibariyle sona erdi. Yaklaşık 4 buçuk aylık aranın ardından balıkçılar gece yarısı itibarıyla ‘Vira Bismillah’ diyerek denize açıldı.
2024-2025 su ürünleri av sezonu, 1 Eylül itibarıyla başladı. 15 Nisan’da ara verilen denizlerde gırgır ve trol yöntemiyle balıkçılık faaliyetleri, yaklaşık 4 buçuk aylık aranın ardından tekrar başladı. Denize açılan balıkçılar ağlarını büyük bir heyecanla denize bıraktı.
YENİ SEZON PALAMUT BOLLUĞUYLA BAŞLADI
Arnavutköy’de av yasağının sona ermesi ile Karaburun Limanı’ndan denize açılan balıkçılar, sezona palamut bolluğu ile başladı. Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu da, balıkçı esnafı ile bu heyecana ortak oldu. İlk tutulan palamutlar vatandaşlara dağıtıldı.
Balıkçılık sezonunun hayırlı ve bereketli olmasını dileyen Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu, “Karaburun’umuzda ve Arnavutköy’ümüzde balıkçılıkla uğraşan tüm esnafımıza hayırlı, bol kazançlar diliyorum. Çapari balıkçılığında son on beş gündür bereketli mahsuller oldu. İnşallah ağ ile de balıkçılarımız, denize gönül vermiş dostlarımız bereketli bir sezon geçirecekler, ben de yasakların kalktığı ilk günde reislerimizle denize çıktım, ayağımız bereketli geldi. Bu sene palamut bol olacak gibi duruyor. İnşallah böyle devam eder. Tüm vatandaşlarımızın balığa doyduğu bir sezon olmasını temenni ediyorum” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Özel, Rumelifeneri Mahallesi Balıkçı Barınağında “Balık Av Sezonu Açılışı”na katıldı.
Açılışta konuşan Özel, balıkçıların sorunlarını bildiklerini ve iktidara geldiklerinde bu sorunları çözeceklerini söyledi.
Bilinçli avlamanın önemine dikkati çeken Özel, Mecliste balıkçılık araştırma komisyonu kurduklarını ve bu komisyonun çok önemli çalışmalar yaparak, bir rapor hazırladığını belirtti.
Özel, bu rapor sayesinde balıkçıların sorunlarına ilişkin çok önemli bir adım atıldığını aktararak, balıkçılığın resmiyette bir meslek olarak tanımlanmamasının önemli bir sorun olduğunu kaydetti.
Balıkçıların da sosyal güvenceye sahip olmaları gerektiğine işaret eden Özel, “Balıkçılara yapılan destekler var ama çok yetersiz, bu desteklerin arttırılması gerekiyor. Yine liman ve iskelelerin fiziki sorunlarının çözülmesi gerekiyor. Türkiye’de çözülmesi gereken birçok sorun var ama kimse üzülmesin hepsinin çaresi var. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin aradığı güvenli limandır. Zor günlerden kurtulmak için ve yeniden çok daha güçlü bir şekilde yelkenlere rüzgarı doldurmak için Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne ihtiyacı var. Sezonun açılışı hayırlı olsun. Vira bismillah diyoruz. Bereketli olsun.” diye konuştu.
Dualarla yeni av sezonun açılışının ardından Özel, bir balıkçı teknesiyle denize açıldı.
“Çare bir denizcilik bakanlığının kurulması”
Dönüşte gemide gazetecilere açıklama yapan Özel, “Av yasakları bitti. Bütün bir yazı bu geceye hazırlıkla geçiren, ekmeğini denizden çıkaran kardeşlerimizle birlikte denize açıldık. Hep beraber vira bismillah dedik. Bundan sonra kazançlarının bol ve bereketli olmasını diledik. Geçen sene burada 8-9 metrelik dalgaların yarattığı büyük bir yıkım olmuştu. ‘Onarılmaması durumunda gelecek sene büyük bir felaket olur.’ diyorlar. Artık balıkçı, kendisine gerçekten sahip çıkılmasını bekliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Özgür Özel, balıkçıların birçok sorunu olduğunun altını çizerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Barış Karadeniz milletvekilimizin önerisiyle Mecliste kurulan komisyon aslında neler yapılması gerektiğini tek tek sıraladı. İş bunları uygulamakta. Maalesef hükümet bunları uygulamadığı için ciddi sıkıntılar var. Çare bir Denizcilik Bakanlığının kurulması. Üç tarafı denizlerle çevrili ve Marmara Denizi gibi dünyanın en kıymetli iç denizine sahip ülkemizde Denizcilik Bakanlığı yok. Denizcilik Bakanlığı olmadığı için balıkçıların sorunlarını dinleyen, çözüme kavuşturacak mekanizmalar çok zayıf ve hantal kalıyor. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında ilk atanan bakanlar kurulunda Denizcilik Bakanı olacak. Balıkçıların sorununu her daim birinci gündemi yapacak. Biz bu ülkede balıkçıların yüzünü güldürürsek onlar da hepimizin yüzünü güldürür. “
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAMSUN’da balıkçılar av yasağının sona ermesiyle birlikte ‘Vira bismillah’ diyerek denize açıldı.
Balık üretiminin çoğalabilmesi açısından Türkiye genelinde 15 Nisan’dan itibaren başlayan av yasağı 1 Eylül 00.00 itibariyle son duldu. Balıkçılar, yeni sezona ‘Vira bismillah’ demek için tüm hazırlıklarını tamamladı. Sezonun açılışı dolayısıyla Canik’te bulunan Balıkçı Barınağı’nda tören düzenlendi. Törene Samsun Valisi Orhan Tavlı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Ahmet Bahadır, Tekkeköy Belediye Başkanı Mustafa Candal ve kurum müdürleri katıldı. Horonlar eşliğinde başlanılan törenin devamında balıkçılar dua ederek denize açıldı. Törende konuşan Samsun Valisi Orhan Tavlı, “Av sezonu balıkçılarımız için, Samsun’umuz için, Karadeniz için hayırlı ve uğurlu olsun. Vira bismillah” dedi.
‘KARADENİZ’DE EN FAZLA AV YAPILAN İL SAMSUN’DUR’
Geçen sezon Samsun genelinde 59 bin 800 ton avcılık yapıldığını söyleyen Samsun Tarım ve Orman İl Müdürü İbrahim Sağlam, “2024- 2025 sezon açılışımızı ‘Vira bismillah’ diyerek yapıyoruz. Ülkemiz çok zengin bir coğrafyaya sahip. Balıkçılık ile geçinen birçok ailemiz var. Samsun’da 210 kilometrelik sahil kesiminde av sezonuna baktığımızda balıkçı teknelerimiz 493 tanesi denizlerde 131 tanesi de iç sularda olmak üzere 629 tane teknemiz var. Bunun 181 tanesi 12 metre üzeridir. Geçtiğimiz yıl av sezonuna baktığımızda ülke genelinde 350- 400 bin ton avcılık, ilimize baktığımızda toplam 59 bin 800 ton avcılık yapılmıştır. Karadeniz’de en fazla av yapılan il Samsun’dur. Burada başta orta su trolü başta olmak üzere gırgır ile yapılan avlar mevcuttur. En fazla balık türümüze baktığımızda hamsi ve çaça olmak üzere yine palamut, mezgit türlerde avlanabilmektedir. Samsun’da toplam 9 tane su ürünleri işleme tesisimiz, 3 tane de balık unu ve yağı fabrikamız var. İlimiz ekonomisine 55 ile 60 milyon dolar arasında bir girdisi var. Balıkçılık yapan kişi sayısı 6 bin 73 kişi, amatör balıkçılık yapan kişi sayısı da 4 bin 500 kişidir” diye konuştu.
Samsun Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Atıf Malkoç ise bu sezondan umutlu olduğunu belirtti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Karamürsel ilçesinde düzenlenen törenin ardından Ereğli Limanı’ndan 38 metrelik gırgır teknesiyle ayrılan Ali Abanoz, İzmit Körfezi’ni geçerek Yalova açıklarında ağlarını denize bıraktı.
Teknenin 25 kişilik mürettebatı, balıkla dolan ağları yaklaşık 2 saatte topladı.
Balıkları tür ve büyüklüğüne göre ayırarak kasalara dolduran balıkçılar, 1000 kasa sardalyayı Yalova Dereağzı balık çıkarma noktasında kıyıya çıkarıp soğutuculu araçlarla Bursa ve Karamürsel Ereğli balık hallerine sevk etti.
Sezonun ilk avını gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşayan balıkçılar, Marmara Denizi’nde ava devam etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>EKK toplantısı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkanvekili Efkan Ala, Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ile ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı.
Toplantı sonrasında yapılan yazılı açıklamada, geçen yıl eylül ayında Ovp‘nin açıklanmasından bu yana geçen bir yıllık süre zarfında elde edilen kazanımların değerlendirildiği, uzun süredir hazırlıkları devam eden ve gelecek hafta açıklanması planlanan 2025-2027 dönemini kapsayacak Ovp‘ye ilişkin hazırlık çalışmalarının katılımcı bir anlayış ve ekip ruhu içinde geçen yıl olduğu gibi bu sene de devam ettiği belirtildi.
“ULUSLARARASI KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARININ NOT ARTIRIMI SÜRMEKTEDİR”
Ovp hazırlık sürecinde özel sektör, sivil toplum ve meslek kuruluşları, akademi dünyası dahil ilgili paydaşlarla görüşüldüğü, ayrıca bakanlıkların da kendi alanlarında ilgili kuruluşlarla istişarelerde bulunduğu bilgisi verilen açıklamada, bugün yapılan EKK toplantısında son aşamaya gelen OVP çalışmalarının kapsamlı bir şekilde ele alındığı kaydedildi.
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Uyguladığımız OVP’nin olumlu sonuçları pek çok alanda alınmaya başlanmıştır. Bu kapsamda, bu yıl haziran ayında başlayan dezenflasyon süreci devam etmektedir. Büyüme kompozisyonunda dengelenme sürmektedir. İhracat ve turizm gelirimiz artmakta, cari işlemler açığı öngörülenden çok daha hızlı şekilde düşmektedir. İstihdamımız artmaya devam ederken, işsizlik oranı tek haneli seviyelerde seyretmektedir. İyileşen uluslararası rezervler ve düşen kredi risk primi ile beraber makro finansal istikrarımız güçlenmektedir. Yüksek miktardaki deprem harcamalarına rağmen, bütçe açığı öngörülenden daha düşük seviyede gerçekleşmektedir. Programımızın oluşturduğu güven ortamı ile beraber, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının not artırımı sürmektedir.”
“EKONOMİ POLİTİKALARI KOORDİNASYON VE UYUM İÇERİSİNDE UYGULANACAKTIR”
Bugün gerçekleştirilen toplantıda, 2025-2027 dönemini kapsayacak OVP çalışmalarındaki son durumun üzerinde durulduğu, eylül ayının ilk haftasında açıklanması planlanan OVP’nin temel politika hedeflerinin görüşülerek, küresel ve yurt içi ekonomideki gelişmeler ışığında oluşturulan güncel makroekonomik tahminler ile bütçe büyüklüklerinin değerlendirildiği bildirildi.
“Kamu kesimi ve özel sektör için öngörülebilirliği güçlendirmesini hedeflediğimiz OVP’de yer alacak kurala dayalı ekonomi politikaları koordinasyon ve uyum içerisinde uygulanacaktır.” ifadesi kullanılan açıklamada, toplantıda enflasyonda belirgin bir iyileşme ile kalıcı fiyat istikrarını sağlayacak, mali disiplini güçlendirecek, finansal istikrarı sürdürecek, halkın refahını ve satın alma gücünü yükseltecek, aktif sanayi politikalarına destek olacak ilave politikaların görüşüldüğü kaydedildi.
Ekonomideki kazanımları kalıcı hale getirmek üzere, afetlerle mücadeleden yeşil ve dijital dönüşüme, enflasyonla mücadele ve finansal istikrardan kamu maliyesine, iş ve yatırım ortamından yüksek katma değerli üretim ve ihracata, enerjiden ulaştırmaya, eğitimden sağlığa, işgücü piyasasından sosyal güvenlik ve sosyal yardımlara tüm öncelikli yapısal reform alanlarının toplantıda ele alındığı aktarılan açıklamada, “Temel hedefimiz, ülkemizin dinamik ekonomisi, genç nüfusu, nitelikli işgücü, güvenilir iş ve yatırım ortamı, yenilikçilik ve girişimcilik ekosistemi, altyapı ve teknoloji yatırımlarıyla elde ettiği konumunu daha da pekiştirmektir. Hazırladığımız OVP ile bu hedefe ulaşacak politikaları ve atılacak adımları takvimlendirerek güçlü bir irade ile hayata geçireceğiz.” değerlendirmesine yer verildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, fuarın İsmet İnönü Sanat Merkezi önünde gerçekleştirilen tanıtım toplantısında, İEF’nin İzmir’in marka bir şehir olmasına en fazla katkıyı sağlayan etkinlik olduğunu söyledi.
Bu yıl 93. kez düzenlenecek fuarı büyük bir merakla ve heyecanla beklediklerini belirten Tugay, “Resmi açılış törenini 31 Ağustos’ta, kapanışı ise İzmir’in kurtuluşunun 102. yılı olan 9 Eylül’de yapacağız. Fuarımızı bize ata mirası, vasiyeti olarak görüyoruz. İzmir’in kent kimliğine, Türkiye’nin ekonomisine büyük katkıları olan en önemli etkinliklerden birisi olarak görüyoruz.” dedi.
Tugay, İzmir Fuarı’nı eskisi kadar canlı, insanların merakla beklediği günlerine döndürmek istediğini, bu yıl fuarın temasının teknoloji olacağını ifade etti.
Çok sayıda etkinlik, konser ve organizasyonun gerçekleştirileceği 93. İzmir Enternasyonal Fuarı’na 90 ülkeden 3 bin katılımcı ve 1 milyona yakın ziyaretçi bekleniyor.
Etkinliklerin saat 16.00 ile 23.00 arasında düzenleneceği fuara tam girişi ücreti 20 lira, öğrenci giriş ücreti 7,5 lira olarak belirlendi.
Fuar, 9 Eylül’de sona erecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bilecik’in Pazaryeri ilçesine bağlı Kınık köyünde yaşayan Hasan Ermiş, 2,5 dekar alana 500 kök goji berry fidanı dikti. Deneme üretimi sonucunda ilk meyveleri hasat eden Ermiş, içinde A vitamini, C vitamini, sodyum, kalsiyum, demir gibi türlü vitamin ve mineraller barındırdığını söyledi. Kendisinin sınıf öğretmeni olduğunu ve fideleri bahçesine diktiğini anlatan Ermiş sözlerine şöyle devam etti:
“Öncelikle ben çiftçi değilim. Bunu belirtmek isterim. Mutlaka söylediğim şeylerde daha iyi bilenler çıkacaktır. Bu işi yeni öğreniyorum. Öğrendikçe geliştirmeye çalışıyorum. Goji berry ve aronya bahçelerim var. Hobi amaçlı küçük bir bahçe kurmak istedim ancak daha sonrasında gerek iklim şartları gerekse toprak analizleri sonucunda ziraat mühendisleriyle yaptığım görüşmeler neticesinde bu ürünleri yetiştirebileceğimi bunun uygun olduğunu öğrendim. Özellikle eksi 35 derecelere kadar dayanabileceğini biliyorsunuz ki bizim kışın iklimimiz sert geçiyor. Bölgemizde kıra gibi sorunumuz var. 2 buçuk arazide 500 kök var. Yani dönüm başına 200 ağaç düşüyor diye bilirim. Ben yaptırdığım analizler sonucunda 500 kökün uygun olduğu söylendi ve buna göre devam ettim. 500 kök ağacım şuan bir yaşında olarak aldım. İlk aldığım 10 ila 25 santimetre arasında farklı boylarda tek bir dal halindeydi. Kendi halinde ayakta durabiliyor. Ancak çalı formunda olduğu için uygun bir şekilde terbiye edilmesi adına yanına bir kazıkla veya fasulye tellerinde olduğu gibi tellere alınarak ta yapılabiliyor. Bu şekilde hem verimi artıyor hem de bakımı daha kolay hale geliyor. Mevsimin uygun gitmesi halinde Nisan sonunda başlayıp Kasım ayına kadar devam eden hasat sürecinde 8 ila 10 defaya kadar hasat elde edilebiliyor. Bu sayede ağaç başına da 8 ila 15 kilo arasında meyve verimi mevcut. Yaklaşık 500 ağacım var. Ortalama 8 kilo gibi bir hedefim var 2inci yıl itibariyle. Buda yaklaşık olarak 4 ton gibi bir ürün elde ediyor. Yaş olarak 4 ton hedefim var bunları kurutmayı planlıyorum. Kurutmada da 3’te 1 oranında bir kayıp söz konusu oluyor. Yani yaklaşık olarak kuru halinde 1 ila 1,5 ton ürün elde etmeyi hedefliyorum.” – BİLECİK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Canik Belediyesi Meslek Edindirme Kursları’nda yeni dönem kursiyer kayıtları başladı. Canik Belediyesi, CAMEK’in yeni eğitim döneminde vatandaşlara Bilgisayar Destekli 3 Boyutlu Mobilya Tasarım Kursu, Mobilya CNC Operatörlüğü Kursu, Koltuk Döşeme Kesim Kursu ve Koltuk Döşeme Dikim Kursu olmak üzere 4 farklı eğitim modülünde ücretsiz sertifikalı mesleki eğitim programı gerçekleştirecek.
Ücretsiz sertifikalı eğitim
CAMEK’te özel olarak oluşturdukları atölyelerde uygulamalı bir şekilde eğitim verdiklerini belirten Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, “CAMEK’te özel olarak oluşturduğumuz atölye ve derslik alanlarında uygulamalı ve teorik eğitimlerimizi hız kesmeden sürdürüyor, mesleki istihdamda öncü olamaya devam ediyoruz. CAMEK ile hemşehrilerimizi meslek sahibi yapmaya devam ediyoruz. Yeni eğitim döneminde de hemşehrilerimizi, 4 farklı eğitim modülü üzerine ücretsiz sertifikalı mesleki eğitimlerle buluşturacağız. Ücretsiz sertifikalı mesleki eğitimlerimizle nitelik sahibi bireyler yetiştirerek, mesleki istihdama katkılar sunmaya devam edeceğiz” dedi. – SAMSUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Yaylacı, kanser tedavisine yaklaşımda değişimler ve gelişmelerin devam ettiğini bildirdi.
Yaylacı, son 10 yıllık dönemde tedavide hedefe yönelik ilaçlara ağırlık verildiğini belirterek, “Son 20 yılda kemoterapi geliştirilmesi hemen hemen durmuş, bunun yerine hedefe yönelik ilaçlar ve immunoterapi gelişimi büyük ivme kazanmıştır. Şu anda tüm kanser türlerinde kullanılan ve geliştirilen ilaçların çoğu bu tip ilaçlardır, kanser tedavisinin geleceğinde bu ilaçlar yer alacaktır.” ifadelerini kullandı.
Meme kanserinde hedefe yönelik ilaçların gelişim başlangıcının yarım asrı aştığını aktaran Yaylacı, kronik lösemide 30 yıl önce akıllı ilaç araştırmalarının hızlandığını, akciğer kanserindeki akıllı ilaç keşfinin de kilometre taşlarından birini oluşturduğunu kaydetti.
Hedefe yönelik ilaçlar, kemoterapilerden farklılaşıyor
Yaylacı, kanser tedavisinde akıllı ilaçların özelliklerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, hedefe yönelik ilaçların, kemoterapilerden farklılaştığı bilgisini paylaşarak şunları kaydetti:
“Kemoterapi, bir yandan kanser hücrelerini yok ederken, hastanın özellikle üreyen normal hücrelerine de zarar verir. Bu geçici de olsa böyledir. Ayrıca, bulantı, kusma, saç dökülmesi, kısırlığa yol açma gibi yan etkilere kemoterapilerde sık rastlanır. Bu yan etkilere hedefe yönelik ilaçlarda pek rastlanmaz. Akıllı ilaçlar, genel olarak monoklonal antikor ve küçük moleküller olmak üzere iki gruba ayrılır. Monoklonal antikorlar, kanser hücre yüzeyinde olan ve hücreyi bozuk işlevlere yönelten ‘kilidi’ bloke eder. Küçük moleküller ise daha çok hücre içine girip, hücre üretimini anormal artıran ya da normal ölümü engelleyen işlevleri düzelterek yararlı olurlar.”
Kanserle savaşta gelecek yıllarda akıllı ilaçlarda gelişmelerin devam edeceğine dikkati çeken Yaylacı, bu ilaçların da bazı yan etkileri olduğunu, özellikle cilt reaksiyonları, kalp üzerine yan etkiler, otoimmün hastalıklar (pnömoni, tiroit, böbrek üstü bozukluğu gibi) yan etkiler arasında sayılabildiğini ifade etti.
“Bu ilaçlar, tümörlerde görülen anormal çoğalmayı bloke eder”
Prof. Dr. Yaylacı, hedefe yönelik ilaçların tümörlerde görülen anormal çoğalmayı engelleyerek etki gösterdiğine değinerek, şu bilgileri paylaştı:
“Bir düzen içinde çoğalan, zamanı gelince ölen ve organizma için gerekli olan işlevleri yapan hücrelerin genetiğinde bozulma olduğunda, normal fonksiyonlarında birçok değişiklik ortaya çıkar. Düzeni bozulan mutant hücreler (kanser hücreleri), gereğinden fazla çoğalır ve zamanı gelince yok olmaz. Aşırı beslenme ihtiyacını, kendilerine damar oluşturarak ve fazla gıda temin ederek karşılarlar. Normal hücrelerden farklı olarak damar içine sızıp bu yolla diğer organlara yerleşirler. Bir zaman sonra orada çoğalıp o organın fonksiyonunu bozarlar. İşte bozulan bu mekanizmayı tamir eden tedavi çeşidine hedefe yönelik ilaçlar denir. Bu ilaçlar, tümörlerde görülen anormal çoğalmayı bloke eder. Anormal damarlanmayı engeller. Kimi zaman hücre zarına yapışıp hücre içine öldürücü ilaçların zerkini kolaylaştırır. Kimi zaman da hücre zarıyla irtibat kurarak bağışıklık sistemi hücrelerini aktive ederler.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İncelediği araştırmalardan hareketle internet başta olmak üzere, gün boyunca bilgiye maruz kalmanın, zamanla psikolojik yük haline geldiğine işaret eden B2Press, bilgi yükünün etkilerini ve bununla mücadele etmenin yollarını açıkladı. B2Press’in aktardığı bilgilere göre, 2023 itibarıyla küresel nüfusun üçte ikisinin internet kullanıcısı olduğu bir çağda, her yaştan kişinin interneti kullanmasının en yaygın nedeninin bilgi edinmek olduğu görülüyor. Ancak, dijital çağın en büyük güçlerinden biri olan bilgi, aşırı yüklenmeye yol açtığı zaman, yalnızca duygusal ve bilişsel olumsuz etkilerin yanı sıra ekonomiyi de sarsıyor.
Akıllı telefonlarla birlikte milyarlarca bilgi parmaklarımızın ucundayken, bunca veriye maruz kalmanın hem bireysel hem de sosyal açıdan etkileri de giderek artıyor. Online PR Servisi B2Press’in incelediği bilimsel araştırmalardan hareketle, gün boyunca bilgi edinmenin zamanla psikolojik yük haline geldiğini belirterek bilgi yükünün etkilerini, bununla mücadele etmenin yollarını açıkladı.
BİLGİ YÜKÜ, ROMANYA’NIN BİR YILLIK GELIRI KADAR ZARARA NEDEN OLUYOR
PR servisinin analiz ettiği araştırmalar kapsamında “Ekonomistler, kişisel ve toplumsal düzeyde oluşan bilgi yükünün dünya çapında yaklaşık 1 trilyon dolarlık zarar yarattığını öne sürüyor. Bu rakam, Romanya’nın 2023’te 962,83 milyar dolar olan GSYİH’sına eşit. Bunun temelinde bireylerin psikolojisindeki negatif duygulardan farklı alanların dolaylı olarak etkilenmesi bulunuyor. Bilgi yükünden duygusal sağlığı bozulan bireylerin iş performansının düşüşe geçtiği izlenirken, uzmanlar disiplinlerarası bu etkileşimin incelenmesi için daha fazla araştırma yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Öyle ki aşırı bilgi yükünün her zamankinden daha fazla ciddiye alınması gerektiği, çünkü dönemin en büyük sorunu olduğu iddia ediliyor.”
“BİLGİ YÜKÜ ÖĞRENCİLERDE UNUTKANLIK VE KARARSIZLIKLA DOĞRUDAN BAĞLANTILI”
“Bireylerin çok fazla bilgi aldıklarını hissettikleri, görevlerini yerine getirme yeteneklerini engelleyen olumsuz bir psikolojik durum” şeklinde tanımlanan aşırı bilgi yüklenmesinin çıktılarını araştıran Online PR Servisi, “Dijitalleşmenin odağında gelişen böylesi bir durum pek çok başka sonucu da beraberinde getiriyor. İş ve çalışma ortamlarında verimliliğin, üretkenliğin azalması ilk sıralarda yer alırken; öğrencilerde de benzer bulgulara rastlanıyor. Bilgi yükünün öğrencilerde unutkanlık, kararsızlık ve konsantrasyon eksikliği ile doğrudan bağlantılı olduğu kaydediliyor. Üstelik, tüm bu sonuçlarla birlikte bireylerin olay ya da durumlara karşı öfke gibi aşırı tepki içeren davranışlarda bulunma eğilimi sergilediği görülüyor. Bilgi yüküyle başa çıkmak için ise yeni bilgilerle karşılaşıldığında filtrelemek, bilgi kaynakları konusunda seçici olmak, önemli bilgilere öncelik vermek gibi adımların psikolojik ya da bilişsel olumsuz etkilerin engelleyebileceğine işaret ediliyor. Ayrıca, maruz kalınan bilgileri sınıflandırmak, zihin haritaları oluşturmak gibi yöntemlerin de iyileştirici gücü olabileceği belirtiliyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’de elektrikli araç şarj istasyonu operatörlerinin çatı kuruluşu olan E-MOD, elektrikli araç ekosisteminin sürdürülebilir bir şekilde büyümesi için önemli bir adım atıyor. Dernek adına görüşlerini dile getiren Yönetim Kurulu Başkanı Murat Pınar, ülkemizdeki şarj istasyonlarının birbirleriyle yüksek düzeyde entegre olması gerektiğini vurgulayarak, bu bağlamda roaming sisteminin hayata geçirilmesinin kritik bir öneme sahip olduğunu belirtti.
Murat Pınar, açıklamalarının devamında, “Şarj istasyonları arasındaki uyum, yalnızca sektörel bir gereklilik değil, aynı zamanda elektrikli araç kullanımını teşvik edecek kritik bir unsurdur. Bu sistem sayesinde kullanıcılar, farklı operatörlere ait istasyonlardan kesintisiz hizmet alabilecekler. Bu adım, ulusal şarj istasyonu ağı stratejisine de önemli bir katkı sağlayacaktır. Özellikle Avrupa Komisyonu’nun benzer yaklaşımlarla sürdürülebilir mobiliteyi desteklediği bir dönemde, Türkiye’nin de bu küresel eğilimi takip etmesi önemlidir” dedi.
Yol haritası önerisi sunulacak
Roaming sisteminin hayata geçirilmesi için sektör temsilcileri ile yoğun bir iş birliği sürecinin yürütüldüğünü aktaran Pınar, yakın gelecekte bu konuda somut adımlar atılacağını ve paydaşlara sunulacak bir yol haritasının hazırlandığını, ilgili düzenleyici kurumlara da başvuru yapılacağını belirtti. Bu sistemin, elektrikli araç sahiplerinin şarj istasyonlarına erişimini kolaylaştırarak, sektörün genel hizmet kalitesini artıracağına dikkat çekti.
Bu yeni adım, E-MOD’un ulusal stratejiyle uyumlu hareket etme kararlılığını ve elektrikli araç ekosisteminin gelişimi için sektörel iş birliğinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu sürecin Türkiye’de emobilite sektörünün hızlı ve sürdürülebilir bir şekilde büyümesine ivme kazandıracağına inanan Dernek, tüm paydaşları bu sürece aktif katkıda bulunmaya davet ediyor.
Bu gelişmeler ışığında, E-MOD’un liderliği altında atılan adımların, Türkiye’deki emobilite ekosisteminin Avrupa’daki benzer sistemlerle rekabet edebilir seviyeye gelmesini sağlayacağı öngörülüyor. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, Dijitalpark Teknokent’in FINEXT Hızlandırma Programı tanıtım toplantısına katılarak, FinTechekosistemine yön veren sektör liderleri ve genç girişimcilerle bir araya geldi.
Ataşehir’de bulunan Dijitalpark Teknokent tarafından organize edilen FINEXT Hızlandırma Programı’nın tanıtım toplantısında; inovasyonun, girişimciliğin ve iş dünyasının kalbinin attığı bir buluşma gerçekleştirildi.
Fintech girişimlerini büyük şirketlerle buluşturarak işbirliği ve yenilikçi çözümler geliştirme süreçlerini hızlandırmayı amaçlayan program, katılımcılara; mentorluk desteği, yatırım fırsatları ve sektör liderleriyle doğrudan bağlantı kurma imkanları da sağlıyor.
Yeni girişimciler ve yenilikçi projeler için büyük fırsatlar sunan program; girişimcilere stratejik lokasyon avantajı, lider kurumlara ve fintech’lereerişim, özel mentörlük ve eğitim programları, güçlü kurumsal ortaklıklar, yatırım imkanları, regülasyonve mevzuat desteği, topluluk ve networking fırsatları gibi birçok değerli imkan sunuyor.
“Finans Teknolojileri Ekosistemine katkıda bulunmayı hedefliyoruz”
Toplantıda yaptığı konuşmada fikirlerini paylaşan Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, “Ataşehir Belediyesi olarak bizler, şehirlerin sadece fiziki yapılarıyla değil, aynı zamanda insanları, yenilikçi fikirleri ve dinamik iş dünyasıyla geliştiğine inanıyoruz. Bu nedenle, yerel yönetimlerin, üniversitelerin ve özel sektörün birlikte çalışmasının, toplumsal kalkınmanın sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip olduğunu düşünüyoruz. Ataşehir Belediyesi olarak bizler, bu dinamik sektörde de yerimizi almayı ve finans teknolojileri ekosistemine katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Bu alanda yerel yönetim olarak üstlenebileceğimiz rollerin bilincindeyiz. Özellikle fintech girişimcileri için destekleyici bir ortam oluşturmak, onların büyümelerini ve yenilikçi çözümler geliştirmelerini sağlamak bizim için büyük bir öncelik” şeklinde konuştu.
“Öncü olan şehirlerin deneyimlerinden ilham alıyoruz”
Dünyada bu alanda öncü olan şehirlerin deneyimlerinden ilham aldıklarını belirten Başkan Onursal Adıgüzel, “Ataşehir Belediyesi olarak, fintech girişimcilerine destek sağlayacak projeler ve iş birliği modelleri geliştirmeyi amaçlıyoruz. Özellikle gençlerimizin ve yerel girişimcilerimizin bu alanda başarılı olmaları için gereken altyapıyı ve eğitimi sunmayı hedefliyoruz. Bu amaçla, fintechalanında faaliyet gösteren şirketlerle iş birlikleri kurarak, yenilikçi çözümler üretmeye ve bu çözümleri Ataşehir halkının hizmetine sunmaya kararlıyız. Finans teknolojileri ekosistemine birlikte yapacağımız katkıların, Ataşehir’in ve İstanbul’un ekonomik kalkınmasına önemli bir ivme kazandıracağına inanıyorum. Hep birlikte, fintechsektöründe yenilikçi fikirlerin yeşerdiği, girişimciliğin desteklendiği ve güçlü iş birliklerinin kurulduğu bir geleceği inşa edeceğiz” dedi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük edenlerden ve geleceğin teknolojilerine yönelik yatırımlarını gerçekleştiren Türk Telekom, Türk Telekom Ventures PİLOT girişim hızlandırma programı ile Türkiye’nin teknoloji ihraç etme vizyonuna katkı sunmayı sürdürüyor. Türk Telekom Ventures PİLOT girişim hızlandırma programının yeni dönemine seçilen girişimler, Atatürk Kültür Merkezi’nde yer alan Türk Telekom Ventures Girişimcilik Merkezi’nde Türk Telekom CEO’su Ümit Önal ile bir araya geldi.
“Girişimler, Türk Telekom Ventures ile yükseliyor”
Konu hakkında değerlendirmede bulunan Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Şirket olarak yarına ışık tutan teknolojileri ve bu teknolojileri besleyen girişimleri 10 yılı aşkın zamandır destekliyoruz. Türk Telekom Ventures ve girişim hızlandırma programı PİLOT ile geleceğimiz için fark oluşturacak ve ülkemizi dünyada teknoloji alanında öne çıkaracak inovatif girişimlerin büyümelerine katkı sunuyoruz. Türk Telekom Ventures PİLOT girişim hızlandırma programı ile bugüne kadar girişimlere 32 milyon TL’lik nakit desteği sağladık. Türk Telekom Ventures kurumsal girişim sermayesi ve Türk Telekom Ventures GSYF ile yatırım yaptığı 21 girişimin portföy değeri 190 milyon doları bulurken, söz konusu rakam; girişimcilik ekosisteminin Türkiye ekonomisindeki değerine ve kaldıraç özelliğine işaret ediyor. Ülkemizin ürettiği teknolojiyi dünyaya ihraç eden bir ülke olması motivasyonuyla, PİLOT programımıza dahil olan girişimlerimize teknoloji alanındaki bilgi birikimimizi aktarıyor, finansal desteğin yanı sıra yurt dışına açılmalarını sağlayacak stratejik iş birlikleri ve olanaklar oluşturuyoruz. Girişimlerimize yaptığımız her yatırımı Türkiye’nin geleceğine yönelik bir yatırım olarak görüyoruz. Amacımız, desteğimizle büyüyüp küresel başarılara imza atacak çok daha fazla girişime destek olarak ülkemizden yeni dünya markalarının ve unicorn’ların çıkmasını sağlamak. Yenilikçi teknolojileri desteklemeyi ve geliştirdiğimiz çözümlerin tüm dünyada kullanılması adına girişimlerimizin küresele uzanan yolculuklarında köprü görevi üstlenmeyi sürdürüyoruz. Türk Telekom Ventures ile ABD’de kurduğumuz şirketimiz, stratejik iş birliklerimiz ve yatırımcıları arasında bulunduğumuz küresel yatırım fonları ile hem portföyümüzdeki girişimlerin hem de Türk Telekom ve grup şirketlerinin uluslararası pazarlarda iş geliştirmelerini, yatırım süreçlerini desteklemeye devam edeceğiz” dedi.
Önal, Türk Telekom Ventures PİLOT kapsamında 150 bin TL nakit desteği alan girişimlerin, program sonunda 30 bin USD yatırım desteği ve Stanford Üniversitesi’nde PİLOT girişimleri için özel tasarlanan global girişimcilik programına katılma fırsatına sahip olacaklarını hatırlattı.
“Yaay ile yerli sosyal medya deneyimi, TahtApp ile geleceği iyileştiren teknoloji deneyimi sunuyoruz”
Teknoloji alanında Türkiye’nin kendine yeten bir ülke olması için öncü çalışmalar yürüttüklerini belirten Önal, “Tüm faaliyet alanlarımızda yerli iş birliklerini ön plana alıyor, yerli ürünlerin geliştirilmesine ve kullanılmasına liderlik ediyoruz. Şirketimizin çatısı altında hayata geçirdiğimiz yerli sosyal medya platformumuz Yaay, kullanıcılara farklı deneyimler sunuyor. Yaay platformumuzun şu an 2 milyona yakın kullanıcısı var. Kurumumuz teknoloji birikimini yaşamın her alanına aktararak değer oluşturmaya odaklanan bir kültüre sahip. Bu anlayışımız ile teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştürecek çalışmalar gerçekleştiriyor, geleceği yeni nesil teknolojilerle şekillendiriyoruz. Türk Telekom Ar-Ge ekibi tarafından geliştirilen TahtApp uygulaması ile az gören çocukların, sınıf arkadaşları ile bir arada eğitim alabilmesine olanak sağlıyoruz. Şirket olarak, geleceği iyileştiren teknoloji yaklaşımımızla çalışmalarımıza devam ederken, tarihin bize yüklediği misyon ile bir telekomünikasyon şirketi olmanın ötesinde, ülkemize değer katacak ve ileriye taşıyacak her projenin öncüsü olmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
” Silikon Vadisi’ndeki büyümemizi hızlandırmayı ve kuvvetlendirmeyi hedefliyoruz”
Türk Telekom PİLOT’un 12’nci dönemine seçilen girişimlerden From Your Eyes Kurucusu ve CEO’su Zülal Tannur, “Yapay görme ve biyolojik görme arasındaki boşluğu doldurmaya yönelik, insanlardan otomobillere uzanan geniş bir spektrumda çözümler geliştiriyor ve işletmeler için lisanslıyoruz. Araç görüşü olarak adlandırılan VehicleVision, havalimanlarında kullanılan AeroVision ve görme engelli insanların hayatlarını XR teknolojileriyle kolaylaştıran FYE Mobile Vision geliştirdiğimiz bazı çözümlerimizin başında geliyor. Türk Telekom Ventures PİLOT sayesinde ABD’deki merkez şirketimiz olan NeuroVision AI Tech’in, Silikon Vadisi’ndeki büyümesini hızlandırmayı ve kuvvetlendirmeyi hedefliyoruz. PİLOT programındaki mentörlükler ve eğitimler sayesinde büyümemizi doğru stratejiyle kurguluyoruz” dedi.
Sensed AI Kurucu Ortağı Emre Dirican, “Girişimimiz, yapay zeka ve uzaktan algılama teknolojilerini kullanarak binaların ve kritik altyapıların fiziksel ve çevresel sağlığını sürekli izliyor ve dünya genelinde herkes için güvenli ve sürdürülebilir yaşam koşulları sağlamayı amaçlıyor. Türk Telekom Ventures PİLOT programı ile Türk Telekom’un yurt içi ve yurt dışındaki değerli ağlarına ve iş birliklerine erişme fırsatı yakalayacağız. PİLOT’un sunduğu imkanlar, hedeflerimize daha hızlı ve daha doğru bir stratejiyle ulaşmamızı sağlayacak” diye konuştu.
Mistikist Kurucusu ve CEO’su Buğra Karahan ise “Temeli MIT, Harvard, Stanford, Johns Hopkins gibi üniversitelerde yapılan bilimsel araştırmalara dayanan; beyin dalgası regülasyonu yöntemini herkesin erişebileceği bir uygulamaya dönüştürerek, dünyanın ilk dijital stres azaltma asistanı olarak Mistikist’i geliştirdim. Sadece 2-8 dakika içinde stres seviyesinde yüzde 90’a varan azalma, odaklanma seviyesinde yüzde 95’a varan bir artış sağlayabiliyoruz. 12’nci dönemine kabul aldığımız PİLOT programı ile birlikte, hem uluslararası pazarda büyüme hızımızı artırdık hem de B2B ve B2C müşteri ediniminde önemli bir yol kat ettik. PİLOT programı birçok alanda kendimizi daha ileriye taşıyıp geniş kitlelere ulaşmamız için benzersiz fırsatlar sunuyor” dedi.
Türk Telekom Ventures PİLOT’un 12’nci dönem girişimleri şöyle:
Archi’s Academy – Kişiselleştirilmiş eğitim platformu
Yazılım geliştirme alanında proje tabanlı ve kişiselleştirilmiş çevrim içi bir eğitim platformu olan Archi’s Academy, teknoloji alanında kariyer hedefleyenlere, esnek, taahhütsüz ve aylık abonelik ile eğitmen liderliğinde eğitimlere katılma ve bire bir mentorluk alma imkanı sunuyor.
Finsmart AI – Yapay zeka destekli CFO hizmetleri
Hızla büyüyen şirketler için otomatik finansal raporlama sistemleri ve yapay zeka destekli CFO hizmetleri veren Finsmart AI, şirketlerin sürdürülebilirliklerini, karlılıklarını ve fonlara erişimlerini arttırmaya yardımcı olarak finansal performanslarını analiz ediyor, eyleme geçirilebilir bilgiler sunuyor, yatırımcıların da portföy şirketlerinin performansını kolaylıkla takip etmelerini sağlıyor.
From Your Eyes – Yapay görme çözümleri
İnsanlardan makinelere kadar uzanan geniş bir spektrum için yapay görme çözümleri tasarlayan From Your Eyes, video görüntü işleme ve anlık görüntü işlemenin kişiselleştirilebilmesini, edge computing’le çalıştırılıp eğitilmesini, kendi eğittiği yapay zeka modelleriyle biyolojik görmeye en yakın yapay görme sistemleri geliştiriyor.
Hardal – Serverside ölçümlemenin en hızlı yolu
Hardal, web sitesi veya mobil uygulamalarda birincil taraflı veri analitiği için gerekli olan sunucu taraflı pazarlama ölçümlemesi ve analitiği hizmeti sunuyor. Bu kapsamda, şirketler sunucu taraflı ölçümleme ve pazarlama, şirket içi geliştirme, projelendirme ve sunucu maliyetlerini yapay zeka destekli algoritma ile minimize edebiliyor. Ayrıca Hardal, çerezsiz reklam kampanya optimizasyonu ve ölçümlenmesi için gerekli altyapıyı uçtan uca sağlıyor.
Mistikist-Yapay zeka destekli nörobilim uygulaması
Görsel, işitsel uyaranlarla stres ve anksiyeteyi azaltan, odaklanma ve iş performansını artıran, yapay zeka destekli bir nörobilim uygulaması olan Mistikist, günlük hayatın ve yoğun iş hayatının stresinden olumsuz etkilenenler için beyin dalgalarını regüle ederek zihinsel esenliğe ulaşmalarını sağlıyor.
