13 yıllık iç savaşta nice kanların döküldüğü Suriye’de 8 Aralık günü, Esad rejiminin prangaları kırıldı.
Şam’da muhalifler karşısında ağır bir yenilgi alan Beşar Esad ülkesinden kaçarken, rejim destekçisi gruplar da birer birer Suriye’den çıktı.
Yeni hükümetin temelleri atılırken, Özgür Suriye’yi karıştırmak isteyenler oldu.
MEZHEP ÇATIŞMALARI ÇIKARMAYA ÇALIŞTILAR
Dürzilerin yeni yönetimden rahatsız olduğu iddialarının ardından bir de Hamaney ve İranlı din adamları, Suriye’de mezhep çatışması için kalabalıkları provoke etmeye çalıştı.
Şii’ler için kutsal sayılan bir türbenin ateşe verildiği anlara ilişkin görüntüler yeniymiş gibi servis edilmesinin ardından Suriye’deki karışıklığı fırsat bilen İran destekli din adamları ve beraberindekiler, sokaklara dökülmüştü.
İLGİLİ HABERİran Suriye’de kaos için düğmeye bastı: Mezhep çatışması için ilk adım atıldı
İRAN’A KARŞI BİRLEŞTİLER
Yıllar boyu Esad’ın işkencelerine büyük bir destek veren İran’ın mezhep çatışması oyununa karşı Suriyeli Sünni ve Aleviler, birlik mesajı verdi.
Özgür Suriye’de tüm mezheplerin bir arada huzurla yaşayacağı mesajını veren Sünni ve Aleviler, Nusayrilerin yaşadığı Lazkiye’nin Ceble ilçesinde bir dizi protesto düzenledi.

“DEFOL BURADAN İRAN, SURİYE HALKI BİRDİR”
İran’ın tekrar Suriye topraklarında söz sahibi olmak için fitilini ateşlemeye çalıştığı mezhep çatışması planı, Suriyelilerin tek çatı altında birleşmesiyle bozuldu.
Sünniler ve Alevilerin İran’a tepki göstermek için düzenlediği protestolarda, “Ya Ali ve Ya Ömer. Bu ülke yeniden inşa edilecek Defol buradan İran, Suriye halkı birdir tektir.” sesleri yükseldi.


Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Trump, Truth Social sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Burnett’in televizyon yapımcılığı ve iş dünyasında “değerli kariyere” sahip olduğunu belirtti.

İngiltere Özel Temsilciliğine Burnett’i aday gösterdiğini kaydeden Trump, yapımcının bu göreve uluslararası tanınırlık ve diplomatik zeka açısından katkılarının olacağını ifade etti.
Ankara’ya ‘bro’sunu, komşuya ex-gelini atadı Haberi Görüntüle
Trump, kendi kariyerini anlatan The Apprentice filminin yanı sıra ABD’deki Survivor ve The Voice gibi yarışmaların yapımcılığını üstlenen Burnett’in, ticaret, kültürel alışveriş gibi ortak çıkarlara odaklanarak diplomatik ilişkileri geliştirmek için çalışacağını bildirdi.
REKLAM
Öte yandan Trump, 2 Aralık’ta Stephens Inc. firmasının Üst Düzey Yöneticisi (CEO) milyarder iş insanı Warren Stephens’i, ABD’nin Londra Büyükelçiliğine aday gösterdiğini açıklamıştı.
ROMA BÜYÜKELÇİLİĞİ ADAYINI AÇIKLADI
Donald Trump, iş insanı Tilman J. Fertitta’nın ülkede önemli eğlence ve gayrimenkul şirketleri kurarak birçok kişiye istihdam sağladığını belirtti.
Trump, Amerikan Basketbol Ligi’ndeki (NBA) Houston Rockets spor kulübünün sahibi Fertitta’yı, ABD’nin Roma Büyükelçiliğine aday gösterdiğini duyurdu.
ANKARA BÜYÜKELÇİSİ YAKIN ARKADAŞI
Diğer yandan Trump, geçtiğimiz günlerde Türkiye, Yunanistan ve Fransa’ya ‘dost ve akraba’ büyükelçiler atayarak dikkati çekmişti.
Trump, Ankara Büyükelçisi olarak yakın arkadaşı ve danışmanlarından Tom Barrack’ı atadı.
Donald Trump’ın en büyük destekçilerinden olan ve Trump için bağış toplayan Tom Barrack, daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’nin yasadışı temsilcisi olarak hareket etmek, adaleti engellemek, etki ajanlığı ve federal ajanlara yalan söylemekle suçlanmış ve 2022 yılında hakkındaki dokuz suçlamanın tamamından beraat etmişti.
Yunanistan Büyükelçiliği’ne ise oğlu Donald Trump Jr.’ın eski nişanlısı, bir dönem avukatlık ve televizyonculuk yapan Kimberly Guilfoyle’u atadı.
Trump ayrıca damadının babası Charles Kushner’i de ABD’nin Fransa Büyükelçisi olarak atayacağını söylemişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriyeli ekonomist Mohammed Hasan, İran ve Rusya’nın Esad rejiminin en büyük alacaklıları olduğunu ve bu borçların 100 milyar doları aştığını tahmin ediyor. Hasan, yeni hükümetin bu borçların uluslararası mahkemelerde tartışılmasını sağlaması gerektiğini belirtiyor. “Bu borçlar, halkın zararına ve kişisel zenginleşme amacıyla kullanıldı. İran ve Rusya’nın borçlarını tahsil etmek için harekete geçmesi, Suriye’nin yeni dönemdeki ekonomik toparlanma çabalarını baltalayabilir,” diyor.
REKLAMİRAN VE RUSYA’NIN TALEPLERİ
İran Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada, Esad rejiminden kalan borçların yeni geçiş hükümeti tarafından ödenmesi gerektiğini duyurdu. İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bakaei, borçların uluslararası hukukta “devletin halefiyeti” ilkesi gereği geçerli olduğunu belirtti. Ancak İran’ın alacaklarının 50 milyar dolar olduğu iddialarını “abartılı” olarak nitelendirdi ve gerçek rakamı açıklamaktan kaçındı.
Rusya ise Suriye üzerindeki ekonomik ve askeri etkisini devam ettirmek için daha stratejik bir yol izliyor. Habertürk’ün ulaştığı kaynaklara göre, Moskova, Tartus Limanı’ndaki varlığını korumak ve enerji anlaşmalarını yeniden müzakere etmek için Suriye’ye ekonomik baskı yapmayı planlıyor. Rusya, aynı zamanda yeni hükümetin bu anlaşmaları geçersiz sayma girişimlerine karşı uluslararası platformlarda harekete geçmeye hazırlanıyor.
YENİDEN İNŞA İÇİN GEREKLİ KAYNAKLAR
Habertürk’ün edindiği bilgilere göre, rejim döneminden bu yana Planlama Bakanlığı’nda görev yapan bürokratlar, geçici geçiş hükümetine verdikleri ön raporda, ülkenin askeri, altyapı, telekomünikasyon, havalimanları ve sosyal konut projeleri dahil olmak üzere toparlanabilmesi için en az 80 milyar dolar kaynağa ihtiyaç olduğunu belirtti.
REKLAM
Raporda, özellikle Deirizor, Halep, İdlib, Şam, Hama ve Humus gibi şehirlerdeki sanayi işletmelerinin yeniden faaliyete geçirilmesi için ciddi teşviklere ihtiyaç duyulduğu ifade ediliyor. Bu şehirlerdeki sanayi kuruluşlarının yeniden ayağa kaldırılmasının, Suriye ekonomisinin canlanmasında kilit rol oynayacağı belirtiliyor.
Tarım ve turizm sektörlerinin yeniden yapılandırılması için de bir komisyon kurulması öneriliyor. Habertürk’e konuşan uzmanlar, tarım sektörünün canlandırılmasının kırsal bölgelerde istihdam yaratacağını ve gıda güvenliğini sağlayacağını, turizmin ise döviz girdisi sağlayarak ekonomiyi destekleyeceğini belirtiyor.
GÖÇ VE DİASPORA POLİTİKALARI
Habertürk’e bilgi veren Suriyeli siyasi kaynaklara göre, yeni hükümet Ocak ayının sonuna kadar Suriye’nin dış politikasına ve göç stratejilerine yönelik bir ön rapor hazırlayacak. Bu raporun, Suriye’nin yurtdışındaki temsilcilikleri, uluslararası kurumlardaki konumu ve komşu ülkelerdeki Suriyelilere yönelik politikaları içermesi bekleniyor.
Ayrıca, yurtdışında yaşayan milyonlarca Suriyeliyi yeniden ülkeye çekmek ve diaspora ile güçlü bağlar kurmak amacıyla bir Diaspora Bakanlığı kurulması planlanıyor. Bu bakanlık, yurtdışındaki Suriyelilerin yeniden yapılanma sürecine dahil edilmesi ve ekonomik katkı sağlaması için çalışmalar yürütecek.
REKLAMULUSLARARASI HUKUK MÜCADELESİ
Habertürk’e konuşan Suriyeli hukukçu Hadi Mustafa, yeni hükümetin Esad rejiminin borçlarının iptali için uluslararası hukuk mekanizmalarını devreye sokması gerektiğini vurguluyor. Mustafa, “Bu borçların büyük bir kısmı halkın zararına kullanıldı ve kirli borç olarak nitelendirilmeli. Yeni hükümet, İran ve Rusya gibi alacaklıların borçlarını tahsil etmeye yönelik girişimlerine karşı uluslararası mahkemelerde güçlü bir savunma yapmalı,” diyor.
Mustafa’ya göre, İran ve Rusya’nın savaşta Esad rejimiyle iş birliği yaptığı ve yıkımın bir parçası olduğu gerçeği, yeni hükümetin uluslararası alanda elini güçlendirebilir.
ŞEFFAFLIK VE ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ
Habertürk kaynakları, yeniden yapılanma sürecinde şeffaflığın hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle uluslararası yardımlar ve yatırımların şeffaf bir şekilde denetlenmesi gerektiği belirtiliyor. Bu süreçte yapılacak hataların, yeni hükümetin uluslararası itibarını zedeleyebileceği uyarısında bulunuluyor.
SONUÇ: ZORLU BİR GELECEK, BÜYÜK BEKLENTİLER
Suriye’nin yeniden inşa süreci, harap olmuş bir ülkenin toparlanması için büyük kaynaklar ve güçlü bir liderlik gerektiriyor. Ancak Habertürk’e konuşan uzmanlar, uluslararası iş birliği, şeffaflık ve halkın güvenini kazanan bir yönetim anlayışı olmadan bu sürecin başarılı olamayacağını ifade ediyor.
Esad rejiminin mirası olan borç yükü ve yıkım, yeni hükümetin önündeki en büyük zorluklardan biri olarak duruyor. Ancak doğru politikalar, etkili stratejiler ve uluslararası destekle Suriye’nin yeniden ayağa kalkması mümkün olabilir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail genelinde bu hafta da yüz binlerce kişi Başbakan Netanyahu’yu eleştirirken, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifası ve erken seçim taleplerini yineledi.
Tel Aviv, Hayfa ve Birüssebi’nin (Berşeva) yanı sıra Batı Kudüs ile ülkenin çeşitli noktalarında hükümetin istifası ve esirlerin geri getirilmesi talep edildi.
Protestoların merkezi, yüzlerce İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Te Aviv’deki Savunma Bakanlığı binasının çevresi oldu.
Ellerinde İsrail bayrakları bulunan protestocular, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı.
Savunma Bakanlığı önündeki Kaplan Caddesi’nde toplanan göstericilere hitap eden ana muhalefet lideri ve eski Başbakan Yair Lapid, hükümeti seçimlerde “devirme” sözü verdi.
Netanyahu liderliğindeki hükümetle hiçbir uzlaşıya varmayacaklarını ve pes etmeyeceklerini vurgulayan Lapid, “Kazanacağız. Bibi (Netanyahu) aslında güçlenmiyor. Halk onların (koalisyonun) yanında değil. Seçim yok çünkü seçimden ölümüne korkuyorlar çünkü gerçeği biliyorlar.” dedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
Gazze Şeridi’nde 101 İsrailli esirin olduğu tahmin ediliyor.
İsrail, esir takası müzakereleri devam ederken Gazze’de saldırılarını sürdürüyor
Öte yandan, Mısır ve Katar’ın ara buluculuğunda ateşkes ve esir takası müzakereleri sürerken, İsrail ordusu Gazze Şeridi’ndeki şiddetli saldırılarını sürdürüyor.
Gazze Şeridi’nin farklı noktalarına İsrail ordusunun son yirmi dört saatte düzenlediği saldırılarda 24 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bin 492’si çocuk, 11 bin 979’u kadın olmak üzere 45 bin 227 Filistinli öldü, 107 bin 573 kişi yaralandı.
*Haberin görselleri AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olayın Seyri ve İlk Bulgular
USS Harry S. Truman uçak gemisinden havalanan F/A-18 savaş uçağı, USS Gettysburg adlı güdümlü füze kruvazöründen ateşlenen bir füze tarafından vuruldu. CENTCOM, olayın tamamen bir hata sonucu gerçekleştiğini ve mürettebatın hayatta kalmasının bir mucize olduğunu belirtti. Pilotların sağlık durumlarının iyi olduğu açıklandı.
REKLAM
Bu kaza, ABD’nin bölgede yürüttüğü yoğun askeri faaliyetlerin ortasında meydana geldi. ABD Donanması, İran destekli Husi güçlerinin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki ticaret rotalarını tehdit eden saldırılarına karşı bir deniz koalisyonu kurmuş durumda. Bölgedeki Amerikan varlığı, hem ticaret yollarını koruma hem de bölgedeki istikrarı sağlama amaçlı operasyonlar yürütüyor.
Dost Ateşi Tartışmaları ve Askeri Riskler
Dost ateşi olarak nitelendirilen bu olay, Amerikan ordusunun bölgede yürüttüğü operasyonların karmaşıklığını ve risklerini yeniden gündeme getirdi. Özellikle yoğun çatışma bölgelerinde dost ateşi olaylarının önlenmesi için alınan tedbirlerin yeterliliği sorgulanmaya başlandı.
ABD’nin Bölgede Artan Askeri Faaliyetleri
ABD, son aylarda Husi güçlerinin Kızıldeniz’de İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırıları nedeniyle bölgedeki askeri operasyonlarını artırmış durumda. Washington, Yemen’deki Husi hedeflerine düzenlediği hava saldırılarıyla bu tehditlere yanıt veriyor. Son olarak, Sana’da Husi güçlerine ait askeri tesisler vuruldu. Ayrıca, Kızıldeniz üzerinde Husi güçlerine ait insansız hava araçları ve seyir füzeleri etkisiz hale getirildi.
Kaza, ABD’nin Askeri Stratejisini Gölgeliyor
Bu dost ateşi kazası, ABD’nin bölgede yürüttüğü operasyonların hem insani hem de teknik boyutlarını sorgulayan eleştirilerin artmasına neden oldu. Amerikan medyasında, olayın ordunun hazırlık ve koordinasyon eksikliğini ortaya koyduğu, bu tür kazaların bölgedeki stratejik hedeflere zarar verebileceği vurgulanıyor.
Dost ateşi sonucu yaşanan bu talihsiz olay, ABD’nin bölgedeki operasyonlarının risklerini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Almanya’nın Magdeburg kentinde Noel pazarına araçla yapılan saldırının şüphelisi olan ve 4 kişinin öldüğü, 15’i ağır 200 kadar kişinin yaralandığı saldırının hemen ardından gözaltına alınan Suudi Arabistan doğumlu doktor Talib A’nın İslam karşıtı, aşırı sağ ve siyonizm destekçisi olduğu anlaşıldı.

“İSLAM’IN YÜKSELMESİNDEN ENDİŞELİYİM”
Alman basınının saldırganla ilgili paylaştığı bilgilerde, 50 yaşındaki failin 2006’dan beri Almanya’da yaşadığı ve bu ülkede süresiz oturum izni bulunduğu, Bernburg kentinde hekim olarak çalıştığı ve sosyal medya hesaplarında, “Almanya’da İslam’ın yükselişinden endişe ettiğini gösteren” paylaşımlarda bulunduğu belirtildi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

AŞIRI SAĞCI PARTİ DESTEKÇİSİ
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisine ve Avrupa’daki İslam karşıtı diğer aşırı sağ oluşumlara destek veren sosyal medya paylaşımlarında da bulunan şüphelinin, kısmen Türkiye topraklarını da kapsayan sözde büyük İsrail haritasını paylaşması da dikkati çekti.

Alman basınının, saldırının ardından X hesabı askıya alınmadan önce kayıt altına aldığı şüphelinin kapak fotoğrafında bir tüfek göründüğü ve profil bilgilerinde Almanya’yı ülke içinde ve dışında “Suudi sığınmacıları avlamakla” ve “Avrupa’yı İslamlaştırmak istemekle” suçladığı ve “Sokrates’in öldürülmesinden Alman ulusunu sorumlu tuttuğu” görülüyor.

“BEDELİNİ ALMANYA ÖDEYECEK”
Saldırganın Aralık 2023’te paylaştığı bir X mesajında ise Alman devletini, Suudi Arabistanlı mültecilere zulmetmekle suçladığı ve “Sizi temin ederim ki intikam yüzde 100 gelecektir. Hayatıma mal olsa bile” tehdidinde bulunduğu, devamında “Bunun bedelini Almanya ödemek zorunda kalacak. Çok büyük bir bedel.” ifadelerine yer verdiği belirtiliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Saksonya-Anhalt Eyaleti Başbakanı Reiner Haseloff, yaptığı açıklamada saldırıda 2 kişinin hayatını kaybettiğini, ölenlerden birinin küçük bir çocuk olduğunu belirtti.

“Noele yaklaştığımız şu günlerde korkunç bir olay.” ifadesini kullanan Haseloff, saldırıda bazıları ağır olmak üzere 60’ın üzerinde kişinin yaralandığını bildirdi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

SALDIRGAN DOKTOR ÇIKTI!
Haslehoff, saldırganın gözaltına alındığını belirterek, Suudi Arabistan kökenli saldırganın Saksonya-Anhalt eyaletinde çalışan bir doktor olduğunu ve 2006’dan bu yana Almanya’da yaşadığını ifade etti.

Welt gazetesi de polise dayandırdığı haberinde saldırganın 1974 doğumlu Suudi Arabistan vatandaşı olduğunu ve gözaltına alındığını belirtti.

Ulusal basında yer alan haberlere göre, saldırgan, Noel pazarında en az 400 metre boyunca BMW marka bir aracı kalabalığın üzerine sürdü.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Fransa’da 72 yaşındaki Gisele Pelicot, yine aynı yaştaki eşi Dominique Pelicot tarafından 10 yıl boyunca düzenli bir şekilde uyuşturulmuştu ve kocasının internet üzerinden rastgele tanıştığı en az 50 erkeğin cinsel saldırısına maruz bırakılmıştı.

KAN DONDURAN OLAYDA KARAR AÇIKLANDI
Dünyayı sarsan toplu cinsel istismar davasında karar açıklandı. Avignon şehrindeki Vaucluse Ceza Mahkemesi, Dominique Pelicot’u eşi Gisele Pelicot’a tecavüz etmek ve ilaç vererek diğer erkeklerin tecavüz etmesine yol açmak gerekçesiyle 20 yıl hapis cezasına çarptırdı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Eylül ayından bu yana devam eden mahkemede diğer sanıklar ise 3 ile 15 yıl arasında hapse mahkum edildi. Sanıklardan 2’si cinsel saldırıdan, 2’si cinsel istismara teşebbüsten, Pelicot dahil diğer 47 sanık ise ağırlaştırılmış cinsel istismardan suçlu bulundu.

SERBEST BIRAKILANLAR VAR
Sanıklardan ikisinin hapis cezaları ise ertelendi. Mahkemede 8 yıl hapis cezasına çarptırılan 47 yaşındaki Abdelali Dallal’ın sağlık sorunları nedeniyle bugün serbest bırakılmasına ve özel bir cezaevine konulmasına karar verildi. Altı yıl hapis cezası alan Patrick Aron da sağlık sorunları gerekçesiyle bugün serbest bırakılacak ve daha sonra özel bir cezaevine gönderilecek.

Sanıkların temyiz için 10 gün süresi bulunurken, Dominique Pelicot’un avukatı Beatrice Zavarro yaptığı açıklamada, müvekkilinin karara itiraz edip etmeme konusunda karar vermek için bu süreyi kullanacağını ifade etti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail acil servisi Kızıl Davut Yıldızından konuya ilişkin açıklama yapıldı.
Açıklamada, Yemen’den fırlatılan bir füzenin İsrail’in orta kesimindeki Tel Aviv kentine düşmesi sonucu 18 kişinin füzenin etkisiyle patlayan camlar nedeniyle hafif yaralandığı belirtildi.

Olay yerine ambulans ve ilk yardım ekiplerinin sevk edildiği aktarılan açıklamada, bazı yaralıların Tel Aviv yakınlarındaki Holon kentinde bulunan Wolfson Tıp Merkezine nakledildiği bildirildi.
FÜZE İMHA EDİLEMEDİ
İsrail ordusundan yapılan açıklamada ise ülkenin orta kesimlerinde devreye giren alarmların ardından Yemen’den fırlatma tespit edildiği ancak fırlatılan füzeyi durdurma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığı bildirildi.

Öte yandan İsrail basını da Yemen’den fırlatılan füzenin ardından yerel saatle 03.50’de bölgede siren seslerinin duyulduğunu aktardı.
Yemen’deki İran destekli Husiler, bugün İsrail’in Yafa kentinde bir askeri hedefin balistik füzelerle vurulduğunu duyurmuştu.
Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, yaptığı açıklamada saldırıda “Filistin 2” tipi balistik füzelerin kullanıldığını, Yafa kentindeki askeri noktayı “başarılı şekilde” hedef aldıklarını söylemişti.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Münbiç’in terörden kurtarılmasının ardından PKK/YPG’nin şehrin her tarafını köstebek yuvasına çevirdiği ortaya çıktı. Kent merkezine yüzlerce tünel kazan teröristlerin kırsal bölgelerde tünel kazdığı belirlendi.

Kilometrelerce uzunluğundaki tünellerin birçoğunun nereye kadar gittiği bilinmiyor.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Bazı tünellerde halen teröristlerin olduğunun belirlenmesi üzerine önlemler üst seviyeye çıkartıldı.

Suriye Milli Ordu (SMO) güçleri, tünellere girip PKK/YPG’li teröristleri arıyor.

Tünellerde yapılan aramalarda bazı teröristler teslim olurken bazılarının ise teslim olmamak için direndikleri ve SMO güçlerine ateş açarak karşılık verdikleri öğrenildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hindistan Deniz Kuvvetleri sosyal medya hesabında, “Bir Hint donanması teknesi, Mumbai Limanı’nda motor denemeleri yaparken teknik arıza nedeniyle kontrolü kaybetti. Bunun sonucunda tekne, daha sonra alabora olan bir yolcu feribotuyla çarpıştı” paylaşımı yapıldı.
Başbakan Narendra Modi, kazada hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Nükleer güçler arasında doğrudan bir çatışma istemiyoruz” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi’nde konuştu. Washington’ın nükleer silahlara sahip Moskova ile doğrudan bir çatışmadan kaçınmaya çalıştığını kaydeden Blinken, ABD’nin Ukrayna’yı desteklemeye devam ettiğini fakat bunu çatışmanın tırmanması yönündeki mevcut riskleri göz önünde bulundurarak yaptığını aktardı.
Blinken ayrıca Ukrayna’nın NATO üyesi olması gerektiğini fakat Kiev’in askeri kurumlarda reformlar yapmaya ve demokrasiyi güçlendirmeye devam etmesi gerektiğini söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yemen’deki Husilerin İsrail’e yönelik son saldırısından saatler sonra, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) günün erken saatlerinde Yemen’deki Husi hedeflerine birçok hava saldırısı düzenledi. Husi Medya Ofisi Başkan Yardımcısı Nasruddin Amer, sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşımda, İsrail’in, başkent Sana yakınlarındaki bir liman ve petrol tesisine düzenlediği hava saldırılarında dokuz kişinin öldüğünü ve üç kişinin de yaralandığını belirtti.
Husilerin saldırısının ardından günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), İsrail ordusunun Yemen’den fırlatılan bir füzeyi engellemesinden sonra İsrail’in merkezinde siren seslerinin duyulduğunu, saldırıda Ramat Gan’daki bir okulun hasar gördüğünü ve yaralanan olmadığını ifade etti. IDF, hava saldırılarının Husilerin geçtiğimiz yıl İsrail’e düzenlediği ve çoğu engellenen füze ve insansız hava aracı saldırılarına misilleme olduğunu söyledi.
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Dün gece Yemen’de Husilere saldırdık. Husi terör örgütü liderlerini uyarıyorum: İsrail’in uzun eli size de uzanacaktır. Her kim İsrail devletine el kaldırırsa eli kesilecek, her kim zarar verirse yedi kat zarar görecektir. Kuvvetle saldıracağız ve İsrail devletine karşı ateş açılmasına ve tehditlere izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
İran Dışişleri Bakanlığı İsrail’in Yemen’e yönelik saldırılarını şiddetle kınadı
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Sana enerji santrali, Ras Al-Eisa yakıt tankları ve Yemen’in Hudeyde limanı da dahil olmak üzere Yemen’in altyapısına yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. Bekayi, Yemen’deki sivil altyapının tahrip edilmesine yol açan bu saldırıları, uluslararası hukuk ilke ve standartlarının ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın ağır bir ihlali olarak nitelendirdi.
Bekayi, “Siyonist rejimin suçları ABD’nin koşulsuz desteği altında gerçekleşmektedir ve Washington, Tel Aviv’i yöneten suç çetesinin ihlallerine ve suçlarına ortaktır” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>OSCAR ödüllü yönetmen Christopher Nolan’a ve filmlerinde birlikte çalıştığı yapımcı eşi Emma Thomas’a şövalyelik ünvanı verildi.
Hollywood dünyasının enlerinin seçildiği Oscar Ödülleri’nde Christopher Nolan’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Oppenheimer 7 ödül kazanarak zirveye yerleşti. Nolan, kariyeri boyunca süper kahraman filminden bilim kurguya pek çok farklı türde filme imza attı. İngiliz yönetmen ilk Oscar’ını Oppenheimer filmi ile kazandı.
Buckingham Sarayı’nda gerçekleşen törende ünlü çifte ünvanlarını kanser tedavisi gören Kral Charles verdi. Nolan bundan sonra ‘Sir Christopher Nolan’ olarak anılacak. Emma Thomas’a da sinema sektörüne katkıları nedeniyle ‘dame’ ünvanı verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kent merkezinde etkili olan sis bulutu, zaman zaman yoğunluğunu artırıyor.
Görüş mesafesinin yer yer 30 metreye kadar düştüğü kentin üzerini kaplayan sis tabakası, havadan güzel görüntüler oluşturuyor.
Sis, kent trafiğinde de aksamalara neden oluyor.
Bölgede etkili olan sis bulutu, dronla görüntülendi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Aralarında eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in de bulunduğu Gazze’ye destek veren 5 bağımsız milletvekilinin parlamentoda kurduğu “Bağımsız İttifak” grubu milletvekillerinden Khan, parlamento binası önünde AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Khan, uluslararası toplumun, Filistin halkının yarım asırdan fazla süredir yaşadığı büyük acılara şahit olduğuna değinerek, geçen eylülde parlamentoda kurulan “Bağımsız İttifak” grubunun, Filistin halkının yanında olduğunu ve Filistin yanlısı duruş sergilediğini söyledi.
Siyasetçilerin, artık hizmet ettikleri toplulukların görüşlerini temsil etme yeminlerine sadık kalma zamanı geldiğini vurgulayan Khan, “İngiliz halkının büyük çoğunluğu, Filistin devletinin tanınması gerektiğine inanıyor. Bu, hem ahlaki hem de yasal zorunluluktur.” dedi.
İngiltere’nin Filistin devletini resmen tanıması için kurulan “Bağımsız İttifak” grubunun kurucuları arasında yer alan Khan, şu ifadeleri kullandı:
“Gelecek yılın ilerleyen dönemlerinde, Filistin devletinin tanınması için parlamentoda bir tartışma yürüteceğiz. Meslektaşım Shockat Adam, (Filistin devletinin tanınmasını talep eden) yasa tasarısı sundu ve bu tasarının kabul edilmesi gerektiğini savunacağız. Parlamentodaki diğer milletvekillerinden bu yasa tasarısını onaylamaları için mümkün olduğunca fazla destek toplamaya çalışıyoruz.”
“Bu yaşananlarda suç ortağıyız”
Khan, İsrail’in saldırıları altındaki Gazze’de süregelen vahşete herkesin tanıklık ettiğini ve bu vahşetin durdurulmasına odaklanılması gerektiğini vurguladı.
Gazze’de ateşkes çağrısının yanı sıra, F-35 savaş uçaklarının bileşenleri dahil İngiltere’den İsrail’e tüm silah ihracatının yasaklanmasını istediklerini söyleyen Khan, “Bunun, hükümetin alması gereken önemli bir karar olduğunu düşünüyoruz çünkü bu yaşananlarda suç ortağıyız.” dedi.
Khan, avukat olarak, İngiltere’nin İsrail’e silah satışının uluslararası hukuk ihlali olduğunu düşündüğüne işaret ederek şunları söyledi:
“Soykırım yasası ve bunun ne anlama geldiği konusunda çok donanımlıyım ve Uluslararası Adalet Divanı’nın sadece şimdi değil, daha önce nisan ayında verdiği kararlara da aşinayım. İngiliz hükümetinin (İsrail’e) siyasi ve diplomatik kalkan sağlaması, bu suçlara ortak olmaktır. Bu nedenle, hükümetin, bakanların ve kamu hizmetindeki kişilerin karar alma süreçlerini gözden geçirmeleri gerekiyor çünkü hesap verebilir durumda olacaklar. Parlamenterlerin işlevlerinden biri de onları bu konuda sorumlu tutmaktır.”
“Hükümetimizin soykırımda suç ortağı olduğuna inanıyoruz”
Milletvekili Khan, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın, “Gazze’de yaşananların soykırım olmadığını” savunduğu ifadelerine de tepki gösterdi.
Başbakanın bu konuda oldukça yanlış bilgilendirildiğine inandığını söyleyen Khan, “(Başbakan) Bir insan hakları avukatı olarak, daha önce (Srebrenitsa) soykırımıyla ilgili argümanları sunmuş biri olarak, onun bu duruşunu son derece kafa karıştırıcı buluyorum.” diye konuştu.
Khan, kendisi ve farklı siyasi partilerden milletvekillerinin Başbakan Starmer’ı hesap vermeye zorlamakta kararlı olduklarını vurgulayarak, “Her mücadelede savaşmaya devam edeceğiz çünkü bunun soykırım olduğuna ve hükümetimizin bu konuda suç ortağı olduğuna kesinlikle inanıyoruz.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HAVUZ KEYFİ KABUSA DÖNÜYORDU
İsmi açıklanmayan bir kadın, metrelerce yükseklikteki havuzda şişme yatağın üzerinde keyif yaparken bir anlık dikkatsizlik sonucu dengesini kaybetti. Şişme yataktan kayarak havuzun kenarına sürüklenen kadın, düşmekten son anda kurtuldu. Ancak şişme yatak metrelerce yükseklikten aşağı düştü.

“AZ DAHA ÖLECEKMİŞ”
Olayın kayıt altına alındığı görüntüler, sosyal medyada çok sayıda yorum ve beğeni aldı. Bir sosyal medya kullanıcısı, “Gerçekten ucuz atlatmış,” yorumunu yaparken, başka bir kullanıcı ise, “Keyif yaparken az daha ölecekmiş,” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fransa’nın Hint Okyanusu’ndaki denizaşırı toprağı Mayotte Adası’nı geçtiğimiz hafta vuran Chido Kasırgası’nda can kaybı artıyor. Yetkililer tarafından yapılan açıklamada, kasırgada hayatını kaybedenlerin sayısının 31’e yükseldiği, 200’ünün durumu ciddi olmak üzere bin 500’den fazla kişinin ise yaralı olduğu belirtildi. Arama ve kurtarma ekipleri kayıpları bulmak için çalışmalarını sürdürürken, kasırgadan etkilenenlere yiyecek ve su dağıtımı yapılıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, kasırganın yol açtığı yıkımı incelemek ve yetkililerden bilgi almak üzere adaya geldi. Macron’un ziyareti çerçevesinde adaya 4 tonluk gıda ve tıbbi malzeme yardımı getirildi.
Mayotte’deki kasırgada can kaybı sayısının çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. – PARİS
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANA – İsrail ordusunun Yemen’deki Husilere yönelik hava saldırılarında 9 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.
İsrail ordusu, Yemen’deki Husilere ait hedeflere sabah saatlerinde hava saldırıları gerçekleştirdi. Yemen medyası, Hudeyde’deki Salif Limanı’na düzenlenen saldırıda 7 kişinin hayatını kaybettiğini, Ras Issa Petrol tesisine yönelik iki saldırıda ise 2 kişinin yaşamını yitirdiğini aktardı. Saldırılarda başkent Sana’nın güneyinde ve kuzeyinde bulunan iki merkezi elektrik santralinin de hedef alındığı belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şampiyon Türkiye, Gürcistan’dan galip döndü
BURSA – Gürcistan’da düzenlenen Alpagut Turan Savaş Sanatı Dünya Kupası’nda Türk sporcular, 159 madalya ile yurda döndü. En çok madalya alan Türkiye, turnuvanın galibi oldu.
Gürcistan’ın Kutaisi kentinde düzenlenen Alpagut Turan Savaş Sanatı Dünya Kupası’na, Türkiye’nin de içinde bulunduğu 15 ülke katıldı. Türkiye’den katılan 112 sporcu, 5 sistemin tamamında mücadele ederek 73 altın, 49 gümüş ve 37 bronz olmak üzere toplam 159 madalya kazanarak turnuvayı 1. olarak tamamladı.
“Alpagut dövüş sporlarının aslen Türklere ait olduğunu kanıtlamıştır”
Bilinen uzak doğu dövüş sporlarının Türkler tarafından geliştirildiğini kaydeden Türkiye Alpagut Federasyonu Genel Başkanı Metin Karadeniz, “Alpagut Azerbaycan’da kurulan Türk savaş sanatıdır. Tarihçesi 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Türkçenin ilk ansiklopedisi olarak kabul edilen Divan-ı Lügat-ı Türk’ten çıkartılmış. Terminolojisi Türkçe ve Göktürkçe’den sportif sahaya entegre edilmiş bir Türk dövüş sanatıdır. Bütün savaş sanatları birbirlerine benzer ama Alpagut’un asıl amacı dövüş sporlarının aslen Türklere ait olduğunu kanıtlamaktan ibaret. Bizim diğer milletlere ait olduğunu zannettiğimiz diğer sistemler aslında savaşçı bir toplum olan Türklerden alındığını Alpagut ispatlamış” şeklinde konuştu.
Şampiyon Türkiye oldu
Turnuvada galip gelmekten mutluluk duyduğunu söyleyen Karadeniz, ” Bursa’da Sabakido Spor Kulübü olarak Gürcistan’da gerçekleşen Dünya Şampiyonası’na 8 sporcumuzla katıldık. 7 sporcumuz şampiyonada derece elde etti. 10 madalya ile döndük. Türkiye genelinde 112 sporcu ile katıldık. Türkiye Milli Takımı olarak toplamda 159 madalya elde ettik. 73 altın, 49 gümüş, 37 tane de bronz olmak üzere Alpagut’un 5 branşında da mücadele ettik. Genel klasmanda 15 ülke arasında 1.’lik kupasını alarak şampiyonanın galibi olduk” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RİZE’de fırtına nedeniyle dış sıvaları düşen, inceleme sonucu zemin ve bodrum katlarında hasar olduğu belirlenen, ‘oturamaz’ raporu sonrası mühürlenen 8 katlı apartmanda oturanlar, özel izinle girdikleri evlerinden taşınmaya başladı.
Kentte 12 Aralık’ta etkili olan fırtına, yaşamı olumsuz etkiledi. Fırtına nedeniyle sahile yakın Menderes Bulvarı üzerindeki 2 bloktan oluşan 8 katlı Kordon Apartmanı’nın dış sıvaları düştü. Sarsıntı sonrası ihbarla adrese giden AFAD ekipleri, 32 dairedeki 72 kişinin tedbir amaçlı tahliyesine karar verdi. Tahliye sonrası güvenlik şeridiyle çevrelenen bina, giriş-çıkışa kapatıldı. İnceleme sonrası dış sıvaları düşen binanın zemin ve bodrum katlarında hasar olduğu gözlemlendi. ‘Oturulamaz’ kararı verilen bina, belediye tarafından mühürlendi. Daha önce bazı eşyalarını binadan alan aileler, bugün de özel izinle girdikleri evlerinde kalan eşya ve mobilyaları taşımaya başladı.
‘KESİN YIKIM KARARI ALINDI’
Binada oturanlardan Ali Haydar Karahan, “Kordon Apartmanı’nda kesin yıkım kararı alındı. Ne zaman yıkılacak hakkında bir bilgi verilmedi. Böyle bir karar bekliyorduk. Burada 3-4 yıldır apartman sakinleri de yıkılmasını istiyordu. Bu bina 50 yaşında. Daire içlerinde, katlarda herhangi bir çatlak gibi hasar yok ama kolonlarda var. Bu hasarlar daha önce vardı. Birkaç gündür taşınma başladı. Belediyeden izin alıp, vinçlerle taşınıyorlar. Ben de birkaç gün içinde taşınacağım” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MSB KAYNAKLARINDAN YALANLAMA
Bu iddia sonrası bir açıklama yapan Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, “Türkiye olarak herhangi bir terör örgütü ile görüşmemiz söz konusu değildir. Yapılan açıklamayla ilgili bir dil sürçmesi olduğunu düşünüyoruz” dedi.

SURİYE’DEKİ RUS VARLIĞI
Bakanlık kaynakları, Suriye’deki Rus unsurlarının Libya’ya kaydırıldığına dair basında çıkan haberlere ilişkin, “Rusların Suriye’deki varlığıyla ilgili şuan için belirsizlik var. Ama bir Rus yetkilinin Suriye’deki yeni yönetimle görüştüklerine dair açıklamaları mevcut. Bazı Rus gemilerinin ve sistemlerinin Libya’ya götürüldüğüne ilişkin haberleri biz de yakından takip ediyoruz. Bunların kalıcı mı yoksa geçici olarak mı Libya’ya intikal ettiklerini zaman gösterecek” ifadelerine yer verdi.
FIRAT’IN DOĞUSUNA OPERASYON YAPILACAK MI?
Bakanlık kaynakları, TSK’nın veya SMO’nun Fırat’ın doğusundaki PKK/YPG’ye operasyon hazırlığı içerisinde olduğuna dair haberle ilgili şunları söyledi: “Terör örgütünün sınırlarımıza ve Suriye’deki harekât bölgelerimize yönelik tehdit durumu devam etmektedir. PKK/YPG terör örgütü silah bırakana, içindeki yabancı savaşçılar Suriye’yi terk edene kadar terörle mücadele kapsamında hazırlıklarımız ve tedbirlerimiz devam edecektir. Suriye’deki yeni yönetim ve onun ordusu olan Suriye Milli Ordusu’nun Suriye halkı ile birlikte terör örgütü PKK/YPG tarafından işgal edilen bölgeleri kurtaracağına inanıyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
MSB kaynakları, Bakanlık’ta düzenlenen basın bilgilendirme toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Suriye’deki son duruma ilişkin soruları yanıtlayan kaynaklar, Suriye’de artık yeni bir döneme girildiğini, Türkiye’nin en başından beri Suriye halkının yanında olduğunu ifade etti.
Kaynaklar, şöyle devam etti:
“Türkiye, rejimin ve savaşın zulmünden kaçan milyonlarca Suriyeliye kapısını açmıştır. Gelinen noktada, rejim muhalifleri kendi kaderlerini tayin etmişlerdir. Türkiye dün olduğu gibi bugün de Suriye halkının yanındadır. Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği, güvenlik ve istikrarının sağlanması için elinden geleni yapmaya devam edecektir. Ülkemizin ve Suriye’nin güvenliğine tehdit oluşturan terörist grupların sahada attıkları her adım takip edilmekte, önleyici ve yok edici tedbirler alınmaktadır. Bölgedeki terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.”
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün açıklaması
Bakanlık kaynakları, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün, Türkiye ile terör örgütü PKK/YPG/SDG arasında ateşkes konusunda uzlaşı sağlandığına dair açıklamasına ilişkin, “Türkiye olarak herhangi bir terör örgütü ile görüşmemiz söz konusu değildir. Yapılan açıklamayla ilgili bir dil sürçmesi olduğunu düşünüyoruz.” dedi.
Suriye’deki Rus varlığı
Bakanlık kaynakları, Suriye’deki Rus unsurlarının Libya’ya kaydırıldığına dair basında çıkan haberlere ilişkin şunları söyledi:
“Rusların Suriye’deki varlığıyla ilgili şu an için belirsizlik var. Ama bir Rus yetkilinin Suriye’deki yeni yönetimle görüştüklerine dair açıklamaları mevcut. Bazı Rus gemilerinin ve sistemlerinin Libya’ya götürüldüğüne ilişkin haberleri biz de yakından takip ediyoruz. Bunların kalıcı mı yoksa geçici olarak mı Libya’ya intikal ettiklerini zaman gösterecek.”
Fırat’ın doğusundaki son durum
Türk Silahlı Kuvvetlerinin veya Suriye Milli Ordusunun (SMO) Fırat’ın doğusundaki PKK/YPG terör örgütüne operasyon hazırlığı içerisinde olduğuna dair iddialara ilgili şunları söyledi:
“Terör örgütünün sınırlarımıza ve Suriye’deki harekat bölgelerimize yönelik tehdit durumu devam etmektedir. PKK/YPG terör örgütü silah bırakana, içindeki yabancı savaşçılar Suriye’yi terk edene kadar terörle mücadele kapsamında hazırlıklarımız ve tedbirlerimiz devam edecektir. Suriye’deki yeni yönetim ve onun ordusu olan Suriye Milli Ordusunun Suriye halkı ile terör örgütü PKK/YPG tarafından işgal edilen bölgeleri kurtaracağına inanıyoruz.”
ABD ile GKRY anlaşması
Bakanlık kaynakları, ABD’nin Akdeniz’de yapacağı tatbikatlara Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) de dahil edeceğine dair sorular üzerine şu bilgileri verdi:
“ABD daha önce Ada’da var olan hassas dengeyi bozacak şekilde GKRY’ye silah ambargosunu kaldırmıştı. Şimdi de savunma işbirliği planlaması yaptılar. Biz bu gelişmeleri yakından takip etmekteyiz. KKTC’nin güvenliği için her türlü tedbiri aldık ve almaya devam ediyoruz. Kıbrıs Türk’ünün güvenliğini ve haklarını her ne pahasına olursa olsun korumak korusunda kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz.”
ABD’nin Suriye’de hala DEAŞ’ı gerekçe göstererek terör örgütü PKK/YPG’yi desteklemesiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan kaynaklar, şunları kaydetti:
“Biz uzun yıllardır ABD’ye aynı şeyleri söylüyoruz. DEAŞ terör örgütü ile mücadele konusunda ortak mücadele için kendi kuvvetlerimizi tahsis edebileceğimizi ifade ediyoruz. Ama şu ana kadar bu konuda duymazlıktan geldiler. Sayın Bakan’ımızın da ifade ettikleri gibi son yıllarda DEAŞ terör örgütünün Suriye’de bir saldırısı veya faaliyeti ne görüldü ne de duyuldu. ABD’nin terör örgütü DEAŞ ile mücadele söylemlerini, bir diğer terör örgütü olan PKK/YPG ile işbirliğini sürdürebilmenin bir kılıfı olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki dönemde ABD’nin de pozisyonunu tekrar değerlendirmesini bekliyoruz.”
(Bitti)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Terme Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, Avrupa’da yerel ve bölgesel yönetimlerin temsilcilerinin, sorunlarını tartıştıkları, deneyimlerini paylaştıkları ve görüşlerini hükümetlere ifade edebildikleri Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) toplantısı Almanya’nın Karlsruhe kentinde yapıldı.
Türkiye’yi Almanya’da Türk heyeti ile birlikte temsil eden Terme Belediye Başkanı Kul, 2 gün süren kongrede delegasyon üyeleri, Karlsruhe Belediye Başkanı Dr. Frank Mentrup ve CEMR Genel Sekreteri Fabrizio Rossi ile bir araya geldi.
47 üye devletten, 150 binin üzerinde yerel ve bölgesel yönetimi temsil eden Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi toplantısında ulaşım, toplu taşımada dijitalleşme, akıllı ulaşım çözümleri, sosyal kapsayıcılık gibi konular işlendi. Türkiye heyetinde 2’si büyükşehir belediye başkanı olmak üzere toplam 7 belediye başkanı ve TBB temsilcileri yer aldı.
Ukrayna’da erkek belediye başkanlarının savaşta olmasından dolayı toplantıya Ukrayna’yı temsilen sadece kadın belediye başkanları katıldı.
Belediye Başkan Kul, yaptığı konuşmada, “Daha iyi bir dünya için insanlık için barış için adalet ve vicdan olmazsa olmazdır. Hiçbir acının dili, dini, ırkı olmadığını bilmek zorundayız. Ukrayna’nın yaşamış olduğu zulme karşı tam desteğiz. Rusya’nın yapmış olduğu zulme karşı çıkıyoruz. Ama lütfen bizim her birimizin çocukları var. Her bir anne evladının acısını yaşıyor. Onların gözyaşında farklılık yok. Ukrayna’ya destek olduğumuz gibi İsrail’in zulmüne karşı Filistin’e de destek olmak gerektiğini düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
Konuşmalar ve sunumların ardından, belediye başkanları karşılıklı fikir alışverişinde bulundu. Kurulda son derece önemli konuların değerlendirildiğini belirten Kul, 2 günlük süreçte tüm delegasyonu en iyi şekilde ağırlayan CEMR yetkililerine teşekkür etti.
Karlsruhe kentinde düzenlenen toplantının ardından Almanya’da bir dizi ziyaret gerçekleştiren Başkan Kul, Alman-Türk Ticaret Birliği’nin (DTGB) Frankfurt’ta düzenlenen toplantısına katılarak burada önemli temaslarda bulundu. Kul, ayrıca Avrupalı İş Adamları Derneği(EUBA) Başkanı Halil Kaya ve BerlinTurizm Ateşesi Ahmet Alemdar ile bir araya geldi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“İNSANLI UZAY UÇUŞUNUN AMACI BAYRAK YARIŞIDIR”
Astronotlardan ikisi, Wenteyn Laboratuvar Modülü’nden güvenlik kabloları ile uzaya çıkış yaptı. Bir astronot ise uzay istasyonunda kalarak teknik destek verdi. Mutluluklarını teşekkürlerle dile getiren astronotlar şunları söyledi: “Uzay yürüyüşü yapma şansı elde etmemizi sağlayan sıkı çalışmanız için hepinize teşekkür ederim. İnsanlı uzay uçuşunun amacı bir bayrak yarışıdır ve biz her adımda bunun içindeyiz. Çabalamaya devam edelim ve birlikte geleceğe doğru ilerleyelim.”
2025 MAYIS’A KADAR GÖREVDELER
Ekim 2023’te Tiangong Uzay İstasyonu’na ulaşan Shenzhou-19 mürettebatı, 2025 yılı Nisan veya Mayıs ayına kadar görevde kalacak. Ekip, yeni uzay yürüyüşleri ve bilimsel deneyler yapacak. Görev sonunda İç Moğolistan’a iniş gerçekleştirecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ASKERLERİ DE ESAD GİBİ KAÇTI
Rejimin devrilmesinin ardından ülkeden kaçan Beşar Esad gibi askerlerinin de üniformalarını fırlatıp Rusya’ya kaçtıkları iddia ediliyor.
YERLERE FIRLATILAN ÜNİFORMALAR DİKKAT ÇEKTİ
Rus medyası, Rusya’nın Suriye’deki Lazkiye Hmeymim hava üssünde kaydedilen görüntüleri servis ederken videoda yerlere fırlatılmış üniformalar ve terk edilmiş bir üs yer aldı.
RUS ASKERLERİYLE BİRLİKTE GİTMİŞLER
Üniformaların büyük çoğunluğunun Esad rejimi askerlerine ait olması dikkat çekerken, bu kişilerin Rus askerleriyle birlikte uçağa atlayarak Rusya’ya kaçtıkları tahmin ediliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TİKA’nın yenileme çalışmalarını tamamlayarak modern bir altyapıya kavuşturduğu Ulusal Basın Kulübü konferans salonunun açılışına Türkiye’nin İslamabad Büyükelçisi İrfan Neziroğlu, TİKA Doğu ve Güney Asya, Pasifik ve Latin Amerika Daire Başkanı Dursun Ali Yaşacan, TİKA İslamabad Koordinatörü Muhsin Balcı, İslamabad Basın Kulübü Başkanı ve basın mensupları katıldı. Törende konuşan Büyükelçi Neziroğlu, Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkilerin son derece güçlü olduğunu vurgulayarak, TİKA’nın 2010 yılından bu yana 700’den fazla proje ve faaliyet gerçekleştirdiğini belirtti. Neziroğlu, bu iş birliğinin iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin pekişmesine ve medya alanındaki iş birliklerinin gelişmesine büyük katkı sağlayacağını ifade etti.
İslamabad Ulusal Basın Kulübü
Pakistan’ın en büyük basın meslek birliği olan İslamabad Ulusal Basın Kulübü’ne yerel ve uluslararası medya kuruluşlarında görev yapan yaklaşık 3 bin 500 medya mensubu üye. Başbakan ve bakanlar gibi üst düzey kamu görevlilerinin basın toplantılarına da ev sahipliği yapan kulüp, aynı zamanda üyelerinin mesleki gelişimlerini desteklemek için çeşitli etkinlikler düzenliyor. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Münbiç’in kontrolünü kaybeden terör örgütü PKK/YPG’li teröristler, Suriye Milli Ordu (SMO) güçlerinden kaçarak Fırat Nehri’nin doğu tarafına geçti. Kaçan teröristler, M4 Karayolu üzerinde yer alan Fırat Nehri’ndeki köprü girişine bomba yüklü kamyon bıraktı. Kamyonu etkisiz hale getiren SMO güçleri, kamyonu köprü girişinden kaldırarak, PKK/YPG terör örgütünün kaçtığı Fırat Nehri’nin doğusuna geçmek için büyük bir engelden de kurtulmuş oldu. – MÜNBİÇ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’deki DEAŞ hedeflerine yönelik hassas hava saldırıları gerçekleştirildiğini açıkladı.
“CENTCOM, DEAŞ’IN YENİDEN YAPILANMASINA İZİN VERMEYECEK”
Daha önceden Esad rejimi ve Rusya’nın kontrolünde olan bölgeleri hedef alan saldırılarda 12 DEAŞ’lı teröristin öldürüldüğü bildirildi.
Saldırıların DEAŞ’ın Suriye’de yeniden yapılanmasını önlemeyi ve DEAŞ üzerindeki baskıyı sürdürmeyi amaçladığı kaydedilirken, ilk belirlemelere göre sivil kayıp yaşanmadığı aktarıldı.
CENTCOM Komutanı General Michael Erik Kurilla ise, saldırılarla ilgili olarak “Bölgedeki müttefikler ve ortaklarla birlikte çalışan CENTCOM, DEAŞ’ın yeniden yapılanmasına ve Suriye’deki mevcut durumdan yararlanmasına izin vermeyecek” açıklamasında bulundu.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“SURİYE’Yİ YÖNETME NİYETİMİZ YOK”
İşgal altındaki Golan Tepeleri’nde konuşlu birlikleri ziyaret eden Halevi, burada yaptığı konuşmada Suriye’de yaşanan gelişmelere müdahale etmediklerini savunarak, “Suriye’yi yönetme niyetimiz yok” dedi.
“DÜŞMAN BİR ÜLKE VARDI VE ORDUSU ÇÖKTÜ”
İsrail vatandaşlarının güvenliği için Suriye’de “profesyonel ve doğru” adımlar attıklarını iddia eden Halevi, “Burada düşman bir düşman ülke vardı ve ordusu çöktü. Biz de terör unsurlarının buraya gelme riskini engellemek için ilerledik. Radikal terör unsurları bizim sayemizde sınıra yakın bölgelere yerleşemeyecek” ifadelerini kullandı.
İSRAİL’İN SURİYE’YE SALDIRILARI
Suriye’de 27 Kasım’da şiddetlenen çatışmaların ardından 8 Aralık’ta 61 yılık Baas rejiminin çökmesiyle eş zamanlı, İsrail ordusunun Suriye’ye saldırıları arttı. Rejim ordusundan kalan askeri altyapı ve imkanları imha etmeye başlayan İsrail ordusu, Suriye toprağı olan Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişletti.
Golan Tepeleri civarındaki tampon bölgeye giren İsrail ordusu, işgali daha ileriye taşıyarak başkent Şam’ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu. İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni 1967’den bu yana işgal altında tutuyor. İsrail ile Suriye arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması ile tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HATAY’da yaşayan Suriyeli Naver İsmail (41), ağabeyi ve kardeşinin, Esad rejimi tarafından tutuklanarak kapatıldığı Sednaya Cezaevi’ndeki ağır işkence sonucu öldüğünü söyledi. Kardeşlerinin cenazesini bile alamadıklarını belirten İsmail, Türkiye’deki işini toparlayıp, ülkesine döneceğini söyledi.
Suriye’deki iç karışıklığın yaşandığı 2016 yılında ülkesini terk ederek Reyhanlı ilçesine yerleşen muhasebeci Naver İsmail, kardeşlerinin yaşadığı dramı anlattı. Ağabeyi Samet’in (44) 2011’de Lazkiye’de, kardeşi Usame’nin (36) ise 2012’de hürriyet ve özgürlük eylemine katıldığı için tutuklandığını söyledi. Ağabeyi ve kardeşinin nerede olduğunu uzun süre öğrenemediklerini anlatan İsmail, tutuklandıktan 1,5 yıl sonra önce Adra Cezazaevi’nde olduklarını sonrasında da Beşar Esad rejiminin işkence merkezi olarak bilinen Sednaya Cezaevi’ne nakledildiklerini söyledi. Annesinin birkaç kez Sednaya Cezaevi’nde ağabeyi Samet ile çok kısa süre görüşebildiğini, işkence nedeniyle perişan halde olduğunu kaydeden İsmail, 2015 yılında ağabeyinin öldüğüne dair belge verildiğini, kardeşi Usame’nin de 2013’te ölüm belgesiyle nüfus kaydından düşürüldüğünü sonradan öğrendiklerini kaydetti.
‘CENAZELERİ BİLE TESLİM EDİLMEDİ’
Kardeşlerinin cenazesini bile teslim alamadıklarını kaydeden Naver İsmail, “Annem her ziyaretinde ağabeyimin sağlık durumunun daha kötüye gittiğine tanıklık etti. Ağabeyim ağır işkence gördüklerini anlatmış. İki kardeşim de Beşar Esad rejiminin işkence merkezi Sednaya Cezaevi’nde işkenceyle öldürüldü. Bize sadece ölüm belgeleri ulaştı. Cenazeleri bile teslim edilmedi. Suriye özgürlüğüne kavuşunca Sednaya Cezaevi’nden çıkarılan tutuklulara kardeşlerimizi sorduk, tanıyan çıkmadı. Biz de artık öldüklerine kanaat getirdik” dedi.
‘EN KISA SÜREDE GİDECEĞİZ’
Naver İsmail, ülkesine dönmek için hazırlıklarına başladığını belirterek, “Türkiye’den memnunuz, halkından, devletinden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan memnunuz. Allah razı olsun, bize insanlık yaptınız. Çok teşekkür ederiz. En kısa sürede kurduğumuz işimizi, düzenimizi ayarlayıp, toparlanacağız ve gideceğiz” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bodrum açıklarında içerisinde düzensiz göçmenlerin olduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu öğrenildi. Gelen ihbar üzerine Sahil Güvenlik Botu bölgeye hareket etti. Lastik bot içerisindeki 18 düzensiz göçmen ile beraberinde 13 çocuk ekiplerce kurtarıldı. Diğer olayda ise Sahil Güvenlik Mobil Radarı tarafından tespit edilen hareketli lastik bot durdurularak içerisindeki 3 düzensiz göçmen yakalandı. Limana getirilen toplam 34 düzensiz göçmen, işlemlerinin ardından Muğla İl Göç İdaresi’ne gönderildi. – MUĞLA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>FRANSA’nın kuzeyindeki Dunkerque kenti yakınlarında, aralarında göçmenlerin de bulunduğu 5 kişi silahla vurularak öldürüldü.
Dunkerque yakınlarında yerel saatle 16.00 sularında öldürülen 5 kişiden 2’sinin göçmen, 2’sinin ise güvenlik görevlisi olduğu bildirildi. Cinayetlerin 4’ünün Loon-Plage kasabasında, birinin ise Wormhout kasabasında meydana geldiği açıklandı.
‘Utopia 56’ isimli yardım kuruluşunun sorumlusu Salome Bahri, yerel saatle 16.15’te Loon-Plage’da göçmenlerin olduğu bir kampta silah sesleri duyulduğunu belirtti. Bahri, silah seslerinin ardından ekibine kamp alanını terk etmeleri talimatı verdiğini, dernek çalışanlarının bölgeden tahliye edildiğini, olay yerine çok sayıda polis, itfaiye ve sağlık ekibinin geldiğini söyledi.
Göçmen kampındaki saldırıda yaralananların da olduğu ve bölgeye sevk edilen sağlık ekiplerinin yaralılara ilk müdahaleyi yaptığı bildirildi.
Loon-Plage’daki saldırının faili olduğunu düşünülen 22 yaşındaki şüphelinin jandarmaya teslim olduğu aktarılırken, ifadesi alınan şüphelinin arabasında 3 silah bulunduğu bilgisi paylaşıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’de 27 Kasım’dan bu yana rejim güçleriyle muhalif silahlı grupların çatışmaları devam ederken, Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) Özgürlük Şafağı Operasyonu çerçevesinde terör örgütü PKK/YPG’den kurtardığı Tel Rıfat’ta askerlerin ilerleyişi sürüyor. SMO ilerleyişini sürdürürken Beyaz Baretliler tarafından Tel Rıfat’a giden yollarda bomba araması gerçekleştiriliyor. Ekipler tarafından tespit edilen bombalar işaretlenerek temizleniyor.
Duvarın yıkılmasıyla yolun açıldığını ifade eden SMO askeri, “Normalde burada duvar vardı. PKK’nın yapmış olduğu duvar birçok kişiye mezar oldu. Biz duvarı yıktık ve yolu açtık. Şu an çok şükür bir şey yok” dedi. – TEL RIFAT
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Van Valiliğinden yapılan açıklamada, İl Jandarma Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün yaptığı açık kaynak araştırması sonucunda Erciş ilçesinde kayıt dışı telefonlara IMEI klonlaması yaparak satışa sunulduğunun tespit edildiği belirtildi. Açıklamada, “Erciş Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile yapılan operasyonda, şüpheli G.A. isimli şahsın iş yeri ve ikametinde çok sayıda cep telefonu ve dijital materyaller ele geçirilmiştir. Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, Erciş İlçe Jandarma Komutanlığı KOM Timi ve Erciş Merkez Jandarma Karakol Komutanlığının ortak çalışmalarıyla yüklü miktarda vergi kaybına yol açan şüpheli G.A. isimli şahsın iş yeri ve ikametinde 28 Kasım 2024 tarihinde yapılan aramalarda ülkemize yasa dışı yollarla getirilen çok sayıda cep telefonu ve dijital materyallere el konulmuştur. Operasyon sonucunda 1 şüpheli gözaltına alınmıştır” denildi. – VAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GÜRCİSTAN’ın başkenti Tiflis’te 28 Kasım’da başlayan ve devam eden gösterilerde 298 kişinin gözaltına alındığı, 143 polisin de yaralandığı açıklandı.
Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te günlerdir devam eden gösterilerde 298 kişi gözaltına alındı, 143 polis memuru yaralandı. Başbakan Irakli Kobakhidze ise muhalefeti ve onları destekleyenleri bir kez daha istikrarsızlık yaratmakla suçladı. Başbakan Kobakhidze, 28 Kasım’da AB ile müzakereleri askıya aldığını söyledi. Açıklama sonrası başlayan protestolar 6’ncı gününde de devam etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“GENÇ VE DİNAMİK YAKLAŞIMLA TRENDLERE UYUM SAĞLAMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Buz Ajans’ın sektördeki geçmişinden bahseden Gümrükcü, “Ayşenur Aydın Gümrükcü Buz Agency Ajans Başkanıyım. 2008 yılında kurulan ve klasik reklamcılık faaliyetleri ile hayata başlayan ajansımız, o zamandan bu yana büyüyerek ve genişleyerek sektörde kendine sağlam bir yer edindi. Ajansımız, markaların hedef kitlelerine yaratıcı ve etkileyici bir şekilde ulaşmalarını sağlamak için dijital pazarlama, içerik üretimi, sosyal medya yönetimi hizmetleri sunmakta, etkinlik ve organizasyon faaliyetleri gerçekleştirmektedir. Özellikle genç ve dinamik bir yaklaşımla markaların günümüz trendlerine uyum sağlamalarına destek veriyoruz.”
“KOTLER AWARDS DÜNYA ÇAPINDA PRESTİJLİ BİR ÖDÜL TÖRENİ”
Buz Agency’nin 2024 itibarıyla Kotler Awards ve The World Marketing Summit organizasyonlarının Türkiye temsilcisi olması ile ilgili konuşan Ayşenur Aydın Gümrükcü, “Bu bizim için büyük bir gurur ve sorumluluk. Kotler Awards gibi dünya çapında prestijli bir ödül töreni ve The World Marketing Summit gibi küresel bir zirveyi Türkiye’ye getirerek, ülkemizi pazarlama dünyasında daha güçlü bir konuma taşımayı amaçlıyoruz. Bu etkinlikler sadece ulusal değil, küresel çapta pazarlama profesyonellerini buluşturacak.” dedi.
“ADINI MODERN PAZARLAMANIN KURUCUSU PHİLİP KOTLER’DEN ALIYOR”
Kotler Awards ve World Marketing Summit hakkında bilgiler veren Gümrükcü, “Kotler Awards, pazarlama dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olup, sektörde başarılı olmuş pazarlamacılara, markalara ve kampanyalara verilmektedir. Adını, modern pazarlamanın kurucusu olarak bilinen Philip Kotler’den alır.” İfadelerini kullandı.
“WORLD MARKETİNG SUMMIT 18 NİSAN 2024’TE GERÇEKLEŞECEK”
The World Marketing Summitzirvesi ile ilgili konuşan Gümrükcü, “World Marketing Summit (WMS) ise, dünya çapında pazarlama liderlerini, akademisyenleri ve iş dünyasını bir araya getiren bir etkinliktir. Etkinlikte pazarlamanın geleceği, sürdürülebilirlik, yenilikçi stratejiler ve dijital dönüşüm gibi konular ele alınır. Zirve, 18 Nisan 2025 tarihinde düzenlenecek bu etkinlikte yapay zeka, yeşil pazarlama, sürdürülebilirlik ve yeni nesil pazarlama çözümleri gibi sektörün geleceğini şekillendirecek başlıklar ön planda olacak. Bu, Türkiye’deki pazarlama profesyonelleri için küresel bir sahnede yer alma fırsatı sunacak.” dedi
“22 FARKLI KATEGORİDE ÖDÜL VERİLECEK”
Ödül töreninde 22 farklı kategoride ödül verileceğini söyleyen Gümrükcü, “Öne çıkan kategorilerimizden bazıları; “Pazarlamada Mükemmellik/ Yaşam Boyu Başarı Ödülü”, “Yılın En Başarılı Dijital Pazarlama Kampanyası”, “Yılın En Başarılı Sürdürülebilir Pazarlama Ödülü” , “Yılın En Başarılı İnovasyon ve Yaratıcı Fikri”, ”360 derece pazarlama kampanyası ödülü” ki bunda 9 ayrı sektörümüz olacak; bunlar inşaat, e ticaret, taşımacılık ve lojistik, moda ve tekstil, otomotiv, sağlık ve güzellik, fmcg, bankacılık, kozmetik, kuyumculuk” başlıklarından oluşuyor. Ayrıca, “Genç Kotler” ödülü ile de genç pazarlamacıları desteklemeyi amaçlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
JÜRİLER KİM OLACAK?
Kotler Awards’ın, global ve ulusal çapta önemli isimlerden oluşan bir jüri tarafından değerlendirileceğini söyleyen Gümrükcü, “Prof. Philip Kotler’in onursal başkanlığında Sadia Kibria ( CEO, Kotler Awards), Prof. Dominique M. Hanssens (UCLA Anderson School of Management, ABD), Prof. Luiz Moutinho (Martech & Futurecast Guru, İngiltere), Özgül Özkan Yavuz (27. Dönem Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı, Türkiye), Prof. Jagdish Sheth (Emory Üniversitesi, ABD), Gabriele Carboni (CEO, Weeva, İtalya), Prof. Omar Usman (CEO, University of Automotive, Malezya), Prof. Mark Oliver Opresnik (CRO, Kotler Impact, Almanya), Dr. Linden Brown (Chairman, MarketCulture, Avustralya), Martha Rogers ( Don Peppers’ın Kurucu Ortağı), Prof. Christian Fairoli (CEO, ESD Dubai), Prof. Aung Tun Thet (Başkanlık Ekonomi Danışmanı, Myanmar), Elia Guardiola (CEO, Serendipa, İspanya),Prof. Dr. Elif Akagün Ercin (Ostim Teknik Üniversitesi, Türkiye), Doç. Dr. Edin Güçlü Sözer (İstanbul Okan Üniversitesi, Türkiye), Doç. Dr. Duygu Aydın Aslaner (İstanbul Kent Üniversitesi, Türkiye), Serdar Keskin (Kurucu, Future Experience Studio), Ömer Şengüler (Marka Stratejisti, Türkiye), Nuray Ergül (Workhaus Board Member, Türkiye), Doç. Dr. Gülşah Tolunay ( Yeditepe Üniversitesi, Türkiye), Fügen Toksü (Stratejik İletişim/Girişim/Sivil Toplum, Türkiye), Necdet Kara (Marka Konseyi Başkan Yardımcısı/Marka Danışmanı/Grafik Tasarımcı, Türkiye). Bu kadar çeşitli ve uzman bir jüri ekibiyle kazananları belirleyeceğimiz için oldukça heyecanlıyız.” dedi
“BAŞVURULAR 10 MART 2025’TE SONA ERECEK”
“Zirveye ve ödül törenine katılmak isteyenler ya da ödül başvurusunda bulunmak isteyenler detaylı bilgiye www.kotlerimpactturkiye.org adresinden ulaşabilirler. Başvuru süresi ise 10 Mart 2025 tarihinde sona erecek. Bu organizasyon, pazarlama dünyasına ilgi duyan herkes için kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) ‘Küresel İnsani Yardıma Genel Bakış 2025’ başlıklı raporunu açıkladı. Fletcher, dünya genelinde, 305 milyon kişinin gelecek yıl insani yardıma ihtiyaç duyacağı tahminini paylaşarak, BM ve insani yardım ortaklarının, dünya genelinde 190 milyon kişiyi desteklemek için 2025’te 47 milyar dolar tutarında yardım çağrısı başlattığını ifade etti.
150 MİLYON KİŞİ YARDIMLARDAN MAHRUM KALACAK
Dünyanın yangın yeri olduğunu söyleyen Fletcher, en savunmasız olan kadın, çocuk ve engellilerin, en büyük bedelleri ödediğine dikkat çekerek, ihtiyaç sahibi diğer 150 milyon kişiye ulaşmayı çok istediklerini fakat mevcut fonla bunun mümkün olmadığını söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GÖSTERİ NASIL YAPILIYOR?
V11 yazılım sürümünün kullanıma sunulmasıyla Tesla Noel 2021 için “Işık Gösterisi” işlevini başlattı. Bu özellik Tesla’nızın ışıklarını müziğin ritmine göre yakmanızı mümkün kılıyor. Sadece iç ve dış ışıklar değil, aynı zamanda Model X üzerindeki pencereler, aynalar ve hatta kapılar da koreografiye dahil ediliyor.
TESLA’DAN ÇOK KONUŞULAN IŞIK YETENEĞİ
2021 Noel Güncellemesi ile Tesla, elektrikli otomobillerinde Light Spectacular’ı (Tesla LightShow olarak da bilinir) tanıttı. Işık gösterisi, Tesla’daki tüm ışıkların müzik eşliğinde yanmasını sağlar ve hatta bagajı ve pencereleri açar. Tüm Tesla Model 3 ve Model Y, bu özelliği oyun kutusu aracılığıyla etkinleştirebilir ve yeni Model S ve Model X (muhtemelen 2022’de Avrupa’ya gelecek) de bu yetenekleri sunuyor. Işık gösterisi, Tesla’nın yazılım güncellemeleriyle neler yapabileceğine dair bir resim sunuyor. Standart gösterinin yanı sıra Tesla, kendi gösterilerinizi oluşturma imkanı da sunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“DÜNYA DIŞI VARLIKLAR GÖRÜLECEK”
Davis’e göre iklim değişikliği yoluyla gezegeni yok etmeyi bırakmamıza yardımcı olmaya çalışan dünya dışı varlıklar olarak daha fazla Tanımlanamayan Hava Olayı (UAP) veya UFO görmemiz mümkün.
“UZAYLILAR ARTIK BİZDEN SAKLANMAYACAK”
Dailystar’a açıklamalarda bulunan Davis, “2025’te daha önce UFO olarak bilinen UAP’lerde büyük bir artış görülecek. Uzaylılar artık bizden saklanmayacak, iktidardaki insanlar tarafından yakalanıp esir alındıklarını biliyorlar, bize zarar vermek istemiyorlar. Tıpkı yıllar önce medeniyet kurmamıza yardım ettikleri gibi, bir kez daha gezegenimizi yok etmeyi bırakmamıza yardım edecekler. Yani uzaylıların göklerimizde büyük bir artışını göreceğiz ancak 2025’in sonlarına doğru iktidardaki insanların sessiz kalma çabalarına rağmen onlarla fiziksel temasta büyük bir artış göreceğiz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GÜNEY Kore’de muhalefet partileri, Devlet Başkanı Yoon’un azli için meclise önerge verecek.
Güney Kore’de muhalefet partileri, sıkıyönetim ilanı nedeniyle Devlet Başkanı Yoon Seuk Yeol’ün görevden alınması için meclise önerge vereceğini duyurdu. Önergenin 6-7 Aralık’ta görüşülmesinin beklendiğini duyurdu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SİVİL GİRİŞİNİ YASAKLADILAR
Muhalifler Halep’in kontrolünü o kadar hızlı ele geçirdi ki, Esad rejimi askerleri ve İran gibi ülkelerden savaşmak için bölgeye gelen binlerce milis, halen şehir içinde saklanıyor. Muhalifler asayişi sağlayana kadar Halep’e sivil girişini yasaklarken, akşam 19.00’dan sonra da genel sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

GERGİN BEKLEYİŞ SÜRÜYOR
Muhalifler şehirdeki bütün kamu binalarına yerleşiyor. Halep’te fırınlar kapalı olduğu için ekmek bulmak en büyük sorun. Bölgede çalışan STK’lar Halep’e ekmek taşıyor. Elektrik, içme suyu, akaryakıt, internet, sıkıntısı da var. Dükkanların neredeyse tamamı kapalı. Konuştuğumuz siviller, belirsizliğe işaret ederken, bir şeyler söylemek için çok erken olduğunu ifade ediyor. Muhaliflerin kontrolüne geçen Halep Uluslararası Havalimanı’nda ise temizlik yapılıyor. Rejimden sonra 2 gün terör örgütü YPG’nin kontrolüne geçen alandaki sivil uçaklar, 20 gün önce Şam’a yollanmış. Hangarlardaki hurda savaş uçakları kalmış.

CİDDİ BİR ANLAŞMAZLIK VAR
Tüm bunlarla beraber Halep’in alınmasına öncülük eden HTŞ ile Suriye Milli Ordusu arasında şehrin nasıl yönetileceği konusunda bir anlaşmazlık yaşanıyor. HTŞ’nin Halep’te Suriye Milli Ordusu’nun kontrolündeki bazı yerleri silah zoruyla aldığı söyleniyor. Anlaşmazlığın HTŞ lideri Ebu Muhammed Colani’nin “Her şeyi ben yöneteceğim” şeklindeki tutumundan kaynaklandığı söyleniyor.

