Birleşmiş Milletler (BM) 79’uncu Genel Kurulu vesilesiyle ABD’nin New York şehrine giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yoğun temaslarını tamamlayarak yurda geri döndü..
Cumhurbaşkanı Erdoğan, birçok liderle bir araya gelerek yoğun diplomasi trafiği yürüttü..
BM Genel Kurulu’nda yaptığı tarihi konuşmasıyla dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkevi’nde gazetecilerle bir araya geldi.
Aralarında Ensonhaber Medya Grubu Başkanı Serkan Kalemciler ve Ensonhaber Yazarı Adem Metan’ın da bulunduğu basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“AMERİKALI GİRİŞİMCİLERE ÜLKEMİZİN SUNDUĞU YATIRIM FIRSATLARINI ANLATTIM”
Cumartesi gününden bu yana oldukça yoğun bir programımız oldu. Ziyaretim vesilesiyle Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitabımızın yanında birçok temas gerçekleştirdik, muhtelif etkinliklere iştirak ettik. Genel Kurul görüşmeleri öncesinde 22 Eylül günü düşünce kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldik. Aynı günün akşamında Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi TASK’ın geleneksel akşam yemeğine iştirak ettik. Türk-Amerikan toplumunun ülkemizin çıkarlarını savunma noktasında yürüttüğü faaliyetleri takdirle takip ediyoruz. TAİK’in düzenlediği 15. Türkiye Yatırım Konferansı’nda Amerikan iş çevreleriyle istişarelerde bulunduk.
Amerikalı girişimcilere ülkemizin sunduğu yatırım fırsatlarını anlattım. Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemine dair yol haritasını kendileriyle paylaştık. Amerika son iki senedir en fazla ihracat yaptığımız ikinci, en fazla ithalat yaptığımız beşinci ülke oldu. İkili ticaret hacmimiz geçtiğimiz yıl 30 milyar doları aştı. Toplam 100 milyar dolarlık ticaret hedefimize iyi bir planlamayla ulaşabileceğimize inanıyoruz.
“BM GENEL KURULU’NDA GAZZE’YE DİKKAT ÇEKTİM”
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz bu yılki Genel Kurul genel görüşmeleri ‘hiç kimseyi geride bırakmamak’ temasıyla yapıldı. Dün gerçekleştirilen açılış oturumunda Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitap ederek, insanlığı güvenli ve müreffeh bir geleceğe kavuşturmak için atılması gereken adımlara değindim. Küresel barış ve güvenliğin korunması açısından önem taşıyan temel meselelere dair görüşlerimizi paylaştım.
Gazze özelinde mevcut uluslararası sistemin ve kurumların asli görevlerini yerine getirme noktasında sınıfta kaldıklarını bir kez daha açıkça ifade ettim. İnsanlığın, mazlumların sesine kulak veren çok daha adil bir dünyada yaşamasının mümkün olduğuna işaret ettim.
“BATILI ÜLKELER İSRAİL YÖNETİMİNE SİLAH DESTEĞİ VERDİKÇE BU KATLİAMLAR MAALESEF DEVAM EDECEK”
New York’ta bulunduğumuz sürede ayrıca çok sayıda ikili görüşme de gerçekleştirdik. Bu çerçevede İran, Sırbistan ve Ukrayna, Maldivler Cumhurbaşkanları, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı, Kuveyt Veliaht Prensi, Arnavutluk, Pakistan, Irak, Lübnan, Almanya, Hollanda, Yunanistan ve Ermenistan Başbakanları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile bir araya geldik. Görüşmelerimizde ikili iş birliği konularımız ile bölgemizdeki krizleri detaylıca ele aldık. Gazze’de kötüleşen insani krizin üzerinde özellikle durdum. Yaklaşan kış mevsimi öncesinde Filistin’e yönelik yardımları mutlaka artırmamız gerektiğini, bunun için iş birliği içinde çalışmamız, İsrail üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmamız gerektiğini tüm görüşmelerimde muhataplarıma ifade ettim. Sizler de zaten an be an takip ediyorsunuz.
İsrail tam da bizim aylardır uyardığımız şekilde Gazze’deki ateşi tüm bölgeye yaymak için her yola başvuruyor. Lübnan’a yönelik saldırılar bunun en son örneği oldu. Son bir haftada 600’ün üzerinde Lübnanlı katledildi. Dünya sessiz kaldıkça ve Batılı ülkeler İsrail yönetimine silah desteği verdikçe, bu katliamlar maalesef devam edecek. Görüşmelerimizde bu tehlikeye dikkat çektik. Son derece yoğun ve verimli bir diplomasi trafiğiyle 79. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu değerlendirmeye çalıştık. Yaptığımız görüşme ve temasların başta ülkemiz ve milletimiz olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Teşekkür ediyor, şimdi sizi dinlemek istiyorum.
“SOYKIRIM YAPMIŞ BİR SUÇLUNUN BM ÇATISI ALTINDA YER ALABİLMESİ GERÇEKTEN UTANÇ VERİCİ”
Filistin’de soykırım yapmış bir suçlunun Birleşmiş Milletler çatısı altında yer alabilmesi gerçekten bir utanç vesilesidir. Bu, vahşice katledilen bebeklerin, çocukların, annelerin, babaların Birleşmiş Milletler görevlilerinin, gazetecilerin ve daha nicelerinin hatıralarına ihanettir. Dün, bizim Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmamızın akabinde İsrail delegasyonunun tavırlarına dikkat ettiyseniz, çok garip bir tavır içindeydiler. Çünkü kendilerini savunacak halleri yok. Duruşları zaten bunu gösteriyor. Bu nedenle biz herkesi tarihin doğru tarafında durmaya çağırdık ve çağırıyoruz. Mazlumla zalimi, katille maktulü ayıramayan ve her birine hak ettiği muameleyi yapamayan bir düzen, çürümeye yüz tutmuş demektir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ya o katile hak ettiği gibi davranır ya da bu utanç verici durum Birleşmiş Milletler tarihine bir kara leke olarak geçer. Maalesef olacak olan da budur. İsrail, Birleşmiş Milletler kararlarına zerre saygısı olmayan, Birleşmiş Milletler’in ilkelerini defalarca çiğnemiş bir devlettir. Böyle bir devlete gereken dersi yazılı ve görsel materyallerle vermek, inanıyorum ki en önemli görevdir.
“BM İSRAİL’DEN HESAP SORAMAYAN BİR POZİSYONDADIR”
Birleşmiş Milletler, savaşları önleme misyonunu yerine getiremeyen, kimseye söz dinletemeyen, kendi görevlilerini dahi koruyamayan ve onları öldüren İsrail’den hesap soramayan bir pozisyondadır. Nitekim dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Gueterres ile yaptığımız görüşmede bana kayıp rakamını verince gerçekten çok şaşırdım. Ciddi sayıda Birleşmiş Milletler görevlisi şu anda İsrail’in katliamlarına kurban gitti. Birleşmiş Milletler, güçlünün haklı olduğu bir düzene bekçilik yapan bir yapıya dönüşmüş ve işlevselliğini yitirmiş durumdadır. Mevcut düzende Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin dokunulmaz beş üyesi, istediğini acımasızca yapabiliyor. Zaten geçici üyelerin herhangi bir fonksiyonu yok. Konseye geçici üye olarak alınan devletler orada idare ediliyorlar.
Peki bu daimi üyeler nerelerden? Asya, Avrupa, Amerika… Dini noktada da dünyada Müslüman ülkelerin sayısı belli, ama Müslüman ülkelerden hiçbiri daimi üyeler arasında yer almıyor. Şimdi Afrika daimi üyelik istiyor. Peki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Afrikalıya yer var mı, yok. Japonya üyelik istiyor mu, istiyor. Peki yer var mı, yok. Avrupa’dan Almanya istiyor. Almanya’ya da yer yok. Türkiye olarak biz de istiyoruz. Bize de yer yok. Niye? Türkiye olarak biz, Almanya, Japonya burada istediğini alamayan ülkeler konumunda. Biz haklı talebimize devam edeceğiz. Sayın Guterres de yaptığımız görüşmede bize hak verdi ama bu hakkı teslim etmek gibi bir güçleri, bir imkanları da yok.
“LÜBNAN’IN DURUMU ÇOK KÖTÜ”
Her şeyden önce burada çok ciddi bir travma yaşanıyor. Bu travmada acıyı çeken maalesef Lübnan halkı. Bugün Lübnan’ın güneyinin tahliyesini izledim. Çok acımasız bir tablo var. Herkes at arabalarında ve çoluk çocuk bölgeyi boşaltıyorlar. Hakikaten canımız yanıyor. Bu kadar acımasız, bu kadar korkunç bir tabloyla bölgemiz karşı karşıya. 6 milyon nüfusu olan Lübnan’dan söz ediyoruz. Bu insanlar nereye, nasıl kaçacaklar? Oralarda nasıl yaşam sürdürecekler? Bunlar aç, açıkta, giyim kuşam yok araçlarında. Battaniyeleri, neleri buldularsa onları, yanlarına alıp bölgeyi terk ediyorlar. Bu Lübnan, rahmetli Refik Hariri’nin döneminde bir başka Lübnan’dı. Çok daha zengindi, güçlüydü. Ama şu anda artık o Lübnan kalmadı. Şimdi Lübnan’ın yeniden kendine gelmesi için onlara imkanlar sağlayacağız, bu durumu yeniden nasıl aslına dönüştüreceğiz onu düşüneceğiz? Temennimiz odur ki Lübnan bir an önce bu travmayı atlatsın.
Bugünkü televizyon yayınlarında izlediğim kadarıyla Lübnan’ın durumu çok kötü. Rabbim yar ve yardımcıları olsun. Diğer taraftan İsrail bir rüya görüyor, o rüyasını gerçekleştirmek için bölgemizdeki halkların yaşamlarını kabusa çevirmeyi de göze almış gibi görünüyor. Zamanında Hitler de bir rüya görmüştü ve o da çeşitli milletlere mensup halklara kabus yaşatmıştı. Neticede gördüklerinin bir rüya olduğunu net bir şekilde anladı. Er ya da geç günümüzün Hitleri Netanyahu da bu gerçekle yüz yüze gelecek. Herkesin bir planı var ama biz inanıyoruz ki Allah’ın da bir hesabı var.
“BİZ UKRAYNA BARIŞ KONFERANSININ İÇİNDE YER ALMAYA HAZIRIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna barış konferansı ile ilgili şunları söyledi:
Biz bu konferansın içinde yer almaya hazır olduğumuzu söyledik. Bu konuda yine aynı şekilde gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan gerek istihbarat teşkilatımız onlarla irtibat halinde olacaklar. Temennimiz odur ki bölgeye bu barışı getirebilme noktasında Türkiye olarak biz bu işin bir yerinde yer alırız. Biz Ukrayna-Rusya savaşında adil bir barışı belki de en çok arzulayan ülkeyiz. Elimizi taşın altına koymaktan çekinmedik ve barış için çabalıyoruz. Bu savaşın diplomasi ve diyalog yoluyla sona ermesi mümkündür. Yeter ki sorunları bu yolla çözebileceğimize hem savaşan taraflar hem diğer aktörler inansın. Şu anda maalesef buna yakın değiliz. Biz hem Ukrayna hem Rusya tarafıyla görüşebiliyor olmamızı barışa giden yolda bir avantaj olarak görüyoruz. Bu zorlu yolu yürüyebilir ve hedefe ulaşabilirsek, insanlığa büyük hizmet etmiş olacağız. Taraflar kışkırtmaları, silahlanma yarışını, insanların değil silahların konuştuğu bir düzeni terk etmeden, barış umudu somut bir biçimde doğmayacak. Fakat biz yılmadan o umudu aramayı sürdüreceğiz. Gayretleri artıracak ve daha çok çalışacağız.
“STOLTENBERG NATO GENEL SEKRETERLİĞİ BOYUNCA TÜRKİYE İLE HİÇBİR ZAMAN OLUMSUZ ÇİZGİ ÇİZMEDİ”
Sayın Stoltenberg’e hakikaten görevi boyunca Türkiye’yle olan münasebetlerini en ideal şekilde sürdüren bir Genel Sekreter olarak bakıyorum. NATO Genel Sekreterliği boyunca bunu başarıyla sürdürdü. Türkiye’yle münasebetlerinde de hiçbir zaman olumsuz bir çizgi çizmedi. Sayın Rutte ile bakalım bu durum nasıl devam edecek? Yeni Genel Sekreter Mark Rutte ile de Hollanda Başbakanlığı süresi içerisindeki dostluğumuz iyiydi. İnşallah NATO Genel Sekreterliği’nde de bu dayanışmayı, bu birlikteliği yine devam ettiririz. Kurucu değerlerinden uzaklaşan ve onlara sahip çıkamayan uluslararası kuruluşlar ve ittifaklar yozlaşır. Bu temel arızayı gideremezlerse artık ana görevlerini dahi yapamaz hale gelirler.
NATO eğer “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” ilkesini “hepimiz bazılarımız için, bazılarımız hepimiz için” gibi bir forma dönüştürme tehlikesi ile yüz yüze gelirse o yozlaşma başlar. Bunun için tedbirler almak ve vakit geçirmeden uygulamak gerekir. Hele konu güvenlik gibi hayati bir husus ise ilkelerden milim sapma olmamalıdır. Türkiye, NATO içerisinde yükümlülüklerinin de sorumluluklarının da farkında olan ve bunları eksiksiz yerine getiren güvenilir bir müttefiktir. Türkiye’nin NATO için ne kadar kıymetli olduğunu Avrupa’nın bildiği ancak zaman zaman bunu göz ardı ettiğini görüyoruz.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİ: “GELEN GİDENİ ARATMASIN”
Temennim odur ki gelen gideni aratmasın. Çünkü, Amerika’da F-35 konusunu bizler yalnız Sayın Donald Trump döneminde yaşamadık, sonrasında da devam etti. Hepsi de bize bu hayal kırıklığını yaşattı. Cumhuriyetçiler de yaşattı, Demokratlar da… Şimdi yeni süreçte bunun sürüp sürmeyeceğini göreceğiz. 1 milyar 450 milyon dolar alacağımız var. Bu öyle böyle bir rakam değil. Şimdi bu alacağımızı tahsil etme noktasında da adımlarımızı atmaya devam edeceğiz. Bütün bunlarla beraber Kasım seçiminin neticesi ne getirecek ne götürecek? Bunu da görmemiz lazım. Bizler bu işin sonucunda temennim odur ki Türkiye -ABD arasındaki ilişkileri de buna göre tekrar teraziye koyacağız. Adımlarımızı da ona göre atacağız. Umarız netice hayırlı olur.
TÜRKİYE-ERMENİSTAN NORMALLEŞME SÜRECİ
Sayın Paşinyan’ın yaklaşımına baktığımız zaman olumsuz bir havada görünmüyor. Türkiye olarak bizden Ermenistan-Azerbaycan arasındaki barış anlaşmasını, huzur içinde komşular olarak yaşamalarını bir an önce sağlamamızı istiyorlar. Biz de zaten bunun peşindeyiz, bunun gayreti içerisindeyiz. Temennim odur ki, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki bu gelişmeleri inşallah peyderpey halledelim, çözelim ve Azerbaycan-Ermenistan arasındaki bu sıkıntıları aşmak suretiyle artık yola revan olalım. Çünkü her iki taraf aslında barıştan yana.
Şu anda Azerbaycan böyle bir beklentinin, gayretin içerisinde. Ermenistan’da da bunu gördük. Bizler oluşacak huzur ve barış ikliminin herkes için en iyisi olacağını düşünüyoruz. Ermenistan ile Azerbaycan barışı iki ülke için de yeni fırsatlar ve kazançların kapısını aralayacaktır. Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme süreci de bu barış sürecinin olumlu neticelenmesi ile müspet istikamette etkilenecektir.
TÜRKİYE’NİN BRICS ÜYELİĞİ
Her şeyden önce bizim BRICS ve ASEAN’da yer almamız, buralarda görünmemiz, inanıyorum ki bölgelerin aritmetiğini de değiştirecek. Çok daha farklı bir yapının inşasına vesile olacak. Orta Asya, Rusya, Baltık bölgesi ya da Uzak Doğu ile ilişkilerimiz kadar Kıta Avrupası ve Amerika ile de bağlarımızın bulunduğunu bir kenara koyamayız. Aynı şekilde Arap coğrafyası ve Körfez ülkeleriyle köklü bir geçmişimiz bulunurken Afrika ile de yakın ilişkilerimiz mevcut. Netice itibariyle bulunduğumuz coğrafya ve binlerce yıllık geçmişimiz bizi böylesine çeşitli bir ortaklık mimarisi oluşturmak için teşvik ediyor. Biz bir NATO ülkesiyiz diye Türk dünyası ve İslam dünyası ile bağlantımızı kopartamayız.
BRICS ve ASEAN bizim için özellikle ekonomik iş birliklerimizi geliştirmek için fırsatlar barındıran yapılar. Bu yapıların içinde yer almak NATO’dan vazgeçmek anlamına da gelmiyor. Bu ittifak ve iş birliklerinin, özellikle birbirinin alternatifi olduğunu düşünmüyoruz. Bugünün dünyasında bazı uluslararası gerilimler olsa da soğuk savaş dönemi çok geride kaldı. Bize “BRICS’e ya da başka bir yapıya girmeyin” diyenlere baktığınızda yıllardır parçası olmak için çalıştığımız Avrupa Birliği’nin kapısında bizi yıllarca bekletenlerle aynı kişiler. Biz bunlara bakarak asla geleceğimizi belirleyemeyiz.
“KONUYU İLK 4 MADDEYE SIKIŞTIRMADAN YENİ ANAYASA YAPMALIYIZ”
Muhalefetin bir defa başta bu ilk 4 madde olmak üzere, bu konularda zaten herhangi bir ciddiyeti söz konusu değil. Onlar bunu sadece söylerler. Ama bu noktada iktidar ne söyler ne düşünür, böyle bir düşünceleri yok. Biz Cumhur İttifakı olarak bu konuda durduğumuz yerdeyiz, kararlıyız ve aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Türkiye’yi geleceğe, çağın gereklerine uygun, sivil, kapsayıcı, özgürlükçü yeni bir anayasa ortaya koymadan hazırlayamayız. Hiç de çekinmemeliyiz. Bakın dünya hızla değişiyor. 45-50 yıl öncesinin bakış açısıyla, üstelik darbeciler tarafından kaleme alınmış, yamalı bohçaya dönmüş bir anayasa ile bu değişime ayak uydurmak mümkün değil. Bizim çok diri, yeni bir anayasa ile geleceğe yürümemiz lazım.
Konuyu ilk 4 maddeye sıkıştırmadan, “Biz nasıl bir anayasa yapmalıyız?” sorusuna odaklanmalıyız. Bizim anayasanın ilk 4 maddesiyle herhangi bir sorunumuz söz konusu değil. Bütün bunlarla beraber anayasanın satırları arasında dolaşan darbeci zihniyetle bizim problemimiz var. Ülkemizin gençlerinin geleceğini inşa edecek, onları dünya ile rekabete hazırlayacak vizyoner bir anayasaya bizim ihtiyacımız var. Biz bunu yapacağız. Zaten Cumhur İttifakı olarak Milliyetçi Hareket Partisi hazırlıklarını yaptı. Biz aynı şekilde hazırlıklarımızı yaptık. Bu hazırlıkları birbiriyle bütünleştirerek yolumuza inşallah devam edeceğiz. Güçlü bir anayasayı inşallah oluşturacağımıza inanıyorum.
“İÇ CEPHE” VURGUSU
İç cephe bizi biz yapan değerlerdir. Biz aynı şeye sevinme, bunun yanında aynı şeye üzülme, aynı şiirde duygulanma, aynı marşta göğsümüzün kabarabilmesi halini hep birlikte yaşamalıyız. Bütün bunlarla beraber iç cephe hedeflerimiz, bizim Kızıl Elmamızdır. 30 Ağustos konuşmamda ağırlıklı olarak bunun üzerinde durdum. Bizi o hedeflerden vazgeçirmeye, bizi yılgınlığa düşürmeye, bizi usandırıp umutsuzluk girdabına sürüklemeye çalışanlar, işte o iç cepheyi hedef alıyor. Biz o iç cepheyi çökerttirmeyiz. Orada çok kararlıyız. Bütün bunlarla beraber şunu bir defa demeliyiz. Zorluk mu var, aşarız. Sorun mu var, çözeriz. Sıkıntı mı var, birlikte üstesinden geliriz. Düştük mü, birbirimize tutunur yeniden kalkarız. Renklerimiz, şeklimiz farklı olabilir ama bir araya gelir en eşsiz motifi oluştururuz. İşte iç cephemizi çökertmeyi amaçlayanların odaklandığı yer bu ruh. Bu ruhu paramparça etmeye çalışıyorlar. Bir daha birbirimize tutunmayalım. Kendi kapsüllerimizde herkesten ayrı köşelerde ömür tüketip, yok olalım istiyorlar. Biz bunlara bu fırsatı da kesinlikle vermeyeceğiz. Kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.
“EKONOMİDE ZOR DÖNEMLER GERİDE KALDI”
Ekonomide artık zor dönemleri geride bırakıyoruz. Uyguladığımız programın başarısını artık bizden çok uluslararası kuruluşlar ortaya koyuyor. Bizim şu an odaklandığımız konu, milletimizi zorlayan enflasyon meselesidir. Enflasyonu dizginlemeyi başladık ve kalıcı dezenflasyon sürecini başlattık. Enflasyonda anlık değil, ayakları yere sağlam basan bir gerileme görüyoruz ve bu hızlanarak devam edecek.