QDelivery – Akıllı teslimat platformu
Teslimat ve saha operasyonları yürüten firmaların tüm bu süreçleri dijitalleştirmesini, optimize etmesini ve en etkili şekilde yönetmesini sağlayan SaaS platformu olan QDelivery ile firmalar tüm teslimat ve saha operasyonlarını optimize edip kolayca yönetirken aynı zamanda operasyonel maliyetlerini düşürerek müşteri memnuniyetini en üst seviyeye taşıyor.
Sensed AI – Binaların ve kritik altyapıların fiziksel sağlığını düzenli izleme platformu
Kentsel ve tarımsal izleme konusunda uzmanlaşmış yenilikçi bir yer gözlemi girişimi olan Sensed AI, sentetik açıklıklı radar (SAR) verileri ve ileri yapay zeka algoritmaları ile binaların ve kritik altyapıların fiziksel bütünlüğü ve sağlığı hakkında düzenli bilgiler sunarak uzaktan algılama tabanlı yapısal ve çevresel sağlık analizlerini herkes için erişilebilir kılıyor.
Some Carbon-Yeni nesil karbondioksit azaltım ve yönetimi
Some Carbon, fabrikaların bacasından çıkan karbondioksit emisyonlarından metanol gibi katma değerli ürün üretilmesine ve karbon yönetiminin gerçekleştirilmesine yönelik başta demir-çelik, çimento gibi karbon kaçağı yüksek sektörler olmak üzere risk altındaki bütün endüstrilere karbon azaltım servisi sunuyor. Ayrıca, firmaların hem emisyon azaltım risk ve fırsatlarını değerlendirerek regülasyona dayalı mali yükümlülüklerden daha az etkilenmesine hem de metanol gibi katma değerli sürdürülebilir bir ürün elde edilmesine olanak sağlıyor.
T4 People Analytics – Yapay zeka ile çalışan verilerini değere dönüştürme
Kurumların farklı sistemlerinde bulunan tüm çalışan verilerini bir araya getirerek veriye dayalı yüksek etkili aksiyonlar alınmasını sağlayan ve yapay zeka çözümleri sunan T4 People Analytics’in geniş kapsamlı çalışan analitiği çözümleri arasında İK veri ambarı, yapay zeka tabanlı istenmeyen işten ayrılmaları tahminleme, aday skorlama, metin madenciliği gibi makine öğrenme modelleri bulunuyor.
VenueX – Bütünleşik dijital pazarlama platformu
Markaların mağaza verilerini Google, Meta, Yandex, TikTok, Apple gibi global platformlarla entegre ederek, müşteri trafiğini ve satışlarını artıracak dijital reklamlar oluşturup yayınlamalarını sağlayan VenueX, firmaların reklamlarının etkisini ölçerek hem reklam harcamalarının mağaza ziyaretlerine ve satışlara dönüşümünü belirliyor, hem de markaların reklam performansını ve gelirini maksimize ediyor. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“EYT DEMEK GELECEĞİN KAYNAKLARINI TÜKETMEK DEMEKTİR”
“EYT üzerinden emeklilik sistemini dar bir koridora soktuk” diyen Zeybekci, “EYT demek geleceğin kaynaklarını bugünden tüketmek demektir. Maalesef emeklilik sistemimizi çok dar bir koridora soktuk. 16 milyonun üzerinde emeklimiz var. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Bu bir siyasi mesele değil bu bir memleket meselesidir. Siyaset yaparken ülke kaygısıyla gelecek kaygısıyla hareket edilmesi gerekiyor. Zamanında benim EYT ile görüşlerim negatifti. Ama diğer taraftan mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır diyerek EYT ile ilgili olmaması gerekenler yapıldı. Beklentiler sonsuz, kaynaklar sınırlıdır. Dünyadaki ekonomik trende bakarsanız Türkiye olarak doğru yoldayız. Parasal tedbirleri destekliyoruz. Enflasyonlar mücadele programı halinde bütün olarak düşünürsek talepleri yok etmek mümkün değildir. Ama parasal tedbirlerle talebin artarak gelmesi vardır. Türkiye’de tarım ve gıdada desteklerle başlamamız lazım. Emekliler deyince yanlış olur. Dar gelirli ve asgari ücretliye, esnafa, çiftçiye bakmak lazım. Parayı artırarak refahı artıramazsınız. Alınması gereken tedbirler ile zoru geride bıraktık. Yapmamız gereken refahı artırmak. Bu da arzı, üretimi artırmakla gerçekleşir” ifadelerini kullandı.
“25 BİN LİRA VERSEN DE ÇÖZÜLMEZ”
Geçim sıkıntısı çeken emeklilerin maaşlarına zam yapılmaması gerektiğini vurgulayan Zeybekçi, “Emekliye 25 bin lira verilerek çözülse dünyada fakir ülke kalmazdı, herkes parayı bolca para verir problemler biterdi. Çözüm ürünü, malı, istihdamı artırmak. Topyekün ülkece bir karar vermeliyiz” dedi.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“BELEDİYE BAŞKANLARI EMANETE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKMALIDIR”
Kılıç, Yeniden Refah Partisi‘nden Ak Parti‘ye geçen belediye başkanları ile ilgili, ” Yeniden Refah Partisi‘nin 63 belediyesinden 13’ü partimizden ayrıldı. Bu olağan bir durum değil. Bunu normal, olağan, sıradan bir durum olarak göremeyiz, karşılayamaz. Bu belediye başkanlarının önemli bir kısmı bugün Ak Parti‘ye katılım sağladı. Devletin sahip olduğu imkanları, kamunun gücünü, kudretini muhalefetin seçilmiş belediye başkanlarını şu ya da bu şekilde etki altına alarak, baskı altına alarak alacak şekilde kullanmak hukuka uygun değildir” dedi.

“HAKSIZ VE ADALETSİZ BİR UYGULAMADIR”
Yaşanan bu durumun adalete, hakkaniyete uygun olmadığını vurgulayan Kılıç “Bir partiden seçilmiş belediye başkanlarını istifa ettirip kendi partinize katmak haksız ve adaletsiz bir uygulamadır. Seçimin mantığına, siyasetin sosyolojisine, seçme iradesine sandığa yansımasına da tümüyle aykırıdır. Elbette ki Yeniden Refah Partisi‘nin bakanlıkları yok, bürokratik kurumları yok, büyük bütçeleri yok, belediyeleri borçlandırma yetkisi yok. Seçilmiş belediye başkanlarımıza kredi veremiyoruz. Para bulamıyoruz. Çöp kamyonu gönderemiyoruz. Ama zaten aslolan belediyenin kendi imkanlarıyla fırsatlar oluşturması ve halkın ihtiyaçlarına cevaplar bulmasıdır. ve Ankara’daki devlet kurumlarının da hangi partiden olursa olsun bütün belediyelere ve belediye başkanlarına parti ayrımı yapmaksızın eşit yaklaşmasıdır” sözlerini kullandı.

“YER DEĞİŞTİRMEK GİDENE DE ALANA DA YARAMAZ”
Suat Kılıç, “Siz belediye başkanlarına hizmet edemez hale getirirseniz ve belediye başkanları da bu nedenle partilerinden ayrılmayı düşünürlerse burada açığa büyük bir adaletsizlik çıkar. Yer değiştirmek bu anlamda gidene de yaramaz, alana da yaramaz. O nedenle diyorum ki, seçilmiş belediye başkanları ellerindeki imkanlar ve fırsatlar ne olursa olsun kendi partilerinde kalmalıdır. Milletin emanetine sahip çıkmalıdır. Hizmet etmelerine mani olan adaletsiz ya da dışlayıcı uygulamalar varsa bunu da halkı anlatmaları, halkın dikkatine sunmalarıdır. Doğru olan budur. Yapılması gereken budur. Bütün belediye başkanlarına, başka partilerden seçilenlere de bizim tavsiyemiz; kendilerini seçen insanların iradesine, ilgisine, güvenine layık kalmaları ve beş yıl boyunca o parti logosuyla verilmiş olan emanete sonuna kadar sahip çıkmalarıdır” dedi.

“SAYIN GÜRPINAR PARTİMİZDEDİR, ŞANLIURFA’DADIR”
“Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanımız sayın Mehmet Kasım Gürpınar’ı bu tartışmalardan tenzih ediyorum” diyen Kılıç, “Büyükşehir belediye başkanımız hem partiye geçişimiz sürecinde hem de sonrasındaki açıklamalarında partisindeki huzurunu, partisinden duyduğu memnuniyeti ve Şanlıurfa halkına hizmet etme iradesini defalarca bize de kamuoyuna da beyan etmiştir. Bu tartışmaların kasıtlı polemikler olduğunu ve bir yıpratma kampanyasının yansımaları olarak cereyan ettiğini düşünüyorum. Sayın Gürpınar partimizdedir, Şanlıurfa’dadır. Hizmetime devam etmektedir ve yine Yeniden Refah Partisi çatısı altında seçildiği gün olduğu gibi beş yıl boyunca hizmetine devam edeceğine yönelik inancımız ve kanaatimiz kendisiyle ilgili tamdır” sözlerini kullandı.
“HER BİRİNİN NASIL GEÇMEK ZORUNDA BIRAKILDIĞINI TEK TEK BİLİYORUZ”
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Altınöz ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “Belediye başkanları kendi öz iradeleriyle partimize katılıyor” sözlerine tepki gösterdi.
Altınöz, “Sayın Ömer Çelik, Yeniden Refah Partisi’nden kendi hür iradeleriyle Ak Parti’ye geçtiğini iddia ettiğiniz belediye başkanlarının her birinin nasıl bir hikaye ile Ak Parti’ye geçmek zorunda bırakıldığını tek tek biliyoruz. Dahası, o ilçelerdeki vatandaşlarımız da bu ahlak yoksunu siyasetin farkında ve uygulamalarınız o vatandaşlarımızın da şu anda ana gündemi durumundadır. Sn. Çelik, Eğer cesaretiniz varsa, kendinizi en rahat ifade edeceğiniz, yandaşınız olan bir televizyon kanalında sizi karşılıklı canlı yayına davet ediyorum. Sonuçta siz Türkiye’nin 2. büyük partisini temsil ediyorsunuz; biz de 3. büyük partisini temsil ediyoruz. Oturup şöyle enine boyuna bir konuşmamız çok iyi olmaz mı? Tüm iddialarınızı konuşalım. Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak ve bizi ikna etmek için ittifak taahhüdünü (protokolünü) nasıl imzaladığınızı, sonra o şartların hiçbirini yerine getirmeyişinizi ve millet gerçek yüzünüzü görmesin diye Yeniden Refah’a durmaksızın nasıl operasyon çekmeye çalıştığınızı da konuşalım! Buyurun, Hodri Meydan! Sn. Çelik, Belediyelerimizi çalarak bizden bir şey eksiltmediniz ama kamuoyunda kendi karizmanızı fena çizdirdiniz.”

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Müstakil Sanayici ve İş adamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkan Yardımcısı Cihad Terzioğlu, nükleer enerjinin ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) enerji arz güvenliğine önemli katkılar yapacağını söyledi. İlk ünitesinin tamamlanmasına yaklaşılan santralin enerji çeşitliliğinden, iklim değişikliğinin etkilerinin önlenmesine kadar pek çok alanda Türkiye’yi ileri taşıyacağını belirten Terzioğlu, “Başta Akkuyu NGS olmak üzere Türkiye’ye kurulacak nükleer santrallerle ekonomik ve teknolojik kazanımların yanı sıra tersine beyin göçüne de katkı sağlanacağını düşünüyorum” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalara göre Türkiye’de nükleerde hedef 2035’te 7,2, 2050’de ise 20 gigavat üretime ulaşmak olacak. Bu kapsamda Sinop ve Trakya’da inşa edilecek 4’er reaktörün yanı sıra toplamda 5 gigavat civarında üretim yapacak küçük modüler reaktörlerin de (SMR) inşa edilmesi planlanıyor. Bu uzun vadeli hedeflerinin ilk adımı ise uzmanların “Türkiye’nin enerji yolculuğunda bir dönüm noktası” olarak tanımladıkları Akkuyu NGS ile atılıyor. İlk ünitesinin tamamlanması için çalışmaların hızla devam ettiği santralin Türkiye’ye büyük avantajlar sağlayacağını belirten Cihad Terzioğlu, “Cari açık içerisindeki enerji faturasını düşündüğümüzde, tek başına elektrik ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 10’unu karşılayacak olan Akkuyu NGS’nin ekonomik katkısı büyük önem taşıyor. Tüm bu avantajlarının ötesinde nükleer enerji sektörünün Türkiye’ye teknoloji alanında da büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum” diye konuştu.
TERZİOĞLU: NÜKLEER ENERJİ SANTRALLERİ İLE TÜRKİYE TERSİNE BİR BEYİN GÖÇÜNE DE EV SAHİPLİĞİ YAPABİLİR
Terzioğlu, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Nükleer enerji teknolojisi başta tıp olmak üzere, kimya ve makine gibi imalat sektörlerine de katkı sunacaktır. Bu katkının nükleer teknoloji sayesinde artan nitelikli iş gücü ve istihdam ile sürdürülebilir olacağı kanaatindeyim. Yıllardır nükleer enerji ve fizik mühendislerinin yurt dışı olanaklarını daha çok değerlendirdiğini düşünürsek, nükleer enerji santralleri ile Türkiye tersine bir beyin göçüne de ev sahipliği yapabilir. Akkuyu ile nükleer enerji santrali teknolojisi ile tanışacak olan Türkiye aynı zamanda enerji arz çeşitliliğini de artırmış olacak. Zamanla devreden çıkacak olan fosil yakıtlı santralleri ve karbon düzenleme mekanizmaları nedeniyle ihtiyaç duyulacak temiz enerji ihtiyacının artacağı gerçeklerini de dikkate aldığımızda; Akkuyu ile 10-15 GW’lık nükleer enerji kurulu gücü, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve iklim değişikliği ile mücadele hedefleri için gerekli olacağını düşünüyorum. Türkiye 2016 yılından bu tarafa hassasiyetle takip ettiği Milli Enerji ve Maden Politikası gereği, enerji arz güvenliğini sağlamaya çalışırken yerlileştirmeyi de önemsiyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgar ve güneş teknolojileri için Türkiye’de kurulan fabrikalar, üretim hatları ve gelişen yan sanayi bunun güzel örneklerindendir. Nükleer enerji santralinin bu yönden de olumlu yansımalarını yaşayacağız. On binlerce ekipmanın kullanıldığı, yüzlerce hizmet sağlayacağının tedarik zincirinde yer aldığı bu teknolojinin kendi ekosistemini oluşturacağını söyleyebiliriz. Bu ekosistem imalat sektöründen yan sanayiye, mühendislik hizmetlerinden idari hizmetlere kadar geniş yelpazeyi kapsayacaktır. Bu ekosistemde tecrübe kazanacak olan firma ve kurumlarımızın, yurt dışında kurulacak/kurulan nükleer enerji santrallerine hizmet verebilecek olması da ihracat gücümüzü artıracak bir potansiyel taşımaktadır. Bunun yanında nükleer enerji teknolojisinin ileride daha sık konuşacağımız, elektrikli araçlar, depolama ve hidrojen alanlarındaki gelişmeleri güçlendireceğini de söyleyebiliriz.”
“SMR TEKNOLOJİSİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR”
Nükleer sektör içerisindeki yeni gelişmeleri de takip etmek gerektiğini belirten Terzioğlu, “Konvansiyonel nükleer enerji teknolojisini takip eden küçük modüler reaktör (SMR) teknolojisi ticarileşme aşamasına gelmiş durumda. Kolay kurulabilir ve devreden alınabilir olmaları, atık ve yakıt süreçlerinin avantajları nedeniyle önümüzdeki yıllarda tercih edileceğini düşünüyorum. Özellikle ağır sanayi endüstrisinin 30 MW ile 300 MW arasında değişen SMR çözümlerine ilgi duyacağı kanaatindeyim. SMR teknolojisinin yatırım hızı artışında finansman imkanlarının da geliştirilmesinin altını çizerek, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında küresel teşvik mekanizmaları içerisinde yer alması gerektiğini hatırlatmak isterim” ifadelerini kullandı.
KARATAŞ: AKKUYU NGS BİR DÖNÜM NOKTASI OLACAK
Enerji Verimliliği Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Altuğ Karataş da Türkiye’nin nükleer enerji santralleri inşasında kazanacağı üretim tecrübesinin SMR kurmada ciddi avantaj sağlayacağını belirtti. Dünyanın karbonsuz enerjiye geçişte yeni bir üretim kaynağı olacak olan SMR’ler konusunda hızlı bir gelişim gösterdiğini söyleyen Karataş, “Akkuyu NGS’yi inşa eden Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom başta olmak üzere sektördeki pek çok önemli oyuncunun oluşturduğu bu yeni pazar ülkelerin gerçekleştireceği mevzuat alt yapısı ve uygun ekosistemin oluşması ile enerji sektöründe yepyeni bir üretim modeline geçişi hızlandırabilir. Türkiye’nin nükleer enerji santralleri inşasında kazanacağı üretim tecrübesi de SMR’ye geçişte de ciddi avantaj sağlayacaktır” dedi.
Türkiye’nin 2053 karbon nötr hedefini yakalaması için emisyon oluşturucu enerji kaynaklarından uzaklaşması gerektiğini, bunu yaparken de enerji arz güvenliğini sağlamasının şart olduğunu söyleyen Karataş, bu iki sebepten ötürü nükleerin en iyi çözümlerden biri olduğunu aktardı.
Karataş Türkiye’nin Rusya, Fransa ve ABD gibi ülkelerin başı çektiği ‘Nükleer enerji kullanan ülkeler’ arasındaki yerini almaya hazırlandığını hatırlatarak şunları söyledi:
“COP28 zirvesinde alınan en önemli kararlardan ve geçtiğimiz yıl Avrupa’nın nükleeri geçiş dönemi temiz yakıtı sayması ile nükleer enerjiye yatırım artmaya başladı. Türkiye de ilk santrali ile bu ülkeler arasındaki yerini alıyor. Akkuyu NGS ile Türkiye bu konudaki ilk adımı atmakla kalmıyor, farklı alanlarda nükleerle ilgili çalışmalar da başlatarak sektöre yönelik yan sanayisini de geliştiriyor. Artan üretimle birlikte enerji arz güvenliğinin karbon nötr bir yakıttan sağlanacak olması Türkiye’ye gelecek yatırımcıları da cezbedecektir. Çünkü karbon vergisi üretim maliyetlerini artıracak ve karbonsuz enerji arayışlarını hızlandıracaktır. Karbonsuz enerji, yatırımcıları da Türkiye’ye çekebilir. Bu anlamda Akkuyu NGS Türkiye’nin karbonsuz enerjide atacağı büyük bir adım ve bir dönüm noktası olacaktır.”
HEDEF İHRACATÇI KONUMA GELEBİLMEK
Türkiye’nin nükleer enerji santrallerin konusunda yan sanayisini ve standartlarını geliştirmesinin pek çok avantaj sağlayacağını belirten Karataş, Türkiye’nin ilerleyen dönemlerde nükleerde bir hizmet ve ürün ihracatçısı konumuna gelebileceğini vurguladı. Karataş, “Nükleer santral standartları güvelik açısından dünyada en katı standartlardır ve her üretici bu standartları sağlayamayabilir. Türkiye Akkuyu NGS’de yaptığı anlaşma ile %20 yerlilik, ikinci santralde ise %40 yerlilik oranına ulaşacaktır. Türkiye üretim gücü ile şu anda bu standartları sağlayacak yan sanayiye kavuşmaktadır. Ülkemizin Akkuyu NGS ile yaratacağı, 2’nci ve 3’üncü santrallerle de pekiştireceği tecrübe dünyada inşa edilmekte olan ve edilecek nükleer santral işlerinde de hizmet ve ürün ihracatı imkanını doğuracak ve Türk sanayisi için yeni bir ekosistem oluşmasını sağlayacaktır. Ayrıca nükleer alanda yetişmiş yetkin kalifiye insan gücü de artacağından yeni istihdam alanları doğacaktır” diye konuştu.
“ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ İÇİN EN ÖNEMLİ ALTERNATİF KAYNAKLARDAN BİRİ NÜKLEER ENERJİDİR”
Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede hem sanayi hem de evlerde enerji tüketiminin artmaya devam edeceğine dikkati çeken Karataş, “Aynı zamanda yenilenebilir enerjini yatırımlarının da artacağı göz önüne alınırsa oluşacak dengesizliği arz güvenliği açısından nötrleyecek en önemli kaynaklardan biri nükleer enerjidir. Ayrıca dünyada oluşabilecek enerji krizlerinde enerji ithalatı imkanının ortadan kalkması durumunda enerji arz güvenliği için alternatif en önemli kaynaklardan biri de nükleer enerjidir. Akkuyu NGS ile elektrik üretiminin yüzde 10 unu karşılamayı hedefleyen Türkiye, enerji arzında çeşitliliği artırarak risklerini minimize edecektir. Bu sebeple enerji çeşitliliği Türkiye’nin devlet politikasıdır. Avrupa yeşil mutabakat ve Paris iklim anlaşması ile birlikte karbonsuz enerji ihtiyacı da Türkiye’nin nükleer enerji hedefinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkan Fırat Görgel öncülüğünde sosyal belediyecilik çerçevesinde toplumun tüm kesimlerine yönelik faaliyetlerini durmaksızın sürdüren Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin kadınlara yönelik kursları da devam ediyor.
Gülsüm Hanım Gümüşer Sosyal Tesisi’nde kadınlara yönelik düzenlenen kurslardan bir tanesi de geri dönüşüm. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığınca düzenlenen kursta alanında uzman eğitmenler tarafından katılımcılara, geri dönüşümden kullanılabilir araç gereç yapımı eğitimi veriliyor.
Kursta bir yandan el becerilerini geliştiren ve sosyalleşen kadınlar bir yandan da yeni meslek ediniyor. Kadınlar, atölyelerde aldığı eğitimler neticesinde oluşturdukları ürünlerin satışını yaparak aile ekonomisine katkı sağlama fırsatı da buluyor. Geri dönüşüm atölyesinde oluşturulan ürünler, 9 – 31 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek Geleneksel Ağustos Fuarı’nda da katılımcıların beğenisine sunulacak.
Kurs eğitmeni Nuray İrem Yavuz, “Atölyemizde kursiyerlerimiz bir yandan geri dönüşümden yeni ürünler oluştururken bir yandan da depremin getirdiği psikolojik travmaları bir nebze de olsa geride bırakma fırsatı buluyor. Atölyemizde geri dönüşümden faydalanarak supla, sepet, abajur ve kapı süsü gibi çeşitli ürünler oluşturuyoruz. Atık kağıt ve cam gibi maddeleri atölyemizde daha kullanılabilir hale getiriyoruz. Kadınlar burada hem sosyalleşme hem de el becerilerini geliştirme imkanı buluyor. Ayrıca burada aldıkları eğitimle ürettikleri ürünlerin satışını yaparak aile ekonomisine de katkı sağlıyorlar” diye konuştu. – KAHRAMANMARAŞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi, sosyal sorumluluk anlayışı kapsamında, şehirde gerçekleştirdiği birçok faaliyetle desteklediği kadınlara yönelik olarak eğitim semineri düzenledi. Antalya Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürlüğü tarafından, “Üreten Kadınlar Kazanan Yarınlar” hedefiyle, Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatiflerinde aktif olarak üretime katılan kadınlara verilen eğitim seminerleri, 3 oturum şeklinde yapıldı. 20 kişilik gruplar halinde düzenlenen seminerler “Aile İçi İletişim”, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” ve ” Kadınların İş Hayatına Hazırlanması” başlıkları altında düzenlendi.
“Daha güçlü kadınlar”
Kadın ve Aile Hizmetleri eğitimcilerinin hazırladığı sunumlar ve güçlü anlatımlarla desteklenen eğitimlere katılan kooperatif üyesi kadınlar, seminerlere katılım sağlamaktan mutluluk duyduklarını dile getirdi. Seminerlerde “Aile içi iletişimde doğru yöntemler, iletişimde jest ve mimiklerin doğru kullanımı, iletişim yöntemleri, iş hayatında başarılı olmak için gerekenler, cinsiyet rollerinin tanımı, ailenin önemi, iletişimi engelleyen sebepler” gibi konular anlatıldı. Antalya Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen bu eğitimlerle, Antalyalı kadınların daha da güçlenmelerine katkı sağlamak amaçlanıyor. – ANTALYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ticaret BakanıÖmer Bolat, YÖK Başkanı Erol Özvar ile Yükseköğretim Kurulu ile Ticaret Bakanlığı Arasında düzenlenen İhracat Akademisi İş Birliği Protokolü İmza Töreni’ne katıldı. Protokolün imza töreninde konuşan YÖK Başkanı Erol Özvar Küresel ticaret arenasında rekabetin her geçen gün arttığını belirtti. Özvar, rekabette başarılı olabilmenin yolunun; iyi eğitim, alanında uzman, yenilikçi düşünebilen, çevresine duyarlı, üretken ve küresel trendleri takip edebilen yeni nesillere sahip olmaktan geçtiğini dile getirdi.
İhracat Akademisi’nin kurulmasının, imza altına alınan protokolün en somut çıktılarından biri olacağını savunan Özvar, “Akademinin danışma kurulunda Ticaret Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen üyelerin yanında üniversitelerimizden uzman akademisyenler ve ihracatla ilgili konularda faaliyet gösteren sektör, meslek ve sivil toplum kuruluşlarından tecrübeli kişiler de yer alacaktır. Bu yönüyle katılımcılığı, kapsayıcılığı ve çeşitliliği destekleyen bir danışma kurulu ortaya çıkacaktır. Akademi, üniversiteler ile sektörün iş birliği içinde çalıştığı, gençlerimizin ve mezunlarımızın ihracat alanında uzmanlaşmasını sağlayacak eğitim programları sunacaktır. Bu programlar, yalnızca teorik bilgiyle sınırlı kalmayıp, pratik uygulamalarla da desteklenecektir. Böylelikle öğrencilerimiz, mezun olduktan sonra iş dünyasına hızlı bir şekilde adapte olma fırsatına sahip olacaklardır” şeklinde konuştu.
“Şehirlerimizdeki üniversiteler bünyesinde Sürekli Eğitim Merkezleri ile iş birlikleri gerçekleştireceğiz”
Bakan Bolat, İhracat Akademisi ile bilgilendirme ve eğitim faaliyetlerinin akademik ve kurumsal bir çatı altında güçlendirildiğine dikkati çekti. Ticaret Bakanlığı ve YÖK arasında imzalanan protokol ile ihracatçıların eğitimi ve bilgilendirilmelerine yönelik çalışmaların büyük bir ivme kazandırılmış olacağını sözlerine ekleyen Bolat, “Üniversiteler ile iş dünyası arasındaki iş birliği, modern ekonomik gelişimlerin temel taşlarından biridir. Dış ticaret hikayemizi daha zenginleştirecek ona farklı bir boyut kazandıracak, yetişmiş insan gücüne katkı sağlayacak olan İhracat Akademisinde; Ticaret Bakanlığımızın uzmanları, sektörün alanında isim yapmış temsilcileri ve iş birliği gerçekleştireceğimiz üniversitelerimizin seçkin öğretim üyelerinin oluşturacağı güçlü bir kadroyla ihracatın tüm süreçlerine hakim, donanımlı ihracatçılar yetiştireceğiz. Hayata geçireceğimiz protokol kapsamında, ihracat konusunda öne çıkan şehirlerimizdeki üniversiteler bünyesinde Sürekli Eğitim Merkezleri ile iş birlikleri gerçekleştireceğiz. Bu iş birlikleri ile sürekli güncel bilgiye ihtiyaç duyulan ihracat gibi dinamik bir alanda, öğretim üyelerimizin akademik birikiminden güç alacağız. Ayrıca, network ortamının oluşturulacağı seminerlerde ihracatımızın önde gelen firma yöneticileri katılımcılar ile bir araya gelecek, tecrübe paylaşımı yapacak ve böylelikle mezunlarımız iş dünyasını yakından tanıma imkanı bulacak” ifadelerini kullandı.
“Akademik Danışma Kurulumuz tarafından yeni nesil iş yapma teknikleri esas alınarak büyük bir titizlikle hazırlanacak”
İhracat Akademisinde, dış ticaretin tüm süreçlerinin uygulamalı olarak anlatılacağı ve katılımcıların eğitim sonunda tüm dış ticaret süreçlerini tek başına yapabilecek seviyeye gelmesinin sağlanacağı bir müfredat oluşturulduğunu bildiren Bakan Ömer Bolat, “Söz konusu müfredat, Ticaret Bakanlığımız, Yükseköğretim Kurulu, iş birliği yapılan üniversitelerimiz ve ihracatla ilgili konularda faaliyet gösteren sektör, meslek ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan Akademik Danışma Kurulumuz tarafından yeni nesil iş yapma teknikleri esas alınarak büyük bir titizlikle hazırlanacak. İhracat Akademisinde, eğitim programlarını kendisini geliştirmek isteyen dış ticaret uzmanlarından öğrencilere, firmasını uluslararası pazarlara taşımak isteyen girişimcilerden dış ticaret alanında kariyer yapmak isteyen profesyonellere kadar geniş bir kitleye hitap eden modüler bir anlayışla dizayn ediyoruz. İhracat Akademisi’nin; uluslararası pazarları analiz etmekten müşteri bulmaya, lojistikten gümrükleme işlemlerine, finansmandan markalaşmaya kadar ihracatın her aşamasına ilişkin edindikleri bilgi ve deneyimlerle firmalarına güç katacak mezunlar vermesini temenni ediyoruz. Bununla birlikte, İhracat Akademisi mezunlarına özel sektörde staj imkanının kolaylaştırılması noktasında çalışmalarımızı da sürdürüyoruz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Özvar ve Bolat, protokolü imzalayarak aile fotoğrafı çektirdi. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO), Manavgat İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Manavgat Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi iş birliğiyle kentte yaşanan ara eleman sorununa çözüm üretmek amacıyla ‘MATSO Geleceğin İş Gücü Projesi’ni hayata geçiriliyor. Projenin MATSO Hizmet Binası’ndaki lansman toplantısı yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Toplantıya, MATSO Yönetim Kurulu Başkanı Seydi Tahsin Güngör, TÜLOMSAŞ Eski Genel Müdürü Hayri Avcı, Manavgat Milli Eğitim Şube Müdürü Yusuf Usta, MATSO Başkan Yardımcıları Anıl Bahar ve Ali Özen, Manavgat Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Şenay Günay ve MATSO üyeleri katıldı.
“Meslek lisesi memleket meselesi diyerek projeyi hayata geçiriyoruz”
Toplantının açılışında bir konuşma yapan MATSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri’nin önemine vurgu yaparak bu okullarda eskisi kadar teknik eleman yetişmediğini söyledi. Meslek liselerinin memleket meselesi olduğunu vurgulayan Başkan Güngör, “Biz Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimiz (TOBB) ve ona bağlı Odalar olarak meslek liselerine ve bu okullardan yetişmiş personellere çok önem veriyoruz. MATSO olarak paydaşlarımızla birlikte bu projeyi hayata geçirerek kentimizde yetişmek teknik personel sıkıntısına bir nebzede olsa çözüm olmaya çalışıyoruz” dedi.
“Okulun fiziki şartlarının iyileştirilmesi gerekiyor”
Manavgat Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin fiziki şartlarının iyileştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Başkan Güngör, “Okulda bulunan atölye ve donanımlar 40-45 yıl önceden kalma şartlarda çalışıyor. Okulun fiziki şartlarında iyileştirme yaparak piyasadaki ihtiyaca göre yeni bölümleri açarak, sektörlerin ihtiyaç duyduğu teknik elemanları yetiştirip istihdama kazandırılması gerekiyor. Biz MATSO olarak üzerimize düşen görevi yapacağız. Öğrenciler ve velileri tarafından okulun daha fazla tercih edilmesi için teşvik edici çalışmaların yapılması gerekiyor. Üyelerimiz ile işverenlerin teknik personel konusunda yaşadıkları sorunların önüne geçilmesi amacıyla hazırladığımız projemizin Yürütme Kurulu’nu oluşturularak çalışmalara başladık” dedi.
“İlk defa meslek liselerine olan ilginin arttığını görüyoruz”
Manavgat Milli Eğitim Şube Müdürü Yusuf Usta ise yaptığı konuşmada bu yıl ilk defa meslek liselerine olan ilginin arttığını ve tercih dönemlerinde daha fazla öğrenci tarafından sorulduğunu belirterek bu okulların değerinin bilinmesinin memnuniyet verici olduğunu söyledi. Bu projenin kendilerini umutlandırdığını vurgulayan Usta, “Bu proje ile hep birlikte güzel işler yapacağımızı umut ediyorum” diye konuştu.
Manavgat Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Şenay Günay ise okul ile ilgili bir sunum yaparak okulun fiziki durumu, atölyeleri ve donanımı ile ilgili bilgiler verdi.
TÜLOMSAŞ Eski Genel Müdürü Hayri Avcı ise proje ile ilgili bilgiler vererek sunum yaptı. İnsana yapılan yatırımın önemine işaret eden Avcı, son yıllarda işletmelerin hayatlarını devam ettirebilmesi için yüzde 60 insan kaynaklarına ihtiyaç olduğunu belirtti. Emekli olduktan sonra Manavgat’a döndüğünde iş dünyasının en çok insan kaynağı sorunlarından bahsettiğini anlatan Avcı, “Manavgat olarak işletmelerimizin ayakta kalabilmesi için insana daha fazla yatırım yapmalıyız. Bizde MATSO’nun öncülüğünde, Okul ve iş dünyamızın iş birliği ile daha önce benzerleri başarılı olan bir projeyi hayata geçirip çalışmalara başlıyoruz. Proje ile güzel işlere imza atacağımızı umut ediyor, katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Toplantıda söz alan katılımcılar sektörlerinde yaşadıkları ara elaman konusu ile bilgiler verdiler.
Toplantıda Yürütme Kurulu oluşturularak çalışmalara başladı. Yürütme Kurulunca proje kapsamında Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerine burslar verilmesinin teşvik edici olacağı ele alındı. Öğrencilerin okul dışında saha çalışması yaparak mesleklerinde başarılı olmaları ve okulların daha cazip hale gelmesi için yapılması gerekenler konuşuldu.
Çalışmaların şekillenmesinin ardından önümüzdeki günlerde düzenlenecek törenle paydaşlar tarafından protokol imzalanacak. – ANTALYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin Instagram’a erişimi engelleme kararı, sosyal medya üzerinden satış yapan girişimcilerin tepkisine neden olmuştu. Uzmanlar ise günlük 1,9 milyar TL değerinde e-ticaret hacminin bu erişim yasağından etkilenebileceğini ifade ederek karara tepki göstermişti. Instagram’a uygulanan bu yasak sadece vatandaşın değil, iddialara göre iki bakanın da tepkisine neden oldu.
INSTAGRAM YASAĞINA TEPKİ GÖSTEREN İKİ BAKAN
Gazeteci Nuray Babacan, konuyla ilgili yazısında “Yasağın, işletmelere verdiği zarar, ekonomik kayıplar bir yana bu duruma ilk tepki gösteren kişinin Turizm Bakanı olduğu anlatılıyor. Tam da turizm sezonunda, Türkiye’ye gelen binlerce yabancı turistin, Instagram yasaklı bir ülkede oldukları hissi yaratmanın maliyeti bakanı çileden çıkarmış. Milyonlarca lira harcanarak huzurlu ve özgür ülke imajı yaratmak için yapılan reklamların boşa gittiği anlatılıyor” ifadelerini kullandı.
Babacan, yazısının devamında “Turistlerin bir kare foto ve anı paylaşamadığı, Türkiye’nin tanıtımını yapamadığı bu süreçte, Kuzey Kore, Uganda ve İran’la bir tutulmasına tepki gösteren tek isim Turizm Bakanı da değil. Kapısı sürekli çalınan diğer isim Ticaret Bakanı. Zaten ekonomik krizden beli bükülen küçük işletmelerin bu yasak nedeniyle tanıtım ve pazarlama olanaklarını kaybetmesi üzerine bu bakanlıkta da ciddi sıkıntı yaşandığı anlatılıyor.” sözleriyle iddialarını dile getirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Turkcell’in katkılarıyla hazırlanan Anadolu Ajansı Teknoloji Masası’nın bu ayki toplantısı, AIPA Kurucusu ve Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu’un katılımıyla yapıldı.
Küçükşabanoğlu, AIPA’nın yaptığı faaliyetler hakkında bilgi verdikten sonra yapay zekadaki gelişmeler konusunda endişeli kişilerin olduğunu söyledi.
Yapay zeka büyük bir teknoloji olduğu için sorumluluklarının da büyük olduğunu dile getiren Küçükşabanoğlu, yapay zekanın iyiliğin de kötülüğün de gücü olabileceğini anlattı.
Küçükşabanoğlu, yapay zeka devrimini tarihteki benzer devrimlerle kıyaslayarak, “Tarihe baktığımızda, birinci sanayi devriminin itici gücü buhar, ikinci sanayi devriminin itici gücü elektrikti. Üçüncü sanayi devriminin itici gücü ise bilgisayardı. Bu teknolojiler sebebiyle de bazıları korku ve kaygı duydu ancak bu teknolojiler, hayatımızı değiştirdi.” diye konuştu.
Yapay zekanın etik ve mahremiyet konularında riskleri olsa da sağlık, tarım ve savunma gibi pek çok alanda büyük faydaları da bulunduğuna işaret eden Küçükşabanoğlu, korku ve kaygı yerine, yapay zekanın sunduğu fırsatlardan yararlanmayı düşünmek gerektiğini söyledi.
Küçükşabanoğlu, yapay zekanın ülkeler açısından büyük bir rekabetin konusu olduğuna dikkati çekerek, ülkelerin ekonomik açıdan bu teknolojiye büyük önem verdiğini belirtti.
Yapay zeka 15,7 trilyon dolarlık ekonomik hacim yaratacak
Yapay zekanın 2030’a kadar yaklaşık 15,7 trilyon dolarlık bir ekonomik hacim yaratacağının tahmin edildiğini anlatan Küçükşabanoğlu, ” Metaverse, blok zinciri gibi teknolojileri de eklediğimiz zaman 30 trilyon dolarlık bir ekonomiden bahsediyoruz. Küresel ekonominin 2030 yılında 100 ile 130 trilyon dolar arasında olacağı öngörülüyor. Bu 30 trilyon dolarlık pastanın lokomotifi yapay zeka olacak. Elbette ülkeler bu büyük pastadan pay almak isteyeceklerdir.” şeklinde konuştu.
85 milyon istihdam kaybı, 97 milyon yeni iş
Yapay zekanın istihdamda neden olacağı değişikliklere değinen Küçükşabanoğlu, şunlara dikkati çekti:
“Yapay zekanın 2030 yılına kadar dünya genelinde yaklaşık 85 milyon istihdam kaybına yol açması bekleniyor. Ülkelerin bu durumu göz önünde bulundurarak topluma yol göstermesi, ‘yapay zeka bu kadar istihdam kaybına yol açacak, bu nedenle hazırlıklı olmalıyız’ demesi gerekiyor. Ancak bardağın dolu tarafına da bakmalıyız. Yapay zeka, 97 milyon yeni iş imkanı da yaratacak. Bu nedenle ülkeler sadece kaybolan işlere değil, yaratılan yeni fırsatlara da odaklanmalı.”
Küçükşabanoğlu, yapay zeka konusunda gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkın giderek arttığına işaret ederek, “Son zamanlarda bazı şirketlerin mali değeri, birçok ülkenin ekonomik büyüklüğünden daha büyük hale geldi. Yakın gelecekte büyük şirketlerle devletlerin rekabetini göreceğiz. Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler yapay zekayı ana gündemlerine almak zorunda.” yorumunu yaptı.
Yapay zekayı doğru tanımlayabilenlerin oranı yüzde 5
Türkiye’de yaptıkları yapay zeka araştırmalarından bahseden Küçükşabanoğlu, “Özellikle toplumun yapay zeka algısından bahsetmek gerekirse, Türkiye’de toplumun yüzde 22’si yapay zeka hakkında hiç bilgi sahibi değil. Yüzde 73 ise yapay zekayı hayatın içinde kullandığı teknolojilerle özdeşleştirdiği için tanımı eksik ya da yanlış söylüyor. Yapay zekayı doğru tanımlayabilenlerin oranı sadece yüzde 5 oldu.” değerlendirmesini yaptı.
“Yapay zeka ile ilgili patentlerin yüzde 61’i Çin’e ait”
Küçükşabanoğlu, ABD ve Çin’in yapay zekada öne çıktığını belirterek, “Yapay zeka ile ilgili patentlerin yüzde 61’i Çin’e ait. ABD, 140 milyon dolarlık fon ayırarak 7 yapay zeka enstitüsü daha kuruyor. Birleşik Krallık da koordinasyonu sağlamak için yapay zeka ofisi açtı. Birleşik Arap Emirlikleri, yapay zeka bakanlığı kurdu.” dedi.
Dünyanın yapay zekaya magazinsel değil, stratejik bir gereksinim olarak baktığını aktaran Küçükşabanoğlu, şunları kaydetti:
“Oxford Insights’ın yapay zekada ülkelerin hazır olma endeksine göre Türkiye, 2020 yılında 66’ncı, 2021’de 55’inci, 2022’de 49’uncu, 2023’te ise 47’nci sırada yer aldı. Son 5 yılda Türkiye’de yapay zeka ile ilgili gelişmeler var. İlk 20’ye girebiliriz, potansiyelimiz var. Ulusal Yapay Zeka Strateji Belgesi’nin güncellenmesi ve daha köklü, gerçekçi hedefler koymamız gerekiyor. 85 milyonun gündemine yapay zekayı almamız lazım.”