HALEP KAYBEDİLEBİLİR
Bu anlaşmazlığı gidermek için müzakereler sürüyor. Eğer bu iki grup arasındaki sorun çözülemezse Halep kaybedilebilir. Halep’in kaybedilmesi de kelebek etkisi yapar ve Suriye’deki yeni süreç tersine döner.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB), Irak’ın kuzeyine 29 Kasım-1 Aralık 2024 tarihlerinde düzenlenen hava harekatları sonucunda Hakurk bölgesinde 6 ve Gara bölgesinde 3 PKK’lı terörist olmak üzere toplam 9 PKK’lı teröristin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, teröristlere nefes aldırmıyor! Irak’ın kuzeyine 29 Kasım-1 Aralık 2024 tarihlerinde düzenlenen hava harekatları sonucunda Hakurk bölgesinde 6 ve Gara bölgesinde 3 PKK’lı terörist olmak üzere toplam 9 PKK’lı terörist etkisiz hale getirildi. Terörü kaynağında kurutmakta azimliyiz, kararlıyız, muktediriz” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’un “muhalefetin devlet aleyhinde faaliyetlerde bulunduğu” iddiasıyla sıkıyönetim ilan etmesinin ardından başlayan siyasi kaos sürüyor. Sıkıyönetim kararı yaklaşık 6 saat sonra yürürlükten kaldırılırken, Devlet Başkanı Yoon’a tepkiler sürüyor. Ana muhalefetteki Demokrat Parti ile diğer 5 parti, Yoon’un görevden alınması için bir önerge sundu. Güney Koreli Yonhap haber ajansına göre azil önergesinin yarın parlamento genel kuruluna sunulması, oylamanın 6 veya 7 Aralık’ta yapılması bekleniyor.
Yoon’un görevden alınabilmesi için 300 sandalyeli parlamentonun en az üçte ikisinin oyu gerekiyor. Demokrat Parti, küçük muhalefet partileri ve bağımsızların toplam 192 sandalyeye sahip olduğu parlamentoda önergenin geçmesi için Yoon’un Halkın Gücü Partisi’nden en az 8 ismin de desteği gerekiyor. Önergenin parlamentodan geçmesi halinde Yoon’un yetki ve görevleri derhal askıya alınacak ve başbakan geçici devlet başkanı olacak. Anayasa Mahkemesi’nin görevden alma kararını onaylaması durumunda devlet başkanı görevden alınacak ve 60 gün içinde seçim yapılması gerekecek.
Parlamento önünde protesto
Başkent Seul’de muhalefet milletvekilleri ve sivil toplum örgütü üyeleri, parlamento önünde toplanarak Devlet Başkanı Yoon’a istifa çağrısında bulundu.
“Özgür anayasal düzeni korumak için sıkıyönetim ilan ediyorum”
Devlet Başkanı Yoon, dün akşam saatlerinde yaptığı konuşmada, “Özgür Kore Cumhuriyeti’ni Kuzey Kore komünist güçlerinin tehdidinden korumak, halkımızın özgürlüğünü ve mutluluğunu yağmalayan aşağılık Kuzey Kore yanlısı devlet aleyhindeki güçleri ortadan kaldırmak ve özgür anayasal düzeni korumak için sıkıyönetim ilan ediyorum” ifadelerini kullanmıştı. Sıkıyönetimin ilan edilmesinin ardından Güney Kore Kara Kuvvetleri Komutanı Park An-su, sıkıyönetim komutanı olarak atanmış, meclis ve siyasi partilerin faaliyetleri yasaklanmıştı.
Parlamento sıkıyönetimin geçersiz olduğuna karar vermişti
Devlet Başkanı Yoon’un sıkıyönetim ilan etmesinin ardından parlamento, sıkıyönetim kararına yönelik oylama gerçekleştirmişti. Parlamentodaki 300 milletvekilinden 190’ının katıldığı oylamada, Yoon’un partisinden bazı milletvekilleri de dahil olmak üzere 190 milletvekilinin tamamı sıkıyönetimin kaldırılması yönünde oy kullanmıştı. Parlamento Başkanlığı, yapılan oylama ile sıkıyönetim kararının geçersiz olduğunu ilan etmişti. Bunun üzerine Devlet Başkanı Yoon, Bakanlar Kurulu toplantısıyla sıkıyönetim kararının kaldırılacağını duyurarak ordunun geri çekildiğini belirtmişti. Yoon’un açıklamasının ardından parlamento dışında toplanan kalabalık kutlama yapmıştı. Muhalefetteki Demokratik Parti’den yapılan açıklamada, Yoon’un sıkıyönetim ilan etmesine sert tepki gösterilerek, “derhal istifa etmemesi halinde Yoon hakkında azil işlemlerinin başlatılacağı” vurgulanmıştı.
Ülkede sıkıyönetim kararını gerektiren bir kriz ortamı olmadığını belirten muhalifler, Yoon’un hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle sıkıyönetim ilan ettiğini savunuyor.
Güney Kore’de anayasaya göre sıkıyönetim, parlamento çoğunluğunun talebi üzerine kaldırılabiliyor. Ülkede Nisan ayında yapılan seçimlerin ardından parlamentodaki çoğunluk, muhalefete geçmişti. – SEUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NAMİBYA’da, 27 Kasım genel seçimlerinin resmi olmayan sonuçlarına göre, 34 yıldır iktidarda bulunan Güney Batı Afrika Halkları Organizasyonu’nun (SWAPO) adayı Nandi-Ndaitwah, ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı seçildi.
Namibya Seçim Komisyonu’nun (NEC) verilerine göre, SWAPO’nun adayı Nandi-Ndaitwah, oyların yüzde 57,6’sını aldı. Mevcut Cumhurbaşkanı Yardımcısı Nandi-Ndaitwah, böylece Namibya’nın ilk kadın cumhurbaşkanı oldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ukrayna üyelik konusunu 3-4 Aralık’ta Brüksel’de yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde ve sırasında bir kez daha gündeme taşıdı.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, NATO dışişleri bakanlarına gönderdiği mektupta, toplantı sırasında Ukrayna’ya üyelik daveti yapılmasını istedi.
Konu, Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında, çalışma yemeği formatında toplanan NATO-Ukrayna Konseyi’nin de gündemindeydi.
Ukrayna bu yönde bir davetin üyeliğin geri çevrilemez olduğunu göstereceği ve Rusya’ya karşı doğru cevap olacağı görüşünde.
NATO’nun tüm üyelerinin aynı görüşte olduğunu söylemek ise oldukça zor.
NATO liderleri, Ukrayna’nın bir gün İttifak’a katılacağının kararını, herhangi bir tarih belirtmeksizin, 2008’deki Bükreş Zirvesi’nde aldılar.
Savaşın başlamasının üzerinden geçen bin günde NATO’nun üyelik konusundaki söyleminde geldiği en ileri nokta ise bu yıl 9-11 Temmuz’da yapılan Washington Zirvesi’nin sonuç bildirisindeki ifadeler: “Müttefiklerin mutabık kalması ve şartların karşılanması halinde Ukrayna’yı İttifak’a katılmaya davet edecek konumda olacağımızı bir kez daha teyit ediyoruz.”
Üyelik daveti için olmazsa olmaz şart NATO üyelerinin oybirliği. İttifak üyeleri henüz bu aşamaya gelemedi.
Hangi ülkeler karşı çıkıyor?
Ukrayna’nın üyeliğine sıcak bakmadığı bilinen ülkeler arasında ilk akla gelen Macaristan.
Toplantı sonrasında açıklama yapan Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, “Bu ülke savaşta ve savaştaki bir ülke İttifak’ın güvenliğine katkı sağlayamaz” dedi.
Macaristan, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği konusunda son ana kadar itirazını kaldırmamıştı.
NATO’nun en güçlü üyesi ABD ise olası bir üyelik daveti için zamanlamanın doğru olmadığı görüşünde. Aslında çoğu ülkenin bu görüşte olduğunu söylemek mümkün.
Kağıt üstündeki şartlar bir yana NATO’nun şu an Ukrayna’ya üyelik davetinde bulunması pratikte pek mümkün gözükmüyor.
Bunun nedeni Ukrayna’nın savaşta olması.
Ukrayna’ya üyelik daveti yapılması savaşı daha da tırmandırma riski içeriyor.
Savaş bitmeden olası bir üyelik ise tüm İttifak’ın doğrudan savaşa taraf olması anlamına gelir ki şu aşamada çoğunluk bundan yana değil.
Ukrayna’nın savaşta olduğu ülkenin, NATO’nun, müttefiklerin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit olarak gördüğü Rusya olması olası bir davet konusunda aceleci ve duygusal hareket edilmesini engelliyor.
Bu risklere karşın Letonya, Çekya gibi üyelik daveti yapılmasında pek sakınca görmeyen ülkeler de var.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, önceliğin üyelik davetinden ziyade, Ukrayna barış görüşmelerine girmeye karar verdiğinde bunu güçlü bir pozisyonda yapmasının nasıl sağlanacağına yoğunlaşmak olduğu mesajını verdi.
Türkiye’den bekle gör yaklaşımı
Türkiye, Ukrayna’nın NATO üyeliğine ilke olarak karşı değil.
Bununla birlikte öne çıkan bir pozisyon almamayı tercih eden Türkiye, kararını diğer ülkelerin adımlarını da dikkate alarak atmaktan yana.
NATO üyesi ülkeler arasında uzlaşı bulunmaması Türkiye’nin net pozisyon almasını frenleyen etkenlerden biri.
Rusya’yla ilişkileri ve Ukrayna’daki savaşın devam ediyor olması Ankara’nın pozisyonunu şekillendiren diğer unsurlar.
Türkiye, Ukrayna konusunda savaşa müdahil olmaksızın elinden gelenin en fazlasını yapma çabası içinde ve diplomasiye şans verilmesini istiyor.
Ukrayna’nın olası üyeliği konusunda şartların henüz oluşmadığı ve bu adım için doğru zaman olmadığı görüşü şu aşamada daha ağır basıyor.
Toplantı için Brüksel’de bulunun Hakan Fidan’ın bugün Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ile bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.
Trump’ın tavrı merak konusu
ABD Başkanı Joe Biden’dan görevi 20 Ocak’ta devralacak olan Donald Trump’ın Ukrayna konusundaki tavrı NATO’daki dengeleri de etkileme potansiyeli içeriyor.
Bazı ülkelerin pozisyon belirlemek için yeni Amerikan yönetimini beklediği biliniyor.
Letonya Dışişleri Bakanı Baiba Braze toplantı öncesinde, “Herkes yeni ABD yönetiminin çalışmaya başlamasını bekliyor. Bu söylenen ya da söylenmeyen bir husus ama bir gerçek” dedi.
Trump, henüz bunu nasıl yapacağına ilişkin detaylar net olmasa da göreve geldiğinde savaşı bir günde bitireceği iddiasında.
NATO’daki genel görüş, barış masasına ne zaman ve hangi şartlarla oturacağına karar verecek olanın Ukrayna olduğu yönünde.
Trump, ilk görev dönemindeki çıkış ve hamleleriyle zaman zaman NATO’nun geleneksel işleyişini zorlamıştı. Şimdi de “Ukrayna’yı zorda bırakacak bir adım atar mı?” sorusu soruluyor.
Trump’ın Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi olarak atadığı Keith Kellog, geçtiğimiz aylarda ortak imzayla kaleme aldığı bir makalede, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin uzun bir süre ertelenmesi karşılığında güvenlik garantileri içeren bir barış anlaşması yapılması çağrısında bulunmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÖLÜ SAYISI 135’E YÜKSELDİ
İnsan hakları örgütleri tarafından yapılan açıklamaya göre olayda 135 kişi hayatını kaybetti. Açıklamada, güvenlik güçlerinin çatışmaya müdahale sırasında çok fazla göz yaşartıcı gaz kullandığı ve seyircilerin değil yetkililerin korunmasına öncelik verdiği ifade edildi.
Pazar günü Gine Geçici Devlet Başkanı Mamady Doumbouya onuruna düzenlenen yerel bir turnuva sırasında hakemin tartışmalı penaltı kararının ardından taraftar birbirine girmiş ve izdiham yaşanmıştı. Yüzlerce kişinin sahaya indiği olaylarda polis göz yaşartıcı gaz ile müdahale etmişti. Gine Başbakanı Amadou Bah Oury, olayın sorumlularının tespit edilmesi için soruşturma başlatıldığını ifade etmişti. Resmi açıklamada izdiham sonucu aralarında çocukların da bulunduğu en az 56 kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
DİJİTAL BİYOPSİ KAVRAMI İLE LİTERATÜRE GİRMİŞTİ
Ekibiyle geliştirdiği ‘DISCO Transparency’ adlı özel tekniği ile memeli bir hayvan olan deney faresinin tamamı ile kalp, göz, pankreas gibi bazı insan organ ve dokularını şeffaflaştırıp, dijital olarak haritalandırmayı başaran, ‘dijital biyopsi’ kavramını literatüre sokarak tıp dünyasında çığır açan Prof. Dr. Ali Ertürk, ses getiren yeni bir araştırmaya daha imza attı. Almanya’nın Münih eyaletinde, Ludwig Maximillian’s Üniversitesi Helmholtz Doku Mühendisliği ve Rejeneratif Tıp Enstitüsü Direktörü olarak çalışmalarını yürüten Genetik ve Nörobilim Uzmanı Prof. Dr. Ertürk ve ekibi, önce kafatasının sadece beyni koruyan sert bir kask olmadığını, beynin yaşayan bir parçası olduğunu gösterdi. Kafatası ile beyin arasında yer alan ‘gizli geçitlerde’ bulunan yüzbinlerce savunma hücresinin, birdenbire beyne girebildiğini keşfeden Prof. Dr. Ertürk’ün araştırması, geçtiğimiz yıl dünyanın en saygın bilim dergilerinden Cell’de yayınlandı. Prof. Dr. Ertürk, koronavirüsün, bu mekanizmayı kullanarak beyne sızabileceği hipotezinden hareketle yeni bir çalışma daha başlattı ve bunun için yüzlerce hastanın verisi incelendi. Uzamış Covid (Long Covid) hastaları ile uzamış Covid yaşamayan hastaların beyin sıvılarından alınan örnekler karşılaştırıldı, Covid’den ölen onlarca hastanın kadavrası, kafatası ve beyin örnekleri DISCO Transparency yöntemiyle dijitalleştirilerek incelendi. Geçtiğimiz hafta Cell Host & Microbe dergisinde yayınlanan araştırma, ürkütücü bir gerçeği ortaya çıkardı. Koronavirüsün insan hücresine girebilmek için kullandığı spike proteinleri, kafatasındaki bu gizli geçitlerde ‘çöp gibi’ birikiyor, hatta yıllarca burada gizlenerek beyin yüzeyine sızabiliyor.

VİRÜSÜN VÜCUTTAKİ FOTOĞRAFINI ÇEKTİ
Helmholtz Enstitüsü’ndeki laboratuvarlarının kapılarını Demirören Haber Ajansı’na açan ve yeni araştırmanın detaylarını ilk kez DHA’ya anlatan Prof. Dr. Ertürk, virüsün spike proteininin, hastalık atlatılsa bile yıllarca beynin koruyucu katmanlarında, kafatası kemik iliğinde kalabildiğini vurguladı. Ertürk ayrıca DISCO Transparency tekniği ile virüsün vücutta nerelere yerleştiğini en ince ayrıntısına kadar fareler üzerinde göstermeyi başardı. Üç boyutlu haritalandırma sayesinde Wuhan’da ilk çıkan orijinal virüsün sadece akciğerlere yerleştiği, daha sonraki varyantların ise mideden kalbe, akciğerden böbreklere, hatta testis ve yumurtalıklara kadar neredeyse her organa yerleşebildiği görsel olarak da ortaya konuldu. İnfluenza yani grip virüsü sadece akciğere yerleşirken koronavirüsün neredeyse tüm vücuda yayıldığını kaydeden Prof. Dr. Ertürk, Covid’in sadece beyin ve kalp hastalıklarını değil, böbrek, karaciğer gibi başka organları da etkileyen pek çok hastalığın artmasına da yol açacağını vurguladı.

UZAMIŞ KOVİD’İN SIRRI, ÇÖP GİBİ BİRİKEN PROTEİNLER
Prof. Dr. Ertürk, şunları söyledi: “Kafatasını bu zamana kadar hep bir kasket gibi, sadece beyni koruyan bir görevi olduğu düşünülüyordu. Bu konudaki ilk çalışmamızda bunun böyle olmadığını, kafatasının beynin yaşayan bir parçası olduğunu gösterdik. Çünkü kafatasında küçük küçük kapılar var. Kafatasındaki hücreleri beyne bağlayan kapılar. Bunu şeffaflık ve üç boyutlu taramalar sayesinde gösterdik. Bu araştırmamız Cell dergisinde yayınlanmıştı. Bu çalışmanın ardından bu kapıların başka hastalıklarda da etkili olup olmayacağını araştırmak istedik. Özellikle koronavirüsü merak ettik. Acaba oralarda toplanıp beyne girebiliyor mu diye bir hipotezi araştırmaya başladık. Yüzlerce hastanın verisi ile çalıştık. 50’nin üzerinde Covid sonrası hayatını kaybetmiş hastanın kadavrasında kafatasını inceledik. 60’a yakın hala hayatta olan Long Covid (uzamış Covid) hastası ile uzamış Covid yaşamayan hastalara göre bu tür inflamasyon ve nöronlara zarar veren proteinlerin arttığını fark ettik. Bu çalışma gerçekten önemli çünkü koronavirüsün spike proteininin vücutta bu kadar uzun süre kaldığı bilinmiyordu, bunu kesin olarak kanıtlamış olduk. Long Covid dediğimiz korona sonrası oluşan hastalıkların belki de yüzde yüzünün vücutta artmış, çöp gibi etrafta kalan proteinler nedeniyle oluştuğunu gösterdik.”

‘YILLARCA YOK OLMAYIP SAKLANMASI ÜRKÜTÜCÜ’
Prof. Dr. Ertürk, “İşin ürkütücü kısmı, buralardaki spike proteinler yok olmuyor. Seneler boyunca kafatasının o bölgelerinde saklı duruyor ve beyne geçiş yapabiliyorlar. Beyne geçtikleri zaman da hem inflamasyon hem de damar bozukluklarına, parçalanmalarına neden oluyor. Bu da ne demek? Beynin sağlıklı halini (bağışıklığını) aşağı çekiyor. Beynin dış kısmı, korteks dediğimiz bölgenin, iç kısımlarına göre daha çok etkilendiğini gördük. Çünkü kafatasına daha yakın bu bölge. Beyin yüzeyi bizim düşüncemizi, hafızamızı, karakterimizi, birçok şey kontrol eden bölgelerin olduğu bir yer. Bu etki hem yeni nörolojik hastalıkların sıfırdan ortaya çıkmasına neden olabilir hem de var olan yatkınlıkları tetikleyebilir. Alzheimer, Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklarla depresyon, şizofreni gibi nöropsikiyatrik hastalıklarda artış yaşanabilir” diye konuştu.

‘UZAMIŞ COVİD’İN, PANDEMİDEN DAHA BÜYÜK ETKİSİ OLABİLİR’
Hayvan modellerinde yine şeffaflığı kullanarak virüsün vücutta nerelerde yayıldığını da çalıştıklarını kaydeden Ertürk, şu bilgileri verdi: “Burada da gördük ki influenza virüsü sadece akciğerde kalıyor. Aynı şekilde ilk çıkan koronavirüs tipi olan Wuhan virüsü de akciğeri tutuyor. Ama Delta ve Omicron’dan sonraki varyantlar bütün vücuda yayılıyor. Aslında korkutucu bir resim bu bilgiye baktığınızda. Çünkü virüs bir şekilde varyantlarla hem vücuda daha çok yayılma hem de beyne daha çok ulaşma şeklinde bir hedef oluşturmuş durumda. Varyantlar çeşitlendikçe vücutta değişik dokulara ulaşma kapasitesi de artıyor. Gençler bile artık çok erken yaşlarda bazı hastalıklara yakalanabilir vücutta biriken bu spike proteinleri yüzünden. Kalp hastalıklarındaki artışın muhtemelen sebebi de vücuda yayılan koronavirüs spike proteinleri aslında, çalışmamızda bunu net olarak gösterdik. Şu an dünyanın yaklaşık yüzde 60’ı Covid geçirmiş durumda. 4 milyardan fazla insan demek bu. Bunların da yüzde 10 ila 15’inde uzamış Covid olduğu düşünülüyor. Yani 400 ila 600 milyon kişi, Long Covid olabilir. Long Covid’in etkisi maalesef artacak. Belki Covid’den çok daha büyük bir problem olarak karşımıza çıkacak.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MALEZYALI yetkililer, ülkede yaklaşık bir haftadır etkili olan selde 6 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.
Malezya Başbakanı Enver İbrahim, ülkenin doğu kıyılarına 5 günde son 6 aydaki kadar yağış düşmesi nedeniyle bazı eyaletlerde geniş pirinç tarlalarının da sular altında kaldığını ve çiftçilerin milyonlarca dolar zarar ettiğini belirtti. Kelantan ile Terengganu eyaletlerinde yolların ve evlerin hasar gördüğünü söyleyen Enver, 6 kişinin hayatını kaybettiği selde altyapıyı onarma maliyetinin 224 milyon doları bulabileceğini ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Starmer, gerek ABD gerek Avrupa ile olan bağlarını güçlendireceklerini belirten Starmer bir taraf seçmek zorunda olmaklarını ifade etti.
Starmer yaptığı açıklamada, Ukrayna konusuna vurgu yaparak Batı’nın asıl yönelmesi gereken konunun Ukrayna-Rusya savaşı olduğunu dile getirerek Batı’da bölünme yaratacak tartışmalardan kaçındı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Esed rejimi güçleriyle 7 gündür çatışan Heyet Tahrir Şam’ın başını çektiği rejim karşıtı gruplar, Hama ili istikametinde ilerliyor.
Gruplar, Hama’nın kuzeyindeki Zor El Mahruka, Zor El Heysa, Zor Ebu Zeyid, Zor El Meselih, Zor Ec-Cedid, Hattap, El-Rehcen, Kuzey Serha, Güney Serha, Mericib El-Cemelen, Şıheytir, El-Hasnevi, El-Şekusiye, Ebu Leffe, Musteriha, Beyyud, Servet ve Maarşahrura yerleşim yerleri ile Nasiriye Tepesi’nin kontrolünü ele geçirdi.
Birinci hat olan Maptane-Halfaya-Taybet İmam’ı kırarak, rejim kontrolündeki Hama kent merkezine 3 koldan ilerleyen rejim karşıtı gruplar, Kamhane-Muharde-Maar Suhur hattında rejim güçleriyle çatışıyor.
REKLAM
Çatışma hattı, Hama kent merkezinin dış mahallelerine 6 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
Sahadaki kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Esed rejimi, Hama’daki bankaları ve döviz bürolarını boşaltıyor.
– Suriye’deki gelişmeler
Suriye’nin kuzeyindeki Halep ilinin batı kırsalında, 27 Kasım’da, Esed rejimi güçleriyle rejim karşıtı silahlı gruplar arasında çatışma başlamıştı.
28 Kasım’da Halep’in batı kırsalından merkeze doğru hızla ilerleyen rejim karşıtı silahlı gruplar, 30 Kasım’da merkezin büyük bölümünü ele geçirmişti.
30 Kasım’da Han Şeyhun ilçesini alarak tüm İdlib genelinde hakimiyet sağlayan silahlı gruplar, Hama ilinde de çatışarak ilerleyişini sürdürüyor.
Suriye Milli Ordusunun Halep kırsalında 1 Aralık’ta terör örgütü PKK/YPG’ye karşı başlattığı Özgürlük Şafağı Operasyonu’nda ise Tel Rıfat ilçe merkezi terörden kurtarıldı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Habertürk TV Güvenlik Politikaları Koordinatörü Çetiner Çetin’in aktardığı bilgilere göre, Suriye Milli Ordusu güçlerinin öncülüğünde Münbiç’e yönelik harekâtın yarın sabah başlaması söz konusu.
Habertürk TV canlı yayınında konuşan Çetiner Çetin, “Harekât aslında bugün başlayacaktı ancak Suriye Milli Ordusu’nun eksik kalacağı endişesiyle harekât ertelendi. İdlib’ten diğer muhalif güçlerinde de katılımıyla harekâtın yarın sabah başlaması planlanıyor. İdlib’den Münbiç’e muhalif gruplar gelmeye başladı.” dedi.
REKLAM
Halep İline bağlı olan Münbiç’in savaş öncesi nüfusu 100 bin olarak tespit edilirken hâlihazırda ne kadar insan yaşadığına dâir net bir bilgi bulunmuyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanlığı’nın ‘X’ hesabından yapılan açıklamada “Bakanımız Hakan Fidan, Brüksel’de düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı marjında Kuzey Atlantik Konseyi Dışişleri Bakanları Çalışma Oturumu’na katıldı.” denildi.
HAKAN FİDAN, MEVKİDAŞLARI İLE GÖRÜŞTÜ.
Hakan Fidan NATO Dışişleri Bakanları Zirvesi için bulunduğu Brüksel’de Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve Kanada Dışişleri Bakanı Melanie Joly ile görüşmelerde bulundu.
Hakan Fidan ayrıca İspanya Dışişleri, Avrupa Birliği ve İşbirliği Bakanı José Manuel Albares ile de bir araya geldi.
Hakan Fidan, mevkidaşlarıyla bölgede ve dünyada yaşanan çatışmaları ele aldı. Suriye, Ukrayna ve Gazze görüşmelerin ana konusu oldu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ve Sybiha, NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı marjında düzenlenen NATO-Ukrayna Konseyi formatındaki oturum öncesi açıklamalarda bulundu.
Rutte, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın da katılacağını belirttiği toplantıda Ukrayna’ya askeri desteğin artırılması ihtiyacı, ülkedeki enerji altyapısının korunması ve hava savunması yardımları gibi başlıkların ele alınacağını belirtti.
NATO’nun Ukrayna’ya desteğini yineleyen Rutte, “Müttefiklerin sizinle birlikte olduğu konusunda sizi temin etmek istiyorum.” dedi.
REKLAM
Rutte, savaşın sürdüğü Ukrayna’da soğuk kış günlerinin de yaşandığına işaret ederek, enerji şebekesi ve altyapısının korunmasına destek olunması gerektiğini vurguladı. Rutte, “Ukrayna’da Rusya’nın kışı silah haline getirmesine izin veremeyiz.” diye konuştu.
Ukrayna’nın başta hava savunma sistemleri olmak üzere askeri yardımların artırılması ihtiyacına da değinen Rutte, “Bir gün Ruslarla bir tür görüşmeye karar verdiğinizde bunu güçlü bir pozisyonda yapabileceğinizden emin olmak için çok daha fazlasının yapılması gerekiyor. Bu akşam bunu konuşacağız.” ifadelerini kullandı.
“Kesinliğe, güçlü kararlara ihtiyacımız var”
Sybiha ise ülkesinin geleceği için “kesinliğe” ihtiyaçları olduğunu dile getirerek, “Şimdi jeopolitik kesinlik zamanıdır ve bizim bu kesinliğe ihtiyacımız var. Bizi güçlendirecek, kapasitelerimizi güçlendirecek güçlü kararlara ihtiyacımız var.” dedi.
Rusya’nın ülkedeki enerji kaynaklarını “silah haline getirdiği” yorumunu yapan Sybiha, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ukrayna halkı, Ukraynalı siviller, muhtemelen en yoğun füze saldırısına maruz kalıyor. Bizi nükleer enerjiden koparmaya çalışıyorlar. Nükleer enerji tesislerine saldırmaya başladılar. Bu da Rus saldırganlığının yeni bir gerçeği. Bu nedenle (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’i aramak ya da Moskova’yı ziyaret etmek yerine güçlü, güçlü tarihi kararlara ihtiyacımız var.”
Sybiha, ülkesinin stratejik enerji tesislerini ve altyapılarının korunması için “acilen ilave 19 hava savunma sistemine ihtiyaçları olduğunu” aktararak, “Bu 19 hava savunma sistemini temin ettikten sonra kışı geçireceğimizden eminiz. İhtiyaçlarımızın somut listesini zaten gönderdik, bugün ve önümüzdeki günlerde yapacağımız görüşmelerin somut sonuçlarından birinin de en yakın ortaklarımızın bu hava savunma sistemlerini acilen tedarik etme kararı olacağını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.
NATO’nun Brüksel’deki karargahında bugün başlayan Dışişleri Bakanları Toplantısı, yarın da devam edecek.
Toplantıda Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil ediyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rutte, Ukrayna’ya üyelik daveti ile ilgili herhangi bir gelişme olmadığını söylerken şu an için önemli olan meselenin Ukrayna’ya silah yardımı olduğunu belirtti. Rutte “Toplandığımız bu zirvede şu an için âcil olan konuları ele almalıyız. Şu an için âcil olan konu ise Ukrayna’ya silah yardımıdır.” dedi.
Rutte, Ukrayna’nın üyeliğinin bir süreç gerektirdiğini belirtirken “Ukrayna’nın üyeliği için bir köprü kurduk ancak bu yavaş yavaş gerçekleşecektir.” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise 1 Aralık’ta yaptığı açıklamada, NATO’ya üyelik konusunda dolaylı bir daveti kabul etmeyeceklerini belirterek sürecin netleşmesi konusundaki kararlılığını vurguladı. Ukrayna Savaşın başından beri NATO’ya üyelik konusunda taleplerini iletse de henüz net bir karşılık bulamadı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yonhap’ın haberine göre, sıkıyönetimin kaldırılmasını talep etmek üzere Ulusal Meclis’te acil oturum düzenlendi. Meclisin 300 üyesinden 190’ının katılabildiği kurulda sunulan önerge, oybirliğiyle kabul edildi.
Güney Kore Ulusal Meclis Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamada, ülkede ilan edilen sıkıyönetimin yapılan oylamanın ardından “hükümsüz” hale geldiği belirtildi.
Anayasa uyarınca sıkıyönetimin parlamento çoğunluğunun talebiyle kaldırılması gerekiyor.
Güney Kore Ulusal Meclisi Başkanı Woo Won-Shik, yaptığı açıklamada, “Meclisin ana binasına giren tüm askerler tamamen ayrıldı.” ifadesini kullandı.
CUMHURBAŞKANI SIKIYÖNETİM İLAN ETTİĞİNİ DUYURMUŞTU
Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol YTN televizyonunda canlı olarak yayınlanan konuşmasında sıkıyönetim ilan ettiğini duyurdu.
Cumhurbaşkanı Yoon, ülke muhalefetinin ‘yıkıcı’ çabaları nedeniyle hükümetin felç olduğunu öne sürerken, sıkıyönetim kararıyla ülkenin demokrasisinin ve özgür bir Kore’nin yeniden inşa edileceğini söyledi.
Muhalefet partilerinin ülkeyi krize sokmak için parlamentoyu rehin aldıklarını öne süren Yoon, özgür ve anayasal düzeni korumak için böyle bir tedbire başvurmaktan başka çaresi olmadığını belirtti.
Yoon, “Özgür Kore Cumhuriyeti’ni Kuzey Kore komünist güçlerinin tehdidinden korumak, halkımızın özgürlüğünü ve mutluluğunu yağmalayan aşağılık Kuzey Kore yanlısı devlet karşıtı güçleri ortadan kaldırmak ve özgür anayasal düzeni korumak için sıkıyönetim ilan ediyorum” dedi.
REKLAM
Güney Kore ordusu, parlamento ve parti faaliyetlerinin yasaklandığını duyururken, tüm medya ve yayıncılık faaliyetlerinin kontrol altına alınacağını bildirdi.
Stajyerler dahil tüm sağlık personelinin 48 saat içinde işe dönmeleri emredildi. Ordunun kurallarına uymayanların ‘bir tutuklama emri olmaksızın’ tutuklanacağı duyuruldu.
“ORDU MİLLETVEKİLLERİNİ TUTUKLAYABİLİR”
Anamuhalefet partisi olan Demokrat Parti, kararın ardından milletvekillerini ‘acil’ koduyla parlamentoya çağırdı. Parti lideri Lee Jae-Myung, kararın anayasaya aykırı olduğunu söyledi. Sıkıyönetim kararını parlamentoda durdurmaya çalışacaklarını söyleyen Lee Jae-Myung, “Ancak ordu parlamento üyelerini tutuklayabilir” açıklamasını yaptı.
Parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduran Lee Jae-Myung, internet üzerinden yaptığı canlı yayında “Tanklar, zırhlı personel taşıyıcılar, silahlı ve bıçaklı askerler ülkeyi yönetecek. Kore Cumhuriyeti ekonomisi geri dönüşü olmayacak şekilde çökecek. Yurttaşlarım, lütfen parlamentoya gelin” dedi.
Ülkenin iktidar partisi olan Halkın Gücü Partisi lideri Han Dong-Hoon da sıkıyönetim ilanının yanlış olduğunu belirtirken, kararı engelleme sözü verdi.
Parlamento Başkanı’nın ise oturumu toplamak için parlamentoya gittiği bilgisi paylaşıldı. Ancak polis araçlarının parlamentoyu çembere aldığı belirtildi.
Ülke para birimi Won, sıkıyönetim kararının duyurulmasıyla yüzde 1 değer kaybederek dolar karşısında son iki yılın dip seviyesine geriledi.
Kore Borsasının yarın açılıp açılmayacağına da henüz karar verilmedi.
ABD, KONUYU TAKİP ETTİKLERİNİ BİLDİRDİ
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, ABD Başkanı Joe Biden Yönetiminin, Güney Kore yönetimi ile temas hâlinde olduğu ve durumu yakından takip ettikleri ifade edildi. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ise olayları endişe ile takip ettiklerini açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Kurt Campbell yaptığı açıklamada “Güney Kore ile olan ittifakımız çelik gibidir, sarsılmaz. Ancak yaşananları endişe ile takip ediyoruz ve krizin anayasaya uygun olarak çözülmesini bekliyoruz.” dedi.
ORDU MECLİSE GİRMEYE ÇALIŞIRKEN PROTESTOLAR BAŞLADI
Sıkıyönetim kararını protesto etmek amacıyla Güney Kore Ulusal Meclisi’nin önünde toplanan protestocular, güvenlik güçleriyle arbede yaşıyor. Bu sırada Güney Kore Ordusuna bağlı birlikler de meclis binasına girmeye çalışıyor.

Yetkililerince yapılan açıklamaya göre sıkıyönetim, rejim karşıtı güçler hariç Güney Kore vatandaşlarının gündelik hayatında herhangi bir rahatsızlık yaratmayacak.

Güney Kore Ulusal Meclisi ise yapılan oylamada sıkıyönetim kararını engelleme yönünde karar aldı.
“EKONOMİYİ RAHATLATMAK İÇİN GEREKEN ÖNLEMLERİ ALACAĞIZ”
Güney Kore Maliye Bakanı Choi San-Mok, sıkıyönetim ilânı sonrası yaptığı açıklamada “Ekonomiyi rahatlatmak için bütün yöntemleri seferber edeceğiz. Buna piyasaya nakit akışı sağlamak da dâhil.” dedi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Türkiye-Rusya ilişkileri ile Suriye’deki son gelişmeler, küresel ve bölgesel konular ele alındı.
Görüşmede, Türkiye’nin bir yandan Suriye’nin toprak bütünlüğünü desteklemeye devam ederken, öte yandan Suriye’de adil ve kalıcı çözüm için çabaladığını belirten Erdoğan, bütün bunlarla birlikte bölgede diplomasiye daha fazla alan açılmasının önemli olduğunu, bu süreçte Suriye rejiminin siyasi çözüm sürecine angaje olması gerektiğini kaydetti.
Suriye’de yaşanan son gelişmeler bağlamında en önemli hususun sivillerin zarar görmemesi olduğunun altını çizen Erdoğan, Suriye’nin daha büyük istikrarsızlıklara kaynaklık etmemesi gerektiğini, Türkiye’nin Suriye’de sükunetin sağlanması için elinden gelen tüm gayreti gösterdiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’deki son gelişmelerden istifade etmeye çalışan terör örgütü PKK ve uzantılarıyla mücadele konusunda Türkiye’nin kararlı tutumunu sürdürmeye devam edeceğini vurguladı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney Kore’de siyasi kriz Haberi Görüntüle
Öncelikle Güney Kore’de “Başkanlık Sistemi” uygulanıyor, Cumhurbaşkanı’nın 5 yılda bir halk tarafından seçildiği bir şekilde yönetiliyor. Nisan ayında gerçekleşen seçimlerde, 300 koltuklu parlamentoda çoğunluk muhalefete geçti.

Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol’un partisi Halkın Gücü Partisi 108 koltuğa sahip. Muhalefetin ise toplamda 192 koltuğu bulunuyor, bunun çoğunluğu da 171 ile ana muhalefet partisi Kore Demokratik Partisi‘nde.
SIKIYÖNETİM SÜRECİNE NASIL GELİNDİ?
Bir süredir siyasi baskı karşısında olan Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol, ülkede 50 yıldan uzun bir süre sonra ilk kez sıkıyönetim ilan etti. Peki bu akşam Güney Kore’de yerel saatle 23:00 sularında ilan edilen sıkıyönetim sürecine nasıl gelindi?
REKLAM
Ulusal televizyon kanalında gece yarısı duyuru yapan Güney Kore Cumhurbaşkanı, Kuzey Kore’yi tehdit olarak gösterdi ve “Kuzey Kore yanlısı, devlet karşıtı güçleri ortadan kaldırmak ve özgür anayasal düzeni korumak için sıkıyönetim ilan ediyorum” ifadelerini kullandı.
Dünyanın şaşkına döndüğü bu açıklama, Güney Kore ve dünya basınında Yoon’un aslında kendi üstündeki siyasi baskıdan kurtulmak istediği şeklinde yorumlandı.
Bu yılın başında parlamentoda çoğunluğunu kaybetmiş olan Yoon, muhalefet tarafından hükümetin iktidarını zayıflatmaya amaçlayan bir dizi muhalefet tasarısı ve önergesiyle mücadele ediyordu.
NİSAN AYINDAN BERİ ‘TOPAL ÖRDEK’
Yoon, muhalefetin ezici bir çoğunlukla kazandığı Nisan ayındaki Güney Kore genel seçimlerinden bu yana ‘topal ördek’ bir başkandı. O zamandan beri hükümeti istediği yasa tasarılarını geçiremedi ve bunun yerine muhalefetin geçirdiği yasa tasarılarını veto etmekle yetindi.
Yoon ve First Lady’e yönelik de bazı yolsuzluk iddiaları da medyada yer almıştı. Yoon, geçtiğimiz ay, First Lady’nin görevlerini denetleyecek bir ofis kurduğunu söyleyerek ulusal televizyonda özür dilemek zorunda kalmıştı. Ancak muhalefet partilerinin talep ettiği daha geniş ve bağımsız bir soruşturmayı reddetti.
REKLAM
Bu hafta başında ise muhalefet, hükümetin bütçe kesinti yapmasını önerdi. (Bütçe tasarısı veto edilemez). Aynı zamanda, muhalefet, First Lady’i soruşturmadıkları için hükümetin denetim kurumunun başkanı da dahil olmak üzere kabine üyelerini görevden almak için harekete geçti.
Yoon’un bu beklenmedik sıkıyönetim ilanı da üzerinde artan baskıdan kaçmanın bir yolu olarak yorumlandı.
SAATLER SONRA SIKIYÖNETİM HÜKÜMSÜZ HALE GELDİ
Güney Kore’de sıkıyönetim en son 1979’da, başkanın darbe sırasında suikasta uğraması üzerine ilan edilmişti. Ülkede 1987’de parlamenter demokrasiye kavuştuğundan beri hiç sıkıyönetim uygulanmadı.
Yoon’un kararının ardından saatler sonra parlamento sıkıyönetimin kaldırılmasını oylayarak kabul etti. Sıkıyönetimin kaldırılmasını talep etmek üzere Ulusal Meclis’te acil oturum düzenlendi. Meclisin 300 üyesinden 190’ının katılabildiği kurulda sunulan önerge, oybirliğiyle kabul edildi.
Güney Kore Ulusal Meclis Başkanlığı Ofisinden yapılan açıklamada, ülkede ilan edilen sıkıyönetimin yapılan oylamanın ardından “hükümsüz” hale geldiği belirtildi.
EĞİTİM VE ULAŞIM NORMAL İŞLEYİŞİNDE SÜRECEK
Güney Kore’de, Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’un sıkıyönetim ilanı, Parlamento’nun da bu kararı oylayıp kaldırılmasını kabulünün ardından ülkede eğitim ve ulaşımın olağan akışında faaliyet göstermeye devam edeceği belirtildi.
Yonhap’ın haberine göre, sıkıyönetim kararının kaldırılması için Ulusal Meclis’te yapılan oylama sonrası, Devlet Başkan Yoon’un oylamaya ilişkin tepkisi bekleniyor. Güney Kore yasalarına göre, Devlet Başkanı oylamaya uymakla yükümlü.
Diğer yandan Güney Kore Eğitim Bakanlığı, ülkedeki basın mensuplarına eğitimin normal akışında süreceğine ilişkin açıklama gönderdi.
Açıklamada, okul ve eğitim kurumlarının kapanmayacağı, olağan akışında faaliyetine devam edeceği belirtildi.
Aynı şekilde, Güney Kore Arazi, Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığı’ndaki acil toplantının ardından duruma ilişkin açıklama yapıldı.
Açıklamada, insanların günlük yaşamında aksaklıkları önlemek için kara yolları, demir yolları, hava taşımacılığı ve inşaat alanlarının normal şekilde çalışmasının sağlanacağı belirtildi.
Güney Kore Merkez Bankasından yapılan açıklamada da sıkıyönetim ilanının piyasa üzerindeki etkisini ölçmek ve gerekli müdahaleleri görüşmek üzere acil toplantı yapılacağı bilgisi yer aldı.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Son olarak TOKİ tarafından yeni projeler adeta ardı ardına sıralandı. Açıklanan projeler çerçevesinde, 2+1 ile 3+1 dairelerin satışları yapılacak.
Satış listesinde yer alan en uygun konuta peşinat ve aylık 7 bin 789,50 TL taksitten başlayan fiyatlarla sahip olunabilecek.
TUNCELİ’DE 54 DAİRE SATIŞA ÇIKARILACAK
TOKİ; Tunceli ve Mazgirt’te 118 adet konut ve 2 dükkanlı ticaret merkezi kapsamında, stokta bulunan 43 adet dairenin satışa çıkartılacağını açıkladı.
TOKİ tarafından Tunceli’de satışa çıkarılacak konutlar arasında en uygun dairenin; 155 bin 790,01 TL peşinat, 180 ay vade ve 7 bin 789,50 TL taksitten başlayan fiyatlarla alıcısını beklediği görüldü.
Ayrıca başvuru tarihleri, 27 Kasım 2024 – 03 Aralık 2024 olarak duyuruldu.
Söz konusu dairelerin listesi şu şekilde:


EkonomiFinansEmlakYaşamDünyaToki
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
GAZİANTEP PLAKALI ARAÇLAR HALEP KALESİ’NDE
Gaziantep plakalı ve çakarlı çok sayıda lüks araç, kentin simge yerlerinden Halep Kalesi’ne geldi. Ayrıca kalede Türk bayrağının dalgalandığı görüldü.
8 YIL SONRA HALEP’E DÖNDÜLER
Öte yandan 2016’da Rusya’nın müdahalesiyle kentten ayrılmak zorunda kalan muhalif güçler, sekiz yılın ardından Halep’e dönmüş oldu. Rejim karşıtı gruplar, kısa sürede valilik ve emniyet müdürlüğü binalarının yanı sıra kentin simgesi olan Halep Kalesi’nde kontrolü sağlayarak ‘Özgür Suriye Bayrağı’nı (ÖSO) göndere çekti.

GaziantepGüncelSuriyeDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Florida’da ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump ile bir araya geldiğini söyledi. Sözcü Farah Dakhlallah, Rutte ve Trump’ın ‘ittifakın karşı karşıya olduğu bir dizi küresel güvenlik meselesini ele aldıklarını’ belirtti.
TRUMP BİDEN’I FÜZE KARARI NEDENİYLE ELEŞTİRMİŞTİ
Donald Trump’ın Rusya-Ukrayna Savaşı ve NATO’nun yapısıyla ilgili görüşlerinin mevcut Başkan Biden’dan çok daha farklı olduğu biliniyor. Trump kampanya döneminde birçok kez, göreve geldikten sonra Rusya-Ukrayna Savaşı’nı hızla bitireceğini vurgularken, Trump’ın ekibi Biden yönetiminin Kiev’e uzun menzilli füzelerin kullanılması yetkisi vermesini sert bir biçimde eleştirmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lübnan’daki haber kurumlarına göre merkezdeki sekiz katlı bir bina beş füze ile vuruldu.
Cumartesi yerel saatle sabaha karşı saat 04:00’te gerçekleşen saldırılar şehri sarstı.
İsrail ordusu saldırılarla ilgili bir yorum yapmadı.
Merkezdeki Basta mahallesinde arama ve kurtarma ekipleri karanlıkta çalışmalarını yürütmek zorunda kaldı.
Son aylarda İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah da dahil olmak üzere örgütün çok sayıda lideri öldürüldü.
Hizbullah, Filistin’deki Hamas’a destek olmak için attığı füzeleri sıklaştırmasıyla İsrail’in hedefi oldu.
Lübnanlı yetkililere göre çatışmalarda şimdiye kadar 3.500 kişi hayatını kaybetti.
İsrail ve Lübnan arasında ateşkesin gerçekleştirilmesi için ABD bölgeye bir arabulucu gönderse de henüz görüşmelerde bir ilerleme sağlanamadı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL – Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün sarı kod uyarısının ardından İstanbul’da sağanak yağış başladı. Taksim’de etkili olan yağış nedeniyle vatandaşlar zor anlar yaşadı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 49 il için gönderdiği sarı kod uyarılarının ardından İstanbul’da sağanak yağış etkili oluyor. Taksim Meydanı’nda etkili olan yağmur vatandaşları olumsuz etkilerken, yağmura hazırlıksız yakalananlar ise zor anlar yaşadı.
Etkili olan yağışta bazı vatandaşların ve turistlerin şemsiyeleri ile ilerlediği, şemsiyesi olmayanlar ise saçakların altında bekledikleri görüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BALIKESİR – Balıkesir’in Bandırma ilçesinde sabah saatlerinde etkili olan yoğun sağanak yağış, hayatı olumsuz etkiledi. Şiddetli yağmur, cadde ve sokakları göle çevirdi.
Meteorolojinin günler öncesi yaptığı uyarılar, Güney Marmara Bölgesinde özellikle Bandırma’da da etlili oldu. Sabah üzeri bağlayan sağanak yağış rüzgazla birlikte şiddettini hızla arttırdı. Yağmurdan kaçanlar kapalı mekanların tentelerine sığınırken, trafikte ciddi aksamalar yaşandı. Yollarda biriken su, sürücülere zor anlar yaşatarak trafik akışını yavaşlattı.
Bandırma’nın en işlek caddesi olan Cumhuriyet Caddesi’nde de aşırı yağışlar nedeniyle alt yapının yetersizliği nedeniyle rögar kapaklarından sel suları yola aktı. Araçların ve yayaların her türlü risklere tedbir amaçlı, Bandırma Belediyesi Trafik Zabıta birimleri duba koyarak önlem aldı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamalara göre, gün boyu Bandırma’da şiddetli sağanak yağış etkili olacak. Gün içerisinde toplamda 30 mm kadar yağış düşmesi bekleniyor. Ayrıca, yağışla birlikte rüzgarın hızını artıracağı tahmin ediliyor.
Yetkililer, vatandaşların su baskınlarına karşı tedbirli olmalarını ve yapılan uyarıları dikkate almalarını önerdi. Özellikle sürücülerin, su birikintilerine karşı dikkatli olması gerektiği vurgulandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kovancılar İlçe Müftülüğü her hafta farklı bir camide “sabah namazı buluşması” programı gerçekleştiriyor. Bu çerçevede Seyda Ubeydullah Camisinde ‘sabah namazı buluşması’ gerçekleştirildi. İlçe Müftüsü İrfan Çavaş’ın katıldığı programdan sonra vatandaşlarla sohbet edilip katılım sağlayanlara ikram yapıldı. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Balık ve Vahşi Yaşam Enstitüsü (USFWS), zürafaların ‘Nesli Tehlike Altındaki Türler Sözleşmesi’ (Endangered Species Act) kapsamında kanunla koruma altına alınması için çağrıda bulundu.
USFWS’den yapılan açıklamada, zürafaların nesillerinin tehlike altında olduğu belirtilerek ilk kez koruma çağrısında bulunulduğu ifade edildi. Açıklamada yapılan çağrının, Afrika’daki zürafa popülasyonlarının büyük oranda azalması ve türün doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi, yasa dışı avlanma, hastalıklar ve iklim değişikliği gibi tehditler sebebiyle yapıldığı belirtildi.
Bilim insanları, son 30 yılda zürafa popülasyonlarının yüzde 40 oranında azaldığını belirtiyor. Koruma önerisi, kamuoyunun 60 günlük bir değerlendirme sürecine katılmasını içeriyor. ABD’de bu süreçte bilimsel veriler toplanacak ve türün korunmasına yönelik daha somut adımlar atılacak.
Açıklamada bu çağrının, zürafaların yaşam alanlarının korunmasından yasa dışı ticaretin önlenmesine kadar birçok alanda uluslararası iş birliğinin önemine dikkat çektiği vurgulandı. USFWS, bu süreci kamuoyu, bilim insanları ve çevre kuruluşlarının katkılarıyla yürütmeyi planladığını ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“ÇİN SOKAĞI DAHİL YENİ BİR YAŞAM ALANI KURACAĞIZ”
BYD’nin yatırımına ilişkin Egedesonsöz’e açıklamalarda bulunan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, “İçinde Çin sokağının da olduğu yeni yaşam alanları oluşturmaya çalışıyorum. Ben mimarım ve tam da çözüme ulaşabilecek mesleğe sahibim” ifadelerini kullandı.
“BİR TANE DAHA VESTEL GELİYOR”
Zeyrek ayrıca “BYD’nin parasını Manisa’da tutmam lazım benim. Aslında bir tane daha Vestel geliyor Manisa’ya. Yaklaşık 20 bin kişinin çalışacağı alandan bahsediyoruz. Burada onunla birlikte yan sanayiler gelmeye başlıyor. Yeni OSB bölgelerine yönlendiriyorum gelen sanayicileri. Soma, Kırkağaç gelişsin diye.
Bununla ilgili bir lojistik merkezi kurmaya çalışıyoruz. Alsancak Limanı da artık limitlerini doldurdu. Biz Soma üzerinden Aliağa ve Çandarlı limanlarına inmeyi düşünüyoruz. TCDD’den bir tane rayla birlikte yeni lojistik merkezine şehri yaymamız gerekiyor bizim” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Seçilmiş ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs ayında 2016 seçimlerinden önce yetişkin film yıldızı Stormy Daniels’a yapılan “sus payı” ödemeleriyle ilgili olarak 34 ticari kaydı tahrif etmekten suçlu bulunmuştu.
New York Mahkemesinde görülen davanın Başkanı Yargıç Juan Merchan, Trump’ın “sus payı” davasında suçlamaların düşürülmesi amacıyla dilekçe sunma talebini kabul ederek, nihai ceza kararının açıklanacağı duruşmayı üçüncü kez süresiz olarak erteledi.
Davaya bakan New York yargıcı Juan Merchan, Trump’ın avukatlarına davanın tamamen düşürülmesini talep eden bir dilekçe sunmaları için 2 Aralık’a kadar süre verirken, davayı takip eden Başsavcı Alivn Bragg’in de cevap vermesi için 9 Aralık tarihini belirledi. Trump’ın Sözcüsü ve Beyaz Saray’ın yeni İletişim Direktörlüğüne atanan Steven Cheung karara ilişkin açıklamasında, “Başkan Trump’a karşı açılan sahte Manhattan Davası, kesin bir galibiyetle artık tamamen durduruldu ve ceza ertelendi” dedi.
Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, Merchan’a gönderdiği mektupta cezanın ertelenmesine karşı olmadıklarını ancak davanın düşürülmesine yönelik her türlü çabayla mücadele edeceklerini belirtmişti.
Trump’ın avukatları son taleplerini bu hafta Merchan’a gönderdikleri bir mektupla iletmişlerdi. Trump’ın avukatları gönderdikleri mektupta, “Nasıl ki görevdeki bir Başkan herhangi bir cezai süreçten tamamen muafsa, seçilmiş Başkan olarak Trump da muaftır” diyerek Trump’ın yemin etmesinden bir ay önce, 20 Aralık’a kadar argümanlarını sunmak için izin istemişlerdi. Avukatlar, yaptıkları açıklamada, Trump başkan seçildiği için mahkumiyet kararının iptal edilmesi ve davanın düşmesi gerektiğini belirterek, davanın devam etmesinin anayasaya aykırı olacağını savunmuşlardı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAR YAĞIŞI BEKLENEN İLÇELER AÇIKLANDI
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanlığı (AKOM), kentteki hava durumuna ilişkin uyarılarda bulundu.
Hava sıcaklığının öğle saatlerinde 5’ye kadar düşeceğini belirten AKOM, gün içerisinde kentte kar yağışının beklendiği ilçeleri de açıkladı.
AKOM’un tahminlerine göre, Çatalca, Silivri, Arnavutköy, Sarıyer, Beykoz, Çekmeköy ve Şile gibi yüksek noktalarda kalan ilçelerde karla karışık yağmur ve kısa süreli kar görülecek.
DENİZ ULAŞIMI KİLİT
Etkisi arttıran fırtınadan deniz ulaşımı da olumsuz etkilendi. İstanbul Deniz Otobüsleri’nin (İDO) internet sitesindeki duyuruya göre, kötü hava koşulları sebebiyle saat 07.45’deki Yenikapı- Yalova, 08.00’deki Pendik-Yalova, saat 08.30’daki Bursa-Armutlu-Armutlu Tatil Köyü-Yenikapı- Kadıköy, 08.30’daki Bandırma-Yenikapı-Kadıköy, saat 09.00’daki Pendik-Yalova, 09.05’teki Kabataş-Kadıköy-Yenikapı- Bursa, 09.45’teki Yalova-Yenikapı ve Yenikapı-Yalova seferleri ile saat 10.30’daki Bursa-Armutlu-Armutlu Tatil Köyü-Yenikapı-Kadıköy seferleri gerçekleştirilemeyecek.
Şehir Hatları AŞ’den yapılan duyuruda ise aynı sebeple, Bostancı-Moda-Karaköy-Kabataş Hattı seferlerinin Moda uğraması, Büyükada- Sedef Adası, Ortaköy-Beşiktaş- Eminönü hatları ile Paralel Hat seferlerinin Ortaköy uğramasının gerçekleştirilemediği bildirildi.
UÇAKLAR PİSTE İNEMİYOR
Hava ulaşımında da benzer bir durum söz konusu. İstanbul Havalimanı’na gelen bazı uçaklar iniş yapamayınca pisti pas geçerken, bazıları da bir süre havada tur atmak zorunda kaldı. Sabiha Gökçen Havalimanı’na iniş yapmak isteyen uçaklar da bir süre havada tur atmak zorunda kaldı. Kalkış seferlerinde ise kısa süreli gecikmeler yaşandığı bildirildi.
Ayrıca Türk Hava Yolları, 38 uçuşun İstanbul’da beklenen fırtına nedeniyle iptal edildiğini açıkladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dün akşam şiddetli lodosun etkisine giren Adalar bugün saat 08.30 sularında rüzgarın değişmesiyle birlikte Karayel fırtınasının etkisine girdi. Fırtınanın şiddeti 80 km’ye kadar çıktı.
Şiddetli rüzgar Adalar’da kıyı şeridinde etkili oluyor. Bir çok sahil kesimi su altında kaldı. Kıyıdaki çakıl taşları iç kesimlere doğru sürüklendi. Hava sıcaklığı yaklaşık 8 derece düştü. Adalar’da kıyı şeridinde göletler oluştu. Şehir hatları vapurları ve yolcu motorları seferlerinde zorluklar yaşamaya başladı.
İstanbul Şehir Hatları A.Ş yapılan açıklamada, Büyükada- Sedef Adası Hattı, Maltepe-Büyükada-Heybeliada-Burgazada-Kınalıada Hattı, Adalar- Beşiktaş hattı seferlerinin ikinci bir duyuruya kadar yapılamayacağını duyurdu. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ‘listeria’ bakterisi nedeniyle bir bebeğin hayatını kaybettiğini duyurdu.
CDC, listeria bakterisi nedeniyle ABD’nin Kaliforniya eyaletinde bir bebeğin hayatını kaybettiğini, dört eyalette 9 kişinin hastaneye kaldırıldığını ifade etti. Açıklamada, Kaliforniya, New York, Illinois ve New Jersey’de toplam 11 vakanın bildirildiği ifadeleri kullanıldı. CDC, bakterinin ‘Yu- Shang Food’ isimli markanın şarküteri ürünlerinden bulaşmış olabileceğini incelemelerin sürdüğünü belirtti.
LİSTERİA BAKTERİSİ NEDİR?
Listeria bakterisi, özellikle gıda kaynaklı enfeksiyonlara yol açabilen bir bakteri türüdür. En yaygın türü Listeria monocytogenes’dir. Bu bakteri, genellikle süt ürünleri, çiğ etler ve işlenmiş etler gibi gıdalarda bulunabilir. Listeria’nın neden olduğu enfeksiyon, listeriyoz olarak bilinir. Listeriyoz, özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, hamile kadınlar, yaşlılar ve bebekler için ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Hamile kadınlarda bu enfeksiyon, düşük doğum yapma, erken doğum veya bebekte ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
1300 HEKTAR BÜYÜKLÜĞÜNDE
Kovada Gölü Milli Parklar Şefi Bahaddin Uysal, kasnak meşesinin doğal yolla meşcere veya orman kurduğu dünyadaki tek alan olması nedeniyle bölgenin ‘tabiatı koruma alanı’ statüsüyle koruma altına alındığını ve 1300 hektar büyüklüğe sahip olduğunu söyledi. Kasnak meşesi ormanının Eğirdir Gölü ve Kovada Gölü sulak alanlarının bulunduğu havzada ardıç, çam ve sedir gibi ormanlarla komşuluk ettiğini belirten Uysal, “Ülkemize has bir tür olan ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan kasnak meşesi gerek saf gerekse sedir ve ardıç ile karıştığı en güzel örneklerinin yer aldığı eşsiz bir ekosistemdir” dedi.

İZİN İÇİN DİLEKÇE YAZILIYOR
Ormanın 1987 yılında tabiat koruma alanı ilan edildiği ve koruma altında olması nedeniyle girişlerin de belli izinler çerçevesinde yapılabildiği, izinsiz girişlerin kesinlikle yasak olduğunu söyleyen Uysal, “Sadece bilimsel çalışmalar ve eğitim amaçlı alana girişlere izin verilmektedir. Bu ormandaki kasnak meşesi endemik bir tür. Farklı bölgelerimizde ülkemizin bu ağaçtan münferit bireyler olmasıyla birlikte orman kurabildiği doğal tek alan burasıdır. Eşsiz sonbahar görseli ise ekimin son haftasıyla kasımın ortası arasında yaşanıyor. Bu iki- üç haftalık sürede alanda güzel bir sonbahar görseli oluyor ama alana gezmek için girişler yasak. Sadece bilimsel ve eğitim amaçlı ayrılmış bir alan olduğu için sadece bilimsel ve eğitim amaçlı girebiliyoruz. Bunun için de Isparta Şube Müdürlüğümüze ya da Kovada Gölü Milli Parkı Şefliği’ne bilimsel ya da eğitim amaçlı alana gelmek istedikleriyle ilgili bir dilekçe yazılması gerekiyor. Uygun görülmesi durumunda alana şefin ya da görevlendireceği bir personelin eşliğinde girişlere izin veriliyor” diye konuştu.
67 ENDEMİK TÜR BULUNUYOR
Üniversiteler veya DKMP uzmanlarının bölgede yaban hayatı ve bitki türleriyle ilgili bilimsel çalışmalar yaptığını anlatan Bahaddin Uysal, alanda okullara yönelik sunumlar da yapılabildiğini dile getirdi. Araştırmalara göre alanda 23 memeli, 442 bitki türünün tespit edildiğini ifade eden Uysal, “Bunların 67’si endemik tür. Amacımız doğal olarak oluşmuş bu değerli alanı koruyup, gelecek nesillere aktarmak. Bunun için de sürekli bilimsel çalışmalar yapılıyor, ekosistemi daha iyi anlamaya ve ona zarar vermeden koruma statüsünün daha da güçlenmesi ve dünya çapında tanınan bir doğal miras alanı haline gelmesini hedefliyoruz” dedi.
İKİNCİ EN KALIN KASNAK MEŞESİ
Diğer yandan endemik kasnak meşesi ormanında ölçümleri 2021 yılında yapılan çapı 1,37 metre, çevresi 4,30 metre ve boyu 33,5 metre ölçülen Türkiye’nin bilinen ikinci en kalın çaplı kasnak meşesi de bulunuyor. ‘Koca kasnak’ adı verilen ağaç ormanın Beşbahçe mevkisinde özel koruma altında.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzlanda Meteoroloji Ofisi’nden yapılan açıklamada, Reykjanes Yarımadası’ndaki yanardağda dün yeniden patlama yaşandığı belirtildi.
Şiddeti Ağustos’takinden daha düşük olan patlamanın ardından yanardağ etrafında 3 kilometre uzunlukta bir çatlağın oluştuğu kaydedilen açıklamada, olayın havayolları için tehdit oluşturmadığı bilgisi paylaşıldı.
Yetkililer, Grindavik kenti de dahil bazı bölgelerdeki gaz emisyonları konusunda uyarıda bulundu.
Öte yandan, bölgedeki yaklaşık 50 konut sakini tahliye edildi.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlık açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Süregelen bu saldırılar, İsrail’e yaptırım ve özellikle silah ambargosu uygulanması gerektiğini göstermektedir.
Soykırımcı İsrail hükümetine destek verenlerin bu suçlara ortak olduklarını yineliyoruz.”
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mahkeme, Netanyahu ve Gallant’ın suç işledikleri için yeteri kadar delil olduğunu belirtirken, İsrail devletinin mahkemenin yetkisinin kabul edip etmemesinin önemli olmadığını vurguladı.
Sivil halka saldırılar planlamakla suçlanan Netanyahu ve Gallant’ın, Gazze’deki halkı bilinçli olarak aç bıraktığı, bunun da bir savaş suçu olduğun ifade edildi.
HAMAS LİDERİ HAKKINDA DA YAKALAMA EMRİ ÇIKARILDI
Mahkeme, Hamas liderlerinden Muhammed Diab Ibrahim Al-Masri hakkında da tutuklama emri çıkardı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında yakalama kararı çıkarmış ve bu kararın ömür boyu geçerli olduğunu belirtmişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamada, Rusya Silahlı Kuvvetlerinin Ukrayna’daki eylemleriyle ilgili bilgi verildi.
Ukrayna: Rusya ilk kez kıtalararası balistik füze kullandı Haberi Görüntüle
Rus birliklerinin Donetsk bölgesinde Dalneye yerleşim birimini ele geçirdiği kaydedilen açıklamada, “İngiltere üretimi 2 adet “Storm Shadow” seyir füzesi, ABD yapımı 6 adet HIMARS füzesi ve 67 insansız hava aracı (İHA) vuruldu.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, savaşın başlangıcından bu yana Ukrayna ordusuna ait 648 uçak, 283 helikopter, 36 bin 467 İHA, 586 hava savunma füze sistemi, 19 bin 420 tank ve zırhlı araç, 1490 çok namlulu roketatar, 18 bin 318 obüs ve havan topu ile 28 bin 573 özel askeri aracın imha edildiği kaydedildi.
Dün, İngiliz basınında çıkan haberlerde, İngiltere’nin Ukrayna’ya temin ettiği “Storm Shadow” (Fırtına Gölgesi) uzun menzilli seyir füzelerinin ilk kez Rus topraklarında kullanıldığı belirtilmişti. Söz konusu füzelerin, 250 kilometrenin üzerinde menzile sahip olduğu biliniyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rus haber ajansı TASS ve Diyalog Bölgeleri Merkezinin Moskova’daki Rus Realizm Sanat Enstitüsü’nde düzenlediği foruma, 65 ülkeden 1000’i aşkın uzman katıldı.
Foruma, Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Müdür Yardımcısı Sergey Nalobin, eski Avusturya, Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Bakanı ve Rusya’daki Önemli Konulara İlişkin Jeopolitik Gözlemevi Merkezi (G.O.R.K.I.) Başkanı Karin Kneissl, TASS Genel Müdürü Andrey Kondraşov ile Anadolu Ajansı (AA) Teyit Haberleri Müdürü Ömer Faruk Görçin de iştirak etti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, forumun açılışına görüntülü mesaj gönderdi.
Zaharova, mesajında, ABD’nin Facebook ve Instagram’ın sahibi Meta ve Google aracılığıyla son 10 yılda kavramları değiştirdiğini belirterek, “Bunlar, kamu bilincini manipüle etme aracı haline geldi.” ifadesini kullandı.
Wikipedia’da da sahte bilgilerin yer aldığını söyleyen Zaharova, “Wikipedia’da siyaset ve tarihle ilgili yazılarda aşırı derecede taraflılık ve ön yargı görmek mümkün.” dedi.
Sözcü Zaharova, tüm bunların insanoğlunun güvenliği ve refahını tehlikeye attığını, bu nedenle de yalan haberlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.
G.O.R.K.I. Başkanı Kneissl, yalan haberlerin uluslararası ilişkileri de etkilediğini belirterek, “Son zamanlarda dünyada yalan bilgilere dayanılarak oluşturulan birkaç çatışma yaşandı. 2002-2003’te Irak’taki savaş da büyük bir yalan üzerine inşa edildi. Bu nedenle haberleri okurken dikkatli olmak gerekiyor.” diye konuştu.
TASS Genel Müdürü Kondraşov da bazı ülkelerin Rus medyasını engellemeye çalıştığını dile getirerek, “Bu ülkeler, kendi egemenliğiyle ilgili sorunlar yaşıyor.” ifadesini kullandı.
“AA, sahte bilgilerle mücadele ediyor, okuyucuları karşısında sorumluluk üstleniyor”
Forum kapsamında yalan haberlere karşı alınan önlemlerle ilgili panel düzenlendi.
AA Teyit Haberleri Müdürü Görçin, buradaki konuşmasında, modern dünyada sosyal medya araçlarının insanlar için ana bilgi kaynağı haline geldiğine işaret ederek, “Dünya nüfusu 8 milyara ulaştı. Sosyal ağ kullanıcı sayısı 5 milyara yaklaştı. Televizyon ve yazılı basını bilgi aracı olarak kullanan kişi sayısı ise gittikçe azalıyor. Dolayısıyla insanlar artık sosyal medya araçlarını kullanarak bilgi sahibi oluyor.” dedi.
Bu nedenle sosyal medyada yer alan haberler, fotoğraflar ve görüntülerin denetlenmesi gerektiğini vurgulayan Görçin, AA’nın, sahte bilgilerle mücadele ettiğini ve bu konuda okuyucular karşısında sorumluluk üstlendiğini, özellikle İsrail’in Filistin konusundaki haberlerini denetlediğini ve sahte olanları ortaya çıkarmaya çabaladıklarını söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Müdür Yardımcısı Nalobin de sahte haber ve bilgilerle mücadele ettiklerini dile getirerek, “Ekiplerimiz, haberlerin kaynaklarını denetleyerek analiz yapıyor ve haberin doğru olup olmadığını tespit ediyor, sahte haberin antitezini oluşturuyor.” diye konuştu.
Yalan haberlerin birçoğunun Batılı ülkeler tarafından yapıldığını kaydeden Nalobin, “Bu yalan haberleri de Batı basını yayıyor.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA – Bursa’da etkisini artıran şiddetli lodos ağacı devirdi. Ağacın yarısı yolu kapatırken, diğer yarısı ise elektrik tellerine takıldı.
Olay, merkez Osmangazi ilçesi Alemdar Mahallesi Sevim Sokak’ta meydana geldi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Marmara Bölgesi’nde yaptığı uyarıların ardından şiddetli rüzgar ağacı kökünden söktü. Kökünden sökülen ağacın yarısı yolu kapatırken, diğer yarısı ise elektrik tellerine takıldı. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ve belediye ekipleri çevrede güvenlik önlemi alırken, itfaiye ekipleri ise tellere takılan ağacı kesti. Düşen ağaç sebebiyle bir süreliğine kapanan yol, ağacın yoldan kaldırılmasıyla tekrar açıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Filistin’deki kitlesel katliamlarına bir yenisini daha ekledi. Yerel yetkililerden edinilen bilgilere göre, İsrail ordusu bu kez Gazze Şeridi’ndeki Kemal Advan Hastanesi yakınlarında bulunan bir yerleşim bölgesini hedef aldı. Saldırıda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 66 kişinin hayatını kaybettiği belirtilirken, 100’ü aşkın kişinin yaralandığı kaydedildi. Devam eden İsrail saldırılarının arama kurtarma çalışmalarını zorlaştırdığı belirtilirken, İsrail’den saldırının amacına dair açıklama yapılmadı. – GAZZE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, karara ilişkin X’ten paylaşımda bulundu. Ghebreyesus, DSÖ’nün M çiçeği virüsüne karşı “LC16m8 aşısını” acil kullanım listesine eklediğini belirterek, bunun salgın bölgelerinde 1 yaş üstü çocuklar için listelenen ilk aşı olduğunu kaydetti.
“HAYATİ BİR ADIM”
“Bu, M çiçeği virüsü yayılmaya devam ederken özellikle çocuklar olmak üzere savunmasız popülasyonları korumak için hayati bir adımdır.” ifadelerini kullanan Ghebreyesus, son iki ayda, salgının merkezi olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki şüpheli tüm M çiçeği vakalarının yarısının 12 yaş altındaki çocuklar olduğunu hatırlattı. Ghebreyesus, “Bu yıl görülen şüpheli M çiçeği vakalarının toplam sayısı 40 bini aştı ve 1200 ölüm bildirildi. Burundi ve Uganda’daki salgınlar da genişliyor. 22 Kasım Cuma günü epidemiyolojik durumu ve devam eden müdahaleyi incelemek üzere Mpox Acil Durum Komitesini yeniden toplayacağım.” ifadelerini kullandı.
DSÖ, 13 Eylül’de M çiçeği virüsüne karşı ön yeterlilik alan ilk aşının Bavarian Nordic’in ürettiği “MVA-BN” olduğunu duyurmuştu. DSÖ, “maymun çiçeği virüsü (Monkeypox)” ifadesini, 2022’de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla M çiçeği virüsü (Mpox) olarak değiştirmişti. M çiçeği virüsü, 14 Ağustos’ta DSÖ tarafından “uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu” olarak ilan edilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÇİNLİ BAKAN GÖRÜŞME TALEBİNİ REDDETTİ
Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) üyesi 10 ülkenin savunma bakanlarının yanı sıra ABD, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Çin’den temsilciler, ASEAN Plus Savunma Bakanları Toplantısı için Laos’un başkenti Viyentiyan’da bir araya geldi. Çin Savunma Bakanı Don Jun, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in toplantı çerçevesinde görüşme talebini reddetti.
“TALİHSİZ BİR DURUM VE BÖLGEYİ ETKİLİYOR”
Austin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu talihsiz bir durum ve bölgeyi etkiliyor. Çünkü bildiğiniz üzere bölge, iki önemli aktörün, bölgedeki iki büyük gücün birbiriyle görüşüyor olmasını gerçekten görmek istiyor” dedi. Austin, “Bunun geleceğe yönelik herhangi bir yansıması olacağını düşünmüyorum. Bunun sadece şu an için yapmayı tercih ettikleri bir şey olduğunu ve niçin böylesine iyi bir fırsatı değerlendirmemeyi seçtiklerini ancak onların açıklayabileceklerini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
İKİ BAKAN EN SON MAYIS AYINDA BİR ARAYA GELMİŞTİ
Austin, Çinli mevkidaşı Dong ile geçtiğimiz mayıs ayında uluslararası savunma forumu Shangri-La Diyalogu marjında bir araya gelmişti. İki bakan, ABD ve Çin’in Tayvan konusunda anlaşmazlıkları olduğunu yinelemiş fakat askeri iletişim kanallarının açık tutulmasının önemine vurgu yapmıştı.
Tayvan’ın bağımsızlığını tanımayan ve kendi toprakların bir parçası olarak kabul eden Çin, üç hafta önce Tayvan’a 2 milyar dolarlık silah satışına onay veren ABD’yi sert bir şekilde eleştirmiş ve “egemenliğini savunmak için kararlı karşı tedbirler alacağını” açıklamıştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğünce yasadışı silah ticareti suçunun önlenmesi ile ilgili yapılan çalışmalarda, 16 Kasım’da Bağlar ilçesi Bağcılar Mahallesi’nde bulunan ikamete operasyon düzenlendi. Operasyonda, 100 adet tabanca, 100 adet şarjör, 16 adet uzatmalı şarjör, 3 adet pompalı tüfek ve 4 bin 882 adet tabanca fişeği ele geçirildi.
Olayla ilgili gözaltına alınan 2 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildikleri adli makamlarca tutuklandı. – DİYARBAKIR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Turan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, nüfus sayımı öncesi Erbil ve Süleymaniye kentlerinden çok sayıda ailenin Kerkük’e getirildiğini gözlemlediklerini belirtti.
Turan, “Türkmenler, Irak’taki nüfus sayımını destekliyor. Kerkük 2003 sonrası demografik değişikliğe uğradı. Sayım öncesi de 260 bin kişi kent dışından getirilerek Kerkük nüfus kütüğüne yazdırıldı.” dedi.
“Kerkük’ün demografisini etkilemeye ve Türkmen kimliğini bozmaya yönelik ciddi girişimler var.” diyen ITC Başkanı Turan, Kerkük nüfus sayım sonuçlarının ilanının 1957 yılı nüfus sayımı kütükleri incelenene kadar ertelenmesini talep ettiklerini bildirdi.
Irak’ta tüm ülkeyi kapsayan nüfus sayımı sokağa çıkma yasağının olduğu 2 gün boyunca elektronik ortamda 120 bin görevli tarafından gerçekleştiriliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA) – Dışişleri Bakanlığı, Yemen açıklarında bir Türk firmasına ait Anadolu S adlı kuru yük gemisine Husiler tarafından füze saldırısı düzenlenmesine tepki gösterdi.
Bakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Bir Türk firmasına ait Panama bandıralı Anadolu S adlı kuru yük gemisine Yemen açıklarında seyrederken Husiler tarafından düzenlenen füze saldırılarını kınıyoruz. Benzer bir hadisenin tekrar yaşanmamasını teminen gerekli girişimlerde bulunulmaktadır” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sosyal medyadaki görüntülere göre, Paris’in banliyösü Saint-Denis’teki Stade de France’ta oynanan Fransa-İsrail futbol maçında İsrailli taraftarlar olay çıkardı. Tribünlerdeki İsrailli taraftarlar, bazı Fransız taraftarları darbetti.
FİLİSTİN DESTEKÇİLERİNDEN TEPKİ
Filistin destekçileri, bu akşam yerel saat ile 20.45te başlayan Fransa-İsrail karşılaşmasının düzenleneceği Parisin banliyösü Saint-Deniste bir araya geldi.
Halk Cephesi Meydanında yapılan gösteride, eylemciler Filistin bayraklarıyla, “Soykırımı durdurun”, “Soykırımla oynamıyoruz” ve “Gazzede ölenlerin yüzde 70i kadın ve çocuk” yazılı pankart taşıdı.
“Yaşasın Filistin halkının mücadelesi”, “Paristen Gazzeye direniş” ve “Özgür Filistin” sloganları atan göstericiler, İsrailin Gazzedeki saldırıları devam ederken Fransız yetkililerin, Fransa-İsrail maçının oynanmasına izin vermesine tepki gösterdi.
“Kudüsün Mahkumu” kitabının yazarı Filistin asıllı Fransız avukat Salah Hamouri gösteride yaptığı konuşmada, “soykırımcı İsrail devletinin futbol takımının” bu akşam Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macronun desteğiyle Parise geldiğini belirtti.
Hamouri, Macron, eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve Nicolas Sarkozynin bu akşamki maça katılacağını hatırlatarak, “(Fransız cumhurbaşkanlarının) Bu akşam statta yer almaları, Fransanın (Gazzede) devam etmekte olan soykırıma suç ortaklığının bir parçasıdır.” diye konuştu.
Fransanın İsrailin Gazzeye yönelik saldırıları kapsamındaki “suç ortaklığını” sona erdirmesini isteyen Hamouri, “İşgalci İsrail devleti her alanda izole edilmeli.” dedi. Hamouri, İsraile diplomatik, kültürel, askeri alanda ambargo uygulanması çağrısında bulundu.
Aşırı solcu Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partili Milletvekili Eric Coquerel de ülkesinin Fransa-İsrail maçından duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Gösteriye katılan eylemcilerin bir kısmı, Halk Cephesi Meydanından hareket ederek kentin sokaklarında yürümek üzere kortej oluşturdu. Polis ekipleri ise kortejin ilerlemesini engellemeye çalıştı.
YOĞUN GÜVENLİK TEDBİRLERİ ALINDI
Fransa’da Filistin destekçilerinin, Saint-Deniste yer alan Stade de Francetaki Fransa-İsrail maçına yönelik tepkileri haftalardır devam ediyor.
Filistin destekçileri, son haftalarda yaptıkları eylemler kapsamında, maçın iptal edilmesini, Fransız taraftarların maçı boykot etmesini ve Fransa milli takımında forma giyen futbolcuların karşılaşmada oynamayı reddetmesi çağrısında bulunmuştu.
Fransız yetkililer, Hollandanın başkenti Amsterdamda UEFA Avrupa Liginde 7 Kasımda yapılan Ajax-Maccabi Tel Aviv maçı öncesinde ve sırasında yaşananların ardından, maç kapsamında yoğun güvenlik tedbirleri alma yoluna gitti.
Maçın oynandığı stadın etrafında güvenlik alanı oluşturan polis, bu alana yaklaşanları kontrole tabi tuttu. Taraftarların stada çanta ve şişeyle gelmemeleri talep edilirken, yerel saatle 15.30da stadın çevresindeki dükkanlar kepenk kapattı.
Başkent Pariste ve Saint-Denis’te toplam 4 bin polis ve jandarma yanı sıra 1400 stat çalışanı görevlendirildi. Bu maç için görevlendirilen güvenlik gücü sayısı, aynı statta 80 bin taraftarla oynanan yüksek gerilimli Paris Saint Germain (PSG) ve Olimpik Marsilya maçlarının iki katını oluşturuyor. Öte yandan, taraftarların, maç sahasına yakın tribünlerde oturması ve stada Filistin bayrakları getirmesi yasaklandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ülkenin doğusunda yer alan Baalbek’teki Şaab Mahallesi’ne düzenlenen saldırıda 5’i kadın olmak 8 kişinin öldüğü ve 27 kişinin yaralandığı kaydedildi.
Lübnan resmi haber ajansı NNA’nın haberinde, bölge doktorunun aktardığına göre ülkenin güneyindeki Sur’da bir evin hedef alınması sonucu 5 kişinin hayatını kaybettiği, 7 kişinin yaralandığı belirtildi.
Ayrıca Sur’daki Kana bölgesine düzenlenen hava saldırısında 2 kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.
Nebatiye’de, savaşın başından bu yana en şiddetli saldırılar
Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye’ye düzenlenen İsrail saldırısında 4 kişinin hayatını kaybettiği belirtilirken, savaşın başladığı günden bu yana Nebatiye’nin en şiddetli saldırılardan birine sahne olduğu ifade edildi.
İsrail saldırılarında Nebatiye’ye bağlı Hasbaya bölgesinde 1 çiftçinin öldüğü, Beyad bölgesinde hedef alınan bir evde ise 3’ü Suriyeli 4 kişinin hayatını kaybettiği aktarıldı.
İsrail, Sur’da bir camiyi havaya uçurdu
Lübnan’ın doğusundaki Baalbek’in Bazaliye bölgesinde bir eve düzenlenen hava saldırısında 1 kişinin yaşamını yitirdiği, bölgede enkaz kaldırma ve arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.
Ayrıca İsrail ordusunun, Baalbek’in Duris bölgesinde sivil savunma merkezi yakınını hedef aldığı kaydedildi.
Öte yandan, İsrail, Lübnan’ın güneyindeki Sur yakınlarında bulunan Nasır Selahaddin Camisini havaya uçurdu.
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TFF Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri’nde Teknik Direktör Vincenzo Montella yönetiminde gerçekleştirilen idmanda ısınmanın ardından kuvvet ve çabukluk çalışmaları yapıldı. Daha sonra taktik varyasyonlar üzerinde duruldu. Son bölümde 3 takıma ayrılan futbolcular, turnuva şeklinde düzenlenen maç yaptı ve kazanan yeşil ekip oldu.
Öte yandan sol arka adalesinde gerilme ve ödem olan Ahmed Kutucu çalışmada da yer almazken, yüksek ateş nedeniyle iki gündür idmanlara çıkamayan Emirhan Topçu, bugünkü antrenmana katıldı. Hakan Çalhanoğlu ise takımdan ayrı bireysel antrenman yaptı.
Ay-yıldızlıların bu akşamki çalışmasını TFF Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu, TFF Başkan Vekili Ceyhun Kazancı ve Genel Sekreter Abdullah Ayaz da tribünden takip etti.
Ay-yıldızlılar, yarın saat 16.30’da basına kapalı olarak yapacağı antrenmanla Galler maçının hazırlıklarını sürdürecek. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’de 5 Kasım’da yapılan başkanlık seçimlerini kazanan ve 20 Ocak 2025’te göreve başlaması beklenen Donald Trump’ın kabinesi belli oluyor. Trump, yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanlığı için Florida Senatörü Marco Rubio’yu aday gösterdi. Trump, “Marco son derece saygın bir lider ve özgürlük için çok güçlü bir ses. Ulusumuzun için güçlü bir savunucusu, müttefiklerimiz için gerçek bir dost ve düşmanlarımıza karşı asla geri adım atmayacak korkusuz bir savaşçı olacaktır” dedi. – WASHINGTON
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı ekiplerce üniversite öğrencilerinin güven ve huzur içinde barınma ve eğitim almalarını sağlamak amacıyla denetimler sürüyor.
206 ŞAHIS VE 73 ARAÇ SORGULANDI
Bu kapsamda Mama Hatun ve Salih Baba Kız Öğrenci Yurtları önünde şüpheli şahıs ve araçlara yönelik uygulama yapıldı.
Uygulamada 206 şahıs ve 73 araç sorgulandı. Yurt çevrelerindeki gerekli tüm önlemler titizlikle alınarak uygulamaların devam edeceği belirtildi.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Yazar
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ESKİ Arnavutluk Cumhurbaşkanı İlir Meta, yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklandı.
Mal varlığını beyan etmeme, yolsuzluk ve kara para aklama iddialarıyla hakkında soruşturma yürütülen ve 21 Ekim’de gözaltına alınan eski Arnavutluk Cumhurbaşkanı İlir Meta, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Arnavutluk Yolsuzluk ve Organize Suçlara İlişkin Özel Mahkemesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Meta’nın soruşturma süresince tutuklu kalmasına karar verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Otuzlu yaşlarındaki beş çocuk annesi Emma, Shakespeare Towers adlı apartmanın 10. katından düştü. Olayın ardından hemen hastaneye kaldırılan Emma kurtarılamadı, ancak doktorlar bebeği acil sezaryenle kurtarmayı başardı.
Beş hafta erken doğan ve Posie adı verilen bebek şu anda yoğun bakımda tedavi görüyor. Paylaşılan ilk fotoğrafında, kuvözde ağız ve burnunda tüplerle yatarken görülüyor. Ablası Demi’nin bebeğin göğsüne sevgiyle elini koyduğu fotoğraf, sosyal medyada duygu dolu anlar yaşattı.
Emma’nın ölümünden sadece bir ay önce sosyal medyada paylaştığı son gönderi yürekleri burktu. Karnını gururla gösterdiği fotoğrafın altına “Bir kız bebeğim olacak, daha mutlu olamazdım” yazmıştı.
Büyük kızı Demi, annesinin ölümünün ardından sosyal medyada: “Eve gel anne, sana çok ihtiyacım var. Sadece seni öpmek ve sesini duymak istiyorum. Seni hayattan çok seviyorum” mesajını paylaştı.
Olay yerinde yaşayan bir görgü tanığı, önce yüksek bir ses duyduğunu, ardından çığlık sesleri geldiğini anlattı. Bölgede oturan Mandy Shires, “Bu yükseklikten düşen birinin hayatta kalma şansı yoktu, ama bebeğin yaşaması tam bir mucize. Hepimiz küçük kızın iyileşmesi için dua ediyoruz” dedi.
Polis, olayda şüpheli bir durum olmadığını açıkladı. Olay yerinin çevresine çiçekler ve balonlar bırakıldı. Emma’nın arkadaşları ve ailesi, sosyal medyada paylaştıkları mesajlarla onu andı.
Leeds Belediye Meclisi üyesi Luke Farley, olayın bölgedeki genç aileleri derinden etkilediğini söyledi. 1960’larda inşa edilen ve yakın zamanda yenilenen bina Leeds belediyesine ait. Belediye, olayla ilgili tüm soruları polise yönlendiriyor.



Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İNGİLTERE hükümeti, tek kullanımlık elektronik sigaraların satışının önümüzdeki yazdan itibaren ülkede yasaklanacağını duyurdu.
Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı (DEFRA) dün yaptığı açıklamada, tek kullanımlık elektronik sigara satışını yasaklayan yeni bir yasa tasarısının Parlamento’da görüşüldüğünü doğruladı. İşletmelerin ellerinde kalan stokları satıp yasağın yürürlüğe girmesine hazırlanmaları için son tarihe kadar süreleri olacağı da belirtildi. Hükümet, yasağın 1 Haziran 2025’te başlayacağını doğruladı. DEFRA, İngiltere hükümeti ile Birleşik Krallık’a bağlı hükümetlerin yasak üzerinde yakın bir şekilde çalıştığını ve ‘yürürlüğe girme tarihlerini uyumlu hale getirileceğini’ ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DÜNYANIN dört bir yanından temsilcilerin seyahat sektörünü tanıtmak üzere bir araya geldiği AntalyaTurizm Fuarı’na Mısır katıldı. İstanbul’dan Kahire’ye yapılan direkt uçuşlarla Mısır’ın başkentinin, tarihi ve kültür zenginliğini keşfetmek isteyen Türk gezginler için destinasyon haline geldiğini söyleyen Mısır Turizm Otoritesi Uluslararası Turizm Genel Müdürü Mohamed Atta Elsherbeiny, “Kahire, ailelere, macera arayanlara ve lüks gezginlere hitap eden, küresel turizm haritasında önde gelen bir destinasyon olarak kendini kanıtlıyor. Antik harikalar ve modern cazibe merkezlerinin eşsiz karışımı, ziyaretçilere gelişmiş bir deneyim sunarak burayı mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer haline getiriyor” dedi.
“İlişkileri güçlendiren, deneyimleri paylaştıran ve artan sayıda uluslararası gezgine hitap eden pazarlar geliştirmeye olanak tanıyan Türk turizm fuarına katılmaktan memnuniyet duyuyoruz” diyen Mohamed Atta Elsherbeiny, “Geçtiğimiz hafta Büyük Mısır Müzesi, titizlikle seçilmiş on iki sergi salonunun özel bir ön gösterimini sunarak deneme faaliyetleri için kapılarını açtı. Bu adım, dünyanın tek bir medeniyete adanmış en büyük müzesi olacak ve Mısır’ın kültürel ve tarihi önemini daha da vurgulayacak olan müzenin merakla beklenen açılışından önce geldi. Mısır ve Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’na kadar uzanan ortak bir tarihi ve uluslararası ziyaretçilerin keşfedebileceği zengin bir kültürü paylaşıyor. 2023 yılında 15 milyonun üzerinde uluslararası ziyaretçiyi ağırlayarak bir önceki yıla göre yüzde 28’lik bir artış kaydettik. Turizm sektörümüzün artan dinamizmini teyit eder şekilde, bu yılda küresel varışlarda yüzde dörtlük bir artış bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
‘MISIR YENİ BİR SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK DÖNEMİNE GİRİYOR’
Birçok otel ve tur operatörünün yeşil uygulamaları benimsediğini ifade eden Elsherbeiny, “Mısır, Luksor gibi önemli destinasyonlara yeni tatil köyleri ve gelişmiş, daha hızlı ve çevre dostu ulaşım imkanları sunarak, gelişmekte olan destinasyonları aktif bir şekilde tanıtıyor ve gezginlerin arkeolojik alanlardaki deneyimlerini artırıyor. Mısır’ın turizm endüstrisi için yeni bir dönemin başlangıcına işaret eden ülke, sürdürülebilir turizm girişimlerini iki katına çıkarıyor. Mısır, çevresel etkilerini azaltmayı ve çevre dostu turizmi desteklemeyi amaçlayan çok sayıda yeşil projeyi hayata geçirdi. Önemli girişimler arasında enerji tasarruflu binalar ve sürdürülebilir ulaşım seçenekleri gibi çevre dostu altyapı yatırımları yer alıyor. Ayrıca, Mısır’ın doğal ve tarihi alanlarını korumak için koruma programları uygulanmakta ve turizmin kültürel mirasın ve çevrenin korunmasına olumlu katkıda bulunması sağlanmaktadır. Birçok otel ve tur operatörü de çevresel etkilerini daha da azaltmak için atık azaltma ve kaynakların korunması gibi yeşil uygulamaları benimsiyor” diye konuştu.
‘TURİZM OLANAKLARINI ÇEŞİTLENDİRMEYE DEVAM EDİYORUZ’
Kahire’nin şehir yaşamıyla ziyaretçileri çekmeye devam ettiğini belirten Elsherbeiny, “Mısır’ın sağlıklı yaşam turizmine olan bağlılığı gezginlere doğayla bağlantı kurma ve gençleşme şansı sunuyor. Uzak Batı Çölü’nde yer alan Siwa Vahası bu eğilimi örneklendiriyor. Sakin manzaraları ve doğal iyileştirici özellikleriyle tanınan Siwa, şehir hayatının koşuşturmasından kaçmak isteyenler için aranan bir yer haline geliyor. Canlı şehirleri ve sakin vahalarının yanı sıra Mısır, Akdeniz kıyısında tarihi önemi ve modern lüks olanaklarıyla bilinen büyüleyici bir şehir olan El Alamein’e de ışık tutuyor. Bir zamanlar İkinci Dünya Savaşı’nda önemli bir savaş alanı olan El Alamein, Mısır hükümetinin turizme ayırdığı 4,464 milyar Avro da dahil olmak üzere son dönemde yaptığı yatırımlarla cazip bir tatil beldesine dönüşüyor. Güzel plajlara, lüks otellere ve giderek artan kültürel cazibe merkezlerine sahip olan şehir, hem dinlenmek hem de tarihle anlamlı bir bağ kurmak isteyen gezginler için mükemmel bir kaçış noktasına dönüşüyor. Mısır turizm olanaklarını çeşitlendirmeye devam ederken, El Alamein geçmişle bugünün keyifli bir karışımı olarak öne çıkıyor ve ziyaretçileri gündüzleri tarihi mekanlarını keşfetmeye, akşamları ise lüks olanaklarının tadını çıkarmaya davet ediyor” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin ve Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdüren İsrail bu kez Suriye’yi hedef aldı. Resmi Suriye basınında yer alan haberlere göre, İsrail ordusunun başkent Şam’ın merkez mahallesi Kafr Sousa’daki bir konuta ve Humus kenti yakınlarındaki bir askeri bölgeye saldırı düzenlediği bildirildi. Saldırılarda 1 askerin öldüğü, 7 askerin yaralandığı, ayrıca maddi hasar meydana geldiği kaydedildi. İsrail ise saldırılarla ilgili açıklama yapmadı. – ŞAM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİRLEŞMİŞ Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yürütülen çocuk felci kampanyasına ara verilmesinden endişe duyduğunu bildirdi.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, daha fazla çocuk felç olmadan salgının durdurulması gerektiğini belirtti.
Gazze’nin kuzeyinde artan şiddet ve erişim engelleri nedeniyle aşı kampanyasının ertelendiğini vurgulayan Guterres, “Bundan derin endişe duyuyorum” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ARDAHAN – Kırmızı Listesi’nde koruma altında bulunan Kızıl Akbabalar sürü halinde cep telefonu kamerası ile anbean kaydedildi.
Türkiye’de yaşayan en nadir akbaba türü olan ve leşlerin kemik parçalarıyla beslendiği için ‘doğa çöpçüsü’ olarak da seçilen kara akbaba, Ardahan- Çıldır karayolunda görüntülendi. Ardahan-Çıldır karayolunun eski Beyrehatun köyü mevkiinde Dünya Doğayı Koruma Birliğinin Kırmızı Listesi’nde koruma altında bulunan Kara Akbabalar sürü halinde cep telefonu kamerası ile anbean kaydedildi.
Karayolunu kullanan vatandaşlar, yol kenarında sürü halinde akbabaları cep telefonu ile görüntüledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Saldırgan şoför, direksiyondayken kendini videoya çekti. Görüntülerde “Komünist Parti yaşamama izin vermeyecek, insanları öldüreceğim” diye bağırarak diğer araçlara çarptığı görülüyor. Sosyal medyada paylaşılan videolarda, tankerin karşı şeride geçerek rastgele araçlara çarptığı ve bir otobüsü kullanılamaz hale getirdiği anlar yer alıyor.
Görgü tanıklarının kaydettiği görüntülerde bazı araçların tamamen ezildiği görünüyor. Polis, iş tulumu giyen saldırganı kısa sürede yakaladı.
Olay Çin sosyal medyasında büyük tepki topladı. Kullanıcılar, masum insanlara zarar veren bu saldırının kabul edilemez olduğunu belirterek yetkililerin olayı aydınlatmasını istedi.
Yetkililerin başlattığı soruşturma devam ederken, olayda can kaybı olup olmadığı henüz açıklanmadı.



Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de zirveye katılan isimler arasında ancak bu katılım Ukrayna’nın tepkisini çekti. Rusya, ABD ve Avrupa’ya Moskova’yı yalnızlaştıramayacağını göstermeyi amaçlıyor.
Fakat zirveye katılan diğer ülkelerin Kremlin’inkinden bağımsız kendi gündemleri var. BBC gazetecileri, büyük güçlerin zirveye katılma amaçlarını anlattı.
Putin’in sembolik zaferi
Grigor Atanesian, BBC Rusça
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için bu zirve Batı’ya ve kendi halkına dünyanın geri kalanından dışlanmadığını göstermek için bir fırsat.
Küresel Güney içerisindeki 30 ülkeden diplomatlar ve bakanlar da zirveye katılarak aynı fikirde olduklarını gösterdi.
Bu ülkelerin arasında Çin, Hindistan, İran, Türkiye, Güney Afrika’nın yanı sıra Mısır ve Etiyopya da var.
Rusya gibi bu ülkelerden bazıları Batı’nın yaptırımlarıyla karşı karşıya olsa da aralarında Türkiye gibi ABD’nin müttefiki ve NATO üyesi ülkeler de var.
Bu ülkelerin liderlerinin Rusya’yı ziyaret ederek Putin ile el sıkışmaktaki – ya da Narendra Modi’nin yaptığı gibi ona sarılmaktaki – istekliliği, Moskova’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin Küresel Güney’in çoğunda, Washington ya da Avrupa’nın genelinde olduğu gibi uluslararası bir tehdit olarak algılanmadığını, yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değerlendirildiğini gösteriyor.
Fakat Kremlin’e sembolik bir destek vermenin haricinde BRICS Zirvesi’nden hangi somut sonuçların çıkacağı net değil.
ABD dolarının küresel hakimiyetine meydan okumak için alternatif para birimlerinin kullanılması ve dolarizasyonun kaldırılmasıyla ilgili tüm konuşmalara rağmen zirvenin internet sitesinde katılımcılara Mastercard ya da Visa kartları Rusya’da kullanılamadığı için nakit para getirmeleri hatırlatılıyor, “Rusya’nın çoğu bankasında sadece ABD doları ya da euro rubleye çevrilebilir” deniyor.
Çin BRICS’i dünya düzenini değiştirmek için bir araç olarak görüyor
Chen Yan, BBC Çince
Son olaylardan sonra Rusların, ne kadar yakın görünürse görünsün özellikle güvenlik meselelerinde Çin’in Rusya’nın yanında yer almak istemediğini anlamaları zor değil.
Örneğin ABD’nin ısrarlı talepleri sonrası Çin, askeri amaçlarla kullanılabilecek malların Rusya’ya ihracatına sınırlama getirdi.
Ancak konu Batı olduğunda Rusya ve Çin sıklıkla aynı çizgide yer alıyor, bunun en iyi örneği de BRICS grubu. Peki Çin gerçekte ne istiyor?
2. Dünya Savaşı’nın bitişinden beri, dünya ufak ülkelerin haklarını ve insan haklarını garanti altına alan bir kurallar sistemi geliştirdi, bu sistem sıklıkla sarsılsa da, halen ayakta.
Çin’in son yarım yüzyıldaki hızlı yükselişi bunun yerine çıkarlarına hizmet eden bir düzen arayışını da beraberinde getirdi.
Peki Çin nasıl bir dünya düzeni istiyor? Açıkça ifade etmek gerekirse, Şi Cinping dünya düzenini otoriter yöneticiler için daha uygun bir hale getirme hevesinde. Çin diğer ülkeleri kendine benzetme arayışında değil ancak insan hakları konusunda aynı standartlara sahip olmayan egemen devletlere daha az müdahale eden bir uluslararası sistem istiyor.
Basitçe söylemek gerekirse, Çin ‘öncelikle insan hakları’ değil, ‘öncelikle egemenlik’ anlayışının yerleşmesini istiyor.
Çin bunu nasıl mümkün kılabilir?
Çin’in planı aynı fikirde olan ülkeleri mümkün olduğunca bir arada toplamak. Pekin’in büyük ekonomik gücü ve insan haklarını çok da önemsememesi, ABD tarzı uluslararası sistemi benimsemeyen pek çok ülke tarafından olumlu karşılanıyor.
BRICS grubu bu ülkelerle bir araya gelmek için bir fırsat haline geldi ve üye sayısı arttıkça bu niyeti daha da görünür oluyor.
Hindistan lider ve arabulucu olmak istiyor
Raghvendra Rao, BBC Hintçe
Bu yılın BRICS Zirvesi Hindistan açısından özellikle önemli çünkü ülke grubun iki etkin gücüne yakınlaşmış durumda: Çin ve Rusya
Başbakan Narendra Modi beş yıldır ilk kez Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ikili görüşme gerçekleştiriyor.
Görüşme, Hindistan’ın Çin ile Himalayalar sınırındaki 3400 kilometrelik Fiili Kontrol Hattı’nda (LAC) devriye gezme konusunda anlaşma sağladığını duyurmasından günler sonra geliyor. Tartışmalı sınır bölgesi 2020’den beri iki ülke arasında ilişkilerin bozulmasında rol oynamıştı.
Modi-Şi görüşmesiyle Hindistan son dört yıldır Çin ile ilişkilerine gölge düşüren sınır gerilimine nokta koymayı umuyor.
Hindistan, Rusya-Ukrayna savaşında arabulucu olarak da kendini ortaya koyma arayışında.
Kazan’a indikten sonra Modi Rusya Devlet Başkanı Putin’e Hindistan’ın çatışmanın çözümü için elinden geleni yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Modi’nin çatışmayla ilgili hem Putin hem de Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski ile görüşmesi ve yardım önermesi, Hindistan’ın çatışmanın çözümünde daha büyük ve aktif bir rol üstlenmek istediğini gösteriyor.
Hindistan BRICS ülkeleri arasında stratejik ve ekonomik işbirliği için çabalarken kendini gelişmekte olan ülkeler arasında da lider pozisyonunda konumlandırmaya çalışıyor.
Hem Rusya hem de Batı’yla iyi ilişkiler kurarak ama iki tarafla da mesafesini koruyarak dış politikada bağımsızlığını sürdürmeyi istiyor.
Türkiye: BRICS AB’ye alternatif değil tamamlayıcı
Emre Temel, BBC Türkçe
Eylül ayında BRICS’e katılmak için başvuruda bulunan Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başını çektiği büyük bir delegasyonla temsil ediliyor.
Zirve Türkiye için çok önemli çünkü Ankara BRICS üyeliğini tıkanan AB’ye katılım süreci üzerinden değerlendiriyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan zirvede bir araya geldi.
Yüz yüze görüşme öncesi açıklama yapan Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Türkiye’nin NATO üyesi olmasının, BRICS üyeliği önünde engel oluşturmadığını söyledi.
Türkiye, BRICS ile işbirliğinin Avrupa Birliği (AB) ile yürüttüğü gümrük birliği anlaşmasına alternatif değil tamamlayıcı olduğunu vurguluyor.
Ankara, birçok farklı uluslararası örgüte katılım göstererek kendi ekonomik çıkarlarının peşinden gittiğini kaydediyor.
İran’ın kulağına hoş geliyor
Kayvan Hosseini, BBC Farsça
BRICS ile ilgili her şey İran’ın kulağına hoş geliyor.
Batılı olmayan iki nükleer gücün önderliğinde, Batı’nın egemen olduğu dünya düzenine meydan okumayı hedefleyen jeostratejik bir blok, İran’ın dini liderinin vizyonuyla yakından örtüşüyor.
Aslında Ayetullah Ali Hamaney ABD’nin doların piyasalara hakimiyeti üzerinden geliştirdiği küresel hegemonyasını BRICS daha ortaya çıkmadan önce sorguluyordu.
İran’daki İslam rejimi yönetimde olduğu sürenin çoğunda ABD’nin ve daha az ölçüde de olsa AB’nin ağır yaptırımları, varlıklarının dondurulması ve diğer ekonomik baskılarıyla karşı karşıya kaldı.
ABD dolarının küresel finans dünyasındaki merkezi rolü sebebiyle Amerikalılar işlem yapmasını zorlaştırarak İran’ın etrafında finansal bir duvar ördü.
BRICS küresel piyasaları ve serbest ticareti Batı’nın kontrolünden çıkarmayı şimdilik başarmamış olsa da, İran Cumhurbaşkanı’nın masada oturuyor oluşu rejimin Batı ideolojisine karşı kazandığı bir zaferi sembolize ediyor.
Brezilya: Etki alanını genişletiyor
Julia Brown, BBC
Brezilya birliğin kurucu ülkelerinden ve şu an gruptaki tek Latin Amerika ülkesi. 2024’te BRICS’e katılmayı planlayan Arjantin fikrini değiştirdi.
BRICS’in kuruluşundan beri bazı konular Brezilya’nın gündemindeydi, BM Güvenlik Konseyi’nin yeniden şekillendirilmesi gibi… Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın üçüncü görev dönemi başladığından beri Brezilya’nın dünyadaki etki alanını genişletmek için diğer konular da hükümetin planlarında yer aldı.
Küresel Güney’de liderlik rolü üstlenmek her zaman Lula’nın gündemindeydi ve buna ulaşmak için hükümetinin BRICS ve onun Yeni Kalkınma Bankası’na güvendiği anlaşılıyor. Bu amaçla Brezilya’nın asıl hedefi ABD dolarına olan küresel bağımlılığı azaltmak, iklim değişikliği tartışmalarına önderlik etmek ve uluslararası çatışmalarda arabulucu olmak.
Ancak 2024’te Brezilya Kazan’daki zirveye, yeni ülkelerin bloğa dahil edilmesi için temel gereklilikleri tanımlamak gibi daha somut bir hedefle katılıyor.
Brezilya hükümeti, yeni üyelerin daha dengeli coğrafi temsili ve mevcut BRICS üyeleriyle dostane ilişkiler için çabalıyor.
Bu önemli çünkü Brezilya Venezuela ve Nikaragua’nın ortak üye adaylığını veto edeceğini açıkladı. Lula’nın eski müttefikleri olan bu iki Latin Amerika ülkesiyle ilişkiler son dönemde bozuldu.
Afrika: Yeni küresel kulüpte bir yer edinmek için bir şans
Bruno Garcez, BBC Afrika
Afrika BRICS’te üç ülkeyle temsil ediliyor: 2010’da katılan Güney Afrika ve 2024’te üye olan Mısır ve Etiyopya
Güney Afrika 2010’da BRICS’e katıldığında, kıtada bu önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.
Dönemin dört üye ülkesine göre ekonomisi, nüfusu ve coğrafi büyüklüğü daha küçük olsa da, üyeliği sembolik olarak önemliydi – üyeliğinin 24 Aralık’ta resmen ilanı apartheid’ı yenen milletin bir Noel hediyesi aldığı izlenimini yarattı.
Nispeten küçük bir ülke olmasına rağmen kıtadaki en iyi altyapı sistemlerinden birine sahipti, minerallere erişim sağlıyordu ve ırkçılığa ve sömürgeciliğe karşı mücadeleyi içeren eşsiz bir tarihi vardı.
Bunun karşılığında Çin’in bankacılıktan madenciliğe farklı sektörlerde yatırım yapmasını umuyordu ve umduğu da oldu. Dünya sahnesinde de önemli yeni bir role sahip oldu.
Kıtadaki bazı kişiler ekonomisinin büyüklüğü düşünüldüğünde Nijerya’nın üyeliğinin daha mantıklı olacağı görüşündeydi. Bu durum grubun genişlemesiyle çözülebilir.
Geçen yıl Afrika, BRICS’e iki yeni üye sağladı – Mısır ve Etiyopya. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, ülkesinin üyeliğini “kapsayıcı ve müreffeh bir dünya düzenine katılma şansı” olarak değerlendirdi.
Ancak bu iki yeni üyeyle birlikte BRICS bir aile kavgasına da sahip doğdu. Etiyopya ve Mısır, Etiyopya’nın Nil Nehri’ndeki baraj projesi konusunda anlaşamıyor ve kıta içerisinde birbirine karşıt olan ittifaklar oluşturdular.
İkili çekişmeler olsa bile BRICS’e katılım Afrika içerisinde ve dışarısında değerli bulunuyor.
Gelişmekte olan ekonomiler için BRICS üyesi olmak, ticaret ve ekonomik ilişkileri artırmak, daha ucuz kredi marjı elde etmek ve Batı düzeninin sorgulandığı bir dönemde uluslararası sahnede ilgi görmek için bir fırsat.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

ABD, TUSAŞ’a düzenlenen terör saldırısını kınamak için bir mesaj yayımladı. Mesajda “ABD olarak bugün meydana gelen terör saldırısını şiddetle kınıyor, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyelerimizi iletiyor ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız.” ifadeleri yer aldı.
BM GENEL SEKRETERİ GUTERRES’TEN KINAMA
BM Genel Sekreteri Guterres, TUSAŞ’a yönelik terör saldırısını kınadı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, saldırıya ilişkin detaylı bilgi edinmeye devam ettiklerini belirterek, “Genel Sekreter sivillere yönelik bu saldırıyı kınıyor.” ifadesini kullanan Haq, Genel Sekreter’in hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileklerini ilettiğini aktardı. Haq, Genel Sekreter’in aynı zamanda yaralılara acil şifa dilediğini kaydetti.

NATO’DAN DESTEK
TUSAŞ’a terör saldırısı sonrası Türkiye’nin müttefiki NATO’da destek açıklaması yapıldı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara’da düzenlenen terör saldırısına ilişkin yaptığı açıklamada, “NATO, müttefikimiz Türkiye’nin yanındadır” dedi.
Ankara’da Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ. (TUSAŞ) tesislerine düzenlenen terör saldırısının ardından NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Türkiye’ye destek mesajı yayınladı. Rutte, “Ankara’dan gelen ölü ve yaralı haberleri endişe verici. Mesajımız net: NATO, müttefikimiz Türkiye’nin yanındadır. Terörizmin her türlüsünü şiddetle kınıyor ve gelişmeleri yakından takip ediyoruz” ifadelerini kullandı.
AVRUPA BİRLİĞİ: DERİN ÜZÜNTÜ DUYUYORUZ
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Thomas Hans Ossowski, Ankara Kahramankazan TUSAŞ’a yönelik saldırıya ilişkin, “Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) Ankara Kahramankazan tesislerine yönelik terör saldırısı karşısında derin bir şok ve üzüntü duyuyoruz” dedi.
Ossowsk, “Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) Ankara Kahramankazan tesislerine yönelik terör saldırısı karşısında derin bir şok ve üzüntü duyuyoruz. Hayatını kaybedenlerin ailelerine, tüm Türkiye’ye ve halkına en içten taziyelerimizi sunuyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Avrupa Birliği, terörün her türlüsüne karşı yürütülen mücadelede Türkiye’nin yanındadır. Bu iğrenç şiddet eylemini ve bu tür eylemleri destekleyen ya da mümkün kılanları kesin bir dille kınıyoruz. Terörizmin toplumlarımızda yeri yoktur” ifadelerini kullandı.

YUNANİSTAN’DAN KINADI
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis saldırıyı kınayarak, “Ankara’daki terör saldırısını şiddetle kınıyorum, kurbanların ailelerine en içten taziyelerimi sunuyorum” açıklaması yaptı.
İRAN’DAN SALDIRIYA KINAMA
İranDışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, TUSAŞ’a düzenlenen terör saldırısını kınadı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, yaptığı yazılı açıklamada, TUSAŞ’a yönelik terör saldırısını şiddetle kınadıklarını belirterek, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine, Türk halkına ve hükümetine başsağlığı dileklerini iletti ve yaralılara acil şifalar diledi. Terörizmin her türlüsüne karşı olduklarını belirten Bekayi, İran’ın özellikle komşu ülkeler başta olmak üzere diğer ülkelerle bu insanlık dışı olguya karşı iş birliği yapmaya ve önlemeye hazır olduğunu vurguladı.
AZERBAYCAN’DAN KINAMA
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, TUSAŞ’a yapılar terör saldırısını kınadı. Açıklamada, “Kardeş Türkiye’de, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii Şirketi’ne (TUSAŞ) düzenlenen terör saldırısını şiddetle kınıyoruz. Bu hain saldırıda şehit olanlara Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Azerbaycan her zaman kardeş Türkiye’nin yanındadır” ifadeleri kullanıldı.
MACRON: TÜRK HALKIYLA DAYANIŞMA İÇİNDEYİZ
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, TUSAŞ’ın yerleşkesine yönelik terör saldırısına ilişkin X hesabından Fransızca ve Türkçe açıklama yaptı.
Terör saldırısını en güçlü şekilde kınadıklarını belirten Macron, “Saldırıda hayatını kaybedenlerin yakınlarının acısını paylaşıyor, kendilerine taziyelerimizi sunuyoruz. Teröre karşı Türkiye ve Türk halkıyla dayanışma içindeyiz.” ifadelerini kullandı.

VENEZUELA’DAN KINAMA MESAJI
Venezuela, Meksika, Kolombiya ve Küba, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ’nin (TUSAŞ) Kahramankazan yerleşkesine yönelik terör saldırısını kınayarak, başsağlığı diledi.
Venezuela hükümeti, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada terör saldırısını şiddetle kınadı. “Venezuela, kardeş Türkiye halkının huzurunu bozmak amacıyla gerçekleştirilen bu saldırının cezasız kalmaması için Türk hükümetine desteğini teyit ediyor.” ifadesine yer verildi.
Saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilenen açıklamada, “Venezuela hükümeti, terörizmi ve sivil halk arasında korku ve endişe yaratmayı amaçlayan her türlü şiddet eylemini kararlılıkla reddettiğini bir kez daha vurguluyor.” denildi.

MEKSİKA’DAN KINAMA MESAJI
Meksika Dışişleri Bakanlığının internet sitesinden yapılan açıklamada da TUSAŞ’a yapılan terör saldırısının kınandığı bildirildi.
Meksika’nın, uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden her türlü şiddet eylemini kınadığı vurgulanan açıklamada, “TUSAŞ’ta meydana gelen saldırıda hayatını kaybedenler için Türkiye halkına ve hükümetine taziyelerimizi sunar, yaralılara ise acil şifalar dileriz.” ifadesine yer verildi.

KOLOMBİYA’DAN KINAMA MESAJI
Kolombiya Dışişleri Bakanlığının X platformundan yapılan açıklamada, TUSAŞ’a düzenlenen “alçakça” saldırı şiddetle kınandı. Açıklamada, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı ve yaralılara acil şifa dileğinde bulunuldu.
KÜBA’DAN KINAMA MESAJI
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, sosyal medya platformu X’teki paylaşımında, “Küba, Ankara’daki terör saldırısını şiddetle kınıyor ve Türkiye halkıyla dayanışma içindedir. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara da acil şifalar dilerim.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre, Macron ve Netanyahu telefon görüşmesi yaptı.
Macron, 19 Ekim’de Netanyahu’nun konutunun insansız hava aracı (İHA) ile hedef alındığı saldırıları “kabul edilemez” olarak niteledi ve dayanışma mesajı verdi.
Fransa’nın İsrail’in güvenliğine bağlılığını yineleyen Macron, Hamas lideri Yahya Sinvar’ın ölümünün, “Gazze’de ateşkesin sağlanmasına yönelik müzakerelerin yeni bir aşamaya taşınmasına fırsat sunması gerektiğini” savundu.

İsrail’in Lübnan’a saldırıları bağlamında Macron, sivil altyapıların hedef alınmamasını, sivillerin korunmasını ve bir an evvel ateşkes sağlanmasını istedi.
İsrail ordusunun, Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Geçici Barış Gücü’ne (UNIFIL) yönelik eylemlerini kınayan Macron, BM’nin “Güney Lübnan’daki rolünü tam olarak ifa etmesini” arzu ettiğini belirtti.
İki lider ayrıca, “İran’ın Orta Doğu’da krizlerin yayılmasındaki sorumluluğunu” ele aldı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Koridor, savaş sırasında İsrail güçleri tarafından kurulmuştu ve Gazze’nin kuzeyini ülkenin geri kalanından ayırmışı.
İsrail medyasının haberine göre, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich konferansta bir konuşma yapacak.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı Gazze katliamının yıldönümü öncesinde başta İngiltere’nin başkenti Londra olmak üzere başlıca Avrupa kentlerinde İsrail karşıtı protesto gösterileri düzenlendi.

İngiltere, İtalya ve Hollanda’da toplanan on binlerce kişi, İsrail’in devam eden katliamına karşı sesini yükseltti. Gazze halkının akan kanının durdurulması için tepki gösteren Filistin destekçilerine, İngiliz polisinden tepki çeken bir uygulama geldi.
Dünya Gazze için ayakta
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Metropolitan Polisi, Londra merkezinde toplanan on binlerce Filistin yanlısı protestocu hakkında gözaltı işlemi gerçekleştirdi.

Polis, iki kişinin bir acil durum görevlisine saldırdıkları şüphesiyle tutuklandığını söyledi.

Güvenlik güçleri tutuklamaların, ana protesto alanından ayrılan grupları engellemek için güvenlik kordonu oluşturan polis memurlarını geçmeye çalışan kişiler sırasında gerçekleştiğini söyledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Fransız medyasına yaptığı açıklamada, “Bence bugün öncelikli olan siyasi çözüme geri dönmemiz ve Gazze’de savaşmak üzere silah sevkiyatını durdurmamızdır” dedi. Fransa’da muhalif milletvekili Thomas Portes, açıklama sonrasında hükümetin politikalarını eleştirerek, “Emmanuel Macron, Gazze’de kullanılmak üzere İsrail’e yapılan silah sevkiyatının durdurulmasından yana olduğunu açıkladı. Hükümet aylardır bize Gazze’de kullanılmak üzere İsrail’e silah sevkiyatı yapmadığını söylüyor. Macron aylardır yalan söylüyor ve Fransa savaş suçlularını silahlandırıyor” ifadelerini kullandı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İSRAİL 40 BİN KİŞİYİ KATLETTİ
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bini çocuk, 11 bin 378’i kadın olmak üzere 41 bin 825 Filistinli öldü, 96 bin 910 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 346’sı karadan işgal sürecinde olmak üzere 724 askerinin öldüğünü, 4 bin 448 askerinin yaralandığını duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 741 Filistinli hayatını kaybetti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İran Devrim Muhafızları Ordusu, 1 Ekim’de İsrail’e onlarca balistik füzeyle saldırı başlattığını duyurmuştu. Füzelerin fırlatılmasının ardından başta Tel Aviv olmak üzere ülke genelinde sirenler çalmıştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yayımladığı görüntülü açıklamada, füze saldırısıyla İran’ın “büyük bir hata yaptığını ve bedelini ödeyeceğini” söylemişti.

ORDU RADYOSU DUYURDU
İsrail ordu radyosu, İran’ın “Nasrallah, Haniye ve Nilfuruşan’ın intikamı” olduğunu söylediği balistik füze saldırısına İsrail ordusunun yanıt vermeyi planladığını açıkladı. Yapılan açıklamaya göre İsrail Savunma Kuvvetleri, verilecek yanıtın “ciddi ve önemli” olacağı konusunda uyarırken yaklaşık 200 balistik füze ile düzenlenen İran saldırısının “sonuçları olacağını” söyledi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

“BÜYÜK VE ŞİDDETLİ SALDIRI BAŞLIYOR”
İsrail devlet televizyonu KAN, Haaretz gazetesi ve ordu radyosunun haberlerinde, İsrail ordusunun, İran’a “büyük ve şiddetli” bir askeri saldırı başlatmaya hazırlandığı kaydedildi.

İsrail ordusunun, İran’ın balistik füze saldırısının ülkede önemli bir hasara yol açmadığına inandığı belirtilen haberlerde, İran’ın saldırısından bu yana İsrail ordusunun önemli olacağına inandığı bir yanıt planladığı ve sert bir karşılık verilmeden saldırıyı geçiştirme gibi bir niyetinin olmadığı ifade edildi.

İsrail’in, İran karşıtı koalisyondaki diğer tarafların da saldırıya katılacağını düşündüğü dile getirilen haberlerde, İsrail’in, İran sorununu kendi sorunları olarak gören diğer ülkelerden de uluslararası alanda destek aldığına işaret edildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şam’da Suriyeli mevkidaşı Bessam Sabbah ve Başbakan Muhammed Gazi el-Celali ile görüşen Erakçi, Devlet Başkanı Esed tarafından da kabul edildi. Görüşmelerde iki ülke yetkililerinin çeşitli bölgesel ve uluslararası konularda fikir alışverişinde bulundukları belirtildi.
Erakçi’nin Esed ile görüşmesinde de iki ülke arasındaki karşılıklı ilişkiler ve bölgedeki mevcut durumun ele alındığı bildirildi.
Suriye rejiminin haber ajansı SANA’ya göre de görüşmede İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırganlığını durdurmanın ve Lübnan’a siyasi destek ve halka yardım sağlamanın yolları istişare edildi.
İran Dışişleri Bakanı Erakçi, dün İsrail’in saldırıları altındaki Beyrut’ta Lübnan Başbakanı Necib Mikati ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşmüştü.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ocak sonunda İsrail ordusunun ABD hükümetinden yaklaşık 3 bin bomba talep ettiği sırada Lew’un, Dışişleri Bakanlığına gönderdiği mesajda, bu mühimmatın “kötüye kullanılma riski olmadığını ve satışın onaylanması gerektiğini” belirttiği iddia edildi.

Öte yandan, konuyla ilgili değerlendirmede bulunan yetkililer, Lew’un yalnızca birkaç hafta önce Gazze’de kalabalık alanın İsrail tarafından bombalandığını bildiğini ancak mesajında bunlara yer vermediğini söyledi. Yetkililer, Büyükelçilik çalışanlarının, Lew’a büyük sivil kayıpların verildiği saldırıları hatırlattığı, hatta bu saldırılarda Büyükelçiliğin Filistinli çalışanlarının evlerinin de hedef alındığını söylediğini aktardı.
Tüm bunlara rağmen Lew ve bazı kıdemli yetkililerin, İsrail’e “GBU-39” tipi küçük çaplı bombalar konusunda “güvenilebileceğini” savunduğu belirtildi.

Büyükelçilikte görev yapmış eski bir yetkili de İsrail’i “denetleme sürecinden” korumanın ve ne kadar insan hakları ihlali bildirilirse bildirilsin silah akışını kolaylaştırmanın “yazılı olmayan bir kural” olduğunu savundu.
Haberde, İsrail’in Gazze’ye 7 Ekim’de başlayan saldırılarının öncesi ve sonrasında Dışişleri Bakanlığı kıdemlileri tarafından İsrail’e silah satışının kısmi olarak ya da tamamen kesilmesine yönelik taleplerin göz ardı edildiği ifade edildi.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Şehit Salah Gandur Hastanesi’nden yapılan açıklamaya göre, saldırı sonucunda çoğu ağır olmak üzere 9 sağlık personeli yaralandı. Saldırının ardından hastane personeli tahliye edildi.
İsrail ordusu, yaptıkları saldırıda Hizbullah mensuplarının bulunduğu iddiasıyla bir camiye hava saldırısı düzenlediğini kabul etti.

Ordudan yapılan yazılı açıklamada, Lübnan’ın güneyindeki Bint Cubeyl kentindeki Salah Gandur hastanesinin yakınındaki camiye hava saldırısı düzenlendiği belirtildi.
Açıklamada, caminin Hizbullah tarafından karargah olarak kullanıldığı ileri sürüldü.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Ordusu Sözcüsü Avichay Adraee, X sosyal medya platformundan konuya ilişkin açıklamada bulundu.
Paylaşımında Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki bazı bölgeleri içeren bir harita yayımlayan Adraee, haritada işaretli olan bölge sakinlerinden bulundukları yerleri acilen tahliye etmelerini istedi.
Filistinli grupların söz konusu bölgelerden İsrail’e saldırı düzenlediğini savunan Adraee, İsrail ordusunun bu bölgeye saldırı başlatacağını belirterek, bölge sakinlerine “güvenli” olduğunu ileri sürdüğü yerlere gitmeleri çağrısında bulundu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberleri: Orta Doğu’yu savaşa sürükleyen İsrail kan dökmeye aralıksız devam ediyor. İsrail, başkent Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine de gece en az 12 hava saldırısı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kaim Camisi çevresi, Burc el-Beracine, Haret Hıreyk’teki Seyyid eş-Şuheda Kompleksi çevresi, Ruveys, Ebyad ve Şuveyfat’taki el-Ecniha el-Hamse bölgeleri hedef alındı.

Bu saldırılar, İsrail ordusunun bazı bölgelerdeki sivillere tahliye dayatmasının hemen ardından gerçekleşti. İsrail ordusu, ilk hava saldırısından önce Beyrut’un güneyindeki Burc el-Beracine Mahallesi’nde Hizbullah’a ait binayı hedef alacaklarını duyurarak “sakinlerin derhal bölgeden uzaklaşmalarını” talep etti.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Ayrıca, İsrail ordusu sözcüsü, Dahiye bölgesindeki sivillere de bölgelerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulundu. Öte yandan Hizbullah’tan yapılan açıklamada, Lübnan’ın güneyindeki Addeyse kasabası çevresinde ilerlemeye çalışan İsrail piyade birliğine düzenlenen saldırıda İsrailli askerlerden ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.

KASSAM TUGAYLARI KAYBI DUYURDU
İsrail ordusunun Lübnan’ın kuzeyindeki Trablusşam kentindeki mülteci kampına gerçekleştirdiği saldırıda Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları liderlerinden Said Atallah ve 3 aile üyesi, hayatını kaybetti.

Gazze’deki Hamas Hareketinin silahlı kanadı El-Kassam Tugayları’nın liderlerinden Said Atallah, İsrail’in Lübnan’ın kuzeyindeki Trablusşam kentinde Filistinli mültecilerin kaldığı Beddawi Mülteci Kampına gerçekleştirdiği saldırıda eşi ve 2 kızıyla birlikte öldürüldü. Hamas’tan yapılan açıklamada, “Halkımıza, dökülen kanın intikamını alma sözü veriyoruz ve vereceğimiz cevabın sözden önce eylem olacağını teyit ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Ayrıca, saldırının İsrail İHA’sı tarafından gerçekleştirildiği ifade edildi. İsrail’den saldırıya ilişkin henüz bir açıklama yapılmadı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, Çin yapımı elektrikli otomobillere yüzde 45’e varan oranda ilave gümrük vergisi uygulanması teklifine destek verdi.
Avrupa Komisyonu tarafından yapılan basın açıklamasında, “Bugün Avrupa Komisyonu’nun Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara ilave gümrük vergisi uygulanması yönündeki teklifi, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerden gerekli desteği aldı.” denildi.
Açıklamada, ilave gümrük vergisi kararının kabul edilmesine rağmen Çin ile AB arasında “alternatif bir çözüm” arayışının devam edeceği ifadelerine de yer verildi.
Avrupa Birliği’ni bölen tartışmalı oylamada 10 ülke lehte oy kullanırken, 5 ülke aleyhte, 12 üye ülke de çekimser oy kullandı.
12 ÜYE ÇEKİMSER KALDI
Oylamada Avrupa Birliği’nin nüfusu en büyük ülkesi Almanya, ilave gümrük vergisi uygulamasına karşı çıkan ülkeler arasında yer alırken; Fransa, İtalya ve Polonya lehte oy kullandı.
Bayrak taşıyıcı araç üreticisi Volvo’nun mülkiyetinin Çinli bir firmaya ait olduğu bilinen İsveç ise oylamada çekimser kalan ülkeler arasında yer aldı.
Çin ile yakın ilişkileri olan Macaristan’ın Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, daha önce yaptığı açıklamada, ülkesinin teklifi reddedeceğini duyurmuştu.

İLAVE GÜMRÜK VERGİSİ 5 YIL UYGULANACAK
Kararın ardından Avrupa Komisyonu’nun Çin üretimi araçlara ilave vergiler uygulamaya geçmesi ve uygulamanın 5 yıl devam etmesi bekleniyor.
Avrupa Komisyonu’nun oylaması, BYD, Geely ve SAIC gibi Çinli otomobil üreticilerine AB’nin standart yüzde 10’luk otomobil vergisine ilave olarak yüzde 35,3 oranında gümrük vergisi uygulayabileceği anlamına geliyor.

HAZİRAN AYINDA DUYURDULAR
Avrupa Birliği, ilk olarak Haziran ayında Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara yüksek gümrük vergileri getirileceğini duyurmuştu. Bu kararın gerekçesi olarak, Çin’in kendi elektrikli araç sanayisine adil olmayan teşvikler sunması ve bu durumun Avrupa’daki elektrikli araç üreticilerine ekonomik zarar tehdidi oluşturması gösterilmişti.
Çin yönetimi ise bu iddiayı reddederek Avrupa’nın Çin menşeli elektrikli araçlara ilave vergi uygulaması halinde Avrupa üretimi süt ürünleri, alkollü içkiler ve araçlara vergi uygulayarak cevap verme tehdidinde bulunmuştu.
Daha önce 25 Eylül’de yapılması planlanan oylama, Çinli ve Avrupalı yetkililerin bir çözüm üzerinde müzakereler gerçekleştirebilmeleri için ertelenmişti.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Can Badak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bosna Hersek’in orta ve güney kesimlerini gece saatlerinde vuran şiddetli sağanak, seli beraberinde getirdi.
Çok sayıda yerleşim yeri ve yollar kapandı, evler elektriksiz kaldı. Bosna Hersek Federasyonu Entitesi Başbakanı Nermin Niksic, durumun oldukça ciddi olduğunu ve çok sayıda kişinin evlerinde mahsur kaldığını açıkladı.
Niksic, “Maalesef can kayıpları da oldu. Kamuoyunu her konu hakkında bilgilendireceğiz.” dedi.
Hersek Neretva Kantonu’na bağlı Jablanica kenti yönetiminden Darko Jukan, Jablanica şehrinde 14 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı. Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Zeljko Komsic, sel felaketinde hayatını kaybedenler için taziye mesajı yayınladı. Komsic, “Bosna Hersek kurumları, selin etkilerini en kısa sürede gidermek ve halka yardım sağlamak için her türlü önlemi alacaktır.” ifadelerini kullandı.
‘JABLANİCA ERİŞİLEMEZ DURUMDA’
Selden en fazla etkilenen Jablanica ve Kiseljak şehirlerinde kaybolanları aramak için çalışma başlatan kurtarma ekipleri, gece boyu elektriklerin kesik olduğunu ve cep telefonlarından sinyal alınamadığını belirtti.
Jablanica İtfaiyesi, yolların ve demiryollarının kapalı olması nedeniyle şehrin tamamen erişilmez hale geldiğini duyurdu.
Hersek Neretva Kantonu yönetimi, kuzeyde durumun çok kritik olduğunu, şiddetli yağışların nehirleri taşırması ve heyelanların yolları kapatması nedeniyle ulaşımın tamamen kesildiğini, telekomünikasyon altyapısının ise kısmen hizmet dışı kaldığını ifade etti.

ORDU ÇALIŞMALARA DESTEK VERİYOR
Halka, Konjic ve Jablanica’ya doğru yola çıkmamaları konusunda çağrıda bulunuldu.
Bosna Hersek Savunma Bakanı Zukan Helez, sabah saatlerinde Bosna Hersek Silahlı Kuvvetlerine selden etkilenen bölgelerde sivillerin kurtarılması için başlatılan çalışmalara katılma talimatı verdi.
Şiddetli yağmur ve fırtına, Bosna Hersek’in komşusu Hırvatistan’da da etkili oldu. Bazı kasaba ve köylerde sel meydana geldiği öğrenildi.




Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Can Badak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Orta Doğu topraklarında gerilim artmaya devam ediyor.
Filistin ve Suriye’nin ardından Lübnan’ı da hedef alan İsrail ordusu, adeta bölgesel bir savaş başlattı.
Sınır bölgelerinde saldırılarına hız veren İsrail ordusu, dün gece saatlerinde Lübnan’ın başkenti Beyrut’a birçok saldırı düzenledi.
HİZBULLAH KOMUTANI SAKAFİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail Savunma Kuvvetlerinden (IDF) yapılan açıklamada, Hizbullah’ın İletişim Birimi Komutanı Muhammed Raşid Sakafi’nin dün Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta gerçekleştirilen saldırıda öldürüldüğü ifade edildi.
Açıklamada, “Sakafi, 2000 yılından bu yana Hizbullah’ın iletişim biriminden sorumlu olan üst düzey bir isimdi. Sakafi, Hizbullah’ın tüm birimleri arasındaki iletişim kabiliyetlerini geliştirmek için önemli çabalar sarf etmişti.” ifadeleri kullanıldı.

“HİZBULLAH ART ARDA AĞIR DARBELER ALIYOR”
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Güney Lübnan’da kara operasyonunu sürdüren 36. Tümen’in İsrail’in kuzeyinde yer alan karargahına yaptığı ziyarette açıklamalarda bulundu.
Bakan Gallant, “Hizbullah, art arda çok ağır darbeler alıyor. (Hizbullah lideri Hasan) Nasrallah’ı ortadan kaldırdık ve daha fazla sürprizimiz var. Bunlardan bazıları zaten gerçekleştirildi ve bazıları gerçekleştirilecek.” dedi.
“DAHA FAZLA SÜRPRİZİMİZ VAR”
Gallant, “Hizbullah’ın füze ve roket bölümü çok ağır bir darbe aldı. Yüksek kaliteli ve hassas bir operasyon sonucunda önemli bir kısmı imha edildi. Komuta ve kontrol karargahı, iletişimler, (Rıdvan Gücü’nün) tüm liderliği ve Nasrallah’ın altındaki ikinci ve üçüncü komuta kademelerinin tamamı ortadan kaldırıldı.” diye konuştu.
Gallant, ordunun bugün birkaç köyde operasyon yürüttüğünü ve bu sürecin gerekli olan her yerde devam edeceğini söyledi.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Büşra Yıldız
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
SALDIRIYI ENGELLEYEMEDİLER
Görüntülerde, gemideki güvenlik personelinin bomba yüklü uzaktan kumandalı insansız deniz aracına ateş ettiği ama saldırıyı engelleyemediği görüldü. Gemideki, hasarın boyutu henüz bilinmezken, can ve mal kaybına ilişkin açıklama yapılmadı.

KIZILDENİZ’DEKİ DURUM
Yemen‘deki İran’ın desteklediği Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023’ten bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.

Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı. ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023’te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu. Avrupa Birliği (AB) Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliği için 19 Şubat’ta Aspides misyonunu başlatırken İtalya da 5 Mart’ta parlamento kararıyla bu misyona katılarak taktik komutayı üstlendi. Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
HİNTLİ BİR GURU OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI
Mağarada bulunan yaşlı adamın Hintli bir guru olduğu ortaya çıktı. Hindistan’ın Khargone bölgesinde yaşayan guru halk arasında Siyaram Baba olarak tanınıyor.
YAŞININ 100 CİVARINDA OLDUĞU SÖYLENİYOR
Siyarma Baba’nın 100-101 yaşlarında olduğu tahmin ediliyor. Siyaram Baba, sadece Hindistan’dan değil, aynı zamanda yurtdışından da birçok ziyaretçi çeken önemli bir dini figür olarak tanınıyor.

VİDEOLARINI PAYLAŞAN SAYISIZ HESAP VAR
Siyaram Baba adına açılmış ve videolarını paylaşan sayısız hesap bulunuyor. Kısa sürede viral olan videonun da onlardan birinden alındığı ortaya çıktı.
DÜNYANIN EN YAŞLI İNSANI KİM?
uinness Dünya Rekorları’na göre, 117 yaşındaki Maria Branyas’ın vefatının ardından, “dünyanın en yaşlı kişisi” unvanı 116 yaşındaki Tomiko Itooka’ya geçti. Japon kökenli olan Itooka, bu yeni unvanı ile dünyanın en yaşlı insanı olarak tanındı.
23 Mayıs 1908 doğumlu olan Tomiko Itooka’nın yaşı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Gerontoloji Araştırma Grubu tarafından doğrulandı. Bu onayla birlikte, 110 yaş ve üzerindeki en yaşlı insanların sıralandığı listenin zirvesine yerleşti.
Dört çocuk annesi olan Tomiko Itooka, Japonya’nın Ashiya şehrindeki bir huzurevinde yaşamını sürdürüyor. Her zaman bakıcılarına minnettarlığını dile getiren Itooka, dünyanın en yaşlı insanı olduğunu öğrendiğinde de teşekkür ederek bu haberi karşıladı. Yıllar boyunca kazandığı nezaketi hiçbir zaman kaybetmediğini bir kez daha gösterdi.
Erdem AksoyHaberler.com – Dünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları devam ediyor.
Tıpkı Gazze’de yaptığı gibi Lübnan’da da masumları öldüren İsrail, 41 kişiyi daha hayattan kopardı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun ülkenin güneydeki Ayn ed-Delb bölgesine hava saldırısı düzenlediğini açıkladı.
FARKLI BÖLGELERE PEŞ PEŞE SALDIRILAR
Saldırıda ilk belirlemelere göre 32 kişinin yaşamını yitirdiği, 52 kişinin yaralandığı ifade edildi. Ayrıca, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyindeki Ankun beldesini hedef alması sonucu 4 kişinin öldüğü, 5 kişinin de yaralandığı aktarıldı.
Öte yandan İsrail ordusunun Bint Cubeyl beldesini hedef alan saldırılarında 5 kişinin öldüğü, 10 kişinin yaralandığı belirtildi.
LÜBNAN’DA DA ÇOCUKLAR ÖLÜYOR
Lübnan’da Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den bu yana 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 1132’ye yükseldi.
YENİ BİR GÖÇ DALGASI BAŞLADI
İsrail bombardımanı nedeniyle Lübnan’da yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Suriye’ye 10 binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.

İLGİLİ HABERİsrail, Lübnan’ın birçok noktasına hava saldırısı düzenlediKaynak: Anadolu Ajansı (AA)Adile Topçu
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, savaşı daha geniş bir alana yaymak istiyor.
Bu kapsamda da Lübnan’a saldırı düzenleyen İsrail, Nasrallah’ı öldürdü.
Geçtiğimiz aylarda da İran’da bulunan İsmail Heniyye, yine İsrail’in hedefindeki isim olmuştu.
İran’ın yeni seçilen Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise İsrail’in bu hamlelerine karşı ilginç bir açıklama yaptı.
Pezeşkiyan, dün akşam düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısında konuştu.
“SİYONİST REJİMİN SUÇLARI KABUL EDİLEMEZ”
İsrail’in bölgedeki saldırganlığına ve Batılı destekçilerine değinen Mesud Pezeşkiyan, “Siyonist rejimin suçları kabul edilemez ve cevapsız kalmayacak.” dedi.
“ABD VE AVRUPALI LİDERLER BİZİ KANDIRDI”
Pezeşkiyan, “Şehit Heniyye suikastına İran’ın yanıt vermemesi karşılığında ateşkes sözü veren ABD ve Avrupa ülkelerinin liderlerinin iddiaları tamamen yalandı.
Bu tür suçlulara bir şans vermek, onları daha fazla suç işlemeleri için cesaretlendirmekten başka bir işe yaramayacaktır.” ifadelerini kullandı.

İRAN MİSİLLEME KARARI ALDI ANCAK…
İran Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları ülkede tartışmalara yol açarken gece saatlerinde İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi binasının önünde toplanan bir grup, bu açıklamalara karşı yetkililerden yanıt verilmesini talep etti.
İran, 31 Temmuz’da başkent Tahran’da Hamas lideri İsmail Heniyye’ye suikastın ardından İsrail’e misilleme kararı almıştı.
“ATEŞKESE ZARAR VERMEMEYİ UMUYORUZ”
Bu sırada, Tahran’ın, Gazze’de İsrail saldırılarının kalıcı olarak durdurulması karşılığında saldırı niyetinden vazgeçeceğine dair iddialar ortaya atılmıştı.
Tahran yönetimi ise “saldırıyla ulusal egemenliğini tehdit eden İsrail’in cezalandırılmasına dair alınan karar ile Gazze’de ateşkes çabalarının ayrı konular olduğunu ancak ateşkes sürecine zarar vermemeyi umduklarını” açıklamıştı.

İLGİLİ HABERHizbullah Lideri Nasrallah’ın öldürülmesine İran yardım etti iddialarıKaynak: Anadolu Ajansı (AA)Adile Topçu
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in Gazze katliamından sonra Lübnan hedefte…
Günlerdir bomba yağmuru altındaki Lübnan’da hem ölü sayısı artıyor hem de göç hareketliliği…
Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, konuya ilişkin açıklama yaptı.
100 BİN KİŞİ SURİYE’YE SIĞINDI
X’ten paylaşımda bulunan Grandi, “İsrail’in hava saldırılarından kaçarak Lübnan’dan Suriye’ye geçen Lübnanlı ve Suriyelilerin sayısı 100 bine ulaştı.” bilgisini verdi.
Grandi, Suriye’ye doğru geçişlerin devam ettiğini bildirdi.
Grandi, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) yetkililerinin, bölgeye geçiş yapanları desteklemek için yerel yetkililer ve Suriye Kızılayı ile dört geçiş noktasında bulunduğunu kaydetti.

SALDIRILARDA 1174 KİŞİ ÖLDÜ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1174 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası sürerken Suriye’ye on binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Yusuf Balıkçı
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Florida eyaletinin kuzeybatı kıyılarını yaklaşık 225 kilometre hızla vuran Helene Kasırgası’nın ülkedeki etkileri sürüyor.
Yetkililer, kasırganın sebep olduğu şiddetli rüzgar ve yağışların etkili olduğu North Carolina, South Carolina, Georgia, Florida ve Virginia eyaletlerinde en az 64 kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti.
Büyük hasara yol açan kasırganın neden olduğu elektrik kesintilerinden milyonlarca kişinin etkilenmeye devam ettiği bildirildi.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre, ABD Başkanı Joe Biden, Florida ve North Carolina’da “afet durumu” ilan ederek kasırgadan olumsuz etkilenenler için “federal yardım” talimatı verdi.
ABD Ulusal Kasırga Merkezi, kasırganın etkilerinin hafta sonu boyunca devam edebileceği açıklamasını yapmıştı.
Uzmanlar, Helene Kasırgası’nın ABD’nin güneydoğusunda neden olduğu hasarın 15 ila 26 milyar dolar olabileceğini açıklamıştı.
Helene Kasırgası
ABD Ulusal Kasırga Merkezi, Helene Kasırgası’nın Florida eyaletinin kuzeybatı kıyılarını yaklaşık 225 kilometre hızla vurduğunu açıklamıştı.
Kasırga kısa sürede Georgia, South Carolina, North Carolina ve Tennessee’yi de etkisi altına almıştı.
Kasırganın ilk vurduğu yer olan Florida’da 1,2 milyonu aşkın, Georgia’da 1 milyon, South Carolina’da 1,3 milyon ve North Carolina’da da 600 bin ev ve iş yerinde elektrik kesintisi olmuştu.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tahran’daki Filistin Meydanı’nda yoğun yağmur altında toplanan binlerce kişi, İsrail’in Lübnan’da Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve İranlı general Tuğgeneral Abbas Nilfuruşan’ın da hayatını kaybettiği saldırılarını protesto etti.
Gösterilerde Lübnan ve Filistin bayrakları, Hizbullah flamaları ile Nasrallah’ın posterlerini taşıyan göstericiler, İsrail ve ABD aleyhine sloganlar attı.
İran’da, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın İsrail saldırısında ölümü dolayısıyla, 5 gün ulusal yas ilan edildi.
İran lideri Ali Hamaney, Nasrallah’ın öldürülmesi nedeniyle dün yaptığı yazılı açıklamada, “direniş cephesi” ve Hizbullah’ın önemli bir ismi ve liderini kaybettiğini belirtti, “Nasrallah’ın Lübnan’da kurduğu yapının onun ölümüyle daha da güçleneceğini” savundu.
“Direniş cephesinin çökmekte olan Siyonist varlığın gövdesine indirdiği darbeler daha da ezici olacak.” ifadelerini kullanan Hamaney, Nasrallah’ın “kanının yerde kalmayacağını” vurguladı.
*Haberin görselleri AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail: Nasrallah öldürüldü Haberi Görüntüle
İsrail önce Lübnan’da Hizbullah mensuplarının kullandığı çağrı cihazlarını sonra da telsizleri patlattı. Gerilimin zirveye çıkmasının ardından iki taraf arasında hava saldırıları başladı ve bu saldırılar günlerdir sürüyor.

İsrail, Lübnan’daki saldırılarında çoğunlukla Hizbullah komutanlarını hedef aldığını açıkladı, ancak yüzlerce sivil öldü. Son olarak İsrail, Cuma akşamı Beyrut’a yoğun hava saldırısı başlattı ve hedefinde Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın olduğunu bildirdi. Nasrallah’ın ölümünü dün ilk olarak İsrail duyurdu, saatler sonra da Hizbullah doğruladı.
REKLAM
Bu gelişmelerin ardından bölgede neler yaşanacağını belirsiz, ancak gözler Hizbullah’a çevrildi. Nasrallah, 30’lu yaşlarındayken 1992’de Hizbullah’ın genel sekreteri oldu ve o günden bu yana Hizbullah lideri olarak görev yaptı. Bundan sonra nasıl adımlar atacağı bilinmezken, Nasrallah’ın yerine geçecek iki isimden bahsediliyor.
Haşim Safieddin

Hizbullah’ın yürütme kurulu başkanı ve Nasrallah’ın kuzeni olan Safieddin’in, Hizbullah’ın yeni lideri olacağı düşünülüyor.
1964’te Sur yakınlarındaki Deir Qanoun en-Nahr’ın güney köyünde doğan Safieddin, Irak’ın Necef ve İran’ın Kum kentinde Nasrallah ile birlikte teoloji okudu. İkisi de Hizbullah’a kuruluşunun ilk günlerinde katıldı.
Safieddin’in İran ile yakın bağları var, kardeşi Abdullah, Hizbullah’ın İran temsilcisi olarak görev yapıyor. Oğlu Redha, 2020’de ABD’nin düzenlediği saldırıda öldürülen İran Devrim Muhafazları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin kızıyla evli.
Hizbullah’ın yürütme kurulu başkanı olarak grubun siyasi işlerini denetleyen Safieddin, ayrıca grubun askeri operasyonlarını yöneten Cihat Konseyi’nde de yer alıyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2017 yılında terörist ilan edilen Safieddin, kamuoyuna yaptığı açıklamalarla çoğunlukla askeri duruşunu ve Filistin davasına olan bağlılığını yansıtıyor.
REKLAM
Naim Qassem

