ABD Balık ve Vahşi Yaşam Enstitüsü (USFWS), zürafaların ‘Nesli Tehlike Altındaki Türler Sözleşmesi’ (Endangered Species Act) kapsamında kanunla koruma altına alınması için çağrıda bulundu.
USFWS’den yapılan açıklamada, zürafaların nesillerinin tehlike altında olduğu belirtilerek ilk kez koruma çağrısında bulunulduğu ifade edildi. Açıklamada yapılan çağrının, Afrika’daki zürafa popülasyonlarının büyük oranda azalması ve türün doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi, yasa dışı avlanma, hastalıklar ve iklim değişikliği gibi tehditler sebebiyle yapıldığı belirtildi.
Bilim insanları, son 30 yılda zürafa popülasyonlarının yüzde 40 oranında azaldığını belirtiyor. Koruma önerisi, kamuoyunun 60 günlük bir değerlendirme sürecine katılmasını içeriyor. ABD’de bu süreçte bilimsel veriler toplanacak ve türün korunmasına yönelik daha somut adımlar atılacak.
Açıklamada bu çağrının, zürafaların yaşam alanlarının korunmasından yasa dışı ticaretin önlenmesine kadar birçok alanda uluslararası iş birliğinin önemine dikkat çektiği vurgulandı. USFWS, bu süreci kamuoyu, bilim insanları ve çevre kuruluşlarının katkılarıyla yürütmeyi planladığını ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Emine Erdoğan, ilk olarak Afrika Kültür Evi’ne gelerek, kendisini karşılayan Yönetim Kurulu Başkanı Zeliha Sağlam ve Türkiye’de üniversite öğrenimi gören Afrikalı öğrencilerle sohbet etti.
Daha sonra Senegal Cumhurbaşkanı Fay’ın eşi Marie Khone Fay’ı karşılayan Emine Erdoğan, birlikte kültür evini gezdi.
Lider eşleri, burada sergilenen Senegal ve Afrika’nın diğer ülkelerinden gelen el sanatları ürünlerini inceleyerek, Sağlam’dan Afrika Kültür Evi’nin kuruluşu ve ürünlere ilişkin bilgi aldı.
Fay, Emine Erdoğan’ın himayesinde yayımlanan “Afrika Seyahatlerim”, “Afrika Atasözleri Seçkisi” ve “Afrika Yemek Kültürü” kitaplarını da inceledi.
Lider eşlerine daha sonra Afrikalı müzisyenler tarafından dinleti sunuldu.
Nasrettin Hoca Çocuk Kütüphanesi’nde çocuklarla bir araya geldiler
Emine Erdoğan ve Marie Khone Fay, Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne de ziyaret etti.
Emine Erdoğan ve Fay, Cihannüma Salonu’na geçerek, Senegal kitaplarının yer aldığı bölümü gezdi. Ardından Nasrettin Hoca Çocuk Kütüphanesi’ne ziyaret eden Emine Erdoğan ve Marie Khone Fay, buradaki atölye çalışmalarına katılan çocuklarla sohbet ederek, fotoğraf çektirdi.
Fay’ın Emine Erdoğan’a, Afrika Kültür Evi ve Millet Kütüphanesi’ne dair hayranlığını dile getirdiği öğrenildi.
Emine Erdoğan’dan ziyaretlere ilişkin paylaşım
Emine Erdoğan, ziyaretlere ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.
Senegal Cumhurbaşkanının eşi Fay’ı ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduğunu belirten Emine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Birlikte Afrikalı kadınların el emeği ile hayat bulan ürünleri inceledik. Afrikalı kadınların ustalıkla şekillendirdiği her bir eserin, adil bir pazar anlayışıyla yine Afrikalı kadınlar ve çocuklara umut olması ortak mutluluğumuz. Bu çatı altında bir araya gelen her emek, dayanışmanın ve kardeşliğin güçlü bir ifadesi olarak yarınlara taşınıyor. Bu bakışla Sayın Fay ile bilhassa kültürel ilişkilerimizi geliştirmek adına işbirliği alanlarımızı değerlendirdik. Ülkelerimiz arasındaki dostluğun daimi olmasını temenni ediyorum.”
Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi ziyaretine ilişkin de paylaşım yapan Emine Erdoğan, “Kütüphanemizi ve ortak dünya mirası için muhafaza ettiğimiz eserleri tanıtmaktan mutluluk duydum. Senegal kitaplığında kültürün ve tarihin eşsiz izlerini taşıyan kitapları yakından inceledik. Bu dostane buluşmanın, ülkelerimiz arasındaki gönül köprüsünü güçlendirmesini temenni ediyorum.”ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>6 DAKİKA YETTİ
Godswill Akpabio Stadyumu’nda oynanan maçı Nijerya 3-0 kazanırken goller; 45+2 ve 84’te Ademola Lookman, 78. dakikada ise Victor Osimhen’den geldi. Galatasaray’ın yeni transferi Victor Osimhen, 72. dakikada Victor Boniface’ın yerine oyun girdi ve 6 dakika sonra fileleri havalandırmayı başardı.
EN GOLCÜ 3. FUTBOLCU OLDU
Osimhen bu golle Nijerya Milli Takımı’nın tüm zamanların en golcü futbolcuları listesinde 3. sıraya yükseldi. 36. milli maçında 22. golüne ulaşan Nijeryalı santrfor, bir dönem Kayserispor’da da forma giyen 21 gollü Yakubu Aiyegbeni’yi geride bıraktı. Osimhen’in listenin ikinci sırasındaki Segun Odegbami’yi yakalamasına ise sadece bir gol kaldı. Listenin zirvesinde ise Nijerya’nın efsanevi santrforu Rashidi Yekini bulunuyor. Yekini, “Süper Kartallar” formasıyla 37 kez fileleri havalandırdı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ancak oğlu Yankhoba göç yolculuğunda ölen Amina’nın içini rahatlatmak için artık çok geç.
BBC’ye yaşadığı Senegal’den konuşan anne, “Oğlumun öldüğünü sosyal medyadan öğrendim” diyor.
50 yaşındaki anne, “Sürekli konuşuyorduk ve bana Fas’a gitmek istediğini söylüyordu” diyor.
Yankhoba, annesine bir tekneye binmeyi planladığından hiç bahsetmedi.
Acılı anne, son olarak Ocak ayında haber aldığı 33 yaşındaki oğlunu altı ay bulmaya çalışmıştı.
Yankhoba’nın cesedi Ağustos ayının başlarında, Atlantik Okyanusu’nun diğer yakasında, Dominik Cumhuriyeti kıyılarına 18 km mesafede balıkçılar tarafından bulundu.
Dominik polisi, sürüklenir haldeki ahşap teknede 14 çürüyen ceset olduğunu açıkladı.
Cesetlerden çıkan cep telefonları ve kişisel belgeler, Senegal, Moritanya ve Malililere ait olduklarını gösteriyordu.
Gemideki eşyalar arasında Yankhoba’nın kimlik kartı da vardı.
Dominik yetkilileri tekneden ayrıca 12 paket uyuşturucu madde içeren paket çıktığını da duyurdu.
Bu teknenin Afrika’nın batı kıyısındaki Kanarya Adaları’na ulaşmaya çalışırken kaybolduğu varsayılıyor.
Tekne, bu rotada sıklıkla kullanılan ahşap balıkçı tekneleri ile benzerdi.
Yankhoba, annesinin ilk çocuğu ve tek oğluydu. Bu onun omuzlarına, Senegal toplum gelenekleri nedeniyle büyük bir sorumluluk yüklüyordu.
33 yaşındaki terzi, geride karısını ve birini henüz görmediği iki çocuğunu bıraktı.
Anne Amina, oğlunun ölümünü öğrenmeden önce Facebook’taki kayıp şahıs sayfalarında yardım aradı.
Çok sayıda takipçisi olan sosyal medya fenomenlerinden de arayışını duyurmalarını istedi.
BBC’ye o süreci anlatan anne, “Yankhoba’nın Fas’ta ya da belki Tunus’ta bir hapishanede olabileceğine inanıyordum” diyor sesi titreyerek…
Avrupa’ya ulaşmaya çalışan Batı Afrikalı göçmenler, Akdeniz rotası yerine alternatifi olarak daha fazla Kanarya Adaları rotasını seçiyor.
Atlantik Okyanusu’ndaki bu rota, hem Sahra Çölü hem de Akdeniz’i geçmeye çalışmaktan daha az tehlikeli görülüyor.
Avrupa Birliği sınır ajansı Frontex’e göre sadece geçen yıl bu rotayı tercih edenlerin sayısı yüzde 161 arttı.
Kanarya Adaları kendi toprağı olan İspanya, en fazla göçmen alan Avrupa ülkelerinden biri.
Batı Afrikalıların alternatif göç yollarına yönelmeye başlamasına karşın halen çoğu göçmen, Avrupa’ya Akdeniz üzerinden ulaşmaya çalışmayı tercih ediyor.
BM’ye bağlı Uluslararası Göç Örgütü, son on yılda 28 binden fazla göçmenin Akdeniz’de boğularak öldüğünü değerlendiriyor.
Siyasi vaatlere karşın süren göç
Göç uzmanı Aly Tandian, Batı Afrikalıların, güvenlik, kurumsal yapı, hijyen ve ekonomi gibi sorunlarla karşı karşıya oldukları için evlerini terk etme yoluna gittiklerini söylüyor.
Özellikle Senegal’i terk edenlerin sayısı, gençlere istihdam sözü veren bir yönetime ve nispeten barışçıl bir ülke olmasına rağmen artıyor.
Yeni hükümet Mart ayındaki seçimden bu yana, petrol, ekmek ve pirinç gibi bazı temel ihtiyaçların fiyatını düşürmeyi başardı.
Ancak bu yeterli değil.
Göçmenler için çalışan sivil toplum örgütü Horizon Without Borders’ın direktörü Boubacar Sèye, “Yeni yönetimin yarattığı umudun göç akışını durduracağını düşündük, ancak ne yazık ki durum böyle olmadı” diyor.
Seye, “Umutsuzluk ve şüphe, topluma öyle bir nüfuz etti ki, insanlar artık hayallerinin burada gerçekleşebileceğine inanmıyor” diyor.
Sèye, Senegal yetkililerine, Dominik Cumhuriyeti açıklarında bulunan tekneye ne olduğunun belirlenmesi konusunda bir soruşturma yapılması için talepte bulunan bir mektup da yazdı.