Küçükşabanoğlu, her konunun yapay zeka politikalarının belirlenip, uygulanması gerektiğine işaret ederek, “Bu politikaların başında eğitim gelmeli. Türkiye’nin yapay zekadaki en büyük kozu, 27 milyonluk genç kitlesi. Bu kitleye zemin oluşturur, bu kitlenin yapay zekaya ilgisini bilgiye dönüştürebilirsek Türkiye yapay zekada ilk 20’ye girebilir. Öğretmenlerimizi yapay zeka konusunda donatmalı, öğrencilerimizi yapay zeka çağına hazırlamalıyız.” diye konuştu.
“Yapay zekaya stratejik bir gereksinim olarak bakılmalı”
Türkiye’deki kurumların yapay zekayı ana gündemine alması gerektiğini vurgulayan Küçükşabanoğlu, “Devletimizin yapay zekada tüm koordinasyonu sağlayacak bir kuruma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.” ifadesini kullandı.
Küçükşabanoğlu, yapay zekaya stratejik bir gereksinim olarak bakmak gerektiğini belirterek, “Yapay zeka her alanı dönüştürecek. Meslekler artık ciddi bir dönüşüm içinde. Özellikle 2030’dan sonra ne iş yaparsanız yapın merkezine yapay zekayı koymazsanız hayatta kalma şansınız yok. Kamuya alımlarda bile teknolojik bilgi birikiminin ölçüleceği günlere geliyoruz.” dedi.
Yapay zeka ile ilgilenmeyenlerin yeni dünyada başarılı olma şansı olmadığını aktaran Küçükşabanoğlu, “Yapay zeka etik ve mahremiyet uzmanları, siber güvenlik analisti, deepfake tespit uzmanları, uzay turizm rehberi, metaverse polisi, iklim teknolojileri uzmanı, prompt mühendisliği, dikey tarım uzmanları gibi mesleklere önem verilmesi gerekiyor.” diye konuştu.
Küçükşabanoğlu, yapay zekanın diplomasiyi de dönüştürdüğüne değinerek, “Son yıllarda özellikle birçok ülkenin ikili görüşmelerine baktık. Bu görüşmelerde yapay zeka artık ana gündem olmuş durumda. Diplomatik müzakereler ve karar alma süreçlerinde, uluslararası hukuk ve düzenlemelerde, siber güvenlik ve istihbaratta, uluslararası işbirliklerinde yapay zekanın ciddi bir dönüştürücü etkisi var.” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
BEUN Tahir Karauğuz Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Hakan Kutoğlu ve Prof. Dr. Servet Karasu, dekan ve dekan yardımcıları, akademik ve idari personel, E&T İntelligence şirketinin yetkilileri ve davetli şirketlerin temsilcileri katıldı. TÜBİTAK tarafından geçen ay İstanbul’da düzenlenen inovasyon zirvesinde sunum yapan Singapurlu E&T İntelligence firması yetkililerini Zonguldak’a davet eden Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hakan Kutoğlu; bunun üzerine bir toplantı düzenlediklerini hatırlattı.
Türkiye ve Singapur hükümetleri arasındaki anlaşma gereği, firmaların ortak bir proje geliştirmesi halinde Singapur’un projenin yüzde 70’ini, Türkiye’nin ise TÜBİTAK 1509 projesi kapsamında yüzde 65 ila 70 arasında destek sağladığını hatırlatan Kutoğlu, Türk şirketlerinin bu fırsattan yararlanarak Ar-Ge geliştirme fırsatı yakalayabileceğine dikkat çekerek şöyle dedi:
” Avrupa Birliği’nin Eureka isimli inovasyon proje çağrısı söz konusu. Bununla ilgili geçtiğimiz ay TÜBİTAK bir inovasyon zirvesi düzenlemişti. Bu kapsamda Singapur’lu E&T İntelligence firması otonom araçlarla ilgili geliştirdiği projeleri sunmuştu. Bu kapsamda biz kendilerini Zonguldak’a davet ettik. Zonguldak’ta iş geliştirme ve ortak arama noktasında bir toplantı düzenledik. Burada AB Eureka projesi kapsamında Türkiye ve Singapur hükümetlerinin ortak anlaşması bulunuyor. Eğer firmalar karşılıklı bir şekilde ortak proje geliştirme noktasında anlaşırlarsa Singapur tarafı projenin yüzde 70’ini destekliyor. Türkiye’de de TÜBİTAK 1509 projesi kapsamında büyük ölçekli firmalar için projenin yüzde 65’ini küçük ve orta ölçekli firmalar için yüzde 70 proje desteği sağlıyor. Bu şirketlerimiz için girişimci kuruluşlarımız için teknoloji üzerine çalışmak isteyen kuruluşlarımız için çok güzel bir fırsat. Projenin büyük bir maliyeti her iki tarafın hükümetleri tarafından karşılanırken aynı zamanda şirketlerimiz teknoloji alanında girişimcilik noktasında da çok önemli bir teknoloji transferine sahip olacaklar. Biz de üniversite olarak görevimiz bir kısmı da kurumlarımıza teknoloji transferi sağlamak. Bu gün de böyle bir organizasyon gerçekleştirdik. Umulur ki şirketlerimiz bu fırsatlardan yararlanarak teknoloji alanında Ar-Ge geliştirme fırsatı yakalarlar.” – ZONGULDAK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kacar, AA muhabirine, bugün yapılan toplantıda yönetim kurullarının kuru incir fiyatlarını belirlediğini kaydetti.
Geçen yıl A-4 kalite kuru inciri 92 liradan aldıklarını aktaran Bircan, “Bu sene A-4 kalite için açıkladığımız rakam 170 lira. Ortaklarımızı mağdur etmeyecek, enflasyona ezdirmeyecek şekilde bir fiyat belirledik. İnşallah iyi bir sezon olur.” dedi.
Bu sene geçen yıla göre rekolte artışı beklediklerini dile getiren Kacar, fiyatların yukarı çıkması durumunda ortakları lehine yeni bir fiyat düzenlemesi yapabileceklerini de sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çin, zayıflayan ekonomisini güçlendirmeyi amaçlayan bir dizi adımı açıkladı ve 2024 için de yüzde 5 civarında iddialı bir büyüme hedefi belirledi.
Başbakan Li Qiang ekonomi sunumunu Ulusal Halk Kongresi’nin açılışında yaptı.
Li, Çin’in ekonomisinin “zorluklarla” karşı karşıya olduğunu doğruladığı konuşmasında ve bu sorunların çoğunun “henüz çözülmediğini” de kabul etti.
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi, konut piyasası başta olmak üzere birçok alanda zorlu dönemden geçiyor.
Başbakan Li konuşmasında olası risklere de değindi:
“Gayrimenkul sektörü, yerel yönetimlerin borçları ile küçük ve orta ölçekli finans kuruluşlarının içinde olduğu riskler bazı durumlarda ilerlemiş düzeydeydi.
“Bu koşullar altında ekonomi politikasına ilişkin kararları vermeye çalışırken çok daha fazla ikilemle karşılaştık.”
Çin devleti, ülkenin krizden etkilenen emlak sektörünü hedef alan ve salgın sonrası ekonomik durgunluktan yavaş çıkışı hızlandıracak bir dizi başka önlem de açıkladı.
Pekin yönetimi kentlerde de 12 milyon yeni iş yaratmayı hedefliyor.
Başbakan Li, finansal piyasaları içeren düzenlemelerin de sıkılaştırılacağını duyurdu. Buna ek olarak yapay zeka dahil yeni teknolojilere yönelik araştırma faaliyetleri de artırılacak.
Savunma harcamaları yüzde 7 artıyor
Pekin, ekonomiyi canlandırmaya yönelik önlemlerin yanı sıra savunma harcamalarını da bu yıl yüzde 7,2 oranında artırıyor.
Çin’in savunma bütçesi, Tayvan başta olmak üzere komşuları ve ABD tarafından da yakından izleniyor.
Çin ekonomisi onlarca yıldır olağanüstü bir hızla büyüyordu. Resmi rakamlar gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yılda ortalama %10’a yakın büyüdüğünü gösteriyor.
Pekin, bu sürede Japonya’yı geride bırakarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi.
Çin, geçen yıl ekonomisinin yüzde 5,2 oranında büyüdüğünü savunuyor. Ancak bazı uzmanlar gerçek rakamın açıklanan verinin üçte birinden daha az olabileceğini öne sürüyor.
Ekonomik zorluklar
Çin üzerine çalışan araştırma şirketi Orient Capital Research’ten Andrew Collier, BBC’ye “Birçok ekonomist rakamların tamamen uydurma olduğunu düşünüyor. Yüzde 5,2 ya da yüzde 5,5 büyüme fikri büyük olasılıkla doğru değil. Yüzde 1 ya da yüzde 2 büyüme daha akla yakın” diyor.
Collier, önümüzdeki 5-10 yılın Pekin için zor geçeceğini belirtiyor.
Yüksek genç işsizliğinin yanında, borsadaki çalkalanma ile tüketici fiyatlarındaki düşüşle ilişkili deflasyon tehdidi yakın dönemli sorunlar listesinde yer alıyor.
Bu kısa vadeli sorunların yanında, ticaret ve jeopolitik gerilimler ile düşen doğum oranı ve yaşlanan nüfus da uzun dönemli sorunlar olarak öne çıkıyor.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre Çin ekonomisinin en ciddi zorluklarından biri ekonominin yaklaşık %20’sini oluşturan konut piyasasında şekilleniyor.
Çin’deki Hang Seng Bankası’nın baş ekonomisti Dan Wang, konut piyasasındaki sorunların yalnızca inşaat sektörünü değil aynı zamanda bölgesel bankacılık sektörünü de etkilediğini kaydediyor.
Ülkenin emlak sektöründeki kriz Evergrande ve Country Garden’ın içinde bulunduğu krizde görünür oldu.
Deflasyon sorunu
Bunun yanında pandemi sonrası dünya ekonomileri yüksek enflasyonla mücadele ederken, Çin ekonomisi istikrarlı şekilde düşen tüketici fiyatları sorunu ile karşı karşıya.
Ocak ayında Çin’de tüketici fiyatları son 15 yılın en hızlı seviyesinde geriledi. Bu Eylül 2009’dan bu yana kaydedilen en büyük düşüş olarak kayda geçti.
Deflasyon, insanların fiyatların daha da düşebileceği umuduyla tüketim ürünleri alımlarını ertelemeleri sonucunu doğurabiliyor.
Bu durum aynı zamanda kişilerin ve şirketlerin borç durumlarına da etki ediyor. Fiyatlar ile birlikte gelirler azalabilirken, borçlar aynı kalıyor. Gelirleri azalan şirketler ya da maaşları azalan aileler ödeme güçlüğüne düşebiliyor.
Tüm bunların anlamı şu ki, Çin son dönemde güçlü bir ekonomi için hayati önemde olan güven eksikliği içinde bulunuyor. Yetkililer de tüketicilere ve yatırımcılara bu anlamda güven vermeye çalışıyor.
BBC’ye konuşan Fidelity International’dan Catherine Yeung, siyasetçilerin bu güveni yeniden sağlamaya çalışma yönünde mesajlarını şekillendirdiklerini değerlendiriyor.
Devlet şu ana dek bu güveni sağlamak için küçük adımlar atmış gibi görünüyor.
Emlak sektöründeki krize yönelik olarak, borçlanma maliyetlerindeki kesintiler ve inşaat sektörüne yönelik direkt yardımlar bu anlamda ele alınıyor.
Bir başka dikkat çekici adım da, 8 trilyon dolar büyüklüğündeki Çin borsasını düzenleyen kurumun başkanının görevden alınması oldu. Benzer şekilde Çin şirketleri aleyhine pozisyon alan yatırımcılar hedef alındı ve günlük alım satımlara yeni düzenlemeler getirildi.
Yaşlanan nüfus
Çin yaşlanan nüfusu nedeniyle de uzun vadeli bir problemle karşı karşıya olarak görülüyor.
Yatırım şirketi Vanguard’ın Asya-Pasifik baş ekonomisti Qian Wang, uzun süre uygulanan tek çocuk politikası nedeniyle nüfusun hızla yaşlandığına dikkat çekiyor.
Wang, “Yaşlanmadan önce zenginleşen Japonya’nın aksine, Çin zenginleşmeden önce yaşlanıyor” karşılaştırmasını yapıyor.
Tayvan sorunu
Çözümü oldukça güç gibi görünen Tayvan sorunu da masada.
Pekin, Tayvan’ı, sonunda Çin’in bir parçası olacak ayrılıkçı bir eyalet olarak görüyor. Ve bu hedefini gerçekleştirmek için güç kullanımını da göz ardı etmiyor.
Ancak Tayvan yönetimi, kendisini Çin’in bir parçası olarak görmüyor.
Tayvan, Asya merkezli üstünlük mücadelesinde Çin ile ABD arasında kilit önemde yer alıyor.
Bu durum, Çin’in ABD ve diğer birçok büyük Batı ekonomisiyle ilişkilerini de ciddi şekilde karmaşıklaştırıyor.
ABD ile ticaret anlaşmazlıkları
Ayrıca ABD ile Donald Trump döneminde başlayan ve Biden yönetimi sırasında herhangi bir gevşeme belirtisi göstermeyen ticaret anlaşmazlığı da sürüyor.
Trump’ın ikinci dönem seçilmesi olasılığı, Washington ile Pekin arasındaki gerilimin artmasına neden olabilir.
Donald Trump, kampanya dönemi konuşmalarında, başkanlık seçimlerini kazanması halinde Çin mallarına daha fazla gümrük vergisi uygulayacağını söyledi.
Fox News’a verdiği röportajda tarifelerin yüzde 60’ı aşabileceğini söyledi ve “Bunu yapmak zorundayız” dedi.
Fidelity International’dan Catherine Yeung finansal piyasaların bu manşet açıklamalarına karşı çoktan kendi değelendirmelerini yaptığını savunuyor.
Ülkenin Devlet Başkanı Şi’nin uzun vadeli planlarının ülkesinin kaderini değiştirip değiştirmeyeceği henüz bilinmiyor.
Ancak açık olan şu ki, 1,4 milyardan fazla insanın, çift haneli yıllık büyüme ile gelen refahın keyfini sürmesi olasılığı kısa zamanda pek mümkün değil.
]]>
Kabine toplantısı sonrası konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Geçtiğimiz günlerde emekli maaşlarına şu kadar zam yapacağız diyen muhalefetin nasıl boş konuştuğunu örnekleriyle anlattım. Emeklilerin kafasını karıştırmak için vadettikleri rakam, ülkenin tüm yatırımları durdurulsa bile ödenmez. Sözü edilen artışları, ülkenin tüm yatırımlarını durdursak, eğitim veya sağlık harcamalarının tamamını buraya aktarsak, kamu görevlilerine maaş vermesek bile karşılayamıyoruz” dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalarında “En düşük emekli maaşı asgari ücret olmalı, bu sınırın altında hiçbir maaş kalmamalı.” demişti.
KABİNE TOPLANTISI SONRASI AÇIKLAMALARDA BULUNDU
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından millete seslendi. Türkiye’nin bugünüyle birlikte geleceğini de şekillendirecek tarihi bir ekonomik dönüşümden geçtiğini belirten Erdoğan, “Açıklanan her veri, ekonomimizin güçlü temeller üzerinde yükseldiğine işaret ediyor. Geçtiğimiz yıl maruz kaldığımız ‘Asrın Felaketi’ 6 Şubat depremlerine ve seçime rağmen ekonomimiz yüzde 4,5 gibi dünyada eşine az rastlanır bir oranla büyümeyi sürdürdü. Dünya ortalamasının 1,5 katına tekabül eden bu büyüme oranı, yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen ekonomimizin direncini ve dinamizmini ispatlıyor.” diye konuştu.
Büyümenin yaklaşık yarısının yatırımlardan kaynaklanmasının ayrıca önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Milli gelirimizin 1,1 trilyon doların ve kişi başına milli gelirimizin 13 bin doların üzerine çıkması, fevkalade sevindirici bir gelişmedir.” dedi.

Erdoğan, satın alma paritesine göre dünyanın en büyük 11. ekonomisi haline gelen Türkiye’nin, kısa vadeli kazanımlar yerine uzun vadeli kalıcı refah artışlarına odaklanarak yoluna devam edeceğini aktardı.
“DAHA ÖNCE ÜLKEMİZİ NASIL ENFLASYONDAN KURTARDIYSAK, BU DEFA DA YAPACAĞIZ”
AK Parti iktidarları döneminde her yıl ortalama 700 bin istihdam artışı sağlandığını belirten Erdoğan, “İstihdamdaki başarı hikayemizi geçtiğimiz yıl 855 bin yeni istihdam artışıyla sürdürdük. İşsizlik oranını yüzde 9,4 ile son 10 yılın en düşük seviyesini ifade eden tek haneli rakamlara düşürdük. Hatta bu oran, 2023 yılının aralık ayında yüzde 8,8 olarak gerçekleşti.” diye konuştu.

Enflasyonla mücadelede henüz istenen yere gelinmediğini belirten Erdoğan, “Ama kararlıyız. Daha önce ülkemizi enflasyondan nasıl kurtardıysak inşallah bu defa da aynı başarıyı sergileyeceğiz.” dedi.
Enflasyon beklentilerinin giderek düşmesinin, bu mücadeleye olan inancın işareti olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Aynı şekilde cari açıktaki düşüş de sürüyor. Bu yılın ilk 2 ayında cari dengede 13 milyar doların üzerinde iyileşme sağladık.” bilgisini verdi.
“HEDEFİMİZ 60 MİLYAR DOLAR”
Yenilenebilir enerji yatırımları ve yüksek teknolojiye dayalı üretimlerin artmasıyla cari açığın gerileyeceğini kaydeden Erdoğan, küresel enerji noktasında fiyatlardaki gerilemenin de bu mücadeleye destek olduğunu söyledi.
Turizm gelirlerinin her yıl rekor kırdığına işaret eden Erdoğan, “Geçtiğimiz yılı 54,5 milyar dolarla kapattığımız turizmde, bu yılki hedefimiz 60 milyar dolardır. Tabii tüm bu programları uygularken hep yaptığımız gibi mali disiplinden asla taviz vermiyoruz. Kalıcı fiyat istikrarını sağlayacak, yapısal dönüşümü hızlandıracak afetlere karşı güvenli şehirler oluşturma çabalarımıza kaynak oluşturacak bir anlayışla maliye politikalarımızı yönetmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.

“EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞINI 66 LİRADAN 10 BİN LİRAYA YÜKSELTTİK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin risk priminin düşmesi, borçlanma maliyetlerimizin azalması, yatırımcıların ilgisinin artması, derecelendirme kuruluşlarının notlarının olumluya dönmesi, yaklaşık 132 milyar dolarlık döviz rezervine sahip olmamız, ekonomi programımızın doğru yolda ilerlediğini gösteriyor.” diye konuştu.
Erdoğan, şu açıklamalarda bulundu: “Bu vesileyle şu hususun altını bir kez daha çizmek isterim. Cumhuriyet tarihimizin en büyük demokrasi ve kalkınma adımlarını atarken, en olumlu gelişmeleri çalışanlarımızın, emeklilerimizin, dezavantajlı kesimlerin hayatlarıyla gerçekleştirdik. En düşük emekli maaşını 66 liradan 10 bin liraya, nereden, nereye. Asgari ücreti 184 liradan 17 bin liraya, engelli maaşını 25 liradan yaklaşık 4 bin liraya çıkarmış, her alanda milletimizin refah seviyesini katlayarak yükseltmiş bir hükümet olarak çalışanlarımızın ve emeklilerimizin bugünkü sıkıntılarına gözlerimizi kapamamız mümkün mü? Elbette yaşanan sıkıntıların farkındayız.”

“MUHALEFET, EMEKLİLERİN KAFASINI KARIŞTIRIYOR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Geçtiğimiz günlerde emekli maaşlarına şu kadar zam yapacağız diyen muhalefetin nasıl boş konuştuğunu örnekleriyle anlattım. Emeklilerin kafasını karıştırmak için vadettikleri rakam, ülkenin tüm yatırımları durdurulsa bile ödenmez. Sözü edilen artışları, ülkenin tüm yatırımlarını durdursak, eğitim veya sağlık harcamalarının tamamını buraya aktarsak, kamu görevlilerine maaş vermesek bile karşılayamıyoruz. Bu demek değil ki çalışanlarımızı ve emeklilerimizi hayat pahalılığının pençesine terk edeceğiz. Tam tersine enflasyonu yenerek, büyümeyi sürdürerek, milli gelirimizi artırarak, devletimizi güçlendirerek her meselemizi çözdüğümüz gibi çalışanlarımızın ve emeklilerimizin gelirlerini de artıracağız.
Türkiye Yüzyılı’nın emektarları başta olmak üzere hiçbir insanımızı darda bırakmayacak, göz göre göre sıkıntı çekmesine müsaade etmeyeceğiz. Milletimizden bize güvenmeyi, inanmayı sürdürmesini, destek ve dualarını bizden esirgememesini özellikle istirham ediyorum. Rabb’im birliğimizi, beraberliğimizi, dayanışmamızı daim eylesin diyorum.”
Erdoğan, toplantının ve alınan kararların hayırlara vesile olmasını dileyerek konuşmasını tamamladı.
ÖZGÜR ÖZEL, “EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI ASGARİ ÜCRET OLMALI” DEMİŞTİ
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalarda “En düşük emekli maaşı asgari ücret olmalı, bu sınırın altında hiçbir maaş kalmamalı.” demişti.
]]>
Antalya Diplomasi Forumu’nda düzenlenen “Uluslararası Ticaret, Bağlantısallık ve Karşılıklı Bağımlılık” başlıklı “ADF Round”da uluslararası ticarette bağlantısallık ve birbirine bağımlılık konuşuldu.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü gazeteci Melinda Nucifora’nın üstlendiği “ADF Round”a Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Cibuti Dışişleri Bakanı Mahmud Ali Yusuf, Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta, Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Marton Nagy, Türk Yatırım Fonu Başkanı Baghdad Amreyev, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Daren Tang, Avrupa Birliği Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Luigi Di Maio, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı Michael Schumann ve Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner katıldı.
Irak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Hüseyin, Irak’ın da diğer ülkelerde olduğu gibi dünyanın geri kalanına bağlantılı olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Irak, aynı zamanda pek çok savaş nedeniyle izole kalmış bir ülke. 2005’ten itibaren Irak’ı çeşitli düzeylerde, özellikle diplomatik ve ekonomik bağlar açısından dünyanın geri kalanıyla daha irtibatlı hale getirmeye çalışmaya başladık. Hala ekonomimizi düzlüğe çıkarmaya çalışıyoruz çünkü ekonomimiz bu savaşlar nedeniyle mahvolmuş durumdaydı. Yaptırımların da etkisi vardı. O yüzden de yeniden yapılanma sürecinde ekonomimiz teknolojiden ve inovasyondan yararlanmak durumundaydı.”
Kovid-19 döneminde ve Rusya-Ukrayna Savaşı’yla petrol fiyatlarında yaşanan düşüşten de oldukça etkilendiklerini anlatan Hüseyin, “Diğer ülkelerle irtibatımız da bundan büyük darbe aldı ve ülkenin ekonomisinin güvence altına alınması konusunda sorunlar yaşadık çünkü büyük oranda petrole bağlı bir ülkeyiz. Ekonomisi petrole bağlı olan bir ülkeyiz.” diye konuştu.
Hüseyin, şu anda bunu çeşitlendirmeye çalıştıklarını belirterek, “Yakında sadece petrol değil doğal gaz ülkesi haline de geleceğimizi düşünüyoruz. Bunu yapabilmemiz için de tabii ki diğer ülkelerle bağlantımızın olması gerekiyor. Sonuç olarak her ülkenin dış dünyayla bağlantılı olması gerekiyor fakat bizler komşu ülkelerimize büyük oranda bağımlı durumdayız.” ifadelerini kullandı.
“Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke”
Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, uluslararası ticaret için insanların birbirleriyle irtibatının artması gerektiğini, kültür olarak birbirine yakınlaşılması gerektiğini vurgulayarak, “Ermenistan, denize kıyısı olmayan bir ülke, o yüzden de Ermeniler olarak uluslararası ticaretin tabii ki bir parçası olmamız gerektiğinin elzem olduğunu biliyoruz. Sadece denize kıyısı olmayan bir ülke değiliz, aynı zamanda sadece iki sınırımız açık yani diğer iki komşumuzla sınırlarımız 30 yılı aşkın süredir kapalı durumda.” şeklinde konuştu.
Sınır kapılarının açılmasının sadece ekonomik açıdan değil siyasi açıdan da faydalı olacağının altını çizen Mirzoyan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Diğer ülkelerle bağlantı kurduğunuzda sadece ekonominize katkı sağlamıyorsunuz, birbirinize bağımlı hale gelme imkanı da sağlıyor ve bunun barışın tesis edilmesi anlamında da olumlu etkileri oluyor. Biz, bunu bölgemizde yaşayarak gördük, o yüzden de geçiş noktalarının açılması, ticaretin kolaylaştırılması anlamında çeşitli inisiyatifler aldık ve bunun da barışa katkısının olduğunu gördük.”
“Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var”
Cibuti Dışişleri Bakanı Yusuf, Afrika’nın bu konularda bazen eğilimin farklı ilerlediği bir kıta olabildiğinin altını çizerek, şunları söyledi:
“Şu anda Kızıldeniz’de olanlarla ilgili şunu söyleyebilirim, buradaki deniz trafiği oldukça fazla ve Avrupa’nın dış ticaretinin yüzde 40’ı buradan geçiyor. Kasımda buna yönelik sorunlar ortaya çıktığında ve trafik aksamaya başladığında ilk haftanın etkileri inanılmaz oldu. Buradan geçen gemilerin yüzde 50’si artık geçemez oldu o dönemde ve ticaret hacminin yüzde 40’ı bu işten etkilendi.”
Farklı yöntemlerden yararlanılarak bu tür sorunlara karşı dayanıklı hale gelmenin önemini vurgulayan Yusuf, şunları kaydetti:
“Jeopolitik gerilimlerin küresel ekonomiye etkilerinin olduğunu görüyoruz. Sahra Altı ülkelerde çok kırılgan ekonomisi olanlar var. O yüzden de ulaşım maliyetlerinin bu şekilde artmasının çok önemli sonuçları beraberinde getirebileceği ülkeler var. Aden Körfezi’nde, Kızıldeniz’de ve Süveyş Kanalı’ndaki bu tür aksaklıklar, küresel büyüme oranlarına da yansıyacaktır. Bu tür konulara yönelik yenilikçi çözümler bulunması lazım. Yemen’i bombalamak, bu anlamda bir çözüm değil kesinlikle.”
“Artık ülkeler izole bir şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor”
Ruanda Dışişleri Bakanı Biruta, küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve ekonomik entegrasyonun kolektif geleceği şekillendiren faktörler olduğunu belirterek, “Uluslararası ticaret, aslında dünya ekonomisine can veren bir şey. Mal, hizmet ve fikirlerin sınırları aşarak ticareti hem yenilikçiliği hem de küresel anlamda refahı teşvik ediyor. Uluslararası ticaretin kalbinde de tabii ki bağlılık var.” değerlendirmesinde bulundu.
Dijitalleşen dünyanın dijital olarak da anında iletişim kurabilme ve kıtalar arasında doğrudan hızlı şekilde bilgi alışverişi anlamına geldiğini anlatan Biruta, “Tabii bağlılık, birbirine bağımlılığı da yanında getiriyor. Artık ülkeler, izole şekilde mevcudiyetlerini sürdüremiyor.” dedi.
“Devletlerin teşvik etmesi gerekiyor”
Macaristan Ulusal Ekonomi Bakanı Nagy, Batı dünyası ve Avrupa Birliği’nin (AB) daha önce ticaret ve rekabet anlamında üstünlüğe sahip olduğunu kaydederek, “Fakat şu anda özellikle Avrupa, bunu kaybetmiş durumda. Artık bu yeni sektörlerde bayağı geride kaldık. Mesela 5G, robotik, yapay zeka, elektrikli araçlar vesaire gibi birçok sektörde gerideyiz.” ifadelerini kullandı.
Gelecek 5 yılda ABD ve Çin’in, Avrupa’ya kıyasla gayrisafi milli hasılalarının yüzde 20 daha fazlasını bu teknolojilere ayıracağını belirten Nagy, bunun “Avrupa için intihar” demek olduğunu söyledi.
Nagy, teknolojik yatırımların çok pahalı olduğunu dile getirerek, “Devletlerin bunu teşvik etmesi gerekiyor çünkü hem tüketici hem de üretici için bunlar çok pahalı. Bir süre sonra bunun faydalarını görmeye başlayacağız.” dedi.
“İnsanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor”
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Genel Direktörü Tang, fikri mülkiyetin inovasyon, teknoloji, dijitalleşme ve girişimciliği hızlandırdığını belirterek, “Şirketler ve ülkeler yenilikler yaptıkça ve dijitalleştikçe değer yaratmada patentler, ticari markalar, markalar, tasarımlar, teknik bilgi ve veriler gibi maddi olmayan varlıklara doğru dramatik bir geçiş görüyoruz. Bugün küresel şirketlerin elinde yaklaşık 70 trilyon dolar değerinde soyut varlıkları var.” dedi.
Fikri mülkiyet başvurularında ciddi bir coğrafi değişimin söz konusu olduğunu vurgulayan Tang, “Türkiye fikri mülkiyet başvuruları, şu anda dünyanın 3. en büyük tasarım başvuru sahibi ve 4. en büyük ticari marka başvuru sahibi konumunda. Yani fikri mülkiyet, sadece Avrupa ve Kuzey Amerika gibi geleneksel güç odaklarından değil Latin Amerika gibi, Asya gibi ülkelerden geliyor.” ifadelerini kullandı.
Tang, yeni kurulan şirketlerin, KOBİlerin ve gençlerin desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu çelişkili ve çatışmalı dünyada insanların daha önce olduğundan çok daha fazla bir arada olmaya ihtiyacı var. Şimdi bir şeyler icat ettiğiniz zaman bunu belki bireysel olarak yapıyorsunuz ama bundan para kazanmak istediğinizde başka insanlara ihtiyacınız oluyor. Bu anlamda bizlerin de insanlara destek olmamız ve yaratıcılığı desteklememiz gerekiyor.”
“Çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor”
AB Körfez Bölgesi Özel Temsilcisi Di Maio, artık dünyada iki tip dinamiğin olduğunu belirterek, “Bunlardan biri beklenmedik olaylar. Ukrayna’da olanlar gibi, Kovid-19 gibi. Şimdi de Gazze çatışması var. İkinci dinamik ise ikili bir dönüşüm, dijital ve teknolojik dönüşüm. Şimdi bu iki şey Avrupa’da ham madde ihtiyacını artırıyor, artık 2030’da ham madde ihtiyacımız 4 katına çıkmış olacak.” diye konuştu.
Karar verme mekanizmalarının artık değişmesi gerektiğini söyleyen Di Maio, “İki kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geldiğimiz bu dönemde çok taraflı ilişkilere odaklanmamız gerekiyor.” dedi.
“Ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir”
Türk Yatırım Fonu Başkanı Amreyev, bağlantısallık ve birbirine bağımlılığın, küresel hale gelmiş dünyanın elzem bir unsuru olduğunun altını çizdi.
Belirsizliğin oluştuğu ortamda ülkelerin birbiriyle işbirliği yapmaları gerektiğini belirten Amreyev, şöyle devam etti:
“Çünkü bunlar ortak sorunlar fakat buna kim öncü olacak? Dünyanın karşı karşıya olduğu sorunlarda kimler öncülük edecek? Çünkü çok taraflı mekanizmalar söz konusu. Küresel kurumlar, bu sorunlarla yeterli şekilde baş edemiyor. O yüzden de ülkeler arasındaki gerginliklerin artması sonucunda bunun örneklerini görüyoruz.”
Amreyev, dünyada bu yıl 64 ülkede seçim olacağını anlatarak, “Bunlar da çeşitli belirsizliklere yol açabilir. Bunlar, küresel piyasalara etki edebilir ve burada değişiklikler olması, ekonomi ve ticari anlaşmalar da ittifaklarda değişikliklere neden olabilir, küresel olarak yapılan işbirliklerine olumsuz etki de edebilir.” ifadelerini kullandı.
“Ticaret, en büyük barış kaynağıdır”
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, 1996’da Gümrük Birliği’ne geçişin, Türkiye’yi pozitif etkilediğini söyleyerek, “Bu, esasında şunu göstermektedir: Ticaret zenginleştirir, korumacılık fakirleştirir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin istikrarlı ve refah için ticaretin daha serbest olması şart. Dünyaya entegre olmuş, iş yapma ortamını iyileştirmiş ülkeler, hem daha zengin hem daha huzurlu olacaktır.” diye konuştu.
İki büyük dünya savaşını çıkaran Avrupa ülkelerinin birbirlerine artık düşman olarak değil ticaret partneri gözüyle baktığını dile getiren Hisarcıklıoğlu, “Kurdukları bu ekonomik birlik sayesinde tarihte ilk defa Batı Avrupa, 80 senedir kendi bölgesinde savaş görmüyor çünkü ticaret, en büyük barış kaynağıdır. Ticaret yapan savaşı konuşmaz, birbirine kötü bakmaz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli”
Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı ???????Schumann da böyle bir dönemde barışın en büyük öncelik olması gerektiğine dikkati çekerek, “Çünkü yalnızca çatışmaların önlenmesi, bizi ticaretin artırılması gibi bir yola götürecektir. O yüzden de bu tür sorunlardan kurtulup düzlüğe kavuştuğumuzda da ticaretin kolay hale gelebileceğinden bahsedebileceğiz.” diye konuştu.
Sınır geçişlerinin ve vize işlemlerinin kolaylaştırılmasının ticaretteki yavaşlamanın önüne geçme imkanı sağlayacağını belirten Schumann, şu ifadeleri kullandı:
“Vizelerin kaldırılması konusunda özellikle de iş insanları, yatırımcılar ve akademisyenlerin Almanya’ya gelmesi, daha da kolay hale getirilmeli çünkü Almanya’nın ekonomik olarak büyümesi, milyonlarca Türk’ün katkısı olmadan mümkün olamazdı. Bugün hala Türk girişimciler ve Türk iş insanları, Almanya’da değer yaratılmasına büyük katkı sağlıyor. Vize işlemlerinin kolaylaştırılması, bu anlamda önemli gündem maddelerinden biri haline getirilmeli.”
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor”
Hepsiburada Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Boyner de yeni dünyada ticaretten bahsederken geleneksel mal ve hizmet ticaretinden daha ziyade yazılım, veri ve teknolojik hizmetler ticaretinden söz etmek gerektiğini vurguladı.
Teknolojinin birçok sorunu çözebileceğini dile getiren Doğan Boyner, şunları kaydetti:
“Jeopolitik, teknolojik yeniliklerin bazen önüne geçebiliyor. Sonuçta teknolojinin ilerlettiği bir küresel büyüme çerçevesinde sürdürülebilir olması ve bütün uluslara fayda sağlayabilmesi için Amerika-Çin blokunun ötesinde bir şey gerekiyor ve ulusların kendi teknolojik stratejilerinin olması gerekiyor, kendi yeniliklerini yapmaları gerekiyor ve işbirliği yapması gerekiyor.”
]]>
Antalya Diplomasi Forumu’nda düzenlenen “Asya-Pasifik Bölgesel Mimarilerinin İnşası: Uyumsuz Çıkarların Yarattığı Sınama” başlıklı panelde, büyük güçler arasında rekabetin arttığı, ekonomi ve güvenlik alanında karmaşık ve çok katmanlı mimarilerinin şekillendiği bir ortamda bölgesel ve küresel aktörlerin uyumlu ve aynı zamanda çelişen çıkarlarının uzlaştırılması için etkili diplomasinin ve işbirliğinin gereğine işaret edildi.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te m?oderatörlüğünü Singapur Nanyang Teknoloji Üniversitesi S. Rajaratnam Uluslararası İlişkiler Fakültesi öğretim üyesi emekli diplomat Lawrence Anderson’ın üstlendiği panele Malezya Yüksek Öğrenim Bakanı ve eski Dışişleri Bakanı Zambri Abdülkadir, Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan Mahmud, Sri Lanka’nın Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Tharaka Balasuriya ve Vietnam Dışişleri Bakan Yardımcısı Nguyen Minh Hang katıldı.
Malezyalı Bakan Zambri, bölgede “Asya-Pasifik” ve “Hint-Pasifik” gibi yeni adlandırmaların nereden, hangi saftan bakıldığına bağlı olarak karmaşıklaşan çok katmanlı ilişkiler ağını ortaya çıkardığını, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkeleri olarak saflaşmadan kaygı duymakla birlikte aynı zamanda büyük güçlerin ilgisini ve hedeflerini anlamak istediklerini belirtti.
ASEAN’ın bakış açısından, barış içinde bir arada yaşama ilkesine uyumlu olduğu sürece bölgede farklı fikirlerin, ilgilerin ve çıkarların varlığını desteklediklerini ifade eden Zambri, “İster Asya-Pasifik deyin ister Hint-Pasifik, biz buranın bir barış ve refah bölge olacağından emin olmak istiyoruz.” dedi.
Zambri, Çin’in bölgedeki artan rolüne ilişkin, iyi niyetli oldukları sürece tüm taraflarla işbirliğini geliştirmek istediklerini vurgulayarak “Güneydoğu Asya’da Çin fobisi yaratmamalıyız. Soğuk Savaş’ın uzantısı olan ikili tercihlere, çevreleme mantığına hapsolmamalıyız, onu ya da bunu seçmek zorunda değiliz, kimse bize ne yapacağımızı dikte etmemeli.” diye konuştu.
Bölgenin bir ekonomik işbirliği ve kalkınma alanı olması için bölge ülkelerinin yeni teknolojileri, yeni ekonomileri ve özellikle de dijital ekonomiyi kucaklaması gerektiğini vurgulayan Zambri, Malezya’nın Türkiye ile dostane ilişkileri önemsediğini, diplomatik ilişkilerin yanı sıra ekonomik ilişkileri ve teknoloji alanında bağları genişleterek Malezya’yı Türk ekonomisinin Güneydoğu Asya’da limanı haline getirmek istediklerini vurguladı.
“Çin ve Hindistan işbirliği yaparsa küresel mimari değişir”
Sri Lankalı Bakan Tharaka Balasuriya da büyük güçlerin bölgeye ilgisinin artmasında Çin’in yükselişini durdurma niyeti ve ülkelerini piyon olarak gören yaklaşımın hissedildiğini ifade etti.
Sri Lanka’nın 1950’lerden bu yana bağlantısızlık siyaseti izlediğini, gelecekte de duruma bağlı bağımsız seçimlerini yapmak istediğini vurgulayan Balasuriya, “Biz Sri Lanka’nın Çin ve Hindistan ile ilişkilerini birbirine zıt tercihler olarak görmüyoruz. Hem Çin ile güçlü tarihsel ilişkilerimiz, Hindistan ile de uygarlık bağımız var.” dedi.
Kovid-19 salgınında Batı’dan aşı beklerken Çin’in Sri Lanka’ya yardım eli uzattığını, ekonomik kriz yaşadıklarında Hindistan’ın yardımı sayesinde hem mali durumu düzeltip hem de ülkede gıda güvenliği sağladıklarını hatırlatan Balasuriya, “Bu iki ülke de bizim için önemli.” ifadesini kullandı.
Balasuriya, Suudi Arabistan ve İran’ın diplomasi yoluyla vardığı uzlaşmayı örnek göstererek “Çin ve Hindistan işbirliği yaparsa hem küresel mimari hem de Küresel Güney’in mimarı değişir. Çin ile ABD arasındaki San Francisco Zirvesi’nin benzerine Asya’da ihtiyaç var.” değerlendirmesinde bulundu.
“ASEAN ülkeleri birlikte hareket etmeli”
Vietnam Dışişleri Bakan Yardımcısı Nguyen ise ülkesinin de major aktörlerin Asya-Pasifik’e ilgisinin artmasının ekonomik gücün bölgeye kaymasıyla bağlantılı olduğuna dikkati çekerek “Bölgedeki durumun karmaşıklığı göz önüne alındığında açık, kapsayıcı, dengeli ve kurallara dayalı bir mimari için ASEAN ülkelerinin birlikte hareket etmesi gerekiyor.” dedi.
Asya-Pasifik’in yükselişinin barış, istikrar ve işbirliği ruhunun başarısına tanıklık ettiğini vurgulayan Nguyen, bunun devam edebilmesi için ASEAN’ın merkeziliğinin korunması gerektiğini vurguladı.
Nguyen, büyük güçler arasındaki rekabetin ve işbirliğinin tarih boyunca görüldüğünü, önemli olanın bu güçlerin barış ve refahın korunması için aralarındaki rekabeti sağlıklı ve sorumlu şekilde yönetmesi ve küçük ülkeler üzerinde olumsuz etkilerini minimize etmesi gerektiğini belirtti.
ASEAN’ın bölgenin geri kalanı ile daha yapıcı tarzda ilişki kurması, büyük güçler tarafından ortaya atılan girişimleri bölgede barışa ve işbirliğine katkı sunduğu sürece desteklemesi, çok taraflılık anlayışı içinde bir ekonomik kalkınmanın motoru olmayı hedeflemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Bangladeş’te deniz seviyesi 1 metre artarsa 35 milyon insan yerinden olacak”
Bangladeş Dışişleri Bakanı Muhammed Hasan Mahmud, küresel iklim değişikliğinin etkilerine işaret ettiği konuşmasında, bölge ülkelerinin iklim kaynaklı sorunların “masum kurbanları” olduğu, sera etkisi yaratan gazların oluşumundaki sorumlulukları sınırlı olmasına karşın coğrafi nedenlere, yıkıcı etkilerine en açık konumda olduklarına dikkati çekti.