Konuşulan bir diğer isim ise Hizbullah’ın genel sekreter yardımcısı 71 yaşındaki Naim Qassem.
Qassem, Güney Lübnan’da, özellikle geçen Ekim ayından bu yana birçok İsrail saldırısına maruz kalan Nebatiye şehrinin Kfar Kila köyünde doğdu.
Qassem’in Şii siyasi aktivizminde uzun bir geçmişi var. 1970’lerde Lübnan’daki bir Şii grubu olan Amal Hareketi’nin bir parçası oldu. Daha sonra Amal’den ayrıldı ve 1980’lerin başında Hizbullah’ın kuruluşuna yardımcı oldu ve grubun temel din bilginlerinden biri oldu.
Qassem’in dini akıl hocalarından biri, geniş çapta saygı duyulan Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlallah’tı ve Qassem’in kendisi de onlarca yıldır Beyrut’ta dini dersler veriyordu.
Hizbullah’ın eğitim ağının bir bölümünü denetledi ve ayrıca grubun parlamento faaliyetlerini denetlemekle de ilgilendi.
REKLAM
Qassem, 1991’de, İsrail tarafından suikasta uğrayan o zamanki Genel Sekreter Abbas el-Musawi’nin yönetimi altında genel sekreter yardımcısı seçildi.
Yıllar boyunca Hizbullah’ta önemli bir kamusal rol oynadı ve aynı zamanda grubun Şura Konseyi’nin bir üyesi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Gazze’deki bu barbarca savaşı Batı Şeria, Lübnan ve ötesine yayılmadan önce durdurmak için aklıselim galip gelebilirdi” diyen Fidan, bazı uluslararası aktörlerin kasıtlı olarak hareketsiz kalmaya karar vermeleri ve sonuç alıcı adımlar atmak için hiçbir refleks göstermemelerinin “çok şaşırtıcı” olduğunu vurguladı.
REKLAM“ACİL VE KALICI BİR ATEŞKES SAĞLANMALI”
Fidan, “Yapmamız gereken şey çok açık. BM Güvenlik Konseyi’nin itiraz esaslarını belirleyen bir kararı var. Acil ve kalıcı bir ateşkes sağlanmalı. Rehine ve mahkum takası gerçekleşmeli. İsrail, Gazze’den çekilmelidir. Hayatta kalmak için ciddi ihtiyaç içinde olan Filistinlilere insani yardım engelsiz bir şekilde ulaştırılmalı” diye konuştu.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun böyle bir anlaşmanın gerçekleşmesini sürekli olarak engellediğinin farkında olduklarını belirten Fidan, “(Netanyahu) Kendisine tanınan cezasızlıktan da cesaret alarak, başta Güvenlik Konseyi olmak üzere uluslararası toplum İsrail’e durması için gerçek bir baskı uygulayana kadar soykırım eylemlerine devam edecek” dedi.
Fidan, Güvenlik Konseyi’nin uluslararası barış ve güvenliğin korunmasındaki birincil sorumluluğunun altını çizerek, “Ne yazık ki Konsey şu ana kadar aldığı kararları İsrail’in uygulamasını sağlamakta başarısız olmuştur. Silah ambargosu yok, zorlayıcı tedbirler yok.” ifadelerini kullandı.
“İsrail’in sınır tanımayan saldırganlığı ve Lübnan’ın hedefte olması” nedeniyle şu anda tehlikeli bir yöne doğru gittiklerini aktaran Fidan, uluslararası hukukun ve uluslararası insancıl hukukun tüm önlemlerinin bir kenara itildiğini, gözlerinin bağlandığını belirtti.
“GELİN HEP BİRLİKTE ADİL VE KALICI BİR BARIŞ İÇİN ÇALIŞALIM”
Fidan, yoğun bombardımanın, sivil ve askeri hedef ayrımı yapılmaksızın hız kesmeden devam ettiğini belirterek Güvenlik Konseyi’ni, asli görevini yerine getirmeye, herkesi bu savaşı ve İsrail saldırganlığını durdurmaya çağırdı.
İsrail’in güvenliğini yalnızca barışın sağlayabileceğini ve barışın da ancak iki devletli çözümle geleceğini vurgulayan Fidan, “Netanyahu ve onun köktendinci ortaklarının siyasi veya bireysel çıkarları bölgesel istikrarı ve uluslararası düzeni tehlikeye atmamalıdır.” dedi.
Bakan Fidan, başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırlarına dayalı bağımsız ve egemen bir Filistin devletiyle iki devletli çözümün önünü açma çağrısı yaparak, konuşmasını “Gelin hep birlikte adil ve kalıcı bir barış için çalışalım. Güvenlik Konseyi’ne çağrımız budur.” ifadeleriyle sonlandırdı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB), Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı bölgesinde 2 PKK/ YPG’li terörist ile Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde 1 PKK’lı teröristin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Gücünü asil milletimizden alan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, terörist temizliğine ara vermeden devam ediyor. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı bölgesinde belirlediği 2 PKK/YPG’li terörist ile Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde tespit ettiği 1 PKK’lı teröristi etkisiz hale getirdi. Mehmetçik, kahramanca ve fedakarca mücadeleye devam edecek” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vali Yavuz, X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “İlimizde orta hasarlıyken güçlendirme müracaatı yapılmayan binaların yıkımı hızla devam ediyor. Bugün itibarıyla yıkılması gereken orta hasarlı binaların yüzde 40’ını yıktık. Devletimizin desteğiyle şehrimizin yapı stokunu yeniliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Rezerv alanlardaki çalışmaları da inceleyen Yavuz, “Kaynarca Mahallesi Merkez 1. Etap’ta temel kazısı ve zemin etüdü çalışmaları başladı. Yıkım çalışmaları da devam ediyor. Niyazi Mısrı Mahallesi’nde inşaat çalışmaları başlıyor. Şehrimize hayırlı olsun.” açıklamasında bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD, ulusal güvenlik endişeleri nedeniyle Çin menşeli yazılımların araçlarda kullanımını yasaklamayı planlıyor. Yetkililer kararın, özellikle otomotiv sektöründeki güvenlik risklerini azaltmayı hedeflediğini ifade etti.
ABD hükümeti, güvenlik endişeleri nedeniyle Çin menşeli yazılımların otomobillerde kullanılmasını yasaklamayı planladığını duyurdu. Yetkililer, ‘Çin’in teknolojik araçlarını kullanmanın potansiyel risklerini’ vurgulayarak, otomotiv sektöründe bağımsızlık sağlamak amacıyla bu düzenlemeyi hayata geçirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Açıklamada, kararın ABD içindeki otomobil üreticilerini etkileyecek ve ülkenin teknoloji politikalarındaki değişimlerin bir parçası olarak görüldüğü belirtildi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian konu ile ilgili yaptığı açıklamada, “Çin’in ABD’nin ulusal güvenlik kavramını aşırı esnetmesine ve ilgili Çin şirketlerine ve ürünlerine karşı ayrımcı önlemler almasına karşı olduğunu söyleyeyim. ABD’yi piyasa ekonomisi ilkelerine saygı göstermeye ve Çinli şirketler için açık, adil, şeffaf ve ayrımcı olmayan bir iş ortamı sağlamaya çağırıyoruz. Çin, yasal haklarını ve çıkarlarını kararlılıkla savunacaktır” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusu, pazartesi günü Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine hava saldırıları düzenlediğini açıkladı. Lübnanlı yetkililer saldırılarda en az 492 kişinin öldüğünü, binin üzerinde vatandaşın yaralandığını ve on binlerce kişinin güvenli bölgelere kaçmak üzere yer değiştirmek zorunda kaldığını bildirdi. Saldırının İsrail’in 2006’dan bu yana Hizbullah’a karşı gerçekleştirdiği en ölümcül saldırı niteliğinde olduğu belirtildi.
İsrail’in Hizbullah’a yönelik gerçekleştirdiği hava saldırısı geçen hafta Hizbullah üyelerinin telsiz ve çağrı cihazlarının patlatıldığı ve binlerce kişi yaralayıp en az 37 kişiyi öldüren gizli operasyonların ardından gerçekleşti.
İsrail ordusu, hava kuvvetlerinin dün Lübnan’da yaklaşık 1600 Hizbullah hedefini vurduğunu ve saldırılarına Hizbullah, İsrail-Lübnan sınırından çekilene dek devam edeceğini ifade etti. Hizbullah da dün İsrail’e yönelik karşı bir saldırı başlattı, bunların çoğu İsrail’in füze savunma sistemi tarafından engellendi. Hizbullah yetkilileri, İsrail ve Hamas, Gazze’de ateşkes konusunda uzlaşana dek saldırılarına devam edeceklerini belirtiyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, resmi ziyaret gerçekleştirmek üzere gittiği Rusya’nın başkenti Moskova’da Kremlin Meçhul Asker Anıtına çelenk bıraktı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş yaptığı açıklamada, “Resmi temaslarımız dolayısıyla bulunduğumuz Moskova’da, parlamento heyetimizle birlikte Kremlin Meçhul Asker Anıtına çelenk bıraktık” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kuzeydeki Cibaliya Mülteci Kampı sakinlerinden Muhammed, İsrail’in saldırıları nedeniyle annesi ve kız kardeşiyle birlikte Nusayrat Mülteci Kampı’nda Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) bağlı okullardan birine sığındı.
Babası kuzeyde kaldığı için ailesinin su ve yiyecek ihtiyacını temin etme görevini üstlenen Muhammed, Temmuz 2014’te Nusayrat Mülteci Kampı’ndaki Sirac Okulunun hedef alındığı saldırıda şarapnel isabet etmesi sonucu elini kaybetti.
Saldırı öncesinde okulda ud eğitimi alan Muhammed, sağ elini kaybettiği için udu bırakmak zorunda kaldı ancak yılmadı ve zoru başararak keman çalmaya başladı.
Kemanla yeniden hayata tutunan Muhammed, şimdilerde protez ele kavuşmak, Gazze dışına çıkmak ve okumak istiyor.
Muhammed’in elini kaybetmesi son değil başlangıç oldu
Edward Said Enstitüsünde müzik eğitmenliği yapan, keman çalan ve şarkı söyleyen 16 yaşındaki Sema Rami Necm, Muhammed’in keman çalmaya başlamasında en büyük etken oldu.
Kendisi de 2 milyon Gazzeli gibi evini terk ederek güneye göç eden Necm, göç sırasında geri dönecekleri umuduyla kemanını yanına aldı ancak dönemedi.
Kemanın çadırda bir süre hiç kullanılmadan durduğunu söyleyen Sema, “Bir gün neden keman çalmadığımı ve çocuklara bunu öğretmediğimi düşündüm. Sonrasında çadır kentlere ve sığınma merkezlerine gidip çocuklara eğitim vermeye başladım. Bu çocuklardan biri de Muhammed Ebu Iyda’ydı.” dedi.
Muhammed’in başlangıçta ud eğitimi aldığını ancak okulun vurulmasından sonra eğitiminin yarıda kaldığını kaydeden Sema, şöyle devam etti:
“Umudumuzu yitirmemek adına Muhammed’in yeniden bir müzik aleti çalmasını istedim. Muhammed’in elinin ampüte edilmesi her şeyin sonu değil bilakis başlangıcıydı. Kemanın arşesini Muhammed’in ampüte edilmiş eline bağlamayı düşündüm. Ud için iki ele de ihtiyaç var ancak kemanda böyle bir yöntem kullanarak başarabileceğimizi düşündüm.”
Uzuvlarını kaybetmiş nice önemli şahsiyeti örnek aldılar
Muhammed başlangıçta çok zorlandığını ve eli yeni ampüte olduğu için çok acı çektiğini ifade eden Sema, daha sonra aleti sevdiğini ve kemanla arasında bir dil oluştuğunu ve şimdilerde kemancı olmak istediğini aktardı.
Çocuklara ilk defa eğitim verdiği için biraz zorlandığını anlatan Sema, “Muhammed’e elinin ampüte edilmesinin dünyanın sonu olmadığını göstermek ve ona umut aşılamak istedim. Bu şekilde uzuvları ampüte edilmiş ancak önemli yerlere gelmiş bilim adamları ve şahsiyetler olduğunu söyledim.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin geri getirilmesi için anlaşma imzalanması ve Netanyahu hükümetinin istifası için her hafta cumartesi günü protesto düzenleniyor.
İsrail genelinde bu hafta da yüz binlerce kişi, Gazze’deki esirlerin geri getirilmesi amacıyla imzalanacak ateşkes anlaşması için isteksiz siyasi iradeyi eleştirdi, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifası ve erken seçim taleplerini yineledi.
Tel Aviv, Hayfa ve Batı Kudüs’ün yanı sıra Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile ülkenin çeşitli noktalarında hükümetin istifası ve esirlerin geri getirilmesi talep edildi.
Protestoların merkezi, organizatörlerin açıkladığı rakamlara göre yüz binden fazla İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Tel Aviv’deki Savunma Bakanlığı binasının çevresi oldu.
Ellerinde İsrail bayrakları bulunan protestocular, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı.
İsrailli esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davul ve düdük çalan protestocular, “Hepsi hemen eve”, “Yardım” yazılı dövizler taşıdı, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak”, “Sen baştasın, sen suçlusun” şeklinde sloganlar attı.
İsrail hükümetini ateşkes anlaşmasına yanaşmamakla suçlayan esir aileleri, yaptıkları açıklamada, basındaki Netanyahu’nun Gazze’ye saldırılarını kuzeyde Lübnan’a çevireceği haberleri üzerine bunun “Gazze Şeridindeki İsrailli esirleri feda etmek anlamına geldiği” eleştirisini yöneltti.
İsrailli esirlerin aileleri, Netanyahu “iktidarda kaldığı sürece Gazze’de saldırıların durmayacağını” vurguladı.
Göstericiler yürüyüş yaptı
İsrailli göstericiler, toplandıkları Savunma Bakanlığının önündeki Begin Caddesi’nden yürüyüşe geçmek istedi. Gruba, polis atlı birliklerle müdahale etti. Polis, yürüyüşe devam etmek isteyen bazı göstericileri gözaltına aldı.
Batı Kudüs’te de hükümetin istifa etmesini ve Gazze Şeridi’ndeki esirlerin geri getirilmesi için bir an önce anlaşma imzalanmasını isteyen İsrailliler, protesto gösterilerini sürdürdü.
İsrail’in 7 Ekim’de Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırıların durdurulması için taraflar arasında uzun süredir müzakereler devam ediyor.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda, siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in anlaşma taslağına eklediği maddelerin ve özellikle de Mısır-Gazze sınır hattı “Philadelphi Koridoru’nda” kontrolünü sürdürme ısrarının müzakereleri zora soktuğu vurgulanıyor.
Masada anlaşma varken İsrail’in Gazze’ye saldırıları sürüyor
Öte yandan, İsrail, müzakerelere varan ve bunların tıkandığı süreçte Gazze Şeridi’ndeki şiddetini sürdürüyor.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda son 10 günde 321 Filistinli hayatını kaybetti.
Yaklaşık 2,3 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde, İsrail’in saldırıları ve tehditleri nedeniyle Filistinlilerin zorunlu göç çilesi bitmiyor.
Bombaların hedefi olmamak için bölgeden bölgeye savrulan Filistinliler, güvenli yerin olmadığı Gazze Şeridi’nde nereye gideceklerini bilmiyor.
Zira, İsrail ordusu, “güvenli olduğunu” iddia ettiği yerlerin daha sonra boşaltılmasını istiyor hatta buralara da saldırılar düzenliyor.
BM verilerine göre, Gazze’de yaşayan her 10 kişiden 9’u İsrail saldırıları nedeniyle en az bir kere zorla yerinden edildi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 715’i çocuk, 11 bin 308’i kadın olmak üzere 41 bin 182 Filistinli öldü, 95 bin 280 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir Adli Tıp Kurumunda otopsi işlemleri tamamlanan Ayşenur Ezgi Eygi’nin cenazesi, Didim Devlet Hastanesi’ne geldi.
Hastane önünden cenaze aracından indirilen Eygi’nin Türk bayrağına sarılı tabutu, polis mangasında taşınarak morga götürüldü.
Bu esnada Eygi’nin yakınları gözyaşı döktü. Fenalaşan Eygi’nin annesi Rabia Birden’e sağlık ekipleri müdahale etti.
Ayakta durmakta güçlük çeken baba Mehmet Suat Eygi’yi ise ilçe kaymakamı Can Kazım Kuruca teselli etti.
Eygi’nin cenazesi, yarın Didim Merkez Camisi’nde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.
İsrail askerlerinin aktivist Eygi’yi öldürmesi
İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’da barışçıl bir gösteri sırasında katılımcıların üzerine ateş açmış, Filistinlilere destek amacıyla gösteriye katılan ve ABD vatandaşlığı da bulunan Eygi, başından vurularak ağır yaralanmıştı.
Filistinlilere ait bir hastaneye kaldırılan Eygi, 6 Eylül’de tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmişti.
Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Kudüs Başkonsolosluğu tarafından yürütülen işlemlerin ardından Eygi’nin naaşı, Tel Aviv’den Bakü’ye getirilmişti.
Eygi, Filistin topraklarının İsrail tarafından işgaline karşı barışçıl ve sivil yöntemlerle Filistinlilere destek veren Uluslararası Dayanışma Hareketi gönüllüsü bir insan hakları aktivistiydi.
2003’te İsrail buldozeri tarafından ezilerek öldürülen ABD vatandaşı Rachel Corrie de aynı harekete mensuptu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vucic, başkent Belgrad’da düzenlediği basın toplantısında, Kosova meselesinde son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin ülkesinin almayı planladığı tedbirleri açıkladı.
Kosova meselesinde Sırbistan’ı memnun edecek bir çözümün olmadığını dile getiren Vucic, AB arabuluculuğunda devam eden Belgrad-Priştine Diyalog Süreci’nde Kosova Başbakanı Albin Kurti’nin eylemlerinin ortadan kaldırılması amacıyla “statüko ante”ye geri dönülmesini talep edeceklerini belirtti.
Diyalog sürecinin devam edebilmesi için taleplerinin yerine getirilmemesi halinde kriz öncesi duruma dönülmesi için diplomatik bir kampanya başlatacaklarını kaydeden Vucic, Kosovalı Sırplara meclisten geçecek bir yasayla sosyal korunma sağlayacaklarını ifade etti.
Vucic, Kosova’nın kuzeyindeki Sırp kurumlarının kapatılmasına izin vermeyeceklerini, Kosova’nın kuzeyinde özel bir savcılık bürosu açacaklarını aktardı.
Kosova’daki eğitim kurumlarını tanımayacaklarını belirten Vucic, “İlhak durumu gibi bir şey de yok zira bu Kosova’yı ülke olarak tanımak anlamına gelirdi.” değerlendirmesinde bulundu.
Vucic, tüm bu tedbirlere ilişkin AB ve ABD temsilcileriyle de görüşeceğini ve kasım sonuna kadar 60’dan fazla liderle bir araya gelmeyi planladığını sözlerine ekledi.
Kosova’nın son adımları yeni gerginliği tetikledi
Son dönemde Kosova’nın kuzeyinde faaliyet gösteren Sırbistan’a ait 5 belediye binası ile Sırbistan Postanesi ve Sırbistan’a ait “Posta Tasarruf Bankası”nın şubeleri Kosova kurumlarınca düzenlenen operasyonla kapatılmıştı.
Ayrıca Kosova Merkez Bankasının ülkede nakit ödeme işlemlerinde kullanılabilecek tek para biriminin avro olduğunu düzenleyen yönetmeliğinin yürürlüğe girmesiyle, ülkede Sırp dinarının kullanımı sonlandırılmıştı.
Kosova-Sırbistan diyalog süreci
İki ülkenin sık sık karşı karşıya gelmesindeki ana nedenin, Sırbistan’ın 2008’de tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı kendi toprağı olarak görmesi olduğu ifade ediliyor.
AB arabuluculuğunda 2011’de başlatılan Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ilişkilerin normalleşmesi ve nihayetinde iki ülkenin birbirini tanıması için ortak bir yol aranıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanlığı, Bakan Hakan Fidan’ın İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi Temas Grubu’nun diğer üyeleriyle beraber, İspanya, Slovenya, Norveç, İrlanda ve Avrupa Birliği’nin de katıldığı Filistin konulu toplantıya katıldığını bildirdi. Toplantıda, Gazze’de devam eden ateşkes görüşmeleri ve Gazze’ye yönelik insani yardım çabaları konuşuldu.
Dışişleri Bakanlığı sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Bakan Fidan’ın, 13 Eylül 2024 tarihinde, İİT ve Arap Ligi Temas Grubu’nun diğer üyeleriyle beraber, İspanya, Slovenya, Norveç, İrlanda ve Avrupa Birliği’nin de katıldığı Filistin konulu toplantıya katıldığını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Toplantıda, ” İsrail’in Gazze’de gerçekleştirmekte olduğu soykırımın ve Batı Şeria’da işlediği suçların durdurulması için atılabilecek adımlar ele alınmış; Gazze’de devam eden ateşkes görüşmeleri ve Gazze’ye yönelik insani yardım çabaları değerlendirilmiş; Filistin’in tanınması ve iki devletli çözüme ulaşılabilmesi için yapılması gerekenler görüşülmüştür.”
Toplantı sonunda kabul edilen bildiride, Filistin’in bir an önce tanınması ve iki devletli çözüme destek verilmesi için uluslararası topluma çağrıda bulunulmuş; artan uluslararası hukuk ihlallerine değinilerek, Gazze’de bir an önce ateşkes ilan edilmesi ve Batı Şeria’da Filistinlileri hedef alan saldırılara son verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bildiride ayrıca, Gazze’ye acil ve kesintisiz insani yardım ulaşması gerektiği belirtilmiş ve BM Yakın Doğu’daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) çalışmalarına destek beyan edilmiştir. Eylül ayı sonunda yapılacak olan BM Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası vesilesiyle New York’ta yeni bir toplantı yapılması kararı alınmıştır.
Sayın Bakanımız katıldığı toplantılarda, Filistin Devleti’nin BM’ye tam üye olması ve daha fazla ülke tarafından tanınmasına yönelik ortak girişimlerin artırılması gerektiğini kaydetmiş, bu adımların karşısında duran ülkeler üzerinde baskı kurulmasının önemine değinmiştir.
Sayın Bakanımız ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan soykırım davasına daha fazla ülkenin müdahil olması yönünde çağrıda bulunmuştur.
Bildiride ” Türkiye, Filistin’de acil ve kalıcı ateşkesin sağlanması, insani yardımların kesintisiz bir şekilde Gazze’ye ulaşması, Filistin’in tanınması ve iki devletli çözüm yolunda gerekli adımların atılması yönünde çalışmaya devam edecektir” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DÜZCE’de 5 katlı bir binanın bodrum katında erkek cesedi bulundu. Yaklaşık 10 gün önce öldüğü tahmin edilen kişinin kimliğinin belirlenmesi için çalışma başlatıldı.
Olay, saat 19.00 sıralarında Burhaniye Mahallesi General Kazım Sokak üzerinde meydana geldi. 5 katlı binanın bodrum katından kötü koku geldiğini fark eden apartman sakinleri, hayvan öldüğünü düşünerek durumu DüzceZabıta Müdürlüğü ekiplerine bildirdi. Zabıta ekipleri bodrum katta yaptıkları incelemede 30 yaşlarında bir erkek cesedi buldu. Zabıta ekipleri, durumu polise bildirdi. Olay yerine gelen polis ekiplerince yapılan ilk incelemede cesedin yaklaşık 10 günlük olduğu belirlendi. Cesedin yanında sırt çantası da bulundu. Olay yeri ekiplerinin incelemesinin ardından Düzce Üniversitesi morguna kaldırılan cesedin kimliğinin belirlenmesi için çalışma başlatıldı.
Haber-Kamera: Tezcan SOLMAZ/DÜZCE,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Emniyet MüdürlüğüSiber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, X (Twitter) isimli sosyal medya platformu üzerinden “İncel sohbet odası” başlıklı açık kaynaklarda yer alan canlı sohbet odasında toplumun genel ahlakına ve genel değer yargılarına uygun olmayan konuşmalar yapan “Rockerpuck_Evil” kullanıcı isimli “Pungent 666” rumuzlu X hesabı kullanıcısının E.K. ve Twitch isimli sosyal medya platformunda yaptığı canlı yayında benzer içerikli konuşmalar yapan “Jahrein” rumuzlu kullanıcının A.S. olduğunu tespit etti. Gözaltına alınan E.K. ve A.S., sevk edildikleri adli makamlarca Türk Ceza Kanunu’nun 226. Maddesi’ne göre “müstehcenlik” suçundan tutuklandı. – ANTALYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Alman İş Piyasası ve Meslek Araştırmaları Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre, Almanya’da kişi başına milli gelirin 50 bin doların üzerinde olmasına rağmen, 2022 yılında her 5 çocuktan biri yoksulluk riskiyle karşı karşıya kaldı.
Araştırma raporunda, yoksulluk sınırının altında yaşayan çocukların çoğunun maddi kısıtlamalarla karşı karşıya olduğu belirtildi. Bu çocukların yaşadığı aileler, yıpranmış mobilyalarını yenileyemediği, tasarruf yapamadığı veya tatil yapamadığı ifade edildi.
DOĞU ALMAN KÖKENLİ YOKSULLUK DAHA FAZLA
Raporda, özellikle tek ebeveynli ailelerdeki çocuklar, göçmen kökenliler, üç veya daha fazla kardeşi olanlar ve Doğu Almanya kökenli çocukların yoksulluk riskiyle daha yüksek oranda karşı karşıya olduğu vurgulandı. Ayrıca, yüksek eğitim seviyesinin ve ebeveynlerin çalışıyor olmasının birçok durumda yoksulluk riskini azaltabileceği belirtildi.

KİMLER YOKSULLUK RİSKİ ALTINDA
Yoksulluk riski taşıyan ve taşımayan hanelerdeki çocuklar arasında düzenli cep harçlığı veya çalışma alanı gibi çocuklara özgü ihtiyaçlarda belirgin farklar olduğu ifade edildi. Raporda, çocukların ve gençlerin yoksulluk riskini azaltmak için ebeveynlerin iş gücüne katılımının teşvik edilmesi ve sosyal yardımlara erişimin kolaylaştırılması önerildi.
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’ne göre, medyan net hane gelirinin yüzde 60’ından daha azını kazanan herkes yoksulluk riski altında kabul ediliyor. Örneğin, 2 yetişkin ve 14 yaşın altında 2 çocuğun bulunduğu bir 4 kişilik hanede bu, 2 bin 421 eurodan daha az bir gelire denk geliyor.
Yavuz Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dhaka Tribune sitesinin haberine göre, Bangladeş Sağlık Bakanlığından üst düzey yetkili Akmal Hüseyin Azad, ülkede Bağımsızlık Savaşı’na katılanların ailelerine kamuda kontenjan ayrılmasının ardından başlayan protestolarda ölen ve yaralananların sayısını açıkladı.
Azad, protestolarda 625 kişinin öldüğünü, 18 bin 380 kişinin de yaralandığını belirtti.
Yaralıları, tedavi için bir hastaneden diğerine nakletmeye çalıştıklarını belirten Azad, “En büyük çabamız, gelecekteki herhangi bir duruma hazırlıklı olmak için personeli eğitmektir. Kapasitemizi artırmaya çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
Azad, ölü ve yaralı sayısının daha da yükselebileceği mesajını verdi.
NE OLMUŞTU?
Bangladeş’te 1971’deki Bağımsızlık Savaşı’nda görev alan kişilerin çocuklarına kamuda kontenjan ayrılması kararının ardından temmuz ortasında öğrencilerin başını çektiği protestolar başlamıştı.
Yüksek Mahkemenin temmuz sonunda kontenjan kotası oranlarını düşürmesiyle protestolara son verildiği duyurulmuştu.
Gösterilerdeki şiddet olaylarından sorumlu tutulan Cemaat-i İslami Partisi ve öğrenci kanadının yasaklanmasının ardından protestocular, bu kez de gösterilerde yaşamını yitirenler için “adalet” çağrısıyla sokaklara dökülmüştü.
Bangladeş’teki gösteriler sırasında şiddet olaylarında yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi gözaltına alınmıştı.
Şiddet olayları artarak devam ederken Başbakan Şeyh Hasina, resmi konutundan ayrılarak askeri helikopterle Hindistan’a gitmiş, bu sırada göstericiler Başbakan’ın resmi konutunu basmıştı.
Nobel ödüllü Muhammed Yunus, 8 Ağustos’ta geçici hükümet başkanı olarak yemin edip göreve başlamıştı.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Harris-Trump düellosunu 67 milyon kişi izledi, bu Mayıs ayında gerçekleşen Biden-Trump düellosunu geride bıraktı.

Harris ile Trump’ın canlı yayındaki tartışması, Biden’ın adaylıktan çekilmesine sebep olan ilk düellodan 16 milyon daha fazla kişi tarafından izlendi. Reyting verilerine göre, genç ve orta yaşlı izleyicilerde belirgin bir artış oldu.
Nielsen, tartışmanın ABC News tarafından yönetildiğini ancak 17 farklı kanalda yayınlandığını söyledi. Haziran ayındaki Trump-Biden tartışması 51,3 milyon kişi tarafından izlenmişti.
REKLAM
Trump-Harris düellosu 84 milyon kişinin izlediği Trump ile Hillary Clinton’ın 2016’daki ilk karşılaşmasındaki rekor izleyici sayısına ulaşamadı. Biden ve Trump arasındaki 2020’deki ilk tartışma 73,1 milyon kişiye ulaştı.
Diğer yandan, Dünyaca ünlü komedi dizilerinde Seinfeld’in finali 76,3 milyon kişi, Friends’in finali 52,5 milyon kişi tarafından izlenmişti.
Nielsen verilerine göre, genç ve orta yaşlı izleyicilerde belirgin bir artış oldu ve 18-49 yaş aralığındaki yetişkinler, Harris’in Trump ile tartışmasını izlemek için ekran başına geçti.

ABD basınında yer alan haberlerde Harris’in tartışmayı kazandığı yaygın olarak görüldü. CNN’in tartışmayı izleyenler arasında yaptığı anlık ankete göre, izleyicilerin yüzde 63’ü Harris’in daha iyi performans gösterdiğini, yüzde 37’si Trump’ın daha iyi performans gösterdiğini söyledi.
Harris hazır, Trump gönülsüz Haberi Görüntüle
Trump’ın seçim ekibi ise düellonun kazananın Trump olduğuna ilişkin paylaşımlar yaptı.
İki başkan adayı arasında şu anda başka bir tartışma planlanmadı, ancak Harris’in ekibi bir münazara daha talep etti. Trump ise henüz tartışma fikrine olumlu yaklaşmıyor.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DEVRİLEN OTOBÜSTE 16 KİŞİ CAN VERDİ
Yemen’de otobüs kazası can aldı. Aden şehrinden Taiz şehrine giden yolcu otobüsünün yoldan çıkarak devrilmesi sonucu 2’si çocuk 16 kişi hayatını kaybetti, 1’i ağır 3 kişi ise yaralandı.
KAZANIN NEDENİ FREN SİSTEMİNDEKİ ARIZA
Yerel yetkili kazanın ardından yaptığı açıklamada, “Otobüsün fren sistemindeki ani bir arıza sürücünün kontrolünü kaybetmesine neden oldu” ifadelerini kullandı. Kazanın gerçekleştiği Karba Al-Sahi yolunun bakımını denetleyen komitenin yetkilisi Ghanem Al-Najashi ise, yolda 2024 yılının ilk yarısında yaklaşık 114 trafik kazası olduğunu ve bu kazalarda yaklaşık 9 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İngiltere, ilginç bir karara imza atmaya hazırlanıyor.
Suç oranlarının yüksek olması ve hapishanelerinin dolması, hükümeti zorlamaya başladı.
İngiltere, Estonya’dan hapishane kiralamaya karar verdi. İngiltere Adalet Bakanı Shabana Mahmood ile Estonyalı mevkidaşı Pakosta, bu hafta Litvanya’nın Vilnius kentinde düzenlenen Avrupa Konseyi toplantısında bu konuyu görüşecek.
Estonya’da parlemento bu konuda olumlu karar verirse, İngiltere’deki mahkumların geçiş süreci başlayacak.
SADECE 83 BOŞ HÜCRE KALDI
İngiltere’deki hükümet kaynakları, önceki hükümetten devralınan cezaevlerindeki sıkıntılı durum nedeniyle bu seçeneğin ciddi olarak değerlendirildiğini doğruladı.
Geçtiğimiz ay, İngiltere ve Galler’deki erkek cezaevlerinde neredeyse hiç boş yer kalmadı; sadece 83 boş hücre kaldığı bildirildi.
Toplam Birleşik Krallık cezaevi nüfusunun, Mart 2027’ye kadar 89 binden 93 bin 100 ila 106 bin 300 aralığına yükselmesi bekleniyor.
Mahkumların Estonya’ya gönderilmesi teklifi, ilk olarak geçen yıl Muhafazakar Parti konferansında dönemin Adalet Bakanı Alex Chalk tarafından dile getirilmişti.
Ancak o dönemde, maliyetin yüksek olacağı endişesiyle reddedilmişti. Muhafazakarların kötü yönetiminin bir sembolü olarak eleştirilen bu fikir, şu anda İşçi Partisi yetkilileri tarafından yeniden gözden geçiriliyor.
NORVEÇ VE BELÇİKA AYNI YÖNTEMİ İZLEDİ
Daha önce Norveç ve Belçika, Hollanda’dan cezaevi alanı kiralamıştı.
Hollanda’da bir mahkumun yıllık maliyeti yaklaşık 100 bin sterline ulaşırken, Estonya’da bu rakamın 10 bin ile 20 bin sterlin arasında olduğu düşünülüyor.
İngiltere ve Galler’de bir mahkumu barındırmanın maliyeti ise yaklaşık 50 bin sterlin.
Yetkililer, müzakerelerin muhtemelen maliyetlerin artmasına yol açacağını, çünkü ülkelerin prim uygulayacağını ve ayrıca uçuşlar ile İngiliz cezaevi personelinin yurtdışına gönderilmesinin de maliyet yaratacağını öngörüyor.
Mahkumların ailelerinin ziyaret masraflarının vergi mükelleflerince karşılanıp karşılanmayacağı ise hala belirsiz.

Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Japonya’da gündeme gelen tecavüz iddiası büyük tepki gördü
Okinawa eyaletinde görevli 20’li yaşlardaki bir ABD Deniz Piyadesi, haziran ayı sonlarında 20’li yaşlardaki bir kadına cinsel saldırıda bulundu ve yaraladı.
HASTANENİN BİLDİRMESİYLE KAMUOYUNA YANSIDI
Konuya ilişkin açıklama yapan yetkililerden edinilen bilgilere göre, mağdurun tedavi gördüğü hastanenin polise haber vermesiyle olayın kamuoyuna yansıdığı öğrenildi.

ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI
Olayın ardından şüphelinin, ABD ordusu tarafından gözaltına alındığı aktarıldı.
Japon polisi tarafından gönüllü olarak sorgulanan ancak suçlamaları reddeden şüphelinin, deliller göz önünde bulundurularak dün savcılığa sevk edildiği kaydedildi.
Şüphelinin an itibariyle ABD ordusuna ait bir gözaltı merkezinde tutulduğu açıklandı.
DAHA ÖNCE DE YAŞANDI
Yaklaşık 30 bin ABD askeri personeline ev sahipliği yapan Japonya’nın Okinawa eyaleti, son aylarda ABD askerlerinin adının karıştığı cinsel saldırı iddiaları ile gündeme gelmişti.
Okinawa Valisi Deny Tamaki ise yerel basın aracılığıyla kamuoyuna yansıyan olaylarla ilgili detayları, gizlilik ilkesi gereği kendileriyle paylaşmayan polise bilgi paylaşım kurallarını gözden geçirme çağrısında bulunmuştu.
Gelişmelerin ardından Okinawa polisi, ABD askeri personelinin cinsel saldırı suçlamasıyla savcılığa sevk edildiği ya da tutuklandığı olayları Okinawa Valiliği’ne bildirmeyi kabul etmişti. Son olayın bu kapsamda polis tarafından Okinawa Valiliği’ne bildirilen ilk vaka olduğu öğrenildi.

Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ukrayna-Rusya savaşında şiddet tırmanıyor.
Bu savaşta Ukrayna’nın en büyük destekçileri arasında ABD’nin ardından Fransa geliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, her fırsatta Ukrayna desteğini açıklıyor.
Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Macron ile Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelensky telefonda görüştü.
HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA
Görüşmede, Ukrayna’nın askeri ihtiyaçları ve sahadaki savaş durumu ele alındı. Macron, Fransa’nın “her zamankinden daha fazla” Ukrayna halkının yanında olduğunu ve Rusya’ya karşı Ukrayna’yı gerektiği sürece desteklemeyi sürdüreceklerini vurguladı.
Rusya’nın 3 Eylül’de Ukrayna’nın Poltava şehrine düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenler için Zelensky’e başsağlığı dileyen Macron, “yoğun ve ayrım gözetmeyen” Rus saldırılarını kınadı.
Macron, ayrıca İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında 15 Haziran’da düzenlenen Ukrayna Barış Zirvesi’nde belirlenen yol haritasının uygulanması konusundaki taahhüdünü teyit etti.

Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kuzey Kore ve Güney Kore arasındaki balon gerilimi sürüyor.
Aylar önce başlayan gerilim kapsamında Kuzey Kore, 260’tan fazla “çöp balonu”nu Güney’e gönderdi.
Yerel ajans Yonhap’ın haberine göre, Güney Kore Genelkurmay Başkanlığınca (JCS) yapılan açıklamada, Kuzey’in içinde çöp bulunan yüzlerce balonu arka arkaya ülkeye göndermeye devam ettiği bildirildi.
BALONLAR ÇEŞİTLİ KENTLERE DÜŞTÜ
Üç gündür içlerinde çöp bulunan balonların Güney topraklarına gönderildiği belirtilen açıklamada, dün geceden bu sabaha kadar 260’ı aşkın “çöp balonunun” çeşitli kentlere düştüğü aktarıldı.
Fırlatılan çöp balonlarından 140’ının, başkent Seul ve yakındaki Gyeonggi eyaletinin bazı bölgelerine düştüğü kaydedildi.
Açıklamada, balonların büyük kısmında kağıt ve plastik şişelerin olduğu, herhangi tehlikeli bir maddeye rastlanmadığına vurgu yapıldı.

İKİ ÜLKE ARASINDA BALON GERİLİMİ
İki ülke arasındaki “balon gerilimi” aylardır devam ediyor. Güney Kore’de ikamet eden Kuzey Koreli sığınmacılar ve aktivistler, Pyongyang yönetimini eleştiren propaganda broşürleriyle dolu büyük balonları Kuzey’e yollamıştı.
Kuzey Kore ise buna cevaben mayıs sonundan itibaren çöp taşıyan 3 binden fazla balonu Güney Kore’ye göndermişti.
İki ülke arasında gerginliğe neden olan balon gönderimleri Kuzey Kore tarafından “ifade özgürlüğü” diye nitelendirilmiş, Güney Kore ise bu açıklamayı kınamıştı.



Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NE OLMUŞTU?
Ayas, Mart 2023’te “Avrupa Tutuklama Emri” kapsamında Güney Kıbrıs Rum Yönetimince gözaltına alınmış ve oradan 2 Haziran’da Almanya’ya iade edilmişti.
Federal Başsavcılığın daha önceki açıklamalarında Ayas’ın terör örgütünün Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki oluşumunda personel ve propaganda konularının koordinasyonunu sağladığı, kendisine bağlı bölge yöneticilerine talimatlar verip ve bunların uygulanmasını kontrol ettiği belirtilmişti.
Ayas’ın örgüt için bağış ve haraç topladığı, terör örgütünün sözde Avrupa liderliğine rapor verip onların talimatlarını yerine getirdiği kaydedilmişti.
Ayas, gözaltına alındığı tarihte 4 yıldan fazla bir süredir GKRY’de sığınmacı olarak bulunuyordu.
Almanya’da PKK, 1993 yılından bu yana terör örgütü olarak kabul ediliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Grubun X’ten paylaştığı görüntüde, protestocuların, ofisin camlarını kırmızıya boyadığı ve binanın önüne yatarak girişe engel oldukları görüldü.
Aktivistlerden biri eylem sırasında, “Şu anda yapabileceğimiz tek şey bu. Protestoyu denedik. Her şeyi denedik fakat şimdi yapabileceğimiz tek şey doğrudan eylem.” ifadelerini kullandı. “Özgür Filistin” sloganları atan aktivist, Gazze’de soykırımın durdurulması çağrısında bulundu.
Diğer bir aktivist de Filistin halkına dayanışma mesajı göndererek, “Bu soykırım bitinceye kadar durmayacağız. İngiltere, bu soykırımın suç ortağıdır ve bunun olmasına izin vermeyeceğiz.” dedi.
Bazı aktivistler polis tarafından gözaltına alındı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze kentindeki El-Ehli Baptist Hastanesi yetkilileri de Gazze kentinin doğusundaki Zeytun Mahallesi’nde iki caddeyi hedef alan İsrail saldırısında 2 Filistinlinin öldüğünü, birçok Filistinlinin yaralandığını aktardı.
İsrail ordusu saldırılarını sürdürürken sağlık görevlileri ve siviller de Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde son günlerde hava saldırıları veya İHA’lardan açılan ateşle öldürülen Filistinlilerin cesetlerini bulup hastanelere ulaştırmaya devam ediyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamada, Kara Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Tamir Yadai’nin “kişisel nedenlerden” istifa ettiği bildirildi. Üç yıldır Kara Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapan Yadai’nin istifasının İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ve Savunma Bakanı Yoav Gallant tarafından onaylandığı aktarıldı. Yadai, yerine atanacak ismin netleşmesinin ardından önümüzdeki haftalarda görevi tamamen bırakacak.
NETANYAHU’YA TEPKİLER ARTIYOR
İsrail’de eski Savaş Kabinesi Üyesi Gadi Eisenkot, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nu her şeyin anahtarı gibi sunduğunu ancak bunun bir saptırma olduğunu söyledi.
İsrail ordu radyosuna konuşan aynı zamanda eski Genelkurmay Başkanı olan Eisenkot, Netanyahu’nun, Gazze’de ateşkes müzakerelerini engellemekle eleştirildiği “Gazze-Mısır sınırındaki 14 kilometrelik sınır hattı Philadelphi Koridoru’nda kalma ısrarını” dün akşam düzenlediği basın toplantısında da yinelemesine tepki gösterdi.
Eisenkot, “Netanyahu, Philadelphi Koridoru için her şeyin anahtarı gibi konuştu. Bu tam bir saptırma.” dedi. Netanyahu’nun ateşkes müzakereleri nedeniyle aşırı sağcı koalisyon ortaklarının hükümeti devirmesinden çekindiğine işaret eden Eisenkot, “Netanyahu dün tüm tarihlerden bahsetti ancak en önemlisi olan 27 Mayıs’tan bahsetmedi. O dönemdeki ateşkes teklifini tüm Savaş Kabinesi kabul etti. Ama Netanyahu bu teklifi siyasi geniş kabineye sunmayı reddetti çünkü iki koalisyon ortağı boğazına çökmüştü.” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ayas, Mart 2023’te “Avrupa Tutuklama Emri” kapsamında Güney Kıbrıs Rum Yönetimince gözaltına alınmış ve oradan 2 Haziran’da Almanya’ya iade edilmişti. Federal Başsavcılığın daha önceki açıklamalarında Ayas’ın terör örgütünün Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki oluşumunda personel ve propaganda konularının koordinasyonunu sağladığı, kendisine bağlı bölge yöneticilerine talimatlar verip ve bunların uygulanmasını kontrol ettiği belirtilmişti.
Ayas’ın örgüt için bağış ve haraç topladığı, terör örgütünün sözde Avrupa liderliğine rapor verip onların talimatlarını yerine getirdiği kaydedilmişti. Ayas, gözaltına alındığı tarihte 4 yıldan fazla bir süredir GKRY’de sığınmacı olarak bulunuyordu.
Almanya’da PKK, 1993 yılından bu yana terör örgütü olarak kabul ediliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Venezuela Ulusal Seçim Konseyi (CNE), Maduro’nun yüzde 51.2 oy aldığı seçimde muhalefet koalisyonu Birleşik Demokratik Platform (PUD) adayı Edmundo Gonzalez’in ise yüzde 44.2 oy aldığını duyurmuştu. Sandık çıkış anketlerinde ise Maduro’nun seçimi kaybettiği, Gonzalez’in seçimin galibi olduğu ifade edilmişti. Üçüncü dönem için tartışmalı bir seçim kazanan Maduro, Hugo Chavez’in ölümünün ardından Nisan 2013’ten bu yana ülkeyi yönetiyor.
Devlet Başkanı Maduro ve Venezuela Parlamento Başkanı Jorge Luis Rodriguez, muhalefet lideri Maria Corina Machado ve Gonzalez hakkında tutuklama kararı çıkarılması çağrısında bulunmasının ardından Karakas Ceza Mahkemesi Başkanı Elsa Janeth Gomez Moreno, Machado hakkındaki tutuklama kararını imzalamıştı. Rodrguez, Gonzalez’i Machado ile birlikte “faşist bir komplonun arkasında olmakla” ve “Venezuela’da bir iç savaş başlatmak istemekle” suçlayarak, muhalefeti defalarca Nazilerle kıyaslamıştı.
Kosta Rika, tutuklama emrinin ardından Gonzalez ve Machado’ya siyasi sığınma teklif etmişti. Kosta Rika Dışişleri Bakanı Arnoldo Andre Tinoco yaptığı açıklamada, “Hem Maria Corina Machado ve Edmundo Gonzalez’e hem de Venezuela’da siyasi zulüm gören herhangi bir kişiye Kosta Rika’da siyasi sığınma hakkı vermeye hazırız” demişti.
CNE’nin, seçimin galibinin Maduro olduğunu açıklamasının ardından ülke genelinde protestolar patlak vermişti. Protestolarda 27 kişinin hayatını kaybettiği 2 bin 400 kişinin de gözaltına alındığı açıklanmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olayın 1 Eylül’de yaşandığını aktaran Pesende, haberi alır almaz Kuveyt Deniz Arama Kurtarma Operasyon Merkezi ile irtibata geçtiklerini ve arama-kurtarma operasyonunun başlatıldığını aktardı.
Pesende, teknede İran ve Hindistan uyruklu 6 kişilik mürettebattan 3’ünün cesedine ulaşıldığını, diğer 3 kişi için arama-kurtarma çalışmalarının ise sürdüğünü belirtti.
İranlı yetkili, olayla ilgili detaylı bilgilerin daha sonra kamuoyuyla paylaşılacağını ifade etti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria’nın çeşitli kentlerinde aralarında serbest bırakılan eski tutukluların da bulunduğu en az 22 Filistinliyi gözaltına aldığı kaydedildi.
SON 7 GÜNDE 150 GÖZALTI
İşgal altındaki Batı Şeria’da İsrail ordusunun başlattığı “geniş çaplı” saldırılar 7. gününde de devam ederken şu ana kadar 150 Filistinlinin gözaltına alındığı kaydedildi.
İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria’da 28 Ağustos’ta başlattığı “geniş çaplı” saldırılarda şu ana kadar en az 29 Filistinlinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı, yaralılardan bazılarının durumunun kritik olduğu bildirilmişti.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırı başlattığı 7 Ekim’den bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor.
Bu dönemde gözaltına alınan Filistinlilerin sayısının 10 bin 400’ü aştığı, İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 681 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TERMOMETRELER 41 DERECEYİ GÖSTERDİ
Japonya Haziran ayından bu yana görülen kavurucu sıcakların etkisi altına girmiş, Japonya Meteoroloji Ajansı (JMA), 1898 yılında söz konusu alanda istatistik tutulmaya başlanmasından bu yana görülen en sıcak Temmuz ayının ise bu yıl yaşandığını açıklamıştı. Bu yazın en sıcak günü 29 Temmuz’da termometrelerin 41 dereceyi gösterdiği Tochigi eyaletinde kayda geçerken, yaz boyunca sıcaklık değerleri birçok bölgede 35 derece ve üzerinde seyretmişti. Sıcak çarpması nedeniyle ülke genelinde binlerce kişi hastanelik olmuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Aralarında Amerikalı ve İsrail çifte vatandaşı bir kişinin de bulunduğu 6 esirin cesedinin bulunmasının ardından yapılan ulusal güvenlik toplantısında, Gazze’deki ateşkes sürecinin bundan sonraki adımları ve esirlerin serbest bırakılmasına yönelik çabalar ele alındı.
Katar ile Mısır’ın arabuluculuk yaptığı ateşkes görüşmeleriyle ilgili detaylar ve müzakerelerin gidişatına ilişkin güncel durum da toplantıda kapsamlı şekilde değerlendirildi.
İsrail ordusu, Gazze’deki çatışmalar sırasında İsrailli esirlere ait 6 ceset bulduğunu açıklamıştı.
REKLAM
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, son olarak Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphia Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını “baltalamakla” suçlanan Başbakan Binyamin Netanyahu’yu, 6 İsrailli esirin ölümünden sorumlu tutmuştu.
Netanyahu ise hükümetin kalan esirlerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmakta kararlı olduğunu savunmuş ve anlaşma sağlanamamasının sorumlusunun Hamas olduğunu iddia etmişti.
ABD Başkanı Biden ise Netanyahu’nun ateşkes için yeteri kadar çaba göstermediğini ifade etmişti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Putin’in bugün Moğolistan Cumhurbaşkanı Ukhnaagiin Khurelsukh ile bir araya gelmesi beklenirken, iki ülke arasında bazı belgelerin da imzalanması planlanıyor.
Öte yandan, Moğolistan’ın Putin hakkında yakalama kararı çıkartan Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) üyeliği gündeme gelmişti.
AA’nın haberine göre; Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, UCM kararı veya Moğolistan’ın üyeliğinin Rusya’nın gündemindeki bir sorun olmadığını söylemişti.
UCM’NİN PUTİN HAKKINDA YAKALAMA KARARI
UCM, Ukrayna’da işlenen suçlara ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında, Rusya Devlet Başkanı Putin ve Rusya’nın Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lvova-Belova hakkında savaş suçu gerekçesiyle yakalama kararı çıkarıldığını ve bu kararın ömür boyu geçerli olduğunu Mart 2023’te duyurmuştu.
Moğolistan da Roma Statüsü’nü imzalayan ve UCM’ye üye olan 124 ülke arasında yer alıyor.
*Haberin ilk fotoğrafı Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>App Store
Google Play
https://x.com/Haberturk hesabımızı takip edebilirsiniz.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haberde, roketlerin atıldığı bölgelerde can kaybına dair bilgi gelmediği ifade edildi.
Öte yandan Hizbullah’tan yapılan açıklamada, Gazze Şeridi’nde direnen Filistin halkına destek olmak için İsrail’in el-Menara mevkiine roketli saldırı düzenledikleri ve hedefi “tam isabet” vurdukları kaydedildi.
Lübnan resmi haber ajansı NNA’da yer ajan haberde ise ülkenin güneyinde uçuş yapan İsrail savaş uçağının, Merciyyun bölgesini füzeyle hedef aldığı bilgisi paylaşıldı.
İsrail ordusu ile Lübnan Hizbullah’ı arasında sınır hattında 8 Ekim 2023’ten bu yana çatışmalar ve karşılıklı saldırılar devam ediyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, arşivdendir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ujvari, “İlk 45 günlük periyod halihazırda sona ermiş olduğu için bugün Macaristan’a yeni bir talep gönderdik. Bu, Macaristan’a 15 gün tanıyor. 17 Eylül’e kadar ödeme hala yapılmadıysa, AB bütçesinden Macaristan’a verilecek miktardan tahsilat yapacağız.” dedi.
Macaristan ile AB arasındaki göçmen anlaşmazlığı, Aralık 2020’ye dayanıyor. Bu tarihte AB Adalet Divanı, Macaristan’ın sığınmacıları “gözaltına alınmaya varan koşullarda” ve “transit bölgelerde” hukuka aykırı bir şekilde tuttuğuna hükmetmişti.
REKLAM
AB’nin en üst mahkemesi, ayrıca, Macaristan’ın sığınma prosedürlerine sınırlı erişim sağladığına ve başvuru yapmayı “neredeyse imkansız” hale getirdiğine karar vermişti.
Macaristan’ın bu kararı reddetmesi üzerine, 13 Haziran’da mahkeme bu kez ülkenin AB’nin sığınma mevzuatının uygulanmasından “kasıtlı olarak kaçındığını” belirterek, Budapeşte’yi AB hukukuyla uyumlanmakta her bir günlük gecikmesi için 1 milyon avro para cezası da dahil olmak üzere 200 milyon avroluk cezaya çarptırmıştı.
Macaristan Devlet Bakanı Gergely Gulyas, 22 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, 200 milyon avroluk cezayı sert dille eleştirerek, “Brüksel istiyorsa sığınmacıları tek yönlü biletle gönderebilecekleri” yönünde ifadeler kullanmıştı.
– Brüksel-Budapeşte gerginliği
AB Macaristan’ı demokrasi ile hukukun üstünlüğü gibi ilkelerde gerileme olduğu gerekçesiyle bir süredir eleştiriyor.
AB’nin başlattığı “Birlik hukukunu ihlal” gerekçeli prosedür gereği, ortak bütçeden Macaristan’a ayrılan büyük miktarda pay dondurulmuştu.
Macaristan, Rusya ile ilişkileri nedeniyle AB’nin ortak dış politikasına uyumsuzluk gösterdiği eleştirilerine de maruz kalıyor.
Ülkesinin 1 Temmuz itibarıyla üstlendiği AB dönem başkanlığı görevinin 5. gününde, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Moskova’yı ziyaret etmesi gerginliği tırmandırmıştı.
*Haberin görseli ShutterStock tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bazı noktalarında yolları kapatıp ateş yakan göstericiler polis müdahalesiyle karşılaştı.
Ellerinde İsrail bayrakları bulunan protestocular, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı.
İsrailli esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davul ve düdük çalan protestocular, “Hepsi hemen eve”, “Yardım” yazılı dövizler taşıdı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak”, “Sen baştasın, sen suçlusun” şeklinde sloganlar attı.
İkinci günde gösterilerin odak noktası Netanyahu’nun Batı Kudüs’teki konutunun çevresi oldu. Akşam saatlerinde Batı Kudüs’te yürüyüşe geçen gruplar, Netanyahu’nun Gazze Caddesi’ndeki konutuna doğru ilerledi.
İsrail polisi, çevrede çok sayıda birlikle, demir bariyerlerin arkasında konuşlandı. İsrail polisi ile bariyerleri aşmak isteyen göstericiler arasında arbede yaşandı.
Göstericiler bir noktada polis bariyerini aşarak Netanyahu’nun konutunun bulunduğu alana ilerledi. İsrail polisi, güç kullanarak göstericilere müdahale edince yine arbede çıktı.
İsrailli göstericiler, burada ateş yaktı. Göstericilerin yaktığı ateşi söndürmek için bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi.
İsrail polisi, göstericileri güç kullanarak dağıtmaya çalışırken 6 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.
Tel Aviv’de gösterilerin merkezi her hafta olduğu gibi Savunma Bakanlığı kompleksinin önündeki Begin Caddesi oldu.
Binlerce kişilik grup, akşam saatlerinde Savunma Bakanlığı önünde toplanarak Netanyahu ve hükümetini Gazze’de ateşkes ve esir takası anlaşmasını önlemekle eleştirdi.
Göstericiler, protestonun tamamlanmasının ardından kentin caddelerinde yürüyüşe geçerek yolu trafiğe kapattı. İsrail polisi, göstericilere bazı noktalarda müdahale ederken arbede yaşandı.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin Refah kentinde bir tünelde 6 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıklamıştı.
Hamas, 6 İsrailli esirin “Amerikan silahlarıyla Filistin halkını katleden İsrail bombardımanında” öldüğünü belirtmişti.
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, son olarak “Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphia Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını baltalayan” Başbakan Binyamin Netanyahu’yu 6 İsrailli esirin ölümünden sorumlu tutmuştu.
Netanyahu ise hükümetin kalan esirlerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmakta kararlı olduğunu savunmuş ve anlaşma sağlanamamasının sorumlusunun Hamas olduğunu iddia etmişti.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde süren saldırılarının durdurulması için taraflar arasında uzun süredir müzakereler devam ediyor.
Netanyahu; İsrail ve uluslararası kamuoyunda, siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in anlaşma taslağına eklediği maddelerin ve özellikle de Mısır-Gazze sınır hattı Philadelphia Koridoru’nda kontrolünü sürdürme ısrarının müzakereleri zora soktuğu vurgulanıyor.
Öte yandan, İsrail, bu süreçte Gazze Şeridi’ndeki şiddetini de sürdürüyor. İsrail’in Gazze’ye saldırılarında 10 ayı aşkın sürede çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere can kaybı 40 bini aşarken, bölgedeki insanlık felaketi gün geçtikçe daha da derinleşiyor
*Haberin görselleri AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NDTV televizyonunun haberine göre, başkent Yeni Delhi’ye komşu Noida kentinde ikamet eden Sharma, bisikletiyle tek başına yolculuk yapmak için Ladakh’a bağlı Leh şehrine gitti.
Birkaç gün bölgede seyahat ettikten sonra baş ağrısı şikayetiyle hastaneye kaldırılan amatör bisikletçi Sharma’nın oksijen yetersizliği sebebiyle yaşamını yitirdiği belirtildi.
Çöl bölgesi olan Leh kentinde ortalama rakım 3 bin metrenin üzerinde.
Turistlere yüksek rakım nedeniyle en az 3 gün boyunca bölgeye alışmaları tavsiye ediliyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, 332’nci günde de Gazze Şeridi’nde can almaya devam etti. Saldırıların adresi, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya Mülteci Kampı ve Gazze kenti ile Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı oldu.
Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya göre, İsrail ordusunun, Nusayrat Mülteci Kampı’nın kuzeybatısına düzenlediği saldırıda biri çocuk 2 Filistinli öldü.
Cibaliya Mülteci Kampı’ndaki El-Fahura Okulu önünde toplanan Filistinlileri hedef alan İsrail saldırısında da 5 kişi yaşamını yitirdi.
İsrail ordusu, Gazze kentinin doğusundaki Et-Tuffah Mahallesi’nde Filistinli “El-Enkah” ailesinin evini bombaladı, saldırıda 2 kişi hayatını kaybetti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, arşivdendir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ebu Ubeyde, Telegram’da yayımlanan açıklamasında, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentinde İsrailli 6 esirin öldürülmesinden Netanyahu ile İsrail ordusunu sorumlu tuttu.
Netanyahu ile ordusunu, esir takası anlaşmasını kendi çıkarları için engellemekle suçlayan Ebu Ubeyde, İsrail ordusunun hava saldırılarıyla esirlerden onlarcasını kasten öldürdüğünü ifade etti.
Ebu Ubeyde, şunları kaydetti:
REKLAM
“Netanyahu’nun anlaşma yapma yerine askeri baskılarla esirleri kurtarma ısrarı, onların ailelerine tabutlarda döneceği anlamına geliyor. Seçenek ya ölüm ya da canlı olacak. Esirleri korumakla görevli kişilere yeni talimatlar verildi. Bu talimatlar da ordunun kendilerine yaklaşması durumunda ne yapacaklarıyla ilgili. Nusayrat’taki olaydan beri bu böyle.”
İsrail ordusu, haziran ayında Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’na düzenlediği yoğun saldırıların ardından İsrailli 4 esirin kurtarıldığını duyurmuştu.
O dönemde İsrail ordusu Gazze Şeridi’nin Nusayrat Mülteci Kampı’na ve çeşitli bölgelerine eş zamanlı şekilde kara, hava ve denizden yoğun bombardıman düzenlemiş, saldırılarda 274 Filistinli ölmüş en az 400 Filistinli de yaralanmıştı.
İsrail ordusu, dün Gazze Şeridi’nin Refah kentinde bir tünelde 6 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıklamıştı.
Hamas, 6 İsrailli esirin “Amerikan silahlarıyla Filistin halkını katleden İsrail bombardımanında” öldüğünü belirtmişti.
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, “Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını baltalayan” Başbakan Binyamin Netanyahu’yu 6 İsrailli esirin ölümünden sorumlu tutmuştu.
Netanyahu ise hükümetin kalan esirlerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmakta kararlı olduğunu savunmuş ve anlaşma sağlanamamasının sorumlusunun Hamas olduğunu iddia etmişti.
İsrail’in tahminlerine göre, Gazze Şeridi’nde 101 İsrailli esir bulunuyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, televizyonda yayınlanan açıklamasında konuya ilişkin bilgi verdi.
Açıklamada, Husilere bağlı silahlı kuvvetlerin, Kızıldeniz’de “BLUE LAGOON I” adlı gemiye uygun füze ve İHA’larla saldırı düzenlediği kaydedildi.
Geminin “İsrail limanlarına erişim yasağını ihlal ettiği” gerekçesiyle vurulduğuna dikkat çekilen açıklamada, geminin doğrudan isabet aldığı belirtildi.
BLUE LAGOON I’in 2003 yılında inşa edildiği ve halen Panama bayrağı taşıyan bir Crude Oil Tanker gemisi olduğu ifade ediliyor.
REKLAMKIZILDENİZ’DEKİ DURUM
Yemen’deki İran’ın desteklediği Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023’ten beri Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023’te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.
Avrupa Birliği (AB) Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliği için 19 Şubat’ta Aspides misyonunu başlatırken İtalya da 5 Mart’ta parlamento kararıyla bu misyona katılarak taktik komutayı üstlendi.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakan Lammy, İngiltere Parlamentosunda yaptığı konuşmada, ülkesinin İsrail’e sağladığı silah ihracat lisanslarının bazılarını askıya alacağını duyurdu.
Lammy, İngiltere’nin silah ihracat lisanslarının “uluslararası insancıl hukukun ciddi şekilde ihlal edilmesi veya ihlal edilmesinin kolaylaştırılması için kullanılabileceğine dair açık risk” bulunduğunu tespit eden incelemenin ardından bu kararın alındığını söyledi.
Bakan Lammy, 350 lisansın yaklaşık 30’unun askıya alınacağını belirterek, “Bunun gibi bir çatışma karşısında İngiltere’nin ihracat lisanslarını gözden geçirmek bu hükümetin yasal görevidir. Bu genel bir yasak ya da silah ambargosu değil.” dedi.
REKLAM
İsrail’in uluslararası insancıl hukuku ihlal edip etmediği konusunda hakemlik yapmadıklarını ve yapamayacaklarını vurgulayan Lammy, “Bu ileriye dönük bir değerlendirmedir, masumiyet ya da suçluluk tespiti değildir. Yetkili mahkemeler tarafından gelecekte yapılacak herhangi bir tespite halel getirmez.” diye konuştu.
İSRAİL’DEN YANIT
İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Londra yönetiminin İsrail’e sağlanan 350 silah ihracat lisansının yaklaşık 30’unu askıya alma kararına ilişkin değerlendirmeler yer aldı.
Açıklamaya göre, Bakan Yisrael Katz, İsrail’in karardan dolayı “hayal kırıklığına uğradığını”, İngiltere’nin bu adımının “Hamas’a ve İran’daki destekçilerine çok sorunlu bir mesaj gönderdiğini” savundu.
Katz, aralarında İsrail’e bazı silahların satışını askıya alma kararı da dahil İngiltere’nin son dönemde aldığı bir dizi kararın İsrail’i “hayal kırıklığına uğrattığını” belirtti.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ise X hesabından yaptığı paylaşımda, İngiltere hükümetinin İsrail’e yönelik silah ihracat lisanslarına getirdiği kısıtlamalardan “büyük üzüntü” duyduğunu belirterek, kararın İsrail’in “7 farklı cephede savaştığı” döneme denk geldiğini öne sürdü.
İNGİLTERE ELEŞTİRİLİYOR
İsrail’in Gazze’ye yönelik 7 Ekim 2023’ten bu yana süregelen aralıksız saldırılarına ve savaş suçları işlediği uyarılarına rağmen İngiltere’nin bu ülkeye silah satan şirketlere verdiği ihracat lisanslarını sonlandırmaması hem halkın hem de uluslararası toplumun tepkisine neden olmuştu.
Ülkedeki insan hakları örgütleri ve bağımsız kuruluşlar, Gazze’de uluslararası insancıl hukuku ihlal eden İsrail’e silah satışını durdurmadığı gerekçesiyle İngiltere’yi “İsrail’in savaş suçlarına ortak olmakla” eleştiriyor.
İngiltere İş ve Ticaret Bakanlığının açıkladığı verilere göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana ülkeden İsrail’e silah, askeri teçhizat ve diğer kontrollü ürünlerin satışı için 100’den fazla ihracat lisansına onay verildi. Mayıs itibarıyla “varış noktasının İsrail olduğu belirtilen” mevcut silah ve askeri teçhizat ihraç lisanslarının sayısı 345 oldu.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Philadelphi Koridoru’ndan ne 42 gün sonra ne de 42 yıl sonra çekileceğiz.” diyen Netanyahu, Philadelphi Koridoru’nun İsrail’in güvenliği için önemli olduğunu bu nedenle de orada kalıcı olmaları gerektiğini iddia etti.
Filistinli gruplarla esir takası anlaşmasına varılması için hükümetin üzerinde baskı kurmak amacıyla organize edilen genel greve tepki gösteren Netanyahu, “utanç verici” olarak nitelendirdiği bu grevin Hamas’a yaradığını öne sürdü.
Netanyahu’nun “42 gün” ifadesiyle, İsrail ile Hamas arasındaki dolaylı müzakerelerde gündeme gelen “ateşkes anlaşmasının 42 günlük ilk aşamasına” işaret ettiği belirtiliyor.
REKLAM
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin Refah kentinde bir tünelde 6 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıklamıştı.
Hamas ise 6 İsrailli esirin “Amerikan silahlarıyla Filistin halkını katleden İsrail bombardımanında” öldüğünü belirtmişti.
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, “Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını baltalayan” Başbakan Binyamin Netanyahu’yu 6 İsrailli esirin ölümünden sorumlu tutmuştu.
Netanyahu ise hükümetin kalan esirlerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmakta kararlı olduğunu savunmuş ve anlaşma sağlanamamasının sorumlusunun Hamas olduğunu iddia etmişti.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zelenskiy, Ukrayna’da temaslarda bulunan Hollanda Başbakanı Dick Schoof ile Zaporijya kentini ziyaret etti. Ukrayna’da yeni eğitim öğretim yılının başlaması nedeniyle öğrencilerle bir araya gelen Zelenskiy ile Schoof, daha sonra ortak basın toplantısı düzenledi.
Volodimir Zelenskiy, Rusya’nın, Sumi, Harkiv ve Kiev bölgelerine bu gece ve sabaha karşı hava saldırıları düzenlediğini, milyonlarca öğrencinin saldırılar altında eğitime başladığını söyledi.
REKLAM
Rus saldırılarının önlemesi için hava savunma sistemlerinin güçlendirmesi ile F-16 savaş uçakları ile çeşitli silahların sağlanması konusunda Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi gerektiğini ifade eden Zelenskiy, konuyla ilgili Schoof’a da gereken bilgileri verdiklerini kaydetti.
Zelenskiy, Batılı ülkelerin ürettiği uzun menzilli silahların Rusya’daki askeri hedeflere yönelik kullanılmasına ilişkin yasakların kaldırılması ve bu tür silahların alınması için çalışmaya devam ettiklerini belirtti.
“OPERASYON GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRİYOR”
Ukrayna ordusunun Rusya’nın Kursk bölgesine yönelik ağustosta başlattığı saldırılar hakkında konuşan Zelenskiy, “Kursk operasyonu görevlerini yerine getiriyor ve planlanan şekilde devam ediyor.” dedi.
Zelenskiy, Kursk’taki operasyonun, Rus ordusunun Ukrayna’nın Donetsk bölgesindeki saldırılarının azaltılması açısından da büyük önem taşıdığına işaret ederek, “Pokrovsky ve Toretsk istikametindeki zorluklara gelince, Kursk operasyonunun da bunu etkileyebileceğini düşünüyoruz.” ifadesini kullandı.
Rusya’nın amacının Donetsk ve Luhansk bölgelerini tamamen işgal etmek olduğunu, bu nedenle en hazırlıklı askeri birliklerini burada konuşlandırdığını aktaran Zelenskiy, son iki günde Rus ordusunun Pokrovsk şehri yönünde bir ilerleme kaydetmediğini belirtti.
REKLAM
Zelenskiy, Kursk bölgesinde 600’den fazla Rus askeri esir aldıklarını, bunun Rusya-Ukrayna arasında devam eden esir takası süreci için önemli olduğunu vurguladı.
“ZAPORİJYA’YI KONTROL ETMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
“Rusya-Ukrayna Savaşı başladığında Rus ordusunun kontrolüne geçen Zaporijya Nükleer Santrali’nin tekrar Ukrayna’nın kontrolüne geçmesi için mevcut yöntemler” konusundaki soruyu yanıtlayan Zelenskiy, bunun için çalıştıklarını söyledi.
Güvenlik açısından santralin şimdilik savaş yoluyla geri alınmasının imkansız olduğunu kaydeden Zelenskiy, siyasi yöntemlerle bunu yapmak için çaba sarf ettiklerini dile getirdi.
Zelenskiy, santralin tekrar Ukrayna tarafından kontrol edilebilmesi için yürütülen siyasi görüşmelerin bugüne kadar çok etkili olmadığını, bu sürece Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Mariano Grossi’nin de katıldığını bildirdi.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Maduro’nun “devlet başkanlığı uçağı” olarak kullandığı belirtilen uçağa Dominik Cumhuriyeti’nde el konulmasının, seçimlerden bu yana ABD ile Venezuela arasında iyice gerginleşen ilişkilere yeni bir yük getirmesi bekleniyor.
Venezuela’da 29 Temmuz’da açıklanan sonuçlara göre Maduro’nun yüzde 51,20 oyla devlet başkanı seçimini üçüncü kez kazandığı açıklanmıştı. Muhalefet koalisyonu adayı Edmundo Gonzalez ve muhalif lider Maria Corina Machado seçim sonuçlarını reddetmişti.
ABD yönetimi ise seçim sonuçlarının şeffaf şekilde açıklanmadığını öne sürerek sonuçların halkın iradesini yansıtmadığını savunmuştu.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Başkanı Biden, ulusal güvenlik ekibiyle Gazze’deki son durumu ve esirlerin serbest kalmasını sağlayacak olası bir ateşkes anlaşmasını görüşmek üzere Beyaz Saray’a gelişinde bir basın mensubunun sorusunu yanıtladı.
Biden, “Sayın Başkan, Başbakan Netanyahu’nun anlaşma konusunda daha fazlasını yapmasının zamanı sizce geldi mi? Netanyahu’nun yeteri kadar çaba gösterdiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna “Hayır” cevabını verdi.
İsrail ordusu, Gazze’deki çatışmalar sırasında İsrailli esirlere ait 6 ceset bulduğunu açıklamıştı.
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, son olarak “Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını baltalayan” Başbakan Binyamin Netanyahu’yu 6 İsrailli esirin ölümünden sorumlu tutmuştu.
Netanyahu ise hükümetin kalan esirlerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmakta kararlı olduğunu savunmuş ve anlaşma sağlanamamasının sorumlusunun Hamas olduğunu iddia etmişti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinden lastik bot ile denize açılan ve umuda yolculuk için Yunanistan’ın Midilli Adası’na geçiş yapmak isteyen kaçak göçmenler, iddiaya göre Midilli Adası’na yaklaştıkları sırada Yunan Sahil Güvenlik ekiplerince durduruldu. Motoru sökülmüş lastik bot içinde aralarında çocukların da bulunduğu kaçak göçmenleri Yunan Sahil Güvenliği, Türk kara sularına geri iterek ölüme terk etti.
Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı ekipleri, Ayvacık açıklarında lastik bot içerisinde bir grup kaçak göçmen olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Sahil Güvenlik Botları ‘KB-111’ ve ‘KB-4510’ tarafından Yunan Sahil Güvenlik ekiplerince Türk kara sularına geri itilerek ölüme terk edilen lastik bot içindeki 11’i çocuk toplam 26 kaçak göçmen kurtarıldı. Kaçak göçmenler, işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi.
Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından paylaşılan görüntülerde motoru sökülmüş, lastik bot içindeki kaçak göçmenlerin dalgalar arasında denizin ortasında mahsur kaldığı görülüyor. – ÇANAKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>RUSYA’NIN ‘casus balinası’ olarak bilinen Hvaldimir, Norveç’in Risavika Körfezi’nde ölü bulundu. Kar amacı gütmeyen kuruluş Marine Mind, Hvaldimir’in ölüm nedeninin henüz bilinmediğini belirtti.
Marine Mind’dan Hvaldimir’in ölümüne ilişkin yapılan açıklamada, “Hvaldimir’in ölüm haberini büyük bir üzüntüyle paylaşıyoruz. Bu sabah, bir yerel halktan aldığımız ihbar üzerine olay yerine ulaşan ekibimiz, Hvaldimir’in artık aramızda olmadığını gördü. Ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılacaktır. Hvaldimir sadece bir beluga balinası değildi; o bir umut ışığı, bir bağlantı sembolü ve insanlar ile doğal dünya arasındaki derin bağın bir hatırlatıcısıydı. Geçtiğimiz beş yıl boyunca on binlerce insanın hayatına dokundu ve insanları doğanın harikaları karşısında huşu içinde bir araya getirdi. Onun varlığı bize okyanusların korunmasının önemini öğretti ve bunu yaparken de bize kendimiz hakkında daha fazla şey öğretti. Hvaldimir, insanlar ve vahşi hayvanlar arasında çok az kişinin yapabileceği bir şekilde köprü kurdu. Pek çok kişi için özeldi ve onunla karşılaşma ayrıcalığına sahip olan herkes üzerinde silinmez bir iz bıraktı” denildi.
Casus balina olarak bilinen Hvaldimir, 2019’da bir mekanizmaya bağlanmış kamerayla Norveç açıklarında yüzerken görülmüştü. Batı medyası ve sosyal medyada balinanın ‘Rus casus’ olabileceği hakkında iddialar yer almıştı. Norveççe’de ‘hval’ balina anlamına gelmektedir. Balinaya Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de ismi verilerek ‘Hvaldimir’ adı verilmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Japonya’da akıllara durgunluk veren bir intihar olayı yaşandı. Polis ve görgü tanıklarından edinilen bilgilere göre olay Cumartesi günü 18.00 sıralarında Yokohama şehrinde meydana geldi. Bir alışveriş merkezinin 12. katındaki terastan atlayan 17 yaşındaki kız lise öğrencisi, o sırada yolda yürüyen 32 yaşındaki bir kadının üzerine düştü. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edilirken, ağır yaralanan 2 kişi hastaneye kaldırıldı. İntihar eden genç ve yayanın hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybettiği bildirildi. Olayla ilgili detaylı soruşturma başlatıldı. – TOKYO
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yaklaşık bir ay önce gerçekleşen olay, görüntülerin sosyal medyada yayılmasıyla kamuoyunun dikkatini çekti ve büyük tepki topladı. Videodaki erkek, morgun temizlik görevlisi Sher Singh olarak tespit edildi ve tutuklandı. Videoyu çeken Parvendra ve olay sırasında orada bulunan Bhanu adlı iki çalışan da gözaltına alındı.
Noida Baş Tıp Görevlisi (CMO) Sunil Sharma, durumla ilgili endişelerini dile getirdi ve acil önlemler alınması gerektiğini vurguladı. Güvenlik görevlilerinin sayısının artırılması ve güvenlik kameralarının kurulması planlanıyor.
Olay üzerine CMO ofisi, polis karakoluna resmi bir şikayette bulundu. Tutuklamalar, Hint Ceza Kanunu’nun 296. Maddesi ve Bilgi Teknolojileri Yasası’nın 67. ve 67A. Maddeleri kapsamında gerçekleşti.
Sher Singh’in işine son verildi ve olayı araştırmak üzere üç kişilik bir soruşturma komitesi kuruldu. Komitede, yardımcı CMO’lar Dr. Jaisalal ve Dr. R.P. Singh ile adli tıp uzmanı Dr. Rishabh Kumar Singh yer alıyor.
Olay, tesisin güvenliği ve yönetimi hakkında ciddi endişelere yol açtı. Polis, morgda başka videoların çekilip çekilmediğini belirlemek için soruşturmayı sürdürüyor. Bu olay, sağlık kurumlarında güvenlik ve etik standartların önemini bir kez daha gündeme getirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lübnan’dan Gürcistan’a seyir halinde olan Panama bayraklı 81 metre boyundaki “FG SEFA” adlı kuru yük gemisinde, Çanakkale Boğazı Karanlık Liman Demir Sahası’nın kuzeyinde makine arızası meydana geldi.
Gemi kaptanının durumu telsizle Çanakkale Boğazı Gemi Trafik Hizmetleri Müdürlüğüne bildirmesi üzerine, bölgeye Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı “TÜRKELİ” römorkörü ve kılavuz kaptan sevk edildi.
Gemi, Çanakkale Gemi Trafik Hizmetleri Merkezinin koordinasyonunda, kılavuz kaptan ve “TÜRKELİ” römorkörü refakatinde götürüldüğü Karanlık Liman Demir Sahası’na emniyetle demirletildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yavuz Sultan Selim Mahallesi’nde yapımına başlanan caminin temel atma törenine Körfez Belediye Başkanı Şener Söğüt, İlçe Müftüsü Muhammed Aydın, hayırsever iş adamları ve vatandaşlar katıldı.
Toplam bin 400 metrekarelik alanda 3 katlı olarak inşa edilecek olan yeni cami, hayırsever iş adamları tarafından hayata geçirilecek. Temel atma töreninde hayırlı olması temennisinde bulunan Başkan Şener Söğüt, “Hayırsever vatandaşlarımızın desteğiyle hayata geçirilecek camimizin temelini attık. Rabbim hayırlısıyla bitirmeyi nasip etsin, emeği geçenlerden Allah razı olsun” dedi. – KOCAELİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Güney Merkez Demiryolları, güvenlik nedeniyle 140’tan fazla tren seferini iptal etti, 97 seferin rotasını değiştirdi. Binlerce yolcu istasyonlarda mahsur kaldı. Yetkililerin hızlı müdahalesiyle bu yolculara yiyecek ve içecek sağlandı. Ayrıca alternatif ulaşım imkanları sunuldu.
Meteoroloji uzmanları, bölgede oluşan alçak basınç sisteminin bu şiddetli yağışlara neden olduğunu açıkladı. Önümüzdeki günlerde hava durumunun iyileşmesi bekleniyor, ancak yetkililer halkı tetikte olmaya çağırıyor.
Afet yönetimi ekipleri, sel sularının çekilmesiyle birlikte hasar tespit çalışmalarına başladı. Altyapı hasarlarının onarımı ve temizlik çalışmaları için geniş çaplı bir operasyon planlanıyor. Eyalet yönetimleri, afetzedelere barınma ve gıda yardımı sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu diploma alma ve sancak devir teslim törenine katıldı. Törende açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin’e Türkiye’nin sırtını dönemeyeceğinin altını çizdi.

ERDOĞAN: ANADOLU’YU VATAN YAPMAK KADAR MUHAFAZA ETMEK DE ZORDUR
Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Türkiye coğrafya olarak bir köprü, kültürel olarak bir merkezdir. Böyle bir coğrafyada başı dik yaşamak öyle bir babayiğidin harcı değildir. En basit zafiyet milletimizi çok büyük tehditlerle karşı karşıya bırakır. Gabar’da teröristleri gömdüysek. Besler’de teröristleri gömdüysek bundan sonra da aynı karar ve imanla gömmeye devam edeceğiz. Anadolu’yu vatan yapmak kadar muhafaza etmek de zordur. Burası tembelliği boş vermişliği kaldırmaz. neme lazımcılığı asla kaldırmaz. Her kim Türkiye’nin ufkunu 782 bin kilometrekareye hapsetmeye çalışıyorsa, gafil değilse bu toprakların yabancısıdır.
“KUDÜS’E BİZ SIRTIMIZI NASIL DÖNEBİLİRİZ”
Azerbaycan ile nasıl birsek Türk devletlerindeki kardeşlerimiz ile kalplerimiz bir atmaktadır. Kudüs’e biz sırtımızı nasıl dönebiliriz. İstanbul ile Kudüs-ü Şerif’i kim ayırabilir, Gazze’yi Gaziantep’ten kim ayırabilir. Kim Kudüs’ten bize ne diyorsa bu milletin tarihini bilmiyor demektir.

Yan yana şehit olduğumuz kardeşlerimizle aramıza kim duvar örebilir. Gazi Mustafa Kemal’in, düşman postalı değdirmemek için mücadele ettiği Filistin topraklarına biz gözlerimizi nasıl kapatabiliriz. Gazi, niçin Bingazi’deydi, oraya niye gitmişti, mücadele etmişti? İşte bu vatan aşkı ile bu ruhun adımıydı.
Kahraman ordumuzun saflarına yeni çelikten bilekler ekliyoruz. Toplam 989 öğrencimiz mezun oluyor. Diplomalarını alarak ordumuzun saflarına katılan teğmenlerimizi tebrik ediyor tek tek alınlarından öpüyorum. Mezunlarımızı yetiştiren hocalarımızı ve komutanlarımızı da tebrik ediyorum. 15 Temmuz’dan sonra yeniden yapılandırdığımızı okullarımızın başarı grafiği sürekli yükseliyor. Bu dönemde 9 bin 909 kardeşimiz Kara Harp Okulundan mezun oldu. 15 Temmuz ihaneti gibi bir devletin başına gelebilecek felaketi en az hasarla atlattık. Tahribatı kısa sürede telafi ettik. Personel, eğitim, imkan ve yetenekler bakımından eksikleri giderdik.