Temmuz ayında Moritanya kıyılarında bir teknede 89 ceset bulunmasının ardından, Senegal Başbakanı Ousmane Sonko, gençlere tehlikeli Atlantik rotasını kullanmamaları yönünde çağrıda bulundu.
Sonko, “Dünyanın geleceği Afrika’da ve siz gençler bunun farkında olmalısınız” mesajını verdi.
Yine de, Avrupa ve ABD’ye ulaşmak için hayatlarını riske atan çok sayıda genç Afrikalı geleceklerini evlerinin dışındaki ülkelerde arıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ancak oğlu Yankhoba göç yolculuğunda ölen Amina’nın içini rahatlatmak için artık çok geç.
BBC’ye yaşadığı Senegal’den konuşan anne, “Oğlumun öldüğünü sosyal medyadan öğrendim” diyor.
50 yaşındaki anne, “Sürekli konuşuyorduk ve bana Fas’a gitmek istediğini söylüyordu” diyor.
Yankhoba, annesine bir tekneye binmeyi planladığından hiç bahsetmedi.
Acılı anne, son olarak Ocak ayında haber aldığı 33 yaşındaki oğlunu altı ay bulmaya çalışmıştı.
Yankhoba’nın cesedi Ağustos ayının başlarında, Atlantik Okyanusu’nun diğer yakasında, Dominik Cumhuriyeti kıyılarına 18 km mesafede balıkçılar tarafından bulundu.
Dominik polisi, sürüklenir haldeki ahşap teknede 14 çürüyen ceset olduğunu açıkladı.
Cesetlerden çıkan cep telefonları ve kişisel belgeler, Senegal, Moritanya ve Malililere ait olduklarını gösteriyordu.
Gemideki eşyalar arasında Yankhoba’nın kimlik kartı da vardı.
Dominik yetkilileri tekneden ayrıca 12 paket uyuşturucu madde içeren paket çıktığını da duyurdu.
Bu teknenin Afrika’nın batı kıyısındaki Kanarya Adaları’na ulaşmaya çalışırken kaybolduğu varsayılıyor.
Tekne, bu rotada sıklıkla kullanılan ahşap balıkçı tekneleri ile benzerdi.
Yankhoba, annesinin ilk çocuğu ve tek oğluydu. Bu onun omuzlarına, Senegal toplum gelenekleri nedeniyle büyük bir sorumluluk yüklüyordu.
33 yaşındaki terzi, geride karısını ve birini henüz görmediği iki çocuğunu bıraktı.
Anne Amina, oğlunun ölümünü öğrenmeden önce Facebook’taki kayıp şahıs sayfalarında yardım aradı.
Çok sayıda takipçisi olan sosyal medya fenomenlerinden de arayışını duyurmalarını istedi.
BBC’ye o süreci anlatan anne, “Yankhoba’nın Fas’ta ya da belki Tunus’ta bir hapishanede olabileceğine inanıyordum” diyor sesi titreyerek…
Avrupa’ya ulaşmaya çalışan Batı Afrikalı göçmenler, Akdeniz rotası yerine alternatifi olarak daha fazla Kanarya Adaları rotasını seçiyor.
Atlantik Okyanusu’ndaki bu rota, hem Sahra Çölü hem de Akdeniz’i geçmeye çalışmaktan daha az tehlikeli görülüyor.
Avrupa Birliği sınır ajansı Frontex’e göre sadece geçen yıl bu rotayı tercih edenlerin sayısı yüzde 161 arttı.
Kanarya Adaları kendi toprağı olan İspanya, en fazla göçmen alan Avrupa ülkelerinden biri.
Batı Afrikalıların alternatif göç yollarına yönelmeye başlamasına karşın halen çoğu göçmen, Avrupa’ya Akdeniz üzerinden ulaşmaya çalışmayı tercih ediyor.
BM’ye bağlı Uluslararası Göç Örgütü, son on yılda 28 binden fazla göçmenin Akdeniz’de boğularak öldüğünü değerlendiriyor.
Siyasi vaatlere karşın süren göç
Göç uzmanı Aly Tandian, Batı Afrikalıların, güvenlik, kurumsal yapı, hijyen ve ekonomi gibi sorunlarla karşı karşıya oldukları için evlerini terk etme yoluna gittiklerini söylüyor.
Özellikle Senegal’i terk edenlerin sayısı, gençlere istihdam sözü veren bir yönetime ve nispeten barışçıl bir ülke olmasına rağmen artıyor.
Yeni hükümet Mart ayındaki seçimden bu yana, petrol, ekmek ve pirinç gibi bazı temel ihtiyaçların fiyatını düşürmeyi başardı.
Ancak bu yeterli değil.
Göçmenler için çalışan sivil toplum örgütü Horizon Without Borders’ın direktörü Boubacar Sèye, “Yeni yönetimin yarattığı umudun göç akışını durduracağını düşündük, ancak ne yazık ki durum böyle olmadı” diyor.
Seye, “Umutsuzluk ve şüphe, topluma öyle bir nüfuz etti ki, insanlar artık hayallerinin burada gerçekleşebileceğine inanmıyor” diyor.
Sèye, Senegal yetkililerine, Dominik Cumhuriyeti açıklarında bulunan tekneye ne olduğunun belirlenmesi konusunda bir soruşturma yapılması için talepte bulunan bir mektup da yazdı.
Temmuz ayında Moritanya kıyılarında bir teknede 89 ceset bulunmasının ardından, Senegal Başbakanı Ousmane Sonko, gençlere tehlikeli Atlantik rotasını kullanmamaları yönünde çağrıda bulundu.
Sonko, “Dünyanın geleceği Afrika’da ve siz gençler bunun farkında olmalısınız” mesajını verdi.
Yine de, Avrupa ve ABD’ye ulaşmak için hayatlarını riske atan çok sayıda genç Afrikalı geleceklerini evlerinin dışındaki ülkelerde arıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünyanın farklı noktalarında aynı anda mpox salgınları yaşanıyor. Buradaki vaka artışlarına virüsün geçtiğimiz Eylül’de tespit edilen “Clade 1b” adlı daha ölümcül bir alt türü yol açıyor.
Sağlık Bakanlığı, 15 Ağustos’ta Türkiye’de 2024’te mpox vakasına rastlanmadığını duyurdu.
Açıklamada Türkiye’de “herhangi kısıtlama veya ek tedbir ihtiyacı” bulunmadığı belirtildi:
“Bakanlığımızca gerekli çalışmalar yürütülmekte, bilim kurulumuz ve sağlık altyapımızla süreç hassasiyetle takip edilmektedir. Güncel bilgiler kamuoyunun bilgisine sunulacaktır.”
BBC Türkçe‘ye konuşan Gazi Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları’ndan Profesör Doktor Esin Şenol, Türkiye’de maymun çiçeğine karşı şu ana kadar “aktif tarama” yapılmadığını ancak münferit “sağlık kurumu ya da personelin çabasıyla şimdiye kadar 10-12 vaka tespit edildiğini” söyledi.
Şenol, maymun çiçeği virüsünün 2022’den bu yana farklı türlerinin etkili olduğunu vurguladı ve ekledi:
“Türkiye’de daha önce görüldüğünden eminiz. Ama bu sayı, 2023’e kadarki türden Türkiye’de görülen vaka sayısı. 2023’ten sonra 2. küresel acil ilanına yol açan tür Avrupa’da ilk defa İsveç’te görüldü. Henüz Türkiye’de görülmedi. Vakaların %70’i Afrika’da, Avrupa ve Amerika %30’unu karşılıyor. Şu an Avrupa’daki toplam vaka sayısı 26 bin, ülkelerdeki vakalar yüzlü sayılarda ama biraz daha artmakta.”
Şenol, virüsün alt türünün daha hızlı bulaştığını ve hastalığın daha şiddetli geçmesine yol açtığını söyledi ve “Ortak eşya kullanımı, tokalaşma, dokunma, öpüşme dışında yakın temaslar bulaşmaya yol açabiliyor. Yüz yüze yakın mesafede uzun süreli konuşma ve nefes nefese değecek bir temasın olması örneğin. Yakın temasta damlacık yoluyla bulaşma olduğu düşünülüyor” dedi.
Şenol, maymun çiçeği salgınının yakından takip edilmesi gerektiğini, ancak şu an için “korkacak bir şey olmadığını” ifade etti ve şunları kaydetti:
“Küresel bir salgın tehdidi demek, eğer biz gerekli önlemleri almazsak süreç kontrolden çıkabilir demek. Yapmamız gerekenler: tüm hekimlerin bildirilmesi, sahanın koordine edilmesi, bir salgın hazırlık stratejisi planının ortaya konulması, aşı ve ilaç tedariğinin sağlanması ve aktif taramanın yapılması.”
‘Hastalığın Türkiye’de olmama şansı düşük’
Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Profesör Doktor Mehmet Ceyhan ise Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasındaki “Rastlanmadı” ifadesine dikkat çekti.
BBC Türkçe‘ye konuşan Ceyhan, “Bunu dediğiniz zaman size böyle bir hasta başvurmadı, vuranlarda da test negatif çıktı demektir. Kimse Türkiye’de vaka yoktur diyemez. Çünkü Afrika’da başlayan, 13 Afrika ülkesine yayılan ve Avrupa, ABD, Asya ve Rusya gibi neredeyse bütün bu coğrafyalara yayılan bir salgın var. Biz o ülkelerden farklı bir önlem almadık, dolayısıyla Türkiye’de vaka varsa da şu an bilmiyoruz. Ama bu kadar yayılmış bir hastalığın Türkiye’de olmama şansı biraz düşük” dedi.
Ceyhan, maymun çiçeğine karşı koronavirüs salgını döneminde olduğu gibi toplu kapanma ya da maske zorunluluğu gibi önlemler gerekmediğini vurguladı:
“Benim gördüğüm, alınmış bir önlem yok. Önlem deyince zaten COVID gibi solunum yoluyla bulaşan büyük pandemilerden farklı bir hastalık bu. Maske kullanımı ya da iş yerlerinin vs. kapatılmasına gerek yok. Çünkü bu, temasla bulaşan bir hastalık. Erken dönemde tanı koyup, hastanın toplumla temasını kesmek yeterli.”