Bundan 20 yıl önce Sibirya’da kuraklık, Pakistan’da sel olabileceğini hiç kimsenin öngöremeyeceğine dikkati çeken Mahmud, “Eğer Bangladeş’te deniz seviyesi 1 metre artarsa ülkenin kıyı bölgelerinde yaşayan 35 milyon insan yerinden olacak. Daha şimdiden dünyada binlerce insan iklim nedeniyle yurtlarını kaybetti; ya evleri sular altında kaldı ya da geçim kaynakları yok oldu. Acı gerçek bu, küresel toplum bu soruna çözüm aramalı.” ifadelerini kullandı.
Mahmud, Bangladeş’in halihazırda iklim kaynaklı göçlerin etkilerini yaşadığını, uluslararası göç hukukunda bu doğrultuda değişiklikler yapılması ve “iklim mültecisi” kavramının tanımlanması gerektiğinin altını çizdi.
Ülkelerin Paris İklim Anlaşması’nda sera etkisi yaratan gazların salınımını azaltmaya yönelik taahhütlerini yerine getirmesinin önemine işaret eden Mahmud, “Tüm taahhütler yerine getirilse bile küresel ortalama sıcaklık 3,2 ila 4 santigrat derece artacak. Şu anda 1 derecelik sıcaklık artışında bile aşırı yağmur, aşırı kar gibi mevsim değişikliklerin yıkıcı etkilerini yaşıyoruz. Sıcaklık artışı daha fazla artarsa olacakları hayal etmek dahi güç.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Ukrayna ve Rusya çatışması için barışçıl bir çözüm bulunabilirse Gazze’deki felakete bir çözüm bulunabilirse Afrika’da istikrar sağlanabilirse bu tarz çeşitli bölgelerdeki bu jeopolitik sorunlar çözülebilirse bunun ticarete ve ekonomiye yansımalarının da olacağı aşikar.” dedi.
Cevdet Yılmaz, Antalya Diplomasi Forumu’nda “Uluslararası Ticaret, Bağlantısallık ve Karşılıklı Bağımlılık” başlıklı yuvarlak masa toplantısına katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, küresel ticaretin yavaşladığını belirterek, pandemi ve jeopolitik gerilimlerin bunda rol aldığını, dünya genelinde ise refahın olumsuz etkilendiğini söyledi.
İkinci dünya savaşından sonra dünyada yeni gelişmelerin ortaya çıktığını, küresel yapıların değiştiğini, üretimin batıdan doğuya kaymaya başladığını ifade eden Yılmaz, uluslararası kurumların yeni gerçeklere göre kendini güncelleyemediğini, dünyanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi beş üyesinden, ekonomik olarak da ise yediden büyük olduğunu kaydetti.
Yılmaz, bu sorunların ikili ve bölgesel işbirlikleriyle ele alınabileceğini dile getirerek, “İnsanlık olarak her zaman elimize fırsatlar geçiyor, bu sorunları çözme anlamında. O yüzden de olumsuz bakmamak, kötümser olmamak gerekiyor. Geleceğe bakmamız ve bu sorunları ele almaya yönelik yenilikçi yöntemlerin peşinden koşmamız gerekiyor. Bu yüzden de ikili ve bölgesel ilişkilerin bu anlamda önemli bir gündem maddesi olacağını düşünüyorum. Türkiye olarak da bizler komşuluk ilişkilerimizi geliştirmeyi bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu bağlantısallığı artırmak adına fiziksel altyapının güçlendirilmesinin yanı sıra aynı zamanda düzenlemelerin de basitleştirilmesi, kolaylaştırılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Yasamaya yönelik düzenlemelerin de daha basit hale getirilmesi gerekiyor ki böylelikle ikili ve bölgesel işbirliği potansiyelini değerlendirebiliriz. Bu ikili ve bölgesel işbirliklerinin, yeni bir küresel ortamın peşinde koşmamızı da engellememesi gerekiyor. Dünyanın bağlantısallığının arttığı bir dönemdeyiz. O yüzden de bu ikili ve bölgesel işbirlikleri devam ederken yeni bir küresel ortamın, yeni bir küresel çerçevenin oluşturulması için de çalışmaya devam etmek durumundayız. Burada daha dengeli, daha adil bir ortam yaratılması için çaba sarf etmemiz gerekiyor. Çünkü küresel sorunların içerisinde iklim değişikliğinin de bulunduğu pek çok sorunla karşı karşıyayız.”
“Diplomasi ekonomi için de çok önemli”
Yılmaz, ülke içinde politik istikrar ve inanılırlık olmadan ulusal, bölgesel ve küresel anlamda başarılı olunamayacağını vurgulayarak, Türkiye son 20 yılda ortalama yüzde 5,4 büyürken, dünya ekonomisinin yüzde 3,6 büyüdüğünü, bunun siyasi istikrar, öngörülebilir politikalar, yurt içindeki güvenlik ve emniyet sayesinde başarıldığını kaydetti.
Enflasyonla mücadele politikalarının, sadece ekonomik öngörülebilirlik anlamında değil kalıcı ve sürdürülebilir bir sosyal refah için de önemli olduğuna işaret eden Yılmaz, uygun politikalarla hem enflasyonla mücadele edilip hem de kalıcı büyümenin sağlanabileceğini ifade etti.
Yılmaz, bunun için politik ekonomi görüşünün olmasını gerektiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Çünkü politika ekonomi ve ticareti etkiliyor. Ticaret ve ekonomi de siyaseti etkiliyor. Dolayısıyla bu ikisi arasında sürekli bir etkileşim var. Ukrayna ve Rusya çatışması için barışçıl bir çözüm bulunabilirse Gazze’deki felakete bir çözüm bulunabilirse Afrika’da istikrar sağlanabilirse bu tarz çeşitli bölgelerdeki bu jeopolitik sorunlar çözülebilirse bunun ticarete ve ekonomiye yansımalarının da olacağı aşikar. Tabii bu arada diplomasiye ihtiyacımız var, savaşa değil. Çünkü savaş hiç kimseye bir şey kazandırmaz ama barış herkese kazandırır. O yüzden biz bunu Kafkasya’da da görmek istiyoruz. Afrika’da da Orta Doğu’da da dünyanın her yerinde görmek istiyoruz. Hem insani nedenlerden ötürü hem de ekonomik büyüme ve bütün dünyanın refahı için. Dolayısıyla diplomasi sadece siyaset için değil aynı zamanda ekonomi için de çok önemli. Bu çünkü ikili bir etkileşim.”
Türkiye ile ABD ve Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde fırsatlar bulunduğuna dikkati çeken Yılmaz, Türkiye’nin Gümrük Birliği üyesi olduğunu, ama çok ciddi vize problemleri yaşadığını vurgulayarak, “Eğer ticareti ve ekonomiyi desteklemek istiyorsak insanların hayatını kolaylaştırmamız gerekiyor. Özellikle iş insanlarının, öğrencilerin, kültür sanat sektörlerindeki kişilerin.” şeklinde konuştu.
Yılmaz, Gümrük Birliği anlaşmasının da yenilenmesi gerektiğine dikkati çekerek, bunun yenilenmesi durumda AB’nin geleceğine ve Türkiye-AB ilişkilerine fayda sağlayacağını dile getirdi.
Dünyadaki teknolojik gelişmelerin çok hızlı yaşandığını aktaran Yılmaz, artık sadece ürünlerin değil, hizmetlerin ve soyut varlıkların ticaretinin de söz konusu olduğunu, birbirlerinden çok uzakta olan ülkelerin, dijital altyapılarla aralarındaki ticareti geliştirebildiğini, bunu destekleyecek bir takım akıllı kanunların yapılması gerektiğini kaydetti.
]]>
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ” Türkiye’de demokrasinin standartlarını hep yükselttik. Vatandaşlarımızın özgürlüklerini arttırdık. Bundan sonra da yine demokrasimizin standardını yükseltmenin gayreti içerisinde olacağız” dedi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Kastamonu’nun Hanönü ve Taşköprü ilçelerinde AK Parti seçim ofislerinin açılış törenlerine katılarak her iki ilçede de esnafları ziyaret ederek vatandaşlarla bir araya geldi. İlçelerde konuşan Tunç, yerel seçimlerde her iki ilçeden de rekor oy beklediklerini söyledi.
“Ekonomimizi yeniden toparlıyoruz, yeniden emeklimizin, memurumuzun, işçimizin alım gücünü arttırmak için çalışıyoruz”
Taşköprü ilçesinde vatandaşlara seslenen Bakan Tunç, “Hükümet olarak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte inşallah önümüzdeki dört yıl istikrar süreci olacak. Bakın bir deprem yaşadık. 6 Şubat’ta 11 vilayetimiz yerle bir oldu. Şimdi o şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmanın mücadelesini veriyoruz. Bir de ondan önce 3 yıl kapalı kaldık, pandemi yaşadık. Bütün dünya ekonomileri etkilendi. Bizim ekonomimizde etkilendi ama biz 2002’de iktidarı devraldığımızda 21 bankası batmış, IMF’ye muhtaç, emeklinin maaşının bile artık ödenemez noktaya geldiği batık bir tabloyu devralmıştır. Oradan çıktık geldik. Şimdi bu pandeminin etkisiyle, 6 Şubat depremlerinin etkisiyle olumsuz etkilenen ekonomimizi yeniden toparlıyoruz, yeniden emeklimizin, memurumuzun, işçimizin alım gücünü arttırmak için çalışıyoruz. O projeleri de inşallah ekonomi yönetimimiz hayata geçirmeye devam edecek. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Önümüzdeki dört yıllık seçimsiz geçecek bir süre icraat hamleleriyle halkımızın refahını yeniden arttırmanın gayreti içerisinde olacağız. Hep beraber bunu yapacağız. Millet olarak çok zorlukları birlikte aştık. Bunu da sizlerle beraber aşacağız inşallah. Yeter ki huzur olsun, güven olsun, güvenlik olsun, adalet olsun” dedi.
“Türkiye’de demokrasinin standartlarını hep yükselttik”
“Adaletten ayrılmamaya çalışacağız” ifadelerine yer veren Tunç, “Hukukun üstünlüğünden hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz. Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı o 90’lı yıllara artık geri dön yok. O koalisyonlu, krizli yıllara geri dönmeyen hiç gerek yok. O nedenle bugüne kadar Türkiye’de demokrasinin standartlarını hep yükselttik. Vatandaşlarımızın özgürlüklerini arttırdık. Bundan sonra da yine demokrasimizin standardını yükseltmenin gayreti içerisinde olacağız. Anayasamızda sessiz devrim sayılan reformları yaptık. Kamu denetçiliğinden kişisel verilerin korunmasına varıncaya kadar, kadın haklarından, çocuk haklarına varıncaya kadar, darbeci, vesayetçi anlayışı büyüten, yapısal Dönüşümü o büyüten kurumların yapısal dönüşümünü sağladık. Yüksek Askeri Şura’dan Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısına varıncaya kadar hepsini demokratikleştirdik. Darbeciler yargılanamaz diye bir madde vardı, sizin desteğinizle biz onları kaldırdık. Gerektiğinde sıkı ilan edilebilir diye madde vardı, siz referandumlarda gittiniz, oyu verdiniz ve bunları kaldırdık. İnşallah yeni dönemde yeni demokratik, sivil bir Anayasayı da yapmak nasip olur. Mecliste böyle bir uzlaşma sağlanabilirse inşallah ülkemiz için de Türkiye Yüzyılı’nın başlangıcında bu da hayırlı bir çalışma olur inşallah. Milletimize olan borcunuzu da yerine getirmiş oluruz” diye konuştu. – KASTAMONU
]]>
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: “Yılın ikinci yarısında yıllık bazda enflasyon düşüşü çok belirgin bir şekilde göreceğiz”
” Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu Eylem Planı’nı yarın kamuoyuna deklare etmeyi planlıyoruz.”
ANKARA – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Yılın ikinci yarısında yıllık bazda enflasyon düşüşü çok belirgin bir şekilde göreceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin düzenlendiği TOBB Türkiye Sektörel Ekonomi Şurasına katıldı. Yılmaz, 2024 -2026 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programımız ve 2024-2028 dönemini kapsayan 12. Kalkınma Planımız başta olmak üzere yol haritalarımızı sizlerle fikir birliği içerisinde hazırladık ve hayata geçirdiklerini ifade etti. Yapısal reform gündemini yine yatırımcıdan gelen geri dönüşler ve beklentiler yönünde şekillendirdiklerini belirtti. Yılmaz, Türkiye’nin dört bir köşesinde üretimi, istihdamı, yatırımı, ihracatı üstlenen sektör temsilcilerinin dile getireceği hususlar bizler için son derece kıymetli ve önemli olduğunu vurguladı.
İl ziyaretlerinde de hangi ile gidersek gidelim mutlaka özel sektörle ve bilhassa ekonominin kanaat önderleri olarak gördükleri oda-borsa başkanları ve üyeleriyle buluşmaya hassasiyet gösterdiklerini ifade eden Yılmaz, “TOBB çatısı altında Oda-Borsalar aracılığı ile iş dünyamızın bizden talep ettiği pek çok konuyu hayata geçirdik. Mesleki eğitimin yaygınlaşmasından, kara gümrük kapılarının modernize edilmesine, lisanslı depoculuk sisteminin ülkemize kazandırılmasından, oda-borsaların dijitalleşmesine pek çok adımı birlikte attık. Biz sizlerin yanında olduk, sizler de bizi gayretlerimizde yalnız bırakmadınız” diye konuştu.
Hükümet kanadından ilgili Bakanlarla her zaman olduğu gibi üreticilerin yanında olduklarını aktaran Yılmaz, “Ülkemizin ekonomi ve finans alanındaki kazanımlarını artırmaya ve Türkiye Yüzyılı vizyonumuzla geleceğe güvenle bakmaya kararlıyız. 100 yıllık cumhuriyeti hep birlikte ileriye taşıyacağız” dedi.
Yılmaz, Kovid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşının devam eden etkileriyle küresel büyümedeki zayıf seyir sürerken jeopolitik riskler, fiyatların oynaklığını ve riskleri artırdığını söyledi.
“Enflasyonla mücadele, mali disiplinin sağlanması, büyümenin dengelenmesi, cari açığın azaltılması ve rezervlerin güçlendirilmesi için çalışıyoruz”
Geçen ay yayınlanan Dünya Bankası Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu’nda küresel büyüme beklentisi; 2024 yılı için değiştirilmeyerek yüzde 2,4, 2025 yılı için 0,3 puan düşürülerek yüzde 2,7 olarak açıklandığını hatırlatan Yılmaz, “Böyle bir küresel iklimde geçtiğimiz yıldan bu yana ekonomimizde belirsizliği azaltıcı, tüm sektörlerin önünü daha net görebileceği politikaları hayata geçiriyoruz. Enflasyonla mücadele, mali disiplinin sağlanması, büyümenin dengelenmesi, cari açığın azaltılması ve rezervlerin güçlendirilmesi için çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
2023 Mayıs seçimleri sonrası güçlü bir siyasi istikrar ortamı sağladıklarını vurgulayan Yılmaz, “Siyasi güven ve istikrar ekonominin de temeli. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü bir iradeyle desteklediği politika belgelerimizle toplumumuzla paylaştık” ifadelerini kullandı.
Bugün açıklanan verilere göre Türkiye’nin 2023 yılında yüzde 4,5 oranında büyüdüğünü ve OVP tahminin üzerine çıktığını açıklayan Yılmaz, “Açıklanan küresel büyüme verilerine göre dördüncü çeyrekte ve 2023 yıl genelinde OECD ve G-20 ülkeleri arasında büyüme oranında ikinci sırada yer alarak küresel ölçekte üst sıralardaki konumumuzu sürdürüyoruz. Ekonomi programımız yatırımcı güvenini tekrar inşa etmeye destek oluyor. 2023 yılı Aralık ayında istihdam edilenlerin sayılarında iyi rakamlar gördük. Büyümemiz istihdam dostu bir büyüme oldu diyebiliriz. Aralık ayında yayımlanan işsizlik oranı 8.8’di yıllık rakam henüz çıkmadı tek haneli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İlk defa tarihimizde 32 milyonun üzerinde bir istihdam rakamına ulaşmış olduk. İhracatımız bir önceki yıla göre yüzde 0,6 oranında artışla 255 milyar dolarla tarihi bir süreç yaşadı. Avrupa başta olmak üzere ihraç pazarlarımızdaki durgunluğa rağmen ihracatımız bu performansı sergiledi” şeklinde konuştu.
2024 yılı Ocak ayında ihracat, %3,5 arttığını yaklaşık 20 milyar dolara ulaştığını gördüklerini belirten Yılmaz ithalatta ise farklı bir tablo var olduğunu söyledi.
Dış ihracat açığının daralma eyleminin devam ettiğinin altını çizen Yılmaz, “Tarihimizde ilk defa 1 trilyon dolar seviyesini geçtik. Böylece nominal olarak dünyada on yedinci büyük ekonomi konumumuzu pekiştirmiş olduk. Ayrıca satın alma gücünde 11. konumumuz devam ediyor. Oransal baktığımızda cari açık bizim için kritik bir hadise. Geçen yılın ortalarda altmış milyar dolarlara kadar çıkmıştı bir araya açılmış. Yıl sonunda 45 milyar dolar seviyelerine kadar geriledi. Yeni milli gelirimiz birlikte yüzde 4 oranına düştüğünü görüyoruz. Cari açığın milli gelire oranını. Bu tam olarak orta vadeli programda da yaptığımız tahmindi bu tahminin tuttuğunu görüyoruz. Bütçe açığı açısından da yine olumlu bir yansıması oldu. Bu büyümemizin. malum bütçe açığı da milli gelire oranla ifade edilen bir rakam. Orta vadeli programda 6.4 diye tahmin edilmiştik bütçe açığının milli gelire oranını daha sonra bunu 5.4 revize ettik bütçe görüşmeleri esnasında. Son geldiğimiz rakam ise bunun da altında yüzde 5 nokta seviyesinde gerçekleştiğini gösteriyor şu an milli gelir rakamlarıyla. Depremin toplamda üç nokta altı puan katkısına rağmen bütçe açığımız oldukça iyi bir noktada gerçekleşti. Deprem etkisi hariç baktığımızda bütçe hattımızın milli gelire oranı yüzde 1.6 bir civarında. Deprem harcamaları, tek seferlik harcamalar, yatırım niteliğinde harcamalar dolayısıyla bütçede yapısal bir bozulmaya yol açmıyor. Bu açıdan da geldiğimiz nokta bütçe dengeleri açısından da son derece iyi bir nokta diye ifade isterim” şeklinde konuştu.
Büyümenin kompozisyonu da çok önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz sözlerini şu şekilde sürdürdü:
” Büyümenin kompozisyonunda henüz tam istediğimiz yerde olmasak da trende baktığımızda, gelişmelere baktığımızda yatırımın ve ihracatın daha fazla yol oynadığı bir büyüme yapısına doğru adım adım yürüyoruz. Büyümenin kompozisyonu son çeyrekte özellikle bu anlamda yine umut verici yatırımların son çeyrekteki katkısı hepimiz için yine sevindirici bir rakam. Onu da buradan ifade etmiş olayım. Tabii ki bu analizlerimizi önümüzdeki günlerde daha detaylı bir şekilde ortaya koyacağız. İhracattaki bu gelişmelerin dışında sermaye akımlarında da yine olumlu bir seyir içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Özellikle dünyada yılın ikinci yarısından itibaren başlayacak olan yeni para politikaları ve bunun gelişmekte olan ülkelere yönelik ortaya çıkaracağı sermaye akımlarından ülkemiz hak ettiği payı alacaktır. Yeni politikalarımızla da birlikte ülkemize bu yılın ikinci yarısından sonra daha güçlü bir sermaye atılımında beklediğimizi etmek isterim. İhracatı ve yatırımları destekliyoruz. Yeni politikalarımızın bazı şirketlerimiz için faaliyetler için finans açısından bazı sorunlar doğurduğunun farkındayız. Ama makro dengelerimiz açısından bir takım gelişmeler de sağlamak durumdayız. Bunu yaparken özellikle ihracatçılarımızı yer ve yatırımcılarımızın selektrik politikalarla desteklemeye gayret ediyoruz.”
Yılmaz, enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan büyümenin kompozisyonunu yatırım ve ihracata ağırlıklı bir şekilde dönüştürerek ekonomimizi kalkınmanın daha üst noktalara taşıdıklarını belirtti.
“Rezervlerimiz istikrar siyasi güven ortamı bütçe açıklarımızın kontrol devam etmesi risk primimizi de düşürmüş durumda”
Yılmaz konuşmasına şu şekilde devam etti:
“Dış finansman koşulları, rezervlerin seviyesi, cari dengedeki iyileşme ve Türk lirası varlıklara yurt içi ve yurt dışı talebin güçlenerek artması, döviz kuru istikrarı ve para politikasının etkinliğine güçlü katkıda bulunmaktadır. Bütün bunlarla birlikte artan rezervlerimiz istikrar siyasi güven ortamı bütçe açıklarımızın kontrol devam etmesi risk primimizi de düşürmüş durumda.”
“Çok güçlü bir eylem planı hazırladık. Bunu da yarın itibariyle kamuoyuna deklare etmeyi düşünüyoruz”
Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu çalışmalarımız kapsamında yatırımlarla ilgili özel sektörden gelen ihtiyaç ve taleplere yönelik olarak TOBB dahil özel sektör çatı STK’ları ve kamu kurumlarından oluşan paydaşlarla kapsamlı toplantılar yaptıklarını belirten Yılmaz, “Bir eylem planı üzerinde kamu ve özel sektör olarak uzlaştık çok güçlü bir eylem planı hazırladık. Bunu da yarın itibariyle kamuoyuna deklare etmeyi düşünüyoruz. Yatırım ortamıyla ilgili mevzuatın, idari ve yargısal süreçlerinin kolaylaştırılması ve sadeleştirilmesi, sanayi için öncelikli olmak üzere yatırım yeri imkanlarının geliştirilmesi, hedef odaklı ve seçici yatırım finansmanı sağlanması, sanayide dijital ve yeşil dönüşümün hızlandırılması, mesleki eğitim ve iş gücü piyasalarındaki ihtiyaçların giderilmesi gibi alanlarda iyileştirme hedefleyen 57 maddelik YOİKK Eylem Planında tüm paydaşlar ile mutabık kaldık” diye konuştu.
Yılmaz,halihazırda eylem planındaki yapısal reformların bazı başlıkları uygulamaya konulmaya başlandığını bir kısmı ise Meclis Genel Kurulunda görüşülmeye başlandığını ifade etti. 2024 yılında Eylem Planındaki alanlarda yapısal dönüşümü tamamlayıcı adımlar atacaklarını vurguladı.
“Yılın ikinci yarısında yıllık bazda enflasyon düşüşü çok belirgin bir şekilde göreceğiz”
Enflasyondaki gelişmeler kritik ve önemli olduğunun altını çizen Yılmaz, “Aylık bazda düşüş bir trendi görmüştük, Ocak ayında geçici yükseliş olduğunu düşünüyoruz. Yıllık bazdaki bazı ayarlamalar ücretler ve fiyatlardaki gelişmeler nedeniyle bir miktar yüksek geldi ama önümüzdeki aylarda bunun azaldığını göreceğiz. Yılın ikinci yarısında yıllık bazda enflasyon düşüşü çok belirgin bir şekilde göreceğiz. 2025’de ise bu süreç çok daha ileri aşamalara taşınmış olacak. OVP yüzde 15 hedefimiz var. 2026’da ise yeniden tek haneli rakamlara kavuşturmaya kararlıyız. Bunu sadece ekonomik mesele olarak görmüyoruz. Hem de sosyal refah açısından son derece önemli diye düşünüyoruz. Öncelikle temel hedefimiz enflasyonu düşürmek” dedi.
]]>
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aydın’da; “Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun. Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Aydın’da düzenlenen mitinge katıldı. Erdoğan özetle şöyle konuştu:
“Bu şehir ‘Yeter, söz milletin’ diyerek Türk demokrasisine adını altın harflerle yazdıran şehit Adnan Menderes’in emanetidir. Adnan Menderes, ülkesine ve milletine yaptığı hizmetlerin bedelini canını dar ağacında vererek ödedi. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede, her cunta girişiminde, her siyasi ve ekonomik krizde, her sosyal kargaşada ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Kendi iç meselelerimizle uğraşırken bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti. Ülkemizin darbeler zincirinin önemli halkalarından biri de dün 27’nci yılını geride bıraktığımız 28 Şubat postmodern darbesiydi. Öncesi ve sonrasıyla bu darbe ülkemiz demokrasi tarihinin utanç verici sayfalarından biridir.
“MENDERES’İ DARAĞACINA GÖNDEREN ZİHNİYET 28 ŞUBAT DARBESİNDE DAHA İNCELİKLİ YÖNTEMLER KULLANDI”
Menderes’i hoyratça başbakanlık koltuğundan indirip darağacına gönderen zihniyet 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı. Kafa aynı kafaydı, sadece metot farklıydı. Bu darbe girişiminin ele başlarından birinin gerekirse ülkemizin nüfusunun birkaç milyon azalmasından ziyan gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir. Hatta dönemin cuntacıları 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan etmişlerdi. Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasp edildiği, milli irade hazımsızlığının en sefil örneklerinin sergilendiği, sermayenin renklere bölünerek baskı altına alındığı, bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı velhasıl demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına ne kadar değer varsa hepsinin çiğnendiği o kara günleri unutmadık, unutmayacağız.
Milletimizin desteğiyle bu badireleri aştıkça önümüze yeni yeni engeller çıkardılar. Gezi olayları ile sokakları karıştırmaya çalıştılar. FETÖ’nün emniyet-yargı-darbe girişimiyle milli iradeyi esir almaya cüret ettiler. PKK terör örgütüyle vatan topraklarını parçalamaya niyetlendiler. 15 Temmuz darbe girişimiyle milletimize silah çektiler, kan döktüler.
“KUZEY SURİYE’DEKİ LAFARGE’IN BÜTÜN BARINAKLARINI GÖMDÜK”
Bakıyorsunuz bir taraftan Fransızların meşhur Lafarge çimento ürünü Türkiye’ye geldi ve bunlar mağaraları yaptılar. Kime? Teröristlere. Fransa ne yazık ki terörün adeta baş destekçisi oldu. Baş edebildi mi? Edemedi. Peki biz ne yaptık? Kuzey Suriye’deki Lafarge’ın bütün barınaklarını gömdük.
Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olanlar varsa buradan, milli iradenin şehri Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi bir darbe veya cunta girişimi varsa karşılaşacakları gerçek en hafif benzetmesiyle, söyleyeyim, 15 Temmuz olacaktır.
“MUHALEFET HANİ ‘YANDIK, BİTTİK, ÖLDÜK’ DİYORDUNUZ, NE OLDU?”
Bugün açıklanan 2023 yılı büyüme rakamları hamdolsun oldukça iyi geldi. Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun. Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu? Aydın 31 Mart akşamında bu muhalefete dersini verecek, ben size inanıyorum.”
]]>
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “Sermaye akımlarında son aylarda belirli bir toparlanma eğilimi görülüyor olsa da henüz arzu edilen seviyelere gelinmedi. Yerel seçimlerle birlikte siyasi belirsizliğin azalması, CDS primlerinin daha da düşmesi, enflasyonun ana eğiliminde gerileme ve rasyonel ekonomi politikalarında kararlı duruş çok kritik olacak.” dedi.
AK Parti Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin konuk olarak katıldığı İSO Meclisi’nin 2024 yılı şubat ayı olağan toplantısının ana gündemi, “Küresel Gelişmeler Işığında Türkiye Ekonomisini Değerlendirirken; Sanayicilerimizin Vizyoner Bir Bakışla Bugün ve Geleceğe Dair, Ekonomi, Üretim, Çalışma Hayatına Yönelik Düzenleme Talepleri ve Çözüm Önerileri” olarak belirlendi.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan, 2024’ün ekonomik açıdan zorluklarla geçeceğine işaret ederek, bu süreçte toplumun diğer kesimleri gibi sanayicilerin de gidişatı anlamaya, geleceği kestirmeye çalıştığını söyledi.
Önlerinde sabır ve fedakarlık gerektiren bir süreç olduğunu kaydeden Bahçıvan, “Ancak fedakarlık sadece biz sanayicilerden, ihracatçılardan beklenirse bu hem haksızlık olur hem de üretim hayatında çok daha fazla sıkıntılara neden olur. Bu nedenle içinde bulunduğumuz süreçte tasarruf, herkesin görev ve sorumluluğu olmalı.” dedi.
-“Rezerv gelişmeler, en önemli barometrelerden biri olacak”
Son dönemlerde yaşanan ekonomik gelişmeler hakkında da değerlendirmelerde bulunan Erdal Bahçıvan, şöyle devam etti:
“Sermaye akımlarında son aylarda belirli bir toparlanma eğilimi görülüyor olsa da henüz arzu edilen seviyelere gelinmedi. Yerel seçimlerle birlikte siyasi belirsizliğin azalması, CDS primlerinin daha da düşmesi, enflasyonun ana eğiliminde gerileme ve rasyonel ekonomi politikalarında kararlı duruş çok kritik olacak. Bu bakımdan, rezerv gelişmelerinin en önemli barometrelerden biri olacağını da belirtmemiz gerekiyor.”
Geçiş döneminde herkesin gözünün enflasyonda olacağına dikkati çeken Bahçıvan, “Bu noktada, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede kararlılık mesajını güçlendirmiş olması önemli. Zira sürecin tüm zorluklarına karşın fiyat istikrarının ve öngörülebilirliğin ne kadar değerli olduğunu da fazlasıyla tecrübe etmiş durumdayız. Ekonomide sert bir durgunluk ve ani işsizlik artışına yol açmaksızın iç talebin dengelenmesini ve beklentilerin iyileşmesini sağlamak elbette zorlu bir süreç.” diye konuştu.
-“Finansman koşullarının sıkı kalacağının farkındayız”
Ekonomi yönetiminin son dönemlerde dezenflasyon sürecinin temel unsurlarından biri olarak Türk lirasında “reel değerlenme” vurgusunu öne çıkardığını aktaran Bahçıvan, şunları kaydetti:
“Yaşadığımız enflasyonist sürecin başlıca kaynağı olan döviz kurlarında istikrar sağlanırken bunun dış dengeleri ve rekabet gücünü gözetecek makul bir patikada olması gerektiğine inanıyoruz. Bu vesileyle finansman meselesine de kısaca değinmek istiyorum. Hiç kuşkusuz, üretim hayatının sağlıklı işleyişi için uygun finansman koşullarının yaratılması çok önemli. Merkez Bankamız bu ay itibarıyla faiz artışlarını durdurmuş olsa da yaşadığımız geçiş sürecinde finansman koşullarının bir süre daha sıkı kalacağının ve bunun reel sektör açısından oluşturacağı zorlukların farkındayız. Öte yandan, finansman koşullarında sağlıklı bir rahatlama sağlanabilmesi için asli koşul, dezenflasyonun kalıcı bir şekilde sağlanması ve bu yolla faizler üzerindeki baskının ortadan kalkmasıdır. İçinden geçtiğimiz bu geçiş sürecinde ekonomi yönetimimizden başlıca beklentimiz budur.”
Konuşmasında nüfus ile ilgili açıklanan son TÜİK verilerine de değinen Bahçıvan, özellikle İstanbul’da yaşanan tersine göç rakamlarına dikkati çekerek, bunun gelecek yıllarda ciddi bir nitelikli istihdam sıkıntısının göstergeleri olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Teknoloji ve yüksek katma değerli üretimde bilgi ve becerilerini üretime yansıtabilen nitelikli insanın en temel faktör olduğunu belirten Erdal Bahçıvan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Günümüz dünyasında bu hedeflere ulaşmak ancak ve ancak nitelikli insana yatırım yapmakla mümkün. Bu doğrultuda, üniversite ve meslek lisesi eğitiminin nitelikli işgücü ihtiyacına cevap verebilmesi büyük önem taşıyor. Türkiye’nin orta vadeli, tutarlı ve sürdürülebilir bir istihdam politikasına ihtiyacı var. İkiz dönüşüm olarak adlandırılan süreçte sanayinin dijital ve yeşil dönüşümü için önümüzdeki dönemde teşvik-destek mekanizmalarının, insan kaynakları ve eğitim politikalarını da içerecek şekilde kurgulanması önemlidir. Bu ihtiyaç, insan kaynağımızın etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi için YÖK’ün de dahil olacağı bir eğitim planlamasıyla geleceğimiz adına eğitimin her kademesinde mutlaka giderilmelidir.”
]]>
Orta yaşlı çiftlerin çoğu, eğer imkanları yetiyorsa emekli olmaya hazırlanıyor ancak Musmulyadi (55) ve eşi Nurmis (50) onlardan değil.
Binlerce kilometre göç ederek, orangutanların olduğu bir ormana yayılan Endonezya’nın yeni başkentine yerleştiler.
Musmulyadi, BBC Endonezce’ye, “Altyapı inşa edilmeye devam ediyor, o nedenle burada iş bulmak daha kolay” dedi.
Artık, Borneo adasındaki Cava dilinde takımadalar anlamına gelen Nusantara’da bir inşaat alanında yaşıyorlar.
Nurmis çimentoyu karıştırırken Musmulyadi kiremitleri döşüyor.
Musmulyadi istikrarlı bir iş bulmayı ve mega projede taşeron olmayı umuyor.
‘Jokowi’ olarak bilinen Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo’nun iki yıl önce Nusantara’da inşaat çalışmalarına başlanacağını duyurmasından bu yana iş fırsatları arttı.
Hükümet, 2029 yılında burada iki milyon insanın yaşayacağını tahmin ediyor.
Ancak onlarca kilometre ötedeki Pandi (51) ve eşi Syamsiah, evlerinden tahliye edilmekten korkuyor.
20.000 kişilik yerli bir topluluğun mensubular ve ailesinin nesillerdir yaşadığı toprakların mülkiyet hakkına sahip değiller.
Pandi bir sabah uyandığında, arazisinin ondan habersiz işaretlendiğini gördü.
Hükümet arazisini sel ihtimaline karşı boşaltmak istiyor ancak Pandi Şubat ayında mahkemede tahliyeyi durdurmayı başardı.
BBC Endonezce’ye “Çocuklarımın ve torunlarımın geleceği için bunu yaptım” dedi.
“Hiçbir şey yapmasaydım çocuklarım ve torunlarım hükümet için çöpten başka bir şey olmayacaktı. Adaletsizliğe karşı bu şekilde mücadele ediyoruz.”
Hükümetin toprakları için çok düşük bir fiyat da olsa tazminat ödemesinin ardından diğer köylerdeki yerli topluluklar başka köylere taşınmış. Dolayısıyla Pandi’nin çözümü geçici görünüyor.
Mulyadi ve Pandi’nin hikayeleri, Devlet Başkanı Widodo’nun projelerinin tartışmalı olduğunu ama aynı zamanda fırsatlar da yaratabileceğini gösteriyor.
En büyük 5 ekonomi arasına girme hedefi
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre Endonezya, Widodo’nun ilk kez göreve geldiği 2014 yılında, satın alma gücü paritesine (PPP) göre dünyanın 10’uncu büyük ekonomisiydi.
On yıl sonra Endonezya, Çin, ABD, Hindistan, Japonya, Almanya ve Rusya’nın ardından yedinci sıraya yükseldi.
Dünyanın en büyük Müslüman nüfusuna sahip olan ülkenin, 2027 yılında ekonomik olarak Rusya’yı geçmesi bekleniyor.
Güneydoğu Asya ülkesinde 14 Şubat’ta devlet başkanlığı seçimleri düzenledi; resmi olmayan sonuçlar Savunma Bakanı Prabowo Subianto’nun ilk turda kazanma yolunda ilerlediğini gösteriyor.
Subianto, mevcut ekonomi politikalarını sürdürme sözü verdi ve Widodo’nun oğlu Gibran Rakabuming Raka da onun yanında seçime girdi.
Endonezya’nın en büyük 10 bankasından biri olan Permata Bank’ın baş ekonomisti Josua Pardede, “Jokowi’nin programları kağıt üzerinde iyi ve Endonezya’yı IMF tahminlerine yaklaştırabilir” diyor.
Ancak ülkenin daha büyük bir hedefi var: Bağımsızlığının yüzüncü yılı olan 2045 yılına kadar en yüksek gelirli ilk beş ülke arasına girmek.
Endonezya Maliye Bakanı Sri Mulyani, bunu başarmak için Endonezya ekonomisinin yılda % 6-7 oranında büyümesi gerektiğini belirtti.
Büyüme şu anda % 5 seviyesinde.
Dünyanın en büyük nikel rezervleri
Endonezya, tatil adası Bali ile ünlü ancak aynı zamanda elektrikli araçlar için pil yapımında önemli bir bileşen olan dünyanın en büyük nikel rezervlerine de ev sahipliği yapıyor.
Devlet Başkanı Widodo, 2019’da ilk kez ham nikel ihracatının yasaklandığını duyurduğunda, Avrupa Birliği Endonezya’ya karşı Dünya Ticaret Örgütü’nde dava açtı.
Devlet Başkanı, üretim sonrasındaki süreçlerin de Endonezya’da gerçekleştirilmesini istediğini söyledi.
Bağımsız bir araştırma kuruluşu olan Ekonomik Finansın Geliştirilmesi Enstitüsü’nün (Indef) bir raporu, Devlet Başkanı’nın nikel politikasının istihdam yarattığını ve ekonomiyi büyüttüğünü söylüyor.
Ancak Endonezya’nın nikel izabe tesislerini inşa etmek için hâlâ büyük ölçüde Çin yatırımına bağımlı olması, özellikle Çin’in ekonomik büyümesinin bu yıl %5,2’den %4,6’ya düşmesinin öngörülmesi nedeniyle geleceğe yönelik soru işaretlerini artırıyor.
Devlet Başkanı Widodo, sanayi politikasıyla ilgili arazi anlaşmazlıklarını, sağlık sorunlarını ve çevresel yıkımı göz ardı edip, Çin yatırımına “kırmızı halı” serdiği için de eleştirildi.
Bir sivil toplum kuruluşu olan Madencilik Savunuculuk Ağı’nın (Jatam) koordinatörü Melky Nahar, “Nikel ateşi hükümetin aklını kaçırmasına neden oluyor” diyor.
Adalar arası ulaşım
Adalar arası ulaşım, üç zaman dilimine yayılmış 1.700 adadan oluştuğu için Endonezya’nın kalkınmasının anahtarı.
Endonezya’nın başkenti Jakarta dünyanın en hızlı su altında kalan şehirlerinden biri olsa da, dünya koronavirüs pandemisinden kurtulmaya çalışırken, Devlet Başkanı Widodo 2022’de başkentin taşınmasına ilişkin bir yasayı imzaladığında kaşlar kalktı.
Çin dahil bazı ülkeler yeni şehre yatırım yapmaya ilgi gösterse de, şu ana kadar ‘somut’ bir şey yapılmadı.
Bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Ekonomi ve Hukuk Çalışmaları Merkezi’nden (CELIOS) Nailul Huda, “Şimdiye kadar büyük küresel yatırımcıları Nusantara’ya yatırım yapmaya teşvik etmek zor oldu” diyor.
Devlet Başkanı, yatırımcı yanlısı bir iş kanunu çıkarmak da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler denedi. Sivil toplum örgütleri bu kanunun işçi haklarını ihlal ettiğini söyledi.
Widodo, Ekim ayında iktidarı devredecek ve anlaşılan o ki Nusantara’nın inşasını mirası olarak görüyor.
Ancak hükümete bağlı Ulusal İnovasyon Araştırma Ajansı’nda (BRIN) siyasi araştırmacı olan Firman Noor, tam tersi imajını zedelendiğine inanıyor.
Noor, “Birçok açıdan Nusantara, demokratik değerlerin son 10 yılda kalkınma uğruna ve siyasi pratiklerle nasıl zayıflatıldığının bir yansıması” diyor.
Bu arada, yeni Devlet Başkanı Subianto, anneler ve çocuklar için bedava süt ve öğle yemeği gibi popülist politikalar vaat ederek oy kazanmaya çalıştı.
Uzmanlar, bu projelerin, görevden ayrılan devlet başkanın mega projeleri nedeniyle zaten zorlanan bütçeye yük getirebileceği konusunda uyarıyor.
Huda, “Ücretsiz öğle yemeği ve diğer bazı politikalar devlet bütçesini tüketerek, borçlanmaya yol açacak” diyor.
“Bir sonraki hükümetin politikaları da bu kadar pervasız olmaya devam ederse, dünyanın en büyük ekonomisi olma hayaline rağmen borcun 2029 yılına kadar ikiye katlanabileceğini düşünüyorum.”
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mayıs ayına Escort Bayan ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) rakamlarını açıkladı. Buna göre, TÜFE'deki değişim 2024 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 3,37, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 22,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 75,45 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,51 olarak gerçekleşti.
Buna göre, TÜFE'deki değişim 2024 yılı Mayıs ayında Beylikdüzü Escort bir önceki aya göre yüzde 3,37, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 22,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 75,45 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,51 olarak gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 50,85 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 104,80 ile eğitim oldu.
TÜİK'in açıkladığı mayıs ayı enflasyon İstanbul Escort rakamlarına göre haziran enflasyonu hariç memur ve memur emeklisinin zam oranı yüzde 17,38 olurken, işçi ve Bağkur emeklisinin zam oranı ise yüzde 22,72 oldu.
]]>BDDK, Marin Yatırım Bankası AŞ, Aytemiz Yatırım Bankası AŞ ve Adil Katılım Bankası AŞ'ye faaliyet izni verdi.