“ORDUMUZA YÜK OLAN SIKINTILI DURUMLARA SON VERDİK”
Hayata geçirdiğimizi reformlarla ordumuza yük olan sıkıntılı durumlara son verdik. Yeni eğitim öğretim sistemi ile milli iradeye bağlı, sadece milletine hizmet eden bir Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sahip olduk. Bu adımların bırakın zayıflatmayı odumuzun üçüne nasıl güç kattığını sahada elde edilen başarılarda görüyoruz. Suriye’den Libya’ya ordumuz görevini alnının akı ile yerine getiriyor. Başarı grafiği ile eski Türkiye artıklarının hazımsızlığı da artmakta. Buna imkan vermeyeceğiz. Onları rahatsız etmeyi sürdüreceğiz.
Tarihimiz boyunca devlet komutan millet de asker olmuştur. Her Türk asker doğar… Bu sözü milletimizin bu topraklarda yürüttüğü varlık yokluk mücadelesi ile eşleşmiştir. Askerlik meslekten ziyade din için, devlet ve vatan için namus borcu görülmüştür. TSK’nın kodlarında bu anlayış hakimdir. Milletin kendisi olan TSK, bağımsızlığımızın, bölünmez bütünlüğün, milli birliğimizin güvencesidir.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sütlüce bölgesi Baldan köyünde meşe ağaçlarıyla kaplı alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.
İhbar üzerine bölgeye, Orman İşletme Müdürlüğü, itfaiye, jandarma ve Munzur Arama Kurtarma Derneği ekipleri sevk edildi.
Ekipler, iş makinelerinin yanı sıra tırmık, kazma ve küreklerle yangına müdahale ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NORVEÇ Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, İsrail’in Batı Şeria’daki geniş çaplı operasyonlarıyla ilgili olarak, “İsrail’in askeri operasyonları, bölgedeki istikrar için öngörülemeyen sonuçlar doğurarak zaten gergin olan durumu daha da tırmandırıyor” dedi.
İsrail ordusu Çarşamba günü Batı Şeria’nın kuzeyinde Cenin, Tulkarim ve Tubas mülteci kamplarını hedef alan askeri operasyonlara başladığını duyurmuştu. İsrail saldırılarında şu ana kadar 17 Filistinlinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı, yaralılardan bazılarının durumunun kritik olduğu ifade edildi. Birleşmiş Milletler Sözcüsü Stephane Dujarric, Batı Şeria’daki saldırılara ilişkin açıklamasında, “Filistinli sivillerin artan şekilde ölümcül savaş taktiklerine maruz bırakılmasından kaygı duyduklarını” belirtmişti. Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ise açıklamasında, ” Gazze’de devam eden dehşetin ortasında, işgal altındaki Batı Şeria’daki durum son derece tehlikeli. Jenin, Tulkarem ve Tubas’ta ve çevresinde gerçekleşen büyük İsrail askeri operasyonları, bölgedeki istikrar için öngörülemeyen sonuçlar doğurarak zaten gergin olan durumu daha da tırmandırıyor. İnsani yardım görevlileri ihtiyaç sahibi herkese ulaşabilmelidir. Yerleşimci şiddeti Filistinlilerin hayatlarını ve geçim kaynaklarını daha da tehlikeye atmaktadır. Silahlı, aşırılıkçı yerleşimciler Filistinlileri terörize etmeye ve onlara zarar vermeye devam etmektedir ve bu neredeyse tamamen cezasız kalmaktadır. Bu tür saldırılar derhal sona ermelidir. İşgalci güç olarak İsrail, uluslararası hukuk gereği Filistinli sivilleri korumakla yükümlüdür. Norveç, Batı Şeria’daki aşırılıkçı yerleşimcilere yönelik AB yaptırımlarına katılıyor ve uygun gördüğü takdirde önlemleri değerlendirmeye devam edecek” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Röportaj sırasında, siyasi çizgisindeki değişimlerle ilgili eleştirilere yanıt veren Harris, “Politik perspektifimin en önemli kısmı, değerlerimin değişmemesi” dedi.
Harris’in gündeminde İsrail’e silah ambargosu yok
Harris, röportajın dış politikayla ilgili bölümünde ABD-İsrail ilişkileri ve Gazze’deki insani krizle ilgili ABD Başkanı Joe Biden’dan neyi farklı yapacağı sorusuna yanıt verdi.
7 Ekim saldırılarında yaşananları hatırlatan Harris, İsrail’in kendini savunma hakkına riayet etmeye devam edeceğini ve bu konudaki tavrının net olduğunu söyledi.
REKLAM
“Açık konuşayım, İsrail’in savunmasına ve kendini savunma kabiliyetine olan taahhüdüm sarsılmaz ve kesindir. Bu değişmeyecek.” diyen Harris, şu an önceliklerinin ateşkes anlaşması olduğunu belirtti.
Demokrat Parti içinde bir kesimin yoğun şekilde “İsrail’e silah ambargosu” uygulanmasını talep ettiğini hatırlatan sunucunun, “Bu silah politikasında hiçbir değişiklik olmaz mı?” sorusuna, “Hayır. Şu anda anlaşmayı halletmemiz lazım.” yanıtını verdi.
İsrail’e desteğini yineleyen Harris, bununla beraber çok fazla sayıda Filistinli sivilin hayatını kaybettiğini kaydederek, “Bu (ateşkes) anlaşmasını halletmemiz lazım. Bu savaş sona ermeli. Anlaşmayı tamamlamalı ve esirleri çıkarmalıyız. Esirleri kurtaralım ve ateşkesi sağlayalım.” dedi.
Sınır güvenliği konusundaki fikir değişikliğini savundu
Öte yandan Harris, sınır güvenliği konusunda daha önce verdiği bazı mesajlarla bugünkü mesajları arasında değişiklik olduğu yönündeki soruya yanıt verirken, temel değerlerinde hiçbir değişme olmadığını savundu.
Harris, sınır güvenliği konusunda eskiye göre daha sert olduğu yorumlarına, “Bu konudaki değerlerim değişmedi, sınır güvenliğini sağlamamız lazım.” diyerek karşılık verdi.
REKLAM
Kongre gündemine gelen ve Cumhuriyetçilerin oylarıyla reddedilen sınır güvenliği paketini hatırlatan Harris, söz konusu paketin geçmemesini Donald Trump’a bağladı ve Trump’ın bu konuda samimiyetsiz davrandığını savundu.
“Cumhuriyetçi bir isim kabinemde olabilir”
Diğer yandan Harris, bir soru üzerine, Cumhuriyetçi bir ismi kabinesinde görevlendirebileceğini, buna açık olduğunu belirtti.
“Sanırım Cumhuriyetçi olan bir ismin kabine üyelerimden biri olması Amerikan kamuoyunun yararına olur.” diyen Harris, bu konuda değişik fikirlere açık olduğunu ifade etti.
Ekonomiyle ilgili birçok vaat de sıralayan Harris, enflasyonu düşürmeye devam edeceklerini, çocuk yardımını artıracaklarını ve ilk kez ev alacaklara belirli bir miktar kredi desteği sağlayacaklarını belirtti.
Beyaz Saray’ın ekonomi politikalarını “başarı” olarak tanımlayan Harris, işsizlik verilerinde de düzelme olduğunu söyleyerek, “Bu iyi bir iş. Yapılacak daha çok şey var” dedi.
Demokratların başkan yardımcısı adayı Walz ise Ulusal Muhafız olarak görev yaptığı dönemde savaş bölgesine gidip silah kullanıp kullanmadığıyla ilgili polemik konusunda konuştu.
Walz, o konuşmasında kullandığı ifadenin gramer olarak doğru olmadığını ve yaptığı ifade hatasının kendisine ait olduğunu belirtti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ancak oğlu Yankhoba göç yolculuğunda ölen Amina’nın içini rahatlatmak için artık çok geç.
BBC’ye yaşadığı Senegal’den konuşan anne, “Oğlumun öldüğünü sosyal medyadan öğrendim” diyor.
50 yaşındaki anne, “Sürekli konuşuyorduk ve bana Fas’a gitmek istediğini söylüyordu” diyor.
Yankhoba, annesine bir tekneye binmeyi planladığından hiç bahsetmedi.
Acılı anne, son olarak Ocak ayında haber aldığı 33 yaşındaki oğlunu altı ay bulmaya çalışmıştı.
Yankhoba’nın cesedi Ağustos ayının başlarında, Atlantik Okyanusu’nun diğer yakasında, Dominik Cumhuriyeti kıyılarına 18 km mesafede balıkçılar tarafından bulundu.
Dominik polisi, sürüklenir haldeki ahşap teknede 14 çürüyen ceset olduğunu açıkladı.
Cesetlerden çıkan cep telefonları ve kişisel belgeler, Senegal, Moritanya ve Malililere ait olduklarını gösteriyordu.
Gemideki eşyalar arasında Yankhoba’nın kimlik kartı da vardı.
Dominik yetkilileri tekneden ayrıca 12 paket uyuşturucu madde içeren paket çıktığını da duyurdu.
Bu teknenin Afrika’nın batı kıyısındaki Kanarya Adaları’na ulaşmaya çalışırken kaybolduğu varsayılıyor.
Tekne, bu rotada sıklıkla kullanılan ahşap balıkçı tekneleri ile benzerdi.
Yankhoba, annesinin ilk çocuğu ve tek oğluydu. Bu onun omuzlarına, Senegal toplum gelenekleri nedeniyle büyük bir sorumluluk yüklüyordu.
33 yaşındaki terzi, geride karısını ve birini henüz görmediği iki çocuğunu bıraktı.
Anne Amina, oğlunun ölümünü öğrenmeden önce Facebook’taki kayıp şahıs sayfalarında yardım aradı.
Çok sayıda takipçisi olan sosyal medya fenomenlerinden de arayışını duyurmalarını istedi.
BBC’ye o süreci anlatan anne, “Yankhoba’nın Fas’ta ya da belki Tunus’ta bir hapishanede olabileceğine inanıyordum” diyor sesi titreyerek…
Avrupa’ya ulaşmaya çalışan Batı Afrikalı göçmenler, Akdeniz rotası yerine alternatifi olarak daha fazla Kanarya Adaları rotasını seçiyor.
Atlantik Okyanusu’ndaki bu rota, hem Sahra Çölü hem de Akdeniz’i geçmeye çalışmaktan daha az tehlikeli görülüyor.
Avrupa Birliği sınır ajansı Frontex’e göre sadece geçen yıl bu rotayı tercih edenlerin sayısı yüzde 161 arttı.
Kanarya Adaları kendi toprağı olan İspanya, en fazla göçmen alan Avrupa ülkelerinden biri.
Batı Afrikalıların alternatif göç yollarına yönelmeye başlamasına karşın halen çoğu göçmen, Avrupa’ya Akdeniz üzerinden ulaşmaya çalışmayı tercih ediyor.
BM’ye bağlı Uluslararası Göç Örgütü, son on yılda 28 binden fazla göçmenin Akdeniz’de boğularak öldüğünü değerlendiriyor.
Siyasi vaatlere karşın süren göç
Göç uzmanı Aly Tandian, Batı Afrikalıların, güvenlik, kurumsal yapı, hijyen ve ekonomi gibi sorunlarla karşı karşıya oldukları için evlerini terk etme yoluna gittiklerini söylüyor.
Özellikle Senegal’i terk edenlerin sayısı, gençlere istihdam sözü veren bir yönetime ve nispeten barışçıl bir ülke olmasına rağmen artıyor.
Yeni hükümet Mart ayındaki seçimden bu yana, petrol, ekmek ve pirinç gibi bazı temel ihtiyaçların fiyatını düşürmeyi başardı.
Ancak bu yeterli değil.
Göçmenler için çalışan sivil toplum örgütü Horizon Without Borders’ın direktörü Boubacar Sèye, “Yeni yönetimin yarattığı umudun göç akışını durduracağını düşündük, ancak ne yazık ki durum böyle olmadı” diyor.
Seye, “Umutsuzluk ve şüphe, topluma öyle bir nüfuz etti ki, insanlar artık hayallerinin burada gerçekleşebileceğine inanmıyor” diyor.
Sèye, Senegal yetkililerine, Dominik Cumhuriyeti açıklarında bulunan tekneye ne olduğunun belirlenmesi konusunda bir soruşturma yapılması için talepte bulunan bir mektup da yazdı.
Temmuz ayında Moritanya kıyılarında bir teknede 89 ceset bulunmasının ardından, Senegal Başbakanı Ousmane Sonko, gençlere tehlikeli Atlantik rotasını kullanmamaları yönünde çağrıda bulundu.
Sonko, “Dünyanın geleceği Afrika’da ve siz gençler bunun farkında olmalısınız” mesajını verdi.
Yine de, Avrupa ve ABD’ye ulaşmak için hayatlarını riske atan çok sayıda genç Afrikalı geleceklerini evlerinin dışındaki ülkelerde arıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ancak oğlu Yankhoba göç yolculuğunda ölen Amina’nın içini rahatlatmak için artık çok geç.
BBC’ye yaşadığı Senegal’den konuşan anne, “Oğlumun öldüğünü sosyal medyadan öğrendim” diyor.
50 yaşındaki anne, “Sürekli konuşuyorduk ve bana Fas’a gitmek istediğini söylüyordu” diyor.
Yankhoba, annesine bir tekneye binmeyi planladığından hiç bahsetmedi.
Acılı anne, son olarak Ocak ayında haber aldığı 33 yaşındaki oğlunu altı ay bulmaya çalışmıştı.
Yankhoba’nın cesedi Ağustos ayının başlarında, Atlantik Okyanusu’nun diğer yakasında, Dominik Cumhuriyeti kıyılarına 18 km mesafede balıkçılar tarafından bulundu.
Dominik polisi, sürüklenir haldeki ahşap teknede 14 çürüyen ceset olduğunu açıkladı.
Cesetlerden çıkan cep telefonları ve kişisel belgeler, Senegal, Moritanya ve Malililere ait olduklarını gösteriyordu.
Gemideki eşyalar arasında Yankhoba’nın kimlik kartı da vardı.
Dominik yetkilileri tekneden ayrıca 12 paket uyuşturucu madde içeren paket çıktığını da duyurdu.
Bu teknenin Afrika’nın batı kıyısındaki Kanarya Adaları’na ulaşmaya çalışırken kaybolduğu varsayılıyor.
Tekne, bu rotada sıklıkla kullanılan ahşap balıkçı tekneleri ile benzerdi.
Yankhoba, annesinin ilk çocuğu ve tek oğluydu. Bu onun omuzlarına, Senegal toplum gelenekleri nedeniyle büyük bir sorumluluk yüklüyordu.
33 yaşındaki terzi, geride karısını ve birini henüz görmediği iki çocuğunu bıraktı.
Anne Amina, oğlunun ölümünü öğrenmeden önce Facebook’taki kayıp şahıs sayfalarında yardım aradı.
Çok sayıda takipçisi olan sosyal medya fenomenlerinden de arayışını duyurmalarını istedi.
BBC’ye o süreci anlatan anne, “Yankhoba’nın Fas’ta ya da belki Tunus’ta bir hapishanede olabileceğine inanıyordum” diyor sesi titreyerek…
Avrupa’ya ulaşmaya çalışan Batı Afrikalı göçmenler, Akdeniz rotası yerine alternatifi olarak daha fazla Kanarya Adaları rotasını seçiyor.
Atlantik Okyanusu’ndaki bu rota, hem Sahra Çölü hem de Akdeniz’i geçmeye çalışmaktan daha az tehlikeli görülüyor.
Avrupa Birliği sınır ajansı Frontex’e göre sadece geçen yıl bu rotayı tercih edenlerin sayısı yüzde 161 arttı.
Kanarya Adaları kendi toprağı olan İspanya, en fazla göçmen alan Avrupa ülkelerinden biri.
Batı Afrikalıların alternatif göç yollarına yönelmeye başlamasına karşın halen çoğu göçmen, Avrupa’ya Akdeniz üzerinden ulaşmaya çalışmayı tercih ediyor.
BM’ye bağlı Uluslararası Göç Örgütü, son on yılda 28 binden fazla göçmenin Akdeniz’de boğularak öldüğünü değerlendiriyor.
Siyasi vaatlere karşın süren göç
Göç uzmanı Aly Tandian, Batı Afrikalıların, güvenlik, kurumsal yapı, hijyen ve ekonomi gibi sorunlarla karşı karşıya oldukları için evlerini terk etme yoluna gittiklerini söylüyor.
Özellikle Senegal’i terk edenlerin sayısı, gençlere istihdam sözü veren bir yönetime ve nispeten barışçıl bir ülke olmasına rağmen artıyor.
Yeni hükümet Mart ayındaki seçimden bu yana, petrol, ekmek ve pirinç gibi bazı temel ihtiyaçların fiyatını düşürmeyi başardı.
Ancak bu yeterli değil.
Göçmenler için çalışan sivil toplum örgütü Horizon Without Borders’ın direktörü Boubacar Sèye, “Yeni yönetimin yarattığı umudun göç akışını durduracağını düşündük, ancak ne yazık ki durum böyle olmadı” diyor.
Seye, “Umutsuzluk ve şüphe, topluma öyle bir nüfuz etti ki, insanlar artık hayallerinin burada gerçekleşebileceğine inanmıyor” diyor.
Sèye, Senegal yetkililerine, Dominik Cumhuriyeti açıklarında bulunan tekneye ne olduğunun belirlenmesi konusunda bir soruşturma yapılması için talepte bulunan bir mektup da yazdı.
Temmuz ayında Moritanya kıyılarında bir teknede 89 ceset bulunmasının ardından, Senegal Başbakanı Ousmane Sonko, gençlere tehlikeli Atlantik rotasını kullanmamaları yönünde çağrıda bulundu.
Sonko, “Dünyanın geleceği Afrika’da ve siz gençler bunun farkında olmalısınız” mesajını verdi.
Yine de, Avrupa ve ABD’ye ulaşmak için hayatlarını riske atan çok sayıda genç Afrikalı geleceklerini evlerinin dışındaki ülkelerde arıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kamala Harrris, 4 gündür devam eden Demokrat Parti Kongresi’nin son gününde resmen başkanlık için yarışmayı kabul etti.
Harris konuşmasının başında eşi Douglas Emhoff ve ABD Başkanı Joe Biden’a teşekkür etti, 19 yaşında Hindistan’dan ABD’ye gelen annesinden ilham aldığını söyledi.
Konuşmasında birlik mesajları veren Harris, “Bu seçimle birlikte ulusumuz, geçmişin acımasızlığını, kinciliğini ve bölücü savaşlarını geride bırakmak için çok değerli, kısa süreli bir fırsata sahip oldu” ifadelerini kullandı.
“TÜM AMERİKALILARIN BAŞKANI OLACAĞIMA SÖZ VERİYORUM”
Harris, “Bu geceyi izleyenler arasında çeşitli siyasi görüşlere sahip insanlar olduğunu biliyorum. Ve şunu bilmenizi istiyorum. Tüm Amerikalıların başkanı olacağıma söz veriyorum” ifadelerini kullandı. “Liderlik eden ve dinleyen, gerçekçi, pratik ve sağduyulu, her zaman Amerikan halkı için savaşan bir başkan olacağım” diye konuştu.
Demokrat Parti başkan adaylığını resmen kabul ettiğini duyuran Harris, “Halk adına, parti, ırk, cinsiyet ya da büyükannenizin konuştuğu dil ne olursa olsun her Amerikalı adına, annem ve kendi beklenmedik yolculuğuna çıkmış herkes adına, birlikte büyüdüğüm insanlar gibi Amerikalılar adına, çok çalışan, hayallerinin peşinden koşan ve birbirini kollayan insanlar adına, hikayesi ancak dünyanın en büyük ulusunda yazılabilecek herkes adına, Amerika Birleşik Devletleri başkanlığı adaylığınızı kabul ediyorum” dedi.
“TRUMP’IN YENİDEN BEYAZ SARAY’A OTURMASININ SONUÇLARI CİDDİ OLUR”
Eski ABD Başkanı ve Cumhuriyetçilerin yeniden başkan adayı olan Trump’ı “ciddiyetsiz biri” olarak nitelendiren Harris, “Donald Trump’ın yeniden Beyaz Saray’a oturmasının sonuçları son derece ciddi olur. Sahip olacağı gücü düşünün. Özellikle de ABD Yüksek Mahkemesi’nin cezai kovuşturmadan muaf olacağına hükmetmesinden sonra” ifadelerini kullandı.
GAZZE’DE ATEŞKES MESAJI
Gazze’de aylardır yaşananlara ilişkin de konuşan Harris, Gazze’deki savaşı durdurmaya çalıştıklarını söyledi ve “Başkan Biden ve ben gece gündüz çalışıyoruz. Bir rehine anlaşması ve ateşkes anlaşması yapmanın tam zamanı” dedi.
“İSRAİL’İN KENDİNİ SAVUNMA HAKKINI HER ZAMAN SAVUNACAĞIM”
Harris açıklamasının devamında Harris, “İsrail’in kendini savunma hakkını her zaman savunacağım ve İsrail’in kendini savunma kabiliyetine sahip olmasını sağlayacağım” ifadelerini kullandı.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ulusal Seçim Konseyinin (TSE) 29 Temmuz’da yayımladığı devlet başkanı seçimi sonuçlarının hiçbir usulsüzlük içermediğine karar veren TSJ, Maduro’nun seçimden zaferle çıktığını onayladı.
TSJ Yargıcı Caryslia Beatriz Rodriguez, açıklamasında, CNE’nin sonuç bültenlerinin sandık merkezlerinin raporlarıyla uyumlu olduğunu kaydederek, “Bu raporlar ulusal sayım merkezlerinin veri tabanıyla tamamen örtüşmektedir.” ifadesini kullandı.
REKLAM
Seçim sürecine ilişkin “kapsamlı” ve “derinlemesine” soruşturma yapıldığını kaydeden Rodriguez, 28 Temmuz’daki devlet başkanı seçiminin tamamlanmasının ardından CNE’nin sistemine “büyük” bir siber saldırı yapıldığının da kanıtlandığını belirtti.
TSJ, NİHAİ KARARLAR VERİYOR
Venezuela Yüksek Mahkemesi, ülkenin en yüksek yargı organı olarak kabul ediliyor ve Venezuela’nın yasalarına uygun olarak seçimlerin geçerliliğini onaylamakla yükümlü olduğu biliniyor.
Söz konusu seçim sonuçlarına itirazlar yapıldığında veya sonuçlar tartışmalı olduğunda, TSJ, bu konuda devreye girerek nihai kararı veriyor.
AA’nın haberine göre; TSJ’nin Maduro’nun galibiyetini onaylaması, seçim sonuçlarının yasal olarak kabul edildiği anlamına geliyor.
MADURO ÜÇÜNCÜ KEZ KAZANMIŞTI
Venezuela Seçim Konseyinin 29 Temmuz’da duyurduğu sonuçlara göre, Devlet Başkanı Maduro, yüzde 51,20 oyla devlet başkanı seçimini üçüncü kez kazanmıştı.
Muhalefet koalisyonu adayı Edmundo Gonzalez ve muhalif lider Maria Corina Machado ise seçim sonuçlarını reddetmişti.
MADURO: TSJ, TARİHİ BİR KARAR VERDİ
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Yüksek Adalet Mahkemesinin (TSJ), ülkede 28 Temmuz’da düzenlenen devlet başkanı seçimini kendisinin kazandığı yönde teyit etmesini “tarihi” bulduklarını söyledi.
La Guaira eyaletinde eski Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in heykelinin açılış töreninde halka seslenen Maduro, TSJ’nin 28 Temmuz seçimlerine ilişkin kararını değerlendirdi.
TSJ’nin tarihi ve kesin bir karar aldığını vurgulayan Maduro, “Bizler, hukukun kararlarına, ulusal egemenliğe ve adalete mutlak saygı duyuyoruz. Anayasaya saygı çerçevesinde ve barış yolunda ilerlemeye devam edeceğiz. Bir seçim ihtilafı olduğunda, Yüksek Adalet Mahkemesi Seçim Dairesi bunu karara bağlar. Venezuela anayasası ülkedeki herkes içindir.” ifadelerini kullandı.
Maduro, Chavez’in heykelinin sokaklarda şiddet olaylarına yol açan “faşistlerce” saldırıya uğradığını hatırlatarak, Ulusal Meclis’in (AN) “caydırıcı” cezalar çıkartmak için harekete geçtiğini belirtti.
İsim vermeden muhalifleri hedef alan Maduro, “Ülkenin enerji santrallerini sabote etmeyi ve Venezuela’yı elektriksiz bırakmayı amaçladılar. Cumhuriyete karşı suç teşkil eden saldırılarda bulundular ve bazılarının yarası ağır çok sayıda ulusal polisimiz şiddet olaylarında yaralandı. Zarar verdikleri kamu kurumlarımızı kısa sürede yeniden ayağa kaldırdık.” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görüşmede, Rusya’nın, bir barış anlaşmasının geliştirilmesi, sınırların belirlenmesi ve çizilme sürecinin desteklenmesi, ulaşım ve lojistik bağlantılarındaki engellerin kaldırılması konularında Ermenistan ve Azerbaycan’a yardım sağlamaya devam etmeye hazır olduğu vurgulandı.
Putin ve Paşinyan, özellikle iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik etkileşimin olumlu dinamiklerine de dikkat çekti.
Liderlerin görüşmesinde, temasların sürdürülmesi konusunda mutabakata varıldı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
We raised the security level at NATO Airbase Geilenkirchen based on intelligence information indicating potential threat. All non-mission essential staff have been sent home as a precautionary measure. The safety of our staff is our top priority. Operations continue as planned.
— NATO AWACS (@NATOAWACS) August 22, 2024
NATO AWACS’ın sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamada, alınan istihbarat doğrultusunda “potansiyel tehdit” nedeniyle Geilenkirchen kentindeki hava üssünde güvenlik seviyesinin artırıldığı bildirildi.
Görevlerde yer almayan personelin tedbir amaçlı evlerine gönderildiği belirtilen açıklamada, “Personelimizin güvenliği en önemli önceliğimizdir.” ifadesi kullanıldı.
Açıklamada, hava üssündeki operasyonların sürdüğü kaydedildi.
*Haberin görseli ShutterStock tarafından servis edilmiştir. Temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahya kentine İsrail’in hava saldırısı düzenlediğini açıklayan Basal, saldırıda Filistinli Hammuda ailesinin evinin tamamen yıkıldığını bildirdi.
Basal, saldırı sonucunda aralarında çocuk ve kadınların olduğu 11 Filistinlinin yaşamını yitirdiğini kaydetti.
İsrail’in Beyt Lahya’nın eş-Şeyma bölgesinde bulunan Kasım ailesinin evine de saldırı düzenlediği bilgisini veren Basal, olayda çok sayıda Filistinlinin yaralandığını aktardı.
Öte yandan, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya Mülteci Kampı’nın Tel ez-Zater bölgesinde, İsrail savaş uçakları Filistinli “Selman” ailesine ait evi bombalarken, saldırıda 1 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı.
Bölgeinin kuzeyinde, Gazze kentine bağlı Ez-Zeytun Mahallesi’ne düzenlenen saldırıda 1 Filistinlinin hayatını kaybettiği kaydedildi.
AA’nın haberine göre; Gazze’nin orta kesimlerindeki Megazi Mülteci Kampı’nda İsrail ordusunun “Ed-Debaki” ailesine ait evi hedef alması sonucu ise 6 Filistinli hayatını kaybetti.
Ayrıca, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un doğusunda bulunan Beni Süheyle beldesinde “Ebu Şebab” ailesinin evine düzenlenen hava saldırısında 5 Filistinlinin öldüğü, çok sayıda Filistinlinin yaralandığı bildirildi.
Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’nden alınan bilgiye göre ise Abasan el-Kebira kasabasında İsrail güçlerinin Filistinlileri hedef alan saldırılarında biri çocuk 3 Filistinli vefat etti. Yaralılar Gazze Şeridi’ndeki hastanelere nakledildi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 480’i çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 40 bin 265 Filistinli öldü, 93 bin 144 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Patlama, bir dizi depremin ardından saat 21:00 civarında başladı.
Yetkililer, patlamanın etkilerinin bazı yolların kapanmasıyla sınırlı olduğunu söyledi.
Patlamanın hava ulaşımını etkilemesinin beklenmediği kaydedildi.
*Haberin görselleri Associated Press tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rus medyasında yer alan haberlere göre, Volgograd bölgesindeki hapishanede bazı mahkumlar isyan çıkardı.
İsyanın disiplin komisyonu toplantısı esnasında başladığı, olaylarda ölü ve yaralıların bulunduğu ifade ediliyor.
Sosyal medyadaki paylaşımlarda hapishane müdürü ile bazı görevlilerin rehin alındığı belirtiliyor. Paylaşılan görüntülerde bazı görevlilerin mahkumlarca öldürüldüğü görülüyor.
İsyanı terör örgütü DEAŞ mensuplarının gerçekleştirdiği iddia ediliyor.
*Haberin görseli Unsplash tarafından servis edilmiştir. Temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Getirilen yeni kurallara göre, bir kadının kamusal alanda her zaman vücudunu örtmesi ve yüzünü kapaması zorunlu hale getirildi. Giysilerin ince, dar veya kısa olmaması gerektiği belirtildi.
Taliban’ın yeni yayınladığı 114 sayfalık yeni talimat listesinde günlük hayata yönelik birçok kısıtlama yer aldı.
Kadınların, erkeklerin bulunduğu kamusal alanlarda seslerinin duyulmaması gerektiği, bu nedenle halk içinde yüksek sesle konuşmamasının yasak olduğu ifade edildi.
Kadınların kan veya evlilik bağı olmayan erkeklere bakmalarının yasak olduğu belirtildi.
Afganistan’da Taliban’ın iktidarı ele geçirdiği günden kadınlara pek çok konuda kısıtlama getirildi. Kısıtlamalar kapsamında kadınların tek başına seyahat etmesi yasaklandı, birbiriyle kan bağı bulunmayan kadın ve erkeklerin bir arada bulunması yasaklandı.
REKLAM
*Haberin görseli Associated Press tarafından servis edilmiştir. Temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İspanya resmi haber ajansı EFE’nin Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına dayandırarak verdiği haberde de hükümetin seçim kayıtları kapsamlı ve doğrulanabilir şekilde yayımlanıncaya kadar Venezuela’daki seçimin sonuçlarını tanımayacağı ifade edildi.
EFE’nin haberinde, İspanya hükümetinin Venezuela’daki seçim sonuçları konusunda “tam şeffaflıkta ısrarcı olduğu” vurgulanarak, “Venezuelalıların barışçıl gösteri yapma ve siyasi görüşlerini özgürce ifade etme haklarına saygı duyulması” çağrısını yaptığı belirtildi.
Venezuela’nın en yüksek yargı organı Yüksek Adalet Mahkemesi, ülkede 28 Temmuz’da düzenlenen devlet başkanı seçimini Nicolas Maduro’nun kazandığını teyit eden kararı bugün açıklamıştı.
Mahkeme, Venezuela Seçim Konseyinin 29 Temmuz’da duyurduğu sonuçları onaylamıştı. Buna göre Maduro, yüzde 51,20 oyla üçüncü kez devlet başkanı seçimini kazanmış oldu.
Muhalefet koalisyonu adayı Edmundo Gonzalez ve muhalif lider Maria Corina Machado ise seçim sonuçlarını reddediyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gulyas, başkent Budapeşte’de düzenlediği basın toplantısında, AB Adalet Divanının ülkesi hakkında haziran ayında Birliğin göç politikasını ihlal ettiği gerekçesiyle verdiği 200 milyon avroluk cezayla ilgili konuştu.
“Brüksel göçmen istiyorsa alacak.”, “AB dış sınırda göçü durdurmayı imkansız hale getirirse herkese tek yön bilet vereceğiz.” gibi ifadeler kullanan Gulyas, Brüksel’i ikiyüzlülükle de suçladı.
REKLAM
Gulyas, Şengen sınırlarının korunmasının yalnızca Macaristan için değil, tüm Avrupa için bir sorun olduğunu ve ülkesinin iki Şengen dışı ülkeyle (Ukrayna ve Sırbistan) sınır paylaşmasına rağmen sınırı korumak için ek kaynak almadığını söyledi.
Macaristan ile AB arasındaki göçmen anlaşmazlığı, Aralık 2020’ye dayanıyor. Bu tarihte AB Adalet Divanı, Macaristan’ın sığınmacıları “gözaltına alınmaya varan koşullarda” ve “transit bölgelerde” hukuka aykırı bir şekilde tuttuğuna hükmetmişti.
AB’nin en üst mahkemesi ayrıca Macaristan’ın sığınma prosedürlerine sınırlı erişim sağladığına ve başvuru yapmayı “neredeyse imkansız” hale getirdiğine karar vermişti.
Macaristan’ın bu kararı reddetmesi üzerine, 13 Haziran’da mahkeme bu kez ülkenin AB’nin sığınma mevzuatının uygulanmasından “kasıtlı olarak kaçındığını” belirterek Budapeşte’yi AB hukukuyla uyumlanmakta her bir günlük gecikmesi için 1 milyon avro para cezası da dahil olmak üzere toplam 200 milyon avroluk cezaya çarptırmıştı.
AB Macaristan’ı demokrasi ile hukukun üstünlüğü gibi ilkelerde gerileme olduğu gerekçesiyle bir süredir eleştiriyor.
REKLAM
AB’nin başlattığı “Birlik hukukunu ihlal” gerekçeli prosedür gereği, ortak bütçeden Macaristan’a ayrılan büyük miktarda pay dondurulmuştu.
Macaristan, Rusya ile ilişkileri nedeniyle AB’nin ortak dış politikasına uyumsuzluk gösterdiği eleştirilerine de maruz kalıyor.
Ülkesinin 1 Temmuz itibarıyla üstlendiği AB dönem başkanlığı görevinin 5. gününde, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Moskova’yı ziyaret etmesi gerginliği tırmandırmıştı.
*Haberin görseli ShutterStock tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tüm dünyanın ABD’yi, kasımdaki seçimin “altından kalkıp kalkamayacağını” görmek için takip ettiğini belirten Obama, seçimlerin kafa kafaya gittiğine işaret ederek yarışın “sıkı geçeceğini” dile getirdi. Obama, başkanlığı döneminde yardımcısı olarak görev yapan Başkan Joe Biden’ın da “tehlike anında demokrasiyi koruduğunu” savundu.
OBAMA’DAN TRUMP’A “TEHLİKELİ” NİTELEMESİ
Eski Başkan Obama, ayrıca Harris’in rakibi Eski ABD Başkanı Trump’ı “tehlikeli” diyerek eleştirdi. Obama, “Gerçek şu ki, Donald Trump iktidarı kendi amaçları için kullanacağı bir araçtan başka bir şey olarak görmüyor. Çoğunlukla kendisine ve zengin dostlarının işine yarayacağı bir başka büyük vergi indiriminin bedelini orta sınıfın ödemesini istiyor.” diye konuştu.
Seçmenlerin “Donald Trump’ın Beyaz Saray’ı yeniden ele geçirme girişimini reddetmesi gerektiğini” ifade eden Obama, “Bu filmi daha önce de gördük ve hepimiz devamının genellikle daha kötü olduğunu biliyoruz.” dedi. Bu arada Obama, mitinglere katılan kalabalıkların boyutuna dair sık sık yorumlarda bulunmasına gönderme yaptığı Trump’ın “boyutlar” konusunda bir takıntısı olduğunu belirtti Obama’nın bu sırada eliyle yaptığı hareket Demokrat Partili kalabalık tarafından kahkahalarla karşılandı.
Eşi Michelle Obama da kongrede yaptığı konuşmada, 2008 başkanlık kampanyasının sloganlarından birine atıfta bulunarak Harris için “Umut geri dönüyor.” ifadesini kullandı. Harris’in başkanlık için “hazır olduğunu” vurgulayan Michelle Obama, Trump’ın dönemi boyunca farklı ırkları korkuyla birbirinden ayırdığını söyledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ukrayna ordusunun Kursk’a saldırısıyla ilgili Zaharova, Kiev’in bölgede sivillere karşı işlediği “suç ve terör eylemlerini” Batılı liderlerin desteklediğini savundu.

Zaharova, ülkedeki terör saldırılarının özellikle de Kursk’taki yabancı paralı savaşçılar ve yabancı askeri teçhizatın Batı’nın Kiev’e destek verdiğini ispatladığını belirterek, “Kursk bölgesi topraklarının işgali Batı’nın kapsamlı desteğiyle gerçekleşiyor ve onun tarafından da onaylanıyor.” dedi.
Batı medyasında, NATO ülkelerinin Rus topraklarındaki hedeflere ilişkin istihbarat bilgilerini Kiev ile paylaşmadıkları yönünde haberler yapıldığına işaret eden Zaharova, “Elbette bunların hiçbiri doğru değil.” diye konuştu.
Sözcü Zaharova, bu yolla NATO üyesi ülkelerin yetkililerinin Kiev tarafından gerçekleştirilen “terör eylemlerinin” sorumluluğundan kendisini kurtarmaya çalıştığını ileri sürdü.

Ukrayna yönetiminin Kursk bölgesine yaptığı saldırıya bahane aradığını ve her geçen gün “saçma ve uydurma argümanlar bulduğunu” ifade eden Zaharova, Ukraynalı yetkililerin Kursk bölgesinde sivillere yönelik yaptıkları saldırılardan sonra onlarla kimin anlaşmaya varacağı sorusunu cevapsız bıraktıklarını belirtti.
Zaharova, “Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin topraklarımızı işgal etme girişimi, haydut cuntasıyla herhangi bir müzakere olasılığını apriori olarak ortadan kaldırdı.” ifadelerini kullandı.
“GAZZE’DE DURUM İÇİN BMGK VE BM KARARLARI UYGULANMALI”
Sözcü Zaharova, Gazze Şeridi’ndeki insani duruma da dikkati çekerek, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve BM Genel Kurulunun ateşkes talep eden ve bölgeye engelsiz insani erişim sağlanması yönündeki kararlarının derhal uygulanması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.” dedi.


“ERİVAN KENDİ HATALARINDAN DOLAYI BAŞKALARINI SUÇLUYOR”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, Sünik bölgesi üzerinden ulaşım bağlantılarına ilişkin Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya arasında yapılan üçlü anlaşmayı Erivan’ın sabote ettiğine yönelik açıklamasını hatırlatan Zaharova, Erivan yönetiminin Batı’nın emriyle hareket ettiğini söyledi.
Zaharova, Ermenistan Dışişleri Bakanlığının bu yöndeki tepkisine yönelik, “Bu, Erivan’ın kendi hatalarından, kendi stratejik yanlış hesaplarından dolayı başkalarını suçlama tarzının bir başka örneğidir.” diye konuştu.

“TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİNİN NORMALLEŞMESİNİ DESTEKLİYORUZ”
Türkiye ve Suriye’nin ilişkileri normalleştirme yönündeki girişimlere ilişkin de yorum yapan Zaharova, Ankara ve Şam’ın bu hususa önem verdiğini anımsattı.
Zaharova, Moskova’da, ilişkilerin yeniden tesisi için farklı formatlarda toplantı yapıldığına işaret ederek, “Türkiye-Suriye ilişkilerinin en yüksek ve üst düzeyde geliştirilmesine yönelik tüm konuların tartışılmasıyla, diyaloğun geliştirilmesi için çok iyi bir temel atıldı. Etkinliğini ve geçerliliğini defalarca kanıtlamış olan Astana formatı başta, Ankara ile Şam arasında ilişkilerin sağlanmasına yardımcı olmak amacıyla yakın koordinasyonu daha da ilerletmeye kararlıyız. Genel olarak iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi destekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ukrayna’nın, Sahel’de “uluslararası terörizmi” desteklediği vurgulanan mektupta, “Afrika’daki terörist grupları güçlendiren bu yıkıcı eylemlere karşı önlem alınması” çağrısı yapıldı. Mektupta, “Bu, Ukrayna hükümetinin Afrika’da, özellikle de Sahel’de teröre verdiği desteği resmileştirmiştir. Bu eylemler aynı zamanda egemenliğimizin ve toprak bütünlüğümüzün ihlalini, açık bir saldırıyı ve uluslararası terörizme desteği teşkil etmekte olup ilgili uluslararası sözleşmeleri açıkça ihlal etmektedir.” ifadeleri kullanıldı.
Cezayir sınırındaki Kidal’e yaklaşık 230 kilometre mesafedeki Tinzaouatene kasabasında Mali ordusu ile Tuareg isyancıları 25-28 Temmuz’da çatışmaya girmiş ve Mali ordusu önemli ölçüde kayıp verdiğini bildirmişti.
Cezayir Anlaşması ile silah bırakan grupların birleştiği Azavad Hareketleri Koordinasyonun (CMA) oluşturduğu Azavad Halkının Savunması için Stratejik Çerçeve’den (CSP-DPA) yapılan açıklamada ise Mali ordusunun bozguna uğratıldığı ve Mali ordusuyla hareket eden çok sayıda Wagner askerinin öldürüldüğü duyurulmuştu.
Rus Telegram hesaplarında, Wagner’in yaklaşık 50 askerinin öldüğü iddia edilmiş ve Wagner’in “Razgruzka Wagnera” isimli Telegram hesabından, çatışmada gruba komutanlık eden Rus Sergey Şevçenko’nun yaşamını yitirdiği belirtilmişti.
Ukrayna Savunma Bakanlığı İstihbarat Ana Müdürlüğü Sözcüsü Andriy Yusov da Tuareg isyancılarına, Wagner’e karşı istihbarat desteği sağladıklarını ima etmişti.
Mali’de savcı Amadou Bocar, Ukraynalı yetkililerin karıştığını iddia ettiği “terör saldırısı” nedeniyle ülkesinde bir soruşturma başlatıldığını bildirdi.
Söz konusu çatışma, Wagner’in Afrika’da verdiği en büyük kayıp olarak değerlendiriliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“72 YANGININ 69’U KONTROL ALTINDA”
Orman yangınlarında son duruma ilişkin bilgi veren Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Toplam 72 yangın vardı şuan itibarıyla bunlardan 69’u kontrol altına alınmış durumda. Bir önceki günden gelen üç tane ile dün çıkan üç tane halihazırda 6 tane aktif yangın var. Dünden gelen Aydın Didim ve İzmir Ödemiş’in kontrol altında olduğunu söylemek istiyorum” dedi.
Bakan Yumaklı, “Aktif olan yangınlardan Bolu Göynük yangını. Burada enerjisi düşürüldü. Hem arazi yapısının çok sarp olması, dik yamaçlar, kanyonlar olması sebebiyle hava araçlarımızın ve karadan arkadaşlarımızın müdahalesi zorlukla yürüyor. Burası şu an için rüzgarın da olmaması sebebiyle bu bizim için iyi bir şey. Ancakduman var görüş alanını da düşürüyor. Bir süre böyle devam edecek. Yani arkadaşlar söndüre söndüre ve soğuta soğuta devam edecekler” sözleriyle son durumu aktardı.
“ŞEHRİ TEDİRGİN EDECEK BİR DURUM SÖZ KONUSU DEĞİL”
İkinci yangının Karabük Ovacık’ta devam ettiğini ve buranın da enerjisinin düşürülmüş vaziyette olduğunu ifade eden Bakan Yumaklı, “Burada da arkadaşlar yine hem söndürme hem de soğutma çalışmalarına devam edecekler. Üçüncü yangın içinde bulunduğumuz şu anda İzmir Yamanlar. Buranın da enerjisi düştü. Ben burayla ilgili birkaç bilgi vereyim. Sancaklı Köyü yakınında burada da yine dik vadiler ve bir özellikle sarp alan var. Oraya hava araçları müdahale edemiyor. Karadan arkadaşlarımız bütün gece boyunca müdahalelerini yaptılar. Şu anda orası devam ediyor. Şehri ilgilendiren herhangi bir husus kalmadı. Yani halihazırda yangınla ilgili şehri tedirgin edecek herhangi bir husus söz konusu değil. 2 uçak ve 11 helikopter bu bahsetmiş olduğumuz tek bir hat halinde gelen yerlere müdahale etmeye devam ediyorlar” sözlerini kullandı.
“YOĞUN MÜCADELE VAR”
Muğla Milas’ta devam eden yangının da enerjisinin düştüğünü ve gün içerisinde bölgeden güzel haber vereceklerini kaydeden Yumaklı, “Karabük Ovacık’ı bahsetmiştim. Dün akşam bahsettiğim Aydın Bozdoğanlar, burası çok inanılmaz bir rüzgar şiddetiyle başladı. Çok kısa zamanda yayıldı. Yani bizim arkadaşlarımız müdahale etmiş olmasına rağmen onları da aşarak gitti hep. Ama gece hem rüzgarın düşmesi hem de nemin bir miktar yüzde 10’un üzerine çıkması ki biliyorsunuz yani yüzde 30’ların altına düştüğü zaman en büyük tehlike arz ediyor. Burada yüzde 9’lara 8’lere inmişti bir ara. Yüzde 10’un üzerine çıkmasıyla arkadaşlar müdahale ettiler ve yangının yayılmasıyla alakalı gidiş yönünü tuttular. Şimdi geriye doğru kapata kapata gidiyorlar. Ancak o yoğun enerjiyle başladığı için başlangıç noktasında halihazırda bir güçlük var. Yangın kendisini tekrar kuvvetlendirmek istiyor. Burada da arkadaşlarımızın yoğun mücadelesi var” dedi.
Aydın’a geçeğini belirten Yumaklı, herhangi bir yerleşim yeri tehdidinin olmadığını belirterek “Bir ekosistemin içerisindeki ki yani bizimle aynı dünyayı paylaşan canlıların maalesef ki ve de maalesef bunu hep söylüyoruz etkilenmesinin dışında herhangi bir can kaybımız yok. İzmir’de bu bahsetmiş olduğumuz soğutma çalışmaları devam edecek. Biraz süre alabilir. Ancak dediğim gibi yangın anlamında ya da tehdit oluşturacak çok olağanüstü bir meteorolojik koşul olmadığı takdirde herhangi bir husus yok” ifadelerini kullandı.
“ORGANİZE KÖTÜLÜKLE MÜCADELE EDİYORUZ”
“Gece boyu hem yangınlarla mücadele ederken hem de bir organize kötülükle mücadele ediyoruz” diyen Bakan İbrahim Yumaklı, “Bu da enteresan. İnsan ülkesine bunu niye yapar anlayabilmiş değilim. Uluslararası çağrılar var mesela. Hep söylüyoruz bizim uluslararası çağrıyı gerektirecek herhangi bir hususumuz yok ki. Bu neden yapılıyor? Panik oluşturmak için yapılıyor maalesef. Lütfen ilgili arkadaşlarımın, valiliklerin açıklamalarını baz alalım.
İkincisi de başka tarihler, başka ülkeler, başka şehirlerdeki yangın sanki İzmir yangınıymış gibi servis edildi. Yani organize kötülük demekten başka aklıma bir şey gelmiyor açıkçası. Buradan tekrar bütün vatandaşlarımıza bu tür dezenformasyonlara kanmamalarını, bizlerin açıklamalarını takip etmelerini özellikle rica ediyorum.
Pazar gününe kadar hepimizin son derece dikkatli olması gereken bir periyottayız. Burada çok düşük nem, yüksek sıcaklık ve şiddetli rüzgar adeta yanmak için sebep arayan ortamlar oluşturuyor. Lütfen bizler de gerekli ihtimamı gösterelim, hassasiyeti gösterelim. Eylül’ün 15’ine kadar bizim alarm durumumuz devam ediyor” sözleriyle yaşananları özetledi.
Olgun KızıltepeHaberler.com – Yaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fouga Magister adı verilen jet, önce deniz üzerinde gösterişli bir uçuş sergiledi. Ancak kısa süre sonra, seyircilerin şaşkın bakışları altında aniden suya daldı.
Uçağın pilotu, ne yazık ki kendini kurtaramadı. Çünkü bu eski model jette, modern savaş uçaklarında bulunan fırlatma koltuğu yoktu. Pilotun cansız bedeni, daha sonra kıyıya yakın bir bölgede bulundu.
Bu elim kaza, Cuma günü akşam saatlerinde, saat 17:00’ye yaklaşırken meydana geldi. Fouga Magister, aslında 1960’larda Fransız Hava Kuvvetleri’nde kullanılmış, şimdilerde ise daha çok koleksiyoncuların ilgisini çeken tarihi bir uçak modeli.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, jetin suya çarpma anı net bir şekilde görülüyor. Uçak, çevredeki teknelere çarpmadan denize düşmeyi başardı, bu da olası daha büyük bir faciayı önledi.
Olayı gören bir vatandaş şöyle anlattı: “Uçak önce havada bir gösteri yaptı, sonra aniden alçalmaya başladı ve limanın ucundaki iskeleye yakın bir yerde suya çakıldı.”
Başka bir görgü tanığı ise şaşkınlığını şu sözlerle dile getirdi: “Akrobasi hareketleri yapıyordu. Suya doğru alçaldı, tekrar yükseleceğini sandık ama yükselmedi. Herkes şok içinde kaldı.”
Bu kaza, Fransız Hava Kuvvetleri’nin ünlü akrobasi ekibi Patrouille de France’ın gösterisi sırasında gerçekleşti. Ekip, o gün öğleden sonra halka açık bir gösteri yapmak üzere hazırlanmıştı.
Düşen uçak, gösteride yer alacak ikinci uçaktı. Fouga Magister jetleri, bir zamanlar bu ünlü akrobasi ekibinin gözde uçaklarıydı. Bu uçaklar, pilot eğitimi için tasarlanmış olup saatte 850 kilometre hıza ulaşabiliyordu.
Yerel yetkililer, kaza sonrası hemen arama kurtarma çalışmalarına başladıklarını ve bölgeye itfaiye ile jandarma ekiplerinin sevk edildiğini açıkladı.
Bu üzücü olay, hava gösterilerinin hem pilotlar hem de izleyiciler için taşıdığı riskleri bir kez daha gözler önüne serdi.


Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Heniyye, babasının ölümüne herhangi bir bomba düzeneğinin neden olmadığını düşündüğünü ifade ederek “Korumalar ve diğer danışmanlar babamın odasından sadece birkaç metre uzakta oturuyorlardı, dolayısıyla bir bomba olsaydı tüm binanın patlayacağı açıktı. Odada bomba olduğu yönündeki söylentilerin tamamen asılsız olduğunu düşünüyorum.” dedi.
“OPERASYON ÇOK KARIŞIK OLMADI”
Hamas liderinin kaldığı odanın füzeyle hedef alınmasına dair ise Heniyye, şunları kaydetti:
REKLAM
“Güdümlü füze, olaydan önceki gece babamın odasında ve başının yakınında bulunan cep telefonunun izlenmesiyle yönlendiriliyordu. Babam resmi bir törene cep telefonuyla katıldı ve bu nedenle bu operasyon çok karmaşık olmadı.
Babamla o gün defalarca telefon görüşmesi yaptık. Şehit olduğu gece saat 22.15’e kadar telefonunu aktif olarak kullandığını düşünüyorum.”
İRAN, KISA MENZİLLİ ROKETE İŞARET ETMİŞTİ
Heniyye, yeni İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmak için Tahran’da bulunuyordu.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, 31 Temmuz’da sabaha karşı yaptığı açıklamada, Heniyye’nin Tahran’da kaldığı konutuna saldırı düzenlendiğini duyurdu.
Olayın ilk günlerinde açıklama yapmayan İran makamları, 4 Ağustos’ta Heniyye’ye düzenlenen suikasta ilişkin incelemelerin sonuçlarını paylaşmıştı.
Suikastın, 7 kilogram savaş başlığı taşıyan kısa menzilli bir roketle gerçekleştirildiği belirtilmişti.
ABD’de New York Times gazetesi ise Heniyye’nin kaldığı konuta aylar önce gizlice yerleştirilen bombanın patlatılmasıyla öldürüldüğünü iddia etmişti.
REKLAM
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ukrayna ordusunun Kursk’taki eylemlerini anlatan Sırskiy, “Saldırı grubundaki birliklerimiz düşman tarafına doğru çeşitli yerlerde bir ila 3 kilometre ilerleme kaydetti. Tüm cephe hattı boyunca çatışmalar devam ediyor. Genel olarak durum kontrol altında.” ifadelerini kullandı.
Şu anda Kursk bölgesinin Suca ilçesine bağlı Malaya Loknya köyü yakınlarında çatışmaların devam ettiğini aktaran Sırskiy, “Umarım orada çok sayıda esir alınacak. Esir takas fonumuzu doldurmaya devam ediyoruz.” dedi.
Sırskiy, Tümgeneral Eduard Moskalev’in dün Kursk bölgesinde oluşturulan askeri komutanlık merkezi başkanlığı görevine başladığını belirterek, “Her şey sağlanmıştır. Lojistik sistemi sorunsuz çalışıyor.” bilgisini paylaştı.
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin bölgedeki askeri varlığını güçlendirdiğini vurgulayan Singh, “Artan bölgesel gerilimlerin ışığında, caydırıcılık ve İsrail’in savunması için duruş sergilerken, bölgedeki gerilimi azaltmaya odaklanmaya devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Orta Doğu’daki durumu yakından izlemeyi sürdüreceklerini kaydeden Singh, “İsrail’in saldırıya uğraması durumunda, mutlaka İsrail’i savunmaya geliriz.” dedi.
Singh, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını güçlendirmesinin “caydırıcı ve bölgesel bir gerilim istemediği mesajı verme amaçlı” olduğunu belirterek, Gazze’de ateşkes sağlamak için çabaları da sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, nükleer yakıtla çalışan ve F-35C savaş uçaklarıyla donanımlı USS Abraham Lincoln’ün Orta Doğu’da sorumlu olduğu alana gidişini hızlandırma talimatını verdiğini duyurmuştu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Netanyahu ile 26 Temmuz’da iki buçuk saat süren bir görüşme yaptığını aktaran Trump, o günden bu yana kendisiyle görüşmediğini ifade etti.
Trump, “Onunla konuşabileceğimi umuyorum ama o zamandan beri konuşmadım.” dedi.
Netanyahu’yu ateşkes anlaşmasını kabul etmeye teşvik edip etmediğine yönelik soruya Trump, “Hayır, onu teşvik etmedim. O ne yaptığını biliyor. Onu bu işi bitirmesi için teşvik ettim.” ifadelerini kullandı.
ABD’nin Axios haber sitesi, önceki gün iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberinde, Trump ile Netanyahu’nun telefonda görüştüğünü iddia etmişti. Haberde, Amerikalı yetkililerin, Netanyahu ve Trump’ın “Gazze Şeridi’nde ateşkes ve karşılıklı esir takası anlaşması” konusunu ele aldıklarına dair bilgi aktardığı öne sürülmüştü.
İsrail Başbakanlık Ofisinden yapılan açıklamada ise Netanyahu ile Trump arasında görüşme yapıldığına dair haberlerin gerçeği yansıtmadığı bildirilmişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hamas’ın katılmadığı toplantının ardından üç ülke ortak bir yazılı açıklama yayımladı.
Açıklamaya göre taraflar, ABD’nin bugün yeni bir öneri sunduğu ve bu önerinin hızlı bir şekilde uygulanmasına olanak tanıyacak şekilde kalan boşlukları kapatan bir öneri olduğunu belirtti.
Başkan Joe Biden tarafından 31 Mayıs’ta belirlenen ilkelerle tutarlı bir Gazze ateşkes önerisinin Washington tarafından sunulduğu ve tarafların kararını vermek üzere önümüzdeki haftasonundan önce yeniden bir araya geleceği açıklandı
İsrail heyetinin bu akşam Doha’dan ayrılarak ülkesine döneceği bildirilirken, ABD Dışişleri Bakanı Blinken ve İsrail Başbakanı Netanyahu pazartesi günü bir görüşme gerçekleştirecek.
Hamas’tan ilk açıklama
Hamas tarafı ise anlaşmaya soğuk.
Reuters’a konuşan bir Hamas yetkilisi, ABD’nin sunduğu yeni önerinin 2 Temmuz’daki taslakta belirtilen hususları kapsamadığını söyledi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Gazze’deki saldırılarının durdurulmasına yönelik Doha’da yapılan görüşmelerin gidişatı konusunda Katarlı Bakan ile görüş alışverişinde bulunduğunu aktaran Bakıri, “ABD ile İsrail’in müzakere masasındaki aldatma ve sahtekarlık girişimlerine dikkat çektiğini” ifade etti.
Bakıri, ABD’yi Gazze’de ateşkes görüşmelerinde arabulucu değil, İsrail’e savaş silahları sağlayan bir suç ortağı kabul ettiklerini belirterek, Tel Aviv’i Gazze’deki saldırılarını durdurmaya zorlayacak şekilde tüm imkanların kullanılması gerektiğini kaydetti.
İki Bakan, Doha’daki ateşkes görüşmelerinin dün başlamasından bu yana ikinci kez telefonda görüştü.
Bakıri, dünkü görüşmede İsrail’in Gazze’de işlediği soykırım suçlarının durdurulması için diplomatik girişimler dahil olmak üzere ortak çabalara devam edilmesinin önemini vurgulamıştı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Savett, Biden’ın hem Sisi hem de Şeyh Temim ile görüşmelerinde “Doha’daki ateşkes görüşmelerinde kaydedilen ciddi ilerlemeyi” ele aldığını ve bundan sonraki sürece ilişkin görüşleri kendileriyle paylaştığını aktardı.
Beyaz Saray’dan Biden’ın telefon görüşmelerine ilişkin yazılı açıklama yapılacağı belirtildi.
ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Bakan Antony Blinken’ın 17 Ağustos’ta İsrail’e gideceği bildirilmişti.
İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze Şeridi’nde ateşkese varılması amacıyla Katar’ın başkenti Doha’da perşembe ve cuma günleri müzakereler yapılmıştı.
“İyi geçtiği” açıklanan Doha’daki müzakerelere, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü Bill Burns, Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil ve Mossad Direktörü David Barnea’nın başkanlığındaki heyetler katılmıştı.
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA’nın haberine göre; Gazze’nin güneyindeki Deyr el-Belah bölgesinde henüz aşı olmamış 10 aylık bir bebekte çocuk felci virüsünün tespit edildiği aktarıldı.
GAZZE’DE “ÇOCUK FELCİ VİRÜSÜ” ENDİŞESİ
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 20 Temmuz’da, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus ile orta kesimindeki Deyr el-Belah kentlerinde tip iki çocuk felci virüsü tespit edildiğini açıklamıştı.
DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus, Gazze’de 8 yaş altı 600 bin çocuğa yönelik çocuk felci aşılama kampanyasıyla ilgili çalışmalar yürüttüklerini ve 1 milyondan fazla çocuk felci aşısını Gazze’ye gönderdiklerini duyurmuştu.
*Haberde AA’nın arşiv fotoğrafı kullanılmıştır.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’de, insani açıdan bir “serbest düşüş” yaşandığını ifade eden Guterres, son haftalarda bölgedeki atık sularda çocuk felci virüsü tespit edildiğini, bunun, virüsün şu anda Gazze’de “risk altında olan yüz binlerce çocukta bulunduğu anlamına geldiğini” belirtti.
Genel Sekreter, “BM, Gazze’de 340 binden fazla çocuk için hayati önem taşıyan bir çocuk felci aşısı kampanyası başlatmaya hazırlanıyor.” diye konuştu.
Antonio Guterres, Gazze’de temiz su ve sanitasyon sistemlerinin yok edilmesi, hastanelerin çoğunun hizmet veremez durumda olması ve güvenlik nedeniyle insanların “sürekli kaçmak zorunda olmaları” gibi zorluklara da değindi.
“Rutin aşılamalar, çatışma nedeniyle ciddi şekilde aksadı. Kızamık ve Hepatit A gibi diğer önlenebilir hastalıkların yayılmasını artırdı.” diyen Guterres, şunları kaydetti:
“Tüm taraflardan, kampanya için insani aralar garanti ederek derhal somut güvenceler vermelerini rica ediyorum. Açık olalım, çocuk felci için en etkili aşı barış ve derhal insani bir ateşkes sağlamaktır. Her yerde savaş varken çocuk felci aşılama kampanyası yürütmek imkansızdır. Çocuk felci siyasetin ötesine geçer, tüm bölünmeleri aşar. Aksi takdirde, sadece Gazze’deki Filistinli çocuklar için değil, aynı zamanda komşu ülkeler ve bölge için de felaket etkisi yaratacak olan kötülükleri yenmek bizim ortak yükümlülüğümüzdür.”
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’e verdikleri destekten dolayı Lammy ve Sejourne’ye teşekkür eden Katz, “Fransa ve İngiltere dışişleri bakanlarına açıkça belirttim; İran saldırırsa, İsrail, ABD, İngiltere ve Fransa liderliğindeki uluslararası koalisyonun sadece savunmada değil aynı zamanda İran’daki önemli hedeflere saldırıda da İsrail’e katılmasını bekliyor.” ifadelerini kullandı.
Katz, “İsrail’in esir takasına hazır olduğunu ancak Hamas’ın taleplerini sertleştirebileceğini” dile getirdi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Japonya’nın Kanto bölgesi başta olmak üzere farklı kesimlerinde bugün itibarıyla etkili olan Ampil Tayfunu hayatı olumsuz etkiledi. Farklı eyaletlerden gerçekleştirilmesi beklenen en az 990 uçuş iptal edilirken, Tohoku, Joetsu, Hokuriku, Yamagata, Tokaido ve Sanyo hızlı tren hattı seferleri askıya alındı. Ülke genelindeki birçok yerel tren hattında sefer iptalleri ve gecikmeler yaşanırken, bazı otoyollar tedbir amacıyla trafiğe kapatıldı.

AMPİL TAYFUNU HAYATINI FELÇ ETTİ
Ulaşımda yaşanan aksamalar milyonlarca kişinin hayatını felç etti. Bazı şirketler personelini evden çalışmaya teşvik ederken, bazı şirketler ise mesaiyi erken sonlandırma kararı aldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Ayrıca birçok kamu kurumu da saat kısıtlamasına giderek öğlen saatlerinde faaliyetlerine son verdi. Halkın tayfun endişesi ile marketlere akın etmesi nedeniyle sabah saatleri itibarıyla rafların boş kaldığı görüldü.

BİNLERCE EVE ELEKTRİK VERİLEMİYOR
Öğle saatlerinde Kanto bölgesinin farklı kesimlerinde etkili olan şiddetli rüzgarlar, ağaçları, elektrik direklerini ve tabelaları devirdi.

Elektrik dağıtım şirketi TEPCO yerel saatle 13.00 itibarıyla Kanto’daki en az bin 550 hanede elektrik kesintisi yaşandığını açıkladı. Bazı kesimlerde ise şiddetli yağış sebebiyle su baskınları meydana geldiği bildirildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana abluka altındaki Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ölen Filistinlilerin sayısı 16 bin 314’ü çocuk olmak üzere 40 bin 5’e yükseldi.

Enkaz altında da en az 10 bin Filistinlinin bulunduğu biliniyor. İsrail medyası bile siyonist Tel Aviv rejiminin vahşetini gözler önüne serdi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Haaretz gazetesinin araştırma haberine göre İsrail ordusu, daha önce “güvenli” ilan ettiği bölgelerde çok sayıda Filistinliyi öldürdü.

HER AY 4 BİN MASUM CAN
Haberde “Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı ölü sayıları güvenilir, ayda ortalama 4 bin kişi öldü” denildi. 3.3 milyonluk Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 2’sinin bir yıldan kısa süre içinde öldürülmesi İkinci Dünya Savaşı sonrasında benzeri görülmemiş bir vahşet oldu.

Haberde, Gazze ve diğer çatışma bölgeleri arasındaki farklara işaret edilerek şu ifadelere yer verildi: “Gazze’de yaşananlar ile 21. yüzyıldaki diğer savaşlar arasındaki en belirgin fark, bölgenin yaklaşık 360 kilometrekare alana sahip olması, savaşa katılmayan halkın çatışmalardan kaçamaması ve her şeyden önce bölge nüfusuna göre yaşanan büyük kayıp oranı.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İngiltere, iki haftayı aşkın süredir büyük bir krizle karşı karşıya. Southport kentinde 29 Temmuz’da 17 yaşındaki saldırganın 3 çocuğu öldüğü, 8’i çocuk 10 kişiyi de yaralandığı bıçaklı saldırının ardından ülkede ırkçı protestolar başlamıştı.

CAMİ PATLATAYIM ÇAĞRISINA HAPİS CEZASI
53 yaşındaki Julie Sweeney, mahkemede “ölüm ya da ciddi zarar verme tehdidi içeren bir paylaşım yaptığını” kabul etti.
Cheshire’daki Church Lawton köyünde yaşayan kadın, paylaşımı 29 Temmuz’da Southport kentinde 3 kız çocuğun öldürüldüğü bıçaklı saldırı sonrası yaptı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Saldırı İngiltere genelinde ırkçı gösterilere ve şiddet eylemlerine neden olmuştu.
Sweeney, hapse girmesine neden olan yorumu, eylemlerde hedef alınan bir camiyi birlikte onarmaya çalışanları gösteren bir fotoğrafın altında yaptı.

Hartlepool kentinde iş yerlerine, evlere ve arabalara şişe ve taş atıp bir polis aracında hasar oluşmasına yol açan grupta yer alan ve polise yumurta atan 1 kişi, 16 ay hapis cezasına çarptırıldı. Kentteki diğer bir duruşmada ise 54 ve 29 yaşındaki 2 kişiye, 2 yıl 2 ay hapis cezası verildi.

Liverpool’da ise bir kütüphaneyi ateşe vermeye çalışıp binayı yağmalayan grupta yer alan 2 kardeş hapis cezası aldı. Spellow Kütüphanesine yüzü maskeli şekilde girip bilgisayar çalmaya çalışan, ardından da polisin göğsüne vuran kişiye 11 ay, ona yardım eden ağabeyine ise 20 ay hapis cezası verildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, TBMM’de Gazze için düzenlenen özel oturuma katıldı.

“KUDÜS KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”
7 Ekim’den bu yana İsrail saldırılarına maruz kalan Gazze halkının mücadelesini anlatan Mahmud Abbas, “Soykırımın asıl amacı Filistin’i yok etmektir. Bunlara rağmen dik durmaya devam edeceğiz. Gazze Filistin devletinin ayrılmaz asli bir parçasıdır. Gazze’de bir başka devlet olamaz, Gazze’siz Filistin devleti olamaz. İlk kıblemiz Kudüs’ten ödün vermemiz mümkün değildir. Filistin toprağının bir taşını gözden çıkaran bizden değildir. Kudüs kırmızı çizgimizdir” ifadelerini kullandı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

“GAZZE’YE GİDECEĞİZ”
“Tüm kardeşlerimle Gazze’ye gitme kararı aldık. Bedeli hayatımda olsa gideceğim. Hayatımız Gazze’deki bir çocuğun hayatından değerli değil” diyen Mahmud Abbas’ın tarihi mesajları dünya basınında da geniş yer aldı.

“MÜSLÜMAN LİDERLERİ KENDİSİNE KATILMAYA ÇAĞIRDI”
ABD’nin önde gelen yayın organlarından olan The Washington Post gazetesi, Filistin lideri Abbas’ın Meclis konuşmasını manşetlere taşıdı. Abbas’ın Gazze’ye gideceği mesajını paylaşan gazete “Abbas, Gazze’yi ziyaret edeceğini ve Müslüman liderleri kendisine katılmaya çağırdığını söyledi” manşetiyle gündeme taşıdı. Haberde, “İsrail-Hamas savaşının şiddetlendiği bir dönemde Gazze’ye gitme sözü verdi” ayrıntısı yer aldı.

TÜRKİYE VE FİLİSTİN BAYRAKLARI YANYANA
Fransız gazetesi Le Monde, Mahmud Abbas’ın “Gazze ve Kudüs’e gideceğim” sözlerini manşete taşıdı. Haberde, birçok milletvekili ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk ve Filistin bayraklarıyla süslenmiş beyaz bir atkı taktığını yazdı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Almanya Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser, dünyaya özgürlük ve demokrasi dersi veren açıklamalar yaptı. Ancak aldığı kararla ülkesinde bile tepkiye yol açtı.

Almanya Redaksiyon Ağı’nın (RND) güvenlik birimlerine yakın çevrelerden edindiği bilgiye göre Bakan Faeser’ın hazırladığı bir yasa tasarısında, terör başta olmak üzere güvenlik açısından tehlike oluşturan durumlarda savcılıktan izin alınmasına gerek olmadan BKA elemanlarının söz konusu konut ve yerlere girerek gizlice arama yapmalarına imkân kılınmasının öngörüldüğü yer aldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

BİLGİSAYARLARA İZLEME SİSTEMİ YERLEŞTİREBİLECEK
Tasarıya göre Alman polisi bu aramalar sırasında bilgisayar ve cep telefonlarına uzaktan kumandalı izleme sistemi ve gizli kameralar yerleştirilebilecek.

KAMUSAL ALANDA YÜZ TANIMA UYGULANACAK
Taslakta yer almayan ancak konuşulan bir diğer yöntemin de ‘kamusal alanda gerçek zamanlı gözetim ve yüz tanıma’. Plana ilk tepki veren Hür Demokrat Partili Adalet Bakanı Marco Buschmann, “Anaysal bir devlette bunu yapamayız” dedi. Hükümet ortağı Yeşiller ise destek verdi.

“İSTİSMAR EDİLEBİLİR” TEPKİSİ
Bakanlık tarafından konuyla ilgili iddialara yönelik bir açıklama yapılmazken, bazı çevrelerden tepkiler yükseldi. Hukukçular, savcılığın izni olmadan arama yapılmasının bazı BKA elemanları tarafından istismar edilebileceği tehlikesine dikkati çektiler.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında yakalama kararı almasını önlemek için atılabilecek adımları görüştüğü belirtildi.
Başbakanlık Basın Ofisinden yapılan yazılı açıklamada, Netanyahu’nun Başsavcı Gali Baharav-Miara’nın aralarında bulunduğu bazı yetkililerle bir araya geldiği ifade edildi.
Görüşmede, UCM Başsavcısı Kerim Han’ın Netanyahu ve Gallant hakkında yakalama kararı başvurusunun ele alındığı kaydedildi.
YAKALAMA KARARINI ENGELLEMEK İÇİN “BAĞIMSIZ” SORUŞTURMA KOMİSYONU BASKISI
Başsavcı Baharav-Miara’nın İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani durumu incelemek üzere bir soruşturma komisyonu kurmasını önerdiği aktarıldı.
Ancak Baharav-Miara’nın soruşturma komisyonu kurulsa bile UCM Başsavcısı Han’ın başvurusunun iptal edilmesini sağlayabileceklerinden emin olmadığını dile getirdiği belirtildi.
Öte yandan Kanal 12 televizyonunda yer alan haberde, Baharav-Miara ve bazı İsrailli uzmanların UCM’nin yakalama kararı almasını engellemenin tek yolunun İsrail tarafından Gazze’deki insani durumu soruşturmak amacıyla “bağımsız” bir komisyon kurmasından geçtiğini savunduğu ifade edildi.
Bu nedenle Baharav-Miara ve bazı İsrailli uzmanların Netanyahu’ya söz konusu komisyonun kurulması için baskı yaptığı ileri sürüldü.

NETANYAHU VE GALLANT İÇİN YAKALAMA KARARI BAŞVURUSU
UCM Başsavcısı Han da 20 Mayıs’ta, Netanyahu ve Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusunda bulunduğunu bildirmişti.
Han, Netanyahu ve Gallant’ın 8 Ekim 2023’ten itibaren Gazze Şeridi’nde “savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan cezai sorumluluk taşıdığına inanmak için makul gerekçeler bulunduğunu” açıklamıştı.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Gazze Şeridi’nde görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, İsrail savaş uçakları, Cibaliya Mülteci Kampı’nda Ahmed ailesinin evini bombaladı.
7 FİLİSTİNLİ HAYATINI KAYBETTİ
Gazze’deki Sivil Savunma Teşkilatından yapılan yazılı açıklamada, söz konusu saldırıda 6 Filistinlinin öldüğü, çok sayıda kişinin de yaralandığı ifade edildi.
Öte yandan, İsrail savaş uçaklarının, Gazze’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah kentinin güneyine düzenlediği saldırıda bir UNRWA çalışanı öldü.
Sağlık kaynaklarından alınan bilgiye göre, söz konusu UNRWA çalışanının cesedi Aksa Şehitleri Hastanesi’ne getirildi.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Nijerya Hastalık Kontrol Merkezi (NCDC) kolera salgınının ocaktan bu yana başkent Abuja’nın yanı sıra ülkenin 33 eyaletine bağlı 152 bölgesine yayıldığını açıkladı.
ÖLÜ SAYISI 176 OLDU
Bu süre zarfında 5 bin 951 kolera vakasının görüldüğü aktarılan açıklamada, salgın nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısının 176’ya yükseldiği kaydedildi.
Açıklamada, verilerin ülke genelinde kaydedilen vaka sayısındaki sürekli artışı gösterdiği belirtilerek salgından en çok etkilenen yaş grubunun 5 yaşından küçükler olduğu ifade edildi.

NİJERYA’DA KOLERA SALGINI: ULUSAL ACİL DURUM VE ARTAN SAĞLIK TEHDİTLERİ
Kolera salgını nedeniyle 26 Haziran’da “ulusal acil durum” ilan edilen Nijerya’da geçen yıl 3 binden fazla kolera vakası görülmüş, salgında 100’den fazla kişi hayatını kaybetmişti.
“Vibrio” bakterisinin neden olduğu; gıda ve su yoluyla bulaşan kolera, ishale ve dolayısıyla vücutta su kaybına yol açıyor. Hastalık tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabiliyor.
Nijerya’da temiz su yetersizliğinin yanında tıbbi müdahalenin etkin yapılamaması da hastalık ve ölüm riskini artırıyor. Ülkede sıtma, çocuk felci, tifo ve M çiçeği virüsü gibi salgın hastalıklara da sıklıkla rastlanıyor.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Norveç’te yayınlanan The Barents Observer gazetesinin haberine göre, Deniz Araştırmaları Enstitüsü ile Norveç Arktik Üniversitesi araştırmacılarının işbirliğinde yürütülen bir araştırmada, kuzeydeki okyanus ekosistemlerinin son 30 yıllık verileri incelendi.
OKYANUS SULARININ ISINMASI, BALIK TÜRLERİNİN GÖÇ ETKİSİNİ ARTIRIYOR
Çalışmada, küresel ısınmaya paralel olarak okyanus sularının ısınmasının, güney sularına özgü balık türlerinin kuzeye göç etmesine neden olduğu tespit edildi.
Balıkların göç etmesinin bölgedeki türler arasındaki etkileşimi de değiştirdiği belirtilen çalışmada, bu durumun halihazırda bu sularda yaşayan balık türleri için sorun oluşturabileceğine işaret edildi.

KÜRESEL ISINMANIN KUZEY SULARINA ETKİSİ: BALIK TÜRLERİNDE BÜYÜK ARTIŞ
Deniz Araştırmaları Enstitüsü araştırmacılarından Ulf Lindstrom, “Geçmişte Norveç’in kuzeyinde normal bir trol ağıyla yapılan avda yaklaşık 6-7 farklı balık türü bulunurdu. Bugün ise trolle 15 farklı türde balık avlamak mümkün.” ifadesini kullandı.
Lindstrom, çaça ve morina türlerinin de aralarında bulunduğu yeni balık türlerinin yıllar içinde kuzey sularında ortaya çıktığını belirtti.
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi, küresel ısınmanın yüzde 90’ının okyanuslarda meydana geldiğini ve 1955’ten bu yana su ısısında artışa neden olduğunu açıklamıştı.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’de başkanlık seçimleri için geri sayım devam ediyor.
Demokratlar’da mevcut başkan Joe Biden, adaylıktan çekilerek yerini yardımcısı Kamala Harris’e bıraktı.
Cumhuriyetçiler’de ise eski başkan Donald Trump, eyaletlerde seçim kampanyalarını sürdürüyor.
8 YIL ÖNCEKİ BAŞÖRTÜSÜ ÇIKIŞI GÜNDEM OLDU
Trump seçmenlere vaatlerini anlatırken, 8 yıl önce üzerine düşerek söylediği ve gerçekleştirdiği, şimdi de benzer söylemlerini sürdürdüğü “ABD dünyanın polisliğini bırakmalı” politikasını hatırlatan videoları yeniden sosyal medyada dönmeye başladı.
“NE B.K YEMEYE AFGAN KADINLARIN ÖRTÜSÜYLE UĞRAŞTIK”
Trump’ın bir mitingde, Amerikalılara hitabında Afganistan’dan çekilmeleri gerektiğine dair konuşmasında şu sözleri dikkat çekti:
Afgan kadınları binlerce yıldır örtülüydü. Ne b*k yemeye biz oraya gittik te onlara örtünüzü çıkarın dedik? Bana göre örtünmek makyaj yapmaktan daha pratik. Kadın olsam herhalde örtünürdüm.


Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD Başkanı Biden ile Başkan Yardımcısı Harris, ABD’nin Maryland eyaletinde düzenlenen mitingde, hükümetin ilaç fiyatlarının düşürülmesiyle ilgili firmalarla yaptığı anlaşmayı halka duyurmak için birlikte sahneye çıktı.
HARRIS VE BIDEN’DAN BİRLİK MESAJI: “BAŞARILI BİR BAŞKANLIK DÖNEMİ GEÇİRECEK”
Coşkulu bir kalabalığın karşıladığı ikili, sahnede birbirlerine sarılarak seçmenlere birlik mesajı verirken Biden, Harris’in çok başarılı bir başkanlık yapacağını söyledi.
Sadece ilaç fiyatları konusunda değil diğer ekonomi başlıklarında da Harris ile çok çalıştıklarını dile getiren Biden, seçimi kazandıktan sonra Harris’in bu hizmetleri sürdüreceğine inandığını belirtti.
Biden’a desteğinden dolayı teşekkür eden Harris de kendi yönetimlerinde çok başarılı işler yaptıklarını ve ilaç fiyatları konusundaki bu yeni anlaşmanın mimarının Biden olduğunu söyledi.

NELER YAŞANMIŞTI?
ABD Başkanı Biden, 21 Temmuz’da başkanlık yarışından çekildiğini ve başkan adaylığı için Harris’i desteklediğini açıklamıştı.
Aynı hafta adaylığı kabul eden Harris, ön seçimlerde seçilen delegelerin oylarıyla Demokrat Partinin resmi olarak başkan adayı olmaya hak kazanmıştı.

Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ukrayna ordusu, 6 Ağustos’tan bu yana Rusya’nın Kursk bölgesinde ilerleyişini sürdürüyor.
RUS KONVOYU AĞIR KAYIP VERDİ
Ukrayna ordusu, Kursk bölgesinde Rus ordusuna ait konvoya düzenlediği saldırıda onlarca Rus askerini etkisiz hale getirdi.
Ukrayna ordusu, ayrıca çok sayıda askeri aracı da imha etti. Çevredekileri tarafından kaydedilen görüntülerde, askeri kamyonların içerisinde onlarca Rus askerin cansız bedeni olduğu görüldü.
UKRAYNA, 100’DEN FAZLA RUS ASKERİNİ ESİR ALDI
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Kursk bölgesinde bugün farklı yerlerde 1-2 kilometre ilerleme kaydettik. Aynı zamanda 100’den fazla Rus askeri esir alındı” ifadelerini kullanmıştı.

Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Jonquetta Winbush, araç kullanırken aniden nöbet geçirip bayıldı. Ayağı gaz pedalına basılı kalınca, kendisi ve iki çocuğuyla birlikte gölete girdi. Dwight ve 16 yaşındaki kız kardeşi hızlı düşünerek arabadan çıkmayı başardı, ancak anneleri bilinçsiz halde suda mahsur kaldı. Araba giderek daha derine batarken, durumun ciddiyeti her saniye artıyordu.
Şans eseri yakında devriye gezen polis memuru Charles Cobb, çocukların yardım çığlıklarını duydu. Cobb’un hızlı müdahalesi ve iki iyi niyetli vatandaşın da yardımıyla, Winbush sudan çıkarıldı. Cobb’un uyguladığı kalp masajı sayesinde kadının nabzı geri geldi ve hayata tutundu.
Olay sonrası üç hafta yoğun bakımda kalan Winbush’un durumu giderek iyileşti ve doktorlar tam bir iyileşme beklediklerini açıkladı. Bu süreçte, ailenin yaşadığı korku dolu anlar yerini umut ve minnettarlığa bıraktı.
Olayda gösterdikleri cesaret ve hızlı düşünme yeteneği için Cobb ve iki vatandaş resmi bir törenle ödüllendirildi. Bu olay, toplum birlikteliğinin ve anlık kararların önemini bir kez daha gözler önüne serdi ve herkesin bir kahraman olabileceğini hatırlattı.



Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görüntülere göre, öfkeli bir yolcu, uçağını kaçırdığını öğrendikten sonra Chicago‘daki O’Hare Uluslararası Havalimanı’nda Frontier Havayolları çalışanlarına bilgisayar monitörü fırlattı.
Geçen ay paylaşılan şok edici video, kızgın kadının bagaj kontrol masasını aşıp havayolu personeline bağırmaya ve onları tutmaya başladığını gösteriyor.
Bir çalışan onu geri itince, kadın bir bilgisayar monitörünü kapıp personele fırlatıyor ve içlerinden birini karnından vuruyor. Görüntülerde ayrıca ikinci bir bilgisayarı alıp yere çarptığı görülüyor.
Çılgına dönen kadın daha sonra geri tırmanırken Frontier çalışanlarına “Aptal!” diye bağırıyor.
Olayı filme alan yolcu, Storyful’a kadının az önce uçağını kaçırdığını ve uçağa binmesine izin vermediklerinde “çıldırdığını” söyledi.
Frontier Havayolları, Çarşamba günü The Post tarafından iletişime geçildiğinde yorum yapmayı reddetti ve tüm soruları Chicago Polis Departmanı’na yönlendirdi.
Polis, WGN-TV’ye kimliği belirsiz 31 yaşındaki kadının ayrıca bir cep telefonu fırlattığını ve 40 yaşındaki bir mağduru vurduğunu söyledi. Polise göre kadın, ayrıca 24 yaşındaki bir kadını bacağından vurdu.
Polis, yolcunun daha sonra havalimanından kaçtığını söyledi.
O’Hare ve Midway Uluslararası Havalimanlarını işleten Chicago Havacılık Departmanı da olayla ilgili yorum yapmayı reddetti.



Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çin ve İran’dan diplomatların da katıldığı törende, Taliban güçleri Sovyet yapımı tanklar ve ABD yapımı zırhlı araçları sergiledi. Ayrıca, geçmişte el yapımı bomba taşımakta kullanılan sarı bidonlarla donatılmış motosikletler de geçit törenine katıldı.
Taliban, 15 Ağustos 2021’de ABD destekli hükümetin çöküşünün ardından başkenti ele geçirmişti. Şu anda hiçbir ülke tarafından resmi olarak tanınmayan Taliban yönetimi, özellikle kadınlara yönelik kısıtlamalarıyla BM tarafından “cinsiyet apartheid’i” olarak nitelendirilen politikalar uyguluyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Taliban üzerinde kadınlara yönelik kısıtlamaların kaldırılması için baskı yapılması çağrısında bulundu. BM Afganistan İnsan Hakları Özel Raportörü Richard Bennett ise uluslararası toplumu Taliban yönetimini ve insan hakları ihlallerini normalleştirmeme konusunda uyardı.
Taliban yetkilileri güvenliği öncelik olarak görüyor ve İslam’ın katı yorumuna dayalı yasalar uyguluyor. Ancak IŞİD’in saldırıları hala bir tehdit oluşturuyor.
Ekonomik durgunluk ve insani kriz devam ederken, birçok Afgan yaşam koşullarının kötüleştiğini belirtiyor. Uluslararası sivil toplum kuruluşları, Afganistan’da 23.7 milyon insanın insani yardıma ihtiyaç duyduğunu ve yardım fonlarının azaldığını vurguluyor.





Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medya hesabından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Afrika paylaşımını yanıtladı. Erdoğan paylaşımında, “Sayın Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin günümüz şartlarıyla uyumlu ve adil bir şekilde bir reforma tabi tutulması hakkındaki görüşlerinizi samimiyetle ve yüksek sesle ifade etmeniz, dünyanın yeniden adil bir sisteme sahip olması açısından oldukça kıymetlidir.” değerlendirmesinde bulundu.

“‘DÜNYA 5’TEN BÜYÜKTÜR’ DEMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Afrika kıtasının ve tüm Afrikalıların da bu adil sisteme katkı sunabilmesine mutlaka fırsat verilmesi gerektiğini belirten Erdoğan,”Dünyamızda savaşlar etrafımızı daha fazla sarmadan, daha fazla insan ve toplum acı çekmeden, daha fazla masum kanı dökülmeden, küresel barış ve güvenliği temin etme görevini yerine getirmekten uzak olan BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının kökten değiştirilmesi gerekmektedir. İnsanlığın bizden beklentisi budur. Biz, bu beklentilerin bir karşılığı olarak ‘ Dünya 5’ten büyüktür’ demeyi, ‘Daha adil bir dünya mümkün’ anlayışıyla hareket etmeyi sürdüreceğiz. Türkiye olarak, adil bir uluslararası sistem ve günümüz şartlarına uygun bir BM Güvenlik Konseyi’nin oluşması için samimiyetle uğraş veren tüm dostlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.
GUTERRES’İN AÇIKLAMASI
BMGK oturumunda konuşan Guterres, Afrika’nın Konsey’deki temsiliyetine ilişkin açıklamalarda bulunmuş, Konsey’de Afrika’nın temsil edildiği bir reforma acil ihtiyaç duyulduğunu vurgulamıştı. Konsey’in “İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından tasarlandığını ve o dönemin güç yapılarını yansıttığını” kaydeden Guterres, 1945’ten beri dünyanın önemli ölçüde değiştiğini ve Konsey’in yapısının buna “ayak uyduramadığını” söylemişti.
Guterres, 1945’te, şu anki Afrika ülkelerinin çoğunun sömürge yönetimi altında olduğunu ve uluslararası konularda söz hakkının olmadığını hatırlatarak “Dünya’nın önde gelen barış ve güvenlik organında, 1 milyarı aşan nüfusa sahip bir kıta olan Afrika’nın daimi olarak temsil edilmemesini kabul edemeyiz.” ifadelerini kullanmıştı. Guterres, konuşmasını sosyal medyadan da paylaştı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“VAKA SAYISINDA İSTİKRARLI ARTIŞ YAŞANIYOR, 524 KİŞİ ÖLDÜ”
Ghebreyesus, Maymun çiçeği virüsünün Afrika ve diğer bölgelerde daha fazla uluslararası yayılma potansiyeli olasılığı karşısında DSÖ tarafından düzenlenen Acil Durum Komitesi toplantısının ardından değerlendirmelerde bulundu.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde M çiçeği virüsüyle ilgili vakaların 10 yıldan uzun süredir bildirildiğini kaydeden Ghebreyesus, her yıl bildirilen vaka sayısında istikrarlı artışın yaşandığını kaydetti.
Ghebreyesus, “Geçtiğimiz yıl bildirilen vaka sayısı önemli ölçüde arttı. Bu yıl şu ana kadar bildirilen vaka sayısı 14 binden fazla. Hastalıkla ilgili 524 ölüm yaşandı ve geçen yılın toplamını çoktan aştı.” dedi.
Ghebreyesus, komitenin tavsiyesinin, Afrika Birliği’nin dün Afrika ülkelerinde hızla yayılan M çiçeği virüsüne karşı kıta çapında halk sağlığı için acil durum ilan etmesiyle uyumlu olduğunu da kaydetti.
DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus
SAĞLIK BAKANI’NDAN “ALARM SÖZ KONUSU DEĞİL” AÇIKLAMASI
Maymun çiçeği virüsü ve COVID-19’a ilişkin soruları yanıtlayan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ise “Maymun çiçeği ve COVID ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz. Ancak şu anda herhangi bir alarm durumumuz söz konusu değil” dedi.

VİRÜS KEMİRGENLERDEN VEYA ENFEKTE KİŞİLERDEN BULAŞIYOR
M çiçeği virüsü fareler ve sincaplar gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.
İlk belirtiler virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.
Özel bir tedavi yöntemi olmayan hastalığın tedavisi antiviral ilaçlarla yapılıyor. Vakaların büyük bir kısmı hastalığı hafif geçiriyor ve birkaç hafta içinde sağlığına kavuşuyor.
Dünya Sağlık Örgütü, “Maymun çiçeği hastalığı (Monkeypox)” ismini, 2022’de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla “mpox” olarak değiştirdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin hava sahasını korumak ve olası tehditleri etkisiz hale getirmek amacıyla başlatılan “Çelik Kubbe” Projesi, dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırıyor.
İSRAİL’İN DEMİR KUBBESİ’NE RAKİP OLACAK
Türkiye’nin savunma sanayii alanında attığı bu stratejik adım, hem bölgesel güvenlik dengelerini hem de uluslararası ilişkileri derinden etkiliyor.
Yabancı savunma sitelerinde yer alan yorumlara göre, Türkiye’nin “Çelik Kubbe” adını verdiği bu yeni sistem, İsrail’in Demir Kubbesi’ne karşı önemli bir caydırıcı güç olmayı hedefliyor.
Türkiye, bu iddialı programla, kendi hava sahasını koruma yeteneklerini daha da ileriye taşımayı ve bölgede stratejik bir denge unsuru olmayı amaçlıyor.

YAPAY ZEKA DESTEKLİ ÇOK KATMANLI HAVA SAVUNMA SİSTEMİ
Haberde şu ifadeler yer aldı:
“Çelik Kubbe adı verilen sistemin, her yükseklikten ve menzilden gelen tehditleri tespit edip etkisiz hale getirecek yapay zekaya sahip olacağı bildiriliyor. Grafikte ayrıca katmanlı hava savunma sisteminin, T-link adı verilen Türk yapımı bir bileşen aracılığıyla uyduya bağlanacağı da görülüyor. Programda Aselsan’ın yanı sıra Türk savunma sanayi firmaları Rocketsan, SAGE ve Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu da iş birliği yapacak”
Kısa ve orta menzilli sistemler de dahil olmak üzere pek çok bileşeninin Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde bulunduğu belirtilen haberde, “İsrail’in Demir Kubbesi ile karşılaştırıldığında ‘Çelik Kubbe’nin dört katmanlı hava savunma sistemine sahip olduğu belirtiliyor: Çok kısa menzilli, kısa menzilli, orta menzilli ve uzun menzilli” denildi.

YERLİ VE MİLLİ SİLAHLAR “ÇELİK KUBBE”Yİ EŞSİZ YAPACAK
“Çelik Kubbe”, Türk şirketlerinin son dönemde geliştirdikleri yerli ve milli sistemlerle “eşsiz” bir kalkan oluşturulmasını sağlayacak.
Bu kapsamda, ASELSAN tarafından geliştirilen KORKUT, HİSAR-A+, GÖKDEMİR, GÖKER, GÖKBERK, HİSAR-O+ ve SİPER gibi hava savunma sistemlerinden yararlanılacak. İçinde birçok hava savunma silah sistemi, radar, elektro-optik sistemi, haberleşme modülleri, komuta kontrol istasyonları ve yapay zekayı barındıracak Çelik Kubbe, Türkiye’nin hava savunma alanındaki muhafızı olacak.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dünyaca ünlü sosyal medya ağları Facebook, WhatsApp ve Instagram’ın çatı şirketi Meta’nın CEO’su Mark Zuckerberg’den eşi Priscilla Chan ile ilgili yaptığıyla şaşırttı.
Zuckerberg, eşinin heykelini yaptırdı.
EŞİNİN HEYKELİNİ YAPTIRDI
40 yaşındaki milyarder, sosyal medya hesabında heykelinin yanında poz veren eşini paylaştı.
Sanat eseri, Daniel Arsham tarafından yapıldı ve üç çocuk annesi Chan’i rüzgarda savrulan gümüş bir giysi içinde tasvir ediyor.

“BENİ ASLA ÖZLEMEYECEKSİN”
Zuckerberg, “Eşinin heykelini yapma geleneğini geri getiriyoruz” notunu düştü.
Chan de heykelini “Beni asla özlemeyeceksin” notuyla paylaştı.


Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin Tahran’da öldürülmesinin ardından gerginliğin arttığı Lübnan sınırında Hizbullah güçleri ile İsrail arasındaki çatışmalar sürüyor.
İsrail güçleri, yerel saatle 11.00 sıralarında Lübnan’ın güneyinde sivillerin terk ettiği Ayta ash Shab köyünü savaş uçakları ile vurdu.
HİZBULLAH DA KARŞILIK VERİYOR
Saldırının ardından bölgeden yoğun dumanlar yükseldi.
Bölgede İsrail saldırıları devam ederken, Hizbullah güçleri de saldırılara karşılık veriyor.


Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) dün Gazze’deki son gelişmelerin ele alındığı acil bir oturum düzenlendi.
Çinli temsilci gerilimin tırmanmasını önlemek için ‘acil ateşkes’ çağrısını yineledi. Çinli temsilci Fu yaptığı konuşmada, çok sayıda sivilin toplu olarak bulunduğu okulların tekrar tekrar saldırıya uğradığını ve bu tür girişimlerin son derece ‘iğrenç’ olduğunu belirtti.
Gerilimin tırmanmasını önleyecek anahtarın Gazze’de kalıcı ateşkesin bir an önce sağlanması olduğuna dikkat çeken Fu, Çin’in uluslararası toplumla beraber Gazze’de savaşın bir an önce durması, insani felaketin sona ermesi, iki devletli çözümün hayata geçirilmesi ve Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanması için aralıksız çaba harcamaya hazır olduğunu kaydetti.
“GAZZE’DE 7 EKİM’DEN BU YANA OKULLARA YÖNELİK EN AZ 21 SALDIRI GERÇEKLEŞTİ”
BM Siyasi ve Barış İnşası İşlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo ve BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) İnsani Yardım Finansman ve Kaynak Nakil Birimi Direktörü Lisa Doughten oturumda, Gazze’deki son gelişmeler hakkında bilgi verdi.
İsrail’in 10 Ağustos’ta Gazze’de bir okulu vurması üzerine acilen toplandıklarını ifade eden DiCarlo, bunun ateşkesin anlaşmasına varılması, rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’ye yönelik insani yardımların arttırılmasının aciliyetini bir kez daha gösterdiğini vurguladı.
Lisa Doughten de Gazze’deki okullara yönelik saldırıların gün geçtikçe daha da sıklaştığına ve bugüne kadar yerinden edilenlerin sığındığı okullara yönelik en az 21 saldırı düzenlendiğine dikkat çekerek, taraflara Gazze halkının çektiği acılara son vermek için derhal harakete geçme çağrısında bulundu.
Gazze’de yerinden edilenlerin sığındığı bir okul 10 Ağustos’ta İsrail hava kuvvetleri tarafından bombalandı. Bombalamada 100’ü aşkın kişi hayatını kaybederken onlarca kişi yaralandı.
Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’de yaşananlardan en fazla çocuklar etkileniyor…
Gazze’ye bomba yağdıran ve gelen yardımlara da engel olan İsrail nedeniyle, çocuklar hem hastalık hem de yetersiz beslenmeyle mücadele ediyor.
İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik saldırı ve yoğun kuşatması devam ederken gıda krizinin yaşandığı Gazze’de çocuklar can veriyor.
BİR ÇOCUK DAHA HAYATINI KAYBETTİ
Gazze’de bulunan çocuklarda yetersiz beslenme vakaları hızla artıyor.
Deyr Balah kentindeki Filistinli çocuk Lina Şeyh Halil, yetersiz beslenme ve ilaç eksikliği nedeniyle yaşamını yitirdi.
“KİMSE YEĞENİM İÇİN YEMEK TEMİN EDEMEDİ”
Filistinli çocuk Lina Şeyh Halil’in amcası açıklamasında: ”Şeyh Rıdvan mahallesinden Aksa Hastanesine göç ettik ve yeğenim yetersiz beslenme ve ilaç eksikliği nedeniyle yaşamını yitirdi.
Savaş öncesi sağlığına kavuşmuştu ancak savaştan sonra gördüğünüz gibi çadırdan çadıra göç ediyoruz ve hiç kimse yeğenim için yemeğini temin edemedi bu yüzden onu yitirdik.
Dünyaya tek mesajım şu ki Gazze’deki çocuklara baksınlar hepsi gıdasızlık, ilaç ve yetersiz beslenme yüzünden yaşamını yitiriyor”. dedi.

CANSIZ BEDENİ TAŞINDI
7 yaşındaki çocuk Lina Şeyh Halil’in cansız bedeni, ailesinin kollarında taşındı.
Lina’nın cansız bedenine sarılan ailesi, dakikalarca gözyaşı döktü.













Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Gazze’deki katliamı sürüyor.
7 Ekim’den bu yana yağdırılan bombalar nedeniyle çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 40 bine yakın sivil hayatını kaybetti.
Bu soykırımda hayatta kalanlarda ölülerden beter hale geldi.
Bir yandan açlıkla mücadele eden Gazzeliler bir yandan da hijyen ve tıbbi yardım sorunu yaşıyor.
Bu insanlık dramı içinde yaşananlardan en çok etkilenenler ise çocuklar.
“GAZZE’DE DURUM ÇOK VAHİM”
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Orta Doğu ve Kuzey Afrika İletişim Sorumlusu Salim Oweis, geçen hafta görev için bulunduğu Gazze’deki son durum ve çocukların yaşadığı zorluklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Deyir Balah, Han Yunus ve Gazze’nin kuzeyini ziyaret ettiğini anlatan Oweis, Gazze’ye giriş yaptığındaki manzaranın bir film sahnesi gibi çok çarpıcı olduğunu belirtti.
“Yıkımın, acının ve yerinden edilmenin derinliği çok büyük.” diyen Oweis, “Ekranlardan gördüklerimiz, gerçekliğin sadece bir parçası. Ancak orada bulunduğunuzda yaşanan ekstrem durumu hissedebiliyorsunuz. Bütün sokakların yerle bir olduğunu, Gazze’deki hemen hemen herkesin yerinden edildiğini görebilirsiniz. Çocukların acısını hissedebilir ve deneyimleyebilirsiniz. Yani durum gerçekten vahim. Şu anda birçok çocuk ve aile için gerçekten dayanılmaz.” ifadelerini kullandı.

“NEREDEYSE HER ŞEY EKSİK”
Gazze’de insani durumun da son derece kötü olduğuna işaret eden Oweis, temel ihtiyaçların dahi eksikliğinin yaşandığını aktardı.
Oweis, “Gazze’de temiz su, gıda, hijyen malzemeleri, tıbbi malzemeler ve ilaç eksikliği yaşanıyor. Neredeyse her şey eksik.” diye konuştu.
Gazze’ye insani yardımların erişiminin çok kısıtlı olduğunu ve sadece birkaç sınırdan geçiş yapılabildiğini anlatan Oweis, Refah Sınır Kapısı’nın 7 Mayıs’tan bu yana kapalı olduğunu anımsattı.
Oweis, yalnızca Kerem Ebu Salim (Şalom) Sınır Kapısı üzerinden Gazze’ye yardım ulaştırabildiklerinin, burada çeşitli zorluklarla karşılaştıklarının altını çizdi.
Gazze’ye yeterli yardımın giremediğini dile getiren Oweis, “Nisandan temmuza kadar geçen süreçte Gazze’ye yardım erişiminde yüzde 45’ten fazla düşüşe tanık olduk. Zaten yardım girişi azdı ancak şimdi daha da azaldı. İhtiyaçlar artıyor çünkü savaşın başlangıcından 10 ay sonra çocuklar, aileler ve herkes gerçekten tüm temel ihtiyaçlardan yoksunlar. Sahip oldukları her şey yok oldu gitti. İhtiyaç duydukları şeyleri satın almak veya tedarik etmek için kaynakları yok.” şeklinde konuştu.

“GAZZE’DEKİ ÇOCUKLAR ÇOCUKLUĞUNU YAŞAYAMIYOR”
Oweis, insani yardım çalışanları için de sınırlı hareket alanı olduğunu, buralarda da güvenliğin olmadığını vurguladı.
Gazze’deki çocukların yaşadıkları zorluklara da tanık olduğuna dikkati çeken Oweis, şunları söyledi:
Ne yazık ki Gazze’deki bir çocuk gerçekten çocukluğunu yaşamıyor. Yerinden edilmiş kişilerin kamplarında yürürken çocuklar yanıma gelip bana, ‘Efendim savaş ne zaman bitecek?’ diye soruyorlardı. Yorgun olduklarını ve tükendiklerini söylüyorlardı. Onlar hayat ve enerji dolu olmalı. Ama bu çocuklar yorgun, devam eden savaş nedeniyle bitkinler. Gazze’deki çocuklara ‘gününü nasıl geçiriyorsun?’ diye sorduğunuzda, size suları olmadığı için su taşıdıklarını söylüyorlar. Ailelerinin su istasyonlarına gitmesine yardımcı oluyorlar çünkü su yeterli değil.
Oweis, Gazze’deki çocuklar arasında cilt hastalıkları, solunum yolu enfeksiyonları ve ishal gibi hastalıkların da yaygın olarak görüldüğünü anlattı.

“ÇOCUKLAR UYUYAMIYOR”
Çocuklar için çadırlarda yaşamanın çok zor olduğunu vurgulayan Oweis, Gazze’de hava sıcaklıklarının 35 santigrat derece civarında ve çadırların içerisinin 5 ila 10 dereceye kadar daha sıcak olduğunun altını çizdi.
Oweis, şu ifadeleri kullandı:
Gazze’deki birçok çocuk gördüklerini düşündükleri ve korktukları için uyuyamıyor. Çocuklar için başa çıkılması gereken çok şey var. Bence bu durum uluslararası toplumun harekete geçmesi ve çocuklara öncelik vermesi için bir çağrı. Bu şiddetin ve çatışmanın sona ermesi ve çocuklara bir şans verilmesinin zamanı geldi. Eğer böyle devam ederse, korkarım ki gelecek çok kasvetli olacak. Öğrenmeleri, geleceklerini inşa etmeleri ve hatta oynamaları için güvenli bir yer yok. İçinde bulundukları durum gerçekten korkunç ve dehşet verici. Bu yüzden onlara geleceği geri vermeliyiz ve bu bizim sorumluluğumuz.








Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Brezilya’yı sarsan uçak kazası…
Sao Paulo eyaletine bağlı Vinhedo şehrinde 58 yolcu ve 4 mürettebatı taşıyan yolcu uçağı düştü ve sağ kurtulan olmadı.
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, uçak kazası nedeniyle üç günlük yas ilan etti.
DİKKAT ÇEKEN AYRINTILAR
Brezilya’da 62 kişinin ölümüne yol açan uçak kazasıyla ilgili soruşturma sürerken, hayatını kaybedenlere ilişkin yeni ayrıntılar ortaya çıktı.
8 DOKTOR HAYATINI KAYBETTİ
Parana Tıp Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre, uçakta hayatını kaybedenlerin arasında 8 doktorun olduğu öğrenildi.
KANSER UZMANIYDILAR
Brezilya basının paylaştığı bilgilere göre, hayatını kaybeden doktorların kanser alanında dikkat çeken çalışmalar yaptığı ve Sao Paulo’ya uluslararası bir konferansa gittikleri belirtildi.
Parana Valisi Ratinho Júnior ise gazetecilere yaptığı açıklamada “Hayat kurtarmaya alışkın insanlardı ve şimdi hayatlarını böylesine trajik koşullarda kaybettiler” diye konuştu.

“HAYATINI KANSER ÇALIŞMALARINA ADADI”
Kazada hayatını kaybeden doktorlardan Arianne Risso’nun hastalarının kanserle mücadelesi için tüm yaşamını bu sorunun çözümüne adadığı ifade edildi.
Risso’nun kuzeni Stephany Albuquerque yaptığı açıklamada kuzeninin küçük yaşlardan itibaren tıp çalışmalarına öncülük ettiğini ve gece gündüz demeden çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.
Tıp onun yaşamıydı diyen Albuquerque, “Arianne hayatlarının mücadele ettikleri bir döneminde ölümcül derecede hasta olan insanları tedavi etti. Ancak Arianne her zaman ulaşılabilirdi ve her şeyi büyük bir sevgiyle yaptı” diye konuştu.

7 DOKTOR UÇAĞA BİNMEDİ
Ayrıca Brezilya basınından elde edilen bilgilerde uçakta 15 kanser uzmanı doktor olmasının planlandığı ancak son dakikada 7 doktorun uçağa binmediği belirtiliyor.
İddialara göre doktorlar kanser ve aşı araştırmaları için SBTMO 2024 konferansına katılmak üzere Sao Paulo’ya gidiyordu.
KOMPLO TEORİLERİ AKILLARA GELDİ
8 kanser uzmanından biri olan Dr.Leo Ferreira, vücudun T hücrelerini tümörlere saldıracak şekilde düzenlemenin bir yolunu bulduğunu iddia etmişti.
Söz konusu hipotezin gerçekleşmesi halinde kanserin tedavisi tam anlamıyla bulunmuş olacaktı.
62 kişinin ölümüyle sonuçlanan uçak kazası akıllara ilaç firmalarının düzenlemiş olabileceği gibi komplo teorilerini getirdi.

HAVAYOLU FİRMALARINA AÇILAN DAVALARLA TANINIYORDU
Öte yandan ölenlerin arasında Parana Adalet Divanı’nda yargıç olarak çalışan ve havayolU firmalarına karşı açılan davalarda müvekkilleri temsil eden bir avukat olan Laiana Vasatta’nın olması da dikkat çekti.

KAZADAN KURTULAN OLMADI
Yetkililer, Brezilya’nın Sao Paulo eyaletinde meydana gelen ve uçakta bulunan herkesin ölümüne yol açan uçak kazasının enkazında tüm arama çalışmalarının tamamlandığını duyurdu.
Ekipler, Voepass adlı havayolu şirketi tarafından işletilen uçağın Vinhedo kasabasında düşmesinin ardından arama ve ve kimlik tespit çalışmaları sürdürüyordu.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, Gazze Şeridi’nde 313 gündür katliamlarına devam ediyor.
Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in son 24 saatte gerçekleştirdiği 2 saldırıda 36 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, 54 Filistinlinin de yaralandığı bildirildi. Saldırıların başladığı 7 Ekim’den bu yana toplam can kaybının 39 bin 965’e, yaralı sayısının ise 92 bin 294’e yükseldiği ifade edildi.

“GAZZE’NİN HER SANTİMETRESİNİ ABD YAPIMI BOMBALARLA VURDULAR”
Siyonizm karşıtı örgüt Jewish Voice for Peace (Barış için Yahudi Sesi), BM uydu verilerini kullanarak İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne attığı 70 binden fazla bombanın haritasını çıkardı.
Yapılan paylaşımda, “İsrail ordusu Gazze’nin neredeyse her santimetresini ABD yapımı bombalarla vurdu. İsrail güçleri son 10 ayda Gazze’ye 70 binden fazla bomba attı. Gazze’de İsrail bombardımanının dokunmadığı yer neredeyse kalmadı. Bu harita, İsrail’in Gazze’deki yıkımının büyük boyutunu ortaya koyuyor.

“GAZZE’DEKİ TÜM YAŞAM KASITLI OLARAK HEDEF ALINDI”
Her kırmızı nokta, İsrail kuvvetlerinin 7 Ekim 2023-6 Temmuz 2024 arasında bombaladığı bir binayı gösteriyor. Geçtiğimiz 10 ayda İsrail ordusunun okullar, mülteci kampları, hastaneler, camiler, kiliseler ve belirlenmiş insani yardım bölgeleri dahil olmak üzere Gazze’deki tüm yaşamı kasıtlı olarak hedef aldığına tanık olduk” denildi.

ABD’NİN İSRAİL’E SİLAH TEDARİKİ
Paylaşımda ayrıca, “İsrail ordusu, ABD’nin iş birlikçisi olarak siyonizmin hedefini gerçekleştiriyor: Filistinlilerin topraklarından tamamen ve topyekun etnik temizliği. ABD, İsrail hükümetinin soykırım yapmasına izin vermekle kalmıyor, buna aktif olarak da yardımcı oluyor.
Silah ambargosunun zamanı çoktan geçti. ABD’nin İsrail devletinin Filistinlilere uyguladığı baskıyı finanse etmesinin, silah tedarikinin ve desteğin tamamen sona ermesini talep ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Komşu Yunanistan, orman yangınlarıyla mücadele etmeye devam ediyor.
11 Ağustos’ta başkent Atina’nın 35 kilometre kuzeyindeki Varnavas köyü yakınlarında başlayan giderek büyüdü.
Yangına çok sayıda araç ve su bombardıman uçaklarıyla desteklenen yüzlerce itfaiyeci müdahale etti.
ÜLKENİN EN BÜYÜK YANGINI
Şiddetli rüzgarlarla alevlenen yangın, dün ormanlık ve tepelik bir bölgeden banliyölere sıçrayarak şehri duman ve külle sardı.
Ülkenin en büyük yangını olarak kayıtlara geçen felakette yangının çıkış nedeni ise henüz belirlenemedi.

1 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ: GERİYE YANMIŞ EVLER VE ARABALAR KALDI…
Yunanistan İtfaiyeciler Federasyonu Başkanı Nikos Lavranos, “Bu yangın, beklenmeyen bir gelişme oldu. Şiddetli rüzgarlar nedeniyle hızla büyüdü” dedi.
Yine itfaiyeye göre yangın, Atina’nın merkezine yaklaşık 14 kilometre mesafedeki Vrilissia’ya ulaştı ve burada bir kişi ölü bulundu.
Öte yandan yangın ardında terk edilmiş evler, yanmış arabalar ve kömürleşmiş tarlalar bıraktı.

ATİNA’NIN YÜZDE 2’Sİ YANDI
Öte yandan Yunanistan İklim Krizi ve Politikası Bakanlığı’nın Doğal Afet Etkilerinin Rehabilitasyonu Genel Müdürlüğü’nden ekipler, pazar ve pazartesi günü başkent Atina’nın kuzeyini yakan orman yangınlarının ardından hasar değerlendirmesi yapmaya başladı.
İlk tespitlere göre yangınlarda 10 bin 278 hektarlık alan yandı.
Bu sayı, Yunanistan’ın başkenti Atina ve çevresini kapsayan Attika bölgesinin yüzde 2 buçuğuna tekabül ediyor.




Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye yönelik saldırılarını aralıksız bir şekilde sürdürüyor.
Gazze’yi açık hava hapishanesine çeviren ve gelen yardımlara da engel olan İsrail’e tepkiler büyüyor.
Ateşkes konusunda da sorunlar çıkaran ve sıcak bakmayan İsrail tepkilerin odağında olurken, ABD Başkanı Joe Biden’dan yeni açıklama geldi.
GAZZE GÜNDEMİNİ DEĞERLENDİRDİ
ABD Başkanı Biden, New Orleans kentine yaptığı ziyarette uçaktan inerken basın mensuplarına Gazze gündemini değerlendirdi.
“VAZGEÇMİYORUM”
Biden, Gazze’de ateşkesin giderek daha zorlaşıp zorlaşmadığına ilişkin bir soruya, “Giderek zorlaşıyor ama ben vazgeçmiyorum.” yanıtını verdi.
İRAN HAKKINDA DA KONUŞTU
İran’ın İsrail’e yönelik bir karşı saldırı yapıp yapmayacağını takip ettiklerini söyleyen Biden, bir ateşkes anlaşması olması durumunda İran’ın saldırı yapmaktan vazgeçmesini umduğunu da sözlerine ekledi.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İkiz bebekler ve annelerinin öldürüldüğü saldırıyla ilişkin bir paylaşımı alıntılayan Cassif, “İsrail hükümeti Gazze’de kasıtlı soykırım işliyor.” ifadesini kullandı.
İsrail ordusunun bu sabah Gazze’nin orta kesiminde yer alan Deyr el-Belah’ta düzenlediği saldırıda anne Cumane Arife ile 3 gün önce doğan ikiz bebekleri hayatını kaybetmişti.
AA’nın haberine göre; İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 39 bin 929 Filistinli öldü, 92 bin 240 kişi yaralandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Irak Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, beraberlerindeki heyetlerle bir araya gelecek.
Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre, iki ülke bakanlarının başkanlık edeceği toplantının amacı, Türkiye ile Irak arasındaki iş birliğinin kurumsal ve sürdürülebilir bir çerçeveye oturtulması.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Truss, sahnede ABD başkanlık seçimlerinde aday Donald Trump’a desteğini ifade ederken Led By Donkeys adlı kampanya grubu, arkasında büyük bir marul resmi bulunan uzaktan kumandalı görseli sahne çatısından açtı.
Pankart, Truss’ın, “Trump’ı destekliyorum ve kazanmasını istiyorum. Görevdekiler hakkında biraz da bunu söylüyordum. Bence ortalama bir Amerikalı iyi durumda değil” ifadelerini kullandığı sırada çatıdan sarkıtıldı.
Birkaç dakika sonra sunucunun, “Bunun nereden çıktığı hakkında hiçbir fikrim yok” demesi üzerine bazı seyirciler güldü. Truss, duvara yansıyan görüntüyü görmesinin ardından “Bu hiç komik değil” diye mırıldanarak mikrofonu elbisesinden çıkarıp sahneyi terk etti. Ayrılırken izleyicilerden bazıları tarafından alkış aldı.
Marul görüntüsü ve şakası, Truss’un başbakanlığının son günlerinde Daily Star’ın, Truss’un başbakanlıkta kalma mücadelesinin Tesco’dan alınan bir buzdağı marulundan daha uzun sürüp sürmeyeceğini görmek için marulun canlı yayınını başlatmasıyla ortaya çıktı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas TBMM Genel Kurulu’na hitap üzere Türkiye’ye geliyor.
1 Ekim’e kadar tatile giren TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un olağanüstü toplantı çağrısı üzerine 15 Ağustos Perşembe günü toplanacak.
TBMM’nin, Filistin halkına ve davasına güçlü desteğini göstermek ve mazlum Filistin halkının sesinin dünyaya duyurulmasını sağlamak amacıyla gerçekleşecek Genel Kurul oturumunda, Filistin Devlet Başkanı Abbas bir konuşma yapacak.
REKLAM
Abbas, Meclis’e yapacağı ziyarette, ilk olarak TBMM Başkanı Kurtulmuş ile ikili görüşme gerçekleştirecek.
İkili görüşmenin ardından Abbas ve Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Meclis’te bir araya gelecek. Görüşme saat 18.30’da gerçekleşecek.
MECLİS’TE HİTAP EDECEK
Genel Kurul, 15.00’te TBMM Başkanı Kurtulmuş tarafından açılacak. Kurtulmuş’un açılış konuşmasının ardından Filistin Devlet Başkanı Abbas’a söz verilecek. Abbas, milletvekillerine İsrail’in Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarında yürüttüğü insanlık dışı saldırılarını anlatacak. Abbas’ın konuşması İngilizce, Türkçe ve Fransızcaya anlık tercüme edilecek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da Abbas’ın konuşmasını Genel Kurul Salonu’nda dinleyecek.
Genel Kurul özel toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Abbas ve TBMM Başkanı Kurtulmuş, Şeref Holü’ndeki Filistin temalı fotoğraf sergisini gezecek.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, daha sonra Filistin Devlet Başkanı Abbas ve heyetiyle Meclis’teki Mermerli Salon’da bir araya gelecek.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mahkeme, “kabineyi kurarken etik kurallarını ihlal ettiği” gerekçesiyle 4’e karşı 5 oyla Thavisin’in azlini onayladı.
Karara göre, Parlamento yeni bir başbakanı onaylayana kadar mevcut kabine görevine devam edecek.
Tayland Anayasa Mahkemesi, 23 Mayıs’ta, ülkedeki 40 senatörün imzasıyla Başbakan Srettha Thavisin’in görevden azlinin istendiği dilekçeyi kabul etmişti.
Taylandlı politikacı Prommin Lertsuridej, “Parlamento Cuma günü toplanacak ve bir sonraki başbakanı oylayacak” açıklamasını yaptı.
Chuenban, 2008’de rüşvet vermeye çalışmaktan hüküm giymişti
Eski Tayland Başbakanı Taksin Şinavatra’nın avukatı sıfatıyla, arazi satın alma davasına bakan hakime 2 milyon Tayland bahtı (yaklaşık 1,8 milyon lira) rüşvet vermeye çalıştığı gerekçesiyle 2008’de altı ay hapis yatan Chuenban, 2024 Nisan sonunda yapılan atamayla kabine üyesi olmuştu.
Atamaya karşı çıkan 40 senatör, “hüküm giymiş suçlu” olan Chuenban’ın bakan olma yeterliliği bulunmadığının Başbakan Thavisin tarafından bilinmesi gerektiğini öne sürmüş ve “hukuksuz atama” yaptığı gerekçesiyle başbakanın görevden azlini talep eden dilekçeyi Anayasa Mahkemesine sunmuştu.
Chuenban, tartışmalar üzerine 21 Mayıs’ta görevinden istifa etmişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Düşük onay oranları ve ekonomik sorunlarla mücadele eden Kishida, tartışmayı ve doğru yolu teşvik etmek için parti içinde açık bir yarışa ihtiyacı olduğunu söyledi. 67 yaşındaki Kishida, “Bu genel başkanlık seçiminde halka LDP’nin değiştiğini ve partinin yeni bir LDP olduğunu göstermek gerekiyor. Bunun için şeffaf ve açık seçimler ile özgür ve güçlü tartışmalar önemlidir. LDP’nin değişeceğini göstermek için atılacak en belirgin ilk adım benim kenara çekilmemdir.”
REKLAM
Bu karar siyasi skandallar, artan yaşam maliyetleri ve rekor savunma harcamalarıyla geçen üç yıllık bir dönemi sona erdiriyor.
Kazananın LDP kontrolündeki parlamento tarafından başbakan olarak onaylanmasına kesin gözüyle bakılıyor.
Potansiyel halef olarak adı geçenler arasında eski savunma bakanı Shigeru Ishiba ve Reform Bakanı Taro Kono da bulunuyor.
LDP başkanlığı için yapılacak yarışta kadın adaylar da yer alabilir ve Japonya’nın ilk kez bir kadın başbakana sahip olma olasılığı artabilir.
Ekonomik Güvenlik Bakanı Sanae Takaichi ve eski içişleri bakanı Seiko Noda, aday olmaya karar verebilirler.
Dışişleri Bakanı Yoko Kamikawa’nın da potansiyel bir aday olarak adı geçiyor.
Basında çıkan haberlerde Kishida’nın istifa kararında, partiyi seçim zaferine taşıyamayacağına inanan partili isimlerden baskı gördüğü belirtiliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ile Hamas arasında devam eden ateşkes görüşmelerinde üzerinde uzlaşılmaya çalışılan son plan ABD Başkanı Joe Biden tarafından 31 Mayıs’ta ilan edildi. Hamas’ın plana olumlu yaklaşmasına rağmen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun şartları nedeniyle anlaşma sağlanamadı.
REKLAMMÜZAKERELER DEVAM EDİYOR
ABD, Mısır ve Katar; İsrail ve Hamas’a Gazze’de ateşkes sağlanması ve esir takası için 15 Ağustos’ta Kahire veya Doha’da müzakerelere yeniden başlanması çağrısı yapmıştı.
Hamas yeni müzakere turuna karşılık Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı temelindeki öneriye dayalı ve 2 Temmuz’da üzerinde anlaşmaya varılan planın uygulanması için çağrı yaptı. Fakat, İsrail’in yeni şartlar ileri sürmesi halinde Hamas bunları kabul etmeyecek. Netanyahu’nun bu müzakere turunda da bahaneler ileri sürüp süreci uzatabileceği kaydedildi.
ANLAŞMAYI BOZAN TARAF İSRAİL
Müzakereler nedeniyle Ortadoğu’da mekik diplomasisi yürüten CIA Başkanı William Burns de daha önce pek çok kez Hamas’ın tavrı nedeniyle Türkiye’ye teşekkür ederken, anlaşmayı bozan tarafın İsrail olduğuna dikkat çekti.
ESİR VE TUTUKLU TAKASI BÜYÜK ENGEL
Tarafların esir ve tutuklu takası konusunda anlaşamaması ise ateşkesin önündeki en büyük engellerden biri. Hamas da İsrail de hangi Filistinli tutukluların serbest bırakılacağını kendisi belirlemek istiyor. Hapisteki El Fetih Hareketi Lideri Mervan El Barguti ise odak noktası konumunda. 30 yıl üstü ceza alan 50 kişi arasında olan Barguti’nin İsrail’in vetosuna takılabileceği belirtiliyor.
HAMAS’TAKİ 1 REHİNEYE 12 FİLİSTİNLİ
Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgiye göre; Hamas’ın elinde yaklaşık 120 rehine bulunuyor. Anlaşma planı Hamas’ın elindeki her bir rehine için yaklaşık 12 Filistinli mahkumun serbest bırakılması üzerine yoğunlaşıyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA’nın haberine göre; BM Filistin Daimi Temsilcisi Mansur, “Dünya ne zaman ateşkes için baskı yapsa İsrail’in (Tabiin) okulundaki gibi bir katliamla karşılık vermesi tesadüf değil. Bir öncekinden daha çirkin bir mesaj veriyor ve durmayacağını ifade ediyor.” şeklinde konuştu.
Mansur, “Derhal ateşkes çağrısı yapan uluslararası fikir birliğini memnuniyetle karşılarken, İsrail’in bu fikirle başa çıkmak için veto yetkisini kullandığı açık. Bu sona ermeli. İsrail dünyaya meydan okumaya devam edemez.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Başkanı Biden, New Orleans kentine yaptığı ziyarette uçaktan inerken basın mensuplarına Gazze gündemini değerlendirdi.
Biden, Gazze’de ateşkesin giderek daha zorlaşıp zorlaşmadığına ilişkin bir soruya, “Giderek zorlaşıyor ama ben vazgeçmiyorum.” yanıtını verdi.
İran’ın İsrail’e yönelik bir karşı saldırı yapıp yapmayacağını takip ettiklerini söyleyen Biden, bir ateşkes anlaşması olması durumunda İran’ın saldırı yapmaktan vazgeçmesini umduğunu da sözlerine ekledi.
İSRAİL’E YENİ SİLAH SATIŞI
Pentagon’a bağlı Savunma Güvenlik ve İşbirliği Ajansı’ndan yapılan açıklamaya göre, ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail’e milyarlarca dolarlık yeni silah satışını onayladı.
REKLAM
ABD’den İsrail’e satışına onay verilen 5 ayrı pakette savaş uçakları, havadan havaya füzeler, tank ve top mühimmatları ile taktik araçlar yer aldı.
Toplam değeri 18,9 milyar doları bulan 50 adet F-15IA ve 25 adet F-15I savaş uçağı ile bunların ilgili mühimmatları, tüm satışın içindeki en büyük payı oluşturdu.
Öte yandan 30 adet orta menzilli havadan havaya füze sistemi (AMRAAM) ile 32 binden fazla tank mermisi ve diğer ilgili ekipmanlar da diğer paketlerde yer aldı. Bunlara ilaveten 50 binden fazla top mermisi ile ilgili ekipmanların satışına da ayrı bir paket olarak onay verildi.
Toplam satış değeri 20,3 milyar doları bulan paket, Gazze’de ateşkes sürecinin belirsizliğini koruduğu ve bölgede gerginliğin yükseldiği bir dönemde onaylandı. Silah satışını engelleyecek bir adımın ABD Kongresinden gelmesi beklenmiyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Orta Doğu’daki durum şu anda çok ciddi.” ifadesine yer veren Ryder, bu yüzden Savunma Bakanı Lloyd Austin’in bölgeye ek savunma silahları ve mühimmat gönderilmesini “emrettiğini” söyledi.
AA’nın haberine göre; bu hafta İran’ın İsrail’e misilleme yapmasının mümkün olup olmadığı sorusuna Ryder, “Kesinlikle mümkün.” cevabını verdi.
Pentagon Sözcüsü, “(Muhtemel saldırıyı) ciddiye almamız gerektiğini ve bunu yaptığımızı söylemek dışında, ne zaman saldıracaklarını tahmin etmeye veya spekülasyon yapmaya çalışmayacağım. Bu yüzden hazırlıklı olacağız ve hazırız.” ifadesini kullandı.
REKLAM
Pat Ryder, ABD’nin durumu yatıştırmak, güçlerini korumak ve İsrail’in savunmasını desteklemek istediğini yineledi.
“DİPLOMASİNİN İŞE YARAMASI İÇİN HER ZAMAN ZAMAN VARDIR”
Pentagon Sözcüsü Pat Ryder, bölgede kimsenin “gerilimin tırmandığını görmek istemediği ve mevcut durumun bölgesel bir çatışmaya dönüşmesini arzulamadığını” belirtti.
“Diplomasinin işe yaraması için her zaman zaman vardır.” diyen Ryder, bununla birlikte, “Yani, umarım, kendimizi bu yetenekleri kullanmak zorunda kalacağımız bir durumda bulmayız. Ancak İsrail’in savunmasında kullanmamız gerekirse, kullanacağız.” diye ekledi.
Ryder şunları söyledi:
“Burada yapmaya çalıştığımız şey, daha geniş bir bölgesel çatışmayı caydırmak, İran’ın misilleme yapma ve potansiyel olarak ezici bir güç kullanma tehdidinde bulunduğu çok gergin bir Orta Doğu’da bölgesel bir savaşı önlemek ve İsrail’in savunmasına yardımcı olma taahhüdümüzde yine çok net olduk.”
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, 31 Temmuz’da İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğramıştı.
İran ve Hamas saldırının arkasında İsrail’in olduğunu belirtmiş, Tahran, Tel Aviv yönetimine karşılık vereceğini kaydetmişti.
Pentagon, bu ayın başlarında, İran’ın İsrail’e olası bir misilleme yapmasını önlemek için, ABD’nin Orta Doğu’ya ek askeri varlıklar konuşlandıracağını duyurmuştu.
*Haberin fotoğrafı İHA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Jeju Sahil Güvenlikten yapılan açıklamada, bir gün önce limana demirleyen gemide 2 bin 430 yolcu ve 736 kişilik mürettebatın bulunduğu; sabah saatlerinde gemiden siyah duman yükseldiği belirtildi.
Gemide yaklaşık 50 metrekare alana yayılan alevlerin kısa sürede söndürüldüğü belirtilen açıklamada, mürettebattan 3 kişinin dumandan zehirlendiği ifade edildi.
Açıklamada, yangının çıkış nedeninin soruşturulduğu aktarılırken Çin’den yola çıkan geminin, yangına bağlı ertelemenin ardından Japonya’ya devam edeceği kaydedildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde İsrail’in bir evi bombalaması sonucu en az 4 sivilin öldüğü, Han Yunus’un doğusundaki Beni Suheyla beldesinde de keskin nişancıların açtığı ateşle 2 sivilin öldürüldüğü belirtildi.
Haberde, Gazze’nin güneyindeki Refah kentinde Tel Sultan Mahallesi’ne düzenlenen saldırılarda en az 3 kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı aktarıldı.
İsrail savaş uçaklarının, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda Ebu Neda ailesine ait evi bombaladığı ifade edilen haberde, hava saldırısıyla enkaza dönüşen evde 7 kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı belirtildi.
Gazze’nin orta kesiminde yer alan Megazi Mülteci Kampı’nda da bir eve düzenlenen hava saldırısında 3 Filistinlinin yaşamını yitirdiği, çok sayıda kişinin yaralandığına dikkat çekilen haberde, Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya bölgesinde de bir evin hedef alınması sonucu 2 sivilin hayatını kaybettiği kaydedildi.
İsrail ordusunun kuzeydeki Gazze kentinin Sabra ve Zeytun mahallelerini de topçu atışlarıyla hedef aldığı ifade edildi.
Hastane kaynaklarınan alınan bilgiye göre İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin çoğunu çocuk ve kadınlar oluşturuyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 39 bin 929 Filistinli öldü, 92 bin 240 kişi yaralandı.
Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİR FİLİSTİNLİ HAYATINI KAYBETTİ
Filistin resmi ajansı WAFA’da yer alan habere göre İsrail güçlerinin, Tubas kentine baskınında açtığı ateş sonucu Filistinli Fayiz Ebu Amir hayatını kaybetti.
Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre ayrıca İsrail askerleri, Tubas’tan sonra kentin yakınlarındaki Tamun beldesine buldozerlerle baskın düzenledi. İsrail askerleri, beldedeki evleri aradı, bölgede zaman zaman silah sesleri duyuldu.
ÖLÜ SAYISI 626’YA YÜKSELDİ
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 7 Ekim’den bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında öldürülen Filistinlilerin sayısı 626’ya yükseldi.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırı başlattığı 7 Ekim 2023’ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haberde, Doha’da yapılacak müzakerelerin İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze’de ateşkese varılması için “son şans” olduğu vurgulandı.
ABD yönetiminin ayrıca yarınki görüşmede, esir takası ve ateşkes için yeni bir öneri sunacağı kaydedildi.
Haberde, ABD yönetiminin sunacağı yeni önerinin detaylarının henüz bilinmediği ancak mayıs ayında sunulan taslakla büyük oranda benzerlik göstereceği belirtildi.
Washington’un yeni önerinin çerçevesinin kabul edilmesi için taraflara baskı yapmasının beklendiği aktarıldı.
ABD, Mısır ve Katar, 8 Ağustos’ta yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail ve Hamas’a Gazze’de ateşkes sağlanması ve esir takası için 15 Ağustos’ta müzakerelere yeniden başlanması çağrısı yapmıştı.
İsrail yönetimi, yarınki müzakerelere heyet göndereceğini duyururken, Hamas, arabuluculardan, yeni müzakere turuna girmek yerine ABD Başkanı Joe Biden’in ateşkes için sunduğu ve hareketin de kabul ettiği önerinin uygulamaya konulması için bir plan sunmalarını istemişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Toplantıda konuşan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, çatışmaların devam ettiği Gazze’de durumun siviller açısından felaket derecesinde olduğunu söyledi. DiCarlo, “Gazze’de güvenli yer yok. Buna rağmen sivillere, giderek daha da daralan bölgelere tahliye emri veriliyor” dedi.

“BU DAHA NE KADAR BÖYLE DEVAM EDEBİLİR?”
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) İnsanı Yardım Finansman ve Kaynak Nakil Birimi Direktörü Lisa Doughten ise “Sadece iki hafta içinde 250 binden fazla insan, bulundukları yeri terk etmeye zorlandı. Sivillerin güvenliğini sağlaması gereken tahliye emirleri, net bir şekilde tam tersi sonucu ortaya çıkarıyor. Siviller, sürekli olarak yaşamlarını devam ettirebilmek için gerekli olan temel ihtiyaçlarını karşılama imkanları bulunmayan yerlere tahliye ediliyor. Kendilerine güvenli olduğu söylenen yerlerde, devamlı bir şekilde öldürülmeye ve yaralanmaya devam ediliyorlar.” dedi.
Daughten, “Bu daha ne kadar böyle devam edebilir? Harekete geçilmesi için El-Tabin okulundaki gibi daha kaç trajedi yaşanması gerekiyor? Bu Konsey, Gazze’de savaşın etkilediği çocukların gözlerinin içine bakıp, yaşadıkları acıları dindirmek için hiçbir çabanın eksik bırakılmadığını söyleyebilir mi?” diye konuştu.

BM GÜVENLİK KONSEYİ’NE KARARLI HAREKET ETME ÇAĞRISI
Cezayir’in BM Daimi Temsilcisi Amar Bendjama, toplantıda BM Güvenlik Konseyi’ni Filistinlileri destekleme konusunda kararlı hareket etmeye çağırdı. Bendjama, okul saldırısı konusunda atılacak kararlı adımların, uluslararası barış ve güvenliği koruma yükümlülüğü olan Güvenlik Konseyi’nin yasal ve ahlaki sorumluluğu olduğunu söyledi. Bendjama, Gazze’de derhal ateşkesin uygulamaya konulması çağrısında bulundu ve Katar, Mısır ve ABD tarafından gerçekleştirilen arabuluculuk çalışmalarına Cezayir’in desteğini açıkladı.
Konuşmasında Bendjama, “İsrail işgal güçleri Gazze’nin Daraj bölgesindeki okulu kasıtlı bir şekilde hedef aldı. Bu, son iki gün içerisinde hedef alınan üçüncü okul oldu. Sivil bir yapı hedef alındı. Uluslararası toplumdan gelen açıklamayla sabit olduğu üzere, bu yapı sivilleri barındırıyordu. Genel Sekreterimiz, bu okulun yüzlerce yerlerinden edilmiş Filistinli aileyi barındırdığını net bir şekilde ifade etmişti” dedi.
Bendjama, “Daraj’daki bu korkunç katliam ve diğer katliamlar, İsrail’e yapılan cömert finansal ve askeri yardımlar olmadan mümkün olmazdı” dedi.


ABD: “ENDİŞELERİMİZİ İSRAİL’E İLETTİK”
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield ise 10 Ağustos’ta İsrail ordusunun Gazze’deki bir okul ve camiyi içeren komplekse düzenlediği saldırı nedeniyle yaşanan sivil kayıplara ilişkin raporlardan endişe duyduklarını söyledi.
Thomas-Greenfield, “Endişelerimizi İsrail’e ilettik. Hamas ve Filistin Cihadı’nın üst düzey yetkililerini hedef aldıklarını belirttiler. Uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde, sivilleri korumak için ellerinden gelen her şeyi yapmaları gerekiyor” dedi.
İsrail’in Hamas ile mücadele etmeye hakkı olduğunu ifade eden Thomas-Greenfield, “Fakat bunu nasıl yaptığı önem arz ediyor. Defaatle ve tutarlı bir şekilde ifade ettiğimiz üzere, İsrail’in sivil kayıpları minimize etmek için tedbir alması gerekiyor” dedi.
ABD’nin Orta Doğu’da başlıca hedefinin gerginliği düşürmek ve bölgesel bir çatışmadan kaçınılmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Büyükelçi Thomas-Greenfield, “Bunun yolu, Gazze’de acil bir ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılmasını sağlamaktan geçiyor” dedi.

ÇİN: “GAZZE’DE HİÇBİR YER GÜVENLİ DEĞİL”
Çin’in BM Daimi Temsilcisi Fu Cong, “Sivillerin sığındığı okulu defaatle bombalamak korkunç bir eylemdir. Son 10 ay içerisinde Gazze’de milyonlarca insan, evlerinin yıkıldığını gördü, sevdiklerinden ayrılmak zorunda kaldı ve huzurlu bir köşe arayışıyla yer değiştirmek zorunda kaldı. Fakat her seferinde, ayrım gözetmeyen bombardımanlarla karşı karşıya kaldılar. Şu anda, Gazze’de hiçbir yer güvenli değil” dedi.
Çin’in İsrail’i tüm illegal yerleşim faaliyetlerini derhal durdurmaya çağırdığını da vurgulayan Büyükelçi Fu Cong, İsrail’i iki devletli çözümü zedeleyecek adımlara son vermeye davet etti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD, Türkiye ile müttefik olsa da, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olan YPG’ye açık destek vermeye devam ediyor. Terör örgütü YPG/PKK’nın sözde anma ve mezuniyet törenlerine kadar katılan ABD tırlar dolusu silah ve mühimmat da gönderiyor.

ABD’li Emekli Albay Douglas McGregor ise katıldığı bir programda PKK/YPG ile olan kirli ilişkilerine ve bölgedeki planlarına yönelik dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
ABD’li Albay McGregor’dan gündemi sarsacak itiraf: “Türkiye’ye saldırması için Suriye’de PKK’yı hazırlıyoruz” | Video
McGregor şu ifadeleri kullandı:
Erdoğan, ısrarla ülkesini savaştan uzakta tutmaya çalışıyor. İsrail’e yönelik çok sert çıkışlar da yapsa ondan hiç hazetmese de ülkesini ısrarla savaştan uzakta tutmaya çalışıyor.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Erdoğan, İsrail’in Lübnan’a girmesi halinde bunun Lübnan’ı istikrarsızlaştıracağının da farkında…

“PKK’YI TÜRKİYE’YE SALDIRMASI İÇİN HAZIRLIYORUZ”
Türkiye’ye saldırmaları için Suriye’de güçlerimizi hazırlıyoruz. Kimleri mi kastediyorum PKK ve diğer bazı örgütleri Türkiye’ye saldırmaları için teşvik ediyor ve silahlandırıyoruz. Türkler de bunun farkındalar ve rahatsızlar. Bunu geçmişte de yaptık ancak bu sefer iş çok ciddi.

“BÜYÜK SAVAŞA DOĞRU GİDİYORUZ”
İsrail’in de parçası olduğu büyük bir savaşa doğru gidiyoruz. Amerika zaten bunun bir parçası, Türk devleti de savaşın eşiğinde olduğunu kamuoyuna açıklamak üzere… Şayet bunu bir istiklal mücadelesi olarak sunarsalar, kamuoyu hiç şüphesiz savaşmak isteyecektir.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“BU SUÇ ORTAKLIĞINA SON VERİN”
İskoçya’nın eski Birinci Bakanı Hamza Yusuf mesajında, “Çocuklarımız böyle bir katliamın göz göre göre gerçekleşmesine nasıl izin verdiğimizi soracaklar. Onlara nasıl cevap vereceğiz? Bu dört günlük ikizler hangi suçu işledi? Onlar da Hamas’tan mıydı? İsrail’e karşı yaptırımlar nerede? Böylesi bir insanlık dışı olay karşısında bazı insanlar hala sessizliği tercih ediyor” açıklamasını yaptı. İngiltere İşçi Partisi Milletvekili Zarah Sultana görüntülere ilişkin yaptığı açıklamada, “İsrail’in savaş suçları işlediğine dair ezici kanıtlara rağmen Birleşik Krallık hükümeti İsrail’e silah ihraç etmeye devam ediyor. Bu suç ortaklığına son verin. Tüm silah satışlarını derhal askıya alın” dedi. İşçi Partisi’nin bir diğer milletvekili Richard Burgon ise, “Bu çok korkunç. İsrail her geçen gün savaş suçu işliyor. İngiltere’nin İsrail’e silah satışı sona ermelidir” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Orta Doğu’daki durum şu anda çok ciddi.” ifadesine yer veren Ryder, bu yüzden Savunma Bakanı Lloyd Austin’in bölgeye ek savunma silahları ve mühimmat gönderilmesini “emrettiğini” söyledi.
Bu hafta İran’ın İsrail’e misilleme yapmasının mümkün olup olmadığı sorusuna Ryder, “Kesinlikle mümkün.” cevabını verdi.
Pentagon Sözcüsü, “(Muhtemel saldırıyı) ciddiye almamız gerektiğini ve bunu yaptığımızı söylemek dışında, ne zaman saldıracaklarını tahmin etmeye veya spekülasyon yapmaya çalışmayacağım. Bu yüzden hazırlıklı olacağız ve hazırız.” ifadesini kullandı.
Pat Ryder, ABD’nin durumu yatıştırmak, güçlerini korumak ve İsrail’in savunmasını desteklemek istediğini yineledi.

“DİPLOMASİNİN İŞE YARAMASI İÇİN HER ZAMAN ZAMAN VARDIR”
Pentagon Sözcüsü Pat Ryder, bölgede kimsenin “gerilimin tırmandığını görmek istemediği ve mevcut durumun bölgesel bir çatışmaya dönüşmesini arzulamadığını” belirtti.
“Diplomasinin işe yaraması için her zaman zaman vardır.” diyen Ryder, bununla birlikte, “Yani, umarım, kendimizi bu yetenekleri kullanmak zorunda kalacağımız bir durumda bulmayız. Ancak İsrail’in savunmasında kullanmamız gerekirse, kullanacağız.” diye ekledi.
Ryder şunları söyledi:
“Burada yapmaya çalıştığımız şey, daha geniş bir bölgesel çatışmayı caydırmak, İran’ın misilleme yapma ve potansiyel olarak ezici bir güç kullanma tehdidinde bulunduğu çok gergin bir Orta Doğu’da bölgesel bir savaşı önlemek ve İsrail’in savunmasına yardımcı olma taahhüdümüzde yine çok net olduk.”

HANİYE SUİKASTI
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniye, 31 Temmuz’da İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğramıştı.
İran ve Hamas saldırının arkasında İsrail’in olduğunu belirtmiş, Tahran, Tel Aviv yönetimine karşılık vereceğini kaydetmişti.
Pentagon, bu ayın başlarında, İran’ın İsrail’e olası bir misilleme yapmasını önlemek için, ABD’nin Orta Doğu’ya ek askeri varlıklar konuşlandıracağını duyurmuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haberde, İsrail ordusunun Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin ofisi ve ordudaki üst düzey subayların bilgisi dahilinde, tünelleri ve binaları ararken Gazze Şeridi’ndeki sivilleri “sistematik şekilde” canlı kalkan olarak kullandığı ifade edildi.

CANLI KALKAN OLARAK KULLANDILAR
İsrail ordusundaki bazı asker ve komutanların ifadelerine göre, İsrail askerleri Gazze Şeridi’nde herhangi bir gerekçe olmaksızın alıkoyduğu Filistinli gençleri ev ve tünelleri ararken canlı kalkan olarak kullandı.

İSRAİL ASKERİ GİBİ GİYDİRİP TÜNELE GÖNDERDİLER
İfadelere göre, genellikle 20’li yaşlardaki Filistinli genç erkekler İsrail askeri üniforması giydirilip elleri arkadan bağlanarak bina ve tünellere gönderildi. Ancak dikkatli incelendiğinde bu kişilerin spor ayakkabılarından ve yüzlerindeki korku ve tedirginlikten Filistinli olduklarının anlaşıldığı kaydedildi.
İSRAİLLİ ASKERDEN ALÇAK İFADELER
Alıkonulan Filistinlilerin İsrail ordu birlikleri tarafından operasyonlarda canlı kalkan olarak kullanıldıkları ve birliklerden önce binaları ve tünelleri aradıkları belirtilen haberde, adı açıklanmayan İsrailli askerlerin şu sözlerine yer verildi:
“(Orduda) Bize hayatlarımızın (Filistinlilerin) onların hayatından daha önemli olduğunu, askerlerimizin ölmesindense onların (Filistinlilerin) bir patlayıcıyla havaya uçurulmasının daha iyi olduğunu söylediler.”

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Kongresinin Filistin asıllı milletvekili Rashida Tlaib, X hesabından yaptığı paylaşımda, “ABD’nin söyledikleri ve ABD’nin yaptıkları” yazan ve silah satışına gönderme yapan bir paylaşımda bulundu.
ABD Dışişleri Bakanlığının söz konusu silah satışına ilişkin açıklamasının altında tepkilerini dile getiren çok sayıda kullanıcı, bu satışın Gazze’deki İsrail saldırılarını desteklemek olduğunu belirtti.
Konuyla ilgili birçok paylaşım yapan bazı gazeteciler de X hesaplarından “ABD yönetiminin İsrail’e silah desteği sağlama konusundaki tavrının Orta Doğu barışıma hizmet etmediğini” vurguladı.
ABD’DEN DEVASA SİLAH SATIŞI
ABD’den İsrail’e satışına onay verilen 5 ayrı pakette savaş uçakları, havadan havaya füzeler, tank ve top mühimmatları ile taktik araçlar yer aldı.
Toplam değeri 18,9 milyar doları bulan 50 adet F-15IA savaş uçağı ve 25 adet F-15I savaş uçağı modernizasyon kiti ile bunların ilgili mühimmatları, tüm satışın içindeki en büyük payı oluşturdu.
Öte yandan 30 adet orta menzilli havadan havaya füze sistemi (AMRAAM) ile 32 binden fazla tank mermisi ve diğer ilgili ekipmanlar da diğer paketlerde yer aldı. Bunlara ilaveten 50 binden fazla top mermisi ile ilgili ekipmanların satışına da ayrı bir paket olarak onay verildi.
Toplam satış değeri 20,3 milyar doları bulan paket, Gazze’de ateşkes sürecinin belirsizliğini koruduğu ve bölgede gerginliğin yükseldiği bir dönemde onaylandı.
ABD Kongresinden söz konusu silah satışını engelleyecek bir adımın gelmesi beklenmiyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zuckerberg, 40 yaşında, Salı günü Instagram‘da paylaştığı gönderide “Roma’nın eşinizin heykelini yaptırma geleneğini canlandırıyoruz” diyerek, hayat arkadaşının bahçelerinde duran devasa ve ayrıntılı heykelin yanındaki fotoğrafını paylaştı.
39 yaşındaki Chan, pembe bir bornoz giymiş halde, rüzgârda uçuşan gümüş renkli, adeta melek kanatlarını andıran bir kıyafet içinde tasvir edilmiş dev turkuaz heykelin yanında duruyor. Heykelde Chan, heykelin soluk ama canlı mavi-yeşil rengine uyumlu bir kupadan içecek içerken görülüyor.
Facebook‘un kurucusu, dünyaca ünlü heykeltıraş ve sanatçı Daniel Arsham’a eseri sipariş ettiğini açıkladı. Arsham, daha önce Tiffany & Co. ve Pokémon gibi markalarla ünlü işbirlikleri yapmıştı.
Zuckerberg, “Yıllardır onun heykelini yaptırmakla şaka yapıyordum ve Arsham ile çalışma fırsatı çıkınca sonunda bunu gerçekleştirdim!” dedi.
Arsham’ın Meta CEO’sunun eşi için yarattığı eser, sanatçının Eylül ayında Venedik’teki Chiesa di Santa Caterina kilisesinde sergilenen bir heykelinde olduğu gibi kristal ve volkanik külden yapılmış gibi görünüyor.
Salı sabahından bu yana 170 binden fazla beğeni alan fotoğrafın paylaşılmasından sonra, birçok kişi Zuckerberg’i eşine bu düşünceli hediyeyi verdiği için takdir etti.
Bir Instagram kullanıcısı “Tüm kocalar şaşkınlık içinde” yorumunu yaptı.
Başka bir kullanıcı “Tüm kocalar için çıtayı yükseltin markiepoo” diye yazdı.
Bir diğeri ise espriyle “Tam da eşime aynı şeyi almak üzereydim. Şimdi planımı değiştirmem gerekecek” dedi.
Roma İmparatorluğu Zamanları’na göre, özellikle eşlerin heykellerini yapmak, aileye, tanrılara ve devlete karşı görev, sadakat ve bağlılığı vurgulayan Roma “pietas” idealine dayanıyordu.
Kaynak, bir eşin heykelinin genellikle bu erdemleri temsil ettiğini ve “ahlaki bütünlüğünü, doğurganlığını ve kocasına ve ailesine olan bağlılığını” kamuoyuna gösterdiğini belirtti.
Roma’daki en zengin aileler bu heykelleri yaptırabiliyordu ve bu, erdem, alçakgönüllülük ve fiziksel güzellik gibi Roma toplumunda değer verilen özellikleri vurguluyordu.
Eserin fiyatı Zuckerberg ve Arsham arasında bir sır olarak kaldı.


Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>7 Eylül 2012’de Trump Tower’da gerçekleşen defilede, Miss USA seçilen Culpo ve yarışmanın eski sahibi Trump ön sırada oturuyordu. Jenner, Mercedes-Benz Moda Haftası kapsamında Sherri Hill için yürüdü.
Trump takım elbise giyerken, Culpo muhafazakâr bir elbise ve Miss USA kuşağı takmıştı. Bir fotoğrafta, Trump’ın Culpo’nun kulağına bir şeyler fısıldadığı görülüyor.
Çalkantılı İlişki
Bu defile, Trump’ın Jenner’a olumlu baktığı son zamanlardan biri oldu. Jenner daha sonra eski başkan hakkındaki düşüncelerini açıkça dile getirdi.
2018’de Jenner, Trump karşıtı bir ceket giyerek protestoya katıldı. Cekette “Tanrı bizi korusun… o benim başkanım değil” yazıyordu.
Aynı yıl bir TV programında, “Çılgın bir partide kimin gelmesini istemezdiniz?” sorusuna “Donald Trump” diye cevap vererek herkesi güldürdü.
Jenner ayrıca, Trump’ın sınır politikalarını eleştiren sosyal medya paylaşımları da yaptı.



Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“KALDIRILAN HER İKİ PAYLAŞIMDAKİ ORTAK NOKTA…”
Orhan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Skandalın en ilginç tarafı 3 ay önce yapılan uluslararası ‘Dünya İslam Bilginleri İstişare Zirvesinde’ sayın başkanımız tarafından kamuoyuna duyurulan Filistin’deki katliamı kınayan sonuç bildirisinden yapılan paylaşımın silinmiş olması yine daha yakın zamanda Suudi Arabistan’ın Mekke kentinde yapılan uluslararası toplantıda İsrail terörünü eleştiren konuşmasını içeren paylaşım da dün silindi. Kaldırılan her 2 paylaşımdaki ortak nokta Siyonist kelimesi” ifadelerine yer verdi.

“HESABINI ELBET BİR GÜN VERECEKLER”
Açıklamasının devamında “Instagram’da siyonist demek yasak sanırım” diyen Orhan, şöyle devam etti: “Ama katil İsrail’i her şekilde savunmak serbest Instagram’ın paylaşımları kaldırması siyonist İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımını gizlemeye yetmeyecek, ne yaparsa yapsın insanlığa karşı işlediği suçların hesabını elbet bir gün verecektir.”
Olgun KızıltepeHaberler.com – Teknoloji
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye, 31 Temmuz’da İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğramış, bu suikastın ardından İran, İsrail‘e karşı misilleme tehditlerinde bulunmuştu. İran, suikasttan İsrail‘i sorumlu tutarken, İsrail ise sorumluluğu üstlenmemişti.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby, İran’ın İsrail’e olası misillemesinin bu hafta gerçekleşebileceğini söyledi. Fox News ise “Tahran 24 içinde vurabilir” iddiasında bulundu.
“İRAN’I GERİLİMİ AZALTMA KONUSUNDA İKNA ETMELERİNİ İSTİYORUZ”
Türkiye Büyükelçiliği görevi yakında sona erecek olan Flake İstanbul’da gazetecilerle düzenlediği toplantısında, “İran ile ilişkisi olan tüm müttefiklerimizden, İran’ı gerilimi azaltması konusunda ikna etmelerini istiyoruz ve bu ülkelerin arasında Türkiye de bulunuyor” dedi.
Flake Washington’un Türk muhataplarına atıfta bulunarak, “Gerilimin tırmanmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Gerilimin tırmanmayacağı konusunda bizden daha emin görünüyorlar” dedi.
ESİR TAKASINDA TÜRKİYE’NİN ROLÜ
Flake, Ağustos ayı başında Ankara‘da gerçekleşen ve Soğuk Savaş’tan bu yana ABD ile Rusya arasındaki en büyük çaplı esir takasında Türkiye’nin oynadığı “faydalı role” dikkat çekti.
Flake, “Müzakere tarafında yer almadılar ancak lojistik tarafta önemli bir rol oynadılar” dedi.
Gazze’deki durumun “çok zor” olduğunu belirten Flake, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İsrail karşıtı söylemlerinin Türkiye’nin arabulucu rolü oynamasını zorlaştırdığını ifade etti.
Flake ayrıca Washington’un “Aktif olarak” ateşkes çağrısı yapmaya başlamasından sonra Ankara ile Washington arasındaki görüş ayrılıklarının azaldığını ancak sürtüşmenin devam ettiğini söyledi.
ABD’nin, Türkiye’den Rusya’ya gönderilen askeri bağlantılı donanım konusunda endişeli olmaya devam ettiğini belirten Flake, Ankara’dan ihracatı önlemeye yönelik işbirliğini artırmasını istedi.
Flake “Bu durum bizim için endişe verici olmaya devam ediyor ve sık sık ve tutarlı bir şekilde gündeme getiriyoruz. Buradaki muhataplarımızla yaptığımız görüşmelerde, amacımızın Rusya’nın savaş kabiliyetini elinden almak olduğuna dikkat çekeceğiz” dedi.
Flake, “Türkiye’den önemli miktarda ürün geldiğini görüyoruz. Bu nedenle daha iyi bir iş birliği yapmak istiyoruz ve birçok yönden bunu başarıyoruz. Rusya’nın şikayet ettiğini biliyorum, bu iyiye işaret” dedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yunan basınındaki haberlere göre, yüzlerce itfaiyecinin müdahalesine rağmen kontrol altına alınamayan başkent Atina’nın kuzey kesimlerinde çıkan yangın nedeniyle birçok yerleşim yeri tahliye edildi. Sabah saatlerinde tahliye edilen Penteli Çocuk Hastanesi ile 414. Askeri Hastanesi’nin ardından, şimdi de Amalia Felming Hastanesi’nin tahliye edildiği belirtildi.

TÜRKİYE’DEN KOMŞUYA HELİKOPTER VE UÇAK DESTEĞİ
Türkiye’nin yangınla mücadele eden Yunanistan‘a destek amacıyla iki yangın söndürme uçağı ve bir helikopter gönderilmesi için çalışmaları başlattığı bildirildi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Atina’yı etkisi altına alan yangınlarla mücadele eden komşumuz Yunanistan‘a destek amacıyla iki yangın söndürme uçağı ve bir helikopter gönderilmesi için gerekli çalışmalar başlatılmıştır.” ifadesini kullandı.

“TEHLİKELİ BİR YANGINLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
1960’tan beri kaydedilen en sıcak haziran ve temmuz ayının yaşandığı Yunanistan‘da yetkililer, şiddetli rüzgar nedeniyle yayılmaya devam eden yangında çok sayıda evin kül olduğunu duyurdu. Yunanistan İklim Krizi ve Sivil Koruma Bakanı Vassilis Kikilias “20 saattir dramatik koşullar altında mücadele ettiğimiz olağanüstü tehlikeli bir yangınla karşı karşıyayız.” dedi.

“TAHLİYE KARARLARINA UYUN” ÇAĞRISI
Yunanistan İtfaiye Teşkilatı Sözcüsü Vasilyos Vathrakoyannis de ekiplerin zor şartlar altında çalıştığını ifade ederek, vatandaşların tahliye kararlarına uymalarını istedi. Tahliye emirlerine uymayı reddedenlerden bazılarının evlerinde mahsur kaldığını belirten Vathrakoyannis, “İtfaiye ekipleri kurtarma operasyonları sırasında hayatlarını tehlikeye atıyor. Vatandaşların tahliye emirlerine uyması gerekir.” dedi.

2’Sİ İTFAİYECİ 15 KİŞİ YARALANDI
Vathrakogiannis, şu ana kadar 2 itfaiyeci ve 13 vatandaşın hafif yaralandığını söyledi. Atina Tabipler Birliği, yangın bölgelerinde yaşayan kronik rahatsızlıkları olan bireyleri, yaşlıları, hamile kadınları, küçük çocukları ve solunum ile kalp problemleri yaşayan vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı. Haberlerde, yangın söndürme çalışmalarına katılmak üzere Avrupa Birliği Sivil Koruma Mekanizması çerçevesinde Fransa, İtalya ve Çekya’dan ekiplerin Yunanistan’a geleceği bildirildi.

YANGINA MÜDAHALE SÜRÜYOR
Dün öğleden sonra çıkan yangına bugün 500’den fazla itfaiyeci, 152 itfaiye aracı, çok sayıda gönüllü, 17 yangın söndürme uçağı ve 15 helikopter müdahale ediyor. Çok sayıda evin zarar gördüğü yangında polis ve itafaiye ekipleri, çoğunluğu yaşlı ve uyarıları dikkate almayan 200’den fazla kişiyi tahliye etmişti. Meteoroloji uzmanları ve hükümet yetkilileri, perşembe gününe kadar hava koşulları nedeniyle vatandaşları artan orman yangınları konusunda uyarmış, İklim Krizi ve Sivil Koruma Bakanı Vassilis Kikilias da ülkenin yarısının “kırmızı alarm” altında olacağını belirtmişti.

Öte yandan 2023 yılında Yunanistan’da çıkan orman yangınlarında en az 28 kişi ölmüş ve 20’den fazla kişi de yaralanmıştı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ARADA SIKIŞIP KALMIŞ
Murillo-Moncada’nın süpermarketteki soğutucuların üzerine çıktığını, ancak oradan soğutucunun arkasına kazara düşerek yaklaşık yarım metre olan soğutucu ve duvar arasına sıkıştığı düşünülüyor.
ANTİDEPRESAN İLAÇ KULLANIYORDU
Larry Ely Murillo-Moncada, kaybolduğunda 25 yaşındaydı. No-Frills adındaki süpermarket zincirinde çalışırken 28 Kasım 2009 yılında kaybolan Murillo-Moncada dosyasını araştıran polis memuru o sırada bir fırtına olduğunu ve Murillo-Moncada’nın ayakkabısını, çorabını, anahtarını ya da arabasını almadan izini kaybettirdiğini söyledi.

Murillo-Moncada’nın annesi Ana Moncada, o zamanlar yerel bir gazeteye verdiği röportajda kaybolmasından iki gün önceki Şükran Günü’nde oğlunun işten kafası dağınık bir halde geldiğini söylemişti.
Oğlunu götürdüğü doktorun bir antidepresan ilaç yazdığını anlatan anne, oğlunun bir süre sonra sesler duymaya başladığını söylemiş; “bu seslerin kendisine şeker yemesi gerektiğini söylediğini ve şeker yerse kalbinin bu kadar hızlı atmayacağını düşündüğünü” anlatmıştı.
Anne, oğlunun kendisini birinin takip ettiğinden şüphelendiğini ve korktuğunu da söylemişti.
O zamanlar civardaki hapishaneler araştırılmış, göçmenlik ofisi tarafından Honduras’a geri gönderilip gönderilmediği araştırılmış ancak hiçbir sonuca ulaşılamamıştı.