Vatandaşımız enflasyondaki bu gerilemeyi hissetmeye başladı ve önümüzdeki dönemde daha hızlı bir şekilde bunu görecekler. Fırsatçılarla mücadelemizi de kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Onlara göz açtırmayacağız. Hedeflerimizi tutturduk ve yolumuza disiplinli bir şekilde devam ediyoruz. Üstelik bunları çevremizdeki karışıklıklara ve istikrarsızlık kaynaklarına rağmen başardık. Yola da bu şekilde devam ediyoruz.
AK PARTİ’DE KONGRE SÜRECİ
Biz Türkiye’ye 23 yıldır yeniyi anlatıyor ve yeniyi sunuyoruz. O yeninin içinde bizi biz yapan değerlerimiz en taze biçimde yer alıyor. Hazreti Mevlana’nın dediği gibi pergelimizin bir bacağı işte o değerlerde sabit, diğer bacağımız alemi dolaşıyor. Biz, milletin mesajını en doğru biçimde okuduk, o mesajı gereğini yerine getirmek için değişim diyoruz. Sözünü ettiğimiz değişim bir yeniden doğuş hamlesidir. Yunus’un dediği gibi “Her dem yeniden doğarız. Bizden kim usanası?” Biz şimdi bunun gereğini yerine getiriyoruz.
Kılıç meselesine gelince, bu mesele birkaç kendini bilmezin ne yazık ki ortaya koyduğu bir karmaşaydı. Şu anda gerek Milli Savunma Üniversitesi, gerek Kara Kuvvetleri Komutanlığı, gerekse Milli Savunma Bakanımız, müşterek çalışmalarını sürdürüyorlar ve bu işin içerisindekiler kimlerse bunların hak ettikleri cezayı almasını temin edeceğiz. Burası kendini bilmezlerin at oynattığı bir meydan değil. Biz bu kendini bilmezlerin at oynattığı meydana ülkemizi kesinlikle bırakamayız. Buna göre de adımımızı atacağız. Savunma Bakanımız ve Savunma Üniversitemizin başındaki hocamızla bir araya geldik, görüşmelerimizi yaptık ve inşallah en kısa zamanda bu işi neticeye ulaştıracağız.
Dilay Yalçınkaya Kaynak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Katılımcı, demokratik, sivil, temel hak ve özgürlükleri öne alan bir anlayışla yeni bir anayasayı yapmanın mücadelesini vereceğiz” dedi.
Biri dizi ziyaret ve toplantıya katılmak için Sinop’a gelen Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ilk olarak Sinop Valiliği’nin ziyaret etti. Protokol üyeleri tarafından karşılanan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Valilik Anı Defteri’ni imzalamasının ardından Vali Dr. Mustafa Özarslan’dan çalışmalar hakkında bilgi aldı. Daha sonra Bakan Tunç, sırasıyla Adalet Sarayı, Sinop Barosu ve Sakarya Caddesi’nde esnafları ziyaret etti. Akabinde AK Partinin kültür merkezindeki proje tanıtım toplantısına katılan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yaptığı açıklamada, “Sinop’umuz Karadeniz’in incisi. Türkiye’nin en güzel şehri. Karadeniz’in bütün illeri birbirinden güzel ama Sinop gerçekten coğrafyasıyla, konumuyla tartışmasız bir değere sahip. Sinop’a inşallah hep beraber sahip çıkacağız. Yakup Üçüncüoğlu başkanımız bu projeleri hızlı bir şekilde hayata geçirecek. Biz de ona destek olacağız. Sinop’un bundan sonra vakit kaybetmeyeceğine, kayıp yılları da süratli bir şekilde telafi edeceğine yürekten inanıyoruz. Sinop’ta inşallah gerçek belediyecilik başlayacak. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Gerçek belediyecilik 1994 yılında sayın cumhurbaşkanımızın İstanbul’da temellerini attığı ve sonrasında eser ve hizmet siyaseti olarak bütün yurda yayılan AK Parti iktidarıyla yayılan cumhur ittifakıyla birlikte ekol haline gelen bir belediyecilik. İnşallah Sinop bu heyecanı yakalamış ve 1 Nisan’dan itibaren de bunun uygulamasını Sinop’ta da göreceğiz” dedi.
“Yeni bir anayasa yapmanın mücadelesini vereceğiz”
Son 22 yıl içinde anayasada bir çok yenilik getirdiklerini belirten Bakan Tunç, “Anayasamızda gerçekleştirmiş olduğumuz sessiz devrim sayılan reformlarla hak arama yollarını genişlettik. Kadın hakları anayasamızda yoktu, çocukların korunması yoktu, özel hayatın korunması yoktu, kişisel verilerin korunması yoktu. Bilgi edinme hakkı diye bir hak anayasamızda yoktu. Bunların hepsini işte şu son dönemde 22 yıl içerisinde milletimizin onayıyla gerçekleştirdik. Bugüne kadar anayasamızda yapılan sessiz devrim sayılabilecek bu reformlar evet küçümsenmeyecek reformlar. Ülkemizin demokrasi standardını yükselten reformlar. Hükümet sistemiyle beraber cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle birlikte vatandaşlarımızın doğrudan doğruya yürütmeyi, cumhurbaşkanını seçtiği halkın idaresinin yürütmeye yansıdığı, demokrasiyi güçlendiren, cumhuriyet rejimini daha da güçlendiren yönetim reformuna da milletimizin onayıyla imza attık. Şimdi bu kazanımları koruyarak katılımcı, demokratik, sivil, temel hak ve özgürlükleri öne alan bir anlayışla yeni bir anayasayı yapmanın mücadelesini vereceğiz” şeklinde konuştu.
“Depremde yıkılan 11 vilayetimizi yeniden ayağa kaldırmanın mücadelesini veriyoruz”
Deprem bölgelerine yardımların devam ettiğini söyleyen Tunç, “Ülkemizi çocuklarımızın, gençlerimizin huzurlu bir geleceğe kavuşabilmesi için terörün her türlüsünden arındırarak devam edeceğiz. Bir taraftan ülkemizi geliştirirken, kalkındırırken şehirlerimizi de inşallah tabi önceliğimiz deprem bölgemiz. Depremde yıkılan 11 vilayetimizi yeniden ayağa kaldırmanın mücadelesini veriyoruz. Orada o mücadeleyi verirken diğer şehirlerimizi de ihmal etmeden oraların imarını, ihyasını da kesintisiz sürdüreceğiz. 31 Mart’a şurada 1 ay gibi kısa bir zaman kaldı. Bu süre içerisinde inşallah kapı kapı dolaşacağız. Karadeniz’in incisi olan Sinop’a yakışır güzel hizmetlerin gelmesi için herkesin kapısına giderek Yakup Üçüncüoğlu diyeceğiz. Hep beraber ona destek vereceğiz ve inşallah 1 Nisan’dan itibaren Sinop’ta yeni bir dönemi başlatacağız” ifadelerini kullandı.
Proje tanıtım toplantısı sonrası AK Parti Sinop İl Başkanı Uğur Giresun tarafından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a yöresel Sinop Bıçağı hediye edildi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a AK Parti Sinop Milletvekili Nazım Maviş, AK Parti Sinop İl Başkanı Uğur Giresun, AK Parti Sinop Belediye Başkan Adayı Yakup Üçüncüoğlu eşlik etti. – SİNOP
]]>
CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın laik ve bilimsel eğitime karşı uygulamaları ile tarikat ve cemaatlerle ilişkilerini eleştirdiği için tepkileri toplayan Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi’ye destek vererek “Milli Eğitim Bakanlığı, Anayasal ve yasal sınırlar dışına çıkarak eğitimi tarikat ve cemaatlere teslim eden protokol ve uygulamalara imza atarken, buna sessiz kalınamaz. Jak Eskinazi az bile söylemiş. Milli Eğitim Bakanlığı hem ÇEDES ile hem de tarikat ve cemaatlerle yaptığı protokollerle laik Türkiye Cumhuriyeti’ne, Anayasamıza ve yasalarımıza aykırı hareket ediyor” dedi.
CHP İçişleri Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın laik ve bilimsel eğitime karşı yaptığı ÇEDES gibi protokolleri anımsatarak son olarak bir okulda öğrencilere “maket mezar başında ağıt yakma eğitimi”ne tepki gösterdi. Konuya ilişkin EİB Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi’nin “Milli Eğitim Bakanlığı tarikatlar ve cemaatler ile sözleşme imzalayacağına yapay zeka kuruluşları ile anlaşma imzalamalıdır” açıklamasına destek veren Bakan, bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:
“İzmir’in başarılı ve saygın iş insanı Jak Eskinazi’ye katılmamak mümkün mü? Milli Eğitim Bakanlığı, Anayasal ve yasal sınırlar dışına çıkarak eğitimi tarikat ve cemaatlere teslim eden protokol ve uygulamalara imza atarken, buna sessiz kalınamaz. Jak Eskinazi az bile söylemiş. Milli Eğitim Bakanlığı hem ÇEDES ile hem de tarikat ve cemaatlerle yaptığı protokollerle laik Türkiye Cumhuriyeti’ne, Anayasamıza ve yasalarımıza aykırı hareket ediyor.
“MEB, ANAYASA VE YASALARA UYGUN OLARAK ÇOCUKLARIMIZA BİLİMSEL VE LAİK EĞİTİM VERECEĞİNE, EĞİTİMİ TARİKATLARA VE CEMAATLERE TESLİM EDİYOR”
Milli Eğitim Temel Kanunu açık… Milli Eğitim Temel Kanunu’na göre Türk milli eğitiminin temel amacı; ‘Atatürk inkılaplarına ve Anayasa’nın başlangıcında ifadesini bulan Türk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan milli, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek; Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmektir.’ Milli Eğitim Bakanlığı Anayasa ve yasalara uygun olarak çocuklarımıza bilimsel ve laik eğitim vereceğine, eğitimi tarikatlara ve cemaatlere teslim ediyor. Devletin okullarında dini cemaat ve vakıflar cirit atıyor. Laik ve bilimsel eğitim ortadan kaldırılmak isteniyor. Çocuklar okuldan alınıp türbe ziyaretine götürülüyor, küçücük bir çocuğa maket mezar başında ağıt yaktırılıyor. Siz neyin provasını yapıyorsunuz?
“İZMİR, BU SİYASETE DE BU ZİHNİYETE DE TESLİM OLMAYACAK”
AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Hamza Dağ’ın, geçtiğimiz günlerde, başkan seçilmesi halinde ‘Ensar, Tügva, Türgev gibi dernek ve vakıflarla protokol yapacak mısınız?’ sorusunu cevapsız bıraktığını görmezden gelecek değiliz. Afişlerinde partisinin logosunu kullanmayı tercih etmiyor, Mustafa Bey sokakta meyhane ziyaret edip popülist siyaset güdüyor. Hepsi göstermelik… Tarikatlarla yapılan protokolleri eleştiren Jak Eskinazi’ye yönelik çirkin ve saldırgan üslupları da bunu ortaya koyuyor. İktidarı ellerine geçirene kadar demokratlar. Bir yandan İzmir halkının vergileri Ensar’a, Tügva’ya, Türgev’e gidecek, diğer yandan kula kulluk edenler ile yapılan protokollerle eğitimin dinselleşmesi sürekli kılınacak… Bu siyasete de bu zihniyete de değil Büyükşehir’i, İzmir’in hiçbir ilçesini bırakamayız. Var gücümüzle çalışıyoruz, daha çok çalışacağız. İzmir, bu siyasete de bu zihniyete de teslim olmayacak.”
]]>
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “28 Şubat’ın açtığı yaralar çok derin yaralar. O mağduriyetlerin, yaralarının sarılması ile ilgili olarak da önemli mesafeler alındı. Bundan sonra bu problemlerle çocuklarımız gençlerimiz karşılaşmasın diye neler yapılabilir? Anayasamızdaki vesayetçi ruhu ortadan kaldıran düzenlemeler yeni anayasada kalıcı hale getirilmelidir ve yeni demokratik bir anayasa ile Türkiye Yüzyılının inşasına devam edilmelidir” dedi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç. Marmara Üniversitesi Göztepe Yerleşkesi İbrahim Üzümcü Konferans Salonu’nda düzenlenen “28 Şubat Postmodern Darbe” konulu söyleşiye katıldı. Söyleşiye Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanı sıra Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Kurt ve TÜGVA Başkanı İbrahim Beşinci ve öğrenciler katıldı.
Söyleşide konuşan Bakan Tunç, “Şimdi hedefimiz yeni bir anayasa. Bu noktada muhalefet partileriyle de uzlaşmak gerekiyor. Bu uzlaşmanın sağlanması lazım. Herkesin evet demesi durumunda evet diyenler kazanır. Bu konuda da direnenler ‘hayır olmaz darbe anayasası ile devam edelim’ diyenler de milletin nezdinde yine puan kaybetmeye devam ederler. Temennimiz parlamentoda bu uzlaşmanın sağlanması. Bundan sonra bu tür karanlık süreçleri çocuklarımız gençlerimiz bir daha yaşamasın. Türkiye hem o karanlık gecelerde şehitler vermesin hem de terörden arınmış huzurlu bir geleceğe daha köklü adımlarla yoluna devam etsin. Biz bunun mücadelesini veriyoruz ve bu mücadelede de milletimizin desteğini gördük. Anayasamız yaptığımız değişikliklerle vesayetçi ruhundan arınmaya çalışsa da vesayetçi ruh hala devam ediyor. Bir takım yargı krizlerinde görüyorsunuz. Gelecekte de başka maddelerin başka krizlere dönüşebileceği açık. O nedenle yeni bir anayasa ihtiyacı açık. Nasıl yapılacak hangi konularda nasıl uzlaşacağız asıl problem orada kaynaklanıyor. İnşallah onu başarırız” dedi.
Bakan Tunç, “Dünyada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden 5 üyesinden birisi bir konu hakkında veto kararına imza attığında o konu hakkında karar alınamıyor. Filistin meselesini hep beraber gördük. Zaten bir asırdan bu yana Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyinin Filistin lehine kararları da İsrail tarafından uygulanmıyor. O da ayrı bir konu. Bu kararların hiçbirine İsrail uymuyor. Ama 7 Ekim’den bu yana meydana gelen insanlık dramı insanlık suçu sonrasında BM Güvenlik Konseyine yapılan müracaatlarda maalesef bir karar çıkmadı. Ateşkes ile ilgili kararlara hep hayır denildi” dedi.
“28 Şubat’ın açtığı yaralar çok derin yaralar”
Bakan Tunç konuşmasının devamında, “28 Şubat’ın açtığı yaralar çok derin yaralar. Okuyamayan, fakültelerinden atılan öğrenciler, 6 milyon insan fişlendi o dönemde. Binlerce öğretmen görevlerinden alındı. Yüzbinlerce insan memuriyetinden oldu. O süreç demokrasimize bir kara leke olarak çalındı. 28 Şubat mağdurlarının savunulması noktasında gerekli düzenlemeler yapıldı memuriyetlere geri dönüşler sağlandı. 2000’li yıllarda Cumhurbaşkanımızın kararlılığıyla bunlar yapıldı. Dönemin Başbakanı o zaman kayıp trilyon yalanıyla yargılandı ve mahkum edildi. 28 Şubat’ın bir mağduriyetiydi o. O mağduriyetlerin, yaralarının sarılması ile ilgili olarak da önemli mesafeler alındı. Bundan sonra bu problemlerle çocuklarımız gençlerimiz karşılaşmasın diye neler yapılır? Anayasamızdaki vesayetçi ruhu ortadan kaldıran düzenlemeler yeni anayasada kalıcı hale getirilmelidir ve yeni demokratik bir anayasa ile Türkiye Yüzyılının inşasına devam edilmelidir” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Bugün Türk yargısıyla ilgili laf edenler, ‘Yargı bağımsız, tarafsız değil’ diyenler aslında 27 Mayısların, 12 Eylüllerin, 28 Şubatların yargısını özleyenler. Tüm açıklığıyla söyleyebiliriz ki bugün yargımız her zamankinden daha bağımsız ve tarafsızdır.” dedi.
İstanbul 2 Nolu Barosu tarafından İstanbul Üniversitesi (İÜ) Doktora Salonu’nda düzenlenen “28 Şubat Sempozyumu”nda konuşan Tunç, demokrasiye kara lekenin çalındığı 28 Şubat darbesinin 27. yıl dönümünde bu sempozyumu düzenleyenlere teşekkür etti.
Tunç, 1995 seçimlerinde birinci çıkan Refah Partisi Hükümetinin daha ilk yıllarında, sürekli irtica tehlikesinin pompalanmaya başlandığını, 28 Şubat 1997’de ise toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) 18 maddelik bir bildiri yayımladığını hatırlattı.
1990’lı yıllardan 2000’lerin başına kadar parlamenter sistemdeki koalisyonların, siyasi krizlerin yol açtığı bunalımlı yıllar olarak tarihe geçtiğini kaydeden Tunç, “O günleri yaşadı bu ülke. Şimdi hatırladığımız zaman ne kadar çirkin, ne kadar kötü, ne kadar demokrasi düşmanlığı yapıldığını hafızalarımızı tazelediğimizde görüyoruz.” ifadesini kullandı.
“15 Temmuz’da milletimiz meydanlara inmeseydi yine ülkemizin önü kesilecekti”
Kendisinin de 1990’lı yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğunu belirten Tunç, o dönem başörtülü kız arkadaşlarının derslere alınmadığını anlattı.
Vesayetçi anlayışın hem demokrasiye hem milli iradeye hem de ekonomiye zararının olduğunu vurgulayan Tunç, darbenin yüz kızartıcı bir suç ve milli irade hırsızlığı olduğunu, Türk Ceza Kanunu’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiğini kaydetti.
Tunç, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerini yapanların yargı önüne çıktığını ve hesap verdiklerini hatırlatarak, “Aslolan bu süreçleri çocuklarımızın, gençlerimizin bir daha yaşamaması. Bunun için neler yapıyoruz, önemli olan bu.” dedi.
Bu ülkede bir daha darbe olmasın, milli irade hırsızları sahneye çıkamasın diye çok önemli yapısal dönüşümleri gerçekleştirdiklerini kaydeden Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunu, Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ve kararlılığı sayesinde siyasetçilerimizin, parlamentomuzun yoğun çalışması ve milletimizin yoğun desteği sayesinde gerçekleştirdik. Milletimizin destekleri olmasaydı, o referandumlarla anayasa değişikliklerine ‘evet’ dememiş olsalardı bunları gerçekleştiremezdik. 15 Temmuz’da milletimiz meydanlara inmeseydi yine ülkemizin önü kesilecekti. O nedenle biz milletimize şükran borçluyuz. Milletimiz için ne yapsak azdır. Ülkemizin geleceği için, özellikle bundan sonra demokrasi dışı müdahalelerin olmaması için gerekli yapısal dönüşümleri, anayasamızda sessiz devrim diyebileceğiniz şekilde gerçekleştirdik.”
“Anayasa’da temel hak ve özgürlükleri genişleten önemli düzenlemeler yaptık”
Tunç, Anayasa’da temel hak ve özgürlükleri genişleten, hak arama yollarını arttıran önemli düzenlemeler yaptıklarını, darbelere gerekçe gösterilen yasa maddelerini ve uygulamaları kaldırdıklarını söyledi.
Milli Güvenlik Kurulu’nu ve Yüksek Askeri Şura’yı, yapısını sivilleştirip demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hale getirdiklerini hatırlatan Tunç, Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırdıklarını aktardı.
Bakan Tunç, özel yetkili mahkemeler, Hakimler ve Savcılar Kurulu ile Anayasa Mahkemesinin yapısının daha demokratik, hukuk devleti ilkelerine uygun hale getirilmesi gibi önemli yapısal düzenlemeleri gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Tunç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş gibi, özellikle halkın doğrudan doğruya yürütmeyi ve cumhurbaşkanını belirlediği bir sisteme geçerek, Cumhuriyet rejimini ve demokrasiyi güçlendiren bir yönetim sistemine de adım attıklarını vurguladı.
Fazilet Partisinde ilçe başkan yardımcısı olduğu dönemde “Başörtüsüne özgürlük” diye bir metin imzaladıklarını anlatan Tunç, o zamanki İstanbul Barosunun isimlerini ve adreslerini bildirmesi üzerine Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandıklarını dile getirdi. Tunç, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan 312. maddenin suç olmaktan çıkarılması üzerine, o davanın ortadan kalktığını anımsattı.
“Darbecilere anayasa hazırlayan anayasa hukukçularını gördük”
Adalet Bakanı Tunç, “Özellikle vesayetçi-darbeci anlayışının kök saldığı en önemli kurumlardan birisi de yargımızdı. Türk hukuk tarihine baktığımız zaman özellikle 60 darbesi sonrası maalesef o günkü yargı mensupları darbecilerin yanında durdu, darbe mağdurlarını idama mahkum etti. Darbecileri ise baş tacı etti ve onları korudu. Darbecilere anayasa hazırlayan anayasa hukukçularını gördük.” ifadesini kullandı.
Sonrasında 12 Eylül 1980 darbesinin gerçekleştiğini aktaran Tunç, “Yine o günkü yargı, darbe mağdurlarını yargıladı. Yaşlarını büyüterek gençleri astılar ve darbecilerin yanında durdu, darbecilere destek verdi. 28 Şubat’a geldiğimizde Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı, bütün yüksek mahkeme başkanları ve daire başkanlarını alıp doğru Genelkurmaya götürdüler, askerlerin karşısında hazır ola geçirttiler.” diye konuştu.
“Demokratik, sivil bir anayasayı milletimize olan borcumuzu yerine getirerek inşallah sağlayacağız”
Adalet Bakanı Tunç, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti savcılarının adliyelere koşarak darbeciler hakkında gözaltı ve yakalama kararları çıkardığını vurguladı.