BDDK'nin söz konusu kararları bugün Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre, BDDK, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 7'nci ve 8'inci maddeleri kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde, kanunun 6'ncı maddesi uyarınca kurucu ortaklar Mehmet Koç, Sefa Koç, Noman Tekin, Meltem Süloğlu ve Yavuz Duranoğlu tarafından 1 milyar 500 milyon TL sermayeli "Marin Yatırım Bankası AŞ" ünvanlı, kurucu ortaklar Aytemiz Finansal Hizmetler AŞ, İsmail Aytemiz, Hüseyin Aytemiz, Ahmet Aytemiz ve Kerem Aytemiz tarafından 1 milyar 500 milyon TL sermayeli "Aytemiz Yatırım Bankası AŞ" ünvanlı kalkınma ve yatırım bankalarının kurulmasına izin verdi.
BDDK yine 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 7'nci ve 8'inci maddeleri kapsamında yapılan Deneme bonusu veren siteler inceleme ve değerlendirme neticesinde, kanunun 6'ncı maddesi uyarınca, Dijital Banka Yönetmeliğinde dijital bankalar için belirtilen faaliyet esaslarına uygun olarak faaliyet göstermek ve faaliyet izni başvurusunu bu çerçevede yapmak üzere, kurucu ortaklar Ali Emre Ballı, Murat Yönaç, Özberk Çetinkaya, Ali Paslı ve Fahri Akcan tarafından Türkiye'de 3 milyar TL kuruluş sermayeli "Adil Katılım Bankası AŞ" ünvanlı bir (dijital) katılım bankası kurulmasını da onayladı.
]]>
ERDAL SAĞLAM
Mayıs seçimlerinden sonra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve yeni bir ekibin göreve gelmesi, enflasyonla mücadele konusunda umut yaratmıştı. Ancak Merkez Bankası’nın geçen haftaki faiz kararıyla, bu güvenin azalmaya başladığını söyleyebiliriz.
Son gelen ekonomik veriler ve enflasyon beklentileri bir faiz artışını daha zorunlu hale getirirken, Merkez Bankası geçtiğimiz hafta faiz artış kararı alamadı. Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, aslında işlerin iyi gitmediği enflasyonla mücadelede zaaf ortaya çıktığı, dolaylı olarak anlatılıyordu. Ancak buna rağmen faiz kararı alamaması, seçimden sonrası için de önemli bir tedirginlik kaynağı oldu.
Piyasa oyuncuları ve bankacılarla, bu kararın ardından konuştuğumuzda, bu karardan sonra seçim sonrasının daha belirsiz hale geldiğini söylediler. Seçim sonrasında ekonominin gidişatı hakkında karar verebilmek için, “Nisan’da mevcut ekonomi yönetiminin göreve devam edip edemeyeceğinin belli olması gerektiğini” belirttiler. Bu kaygı seçim sonrası uygulanacak politikalar konusunda piyasalarda büyük bir belirsizlik olduğunu da ortaya koyuyor.
Ekonomi yönetiminin görevde kalacağı belli olsa bile, bunun sorunun çözülmesi için yetmeyeceğini eklediler. Bununla birlikte alınacak kararlarla bazı şartların da oluşması, piyasaların buna bakacağını söylediler. Bunlar arasında bütçe disiplini ve kamu harcamalarının kısılmasına ilişkin alınacak kararlar olduğu belirtilirken, bütçe gelirlerinden çok kamunun artık tasarrufa gidip gitmeyeceğinin uygulanacak politikalara güven açısından kilit olduğu belirtildi. Bu arada ekonomi yönetiminin çok üzerinde durmamasına rağmen, acı ilaç içeceği belli olan vatandaşın, “kendisi kemer sıkarken kamunun ve politikacıların tasarrufa gidip girmeyeceğine bakacağı” ifade edildi. Bu koşulun yerine gelmesi halinde halkın yeni alınacak sert tedbirlere ikna edilmesinin kolaylaşabileceği belirtildi.
VATANDAŞ VE YABANCI SERMAYENİN BAKIŞI
Bununla birlikte, seçimden sonra yabancı sermaye girişine kilit bir önem verildiğini hatırlatan bankacılar, dolayısıyla yabancı sermayenin tavrının seçimden sonra ne olacağının büyük önemli olduğu görüşündeler. Bunun için kur ve faiz seviyelerinin tatmin edici olması gerektiği açık. Dolayısıyla kapsamlı bir programın hazırlanıp piyasaların buna ikna edilmesi gerekecek.
Bununla birlikte ülke ekonomisi için asıl yararı dokunacak, üretim gücünü yükseltecek doğrudan yabancı sermaye girişlerinin gelişi ise daha ağır koşullara bağlı. Bu kapsamda Türkiye’nin Batı sermayesine ihtiyaç duyduğu, bunun için de Batı ile ilişkilerin geliştirilmesi gerektiği ortada. Bu kapsamda sadece alınacak ekonomik kararlar değil, kurumsal yapıyı güçlendirecek, hukuk sistemini iyileştirecek kapsamlı tedbirlere ihtiyaç var. Bu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomiyle birlikte, siyaset ve dış politika alanlarında da ciddi tercihlerde bulunması gerekeceği gerçeğini ortaya çıkarıyor.
Tabi ki sadece yabancıların ekonomik gidişat için ikna olması yetmeyecek, hane halkı olarak adlandırılan, vatandaşların da ikna edilmesi, özellikle de TL’ye dönüş için artık güven duyacakları bir ortamın oluşturulması gerekecek. Yüksek politika faiz artışlarına rağmen TL mevduata bankaların hala düşük faiz vermesi, Merkez Bankası’nın bu konuda radikal adımlar atamaması, büyük bir sıkıntının yaşanmasına neden oluyor. Bu nedenle dövize olan talep hala devam ediyor, bu da TL yerine dövize eğilimin devam etmesine, döviz rezervlerinin son dönemde yeniden erimesine neden oluyor. Dolayısıyla özellikle küçük tasarrufçuya enflasyon ve politika faizinin üzerinde getiri sağlanamaması, bir yandan tasarrufçunun mağdur edilmesine neden olurken, öte yandan uygulanan sıkı para politikasına olan güvenin de azalmasını da beraberinde getiriyor.
Geçen hafta Merkez Bankası’nın gerektiği halde politika faizini artıramaması, siyasi otorite yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hala faiz konusunda gösterdiği direncin bir göstergesi olarak yorumlandı. Piyasalar bunu zaten biliyordu ama yeni ekonomi yönetiminin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı gerekenin yapılacağı konusunda ikna ettiklerini düşünüyorlardı. Dolayısıyla faiz artışı kararı verilmemesi, bu konuda piyasada oluşan umudun yitirilmesine neden oldu.
Bu nedenle de seçim sonrasına ilişkin tedirginliğin arttığı gördük. Eğer Mart ayında yapılacak faiz toplantısında Merkez Bankası faiz artışı kararı verirse, bu tedirginlik azalacaktır. Ancak görünen o ki; Merkez Bankası seçimlere kadar, gerekmesine rağmen, faiz kararı veremeyecek. Bu da gevşeyen para politikasının yaratacağı tahribatı iyice artıracak. Bu tahribat hem moral açıdan, hem de maddi anlamda faturanın büyümesi anlamına gelecek.
Enflasyonla mücadelenin faturasının daha çok dar ve sabit gelirlilere çıktığını düşünürsek; gereken kararların zamanında alınamaması nedeniyle ağırlaşacak fatura yoksullaşmanın daha da artmasını beraberinde getirecek diyebiliriz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyümeyi daraltacak, özellikle iş kesimini zor durumda bırakacak ekonomik kararlara karşı ne kadar dirençli olduğu biliniyor. O nedenle de mevcut yönetimin enflasyonla mücadelede kararlı bir tutum takınacağına ilişkin umutlar da, doğal olarak azalıyor.
]]>Fahiş fiyat artışı ve stokçuluk yaparak piyasa dengesini bozanlara karşı beklenen adım geldi. Söz konusu faaliyetlerde bulunanların cezalarını artıran kanun teklifi TBMM Komisyonu'nda kabul edildi.
Teklifle, Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'unda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, Kanun'un ekinde yer alan cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla dolu kadrolarda derece değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece değişiklikleri Rekabet Kurulu kararıyla yapılacak.
Rekabet Kurulu, başlattığı soruşturmaları, soruşturmaya başlanması kararının verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ilgili taraflara bildirecek. Kurul, bu bildirim yazısı ile birlikte iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiyi ilgili taraflara gönderecek. Böylece hem tarafların daha etkin savunma yapabilmesine olanak sağlanması hem de soruşturma süreçlerinin daha seri ilerlemesi amaçlanıyor.
Taraflara yazılı savunmalarını soruşturma raporunun tebliğinden itibaren 30 gün içinde Kurula konya escort bayan göndermeleri tebliğ edilecek. Haklı gerekçeler sunulması halinde bu süre bir kereye mahsus olmak üzere ve en çok bir katına kadar uzatılabilecek. Soruşturmayı yürütmekle görevlendirilenler, gelen yazılı savunmalar sonucunda soruşturma raporundaki görüşlerinde bir değişiklik olması halinde 15 gün içinde yazılı görüşlerini tüm Kurul üyeleri ile ilgili taraflara bildirecek. Taraflar 30 gün içinde bu görüşe cevap verebilecek.
Teklifle, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nda değişiklik öngörülüyor.
Buna göre, ürün senetleri ve alivre sözleşmelere ilişkin işlemlerde, devir ile bedelin ödenmesi, alıcı ve satıcının diğer yükümlülüklerinin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edenlerce veya takas ve saklama hizmeti aldıkları kuruluşlarca yerine getirilmesi, alım satımın tescili ve alım satıma ilişkin diğer hususlar yasa ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak ürün ihtisas borsası tarafından yürütülecek.

Ürün ihtisas borsasının veya ürün ihtisas borsası tarafından takas merkezi olarak yetkilendirilen kuruluşun takas işlemlerinde mali sorumluluğu, tesis edecekleri limitler dahilinde ve alınacak teminatlar ile garanti fonu varlıklarıyla sınırlı olacak.
Ürün ihtisas borsalarında gerçekleştirilen işlemlerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve zararların tazmini için alınacak teminatların ve oluşturulabilecek garanti fonunun kuruluşu, işletimi, kullanımı ve katılımcılarına ilişkin usul ve esaslar, Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek. Düzenlenen teminatlar ve garanti fonundaki varlıklar tevdi amaçları dışında kullanılamayacak, üçüncü kişilere devredilemeyecek, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek, rehin edilemeyecek, iflas masasına dahil edilemeyecek ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamayacak.
Ürün senetleri ve alivre sözleşmelerin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edilmesine, aracıların bursa escort bayan yetkilendirilmesi ile bu yetkinin askıya alınması ve iptaline, aracıların gözetim ve denetimine, ürün senetleri ve alivre sözleşmeler üzerindeki aracılık hizmetlerine dair diğer işlemlere müşterinin verdiği yetkiye bağlı olarak müşteri hesaplarındaki nakit alacak bakiyelerinin nemalandırılmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık ve Sermaye Piyasası Kurulunun birlikte çıkaracağı yönetmeliklerle düzenlenecek.
Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu'nda değişiklik yapılarak, cezaların etkinliği ile caydırıcılığının artırılması amacıyla bazı fiillere yeni cezai yaptırımlar getiriliyor ve idari para cezaları artırılıyor.
Buna göre, lisanslı depoculuk ücret tarifesinde belirlenenin üzerinde veya ücret tarifesinde yer almayan hizmetler için ücret talep ve tahsil eden ya da ürün teslimi sırasında mevzuata aykırı şekilde ürün miktarından kesinti yapan, yasanın "teşhir" hükmüne aykırı hareket eden, ürün senedinin ilgili yönetmeliğinde düzenlenen içerik, şekil ve muhafaza şartlarına uymayan lisanslı depo işletmelerine 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası kesilecek.
Teslim yükümlülüğü düzenlenmiş ve iptal edilmemiş ürün senedinin temsil ettiği tarım ürününün tümü veya bir bölümü için başka bir ürün senedi düzenlenememesi, teslim yükümlülüğü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uyarı ve idari tedbirlerine rağmen verilen sürede kanuna ve ilgili yönetmeliklere aykırı ya da eksik hususların giderilmemesinin de aralarında bulunduğu hükümlere aykırı hareket eden lisanslı depo işletmelerine 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
Analiz ve sınıflandırma işlemi yapılmadan ürünün depoya kabul edilmesi veya depodan çıkarılması, tartım makbuzunun ilgili yönetmelikte belirlenen şartları taşımaması, alet ve ekipmanların kalibrasyonunun ya da periyodik kontrollerinin yapılmadan kullanılması, muhafaza marmaris escort bayan şartlarına uyulmaması nedeniyle ürünü temsil eden elektronik ürün senedinde belirtilen sınıf ve kalite ile depoda bulunan ürünlerin sınıf ve kalitesi arasında farklılık tespit edilmesi durumlarında, bu fiilleri gerçekleştiren lisanslı depo işletmelerine her bir aykırılık için 200 bin lira idari para cezası uygulanacak.
Şahit numune alınmaması ve ilgili yönetmelikte belirlenen süre boyunca saklanmaması, analiz ve sınıflandırma belgesinin ilgili yönetmelikte belirlenen şartları taşımaması, laboratuvarda yer alan alet ve ekipmanların kalibrasyonunun ya da periyodik kontrollerinin yapılmadan kullanılması, şahit numune ile bu numunenin temsil ettiği ürünün analiz ve sınıflandırma belgesinin farklı olması, analiz esnasında tutulan kayıtlardaki değerler ile analiz ve sınıflandırma belgesindeki değerlerin farklı olması durumlarında bu fiilleri gerçekleştiren yetkili sınıflandırıcılara her bir aykırılık için 200 bin lira idari para cezası kesilecek.
Yetkili sınıflandırıcılık ücret tarifesinde belirlenenin üzerinde veya ücret tarifesinde yer almayan hizmetler için ücret talep ve tahsil eden ya da ilgili hükme aykırı hareket eden yetkili sınıflandırıcılara 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
İdari para cezalarının verilmesini gerektiren aykırılığın bir takvim yılı içinde tekrarı halinde her bir tekrar için bir önceki cezanın iki katı idari para cezası uygulanacak.
Yasa teklifiyle, Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'da da değişiklik yapılması öngörülüyor.
Düzenlemeye göre, kapalı pazar yerlerindeki satış yerleri ve diğer yerlerin, pazarcılara yüksek fiyatlarla kiralanmasına neden olan sınırlı ayni hak yöntemiyle kiralama usulü kaldırılıyor. Pazar yerlerinde bulunan satış yerleri yalnızca tahsis usulüyle kullandırılarak pazarcıların maliyetlerinin azaltılması amaçlanıyor.
Teklifle, kapalı pazar yerlerindeki satış yerlerinin sınırlı ayni hak yöntemiyle pazarcılık mesleğinden olmayan diğer kişilere verilmesi sonucu pazarcıların maliyetlerinin artmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
3 Mayıs 2024'ten önce kapalı pazar yerlerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve kiracılık hakları, bu hakların kullanımı için öngörülen sürenin sonuna kadar geçerli olacak.

AK Parti milletvekillerinin imzasını taşıyan düzenlemeyle Kooperatifler Kanunu'nda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, kooperatif ve üst kuruluşları yönetim kurulu üyelerinin, kooperatifin ticaret sicili kayıtlarını, finansal tablolarını, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporlarını, genel kurul toplantı evrakını, ortaklarının kimlik, iletişim, pay ve ödemelerine ilişkin bilgilerini Kooperatif Bilgi Sistemi'ne (KOOPBİS) aktarmaya yönelik geçiş sürecinin tamamlanamadığının tespit edilmesi halinde Ticaret Bakanlığınca birer yıl olmak üzere iki defa daha süre uzatımı yapılabilecek.
Bu süre sona erinceye kadar kooperatif ve üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri ve memurları hakkında KOOPBİS yükümlülüğüne aykırı davranmalarına yönelik hükümler uygulanmayacak. Bu düzenleme, 26 Nisan 2024 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek. Kooperatiflerin ana sözleşmelerini intibak ettirmeleri için öngörülen süre, 2 yıl daha uzatılıyor.
Fahiş fiyat uyguladığı tespit edilen işletmelere uygulanan ceza 100 bin liradan 1 milyon liraya, stokçuluk yapanlara uygulanan ceza ise 1 milyon liradan 12 milyon liraya çıkarılacak.
Stokçuluğu sürdüren işletmelerin bu suçu bir yılda 3 kez işlediği tespit edilirse 6 güne kadar kapatma cezası uygulanabilecek.
]]>
Kayseri Organize Sanayi Bölgesi tarafından düzenlenen istişare toplantısı, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in katılımıyla gerçekleştirildi. Sanayici ve iş insanlarından oluşan yaklaşık 600 kişilik bir kalabalığa hitap eden Bakan Şimşek, ekonomi politikalarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Ahi Evran Konferans salonunda gerçekleştirilen istişare toplantısına; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, Bakan Yardımcısı Zekeriya Kaya, Kayseri protokolü, Kayseri OSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Murat Yibur, Kayseri OSB Yönetim Kurulu Üyeleri Zafer Baktır, Nihat Bozkurt ve Nuri Çetinçağlar, Kayseri OSB Denetim Kurulu Üyeleri Mustafa Gengeç ve Mehmet Yusuf Sarıalp, Kayseri OSB Bölge Müdürü Abdulmenap Esko, sanayiciler ve davetliler katıldı.
İstişare toplantısının açılışında katılımcılara hitap eden Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, teveccüh göstererek toplantıyı onurlandıran Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e teşekkür ederek, Cumhurbaşkanlığı Kabinesinde üstlendiği önemli görevinde başarılar diledi.
Başkan Yalçın konuşmasında, “Ülkemizin, dünyada yaşanan ekonomik gelişmelerin etkisi altında olduğu önemli bir gerçektir. Bununla beraber sanayicilerimizin üretim ve ihracat yapmakta zorlandıkları aşikardır. Yüksek enflasyon baskısı altında bulunan piyasaların dengeli bir ortama kavuşması beklenmektedir. Sanayicisi, tüccarı, çalışanı toplumun tüm kesimleri yaşanan zorlu sürecin farkındadır. Tünelin çıkış yönünde görünecek ışık beklenmektedir.” dedi.
Yalçın, “Bizler, Kayserili sanayiciler, üreticiler, tüccarlar olarak daima daha iyisine ve daha güzeline talip olduk. Cari açık değil, cari fazla veren bir il olduk. 2023 yılı İthalatı 1,6 milyar dolar olan Kayseri’nin ihracat rakamı ise 3,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu rakamlar Kayseri’nin, şehrimizin azminin göstergesidir. Ekonomik göstergelerde ne kadar dengesizlik oluşursa oluşsun, Kayseri üretmekten, yurt dışı piyasalara ürün satmaktan asla vazgeçmeyecektir.” ifadelerini kullandı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in önderliğinde güçlü bir şekilde yürüyen ekonomi yönetimine olan güvenlerinin tam olduğunu vurgulayan Başkan Yalçın, “Sizlere olan güvenimizle daha çok üretmeye, daha çok istihdam oluşturmaya ve daha çok ihracat yapmaya odaklanmış bulunmaktayız. Güzel günlerin uzak olmadığını biliyoruz. İhracatını kısa sürede 5 milyar doların üzerine çıkaran bir şehir olmak arzusundayız” diye konuştu.
Başkan Yalçın konuşmasında, Milli Muharip Uçak KAAN’ın ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirmesinden dolayı duyduğu mutluluğu da vurgulayarak, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, Türkiye Yüzyılı adımlarının artması temennisi ile KAAN’ın yapımında emeği geçen herkesi kutluyor ve hayırlı olsun diyorum.” şeklinde konuştu.
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek ve Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın konuşmalarının ardından kürsüye gelen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın ve yönetimine misafirperverlikleri ve güzel organizasyon için teşekkür etti.
Bakan Şimşek, sunum eşliğinde yaklaşık 2 saat süren konuşmasında, katılımcılara Türkiye ekonomisinin genel durumu ve ekonomi politikalarına ilişkin bilgiler aktardı. İstişare toplantısı, Bakan Şimşek’in sunumunun ardından toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. – KAYSERİ
]]>
Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Eskişehir’de faaliyet gösteren fabrikaları ziyaret etti. Fabrika çalışanları ile sohbet eden Başkan Ataç, “Eskişehir’de herkesin parmak ile gösterdiği, gıpta ile baktığı bir kent ortaya çıkardık. Sizlerin de destekleri ile bu istikrarlı gelişimin devam edeceğine yürekten inanıyorum, emin adımlarla yarınlara yürüyoruz” dedi.
Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Eskişehir’de faaliyet gösteren fabrikaları ziyaret etmeye devam ediyor.
Başkan Ataç son olarak Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Baycan Elektrik, Yükseliş Makine ve ENTON A.Ş’yi ziyaret ederek firma yetkilileri ile bir araya geldi. Ziyaretlerinde üretim alanlarını da gezerek emekçilere çalışmalarında kolaylıklar dileyen Başkan Ataç, çalışanlar ile sohbet de etti.
Başkan Ataç, Baycan Elektrik fabrikasında Tepebaşı Belediyesi’nin Engelliler Montaj Atölyesi’nde aldıkları eğitimler sonucunda istihdam edilen özel bireyler ile de bir araya geldi. Başkan Ataç’a büyük ilgi gösteren özel bireyler, kendilerine yönelik çalışmalarından dolayı da teşekkürlerini iletti.
“HERKESİN PARMAK İLE GÖSTERDİĞİ BİR KENT”
Ataç, fabrika çalışanlarına şöyle seslendi:
“Emekleri kutsal işçi kardeşlerimiz ile bir arada olmaktan çok mutluyum. Ben 365 gün vatandaşlarımız ile iç içeyim. Kötü yönetilen ülke ekonomisi, her kesimden insanımızı zorluyor. Enflasyon vatandaşımızın belini büktü. Emekliler, esnaflar, evlenme hayali kuran gençlerimiz, memurlar, mutfağın idaresini üstlenen hanımlar, çiftçiler, siz işçi kardeşlerimiz… Bu ekonomik şartlar hepimizi daha kötüye götürmeye devam ediyor. Yoksulluk her geçen gün daha da derinleşiyor. Öte yandan bizler Eskişehir’de herkesin parmak ile gösterdiği, gıpta ile baktığı bir kent ortaya çıkardık. Sizlerin de destekleri ile bu istikrarlı gelişimin devam edeceğine yürekten inanıyorum, emin adımlarla yarınlara yürüyoruz. Şehrimizde son 20 yılda çok önemli bir gelişim yaşandı ve hepimiz bu kentte yaşamaktan dolayı çok mutluyuz. Eskişehir’imizde çağdaş, Atatürk’ü seven, Cumhuriyet değerlerine bağlı biçimde yaşamaya devam etmek için sizlerin desteği her zaman çok önemli oldu. Bu birliktelik, kardeşlik ve gelişimi yine hep birlikte devam ettireceğiz. Yolumuz açık olsun.”
“NET BİR EKONOMİK SORUN VAR”
ENTON A.Ş fabrika ziyaretine katılan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt da şunları söyledi:
“Türkiye’nin sorunlarını hepimiz somut olarak yaşıyoruz. Türk parası, ekonomisi doğru yönetilmediği için hepimiz sıkıntı yaşıyoruz. Bu yönetim anlayışıyla bunun aşılması mümkün değil. Seçimden sonra daha da kötü olacak, seçim nedeniyle bazı zamlar öteleniyor ve memura, işçiye avans kabilinde birtakım şeyler veriliyor. Bu yanlış uygulanan bir ekonominin batış sürecidir. Tek adam yönetimi canı ne istiyorsa yaptı ama doğru olmadığı anlaşıldı. Geçmiş dönemlerde hangi partiye oy verdiyseniz bu önemli değil. Önemli olan şu anda ülkemizin içinde olduğu durumun değerlendirilmesidir. İyi niyetle, inanarak bu hükümete oy vermiş olabilirsiniz. Ama 14 Mayıs’tan bu yana mazotun fiyatı 2 kat, dövizin fiyatı 1 buçuk kat arttı. Sizin geliriniz bu kadar artmadı. Bu kadar net bir ekonomik sorun var ve bunun tek sorumlusu bu ülkeyi tek başına yöneten tek adamdır. Seçimi kazanmış olabilir ama geldiğimiz nokta maalesef kötü. İşçi, memur, esnaf, sanayici, işçi, emekli, köylü memnun değil. Bizim belediyelerimizin ihalelerine alıcı gelmiyor, fiyat vermeye korkuyorlar. Çünkü bugün verdiğiniz fiyat 3 ay sonra aynı değil. Ekonomi durmuş durumdadır, bunun sorumlusuna 31 Mart’ta bir uyarı göstererek hesap sormak gerekir.”
Fabrika çalışanları, Başkan Ataç ve Başkan Kurt’a soru ve taleplerini iletti. Baycan Elektrik Genel Müdürü Engin Yılmaz, Yükseliş Makine Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Kunduracı ve ENTON A.Ş Genel Müdürü Kerem Toprarlar da Başkan Ataç’a bilgiler aktarırken, ziyareti için de teşekkür etti. Başkan Ataç ise firma yetkililerine çalışmalarında başarılar diledi.
]]>Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: "Kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı yüzde 3,66'dan yüzde 4,25'e çıkarıldı. Menkul ataşehir escort kıymet tesisine tabi yükümlülüklere uygulanan menkul kıymet tesis oranının yüzde 4'ten yüzde 1'e düşürülmesine, kredi büyümesine göre menkul kıymet tesisine ilişkin uygulamanın sonlandırılmasına karar verilmiştir"
Akdi faiz; kredi kartının dönem borcu ödendikten sonra uygulanan bir faiz türüdür. Eğer kredi kartı borcunuzun yalnızca asgari tutarını öderseniz, geriye kalan borç üzerine akdi faiz uygulaması yapılmaktadır.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre bir yılda krediler yüzde 50'nin, kredi kartlarıysa yüzde 150'nin üzerinde büyümüştü. Enflasyon Raporu kartal escort 2024 Bilgilendirme Toplantısı'nın ardından konuşan Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, kredi kartlarına düzenlemelerin gündemde olduğunu söylemişti.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de kredi kartları için düzenleme sinyali vermişti: "Kredi kartları, bireysel kredi, taşıt kredisi ve ikinci konut kredisinde sadece faizleri artırarak değil, bankalar üzerinden kredi verme iştahını keserek de kredi büyümesini düşüreceğiz. Başkasının parasıyla, krediyle, kartla zenginlik olmaz."
Kredi kartı kullanımını sınırlama kapsamında daha önce azami taksit sayısı 12'den üçe indirilmişti. Nakit avans limiti de yüzde 25'e düşürülmüştü. Sonra da nakit avans faiz oranı yüzde 4.42'den yüzde 5'e çıkarılmıştı. Bugün de aylık azami akdi faiz oranı yüzde 3,66'dan yüzde 4,25'e yükseldi.
]]>
HABER-KAMERA: HAKAN KAYA
Alibeyköy’de AKP’nin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum ile yaşadığı diyalog ile gündeme gelen döner ustası Hasan Toksoy, ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Yaşanan olayın ardından tebrik mesajları aldığını anlatan Toksoy, “Ekonomik olarak zaten batırdılar, zaten bitiğiz. Ben 5-10 sene önce maaşımla yaptığım işin bugün onda birini yapamıyorum. Maaşımla yaptığım alışverişin ya da yaşantının onda birini yapamıyorum. Onları dile getirdim. Türkiye’yi daha ileriye götürdüğünü söyledi ben de ileriye değil geriye götürdüklerini söyledim” diye konuştu.
AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, geçtiğimz günlerde Alibeyköy’de esnaf ziyareti gerçekleştirmiş, esnaflardan destek isteyen Kurum ile bir döner ustası arasında ekonomi üzerine yaşanan diyalog sosyal medyada gündem olmuştu.
“EKONOMİK OLARAK ZATEN BATIRDILAR, ZATEN BİTİĞİZ”
ANKA Haber Ajansı, Kurum ile diyalog yaşayan o dönerci ile konuştu. 33 senedir döner işiyle uğraştığını söyleyen Hasan Toksoy, Kurum ile yaşadığı diyalogu şöyle anlattı:
“Murat Kurum, Türkiye’yi nereden nereye getirdikleriyle ilgili bir şeyler söyledi. Bende bir yerden bir yere getiremediklerini, Türkiye’yi ekonomik olarak, siyasi olarak uçuruma sürüklediklerini, yani bugün bir vatandaş sokakta eğer ki AK Parti’yi eleştirirse hain olarak ya da cumhurbaşkanına hakaretten direkt cezaevine giriyor veya muhalefet yaparsa terörist olarak cezaevine giriyor. Ekonomik olarak zaten batırdılar, zaten bitiğiz. Ben 5-10 sene önce maaşımla yaptığım işi bugün onda birini yapamıyorum. Maaşımla yaptığım alışverişin ya da yaşantının onda birini yapamıyorum. Onları dile getirdim. Türkiye’yi daha ileriye götürdüğünü söyledi ben de ileriye değil geriye götürdüklerini söyledim. Mesela tramvaya biniyorum bugün tramvayın içindeki 100 insanın 10’u Türk değil. Dün Fatih tarafına gittim. Tramvaya bindim Yusufpaşa’dan bakıyorum sağıma, soluma tramvayın içindeki 100 insandan 10’u, 12’si anca Türk’tür. Direkt yabancı işgaline uğramış durumdayız şu an. Ülkeyi getirdikleri durum bu. Biz Türkiye’yi ileriye götürdük iddasında bulunuyorlar ama maalesef öyle değil.”
“YURT DIŞINDAN TEBRİK EDENLER BİLE OLDU”
Olayın sosyal medyaya yansıması üzerine tebrik mesajları aldığını anlatan Toksoy, “Yüzde 90 tebrik mesajları aldım. Yurt dışından beni arayanlar, tebrik edenler, hatta buraya gelip tebrik edenler oluyor. Ben çok bir şey yapmadım. Sadece eleştirdim. Demek ki halk bu kadar dolmuş ki, bu kadar içten bir patlama yaşıyor ki ama bunu korkudan veya çekinmeden veya başka bir şekilde dile getiremiyor. Dile getiremeyeyince ve bunu birileri dile getirince haliyle bu sefer de onu tebrik etme yoluna gidiyorlar” diye konuştu.
“HENÜZ BİR ŞEY YAŞAMADIM”
Olaydan sonra ‘acaba başıma bir şey gelir mi?’ diye çekinceler de yaşadığını belirten Toksoy, “Ama henüz bir şey yaşamadım. Bir çekingenliğim var. Çünkü daha önceki bu tür olaylarda konuşan veya bu tür olayları yaşayan kişilerin başına bazı şeylerin geldiğini biliyoruz. Tabi bunu televizyonlar yayınlamıyor. Sadece bunu sosyal medyadan görüyoruz. İyi ki sosyal medya var. Yapacak bir şey yok yani. Gelen baş üstüne.” dedi.
]]>
Mersin’de konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “IMF’nin tahminlerine göre 17. büyük ekonomi olduk. Satın alma gücü paritesine göre ise 11. büyük ekonomi konumundayız. Daha da iyi noktaları inşallah kamuyla özel sektörde hep birlikte yürüyeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ‘Mersin İş Dünyası Buluşması’ programında iş insanlarıyla bir araya geldi. Öncelikle bir küresel ekonomi, makro politikalarla ilgili kısa bir değerlendirme yapacağını belirterek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Daha sonra Mersin’le ilgili, Mersin ekonomisi, yatırımlarıyla ilgili değerlendirmelerim olacak. Gerek makro politikalarımızın oluşturulmasında ve kurgulanması gerekse her gün görevimize ilişkin yaptığımız çalışmalarda ilgili taraflarla bir araya gelmeye istişare etmeye büyük önem veriyoruz. On ikinci planımızda hazırlarken orta vadeli programımızı hazırlarken neredeyse tüm toplumsal kesimlerle katılımcı toplantılar icra ettik ve oradaki fikirler bize gerçekten çok önemli katkılar sunduk. Ortak akılla istişareyle, politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Hem planlamaya hem uygulamaya devam edeceğiz. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Küresel ekonomiye baktığımızda maalesef çok olumlu bir dönemden geçmiyoruz. Salgın sonrası dönem hala devam ediyor. Bir takım etkileriyle devam ediyor. Diğer taraftan jeopolitik maalesef birtakım gerginlikler, hadiseler, ekonomiyi de, dünya ekonomisini de etkiliyor. Ukrayna savaşından Orta Doğu’daki yaşanan gelişmelere varıncaya kadar. Bunların büyüme üzerinde, ekonomik aktivite üzerinde de etkileri var. Son 20 yıllık tarihsel ortalamalara baktığımızda dünya ekonomisi son 20 yılda ortalama 3,6 yıllık ortalama üç nokta altı bir büyüme kaydetti. Ancak geçen yıl itibariyle 3 civarına düştü. Önümüzdeki yıllarda da işte 3.1, 3.2 gibi beklentiler var. Dolayısıyla dünya ekonomisinin tarihi ortalamalarının altında bir büyüme seyri içinde olduğunu görmemiz lazım. Bu dünya ticaretini de etkiliyor. Geçmişte dünya ticareti genelde büyümeden daha fazla olurdu. Ancak gerek ekonomik büyümedeki bu ivme kaybı gerekse diğer birtakım faktörler, dünyada artan rekabet, özellikle batıyla uzak doğu arasındaki rekabet, bir takım siyasi gelişmelerle, korumacılığın daha bir arttığını, bölgesel ittifakların biraz daha ön plana çıktığını ve ticaretin eskisi kadar büyüme kaydetmediğini de görmemiz gerekiyor. Bu bu şartlar içindeyiz” şekline konuştu.
“Orta vadeli programdaki hedefimizi rahatlıkla yakalayabileceğimizi düşünüyoruz”
Konuşmasında devam eden Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim açımızdan en önemli hususlardan özellikle ihracatçı illerimiz açısından ihraç pazarlarımızdaki gelişmeler, büyümeler. Bu açıdan da baktığımızda geçen yıl Avrupa bizim tabii en önemli ihraç pazarımız. Avrupa’daki büyüme, dünya büyümesinin de oldukça altında. İşte yüzde 1’ler civarında, bazı ülkelerde sıfır büyüme, eksi büyüme gibi rakamlarla karşılaştık. Önümüzdeki dönemde de ihraç pazarlarımızdaki büyümenin yüzde iki, iki buçuk civarında olmasını bekliyoruz. Geçmişe göre bir miktar daha iyi ama tarihsel ortalamaların yine maalesef altında. Dolayısıyla dünyada zorlu koşulların olduğu, rekabetin arttığı bir dönemdeyiz bunu hep birlikte görmemiz, analiz etmemiz ve buna göre politikalar geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye’deki makro ekonomik politikalara baktığımızda ise kısaca özetlerken büyüme tarafında oldukça iyi bir performansımızdır. Pandeminin etkilerinin yoğun olarak yaşandığı 2020, 2022 döneminde dünya ekonomisi bu 3 yıllık dönemde sadece yüzde 7 büyürken Türkiye ekonomisi yüzde 20 büyümeyi gerçekleştirdi. Tüm milletin olarak önemli bir performans sergiledi. İhracatımıza istihdamız arttı. Geçen yılın büyümesi henüz tam çıkmış değil. 3 çeyreklik büyümeyi biliyoruz ancak 4’üncü çeyrek biliyorsunuz bu ayın sonunda istatistik kurulumuz tarafından ilan edilecek. 2023 yılının büyümesini hep birlikte görmüş olacağız. İlk 3 çeyreklik dönemde Türkiye ekonomisi yüzde 4.7 bir büyüme kaydetti. Son 20 yıllık yine performansımıza baktığımızda yıllık ortalama yüzde 5.4 büyüme kaydetmişiz. Geçen yılki geçen yıl büyümemizin orta vadeli programa göre 4.4 olmasını öngörüyoruz. Son çeyrekte yüzde 3.7 bir büyüme kaybetmemiz bu hedefi gerçekleştirmemize yetecek. Onu hep birlikte göreceğiz. Ama biz orta vadeli programdaki hedefimizi rahatlıkla yakalayabileceğimizi düşünüyoruz. Önce birtakım göstergelerde. Büyümemiz iyi gidiyor. Dünya şartlarını da dikkate aldığımızda yine dünya büyümesinin üzerinde bir büyüme performansı sergiliyoruz. Bu olumlu bir durum.”
“17’nci büyük ekonomi olduk”
Türkiye’nin ekonomik durumu ile ilgili bilgi veren Yılmaz, “IMF’nin tahminlerine göre 17’nci büyük ekonomi olduk. Satın alma gücü paritesine göre ise 11’inci büyük ekonomi konumundayız. Daha da iyi noktaları inşallah kamuyla özel sektörde hep birlikte yürüyeceğiz. Bir taraftan büyümemizi, istihdamımızı sürdürmeye çalışırken diğer taraftan enflasyonla mücadele ediyoruz. Enflasyonu düşürmek için kararlı bir şekilde ilan ettiğimiz politikaları hayata geçiriyoruz. Para politikamızı güncelledik. Maliye politikamızla kara politikalarımızı bir bütünlük içinde hayata geçiriyoruz. Diğer taraftan önümüzdeki dönem yapısal reformlara yoğunlaşacağız. Verimliliği arttırıcı rekabet gücünü arttırıcı, yapısal reformlarla programımızı çok boyutlu değişik unsurlardan oluşan programımızı hayata geçirmeye devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın da bu programa verdiği güçlü siyasi destek son derece önemli. Dünyanın en iyi planlı programını da hazırlasanız arkasında güçlü bir siyasi irade yoksa bir anlam ifade etmez, raflarda bir doküman olarak kalır. Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle orta vadeli programı bizzat ilan ederek toplumla paylaşarak çeşitli vesilelerle bunun arkasındaki siyasi desteğini ortaya koyarak bizlere büyük bir güç veriyor. Plan altında enflasyonumuz gerçekleşti. Bu yılın Ocak ayında bir miktar yüksek geldi enflasyon. Bunu da geçici bir durum olarak görüyoruz. Genelde Ocak ayında yıllık fiyat ayarlamaları yapılır malum. Bir takım ücret fiyat ayarlamaları da yapıldığı için bunun bir etkisi var. Önümüzdeki aylarda giderek bunun ivme kaybettiğini aylık fazla göreceğiz. Yıllık etkisini ise 2024’ün ortalarından itibaren daha net bir şekilde görmüş olacağız. Program etkisini, yıldız etkisini yıllık bazda yansımasını net bir şekilde görmüş olacağız. Kararlı bir şekilde mücadelemiz sürüyor. Tabii ki bunu yaparken restorasyona da düşmek istemiyoruz. Dünyanın da problemi bu. 2025’te bunun etkileri çok daha net ortaya çıkacak. Yüzde 15’ler civarında orta vade programımızda öngördüğümüz enflasyon 2026’da ise yeniden tek haneli rakamları yakalayacağız . Bunun planını, programına yol haritasını ortaya koymuş durumdayız. Adım adım hedefimize gideceğiz. Bu bir süreç. Bir günde hemen çok kısa vadede beklememek gerekir. Adım adım bu sonuçları elde edeceğiz ve hep birlikte bunları göreceğiz” ifadelerini kullandı.
“2024 yılına iyi başladık”
Cari işlemlerin temel sorun olduğuna da dikkat çeken Yılmaz, “Aslında cumhuriyet tarihi boyunca baktığımızda kalkınmamız yönündeki en büyük tarzlardan bir cari açıkla çalışır. Malum enerjiye bağımlı bir ülkeye ithal ediyoruz. Ama başka bir takım tedbirlerle hem enerji sektöründeki politikalarımızda hem de genel olarak döviz kazandırdığı faaliyetleri teşvik ederek bu yapısal sorunumuzun da üstesinden gelme gayreti içindeyiz. Orta vadeli programımızı yaparken bunu en temel meselelerden biri olarak ortaya koyduk. Yılın geçen yılın ikinci yarışında bu yönde olumlu sonuçlar almaya başladık. Yıl ortasında 60 milyar dolarlar seviyesinde çıkan cari açığımız yıl sonu itibariyle 45.2 milyar gibi bir rakama geriledi. Bu gerilemenin devam edeceğini düşünüyoruz. Burada tabii ihracatçılarımıza ben tebriklerimi iletmek istiyorum. Şükranlarımı sunmak istiyorum. Bu sonucun elde edilmesinde ihracatçılarımız ve turizmcilerimizin çok ciddi katkısı var. Turizm gelirlerimizde 54. 3 milyarı yakaladık. Bu yıl hedefimiz 60 milyon turist, 60 milyar dolar turizm geliri. Bu da cari açığımıza ciddi katkılar sunacak. Portföy yatırımlarında yine olumlu bir gelişme görüyoruz. 2022’yılında 13,7 milyar dolar çıkış varken 2023’te nette 8,34 milyar dolar değerinde bir giriş gerçekleştiğini görüyoruz. Dünyadaki konjonktüre de baktığımızda özellikle yılın ikinci yarışında gelişmiş ülkelerin para politika değişimle de birlikte gelişmekte olan ülkelere dönük sermaye hareketlerinin artması bekleniyor. Uluslararası kurumlar da bunu bekliyorlar. İnşallah izlediğimiz politikalarla Türkiye bu artan sermaye hareketinden hak ettiği payı alacaktır. Dış ticaretimizden, ihracatımızda baktığımız zaman yine tarihi bir seviyeyi yakaladık. Bu orta vadeli programdaki tahminimizin bir miktar üstünde.2024 yılına da ocak ayında iyi başladık. İhracatımız 3.6 bir artış gösterdi. İthalatımız ise yüzde 22 oranında bir azalış gösterdi. Buda cari işlemler dengemize ticaret kanalıyla önemli bir katkı oluştuğunu gösteriyor. Merkez Bankamızın rezervleri güçleniyor. Yine geçtiğimiz Mayıs ayında 98 milyar dolarlara kadar düşmüştü. 145 milyar dolarlara kadar yükseldi. Son dönemde bir düşüş var. Yine de 135 milyar dolar seviyelerini koruyor. Burada bu konuları mevzuattaki çözülmenin özellikle ocakta yoğun olmasının bir miktar etkisi var. Ama rezervlerimizi biz güçlendirmeye önümüzdeki süreçte de devam edeceğiz. Kur korumalı mevzuatta ciddi bir çözülme var gerçekten. Rakamlarda da bunu görüyoruz. O günün ihtiyaçlarına göre yapıldı. 9 Şubat’tan itibaren rakamları söyleyebilirim. 2 trilyon 368 milyar TL’ye kadar geriledi” diye kaydetti.