Ceyhan, maymun çiçeği virüsü için aşı dışında etkin bir koruma olmadığını, bunun için Türkiye’deki risk gruplarının belirlenip aşılanması gerektiğini belirtti ve şunları söyledi:
“Risk grupları özellikle Demokratik Kongo ve etrafındaki Somali, Nijerya, Gine gibi ülkelerden gelen insanlar. En büyük riski onlar taşıyor. Bu insanlar İstanbul’u Batı ülkelerine giden uçuşlar için çok sık kullanıyor. Afrika’dan Türkiye’ye gelen öğrenciler var.
“Diğer taraftan da Türk vatandaşları için düşünürseniz, hemen hemen tüm Afrika ülkelerine THY’nin günlük uçuşları var. İş insanları sıkça gidip geliyor. Birçok yaygın derneğin kıtada faaliyetleri var. Belli ülkelerde Türk askerleri var. Bu grupların hepsini riskli kabul edip, ona göre önlem almak lazım.”
Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Profesör Doktor Mehmet Ceyhan, maymun çiçeğinin solunum yoluyla yayılan virüslere kıyasla daha yavaş yayıldığını ve can kaybının da daha az olduğunu söyledi.
Ceyhan, “Şu an içinde bulunduğumuz pandemide ölüm oranı yüzde 4. 2022’de daha az tehlikeli bir tipini görmüştük, orada yüzde 1’di” diye konuştu.
İlgili haberler
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medya hesabından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Afrika paylaşımını yanıtladı. Erdoğan paylaşımında, “Sayın Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin günümüz şartlarıyla uyumlu ve adil bir şekilde bir reforma tabi tutulması hakkındaki görüşlerinizi samimiyetle ve yüksek sesle ifade etmeniz, dünyanın yeniden adil bir sisteme sahip olması açısından oldukça kıymetlidir.” değerlendirmesinde bulundu.

“‘DÜNYA 5’TEN BÜYÜKTÜR’ DEMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Afrika kıtasının ve tüm Afrikalıların da bu adil sisteme katkı sunabilmesine mutlaka fırsat verilmesi gerektiğini belirten Erdoğan,”Dünyamızda savaşlar etrafımızı daha fazla sarmadan, daha fazla insan ve toplum acı çekmeden, daha fazla masum kanı dökülmeden, küresel barış ve güvenliği temin etme görevini yerine getirmekten uzak olan BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının kökten değiştirilmesi gerekmektedir. İnsanlığın bizden beklentisi budur. Biz, bu beklentilerin bir karşılığı olarak ‘ Dünya 5’ten büyüktür’ demeyi, ‘Daha adil bir dünya mümkün’ anlayışıyla hareket etmeyi sürdüreceğiz. Türkiye olarak, adil bir uluslararası sistem ve günümüz şartlarına uygun bir BM Güvenlik Konseyi’nin oluşması için samimiyetle uğraş veren tüm dostlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.
GUTERRES’İN AÇIKLAMASI
BMGK oturumunda konuşan Guterres, Afrika’nın Konsey’deki temsiliyetine ilişkin açıklamalarda bulunmuş, Konsey’de Afrika’nın temsil edildiği bir reforma acil ihtiyaç duyulduğunu vurgulamıştı. Konsey’in “İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından tasarlandığını ve o dönemin güç yapılarını yansıttığını” kaydeden Guterres, 1945’ten beri dünyanın önemli ölçüde değiştiğini ve Konsey’in yapısının buna “ayak uyduramadığını” söylemişti.
Guterres, 1945’te, şu anki Afrika ülkelerinin çoğunun sömürge yönetimi altında olduğunu ve uluslararası konularda söz hakkının olmadığını hatırlatarak “Dünya’nın önde gelen barış ve güvenlik organında, 1 milyarı aşan nüfusa sahip bir kıta olan Afrika’nın daimi olarak temsil edilmemesini kabul edemeyiz.” ifadelerini kullanmıştı. Guterres, konuşmasını sosyal medyadan da paylaştı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“VAKA SAYISINDA İSTİKRARLI ARTIŞ YAŞANIYOR, 524 KİŞİ ÖLDÜ”
Ghebreyesus, Maymun çiçeği virüsünün Afrika ve diğer bölgelerde daha fazla uluslararası yayılma potansiyeli olasılığı karşısında DSÖ tarafından düzenlenen Acil Durum Komitesi toplantısının ardından değerlendirmelerde bulundu.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde M çiçeği virüsüyle ilgili vakaların 10 yıldan uzun süredir bildirildiğini kaydeden Ghebreyesus, her yıl bildirilen vaka sayısında istikrarlı artışın yaşandığını kaydetti.
Ghebreyesus, “Geçtiğimiz yıl bildirilen vaka sayısı önemli ölçüde arttı. Bu yıl şu ana kadar bildirilen vaka sayısı 14 binden fazla. Hastalıkla ilgili 524 ölüm yaşandı ve geçen yılın toplamını çoktan aştı.” dedi.
Ghebreyesus, komitenin tavsiyesinin, Afrika Birliği’nin dün Afrika ülkelerinde hızla yayılan M çiçeği virüsüne karşı kıta çapında halk sağlığı için acil durum ilan etmesiyle uyumlu olduğunu da kaydetti.
DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus
SAĞLIK BAKANI’NDAN “ALARM SÖZ KONUSU DEĞİL” AÇIKLAMASI
Maymun çiçeği virüsü ve COVID-19’a ilişkin soruları yanıtlayan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ise “Maymun çiçeği ve COVID ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz. Ancak şu anda herhangi bir alarm durumumuz söz konusu değil” dedi.

VİRÜS KEMİRGENLERDEN VEYA ENFEKTE KİŞİLERDEN BULAŞIYOR
M çiçeği virüsü fareler ve sincaplar gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.
İlk belirtiler virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.
Özel bir tedavi yöntemi olmayan hastalığın tedavisi antiviral ilaçlarla yapılıyor. Vakaların büyük bir kısmı hastalığı hafif geçiriyor ve birkaç hafta içinde sağlığına kavuşuyor.
Dünya Sağlık Örgütü, “Maymun çiçeği hastalığı (Monkeypox)” ismini, 2022’de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla “mpox” olarak değiştirdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BM Genel Sekreteri Antonio Guterres yaptığı açıklamada Güvenlik Konseyi’nin yapısını eleştirdi. Guterres, konseyin 2. dünya savaşının galipleri tarafından tasarlandığını kaydederek, “Dünya değişti fakat Konsey buna ayak uyduramadı.” dedi.

“BUNU KABUL EDEMEYİZ…”
Guterres, “Bir milyardan fazla nüfusa sahip Afrika kıtasını temsil eden daimi bir üyenin olmamasını kabul edemeyiz.” ifadeleri kullanırken, konseyin müzakere ve eylemlerinde Afrika’yı dikkate alması gerektiğini vurguladı.

“BMGK’NIN YAPISI KÖKTEN DEĞİŞMELİ”
Başkan Erdoğan ise, Guterres’e X hesabından yanıt verdi. BMGK’nın yapısının kökten değişmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Erdoğan şunları ifade etti:
“Sayın Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin günümüz şartlarıyla uyumlu ve adil bir şekilde bir reforma tabi tutulması hakkındaki görüşlerinizi samimiyetle ve yüksek sesle ifade etmeniz, dünyanın yeniden adil bir sisteme sahip olması açısından oldukça kıymetlidir. Afrika kıtasının ve tüm Afrikalı kardeşlerimizin de bu adil sisteme katkı sunabilmesine mutlaka fırsat verilmelidir.
Dünyamızda savaşlar etrafımızı daha fazla sarmadan, daha fazla insan ve toplum acı çekmeden, daha fazla masum kanı dökülmeden; küresel barış ve güvenliği temin etme görevini yerine getirmekten uzak olan BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının kökten değiştirilmesi gerekmektedir. İnsanlığın bizden beklentisi budur.
“DAHA ADİL BİR DÜNYA MÜMKÜN”
Biz, bu beklentilerin bir karşılığı olarak “Dünya 5’ten Büyüktür” demeyi, “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” anlayışıyla hareket etmeyi sürdüreceğiz. Türkiye olarak, adil bir uluslararası sistem ve günümüz şartlarına uygun bir BM Güvenlik Konseyi’nin oluşması için samimiyetle uğraş veren tüm dostlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.”


Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Uluslararası Sağlık Tüzüğü Acil Durum Komitesi, maymun çiçeği (mpox) virüsünün Afrika’da yayılmaya başlayarak vakaların tehlikeli boyutta artmaya başlaması sebebiyle acil olarak toplandı.
Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Africa CDC) dün son durumla ilgili yaptığı açıklamada halk sağlığı açısından acil durum ilan ettiğini açıklamıştı. DSÖ bugün mpox virüsünün yayılması ve uluslararası acil durum ilan edip etmemek konusunda görüşmek için acil olarak toplandı. Yapılan açıklamada şu ana kadar bildirilen 14 binden fazla vaka ve 524 ölümün olduğu kaydedildi. DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus açıklamasında, ” Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde on yıldan fazla bir süredir mpox rapor ediliyor ve her yıl bildirilen vakaların sayısı bu dönemde istikrarlı bir şekilde arttı. Geçen yıl bildirilen vakalar önemli ölçüde arttı ve bu yıl şu ana kadar bildirilen vakaların sayısı şimdiden 14 binden fazla vaka ve 524 ölümle geçen yılın toplamını aştı. Esas olarak cinsel ağlar yoluyla yayıldığı görülen 1b sınıfının tespit edilmesi özellikle endişe vericidir ve bu Acil Durum Komitesini toplama kararımın ana nedenlerinden biridir. Geçen ay, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne komşu olan ve daha önce mpox bildirmemiş dört ülkede yaklaşık 90 klad 1b vakası rapor edildi: Burundi, Kenya, Ruanda ve Uganda.
DSÖ, bu salgınların etkenlerini anlamak ve ele almak için etkilenen ülkelerin hükümetleri, Afrika CDC’si, STK’lar, sivil toplum ve diğer ortaklarla birlikte çalışmaktadır. DSÖ, sürveyans, hazırlık ve müdahale faaliyetlerini desteklemek için başlangıç olarak 15 milyon ABD Doları gerektiren bölgesel bir müdahale planı geliştirmiştir. Bu müdahaleyi finanse etmek için DSÖ Acil Durumlar Acil Durum Fonu’ndan 1,45 milyon ABD Doları tutarında fon sağladık ve önümüzdeki günlerde daha fazlasını serbest bırakmayı planlıyoruz. Ayrıca bağışçılardan müdahale planının geri kalan kısmını finanse etmeleri için çağrıda bulunuyoruz” dedi.
