Milletlerarası İlişkiler ve Diplomasi Merkezi ile Filistin Diyalog Grubu işbirliğinde düzenlenen “Bağımsız Filistin Yolunda Tüm Yönleriyle Gazze Çalıştayı”nda, Gazze’de insani trajedi yaşanmasına sebep olan İsrail’i desteklemesi veya yardım etmesiyle bilinen kurumlara veya şirketlere yönelik boykotların önemi vurgulandı.
Zeytinburnu’nda bir oteldeki çalıştayda, “Aksa Tufanı Sonrasında Medya, Kavramlar, Propoganda ve Boykot Çalışmaları” başlığı altında düzenlenen oturumun boykotların konuşulduğu bölümünde, araştırmacı Dr. Yusuf el-Cemel, “Filistin ile Uluslararası Dayanışma ve Boykot”, akademisyen ve BDS (Filistinliler için Boykot, Tecrit ve Yaptırım) gönüllüsü Dr. Emine Canlı da “Bilmeyenler ve Yeni Başlayanlar İçin Akademik Boykot Kılavuzu” başlıklı sunum yaptı.
“Boykotlar, şahısların, insanların, halkların gücünü ortaya koymakta”
Araştırmacı Cemel, ilk olarak İrlanda’da İngiltere’nin çıkarlarına hizmet eden bir tüccara karşı uygulandıktan sonra boykot kelimesinin ortaya çıktığını ve dünyaya yayıldığını söyledi.
İsrail’i destekleyen veya yardım eden şirketlere yönelik boykotlar sırasında adı en çok geçen firmalar olan “McDonald’s ve Starbucks’un 12-14 milyar dolar civarında zarara uğradığını” belirten Cemel, “Bu, ekonomik gücü yansıtmakta. Boykotlar, şahısların, insanların, halkların gücünü ortaya koymaktadır.” ifadesini kullandı.
Cemel, boykot hareketinin hedefinin öncelikle Batı Şeria ve Gazze’deki askeri işgalin bitmesi, Batı Şeria’daki yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin işgal ettikleri alanları terk etmesi ve Filistinlilere tarihi Filistin topraklarına haklarının iade edilmesi olduğunu dile getirdi.
ABD menşeli olup da İsrail’e hizmet eden şirketlerin de boykot edildiğini belirten Cemel, yaptırım konusunun da artık gündeme gelmeye başladığını söyledi.
Cemel, yatırımların geri çekilmesi konusunda da ABD ve Avrupa’da bir hareketlilik olduğuna işaret ederek, “Bunlar İsrail’e yansımakta, boykot hareketliliği İsrail’in çöküşüne hizmet etmekte.” diye konuştu.
“Boykot da bir stratejidir”
Akademisyen ve BDS gönüllüsü Canlı da BDS’nin, Filistinli grupların 2004 yılından beri oluşturduğu ve uluslararası etkide bulunan bir boykot çağrısı hareketi olduğunu ifade etti. Canlı, bu hareketin başladıktan bir sonraki sene ulusal komite haline geldiğini anlattı.
Kültürel ve akademik boykotta örnek alınan ülkenin Güney Afrika olduğunu dile getiren Canlı, bunun sebebinin ise ülkenin “apartheid rejim” tecrübesi ve tıpkı orada olduğu gibi bölgenin yerli halkı olan Filistinlilerin İsrail tarafından ikinci sınıf insan muamelesi görmesi olduğuna dikkati çekti.
Canlı, akademik ve kültürel boykotun gerekliliğini vurgularken, “İsrail’in akademik ortamlarda ve kültürel etkinliklerdeki mevcut baskın karakteri ve tüm sermayesiyle birlikte buralarda vücut bulması, aslında insanlara bir pozitif İsrail deneyimi yaşatıyor. Yani İsrail tüm saldırılarını, tüm soykırım faaliyetlerini örtmenin pozitif bir tarafını sunmaya çalışıyor.” diye konuştu.
İsrail kurumları tarafından yapılan ve desteklenen akademik etkinliklere katılmaktan geri durulması, İsrail üniversiteleri ve araştırma enstitüleri gibi kurumlarla işbirliği yapılmaması, uluslararası öğrenciler için İsrail’de yurt dışı eğitim programları düzenlenmemesi, İsrail akademik kurumları resmi temsilcilerine fahri doktorluk ya da ödül verilmemesi gerektiğini belirten Canlı, Avrupa devletlerinin ortak programlara destek vererek Filistinlileri İsraillilerle birlikte akademik çalışma yapmaya zorladığını söyledi.
Canlı, “Başıboş ve dağınık hareketlerden ziyade bir hedef belirleyerek ona yönelmek en makul boykot taktiklerinden biridir. Çünkü boykot da bir stratejidir. Stratejilerde, tüm savaş araçlarında araç hedefi ortadan kaldırana kadar kullanılır, sonrasında terk edilir. Dolayısıyla boykotta da amaç, akademik ve kültürel boykotta bir hedef gözeterek bunu yapmak.” ifadesini kullandı.
Gazeteci Selim Akduman’ın yönettiği oturumda, araştırmacı yazar Dr. Ömer Munassır ve gazeteci yazar Bilali Yıldırım da söz aldı.
]]>
İsrail’in Gazze’yi işgali sonrası dünyanın farklı ülkelerinde İsrail’e destek veren firmalara karşı boykot çağrıları artarken Türkiye’de de boykot, tüketicilerin satın alma tercihlerini etkilemeye devam ediyor.
İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki şiddetli saldırılarına destek niteliğinde açıklamalar yapan ve İsrail’e yardım gönderen uluslararası firmalar, dünyanın farklı ülkelerinde boykot ve protesto ediliyor. Küresel çapta olduğu gibi yurt içinde de tüketiciler İsrail’e karşı pozisyon alıyor.
Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl, AA muhabirine, yeme-içme sektöründe protesto ve boykot kampanyalarıyla karşı karşıya kalan gazlı içecek markalarının çok fazla tüketildiğini ancak bu durumda 7 Ekim’den bu yana ciddi bir değişiklik yaşandığını söyledi.
Birçok restoran ve lokanta sahibinin Gazze Şeridi’ndeki şiddetli saldırıların ardından kendi isteğiyle söz konusu gazlı içecekleri satmama kararı aldığını aktaran Bingöl, “Şu anda benim gözlemim, restoran ve lokantaların yarısı boykot ürünlerinden olan gazlı içecekleri satmıyor. Bu durum işletmelerin cirosunu olumsuz etkilemedi. Gelen müşteri gazlı içecek satılmadığını öğrendiğinde, demirhindi şerbeti ve ayran gibi alternatif ürünlere yöneliyor.” ifadelerini kullandı.
Bingöl, müşterilerin çoğunluğunun işletmenin gazlı içecek satmama kararına saygı gösterdiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“7 Ekim’den öncesine göre aylık bazda yeme-içme sektöründe gazlı içeceklerin satışı yüzde 20 civarı düştü. Bu oranı marketler, lokantalar ve otelleri dahil ederek söylüyorum. Restoran ve lokantalarda gazlı içecek satışları yüzde 50’den fazla azaldı. Ben boykot bilincinin canlı tutulması gerektiğini düşünüyorum. Boykotun sürekli ve geçerli olabilmesinin tek yolu var, muadilini ve daha iyisini yapacaksın. Benim restoranımda müşterilerimin yüzde 70-80’i demirhindi şerbeti içiyor. Gazlı içecek yok ama muadili var, diyorum. Boykot meselesinde özellikle gazlı içeceklere alternatif olacak, çok da lezzetli olan geleneksel içeceklerimiz var. Şerbet, ayran ve Türk kahvesi gibi lezzetlerimizi daha fazla tanıtmalı daha fazla tercih edilir yapmalıyız.”
“Cephane Bizden Değil’ boykot kampanyası kararlı bir şekilde sürüyor”
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz de Gazze’de bir soykırım yaşandığını ifade ederek, 18 ülkeden, 34 tüketici örgütüne milyonlarca insanın soykırıma uğramasına seyirci kalmamaları çağrısında bulunduklarını bildirdi.
Yaşanan insanlık dramına karşı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en güçlü şekilde tepki gösterildiğini vurgulayan Deniz, şunları kaydetti:
“7 Ekim 2023 tarihinden bu yana, ülkemiz insanı başta İsrail olmak üzere, bu soykırımı destekleyen ülkelerin marka ve ürünlerini satın almayarak, tüketici boykotu geliştirmek istemektedirler. Tüketici Birliği Federasyonu tarafından, özellikle sosyal medyada dolaşıma sokulan birçok listedeki marka ve ürünler üzerinde yapılan araştırma ve incelemede, çoğu marka ve ürünün ABD ve İsrail ekonomilerine ait olmaları bir yana, ülkemizin ekonomisi içinde yer aldıkları, ulusal marka ve ürünler olduğu tespit edildi. Tüketicinin tüketimden gelen gücünün harekete geçirilerek yapılacak boykotta, boykot edilecek marka ve ürünün milliyetinin doğru tespit edilmesi gereklidir. Ayrıca, tüketicinin o ürün yerine, ikame edebilecek başka ürün seçeneğinin olması, boykotun etkili şekilde uygulanmaya uygun olması ve boykot kapsamındaki marka ve ürünün ülkemiz ekonomisi bakımından başta istihdam ve yerli sermayenin zarar görmemesi gibi çeşitli koşulların gözetilmesi gereklidir.”
Tüketici Birliği Federasyonu olarak başlattıkları “Cephane Bizden Değil” boykot kampanyasını kararlı şekilde sürdürdüklerini ifade eden Deniz, “Sadece Türkiye’de değil, Orta Doğu, Afrika ülkeleri ve Türk devletlerinden boykota katılımın yoğun olduğu haberlerini alıyoruz. Boykotun etkili olduğunu halka açık şirketlerin bilançolarından da anlıyoruz. Market raflarındaki boykot ürünlerinin fiyat etiketlerindeki değişimden boykotun gücü anlaşılıyor. Neredeyse zararına ürün satıyorlar ama yine de tercih edilmiyorlar.” şeklinde konuştu.
Deniz, boykot kampanyasını “başarısızlıkla” ve “sürdürülemez olmakla” ilişkilendiren yorumlara katılmadığını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu yorumlar iki sebebe dayanıyor. Söz konusu markalar, sosyal medya üzerinden böyle bir algı oluşturmak için trolleri ile kampanya yapıyor. Gerçekte ise eşimiz, dostumuzun boykota sadık olduğunu görüyoruz. Sosyal medyada dolaşan ‘boykotun başarılı olmadığı’ şeklindeki yaklaşım tamamen firmaların kendi yalan haberleri. Diğer durum ise boykotun şiddet görüntüleriyle gösterilmesi. Sağduyu sahibi halkımız böyle kolayı dökmekle, kafeyi basmakla, oradaki insanları rahatsız etmekle boykotun olmayacağını çok iyi biliyor. Bu görüntülerdeki şahısların samimi olmadığı, provokatif amaçlarla boykotu sulandırmak için böyle şeyler yaptıklarını düşünüyorum.”
]]>