“Mersin’in ihracatta ciddi bir ivme yakaladığını görüyoruz”
Mersin’in ihracat açısından tebrik ve teşekkür ettikleri bir il olduğuna değinen Yılmaz, “Mersin’in ihracatta ciddi bir ivme yakaladığını görüyoruz. Bendeki rakamlara göre 2018 yılında 2.8 milyar dolarken 2023 yılında 7.7 milyar dolara yükselmiş durumda. Çok ciddi bir yükseliş. Hele hele az önce saydım şartların yaşandığı bir ortamda. İhracatımızın öncü illerinden biri sürükleyici illerinden biri olduğunu Mersin rakamlarla ortaya koymuş durumda. Tebrik ediyoruz gerçekten. Önümüzdeki dönemde de inşallah yeni politikalarımızın öncü illerinden biri olmaya merhum devam edecek. Bu bölgemiz Mersin, Adana ekseninde baktığımızda lojistik anlamda da çok ciddi avantajlara sahip bir bölge. Rekabet potansiyeli çok yüksek. Bu bölgeyi bu anlamda önümüzdeki dönemde daha fazla değerlendireceğiz lojistik imkanlarını daha da ileriye taşımak için bir gayret içinde olacağız. Bu da ülkemizin ihracat performansını daha üst noktalara taşınacak diye inanıyoruz. Bu kapsamda yıllardır heyecanla yapımı beklenen Çeşmeli, Erdemli, Lifke, Taşucu, Ortayolu Projesi’ni hayata üzere çalışmalara başladık. Bu otoyol önemli bir farklılık oluşturacak bölgemiz için. Yine en öne çıkan projelerden biri. Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep hızlı tren projesi. Bunun hayata geçmesiyle 6 saat 23 dakika olan seyahat süresini 2 saat 15 dakikaya düşürecek. İşte bu projeler bölgemizin kendisini değiştirecek. Yine Doğu Akdeniz bölgesi en stratejik bölgelerden biri. Buranın orta Doğu ve Orta Asya ülkelerine çıkış kapısı olmasının ve ihracat imkanlarının gelişmesi için yeni liman inşası konusu üzerinde de çalışmalar yapıyoruz. Bir yandan kalkınma yolu dediğimiz Basra körfezine kadar inen Irak’ı boydan boya geçen çok stratejik bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bunun da tabii limanlarımıza entegrasyonu bu bölgemiz için de yeni açılımlar ve yeni fırsatlar oluşturacaktır diye inanıyoruz. Hava yolu alanında da nihayet Çukurova Bölgesel Uluslararası Havalimanı’mız tamamlandı diyebiliriz. Artık gün sayıyoruz açılışı için. Bu havalimanımızın devreye girmesinde, havayolu anlamında da bölgemiz farklı bir üstünlük kazanmış olacak. Merkezi idare olarak toplam 98 milyar liralık son 20 yılda yatırım gerçekleştirmişiz. Türkiye yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz inşallah” diye konuştu.
“Kurla ilgili hükümet olarak ne bir tahminimiz var ne de bir hedefimiz var”
Döviz kurlarıyla ilgili bir soruyu da yanıtlayan Yılmaz, “Kurla ilgili şunu ifade etmek isterim. Biz serbest kur rejimi uyguluyoruz. Dolayısıyla kurla ilgili hükümet olarak ne bir tahminimiz var ne de bir hedefimiz var. Serbest piyasa da oluşur diyoruz kur. Sadece Merkez Bankamız kanundan da gelen yetki ve sorumlukla spekülatif hareketliliklere müdahale ediyor. Piyasa bozucu bir takım faaliyetler olduğu zaman bunun önüne geçmek için çaba sarf ediyor elindeki araçlarla. Bunun ötesinde kur piyasa da belirlenir diyoruz. Arz ve taleple belirlenir diyoruz. Ama son dönemlerde hepiniz yaşayarak görüyorsunuz ciddi bir istikrar oluşmuş durumda. Kurdaki hareketliliği değerlendirirken nominal ve reel kuru ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Enflasyonun olduğu bir ortam da nominal kurun belli bir oranda artışı normal karşılanmalı. Real anlamda baktığımız da son dönemde TL’nin bir miktar değer kazandığını görüyoruz. Bunu da tespit etmemiz lazım. Biz şunu düşünüyoruz. İhracatın artışında asıl belirleyici olan dış pazarlardaki talep. Talep geliştikçe, yeni pazarlara girildikçe ihracatçılarımızı farklı desteklerle destekledikçe kurdaki gelişmeler ne olursa olsun ihracatımızı arttıracağımıza inanıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. – MERSİN
]]>
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Burada yatırım ortamı farklılaştı son yıllarda. Niçin arttı bu turistler; İşte huzur güven ortamı sebebiyle. Yeni yeni yatırımlar yapılıyor, organize sanayi bölgeleri büyüyor, ticaret ve ihracat artıyor. Bunlar bu huzur güven ortamının sonuçları.” dedi.
Cevdet Yılmaz, bir otelde kanaat önderlerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda, siyasetlerinin özünde milletin olduğunu, her gittikleri yerde iş dünyası ve kanaat önderleriyle bir araya gelip fikirlerini dinlediklerini söyledi.
Hükümet olarak ekonomi konusunda son derece kararlı, planlı, programlı bir takım adımlar attıklarını anlatan Yılmaz, kalkınma planını adım adım hayata geçirdiklerini belirtti.
Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte inşa edeceklerini, ekonomide programların adım adım sonuçlarını verdikçe daha güçlü şekilde yollarına devam edeceklerini kaydeden Yılmaz, ekonominin insan için olduğunu dile getirdi.
Yılmaz, şöyle konuştu:
“2023 yılını rekor seviyede bir istihdamla kapattık. Aralık ayı işsizlik oranı yüzde 8.8’e kadar geriledi. Biz orta vadeli programda yıl boyu 10.1 olur diye düşünüyorduk. Ama şimdi son ay bu veri ile tek haneli kapattığımız kesinleşti. Onun yıllık hesabının yapılması biraz zaman alıyor ama aylık bazdaki rakamlara baktığımızda 2023 yılını tek haneli işsizlik oranıyla kapattığımız kesinleşti diyebiliriz. Artık 32 milyonu aşkın çalışanı olan bir ülke konumundayız. İnşallah bunu da istihdam dostu politikalarımızla çok daha ilerilere taşıyacağız.”
Geçen yıl ihracatı rekor bir rakamla kapattıklarını anımsatan Yılmaz, ihracatçıların gösterdiği bu performansın takdiri hak ettiğini bildirdi.
Turizmde de Türkiye’nin çok ciddi performans sergilediğine dikkati çeken Yılmaz, bu yıl da turizm konusunda hedefleri adım adım gerçekleştireceklerini belirtti.
Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Temel meselemiz enflasyon. Vatandaşımızın sorunu bizim de sorunumuz. Dolayısıyla bu konuda da büyük bir gayret içindeyiz. Bir taraftan Merkez Bankamızın politikaları, bir taraftan maliye politikalarımız, diğer taraftan yapısal reform dediğimiz Türkiye’de kurumsal ve piyasaların verimliliğini, rekabet gücünü arttırıcı değişimlerle inşallah bunu da adım adım çözeceğiz. Özellikle bu yılın ortasından sonra enflasyonda belirgin düşüşleri hep birlikte göreceğiz inşallah. Bu tahminlerimizi hep birlikte yapıyoruz, arkadaşlarımızla bir ekip olarak bu gayretimizi, enflasyonla mücadelemizi sürdürüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğiyle, siyasi iradesiyle, programımıza verdiği destekle bu süreci adım adım gerçekleştiriyoruz.”
“2025’ten itibaren daha rahat bir döneme inşallah geçiş yapacağız”
Tarihin en büyük afetini yaşadıklarını, bu afetin en gelişmiş ülkede dahi olsa ekonomilerini büyük oranda etkileyebilecek ölçekte olduğunu vurgulayan Yılmaz, depremin yaralarını sardıklarını aktardı.
Yılmaz, şöyle devam etti:
“Geçen yıl önemli harcamalar yaptık. Bu sene de sadece depremin yaralarını sarmak ve şehirlerimizi bu afetlere hazırlamak için 1 trilyon liranın üzerinde bir kaynağı bütçemize koymuş durumdayız. Daha üzerinden 1 yıl geçti depremin, Sayın Cumhurbaşkanımız bazı illerde deprem konutlarını dağıtmaya başladı, kura çekimlerine iştirak etti. Diyarbakır’da da 1300’ün üzerinde tamamlanmış konutumuzu teslim edeceğiz. Daha sonra hak sahiplerine peyderpey bu teslimler yapılacak. Sadece konutlardan ibaret değil harcamalarımız. Bir taraftan kalıcı konutlar yapıyoruz diğer taraftan alt yapıyı tamir ediyoruz. Deprem bölgesindeki illerimizin ekonomik ve sosyal kalkınması için gayret ediyoruz. Bu yönde de çeşitli teşvikler, programlar, çalışmalar yürütüyoruz, yürütmeye devam edeceğiz. 2024 bu anlamda en yoğun dönemimiz. 2025’ten itibaren daha rahat bir döneme inşallah geçiş yapacağız.
Enflasyonda da yüzde 15’ler civarında bir seviye şu anda tahmin ediyoruz. 2026’da ise tek haneli rakamlara Allah’ın izniyle hep birlikte tekrar ulaşacağız. Niye hemen yapmıyorsunuz diye bir soru gelebilir aklınıza. Bir anda niye düşmesin diye düşünebilirsiniz. Birçok denge var. Sadece buna odaklansanız çok kısa sürede de düşebilir belki ama bunun maliyeti çok büyük olur. Büyüme, istihdam, sosyal dengeler üzerinde maliyetleri olur. Dolayısıyla biz niçin daha aşamalı bir şekilde gidiyoruz? Bütün dengeleri gözeterek. Bir taraftan enflasyonu düşüreceğiz ama bir taraftan da büyümemizi, istihdamımızı sürdürme, çeşitli sosyal kesimleri destekleme, bu enflasyon karşısında alım güçlerindeki erimeyi engelleme, bütün bu çabaları bir arada sürdürmek durumundayız. Bunun getirdiği bir yol haritası var. Bunu adım adım uyguluyoruz. Enflasyonun özellikle geniş toplumsal kesimler üzerindeki etkilerini en aza indirmek için gayret ediyoruz. Dar gelirli, ücretli kesimlere dönük elimizdeki tüm imkanları, yaşadığımız depreme rağmen, çevremizdeki jeopolitik gerginliklere rağmen, terörle mücadele ve başka konulardaki sıkıntılara rağmen her türlü imkanımızı da bu anlamda değerlendiriyoruz. Değerlendirmeye de devam edeceğiz.”
Son dönemde Aile ve Gençlik Fonu kurduklarını, bunu da ilk olarak deprem bölgesinde uygulayacaklarını anımsatan Yılmaz, daha sonra tüm Türkiye’ye yaygınlaştıracaklarını söyledi.
“Ekonominin de temeli siyasi istikrardır”
Geçen yıl yapılan seçime değinen Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Genel itibariyle baktığımızda gerçekten iftihar edeceğimiz bir seçim süreci yaşadık. Çok da yüksek bir katılım oranı gördük. Meclis’te Cumhur İttifakı’na çok güçlü bir destek, net bir destek verilmiş oldu. Bununla birlikte siyasi belirsizlikler azaldı, güven ve istikrar, siyasi istikrar pekişmiş oldu. Öngörülebilirlik de artmış oldu. Ekonominin de temeli siyasi istikrardır. Siyasi istikrarın olmadığı, güven veren politikaların olmadığı yerde ekonomik sorunlar da çözülmez, tam tersine daha da ağırlaşır. Ama çok şükür halkımız bu güveni ortaya koydu ve şu anda adım adım dünyanın şartlarına rağmen Türkiye güçlü politikalarıyla yoluna devam ediyor. Demokraside reformlar yaptık. Temel hak ve hürriyetleri genişlettik. Vatandaşımızın daha özgür bir ortamda hayatını devam ettirecek şartlar oluşturduk. Bir taraftan da Türkiye’yi her alanda, savunma, sanayi başta olmak üzere farklı bir noktaya taşıdık. Sağlıkta, ulaşımda bir devrim yaşandı, birçok alanda Türkiye gerçekten çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. İnşallah önümüzdeki dönem yeni hamlelerle buna devam edeceğiz.”
Yılmaz, huzur ve güven ortamının çok kıymetli olduğunu, huzurun ve güvenin olmadığı yerde ekonomik gelişmenin olamayacağını, temel hak ve hürriyetleri insanların kullanamayacağını dile getirdi.
Özellikle bölge ve Diyarbakır’da uzun yıllar terörün acısını yaşadıklarını, terör nedeniyle büyük maliyetler ödendiğini aktaran Yılmaz, tüm Türkiye olarak bunun maliyetini ödediklerini ama bölgede yaşayan insanların çok daha ağır bir faturasını ödediğini belirtti.
“Bugün Diyarbakır ekonomik olarak belki çok farklı bir yerde olacaktı. Terörün iki türlü zararı var. Bir doğrudan zarar yani yaptığı şiddet ve terör eylemleriyle cana, mala getirdiği zarar var. Bir de ekonomik ve sosyal açıdan bir bölgeye verdiği dolaylı zararlar var. Terör nedeniyle gelmeyen turist, doktor, mühendis, yaylasına gidip hayvancılık yapamayan insan, yatırım yapmayan yatırımcı. Tam aksine sermayesini buradan alıp başka yerlere götüren insanlar. Bütün bunlar terörün dolaylı maliyetleri ve gerçekten çok büyük dolaylı maliyetler ödedi bu bölgemiz. Hem nitelikli insan gücünü hem sermayesini kaybetti.” ifadelerini kullanan Yılmaz, ama şimdi farklı bir ortamda bulunduklarını bildirdi.
Huzur ve güven ortamı içerisinde bulunduklarını, çok etkili ve kararlı politikalarla terörle mücadele ettiklerini vurgulayan Yılmaz, sınırların içinde ve dışında vatandaşın huzuru için her türlü gayreti sarf ettiklerini bildirdi.
“81 ilimizi aynı eşit mesafede görerek hizmet etmeye devam edeceğiz”
Yılmaz, bu mücadelede şehit olanlara Allah’tan rahmet, gazilere şükranlarını sunduğunu dile getirerek, onların fedakarlıkları sayesinde bugün huzur ortamında yaşadıklarını, demokratik ortamda haklarını kullandıklarını anlattı.
Terörün ortadan kalkmasının en büyük faydasının bölgeye olduğuna dikkati çeken Yılmaz, şunları dile getirdi:
“Burada yatırım ortamı farklılaştı son yıllarda. Niçin arttı bu turistler; İşte huzur güven ortamı sebebiyle. Yeni yeni yatırımlar yapılıyor, organize sanayi bölgeleri büyüyor, ticaret ve ihracat artıyor. Bunlar bu huzur güven ortamının sonuçları. Henüz tam da görmüş değiliz. Şundan dolayı tam görmüyoruz. Terörün olumsuz etkileri daha kısa süreli çıkıyor ortaya. Yani gelip yakıp yıktıklarında bir yeri hemen bunun zararı çok hızlı çıkıyor. Ama terörün ortadan kalkması sonrası rehabilitasyon diyebileceğimiz süreç zaman alıyor. Yeniden o güvenin oluşması, sonuçlarının ortaya çıkması biraz zaman alıyor. Göreceksiniz önümüzdeki yıllarda bu huzur güven ortamıyla çok daha farklı bir noktaya ekonomik ve sosyal olarak bölgemiz gelmiş olacak. Biz de kararlı şekilde devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Diyarbakır’a, bölgeye hiçbir ayrım gözetmeksizin, 81 ilimizi aynı eşit mesafede görerek hizmet etmeye devam edeceğiz. Gerçekten bu bölgeye emek veren, alın teri döken halk hizmetine koşan herkese müteşekkiriz. Bu anlayışla devam edeceğiz.”
Yerel seçimlerde de aynı anlayışla hareket edeceklerini aktaran Yılmaz, gerçek belediyecilikten yana olduklarını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şunları kaydetti:
“Türkiye Yüzyılı diyoruz. Bu Diyarbakır’ın da yüzyılı. Neden Silvan Barajı bittiği zaman tarımda muazzam bir üretim patlamasının olduğu bir Diyarbakır’dan bahsetmeyelim, bunlarla birlikte sanayisi hızla gelişen değişik alanlarda madencilikte başka çok daha katma değeri yüksek bir sanayi inşa eden bir Diyarbakır olmasın? Gençlerimize daha fazla iş imkanları, girişimcilik imkanları sunan bir Diyarbakır olmasın? Bu gayet mümkün. Son dönemlerde yapılan hizmetler de bunun gayet mümkün olduğunu, kaynaklar doğru kullanılırsa nelerin yapılabileceğini gayet güzel gösteriyor. Birtakım ideolojik çevrelerin gerçeklikten kopuk algıları zihnimize nakşetmesine müsaade etmememiz, algılara değil hakikate bakmamız lazım. Hakikat neyse sözlere değil davranışlara bakmak lazım, yapılana bakmak lazım. Her türlü şiddete müsamaha gösterirken barış kelimesini kullanmasının en hafif deyimiyle samimiyetsizlik olduğunu görmemiz lazım. Hizmet, diyenin hizmetleri bir taraftan baltalarken bundan bahsetmesini hiçbir şekilde doğru olmadığını görmemiz lazım. Diyarbakır’ın ihtiyacı olan enerjisini boşa sarf etmek değil, ideolojik çatışmalarla zaman geçirmek değildir. Diyarbakır’ı daha iyi yerlerde görmek istiyoruz. Daha kalkınmış, gelişmiş ve imkanlar sunan Diyarbakır istiyoruz. Bunu yaptığımızda inanın sadece Diyarbakır değil, çevresi de daha geniş coğrafyalarda çok olumlu etkilenecektir.”
Diyarbakır-Erbil uçuşlarına değinen Yılmaz, uçuşların haftada 3 gün yapılacağını bildirdi.
“Yerel seçimlerin huzur ortamında, demokratik olgunluk içinde tamamlanmasını diliyorum”
Cevdet Yılmaz, her zaman Diyarbakır’ın yanında olduklarını anlatarak, “Bütün hizmetlerde, projelerde yanınızdayız. Merkezi idare olarak yapmamız gereken ne varsa hiçbir zaman şuna bakmadık biz, ‘Bize oy verilmiş, verilmemiş’ diye. Bütün gücümüzle Diyarbakır’a hizmet etmeye çalıştık. Önümüzdeki dönemde de inşallah Halis Bey’in başkanlığında ilçe belediyeleriyle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz. Şimdiden yerel seçimlerin hayırlı olmasını diliyorum. Huzur ortamında, demokratik olgunluk içinde tamamlanmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Toplantıya, Diyarbakır Valisi Ali İhsan Su, AK Parti Diyarbakır milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman ve Mehmet Sait Yaz, Eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi (TARPOL) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mehdi Eker, AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden ve kanaat önderleri katıldı.
]]>
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye ile Macaristan arasındaki ikili ticaretin 4 milyar dolara çıktığını belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın ortaya koydukları yıllık 6 milyar dolar ticaret hedefine kısa sürede ulaşılacağını bildirdi.
Türkiye-Macaristan Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyonu (ETOK/JETCO) 1. Dönem Toplantısı’na ilişkin protokol, Bakan Bolat ile Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto tarafından imzalandı.
Bolat, Bakanlıktaki imza töreninde, 18 Aralık 2023’te Budapeşte’de gerçekleştirilen Türkiye-Macaristan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı’nda bu ülkeyle stratejik ortaklık düzeyindeki ilişkilerin geliştirilmiş stratejik ortaklık seviyesine yükseltildiğini hatırlattı.
“Türkiye-Macaristan Kültür Yılı”nın açılış töreninin gerçekleştirildiğini ifade eden Bolat, 2025’in iki ülkenin liderlerince “Ortak Bilim ve İnovasyon Yılı” ilan edildiğini söyledi.
Ülkeler arasında Ekonomi ve Ticaret Ortak Komisyonu’nun 2022 yılında kurulduğunu dile getiren Bolat, “Amacımız, ekonomik yatırım ve ticari ilişkilerimizi daha da derinleştirmek ve ilerletmek. Bu anlamda ele alınacak ve kararlaştırılacak mekanizmalar JETCO toplantılarında belirlenecektir.” dedi.
“İkili ticaretimizi 4 milyar dolara çıkarmış bulunuyoruz”
Bolat, imzalanan mutabakat zaptında ikili ilişkilerden karşılıklı yatırımlara, teknolojiden enerji alanına, ticaretten sanayiye ve özel sektörler arasındaki işbirliğine kadar birçok konunun yer aldığını ifade etti.
Söz konusu toplantının, Macaristan ile ekonomik ilişkileri daha da geliştirmek için yeni fırsatlar doğuracağına inandığını belirten Bolat, “Mutabakat zaptında yer alan işbirliği konularında atılacak somut adımları da düzenli şekilde takip edeceğimizi vurgulamak istiyorum.” diye konuştu.
Bolat, dünya genelinde siyasi, ekonomik ve sosyal değişimlerin yaşandığı önemli bir dönemden geçildiğine işaret ederek şunları söyledi:
“Türkiye olarak biz de tüm muhtemel senaryoları ve bunların etkilerini göz önünde bulundurarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bununla birlikte küresel ekonomideki zayıf büyüme performansı, yatırım iştahındaki azalma, başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarındaki artış ve bölgesel çatışmalar, dünya ticaretine 2023 yılında olumsuz etkide bulunmuş ve dünya ticareti daralmıştı. Böyle bir dönemde Türkiye ile Macaristan arasındaki ticaretin 2023’te de artmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. İkili ticaretimizi 4 milyar dolara çıkarmış bulunuyoruz. İki ülke Devlet Başkanı ve Başbakanı’nın ortaya koyduğu yıllık 6 milyar dolar ticaret hedefine çok kısa sürede ulaşacağız.”
“Ekonomik ilişkilerimizi üst rakamlara çıkarmak için azimle çalışacağız”
Bu yıl Türkiye’den Macaristan’a doğal gaz ihracatının başlayacak olmasının iki ülke ticaretini daha da yukarılara ulaştıracağını belirten Bolat, Bakan Szijjarto’nun Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanlığını yılın ikinci yarısında devralacak olmasının da Türkiye ve AB ilişkilerine katkı sağlayacağını dile getirdi.
Bolat, taraflar arasında ulaştırma alanındaki işbirliğinin devam ettiğine dikkati çekerek şunları kaydetti:
“Hava yolu taşımacılığında da iki ülke arasındaki frekans sayımlarının artırılması konusunda yakında olumlu gelişmeler göreceğiz. Bu anlamda önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan ve Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın ortaya koydukları vizyon çerçevesinde karşılıklı ekonomik ilişkilerimizi çok daha üst rakamlara çıkarmak için iki taraf olarak azimle çalışacağız.”
]]>
Halkbank, geçen yıl toplam 10 milyar 112 milyon lira net kar elde ederken, bankanın bu dönemdeki öz kaynakları 2022 yıl sonuna göre yüzde 42,9 oranında artarak 128,4 milyar TL oldu.
Halkbank’tan yapılan açıklamaya göre, 2023 yıl sonunda aktif büyüklüğünü 2022 yıl sonuna göre yüzde 57,7 artışla 2,2 trilyon TL seviyesine ulaştıran banka, bu dönemde toplam kredi büyüklüğünü ise, yüzde 61,6 artışla 1,9 trilyon TL’ye yükseltti.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, küresel ekonominin, resesyon endişeleri ve finansal göstergelerdeki dalgalanmalarla geçirdiği bir dönemi, ülkenin dirençli ekonomisi, güçlü liderliği ve rekabet avantajıyla büyüyerek geride bıraktığının altını çizdi.
Arslan, ülke ekonomisinin ekonomi yönetiminin kararlı tutumu ve bankacılık sisteminin güçlü altyapısı sayesinde küresel ekonomiden kaynaklanan negatif etkilerden en az düzeyde etkilendiğini ifade etti.
Ülkemizin bu istikrarlı büyümesinde kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen akabinde hayata geçirilen yapısal reformların ve kararlı ekonomi politikalarının önemli etkisi olduğunu belirten Arslan, ” Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS), 2023’te olumlu bir ivme yakalayarak günümüzde 310 baz puan seviyesine gelmesi atılan adımların meyvelerini vermeye başladığının en net göstergelerindendir.” ifadelerini kullandı.
Arslan, KOBİ’lerin güvenli limanı olduklarının altını çizerek, şöyle devam etti:
“Ülkemiz, istiklalden istikbale giden yolda bir asrı geride bırakırken, Türkiye Yüzyılı hedeflerine odaklanmış KOBİ’lerimizin, esnaf ve sanatkarımızın, girişimcilerin gayretiyle ekonomimizin güçlenmesine katkı sunmayı sürdüreceğiz. KOBİ kredileri büyüklüğümüz 2023’te 615,5 milyar TL’ye ulaşmıştır.
KOBİ kredileri alanındaki yüzde 19 pazar payımız ile sektörümüzün lider KOBİ bankası olmaya devam etmekteyiz. Güçlü finansal altyapımızla, KOBİ’lerimizin, esnaf ve sanatkarımızın, girişimcilerimizin yanında olmaktan, ekonomimizi büyütmek için çalışmaktan ve ülkemizin kalkınma hamlesine katkı sağlamaktan mutluluk duyuyoruz.”
Halkbank’ın esnaf ve sanatkarların ihtiyaçlarını en iyi bilen banka olduğunu belirten Arslan, “Bankamızın kuruluş harcında esnafımızın alın teri ve emeği var. Bugün bankamızda kredili esnaf sayımız 841 bin iken, esnaf kredi büyüklüğümüz ise 235,1 milyar TL’ye ulaşmış durumdadır.” açıklamasını yaptı.
“Her yaştan ve eğitim düzeyinden 142 bini aşkın girişimciye 25 milyar TL kredi kullandırdık”
Osman Arslan, Türkiye Yüzyılı’nda gelişen teknolojiyi takip ettiklerini, değişen koşullara uygun projeler üreterek, genç girişimcileri de sektör ayrımı yapmaksızın geniş bir yelpazede desteklediklerini ifade etti.
2021 yılından bu yana kendi işini kurmak isteyen her yaştan ve eğitim düzeyinden 142 bini aşkın girişimciye 25 milyar TL kredi kullandırdıklarını vurgulayan Arslan, şunları kaydetti:
“Geleceğin girişimciliğini bugünden inşa etmek için Dijital Gelecekte Genç Girişimciler Vizyon Buluşması’nı ve Jet Luck Projesi’ni hayata geçirdik. Halk Yatırım hizmeti olan kitle fonlama platformu ‘Fonlabüyüsün’ ile girişimcilere ihtiyaç duydukları finansal kaynaklara kitle fonlarıyla erişim olanağı sağlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de Yıldız Teknik Üniversitesi Startup House işbirliğiyle, HUBrica adını verdiğimiz bir girişim hızlandırma programına başlayacağız. Yakın zamanda ekosisteme yönelik buluşmalar ve seminerler düzenleyeceğimiz Girişimcilik Merkezimizi de hizmete sunacağız.”
Arslan, Halkbank’ın, kadın girişimciliğini desteklediğini belirterek, “Sürdürülebilir kalkınma için öncelikli hedefimiz ülkemizde yüzde 14 düzeyinde seyreden kadın girişimciliği oranını dünya ortalaması olan yüzde 35 seviyesine çıkarmaktır. 2021’de hayata geçirdiğimiz Kadın Girişimci Kredi Destek Paketi ile bugüne kadar, farklı meslek gruplarından 217 bin kadın girişimciye ulaşarak 57 milyar TL finansal destek sunduk.” değerlendirmesinde bulundu.
Üreten Kadınlar Buluşmalarını, Üreten Kadınlar Yarışması ile Türkiye’nin en güçlü girişimcilik markalarından birine dönüştürdüklerini belirten Arslan, “Üreten Kadınlar Değişken Fonu, İhracatta Kadın İzi Projesi ve Üreten Kadınlar Akademisi MasterClass Marka Eğitimleri, Kadınlar Liderler ve Girişimciler Vizyon Buluşması ile kadın girişimciliği ekosisteminin gelişmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” açıklamasını yaptı.
Arslan, Cumhuriyetin 100’üncü, bankanın 85’inci yılına ulaşmanın gururuyla girdikleri 2023 yılında, üzerlerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiklerini belirterek, “Halkın Bankası olarak, yeni ekonomi modelimiz ve Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda üretime, ihracata, istihdama ve yatırıma yönelik desteğimiz sürecek; tüm sektörlerde inovatif dönüşümle yerli ve milli kalkınma stratejilerinin ülkemiz ekonomisine katkı sunması için çalışmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
]]>
Muhalefet partileri, Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın istifasına tepki gösterdi. CHP’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe, “Merkez Bankası Başkanı H. Gaye Erkan’ın istifa etmesi sürpriz değil. Erdoğan, güçlü bir biçimde sahip çıkmamıştı. Gideceği belli idi. Bilinmeyen şey, zamanlamasıydı. Yerine gelecek olanın da pek farklı işler yapması beklenmiyor. Ekonomi yavaşlamaya, işsizlik ve yoksulluk ise artmaya devam edecektir” dedi. İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu da “Çok açık ki siyasi iktidar, liyakatli atama yapma mesuliyetini burada da yerine getirememiş ve bir kez daha Türk milletinin ekonomik menfaatlerini ve saygınlığını tehlikeye düşürmüştür. Bu yanlış sürecin sorumluları hesap vermek zorundadır. Zira asıl zarar gören milletimiz olmuştur” açıklamasını yaptı.
Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, bu akşam X hesabından yaptığı açıklamayla istifa ettiğini duyurdu. CHP Genel Başkan Yardımcıları Yalçın Karatepe, Özgür Karabat ve Burhanettin Bulut, CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç ve İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, X hesaplarından Erkan’ın istifasını değerlendirdi.
KARATEPE: GİDECEĞİ BELLİ İDİ
CHP’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe’nin paylaşımı şöyle:
“Merkez Bankası Başkanı H. Gaye Erkan’ın istifa etmesi sürpriz değil. Erdoğan, güçlü bir biçimde sahip çıkmamıştı. Gideceği belli idi. Bilinmeyen şey, zamanlamasıydı. Yerine gelecek olanın da pek farklı işler yapması beklenmiyor. Ekonomi yavaşlamaya, işsizlik ve yoksulluk ise artmaya devam edecektir.”
BULUT: MERKEZ BANKASI’NA BAŞKAN DAYANMIYOR
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bulut da paylaşımda şunları kaydetti:
“Merkez Bankası’na başkan dayanmıyor. Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan görevden affını istedi, istifa etti.
Mehmet Şimşek, kendini hala etkili ve yetkili bakan sanıyor. Merkez Bankası’nın yeni başkanı ‘önerisi doğrultusunda’ atanacakmış. Herkes biliyor ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde her şeye karar veren ‘tek bir adam’ var, gerisi lafügüzaf.”
KARABAT: BU İSTİFANIN ESAS SEBEBİ, ENFLASYON HEDEFİNİN TUTMAYACAK OLMASIDIR
CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ise Erkan’ın istifasını şöyle değerlendirdi:
“Hafize Gaye Erkan’ı getiren Mehmet Şimşek’ti. Geçen yıl haziran ayında göreve gelmesinin ardından Şimşek ile Erkan’ın bazı konularda anlaşamadıkları kulislerde konuşulmaya başlandı. Erkan’ın TCMB Başkanlığı’nın ötesinde siyasi hedefleri olduğu belirtiliyordu. Ahmet Hakan’a röportaj, bardağı taşıran son damlaydı. ‘Rasyonel zemin’ dedikleri, ekonomi yönetiminin kişisel hırslarından başka bir şey değildi. Burada suçlu sadece Hafize Gaye Hanım görülmesin. Evet, o çok yanlış işler yaptı, makamını şahsi çıkarı için kullandı. Ama Mehmet Şimşek de uyumsuz politikalar yürüttü. Enflasyon sadece TCMB’nin para politikası ile olacak iş değildi. Mehmet Şimşek, bütçe disiplinini sağlayamadı. Devasa bütçe açığı verdi. KDV’yi yüzde 18’den yüzde 20’ye çıkardı.
Bir de Anayasa’nın rafa kaldırılması, AKP’nin hukuk tanımazlığı var. Can Atalay kararı ile siz hiçbir yatırımcıyı ikna edemezsiniz. Bu şartlarda Hafize Gaye Erkan’ın faiz politikası nasıl işe yarayacaktı? Bu istifanın esas sebebi, enflasyon hedefinin tutmayacak olmasıdır. Suçlu sadece Hafize Hanım değil, aynı zamanda Mehmet Şimşek başta olmak üzere AKP’nin ileri gelenleridir. Ülke Arjantin’e dönüşmek üzereyken Hafize Gaye Erkan, durumu fark edip erkenden çıkıp gitmiştir. TCMB’nin kurumsal kimliği ve itibarı, AKP sayesinde iki paralık olmuştur. Merkez Bankası, adeta başkan öğütme makinesi haline gelmiştir. TCMB’nin başına artık kim gelirse gelsin, ekonomi politikaları dikiş tutmayacaktır.”
GENÇ: EKONOMİNİN TEK YÖNETİCİSİ ERDOĞAN’DIR, KİMİ GETİRİRLERSE GETİRSİNLER DİKİŞ TUTMAZ
CHP Kayseri Milletvekili Genç de paylaşımında şunları kaydetti:
“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan istifa etti. Merkez Bankası’nın son 5 yılda dördüncü başkanı istifa etti. Ülkemizde artık bakanlar, bürokratlar istifayla değil af talebi ile görevden ayrılıyor. Sayın Cumhurbaşkanı, bir süredir sessizliğini koruduğu Merkez Bankası tartışmalarına tepkisini bu şekilde mi veriyor? Ekonomi yönetimi ne Merkez Bankası’nda ne de Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndadır. Ekonominin tek yöneticisi Erdoğan’dır. Merkez Bankası’ndaki bu istifa, Erdoğan’ın talebidir. Kimi getirirlerse getirsinler dikiş tutmaz.”
ZORLU: SİYASİ İKTİDAR, BİR KEZ DAHA TÜRK MİLLETİNİN EKONOMİK MENFAATLERİNİ VE SAYGINLIĞINI TEHLİKEYE DÜŞÜRMÜŞTÜR
İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu’nun Erkan’ın istifası üzerine yaptığı paylaşım da şöyle:
“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan affını istemiş… 7 aylık serüven, yüzde 8,5 faiz ile başlandı, yüzde 45 ile son buldu. Peki kötü giden ekonominin gerçek sorumluları ne yapıyordu? Çok açık ki siyasi iktidar, liyakatli atama yapma mesuliyetini burada da yerine getirememiş ve bir kez daha Türk milletinin ekonomik menfaatlerini ve saygınlığını tehlikeye düşürmüştür. Bu yanlış sürecin sorumluları hesap vermek zorundadır. Zira asıl zarar gören milletimiz olmuştur.”
]]>
Bir zamanlar dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alan ve refah seviyesinin Fransa veya Almanya’dan daha yüksek olduğu Arjantin bugün çok farklı bir konumda.
100 yıl önceki o refahta, İngiltere’ye yaptıkları kırmızı et ihracatının büyük payı vardı.
Bugün ise, içinde bulundukları ekonomik kriz nedeniyle Dünya Bankası’nın kişi başı gayrı safi yurtiçi hasıla listesinde 70.’liğe gerilemiş durumdalar.
Artık ülkedeki pek çok kişi, çayırlarda otlamaya devam eden ineklerin etini satın alamıyor.
20’lerinin başında, başkent Buenos Aires’in izbe bir mahallesinde yaşayan Oriana ve Samir çifti de onlardan biri.
Oriana “Çok zor durumdayız. Sürekli ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünüyoruz” diyor ve ekliyor:
“Biftek ülkesiyiz ama paramız yalnızca tavuk almaya yetiyor.”
Hatta tavuk da artık bir lüks haline gelmiş.
Geçen yıl enflasyon yüzde 211 ile 30 yılın zirvesine çıkmıştı.
Yalnızca Aralık’taki aylık enflasyon yüzde 25 oldu.
Genç çift kızları Ciara, Samir’in ebeveynleri ve erkek kardeşiyle küçük bir evi paylaşıyor.
Faturaları ödeyebilmek için büyük bir çaba harcamaları gerekiyor.
Gıda fiyatlarının yanı sıra kira, elektrik ve ulaşım maliyetleri de her ay artıyor.
Her şeyin fiyatı artarken kuryelik yapan Samir’in geliri ekonomik kriz nedeniyle azalmış.
Sokaklardaki insanların artan çaresizliği de onu endişelendiriyor.
“Elinizden cep telefonunuzu almak için sizi öldürebilirler” diyor.
Resmi verilere göre nüfusun yüzde 40’ından fazlası yoksulluk sınırı altında.
Pek çokları, gerçek oranın daha yüksek olduğunu düşünüyor.
Oriana da, Samir de Arjantin’in yeni lideri Javier Milei’ye oy verdi.
Radikal sağcı Milei geçen yıl oyların yüzde 55’ini alarak iktidara geldi.
Samir “O halkın sorunlarını anlıyor. Arjantin’in enflasyonla mücadele için ihtiyacı olan kişi o” diyor.
Fakat herkes bu kadar emin değil.
12 adet tatlıcı ve bakkal zinciri olan Claudio Paez bir zamanlar başarılı bir iş insanıydı.
Fakat halkın alım gücünün düşmesi sonucu dükkanlarını kapatmak zorunda kalmış.
Bugün yalnızca iki dükkanı açık ve işlerin daha da kötüleşmesini bekliyor:
“Ekonomik sorunlar üç ay daha devam ederse giderlerim gelirlerimden daha fazla olacak.”
Maddi sorunlar karşısında halk yeni çözümler üretmeye çalışıyor.
Claudio’nun dükkanlarından birinin yanına park eden bir minivan 1 ABD dolarına 12 yumurta satıyor.
İlgi yüksek, aracın önünde kuyruk oluşmuş. Fakat polisin gelip bu kayıt dışı satışı cezalandırmasından korkan satıcı, fazla kalamadan hareket ediyor.
Buenos Aires sokakları hâlâ 19. yüzyıldaki hızlı ekonomik büyüme döneminde yapılmış gösterişli binalarla dolu.
Fakat önlerinde kayıt dışı sokak satıcıları ve korsan taksiler bekliyor.
Salta Ulusal Üniversitesi’nin resmi verileri kullanarak yaptığı bir analiz, işgücünün yarısının gayrı resmi bir şekilde çalıştığını gösteriyor.
Seçimden hemen önce eski hükümetin çıkardığı bir yasa sonucu ülkede gelir vergisi ödeyen kişi sayısı epey azaldı.
Bu, kasasında para kalmamış ve gelire ihtiyacı olan bir ülke için kötü haber.
Arjantin kazandığından daha fazlasını harcıyor.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) borcu 44 milyar dolar civarında.
Aynı zamanda IMF’ye en fazla borcu olan ülke konumunda.
President Milei says he has answers to the economic crisis. An economist by training, he’s a devout believer in untrammelled free markets and a shrunken state. On the campaign trail, he garnered plenty of attention by waving a real chainsaw in the air, to signal his commitment to cost-cutting.
He also promised to blow up the central bank and get rid of the local currency – the peso – altogether, and replace it with the US dollar. Both those ideas are currently on the back-burner, not least because the government itself is so short of dollars.
Instead, President Milei has devalued the peso by half to boost competitiveness. And he’s slashed the number of government ministries by a similar amount.
And, with a raft of proposals known as the “Omnibus” bill currently before Congress, it’s now the turn of public spending.
“For the last 30 years,” says analyst Sergio Berensztein, “we’ve been printing money like maniacs, which is why we have such high inflation. Now, for the first time, we have a president who understands the problem.”
The only solution, says Mr Berensztein, is to try to balance the budget, something the government’s promised to do by the end of this year. But it’s going to be “rough”, he adds.
Milei net bir oy farkıyla iktidara gelmiş olsa da partisinin Kongre’de çoğunluğu yok. Hatta bir çoğunluktan epey uzaklar.
Özgürlük Gelişimi adlı partisi 2021’deki yasama seçiminde sandalyelerin yalnızca yüzde 15’ini kazanabilmişti.
Buna ek olarak ülkedeki güçlü muhalefet, sendikalarda etkili.
Sendikalar geçen hafta bir genel grev yaptı ve ülkede on binlerce insanın katıldığı büyük gösteriler düzenledi.
Danışmanlık şirketi Cafeidas Group’tan Juan Cruz Diaz, Milei’nin önerdiği değişikliklerin ülkeye zarar verebileceğini söylüyor:
“Milei’ye oy verenlerin çoğu bir değişim istiyordu. Fakat bu, ekonomi ve devlet yapısına dair liberter yaklaşımını destekledikleri anlamına gelmiyor.”