“İNSANLARIN AŞI VE DİĞER TIBBİ HİZMETLERİ İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
Acil durum toplantısında ayrıca virüs için aşı çalışmaları ve temini konusunda ise, “Bildiğiniz gibi, mpox için iki aşı, DSÖ’nün Bağışıklama Konusunda Stratejik Danışma Uzmanları Grubu tarafından tavsiye edilmektedir ve ayrıca, Nijerya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti dahil olmak üzere, DSÖ listesinde yer alan ulusal düzenleyici otoriteler tarafından da onaylanmaktadır. Geçen hafta, henüz kendi ulusal düzenleyici onayını vermemiş olan düşük gelirli ülkeler için aşıya erişimi hızlandıracak olan mpox aşıları için Acil Kullanım Listesi sürecini başlattım. Acil Durum Kullanım Listesi ayrıca Gavi ve UNICEF gibi ortakların dağıtım için aşı tedarik etmesine de olanak tanır. DSÖ, aşı bağışları konusunda bizimle birlikte çalıştıkları için Üye Devletlere ve aşı üreticilerine minnettardır. Teşhis, aşı, klinik bakım malzemeleri ve diğer araçlara adil erişimi kolaylaştırmak için tüm ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz. Doğu ve orta Afrika’da yayılan salgının ve Afrika içinde ve dışında uluslararası yayılma potansiyelinin ışığında, salgının uluslararası önemi haiz bir halk sağlığı acil durumunu temsil edip etmediği konusunda bana tavsiyelerde bulunmak üzere Uluslararası Sağlık Tüzüğü kapsamındaki bu Acil Durum Komitesini topladım.
Geçen yıl önceki mpox PHEIC’in sona erdiğini ilan ettiğimde, UST kapsamında önümüzdeki hafta sona erecek olan daimi tavsiyelerde bulundum. Ülkelerin kronik mpox riskine yanıt vermelerini desteklemek amacıyla bu sözleşmeleri bir yıl daha uzatmaya karar verdim” açıklaması yapıldı.
HEM HAYVANLARDAN HEM İNSANLARDAN BULAŞIYOR
Mpox virüsü, fiziksel temas ve enfekte olmuş hayvanlardan bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaşma nedenleri arasında yer alıyor.
İlk belirtiler virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Afrika’da maymun çiçeği varyantı nedeniyle panik yaşanıyor.
Maymun çiçeği virüsü olarak da bilinen M çiçeği virüsü yayılmaya devam ediyor.
Virüsün Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırlarını aşması nedeniyle yayılma hızının endişe verici olduğunu söylendi.
Reuters’a göre; Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (Africa CDC) kıta genelindeki maymun çiçeği varyantının alarm verici boyutta olduğunu açıkladı.

ÖLÜMCÜL VARYANT
DSÖ’nün Kongo’daki sözcüsü Reuters’e verdiği demeçte, Kongo’da bu yıl şu ana kadar 503 ölüm dahil 13.000’den fazla şüpheli mpox vakası görüldüğünü ve 2023’ün başından bu yana buradaki toplam vaka sayısının 1.000’den fazla ölümle birlikte yaklaşık 27.000’e çıktığını söyledi.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Türkiye Marka Ofisi Koordinatörü Nur Özkan Erbay, Londra’da “Küresel Yumuşak Güç Zirvesi” kapsamında düzenlenen “Turizmin Geleceği: Sürdürülebilirliğin Ötesine, Yenilenmeye Doğru Yolculuk” başlıklı oturumda konuştu.
Londra’daki Kraliçe 2. Elizabeth Konferans Merkezi’nde düzenlenen zirve kapsamında yapılan oturuma, Erbay’ın yanı sıra Bhutan Kraliyet Hükümeti Turizm Departmanı Genel Müdürü Dorji Dhradhul ile Brand Afrika Genel Müdürü Thebe Ikalafeng konuşmacı olarak katıldı.
Erbay, konuşmasında, turizmin Türkiye’nin yumuşak gücünün “aydınlık yüzü” olduğuna işaret ederek, “Dünyanın en çok ziyaret edilen 4’üncü ülkesiyiz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin 2023’te 50 milyonun üzerinde turist ağırladığının altını çizen Erbay, “yumuşak güç” ifadesinin Türkiye için anlamına değinerek, Türkiye’nin kolektif barışı ilerletmek ve yapıcı diplomasi yaklaşımından söz etti.
Erbay, Türkiye’nin ağırladığı Suriyelilerden küresel ve bölgesel barışa verdiği katkılara kadar birçok alanda atılan adımlardan örnek vererek, “Dünyada barışı sağlamak ve krizleri çözmek Türkiye için tek seferlik ya da spontane gelişen bir eylem değildir.” dedi.
Türkiye’nin Kovid-19 pandemisi döneminde 160 ülkeye tıbbi yardım malzemesi gönderdiğini hatırlatan Erbay, “Yardım eli uzatmak, bir hükümet projesi ya da uluslararası bir yasal yükümlülük değil, kalpten gelen bir durumdur. Eğer yumuşak güç kalpleri kazanmaksa biz sadece kalbimizden gelen fedakarlıkla kalpleri kazanıyoruz.” diye konuştu.
Erbay, Türkiye’nin diplomatik girişimleriyle milyonlarca ton tahılın Karadeniz’den çıkmasının sağlandığına da işaret ederek işbirliğinin önemine de vurgu yaptı.
“Birçok turist artık sürekli olarak Türkiye’de yaşamak istiyor”
“Turizmde yenilenme” kavramıyla ilgili halkta güven oluşturulması gerektiğini söyleyen Erbay, Kapadokya örneğini vererek, “Yerel halkta güven inşa ederseniz, onlar da yatırımlarını kendilerine ve eğitimin yanı sıra yenilenme hedeflerine ulaşmak için temel gerekliliklere yaparlar.” ifadelerini kullandı.
Bu konuda ve beklenmedik sınamalar karşısında uyumlu çalışmanın önemine vurgu yapan Erbay, Türkiye’de geçen sene yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ülkenin gastronomi turizmi merkezlerinin de bulunduğu 11 ili etkilediğini hatırlattı.
Erbay, yenileme ve hayatı yeniden canlandırma çabaları sürerken bu kentlerde turizmin afet öncesi seviyelerine çıktığını belirtti.
Konuşmasında sürdürülebilirlik konusuna da yer veren Erbay, “Sürdürülebilir turist yeni bir kavramken biz bunun ötesine geçtik. Birçok turist artık sürekli olarak Türkiye’de yaşamak istiyor. Çünkü Kovid-19, insanları Türk sağlık sisteminden faydalanmak isteyecek hale getirdi.” dedi.
Türk sağlık sisteminin yalnızca vatandaşlarına değil tüm dünyaya hizmet verdiğinin altını çizen Erbay, Türkiye’nin turizm dışında da birçok şey vadettiğine dikkati çekti.
Erbay, Türkiye’nin enerji alanında attığı sürdürülebilir yatırımlara da konuşmasında yer verdi.
“Tüm kıtaların bir geçmişi var ama Afrika’nın geleceği var”
Bhutan Kraliyet Hükümeti Turizm Departmanı Genel Müdürü Dhradhul da konuşmasında Bhutan’ın mutlu turistler kadar “önemseyen” turistlere de önem verdiğini söyledi.
Ülkelerinin doğası, yerel yaşamı ve kültürünü korumayı öncelediklerini kaydeden Dhradhul, Bhutan’ın güneyindeki Gelephu bölgesinde yeni bir şehir kuracaklarını ve burada doğaya, yaşama ve kültüre önem verenlerin yaşayabileceği huzurlu kent oluşturacaklarını ifade etti.
Dhradhul, Gelephu’nun dünyanın her yerinden turiste ve yerleşmek isteyene de açık olacağını söyledi.
Brand Afrika Genel Müdürü Ikalafeng ise konuşmasında Afrikalı gençlerin ülkelerine turizm, kültür ve sanat alanında katkılarından söz etti.
Dünyanın birçok ülkesinden Afrika kökenlilerin ülkesine döndüğünü, diasporaların ise Afrika ülkelerine kalkınma konusunda önemli destekler verdiğini anlatan Ikalafeng, “Tüm kıtaların bir geçmişi var ama Afrika’nın geleceği var.” sözleriyle kıtanın geleceğinin aydınlık olduğuna vurgu yaptı.
Türkiye, yumuşak gücünü artırmak için bilinçli çaba gösteriyor
Brand Finance’ın düzenlediği “Küresel Yumuşak Güç Zirvesi 2024″ün sona ermesinin ardından “Küresel Yumuşak Güç Endeksi 2024” başlıklı temel bulguların yer aldığı rapor açıklandı.
Raporda, ABD ve İngiltere’nin daha hızlı “yumuşak güç” büyümesi gösterdiğine işaret edilerek, bu iki ülkenin “üst üste üçüncü kez 1. ve 2. sırayı koruduğu” belirtildi.
Raporda, Türkiye’ye atıfta bulunularak, Türkiye’nin daha güçlü “Benzerlik ve Kültür ve Miras” bağlamında aralarında BAE, Suudi Arabistan, ve Katar’ın olduğu Orta Doğu ülkelerinden biraz daha farklı bir profile sahip olduğu kaydedildi ancak Türkiye’nin de aralarında olduğu bu ülkelerin tamamını karakterize eden şeyin, ulus markalaşma projeleri, diplomatik girişimler ve önemli etkinliklere ev sahipliği yaparak yumuşak güçlerini artırmak için bilinçli çaba gösterdiklerine vurgu yapıldı.
Raporda, Türkiye’ye atıfta bulunulan bir diğer bölümde ise yumuşak güç potansiyellerini gerçekleştirmekte zorlanan Hindistan, Güney Afrika ve Brezilya’nın, Türkiye örneğinde olduğu gibi “Uluslararası İlişkiler ve Kültür ve Miras” gibi alanlara daha odaklı yatırım yaparak yumuşak güçte olumlu etki elde edebilecekleri bildirildi.
İsrail, Gazze’yi işgal ederek uluslararası algısı büyük darbe aldı
Raporda, sert gücün yumuşak gücü zayıflattığına işaret edilerek, silahlı çatışmaya giren ülkelerde yumuşak güçte düşüşler görüldüğüne dikkati çekildi.