Millet meydanlarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile beraber darbecilere karşı koyarken Türk yargısının da adliyelerde darbecileri soruşturmak için mücadele ettiğini kaydeden Tunç, şunları paylaştı:
“Bugün Türk yargısıyla ilgili laf edenler, ‘Yargı bağımsız, tarafsız değil’ diyenler aslında o 27 Mayısların, 12 Eylüllerin, 28 Şubatların yargısını özleyenler. Tüm açıklığıyla söyleyebiliriz ki bugün yargımız her zamankinden daha bağımsız ve tarafsızdır. Darbeciden hesap sormaktadır. Bundan sonra da eğer böyle bir tehlike karşısında, böyle bir şeyi aklından geçirenlerle ilgili de zaten teyakkuzdadır. 28 Şubatları bundan sonra yaşamamak için elbette ki bu önemli günlerle hafızalarımızı tazeleyeceğiz ama bu yapısal dönüşümlerin daha kalıcı olması için de inşallah yeni, demokratik, sivil bir anayasayı, milletimize olan borcumuzu yerine getirerek inşallah sağlayacağız.”
Tunç, 28 Şubat sürecinde yüz binlerce insanın fişlendiğini belirterek, demokrasi dışı müdahalelerin bir daha gerçekleşmeyeceği bir ülkeyi 2000’li yıllarda yapısal dönüşümle sağladıklarını ifade etti.
“Darbe yapan bütün darbeciler yargılandı”
İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Yasin Şamlı ise her darbenin milletin bilimsel, teknolojik, ekonomik ve askeri alanda, her türlü gelişmesine engel olmak amacıyla yapıldığını anlattı.
Şamlı, 28 Şubat sürecinde başörtülü öğrencilerin ve memurların tamamının kurumlardan atıldığını belirterek, “Bütün vakıf ve dernekler hakkında kapatma davaları açıldı. O günün sözüm ona hukukçularına göre Müslüman kadının örtüneceği tek yer evleri olarak kalıyordu.” ifadesini kullandı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, bütün darbecilerin yargılandığını aktaran Şamlı, “2012’de 12 Eylül darbecileri yargılanmaya başlandı. 2013’te 28 Şubat postmodern darbecileri yargılanmaya başladı. 2016’da 15 Temmuz darbecileri yargılandı ve gerekli cezaları aldılar.” diye konuştu.
]]>
Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: ONUR BİNGÖL
Gelecek Partisi Antalya Milletvekili Serap Yazıcı, TBMM Genel Kurulu gündeminde bulunan 8. Yargı Paketi’ne ilişkin “Eğer yargı kuruluşları tarafından bir şirket, işletme terörle ilişkili görülürse, o takdirde bu şirkete kayyum atanabiliyor. Kayyumluk yetkisi TMSF’ye ait. Görevi azami beş yıl sürecek. TMSF’nin o şirket üzerinde yapacağı işlemler neticesinde hiçbir idari cezai mali hukuki sorumluluğu olmayacak. Yani bundan çıkacak sonuç, çok keyfi olarak işletmelere el konulabilir. Böylece Anayasamızın 35. maddesiyle ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile garanti edilen mülkiyet hakkı tamamen ihlal edilebilir” dedi.
TBMM Genel Kurulu’nun, 8. Yargı Paketi’nin görüşmelerinin tamamlanmasının ardından yerel seçim nedeniyle çalışmalarına ara vermesi bekleniyor.
“BİR REFORM DEĞİL, SIKINTILI HÜKÜMLERE YER VERİYOR”
Anayasa profesörü Gelecek Partisi Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun, paketle ilgili olarak ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. Yazıcı Özbudun, teklife “yargı paketi” denmesinin doğru olmadığını belirterek, “Çünkü bir pakete, yargı reformu dediğiniz zaman o paketin içeriğinde usul hukukuna ilişkin, ceza hukukuna ilişkin, insan hakları hukukuna ilişkin iyileştirilmelerin olduğunu düşünürsünüz. Şimdi bu paket, usul hukuku, ceza hukuku, ceza muhakemeleri hukukuna ilişkin hatta insan hakları hukukuna ilişkin birtakım hükümler içeriyor ama bunlar iyileştirme mahiyetinde değil. Aksine mevcudun daha gerisine anlamını taşıyor. Bu bakımdan bu bir reform değil maalesef Türkiye açısından gayet sıkıntılı hükümlere yer veriyor.
“SUÇU TANIMLAMA KONUSUNDA YARGIYA ÇOK GENİŞ TAKDİR YETKİSİ SUNMUŞLAR”
Yazıcı Özbudun, teklifin AYM tarafından iptal edilen “örgüt üyesi olmadan suç işleme” maddesine ilişkin şunları söyledi:
“Bu hüküm çok önemli. Çünkü bir kez yazımında suçun tanımını öylesine muğlak ifadelerle gerçekleştirmişler ki bu şu anlama geliyor, yargı organı bir fiili anayasal hürriyet niteliği taşısa dahi hürriyetin meşru alanında olsa dahi, onu bu suçun nitelemesine dahil edebilir. Böylece kişilere anayasal hürriyetlerini kullandıkları halde cezalandırabilir. Oysa bu maddeye ilişkin daha önce Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bir iptal kararı var. Pakete baktığınızda diyorlar ki ‘Biz bu Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının gerekçelerine uygun bir formülasyon yaptık.’ Tam aksine… Mahkeme kararlarının gerekçelerinin kararında ne belirtilmişse o gerekçelerde belirtilen her hususu göz ardı etmişler. Suçu tanımlamak konusunda yargı kuruluşuna çok geniş bir takdir yetkisi sunmuşlar. Böylece aslında hukuk devletlerinin ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesi ihlal ediliyor. Biz bu maddeye baktığımız zaman suçu yaratacak makam yargı organı olmaktadır bu da hem hukuk devletine hem de Anayasamızın 38. maddesini ihlal ediyor.
“ANAYASAL BİR HÜRRİYET SUÇ HALİNE GELEBELİR…”
Örneğin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, kadınlar haklarının daha genişletilmesi amacıyla yürüyüş yapabilirler. Bu Anayasa’ya uygun bir fiildir. Yargı organı bu fiili anayasal hürriyet olarak nitelememiş olabilir, suç olarak nitelendirilebilir. Böylece meşru bir anayasal hürriyet suç haline gelebilir yargı kuruluşunun takdirine bağlı olarak.”
“TMSF CEZAİ, MALİ SORUMLULUĞU OLMAYACAK…MÜLKİYET HAKKI TAMAMEN İHLAL EDİLEBİLİR”
Teklife göre, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt, terörizmin finansmanı suçlarının bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde kayyum atanmasına karar verildiğinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyum olarak atanabilecek. Özbudun, bu maddeye ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu:
“Teklifin 22. maddesinde yer alıyor. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na geçici 6. maddeyi ekliyor. Bu maddenin beşinci fıkrasında çok karmaşık olarak ifade edilen bir hüküm var. Bir kere böyle karmaşık hukuk metni yazılmaz. Bu Anayasamızın ikinci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkemizin belirlilik unsurunu ihlal ediyor. Bir hukuk normunu okuyan ortalama bir yurttaş o hükmün ne anlama geldiğini anlamalıdır. Bu hükmün ne anlama geldiğini anlamak için bırakın ortalama yurttaş, çok yetenekli bir hukukçu olmak da yetmiyor. Defalarca okumak ve incelemek gerekiyor. Bu hükümle mealen ifade ediyorum. Eğer yargı kuruluşları tarafından bir şirket işletme terörle ilişkili görülürse, o takdirde bu şirkete kayyum atanabiliyor. Kayyumluk yetkisi TMSF’ye ait. Görevi azami beş yıl sürecek. TMSF’nin o şirket üzerinde yapacağı işlemler neticesinde hiçbir idari cezai mali hukuki sorumluluğu olmayacak.
Yani bundan çıkacak sonuç, çok keyfi olarak işletmelere el konulabilir. Böylece Anayasamızın 35. maddesiyle ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile garanti edilen mülkiyet hakkı tamamen ihlal edilebilir. Ama bu ihlal fiilini gerçekleştirenlerin hiçbir hukuki sorumluluğu olmayacaktır.
2010 yılında Türkiye bir anayasa değişikliği yaptı. Gene aynı iktidar çoğunluğu bunu gerçekleştirdi. Anayasamızın geçici 15. maddesinin bir ve ikinci fıkraları ilga edildi. Bu fıkralar, Milli Güvenlik Konseyi yöneticilerine, yani gençler için söyleyeyim, 12 Eylül’de Türkiye’de yönetime el koyan 5 generale ve onların emirleri altında karar veren bütün asker ve sivillere benzer bir koruma zırhı getiriyordu. Şimdi bir hukuk devletinde kimsenin suç işleme hürriyeti olamaz. Herkes eylemin ve işleminden dolayı hukuken sorumludur, cezaen sorumludur. Şimdi o zamanlar Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti bize bu yaptıkları reformu nasıl takdim ettiler? Türkiye’de hukuk devletini güçlendiriyoruz dediler. Biz de onları destekledik. Tabii ki hukuk devletini güçlendiren bir reformdu bu. Şimdi bakın aynı hüküm TMSF için getiriliyor. Ben de şu soruyu soruyorum. 14 yılda zihin alemlerinde bu kadar köklü değişikliği ne ile açıklayacaklar? Bu hukuk devletinin yok edilmesidir. Bu belli bir gruba suç işleme hürriyetinin tanınmasıdır ve bu mülkiyet hakkının açık ihlali sonucunda olacaktır.”
]]>
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, TBMM Genel Kurul’da görüşülecek olan 8. Yargı Paketi’ni eleştirdi. Koçyiğit, “8. yargı paketini getirirken ağdalı laflar edildi. Bu paketin içerisinde AYM’nin iptal ettiği bütün maddeler neredeyse farklı cümlelerde ifade edilerek paketin içerisine yedirildiğini görüyoruz. Aslında Meclis şu anda Anayasasızlığa alet edilmiş oluyor. Bugün yargı darbesi meclis eliyle devam ettirilmeye çalışılıyor” dedi.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, 41 maddelik 8. Yargı Paketi’nin TBMM Genel Kurul’a geleceğini hatırlatarak şunları söyledi:
“Pratikte 8 yargı paketi Meclis’e getirildi. AKP paket paket götürdü. Her gelen paket bedenden et koparırcasına aslında hak ve adaletten bir parçanın yok edilmesine yol açtı diyebiliriz. Aslında temel haklarımız askıya alındı, temel haklarımız yok sayıldı. O nedenle buna reform demenin kendisi trajikomik bir durum. Çünkü reformlar halk yararına yapılır, özgürlüğü, adaleti geliştirmek için yapılır.
“YARGI DARBESİ MECLİS ELİYLE DEVAM ETTİRİLİYOR”
8. yargı paketini getirirken ağdalı laflar edildi. Bu paketin içerisinde AYM’nin iptal ettiği bütün maddeler neredeyse farklı cümlelerde ifade edilerek paketin içerisine yedirildiğini görüyoruz. Aslında Meclis şu anda Anayasasızlığa alet edilmiş oluyor. Bugün yargı darbesi meclis eliyle devam ettirilmeye çalışılıyor. AKP bu yargı paketini getirerek aslında AYM’yi tanımadığını, AYM’nin ‘Şu maddelerde düzenleme yapın’ demesine rağmen o maddelerde ısrar ettiğini görüyoruz.
“ANAYASAL HAKLARINI KULLANANLAR…”
220’ye 6. madde, yani örgüte üye olmamak için örgüt adına suç işleme. Bu düzenlemeyi ne zaman getirmişlerdi. Zamanın cemaatçileri yargıda da etkinken beraber yol yürüdüklerinde bu düzenlemeleri getirdiler. AKP, şu anda cemaatin aklıyla yol yürüyor. Aslında bu maddede şunu görüyoruz. Toplumun en temel haklarının askıya alınmasının maddesi olduğunu ifade edebiliriz. Basın toplantısına katılmaktan, yürüyüş yapmaya Anayasal bütün haklarını kullanan kişiler AKP’nin hoşuna gitmediği zaman sanık sıfatıyla kendilerini adliye salonlarında buluyorlar. Bunun üzerinden demokratik siyaset dizayn ediliyor.
“KAYYıMLARIN YARGI ZIRHIYLA KORUNDUKLARINI GÖRÜYORUZ”
Bütün bu düzenlemeye baktığımız zaman bu düzenlemenin toplum yararına olmadığını ifade edelim. Paketin içerisinde önemli bir düzenleme daha var. Onu da özellikle truva atı gibi gizlemişler. Sayılan suçlarda bir şirketin faaliyetleri içerisinde işlendiğine dair yargısal bir süreç başlatıldığında şirkete TMSF tarafından yönetici atanabilecek. Bu yöneticiler fon yönetimince atanan kayyumlara, Anayasa’ya hukukun temel ilkelerine aykırılıkta tam sorumsuzluk zırhıyla kuşanmış oluyorlar. Cemaatin birçok şirketine de kayyum atandı. Kayumların yaptığı işlemlerin korunduğunu görüyoruz. Bir şirket o suçtan beraat etmiş olsa bile döndüğünde mal varlığını harcamış, kayyumun hepsi mal varlığını tasviye etmiş olsa bile bunlara yönelik bir soruşturma ve kovuşturma açılmadığını tam bir yargı zırhıyla korunduklarını, neredeyse bir dokunulmazlar haline getirildiklerini görüyoruz.
“MEHMET UÇUM BİR ÖYLE, BİR BÖYLE”
Bir şeyi daha konuşmamız gerekiyor. Sarayda oturup sabah akşam yargı fetvası veren Mehmet Uçum’u konuşmak gerekiyor. Mehmet Uçum bir öyle bir böyle. Geçmişte ne söylemiş, ‘Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar herkesin kabul edeceği kararıdır.’ Şimdi bütün Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını kesinlikle hukuksal olarak doğru olmadığını yargısal aktivizm yaptığını söylüyor. Sayın Mehmet Uçum’a seslenelim, vallahi Erdoğan’ın danışmanı oldun. Sarayın hukuk manipülatörü oldun, ülkeyi çöküşe götüren yargı darbesinin baş aktörü oldun ama bir tek hukukçu olamadın. Bugün AYM kararlarının tartışmaya açılmasında sarayın hukuk biriminin ve Mehmet Uçum’un özel rolüne dikkati çekmek istiyorum. Haksız ve hukuksuz karar olan Can Atalay kararının vekiliğinin düşürülmesini de bu Meclis’te gerçekleştirilmesinde de bu yargısal darbeyi derinleştiren önemli bir başlık olduğunu da ifade etmek isiyorum.”
]]>
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden sahasında meydana toprak kaymasında sorumlulukları bulunanların yargı tarafından ortaya çıkarılacağını belirterek, “Kim sorumluysa bu kazadan, yargı önünde elbette ki hesabını verecektir.” dedi.
Bakan Tunç, Haber Global televizyonunun canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve soruları yanıtladı.
Türkiye’nin Uluslararası Adalet Divanındaki Gazze sunumuna ilişkin soru üzerine Tunç, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de insanlık suçu işlediğini, uluslararası hukuka uymadan, bir devlet gibi değil, bir örgüt gibi davrandığını dile getirdi.
Gazze’de akan kanın durması adına Türkiye’nin çeşitli girişimlerde bulunduğunu anımsatan Tunç, Uluslararası Adalet Divanının ülkelerden “danışma görüşü” istediğini, Türkiye’nin bu görüşü veren ilk ülkelerden biri olduğunu vurguladı.
Güney Afrika’nın açtığı davada Uluslararası Adalet Divanının “tedbir” kararı verdiğini hatırlatan Tunç, ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısının, suçu işleyen kişiler hakkında da yürüttüğü bir soruşturmanın bulunduğunu belirtti.
Soruşturmanın bir an önce davaya dönüşmesi gerektiğini vurgulayan Tunç, “Uluslararası Ceza Mahkemesinin soruşturmasının bir an önce davaya dönüşmesi lazım. Özellikle savaş suçunu, insanlık suçunu, soykırımı işleyenlerin cezalandırılması anlamında.” görüşünü paylaştı.
Uluslararası Adalet Divanında devletlerin yargılandığına işaret eden Tunç, Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi kapsamında Güney Afrika’nın açtığı davada verilen “tedbir” kararının uygulamaya konulması gerektiğini, bunun da Güvenlik Konseyi’nin kararıyla mümkün olduğunu söyledi.
Yılmaz Tunç, “Temennimiz bir an önce orada akan kanın durması. Çocuk katliamının bir an önce sona ermesi. İnsanlığın gözü önünde bunların artık olmaması gerekiyor. Uluslararası hukukunu, insan haklarını, adaleti, mazlumun hakkını savunmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
Maden kazalarına ilişkin soruşturmalar sürüyor
Bakan Tunç, soru üzerine, Erzincan’ın İliç ilçesindeki ve Elazığ’daki maden sahalarında meydana gelen göçük olaylarının ardından adli soruşturmaların derhal başlatıldığını bildirdi.
İliç’teki olaya ilişkin soruşturma kapsamında ilk etapta 8 kişinin gözaltına alındığını, 6 kişinin tutuklandığını anımsatan Tunç, adli soruşturmanın önemli olduğunu, ancak önceliklerinin arama-kurtarma çalışmaları olduğunu anlattı.
Yılmaz Tunç, “Yargımıza güveneceğiz. En detaylı bir şekilde bu kazanın neden kaynaklandığını ve buna neden olan sebeplerde kimlerin sorumlu olduğunu elbette ki bağımsız ve tarafsız yargımız ortaya çıkaracak. Kim sorumluysa bu kazadan, yargı önünde elbette ki hesabını verecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Elazığ’daki göçük nedeniyle başlatılan soruşturmanın da sürdüğünü bildiren Tunç, İliç’teki maden kazasına ilişkin TBMM’de de komisyon kurulduğunu, Meclis’in de bu konuyu araştıracağını anımsattı.
“Kira artışında yüzde 25 sınırı Meclis’in takdirinde”
Adalet Bakanı Tunç, fahiş kira artışları nedeniyle getirilen “yüzde 25 zam” düzenlemesinin süresinin 1 Temmuz’da dolacağına dikkati çekerek, söz konusu düzenlemenin süresinin uzatılıp uzatılmayacağının TBMM’nin takdirinde olduğunu ifade etti.
Tunç, “Maliye Bakanımızın enflasyon oranının düşürülmesi noktasında çabaları var. Bir hedef de var. Hedefin tutturulması durumunda bu tür sınırlamalara gerek kalmayabileceğini söyledim. Önceliğimiz enflasyon hedefinin tutturulması.” sözlerini sarf etti.
Kovid-19 salgını, depremler ve diğer etkenler nedeniyle ekonominin olumsuz etkilendiğini, kiracıların korunması konusunda birtakım tedbirlerin alınması ihtiyacının doğduğunu ifade eden Tunç, “Meclis böyle bir tedbiri düşündü. Şimdi bunun uzatılıp uzatılmayacağıyla ilgili husus o günkü şartlara göre belirlenecek.” dedi.
Kira uyuşmazlıklarına ilişkin arabuluculuğun zorunlu hale getirildiğini hatırlatan Tunç, bugüne kadar arabuluculara 132 bin 60 başvuru yapıldığını, anlaşma sayısının ise 71 bin 112 olduğunu aktardı.
“FETÖ ile mücadelede kesinlikle bir zafiyet olamaz”
Bakan Tunç, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından ihraç edilen bazı hakimlerin, Danıştay tarafından görevlerine iade edildikleri hatırlatılarak, “FETÖ ile mücadelede zafiyet mi var?” sorusuna, “FETÖ ile mücadelede kesinlikle bir zafiyet olamaz.” yanıtını verdi.
Türkiye’nin bütün terör örgütleriyle kararlı bir mücadele sürdürdüğünü kaydeden Tunç, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 4 bin 6 hakim ve savcının da ihraç edildiğini hatırlattı.
İhraç edilen hakim ve savcılardan 3 bin 888’inin Danıştay’a dava açtığını belirten Tunç, 387’sinin göreve iadesinin kararlaştırıldığını, bu kişilerden 371’inin göreve iade edildiğini bildirdi.
Göreve iadeler konusunda HSK’nin Danıştay’a itirazlarını yaptığını, temyiz aşamasında olan davaların bulunduğunu vurgulayan Tunç, şöyle devam etti:
“Bu 371 kişiyle ilgili kamuoyundaki endişeyi de ortadan kaldırmak adına, eğer incelemede bir hata varsa, sonradan çıkan bir delil de olabilir, sonradan ifadelerde adı geçen, ByLock kayıtlarında adı geçenlerle ilgili HSK yeni bir inceleme başlattı. Teftiş Kurulu görevli bu noktada. Her dosya tek tek incelenecek. Hatalı davranılmaması noktasında titiz davranılacak. Eğer bir hata söz konusuysa bu konuda yeniden bir soruşturma açılabilir bu kişiler bakımından. Soruşturma açılıp açığa alınabilir. O süreç kendi mecrasında devam eder. Burada FETÖ ile mücadeledeki kararlılığımızdan hiçbir zaman taviz veremeyiz. Yargı süreçlerinde gözden kaçan bir husus olursa da gerekli inceleme ve soruşturma yine HSK’nin elindeki bir husus.”