Kongre önümüzdeki hafta Milei’nin önerilerini oylayacak.
Kabul edilip edilmeyeceklerini kestirmek zor.
Dahası kabul edilseler bile enflasyonun düşeceğinin bir garantisi yok.
Ve seçmenler için en önemli konu da enflasyonun düşmesi.
Diaz, yeni devlet başkanının ekonomideki durumu değiştirip insanlara nefes aldırması için “birkaç ayı olduğunu” söylüyor.
Milei’nin seçmenleriyle balayı kısa sürecek gibi gözüküyor.
]]>
Küresel piyasalar, açıklanan makroekonomik veriler ve şirket finansal sonuçlarından alınan sinyallerin ardından karışık bir seyir izleniyor.
ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” yapabileceği ihtimaliyle New York borsasında S&P 500 ve Dow Jones endeksleri kapanış rekoru kırarken, Asya’da satış baskısı yeni günde etkili oluyor.
ABD’de dünkü veriler ekonominin güçlü kalmaya devam ettiğine işaret ederken, Japonya’da enflasyonun hız kesmesi piyasalarda soru işaretlerini artırdı.
ABD’de Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 2023’ün ekim-aralık döneminde yıllıklandırılmış olarak yüzde 3,3 artış göstererek yüzde 2’lik beklentilerin üzerinde gerçekleşti.
Geçen yılın son çeyreğinde Fed’in tercih ettiği enflasyon göstergesi olan kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi ise yüzde 1,7’lik artış kaydetti. Gıda ve enerji harcamalarının hesaplama dışı tutulduğu çekirdek kişisel tüketim harcamaları fiyat endeksi ise aynı dönemde yüzde 2 ile piyasa beklentilerine paralel arttı.
ABD’de enflasyonun hız kesmesine karşın ekonomik aktiviteden alınan olumlu sinyaller ekonomide “yumuşak iniş” ihtimallerini artırırken, para piyasalarındaki fiyatlamalarda ABD Merkez Bankası’nın (Fed) martta faiz indirimlerine başlayabileceğine yönelik tahminler yeniden güç kazandı.
Söz konusu gelişmelerle, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi dün yaklaşık 6 baz puan gerilemesinin ardından yeni günde de düşüş eğilimini sürdürerek yüzde 4,10’a indi.
Emtia tarafında Brent petrolün varil fiyatı gelecek dönemde talebin güçlü kalabileceği öngörüleriyle yüzde 2’nin üzerinde değer kazanırken, yeni günde 81,7 dolardan alıcı buluyor.
Altının ons fiyatı ise önceki kapanışın yüzde 0,2 artışla 2.023 dolarda seyrediyor.
Öte yandan, dünyanın en büyük mikroçip üreticilerinden Intel’in geçen yılın son çeyreğinde elde ettiği gelir yüzde 10 artışla beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Buna karşın, şirketin ilk çeyreğe ilişkin projeksiyonundaki tahminlerin piyasa beklentilerinin altında kalması vadeli işlem piyasalarında satış baskısının artmasına neden oldu.
Dün, New York borsasında, Nasdaq endeksi yüzde 0,18 artarken, S&P 500 endeksi yüzde 0,53 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,64 yükselerek kapanış rekoru kırdı. ABD’de endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise negatif seyirle başladı.
Avrupa borsalarında İtalya hariç dün sınırlı da olsa alış ağırlıklı bir seyir öne çıkarken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) üç temel politika faizini de sabit bıraktı.
ECB Başkanı Christine Lagarde toplantı sonrası yaptığı açıklamada, ECB’nin Yönetim Konseyinde faiz indirimlerini konuşmak için “erken olduğu” konusunda fikir birliği olduğunu belirtti.
Kısa vadeli ekonomik göstergelerin zayıf kaldığını ifade eden Lagarde, ekonomide orta vadede bir iyileşme görüleceğini ve ekonominin en önemli yansıması olan iş gücü piyasasının da oldukça güçlü kalmaya devam ettiğini vurguladı.
Lagarde, Avro Bölgesi’nde enflasyon oranlarındaki genel düşüş eğiliminin sürdüğünü kaydederek, kısıtlayıcı para politikasının reel ekonomi üzerinde kapsamlı bir etki oluşturmaya devam ettiğini anlattı.
Dün, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 0,03, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 0,11 ve Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,10 yükselirken, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 0,60 azalış kaydetti. Avrupa’da endeks vadeli kontratlar, yeni güne ise negatif bir seyirle başladı.
Asya’da piyasalar yeni günde karışık bir seyir izlerken, Japonya’da açıklanan enflasyon verileri Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) gelecek dönem politikalarına ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ocakta yüzde 1,6 artışla beklentilerin oldukça altında kalırken, analistler, enflasyondaki yavaşlamanın BoJ’un normalleşme adımlarını öteleyebileceğini ifade etti.
Kapanışa yakın Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,52 ve Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,5 gerilerken, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,4 ve Güney Kore’de Kospi endeksi ise yüzde 0,5 yükseldi.
Yurt içinde dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,98 değer kazancıyla 8.169,89 puandan tamamlarken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) politika faizini 250 baz puan artırarak yüzde 45’e çıkardı.
TCMB’den yapılan duyuruda, “Kurul, dezenflasyonun tesisi için gerekli parasal sıkılık düzeyine ulaşıldığını ve bu düzeyin gerektiği müddetçe sürdürüleceğini değerlendirmiştir.” ifadeleri yer aldı.
Dolar/TL, dün yüzde 0,1 artışla 30,2542’den günü tamamlamasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 30,3110 seviyesinden işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olduğunu, yurt dışında ise Almanya’da tüketici güven endeksi ve ABD’de kişisel gelirler ve harcamalar verilerinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 8.250 ve 8.350 seviyelerinin direnç, 8.100 ve 8.000 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
10.00 Almanya, ocak ayı GfK tüketici güven endeksi
16.30 ABD, aralık ayı kişisel gelirler ve harcamalar
]]>
ERDAL SAĞLAM
Yeni yılla birlikte seçim ekonomisi tartışmaları yeniden başladı. Bununla birlikte Merkez Bankası Başkanı hakkındaki son iddiaların da uygulanan ekonomik programa darbe vurması bekleniyor. İşte bu tartışmaların devam etmesi beklenen önümüzdeki hafta içinde Merkez Bankası yeni bir faiz kararı verecek.
25 Ocak’ta toplanacak olan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında 2,5 puanlık artırım kararı verilmesi bekleniyor. Böylece yüzde 42,5 olan politika faiz oranının yüzde 45’i bulacağı beklentisi hakim. Piyasalar geçen ayki toplantı sonrası yapılan açıklamadan bu artırımın yapılacağının sinyalini almışlardı.
Ancak asıl bundan sonrasında faiz oranlarının nasıl seyredeceği merak konusu. Politika faizinde yüzde 45’in pik noktası olarak kalıp kalamayacağı sorgulanmaya başladı. Sorgulamanın en önemli nedeni piyasadaki beklentilerin Merkez Bankası hedeflerine olan inancın oluşmadığını göstermesi. Yüzde 36’lık 2024 yıl sonu enflasyon hedefi koyan Merkez Bankası, piyasaları bu orana inileceğine ikna edemedi. Bu, faiz oranlarında yeni artışları kaçınılmaz kılabilir.
Beklentiler üzerinde ikinci önemli risk ise Ocak ayı enflasyon oranlarının beklenenden yüksek çıkma tehlikesi. İktisatçılar, en çok yüzde 6 çıkacak Ocak ayı enflasyonun makul karşılanabileceğini ancak piyasadaki hareketlerin bundan daha yüksek enflasyonu gösterdiğini söylüyorlar. Yüzde 6,5, hatta yüzde 7 Ocak ayı enflasyon rakamı görülebileceğini kaydediyorlar.
Piyasaların enflasyon beklentisinin düşmesi beklenirken, geçen hafta yapılan ankette 2024 yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 41’den 42’ye yükseldi. Ocak ayı enflasyon rakamının yüksek çıkması halinde bu beklentilerin daha da yukarı çıkması bekleniyor. Bu durumda ise yüzde 45’e çıkacak faiz oranlarının yeterli olup olmayacağı daha yoğun biçimde tartışma konusu olacak.
PPK METNİ FAİZ KARARINDAN DAHA ÖNEMLİ
Mart sonunda yapılacak seçimler nedeniyle, gerekse dahi, Merkez Bankası’nın seçime kadar yeni bir faiz artırım kararı vermesi bir hayli güç görünüyor. Buna karşılık Merkez Bankası’nın yeni faiz artırımlarına açık kapı bırakmaması halinde ise piyasalardaki beklentilerin daha da bozulabileceğinden korkuluyor. Hemen olmasa bile, Ocak ayı enflasyonun açıklanacağı Şubat ayının ilk günlerinde, piyasalarda yeni bir bozulma beklenebilir.
İşte bu nedenle Merkez Bankası faiz kararı kadar, hatta daha da fazla, faiz kararı açıklama metninde yazılacaklar, piyasalar tarafından yakından izlenecek. Merkez Bankası PPK metninde, en azından “Gelecek verilere bağlı olarak, gerektiği takdirde faiz artırımından kaçınılmayacağı” mealinde bir ibarenin yer alması önemli olacak. Bu açık kapının bırakılması, piyasaların gerektiğinde yeni artırımlar yapılacağı konusunda ikna olmasını sağlayabilir. Aksi takdirde başlayan kısa vadeli yabancı fon akışının aksaması sonucu doğabilir.
REZERVLER YENİDEN ERİMEYE BAŞLADI
Mevcut verilere bakıldığında tablonun çok da olumlu olmadığı ancak programın sonuçlarının görülmeye başlandığı gözleniyor. Yabancı fon akışının başladığı, son haftalık verilere bakıldığında artık tüketimin de sınırlanmaya başladığı gözleniyor. Buna karşılık döviz rezervleri açısından tablo parlak değil. Geçen Aralık ayındaki yüksek rezerv birikimine karşılık, yılbaşından bu yana swap hariç net döviz rezervleri 5 milyar dolar eridi. Eksi 45 milyar dolara kadar yükselen swap hariç kamu dahil net döviz rezervlerinin geçtiğimiz hafta yeniden eksi 50 milyar doların da altına indiği gözlendi.
Bunun yanısıra Merkez Bankası’nın istediği TL mevduat faizlerinin yükselmesinde de başarı kazanılamadı. TL’ye dönüşü ve dolarizasyondan çıkışı gösterecek TL mevduat faiz oranlarını bankalar, kredi talebi de azaldığı için düşük tutmaya devam ediyor. En önemli neden bankaların politika faizinden daha ucuza fonlama yapıp, artı bir birikime ihtiyaç duymamaları.
İşte faiz artırım kararıyla birlikte, Merkez Bankası ve BDDK’nın piyasadaki fazla likiditeyi düşürüp, TL mevduat faizlerinin yükselmesini sağlayacak ek önlemler alma zorunluluğu da doğabilir.
BAKAN ŞİMŞEK’İN SEÇİM EKONOMİSİ TEPKİSİ
Ekonomik verilerin tümüyle sağlıklı bir yola girmemiş olmasının yanında, faiz oranlarını da etkileyecek yeni tartışmalar yaşandığına şahit oluyoruz. Bunun ilki Hükümetin önümüzdeki 2,5 ay süresince seçim ekonomisi uygulamasına ne kadar başvuracağına ilişkin tahminler. 2023 Aralık ayı bütçesinde, açığı 2 katından fazla artıran yüklü bir tahakkuk kaleminin ortaya çıkması bu yöndeki şüpheleri başlattı. 2024 yılında yapılacak bazı harcamaların, 2024 bütçe açığı düşük çıksın diye, önceki yılın son ayına tahakkuk olarak kaydedilmesi, bu ödeneklerin seçime kadar harcanacağı kaygısı yarattı.
Bunun ardından AKP kulislerinden aktarılan haberlerde Bakan Mehmet Şimşek’in seçime kadar piyasayı sıkmayacağı, partisinin seçimlerdeki oyunu artırmak için, yoğun bir secim ekonomisine izin vereceği haberi çıktı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bu haberleri yalanlama yoluna giderken, Bakan Şimşek “2024 yılı bütçesinde ek bir açığa izin vermeyeceğiz” diyerek, seçim ekonomi tartışmalarını kesme niyetini ortaya koydu.
Biz de seçim ekonomisi uygulamasının bu dönemde hızlanacağını düşünüyoruz. Bu yıl bütçe açığı hedefler içinde kalsa da, Hazine’nin nakit açığının bütçe açığının çok üzerinde çıkmasını bekliyoruz. Buradaki gelişmeleri, özellikle de ilk üç ay için, yakından takip etmek gerekecek. Gerçekten yüklü bir seçim harcaması yapılacak mı, bunu Şubat ayında görme imkanımız olacak.
MERKEZ BANKASI TARTIŞMALARI DA EKLENDİ
Bakan Şimşek’in bu seçim harcamaları tartışmalarını kesmek istemesinin en önemli nedeni, zaten kırılgan olan ekonomik dengelerin bu tartışmalar nedeniyle iyice bozulacak olması. Ekonomi yönetimi kırılganlığı, henüz tam anlamıyla piyasalara güven verilemediğini görüyor ve bu tartışmalarla başlayan olumlu gelişmelerin de durmasından çekiniyor.
Tam bu sırada Merkez Bankası Başkanı Gaye Erkan ve ailesinin Merkez Bankası’nda yaptıklarına ilişkin iddialar ortaya çıktı. Bu iddiaların ve çıkan tartışmaların, Kurumun süreçteki önemi nedeniyle, uygulanan ekonomik programa zarar vermesinden çekiniliyor. Şu anda sadece enflasyonla mücadeleye kilitlenmesi gereken, yönetim zafiyeti yaşanmaması gereken Merkez Bankası’nın bu tartışmalarla anılması, ekonominin gidişatı açısından en son olması gerekendi. Bu tartışmaların nasıl sonuç vereceği yakından izlenecek.
Özetle; ekonomi yönetiminin işi iyice zorlaşmış görünüyor. Bu tartışmaların da etkisiyle, bu hafta yüzde 45’e çıkacak politika faizinin yetmeme ihtimali artmış görünüyor. Seçime kadar yapmasa bile, seçimden sonra Merkez Bankası’nın yüzde 45’in üzerine çıkacak yeni faiz artırımlarını görebiliriz.
]]>
MÜSİAD İnegöl Şubesi tarafından düzenlenen “Erdemli Sohbetler” programının konuğu olan Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Kaya, “İslam ekonomisinde faiz yok. Diğer ekonomi türlerinde faiz var. O halde bize düşen bir iş var. İslam ekonomisi hangi temel üzerinde durabilecek? Yani bir başka ifadeyle faizin alternatifi ne olacak, onu ortaya koymamız lazım” dedi.
MÜSİAD İnegöl Şubesi Konferans Salonu’nda düzenlenen programa, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Kaya, emekli Öğretim Üyesi Dr. Akif Köten, MÜSİAD İnegöl Şube Başkanı Bahri Sinan Yazaroğlu ve iş adamları katıldı.
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren MÜSİAD İnegöl Şube Başkanı Bahri Sinan Yazaroğlu,
“İslam’da kazanmak, mal mülk edinmek, aile evinin geçimini sağlamak, birikim yapmak, hizmet etmek ve buna benzer birçok konu bize farz kılınmıştır. Ama nasıl farz kılınmıştır helal kazanmak. Bizim helal kavramını unutmamamız lazım. Amaç para kazanmak değil amaç helal para kazanmak, amaç dinimizin bize emrettiği şekilde ticaret yapmak. İslami ticaretin temelinde güven vardır. Yani Müslüman sözünün eri bir kişi olması gerekmektedir. Toplumda sağlıklı ticaretin oluşabilmesi için ön şart ahlaktır. Müslüman ahlaklı ticaret yapmakla yükümlüdür. Onun için Müslümanlar sözlerine güvenilen insanlar olmalıdır. ‘Bizi aldatan bizden değildir’ hadisi gereğince ticaretin adalet terazisinin de iyi tartılması gerekmektedir. Bizler İnanan iş insanları olarak bu ilkeler ışığında ticaretimizi yapmalıyız.” dedi.
Daha sonra söz açıklamalarda bulunan Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Kaya, şu ifadeleri kullandı:
“Bir helal, haram kavramı var. Mesela bu haramlardan bir tanesi faiz. Sizin yakinen muhatap olduğunuz faiz kavramı var. Şimdi hocalar, vaizler, müftüler, bizler yıllardır faiz haramdır diyoruz. Kur’an ı Kerim’de ayet var. Aksini inkar edemeyiz. Birde ekonomik hayat var. Bu ekonomik hayatın içerisinde, şu anda ülkemizde uygulanmakta olan bir kapitülasyon ekonomi var. Bu kapitalist ekonominin de temel taşı faiz. İslam ekonomisiyle, kapitalist ekonomi var. Bunları bir birinden ayıran temel taş faizin olup olmaması. İslam ekonomisinde faiz yok. Diğer ekonomi türlerinde faiz var. Peki, faiz haram diyoruz. Camilerden, kürsülerden söyleniyor. Bana söyler misiniz bu ülkedeki faizli iş yapma veya banka sayısının azaldığını, faizden kaçınıldığını mı söylersiniz yoksa tam aksini mi iddia edersiniz.”
Müslüman bir ülkede yaşadığımız halde her geçen gün banka şubeleri sayısı arttığını, İslam’da faiz haram olduğu halde Müslüman halkın müşteri olması sebebiyle çelişkili bir durumun ortaya çıktığını ifade eden Kaya, “İslam ekonomisi hangi temel üzerinde durabilecek? Yani bir başka ifadeyle faizin alternatifi ne olacak, onu ortaya koymamız lazım. Bunu yapacak olanlar da bizleriz. Sizler de uygulayacaksınız. Bunun formülünü hep birlikte bulacağız. Fikirler, teori ortaya konulacak ve biz uygulayacağız.Mudarebe ortaklığını duymuşsunuzdur. Emek sermaye ortaklığı. Örneğin bir mühendis kalkıyor İHA yapıyor. Böyle bir projesi var. Bunun gibi onlarca proje var. Bir başkasının sermayesi var ama böyle bir projesi yok. Bir taraf sermaye koyuyor bir taraf emeğini koyuyor ve ortaklık yapılıyor. Böylece iş hayatı gelişiyor. Bizim sistemimizde böyle bir ortaklık türü var.” diye konuştu.
Prof. Dr. Ali Kaya konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Katılım bankalarının kuruluş amaçlarından biriside mudarebe sistemini işletmekti. Şu anda bakıyoruz bu katılım bankalarının çalışmalarına mudarebe türü çok daha az kullanılıyor. Neredeyse yok. Müşareke, murabaha gibi diğer ürünler pazarlanıyor. Onlar kullanılıyor. Peki, ilgililere gidip neden mudarebe kullanılmıyor diye sorguladığımızda bize şunu söylüyorlar; ‘Hocam biz bunu uyguladık ama Müslüman işadamı dediğimiz kişiler bu ortaklığı kurdu. Birçok hacı efendi işadamı hep zarar gösterdi’ Bu ortaklıkta da zarar sermaye sahibine aittir, çalışana değil. Dolayısıyla katılım bankası hep zarar etmek zorunda kaldı. Peki, gerçekten mi zarar etti? Kim zarar etmek için iş kurar? Kurmaz değil mi? Ama parası başkasına ait olunca insanlar bunu suiistimal ediyor. Bunun için maalesef bu şık kullanılmamış. O halde birlikte bu İslami ekonominin hangi temeller üzerine oturacağını, çalışma sisteminin nasıl olacağını, hangi kurumlarla hayata geçeceğini birlikte çalışıp ortaya koyacağız.”
]]>
Eczacıbaşı Topluluğu Üst Yöneticisi (CEO) Atalay Gümrah, 2024’te yüzde 10 artışla 2,2 milyar avroluk ciroyu aşmayı hedeflediklerini bildirdi.
Gümrah, “İş Dünyası Söyleşileri” kapsamında AA’ya yaptığı açıklamada, küresel çapta 2022’nin başından itibaren yoğunlaşan belirsizlikler ve arz şoklarının özellikle Avrupa ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisinin 2023 boyunca da sürdüğünü aktararak, Kovid-19 sonrası artan tüketim, Ukrayna savaşının etkisiyle artan enerji maliyetlerinin tetiklediği enflasyon, enflasyonu dizginlemek için yapılan faiz artışları ve bu dinamiklerin bölgesel olarak farklılık göstermekle birlikte küresel ekonomi üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin son 2 yılı şekillendirdiğini anlattı.
Genel görüşler paralelinde 2024’te küresel ekonominin durağan geçeceğini öngördüklerini ifade eden Gümrah, Çin ve Almanya ekonomisine ilişkin son dönemdeki ekonomik veriler bazı olumlu eğilimlerin sinyallerini verse de ekonomik toparlanmanın 2024’ün ilk yarısında pek gerçekleşmeyeceğini, ikinci yarıda olumlu gidişata dönüşebileceğini düşündüklerini kaydetti.
Gümrah, “Gelecek yıl ABD dahil dünyada 70’ten fazla ülkede seçim olacağını düşündüğümüzde bu yılın değişkenliklere, olumlu veya olumsuz sürprizlere açık bir yıl olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor.” dedi.
Dünya ekonomisinde baş döndürücü jeopolitik gelişmelerin, bölgesel çatışmaların yaşandığı bir ortamda, faizlerin yükseldiği bir dönemde tüketicilerin güveninin düşük seyrettiğini, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiğini, dış ticaret rotalarının yeniden çizildiğini aktaran Gümrah, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu süreçte ekonomiler arasındaki ayrışımlar, korumacılığı ön plana çıkaran ekonomi politikaları ve özellikle Çin ile Batı dünyası arasındaki fikir ayrılıkları, küresel ekonomik kalkınmayı sekteye uğratma ve küresel enflasyon oranlarındaki normalleşmeyi geciktirme potansiyeline sahip. Yine Ukrayna-Rusya savaşının gidişatı, bunun enerji fiyatları üzerindeki etkisi de kırılganlık düzeyini belirleyen faktörler arasında olacaktır.
İklim değişiminin artan etkileri daha sık doğal afetler ile karşılaşmamıza neden oluyor, yoğun yağışların yarattığı seller veya kuraklıkların yarattığı kıtlıklar başta bölgesel ama sonuçta küresel etkilerini de her geçen gün artırıyor. Bunun sonucunda da dünya; kontrolsüz göç veya temel gıda maddelerinde sert fiyat değişimleri ile karşı karşıya kalıyor.”
“2024, yeni makroekonomik programın katkısıyla normalleşmenin devam ettiği bir yıl olacak”
Atalay Gümrah, yurt içinde bu yıl yaşanan gelişmelere bakıldığında, haziran başından itibaren ekonomi politikalarının rasyonel ve daha piyasa ekonomisi kuralları içinde gelişmeye başladığını gördüklerini, bu adımların ilk olumlu yansımalarını da yabancı analist, yatırımcı yorumlarında ve belirgin derecede gerileyen ülke risk priminde gözlemlediklerini ifade etti.
Gümrah, “Ancak enflasyonu ilerleyen yıllarda tek hanelere düşürebilmek ve daha sürdürülebilir bir genel ekonomik dengeye, öngörülebilirliğe ulaşabilmek için sıkı para politikasının ve mali disiplinin 2024’te de devam edeceği görünüyor. Dolayısıyla yurt içinde sıkı para politikalarının etkisini, uluslararası finans kurumlarının Türkiye’ye yönelik yatırım iştahını ve Orta Doğu’daki gerginliklerin gidişatını, ekonomimizin performansını önemli ölçüde etkileyebilecek alanlar olarak değerlendiriyoruz.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin 2023 yılını, temelde farklı dinamiklerin şekillendirdiği iki ayrı dönemde geçirdiğini ifade eden Gümrah, şöyle devam etti:
“İlk olarak mayıs ayı sonuna kadar seçimlerin birincil gündem maddesi olduğu, kurun yoğun kontrol edildiği, düşük politika faizine rağmen kredi kanallarının özellikle kurumsal yapılara büyük oranda kapandığı, genişlemeci politikaların desteğiyle iç talebin çok canlı olduğu bir dönem geçirdik. Haziran ayından itibaren ise politik belirsizliğin ortadan kalkması sonrasında geleneksel ekonomi uygulamaları ve sıkılaştırıcı para politikasıyla ekonominin daha öngörülebilir yapıya kavuşturulduğu, döviz, faiz ve enflasyon oranlarının dengelenmeye çalışıldığı bir dönem yaşıyoruz. Yeni ekonomi yönetiminin aldığı kararları, piyasalara sağladığı öngörülebilirlik açısından olumlu buluyoruz.
2024, ülkemiz ekonomisi için 2023 ikinci yarısında başlatılan yeni makroekonomik programın katkısıyla normalleşmenin devam ettiği bir yıl olacak. 2024’ün ikinci yarısından itibaren enflasyonun düşüş trendine girmesini, iç talebin de göreceli yavaşlamasını bekliyoruz. Ayrıca, ihracatının yüzde 50’ye yakınını Avrupa’ya yapan ülkemiz ekonomisi için Avrupa’daki talebin gelişimi ve bizim Avrupa ile ilişkilerimiz son derece önemli olacaktır.”
“Doğrudan yabancı yatırımların artmasını bekliyoruz”
Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Gümrah, 2024’te yurt içinde ekonomik büyümenin 2023 yılı için bekledikleri yüzde 4,5’e yakın düzeylerden yüzde 4’ün altına sarkabileceğini belirterek, 2024 yılı boyunca cari dengede son aylarda sinyallerini almaya başladıkları iyileşmenin devam etmesini, dış dengedeki bu iyileşmenin kademeli olarak dış finansman koşullarına da olumlu yansımasını ve doğrudan yabancı yatırımların artmasını beklediklerini söyledi.
Gümrah, “Bu da orta-uzun vadede Türkiye’nin üretim kapasitesini destekleyecek çok önemli bir potansiyel gelişme olarak görünüyor. Bu potansiyeli etkin kullanmak için kur-faiz-enflasyon dengesinin gerçekçi şekilde yönetilmesi, özellikle ihracatın gelişmesinde son derece önemli olacaktır.” diye konuştu.
ABD öncülüğünde Batı’nın Çin’e üretimde bağımlılığını azaltma çabaları, Kovid-19 sonrası tedarik zincirlerini yakınlaştırma ve farklılaştırma arzularının Türkiye gibi üretim yetkinliğine sahip ve rekabetçi ülkelere yeni fırsatlar sunduğunu dile getiren Gümrah, “Akılcı mali politikaları sürdürüp Dünya Bankası ve benzer uluslararası endekslerdeki yatırım ortamını, iş yapma kolaylığı algılarını yükselten, rekabetçiliğini artıran bir Türkiye; bu değişimden kazançlı çıkan gelişmekte olan ülkeler arasında olacaktır.” dedi.
“Finansman kaynaklarına ulaşım ve maliyet, yatırım iştahını belirleyici temel ögelerin başında geliyor”
Atalay Gümrah, yeni ekonomi yönetiminin aldığı kararların öncelikli olarak uluslararası sermaye piyasalarında olumlu algılandığı için TL varlıklara ve Türkiye hazinesinin ihraç ettiği finansal enstrümanlara ilginin artmaya başladığını, bunu uluslararası derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ile ilgili görünüm revizyonlarında, Türkiye’nin CDS ile ölçülen risk primindeki iyileşmede, devlet tahvili ve hisse senetlerinde artan yabancı paylarında, TCMB döviz rezervlerindeki artışta gözlemleyebildiklerini söyledi.
“Sıcak para” olarak da adlandırılan bu sermaye akışlarını temkinli olumlulukla değerlendirdiğini ifade eden Gümrah, şunları kaydetti:
“Asıl önemli olan, ülkemizin değişen tedarik zincirlerinden daha büyük pay almasını sağlayacak, kalıcı değer yaratacak doğrudan yabancı yatırımın ve Türk sanayisinin yatırım iştahını artıracak işbirliklerinin, anlaşmaların artmasıdır. Doğrudan yabancı yatırımlarda yaşanacak artış, sadece dış finansman anlamı taşımayacak, ilgili faaliyetlerde bilgi transferini mümkün kılacak ve zaman içinde ekonomimizin üretim süreçlerini modernize etmesine de imkan tanıyacaktır. Hukuk sistemi, uluslararası iklim değişimi ile mücadele anlaşmaları ve uygulamalarımızın da uluslararası standartlarla uyumlu şekilde gelişmesi ve rasyonel ekonomi politikalarının da verdiği güvenle doğrudan yabancı yatırımların zaman içinde artacağını düşünüyoruz.
Yerli sanayimiz açısından finansman kaynaklarına ulaşım ve maliyet, yatırım iştahını belirleyici temel ögelerin başında geliyor. Rasyonel ekonomik politikalara dönüş, yatırım ortamının iyileşmesi, sanayicinin özellikle ihracata yönelik yatırımlarını cesaretlendirmektedir. Bunu sürekli kılmak ise reel kur politikaları, maliyetler üzerindeki yukarı yönlü baskının kontrol edilmesi ve ülkemizin rekabetçiliğinin desteklenmesi ile mümkün olacaktır.”
“(2024’te) İkinci yarıda büyümenin güçleneceği bir dönem beklentimiz var”
Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Gümrah, bu yıl hem Türkiye’nin hem de Eczacıbaşı Topluluğu’nun en büyük ihracat pazarı olan Avrupa’daki yavaşlama, özellikle Almanya’da yaşanan küçülme, daha yüksek olan büyüme hedeflerine ulaşmalarını zorlaştırırken, 2022’nin son aylarında satın alımını tamamladıkları Gensenta İlaç ve Polat Maden’in katkıları ve yılın ilk yarısında iç pazarda yakaladıkları ivmeyle gelirlerinde 2 milyar avro seviyesini aştıklarını bildirdi.
Bu dönemde banyo, karo ve doğal kaynaklar gibi ihracat yoğun iş kollarının özellikle ihracat pazarlarında daralma yaşarken, tüketim ürünleri ve sağlık alanındaki iş kollarında elde ettikleri büyümeyle denge sağladıklarını kaydeden Gümrah, yeni yaptıkları yatırımlar ve satın almalar ile çalışan sayılarının 13 bin 500’e ulaştığını söyledi.
Gümrah, şöyle devam etti:
“İşlerimiz içinde sürdürülebilirliğe, dijitalleşmeye ayırdığımız hem insan hem mali kaynaklar arttı. Gelirlerimizde önemli paya sahip AB’nin 2030’lara giderken hayata geçireceği sınırda karbon ayarlaması uygulamasına hazırlık için şimdiden başta üretim tesislerimiz olmak üzere tüm alanlarda enerji dönüşümü, döngüsel ekonomi ve fırsat eşitliği alanındaki çalışmalarımıza yoğunlaştık. Üretken yapay zeka uygulamalarının küresel anlamda iş yapış şekillerini, verimlilikleri yoğun bir şekilde dönüştüreceğini görüyoruz. Bu da dijital dönüşümün ötesinde, yapay zeka uygulamalarını her geçen gün üretim süreçlerimize, iş yapış şekillerine entegre etme iştahımızı artırıyor. Bu kapsamda sevindirici bir gelişme Vitra Karo Seramik fabrikamızın Dünya Ekonomik Forumu’nun, sektörlerinde teknolojiyi, veriyi etkin kullanan kuruluşları bünyesinde barındıran Global Lighthouse Network’üne kabul edilmesi oldu.
2024’te ciromuzu avro bazında yüzde 10 artırarak 2,2 milyar avro ciroyu aşmayı hedefliyoruz. Türkiye’de 2023 yılına oranla daha yavaş bir büyümeye karşılık, uluslararası pazarlarda geçen yıl yaşadığımız daralmanın sona ererek özellikle ikinci yarıda büyümenin güçleneceği bir dönem beklentimiz var. Bir taraftan belirsiz küresel ortamda işimizi büyütmek, verimliliğini artırmak için çalışırken diğer taraftan da sürdürülebilirlik yol haritamızda emin adımlar ile yürümeye, teknolojiyi en etkin şekilde kullanmaya, tasarım ve inovasyon ile kuruluşlarımıza, ülkemize değer katmaya, istihdam yaratmaya devam edeceğiz.”
“ABD, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki etkinliğimizi daha da artırmayı amaçlıyoruz”
Bu yıl yaklaşık 800 milyon avro ihracata ulaşmayı öngördüklerini, bu dönemde Avrupa pazarlarında özellikle Almanya’daki daralma kendilerini olumsuz etkilerken, Orta Doğu ve Amerika’da pozitif iş sonuçları elde ettiklerini belirten Gümrah, “İçinde bulunduğumuz iş alanlarının hemen hemen hepsinde Türkiye’nin en büyük ihracatçısı konumumuzu koruyor, geliştiriyoruz. 2024 hedefimiz, 2023’te devreye aldığımız yatırımlar ile ihracat gelirlerimizi yüzde 15 büyütmek. Bu hedefi koyarken Avrupa’daki toparlanmaya ek olarak mevcut iş alanlarımızda farklı kanallara yayılarak, yeni müşterileri portföyümüze katarak büyümeyi planlıyoruz. 2023’te daha hareketli pazarlarımız olan ABD, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki etkinliğimizi daha da artırmayı amaçlıyoruz.” şeklinde konuştu.
2023’te farklı iş kollarında kapasitelerini artırmaya, sürdürülebilirlikte enerji dönüşümüne ve teknolojiye yatırım yaptıklarını anlatan Gümrah, toplam 250 milyon avroyu aşan yatırım alanları arasında öne çıkanların, Eczacıbaşı Tüketim Ürünleri’nin Manisa’da açılışını yaptıkları 5. kağıt makinesi yatırımı ve Eczacıbaşı Yapı Gereçleri’nin Bozüyük’te açılışını yaptıkları seramik sağlık gereçleri işletmesi olduğunu bildirdi.
Gümrah, “Her iki tesis de ağırlıklı olarak ihracata yönelik ürünler üreterek ülke ekonomisinin gelişimini destekleyecek. Teknolojileri yüksek, enerji tüketimleri düşük yatırımlar ile de 350 kişilik bir istihdam yarattık.” dedi.
“2024 için yatırım bütçemize 500 milyon avro ayırdık”
Atalay Gümrah, büyüme yatırımlarına ek olarak, teknolojide altyapılarının güçlenmesi, dijital dönüşüm yol haritasının ilerlemesi, verinin daha etkin toplanıp değerlendirilmesi ve akıllı üretim sistemlerine yönelik önemli yatırımları olduğunu, son olarak da yeşil enerji dönüşümü kapsamında tesislerinde 20 megavat güneş paneli yatırımına ulaştıklarını anlattı.
2024 için yatırım bütçelerine 500 milyon avro ayırdıklarını belirten Gümrah, şunları kaydetti:
“Önümüzdeki 5 yıllık dönem için ana iş kollarımızın hepsinde büyümeye yönelik yatırımlarımız devam edecek. 2024-2028 dönemi için Eczacıbaşı Topluluğu’nun işlerini geliştirmeye, büyütmeye ve iklim değişiminin etkilerini en aza indirmeye yönelik 2 milyar avroyu aşan bir yatırım planımız var. Bu dönemde yatırımlarımızda sağlık ve doğal kaynaklara daha büyük pay ayırdık. Yapı ürünleri ve tüketim ürünleri alanlarındaki faaliyetlerimiz, yatırım bütçelerinden büyüme potansiyelleri ölçüsünde pay alacaklar. Yatırımlarımızda yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da büyümeyi destekleyen hedeflerimiz olacak. Üretim yatırımlarına ek olarak, müşterilerimize daha iyi hizmet vermek için etkin olduğumuz pazarlarda tedarik zinciri ve depolama yatırımlarımızı da artıracağız.
Mevcut iş kollarımıza güçlü yatırımlar yaparken, bu iş kollarının iş modellerini zenginleştirecek yeni girişimleri büyüteceğiz. Topluluk içinde kurduğumuz iki dijital girişimden Evital ile uzaktan sağlık hizmeti verirken, Decoverse ile banyo yenilemesini kolaylaştıracak, çeşitlendirecek e-ticaret platformunu desteklemeye devam edeceğiz. Eczacıbaşı Momentum ile de startupları doğrudan veya yatırım fonları kanalı ile desteklemeyi, azınlık hisseleri almayı sürdüreceğiz. Sürdürülebilirlik yatırımlarımızın bütçelerimizdeki payı artacak, enerjide elektrik tüketimimizi yeşile çevirecek öz kullanıma yönelik enerji yatırımları, döngüsel ekonomi yatırımları, su-enerji ve malzeme tüketimimizi azaltacak kontrol sistemleri yatırımları da odağımızda olacak.”
“Sinerji veya dikey entegrasyon yaratabilecek alanlara yatırımı her zaman değerlendiriyoruz”
Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Gümrah, mevcut işlerinde öngördükleri yatırımlara ek olarak, 2022’de yaptıkları gibi, içinde bulundukları iş alanlarında büyüme hedeflerini destekleyecek şirket satın alımları ve ortaklıkları değerlendirmeye devam edeceklerini, yurt içinde olduğu kadar, yurt dışı pazarlarda da satın alma veya ortaklık kurma projelerini fırsatlar oluştukça mutlaka değerlendirdiklerini söyledi.
Gümrah, “Öncelikli hedefimiz, mevcut stratejik işlerimizi büyütmek, ölçek ekonomisini, uzmanlığımızı daha etkin kullanmak. Bununla beraber işlerimizde sinerji veya dikey entegrasyon yaratabilecek alanlara da yatırım yapmayı her zaman değerlendiriyoruz. Mevcut iş kollarımızda dijital teknolojinin daha ektin kullanıldığı yeni iş modellerine yaptığımız yatırımları da geliştirmeyi, çeşitlendirmeyi planlıyoruz. Bugün hiç içinde olmadığımız tamamen yeni alanlara yatırımların temel önceliğimiz olmayacağını söyleyebiliriz ancak bildiğimiz işlerde tüketicilerin davranışlarını, beklentilerini ve taleplerindeki değişimleri yakından izleyerek fırsat göreceğimiz yeni alanlarda işbirlikleri ile büyümekten de imtina etmeyeceğiz.” diye konuştu.
Orta Doğu ve Orta Asya bölgesindeki yatırım planları
Körfez’de bölgenin en büyük ekonomisi olan Suudi Arabistan’da seramik sağlık gereçleri ve endüstriyel mineral alanlarında ortaklık ve yatırım planları olduğunu anlatan Gümrah, Orta Doğu’da önemli değişimler olduğunu, bölgede daha etkin olmak için hem üretim hem de tedarik zinciri yatırımları planladıklarını söyledi.
Orta Asya ülkelerinden Kazakistan ve Özbekistan’da başta metalik maden sahalarını geliştirmek üzere çeşitli işbirliği ve yatırım fırsatları üzerinde çalıştıklarını ifade eden Gümrah, bu coğrafyalardaki zengin doğal kaynakların etkin kullanılmasına yönelik projeler geliştirmeyi planladıklarını bildirdi.
Gümrah, “Diğer yandan Fas’ta temizlik kağıtlarında mevcut yatırımımızı ilave yatırımlarla ve fırsatlar oluştukça satın almalar ile de Kuzey Afrika’da büyütmeyi, bu bölgeyi Afrika’da daha etkin olmak için bir üs olarak kullanmayı hedefliyoruz.” dedi.
Bu yatırımlar için bugünden somut bir rakam vermenin mümkün olmadığını vurgulayan Gümrah, yatırım rakamlarının, projelerin gelişimine ve ortaklık yapılarına bağlı olarak şekilleneceğini söyledi.
]]>
Türkiye Finans Genel Müdürü Murat Akşam, doğru ekonomik önlemlerle daralan, yavaşlayan bir ekonomik büyüme olmasını beklediklerini ifade ederek, “Bu daralma sonucu düşmesi beklenen enflasyon ve oynaklığı azalan kur ile 2024’te daha öngörülebilir bir ekonomik aktivitenin başlamasını bekliyoruz.” dedi.
Akşam, “Bankacılık Söyleşileri” kapsamında AA’ya yaptığı açıklamada, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) “enflasyon ve düşük büyüme öngörülerinin küresel ekonomi için zorluklar yaratmaya devam ettiğini ve küresel ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,9 olacağını” öngördüğünü aktararak, dünya ekonomisinin, enflasyonun düşmeye devam etmesi ve reel gelirlerin güçlenmesiyle yeni bir ivme kazanarak 2025’te yüzde 3 büyüyeceğinin öngörüldüğünü aktardı.
Türkiye Finans’ın stratejik olarak odaklandıkları konuların başında üretim, ticaret ve ihracatın geldiğini, bu nedenle küresel ekonomiyi şekillendiren faktörlerden ticareti de yakından takip ettiklerini kaydeden Akşam, Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) yayımladığı Küresel Emtia Ticaret Barometresi’nin “küresel mal ticareti hacminin toparlanmaya başladığını” gösterdiğini, yıllık ticaret büyümesinin her halükarda 4’üncü çeyrekte güçlü olmasının beklendiğini bildirdi.
Akşam, “Bu gelişmeler, DTÖ’nün 2023 yılında küresel ticaret hacminde yüzde 0,8 artış öngören 5 Ekim 2023 tahminiyle de tutarlıdır. Örgütün ekimde hazırladığı Küresel Ticaret Görünümü ve İstatistikleri raporunda da belirtildiği üzere, küresel ticaretin 2024’ün ikinci yarısı itibarıyla yeniden ılımlı biçimde büyümeye başlayacağını ve yüzde 3,3’ü yakalayacağını düşünüyoruz. Bu çerçevede genel olarak 2024 sonu itibarıyla yavaşlamanın durmasını ve 2025’te büyümenin yeniden başlamasını bekliyorum.” diye konuştu.