Bu bağlamda, İsrail’in, Gazze’yi işgalinin ardından yumuşak güç indeksinde 5 basamak gerileyerek tüm zamanların en düşük 32. seviyesine indiğinin altı çizildi.
Raporda, “İsrail’in, Hamas’ın saldırılarının hemen ardından yaygın uluslararası destek aldığı” ancak İsrail’in misilleme olarak Gazze’yi işgal etmesiyle “uluslararası algısının büyük darbe aldığı” ortaya kondu.
Raporda, “(İsrail’in) İtibarı -0,3 düşerek, 18 sıra gerilemiş ve 79. sıraya düşmüştür. 35 özellikten 34’ünde kaydedilen puan düşüşleri ile ulus markasının geneli üzerinde de olumsuz zincirleme etki söz konusudur.” ifadesine yer verildi.
]]>
Türk ve Afrikalı iş insanları WCI Forumu’nda küresel işbirliği fırsatı için bir araya geldi
İSTANBUL – İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici İstanbul’da buluştu.
İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Açılış töreninde siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici ve ihracatçı, 2 gün boyunca ikili iş görüşmelerine katılacaklar.
İWCI Forum bu yıl “Gelecek Afrika’da; geleceği yakala” sloganıyla düzenlenirken uluslararası işbirliği, inovasyon ve Afrika kıtasında sürdürülebilir ticaretin merkezi olmayı hedefliyor. Katılımcılar arasında bulunan iş insanları, ticari heyetler ve üreticiler, etkinlik boyunca çeşitli sektörlerde işbirliği fırsatlarını değerlendirecekler.
“Hizmet ihracatını 2024 yılında 110 milyar dolara çıkartmak istiyoruz”
Bu forumun ülkemiz ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırım fırsatları için bir araya geldiklerini belirten Ticaret Bakanı Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika son zamanlarda sosyal, ekonomik ve siyasal alanda kaydettiği ilerleme ile dünyanın ilgi odağı halindedir. Türkiye ve Afrika kıtası Ortadoğu ve İslam dünyasında ortak kültürel mirasa sahip olmak ile birlikte başlıca ticaret ortaklarımız arasında yer almaktadır. Kıta ile son 5 yılda karşılıklı ticaretimiz yaklaşık 5 kat artış ile 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolara ulaşırken, 2024 yılına ise güzel başladık. Ocak ayında, ikili ticaretimiz yüzde 26 artış ile 3 milyar dolara yükseldiğini gördük. Afrika kıtasına ihracatımız ise 2002 yılına göre 12 kat artarak 2023 yılında 21,3 milyar dolara yükseldi. Kıtada bulunana 54 ülkeye ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 8,3’ünü oluşturuyor. Hizmet ise ihracatı Afrika ile büyük bir potansiyele ulaştı. Türkiye hizmet ihracatını son 20 yılda 7 kat arttırarak 100 milyar dolara ulaştırdı. 2024 yılında bunu 110 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz”
Forumun bu yıl 10’uncusunu düzenlediklerini ifade eden WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, “Bu yıl amacımız, Türk Kobileri ile Afrika traderlerini buluşturmak. Türkiye’den 500 tane kobimiz var ve 68 farklı şehirden insan var. Afrika’dan 53 farklı ülkeden 1600’ın üzerinde iş insanı var. Biz bu sene sonuç odaklı bir strateji yaptık. Bu organizasyon sayesinde bugün burada 2,5 milyon dolar ihracata ulaşmış bir Kayserili bir üreticiyi, 40 bin dolarla başlattığı ticareti yıllık 1 milyon dolar ihracata taşımış Ordulu bir üreticiyi, Batmandan ise bir üreticimizin 120 bin dolara 3 ayda gördüğü hikayeleri paylaştık. Amacımız burada, Türkiye gelişmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa, 244 milyar dolar ihracatımızı, 500 milyar dolara, yüzde 1,06 olan dünya ticaretinden aldığımız payı yüzde 1,30’a çıkartmış oluruz. Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz” ifadelerini kullandı.
“Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı var”
Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı olduğunu belirten Bengisu, “Afrika’nın artık teknolojik yatırımlar, sanayi ile ilgili iletişim kurmak, ulaşım, telekomünikasyon, iletişim gibi alanlara ihtiyaçlar var. O yüzden bu alanlar için Türkiye Afrika için önemli bir fırsat. Afrika’nın tabiki tekstile, inşaat gibi birçok alana ihtiyacı var. Ama artık öncelikler değişti. Odağımızı artık açtık. Bugüne kadar uzanmadığımız ülkelere uzanıyoruz. Yeşil burun, Angola, Mozambik gibi ülkelere uzandık. Burada bugün 50 tane Portekizce konuşan müşterilerimiz var.
]]>
İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici İstanbul’da buluştu.
İstanbul 10’uncu Dünya Sektörler Arası İşbirliği Forumu’na (WCI Forum) ev sahipliği yapıyor. Açılış töreninde siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimleri bir araya geldi. Afrika’nın 50 farklı ülkesinden gelen 1500’e yakın iş insanı ile Türkiye’den 400’ü aşkın üretici ve ihracatçı, 2 gün boyunca ikili iş görüşmelerine katılacaklar.
İWCI Forum bu yıl “Gelecek Afrika’da; geleceği yakala” sloganıyla düzenlenirken uluslararası işbirliği, inovasyon ve Afrika kıtasında sürdürülebilir ticaretin merkezi olmayı hedefliyor. Katılımcılar arasında bulunan iş insanları, ticari heyetler ve üreticiler, etkinlik boyunca çeşitli sektörlerde işbirliği fırsatlarını değerlendirecekler.
“Hizmet ihracatını 2024 yılında 110 milyar dolara çıkartmak istiyoruz”
Bu forumun ülkemiz ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaret ve yatırım fırsatları için bir araya geldiklerini belirten Ticaret Bakanı Yardımcısı Özgür Volkan Ağar, “Afrika son zamanlarda sosyal, ekonomik ve siyasal alanda kaydettiği ilerleme ile dünyanın ilgi odağı halindedir. Türkiye ve Afrika kıtası Ortadoğu ve İslam dünyasında ortak kültürel mirasa sahip olmak ile birlikte başlıca ticaret ortaklarımız arasında yer almaktadır. Kıta ile son 5 yılda karşılıklı ticaretimiz yaklaşık 5 kat artış ile 2023 yılında yaklaşık 32 milyar dolara ulaşırken, 2024 yılına ise güzel başladık. Ocak ayında, ikili ticaretimiz yüzde 26 artış ile 3 milyar dolara yükseldiğini gördük. Afrika kıtasına ihracatımız ise 2002 yılına göre 12 kat artarak 2023 yılında 21,3 milyar dolara yükseldi. Kıtada bulunana 54 ülkeye ihracatımız, toplam ihracatımızın yüzde 8,3’ünü oluşturuyor. Hizmet ise ihracatı Afrika ile büyük bir potansiyele ulaştı. Türkiye hizmet ihracatını son 20 yılda 7 kat arttırarak 100 milyar dolara ulaştırdı. 2024 yılında bunu 110 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz”
Forumun bu yıl 10’uncusunu düzenlediklerini ifade eden WCI Forum Başkanı Utku Bengisu, “Bu yıl amacımız, Türk Kobileri ile Afrika traderlerini buluşturmak. Türkiye’den 500 tane kobimiz var ve 68 farklı şehirden insan var. Afrika’dan 53 farklı ülkeden 1600’ın üzerinde iş insanı var. Biz bu sene sonuç odaklı bir strateji yaptık. Bu organizasyon sayesinde bugün burada 2,5 milyon dolar ihracata ulaşmış bir Kayserili bir üreticiyi, 40 bin dolarla başlattığı ticareti yıllık 1 milyon dolar ihracata taşımış Ordulu bir üreticiyi, Batmandan ise bir üreticimizin 120 bin dolara 3 ayda gördüğü hikayeleri paylaştık. Amacımız burada, Türkiye gelişmek isteyen bir ülke olmak istiyorsa, 244 milyar dolar ihracatımızı, 500 milyar dolara, yüzde 1,06 olan dünya ticaretinden aldığımız payı yüzde 1,30’a çıkartmış oluruz. Kobilerimizi motive edersek, 250 bin firmamızı her yıl düzenli bir ihracat yapan bir rotaya otururuz” ifadelerini kullandı.
“Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı var”
Afrika’nın, yeni yatırımlara ihtiyacı olduğunu belirten Bengisu, “Afrika’nın artık teknolojik yatırımlar, sanayi ile ilgili iletişim kurmak, ulaşım, telekomünikasyon, iletişim gibi alanlara ihtiyaçlar var. O yüzden bu alanlar için Türkiye Afrika için önemli bir fırsat. Afrika’nın tabiki tekstile, inşaat gibi birçok alana ihtiyacı var. Ama artık öncelikler değişti. Odağımızı artık açtık. Bugüne kadar uzanmadığımız ülkelere uzanıyoruz. Yeşil burun, Angola, Mozambik gibi ülkelere uzandık. Burada bugün 50 tane Portekizce konuşan müşterilerimiz var. – İSTANBUL
]]>
Türkiye’deki Afrika diasporası arasında birlik ve beraberliğin geliştirilmesi amacıyla kurulan Bizim Afrika Platformunun düzenlediği “Türkiye’deki Afrika Diasporası Forumu” İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde yapıldı.
Afrikalı akademisyen, diplomat, öğrenci ve iş insanları ile kıtaya ilgi duyan ve bu alanda farklı çalışmalar yürüten kişilerin katıldığı forumda, Afrika diasporasının sorunları konuşuldu.
Bizim Afrika Platformu Genel Koordinatörü Faruk Mintoiba, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Afrika dışında yaşayan Afrikalılar olarak ilk kez Türkiye’de bir araya gelerek bu forumu düzenlediklerini belirtti.
Mintoiba, “Foruma, Afrikalı yazar, müzisyen, entelektüel olmak üzere farklı kesimlerden kişiler katılıyor. Burada diasporadaki Afrikalıların sorunlarını ve çözüm yollarını konuşmak istiyoruz.” dedi.
Forumda Türkiye-Afrika ilişkilerinin güçlendirilmesinde diasporanın yeri, Afrikalıların Türkiye’deki geleceği ve kültürler arası ilişkiler gibi başlıklarda paneller düzenlendiğini ifade eden Mintoiba, Türkiye’de Afrika diasporasının birlik ve beraberliği, ileriye yönelik daha yapıcı adımların atılması için çalışmalarının devam edeceğini söyledi.