Can Atalay
Adalet Bakanı Tunç, Gezi Parkı davası hükümlüsü Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından CHP’nin ve Atalay’ın avukatlarının yaptığı başvuruda Anayasa Mahkemesinin “karar verilmesine yer olmadığına” dair kararına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin kararın TBMM Genel Kurulunda okunduğunu, bir oylamanın yapılmadığını belirten Tunç, “Burada ‘Meclis’in aldığı bir karar yoktur, bir işlem yoktur’, bu nedenle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmişse ‘ret’ kararına yakın olur. Ama Meclis’te okunan kesin hükmün ‘hukuki değeri yoktur, Yargıtay kararı usulsüzdür’ diye bir karar verir de karar verilmesine yer olmadığına derse o Anayasa’ya, hukuka aykırı bir karar olur. Onu gerekçeli karar okunduktan sonra göreceğiz.” ifadesini kullandı.
Anayasa’nın 83. maddesinde yer alan dokunulmazlığın “bir milletvekilinin seçimden önce ya da sonra işlediği bir suç için tutuklanamaz” şeklinde düzenlendiğini aktaran Tunç, Anayasa’nın 14. maddesi kapsamındaki “devletin güvenliğine ilişkin suçlar”ın ağır cezalık suç üstü hali ile seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olunması durumlarının ise bu durumun dışında olduğunu söyledi.
Yüksek Mahkemeler arasındaki görüş farkının Anayasa ya da yasa değişikliği ile giderilebileceğini belirten Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Seçimden önce soruşturmasına başlanan terör suçları, dokunulmazlık kapsamında mı değil mi? Yani Kandil’deki bir terörist elebaşı aday gösterildiğinde, Türkiye’de bir sabıkası yok, yargılanamadı çünkü, bu kişi aday gösterildiğinde Kandil’den gelip Meclis’te yemin edebilsin mi? ya da Pensilvanya’daki FETÖ elebaşı seçildiğinde gelip TBMM’de yemin edebilsin mi? Anayasa bu güvenceyi şöyle koymuş; ‘seçimden önce soruşturması başlamışsa terör suçları dokunulmazlık kapsamında değildir’ demiş. Yargılaması devam eder, yargılaması bittiğinde de kesin hüküm Meclis’te okunur ve milletvekilliği düşer. Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki görüş farkı buradan kaynaklandı. Anayasa’nın 83. ve 14. maddelerinin Anayasa Mahkememiz tarafından farklı yorumlanması nedeniyle buralara gelindi ve uyulmamayla sonuçlanacak bir duruma geldik. Bu tür tartışmaları sona erdirmenin çözümü anayasa değişikliği, uzlaşma olmadığı takdirde ise kanun değişikliği.
Bireysel başvuru 2010 yılında Anayasa’mıza girdi. Bireysel başvuru, kesinleşmiş hükümlerden kaynaklanan hak ihlallerinin incelenmesi durumunda, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya bakan bölümünün özellikle Yargıtay ve Danıştay’dan gelen üyelerden oluşmasına yönelik bir anayasa değişikliği yapılabilir. Anayasa’nın 148. maddesine kanun koyucu, bu görev karmaşasının olmaması için ‘bireysel başvuruda kanun yolunda yapılması gereken inceleme yapılamaz’ demiş. Süper temyiz mahkemesi olmaması için. Ama maalesef gelinen noktada bu karmaşayı görüyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal kararları, ceza muhakemesi kanunumuzda yargılamanın yenilenmesi sebebidir. ‘Anayasa Mahkemesi kararları da yargılamanın yenilenmesi sebebidir’ diye ceza muhakemesi kanunumuza koyduğumuz zaman aslında bu sorun çözülmüş oluruz. Bu da Meclisimizin takdirinde olan bir husus.”
]]>
Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşmelerine başlanacak 8. Yargı Paketi’nin hukuka dair somut düzenlemeler içermediği eleştirisini yaparak, “2019’dan bugüne sekizincisi getirilen yargı paketleri yargıdaki gerçek sorunlara kör ve sağır. O sebeple yasalaşmaları kimsenin dikkatini dahi çekmedi. 2021’in Nisan ayında şatafatlı bir tanıtımla ilan edilen İnsan Hakları Eylem Planı’nın 3’te 2’si hala uygulanmış değil. Önümüze getirilen yargı paketleri hukuksal çürümüşlüğün üzerini örtmekten başka bir şey ifade etmiyor” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, bugün TBMM’de basın toplantısı düzenledi. TBMM Genel Kurulu’nda bugün görüşmelerine başlanacak 8. Yargı Paketi’ne dair partisinin görüşlerini kamuoyu ile paylaşan Yeneroğlu, şunları ifade etti:
“ÜLKEDE YARGI PAKETİ İLE İKTİDAR SADECE GÖZ BOYAMAYA ÇALIŞMAKTADIR”
“Sorunların asıl kaynağına inmekten uzak, günü kurtarma amacı taşıyan ve yüzeysel değişiklikler içeren bu paket, mevcut sorunlara pansuman tedbir olabilecek nitelikte bile değildir. Türkiye her geçen gün gittikçe hukuk devletinin en asgari şartlarının dahi sağlanmadığı, yargı bağımsızlığının görmezden gelindiği zorba bir anlayışla yönetilmektedir. İktidarın yargıyı kontrol altına alarak vatandaşlarımızın üzerine bir sopa olarak yargıyı kullandığı acı örnekleri her gün görmekteyiz. Sayısız masum insan sırf Cumhurbaşkanı böyle istiyor diye hukuka aykırı bir şekilde cezaevlerinde tutulmaktadır. AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM) karaları uygulanmamaktadır. AYM üyelerinden sonra Danıştay üyelerinin de açık şekilde Cumhurbaşkanı ve ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından hedef gösterildiği bir ülkede yargı paketi ile iktidar sadece göz boyamaya çalışmaktadır. Kuvvetler ayrılığının değil kuvvetler birliğinin açık ve net olarak uygulandığı, buna tabi olmayanların doğrudan tehdit edildiği, her türlü hakarete maruz kalındığı ve şu anada anayasaya aykırı olarak uygulanan kuvvetler birliğinin dahi keyfi bir biçimde uygulandığı, yürütmenin yanında yasama ve yargının da cumhurbaşkanının talimatlarını beklediği bir ortadayken önümüze sunulan paketlerin vatandaşlarımıza da ülkemize de hayırlar getirmesi imkansızdır.
“AYM KARARLARI ATIF YAPMAK İÇİN DEĞİL UYULSUN DİYE VAR”
İktidarın yargı paketinde laf cambazlığı yaptığı bir husus var, o da AYM’nin iptal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi. Sanki AYM karalarını tanımayan kendileri değilmiş gibi, bu karaları açıkça uygulamayacaklarını ilan eden, bu konuda yargıya talimat veren kendileri değilmiş gibi, yargı paketinin gerekçesi AYM atıflarıyla dolu. Ne kadar trajikomik bir durum. Anayasayı paketleyenlerin yargı paketinden bahsediyoruz. Atıf yapmayı biliyorlar ama karara gelince de ortada yoklar, cumhurbaşkanının keyfi yaklaşımlarını bekliyorlar. AYM kararları atıf yapmak için değil uyulsun diye var. Madem atıf yapacak kadar değerli görüyorsunuz o zaman uysanıza bu kararlara. Her şeyleri edebiyat, boş laf.”
“EMEKLİLERİMİZ BUGÜN MARKETE GİTTİĞİNDE CANININ İSTREDİĞİNİ ALMASI İMKANSIZ”
Açıklamasında teklifle ilgili düzenlemelere değinerek bunlara ilişkin açıklama yapan Yeneroğlu, emekli aylıklarını da düzenleyen maddeyi de gündemine aldı. Emeklilerin yaşadığı ekonomik darboğaza dikkat çeken Yeneroğlu, “Birçok insan sabah saat 05: 00’te daha karanlığın olduğu bir ortamda Et ve Süt Kurumu önünde ucuz et alabilmek için sırada bekliyor. Emeklilerimiz bugün markete gittiğinde canının istediğini alması imkansız, sadece en asgari ihtiyaçlarını seçerek alıyor. İlaçları bitince eczaneye gitmekten çekiniyor” dedi. Yeneroğlu şöyle devam etti:
“YARGI PAKETİNİN İÇİNE EMEKLİLERİMİZE FAZLADAN BİN TL VERMELERİNE ŞÜKRETMEMİZİ BEKLİYORLAR”
“Bunlar daha iyi günlerimiz, yerel seçimlerden sonra çok daha büyük sosyal, sorunlar bizi bekliyor. Çünkü iktidar yaptığı saçma sapan politikaların bedelini en fazla yoksullara, işsizlere, asgari ücretle geçinmeye çalışanlara, emekli olanlara ödetecek. Çok daha kötü günler bizi önümüzde aylarda bekliyor. Bu sürecin kazananı Türkiye’de yüzde 5’lik zengin kesim. Böyle bir dönemde yargı paketinin içine emeklilerimize fazladan bin TL vermelerine şükretmemizi bekliyorlar. Bugün bin TL alışveriş yapacak yeterlilikte miktar değil, hepimiz biliyoruz.
“TEKLİFTE AYM’NİN BAZI İPTAL KARARLARIN ARKASINDAN DOLANARAK AYNI YA DA ÇOK BENZER DÜZENLEMELER YAPILMAKTADIR”
Teklifte AYM’nin vermiş olduğu bazı kararlara rağmen, kararların arkasından dolanarak iptal edilen maddelerle aynı ya da çok benzer düzenlemeler yapılmaktadır. Bu durum anayasamızın 153. maddesine yani AYM kararlarının belirleyiciliği ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Parlamentoda çoğunluğu teşkil eden milletvekilleri kendilerini millete karşı sorumlu görmüyorlar, anayasaya karşı sorumlu görmüyorlar. Tek, kendilerini sorumlu gördükleri, tabi oldukları, kendilerini tebaa konumunda konumlandırdıkları kişi cumhurbaşkanının bizzat kendisidir ve onun değişken tutumlarıdır.
“ÖRGÜT ADINA İŞLENEN SUÇ KAVRAMI MAHKEMELER TARAFINDAN DOLDURULACAKTIR ÖNGÖRÜLEN DÜZENLEMEYE GÖRE”
Örgüt adına işlenen suç kavramı mahkemeler tarafından doldurulacaktır öngörülen düzenlemeye göre. Bu durum hukuki belirlilik ilkesine ve anayasanın 38. maddesine açıkça aykırı olacaktır. AYM’nin iptal gerekçesi karşılanmadan kanunilik ilkesi ve öngörülebilirlik, bilinirlik şartlarını taşımadan her somut olaya göre kapsamının yorumlanabileceği şekilde değerlendirilmektedir. Bu da yeni krizlere yol açacaktır. Benzer durum hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi için de geçerlidir. Düzenleme birbiriyle çelişkili uygulamalar ortaya çıkartacak, itiraz ve istinaf yollarını içermektedir. Bu bakımdan AYM kararında belirtilen anayasaya aykırılık devam etmektedir.”
Kanun teklifindeki TMSF ile ilgili düzenlemeye ilişkin de konuşan Yeneroğlu, “Düşünün TMSF bir şirkete el koyacak, başına kayyım atayacak ama o kayyım her türlü yetkiyle şirketi yönetecek fakat hiçbir şeyden de sorumlu olmayacak. Tam iktidarın ülkede uyguladığı düzenin kendisi” diye konuştu.
AKP’nin 2019’da yayınladığı Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni gösteren Yeneroğlu, şöyle devam etti: “O dönemde cumhurbaşkanı hukukun altını oymaya başlamış olsa bile açıktan anayasayı yok saymıyordu. Bu anayasayı reddetme durumu yapısal bir duruma dönüşmemişti. Bugün iktidar ortağı ile en temel Fransız anayasasını bundan 250 yıl önce belirlediği esasları dahi yok sayıyor. Buna rağmen bu seçimlerde bir çok yerde daha da belediyeleri kazanacak nitelikte kendisini görebiliyor. Bu da Türkiye’nin çok açık dramıdır.
“ÖNÜMÜZE GETİRİLEN YARGI PAKETLERİ HUKUKSAL ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN ÜZERİNİ ÖRTMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY İFADE ETMİYOR”
2019’dan bugüne sekizincisi getirilen yargı paketleri yargıdaki gerçek sorunlara kör ve sağır. O sebeple yasalaşmaları kimsenin dikkatini dahi çekmedi. 2021’in Nisan ayında şatafatlı bir tanıtımla ilan edilen İnsan Hakları Eylem Planı’nın 3’te 2’si hala uygulanmış değil. Önümüze getirilen yargı paketleri hukuksal çürümüşlüğün üzerini örtmekten başka bir şey ifade etmiyor. Buradan iktidara seslenmek istiyorum; madem bu paketleri hazırlıyorsunuz, gelin burada ülkemizin öncelikli olarak çözüme kavuşturulması için gereken en asgari sorunları çözüme kavuşturalım. Hukukun üstünlüğü ilkesine derhal geri dönün, kuvvetler ayrımı ilkesine tekrar riayet edin, yargı bağımsızlığını acilen sağlayın, hak ve özgürlüklere saygı duyun. AİHM ve AYM karalarının tamamının gereklerini artık hazmedemiyorum laflarını kullanmaya utanarak yerine getirin. Milletinize asgari saygının gereği olarak bunu yapın. CMK ödemelerinde KDV’yi kaldırın ya da yüzde 1’e düşürün. KHK dramına son verin. Yargı paketine ağır hasta çocuğu olan anneler için sağlanan infaz erteleme hakkının babalar için de uygulanmasına dair düzenlemeyi derhal alın. Anne ve babanın aynı anda tutuklu ya da hükümlü olması durumunda çocuğun etkilenmemesi için ebeveynlerinden bir tanesinin küçük çocuğun yanında olması için gerekli düzenlemeleri yapın. Hasta mahpuslar bakımından tam teşekküllü devlet hastaneleri tarafından verilen cezaevinde kalamaz raporları sonrası kişiyi derhal tahliye edin.
“YEREL SEÇİMLER TÜM TÜRKİYE’NİN DERTLERİNE DEVA BULMA YOLUNDA ATACAĞI İLK ADIM OLACAKTIR”
Önümüzdeki yerel seçimler iktidar ortaklarına bir ders vermenin Genel Başkanımız Ali Babacan’ın ifadesiyle iktidara bir sarı kart göstermenin en etkili yolu olacaktır. Yerel seçimler milletimizin adalete, demokrasiye, refaha dair talebinin, yeniden çalışan bir Türkiye’ye dair talebini dile getirdiği bir seçim olacaktır. Yerel seçimler tüm Türkiye’nin dertlerine deva bulma yolunda atacağı ilk adım olacaktır.”
]]>
TBMM Başkanı Kurtulmuş: “Katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa ihtiyacı olduğu ortadadır”
ANKARA – Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) 8’inci Türkiye Buluşmasına katılan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır” dedi.
Memur-Sen yönetim kurulu üyelerini, bağlı sendikaların genel başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini, İl temsilcileri ve şube başkanlarını, Genç, Emekli, Kadın ve Engelli Komisyonlarının yöneticilerini bir araya getiren Memur-Sen 8’inci Büyük Türkiye Buluşması Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla düzenlenen programda, Memur-Sen’in çalışma hayatında yaptığı çalışmalar ve geleceği dair hedefleri ele alındı.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Kurtulmuş, Memur-Sen’in 8’inci Büyük Türkiye Buluşması’nın hayırlara vesile olmasını dileyerek, Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan genel Kurulu’nu gerçekleştirdikleri için de Memur-Sen Konfederasyonu’nu tebrik etti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğini vurgulayarak, bu çerçevede Türkiye’nin önüne çok büyük hedefler koyması ve bunun için de gücünü azami derecede artırmasının şart olduğunu dile getirdi. Bu anlamda bürokrasinin ve kamu görevlilerinin ülkenin hedeflerini yerine getirmesi için hayati katkıları olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bu hedeflere ulaşabilmek hiç şüphesiz ki kamu organizasyonu içerisinde alın teliyle mücadele eden siz ve diğer bu konfederasyonun üyesi olmasa da mücadele eden değerli kamu görevlilerinin vazifesidir” diye konuştu.
Kurtulmuş, ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi için memurlarda bulunması gereken niteliklerin olduğunu belirterek, bunlardan en önemlisinin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket edilmesi olduğunu aktardı.
“Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır”
Kamu bürokrasisinde yer alan memur ve bürokratların en temel özelliklerinden birisinin de millete sadakat olduğunu sözlerine ekleyen Kurtulmuş, “Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa ne kadar nitelikli olursa olsunlar o kamu görevlisi milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana sadakat gösteriyorlardı” açıklamasında bulundu.
Kurtulmuş, milli hedefler etrafında hareket eden kamu bürokrasisinin oluşabilmesi için her bir memurun ‘Ehliyet, liyakat, millete sadakat ve millete hizmetkar olmak’ olarak tanımladığı dört temel prensibe sahip olmasının gerektiğini ifade etti.
“Kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlemesi lazım”
Türkiye’nin ikinci yüzyılında hedeflerinin yüksek olması gerektiğini söyleyerek, bu hedeflere bürokrasinin, kamu görevlilerinin, iş insanlarının ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere hep beraber kenetlenerek ulaşabileceklerini aktardı. Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini güçlü bir hale getirmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, “Demokratik kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarının anayasadan aldığı güçle yerine getirildiği bir Türkiye’nin oluşması gerekiyor. Herkesin fikrine en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasp ettiği noktada diktiğini de gayet iyi kavradığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir” diye konuştu.
“Katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa ihtiyacı olduğu ortadadır”
Türkiye’nin toplumsal gelişmesinin önündeki engellerden birisinin de Anayasa’sının yeterli olmaması olduğunu belirten Kurtulmuş, yeni bir Anayasa yapmanın mecburiyet olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi durumun söylediği bir hedef değil, bu 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır. Bu çerçevede niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var? Çok açık söylüyorum. Mevcut anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen anayasanın üzerinde hala 1960 altmış darbesinin izleri olan altmış bir anayasasının kurgusu mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
“Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır”
Anayasa değişikliğinin bir siyasi tartışma yapılmadan demokratik yollarla çözülmesi gerektiği vurgusunu da yapan Kurtulmuş, “Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır” dedi.
Kurtulmuş, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, araştırma merkezlerin, ve toplumda yeni bir Anayasa ilişkin sözüm var diyen herkesin harekete geçmesini ve herkesin fikirlerini paylaşması gerektiğini söyleyerek, bu çerçevede Memur-Sen’in de yeni Anayasa çalışmalarında çok kuvvetli bir destek vereceğinden emin olduğunu söyledi.
]]>
Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) 8’inci Türkiye Buluşmasına katılan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır” dedi.
Memur-Sen yönetim kurulu üyelerini, bağlı sendikaların genel başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini, İl temsilcileri ve şube başkanlarını, Genç, Emekli, Kadın ve Engelli Komisyonlarının yöneticilerini bir araya getiren Memur-Sen 8’inci Büyük Türkiye Buluşması Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla düzenlenen programda, Memur-Sen’in çalışma hayatında yaptığı çalışmalar ve geleceği dair hedefleri ele alındı.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Kurtulmuş, Memur-Sen’in 8’inci Büyük Türkiye Buluşması’nın hayırlara vesile olmasını dileyerek, Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan genel Kurulu’nu gerçekleştirdikleri için de Memur-Sen Konfederasyonu’nu tebrik etti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğini vurgulayarak, bu çerçevede Türkiye’nin önüne çok büyük hedefler koyması ve bunun için de gücünü azami derecede artırmasının şart olduğunu dile getirdi. Bu anlamda bürokrasinin ve kamu görevlilerinin ülkenin hedeflerini yerine getirmesi için hayati katkıları olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bu hedeflere ulaşabilmek hiç şüphesiz ki kamu organizasyonu içerisinde alın teliyle mücadele eden siz ve diğer bu konfederasyonun üyesi olmasa da mücadele eden değerli kamu görevlilerinin vazifesidir” diye konuştu.
Kurtulmuş, ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi için memurlarda bulunması gereken niteliklerin olduğunu belirterek, bunlardan en önemlisinin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket edilmesi olduğunu aktardı.
“Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır”
Kamu bürokrasisinde yer alan memur ve bürokratların en temel özelliklerinden birisinin de millete sadakat olduğunu sözlerine ekleyen Kurtulmuş, “Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa ne kadar nitelikli olursa olsunlar o kamu görevlisi milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana sadakat gösteriyorlardı” açıklamasında bulundu.
Kurtulmuş, milli hedefler etrafında hareket eden kamu bürokrasisinin oluşabilmesi için her bir memurun ‘Ehliyet, liyakat, millete sadakat ve millete hizmetkar olmak’ olarak tanımladığı dört temel prensibe sahip olmasının gerektiğini ifade etti.
“Kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlemesi lazım”
Türkiye’nin ikinci yüzyılında hedeflerinin yüksek olması gerektiğini söyleyerek, bu hedeflere bürokrasinin, kamu görevlilerinin, iş insanlarının ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere hep beraber kenetlenerek ulaşabileceklerini aktardı. Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini güçlü bir hale getirmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, “Demokratik kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarının anayasadan aldığı güçle yerine getirildiği bir Türkiye’nin oluşması gerekiyor. Herkesin fikrine en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasp ettiği noktada diktiğini de gayet iyi kavradığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir” diye konuştu.
“Katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa ihtiyacı olduğu ortadadır”
Türkiye’nin toplumsal gelişmesinin önündeki engellerden birisinin de Anayasa’sının yeterli olmaması olduğunu belirten Kurtulmuş, yeni bir Anayasa yapmanın mecburiyet olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi durumun söylediği bir hedef değil, bu 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır. Bu çerçevede niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var? Çok açık söylüyorum. Mevcut anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen anayasanın üzerinde hala 1960 altmış darbesinin izleri olan altmış bir anayasasının kurgusu mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
“Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır”
Anayasa değişikliğinin bir siyasi tartışma yapılmadan demokratik yollarla çözülmesi gerektiği vurgusunu da yapan Kurtulmuş, “Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır” dedi.