SOĞUTULARIN SESİ YÜZÜNDEN DUYULMAMIŞTIR
Cesedin bulunmasının ardından yapılan araştırma sırasında No-Frills’in eski çalışanları, depo olarak da kullanılan soğutucuların üzerine gözlerden uzak bir şekilde mola vermek için çıktıklarını anlattı. Dedektifler, Murillo-Moncada’nın evden çıkıp sonra süpermarkete gittiğini, soğutucunun üzerine çıktıktan sonra bir şekilde 3,5 metre yükselikte bulunan bir alandan duvarla soğutucu arasında düşerek can verdiği sonucuna ulaştı.
Soruşturmayı yürüten polis memurlarından Brandon Danielson, soğutucuların motorlarının yüksek bir sesle çalışmasından ötürü muhtemelen Murillo-Moncada’nın sesinin duyulmadığını aktardı. Otopsi raporunda da bir travma bulgusuna ulaşılamazken Murillo-Moncada’nın dosyası ‘kazara ölüm’ sonucuyla kapatıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ALMANYA’YA İLTİCA ETTİ
Suriye‘nin Paris Olimpiyatları’na gönderdiği judocu Hasan Al-Bayan, oyunların ardından ülkesine geri dönmeyerek Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu.
ÜLKESİNE GERİ DÖNMÜYOR
Al-Bayan’ın, siyasi ve kişisel nedenlerle Suriye’ye dönmeyi reddettiği belirtiliyor. Olay, spor camiasında ve Suriye’de geniş yankı uyandırdı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“TERÖRİSTLER KENDİLERİNİ BEKLEYEN SONDAN KURTULAMAYACAK”
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hudutlarımızın güvenliği, bölgenin huzuru ve emniyeti için Irak’ın kuzeyindeki operasyonlarına aralıksız devam ediyor. Pençe-Kilit bölgesinde unutulmayacak kahramanlıklar sergileyen, en tehlikeli ve en zorlu arazilerde teröristlerin inlerini yerle bir eden korkusuz Mehmetçik, terör örgütü PKK’yı bölgeden silip atmak için mücadele veriyor.
MSB’den yapılan açıklamaya göre; Pençe-Kilit harekat bölgesine gerçekleştirilen başarılı hava harekatıyla 17 PKK’lı terörist daha etkisiz hâle getirildi.
Operasyondan görüntülerin yer aldığı açıklamaya “Şehitlerimiz için, milletimiz için, aziz vatanımız için durmadan, yorulmadan tüm gücümüzle mücadeleye devam edeceğiz! Teröristler kendilerini bekleyen sondan kurtulamayacak!” notu düşüldü.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Jamaika doğumlu futbolcu Akeem, Madonna‘nın Ağustos 2022’deki Paper dergisi kapak çekiminde de yer almıştı.
Çift, Madonna‘nın 16 Ağustos’taki 66. doğum günü öncesinde İtalya’da bulunuyor.
Bu görüntüler, Akeem’in bir ay önce Madonna ile 4 Temmuz’u geçirmesinden ve Madonna’nın bunu Instagram sayfasında paylaşmasından kısa bir süre sonra geldi.
Madonna, siyah bir elbise giyiyordu. Elbise, kalça hizasında düz siyah bir kısım ve üzerinde dramatik, ayak bileklerine kadar uzanan dantel bir katmandan oluşuyordu ve bir pelerin içeriyordu.
Üzerine, aralarında bir haç da bulunan birçok kolye ve bilezik takmıştı.
Madonna, taş döşeli sokaklarda terlik tarzı sandaletlerle yürürken, sarı saçları hafif dalgalıydı.
İkon, görünümünü tamamlamak için siyah dantel eldivenler ve güneş gözlüğü takmıştı.
Tarihi şehirde dolaşırken Akeem’in koluna tutunuyordu.
Akeem ise yeşil yakalı örme bir üst ve beyaz şort giymiş, güneş gözlüğü takmıştı.
Çift daha sonra arkadaşlarıyla açık havada öğle yemeği yemek için oturdu.
Madonna ve Akeem ilk kez 2022’de tanışmış görünüyor – Akeem, Madonna’nın Ağustos 2022 Paper Dergisi kapak sayısında yer almıştı.
4 Temmuz’da Madonna, kendisi ve Akeem’in cesur pozlarını içeren müstehcen bir fotoğraf dizisi paylaştı. Bunlardan birinde, birlikte bir kanepeye uzanmışken Akeem’in eli Madonna’nın göğüslerinin üzerindeydi.
Madonna yazısında, geçen yıl hayatı tehdit eden bir hastalıktan kurtulduğunu ve mucizevi bir iyileşme yaşadığını belirtti.




Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, Ayvacık açıklarında kaçak göçmenler olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Bölgeye ekip sevk edildi. Sahil Güvenlik botu ‘KB-119’ tarafından lastik botun arızası nedeniyle sürüklenen ve yardım talebinde bulunan lastik bot içindeki 17 kaçak göçmen kurtarıldı.
Kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi. – ÇANAKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Mahmud Abbas ile yapılacak görüşmelerde Hamas’ın yeni yönetimi ile El Fetih’in birlik hükümeti kurmaları, İsrail-Hamas savaşı ve Gazze’deki insani sorunların çözümü konularının ele alınması bekleniyor.
Dün Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşen Abbas’ın Ankara’da Filistin sorunu ve İsrail-Hamas savaşının gidişatına ilişkin önemli mesajlar vermesi bekleniyor.
Erdoğan ve Abbas’ın bugün yapacakları görüşmenin ardından ortak basın açıklamasında bulunmaları öngörülüyor.
TBMM’de yarın gerçekleşecek program ise Abbas’ın Meclis BaşkanıNuman Kurtulmuş ile görüşmesiyle başlayacak. Meclis Genel Kurulu’na hitap edecek olan Abbas, konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Şeref Holü’ndeki Filistin temalı fotoğraf sergisini gezecek.
Sergide 31 Temmuz’da Tahran’da suikast sonucu ölen Hamas’ın eski siyasi lideri İsmail Haniye’in geçmişte Türkiye’ye yaptığı ziyaretler sırasında çekilen fotoğrafların da yer alacağı kaydediliyor.
Hamas ve İran suikasttan İsrail’i sorumlu tutmuş, İsrail ise Haniye’yiş öldürdüğünü resmen ne doğrulamış ne yalanlamıştı.
Erdoğan, Abbas’ı eleştirmişti
Filistin liderinin Ankara ziyareti, Erdoğan’ın Abbas’ı hedef alan eleştirilerinin ardından geliyor olması açısından da önemli.
Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Türk yetkililer, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ABD Kongresi’ne davet eden ve konuşmasını ayakta alkışlayan Amerikalı Kongre üyelerini sert dille eleştirmişti.
Türkiye’de bazı muhalefet partileri ise Erdoğan’ı “eleştirmekten başka bir şey yapmamakla” suçlamış ve bugüne kadar niçin Mahmud Abbas’ı ve İsmail Haniye’yi TBMM’de konuşma yapmak için çağırmadığını sorgulamışlardı.
Temmuz ayı sonunda Rize’yi ziyareti sırasında yaptığı bir konuşmada muhalefetin eleştirilerine “Size davet etmediğimizi kim söylüyor?” yanıtını veren Erdoğan, “Davet ettiğimiz hâlde gelmeyen Sayın Abbas, kusura bakmasın önce bizden ayrıca özür dilemesi lazım. Davet ettik ama gelmedi. Bekliyoruz, bakalım gelebilecek mi? Gelir veya gelmez ama biz Filistin halkının, Filistinli kardeşlerimizin adına zaten söylenmesi gerekenleri her yerde her toplantıda dile getiriyoruz” demişti.
Erdoğan, Ağustos ayı başında yaptığı bir başka konuşmada, Abbas’ın yanı sıra Haniye’yi de Ankara’ya davet etmeyi planladıklarını şu ifadelerle kaydetmişti:
“Biz ayın 15’inde Meclisimizde Mahmud Abbas’ı konuşturmanın planı içindeydik. İsmail Heniyye kardeşimizi de aynen burada yine konuşturalım demiştik. Hatta Meclis mi olsun yoksa bu salonumuz mu olsun diye de Meclis Başkanımızla onun planlarını yapıyorduk. O planı yaparken, hemen ertesi gün maalesef şehadeti duyduk.”
Abbas kritik dönemde Ankara’da olacak
Abbas’ın Ankara ziyaretinin zamanlaması son dönemde yaşanan üç önemli gelişme nedeniyle önem kazanıyor. Bunların başında Haniye’nin öldürülmesi ve onun yerine Hamas’ın başına sertlik yanlısı olarak bilinen ’ın geçmesi geliyor.
Haniye ile yakın ilişki içinde olan Ankara, Hamas ile El Fetih arasında birliğin sağlanması konusunda uzun süredir çaba göstermişti. Uzun süredir anlaşmazlık içinde olan Hamas ve El Fetih, 23 Temmuz’da Çin’in arabuluculuğunda ulusal birlik hükümeti kurulması konusunda uzlaştıklarını açıklamışlardı.
Haniye’nin ardından bu sürecin nasıl evrileceği bilinmiyor. Abbas’ın Meclis’teki konuşması sırasında Filistinlilerin birlik ve bütünlüğü konusunda nasıl bir mesaj vereceği merak ediliyor.
İkinci önemli gelişme, İran’ın Haniye’nin Tahran’da öldürülmesinden sorumlu tuttuğu İsrail’e misilleme yapacağını açıklaması oldu.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake, 13 Ağustos’ta bir araya geldiği gazetecilere, “İran ile ilişkisi olan tüm müttefiklerimizden, İran’ı gerilimi azaltması konusunda ikna etmelerini istiyoruz ve bu ülkelerin arasında Türkiye de bulunuyor” dedi.
Müzakereler yeniden başlayacak mı?
Abbas’ın Meclis’te konuşma yapacağı gün, Haniye’nin öldürülmesi nedeniyle kesintiye uğrayan İsrail-Hamas ateşkes görüşmelerinin yeniden başlaması için hedeflenen tarih olması açısından da büyük önem taşıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 12 Ağustos’ta telefonda görüştüğü Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Hamas’ın müzakerelere yeniden dönmesinin önemini dile getirmişti.
Fidan da dün müzakerelerde arabuluculuk yapan Katar ve Mısır’ın dışişleri bakanlarıyla telefonda görüşmüş ve süreci ele almıştı.
Türkiye uzun süredir ateşkes çağrısında bulunuyor ve sorunun çözümünün Filistin devletinin kurulması olduğunu kaydediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ATEŞKES OLURSA MİSİLLEME YOK
Reuters Haber Ajansı’na bilgi veren üç İranlı yetkili, Hamas Siyasi Lideri İsmail Haniye’nin Tahran’da suikaste uğramasına karşı İran’ın, İsrail’e saldırı planından ancak İsrail ve Hamas arasında ateşkes olması halinde vazgeçilebileceğini söyledi.

DOĞRUDAN BİR SALDIRI BAŞLATACAKLAR
İsmi açıklanmayan İranlı üst düzey yetkililerden biri, İran’ın Hizbullah gibi müttefikleriyle birlikte ateşkes görüşmelerinin başarısız olması ya da İsrail’in müzakereleri sürüncemede bıraktığının düşünülmesi halinde doğrudan bir saldırı başlatacaklarını söyledi. Kaynaklar, İran’ın karşılık vermeden önce görüşmelerin ne kadar ilerlemesine izin vereceğine dair herhangi bir yorum yapmadı.

İSİMLERİNİN GİZLİ KALMALARINI İSTEDİLER
Konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin gizli kalmasını isteyen kaynaklar, Haniye ve Hizbullah komutanı Fuad Şükr’ün art arda öldürülmesinin ardından Ortadoğu’da geniş çaplı bir savaş riskinin artmasıyla birlikte İran’ın, son günlerde Batılı ülkeler ve ABD ile İsrail’e yönelik misillemenin nasıl olacağı konusunda yoğun bir diyalog içinde olduğunu belirtti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Deponun tam yeri, içindeki nesnelerden bazılarının çok değerli olması nedeniyle gizli tutuluyor ancak ABD’nin Georgia eyaletinin başkenti Atlanta’da konumlandığını söyleyebiliriz.
Deponun içinde, ters dönmüş bir küvet ve çökmüş bir lombozdan (gemi kamaralarındaki yuvarlak pencere), yüzeyi aşınmış cam eşyalar ve küçük düğmelere kadar binlerce nesne bulunuyor.
İşte bu eşyalardan bazılarının ve sahiplerinin gizli kalan hikayeleri:
Trajik bir hikayeye sahip timsah derisi çanta
Timsah derisinden yapılmış çanta Atlantik Okyanusu’nun kuzeyinde suyun derinliklerinde on yıllar boyunca bozulmadan durdu. Çantanın içinde muhafaza edilen bazı hassas objeler, sahibini bulmayı kolaylaştırdı.
Çanta, geminin en ucuz bölümde yolculuk eden Marian Meanwell adlı kadına ait.
Bu değerli nesneleri enkazdan çıkaran RMS Titanik şirketinin koleksiyonlardan sorumlu yöneticisi Tomasina Ray, “Bu güzel ve şık çanta 63 yaşındaki bir şapkacıya ait. Kadın, daha yeni eşini kaybeden kızı ile beraber ABD’ye yolculuk ediyordu” diyor.
Çantanın içindeki hatıralar arasında, Marian Meanwell’in annesine ait olduğu düşünülen solmuş bir fotoğraf da var.
ABD’de başlayacağı yeni yaşama hazırlık olarak yanına aldığı bazı belgeler de Meanwell’in çantasının içinde bulundu.
Londra’daki eski ev sahibinin referans mektubunda, “Bayan Meanwell kirayı zamanında ödeyen, iyi bir kiracıydı” ifadeleri yer alıyor.
Üçüncü sınıf bölümünde yolculuk edenlerin ABD’ye herhangi bir hastalık taşımayacağını kanıtlamaları için getirmeleri istenen sağlık teftişi kartı da çantadaydı.
Sudan zarar gören bu belge, Meanwell’in trajik hikayesini de gözler önüne serdi.
Meanwell, aslında White Star Line’a ait başka bir gemi olan Majestic’e binmek için listedeydi ancak bu gemi denize açılmadı. Meanwell’in kartındaki Majestic isminin üstü çizildi ve Meanwell Titanik gemisine transfer edildi.
Kaderi değişen Meanwell, Titanik’in batması sonucu hayatını kaybeden 1.500 kişiden biri oldu.
Tomasino, “İşte bu yüzden Meanwell’in ve bu nesnelerin hikayelerini anlatabilmemiz çok önemli. Aksi takdirde bu kadın, listedeki herhangi bir isimden ibaret olacaktı” diye vurguluyor.
Hâlâ güçlü bir koku yayan parfüm şişeleri
Derinlerden çıkarılan eşyalardan bazıları, gemiden kurtulanlara ait.
Tomasina içinde küçük parfüm şişeleri olan plastik kabı açtığında, güçlü ve tatlı bir koku yayılıyor.
On yıllar boyunca deniz yüzeyinde kalmış olan, kapakları kapalı bu şişelerden yayılan kokular hâlâ çok keskin.
Tomasina, “Gemide, yanında 90’dan fazla bu küçük parfüm şişelerinden taşıyan bir parfüm tüccarı da vardı” diyor.
İsmi Adolphe Saalfeld olan adam, ikinci sınıf kamaralarda yolculuk ediyordu.
Saalfeld hayatta kalan 700 kişiden biriydi.
Ancak geminin tahliyesi sırasında kadın ve çocuklara öncelik verilirken, kurtulan bazı erkekler bundan üzüntü duyuyorlardı. Tomasina, eşyaları bulduklarında zaten ölmüş olan adamın “kurtulduğu için vicdan azabı duymuş” olabileceği yorumunu yapıyor.
Şampanya şişesi
Koleksiyonda içi dolu ve üstü mantar tıpayla kapatılmış bir şampanya şişesi de bulunuyor.
Tomasina, mantardan bir miktar suyun içeri sızmış olabileceğini söylüyor.
Titanik buz dağına çarparak 1912’de battığında gemi bölünmüş ve içindekiler etrafa dağılarak büyük bir enkaz alanı yaratmıştı.
Tomasina, “gemi mutfak kısmından bölündüğü için okyanus dibinde çok sayıda şişe ve mutfak tenceresi bulunduğunu” söylüyor.
Gemide o sırada binlerce şişe şampanya taşınıyordu.
Yolcu gemisinin sahibi birinci sınıf yolcuların gösteriş içinde, en iyi yiyecekler ve içeceklerle, zenginlik içinde bir deneyim yaşamasını istiyordu.
Tomasina, “Gemi yüzen bir saray gibiydi ve Titanik’in en lüks yolcu gemisi olması isteniyordu” diye açıklıyor.
Perçin çivileri
Dönemine oranla gelişmiş güvenlik unsurlarına sahip olan ve “batmaz” denilen Titanik buz dağına çarptığında, Southampton’dan ABD’ye ilk seferini yapıyordu.
Tomasina’nın gösterdiği koleksiyonda, çelik levhaları bir arada tutan kalın metal çiviler yani perçinler de dikkat çekiyor.
Gemide 3 milyondan fazla perçinin kullanıldığı düşünülüyor.
Tomasina, “Titanik battığında standartların altında malzeme kullanıldığı ve bu yüzden daha hızlı battığına dair bir teori ortaya atılmıştı” diyor.
Bu perçinlerden bazıları saf olup olmadıklarını tespit etmek için test edildi.
“Soğuğa karşı malzemenin dayanıklılığını biraz daha azaltabilen cam gibi bir madde olan cüruftan perçinlerin içinde yoğun olarak bulunduğunu” söyleyen Tomasina, daha hassas oldukları takdirde bu perçinlerin başlarının daha kolay çıktığını, buz dağının çarptığı yerde kırığın bu yüzden bu kadar büyük olabileceğini belirtiyor.
Ancak Tomasina’ya göre geminin tam olarak neden battığını anlamak için öğrenilmesi gereken daha çok şey var.
Sınıf ayrımı
Gemide yaşam, sınıflar arasında farklılık gösteriyordu.
Yolcuların yiyip içtiği bardak ve tabaklar dahi birbirinden ayrıydı.
Üçüncü sınıftakiler için basit ama sağlam bir beyaz fincan kullanılırken, ikinci sınıftakiler için üstünde mavi ve zarif çiçek motifleri olan daha narin tabaklar kullanılıyordu.
Birinci sınıftakiler daha da zarif, kenarlarında altın çizgi ve üstünde ışıkta parlayan süslemeler olan porselen tabaklarla yemek yiyordu.
ABD’de bir mahkemenin 1994’te verdiği izinle RMS Titanik AŞ, yasal olarak enkazdaki eşyaları çıkarma hakkı kazanan tek şirket oldu.
Ancak ayrı ayrı satılmalarını önlemek için çıkarılan eserleri bir arada tutmak ve düzgün bir şekilde muhafaza etmek gibi çok sıkı kurallara uymaları talep ediliyor.
Bu zamana dek eserler enkaz alanında toplanıyordu.
Şirket kısa süre önce geminin batığına gidip buradan bir eşyayı suyun yüzeyine çıkarma arzusunda olduğunu açıklayarak tartışma yarattı. Bu eşya, Titanik’in battığı gece imdat çağrılarını ulaştırmak için kullandığı Marconi marka telsizdi.
Bazıları, gemi batığının bir mezarlık olduğunu ve rahat bırakılması gerektiğini savunuyor.
Buna karşılık Tomasina, “Titanik’e saygı duyuyoruz. Anısını korumak istiyoruz. Herkes Titanik’e dalıp oraya ulaşamıyor ve onu halkla buluşturmayı istiyoruz” diyor.
Şirket batığın bulunduğu noktada gerçekleştirdiği son keşiflerde milyonlarca fotoğraf çekerek ayrıntılı bir üç boyutlu tarama yapmaya çalıştı.
Dolayısıyla gizli depodaki raflarda daha fazla boş yer açılması gerekebilir.
Ekip sadece Marconi telsiz odasının durumunu incelemekle kalmıyor, aynı zamanda gelecekte yapılacak dalışlarda çıkarmak istedikleri nesneleri de tespit ediyor.
Belki de bu eşyalar sayesinde, Titanik ve yolcuları hakkında hiç anlatılmamış başka hikayeleri ortaya çıkarabilecekler.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Komutanlığından yapılan açıklamaya göre, Fethiye ilçesi açıklarında görevli sahil güvenlik botunca hareketli fiber karinalı lastik bot durduruldu.
Lastik botta 9’u çocuk 26 düzensiz göçmen ile göçmen kaçakçılığı yaptığı şüphesiyle 1 kişi yakalandı.
Bodrum ilçesi açıklarında ise içinde düzensiz göçmenlerin olduğu fiber teknenin motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine bölgeye sahil güvenlik botu sevk edildi.
Ekipler, teknedeki 2’si çocuk 12 düzensiz göçmeni kurtardı.
Düzensiz göçmenler, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İngiltere’nin Southport bölgesinde 29 Temmuz’da bir dans okuluna düzenlenen ve 3 kız çocuğunun ölümüyle sonuçlanan bıçaklı saldırı sonrası yayılan yanlış bilgiler sonucu sokaklarda patlak veren şiddet olaylarında gözaltı sayısı arttı. Polis, şiddet olaylarına karıştığı için gözaltına alınanların sayısının bin 24’e yükseldiğini belirterek, 575 kişiye çeşitli suçlamalar yöneltildiğini açıkladı. Gözaltına alınanlar arasında 69 yaşında bir kişi ile 11 yaşında bir çocuk da yer alıyor.
Ne olmuştu?
Southport’ta 3 çocuğun öldürüldüğü saldırının ardından bazı sosyal medya hesapları ve haber siteleri, saldırganın Müslüman bir sığınmacı olduğu iddiasını yaymıştı. Polisin, saldırganın Galler’in başkenti Cardiff doğumlu 17 yaşında bir erkek olduğunu açıklamasına rağmen aşırı sağcılar, Müslümanlara ve göçmenlere karşı eylemler gerçekleştirmişti. Eylemler İngiltere’nin birçok kentine yayılmıştı. – LONDRA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İLETİŞİM Başkanı Fahrettin Altun, “Bütün gücünü dünyanın sessizliğinden alan İsrail polisinin gözleri önünde binlerce siyonistin Mescid-i Aksa’nın avlusuna girmesini, saldırmasını şiddetle kınıyoruz” dedi.
Altun, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bütün gücünü dünyanın sessizliğinden alan İsrail polisinin gözleri önünde binlerce siyonistin Mescid-i Aksa’nın avlusuna girmesini, saldırmasını şiddetle kınıyoruz. Müslümanların ilk kıblesine yönelik alçak saldırıları kabul etmiyoruz. Kan ve provokasyondan beslenen İsrail’e karşı tüm insanlığı güçlü bir ses vermeye, ahlak ve vicdan sahibi herkesi Aksa’nın çığlığını duymaya davet ediyoruz. Sessiz kalamayız, kalmamalıyız. Yüreklerimizi birleştirip, barbarlığa ‘dur’ demeliyiz. Öte yandan bilinmesini isteriz ki insan haklarını, uluslararası hukuku hiçe sayarak yaşlı, kadın, çocuk on binlerce Filistinli kardeşimizi şehit eden işgalci İsrail, er ya da geç hesap verecek. Yaptıkları asla yanına kar kalmayacak. Şartlar ne olursa olsun Filistin halkının yanında duracağız, haklı davalarına sonuna kadar destek olacağız” ifadelerine yer verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yangın, saat 21.39 sıralarında Yamanlar Dağı’nda meydana geldi. Henüz belirlenemeyen sebepten dolayı çıkan orman yangını ihbarı üzerine adrese İzmir Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı; 25 arazöz, 4 su ikmal aracı, 3 dozer ve 6 yer ekibi sevk edildi. Ekiplerin alevlerle mücadelesini sürdüğü öğrenildi. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ayvacık ilçesi Adatepe köyü yakınlarındaki orman alanında, saat 16.30 sıralarında yangın çıktı. Alevler rüzgarın etkisiyle kısa sürede geniş bir alana yayıldı. İhbar üzerine bölgeye Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü’ne bağlı 2 ilk müdahale aracı, 10 arazöz, 3 dozer, 4 uçak, 4 helikopter ve toplam 104 personel sevk edildi. Yangına havadan ve karadan müdahale sürüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’Lİ ASKERİ ANALİSTTEN DİKKAT ÇEKEN “TÜRKİYE” İTİRAFI
Hamas lideri İsmail Haniye’nin İran’ın başkenti Tahran’da suikastla öldürülmesinin ardından Orta Doğu’da yeni savaş kapıya dayandı. İran ve Lübnan Hizbullahı’nın İsrail’e yönelik misilleme saldırısı beklenirken, ABD’li emekli albay ve Savunma Bakanlığı eski danışmanı Douglas McGregor Türkiye ile ilgili dikkat çeken itirafta bulundu.

“ERDOĞAN TÜRKİYE’Yİ SAVAŞTAN UZAK TUTMAYA ÇALIŞIYOR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e yönelik çok sert çıkışlar yapsa da Türkiye’yi savaştan uzak tutmaya çalıştığını belirten askeri analist McGregor, ABD’nin Türkiye’ye saldırmaları için Suriye’de terör örgütü PKK/YPG’yi hazırladığını söyledi.
“İSRAİL, PKK’YI KULLANARAK TÜRKİYE’YE SALDIRI PLANI HAZIRLIĞINDA”
MacGregor, ABD’nin daha önce PKK’yı Türkiye’ye saldırmak konusunda desteklediğini kabul ederken şimdi ise İsrail’in Suriye üzerinden PKK’yı kullanarak Türkiye’ye saldırı planı hazırlığında olduğu iddiasını da dile getirdi. McGregor şunları söyledi:
“TÜRKİYE’YE SALDIRMALARI İÇİN PKK/YPG’Yİ EĞİTİYORUZ”
“Türkiye’ye saldırmaları için Suriye’de güçlerimizi hazırlıyoruz şu anda. Kimleri mi kastediyorum? PKK, YPG ve onlarla birlikte hareket eden diğer bazı örgütleri Türkiye’ye saldırmaları için teşvik ediyor ve silahlandırıyoruz.
“BÜYÜK BİR SAVAŞA DOĞRU GİDİYORUZ”
Türkler de bunun farkındalar ve bundan çok rahatsızlar. Bunu geçmişte de düzenli bir şekilde yaptık. Ama bu sefer iş çok ciddi. Ruslar da kuzey Suriye’de yeni bir üs kurdular. Onlara karşı doğrudan eylemde bulunacağımız bir pozisyonda olmamızı istemiyorlar. Yani Türkiye ve İsrail’in de parçası olduğu büyük bir savaşa doğru gidiyoruz. Biz ABD olarak zaten bunun bir parçasıyız.”
ABD’nin terör örgütü YPG/PKK’yı Suriye’de eğitip-donattığı ve tırlarla silah ve mühimmat gönderdiği biliniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ama Kiev yine de bugün zorlu bir tercih yapmak zorunda – Moskova’ya maksimum baskı yapmak için güçlerini orada mı tutacak yoksa geri mi çekecek.
Rusya’nın insansız hava araçları, füzeleri ve kanatlı bombalarıyla her gün darbe alan Donbas’ta ön cephedeki yorgun güçleri yavaş yavaş geri çekilen Ukrayna, bu yaz iyi bir habere fazlasıyla ihtiyaç duyuyordu.
Ve Rusya’nın Kursk bölgesine yapılan bu olağandışı, iyi şekilde uygulanan sınır ötesi taarruzla, istediği iyi haberi aldı.
İsmini açıklamamızı istemeyen üst düzey bir İngiliz askeri kaynak, “Bu istilanın en çarpıcı yanı; hava savunmasından elektronik harbe, zırhlı birliklerden piyadelere kadar, Ukraynalıların silahlı harbi ne kadar iyi öğrenmiş oldukları. Bu etkileyici” diyor.
Ukraynalılar saldırıda Alman Marder’ler ve diğer zırhlı araçlar da dahil, Batı’nın gönderdiği bazı modern silahları da geçen yazdan çok daha etkili kullanıyor gibi görünüyor. Geçen yaz Rus ordusunu Ukrayna’nın güneydoğu bölgelerinden çıkarmakta başarısız olmuşlardı.
Peki Ukrayna’nın Rusya’ya yaptığı bu baskın, buradan nereye gidecek?
Daha temkinli tarafta yer alanlar, Ukrayna’nın vermek istediği mesajı – Putin’in seçimi olan savaşın artık Rusya’ya da acı getiriyor olduğu mesajını Rusya’ya vermiş olduğunu söyleyecektir. Donbas’taki cephede yaşadığı gerilemelere rağmen Ukrayna modern muharebe tekniklerini kullanarak, sofistike bir bileşik silahlı saldırı düzenleyebildiğini gösterdi.
Bir diğer deyişle temkinli taraftakiler, ‘Kremlin’in burnunu kanattıktan sonra, Putin Ukrayna güçlerini yakalayıp öldürecek daha fazla güç göndermeden önce Ukrayna’nın şerefli bir şekilde geri çekilmesini’ savunacaktır.
Ama geri çekilmek Ukrayna’nın bu sınır ötesi saldırısının iki bariz hedefini boşa çıkarabilir; Rusya’yı bazı güçlerini Donbas’tan geri çekmek zorunda bırakacak bir baskı uygulamak, ve gelecekteki barış müzakerelerinde pazarlık kozu olarak kullanabileceği kadar Rus toprağını elinde tutmak.
İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nden Dr David Blagden “Kiev elinde Rus toprağı tutarsa, kendi topraklarını geri alabilmek için daha güçlü bir pozisyonda olur. Kiev ayrıca Ruslar’ın Putin rejiminin ‘tam muktedir’ olduğuna dair algısını zedeleyerek, Kremlin’i iktidarını tehlikeye atmamak için bir anlaşma aramaya itmeyi de amaçlıyor olabilir” diyor.
Burada net olan bir şey var: Rusya lideri Putin’in bağımsız bir ülke olarak bile var olmaması gerektiğini düşündüğü Ukrayna’nın askerlerinin Rusya topraklarında olması, Rusya için katlanılamaz bir durum.
Putin bu sorunun üstüne bulabildiği her şeyi fırlatacak ve aynı zamanda Ukrayna’ya Donbas’ta yaptığı baskıyı artıracak, buradaki sivilleri daha fazla drone ve füze saldırılarıyla cezalandıracaktır.
Putin’in duyduğu rahatsızlığı, dün Moskova’da düzenlediği acil durum toplantısının televizyona yansıyan karelerde görmek çok kolaydı.
Yani Ukrayna’nın kumarı işe yaradı mı?
Bunu söylemek için hâlâ çok erken. Ukrayna güçleri Rusya toprakları içinde kalmayı sürdürürse, Moskova’nın vites artırmasıyla birlikte gittikçe şiddetlenen saldırılara hedef olabilirler.
Dr Blagden “Sınır ötesi saldırıyı sürdürüp, ele geçirilen toprakların kontrolünü sağlamaya çalışmak; personel, ekipman ve lojistik anlamında çok talepkar bir iş, özellikle de tedarik hatları uzadıkça” uyarısını yapıyor.
Bu şüphesiz Ukrayna’nın bu yılki en cesur adımıydı, ve de en risklisi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları 312 gündür devam ediyor. Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den sonra Gazze Şeridi’nde doğan 115 bebeğin saldırılarda hayatını kaybettiğini açıkladı. Bakanlık, İsrail saldırılarında en son hayatını kaybeden bebeklerin, 9 Ağustos’ta doğan 4 günlük Aysal ve Ayser adlı ikizler olduğunu ifade etti.
Filistin basınında yer alan haberlerde, Aysal ve Ayser’in babalarının sabah saatlerinde ikizlerin doğum belgelerini almak için yanlarından ayrıldığı ve geri döndüğünde ikizler ile eşinin İsrail bombardımanında öldüklerini öğrendiği aktarıldı. – GAZZE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Etiyopya, ekonomik nedenlerle Kızıldeniz’e erişim için Somaliland ile 1 Ocak 2024 tarihinde bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, Somaliland’in tanınması vaadini içermesi nedeniyle Somali ve uluslararası toplumun tepkisini çekti. Etiyopya ile Somali Dışişleri Bakanları, iki ülke arasındaki krizin çözümü amacıyla 9-10 Mart tarihinde Nairobi’de bir araya getirildi; ancak iki ülke arasında yapılan dolaylı müzakerelerde bir sonuç alınamadı.

BAŞKAN ERDOĞAN TALİMAT VERDİ, ARA BULUCULUK GİRİŞİMLERİ BAŞLADI
Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre; Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali konuya ilişkin Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ı muhatap alan bir mektup yazarak Etiyopya ve Somali arasındaki ihtilafa dair Türkiye’nin desteğini istedi. Başbakan Abiy’nin mektubunun alınmasının ardından Başkan Erdoğan’ın talimatları çerçevesinde ara buluculuk girişimleri başlatıldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Bu çerçevede, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Etiyopya ve Somalili muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirdi ve Etiyopya ile Somali dışişleri bakanlarını 1 Temmuz 2024’te Ankara’da ağırladı. İki ülkenin dışişleri bakanları, Bakan Fidan’ın ev sahipliğinde aynı fotoğraf karesinde yer aldı. Toplantı sonucunda taraflar, aralarındaki meseleyi barışçıl şekilde çözme yönündeki niyetlerini ortak açıklamayla kayda geçirdi.

UZLAŞI SAĞLANMASI YÖNÜNDE ÇALIŞMALAR OLACAK
Dışişleri Bakanı Fidan, ‘Ankara Süreci’ çerçevesinde 3 Ağustos’ta Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya giderek, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed tarafından kabul edildi. Somali tarafıyla da en üst düzeyde yürütülen temaslar sonucunda, ikinci tur görüşmelerin 2 Eylül yerine 12 Ağustos’ta Ankara’da gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

Yürütülen diplomatik sürecin devamı olarak, iki ülke heyetlerinin Ankara’da konuk edilerek, iki dost ülkenin ihtiyaç, kaygı ve yaklaşımlarını dikkate alarak uzlaşı sağlanması yönünde çalışmaların olacağı belirtildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, X hesabından yaptığı açıklamada, Kufra’da yaşanan fırtına ve selden zarar görenlere yardım edilmesi için tüm imkanların seferber edildiğini, ilgili bakanlıklar ve kurumlara hazırlıkları en üst seviyeye çıkarmaları talimatını verdiğini belirtti.
Dibeyde, “Kufralıların selametini temenni ediyorum ve bu kriz çözülene kadar anbean onların yanında olacağız.” dedi.
Libya’nın doğusundaki “hükümetin Başbakanı” Hammad da X hesabından yaptığı açıklamada, “Krizi aşmak için tüm imkanları seferber etmenin ve tüm çabaları yoğunlaştırarak vatandaşların güvenliğinin ön plana çıkarılmasının gerekliliğine ilişkin talimatlarımızı yayınladık.” ifadelerini kullandı.
Kufra kent meclisi sözcüsü Abdullah Süleyman, “3 gündür yağan yağmurlar, şehrin birçok yerini sular altında bıraktı. Sele neden olan yağışlar, son 72 yılın en şiddetlisi.” ifadelerini kullandı.
Meteoroloji Kurumundan yapılan açıklamada da kentteki yağışların ilerleyen saatlerde şiddetini artırarak süreceği bilgisi paylaşılırken vatandaşlardan dikkatli olunması istendi.
LİBYA’DAKİ SEL FELAKETİ
Orta Akdeniz’de etkili olan ve 10 Eylül 2023’te Libya’nın doğusunu vuran Daniel Fırtınası, Bingazi, Beyda, Merc, Suse ve Derne kentlerinde sel felaketine neden olmuştu.
Derne kentinde kasırganın etkisiyle 2 baraj çökmüş, 576’sı yabancı uyruklu 4 bin 540 kişi hayatını kaybetmişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, İsrail ordusuna ait kuzeydeki Gatun kışlasında yer alan 146. Tugayın “onlarca katyuşa füzesiyle tam isabet vurulduğu” kaydedildi.
Öte yandan İsrail ordusu ise saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, Lübnan’ın güneyinden İsrail’in kuzeyindeki Kabri bölgesine yönelik 30 katyuşa füzesinin fırlatıldığını, herhangi bir can kaybının yaşanmadığını aktardı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dünya nefesini tuttu Orta Doğu’daki gelişmelere kilitlendi. Hamas lideri Haniye’nin İran’da uğradığı suikast sonrası bölgede bir kez daha gerilim yükseldi.

İsrail ve İran arasında savaşın her an başlaması beklenirken Hizbullah’ın Tel Aviv’e düzenlediği saldırılar sonrası Netanyahu yönetimi alarma geçti.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Her fırsatta İsrail’e desteğini açıklayan ve gerilimin yükselmesinin ardından bölgeye savaş gemisini konuşlandıran ABD ise İran’ın İsrail’e misilleme saldırısı yapmaması konusunda uyarıda bulunmaya devam etti.

Son olarak ABD Başkanı Joe Biden, çekilen bir videoda İran’a söz konusu saldırı için “Yapmayın” diyerek uyarı mesajı gönderdi.

Bu gelişmeler sürerken İsrailGazze Şeridi’ndeki zulme devam etti. İsrail ordusu Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde bir bölgenin daha boşaltılması için Filistinleri açık açık tehdit etti. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda 36. Blok bölgesinde yaşayanların burayı terk etmeleri gerektiğini belirtti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
RUSYA CEPHESİ: UKRAYNA TOP ATIŞLARI SANTRALİ VURDU
Rusya’nın ilhak ettiği Zaporijya’nın sözde Bölge Valisi Yevgeniy Balitskiy, yaptığı yazılı açıklamada, Zaporijya NGS’deki duruma ilişkin bilgi verdi.
Ukrayna ordusunun top atışlarıyla gerçekleştirdiği saldırı nedeniyle Zaporijya NGS’nin soğutma sisteminde yangın çıktığını belirten Balitskiy, “Santralde bulunan 6 ünite soğuk durdurma durumunda, patlama veya başka bir tehlike bulunmuyor.” ifadesini kullandı.

Balitskiy, santral ve bulunduğu şehirde radyasyon seviyesinin de normal düzeyde olduğunu vurgulayarak, yangının söndürülmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


ZELENSKİ: RUS İŞGALCİLER YANGIN ÇIKARDI
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, sosyal medya hesabından santraldeki yangının görüntüsünü paylaştı.
Ukrayna lideri, “Rus işgalciler, Zaporijya Nükleer Güç Santrali bölgesinde yangın çıkardı. Şu anda radyasyon seviyeleri standart düzeyde. Ancak Rus teröristler nükleer santrali kontrol ettiği sürece durum normal olamaz” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’nın güneydoğusundaki Zaporijya Nükleer Güç Santrali, Avrupa’nın en büyük nükleer santrali konumunda bulunuyor.
Santral, Mart 2022’de Ruslar tarafından ele geçirilmişti. Halihazırda Rus ordusu kontrolünde olan santralin çevresinde topçu saldırıları yaşanırken, Ukrayna ve Rusya saldırılar konusunda birbirini suçluyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, Hizbullah mensubu Muhammed Hani Haydar (36) ve Ali Semir Hicazi’nin (27) söz konusu saldırılarda öldüğü kaydedildi.
İsrail ordusunun 8 Ekim 2023’ten bu yana Lübnan’ın güneyine düzenlediği saldırılarda ölen Hizbullah mensubu sayısı 406’ya yükseldi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, “Sığınak arayan sivillerin öldürülmesi kabul edilemez. İsrail ordusunun okullara yönelik tekrarlanan saldırıları sona ermeli ve hızla soruşturulmalı.” ifadeleri kullanıldı.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarından aylardır kaçan, koruma arayan kadın, erkek ve birçok çocuğun çektiği acıların boyutunun “tahmin edilemez” ölçüde olduğu belirtilen açıklamada, sivillerin “çapraz ateşin ortasında kalmaması gerektiği” vurgulandı.
Açıklamada, bölgede insani yardıma, ateşkese ve esir takası için anlaşmaya “acil ihtiyaç duyulduğu” ifade edildi.
İsrail ordusu, Gazze’nin doğusundaki Derec Mahallesi’nde yerinden edilen sivillerin sığındığı Et-Tabiin Okulu’na saldırı düzenlemişti.
Binlerce kişinin sığındığı okulda yerinden edilen Filistinlilerin sabah namazını kıldığı sırada gerçekleştirilen saldırıda en az 100 kişi ölmüş, onlarca kişi yaralanmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Arabuluculuk görevini üstlenen ABD, Mısır ve Katar’dan gelen “Gazze’de bir an önce ateşkes sağlanmalı” çağrılarına rağmen, İsrail ordusu, zorla yerinden edilmiş binlerce Filistinlinin sığındığı Gazze Şeridi’ndeki okullara saldırılarını sistematik biçimde sürdürüyor. Birleşmiş Milletlerin (BM) açıkladığı rakamlara göre, Gazze Şeridi’ndeki yaklaşık 2 milyon kişi en az bir kere yerinden edilmiş durumda. Bölgedeki yıkım karşısında, hastaneler, okullar ve bu yerlerin çevreleri yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı alanlara dönüştü.

İsrail ordusunun 10 ayı aşkın süredir saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde “güvenli yer yok” söylemi, bölgede sivillerin sığınma merkezine dönüşmüş uluslararası hukuka göre koruma altındaki okul ve hastaneler için de geçerliliğini koruyor.
Gazze’yi harabeye çeviren İsrail ordusu, saldırılarında hastaneleri, okulları, yerinden edilmiş sivillerin sığındığı kampları defalarca vurdu.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Sistematik bir şekilde sivilleri hedef alan İsrail ordusu, “Hamas üyelerini hedef aldık, Hamas üyeleri burayı merkez olarak kullanıyor.” iddiasının arkasına saklanıyor. İsrail ordusunun sadece ağustos ayında Gazze Şeridi içinde 8 ayrı okula “Hamas ve İslami Cihad üyelerini hedef aldığı” iddiasıyla düzenlediği saldırılarda en az 179 Filistinli can verdi. İsrail ordusunun bu süre zarfında saldırıları okullarla da sınırlı kalmadı. ABD, Mısır ve Katar’dan yapılan “Gazze’de bir an önce ateşkes sağlanmalı” çağrısından sonra, İsrail’in 10 Ağustos’ta sabah namazı için Et-Tabiin Okulu’na toplanan sivilleri hedef alan hava saldırısı sonrasında parçalanmış cesetlerin plastik poşetlerde toplandığı görüntüler, Filistinlilerin maruz kaldığı “şiddet ve vahşetin” ulaştığı seviyeyi bir kez daha gözler önüne serdi.

– 1 AĞUSTOS: ŞUCAİYYE
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Gazze kentinde yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Şucaiyye Mahallesi’ndeki Delal el-Muğrabi Okulu’nu bombalaması sonucu okul tamamen yerle bir oldu.
Saldırıda en az 2’si çocuk 15 Filistinli hayatını kaybetti, yaklaşık 30 kişi yaralandı.
– 2 AĞUSTOS: ŞEYH RIDVAN
İsrail ordusunun Gazze kentinde yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Şeyh Rıdvan bölgesinde Hamame ve Huda okullarına düzenlediği saldırıda aralarında çocukların da bulunduğu 17 Filistinli yaşamını yitirdi.
İsrail ordusu bu saldırıdan kısa bir süre sonra aynı bölgeyi 3 füzeyle bombaladı.

– 4 AĞUSTOS: NASR MAHALLESİ
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin batısında zorla yerinden edilen sivillerin sığındığı Nasr Mahallesi’ndeki iki okula düzenlediği saldırıda en az 30 Filistinli hayatını kaybetti, 19 kişi yaralandı.
– 8 AĞUSTOS: TUFFAH MAHALLESİ
İsrail savaş uçakları, Gazze kentinin doğusundaki Tuffah Mahallesi’nde yerinden edilen Filistinlilerin barındığı “Ez-Zehra” ve “Abdulfettah Hamud” adlı iki okulu bombaladı. Saldırıda, 17 Filistinli hayatını kaybetti, onlarcası yaralandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ITC Başkanı düzenlediği basın toplantısında “Bağdat’ta yapılan toplantı da seçim de geçersizdir.” diyerek şunları kaydetti:
“Vilayet Meclisi Seçim Yasası’nın 13. Maddesi Kerkük’te yönetimin seçim sonuçlarına bakılmaksızın tüm bileşenler arasında adil şekilde dağıtılmasını öngörüyor. Ayrıca söz konusu toplantının bileşenler arasında hiçbir uzlaşı olmadan, Türkmenlerin yokluğunda, vali ile meclis başkanı seçiminin Kerkük değil, Bağdat’ta yapılması açık ve net şekilde yasa ihlalidir.”
Turan, toplantıda en yaşlı üyenin de yer almadığını hatırlatarak, oturum sonuçlarının hukuka aykırı olduğunu ve sonuçların geçersiz kılınması için yargıya başvuracaklarını vurguladı.
Kerkük Vilayet Meclisinde üyesi bulunan tek Türkmen siyasi partisinin ITC olduğuna dikkati çeken Turan, Bağdat’taki toplantıya yerel meclis üyeleri dışında hiçbir Türkmen yetkiliyi de görevlendirmediklerini aktardı.
Kerkük Vilayet Meclisinin, 5 Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) 3 Arap ve bir Hristiyan üyesi dün Bağdat’ta bir otelde toplanarak valilik ve meclis başkanlığı için oylama yapmıştı.
Oylamaya katılanlar, KYB’li Rebvar Taha’nın valiliği, Arap üye Muhammed Hafız’ın da meclis başkanlığına destek vermişti.
Kerkük Meclisindeki Türkmen, Kürdistan Demokrat Partili ve 3 Arap üye oylamayı boykot ederek toplantıya katılmamıştı.
KYB’den yapılan açıklamada valilik görevine Taha’nın seçildiği iddia edilmişti.
Kerkük Vilayet Meclisi 16 sandalyeden oluşuyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>O ANLAR KAMERADA
2 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan olaya ilişkin jandarma ekiplerinin incelemesinde, kurşunların ateşlendiği tabanca ve sahibine yönelik çalışmada Muhterem D. gözaltına alındı. Şüphelinin sorgusu sürüyor. Hayatını kaybedenlerin, bugün toprağa verileceği öğrenildi. Olay sonrası yaşananlar, cep telefonu kamerasına yansıdı. Görüntülerde; yaralananlara çevredeki vatandaşların müdahale etmesi yer aldı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Reisi’nin Meclise sunduğu kabine listesinde, Dışişleri Bakanı olarak eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci olarak görev yapan Arakçi yer aldı.
İçişleri Bakanlığına eski Uyuşturucuyla Mücadele Teşkilatı Genel Sekreteri ve eski Devrim Muhafızları Ordusu komutanlarından Tuğgeneral Mumini aday gösterildi.
Savunma Bakanlığı için eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Aziz Nasırzade’nin aday gösterildiği listede, İstihbarat Bakanlığı için mevcut Bakan İsmail Hatib’in ismi yer aldı.
Pezeşkiyan’ın Meclise sunduğu listede Yol ve Şehircilik Bakanlığına ise kadın mimar Ferzane Sadıki aday gösterildi.
Kabine listesi için muhafazakarların çoğunlukta olduğu Mecliste bir hafta sürecek görüşmelerin ardından güven oylaması yapılması bekleniyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
7 Ekim’den bu yana Siyonist İsrail eliyle Gazze’de çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere 49 bin 653 masum yaşamını yitirdi. Batı daha önce Ruanda, Bosna, Hocalı’daki katliamlara da seyirci kaldı.

Ruanda’da 7 Nisan 1994’te Hutuların Tutsi etnik grubuna karşı başlattığı soykırım girişiminde 100 günde 800 binden fazla insan yaşamını yitirdi. Katliamlar sırasında bölgede bulunan BM askerleri ülkeden ayrıldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Batılılar 9 Nisan’da BM’nin düzenlediği operasyonla ülkeden çıkarılırken BM, ABD’nin de teşvikleriyle 21 Nisan’da tampon güç ve gözlem için bölgede bulundurduğu Mavi Berelilerin sayısını 2 bin 500’den 250’ye düşürdü.

Fransa, 23 Haziran’da ülkenin güneybatısında sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak amacıyla başlattığı sözde operasyona rağmen soykırımcılara silah ve mühimmat desteğini sürdürdü.

BOSNA’DA SEYRETTİLER
Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak kabul edilen ve yaklaşık 8 bin 372 Boşnak sivilin hunharca katledildiği Srebrenitsa soykırımı da BM’ye bağlı Hollandalı askerlerin göz önünde gerçekleşti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARI SIRASINDA ÖLÜ BULUNDULAR”
Açıklamada, “Kiev bölgesinde düşman füze saldırısı sonucu ölen siviller, bir erkek ve bir çocuk. Dün gece füze parçaları Brovary bölgesindeki özel konutların üzerine düştü. Aralarında 13 yaşında bir çocuğun da bulunduğu 3 kişi ağır yaralandı. 35 yaşında bir adam ve 4 yaşındaki oğlu binanın enkazı altında kaldı. Ne yazık ki arama kurtarma çalışmaları sırasında ölü bulundular” denildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Harris, İsrail’in sivil kayıpların önlenmesi sorumluluğunun bulunduğunu hatırlatarak, “Bir kez daha çok fazla sivil öldürüldü.” dedi.
“Esirleri çıkarmamız gerek. Bir esir anlaşmasına ve ateşkese ihtiyacımız var. Bunun yapılması gerektiğini ne kadar vurgulasam azdır. Anlaşmanın hemen yapılması gerekiyor.” diyen Harris, ateşkesin sağlanmasının önemini vurguladı.
İsrail ordusu, 10 Ağustos’ta, Gazze’nin doğusundaki Derec Mahallesi’nde yerinden edilenlerin sığındığı Et-Tabiin Okulu’na saldırı düzenlemişti. Binlerce kişinin sığındığı okulda yerinden edilenlerin sabah namazını kıldığı sırada düzenlenen saldırıda en az 100 kişi ölmüş, onlarca kişi yaralanmıştı.
Yerel kaynaklar, cesetlerin saldırı nedeniyle parçalandığını ve yandığını belirtmiş, sivil savunma ekiplerinin etrafa dağılan ceset parçalarını toplamakta güçlük çektiği kaydedilmişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Beşşar Esed rejimini destekleyen İran destekli grupların ise daha çok Deyrizor ilinde dağınık şekilde yer altı yapılanmaları konumlanıyor.
Yükselen gerginliğin ardından ABD güçleri, Haseke ilindeki üslerinden İran destekli grupların yoğun varlık gösterdiği ve olası temas hattında bulunan Deyrizor’daki üslerine son günlerde çok sayıda PKK/YPG’li terörist ve mühimmat sevk etti.
ABD güçleri, olası bir saldırıya karşı Haseke’deki Robarya, Rümeylan ile Şeddadi üslerinden Fırat Nehri’nin doğusundaki Ömer Petrol Sahası, Koniko ile Tenek üslerinde tedbir aldı, buralarda yaklaşık 700 PKK/YPG’li terörist konuşlandı.
Diğer yandan ABD ordusu, bu üslere cephane yüklü tırlar ile Humvee tipi muharip savaş araçlarından oluşan 70 araçlık askeri konvoy da sevk etti.
ABD, Suriye’deki üslerini son yıllarda Sentinel radar sistemi, orta menzilli ve güdümlü, yüksek performanslı HIMARS hava savunma sistemi, orta sınıf topçusu Howitzer obüs ile kısa menzilli Avenger Hava Savunma Sistemleri ile güçlendirdi.
Halihazırda ABD güçleri, Fırat Nehri’nin batı hattında konuşlanan İran destekli grupları hava gözlem araçlarıyla gözetliyor.
İRAN DESTEKLİ GRUPLAR YER ALTINDA
İran destekli gruplar, Suriye’de Şam ilinin güneyi, Deyrizor il merkezi, Meyadin, Muhasan ile Bukemal ilçeleri ile Suriye-Irak sınır hattında yoğun varlık gösteriyor.
Bu hatta İranlı Feylak el-Kudüs, Afganistan kökenli Fatimiyyun Tugayı, Irak kökenli Ketaib eş Şüheda ile Lübnan kökenli Hizbullah grubuna bağlı binlerce unsur bulunuyor.
Buradaki İran destekli gruplar, ABD ile İsrail saldırılarından korunmak için tünelleri ve yer altı barınma alanlarını etkin şekilde kullanıyor.
İsrail ve ABD’nin önceki saldırıları sebebiyle hareket kabiliyeti azalan İran destekli gruplar, Esed rejimi askerlerinin üniformalarını giyerek kamufle olmaya çalışıyor.
Olası temas hatlarından Deyrizor’un Fırat Nehri kıyısında, Irak sınırındaki Bukemal ilçesinde inşasına 2018’de başlanan İmam Ali Üssü’nde İran Devrim Muhafızları Ordusu komutasındaki Feylak el-Kudüs grubu varlık gösteriyor.
Bu üste çok namlulu roketatar katyuşa, Grad füzesi, SİHA’lar, Rus yapımı kısa menzilli Scud füzeleri ile İran yapımı Fecr 5 roketleri bulunuyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Venezuela’daki cumhurbaşkanlığı seçimine gözlemci olarak katılan Türk heyetinde olan Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) Başkanı Şeref Malkoç, ülkenin Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun Türk heyetini “Selamünaleyküm” diyerek karşıladığını söyledi.

Malkoç, “Ben kendisine Türkiye’den seçim gözlemcisi olarak geldiğimizi YSK ve Parlamento temsilcilerinin de burada bulunduğunu söyledim. Cumhur-başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın selamını da ilettik. O da ‘Selamünaleyküm, Recep Tayyip Erdoğan benim ağabeyimdir. Çok çok selam söyleyin. Zaten onunla yakın zamanda görüşeceğiz’ ifadelerini kullandı” dedi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Malkoç, Maduro’nun ayrıca, ekonomi başta olmak üzere ülkesinin her alanda Türkiye’nin desteğine ihtiyacı olduğunu aktardığını söyledi. Malkoç, Türk heyeti olarak Maduro’ya Filistin konusunda insanlık ve hukuk adına gösterdiği çaba ve duruşu sebebiyle teşekkür ettiklerini dile getirdi.

“YATIRIM YAPIN”
Malkoç’un verdiği bilgiye göre Maduro, ülkesinin başta ekonomi olmak üzere her alanda Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Maduro, Türk iş insanlarına “Gelip yatırım yapsınlar” çağrısında bulundu.

OSMANLI’DAN BERİ
Türklerin Venezuela’da hem halk tarafından çok sevildiğini hem de devlet yönetiminde büyük saygı gördüğünü dile getiren Malkoç, “Osmanlı döneminde Venezuela’ya Osmanlı pasaportu ile giden yüz binlerce Filistinli, Suriyeli ve Osmanlı tebası var. Bunlar Osmanlı pasaportu ile gittikleri için ‘Türk’ diye adlandırılıyorlar ve çok seviliyorlar. Seçim gözlemi için sokakta diyalog kurduğumuz halk bizleri de sıcakkanlı karşıladı” ifadelerini kullandı
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Davacı , ERDAL APARDIM ileDavalı , KAHRAMANMARAŞ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ arasında mahkememizde görülmekte olan Tapusuz Taşınmaz Tescili (Kişilerce Açılan) davası nedeniyle;
Davaya konu Kahramanmaraş ili, Onikişubat ilçesi, Dereboğazı mahallesinde bulunan Fen bilirkişi’nin 16/11/2023 tarihli Bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen toplam 970,43 m² miktarındaki Doğusu; Tapulama harici bırakılan yer, Batısı; yol, Kuzeyi; yol, Güneyi ; bir kısmı Şaban Akkuş’un kullanımında olan bir kısmı da Alaaddin Okur’un kullanımında olan taşınmaz ile çevrili taşınmazı Davacı Mustafa ve Hatice oğlu, 1974 doğ. Kahramanmaraş d.lu, 25327906712 T.C kimlik numaralı ERDAL APARDIM – zilyetliğin devri yolu ile uzun bir zamandır aralıksız olarak nizasız ve fasılasız olarak kendi zilyet ve tasarrufu altında olduğundan bahisle taşınmazın adına TESCİLİNE karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Yukarıda belirtilen dava edilen bu yer hakkında herhangi bir hak iddia eden var ise, iş bu ilanın son ilan tarihinden itibaren 3 ay içinde Mahkememizin Sayı:2022/470 Esas sayılı dava dosyasına yazılı olarak itiraz etmeleri hususu yasa gereği ilan olunur.
#ilan.gov.tr Basın No:ILN02075538
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ESAS NO: 2022/448 Esas
DAVALILAR: 1- AHMET YASEMİN Akdeniz Mh. 427 Sk. No:33 Yüreğir/ ADANA
2- ALİ YASEMİN Akdeniz Mah. 427 No:19/3 Seyhan/ ADANA
3- AYSEL KAYA
4- CEVDET DOĞU
5- CEVDET SUADİYE
6- CUMA SUADİYE
7- EDİBE KAR
8- EDİP SUADİYE Yeni Mahalle İskele Cad. No:174Samandağı/ HATAY
9- RUKİYE SUADİYE ve diğerleri.
Davacı tarafından aleyhinize açılan Ortaklığın Giderilmesi (Paylı Mülkiyette) davasının yapılan yargılamasında;
Mahkememizce davalı 29782726014 T.C. Kimlik nolu Rukiye Suadiye’ye çıkarılan tüm tebligatların iade dönmesi nedeniyle duruşma gününü bildirir dava dilekçesi, tensip tutanağı ve bilirkişi raporunun ilanen tebliğine karar verilmiştir.
Durusma Günü: 12/09/2024 günü saat 09:45’de, Bilirkişi raporuna HMK 281. maddesi gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz etmediğiniz taktirde bilirkişi raporuna itiraz etme hakkından vazgeçmiş sayılacağınız ve yargılamaya yokluğunuzda devam edileceği hususunun ihtarına belirtilensürelerintebliği yerinegeçerli olmak üzeretebligat yasasının 28, 29, 30,31maddeleri gereğince duruşma gününü bildirir tensip tutanağı, dava dilekçesi ve bilirkişi raporu yerine geçerli olmak üzere ilanen tebliğ olunur.
#ilan.gov.tr Basın No:ILN02074282
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>#ilan.gov.tr Basın No:ILN02074109
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberleri: İngiltere, bir haftayı aşkın süredir büyük bir krizle karşı karşıya. Southport kentinde 29 Temmuz’da 17 yaşındaki saldırganın 3 çocuğu öldüğü, 8’i çocuk 10 kişiyi de yaralandığı bıçaklı saldırının ardından ülkede ırkçı protestolar başlamıştı.

Sosyal medyada saldırganın göçmen ve Müslüman olduğu iddiaları gündeme gelmiş, saldırganın kimliğiyle ilgili yayılan spekülatif haberler sonucu Southport’taki aşırı sağcılar polisle çatışarak Southport İslam Toplumu Camisi’ne taşlı saldırı düzenlemişti.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Daha sonra ortaya çıkan bilgilerde ise saldırganın Hristiyan olduğu doğrulanmıştı. Ne var ki ülkede uzun süredir artan aşırı sağcılar, söylentilerden faydalanmaya devam ederek ülkede büyük şiddet olaylarına imza atmayı sürdürdü.

Aşırı sağcı şiddet olayları, 2 Ağustos’ta ülkenin doğu kıyısındaki Sunderland’e sıçradı. Kentteki Masjid-e Anwaar-e Madinah Camisi’nin dışında toplanan aşırı sağcı kalabalık polisle çatıştı. Kalabalık, kentteki polis karakolunu ateşe verirken bazı kamu kuruluşlarını da yakmak istedi. İlerleyen günlerde Bristol, Hull, Blackpool, Stoke-on-Trent ve Blackburn’ün de aralarında bulunduğu yaklaşık 20 İngiliz kentiyle Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’taki 4 farklı noktada aşırı sağcılar sokaklara indi.

PROVOKATÖR RUM KESİMİ’NDE ÇIKTI
Bu kentlerde göçmenlere ait iş yerleri, camiler, polis araçları ve çevik kuvvet memurlarına saldıran 92 aşırı sağcı gözaltına alındı. Müslüman ve göçmenleri hedef alan ırkçı protestoları organize ettiği belirlenen Tommy Robinson’un, olayları kışkırtan ırkçı paylaşımlarda bulunurken Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin (GKRY) Aya Napa kentinde tatil yaptığı belirlendi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, İsrail’in soykırım savaşı altındaki Gazze Şeridi’nde zorla yerinden edilen Filistinlilerin yaşadığı insani dramı yansıtan görüntülerle Lübnan halkına mesaj verdi.

SİVİLLERİN DRAMI ÜZERİDEN LÜBNAN’I TEHDİT ETTİ
Smotrich, X sosyal medya platformundaki hesabından, İsrail’in Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinin doğusundaki Filistinlilere tahliye uyarısında bulunmasının ardından, yanlarına aldıkları eşyalar ile güvenli olduğunu düşündükleri bölgelere gitmeye çalışan binlerce Filistinlinin bu zorunlu ve zorlu göç yolculuğunu gösteren görüntüleri paylaştı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İsrail ordusunun ülkenin kuzeyinde çatıştığı Lübnan Hizbullahı’na işaret eden Smotrich, “Hamas, Gazze halkına yıkım ve tahribat getirdi. En iyisi Lübnan halkı bu görüntüleri iyi izlesin.” mesajını paylaştı.

PEŞ PEŞE TEPKİLER
Çirkin paylaşımla birlikte, İsrail’in bugün gerçekleştirdiği okul katliamına, Türkiye’den tepki geldi.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, yaptığı paylaşımda, “İnsanlık, vicdanlardan göçüyor… Soykırımcı katiller hesap vermeden insanlıktan bahsedilemez.” mesajını verdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “İsrail ordusunun, Gazze’de yerinden edilenlerin sığındığı bir okula düzenlediği saldırıda en az 100 Filistinlinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin yaralandığı bildiriliyor. Şehitlere rahmet, yaralılara şifa diliyorum. Yapılan zülüm ve katliamları, bunlara sessiz kalarak ortak olanları bir kez daha lanetliyorum. Kana doymayan, diplomasiyi her türlü provokasyon ile sabote eden, bölgesel ve küresel barışı tehdit eden Netanyahu hükümeti insanlık vicdanında ve uluslararası hukuk önünde vereceği hesabı büyütmeye devam ediyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
SORUMLU AMERİKAN YÖNETİMİ
Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü ve Enformasyon Bakanı Nebil Ebu Rudeyne, yaptığı açıklamada, okul saldırısının İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da her gün işlediği katliamların devamı olduğunu ifade etti. Ebu Rudeyne, bu saldırının İsrail’in şüphe uyandıran uluslararası sessizlik karşısında, “kitlesel katliamlar ve her gün işlenen cinayetler politikası” yoluyla Filistin halkını yok etme çabalarını doğruladığını kaydetti. ABD’nin silah ve askeri teçhizat satın alması için İsrail’e 3.5 milyar dolar vereceğini açıkladığı bir dönemde Gazze halkına karşı yeni bir katliam işlendiğine dikkati çeken Ebu Rudeyne, “Bundan ve İsrail’in 10 aydır devam eden diğer katliamlarından ABD sorumludur” dedi.
2 GAZETECİ DAHA ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 2 Filistinli gazeteci daha hayatını kaybetti. Açıklamaya göre, İsrail ordusunun Gazze’ye düzenlediği saldırılarda, Filistin Televizyonu’nda çalışan Temim Ahmed Ebu Muammer ile El-Aksa Kanalı çalışanı Abdullah Mahir es-Susi isimli gazeteciler yaşamlarını yitirdi. İsrail ordusunun 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde düzenlediği saldırılarda öldürülen gazetecilerin sayısı 168’e yükseldi.
DIŞİŞLERİ’NDEN ÇOK SERT TEPKİ
Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in 100’den fazla Filistinliyi öldürdüğü okul saldırısına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İsrail, Gazze şehrinin Derac Mahallesi’ndeki bir okul binasına sığınmış yüzden fazla sivili katlederek insanlığa karşı yeni bir suç işlemiştir. İsrail’i durdurmak için adım atmayan uluslararası aktörler, bu suçlara ortak olmaktadır” denildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA: HUZUR VE BARIŞ BALTALANMAMALI
Kerkük’teki yönetim krizi ile ilgili konuşan diplomatik kaynaklar “Kerkük’te içinde Türkmenlerin, KDP’nin ve diğer Arap üyelerin bulunmadığı bir kurguda, oldu bitti yoluyla yönetimin belirlenmesi girişimi toplumsal barışa ve huzura hizmet etmeyecek. Türkmenler dahil Kerkük’teki tüm yerel unsurların temsilini temin eden bir yönetimin teşkil edilmesi gerektiğine dair hassasiyetimizi bu vesileyle yineliyoruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Şehit Eren Bülbül’ün mezarı başında duygularını SABAHA anlatan anne Ayşe Bülbül, “Eren’imin ölümünden koskoca 7 yıl geçti. Yüreğim ilk gün gibi yanıyor. Eren’imi ve tüm şehitlerimizi unutmayan herkese teşekkür ediyorum. Allah herkesten razı olsun” ifadelerini kullandı.

Duaların ardından Eren’in mezarı başında duygularını ifade eden Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, “Eren Bülbül evladımızı şahadetinin 7. yıl dönümünde buradayız. Hepimizin başı sağolsun. Biz biz bir ölürüz, bin diriliriz. Şehitler peygamberlerden sonra cennete gireceklerdir. Terörün acımasız vicdansız hukuksuz yönünü görüyoruz. 15 yaşındaki çocuğa silah sıkacak kadar gözü dönmüş caniler Ferhat komutanımızın üstüne kapanarak koruduğu anda 10’larca mermi sıktılar. Eren Bülbül ve Ferhat Gedik komutanımızı burada rahmet ve minnetle anıyoruz Şehitlerimize Allahtan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum” şeklinde konuştu.


Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TÜRKİYE GAZZELİ MASUMLARIN SESİ OLDU
Türkiye’nin ise Filistin davasını sahiplendi, Gazze’den yükselen feryada kulak verdi. Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası her platformda Filistin davasına verdiği destek Siyonist İsrail’i rahatsız etti.

ÖNCE KATZ ŞİMDİ LEVİ!
İsrail’in Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın küstah açıklamalarının ardından bu kez İsrailli sanatçı Ofer Levi sosyal medyadan yayınladığı video ile tepkileri üzerine çekti. Levi, videosunda eli kanlı katil Başbakan Netanyahu’ya övgüler dizdi.

“TÜRKİYE’YE ATOM BOMBASI AT”
Filistin halkına destek veren Türkiye’yi ise hedef gösterdi. Levi, “Netanyahu’ya sesleniyorum. Arkandayız. Kutsal kitabımız (Tevrat) düşmanlarımızı yok etmemizi emrediyor. İran’a, Yemen’e, Türkiye’ye atom bombası at” dedi. Levi’nin bu sözleri sosyal medyada kullanıcılardan büyük tepki çekti.
İsrailli şarkıcı Ofer Levi’den Netanyahu’ya alçak çağrı: Türkiye’ye atom bombası at!
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Emniyet kemeri kullanımının, trafik kazası kaynaklı can kayıplarını yüzde 45, ağır yaralanmaları ise yüzde 60 azalttığını belirten Yerlikaya, otobüsler dahil tüm araçlarda sürücü ve yolcuların emniyet kemeri takmasının yasal zorunluluk olduğunu anımsattı.
Emniyet ve Jandarma Trafik Ekiplerimizce 1-8 Ağustos 2024 tarihleri arasında:
2⃣ Milyon 6⃣0⃣9⃣ bin 2⃣1⃣6⃣ araç denetlendi.
Emniyet kemeri kullanımı; trafik kazası kaynaklı can kayıplarını %4⃣5⃣, ağır yaralanmaları ise %6⃣0⃣ oranında azaltmaktadır. Otobüsler dahil tüm araçlarda… pic.twitter.com/oGLQcuOgyS
— Ali Yerlikaya (@AliYerlikaya) August 11, 2024
“‘EMNİYET KEMERİ’ EN ÖNEMLİ KORUYUCU TERTİBATTIR”
Emniyet ve jandarma trafik ekiplerince, ışıklı ya da sesli uyarı işareti bulunan cihazları (çakar) mevzuatta izin verilmeyen araçlara takarak kullanan 210 sürücüye işlem yapıldığını aktaran Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Hız ihlalinde bulunan 127 bin 384, periyodik muayenesi yaptırılmamış 26 bin 288, emniyet kemeri kullanmayan 17 bin 569, sürücü belgesiz araç kullanan 15 bin 151 ve zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan 9 bin 891 olmak üzere diğer işlemlerle birlikte, toplam 436 bin 589 araca/sürücüye işlem yapıldı. Vatandaşlarımızın seyahatlerinde ’emniyet kemeri’ en önemli koruyucu tertibattır. Lütfen, can güvenliğiniz için ‘yolculuğun başladığı andan itibaren seyahat süresince’ emniyet kemeri takmayı ihmal etmeyelim. Yolculuklar sizleri sevdiklerinize kavuşturmak için vardır, ayırmak için değil.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Belediyelere eş. dost ve akraba atamalarına tavizimiz yok” açıklamalarına rağmen CHP’li Ali Demirçalı yeğenlerinden Hasan Aydoğan’ı başkan yardımcılığına, diğer yeğeni Kubilay Aydoğan’ı Emlak İstimlak Müdürlüğü’ne son olarak ablasının kızı Yaren Doğdu’yu ise Özel Kalem Müdürlüğü koltuğuna oturttu. Başkan Demirçalı’nın görevden aldığını açıkladığı yeğeni Hasan Aydoğan’ı gayri resmi olarak görevinin başında olduğu öğrenildi.

Koltuğa oturduğu günden bugüne kadar yaklaşık 300 kişinin ekmeğiyle oynayan Başkan Demirçalı’nın yeğenlerine kıyak çekmesi tepkilere neden oldu.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

AK PartiAdana İl Başkanı Ozan Gülaçtı, “Göreve geldiği günden itibaren sadece laf üreten ve yaklaşık 300 işçinin ekmeğiyle oynayan bir başkandan ne bekliyorsunuz? Kendi genel başkanın talimatlarını yok sayan, akrabalarını işe alan başkan belediyede derebeylik kurmaya çalışıyor. Belediyeler millete hizmet etmek yeridir, kendi şirketine benzetmesin” diye konuştu.

Cumhur İttifakı’nın Yüreğir Belediyle Meclis Üyesi Yaşar Turhan da, “Yüreğir Belediyesi artan hizmet fiyatları ile kâr amaçlı ticarethaneye dönüştürülürken Sosyal Belediyecilikten eser kalmadı. Akraba atamaları ile de aile şirketine dönüştürüldü. 300’e yakın işçi arkadaşımız işinden çıkarılırken bu keyfi atamalarda mevcut olanlar iptal edilmeli ve bu akraba-belediye ilişkisinin önü derhal kesilmelidir. Sayın Başkan Ali Demirçalı’nın partisinin genel başkanının açıklamaları ile Yüreğir Belediyesinde izlediği yol tamamen çelişmektedir” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “İstanbul’un tanıtımı” adı altında Paris’te düzenlediği etkinliğe her kesimden tepkiler sürüyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yanı sıra CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP’li belediye başkanları ve ailelerinin de katıldığı partide beyaz şarap ve rakı servis edildi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Partinin yemekleri için özel şef tutulup özel menü hazırlatıldı. İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun, gelen tepkiler üzerine etkinliklerin masraflarının sponsorlar tarafından şartsız bağışla karşılandığını öne sürdü. Ancak sponsorlarının ismi açıklanmayan etkinlik, İBB’de zam üstüne zam yapılırken ve CHP’li belediyelerde işçi kıyımları sürerken tepki topladı. İşte o tepkiler:

“GELENEKLERE UYGUN DEĞİL”
ESKİ CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ GÜRSEL TEKİN: 2019 yılında benzer olayları eleştirdiğim için 7 yıl CHP içinde mülteci kaldım. Kimse bunun harcamalarıyla meşgul değil. Ama görüntüler o kadar rahatsız edici ki. Siyasetçilerin oradaki görüntüleri rahatsız edici. CHP, Atatürk demektir, İnönü demektir, Ecevit demektir, Baykal demektir. Hiçbirinin böyle bir görüntüsü yok. CHP geleneklerinden koptu, bunlar geleneklere uygun değil.