Bizim Afrika Platformunun 2022’de faaliyete geçtiğine değinen Mintoiba, Türkiye’de zaman zaman yabancılarla ilgili yaşanan sorunların çözümü için Afrikalılar olarak her zaman yapıcı katkı sunmayı amaçladıklarını belirtti.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler öğrencisi ve Bizim Afrika Genel Sekreteri Madagaskarlı Harena Rilamasinavalona Rabiarison ise Türkiye’deki Afrika diasporasının sayısının her geçen gün arttığını kaydederek, “Türkiye’de Afrika’nın farklı ülkelerinden öğrenciler bulunuyor. Bizim de amacımız bu öğrenciler arasındaki ilişkileri güçlendirmek.” şeklinde konuştu.
Rabiarison, “Bu platformla tecrübelerimizi paylaşıyoruz, sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bu sorunları hem Afrikalılar olarak hem de Türkiye’deki resmi makamlarla işbirliği içinde azaltmayı hedefliyoruz.” ifadesini kullandı.
Binlerce Afrikalı genç Türkiye’de eğitim alıyor
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) İstanbul Koordinatörü Emre Oruç da forumda yaptığı konuşmada, YTB olarak tüm dünyada olduğu gibi Afrika’da da çalışmalar yürüttüklerini dile getirdi.
Türkiye’deki Afrika diasporasının deneyimleri ve karşılaşılan zorlukları ele almak üzere bir araya geldiklerini belirten Oruç, “Bu toplantının ele alacağı konuların konuşulması, tartışılması ve farklı bölgelerdeki tecrübelerin paylaşılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorum.” dedi.
2012’den bu yana yaklaşık 12 bin Afrikalı öğrenciye burs verildiğini anlatan Oruç, 2023’te bu kıtadan 35 binin üzerinde başvuru alındığını ve 941 öğrenciye burs desteği sağlandığını bildirdi.
Oruç, “Türkçe öğrenmek ve Türkiye’yi yakından tanımak isteyen kamu görevlileri, akademisyenler ve araştırmacılara yönelik tasarlanan KATİP programı kapsamında, 2014 yılından itibaren 82 farklı ülkeden 178 katılımcı ülkemizde 8 ay süreyle misafir edilmiştir. Bu katılımcılardan 74’ü Afrika’nın 29 ülkesini temsilen programa katılmıştır. Afrika Medya Temsilcileri Eğitim Programı’na (AFMED) ise 23 Afrika ülkesinden 56 Afrikalı medya temsilcisi katılmıştır.” diye konuştu.
Emre Oruç, YTB ile Afrika Birliği (AfB) arasında, diaspora, yükseköğrenim bursları, bilimsel ve akademik araştırma programları, dil öğrenimi ve kısa dönem eğitim programlarına ilişkin ortak çalışmaların artırılması hedefiyle 2021’de işbirliği protokolü imzalandığını ifade etti.
Forumda, Afrika’nın kültürel zenginliğini tanıtan etkinlikler ve müzik dinletileri yapıldı.
]]>
Bir düşünce kuruluşunun hazırladığı rapora göre Rusya, stratejik öneme sahip doğal kaynaklara erişim karşılığında, Afrika’daki hükümetlere “rejimi ayakta tutma” konusunda destek sağlıyor.
Savunma ve güvenlik alanındaki çalışmalarıyla bilinen İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’nin hazırladığı rapor, “Wagner Afrika’da: Rus paralı asker grubu nasıl yeniden şekillendi?” başlığını taşıyor.
Rus hükümetinin iç belgeleri, Batılı şirketleri stratejik öneme sahip bir bölgeden uzaklaştırmak amacıyla Batı Afrika’daki madencilik yasalarını değiştirmek için nasıl çalıştığını da detaylandırıyor.
Bu çalışmalar, Rus hükümetinin Haziran 2023’te başarısız bir darbenin ardından dağılan Wagner paralı asker grubunun yaptığı işleri devralma sürecinin bir parçası.
RUSI’de kara savaşı uzmanı ve raporun yazarlarından biri olan Jack Watling bu durumu “Rus devletinin Afrika politikasının açığa çıkması” olarak nitelendiriyor.
Haziran 2023’te Yevgeni Prigojin muhtemelen dünyanın en korkulan ve en ünlü paralı askeriydi. Wagner Grubu milyarlarca dolar değerinde şirketi ve projeyi kontrol ediyor, paralı askerleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin merkezinde yer alıyordu.
Prigojin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’i tehdit edecek şekilde askerleriyle Moskova’ya doğru yürüyüşe geçmesi ardından Wagner grubu liderlerinin büyük bir kısmıyla birlikte şüpheli bir uçak kazasında öldü.
Watling’e göre, “Prigojin’in isyanından kısa bir süre sonra Kremlin’de yapılan bir toplantıda Wagner’in Afrika operasyonlarının doğrudan Rus askeri istihbaratı GRU’nun kontrolü altına girmesine karar verildi”.
Kontrol, 29155 Birimi’nin başındaki General Andrey Averyanov’a verilecekti. Bu birim, yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırma ve suikastlar konusunda uzmanlaşmış gizli operasyonları yürütüyordu.
Ancak General Averyanov’un yeni görevi hükümetleri istikrarsızlaştırmak değil, Rusya’nın madenlere erişimini sağlama karşılığında bu hükümetlerin geleceğini güvence altına almaktı.
Eylül ayı başında General Averyanov, Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov ile birlikte Afrika’daki eski Wagner operasyonlarını kapsayan bir tura başladı.
Libya’nın bir kısmını kontrol altında tutan General Halife Hafter, Burkina Faso’daki darbe lideri İbrahim Traoré ile görüştükten sonra, muhtemelen kıtadaki en köklü Wagner operasyonunun merkezi olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ve cunta liderleriyle görüşmek üzere Mali’ye gittiler.
Daha sonra geçen yıl Nijer’de darbe ardından iktidarı ele geçiren askerlerden biri olan General Salifou Modi ile görüştüler.
Toplantı tutanakları, Wagner’in kıtadaki ortaklarına, Prigojin’in ölümüyle anlaşmalarının sona ermediği konusunda güvence verildiğini gösteriyor.
Burkina Faso’daki görüşme tutanağı, askerlerin eğitimi de dahil olmak üzere “askeri alanda işbirliğinin devam edeceğini” gösteriyordu.
Kısacası Prigojin’in ölümü cuntanın Rusya ile ilişkilerinin sonu anlamına gelmiyordu; bazı açılardan daha da derinleşecekti.
Wagner ile yakın bağları olan üç Batı Afrika ülkesi Mali, Nijer ve Burkina Faso’da son yıllarda askeri darbeler oldu. Bu ülkeler Afrika bölgesel örgütü ECOWAS’tan çekilerek “Sahel Devletleri İttifakı”nı kurdular.
Mali’de eski sömürgeci güç olan Fransa devre dışı bırakılıp yerine Wagner grubunun güvenlik operasyonları ve Rus desteği geçti.
Amber Danışmanlık şirketinden Afrika uzmanı Edwige Sorgho-Depagne, bu gelişmede pragmatizmin ötesinde nostaljinin de rolünü vurguluyor ve “Bu ülkelerde Rusya yeni bir müttefik değil. Rusya daha önce 1970-80’lerde de oradaydı. Daha iyi bir zamana geri dönme hayali var ve bu Rusya ile ilişkilendiriliyor” diyor.
Bu ülkeleri yöneten askeri cuntalar için Rusya’nın askeri varlığının önemine işaret eden Depagne’ye göre, “Rus paralı askerleri askeri cuntayı korumak için getiriliyor ve istedikleri kadar kalmalarına izin veriliyor.”
Wagner’in güvenlik operasyonları karşılıksız değildi. Birçok Afrika ülkesi gibi Mali de kereste, altın, uranyum ve lityum gibi değerli ve stratejik öneme sahip doğal kaynaklar açısından zengin.
Watling’e göre Wagner köklü bir geleneğe uygun hareket ediyordu: “Rusya’da standart bir işleyiş tarzı vardır; operasyonel maliyetleri ticari faaliyetlerle karşılarsınız. Afrika’da bu öncelikle madencilik imtiyazları yoluyla gerçekleşiyor.”
Wagner’in faaliyet gösterdiği her ülkede değerli doğal kaynakları güvence altına aldığı ve bunları sadece maliyetleri karşılamak için değil, önemli gelirler elde etmek için de kullandığı belirtiliyor. Blood Gold Report’a göre Rusya son iki yılda Afrika’dan 2,5 milyar dolar değerinde altın çıkardı ve bu da muhtemelen Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine yardımcı oldu.
Bu ay, eskiden Wagner’in paralı askerleri olan Rus savaşçılar Mali’nin Burkina Faso sınırına yakın Intahaka altın madeninin kontrolünü ele geçirdi. Watling’e göre Rusya ayrıca, “Batı’nın kritik mineral ve kaynaklara erişim üzerindeki kontrolünü kaldırmaya çalışıyor”.
Mali’de cuntaya doğal kaynaklar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için madencilik kanunu değiştirildi. Bu süreçte Avustralyalı bir lityum madeni, kanunun uygulanmasına ilişkin belirsizlik nedeniyle hisselerinin alım satımını askıya aldı.
Lityum ve altın madenleri önemli olsa da, Dr Watling’e göre muhtemelen daha da büyük bir stratejik sorun var: “Nijer’de Ruslar, Fransa’nın ülkedeki uranyum madenlerine erişimini ortadan kaldıracak benzer bir dizi imtiyaz elde etmeye çalışıyor.”
‘Seferi Birlik’
Mali’de madenler üzerinde sağlanan kontrolün Nijer’de de yapılmasına odaklanan Rus iç yazışmaları raporda detaylandırılıyor. Rusya Batı Afrika’nın uranyum madenlerinin kontrolünü ele geçirmeyi başarırsa, Avrupa bir kez daha Rusya’nın “enerji şantajına” maruz kalabilir.
Fransa, nükleer enerjiye dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla bağımlı. 56 reaktörle ülke enerjisinin yaklaşık üçte ikisini bu şekilde üretiyor. Reaktörler için gereken uranyumun yaklaşık beşte biri Nijer’den ithal ediliyor. Eski sömürgeci gücün Nijer gibi ülkeleri sömürdüğüne dair iddialarla birlikte, daha önce de ticaret koşulları hakkında şikayetler gündeme gelmişti.