Kurtulmuş, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, araştırma merkezlerin, ve toplumda yeni bir Anayasa ilişkin sözüm var diyen herkesin harekete geçmesini ve herkesin fikirlerini paylaşması gerektiğini söyleyerek, bu çerçevede Memur-Sen’in de yeni Anayasa çalışmalarında çok kuvvetli bir destek vereceğinden emin olduğunu söyledi. – ANKARA
]]>
CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, 8. yargı paketinin görüşüldüğü TBMM Adalet Komisyonu’nda; “Elimizde bulunan Anayasa’nın rafa kaldırıldığı, anayasal hak ve özgürlüklerini kullanan, toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan, hak arama hürriyetini kullanan, fikir özgürlüğünü kullanan, basın özgürlüğünü kullanan kişilere cezaevi yolunun gösterildiği bir toplumda demokrasi, özgürlükler ve hukuk devleti söz konusu olabilir mi? Bu toplumda yargı reformu olabilir mi? 8 tane paketle Türkiye’de adalet, özgürlükler, demokrasi sağlanabilir mi? Bunların hepsi pansuman tedbirleridir, bunların hepsi demokrasi ve özgürlükleri bir kenara iten, kişilere yönelik ve belirli yapılara yönelik hazırlanmış tekliflerdir” dedi.
CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, dün ‘8. yargı paketi’ olarak nitelendirilen yargıyla ilgili bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin torba teklifin görüşüldüğü TBMM Adalet Komisyonu’nda konuştu. Bülbül, şunları söyledi:
“BU TORBA DEĞİL, ÇORBA TEKLİFTİR”
“İçtüzük 38 gereği gelen teklifin Anayasa’ ya uygun olup olmadığı konusunda Meclis Başkanlığı Kanunlar Kararlar Dairesi’nden komisyona sevk edilmeden önce Anayasa’ya uygunluk değerlendirmesi alındı mı? Sunulan bu teklife Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Anayasa’nın 2’nci maddesi hukuk devleti maddesine, Anayasa’nın 6’ncı maddesine, Anayasa’nın 10’uncu maddesine, 13’üncü maddesine, 15’inci maddesine, 35’inci maddesine, 36’ncı maddesine, 40’ıncı maddesine, 90’ıncı maddesine, 125’inci maddesine, 129’uncu maddesine ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını açıklayan 153’üncü maddesine açıkça aykırıdır diyoruz. Teklif, torba teklif olarak gelmiştir. Önceki dönemlerde de torba kanun tekliflerinin yasama açısından, kaliteli yasama açısından uygun olamayacağını, torba tekliflerin teknik anlamda sıkıntılar doğuracağını defalarca belirtmiştik. Bundan dolayı, normal kanun yapma tekniği dışında yapılan bu torba kanun uygulamaları açıkça hukuk devleti ilkesine aykırı olarak düzenleniyor. Yasama kalitesini ortadan kaldıran bu torba kanun Anayasa’nın 7’nci, 8’inci maddelerine aykırı, 2’nci maddesine aykırı, Anayasa’da yasa yapma tekniğine aykırı yani bu torba değil, çorba tekliftir.
“BU GETİRİLEN TEKLİFLER PANSUMAN TEDBİRLERDİR”
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin çıkıp da ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımıyorum’ diyerek görüşünü açıkladığı, Anayasa Mahkemesi üyesinin toplantısına dahi Yargıtay Başkanı’nın gitmediği, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının itibarsızlaştırıldığı bir devlet hukuk devleti olabilir mi, o devlette demokrasi olabilir mi, özgürlükler olabilir mi? Elimizde bulunan Anayasa’nın rafa kaldırıldığı, anayasal hak ve özgürlüklerini kullanan, toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan, hak arama hürriyetini kullanan, fikir özgürlüğünü kullanan, basın özgürlüğünü kullanan kişilere cezaevi yolunun gösterildiği bir toplumda demokrasi, özgürlükler ve hukuk devleti söz konusu olabilir mi?
Bu toplumda yargı reformu olabilir mi? Ben 27’nci dönemde Adalet Komisyonu üyesiydim, 8’inci paket bugün geldi. 8 tane paketle Türkiye’de adalet, özgürlükler, demokrasi sağlanabilir mi? Bunların hepsi pansuman tedbirleridir, bunların hepsi demokrasi ve özgürlükleri bir kenara iten, kişilere yönelik ve belirli yapılara yönelik hazırlanmış tekliflerdir. Uygulamalara bakınız, uygulamalarda hakim ve savcıların korkmadan karar verdiği davaları görebiliyor musunuz?”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’ndaki ‘Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’nde; “Anayasamıza göre her birinin görev alanı farklı olan, dolayısıyla hiyerarşiden ziyade vazife tanımıyla konumları belirlenen yüksek yargı kurumlarımız arasındaki ihtilafı gidermek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, ülkemizin terörle mücadelesi başta olmak üzere ali menfaatlerine halel getirme potansiyeli taşıyan bu tartışmaların sürüp gitmesi kaçınılmazdır” dedi. Erdoğan ayrıca, “Yeni anayasa mümkün olmasa bile yargıdaki sorunu giderecek bir anayasa değişikliği için de uzlaşma yollarını arayacağız” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki ‘Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’ne katıldı. Erdoğan özetle şöyle konuştu:
“ADALETİN GÜCÜ YERİNE, GÜÇLÜNÜN ADALETİNİN HAKİM OLDUĞU DÖNEMLER TRAVMALARA SEBEP OLDU”
“Bugünkü kura törenimizle görev yerleri belli olacak 148 hakimimizi ve cumhuriyet savcımızı tebrik ediyor, kendilerine başarılar diliyorum. Artık sayıları 24 binin üzerine çıkan hakim ve savcılarımız ülkemizin dört bir yanında milletimiz adına adaleti tesis etmenin mücadelesini veriyor. Her şeyden önce adalet içinde yaşadığımız evrenin ruhudur. Şayet bu ruhu kaybedersek diğer hiçbir şeyin anlamı kalmaz.
Vazifenizi icra ederken hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmaya itina göstermenizin altını özellikle çizmek istiyorum. Türkiye, geçmişte adaleti sağlaması gereken kurumların başka güçlerin emrine girmesinin yol açtığı sancıların bedelini ağır ödemiş bir ülkedir. Adaletin gücü yerine, güçlünün adaletinin hakim olduğu olağanüstü dönemler milletimizin hafızasında çok derin izler bıraktı, travmalara sebep oldu. Vatandaşın devlete olan itimadına telafisi imkansız zararlar verdi. Cumhuriyet tarihimizin en büyük demokrasi ve kalkınma atılımlarına imza atarken adalet sistemimizi güçlendirmeyi dört temel önceliğimizden biri olarak belirledik.
Bir dönem tek parti faşizminin, bir dönem vesayetin, bir dönem FETÖ’nün güdümüne giren adalet teşkilatımızı yeniden milletimiz adına karar veren bir güç haline getirmek için çok uğraştık. Hep birlikte 28 Şubat döneminde yargı desteğiyle postmodern darbe yapıldığına da 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da yine yargı desteğiyle darbe teşebbüsünde bulunulduğuna da şahit olmadık mı?
“TERÖRİSTLER ADLİYEYE GİRMEYİ BAŞARIP HAKİM VE SAVCILARIMIZA ULAŞABİLSELERDİ, NELER YAŞANABİLECEĞİNİ TAHMİN BİLE EDEMİYORUZ”
Merdiven altı bir anlayışla yürüyen sistem vardı. Ama şimdi öyle değil. Şimdi artık merdiven altı olmak, koyun bir kenara, dört dörtlük fiziki imkanlarla halkına hizmet veren yargıyı bu noktada artık değerlendiren bir yapı var. Terör örgütlerinin güvenlik güçlerimizle birlikte yargı mensuplarımızı da hedef aldığı dönemler yaşadık. Daha geçtiğimiz haftalarda, İstanbul’da, Çağlayan Adliyesi’ne yapılan menfur saldırı girişimini biliyorsunuz. Şayet teröristler adliyeye girmeyi başarıp orada görev yapan hakim ve savcılarımıza ulaşabilselerdi, Allah göstermesin, neler yaşanabileceğini tahmin bile edemiyoruz. Bu vesileyle, terör örgütlerinin saldırılarında şehit olan Mehmet Selim Kiraz savcımız başta olmak üzere tüm yargı mensuplarımızı, güvenlik görevlilerimizi, vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.
Adalet sistemimizin mevzuat altyapısını geliştirmek için başlattığımız reformları kesintisiz devam ettiriyoruz. Daha önce hayata geçirdiğimiz çalışmaların bir üst safhasını oluşturan Yargı Reformu Strateji Belgemizi 2019 yılında kamuoyuyla paylaştık.
“BU KONUDA TARAF DEĞİL HAKEM MEVKİNDE BULUNDUĞUMUZU ÇEŞİTLİ VESİLELERLE AÇIKLADIK”
Kurumların birbirleriyle uyumlu çalışmaları, her kurumun Anayasa’da ve yasalarda belirtilen sınırlar içinde faaliyetini yürütmesi devletin ahenkli işleyişi bakımından hayati öneme haizdir. Yüksek yargı kurumlarımız arasında son dönemde hem kendilerini yıpratan hem de vatandaşlarımızın adalete olan güvenini ve inancını sarsan bazı müessif tartışmalara şahit oluyoruz. Biliyorsunuz bu konuda taraf değil, hakem mevkinde bulunduğumuzu çeşitli vesilelerle açıkladık. Bu tavrımızı halen muhafaza ediyoruz ve edeceğiz. Yürütmenin başı ve yasama organındaki en büyük gruba sahip partinin Genel Başkanı sıfatıyla bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir. Siyaset müessesesinin emanetini taşıdığı millete karşı göreve Meclis’te nümayiş yapmak, mahkeme önünde eylem yapmak asla değildir. Kanun yapıcı konumunun hakkını vermelidir. Yargıya dair hemen her tartışmada belli çevreler tarafından sokağın adres gösterilmesi siyaset kurumunun asli görevini inkar etmek demektir. Biz ülkenin ve milletin her meselesi gibi yargıdaki sıkıntıları çözmenin de görevimiz olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. Sorunlardan beslenmek yerine çözümlerle milletimizin karşısına çıkmanın gayreti içindeyiz.
“YÜKSEK YARGI KURUMLARIMIZ ARASINDAKİ İHTİLAFI GİDERMEK MECBURİYETİNDEYİZ”
Şu gerçeği artık hepimiz görebiliyoruz: yüksek yargı kurumlarımızın Anayasa’da belirtilen görev tanımları, sınırları ve onlara yüklenen misyonlar konusunda bir belirsizlik söz konusudur. Esasen bu kurumlarımız arasında eskiden beri bir hiyerarşi tartışması yaşandığını biliyoruz. Anayasamıza göre her birinin görev alanı farklı olan, dolayısıyla hiyerarşiden ziyade vazife tanımıyla konumları belirlenen yüksek yargı kurumlarımız arasındaki ihtilafı gidermek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, ülkemizin terörle mücadelesi başta olmak üzere ali menfaatlerine halel getirme potansiyeli taşıyan bu tartışmaların sürüp gitmesi kaçınılmazdır.
“YENİ ANAYASA MÜMKÜN OLMASA BİLE YARGIDAKİ SORUNU GİDERECEK BİR ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN UZLAŞMA YOLLARINI ARAYACAĞIZ”
Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen yargı mensuplarından bazılarıyla ilgili verdiği tartışmalı kararlar da bazı hususların daha kesin bir şekilde ortaya konulmasının şart olduğuna işaret ediyor. Bu doğrultuda ilk adımları biraz önce ifade ettiğim 8. Yargı Paketimiz ile atmaya başladık. Ancak yargıdaki bu dağınık görüntüyü ortadan kaldırmak için hem anayasa, hem yasa düzeyinde çalışılması gereken daha pek çok husus olduğunun farkındayız. Anayasa değişikliği gerektiren hususlarda Meclis’te geniş bir uzlaşma zemini oluşturulması gerekiyor. Biliyorsunuz, uzunca bir süredir ülkemizin sivil ve günün değil geleceğin ihtiyaçlarını da karşılayacak yeni bir anayasa ihtiyacı olduğunu dile getiriyoruz. Son dönemdeki tartışmalar başta olmak üzere yaşadığımız her hadise bize böyle bir anayasanın Türk demokrasisinin selameti açısından ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Eğer bu konuda Meclis’te bir mutabakat temin edebilirsek zaten meseleyi kökten çözmüş olacağız. Yeni anayasa mümkün olmasa bile yargıdaki sorunu giderecek bir anayasa değişikliği için de uzlaşma yollarını arayacağız. Amacımız ülkemiz bu gereksiz ve yargıya zarar verecek tartışmalardan bir an önce kurtulmalıdır.”
]]>
Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüksek yargıdaki yetki tartışmalarına değinerek “Bu konuda taraf değil hakem mevkiindeyiz. Bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir” ifadelerini kullandı.
ERDOĞAN’DAN ZİRVEYE DAMGA VURAN SÖZLER
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde Adli Yargı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hakimleri Kura Töreni’ne katıldı. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle; “148 hakimimizi ve cumhuriyet savcımızı tebrik ediyor, kendilerine başarılar diliyorum. Artık sayıları 24 binin üzerine çıkan hakim ve savcımız milletimiz adına adaleti tesis etmenin mücadelesini veriyor. Adalet içinde yaşadığımız evrenin ruhudur. Bu ruhu kaybedersek diğer hiçbir şeyin değeri kalmaz.
“REFORMLARI DEVAM ETTİRİYORUZ”
Türkiye geçmişte adaleti salması gereken kurumların başka güçlerin etkisi altına girmesinin bedelini ağır ödedi. Adalet teşkilatımızı yeniden milletimiz adına karar veren bir güç haline getirmek için çok uğraştık. Hep birlikte 28 Şubat döneminde yargı desteğiyle postmodern darbe yapıldığına da 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da yine yargı desteğiyle yine darbe teşebbüsünde bulunulduğuna şahit olmadık mı? Merdivenaltı bir anlayışla yürüyen sistem vardı. Şimdi artık 4 4’lük fiziki imkanlarla hizmet veren bir yapı var. Terör örgütlerinin güvenlik güçlerimizle birlikte yargı mensuplarımızı da hedef aldığı dönemler yaşadık. Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası yolunda onurlu duruşumuz miras bırakacağımız bir iftihar beratı. Bu çerçevede adalet sistemimizin mevzuat alt yapısını geliştirmek için başlattığımız reformları devam ettiriyoruz.
“İTİRAZ, İSTİNAF VE TEMYİZ BAŞVURU SÜRELERİ 2 HAFTA OLACAK”
Yargımızın hala çözüm bekleyen sorunları var. Bir kısmı Anayasa ve yasalarda yapılması gereken değişiklilerle ilgili. 8. Yargı Paketi ile itiraz, istinaf ve temyiz yollarındaki başvuru süreleri 2 hafta olarak düzenleniyor. Meclisimizin takdiri ile hayata geçirileceğine inandığım bu yargı paketimizi önümüzdeki dönemde yenileri takip edecektir.
YÜKSEK YARGIDA YETKİ TARTIŞMASI
Bu konuda taraf değil hakem mevkiindeyiz. Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen yargı mensuplarından bazıları ile ilgili verdiği tartışmaları kararlar da bazı hususların daha kesin bir şekilde ortaya konulmasının şart olduğuna işaret ediyor. Anayasamıza göre her birinin görev alanı farklı olan yüksek yargı kurumlarımız arasındaki ihtilafı gidermek mecburiyetindeyiz.
“ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN UZLAŞMA YOLLARINI ARAYACAĞIZ”
İlk adımları 8. Yargı Paketi ile atmaya başladık. Hem Anayasa hem yasa düzeyinde çalışması gereken daha pek çok husus olduğunun farkındayız. Bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir. Yüksek yargı kurumlarımızın Anayasa’da belirtilen görev tanımları, sınırları ve onlara yüklenen misyonlar konusunda bir belirsizlik söz konusudur. Yeni Anayasa mümkün olmasa bile yargıdaki sorunu giderecek bir Anayasa değişikliği için de uzlaşma yollarını arayacağız. Amacımız, ülkemiz bu gereksiz ve yargıya zarar verecek tartışmalardan kurtulmalıdır.”
]]>
Uluslararası İlişkiler ve Analizler Merkezi Dış Politika Analizi Bölümü Başkanı Dr. Cavid Veliyev, Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşmenin sağlanması için Ermenistan’ın Anayasa’sının neden değişmesi gerektiğini ve Paşinyan’ın değişim sinyalini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Ermenistan’ın, Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşme süreci ilerledikçe Ermenistan Anayasa’sının revizyonu tartışma konusu oldu. Ermenistan Anayasa’sının ruhu ve felsefesi, Azerbaycan ve Türkiye’nin sınırları içinde olan bazı bölgeleri Ermeni olarak tanıyan bir bağımsızlık ilanına dayanıyor. Ermeni yetkililer son 30 yıldaki eylemleriyle bunun sadece bir metinden ibaret olmadığını, aynı zamanda Ermenistan’ın resmi politikasının bir parçası olduğunu gösterdiler. Ermenistan, Azerbaycan topraklarını işgal ederken, eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 2011 yılında genç aktivistlere yaptığı bir konuşmada, “Batı Ermenistan” olarak görülen Doğu Anadolu’nun ilhakının gelecek nesillere miras bırakıldığını söyledi. İkinci Karabağ Savaşı sonrasında Ermenistan’ın Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşme sürecinin etkili olabilmesi ve gelecekte olumsuz sonuçlar doğurmaması için Ermenistan Anayasa’sının revize edilmesi gerekiyor.
Tek çözüm: Anayasa’nın yeniden yazılması
İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Eylül 2021’de konuyu ilk kez gündeme getirdi ve gerçek barışın sağlanması için Ermenistan Anayasa’sının gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da son zamanlarda benzer ifadeleri dile getirerek Anayasa’nın revize edilmesinden ziyade yeniden yazılması gerektiğini dile getirdi. Paşinyan’ın yorumlarının ardından Aliyev, barış anlaşmasının imzalanabilmesi için Ermeni Anayasa’sında değişiklik yapılması gerektiğini yineledi. Bu değişiklik için ülke genelinde referanduma gidilmesi gerekiyor. Ermenistan’ın 23 Ağustos 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirisi, Türkiye ve Azerbaycan’a karşı toprak taleplerini içeriyor. Bildiride Azerbaycan’a yönelik, Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (SSC) Yüksek Konseyi ve Karabağ Ulusal Konseyi’nin 1 Aralık 1989 tarihli Ermenistan SSC ve Karabağ Dağlık Bölgesi’nin yeniden birleşmesi ortak kararı yer alıyor. Bildirinin 11’inci maddesinde ise Türkiye topraklarından “Batı Ermenistan” olarak bahsediliyor ve Türkiye’ye yönelik; “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’sinde ve Batı Ermenistan’da 1915 Soykırımının uluslararası tanınmasını sağlama görevini destekliyor” iddiaları yer alıyor. Buradaki “Batı Ermenistan” ifadesi Türkiye’nin doğu illerini işaret ediyor. Bildirinin kabul edildiği 13 Şubat 1988’de Ermenistan’da kurulan ve Ermenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan’ın da dahil olduğu Karabağ komitesinin çabaları sayesinde Taşnaklar da dahil olmak üzere Ermeni milliyetçileri Ermenistan’da önemli bir güce sahip oldu. Ayrıca, 1995 yılında yayınlanan Ermenistan Anayasa’sının ön sözünde, Ermeni halkı Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan Ermeni devletinin temelleri ve pan-ulusal özlemleri dile getiriliyor. Ermenistan Anayasa’sı Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı toprak taleplerini onaylarken ülkenin iç ve uluslararası politikalarını düzenleyen diğer tüm yasalar Anayasa’ya uygun olarak yazıldı ve geliştirildi. Türkiye sınırları içinde yer alan Ağrı Dağı, Ermenistan devlet bayrağında Ararat olarak yer aldı ve “Batı Ermenistan” ile yeniden birleşmeyi sembolize etti.
Sonuç olarak, 2010 yılında Türkiye ile Ermenistan arasında kabul edilen diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesi ve geliştirilmesine ilişkin protokol uygulanamadı. Çünkü Ermenistan yasalarına göre, bu tür yabancı anlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanması gerekiyor. Anayasa Mahkemesi protokollere izin verdi, ancak bunların Bağımsızlık Bildirgesi’ni veya Anayasa’yı ihlal edeceğini belirtti. Daha sonra Anayasa Mahkemesi, Türkiye ile imzalanan ve Türkiye’nin coğrafi bütünlüğünü tanıyan protokollerin Bağımsızlık Bildirgesi’ne aykırı olamayacağına, dolayısıyla Türkiye’ye karşı toprak talebinin devam ettiğine karar verdi. Aynı durum Azerbaycan ile müzakere edilen barış anlaşması için de geçerli olabilir. Bu durumda Ermenistan ve Azerbaycan tarafından imzalanan barış anlaşması kalıcı normalleşme ve barışla sonuçlanmayabilir. Özellikle Azerbaycan’la yapılan barış anlaşması, tarafların karşılıklı olarak birbirlerinin toprak bütünlüğünü kabul etmesini öneriyor. Ancak öncelikle Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin bu anlaşmayı onaylaması gerekiyor. Aynı mahkeme başlangıçta anlaşmaya izin verse de bunun Bağımsızlık Bildirgesi’ne ve Anayasa’ya aykırı olduğunu beyan edebilir. Mevcut Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamının Paşinyan tarafından atanmış yargıçlar olduğunu ve anlaşmayı itirazsız kabul ettiklerini varsayalım. İktidar partisinin sandalye çoğunluğuna sahip olması nedeniyle anlaşmanın parlamento tarafından da kabul edildiğini düşünelim. Ermenistan’ın mevcut Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasa’sı Türkiye ve Azerbaycan’a karşı toprak taleplerini içerdiği sürece, Ermenistan’da hükümetin değişmesi ve radikallerin iktidara gelmesi halinde barış anlaşması tehlikede olacaktır. Bu durumda herhangi bir siyasi parti ya da örgüt Azerbaycan ile imzalanan anlaşmaya karşı Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle dava açabilir ve imzalanan anlaşma hükümsüz ilan edilebilir.