Kahramanmaraş merkezli depremlere ve azalan dış talebe rağmen Türkiye’nin üçüncü çeyrekte elde ettiği yüzde 5,93’lük büyüme oranının AB, OECD ve G20 ülkeleri arasında birinci sırada yer aldığını dile getiren Akşam, 13 çeyrektir büyümesini sürdüren Türkiye’nin yılın 9 ayında yüzde 4,7 büyüdüğünü, bu dönemde AB’de ortalama büyümenin yüzde 0,1 olduğunu anlattı.
Akşam, IMF’nin, 2023’te Türkiye’nin 19’uncu büyük ekonomi olacağı yönündeki tahminini 17’nciliğe revize ettiğini ve izleyen 5 yılda bu sırasının değişmeyeceğini öngördüğünü, OECD’nin de Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 4,5 büyüyeceğini tahmin ettiğini hatırlatarak, ekonomi yönetiminin aldığı önlemlerle toparlanma sürecinin devam ettiğini söyledi.
S&P Global Ratings’in Türkiye’nin görünümünü durağandan pozitife revize etmesinden ve mayısta 700 baz puan seviyesinde olan Türkiye’nin CDS’inin son 6 ayda 300 baz puan seviyelerine gelmesinden bahseden Akşam, “Bu gelişmeler, toparlanma sürecini teyit etmektedir. Sıkılaşan para politikası ve enflasyonun hanehalkı tüketimini azaltmakla birlikte önümüzdeki dönem Türkiye’nin ihracatının ivme kazanacağı öngörülüyor.” şeklinde konuştu.
“Türkiye ekonomisinin yeniden güçlü biçimde büyüyeceğini tahmin ediyoruz”
Murat Akşam, doğru önlemlerle daralan ve yavaşlayan bir ekonomik büyüme beklediklerini belirterek, “Bu daralma sonucu düşmesi beklenen enflasyon ve oynaklığı azalan kur ile 2024’te daha öngörülebilir bir ekonomik aktivitenin başlamasını bekliyoruz. Bunun sonucu olarak da 2024 sonu ve 2025 ile birlikte Türkiye ekonomisinin yeniden güçlü biçimde büyüyeceğini tahmin ediyoruz. Bu süreçte bankalar da dahil ekonominin tüm paydaşlarına düşen görev, elimizden geldiğince daha verimli, daha katma değerli ürün ve hizmetlere odaklanarak ihracata dayalı büyüme modeline katkı yapmaktır.” diye konuştu.
Akşam, Türkiye Finans olarak reel ekonomiye, üretime ve ihracata çok önem verdiklerinin altını çizerek, şunları kaydetti:
“Şirketlerimizin, yalnızca ekonominin yavaşlayacağına dair beklentiler nedeniyle değil, önümüzdeki dönemde uluslararası alanda rekabet edebilmek için de üretim ve ihracat odaklı bir arayışa girmesi gerekiyor. Dijitalleşen yeni küresel ekonomide ihracat potansiyelinin artırılması için kısa vadede yapılabilecek işler var. İhracatımızın güçlendirilmesi, içeride yavaşlaması muhtemel ekonomimizi destekleyecektir. Türkiye Finans olarak, başta reel sektör olmak üzere üretici ve ihracatçıya verilen desteğin ülkemizin sürdürülebilir büyümesi açısından başlıca unsurlar olduğunu her fırsatta dile getiriyor ve bu kapsamda önemli çalışmalar gerçekleştiriyoruz.”
Akşam, her zaman üretim ve ihracat yapan şirketlerin yanında olduklarını belirterek, dünya çapında geniş ve etkin bir muhabir banka ağlarının bulunduğunu bildirdi.
Murat Akşam, “Piyasada yabancı para kur kırılganlığının yükseldiği durumlarda ihracatçı firmalarımıza sunduğumuz hazine ürünlerimizle yaşanabilecek döviz şoklarının olumsuz etkilerinden kendilerini korumaları amacıyla oluşturulmuş ürün ve hizmetlerimizi müşterilerimizin kullanımına sunuyoruz. Enflasyonla kararlı mücadele, azalan riskler ve yatırımcı güveninin artması ile birlikte ihracatla desteklenecek ekonomimize dair iyimserliğimizi koruyoruz.” diye konuştu.
“Alınan kararları doğru buluyoruz”
Türkiye Finans Genel Müdürü Akşam, ekonomi yönetiminin aldığı kararlara ve yapılan düzenlemelere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Öncelikle alınan kararları doğru buluyoruz. Bu kararların normalleşmeye faydası olacağını, TL varlıklara yatırımın artacağını ve hepimize zorluklar yaratan enflasyon problemini çözeceğine inanıyoruz. Kuşkusuz bunu programdan sapmadan, taviz vermeden uygulamak, devam ettirmek çok önemli. Sektör, elbette bu konulardan dolayı toplumun her kesimi gibi çok zorlanıyor, sıkıntı yaşıyor. Maliyetler yükseliyor, sektörün büyüme oranları ve karlılığı azalıyor. Fakat bu önlemler alınmasaydı daha büyük ve uzun süreli bedeller ödememiz söz konusu olacağından bizler de sektör olarak, bu dönemde fedakarlık yapacağız ve sıkıntılara göğüs gereceğiz. Çok şükür, Türk bankacılık sektörü, buna benzer zorlu süreçleri yönetme becerisi ve deneyimine sahip. Zor olacak, sıkıntı çekeceğiz ama birlikte daha iyi ve güçlü bir ekonomi için gayret göstereceğiz.”
Akşam, sağlam bilanço yapısına sahip olan bankacılık sektörünün, parasal sıkılaştırma sürecinde faiz riskini başarıyla yönettiğinin altını çizerek, sektörün, aktif kalitesindeki güçlü görünümünü korurken, pasif yönetimini de TCMB’nin dezenflasyon hedefiyle uyumlu olarak gerçekleştirdiğini kaydetti.
Murat Akşam, “Sermaye yeterlilik oranları yasal sınırın üzerinde. Ülke risk priminin düşmesi sayesinde sektörün dış finansman koşulları iyileşiyor. Enflasyonla mücadele zorlu bir süreç. Yeni ekonomi yönetiminin aldığı ve pozitif etkileri görülen kararlarla birlikte orta-uzun vadede güçlükleri aşabileceğimizi düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
“Liralaşma stratejisi güçlü biçimde devam edecek”
Murat Akşam, 2023’ün zor bir yıl olduğunu ancak Türk bankacılık sektörünün güçlü teknolojik altyapısı, donanımlı insan kaynağı ve güçlü sermaye yapısı sayesinde bu zorlu seneyi başarıyla geride bıraktığını söyledi.
Ekim 2023’te yayımlanan BDDK verilerine göre, Türk bankacılık sektörünün aktif büyüklüğünün 21,8 trilyon TL’ye eriştiğini, sektörün toplam finansmanlarının da 11 trilyon TL’ye ulaştığını bildiren Akşam, finansman hacmi artmaya devam ederken, varlık kalitesinin önemli göstergesi olan takibe dönüşüm oranının yüzde 1,5 ile tarihi düşük seviyelerde seyrettiğini bildirdi.
Bankacılık sektörünün uluslararası standartlara göre asgari yüzde 8 olması gereken sermaye yeterlilik oranının yüzde 18,4 seviyesinde olduğunu dile getiren Akşam, şu açıklamalarda bulundu:
“Her ne kadar zor bir dönem olsa da sektörümüz, sağlam ve güven veren yapısıyla Türkiye ekonomisi için önemli bir istikrar unsuru olarak sürdürülebilirliğini koruyor. Bankacılık sektörümüzün tüm zorluklara rağmen 2024’te de başarıyla yoluna devam edeceğini öngörüyoruz. Regülasyonların nasıl olacağını öngörmek zor olmakla birlikte bankacılık sektörü, elindeki imkanları sürdürülebilir bir şekilde kullanacaktır. Liralaşma stratejisi güçlü biçimde devam edecektir. Tabii likiditenin önemli olduğu bu dönemde artan maliyetleri dikkate alarak toplanan TL mevduat kadar, yüksek oranlı finansman kullandırımların da aktif kalitesini korumak önem kazanacak ve finansman vermeye çalışan bir bankacılık sektörü olacaktır.”
“2024 için finansman hacmindeki büyüme hızının 2023’ten daha yavaş olacağını değerlendiriyoruz”
Türkiye Finans Genel Müdürü Akşam, TCMB’nin ağustosta Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarının 31 Aralık 2023’e kadar TL’ye dönüşümü için kriterler getirdiğini anımsatarak, standart TL mevduat hesapları desteklenirken KKM’ye verilen getirinin cazibesini yitirdiğini, KKM hesaplarındaki toplam tutarda 18 Ağustos haftasından beri düşüş yaşandığını anlattı.
Akşam, “Atılan doğru adımlarla birlikte sektörümüz, ekonomi yönetiminin stratejisini sahiplendikçe liralaşma daha da güçlenecektir. KKM’nin 2024 sonunda önemli oranda sona ereceğini, 2025 ve devamında da kullanılmayacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Gelecek yıl finansman hacmindeki büyüme hızının 2023’ten daha yavaş olacağını değerlendirdiklerini aktaran Akşam, bankacılık sektöründe kasım sonu itibarıyla 11 aylık stok finansman bakiyesine bakıldığında TL’de yüzde 49,2 büyüme olurken, yabancı para finansman bakiyesinde yüzde 3,4 küçülme yaşandığını bildirdi.
“Yeni dijital bankalar rekabeti artıracak”
Murat Akşam, dijital bankacılıkta bilgi işlem altyapıları geliştikçe hem bankaların hem de müşterilerin şubelere olan bağımlılığının azaldığını, dijitalleşme arttıkça şubeleşmenin azalacağını, yeni dijital bankaların rekabeti artıracağını söyledi.
Akşam, “Maliyet artışları karlılığı baskılarken, aktif kalitesini dikkatli yönetmeyi gerektirecek. Ekonomi yönetimi, uygulanan ekonomik programla 2024’te TL finansmanda büyümenin daha da yavaşlamasını, YP tarafında ise ihracatçıların desteğiyle 2023’teki azalmanın olmayacağını öngörüyor. Tüketici finansmanı ve taşıt gibi finansman türleri azalacaktır. 2024, geçmiş yıllardaki hızlı büyümenin duracağı, soğuyan ekonomi nedeniyle büyümenin sınırlı ve seçici olacağı bir yıl olacaktır.” şeklinde konuştu.
Müşterilerin artış ihtiyaçlarının zamandan ve mekandan bağımsız bir şekilde 7 gün 24 saat karşılanmasını istediğini kaydeden Akşam, Türkiye Finans olarak “yeri ve zamanı olmayan bankacılık” konusunda öncü olmayı sürdüreceklerini, sürekli güncelledikleri teknolojiler ve yeniliklerle müşterilerinin; her an ve her yerden müşteri olmayla başlayan bankacılık yolculuklarında güvenli, akıcı, kolay ve daha dijital bir deneyim yaşamaları için çalışmaya devam edeceklerini söyledi.
Dijitalleşmenin, tüm bankacılık sektörü için rekabette en önemli faktörlerden biri olduğunu, bu nedenle yeni bir dönüşümün içinde bulunduklarını dile getiren Akşam, müşteri deneyiminin standartları yükselirken ve jenerasyon yenilendikçe müşteri tarafından gelen talepler farklılaşırken, bankacılık sektörünün ve katılım finans sisteminin bu dönüşüme hızla ayak uydurması gerektiğini anlattı.
“Klasik bankacılık bitiyor”
Türkiye Finans Genel Müdürü Akşam, finansal ürün ve hizmetlerin herkese açık hale gelmesinin, girişimcilik konusunda rekabetin yoğunlaşmasının, blockchain ve yapay zeka gibi fintekleri hızlandıracak teknolojilerin yaygınlaşmasının Türkiye’de açık bankacılığa olan ilgiyi her geçen gün artırdığını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Dijitalleşmenin hızlandığı ve yeni iş modellerinin yürürlüğe girdiği yeni dünyada bankacılık ürün ve hizmetlerini müşterilerimize günlük olağan hayatları içinde ek bir süre yaratmadan hızlı, güvenli ve kolay bir deneyimle sunmamız gerekiyor. Türkiye Finans olarak, üretimi ve ticareti destekleme, tüketicilerin finansal ihtiyaçlarına çözüm bulma, finansal kapsayıcılığı artırma ve sürdürülebilir büyüme gibi tüm temel stratejilerimizin merkezinde yer alan dijitalleşmedeki öncü rolümüzü ve rekabetteki konumumuzu daha da güçlendirmek üzere organizasyon yapısında değişikliğe giderek Dijital Bankacılık İş Grubunu oluşturduk. Çünkü artık dijitalleşme sadece kanallara yeni fonksiyonlar koymaktan ibaret değil. Uçtan uca dijital hizmetler sunabilmek ve müşterilerinize bu deneyimi hissettirebilmek gerekiyor. Klasik bankacılık bitiyor. Bizim mottomuz da ‘müşteri neredeyse banka orada.'”
Akşam, operasyonel verimliliği maksimize etmek için artık metal yaka çalışanlarının bulunduğunu robotik süreç otomasyonu teknolojilerini entegre etmeleri sayesinde önceden tanımlanmış verileri derleme, rapor oluşturma gibi rutin görevlerin yazılımlarla otomatik olarak yapıldığını anlattı.
Dijital Bankacılık İş Grubuna bağlı olarak Dijital Dönüşüm Teknolojileri Ofisi kurduklarını, Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifine üye olarak yapay zeka ekosistemindeki oyuncularla ortak projeler geliştirmeye başladıklarını, çağrı merkezi ekiplerinin bu inisiyatifte yer alan ve yapay zeka araçları geliştiren ekipler ile çalıştığını dile getiren Akşam, yapay zeka ve otomasyon teknolojileri alanında hayata geçirdikleri projelerden ve attıkları adımlardan bahsetti.
Akşam, bankada aylık ortalama işlem hacminin sadece yüzde 6’sının şubelerde gerçekleştiğini belirterek, “Müşteri edinimlerimizin üçte biri dijital kanaldan gerçekleşiyor. Bu yaklaşımın bizleri geleceğin bankacılığı olarak tanımlanan ‘Görünmez Bankacılık’ seviyesine ulaştıracağına inanıyoruz. Bankalar ve fintekler arasındaki rekabete rağmen işbirliği için de birçok fırsat mevcut. Bankalar ve finteklerin birbirini tamamlayan güçlü yönleri var ve birlikte çalışarak karşılıklı fayda sağlayan ortaklıklar yaratabilirler. Biz konuya bu açıdan yaklaşıyor ve finteklerle verimli işbirlikleri geliştiriyoruz.” diye konuştu.
Gelecek dönemde dijitalleşmenin daha da artacağını ve yapay zekanın giderek artan bir rolü olacağını dile getiren Akşam, “Artan işlem hacimleri ile kuantum bilgisayarları da konuşmaya başlayacağız. Özellikle merkez bankaları vasıtasıyla çıkarılacak dijital para ile nakit ihtiyacı da ortadan kalkacak ve sektörde QR kodu ile ödeme, QR ile alışveriş yapma, dijital para ile alışveriş yapma gibi yeni ürün ve yöntemlerin kullanımı artacaktır. Yıllardır dijitalleşmeye öncülük eden sektörümüz de yine bu alanda dünya çapında başarılı ürün ve hizmetler geliştirecek ve dünyanın en ileri oyuncuları ülkemizden çıkacaktır.” açıklamasında bulundu.
“İnsan, üretim ve dijitalleşme odaklı büyüme stratejimiz devam edecek”
Murat Akşam, 2023’te de hem bireysel hem de ticari tarafta ülke ekonomisine güçlü biçimde finansman desteği vermeye devam ettiklerini belirterek, güçlü sermaye yapısını bu çeyrekte de sürdüren bankanın, yasal öz kaynaklarını bir önceki yılın sonuna göre yüzde 48 artırarak 24,3 milyar TL’ye ulaştırdığını, sermaye yeterlilik rasyosunun da yüzde 23,39 olarak gerçekleştiğini söyledi.
Katılım finans sisteminin özünde yer alan üretimi, ticareti ve ihracatı destekleme öncelikleri; dijitalleşme yatırımları ve insan odaklı bankacılık anlayışıyla sosyal ve ekonomik kalkınmanın bayraktarlığını yaptıklarını kaydeden Akşam, tüketicilerin tüm ihtiyaçlarını yer ve zamandan bağımsız olarak hızlı ve kaliteli bir şekilde karşıladıklarını anlattı.
Akşam, dış ticaret alanında hizmet veren şirketlerin yatırım sermayesi ihtiyaçlarını farklı finansman seçenekleriyle fonladıklarını, ihracat, üretim ve ticaretin finansmanına odaklandıklarını kaydederek, bu alanların sadece bankayı değil sektörü ve ülke ekonomisini çok daha üst sıralara taşıyacağına inandıklarını vurguladı.
İhracatçı firmaların mal ve hizmet alımlarına aracılık ettiklerini, büyümeleri için ihtiyaç duydukları uygun koşullu ve avantajlı finansman desteklerini sunduklarını, mal ve hizmet alımlarını kolaylaştırdıklarını, dijital altyapılarını kuvvetlendirmelerinin önünü açtıklarını dile getiren Akşam, şu ifadeleri kullandı:
“İhracat Destek Finansmanı, Esnek Destek Finansmanı, Leasing ve Destek Çek gibi ürünlerimizle üretici ve ihracatçıyı fonluyoruz. Ayrıca ihracatçı birlikleri ile protokoller imzalıyor, bu birliklere üye olan ihracatçı firmalarımıza özel finansman imkanları oluşturuyor; dış ticaret işlemleri için uygun maliyetli özel paketler sunuyoruz. Özetle çok zor bir yılı, özverili ve nitelikli çalışanlarımızla, yenilikçi ürünlerimize büyük bir teveccüh gösteren mevcut ve yeni müşterilerimizle, güçlü sermaye yapımız ve sermayedarlarımızın desteği ile başarılı bir şekilde tamamladık. Yorulduk ve zorlandık ama tüm paydaşlarımız için önemli değer yarattık.
Türkiye Finans olarak katılım finans sisteminin özünde yer alan üretimi, ticareti ve ihracatı destekleme, bireylerin ihtiyaçlarına özel çözümler üretme önceliklerimizi kararlı biçimde sürdüreceğiz. Özellikle ihracat yapan, üretim ve ticaretin içinde olan müşterilerimizin finansal anlamda ihtiyaçlarını hızlıca karşılamak amacıyla uygun maliyetli finansman seçenekleri ve kaynaklarımızı geliştirmeye de devam ediyoruz. Türkiye Finans olarak ülkemizin güçlü bankacılık temellerini inovasyon yetkinliklerimizle güçlendirecek katkıyı sağlıyoruz. 2023’te ‘insan odaklı teknoloji’ diyerek dijital bankacılık stratejimizi odağa aldık. Bu minvalde değişen dünya dinamikleri ile beraber tüketicilerin çok hızlı değişen ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere yenilikçi, inovatif, değer yaratan dijital bankacılık ürün ve hizmetlerimizle müşterilerimize mükemmel deneyim yaşatmayı hedefliyoruz. 2024’te de insan, üretim ve dijitalleşme odaklı büyüme stratejimiz devam edecek.”
]]>
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Muhammed Ali Fatih Erbakan, “Gerçekçi bir kıyaslama yapılmak isteniyorsa 54’üncü hükümetin 11 ayda ortaya koyduğu başarılı ekonomi icraatlarıyla kıyaslama yapılmalıdır, 2002 yılının kriz verileriyle yapılan kıyaslamaların yanıltıcı olacağı ortadadır” dedi.
TBMM Genel Kurulu’mda 2024 bütçe görüşmeleri devam ediyor. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, şehitlere Allah’tan rahmet ve millete başsağlığı dileyerek başladığı konuşmasında. hükümetin bütçe müzakerelerinde mali ve iktisadi kıyaslamaları yaparken 2002 yılı verilerini baz aldıklarını belirterek, “2002 yılı öncesinde 28 Şubat darbesi, 1999’da başlayan 2001’e kadar süren 1 tanesi ulusal 1 tanesi de küresel 2 tane ekonomik kriz, bununla beraber Anayasa kitapçıklarının fırlatılması, devalüasyonun gerçekleşmesi ve çok büyük bir felaket olarak Marmara depreminin yaşanmış olduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle bir dönemle, böyle bir kriz dönemiyle bugüne ait verileri kıyaslamanız halinde başarılı görünmeniz son derece doğaldır. Örneğin Sayın Cevdet Yılmaz tarafından 11 Aralıkta bu kürsüden yüzde 50,4 olarak açıklanan Avrupa Birliği tanımlı borç yükü yani kamunun brüt borç yükü yüzde 50,4 olarak açıklanmıştı. Bunu 2002 yılının kriz ortamındaki yüzde 71,5’la kıyaslarsanız başarılı görünürsünüz ancak bu oranın 1992-2000 yılları arasında yüzde 33,7 ila yüzde 53,5 arasında olduğunu dikkate almak gerekir. Bu veriler 90’lı yıllardaki kısa süreli koalisyon hükümetlerinin kamu brüt borç stoku bakımından şu andaki hükümetten daha başarılı olduğunu göstermektedir. 53’üncü hükümet döneminde yüzde 44,1 olan kamu brüt borç stoku, 54’üncü hükümet döneminde uygulanan icraatlar ve atılan temeller sayesinde iki senede 3,5 puan birden düşerek yüzde 40,6’ya gerilemiştir. Yani bugünkü kamu borç yükü oranının 10 puan altındadır. Yine milli görüşün ekonomi modelinin uygulandığı 54’üncü hükümette işsizlik oranı yüzde 6,8’di; şu anda ise işsizlik oranı yüzde 8’5’tir. Oysa kendinizi kriz dönemi olan 2002 yılındaki yüzde 10,5’lik işsizlikle kıyaslarsanız başarılı görünmeniz gayet normaldir. Ayrıca, bugün yüzde 5,9 olan büyüme, 1996 yılında yüzde 7, 1997 yılında yüzde 7,5 seviyesindedir yani büyüme bakımından da mevcut hükümet 54’üncü hükümetin gerisindedir. Yine, kişi başı milli gelirin 54’üncü hükümetin icraatları sayesinde 1996-1998 yılları arasında iki senede yüzde 52 oranında artış gösterdiğini de hatırlamamız gereklidir. Cari dengenin o dönemde yüzde eksi 1 olduğunu ve şu anda cari dengenin yüzde eksi 5 seviyesinde olduğunu da hatırlamamız gereklidir” ifadelerini kullandı.
Erbakan şöyle konuştu:
“Kıymetli milletvekillerimizin ve aziz milletimizin bildiği üzere 54’üncü hükümet dönemi refahın tabana yayıldığı bir bolluk ve bereket dönemi, dar gelirlinin alım gücünün, refah seviyesinin arttığı bir dönem olmuştur. 54’üncü hükümet 11 ay gibi kısa bir sürede dar gelirlinin alım gücünün artırılması noktasında dünya şampiyonu olmuştur. Aradan geçen 26 sene ve 13 hükümete rağmen, hiçbir hükümet 54’üncü hükümetin ekonomi alanındaki başarılarını gösterememiştir. Buradan sesleniyorum: Gerçekçi bir kıyaslama yapılmak isteniyorsa 54’üncü hükümetin 11 ayda ortaya koyduğu başarılı ekonomi icraatlarıyla kıyaslama yapılmalıdır, 2002 yılının kriz verileriyle yapılan kıyaslamaların yanıltıcı olacağı ortadadır. Buradan dostane bir şekilde çağrımızı yineliyoruz: Bu borçlanma politikası bizleri darboğaza sürüklemektedir. 2024 yılında 2,65 trilyon lira net borçlanma ve 1,25 trilyon lirayla en büyük harcama kaleminin faiz ödemeleri olduğunu görüyoruz. 20 senede 500 milyar doların üzerinde faiz ödedik ve önümüzdeki 3 senede 125 milyar dolar daha faiz ödeyeceğiz. Sürekli borçlanarak, bu borcun faizini zamlarla ve vergilerle millete, esnafa ve üreticiye yükleyerek bir yere varamayız. İktisadi kalkınma olmadan, reel üretim artırılmadan, katma değerli üretimin payı artırılmadan, 110 milyar dolarlık dış ticaret açığından kurtulmadan, başta mesleki ve teknik eğitim olmak üzere milli eğitimde ve üniversitede köklü değişimleri ortaya koymadan, AR-GE ve inovasyonu geliştirmeden, hukukun üstünlüğü ilkesi piyasalara hissettirilmeden ekonominin düze çıkması mümkün değildir. Bu amaçla hükümeti borçlanmadan denk bütçe yapmaya davet ediyorum.” – ANKARA
]]>
Saadet Partisi Grup Başkanı ve Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, anayasa değişikliğine ilişkin, “Anayasa değişikliğini yapamazsınız, yapmanız mümkün değildir. Siz mevcut Anayasa’ya uymuyorsunuz.” dedi.
TBMM Genel Kurulunda Saadet Partisi milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığının 2024 yılı bütçesi üzerinde konuştu.
Saadet Partisi Grup Başkanı Özdağ, Cumhurbaşkanlığı hükümet sitemine geçtikten sonra verilen vaatlerin yerine getirilmediğini öne sürerek parlamenter sistemde ciddi problemler olduğunu söyledi.
Avrupa Birliği üyeliği kriterlerine ilişkin fasılların açılması, kanunlarda yapılan düzenlemeler ve anayasa değişikliğiyle beraber Türkiye’nin demokratikleşme yolunda büyük mesafeler aldığını belirten Özdağ, “O ‘kör’, ‘şaşı’, ‘topal’, ‘çolak’ dediğiniz o parlamenter sistemde bence göreceli de olsa birilerine göre zaman zaman başarısız bulunsa bile başarılıydı.” ifadesini kullandı.
Özdağ, hükümetin ekonomi politikalarını eleştirerek “Çalışan emeklilere de 5 bin lira verilmesiyle ilgili önce diyorsunuz ki ‘Vermeyeceğiz.’ ardından daha sonra gelip ‘Vereceğiz.’ diyorsunuz. Çiftçi kayıt belgesi olmayanlara da vermiyorsunuz. İşinizi güzel yapmıyorsunuz. Neden yapmıyorsunuz? Bu sistemden dolayı yapmıyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ortak aklı ortaya çıkarmaz.” dedi.
Anayasa değişikliği çalışmalarına değinen Özdağ, “Anayasa değişikliğini yapamazsınız, yapmanız mümkün değildir. Neden? Siz mevcut Anayasa’ya uymuyorsunuz, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili uymuyorsunuz, çifte standartlısınız siz. Devlet bürokrasisinde kesinlikle çifte standartlı davranmaz, yargı kesinlikle çifte standartlı davranmaz.” ifadesini kullandı.
“2023 hedefleri ne oldu?”
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Bülent Kaya da ekonomide alınan yanlış kararlar neticesinde Türkiye’nin yüksek enflasyon ve kur riski ile karşı karşıya kaldığını söyledi.
Kaya, hükümetin ekonomiye ilişkin sunduğu ekonomi modellerini eleştirerek “Öve öve bitiremediler günün sonunda 700 milyarı aşkın bir maliyet ve bu sistemden vazgeçilme noktasına gelindi. 2018’den bu yana da yürürlükte olan bir hükümet sistemi ile karşı karşıyayız. Buraya nasıl geldiğimizi hep beraber tespit etmezsek tıpkı kur korumalı mevduattan nasıl çıkmamız gerektiğini kara kara düşündüğümüz gibi bu sistem yürümemesine rağmen nasıl çıkacağımızı konuşamayacak duruma geliriz.” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne Türkiye’nin ihtiyacı olduğu için geçilmediği görüşünü savunan Kaya, “Olağanüstü şartlarla bu sisteme geçmek zorunda kalındı. Bu sisteme geçmemizin temel sebebi sayın Erdoğan’ın başkanlık sistemindeki ısrarı hem partisini hem de hükümeti yönetme arzusundan kaynaklanıyor. Yeni bir seçimden çıkmış 5 yıllık süre ile iktidar olmuş ortaklarını desteği ile de olsa Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran bir iktidar bugün söylediğimiz sözlere kulaklarını tıkıyor olabilir. Nasıl kur korumalı mevduatın bu ülkeye zararlarını kabul ettiyseniz Türk tipi başkanlık sisteminin de zararlarını tartışmamız gerektiğini kabul etmeniz lazım. Siyaseti, ekonomiyi normalleştirmemiz lazım.” şeklinde konuştu.
Saadet Partisi Kayseri Milletvekili Mahmut Arıkan ise ekonomiden istihdama, yatırımdan adalete büyük hedefler ve mega projelerden bahsedildiğini belirterek “2024’e girmek üzereyiz ve 2024 bütçesini konuşuyoruz. Peki, 2023 hedefleri ne oldu?” ifadesini kullandı.
Arıkan, hükümetin hem bütçe hakkını hem de bütçeyi deldiğini öne sürerek “Bütçeyi dış borçlarla deliyorsunuz. Keyfi ve yanlış harcamalarla boşaltılan hazineyi sessiz sakin borç parayla doldurmaya çalışıyorsunuz. Her Hazine ve Maliye Bakanınızı kapı kapı para aramak zorunda bırakıyorsunuz. Enflasyon altında maalesef milletimizi ezdiniz, bütçeyi de delmek zorunda kaldınız. Bütçeyi yeni vergilerle deldiniz, bütçeyi vergi düzeninizle deldiniz, yeni ekonomi modellerinizle deldiniz.” sözlerini sarf eti.
Bütçe açığının devlet düzenini ve devletin dış politikasını bozduğunu belirten Arıkan, “Bütçe dediğimiz kanun metni aynı zamanda bir vizyon metnidir. Cumhurbaşkanlığının bütçesi; 12 milyar 283 milyon Türk lirası. Burada dikkat çekilmesi gereken şey, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin geçen yıla göre yüzde 85’lik bir artış göstermesidir, bütçede en çok artış alan kurumlardan bir tanesi. Cumhurbaşkanlığına bağlı olan 8 başkanlık, 1 genel sekreterlik, 4 ofis ve 9 politika kuruluyla bu devasa bütçe düşünüldüğünde Türkiye’de etkinin de yetkinin de kimde toplandığını net bir şekilde görebiliyoruz. Madem bu iş böyle gidecek, öyleyse günlerdir bütçelerini konuştuğumuz bakanlıklara ne hacet var?” diye konuştu.
Saadet Partisi grubunun konuşmalarının tamamlanmasının ardından TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder birleşime 40 dakika ara verdi. Edinilen bilgiye göre, verilen arada TBMM Başkanvekili Önder’in tansiyon problemi yaşadığı bu nedenle tedbir amaçla hastaneye gittiği öğrenildi. Aranın ardından oturumu TBMM Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca açtı.
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Borsa İstanbul 150. Yıl Gong Töreni’nde konuştu. Önemli mesajlar veren Erdoğan, “Daha kararlı duruş sergilememiz gerekiyor. İster siyasetçi ister ekonomist. Sermaye piyasalarını manipüle etmeye çalışan tamahkarlara meydanı boş bırakamayız. Gerek SPK, gerek BİST’ten bu konuda daha fazla hassasiyet göstermesini istiyoruz.” dedi.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları: “Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde borsamızın 150. yaşını hep birlikte gururla kutluyoruz. 1985 yılında İMKB kuruldu, sonra farklı borsalarımızı tek çatı altında toplamaya karar verdik. VOB ve altın borsalarını 2013 yılında Borsa İstanbul markası altında birleştirdik. Borsamız daha entegre yapıya kavuştu. TVF entegresiyle birlikte BİST’i 2017 yılında TVF’ye dahil ettik. Böylece Borsa İstanbul’un yapısal dönüşüm süreci tamamlanmış oldu. 1.5 asırdır ülkemizin kalkınması, büyümesi için çaba harcayan borsamızın tüm mensuplarını şükranla yad ediyorum. BİST bünyesinde işlem gören şirketlerimizi de Türk ekonomisine yaptıkları katkılar için teşekkür ediyorum.
“KILIÇDAROĞLI, BORSA İSTANBUL’U YIPRATMAYI AMAÇLAYAN KAMPANYA YÜRÜTTÜ”
Borsamız 150 yıllık köklü tarihiyle 1.5 asırdaki inişli çıkışlı yolculuğunun şahitleri arasında yer alıyor. BİST’i Cumhuriyetimizin değil, küresel sistemin canlı tanıklarından biri olarak değerlendiriyoruz. Esasen milletimizin ekonomi ve finans alanındaki iz düşümlerinizi görebiliyoruz.
Finans kapitalin 19. yüzyılın ortalarından itibaren sadece ekonomik getiri gayesiyle değil bundan daha ziyade kontrol peşinde konuştuğunun sayısız örneğiyle karşılaşıyoruz. Bu dönemde Galata’da Türkler kaybeder, levantenler kazanır algısı topluma genel kabul gören algı olarak yerleşmiştir. Her ne kadar borsamız bize Osmanlı’dan miras kalsa da uzun yıllar asli görevini yerine getirememiştir. Borsada yatırım yapmak yerine insanımızın günlük lisanına sirayet eden borsada oynama bunun yansımasıydı. Son olarak bunu 14-28 Mayıs seçimleri arefesinde bir kez daha gördük. Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Borsa İstanbul’u yıpratmayı amaçlayan bütüncül kampanya yürütüldü. Battık, bittik senaryolarıyla yatırımcı korkutuldu. Halbuki başta kıta Avrupası olmak üzere gelişmiş, kalkınmış ülkelerde farklı tablo söz konusudur. Buralarda ne siyasetçiler ülkenin sermaye piyasasını kötüleyerek seçim kazanma hayali kurar ne de sistem böyle bir manipülasyona izin verir.
“MANİPÜLE EDENLERE MEYDANI BOŞ BIRAKAMAYIZ”
Daha kararlı duruş sergilememiz gerekiyor. İster siyasetçi ister ekonomist. Sermaye piyasalarını manipüle etmeye çalışan tamahkarlara meydanı boş bırakamayız. Gerek SPK, gerek BİST’ten bu konuda daha fazla hassasiyet göstermesini istiyoruz.
İktidarımız döneminde finansal serbestiyet, serbest kambiyo rejimi ve küresel ekonomiyle entegrasyon temel prensibimiz oldu. 2002 yılından bu yana borsamızı gazino kapitalizminin cenderesinden kurtarmayı başardık. Yatırım, üretim, istihdam planlama ve ihracata dayalı ekonomik atılımları sürdürürken ekonomi ve finans sistemimizde birçok düzenleme yaptık. Sermaye piyasamız ve borsamız köklü dönüşüm geçirdi. İFM’nin hizmete girmesiyle birlikte Türkiye’nin finans alanındaki merkezi konumu daha da güçlendi.
“TÜRK BORSASINA YÖNELİK TEVECCÜHÜN İÇERİDE VE DIŞARIDA ARTTIĞINI GÖRÜYORUZ”
Son yıllarda Türk borsasına yönelik teveccühün içeride ve dışarıda giderek arttığını müşahede ediyoruz. Türkiye borsa üzerinden yabancı sermaye çekmeyi yani ekonomik büyümesine finansman temin etmeyi sürdürüyoruz. Tüm dünyada risk iştahının düştüğü dönemde uyguladığımız mali programın sonucu olarak Türkiye çekim merkezi vasfını koruyor. 21 yılda 255 milyar dolardan fazla uluslararası yatırım çekmiş ülke olarak önümüzdeki dönemde sermaye piyasalarımızın daha da derinleşmesine ağırlık vereceğiz. Katılım finans ve İslami yatırım araçları konusunda çok ciddi potansiyel olduğu anlaşılıyor. Vatandaşın gönül huzuruyla birikimlerini değerlendireceği iklimi tesis etmekte kararlıyız.
“ENFLASYONUN KONTROL ALTINA ALINMASIYLA KAYNAK AKIŞI HIZLANACAK”
Enflasyondaki artışın kontrol altına alınmasıyla birlikte ülkemize yönelik kaynak akışının hızlanacağına inanıyoruz. Risk primindeki gerileme, sermaye piyasalarımızda da hissedilecektir. Enflasyondaki dengelenmeye bağlı olarak borsanın derinliği artacak. Yeni, özgün ve çığır açan projelerle BİST’in Türkiye Yüzyılı vizyonumuza omuz verdiğini görmekten memnuniyet duyuyorum.”
]]>
Deprem Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, katıldığı sempozyumda önemli açıklamalarda bulundu. Görür, “Depremler iyi ki var. Depremlerden korkabiliriz ama depremler dursun diye sakın dua etmeyin” dedi. Profesör ayrıca “23 kent fay üzerinde. Ne belediye başkanının haberi var, ne valinin haberi var.” ifadelerini kullandı.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu tarafından düzenlenen kent sempozyumlarının 4’üncüsü bugün Kocaeli Ticaret Odası’nda (KOTO) başladı. 3 gün sürecek sempozyumların ilk gününün konuğu Deprem Bilimci Prof. Dr. Naci Görür oldu. Düzenlenen sempozyuma TMMOB yöneticileri, üyeleri ve vatandaşlar katıldı.
“DEPREMLER DURSUN DİYE SAKIN DUA ETMEYİN”
Depremin oluşum süreci ve levha hareketlerini anlatan Prof. Dr. Naci Görür, “Bütün bu levha hareketleri de iyi ki var. Dolayısıyla depremler de iyi ki var. Depremler olmadığı takdirde dünya ölür, ölü bir gezegen olur ve yaşam olmaz. Ayda, orada, burada böyle bizim anladığımız depremler yok. Depremin olduğu yerde o fay zonları, en fazla insanlara bereket sunan yerlerdir. Bizim kentlerimizin çoğu niye Kuzey Anadolu Fayı boyunca dizilmiş zannediyorsunuz Erzincan’dan tut, Marmara’dan Yunanistan’a kadar. Sebebi, o fay zonlarında sıcak su, soğuk su var, güldür güldür akıyor. Böcek var, çiçek var, ağaç var, tarla var, mümbit topraklar var, her şey var. İnsanlar onun için oraya yerleşmiş. O bereketten yararlanmak için. Depremlerden korkabiliriz ama depremler dursun diye sakın dua etmeyin” dedi.

“23 KENT FAY ÜZERİNDE”
23 kentin fay üzerinde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Görür, “Ne belediye başkanının haberi var, ne valinin haberi var, ne hükümetin haberi var. Bunu Jeoloji Mühendisleri Odası geçen seneden bu yana, başta cumhurbaşkanı olmak üzere bütün yetkililere, milletvekillerine yazdı. Tehlikeyi söylemesek ‘ay ben korkuyorum. Bu hoca da söylüyor, ben korkuyorum.’ Kork ya, kork. Yani biz, bilim insanı olarak, bu ülkenin ekmeğini yiyen insanlar olarak, yüz binlerce insanın can güvenliğinin bir iplikle bağlandığı durumu görüp de ses çıkarmayacak mıyız uyarmayacak mıyız söylemeyecek miyiz? Bizim böyle bir bilim anlayışımız yok. Yani kimseyi korkutmak gibi bir derdimiz de yok” ifadelerini kullandı.
Yerin üstü kadar altının da bilinmesi gerektiğini belirten Görür, “Bu son depremler bütün Türkiye’deki fay hatlarını belli ölçüde yükledi. Akıllı olmak lazım, bilerek konuşmak lazım. Bilmiyorsan, saçma sapan konuşmamak lazım. Benim insanım, neslim bu ülkede yaşıyor. Dolayısıyla yerin üstü kadar altını da bilmek zorundayım. Belediye başkanı olarak sen kentin bütün özelliklerini önce bilip, ortaya koymalısın ve ona göre önlemlerini almalısın. Bu zamana bağlı değil” diye konuştu.

“DEPREM YASASI HALKI DAHA BETER KORKUTTU”
Deprem yasası hakkında da konuşan Prof. Dr. Naci Görür, ” İstanbul’da bir deprem yasası çıktı ama doğru olduğunu sanmıyorum, halkı daha beter korkuttu. Bu sefer halk, ‘malımıza çökecekler’ diye korkmaya başladı. Bir deprem yasası çıkartacaksın. Deprem yasasını çıkartmanın yolu, belediye başkanının önünü açacaksın. Engelleri kaldıracaksın. Onu durduracak birtakım takozları ortadan kaldıracaksın ama bunu yaparken devlet olarak adil olacaksın, şefkatli olacaksın, vatandaşın yanında duracaksın, onun ihtiyacını karşılayacaksın” dedi.
“EKONOMİ DEPREMLE BİRLİKTE ÇÖKERSE, BU İKİNCİ DEPREM DEMEKTİR”
Ekonominin ayakta durması gerektiğini söyleyen Naci Görür, “Kocaeli’nin ekonomisi de önemli. Deprem gelip vuruyor zaten bizi ekonomik krize sokuyor. Açlık, işsizlik, susuzluk, sağlıksızlık bütün bunlar varken, ayakta ekonominin durması lazım. Kocaeli’nin deprem darbesini yedikten sonra hızla yaralarını saracak tek bir unsur vardır, o da ekonomi. Ekonomi de depremle birlikte çökerse ikinci bir deprem demektir” dedi.
“Depremde bir şeyi unutmayın. Asla aklınıza getirmeyin, kaldırın” diyen Görür, “Bu gerçekten çok ayıp, yakışmıyor. İnsani olsa bile tüylerim diken diken oluyor. Zaman mefhumunu kaldırın atın. Çünkü o bencillik oluyor. Zaman diye bir şeyi düşündüğünüz zaman, akılda ‘benden sonraysa boşver’ var, bunu söylemiyor, o değil. Bugün olsa ben öleceğim, yarın olsa çocuğum ölecek, öbür gün olsa torunum ölecek, öbür gün olsa benim neslim, insanlarım ölecek” ifadelerini kullandı.
]]>