Watling’e göre, “Rusya’nın kullandığı söylem, Batılı devletlerin temelde sömürgeci bir tutum içinde oldukları yönünde. Bu çok ironik çünkü bu rejimleri izole etmeye, elitlerini kontrol etmeye ve doğal kaynaklarını çıkarmaya odaklanan Rus yaklaşımı da oldukça sömürgeci”.
Gerçekte, “Seferi Birlik” Rus dış politikasında radikal bir değişimden ziyade “Wagner 2.0” gibi görünüyor. Prigojin Afrika kıtasında derin siyasi, ekonomik ve askeri bağlar kurmuştu – bu karmaşık ağı parçalamak zor ve ters etki yaratacaktı.
“Seferi Birlik” aynı ülkelerde, aynı teçhizatla ve görünüşe göre aynı nihai hedefle faaliyet gösteriyor.
Watling’e göre temel değişiklik “Rusya’nın politikasını izlerken gösterdiği aşırılıkta” yatıyor. Prigojin’in Wagner Grubu Rusya’ya her zaman operasyonlarında ve yurtdışındaki nüfuzunda inkar olanağı sağlamıştı.
Ukrayna’nın işgalinin ardından, Batı güvenlik aygıtındaki pek çok kişi Rusya’nın maskesinin düştüğünü söylüyor.
Watling’e göre, “Uluslararası krizlerimizi daha da derinleştirmeye, başka yerleri ateşe vermeye ve zaten var olan yangınları genişleterek dünyayı daha az güvenli bir yer haline getirmeye çalışıyorlar”.
“Nihayetinde, şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel rekabette bizi zayıflatıyor. Yani etkisi hemen hissedilmiyor ama zaman içinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
]]>
Türkiye Organ Nakli Vakfı Başkanı Dr. Eyüp Kahveci, “Birçok Afrika ülkesi organ nakli programlarını başlatmak için bizden teknik yardım istedi. Şu anda Burkina Faso, Çad, Nijer, Mali ve Moritanya ile görüşmelerimiz devam ediyor. Türk ekipleri olarak bu ülkelerde kapasite geliştirme programları yürüteceğiz.” dedi.
Dr. Kahveci, Mısır Nefroloji ve Transplantasyon Derneğince, Mısır’ın başkenti Kahire’deki bir otelde düzenlenen 42. Mısır Ulusal Organ Nakli Kongresine konuşmacı olarak katıldı.
Eyüp Kahveci, sunumunda Türkiye’deki organ bağışı ve nakil sistemini anlattı, Türkiye’nin bu alandaki deneyimini meslektaşlarıyla paylaştı. Türkiye’nin organ naklinde önde gelen ülkelerden biri olduğunu söyleyen Dr. Kahveci, organ bağışı ve nakliyle ilgili yürüttükleri uluslararası işbirliği programları hakkında bilgi verdi.
Batı Afrika’nın nakillerini Senegal’de başlattık
Kongrenin ardından AA muhabirine açıklama yapan Dr. Kahveci, 42. Mısır Ulusal Organ Nakli Kongresine Türkiye’den 3 uzman doktorun davet edildiğini, 20 Türk doktorun da katılımcı olarak kongrede bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin organ naklinde bölgede lider ülke konumunda olduğunu, bazı uygulamalarda ise dünyada sayılı ülkeler arasında yer aldığını ifade eden Dr. Kahveci, “Burada Türkiye’nin organ nakli alanındaki deneyimlerini paylaşma fırsatı bulduk. Kongreye Orta Doğu ve Afrika ülkelerinin bir çoğundan katılım oldu. Kongrede hem Mısır hem de diğer ülkelerle işbirliği fırsatlarını görüşme, tartışma imkanı bulduk.” diye konuştu.
Afrika ülkeleriyle yürüttükleri işbirliğine değinen Kahveci, “Senegal’de yürüttüğümüz teknik yardım ve işbirliği programı çerçevesinde 2 ay önce Batı Afrika’nın ilk organ nakillerini Senegal’de başlattık.” dedi.
Senegal’deki nakillerin uluslararası medyaya yansımasıyla birlikte diğer Afrika ülkelerinden de talepler geldiğini bildiren Dr. Kahveci, “Bir çok Afrika ülkesi organ nakli programlarını başlatmak için bizden teknik yardım istedi. Şu anda Burkina Faso, Çad, Nijer, Mali ve Moritanya ile görüşmelerimiz devam ediyor. Türk ekipleri olarak bu ülkelerde kapasite geliştirme programları yürüteceğiz.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlardan organ bağışı konusunda daha duyarlı olmasını da isteyen Dr. Kahveci, şunları söyledi:
“Sağlık Bakanlığı verilerine göre 30 bin civarında hastanın hayata dönmek için organ beklediğini görmekteyiz. Hiçbir canlı vericisi olmayan bu hastalar bekleme listesinde. Ancak ölen insanların bağışlanacak organlarıyla hayata tutunmak için bekleyen hastalar bunlar. Bu noktada toplumsal dayanışma önemli. Daha fazla desteğe ihtiyaç var. Vatandaşlarımızın organ bağışı konusunda daha duyarlı davranmasını, bekleme listelerinde bulunan çocuklara, gençlere, yetişkinlere hayata tutunma fırsatı sağlamasını istiyoruz. Biz ancak bu şekilde bir organa erişebilirsek organ nakli bekleyen hastalara çare üretebiliyoruz.”
“Afrika’ya önemli katkılarımız oldu”
Avrupa Transplantasyon Derneği Böbrek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Barış Akin ise böbrek nakli sonrası hemodiyaliz amaçlı açılan damar yollarıyla ilgili değerlendirmede bulundu.
Prof. Dr. Akin, Mısır Nefroloji ve Transplantasyon Derneğince düzenlenen kongrede, hem Türkiye’yi hem de böbrek kurulu başkanlığını yürüttüğü Avrupa Transplantasyon Derneğini temsilen bulunduğunu söyledi.
Organ nakli konusunda Türkiye’nin Afrika ülkelerine önemli destek sağladığını ifade eden Prof. Dr. Akin, “Özellikle eğitim konusunda yaptığımız çalışmalar sayesinde tüm Afrika’nın bir araya gelmesine, hatta Afrika Transplantasyon Derneğinin oluşup ileri gitmesine önemli katkımız oldu.” dedi.
Türkiye’nin böbrek ve karaciğer naklinde Avrupa’da öncü ülkelerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Akin, şunları söyledi:
“Biz canlıdan nakil, yani yakınlarına böbrek veren kişilerden organların alınıp nakledilmesinde Avrupa’da öncü ülkelerden biriyiz. Bu konuda Orta Doğu ve Afrika’nın da aralarında olduğu pek çok bölgeye eğitim ve alt yapı desteği sağlıyoruz. Bu sayede Türkiye’nin tüm dünyaya organ nakli konusunda önemli bilimsel katkısı oluyor. Türkiye, organ naklindeki başarısını eğitim ve alt yapı desteğiyle tüm Afrika’ya ulaştırmış durumda. Pek çok ülkede önemli adımlar atılıyor. Geçtiğimiz dönemde Senegal’de ilk böbrek nakli yine Türkiye’nin eğitimi ve desteği sayesinde sağlandı. Bunların hepsi Türkiye’nin Afrika üzerindeki itibarına oldukça önemli katkı sağlıyor. Biz bu alandaki birikimimizi dünyayla paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.”
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu da kongredeki sunumunda, böbrek yetmezliğinin son aşamasında bulunan hastalar için tedavi yöntemi olan periton diyalizindeki güncel uygulamalar hakkında bilgi verdi.
Prof. Dr. Kazancıoğlu, sunumun ikinci bölümünde, kronik böbrek hastalarının tedavi süreçleri konusunda sağlık çalışanlarıyla iletişim halinde olmalarının ve güncel tedaviler konusunda bilgilendirilmelerinin önemini vurguladı. Kazancıoğlu kongrede, Türkiye’nin organ nakli konusundaki deneyimlerini Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden gelen doktorlara aktarma fırsatı bulduklarını dile getirdi.
]]>
Steve, su satmak ve geçimini sağlamak için eşeklerine güveniyordu. 20 bidon su yüklü arabasını çekiyorlardı. Derileri için çalındıklarında Steve artık çalışamaz hale geldi.
O gün de diğerleri gibi başladı. Steve sabah saatlerinde Nairobi’deki evinden çıktı ve hayvanlarını almak için tarlaya gitti.
“Onları göremedim. Bütün gün, bütün gece ve ertesi gün onları aradım.”
Üç gün sonra bir arkadaşı arayıp hayvanların iskeletlerini bulduğunu söyledi.
Steve, “Öldürülmüşlerdi, kesilmişlerdi, derileri alınmıştı” diye anlatıyor.
Bu tür eşek hırsızlıkları Afrika’nın pek çok bölgesinde ve dünyada eşek nüfusunun yüksek olduğu yerlerde giderek yaygınlaşıyor.
Steve ve eşekleri, küresel eşek derisi ticaretinden etkilenenler arasında.
Çin’deki ilaca talep yüksek
Eşek derisi ticaretinin kökeni, Kenya’daki o tarladan binlerce kilometre uzakta, Çin’e uzanıyor.
Çin’de eşek derisindeki jelatin ile yapılan, Ejiao adlı geleneksel bir ilaca talep çok yüksek.
Bu ilacın sağlığı geliştirici ve gençliği koruyucu özelliklere sahip olduğuna inanılıyor.
Eşek derileri kaynatılarak jelatin elde ediliyor ve bu jelatin toz, hap veya sıvı haline getiriliyor veya yiyeceklere ekleniyor.
Eşek derisi ticaretine karşı kampanya yürütenler, Steve gibi insanlar ve eşeklerinin, Ejiao’ya olan olağanüstü talebin kurbanı olduklarını söylüyor.
2017’den bu yana kampanya yürüten Donkey Sanctuary (Eşek Barınağı) adlı kuruluş, yeni bir raporda dünyada her yıl en az 5,9 milyon eşeğin Ejiao yapımı için katledildiğini tahmin ediyor.
BBC bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı, ancak yardım kuruluşu talebin giderek arttığını söylüyor.
Ejiao endüstrisi için tam olarak kaç eşeğin öldürüldüğünü anlamak pek kolay değil.