Yeni bir anayasanın faydaları
Anayasa’nın yeniden yazılması, Ermenistan için siyasi açıdan faydalı bir hamle olacaktır. Ermenistan komşularına karşı toprak iddialarında bulunduktan ve komşu topraklarından birini işgal ettikten sonra bölgesel projelerin dışında kaldı. 2020 savaşındaki yenilgi Ermenistan’ı Karabağ etrafındaki toprak macerasından kurtardı. Ermenistan’daki muhalefet ise olası anayasa referandumuna karşı harekete geçmeye başladı. Kamuoyu yoklamaları, Ermenilerin çoğunluğunun Azerbaycan ve Türkiye’ye yönelik toprak taleplerinin Anayasa’dan çıkarılmasına karşı olduğunu ortaya koydu. Dolayısıyla görevdeki Paşinyan için anayasayı değiştirmek kolay olmayacak. Ancak anayasanın yeniden yazılması, Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşme adına hükümet ve halk düzeyinde kavramsal bir değişime neden olacaktır. Yeni anayasa Türkiye ve Azerbaycan ile normalleşmeye ve bölgesel işbirliğine giden yolu açacağı için Ermenistan’da ve bölgede geniş çaplı bir değişime yol açabilir.
[Dr. Cavid Veliyev, Azerbaycan Uluslararası İlişkiler Analiz Merkezi’nde Dış Politika Analizi bölümünün başkanıdır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>
AYM üyeliğine seçilen Yılmaz Akçil için AYM Yüce Divan Salonu’nda ant içme töreni düzenlendi. Törene; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, yüksek yargı üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı. AYM Başkanı Arslan, başkanvekilleri ve yeni üye Yılmaz Akçil, konukları kapıda karşıladı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından konuşmasını yapan AYM Başkanı Arslan, AYM üyeliğine Danıştay kontenjanından seçilen Yılmaz Akçil’i tebrik ettiğini belirterek, üzerlerinde bulunan cübbelerin topluma, adalete güveninin sembolü olduğunu söyledi. Arslan, “Bireysel başvuru, yargı tarihinin en büyük reformların biridir. Türk hukukunun en büyük kazanımlarından biridir. Bireysel başvurunun kabul edilmesindeki amaç, bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlamak ve bu suretle sorunu, ülke sınırları içinde çözerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvuru sayısını azaltmaktır. Anayasa Mahkemesi, yaşama hakkından ifade özgürlüğüne, mülkiyet hakkından örgütlenme özgürlüğüne kadar bireysel başvuru kapsamındaki tüm hak ve özgürlüklerle ilgili olarak yüz binlerce karar vermiş, bunu yaparken de başvurucunun kimliğine hiçbir zaman bakmamıştır. Bu bağlamda aralarında ağır cezalara mahkum edilmiş ve cezaları kesinleşmiş olanların da bulunduğu hemen hemen her siyasi görüşten milletvekilinin ve siyasetçinin hak ihlali iddiaları incelenmiş, bunların bir kısmında ihlale hükmedilmiştir” dedi.
‘KARARLARA UYULMASININ TEMELİ YOKTUR’
Arslan, bireysel başvuru sürecinden önce temyiz mercileri dahil tüm mahkemelerin Anayasa’yı yorumlayabileceğini; ancak Anayasa’nın 148’inci maddesine göre bireysel başvurunun olağan kanun yolları tüketildikten sonra temyiz aşamasından geçip, AYM’nin önüne geldiğini vurguladı. Arslan, şöyle dedi:
“Kesinleşen bir karara karşı bireysel başvuru yapıldığında da artık Anayasa’yı yorumlamak ve uygulamak konusunda nihai karar, AYM’ye verilmiştir. Bu bağlamda temyizden geçerek kesinleşmiş yargı kararlarından sonra AYM’nin verdiği karar ve yaptığı yorumdan sonra, görüş farklılıklarının, yorum farklılıklarının bulunduğu gerekçesiyle AYM’nin kararlarına uyulmamasının hiçbir anayasal ve yasal zemini yoktur, temeli yoktur. Bireysel başvurunun etkili olabilmesi, ihlalin giderilmesine ve sonuçların ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Bu sebeple AYM, ihlalin tespiti yanında bu ihlalin nasıl giderilebileceği ve ihlalin sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağını da göstermek zorundadır. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması da kural olarak ihlal öncesi hale getirmeyi gerektiriyor. Bunun yolu da ihlal şayet yargı kararından kaynaklanıyorsa; bu yargı kararının ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir. Elbette AYM’nin kararlarını ve Anayasa hükümlerini beğenmeyebilir, bunları katılmayabilirsiniz; ancak bir hukuk devletinde katılsak da katılmasak da bu kararlara uyulması anayasal bir sorumluluktur. Nitekim Anayasa’mızın 153’üncü maddesine göre; AYM kararları kesin olup; yasama, yürütme ve yargı organları, irade makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Esasen Anayasa’da 153’üncü madde olmasaydı da sonuç değişmeyecekti. Zira ihlal kararlarının icrası sadece Anayasa’nın 153’üncü maddesinin bir gereği değildir. Kararların uygulanması aynı zamanda ve her şeyden evvel Anayasa’nın hepimizi bağlayan ve kullandığımız yetkilerin meşruiyetini sağlayan bir toplum sözleşmesi olmasının bu sözleşmeye sadakat yükümlülüğünün ve ahde vefa ilkesinin zorunlu bir konusudur.”
Konuşmanın ardından AYM üyeliğine seçilen Akçil’in özgeçmişi okundu. Akçil’e AYM Başkanı Arslan tarafından cübbe giydirildi.
]]>
ADALET Bakanı Yılmaz Tunç, Türkiye, 12 Eylül darbesi sonrası darbeciler tarafından yazdırılan bir anayasa ile yönetiliyor. Bu anayasanın değişmesi konusunda herkes mutabık. Siyasi düşüncesi ne olursa olsun ‘bu anayasa değişmesi gerekir’ diyor. Bütün partiler ‘yeni anayasaya ihtiyaç var’ diyor dedi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, akşam saatlerinde geldiği kentte ilk olarak Trabzon’da Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Rektörlüğü’nü ziyaret etti. Ziyarette Rektör Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı tarafından üniversitedeki çalışmalar hakkında Bakan Tunç’a bilgi verildi. Bakan Tunç, daha sonra Prof. Dr. Osman Turan Kongre Merkezi’nde katıldığı ‘Gençlik Buluşması’ programında öğrencilerle bir araya geldi.
Burada konuşan Bakan Tunç, terörle mücadeleden taviz vermeyeceklerini belirterek, Hain PKK, kalleş terör saldırısında 12 vatan evladımız şehit oldu. Ben buradan bir kez daha şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine sabır diliyorum. Milletimize baş sağlığı diliyorum. Terörle mücadelemizden hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz. Bu kararlılığımız hep sürdüreceğiz. Ülkemizi, milletimizi huzursuz eden şer şebekeleriyle hep mücadeleye devam edeceğiz. Milletçe birlik beraberlik içerisinde inşallah terörün kökünü kazıyıncaya kadar bu mücadele devam edecek. Sadece terör örgütleriyle değil, onları destekleyenlere de onların maşalarını tutanlarla da mücadelemiz hep devam edecek. Türkiye’yi 40 yıldan bu yana huzursuz eden gelişmesinin, kalkınmasının önünde engel olarak hep önümüze konulan bu terör belasından terörün her şekliyle mücadele ederek inşallah ülkemizi bu şer şebekelerinden temizleyerek yolumuza devam edeceğiz dedi.
‘ANAYASANIN DEĞİŞMESİ KONUSUNDA HERKES MUTABIK’
Anayasanın değişmesi konusunda herkesin mutabık olduğunu kaydeden Bakan Tunç, Türkiye, 12 Eylül darbesi sonrası darbeciler tarafından yazdırılan bir anaysa ile yönetiliyor. Bu anayasanın değişmesi konusunda herkes mutabık. Siyasi düşüncesi ne olursa olsun ‘bu anayasa değişmesi gerekir’ diyor. Bütün partiler ‘yeni anayasaya ihtiyaç var’ diyor. Tabi uzlaşma bugüne kadar olmadı; birkaç girişim oldu. Mecliste bazı dönemlerde bir uzlaşma komisyonları kuruldu ama başarılı olunamadı. Bazı kritik maddelere sıra geldiğinde uzlaşma sağlanamadı, masalar dağıldı. 12 Eylül anayasasında geçtiğimiz süreç içerisinde özellikle son 21 yılda reform sayılacak sessiz devrim sayılacak anayasanın vesayetçi ruhunu azaltacak önemli reformlara imza attık. Bunlar küçümsenmeyecek reformlar. Vesayetçi ruhu ortadan kaldırmak için çok çalıştık diye konuştu.
‘YENİ DEMOKRATİK BİR ANAYASAYI İNŞALLAH TÜRKİYE YÜZYILI’NIN BAŞINDA GERÇEKLEŞTİRİRİZ’
Yeni bir anayasaya ihtiyacının var olduğunu vurgulayan Bakan Tunç, Cumhuriyeti güçlendiren daha demokratik bir sisteme geçtik. Anayasamızdaki en büyük reformlardan birisi de bu idi. Çok sayıdaki değişiklik elbette anayasamızdaki vesayetçi ruhu azalttı ama ‘tamamen ortadan kaldırdı’ diyemeyiz. Çünkü maddeler arasındaki yeknesaklığın da önemli olduğunu belirtmekte yarar var. Çünkü darbeciler tarafından belli bir sistematik içerisinde yazdırılan bir anayasa. Sonraki değişiklik anayasa mahkememizin yapısı. Sonradan ilave edilen bireysel başvuru. Tüm bunlar tabi mevcut yapıyla uyum göstermeyen bir takım maddeler. Maddeler arasındaki yeknesaklığın bozulmuş olması bir takım tartışmalara neden olabildi ve oluyordu. Türkiye’nin artık 2’nci asrında yeni demokratik, sivil, kuşatıcı, temel hak ve özgürlükleri öne alan yeni bir anayasaya ihtiyacı var; bunu hepimiz istiyoruz. İnşallah 28’inci dönem parlamentosu başarır. Millete olan borcumuzu da yerine getirmiş oluruz. Anayasanın darbeciler tarafından yazdırılmış olması bile başlı başına değişmesi için yeterli sebeptir. İnsan onurunu öne alan, insan haklarını öne alan ve devletin görevlerini vatandaş karşısında somut bir şekilde belirleyen yeni demokratik bir anayasaya inşallah Türkiye Yüzyılı’nın başında gerçekleştiririz ifadelerini kullandı. (DHA)
]]>
Anayasa Mahkemesinin (AYM), Türkiye İşçi Partisinden (TİP) milletvekili seçilen Gezi Parkı davası hükümlüsü Can Atalay hakkındaki ihlal kararına uyulmaması nedeniyle yapılan ikinci başvuruda, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma”, “kişi hürriyeti ve güvenliği” ile “bireysel başvuruda bulunma” haklarının ihlal edildiğine ilişkin kararının gerekçesi açıklandı.
AYM Genel Kurulu, 21 Aralık’taki gündem toplantısında, Gezi Parkı davası kapsamında 18 yıl hapse mahkum edilen Atalay hakkında AYM’nin verdiği ihlal kararına uyulmaması nedeniyle yapılan ikinci bireysel başvuruyu inceleyerek karara bağlamıştı.
Yüksek Mahkeme, Atalay’ın, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma”, “kişi hürriyeti ve güvenliği” ile “bireysel başvuruda bulunma” haklarının ihlal edildiğine hükmetmiş, ayrıca Atalay’a 100 bin lira tazminat ödenmesini kararlaştırmıştı.
AYM, ihlal kararının gerekçesini açıkladı.
Kararda, Yüksek Mahkemenin daha önce verdiği ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediği anımsatılarak, AYM kararlarının yerine getirilmemesinin, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmü ile çatışan bir durum olduğu belirtildi.
Yargıtayın yeniden yargılama yetki ve görevi bulunmamakta
Yüksek Mahkemenin kararında, Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarına herhangi bir takdir yetkisinin tanınmadığı veya bu konuda bir istisnaya da yer verilmediği aktarıldı.
Kararda, “Öte yandan somut başvuruya konu yargılamada Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesini ilgili mahkeme olarak belirlediği için Yargıtayın 6216 sayılı Kanun kapsamında yeniden yargılama yetki ve görevi bulunmamaktadır. İhlal kararının gönderildiği ilk derece mahkemesi ise Anayasa Mahkemesinin kararı uyarınca önüne gelen dosyada yeniden yargılamayla ilgili görevini yerine getirmemiş; başvurucunun anayasal haklarını da gözeten bir yargılama yapmamıştır.” ifadesi kullanıldı.
Kararda, kamu gücünün eylem, işlem ve ihmallerinin Anayasa’ya uygunluğunu kesin ve bağlayıcı olarak karara bağlama yetkisinin münhasıran Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtildi.
Bu bağlamda AYM’nin bireysel başvuru yoluyla bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verdiğinde, herhangi bir merciin bu kararın Anayasa’ya veya kanuna uygun olup olmadığını inceleme ve denetleme yetkisinin bulunmadığına vurgu yapılan kararda, şunlar kaydedildi:
“Anayasa ve kanunlar, Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirme yükümlülüğü altında olan kamu makamlarına ve somut olayda ilk derece mahkemesine dosyayı farklı bir yargı merciine gönderme yetkisi vermediği gibi herhangi bir yargısal makamı da Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışma konusunda yetkilendirmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığı, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenleri kapsadığı gibi ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak merciin belirlenmesini de kapsar. Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi ve hukukun emrettiği yöntemler izlenerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması Anayasa’nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen, Anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum ve uygulama olmuştur.”
Kararda, “Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin yetkisi dahilindeki bir dosyayı Yargıtaya göndermesiyle başlayan, Yargıtayın da Anayasa hükümlerini göz ardı ederek verdiği bir kararla şekillenen süreç Anayasa’nın sözüne açıkça aykırılık oluşturmuş ve neticede başvurucunun bireysel başvuru hakkı, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açmıştır.” ifadelerine yer verildi.
Daha önce de ihlal kararı verilmişti
28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde TİP’ten Hatay milletvekili seçilen Can Atalay’ın avukatları, “müvekkillerinin milletvekili seçilmesi nedeniyle hakkındaki yargılamanın durması ve tahliye edilmesi” talebiyle Yargıtaya başvurmuştu.
Yargıtayın talebi reddetmesi üzerine Atalay, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, mahkeme de “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine ve Atalay’ın yeniden yargılanarak tahliyesine karar verilmesine hükmetmişti.
Anayasa Mahkemesince Atalay’ın yeniden yargılanması ve tahliyesi istemiyle yerel mahkemeye gönderilen dosya, yerel mahkemece karar verilmeden Yargıtay 3. Ceza Dairesine iletilmiş, söz konusu ceza dairesi ihlal kararına uymamıştı.
]]>
Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi, “Mahalli idareler seçiminde yine halkımızın karşısında olacağız, bundan sonra her seçimde iddiamızı Türkiye sevdamızla birleştirerek asla yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
Çelebi, bir otelde düzenlenen Anavatan Partisi 4. Olağan Kongresinde yaptığı konuşmada, Filistin’de masum çocukların, kadınların üzerlerine bombalar yağdırıldığını belirterek, televizyon ekranlarında yaralı çocukların acılarını, annelerin yardım feryatlarını büyük bir üzüntüyle izlediklerini belirtti.
“Yaşadığımız bu insani dram topyekun bir çöküşten başka bir şey değildir. Tüm insanlığın gözleri önünde yaşanan bu katliam karşısında insanların vicdanı kör ve sağır.” diyen Çelebi, şunları kaydetti:
“İnsanlığın yeniden ve derhal bir büyük barış iklimine, işbirliği zeminine ihtiyaç duyduğu açık. Eşitlik ve dayanışma temelinde uluslararası bir anlayışa, dayanışma iklimine ihtiyacımız var. Maalesef bugün Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar yetersiz ve aciz.”
Özal’ın vizyoner tutumu
Türkiye’nin 1980 döneminin koşullarından Turgut Özal ve Anavatan Partisi’nin vizyoner tutumuyla çıktığını savunan Çelebi, Özal’ın liberal politikaları, modern dünya ile entegrasyon çabaları ve ihracata dayalı rekabetçi ekonomi anlayışının millete ışık olduğunu ifade etti.
O dönemde ihracata dayalı rekabetçi ekonomi modeliyle ihracatta ve ekonomik büyümede rekorlar kırıldığını dile getiren Çelebi, bugün otomotiv sektöründen savunma sanayine, tarımda artan makineleşmeden yetişmiş insan kaynağına kadar her alanda Anavatan Partisi’nin imzası bulunduğunu söyledi.
Anavatan Partisinin millete dünya ile rekabet edebileceğine dair bir bilinç ve vizyon kazandırdığını, ülkeye çağ atlattığını belirten Çelebi, “Merhum genel başkanımız Özal’ın dört eğilimi birleştiren anlayışı büyük birliği ve beraberliği sağlamış, toplumsal fay hatları adeta görünmez olmuştur.” dedi.
“Bilimle, akılla, fenle yolumuz açık, bahtımız aydınlıktır”
Çelebi, mayıs ayında 14 yıl sonra tekrar pusulalarda yerlerini aldıklarını belirterek, “Mahalli idareler seçiminde yine halkımızın karşısında olacağız, bundan sonra her seçimde iddiamızı Türkiye sevdamızla birleştirerek asla yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz. Bizi görmeyen görsün, bizi duymayan kalmasın. İşte bu ruh, bu benlik, vatan sevdasının ateşiyle yanan cesur yürekler, bugün burada.” diye konuştu.
Türkiye’nin 100 yılda birçok badireden kendi küllerinden yeniden doğarak ayağa kalktığını vurgulayan Çelebi, şöyle konuştu:
“Yokluklar içerisinde, yedi düvele karşı verilen Milli Mücadelemiz bizim için en büyük ve en başta gelen ilham kaynağıdır. 1980 sonrası Anavatan iktidarında, Anadolu’nun kendi potansiyelini keşfedişi ve rahmetli Turgut Özal’ın düşlerini gerçekleştirerek yazdığı başarı destanı bizim için ilham kaynağıdır. Bilimle, akılla, fenle yolumuz açık, bahtımız aydınlıktır. 1000 yıllık devlet tecrübemiz, anayasa ve hukukun üstünlüğüne dair müktesebatımız, AB üyelik sürecindeki zengin birikimimiz bize ışık tutacaktır.”
“Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasında suni kriz”
Son günlerde Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi arasında suni bir kriz yaratıldığını vurgulayan Çelebi, “Anayasa Mahkemesinin kendini tüm yargı kurumlarının üstünde görmesi kabul edilemez. Anayasa Mahkemesi verdiği kararlarla hem ülke gündemini meşgul etmekte hem de ülkemizin hukuk sistemini alt üst etmektedir. Üstelik suçu sabit olan, devletine karşı durmuş ve bu yüzden cezasını çekmekte olan birini milletvekili yapmanın amacının onu kurtarma çabası olduğu gün gibi ortadadır.” şeklinde konuştu.
Bugün Anavatan Partisi için yeni bir dönemi başlattığını dile getiren Çelebi, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bizim derdimiz üreticiyken tüketici olan, maliyetler yüzünden işini aşını kaybetmiş çiftçimizin hakkını savunmak. Bizim derdimiz finansman sorunu yaşayan, uluslararası pazar desteği bekleyen sanayicimizin, tüccarımızın sesi olmak. Bizim derdimiz kimseye yaranmaya çalışmadan gerçekleri söylemek. Bizim derdimiz adaletin ve hukukun herkes için olduğunu ne olursa olsun söylemek. Bizim derdimiz anavatanımız, bizim derdimiz Türkiyemiz. Yüzümüzü Avrupa Birliğine çevirip ülkemiz için ‘önce insan’ diyeceğiz, liyakat sahibi gençlerin makamlarda olduğu, işsizliğin olmadığı, siyasetin ötekileştirmediği, dinin ve dilin asla sorun olmadığı, sanayinin, üretimin, bilimin, teknolojinin önde olduğu bir Türkiye oluşturacağız. Başaracağız, asla umudumuzu kaybetmeyeceğiz.”
Mevcut Genel Başkan İbrahim Çelebi ile Anavatan Partisi MYK üyesi Harun Kara’nın aday olduğu kongrede 677 delegenin oy verme işlemi sürüyor.
]]>
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Hacıbektaş’a gelişinin 104. yılı kutlama programı çıkışında, gazetecilerin sorularını cevapladı. ” Meral Akşener’in savaş ilanını nasıl değerlendiriyorsunuz” şeklindeki bir soruya Özel, “Bizim anlayışımızda muhalefet iktidara karşı yapılır. Muhalefete muhalefet yapmayız. Muhalefet partileri ile tartışmayız” diye cevap verdi.
Özgür Özel bir gazetecinin Can Atalay hakkında verilen ikinci kararda ’13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle’ ifadesi vardı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz sorusuna, “Şimdi dün verilen karar çok dikkatli okunduğunda şunu fark etmek gerekiyor. Anayasa Mahkemesi’nde karar üç karşı oya karşı oy çokluğu ile alındığı halde uygulanması için yollanıldığı mahkemeye oybirliği ile gönderiliyor. Yani Anayasa Mahkemesi karar ne olursa olsun mutlaka uygulanmalı. Buradan sonra bu kararı uygulamamak Anayasayı tanımazlıktır. Bu kararı uygulamayanlar kendi varlıklarını inkar ediyorlar. Çünkü adı ne olursa olsun, cumhuriyet savcısı, Yargıtay üyesi, Anayasa Mahkemesi üyesi, Danıştay üyesi, milletvekili, bakan, cumhurbaşkanı, Meclis başkanı hepimiz yetkilerimizi Anayasa’dan alıyoruz. Anayasayı tanımayan devleti tanımaz. Devleti tanımayan bu ülkeye en büyük kötülüğü yapar. Bu yüzden bugüne kadar çok eksik yapıldı ama bu karardan sonra hataya direnmek ülkeyi felakete götürür. Bu konudaki duruşumuz, görüşümüz nettir değişmez” şeklinde cevap verdi.
Gazetecilerin ” AK Parti’de İstanbul ve Ankara için aday arayışı devam ediyor. Mansur Bey ve Ekrem Bey’in rakipleri henüz belli olmadı. Bir de sizin adaylarınız İzmir ve Aydın’da da bekleniyor. Bunlar gündeme ne zaman gelir” sorusuna ise Özel, İstanbul ve Ankara adaylarını açıkladıklarını söyleyerek, “Bütün Türkiye Recep Tayyip Erdoğan’ın onların karşısına bir aday çıkarıp çıkarmayacağını, onun aday arayışını izliyor. Hepiniz biliyorsunuz bütün Ankara konuşuyor. Birinin karşısına 15 kişi, birinin karşısına 12 kişiyi ölçtürdüler. Karşısına koyacak aday bulamıyorlar. Bu üzülecek bir durum değil. Bu bizim için övünülecek bir durum. Cumhurbaşkanı da bununla gurur duysun. Geçmişte şunu hatırlıyorum ‘ey Cumhuriyet Halk Partisi adayınız kim’ diye. Ben seslenmeyeceğim ‘ey Recep Tayyip Erdoğan adayınız kim’ diye. Hiç üzülme Recep Tayyip Erdoğan bu övünülecek bir şey karşısına rakip çıkaramayacağın kadar bu şehri iyi yönetiyoruz. Sadece İstanbul’u, Ankara’yı değil, elimizdeki diğer şehirleri de güzel yönetiyoruz. Halkın memnuniyetini anketler ile ölçüyoruz. Halkın gönlünde olan bizim de gönlümüzde. Önümüzdeki hafta ve devam eden haftalarda peyderpey açıklayacağız. Bakın başka yerlerde yaprak kıpırdamıyor. Cumhuriyet Halk Partisi her parti meclisi toplantısında beş gün arayla yedi gün arayla 150 aday açıklıyor. Adaylarımızı açıklamaya devam edeceğiz. İyi yönetiyoruz, iyi yönetmeye devam edeceğiz. 31 Mart’tan sonra bütün Türkiye’ye bundan beş yıl önce baharı getirmiştik, bundan sonra yazı getireceğiz” dedi.
Gazetecilerin, “Meral Akşener’in savaş ilanını nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna da Özel, “Buradan sürekli siyasette bir gerilim bekleyenlere ve Cumhuriyet Halk Partisi muhalefetle kavga etsin isteyenlere şunu söyleyeceğim. Bizim anlayışımızda muhalefet iktidara karşı yapılır. Muhalefete muhalefet yapmayız. Muhalefet partileri ile tartışmayız. Buradan barışın başkentinden bütün muhalefete ve muhalefet partilerine, İYİ Parti’ye ve İYİ Parti’deki iyi insanlara şunu söylüyorum. Biz Hacıbektaş’tan Türkiye’deki herkese barış ilan ediyoruz” diye cevap verdi. – NEVŞEHİR
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Anayasa Mahkemesinin (AYM), Can Atalay hakkındaki ikinci “hak ihlali” kararıyla ilgili, “Bugüne kadar çok eksik yapıldı ama buradan sonra, bu karardan sonra hatada direnmek ülkeyi felakete götürür. Bu konudaki duruşumuz, görüşümüz nettir, değişmez.” dedi.
“Atatürk’ün Hacıbektaş’a Gelişinin 104. Yılı Programı”na katılmak üzere Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine gelen Özel, basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Bir basın mensubunun, “Can Atalay’la ilgili verilen ikinci kararda ’13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine oy birliğiyle’ ifadesi vardı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Özel, dün verilen kararın çok dikkatli okunması gerektiğini söyledi.
Anayasa Mahkemesinde kararın 3 karşı oya karşı oy çokluğuyla alındığı halde uygulanması için mahkemeye oy birliğiyle yollandığını ifade eden Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yani Anayasa Mahkemesi üyeleri diyorlar ki karar ‘Ne olursa olsun, mutlaka uygulanmalıdır.’ Buradan sonra bu kararı uygulamamak, hukuk tanımazlık, Anayasa tanımazlıktır. Bu kararı uygulamayanlar kendi varlıklarını inkar ediyorlar. Çünkü adı ne olursa olsun, Cumhuriyet savcısı, Yargıtay üyesi, Danıştay üyesi, Anayasa Mahkemesi üyesi, milletvekili, bakan, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, hepimiz yetkilerimizi Anayasa’dan alıyoruz. Anayasa’yı tanımayan devleti tanımaz, devleti tanımayan bu ülkeye en büyük kötülüğü yapar. O yüzden bugüne kadar çok eksik yapıldı ama buradan sonra, bu karardan sonra hatada direnmek ülkeyi felakete götürür. Bu konudaki duruşumuz, görüşümüz nettir, değişmez”
“Halkın gönlünde olan bizim de gönlümüzde”
Yerel seçimde AK Parti’nin Ankara ve İstanbul için halen aday arayışının devam ettiğine ilişkin değerlendirmesi sorulan Özel, İstanbul ve Ankara adaylarını açıkladıklarını anımsattı.
Bütün Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onların karşısına bir aday çıkarıp çıkaramayacağını, onun aday arayışını izlediğini dile getiren Özel, şunları kaydetti:
“Hepiniz biliyorsunuz, bütün Ankara konuşuyor. Birinin karşısında 15 kişiyi ölçtürdüler, birinin karşısında 12 kişiyi, karşısına koyacak aday bulamıyorlar. Bu üzülünecek bir durum değil, bu bizim için övünülecek bir durum. Hiç üzülmesinler. Demek ki Türkiye’nin en büyük iki şehri İstanbul ve Ankara karşısına aday çıkarılamayacak, iktidar partisinin aday bulamayacağı kadar iyi yönetiliyor. Cumhurbaşkanı da bununla gurur duysun. Şunu hatırlıyorum geçmişte sesleniyordu bize, ‘Ey Cumhuriyet Halk Partisi, adayınız kim’ diye. Ben seslenmeyeceğim, ‘Ey Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da, Ankara’da adayın kim’ diye. Hiç üzülme Recep Tayyip Erdoğan. bu övünülecek bir şey. Karşısına rakip çıkaramayacağın kadar bu şehirleri iyi yönetiyoruz, iyi yönetmeye devam edeceğiz. Sadece İstanbul’u, Ankara’yı değil, elimizdeki bütün büyük şehirleri iyi yönetiyoruz. Memnuniyet anketleriyle ölçüyoruz. Halkın gönlünde olan, bizim de gönlümüzde. Önümüzdeki hafta ve devam eden haftalarda peyderpey, bakın başka yerlerde yaprak kıpırdamıyor, Cumhuriyet Halk Partisi her parti meclisi toplantısında beş gün arayla, yedi gün arayla 150 aday açıklıyor. Adaylarımızı açıklamaya devam edeceğiz. İyi yönetiyoruz, iyi yönetmeye devam edeceğiz. 31 Mart’tan sonra bütün Türkiye’ye bundan beş yıl önce baharı getirmiştik, bundan sonra yazı getireceğiz.”
“Aydın ve İzmir adayları yılbaşından önce açıklanır mı?” sorusu üzerine ise Özel, “Hemen önce açıklanabilir, hemen sonra açıklanabilir. Ama sonuçta Aydın zaten açıklanacak. Biz benzer kategorideki belediyelerimizden önce Aydın’ı açıklarsak, o belediyelerde ‘acaba açıklanmayacak mı’ kaygısı oluşmasın diye belediye başkanımızın da bilgisi ve rızasıyla Aydın’ı beklettik. Bir başka sebebi yok.” diye konuştu.
“Bizim anlayışımızda muhalefet iktidara karşı yapılır”
Bir gazetecinin, “Geçen hafta çok konuşuldu, savaş ilanının ardından hem siz hem de İYİ Parti lideri Meral Akşener bugün Nevşehir’de. Bu değerlendirmelerin gölgesinde aslında sizden de bir açıklama bekliyoruz. Sizden her seferinde taban ittifakına vurgu yapıldı. Daha ılımlı mesajlar verildi ama son bir değerlendirme alabilir miyiz?” sorusuna Özel, “Buradan bu işte sürekli siyasette bir gerilim bekleyenlere ve ‘Cumhuriyet Halk Partisi muhalefetle kavga etsin’ isteyenlere şunu söyleyeceğim, bizim anlayışımızda muhalefet iktidara karşı yapılır. Muhalefete muhalefet yapmayız. Muhalefet partileriyle tartışmayız. Buradan, barışın başkentinden bütün muhalefete, bütün muhalefetteki partilere, İYİ Parti’ye ve İYİ Parti’nin üyesi iyi insanlara şunu söylüyorum, biz Hacı Bektaş’tan Türkiye’deki herkese barış ilan ediyoruz.” yanıtını verdi.
]]>
ZAFER Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Anayasa Mahkemesi’nin kararı hoşumuza gitse de gitmese de Anayasa diyor ki ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararı geçerlidir.’ Yargıtay suç işliyor. Yargıtay bilerek suç işliyor, hiçbir yolu yok. Eğer Yargıtay bu tutumunda devam eder, Anayasa’yı çiğnemeye devam ederse yarın vatandaşlardan da yasalara uymasını ve Anayasa’ya uymalarını bekleyemezler dedi.
Karadeniz gezisinin ardından kara yoluyla Erzurum’a gelen Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, kentin girişinde partililer tarafından karşılandı. Özdağ, konvoyla gittiği asri mezarlığın karşısındaki Karskapı Şehitliği’ni ziyaret etti. Özdağ, 21 Temmuz 1922’de Türkiye’ye dönme hazırlığı içindeyken Tiflis’te Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan tarafından şehit edilen, cenazesi önce Tiflis’e daha sonra Erzurum’a getirilip Karskapı Şehitliği’ne defnedilen 4’üncü Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın mezarı başında tüm şehitler için dua etti ve Cemal Paşa ile ilgili bilgiler verdi. Şehitlikten ayrılan Özdağ, partililerle kent merkezinde bir süre yürüyüp esnafı ziyaret etti. Atatürk’ün 1919’da 52 gün konakladığı evi gezen Ümit Özdağ, burada basın mensuplarının sorularını cevapladı. Samsun, Ordu, Giresun, Rize, Trabzon, Artvin’in bulunduğu Doğu Karadeniz’i kapsayan geziyi tamamladığını belirten Özdağ, Erzurum, Bayburt, Gümüşhane, Erzincan, Sivas üzerinden Ankara’ya döneceğini, 13 günde 11 ili ziyaret edip halkla, esnaf ve gençlerle bir araya gelmiş olacağını söyledi. Gittiği her yerde tüm bölge halkının nazik ilgi ve sevgisiyle karşılaştığını belirten Özdağ, aralık ayı sonuna doğru yerel seçimler için hemen her yerde adayların belli olacağını bildirdi.
‘MİLLİ EĞİTİM BAKANI BİR GÜVENLİK SORUNU HALİNE GELMİŞTİR’
TBMM’de devam eden bütçe görüşmeleri sırasında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cemaatlerle ilgili açıklamasını değerlendiren Ümit Özdağ, Milli Eğitim Bakanı bir milli güvenlik sorunu haline gelmiştir. Biz çocuklarımızı okullara, 21’inci yüzyılda Alman, Fransız, İngiliz, Japon, Güney Kore ve Rus yaşıtlarıyla yarışabilecek bilgi donanımına sahip olsun, daha güzel daha güçlü bir Türkiye için üretimde bulunsunlar, üretebilecek teknolojiyi öğrensinler diye yolluyoruz ama Milli Eğitim Bakanı, bakanlığın görevlerini yerine getirmeyip aksine okulları medreseleştiriyor. Nasıl bir eğitim aldığı belli olmayan tarikat, cemaat mensuplarını okullara sokuyor. Bu faaliyetler, çocuklarımızı deizm ve ateizme itecektir. Diyor ki Milli Eğitim Bakanı, ‘Biz onların dağa çıkmasını bu sayede engelliyoruz.’ Milli Eğitim Bakanlığı’nın devletin görevi zaten çocukların iyi yetişmesi ve kimsenin dağa çıkmamasıdır. Bu tarikat ve cemaatlerin Milli Eğitim Bakanı tarafından verilen görevi olamaz. Ayrıca, aynı çalışmayı, iş birliğini FETÖ’yle de yaptılar. FETÖ, dağa çıkmadı ama teslim ettikleri ne yazık ki silahlı kuvvetlerin karargahlarından çıkarak Türk halkına ateş açtı, parlamentoyu bombaladı diye konuştu.
‘YARGITAY SUÇ İŞLİYOR’
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay arasında yaşananlarla ilgili konuşan Özdağ, Anayasa Mahkemesi’nin kararı hoşumuza gitse de gitmese de Anayasa diyor ki, ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararı geçerlidir.’ Yargıtay suç işliyor. Yargıtay bilerek suç işliyor, hiçbir yolu yok. Eğer Yargıtay bu tutumunda devam eder, Anayasa’yı çiğnemeye devam ederse yarın vatandaşlardan da yasalara uymasını ve Anayasa’ya uymalarını bekleyemezler. Bu bir akıl tutulmasıdır. Bazı yasalar yanlış olsa bile yasa oldukları için kaldırılana kadar uygulanmak zorundadır. Biz de Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararını beğenmiyoruz ama her beğenmediğimiz karara karşı çıkar ve uygulamıyoruz dersek devlet nasıl yürür dedi.
Açıklamasının ardından Erzurum Kongresi’nin yapıldığı binayı gezip, görevlilerden bilgi alan Özdağ, İl Başkanlığı’nın açılışını yapıp, partiye katılanlara rozetlerini taktıktan sonra Gençlik Konferansı’na katılacak. (DHA)
]]>
Bakan Tunç: “Türk yargısı, her zamankinden daha tarafsız ve bağımsızdır”
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç:
“Darbecilerin yargılanamayacağına dair anayasa maddesini yürürlükten kaldırarak darbecilerin yargılanmasının yolunu açtık”
“Yeni Anayasaya ihtiyaç duyduğumuz açıktır”
“Şu anda gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezaevinde bulunan kimse yok”
“Kadına yönelik şiddetin önlenmesindeki kararlı mücadelemizden hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz”
ANKARA – Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Türk yargısı, her zamankinden daha tarafsız ve bağımsızdır. 27 Mayıs darbesinde, darbe mensupları, darbecilerin yanında mı durdu darbe mağdurlarının yanında mı? Darbe mağdurlarını, başbakanı, bakanları idama mahkum eden bir yargı vardı. 12 Eylül’de Türk yargısı, darbecilerin yanında mı durdu darbe mağdurlarının yanında mı? Nerede durdu? Darbecilerin yanında durdu” dedi.
Bakan Tunç, Adalet Bakanlığının 2024 yılı bütçesi ve 2022 yılı kesin hesabının görüşüldüğü TBMM Genel Kurulu’nda milletvekillerine sunum yaparak yönelttikleri soruları cevapladı.
“Darbecilerin yargılanamayacağına dair anayasa maddesini yürürlükten kaldırarak darbecilerin yargılanmasının yolunu açtık”
Bakan Tunç, burada yaptığı konuşmada, demokratik hukuk devletinin tahkimi, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığın sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi adına son 21 yılda tarihi olduğunu söylediği adımlar attıklarını dile getirerek, “Sadece temel kanunlarımızı yenilemekle kalmadık, darbe anayasanın vesayetçi ruhunu azaltan önemli reformları milletimizin desteği ile gerçekleştirdik. Milli Güvenlik Kurulu’nu, Yüksek Askeri Şura’yı, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu ve Anayasa Mahkemesi’ni yeniden yapılandırarak demokratik hukuk devleti ilkesine uyarladık. Askeri mahkemeleri kaldırdık, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Devlet güvenlik mahkemeleri, Özel yetkili mahkemeler, hepsine son verdik, sivillerin dahi askeri mahkemede yargılandığı dönemleri yaşamıştık. Ülkede yargı birliğini sağladık. Anayasamızda Sıkıyönetim ilanına izin veren hükmü kaldırdık, Darbecilerin yargılanamayacağına dair anayasa maddesini yürürlükten kaldırarak darbecilerin yargılanmasının yolunu açtık” dedi.
“Yeni Anayasaya ihtiyaç duyduğumuz açıktır”
Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne geçerek halkın yürütmeyi doğrudan belirlemesini imkanınız sağladıklarını savunan Bakan Tunç, “Hak arama yollarını anayasal güvenceye kavuşturduk. Bu kapsamda, Kamu denetçiliğinin kurulması, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Hakkı, Bilgi Edinme Hakkı, Kişisel Verilerin Korunması Hakkı, Sendikal haklar, memura toplu sözleşme hakkı, kadınlara, çocuklara, engelli ve yaşlılara, şehit aileleri ve gazilerimize pozitif ayrımcılık düzenlemelerini anayasal güvenceye kavuşturduk. Anayasamızda, hukuk devleti ilkesini tahkim eden, temel hak ve özgürlükleri genişleten sessiz devrim sayılabilecek reformlara imza atsak da yeni Anayasaya ihtiyaç duyduğumuz açıktır. 177 maddeden oluşan anayasamızda bu güne kadar 184 değişiklik yapılmış olması, yeknesaklığının bozulmasına, maddeler arasında uyumsuzluklara neden olunduğu da bir gerçektir. Darbe döneminde hazırlanan Anayasamızın yapılış usulü ve yapanların darbeci olması bile tek başına yeni Anayasa için gerekçedir” diye konuştu.
“Şu anda gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezaevinde bulunan kimse yok”
Eleştiri ve haber sınırını aşmayan, düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağına yönelik, hem TCK’de hem Terörle Mücadele Kanunu’nda hem de Basın Kanunu’nda gerekli düzenlemeleri gerçekleştirerek ifade özgürlüğünün tahkimine yönelik aşama kaydettiklerini kaydeden Tunç, “Özellikle bu suçlar bakımından istinafta kesinleşme noktasında bir yüküm vardı. Temyiz yolunu açarak bu konudaki özgürlük alanını da hak arama yolunu da genişletmiş olduk. Gazeteciliği ya da sosyal medyada paylaşım yaptığı gerekçesiyle tutuklananlar olduğunu söyleyenler oldu. Şu anda gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezaevinde bulunan kimse yok. Tabii paylaşılan gönderilerin içeriğine baktığımızda, eğer o paylaşımda gerçek hayatta suç teşkil eden bir husus, sosyal medyada da tekrarlandığında ya da aynı suç sosyal medyada paylaşım yoluyla işlendiğinde elbette biz cezaevi yaptırımıyla karşılaşmaması mümkün değil” ifadelerini kullandı.
“Kadına yönelik şiddetin önlenmesindeki kararlı mücadelemizden hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz”
Kasten yaralama, eziyet, tehdit, kasten öldürme suçlarının kadına yönelik işlenmesi halini ağırlaştırıcı sebep olarak düzenlediklerini hatırlatan Tunç, “Kasten yaralama suçunun kadına yönelik işlenmesi durumunu tutuklama sebebi saydık. Israrlı takip yıllarca tartışıldı ‘suç sayılsın’ diye. Israrlı takibin Ceza Kanunu’nda suç tipi olarak düzenlenmesini sağladık. Kadına yönelik şiddetin önlenmesindeki kararlı mücadelemizden hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz. Uyuşturucu suçlarına, cinsel saldırı suçlarına, çocuk istismarı suçlarına verilecek cezaları artırdık, terör suçlarında olduğu gibi bu suçlar bakımından lehe olan infaz düzenlemelerinden yararlandırılmamasını sağladık” değerlendirmesini yaptı.
“Türk yargısı, her zamankinden daha tarafsız ve bağımsızdır”
Bakan Tunç, Genel Kurul’daki bütçe görüşmelerinde milletvekillerinin yaptığı konuşmalarda yargıya yönelik eleştirilerin olduğunu belirterek, “12 milyon kararı 2022 yılında hakim ve savcılarımız vermiş. Ama burada gündeme getirdiğiniz bir-iki tane karar. Yargının hatalı kararları olabilir ama bu hatalı kararlar yine yargı mekanizması içinde istinafı ile temyizi ile düzeltilme imkanı vardır. O nedenle 24 bin hakim ve savcımızı töhmet altında bırakacak bu genellemelerden kesinlikle kaçınmalıyız. Şunu rahatlıkla ifade edebiliriz: Türk yargısı, her zamankinden daha tarafsız ve bağımsızdır. 27 Mayıs darbesinde, darbe mensupları, darbecilerin yanında mı durdu darbe mağdurlarının yanında mı? Darbe mağdurlarını, başbakanı, bakanları idama mahkum eden bir yargı vardı. 12 Eylül’de Türk yargısı, darbecilerin yanında mı durdu darbe mağdurlarının yanında mı? Nerede durdu? Darbecilerin yanında durdu. 15 Temmuz’da Türk yargısı nerede durdu? 15 Temmuz’da Türk yargısı, milletinin yanında durdu. Darbe mağdurlarının yanında durdu. (FETÖ yargılamalarında) Tabii ki içlerinde hata yapan, yanlış yapan varsa Hakim ve Savcılar Kurulu bunun için var. Onlarca yüzlerce kararlar veriliyor. Dolayısıyla burada bu konuları gündeme getirdiğimizde genellemelerden kaçınmak lazım” diye konuştu.