Zirvede görüşülecek
Dünyadaki yaklaşık 53 milyon eşeğin üçte ikisinin Afrika’da yaşadığı düşünülüyor.
Afrika’da endüstriye yönelik çeşitli düzenlemeler bulunuyor.
Eşek derisi ihracatı bazı yasa dışı bir suç olarak sayılıyor.
Ancak talebin ve eşek derisi fiyatlarının yüksek olmasıyla eşek hırsızlığının körüklendiği söyleniyor.
Eşek Barınağı, eşeklerin kaçırılarak ticaretin yasal olduğu yerlere götürüldüğünü söylüyor.
Ancak, Afrika ülkeleri ve Brezilya hükümetinin, azalan eşek nüfusuna tepki olarak eşeklerin kesilmesini ve ihraç edilmesini yasaklamaya hazırlanmasıyla yakında bir dönüm noktası yaşanabilir.
Afrika genelinde endüstriyi yasaklamayı öngören yeni bir yasa tasarısı, 17 ve 18 Şubat tarihlerinde tüm devlet liderlerinin bir araya geldiği Afrika Birliği Zirvesi’nde gündemde olacak.
Eşek Barınağı için çalışan ve Nairobi’de bulunan Solomon Onyango, “2016 ile 2019 yılları arasında Kenya’daki eşeklerin yaklaşık yarısının [deri ticareti için] katledildiğini tahmin ediyoruz” diyor.
Afrika ve Brezilya’daki yasaklar ticareti başka yerlere kaydırabilir mi?
Ejiao üreticileri eskiden Çin’den temin edilen eşek derilerini kullanıyordu.
Ancak Çin’deki Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na göre ülkedeki eşek sayısı 1990’da 11 milyon iken 2021’de iki milyonun altına düştü.
Aynı zamanda, Ejiao niş bir lüks olmaktan çıkıp popüler, yaygın olarak bulunabilen bir ürün haline geldi.
Çinli şirketler deriyi başka ülkelerde aramaya başladı. Afrika, Güney Amerika ve Asya’nın bazı bölgelerinde eşek mezbahaları kuruldu.
Afrika’da bu durum, ticaret üzerinden acımasız bir çekişmeye yol açtı.
Eşek eti tüketiminin tabu olduğu Etiyopya’da bulunan iki eşek mezbahasından biri 2017 yılında halkın protestoları ve sosyal medyada insanların tepkisi üzerine kapatıldı.
Tanzanya ve Fildişi Sahili gibi ülkeler 2022 yılında eşek derisi kesimini ve ihracatını yasakladı, ancak Çin’in komşusu Pakistan bu ticarete kucak açtı.
Geçen yılın sonunda Pakistan basınında yer alan haberlerde, “en iyi cinslerden bazılarını” yetiştirmek üzere ilk “resmi eşek yetiştirme çiftliğinin” kurulduğu duyuruldu.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston’a göre bu oldukça kârlı bir işe dönüştü.
Johnston, Çin’de 2013 yılında yaklaşık 3,2 milyar dolar değerindeki Ejiao pazarının 2020 yılında yaklaşık 7,8 milyar dolara yükseldiğini söylüyor.
Bu durum halk sağlığı yetkilileri, hayvan refahı kampanyacıları ve uluslararası suç araştırmacıları için bir endişe kaynağı haline geldi.
Oxford Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı bir göre eşek derisiyle birlikte çeşitli diğer yasa dışı yaban hayatı ürünlerinin ticareti de yapılıyor.
Pek çok kişi, ulusal yasakların bu ticareti daha da yeraltına iteceğinden endişe ediyor.
Ülkeler için temel bir soru da şu: Gelişmekte olan bir ekonomi için eşeklerin ölüsü mü yoksa dirisi mi daha değerli?
Eşek Barınağı’nda veteriner olan Faith Burden, eşeklerin dünyanın pek çok yerinde kırsal yaşamın “kesinlikle ayrılmaz bir parçası” olduğunu söylüyor.
Eşeklerin güçlü ve uyum sağlayabilen hayvanlar olduğunu söyleyen Burden, “Bir eşek belki de 24 saat boyunca su içmeden durabilir ve herhangi bir sorun yaşamadan çok hızlı bir şekilde yeniden sıvı alabilir” diyor.
Ancak tüm bu özelliklerine rağmen eşekler kolay ya da hızlı bir şekilde üremiyor.
Bu yüzden de kampanyacılar, ticaretin kısıtlanmaması halinde eşek nüfusunun azalmaya devam edeceğinden ve daha fazla yoksul insanı bir yaşam çizgisinden ve bir arkadaştan mahrum bırakacağından korkuyor.
Ejiao’nun tarihi
Ejiao, kanı güçlendirmekten uykuya yardımcı olmaya ve doğurganlığı artırmaya kadar sayısız faydası olduğuna inanılan binlerce yıllık bir ilaç.
Ancak 2011 yılında Çin’de yayınlanan ve bir imparatorluk sarayını anlatan bir televizyon TV programında popülaritesi artmaya başladı.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston, “Zekice bir ürün yerleştirmeydi. Dizideki kadınlar güzel ve sağlıklı olabilmek için her gün Ejiao kullanıyordu. Bu elit kadınlığın bir ürünü haline geldi. İronik bir şekilde, bu artık birçok Afrikalı kadının hayatını mahvediyor” diyor.
]]>
Senegal, dünyada giderek yaygınlaşan elektronik spor (espor) alanında yatırımlara devam ederek, Batı Afrika’da bu alanda liderliğe oynuyor.
Profesyonellerin katıldığı organize video oyunu yarışmalarını niteleyen espor, Afrika kıtasında da her geçen gün adından daha çok söz ettiriyor.
Genç ve giderek artan nüfusunun yanı sıra Kovid-19 salgınıyla hızlanan dijitalleşmenin, Afrika’yı küresel olarak en umut verici oyun pazarlarından biri haline getirebileceği tahmin ediliyor.
Kıtada nüfusun ancak yüzde 40’ı internet erişimine sahip olsa da kişi bazlı değerlendirildiğinde Afrika’da, Latin ve Kuzey Amerika ile Orta Doğu’ya göre daha fazla kişi internete ulaşabiliyor.
“The Council on Foreign Relations (CFR)” isimli düşünce kuruluşunun 2019 raporuna göre, Afrika kıtasında 525 milyon kişi internet kullanırken, bu rakam Latin Amerika’da 447 milyon, Kuzey Amerika’da 328 milyon ve Orta Doğu’da 174 milyon olarak kayda geçti.
Afrika, espor alanında gelecek vaat ediyor
Öte yandan Güney Afrika, espor alanında kıtanın lider ülkesi olurken, onu Mısır, Fas, Tunus, Kenya ve Senegal izliyor.
Yaklaşık 59 milyon nüfusa sahip ve 24 milyon kişinin video oyunu oynadığı Güney Afrika aynı zamanda kıtada en fazla video oyunu oynanan ülke konumunda bulunuyor.
Oyun endüstrisi hakkında analiz ve raporlar paylaşan, dünyada oyun endüstrisinin lideri olarak bilinen “Newzoo” şirketi ile Afrika merkezli video oyun şirketi “Carry1st”in ortak hazırladığı 2021 tarihli raporda, esporun Afrika’da hızla büyüdüğüne dikkati çekildi.
Rapora göre, Sahra Altı Afrika’da 2015’te 77 milyon olan video oyunu oyuncu sayısı, 2021’de 186 milyona çıktı. Afrika’daki oyuncuların yüzde 95’i konsol veya bilgisayarın yerine akıllı telefon ve tabletleri tercih ediyor.
Raporda görüşlerine yer verilen Carry1st’in kurucularından Cordel Robbin-Coker da Afrika’nın oyun dünyasının geleceği olacağını belirterek, kıtada video ve mobil oyun patlaması yaşandığını vurguladı.
Afrika’nın ilk espor stadyumu Senegal’de inşa ediliyor
Dünya Bankası 2021 verilerine göre, nüfusun yüzde 58’inin bireysel internet kullanıcısı olduğu Senegal, espor alanında Batı Afrika’da önemli bir yer elde etmek istiyor.
2026 Gençlik Olimpiyatları’nın düzenleneceği Senegal, kıtanın ilk espor stadyumuna da ev sahipliği yapacak.
Gençlik Olimpiyatları’nda yarışacak disiplinlerden birisi olması beklenen espor müsabakaları başkent Dakar’da inşası devam eden stadyumda oynanacak.
Toplam maliyetinin yaklaşık 5 milyon dolar olacağı tahmin edilen stadyumun, 2026 Gençlik Olimpiyatları’ndan önce tamamlanması bekleniyor.
Hali hazırda Spor Bakanlığı bünyesinde 2021’de kurulan “Esporun Geliştirilmesi Ulusal Komitesi (CONAPES) de ülkede esporun geliştirilmesi için faaliyetlerde bulunuyor.
Bu kapsamda Senegal’in 15 kişilik espor milli takımı “Street Fighter 6” ve “NBA 2K” disiplinlerinde yarışıyor.
Dakar’da dev ekranda “Street Fighter 6” gecesi
Senegal, Batı Afrika’da espor alanında liderlik hedeflerken, bölgenin dev ekranda düzenlenen ilk espor turnuvası 27 Aralık’ta Dakar’da bir sinemada yapıldı.
Turnuvada esporcular, konsol oyunu “Street Fighter 6” ile mobil oyun “Mobile Legends: Bang Bang”de hünerlerini sergiledi.
Her 2 kategorinin kazananları kişi başı 500 bin CFA (yaklaşık 850 dolar) para ödülü aldı.
Turnuvanın organizatörlerinden Kofi Sika Latzoo, böyle organizasyonlarla yeni yetenekler keşfetmek istediklerini söyledi.
Latzoo, “Afrika’da video oyunlarını izleme kültürü çok yaygın değil. Bu tarz seyircili organizasyonlarla hem izleyici çekiyoruz hem de daha çok kişiye ulaşıyoruz.” dedi.
Senegal’in espor stadyumu sayesinde bu alanda çok büyük fark yaratacağının altını çizen Latzoo, “Bu stadyum sayesinde hem kıtadan hem dünyadan birçok esporcu Dakar’a gelecek, bu da beraberinde birçok fırsatı getirecek, rekabet ortamı yaratacak. Kıtanın ilk espor stadyumunun Senegal’de olması, ülkeyi bu alanda eşsiz bir noktaya taşıyacak.” ifadelerini kullandı.
]]>