Bütçe görüşmeleri, Bakan Fidan’ın Dışişleri Bakanlığı adına milletvekillerine sunum yapması ile devam etti.
]]>
ADALET Bakanı Yılmaz Tunç, “Yeni Yargı Reformu Stratejisi Belgesini ve İnsan Hakları Eylem Planını önümüzdeki aylar içerisinde açıklayarak, oradaki hedefler doğrultusunda yine hızlı bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşların 2024 yılı bütçelerini görüşmek üzere toplandı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bakanlığının bütçesi üzerine konuştu. Bakan Tunç, adaletin ve insan haklarının küresel düzeyde ayaklar altına alındığı bir süreçten geçildiği vurgusu yaprak, “İsrail, 7 Ekimden bu yana işgal ettiği Filistin topraklarında insanlık suçu işliyor, yarısından fazlası çocuk ve kadınlardan oluşan 20 bini aşkın masum sivil katledilirken, uluslararası kuruluşların etkisizliğini, uluslararası sistemin adaletsizliğini maalesef üzülerek görüyoruz” dedi.
‘YENİ ANAYASA MİLLETİMİZE BORCUMUZDUR’
Bakan Tunç, yeni sivil bir anayasa vurgusu yaparak, bugüne kadar atılan adımlara değindi. Tunç, “Demokratik hukuk devletinin tahkimi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi adına son 21 yılda tarihi adımlar attık. Sadece temel kanunlarımızı yenilemekle kalmadık, darbe anayasanın vesayetçi ruhunu azaltan önemli reformları milletimizin desteği ile gerçekleştirdik. Darbecilerin yargılanamayacağına dair anayasa maddesini yürürlükten kaldırarak, darbecilerin yargılanmasının yolunu açtık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçerek halkın yürütmeyi doğrudan belirlemesi imkanını sağladık, cumhuriyetimizin ve demokrasimizi güçlendirdik. Hak arama yollarını anayasal güvenceye kavuşturduk. 177 maddeden oluşan anayasamızda bu güne kadar 184 değişiklik yapılmış olması, yeknesaklığın bozulmasına, maddeler arasında uyumsuzluklara neden olunduğu da bir gerçektir. Darbe döneminde hazırlanan Anayasamızın yapılış usulü ve yapanların darbeci olması bile tek başına yeni Anayasa için gerekçedir. Bu itibarla, kuşatıcı, temel hak ve özgürlükleri öne alan, toplumun her kesiminin görüşlerini ihtiva eden ve büyük bir mutabakatla kabul edilecek yeni ve demokratik bir anayasa yapmak milletimize olan borcumuzdur” diye konuştu.
‘YARGI ALANINDA REFORM İRADEMİZ DEVAM EDİYOR’
Bakan Tunç, yeni yargı reformlarını hayata geçirecekleri mesajını vererek şöyle dedi:
“Milletimizin ihtiyaçlarına cevap verecek güvenilir ve erişilebilir adalet sisteminin tesisi için yargı alanında reform irademiz planlı ve kesintisiz bir şekilde sürmektedir. 2024 ve 2028 yıllarını kapsayacak olan Türkiye Yüzyılı’nın ilk belgeleri olarak tarihe geçecek olan İnsan Hakları Eylem Planımız ve Yargı Reformu Stratejisi Belgemiz ile ilgili şu anda görüşleri almaya devam ediyoruz; bütün çevrelerin, barolarımızın, yüksek yargımızın, istinafımızın, ilk derecelerimizin ve vatandaşlarımızdan, sivil toplum kuruluşlarından aldığımız görüşler doğrultusunda yeni Yargı Reformu Stratejisi Belgesini ve İnsan Hakları Eylem Planını da önümüzdeki aylar içerisinde açıklayarak oradaki hedefler doğrultusunda yine hızlı bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz.”
Bakan Tunç, yargı reformu kapsamında önem verdikleri konuların başında ceza adalet sisteminin geldiğine dikkat çekerek, “Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının gereği olarak soruşturmaya yer olmadığına dair karar verilebilme imkanını getirerek hiç kimsenin haksız, temelsiz ve yersiz suçlamalara muhatap olmamasını sağladık. Bu çerçevede, 1 milyon insanın masumiyet karinesi bakımından lekelenmeme hakkı korunmuştur, yoksa eğer bu hüküm olmasaydı, bu 1 milyon kişi hakkında soruşturma açılmak durumunda kalacaktı ve bu kişilerin lekelenmeme hakkı korunmamış olacaktı” değerlendirmesinde bulundu.
‘MAĞDURİYETLERİ ÖNLEMİŞ OLDUK’
Bakan Tunç, tutuklamanın yol açacağı bazı sakıncaları önlemek amacıyla tutuklama yerine adli kontrol müessesesini de sisteme dahil ettiklerini belirterek, “Yine, haksız tutuklamalara yol açmamak için Ceza Muhakemesi Kanunumuzda katalog suçlar bakımından da somut delil kriterini getirdik ve kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin aranması gerektiğine yönelik önemli bir düzenlemeyi de hayata geçirdik. 2002 yılında cezaevlerinde bulunanların yüzde 41’i tutuklu iken bu oranın bugün itibarıyla yüzde 15,79’a düşmüş olması özgürlük ve güvenlik hakkı bakımından önemlidir. Ayrıca, sırf ifade almaya yönelik yakalama kararlarında vatandaşlarımıza bir seferliğine mahsus taahhütle serbest kalma imkanı getirerek bu konuda oluşan mağduriyetleri de önlemiş olduk” değerlendirmesinde bulundu.
‘1,5 MİLYONU AŞAN DOSYADA UZLAŞMA SAĞLANDI’
Bakan Tunç, şu anda gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezaevlerinde kimse bulunmadığını belirtti. Tunç, kadına yönelik şiddetin önlenmesindeki kararlı mücadelelerinin devam edeceğini vurgulayarak, “Ayrıca; uyuşturucu suçlarına, cinsel saldırı suçlarına, çocuk istismarı suçlarına verilecek cezaları artırdık, lehe infaz düzenlemelerinden, bu suçlar bakımından yararlandırılmamasını sağladık” dedi. Tunç, ceza hukuku alanında basit usul, seri muhakeme, uzlaştırma gibi cezada alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerini devreye aldıklarını, bugüne kadar 32 bin 500 uzlaştırmacının 1,5 milyonu aşan dosyada uzlaşma sağladığını kaydetti.
‘İLK HAKİM, SAVCI YARDIMCILIĞI SINAVINI YAPIYORUZ’
Bakan Tunç, önümüzdeki yıldan itibaren Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı uygulamasını başlatacaklarını söyleyerek, “Bundan böyle avukatlık stajına başlayabilmek için, hakim-savcı yardımcılığı sınavına girebilmek için öncelikle hukuk fakültesi mezunlarının bir ön elemeden geçmesi, hukuk mesleklerine giriş sınavını kazanması gerekecek. Bunun, hukuk mesleklerindeki kaliteyi de artıracağına inanıyoruz. Yine, uygulamasına başlayacağımız bir diğer önemli husus, hakim ve savcı yardımcılığı kurumudur. Bundan böyle 2 yıl süren hakim ve savcı adaylığı yerine 3 yıl sürecek olan hakim ve savcı yardımcılığı müessesesini getiriyoruz. Bunlar, önceki dönemde, önceki Adalet Bakanımızın döneminde burada yargı paketlerinde yasalaşan ve 2024 yılı itibarıyla uygulamaya girecek olan hususlardı ve 2024 itibarıyla uygulamaya başlıyoruz. Artık, hakim, savcı yardımcılığı 3 yıl sürecek. Usta-çırak ilişkisi içerisinde bu kardeşlerimiz yetişecekler ve daha güçlü bir şekilde, daha donanımlı bir şekilde kürsüye çıkmış olacaklar. 23-24 Aralık’ta yani önümüzdeki hafta sonunda ilk hakim, savcı yardımcılığı sınavını gerçekleştiriyoruz” dedi.
‘CEZAEVLERİNDE 288 BİN 959 TUTUKLU VE HÜKÜMLÜ VAR’
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü sayısına ilişkin verileri de paylaşarak, “Bugün itibarıyla 405 cezaevinde 288 bin 959 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Personel sayımızı da 25 binden 77 bine yükselterek insan kaynaklarımızı 3 kat artırdık. Ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutuklulara yönelik psikososyal destek programlarına ağırlık veriyoruz. Bugün itibarıyla cezaevlerinde 8 bin 858 ortaokul, 40 bin 649 lise, 7 bin 994 üniversite, 218 yüksek lisans ve doktor olmak üzere 60 bine yakın hükümlü ve tutuklu eğitim görmektedir” diye konuştu.
‘HATALI KARARLAR DÜZELTİLMESİ İMKANI VAR’
Bakan Tunç, Türkiye’nin en büyük adliye sarayının Ankara’da yapılacağını belirtirken, muhalefet partili milletvekillerinin tutuklu milletvekili Can Atalay kararı üzerinden yapılan eleştirilere de isim vermeden yanıt verdi. Tunç, “Anayasa’nın 138’inci maddesi gereğince devam eden yargı süreçleriyle ilgili bir değerlendirme yapmamız doğru olmayacaktır. Yargının hatalı kararlarının yine yargı mekanizması içerisinde düzeltilmesi imkanı vardır. Bu da yapılmaktadır” dedi.
]]>
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Yeni dönemde kuşatıcı, temel hak ve özgürlükleri öne alan, toplumun her kesiminin görüşlerini ihtiva eden ve büyük bir mutabakatla kabul edilecek yeni ve demokratik bir anayasa yapmak milletimize olan borcumuzdur. Bunu inşallah 28. Dönem Parlamentosunun, milletimize olan bu borcu büyük bir uzlaşmayla gerçekleştireceğine inanıyorum.” dedi.
Tunç, TBMM Genel Kurulunda, Bakanlığının 2024 yılı bütçesine ilişkin konuşmasında, adaletin ve insan haklarının küresel düzeyde ayaklar altına alındığı bir süreçten geçildiğini ifade etti.
İsrail’in 7 ekimden bu yana işgal ettiği Filistin topraklarında insanlık suçu işlemeyi sürdürdüğünü vurgulayan Tunç, uluslararası kuruluşların, uluslararası sistemin etkisiz kaldığını söyledi.
Tunç, Türkiye olarak bugüne kadar olduğu gibi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Filistinlilerin hakkını, hukukunu her platformda savunmanın gayreti içinde olacaklarını belirterek, savaş suçu işleyenlerin insanlık önünde bir gün hesap vereceğine inandığını kaydetti.
Demokratik hukuk devletinin tahkimi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi adına hükümetleri döneminde tarihi adımlar attıklarını anlatan Tunç, “Sadece temel kanunlarımızı yenilemekle kalmadık, darbe anayasanın vesayetçi ruhunu azaltan önemli reformları milletimizin desteği ile gerçekleştirdik. Milli Güvenlik Kurulu’nu, Yüksek Askeri Şura’yı, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu ve Anayasa Mahkemesini yeniden yapılandırarak demokratik hukuk devleti ilkesine uyarladık. Askeri mahkemeleri kaldırdık, askeri yargıtay, askeri yüksek idare mahkemesi, devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler, hepsine son verdik, sivillerin dahi askeri mahkemede yargılandığı günleri yaşadık. Ülkede yargı birliğini sağladık.” diye konuştu.
Bugüne kadar yapılan çalışmalara dair bilgi veren Tunç, hak arama yollarını anayasal güvenceye kavuşturduklarını, bu kapsamda çok sayıda reformu anayasada yapılan değişikliklerle hayata geçirdiklerini ifade etti. Tunç, Anayasa değişikliğiyle ilgili şöyle konuştu:
“Anayasamızda, hukuk devleti ilkesini tahkim eden, temel hak ve özgürlük alanını genişleten çok önemli düzenlemeler yapmış olmamıza rağmen, Anayasa’nın vesayetçi ruhunu azaltmış olmamıza rağmen yine de yeni bir anayasa ihtiyacımız var. Çünkü 177 maddeden oluşan anayasamızda bugüne kadar 184 değişiklik gerçekleştirildi. Bu değişiklikler anayasamızdaki yeknesaklığı bozdu. Darbe döneminde hazırlanmış olması, özgür bir tartışma ortamının olmaması, sadece darbeciler tarafından yazdırılmış olması bile yeni ve demokratik bir anayasa ihtiyacını ortaya koyuyor. O nedenle yeni dönemde kuşatıcı, temel hak ve özgürlükleri öne alan, toplumun her kesiminin görüşlerini ihtiva eden ve büyük bir mutabakatla kabul edilecek yeni ve demokratik bir anayasa yapmak milletimize olan borcumuzdur. Bunu inşallah 28. Dönem Parlamentosunun, milletimize olan bu borcu büyük bir uzlaşmayla gerçekleştireceğine inanıyorum.”
Milletin ihtiyaçlarına cevap verecek güvenilir ve erişilebilir adalet sisteminin tesisi için yargı alanında reform iradelerinin planlı ve kesintisiz sürdüğünü belirten Tunç, çok sayıda yargı paketini yasalaştırdıklarını ve idari düzenlemeleri hayata geçirdiklerini anlattı.
Tunç, “Şimdi 2024-2028 yıllarını kapsayacak, Türkiye Yüzyılı’nın ilk belgeleri olarak tarihe geçecek olan insan hakları eylem planımız ve yargı reformu strateji belgemizle ilgili şu anda görüşleri almaya devam ediyoruz. Bütün çevrelerin, barolarımızın, yüksek yargımızın, istifanımızın, ilk derecelerimizin ve vatandaşlarımızdan, sivil toplum kuruluşlarından aldığımız görüşler doğrultusunda yeni yargı reformu strateji belgesini ve insan hakları eylem planını da önümüzdeki aylar içinde açıklayarak oradaki hedefler doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
“Önem verdiğimiz konuların başında ceza adaleti sistemi gelmektedir”
Yargı reformu kapsamında önem verdikleri konuların başında “ceza adalet sistemi” geldiğini belirten Tunç, bir suç ihbarı neticesinde soruşturma açılması için yeterli delil yoksa soruşturmaya yer olmadığına karar verilebilmesi imkanının mevzuatta bulunmadığını, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının gereği olarak bu kararın verilebilme imkanını getirdiklerini, hiç kimsenin haksız, temelsiz ve yersiz suçlamalara muhatap olmamasını sağladıklarını söyledi.
Tunç, bu çerçevede 2017’den itibaren 966 bin soruşturmaya yer olmadığına kararı verildiğini ifade ederek, 1 milyon insanın lekelenmeme hakkının korunduğunu bildirdi.
Değişikliklere dair bilgi veren Tunç, eleştiri ve haber sınırını aşmayan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağına yönelik düzenlemeleri hem TCK’da hem TMK’da hem Basın Kanunu’nda yaptıklarını dile getirerek, ifade özgürlüğünün tahkimine yönelik düzenlemeleri hayata geçirdiklerini belirtti. Tunç, “Gazetecilik ve sosyal medyada twit attığı gerekçesiyle tutuklananlar, yargılananlar olduğunu söylediler. Şu anda gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezaevlerimizde bulunan kimse yok. Atılan twitlerin içeriğine baktığımız zaman eğer o twitler gerçek hayatta suç teşkil eden bir husus, sosyal medyada da tekrarlandığında ya da aynı suç sosyal medyada twit yoluyla işlendiğinde elbette ki bir cezayla, yaptırımla karşılaşması mümkün.” ifadelerini kullandı.
Kadına yönelik şiddetin önlenmesindeki kararlı mücadeleden hiçbir zaman taviz vermeyeceklerini de vurgulayan Tunç, uyuşturucu, cinsel saldırı, çocuk istismarı suçlarına verilecek cezaların da artırıldığını aktardı.
Tunç, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin kapsamının genişletilmesinin toplumsal uzlaşmaya hizmet edeceğine ve yargının iş yükünü azaltacağına inandıklarını ifade ederek, “Bu kapsamda, ceza hukuku alanında, basit usul, seri muhakeme, uzlaştırma gibi cezada alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerini devreye aldık, kapsamını da süreç içinde genişlettik. Bugüne kadar 32 bin 500 uzlaştırmacımız 1,5 milyonu aşan dosyada uzlaşma sağlamıştır.” dedi.
Bakan Tunç, 10 yıllık uygulamada 5 milyondan fazla dosyanın arabulucu önüne geldiğini, bunun 3,5 milyona yakınının da anlaşma ile sonuçlandığını dile getirdi.
Tunç, kanunlarda gerçekleştirilen yeniliklerin yetmeyeceğini bildiklerini belirterek, “Önemli olan iyi uygulamadır. Kötü uygulayıcının elinde en iyi kanun bile en kötü kanun haline gelebilir. İşte bunu önlemek için de önemli adımlar attık, atmaya da devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
“Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı önümüzdeki yıl uygulanacak”
Önümüzdeki yıldan itibaren Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı uygulamasını başlatacaklarını aktaran Tunç, “Bundan böyle avukatlık stajına başlayabilmek için, hakim ve savcı yardımcılığı sınavına girebilmek için öncelikle hukuk fakültesi mezunlarının bir ön elemeden geçmesi, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nı kazanması gerekecek. Bunun, hukuk mesleklerindeki kaliteyi de artıracağına inanıyoruz.” dedi.
Önemli bir diğer hususun “hakim ve savcı yardımcılığı kurumu” olduğuna işaret eden Tunç, bundan böyle 2 yıl süren hakim ve savcı adaylığı sistemi yerine 3 yıl süren hakim ve savcı yardımcılığı müessesinin getirileceğini bildirdi. Tunç, bu uygulamaya da 2024 itibariyle başlanacağını, 1 yıl Adalet Akademisi’nde, 1 yıl da tecrübeli hakim ve savcıların yanında, usta-çırak ilişkisi bulunacağını söyledi.
Bu hafta sonu ilk hakim-savcı yardımcılığı sınavının gerçekleştirileceğini belirten Tunç, sınava katılacaklara başarı diledi.
Avukatların güçlendirilmesinin de yargı alanındaki politikalarının önemli bir parçası olduğunu ve bu konuda yaptıkları düzenlemeleri anlatan Tunç, “Avukatlık Kanunu taslağı hazırlıklarını da geliştiriyoruz.” dedi.
“392 ceza infaz kurumunu kapattık”
Tunç, ceza infaz sisteminin amacının, yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, suçluları yeniden topluma kazandırmak ve toplumu suçtan korumak olduğunu ifade ederek, “Bu anlayışımızın bir parçası olarak, standartlara uymayan 392 ceza infaz kurumunu kapattık. Bugün itibariyle 405 cezaevinde 288 bin 959 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Personel sayımızı da 25 binden, 77 bine yükselterek, insan kaynaklarımızı 3 kat artırdık.” diye konuştu.
Cumhuriyet savcılıkları, ilk derece, istinaf ve temyizde toplam 11 milyon 472 bin 298 derdest dosya bulunduğunu bildiren Tunç, “2022 yılında yargı teşkilatımız ilk derece, istinaf ve temyiz olmak üzere toplam 12 milyon 147 bin dosyada karar vermiştir. Nüfus, ekonomik ilişkiler, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve yeni suç tiplerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak yargının iş yükü sürekli artmaktadır. Bu kapsamda, iş yükündeki artışı karşılayacak şekilde yargı teşkilatının kapasitesini güçlendirmeye devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Makul sürede yargılanma hakkının daha etkin korunması amacıyla, yargıda “hedef süre” uygulaması yaptıklarını da dile getiren Tunç, “hedef süre” uygulamasının istinaf yargılamasında da faaliyete geçmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi.
Tunç, 21 yıl önce sadece 78 müstakil adalet sarayı varken bu sayıyı 366’ya yükselttiklerini, Ankara Adalet Sarayı’nın da ihalesinin gerçekleştirildiğini ve Türkiye’nin en büyük adalet sarayının Ankara’da yapılacağını aktardı.
Teknolojiyi de yargının hizmetine sunduklarını anlatan Tunç, görüşmeler sırasında yargıya yönelik eleştirilere de cevap verdi.
Tunç, görüşmeler sırasında yargının verdiği bir iki kararın gündeme getirildiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Yargının hatalı kararları da olabilir ama bu hatalı kararlar yine yargı mekanizması içerisinde istinafıyla, temyiziyle düzeltilme imkanı vardır. O nedenle 24 bin hakim ve savcımızı töhmet altında bırakacak genellemelerden de kesinlikle kaçınmak gerekir. Türk yargısı her zamankinden daha tarafsız ve bağımsızdır. 27 Mayıs darbesinde yargı mensupları darbecilerin mi yanında durdu darbe mağdurlarının mı yanında durdu? Darbe mağdurlarını, başbakanı, bakanları idama mahkum eden bir yargı vardı. 12 Eylülde Türk yargısı darbecilerin mi yanında durdu darbe mağdurlarının mı yanında durdu? Darbecilerin yanında durdu. 15 Temmuz da Türk yargısı milletin yanında durdu, darbecileri yargıladı.”
]]>