“O SPONSORLAR KİM AÇIKLA”
CHP YANDAŞI ENVER AYSEVER: Ekrem’in bülbülü Murat Ongun açıklama yaptı. Ulan! Ayıp be. Haftalıkmış 250 bin euro. İnsanın zerre ahlakı olur. Haftalık 250 bin euro, kaç hafta tutuyorlar? 2 hafta olsa 500 bin euro. Allah Allah! Doğrusu bu. Kamuoyunu yanıltanın ben gelmişini, geçmişini, sülalesini seveyim. Bana söylesenize herhangi bir şirket, herhangi bir firma, herhangi bir sponsor, kaz gelecek yerden tavuğu esirger mi? Şimdi kim lan bu sponsorlar? Açıkla. Kim kardeşim ayıp bir şey yapmıyorsanız. Üstelik 2036 olimpiyatlarına kim öle kim kala.
“VATANDAŞ HİZMET BEKLİYOR”
AK PARTİ SİVAS MİLLETVEKİLİ RUKİYE TOY: Vatandaş hizmet bekliyorken onlar iki gününe 22 milyon lira ödeyerek kiraladıkları mekânlarda after partiler düzenleyip eğleniyorlar.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre kaza SafranboluKastamonu karayolu Baba Sultan mevkiinde meydana geldi. Sürücü Emre Erdim (24) idaresindeki 34 EG 4429 plakalı hafif ticari araç, Kastamonu istikametine seyrederken sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yoldan çıkarak şarampole uçtu. Taklalar atarak 150 metre boş tarla üzerinde sürüklenen hafif ticari aracın sürücüsü yan dönen aracından kendi imkanları ile çıkarken kazayı gören diğer sürücülerin ihbarı üzerine olay yerine itfaiye, AFAD, sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerinde ilk müdahalesi yapılan sürücü ambulansla hastaneye kaldırarak tedavi altında alındı.
Trafik polisleri kazayla alakalı inceleme başlattı. – KARABÜK
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Maçtan dakikalar (İkinci yarı)
64. dakikada gelişen Eyüpspor atağında sol kanattan Ahmed Kutucu’nun ceza sahası önüne çıkarttığı pasta topla buluşan Saiz’in sert şutunda meşin yuvarlak filelerle buluştu. 0-1
76. dakikada Alanyaspor’da Augusto’nun sağ kanattan ceza sahası içerisine gönderdiği topta arka direkte buluşan Cordova’nın vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 1-1
82. dakikada gelişen atağında Alanyaspor’un sağ kanattan Augusto’nun ceza sahasına gönderdiği pasla topla buluşan Makouta’nın şutunda top az farkla auta çıktı.
Hakemler: Oğuzhan Çakır, Süleyman Özay, Mehmet Salih Mazlum
Alanyaspor: Ertuğrul Taşkıran, Hadergjonaj, Lima, Aliti, Balkovec, Richard, Janvier (Makouta dk.66), Augusto, Efecan Karaca, Yusuf Özdemir (Serdar Dursun dk. 66), Cordova (Furkan Bayır dk.87)
Yedekler: Yusuf Karagöz, Fatih Aksoy, Buluthan Bulut, İsmail Zehir, Ümit Karani Ünal, Lusamba
Teknik Direktör: Fatih Tekke
Eyüpspor: Berke Özer, Melih Kabasakal, Robin Yalçın, Claro, Caner Erkin (Umut Meraş dk.62), Midtsjö (Taşkın İlter dk. 62), Halil Akbunar, Recep Niyaz (Saiz dk. 36), Emre Akbaba (Tayfur Bingöl dk.80), Ahmed Kutucu (Chatzigiovanis dk. 80), Thiam
Yedekler: Sinan Gümüş, Svit Seslar, Tugay Kacar, Birkan Tetik, Bruno
Teknik Direktör: Arda Turan
Goller: Saiz (dk. 64) (Eyüpspor), Cordova (dk.76) (Alanyaspor)
Kırmızı kart: Arda Turan (Teknik Direktör) (dk. 77) (Eyüpspor)
Sarı kartlar: Ahmed Kutucu (Eyüpspor), Lima (Alanyaspor) – ANTALYA
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Dün başlayan Afyon Kahve Festivali, kahve ve eğlence tutkunlarını bir araya getirdi. Festivale katılan ziyaretçiler birbirinden lezzetli kahveleri deneyimlerken, 90’ların unutulmaz sanatçılarının konserleriyle de geçmişe yolculuk yaptı. Park Afyon AVM’de dün başlayan konserde bugün Grup Ayna sahne aldı. Ayna grubu seslendirdiği birbirinden güzel ve unutulmaz şarkıları ile katılımcılara coşkulu bir gece yaşattı. Katılımın yoğun olduğu etkinlikte gençlerin konsere yoğun ilgi gösterdiği gözlendi. – AFYONKARAHİSAR
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Sucular Mahallesi’ndeki bir restoranın önünde, iki grup arasında “yol verme meselesi” nedeniyle tartışma yaşandı.
Tartışmanın büyümesiyle çıkan kavgada taraflar birbirlerine tabanca ve tüfekle ateş etti.
Olayda Mehmet Emin Şahin ile Abdurrahim ve Metin Denizedalan öldü, 5 kişi yaralandı.
İhbar üzerine olay yerine 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi.
Yaralılar, sağlık görevlilerince ilçedeki hastanelere kaldırıldı.
Çevrede güvenlik önlemi alan jandarma ekipleri, olay yerinde inceleme yaptı.
Ekipler, kavgaya karışan İ.Ş’yi (24) gözaltına aldı.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Maçtan dakikalar (İkinci yarı)
56. dakikada ceza sahası sol çaprazında topa buluşan Masuaku’nun vuruşu direğin solundan az farkla auta gitti.
59. dakikada çalımlarla ceza sahasına kadar ilerleyen Bola’nun şutunda top direkten oyun alanına geri döndü.
65. dakikada Holse’nin içeri çevirdiği topta Marius’un volesi üstten auta çıktı.
77. dakikada Zeki’nin kullandığı serbest vuruşa kafasıyla dokunan Drongelen’in şutunu kaleci Mert güçlükle kurtardı.
85. dakikada Dimata’nın ayağını uzatan Ercan’ın şutunda top direğin sağından az farkla auta çıktı.
90+4. dakikada defansın arkasına atılan topa iyi hareketlenen Gedson’un şutunda top direğin sağından az fakla auta çıktı.
Hakemler: Ali Şansalan, Murat Tuğberk Curbay, Hakan Yemişken
Samsunspor: Okan Kocuk, Zeki Yavru, Lubo Satka (Bedirhan dk. 86), Rick van Drongelen, Marc Bola, Ait Bennasser, Kingsley Schindler (Dimata dk.62), Oliver Ntcham, Carlo Holse (Soner A. dk. 74), Arbnor Muja (Laura dk. 62), Marius Mouandilmadji (Ercan dk. 74)
Yedekler: Halil, Celil, Muhammet, Soner Gönül, Haluk
Teknik Direktör: Thomas Reis
Beşiktaş: Mert Günok, Jonas Svensson, Gabriel Paulista (Necip dk. 46), Omar Colley, Arhur Masuaku, Al Musrati, Gedson Fernandes, Milot Rashica (Onur dk. 89), Rafa Silva (Emirhan dk. 79), Semih Kılıçsoy (Onana dk. 71), Ciro Immobile (Muleka dk. 79)
Yedekler: Ersin, Salih, Demir, Muci, Mustafa
Teknik Direktör: Giovanni van Bronckhorst
Goller: Rafa Silva (dk. 31), Paulista (dk. 36) (Beşiktaş)
Sarı kartlar: Muja, Bennasser (Samsunspor), Masuaku (Beşiktaş) – SAMSUN
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Maçtan dakikalar
1. dakikada sol kanattan ceza sahası içerisine topla giren Ashkovski’nin çıkardığı topla buluşan Ofosu’nun şutu az farkla auta çıktı.
3. dakikada sol kanattan ceza sahasına giren Landel, pasını Ofosu’ya çıkardı. Penaltı noktası üzerinde topla buluşan Ofosu’nun şutu yan direğin dibinden auta çıktı.
17. dakikada ceza sahası yayı üzerinden topla ceza sahasına giren Efkan Bekiroğlu’nun çektiği şut sonrası meşin yuvarlak, defansın son anda yaptığı müdahaleyle kornere gitti.
22. dakikada Rodrigues sol kanattan topu ceza sahasına gönderdi. Kaleciden seken topu önünde bulan Bajic’in altı pas içerisinde çektiği şutu kaleci son anda çıkardı.
30. dakikada ceza sahası yayının üzerinde topla buluşan Tolga Ciğerci, pasını Efkan Bekiroğlu’na aktardı. Bu oyuncunun çektiği şut sonrasında kaleci Tokotaev, üzerine gelen topu son anda çeldi.
50. dakikada topla sol kanattan ceza sahasına giren Rodrigues’in içeriye çıkardığı topu savunma oyuncuları son anda uzaklaştırdı.
51. dakikada Bassogog’un sağ kanattan ceza sahası yayı üzerine çıkardığı pas sonrası topla buluşan Bajic, topu kontrol ettikten sonra yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı ağlarla buluştu. 1-0
55. dakikada sağ kanattan kullanılan köşe vuruşunda sonrası topla buluşan Ali Kaan Güneren’in yaptığı vuruşta kaleci Tokotaev topu son anda kornere çeldi.
76. dakikada MKE Ankaragücü’nün sağ kanattan geliştirdiği atakta İsmail Çokçalış, topu ceza sahasına gönderdi. Altıpas içerisine koşu yapan Dadashov, yaptığı kafa vuruşu sonrası topu ağlara gönderdi. 2-0
90+3. dakikada ceza sahasına sağ taraftan giren Ali Çokçalış’ın içeriye çevirdiği topu kaleci Tokotaev araya girerek tehlikeyi uzaklaştırdı.
Hakemler: Oğuzhan Aksu, Oğuz Kaan Çalışır, Kemal Elmas
MKE Ankaragücü: Bahadır Güngördü, İsmail Çokçalış, Mert Çetin, Mahmut Tekdemir, Abdurrahim Dursun, Tolga Ciğerci (Osman Çelik dk. 87), Ali Kaan Güneren (Cem Tuna Türkmen dk. 78), Bassogog (Hayrullah Bilazer dk.77), Efkan Bekiroğlu, Rodrigues, Bajic (Dadashov dk. 67)
Yedekler: Ertaç Özbir, Fatih Demir, Coelho, Cem Türkmen, Dadaşov, Astanakulov, Arda Ünyay, Cephas, Hayrullah Bilazer, Osman Çelik
Teknik Direktör: Cihat Arslan
Şanlıurfaspor: Tokotaev, Burak Çamoğlu, Mboula, Mehmet Coşkun, Atakan Aybastı (Malle dk. 61), Begic (Cuma Menize dk. 90), Muhammed Gönülaçar, Miraç Acer, Landel (Hasan Hüseyin Acar dk. 72), Ofosu (Mehmet Yüksel dk. 90), Ashkovski (Reinkort dk. 61)
Yedekler: Abdulkadir Sünger, Fatih Eren, Reinkort, Mehmet Yüksel, Malle, Nafican Yardımcı, Hakan Erçelik, Hasan Hüseyin Acar, Efe Koyuncu, Cuma Menize
Teknik Direktör: Erkan Sözeri
Goller: Bajic (dk. 51), Dadashov (dk. 76) (MKE Ankaragücü)
Sarı kart: Ali Kaan Güneren (MKE Ankaragücü) – ANKARA
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Tarihinde ilk kez Süper Lig’de mücadele edecek Bodrum FK, sezonun ilk maçında yarın saat 21.00’de Gaziantep FK’yı ağırlayacak.
Muğla temsilcisi, ışıklandırılması tamamlanan ilçe stadyumunda yönetim kurulu üyeleri, Bodrum protokolü ve taraftarın katılımıyla karşılaşma öncesi son antrenmanı yaptı.
Antrenmanı, Bodrum Kaymakamı Mustafa Çit, Bodrum Belediye Başkan Vekili Kanat Özsert, Bodrum İlçe Emniyet Müdürü Mehmet Dağrendeli, Bodrum FK Başkanı Fikret Öztürk, Bodrum İlçe Spor Müdürü Oktay Dumruk, yöneticiler ve taraftarlar izledi.
Kulüp Başkanı Fikret Öztürk, sahayı 40 gün gibi bir zamanda bitirdiklerini ifade etti.
“Yapamazlar dediler, yaptık. Olmaz dediler oldu.” ifadesini kullanan Öztürk, “İşte olup olmadığını görüyorsunuz. Düşer diyorlar. İnşallah onun da cevabını vereceğiz. Şu anda gerçekten ben de çok gururluyum, heyecanlıyım. Olmaz diyenler görsün.” ifadeleri kullandı.
Ali Şafak Öztürk’ten santrafor açıklaması
Bodrum FK Yönetim Kurulu Üyesi Ali Şafak Öztürk, şu anda Antalya’da bir santrforları olduğunu ifade etti.
Futbolcunun yarın sağlık kontrollerinden geçeceğini aktaran Öztürk, “Ondan sonra büyük ihtimalle açıklarız. Potansiyeli olan genç oyuncu, gördüğümüzde ve takım yapımıza uyan genç oyuncu olduğunda fırsatı kaçırmak istemiyoruz.” diye konuştu.
Teknik Direktörü İsmet Taşdemir de sahanın çok güzel olduğunu ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Saha imkansız deniliyordu, işte buyurun bakın. Butik çok güzel bir stadımız var, ışıklandırmamızla beraber. Dolayısıyla biz her şeyi elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Sahada da, saha dışında da olabildiğince de yetinip yolumuza devam ediyoruz. Renk katmaya çalışacağız, herkesin bizden beklentisi o yönde. Buraya da renk katarak yolumuza devam edeceğiz.”
Bodrum FK oyuncusu Celal Dumanlı da stada geldiklerinde çok güzel duygular yaşadığını ifade ederek, “20 yıldır yaklaşık altyapıdan bu yana 17 yıldır geldiğim stadyum. Çok farklı geldi, gözüme başka bir stadyuma girmiş gibi hissettim. Gerçekten güzel bir stadyum olmuş.” dedi.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Vali Makas, Hakkari’nin Çukurca ilçesi Güven Dağı bölgesinde PKK’lı teröristlere yönelik operasyonda çıkan çatışmada 2016 yılında şehit olan sözleşmeli er Özgür Mutlu’nun kardeşi Özgür Alp Mutlu’nun sünnet düğünü dolayısıyla kendisine makam aracını tahsis etti.
Türk bayrağı ve balonlarla süslenen makam aracına bindirilen Özgür Alp Mutlu ve ailesi konvoy eşliğinde şehir turu attı.
Etkinlikte, şehidin Kırıkkale Şehitliği’ndeki kabri de ziyaret edilerek Kuran-ı Kerim okunup, dua edildi.
Şehidin annesi Hatice Mutlu, AA muhabirine, devlet yetkililerinin kendilerini hiç yalnız bırakmadığını belirterek, “Bugün oğlumun sünnet düğünü vardı. Kırıkkale Valisi Mehmet Makas’ın makam aracını oğluma sünnet arabası olması için tahsis etti. Oğlumu ve bizleri sevindirdiği için vali beye teşekkür ederim.” dedi.
Sünnet programına Kırıkkale Belediye Başkanı Ahmet Önal, bazı protokol üyeleri, şehidin yakınları ve davetliler katıldı.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Toplantıda konuşma yapan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen, “Teşkilatlarımız bizim her şeyimiz. Güçlü bir Türkiye için güçlü bir iktidar gerekir. Güçlü bir iktidar için güçlü ama çok güçlü bir teşkilat gerekir. AK Parti teşkilatları çok güçlü olacak ki, hükümet de öyle güçlü olsun” dedi.
Şen, sözlerine şöyle devam etti:
“Daha güçlü olsaydık, çok güçlü olsaydık, bu İsrail zalimi, bu İsrail teröristi Gazze’ye girmeye cesaret edebilir miydi? İmkansız, aklından bile geçiremezdi. O yüzden diyorum ki çok çalışalım. İşimizi tam yapalım, düzgün yapalım, güzel yapalım. Herkesten güzel yapalım. Herkesten önce yapalım. Tam yapalım. Güçlü, büyük ve tam bağımsız Türkiye ortaya çıksın. İşte o Türkiye ortaya çıktığında ortalıkta ne İsrail zulmü kalır, ne Doğu Türkistan’dan size kötü haberler gelir, ne Karadeniz’in kuzeyinde o savaş olur, ona hiçbirisi cesaret edemez. Ne Balkanlar’da birinin eline silah alacağı gelir ya da ne Suriye’de birinin burnu kanar. Bütün her şey güçlü, büyük ve tam bağımsız Türkiye’nin ufkuna bakıyor” dedi.
Cumhur İttifakı’nın tüm mazlumların dertleriyle dertlendiğini, zulmü bitirmek için mücadele verdiğini kaydeden Şen, “Biz komşularımızın sınır güvenliği başta olmak üzere toprak bütünlüğünden yanayız. Hiçbir komşumuzun bölünmesi, parçalanmasından yana değiliz. Bizim gayretimiz onların da kurtuluşu içindir. O yüzden güçlü ve tam bağımsız Türkiye, aynı zamanda güçlü ve müreffeh bir bölge demektir. Aynı zamanda zulümden kurtulmuş bir dünya demektir” ifadelerini kullandı.
Toplantıda AK Parti Uşak Milletvekilleri İsmail Güneş, Fahrettin Tuğrul ve AK Parti İl Başkanı Himmet Yaşar da konuşma yaptı. Uşak Müze Park’ta düzenlenen Genişletilmiş İl Danışma Meclisi toplantısına AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen, AK Parti Uşak Milletvekilleri İsmail Güneş ve Fahrettin Tuğrul, AK Parti İl Başkanı Himmet Yaşar, ilçe başkanları, ilçe ve belde belediye başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve partililer katıldı. – UŞAK
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>TEKNE ALABORA OLDU
Olay, Cide ilçesi Cideros Koyu’nun 2 mil açıklarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 5 metrelik “Maviş” isimli tekne ile eğlenmek için denize açılan Ö.K., H.M., E.G., A.K.K., E.Y.S. ve A.G., Cideros Koyu’nda bir süre durduktan sonra tekrar açıldı. Koyun yaklaşık 2 mil açığında su almaya başlayan tekne alabora oldu.

3 KİŞİ KURTARILDI, 3 KİŞİ ARANIYOR
Teknede bulunan A.K.K., E.Y.S. ve A.G., olaydan önce bir teknenin arızalandığı ihbarını alan ve bu sebeple denize açılan bir balıkçı tarafından kurtarıldı. Denizden çıkartılan A.K.K., E.Y.S. ve A.G., Cide Devlet Hastanesine kaldırıldı. Tekne kaptanı olduğu öğrenilen Ö.K. ile H.M. ve E.G. ise kayboldu. Ekipler denizde kaybolan 3 kişinin bulunması için çalışma başlattı.
“2 SAAT BOYUNCA YÜZDÜK”
Cide Devlet Hastanesindeki tedavisinin ardından taburcu olan Ahmet Kaan Karayılan, olay anını anlattı. Diğer 3 kişinin tekne ile birlikte denizde kaybolduğunu belirten Ahmet Kaan Karayılan, “Biz Gideros Koyu’nda biraz mola verdikten sonra tekrar denize açıldık. Tekne kaptanı Ö.K. biraz hızlı gitti. Bizim sahnemiz vardı, ona yetişecektik. Bu sırada tekne arkadan su aldı. Ö.K. suyu boşaltmaya çalışınca dümen hareket etti ve ön taraf da su aldı. Daha sonra biz suya girdik. Tekneye tutunduk. Ben yanımdakini tuttum, onu kurtarmaya çalıştım. Ayşe’yi de aldım. O da panik oldu. Boğazımı utuyordu, omuzumu tutmasını söyledim ve yaklaşık 2 saat boyunca yüzdük. Bizi kurtaran ağabey ile iki yıl önce tanışmıştık. Bizi o kurtardı. Balıkçılar sesimizi duymuş. Ne kadar yüzdüğümüzü hatırlamıyorum. Bu olay olduğunda daha güneş batmamıştı” dedi.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Ortaseki köyü Koçali mevkisinde anız yangını çıktı. Alevleri ve dumanları görenler itfaiye ekiplerine haber verdi.
Rüzgarın da etkisiyle büyüyen yangına Koyulhisar ve Suşehri Belediyesi’ne ait 3 itfaiye aracı ve 22 kişilik personel sevk edildi.
Yangın sırasında 5 itfaiye eri dumandan etkilendi. Dumandan etkilenen itfaiye erleri Koyulhisar İlçe Hastanesindeki ilk tedavinin ardından Suşehri Devlet Hastanesi’ne sevk edildi.
İtfaiye erlerinin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.
Çok sayıda çam ağacının da zarar gördüğü yangın yaklaşık 5 saat süren çalışmanın ardından söndürüldü.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Kösedere Mahallesi Boyabağ koyundaki ormanlık alanda, henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.
İhbar üzerine bölgeye İzmir Orman Bölge Müdürlüğüne ait itfaiye ekipleri ile iş makineleri sevk edildi.
Yerleşim yerlerine yakın noktada devam eden yangında, dumandan etkilenen 3 kişi jandarma ekiplerince kurtarılarak sağlık ekiplerine teslim edildi.
Ayrıca bölgedeki bir kamp alanında kalan 40 kişi ile 20 evde ikamet eden 60 olmak üzere toplam 100 kişi AFAD, Sahil Güvenlik ve jandarma ekiplerince tahliye edildi.
Karaburun Kaymakam Vekili Mustafa Özbay, Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan ve AK Parti İlçe Başkanı Ahmet Toros bölgeye gelerek çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Yangının söndürme çalışmalarına bazı vatandaşlar da iş makinesi ve traktörleriyle destek verdi.
Yangın, ekiplerin karadan müdahalesiyle bölgedeki evlere ve kamp alanına sıçramadan kontrol altına alındı.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Tepeören Mahallesi Akbaşak Sokak’taki özel bir firmaya ait kazı çalışması sırasında yaşanan göçükte 2 işçi toprak altında kaldı.
İhbar üzerine bölgeye itfaiye, polis, sağlık ile İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ekipleri sevk edildi.
Ekipler, yaptığı çalışma sonucu çevre mühendisi Cengiz Ö. (46) ve işçi Salih İ’nin (46) cansız bedenine ulaştı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinden (İBB) yapılan açıklamada, göçüğün sivil vatandaşa ait inşaat sahasında meydan geldiği ve müstakil evin altyapı inşaatı sırasında heyelan oluştuğu belirtildi.
İstanbul İtfaiyesinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda ise “Tuzla Tepeören Mahallesi Akbaşak Sokak’ta özel bir firmaya ait kazı çalışması sırasında meydana gelen toprak kayması sonucu 2 işçinin cansız bedeni, AFAD ve itfaiye ekiplerimizce sağlık ekiplerine teslim edildi.” ifadesi kullanıldı.
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresinden (İSKİ) yapılan açıklamada ise şunlar kaydedildi:
“11 Ağustos 2024 tarihinde bazı basın yayın organlarında ve sosyal medyada, Akbaşak Sokak’ta meydana gelen göçük olayının İSKİ ile ilişkili olduğu yönünde haberler yer almaktadır. Olayla ilgili olarak, bazı kaynaklarda İSKİ’ye bağlı taşeron firmanın çalışanlarının göçük altında kaldığı belirtilmiştir. Bahse konu olan göçük, bölgede yürütülen özel bir villa inşaatında, site içi kanalizasyon bağlantısı yapılırken meydana gelmiş olup; İSKİ ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Olayla ilgili tüm yasal süreçler ve kurtarma çalışmaları yetkili kurumlar tarafından yürütülmüştür. Göçük sonucunda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.”
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca olaya ilişkin resen soruşturma başlatıldı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünden olaya ilişkin yapılan açıklamada, “Yapılan incelemelerde, villa inşaatında kanal döşemesi için kazı yapıldığı sırada C.Ö. ve S.İ. isimli işçilerin kanal borusu temizliği yapmak için 5 ile 6 metre yüksekliğindeki alana indikleri sırada toprak kayması meydana gelerek göçük altında kaldıkları anlaşılmıştır. E.U. ve Ö.K. isimli kepçe operatörleri, S.A. ve K.A isimli kırıcı operatörleri olay sonrasında gözaltına alınmış, müteahhit olan şüpheli M.Z.V. isimli şahsın ise Muğla ilinde yakalama çalışmaları devam etmektedir. Konu ile ilgili olarak yakalanan E.U., Ö.K., S.A. ve K.A. isimli şüpheli şahıslar ‘iş kazası’ suçundan adli makamlara sevk edilecektir.” ifadeleri yer aldı
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Kaza, akşam saatlerinde Halitpaşa Mahallesi Kırkdamla Caddesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, İ.G. idaresindeki 16 AJJ 227 plakalı araç, yokuştan inerken sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu bariyerleri aşarak, 30 metrelik şarampole yuvarlandı. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda ekip sevk edildi. İtfaiye ekiplerince araçtan çıkarılan aile fertleri İ.G, A.G, Ö.A.G. ve H.G., sağlık ekiplerince yapılan ilk müdahalenin ardından Mudanya Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Kazayla ilgili tahkikat başlatılırken, hastaneye kaldırılan 2’si çocuk 4 yaralının sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi. – BURSA
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>2 İŞÇİ GÖÇÜKTE CAN VERDİ
Tepeören Mahallesi Akbaşak Sokak’taki özel bir firmaya ait kazı çalışması sırasında yaşanan göçükte 2 işçi toprak altında kaldı. İhbar üzerine bölgeye itfaiye, polis, sağlık ile İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ekipleri sevk edildi. Ekipler, yaptığı çalışma sonucu çevre mühendisi Cengiz Ö. (46) ve işçi Salih İ’nin (46) cansız bedenine ulaştı.

“ALTYAPI İNŞAATI SIRASINDA HEYELAN OLUŞTU”
İstanbul Büyükşehir Belediyesinden (İBB) yapılan açıklamada, göçüğün sivil vatandaşa ait inşaat sahasında meydan geldiği ve müstakil evin altyapı inşaatı sırasında heyelan oluştuğu belirtildi. İstanbul İtfaiyesinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda ise “Tuzla Tepeören Mahallesi Akbaşak Sokak’ta özel bir firmaya ait kazı çalışması sırasında meydana gelen toprak kayması sonucu 2 işçinin cansız bedeni, AFAD ve itfaiye ekiplerimizce sağlık ekiplerine teslim edildi.” ifadesi kullanıldı.

“GÖÇÜĞÜN İSKİ İLE HİÇBİR İLGİSİ YOK”
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresinden (İSKİ) yapılan açıklamada ise şunlar kaydedildi: “11 Ağustos 2024 tarihinde bazı basın yayın organlarında ve sosyal medyada, Akbaşak Sokak’ta meydana gelen göçük olayının İSKİ ile ilişkili olduğu yönünde haberler yer almaktadır. Olayla ilgili olarak, bazı kaynaklarda İSKİ’ye bağlı taşeron firmanın çalışanlarının göçük altında kaldığı belirtilmiştir. Bahse konu olan göçük, bölgede yürütülen özel bir villa inşaatında, site içi kanalizasyon bağlantısı yapılırken meydana gelmiş olup; İSKİ ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Olayla ilgili tüm yasal süreçler ve kurtarma çalışmaları yetkili kurumlar tarafından yürütülmüştür. Göçük sonucunda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.”

4 KİŞİ GÖZALTINDA
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca olaya ilişkin resen soruşturma başlatıldı. İstanbul Emniyet Müdürlüğünden olaya ilişkin yapılan açıklamada, “Yapılan incelemelerde, villa inşaatında kanal döşemesi için kazı yapıldığı sırada C.Ö. ve S.İ. isimli işçilerin kanal borusu temizliği yapmak için 5 ile 6 metre yüksekliğindeki alana indikleri sırada toprak kayması meydana gelerek göçük altında kaldıkları anlaşılmıştır. E.U. ve Ö.K. isimli kepçe operatörleri, S.A. ve K.A isimli kırıcı operatörleri olay sonrasında gözaltına alınmış, müteahhit olan şüpheli M.Z.V. isimli şahsın ise Muğla ilinde yakalama çalışmaları devam etmektedir. Konu ile ilgili olarak yakalanan E.U. , Ö.K. , S.A. ve K.A. isimli şüpheli şahıslar ‘iş kazası’ suçundan adli makamlara sevk edilecektir.” ifadeleri yer aldı.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>FIRÇA SAPIYLA KEDİLERİ ÖLDÜRDÜ
Sağlık Mahallesi’nde, 55 yaşındaki M.Ş’nin, zemin kattaki dairesinin bahçeye bakan bölümünde bulunan yavru kedileri fırça sapıyla vurarak öldürdüğünü gören apartman sakinleri, durumu cep telefonu kamerasıyla kayda alıp polise ihbarda bulundu.

GÖZALTINA ALINDI
Adrese giden ekipler, 3 kedi yavrusunun öldüğünü belirledi, M.Ş’yi gözaltına aldı.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Olay, Salihli’nin Sağlık Mahallesi Kurudere Caddesi’nde meydana geldi. Alınan bilgiye göre, M.Ş. (55) evinin arka bahçesinde balkonun alt kısmında bulunan yavru kedileri fırça sapı ile vurarak vahşice öldürdü. Yaşanan vahşeti cep telefonları ile kayıt altına alan vatandaşlar, durumu polise bildirdi. Görüntüleri izleyen polis ekipleri, eve gelip yavru kedileri vahşice öldüren şüpheliyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan M.Ş’nin emniyetteki işlemlerin ardından Salihli Adliyesi’ne sevk edileceği öğrenildi. – MANİSA
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin yedinci durağı olan Nevşehir’de 3 Ağustos’ta başlayan etkinlikler tamamlandı.
UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Kapadokya’nın farklı noktalarında, festival kapsamında konser, sergi, atölye çalışması, söyleşi, gastronomi sunumları ile figürlü sıcak hava balonlarının gösteri uçuşları gerçekleştirildi.
Nevşehir Kültür Yolu Festivali’nin son gününde Avanos ilçesindeki festival alanında bale ve drama izleyip, oyun gruplarında eğlenen çocuklar, langırt, ok atma, tırmanış etkinliklerine katıldı.
Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa köyündeki Oyuncak Bebek Müzesi’nde ziyaretçiler, bebek yapımıyla ilgili atölye çalışmasına katılırken, Avanos ilçesindeki atölyelerde çanak yapımını denedi.
Sanatseverler Nevşehir Meryem Ana Kilisesindeki Refik Anadol’un Mercan Rüyaları adlı dijital çalışmasını izledi, Güray Müze’de açılan Sabri Berkel Resim Sergisini gezdi.
Festivalin son programında ise sanatçı Haluk Levent, Göreme beldesindeki konser alanında hayranlarıyla buluştu. Haluk Levent, programında sevilen şarkılarını seslendirdi.
Türkiye Kültür Yolu Festivali, 17-25 Ağustos’ta Erzurum’da devam edecek.
Bu yıl 16 şehirde gerçekleştirilen festival, daha sonra Çanakkale, Gaziantep, Ankara, Konya, İstanbul, Diyarbakır, İzmir ve Antalya’da da düzenlenecek.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Yangın, saat 22.00 sıralarında Eyüpsultan Hz. Halid Bulvarı üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, sürücüsünün kimliği öğrenilemeyen bir otomobil seyir halindeyken motor kısmından dumanlar yükselmeye başladı. Aracı durduran sürücü kendisini güçlükle dışarıya attı. Araçtan yükselen dumanları gören çevredeki vatandaşlar, yangın söndürme tüpü ve su doldurdukları kovalarla yangını söndürmeye çalıştı. İhbar üzerine olay yerine itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Yangın çevredekilerin çabasıyla söndürülemeyince gelen itfaiye ekibi yangına müdahalede bulundu. Ekiplerin çalışmaları sonucu alevler söndürülerek bir süre soğutma çalışması yapıldı. Yangın sonrası araç kullanılamaz hale geldi.
Öte yandan alevlerin yükseldiği otomobildeki yangın bir vatandaş tarafından cep telefonu kamerası ile kaydedildi. – İSTANBUL
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>İlçede öğleden sonra etkili olan sağanak sebebiyle bazı köylerde sel meydana geldi.
Sel, Kötek köyü ile Bayam Mahallesi’ndeki bazı meyve bahçelerine zarar verdi.
Kötek köyünde yağış ile etkili olan rüzgar yüzünden bir evin de çatısı uçtu.
Ekipler bölgede hasar tespit çalışması başlattı.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Yangın, Konyaaltı ilçesi Hurma Mahallesi 255. Sokak’ta bulunan 4 katlı bir apartmanın 1. katında meydana geldi. Daireden dumanlar çıktığını gören diğer apartman sakinleri ve çevredeki vatandaşların durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirmesi üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye ve polis ekibi sevk edildi. Bu sırada merdiven boşluğunu kaplayan dukanların diğer dairelere de girmesi nedeniyle apartman sakinleri büyük panik yaşayarak, kendilerini dışarı attı. Evlerinden çıkan apartman sakinlerinin yanan dairenin kapısını çalmasına rağmen daireden cevap alınamaması endişeye neden oldu.
Eşine uzun uzun sarıldı
Kısa sürede olay yerine gelen itfaiye ekipleri, yangına müdahale ederek kısa sürede söndürdü. Yapılan kontrollerde dairede kimsenin olmaması yüreklere su serpti. Bu sırada ikametine gelen isminin Alican olduğu öğrenilen daire sahibi, itfaiye ekiplerini görünce büyük şaşkınlık yaşadı. Klimanın elektrik aksamından çıktığı değerlendirilen yangında dairede hasar meydana geldi. Yangını haber alarak kardeşi ile birlikte gelen daire sahibi kadın ise, eşinin sağlık durumunun iyi olduğunu görünce rahat bir nefes alarak, eşine uzun uzun sarıldı. – ANTALYA
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Kunduz Yaylası’nda geçekleştirilen yağlı güreşlere 32’si başpehlivan 600 güreşçi katıldı.
Yaklaşık 10 bin güreş severin izlediği müsabakaların finalinde Yıldıray Pala’yı yenen Mustafa Taş, başpehlivan oldu. Üçüncülüğü, Erkan Taş ve Recep Kara paylaştı.
Ağalık ihalesini 7 milyon 555 bin lira ile kazanan iş insanı Halil İbrahim Çiçek, 7. ağalığını aldı.
Güreşleri, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü Bekir Keleş, Samsun Valisi Orhan Tavlı, Samsun AK Parti milletvekilleri Ersan Aksu ve Orhan Kırcalı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Vezirköprü Kaymakamı Özgür Kaya, Vezirköprü Belediye Başkanı Murat Gül, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri (MAPEG) Genel Müdürü Arslan Narin, Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Adem Tuncer’de izledi
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>
Rus işgali altındaki Ukrayna topraklarında bulunan Zaporijya Nükleer Santrali’nin bulunduğu bölgede çıkan yangına ilişkin Ukrayna tarafından açıklama geldi. Nikopol Bölgesi Askeri İdaresi Başkanı Yevhen Yevtushenko, santral bölgesinde bir yangın çıktığını ancak bunun Zaporijya Nükleer Santrali’nin çalışmasını tehdit etmediğini belirtti.
“Yangın Zaporijya Nükleer Santrali’nde değil”
Yevtushenko, “Lütfen sakin olun. Yangın Zaporijya Nükleer Santrali’nde değil. Belki de bu bir provokasyon ya da eski rezervuarın sağ kıyısındaki yerleşim yerlerinde panik oluşturma girişimidir. Şu anda Zaporijya Nükleer Santrali işgal şartları altında mümkün olduğunca normal bir şekilde çalışmaktadır” ifadelerini kullandı. Yevtushenko, yapılan son gözlemlerin radyasyon seviyesinin izin verilen normlar dahilinde olduğunu açıkladı.
“Rus işgalciler Zaporijya Nükleer Santrali topraklarında yangın çıkardılar”
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, “Nikopol’den aldığımız bilgiye göre Rus işgalciler Zaporijya Nükleer Santrali topraklarında yangın çıkardılar. Şu anda radyasyon seviyeleri normal düzeyde. Ancak Rus teröristler nükleer santralin kontrolünü ellerinde tuttukları sürece durum normal değil ve olamaz. Rusya, ele geçirdiği ilk günden bu yana Zaporijya Nükleer Santrali’ni sadece Ukrayna’ya değil, tüm Avrupa’ya ve dünyaya şantaj yapmak için kullanmaktadır. Dünyanın tepki vermesini, UAEA’nın tepki vermesini bekliyoruz. Rusya bundan sorumlu tutulmalıdır. Sadece Ukrayna’nın Zaporijya Nükleer Santrali üzerindeki kontrolü normale dönüşü ve tam güvenliği garanti edebilir” dedi.
Ukrayna basınında yer alan haberlerde, Rus güçlerinin Zaporijya Nükleer Santrali’nin soğutma kulesinin içindeki lastik yığınını ateşe verdiği öne sürüldü. – ZAPORİJYA
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>MADURO’YA “İSTİFA ET, ABD’YE GEL” TEKLİFİ
WSJ’nin Beyaz Saray’daki kaynaklarına dayandırdığı haberinde, ABD’nin, “gelecekte adli suçlamalarla karşı karşıya kalacak” Maduro ve hükümetinin üst düzey yetkililerini, siyasi sığınma karşılığında, ocaktaki yeni devlet başkanlığı dönemi öncesinde istifa etmeleri için ikna etmeye çalıştığı belirtildi. Gazeteye açıklamalarda bulunan kaynaklardan biri, Maduro ve üst düzey hükümet yetkililerinin “gelecekte ülkenin adli makamlarınca yargılanmaları durumunda, Venezuela’ya iade etmeme garantisi” de verildiğini ifade etti.

Haberde, ABD ile Maduro hükümeti arasındaki “gizli görüşmelerin”, 28 Temmuz’daki seçimlerde kendilerinin açık farkla kazandığını ileri süren ve seçim sonuçlarını reddeden muhalefet için de umut ışığı olduğu belirtildi. ABD ile Venezuela arasında geçen yıl Katar’ın başkenti Doha’da yapılan “gizli anlaşma”nın yapıldığı görüşmelerde de “Maduro’nun görevi bırakması” konusunun gündeme geldiği aktarılan haberde, Venezuela Devlet Başkanı’nın bu konuyu görüşmeye yanaşmadığı kaydedildi.
MADURO, GİZLİ ANLAŞMANIN BELGELERİNİ PAYLAŞMIŞTI
Maduro, geçen hafta, ABD ile varılan ve Katar’da imzalanan “gizli anlaşmaya” dair belgeleri sosyal medyada paylaşmıştı. Paylaşımda yer alan belgelerde, Biden yönetimiyle Maduro yönetiminin ülkedeki devlet başkanı seçimine muhalefetin katılması ve seçimlere “bağlı kalınması” halinde ABD’nin Venezuela’ya petrol, bankacılık ve altın sektörlerindeki yaptırımlarını kaldırma konusunda anlaşmaya vardığı belirtilmişti. Nicolas Maduro, 9 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, ABD’ye yönelik, “Venezuela’nın içişlerine karışmayın. Bu sizden tek isteğim.” ifadesini kullanmıştı.

“SEÇİM SONUÇLARINDA SORUMLULUK MADURO’DA”
Öte yandan, McClatchy gazetesine açıklamalarda bulunan ve adının açıklanmasını istemeyen Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, ABD’nin Maduro’ya herhangi bir teklifte bulunmadığını ancak, “ülkeyi bulunduğu durumdan çıkarmak adına” ABD’nin her türlü olasılığı konuşmaya hazır olduğunu belirtti. ABD’li yetkili, Maduro’ya “seçimin gerçek sonuçlarını” tanıması konusunda baskı yapmak için bir dizi seçenek üzerinde çalıştıklarını kaydederek, “Sorumluluk, seçim sonuçlarını netleştirmeleri için Maduro ve Venezuela yetkililerindedir.” dedi.
Maduro’ya, “Edmundo Gonzalez’in kazandığı 28 Temmuz seçim sonuçlarını tanıması” çağrısında bulunduklarını vurgulayan yetkili, “Bu seçim çıkmazına bir çözüm bulmak için bölgesel ve uluslararası ortaklarımızla yakın temas halindeyiz.” ifadesini kullandı.
VENEZUELA’DAKİ SEÇİMLER
Venezuela’da 28 Temmuz’da devlet başkanı seçimi düzenlenmişti. Venezuela Seçim Konseyinin açıkladığı sonuçlara göre, Nicolas Maduro yüzde 51,20 ile devlet başkanı seçimini 3. kez kazanmıştı. Seçimin tamamlanmasının ardından 29 Temmuz’da açıklama yapan muhalefet, Ulusal Seçim Konseyi verilerinin doğru olmadığını ve sonuçlara hile karıştığını öne sürmüştü.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>Milas- Ören kara yolunun 5’inci kilometresinde, sürücülerinin kimlikleri henüz belirlenemeyen 48 S 4000 plakalı işçileri taşıyan minibüs ile karşı yönden gelen 48 LY 400 plakalı itfaiye arazözü çarpıştı.
İhbar üzerine kaza yerine sağlık, itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi.
Kazada 3 itfaiye personeli ile minibüs sürücüsü ve araçtaki 11 işçi yaralandı.
Yaralılar sağlık ekiplerince ilçedeki hastanelere kaldırıldı.
Yaralılardan 3’ünün durumunun ağır olduğu öğrenildi.
Haber Kaynak: SONDAKIKA.COM
]]>
Malta’da geçen yıl kaldırımda yürüyen Türk iç mimar Pelin Kaya’yı aracıyla ezerek öldüren ve suçunu geçen ay kabul eden katil Jeremie Camilleri, yargılandığı davada 40 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Fransa-Malta vatandaşı 34 yaşındaki Camilleri’nin, 18 Ocak 2023’te Pelin Kaya’yı kasten öldürmekten tutuklu yargılandığı davanın karar duruşması, bu sabah Valetta Adliyesi’nde yapıldı. Duruşmaya, Kaya ailesi de katıldı.
AA muhabirinin, Kaya ailesine hukuki danışmanlık sağlayan firma yetkililerinden edindiği bilgiye göre, karar duruşmasında Hakim Consuelo Herrera, Pelin Kaya’yı aracıyla ezen Camilleri’yi suçlu bularak 40 yıl hapse mahkum etti.
Savcılık makamı, savunma tarafının suçunu geçen ay kabul ederek itiraf anlaşmasına gitmesi sebebiyle Camilleri için 37 yıl hapis cezası talep ederken Hakim Herrera’nın ise Malta hukukuna göre bu durumlarda verebileceği en üst ceza olan 40 yıl hapis cezasına çarptırdığı öğrenildi.
Bu arada, Times of Malta gazetesinin haberine göre, Hakim Herrera’nın, sanık Camilleri’nin şiddete meyilli bir kişiliği olduğunu; daha önceki mahkumiyetlerden de ders almadığını belirterek “Sadece mağdurun üzerine aracı sürüp onu öldürmekle kalmadı, daha sonra ona taş attı. Etraftaki diğer kişilere de saldırdı. Bu toplumda bu, kabul edilemez. Bu davranışın en ağır şekilde kınanması gerekiyor. Mağdur kaldırımda yürürken öldürülmüştür.” dedi.
Haberde, duruşma sırasında hakimin, Camilleri’ye müebbet hapis cezası verme isteği de aktarıldı.
Ayrıca 5 bin avro para cezasına çarptırılan Camilleri’nin, 20 bin avro tutarındaki mahkeme masraflarını da karşılayacağı kaydedildi.
Pelin Kaya’nın hayatını kaybetmesi
Malta’nın Gzira kentinde Testeferrata Caddesi’nde 18 Ocak 2023’te saat 01.00 sularında Jeremie Camilleri’nin kullandığı araç, bir restoranın önünde yürüyen Pelin Kaya’ya çarpmıştı.
Görgü tanıkları, Camilleri’nin, aracından inerek Kaya’ya taş attığını, yardım etmek isteyenlere de engel olduğunu aktarmıştı.
Malta polisi, saldırgan tavırlar sergileyen Camilleri’yi elektro şok tabancası yardımıyla gözaltına almıştı. Camilleri, çıkarıldığı mahkemede, “kasten öldürme” suçundan tutuklanmıştı.
Pelin Kaya’nın cenazesi 22 Ocak 2023’te İstanbul’da toprağa verilmişti.
Olay gününden bu yana tutuklu yargılanan ve suçunu hep inkar eden Jeremie Camilleri, bu yıl 5 Şubat’ta ifade değiştirerek Kaya’yı öldürdüğünü itiraf etmiş, hakkındaki tüm suçlamaları kabul etmişti. Bunun üzerine, savcılık ve savunma tarafı itiraf anlaşması üzerinde mutabık kalmış, Kaya ailesi de yargılamanın daha fazla uzamaması ve katilin bir an önce ceza alması için itiraz etmeyerek buna rıza göstermişti.
Pelin Kaya’nın ablası Derya Kaya, Instagram’dan bu konuya dair yaptığı paylaşımda, “Kaya ailesinin bu trajedinin kaybedeni olduğunu ve Pelin’in bir daha geri dönmeyeceğini, acının hiçbir zaman dinmeyeceğini bilmenizi isterim. Katilin en ağır cezayı hak ettiğini düşünsek de adaleti bir an evvel sağlamak adına, sürecin zor ve yorucu doğasını göz önünde bulundurarak daha hızlı bir şekilde sonuca varılması için savcılık ofisi tarafından yapılan görüşmelerde tarafımıza danışıldığını ve bu görüşmelerde yer aldığımızı, itiraf anlaşmasının şartları konusunda anlaştığımızı teyit edebiliriz.” ifadelerini kullanmıştı.
]]>
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Mariano Grossi, Orta Doğu’da nükleer silahların kullanımına ilişkin söylemlerin kaygı verici olduğunu belirterek, “Ajans, bölgede Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın uygulanması için çabalıyor. Nükleer silahların kullanımına ilişkin ciddiyetsiz konuşmalar diğer ülkelere de sıçradı.” dedi.
Avusturya’nın başkenti Viyana’daki Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi’nde UAEA Yönetim Kurlu Toplantısı düzenlendi.
Toplantı sonrasında Başkan Grossi, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
AA muhabirinin, İsrail’in denetlenmeyen nükleer faaliyetleri ve kontrol dışı nükleer silahlarının Orta Doğu’daki durumu daha karmaşık hale getirip getirmeyeceğine ilişkin sorusunu yanıtlayan Grossi, bölgedeki gelişmelerden duyduğu kaygıyı dile getirerek, “nükleer silahların kullanımına ilişkin ciddiyetsiz konuşmaların kabul edilemez olduğunu” yineledi.
Grossi, İsrailli aşırı sağcı Miras Bakanı Amihai Eliyahu’nun Kasım 2023’de Gazze’ye yönelik nükleer silah kullanma tehdidinin bölgede domino etkisi yaptığını belirterek, bu tür konuşmaların sonlandırılması gerektiğini ifade etti.
“Ajans, bölgede Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın uygulanması için çabalıyor. Nükleer silahların kullanımına ilişkin ciddiyetsiz konuşmalar, diğer ülkelere de sıçradı.” ifadesini kullan Grossi, nükleer silahların uluslararası hukuka göre yasaklı olduğunu vurguladı.
İran’ın nükleer faaliyetleri
Grossi, İran’ın nükleer faaliyetlerine de değinerek, bu ülkede zenginleştirilmiş uranyum stokunda artışın devam ettiğini, Tahran yönetimin yaklaşık 3 yıldır Ek Protokol’ü uygulamadığını ve bu süre zarfında Ajans’ın da tamamlayıcı erişim sağlayamadığının altını çizdi.
İran’ın Kapsamlı Güvenlik Denetimi Anlaşması kapsamında Kod 3.1 adı verilen uygulamayı hayata geçirmesi gerektiğini ifade eden Grossi, İran’ın nükleer programının tamamen barışçıl olduğuna dair Ajansın güvence verebilecek bir konumda olması için bu durumun çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Grossi, “İran’ın nükleer silah üretmeye yönelik teknik yeteneklerine ilişkin kamuoyuna yapılan açıklamalar, İran’ın güvenlik denetimine ilişkin beyanlarının doğruluğu ve eksiksizliği konusundaki endişelerimi daha da artırıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın 4 Mart 2023’te UAEA ile yaptığı Ortak Mutabakatta alınan kararları uygulamayı durdurmasının ciddi oranda endişeye yol açtığını kaydeden Grossi, “Bu da İran’ın üzerinde anlaşmaya vardığımız şeye bağlı kaldığına dair şüpheleri artırıyor.” görüşünü paylaştı.
Grossi, İranlı yetkililerle görüşmek istediğini, Tahran’dan gelecek davet üzerine hareket edeceğini belirterek, söz konusu kaygıların ancak yapıcı ve anlamlı bir işbirliği ile çözülebileceğini, bu bağlamda İran’ı bir kez daha eksiksiz ve şeffaf bir şekilde işbirliği yapmaya çağırdı.
Zaporijya Nükleer Santrali
Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali’ne ilişkin istikrarsız durumun sürdüğünü belirten Grossi, son haftalarda nükleer santral çevresinde çatışmaların arttığını ifade etti.
Grossi, olası bir nükleer kazanın yaşanmasını önlemek adına daha önce BM Genel Kurulu’nda açıkladığı 5 temel ilkeye tarafların dikkat ettiğini, ancak zaman zaman bu ilkelerin bazılarını riske atabilecek adımların da atıldığına dikkati çekti.
Ajans uzmanlarının burada nükleer güvenliğin sağlanması için çalışmalarını sürdürdüğünü, olası bir tehlike karşısında gereken önlemleri almaya çalıştığını kaydeden Grossi, ancak buradaki ekibin nükleer güvenliğine ilişkin yürüttüğü kontroller kapsamında santralin her noktasına erişim sağlayamadığını dile getirdi.
Grossi, Rus yetkililerin onayı doğrultusunda yarın Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştireceğini, bu bağlamda Zaporijya Nükleer Santrali başta olmak üzere diğer nükleer güvenliğe ilişkin üst düzey görüşmeler yapacağını kaydetti.
]]>
İsrail’in yaklaşık beş aydır abluka ve saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde yerinden edilmiş Filistinliler, “olmayan güvenli ve sıcak bir yuva” arayışı içindeler.
İsrail, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri sözde “güvenli olduğu” iddiasıyla göçe zorladığı güneydeki Refah kentini de hedef almaya başladı.
Refah’a sığınan yüz binlerce Filistinli, uluslararası hukuku ve kararları hiçe sayan İsrail’in saldırılarının yol açtığı felaketin gölgesinde güvenli bir alan bulmaya çalışıyor.
Refah’taki çadır kamplarında yaşayan Filistinliler, bir taraftan her an üzerlerine bir bomba düşecek korkusuyla yaşarken, diğer taraftan da şiddetli soğuk ve kasvetli karanlık içinde acı çekiyor.
İsrail ordusunun daha önce “güvenli” olduğunu iddia ettiği ve yaklaşık 1,5 milyon kişinin sığındığı güneydeki Refah kenti, Gazze Şeridi’ndeki en yoğun nüfuslu bölgelerden biri olarak kabul ediliyor.
Yerinden edilen Gazzeliler, kış ve zorlu hava koşullarıyla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları battaniye, kışlık kıyafet ve ısınma araçlarından yoksun. Halk, bitkin ve yorgun bedenlerini ısıtmak için umutsuz bir çabayla boş alanlarda yakılan ateşlerin etrafında toplanarak ısınmaya çalışıyor.
Yakılan ateşlerin etrafında ısınmaya çalışan aileler, bir yandan da birbirlerine manevi ve psikolojik destek sağlamaya çalışıyor.
Gazze’de “olmayan” güvenli ve sıcak bir yuva arayışı içinde olan siviller, gecelerini üzerlerinde uçan İsrail savaş uçaklarından ya da çevrede bekleyen tanklardan her an gelebilecek bir bomba korkusuyla geçiriyor.
İsrail’in tehditlerinin artmasıyla birlikte Refah’a kara saldırısı düzenleme olasılığına ilişkin endişeler artıyor.
“Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz”
AA muhabirine konuşan yerinden edilmiş Filistinli Nasır el-Hatib, Gazze’nin doğusundaki Şucaiye Mahallesinden 8 kişilik ailesiyle birlikte Refah’a geldiklerini belirterek, yanlarında ne kendilerini ne de küçük çocuklarını sıcak tutabilmek için kıyafet getiremediklerini söyledi.
“Koşullar zor ve trajik olduğu için evden hiçbir şey alamadık. Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz.” diyen Hatib, Gazze Şeridi’ndeki yüz binlerce yerinden edilmiş insan gibi kendilerinin de para ve yiyeceklerinin olmadığını ve yaşam mücadelesi verdiklerini belirtti.
Hatib, “Güvenli ve sıcak bir yuva arıyoruz. Ancak maalesef bu şartlarda bu mümkün görünmüyor. Gazze Şeridi’nde güvenli hiçbir yer kalmadı.” dedi.
“Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz”
Gazzeli Fayiz Hasaneyn de 6 kişilik ailesiyle Refah’a sığındığını belirterek, geldikleri yerde soğuktan korunmak için battaniye ya da kıyafetlerinin olmadığını dile getirdi.
Derme çatma bir çadırda kaldıklarını ve ısınabilmek için odun, karton ve benzeri şeyler yaktıklarını söyleyen Hasaneyn, “Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz. Savaş günleri bizi yordu ve henüz akıbetimizi bilmiyoruz.” dedi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, İsrail-Hamas savaşının başladığı 7 Ekim’den sonra ilk Türkiye ziyaretini yarın gerçekleştirecek. Ramazan ayı öncesi ateşkesin sağlanmasına dönük çabaların yoğunlaştığı dönemde gerçekleşecek görüşmelerde, Türkiye’nin Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ve artan miktarda gönderilmesini içeren önerisinin de ele alınması bekleniyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu toplantıları kapsamında yaptığı açıklamada, Gazze’ye Mısır üzerinden giden insani yardımlar için artık İsrail’in izninin beklenmemesi gerektiğini kaydetmiş ve ilgili ülkelerin tek taraflı adım atmaları önerisini gündeme getirmişti.
Son Türkiye ziyaretini Temmuz 2023’te gerçekleştiren Abbas, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Ankara’ya gidecek.
Ziyaretin gerçekleşeceğini ilk duyuran kişi Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına katılan Filistin Dışişleri Bakanı Riyad Maliki oldu. Maliki, hafta sonu düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Abbas’ın sürekli iletişimde olduklarını, Ankara’da yüz yüze görüşme fırsatı bulacaklarını söyledi. Filistinli bakan, görüşmelerde Türkiye’nin Filistin’e desteğinin ele alınacağını, özellikle Gazze’ye yapılan yardımlar konusunun ele alınacağını kaydetti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 3 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu’nun kapanış basın toplantısında Abbas’ın ziyaretini teyit etti ve görüşmelerde İsrail-Hamas savaşının seyrinin ele alınacağını söyledi.
Fidan, “Ayrıca Filistinliler arası diyalog konusunda da gelişmeleri Cumhurbaşkanı’mız birinci elden kendisinden duymak istiyor. Ayrıca Türkiye’nin tavsiye ve telkinlerini de iletme imkanı bulacaklar bu çerçevede” ifadeleriyle Ankara’da yapılacak görüşmelerin içeriğini de duyurmuş oldu.
Gündemde ateşkes ve insani yardım var
Bakanı Fidan aynı basın toplantısında, ateşkes konusunda genel bir anlayış bulunduğunu ve anlaşmaya yakın olunduğunu kaydetti ve asıl dikkat çekilmesi gereken durumun Gazze’de giderek kötüleşen insani koşullar olduğunu vurguladı.
Gazze’ye yardım konusunda uluslararası toplumun yerleşik uygulamaları bırakıp artık tek taraflı adım atması gerektiğini düşünen ülkeler olduğunu kaydeden Fidan, “Bizler de artık bu görüşleri destekliyoruz çünkü yani birilerinin iznini bekleyerek Gazze’ye yardım ulaştırmak, artık 2 milyondan fazla insanın yavaş ve sessiz ölümüne ortak olmak manasına geliyor” dedi.
Yardımlar İsrail’in onayı olmadan Gazze’ye geçmiyor
İsrail ve Mısır arasında yıllardır geçerli olan uygulamaya göre, Mısır’ın Refah Sınır Kapısı’nı kullanan insani yardım kamyonları İsrail’e geçiyorlar ve Kerem Şalom Sınır Kapısı’nda denetlendikten sonra Gazze’ye gönderiliyorlar. Denetleme işleminin vakit alması, İsrail’in onay vermediği insani yardım maddelerinin geri gönderilmesi gibi uygulamaların, gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçların Filistin halkına ulaşmasında kesintilere neden olduğu değerlendirmeleri yapılıyor.
Filistin’e insani yardımlarını artıran ülkeler arasında olan Türkiye, son aylarda başta Mısır ve diğer önde gelen Arap ülkeleriyle yaptığı temaslarda İsrail’in izninin artık aranmaması gerektiğini, bu konudaki uygulamanın değiştirilmesi çağrısında bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen ay Kahire’ye yaptığı ziyaret sırasında konuyu Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüştüğü biliniyor. Mısır yönetiminin ilk başta öneriye mesafeli olduğu ancak İsrail’in saldırıları sonucunda insani durumun giderek çok daha kötüleşmesi üzerine pozisyonunu esnettiği kaydediliyor.
Bunun en önemli sinyallerinden biri Mısır’ın, İsrail’in Gazze’nin güneyinde sivillerin sığındığı tek kent olan Rafah kentine saldırması durumunda Camp David’de imzalanan barış anlaşmalarından çekileceği tehdidinde bulunmuş olması olarak değerlendiriliyor.
Ancak Mısır’ın henüz insani yardımlar konusunda “tek taraflı” bir süreç başlatma noktasında olmadığı, özellikle ateşkes müzakerelerinin yoğunlaştığı bir dönemde böyle bir adımı atmayı değerlendirmeyeceği kaydediliyor.
Antalya Diplomasi Forumu’nda neler konuşuldu?
Gazze konusu, bu yıl 3. sü yapılan Antalya Diplomasi Forumu’nun öncelikli konuları arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan, açılış konuşmalarında İsrail’in saldırılarını sert dille eleştirirken, Batı dünyasının büyük çoğunluğunu da çifte standart uyguladıkları için kınadılar. Erdoğan, Gazze’de yaşananların mevcut uluslararası sistemin tamamen çöktüğünün bir göstergesi olduğunu belirtti ve daha adil bir sistemin mutlaka kurulması gerektiği mesajını yineledi.
Dışişleri Bakanı Fidan ise Gazze’deki durumu özel olarak işleyen ve Filistin Dışişleri Bakanı Maliki ile Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri’nin konuşmacı olarak yer aldığı bir panele de katıldı. Temas Grubu ülkelerinden Suudi Arabistan ve Katar ise Antalya Diplomasi Forumu’na dışişleri bakanı düzeyinde katılmadı.
Fidan, forumun kapanış basın toplantısında, Antalya’da küresel sistemin adaletsizliğine ve dengesizliğine karşı oluşmakta olan uzlaşının ele alındığını belirtirken, “Bazı uluslararası aktörlerin farklı meselelerdeki çifte standartlı ve uluslararası hukuku hiçe sayan yaklaşımları, forum esnasında panelistlerce adeta ifşa edildi” dedi.
Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinden üst düzey katılım olmaması dikkat çekti. Buna karşın bu yıl da Afrika ülkelerinden yoğun bir katılım gözlendi. Toplantıya cumhurbaşkanı ve hükümet başkanı düzeyinde katılım gösteren 19 ülke çoğunlukla Afrika ve Balkan ülkeleri oldu.
]]>
Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Bangladeş’in Cox’s Bazar şehrinde Arakanlı Müslümanların yaşadığı Kutupalong Mülteci Kampı’nda 350 aileye inşaatları tamamlanan barınakları teslim etti.
Güneydoğu Asya ülkesi Bangladeş’in Cox’s Bazar kentinde ocak ayında Kutupalong Mülteci Kampı’nda çıkan yangında evlerini kaybeden Arakanlı Müslümanlar (Rohingyalar) için Türkiye harekete geçti. Yangın sonrası 490 barınağın yapımını üstlenen Türkiye Diyanet Vakfı, bugün itibariyle 350 aileye inşaatları tamamlanan barınakları teslim etti. Kalan barınakların gelecek iki hafta içerisinde ailelere teslim edilmesi hedeflenirken, yangın nedeniyle kullanılamaz hale gelen TDV Camisi ise tekrar inşa ediliyor.
“Rohingyalı kardeşlerimizi evleriyle tekrar buluşturacağız”
TDV Bangladeş Koordinatörü Oğuzhan Adsız yaptığı açıklamada, mülteci kampındaki yapıların yeniden inşaatı için hız kesmeden çalıştıklarını ifade etti. Bangladeş Afet Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler (BM) ile koordinasyonlu bir şekilde çalıştıklarını belirten Adsız, “490 tane barınağı vakıf olarak biz yapacağız. Bağışta bulunan bağışçılarımızın emanetlerini buradaki kardeşlerimiz için kullanmaya devam ediyoruz. Şu an barınak çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah Ramazan ayı öncesinde çalışmalarımızı tamamlayarak evleri yanan Rohingyalı kardeşlerimizi evleriyle tekrar buluşturacağız” dedi.
Barınakların 15 metrekareden oluştuğunu söyleyen Adsız, “Bu ölçüler bize Bangladeş Afet Bakanlığı tarafından verilen ölçü. Barınak yaparken bu ölçülere uyarak inşa ediyoruz. Aynı zamanda bu barınaklarımızın yanında yanan bir camimiz de vardı. Onun da inşasını Ramazan ayı öncesinde tamamlayarak ilk teravihe yetiştireceğiz. Buradaki kardeşlerimizi ibadetlerini Ramazan ayı boyunca diğer camilerimizde olduğu gibi yapmaya devam edecekler” diye konuştu.
“Dünya Rohingyalı Müslümanlar için elinden gelen gayreti gösteriyor”
Şu an itibariyle 350 aileye barınakların teslim edildiğini kaydeden TDV Bangladeş Koordinatörü Adsız, “Bir buçuk hafta içinde barınaklarımızın hepsini tamamlayacağız. Zaten bu barınakları inşa eden Rohingya toplumu. Çünkü el işçiliği burada çok gelişmiş, özellikle bambudan çok fazla çeşitli ürün çıkartabiliyorlar. Yaşam alanları Myanmar’da yaşanan zulüm öncesinde de aşağı yukarı bu şekildeydi. Tek fark burada hayatta kalma korkuları yok. Daha güvenli bir ortam var. Kampta polisler ve askerler var. Başta Türkiye olmak üzere tüm dünya Rohingyalı Müslümanlar için elinden gelen gayreti gösteriyor. Bizde 2017’de kriz başladığı andan itibaren beslenmeden barınmaya, eğitimden sağlığa ve meslek edindirmeye kadar pek çok projeyi hayata geçirdik” şeklinde konuştu
“Yemek bulmakta zorlanıyoruz”
Rohingya mülteci kampında yaşayan medrese hocası ise yaptığı konuşmada, “Çok zor durumlar yaşadık ve buraya geldik. Çok zor şartlarda yaşıyoruz, çocukların eğitiminde zorlanıyoruz. Yemek bulmakta zorlanıyoruz. Yemek veriliyor ama sadece hayatımızı devam ettirebilecek kadar” ifadesini kullandı.
Daha iyi şartlarda yaşamak istediklerini dile getiren medrese hocası, “Yangın yaşandığında ben medresede eğitim veriyordum. Çocuklarım buradaydı ve yangını duyar duymaz buraya geldim. Çocuklarımı kurtardım, her şeyimiz yandı, hiçbir şeyimiz kalmadı. Evimiz yapıldığı için çok teşekkür ederiz” dedi.
Binlerce Müslüman evsiz
Bangladeş’in Cox’s Bazar şehrinde Arakanlı Müslümanların yaşadığı Kutupalong Mülteci Kampı’nda 6 Ocak’ta çıkan yangında bin 200 yerleşim yeri hasar görmüş ya da tamamen yanmıştı. Yaklaşık 7 bin Arakanlı Müslüman ise evsiz kalmıştı. – DAKKA
]]>
Güzel bir fincan çay İngiltere’de pek çok insanın günlük hayatının vazgeçilmezi. Mükemmel demlenmiş çayın ideal tarifi ise kiminle konuştuğunuza göre değişiklik gösterebilir. Özellikle de çaya süt eklenmesi meselesi… Fincana önce çayı mı yoksa sütü mü koymalı, meşhur ve hassas bir soru.
ABD’likimya profesörü Michelle Francl’in yazdığı kitapta, biraz tuz eklemenin çayı daha iyi hale getirebileceği yönündeki önerisi
Hatta İngiltere’deki ABD Büyükelçiliği, sosyal medya hesabından bir açıklama bile yayımladı. Açıklamada, “İngiltere’nin güzel halkının yüreği ferah olsun; çaya tuz atmak gibi akla hayale sığmayacak bir düşünce resmi ABD politikası değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır” ifadelerine yer verildi.
Bu tartışmayla ilgili birçok esprili haber yayımlandı.
Serious Eats yazarları ve editörleri tat testi bile yaptı ve en nihayetinde de “Steeped: The Chemistry of Tea” kitabının yazarı kimyager Francl’ın haklı olduğu sonucuna vardılar.
Onlara göre de demliğe az miktarda tuz eklemek gerçekten de çayın acılığının bir kısmını gideriyordu.
Peki çay ve onu doğru şekilde demlemek İngiltere’de neden bu kadar çok insan için önemli?
Çayın İngiltere’deki tarihi incelendiğinde, çay yapma yöntemlerinin pek de tekdüze olmadığını görmek mümkün.
Çay 17. yüzyılda İngiltere’ye ilk getirildiğinde sütsüz içiliyordu; örneğin İngiliz yazar Samuel Pepys Eylül 1660’ta bir Salı günü ilk kez içtiği çayı sütsüz betimliyor.
Şekerse daha yaygın bir şekilde çaya katılıyordu.
İngiliz çay kültüründe alışkanlık haline gelen süt ilavesi çok daha sonra geldi.
Vergiler düşürüldü
“Scoff: Britanya’da Yemek ve Sınıfın Tarihi” isimli kitabın yazarı tarihçi Pen Vogler’e göre insanlar çay demlemenin çeşitli yollarını aradı.
Vogler, hükümet politikalarının da çayın birçok İngiliz için günlük bir ihtiyaç olarak yerleşmesine yardımcı olduğunu söylüyor.
18. yüzyılda çayın vergilendirilme biçiminde önemli değişikliklere gidildi ve çay bir lüks olmaktan çıkıp herkesin alabileceği bir şey haline geldi.
Vogler, “The East India Company (EIC) [İngiltere’nin Hindistan’daki sömürge aracı olan “Doğu Hindistan Şirketi”] hükümete o kadar bağlıydı ki, 2008 krizindeki bankalar gibi, batmak için çok büyüktü. Temelde çay ticareti yapıyordu” diyor.
EIC’nin o zamanki direktörü ve ünlü İngiliz çay markası Twining’s’in kurucusu Richard Twining, Çin çayına daha fazla talep yaratılması için dönemin başbakanı William Pitt’e başvurdu ve hükümet çay üzerindeki vergileri yüzde 119’dan yüzde 12,5’e düşürdü.
Böylece her sınıftan ve gelir düzeyinden insanlar arasında çay içmek mümkün hale geldi.
Bu durum, sonunda Britanya adalarının çok ötesinde etkilere neden oldu.
Ekonomist Francisca Antman’a göre, 18. yüzyılın sonlarında İngiltere’de o kadar çok çay içiliyordu ki, bu durum ortalama yaşam süresini kayda değer ölçüde uzatmış olabilir; çünkü suyun kaynatılması bakterileri öldürür.
İngilizler Hindistan’a hükmettiğinde, Çin çay bitkileri İskoç bir botanikçi tarafından çalındı, daha sonra da bitkilerin orada da yetişebildiği görüldü. Böylece mahsulü denetleyenler İngiliz sömürgecileri oldu.
Vogler, “Çay, İngilizlere özgü bir şey olarak görülmeye başlandı” diyor.
Dahası, Londra Queen Mary Üniversitesi’nde 18. yüzyıl çalışmaları profesörü ve “Çay İmparatorluğu: Dünyayı Fetheden Asya Yaprağı” kitabının ortak yazarı Markman Ellis, uluslararası alanda satılan çayın neredeyse tamamının dünyanın geri kalanına giderken Londra’dan geçtiğini söylüyor.
Çin ve Hindistan’da pek çok insan yakınlarda yetişen çayı içiyordu. Geri kalanlar içinse çay Londra üzerinden gidiyordu.
Bu gerçeklerden hareketle, çayın özünde “İngiliz” olduğuna dair yaygın bir inanış doğdu.
Adı ne olursa olsun İngiliz çayının (English Breakfast Tea) İngiltere’den binlerce kilometre uzakta yetiştirildiğini öğrenmek bugün basit birkaç Google aramasıyla çok kolay olsa da, bu inanış bugün bile değişmedi.
Ulusal efsane yaratma süreci
Tüm bölgesel ve sınıfsal farklılıklarıyla birlikte, İngiliz çay yapma yöntemleri, dünyanın geri kalanının çayı nasıl demlediğini düşündüğümüzde, oldukça küçük bir örnek olarak kalıyor.
Örneğin Çin’in kendine özgü epiküryen ve proleter çay demleme yöntemleri var. Hint alt kıtasındaki insanlar masala çayını bambaşka bir şekilde demliyor.
Gıda tarihçisi Helen Saberi’nin “Çay: Küresel Bir Tarih” kitabının açılış cümlelerinde, “Çinliler onu küçük fincanlardan yudumlar, Japonlar çırpar. Amerika’da buzlu servis ederler. Tibetliler tereyağı koyar. Ruslar limonla servis eder. Kuzey Afrika’da nane eklenir. Afganlar kakule ile tatlandırır” diyor.
Dünyanın dört bir yanında geçerli çay demleme tariflerinin listesi uzayıp gidiyor.
Ancak İngiltere’deki pek çok kişi için çay bir şekilde hala “ülkeye has” bir şey olarak duruyor.
Londra Queen Mary Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve “Ellis’s Empire of Tea” kitabının yazarlarından biri olan Richard Coulton, “İngilizler çay içerek ulusal bir efsane yaratma sürecine girdiler” diyor:
“Bence bugün İngilizler ideal bir fincan çay konusunda heyecanlanıyorlarsa, bunun bir nedeni, küresel hakimiyet deneyimlerine yönelik gizli bir kültürel özlem olabilir. Ya da bunun en azından bu şanlı geçmişin hikayelerine duyulan nostalji olduğuna inanıyorum.”
İngiltere’de insanlar çay hakkında konuşmayı seviyor çünkü çay her yerde.
Vogler bunu, “Çay günlük rutinimizi işaret ediyor. Nasıl her gün işe gidip geliyorsak, çay da günlük ritminizin gerçekten önemli bir parçası” sözleriyle açıklıyor ve şöyle devam ediyor:
“Tüm tarihi nedenlerden dolayı çayla aşırı özdeşleşiyoruz. Bunu tam bir çay fanatiği olarak söylüyorum. Çayı seviyorum.”
]]>
Antalya Diplomasi Forumu’nda düzenlenen “Barış için Yeni Gündem: Barışa Doğru Paradigma Değişimi” başlıklı panelde Birleşmiş Milletler (BM) tarafından geçen yıl temmuzda yayımlanan, üye ülkeleri barış için yeniden taahhütte bulunmaya davet eden “Barış İçin Yeni Gündem” başlıklı politika belgesi ele alındı.
Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü ABD Barış Enstitüsü Başkanı Lise Grande’nin üstlendiği panele Uganda Dışişleri Bakanı Jeje Odongo, Slovenya Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Marko Stucin, BM Lübnan Özel Koordinatörü Joanna Wronecka, Kapsamlı Nükleer Denemelerin Yasaklanması Anlaşması Örgütü (CTBTO) Genel Sekreteri Dr. Robert Floyd ile BM Genel Sekreteri’nin Uluslararası Cenevre Görüşmeleri (UCG) Özel Temsilcisi Ayşe Cihan Sultanoğlu katıldı.
Panelde konuşan Uganda Dışişleri Bakanı Odongo, BM Genel Sekreteri’nin temmuzda tüm dünyada küresel bir barışın oluşturulabilmesi için ne yapılması gerektiğiyle alakalı kendi şahsi görüşlerini paylaştığını belirtti.
“1,4 milyarlık Afrika, BM Güvenlik Konseyinde temsil edilmiyor”
Barış İçin Yeni Gündem belgesindeki temel prensiplerin, özellikle barış ve güvenliği sağlamak açısından BM’nin görev tanımı içinde geçtiğine dikkati çeken Odongo, BM Güvenlik Konseyinin (BMGK) özellikle de karar alma noktasında bazı zorluklarla karşılaştığını anımsattı.
Bakan Odongo, “Kısmen bunun sebebi, buradaki rakipler ve bazı tarihi adaletsizliklerin gerçekleşmiş olması, örnek olarak BMGK’de 240 milyon insan, 2 kişi tarafından temsil ediliyor. 1,4 milyar nüfuslu Afrika ise hiç kimse tarafından temsil edilmiyor. Bu, zaten kendi içerisinde karar alınması gereken bir nokta.” ifadelerini kullandı.
Güvenlik sorunlarının devam ettiğini ve süreceğini kaydeden Uganda Dışişleri Bakanı, Afrika kıtasındaki tecrübelerine dayanarak bu tür krizlerle başa çıkmak için öncelikle ulusal yetkililere, bölgesel ve alt bölgesel kurumlara yetki vermek ve uzmanları devreye sokmak gerektiğini söyledi.
Odongo, ihtilaf ve savaşların nihai olarak diyalog ve sebeplerin ortadan kaldırılmasıyla çözüleceğini belirterek, bu tür krizlerle karşı karşıya kalan Afrika kıtası olarak tüm dünyayla deneyimlerini paylaşmaya hazır bulunduklarını ifade etti.
Küresel barışın mümkün bir “ütopya” olduğunu söyleyen Odongo, bunun için insanların bir olmaları, bağ kurarak “ütopya” dedikleri noktaya hareket etmeleri gerektiği görüşünü paylaştı.
“Dünya değişiyor, BM değişmiyor”
Slovenya Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Stucin, ADF’nin kendi içinde barışa büyük katkıda bulunan bir süreç olduğunun altını çizdi.
“Birbirimizle, birçok paydaşla bir araya gelmek, birçok farklı konuda konuşmak, dünyanın farklı yerlerinde olup bitenlerden haberdar olmak çok önemli ve aslında tüm dünyada kalıcı barışı sağlamak bundan geçiyor.” diyen Stucin, Uganda Dışişleri Bakanı ile BMGK konusunda hemfikir olduğunu dile getirdi.
Stucin, şunları söyledi:
“BM Güvenlik Konseyinde bir reforma ihtiyaç var. Daha önce de söylenmişti bu. Dünya değişiyor ama BM değişmiyor ve son geçen yılda 56 tane ihtilaf sivillerin ölümüne sebep oldu. Bu, aslında son yüzyıldır en yüksek rakam.
Biz, şuna şahit oluyoruz, burada bir paradigma değişimi var ve barışa doğru değil ihtilafa, savaşa doğru bir paradigma değişimi var. Bunu tamamıyla tersine çevirmemiz gerekiyor. BM reformu da aslında yapılması gereken en kilit reformlardan biri.”
Bu paradigmanın herkesin kazançlı çıkacağı duruma çevrilmesi gerektiğini belirten Stucin, barış için gerçekten çalışılması, barışı oluşturacak farklı faktörler üzerinde çalışılarak uluslararası toplumun birleştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Stucin, Uluslararası Ceza Mahkemesinin yıllık bütçesinin 180 milyon avro olduğuna, bunun Slovenya Tarım Bakanlığının bütçesinin üçte birine tekabül ettiğine dikkati çekerek, “Uluslararası hukuk, insan hakları hukuku, suç hukukunu savunmak istiyorsanız bunun için bir şeyler yapmanız gerekiyor. Şu anki kurumlar yeterli değil kurumlar mevcut ama yeterince kaynağa sahip değiller etkili şekilde harekete geçebilmeleri için.” değerlendirmesinde bulundu.
Moderatör Grande’nin, Ukrayna savaşını ve Gazze’deki insanlık trajedisini hatırlatarak, “BM Güvenlik Konseyi, neden işini daha iyi yapamıyor, burada neler oluyor?” sorusuna Stucin, çok taraflılıkla ilgili bir kriz yaşandığı cevabını verdi.
Stucin, BMGK içinde iş yapılmaya çalışıldığını ancak başarısızlıkla sonuçlandığını belirterek, “Şu an karşı karşıya olduğumuz şey, Ukrayna’da olsun, Gazze’de olsun, medeni dünyanın hareket etmemesi, inanılır gibi değil ama hareket etmiyoruz.” dedi.
Ana sorunun BM sisteminin reforme edilmemesi olduğuna dikkati çeken Stucin, “Bu sistem yaklaşık 70 yıl öncesinde o dönemki şartlara göre yapıldı. Şimdi farklı durumlar var ve eski bir sistemle, bununla başa çıkmaya çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Diplomaside yeni fikirlere ihtiyaç var”
BM Lübnan Özel Koordinatörü Wronecka da her gün BM’nin somut katma değerini sorguladığını ifade etti.
Lübnan özelinde kurumsal reformlar sonrası somut olarak uluslararası toplulukların özellikle parlamento seçimleri esnasında bu ülkeyi nasıl desteklediğini gördüklerini anlatan Wronecka, bölgesel kurum ve kuruluşlarla işbirliğinin çok önemli olduğunun altını çizdi.
Wronecka, Lübnan’ın bu seçimlerde ortaya çıkan parlamentoyla son iki yıldır yoluna devam ettiğine dikkati çekerek, güneyindeki İsrail ile deniz sınırları konusunun ekonomik teşvikle ve kazan-kazan senaryosuyla çözümünün mümkün olduğunu anlattı.
“Diplomaside yeni fikirlere ihtiyacımız var.” diyen Wronecka, Lübnan’da inovatif yaklaşımın söz konusu olduğunu dile getirdi.
Wronecka, çatışmaların, savaşların önlenmesi ve güven teşkil edilmesinin küresel barışın mümkün olduğuna inanmakla başlayacağına dikkati çekti.
“Nükleer bombaların kapasitesi aşırı arttı”
Kapsamlı Nükleer Denemelerin Yasaklanması Anlaşması Örgütü (CTBTO) Genel Sekreteri Dr. Floyd da Barış için Yeni Gündem belgesinin ilk maddesinin nükleer silahların eliminasyonundan söz ettiğini belirterek, ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye bıraktığı iki bombanın yüz binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğunun altını çizdi.
“Tek başına bu örnek bile nükleer silahların neden yok edilmesi gerektiğini gerekçelendiriyor.” diyen Floyd, o bombaların bugün üretilebilecek nükleer silahlara göre gerçekten “minicik” olduğunu söyledi.
Floyd, Hiroşima’daki bombanın 15 bin ton TNT’lik patlamaya eş değer olduğunu, o zamandan beri gerçekleştirilen nükleer testlerin 15 milyon ton TNT’ye eş değer bombaların yapılabileceğini gösterdiğine dikkati çekerek, şu yorumu yaptı:
“Neden kullanılması gerektiğine dair bir gerekçe yok ama neden kullanılmaması gerektiğini bu şekilde görebiliriz. Her ne mantık kullanılırsa kullanılsın, sayılar ortada.”
Dinleyicilerin “Gündemde ne eksik?” sorusu üzerine Floyd, “bazı şeyleri eyleme dökmek ve tüm dünyanın buna katılımının sağlanması gerektiği” cevabını verdi.
Floyd, bazı uluslar için barışın kökten gelen, elzem, asli bir gereklilik olduğunu vurgulayarak, barış çabalarının iki katına çıkarılması, her halka uyabilecek bir yapının kurulması gerektiğini ifade etti.
“BM, İkinci Dünya Savaşı’nın külleri üzerine inşa edildi”
BM Genel Sekreteri’nin Uluslararası Cenevre Görüşmeleri (UCG) Özel Temsilcisi Ayşe Cihan Sultanoğlu da 40 yıldır BM’de görev almasına rağmen şu andakinden daha fazla “güçlü bir cepheye” ihtiyaç bulunduğunu düşünmediğini söyledi.
Sultanoğlu, BM’nin İkinci Dünya Savaşı’nın külleri üzerine inşa edildiğini anımsatarak, “Şu anda gözlemlediğimiz şey şu ki maalesef inşa ettiğimiz ve üzerinde çalıştığımız her şeyin çöküşü demek istemiyorum ama bence çok yakındayız. Ben kalkıp da felaket tellallığı yapmak istemem ama Guterres’in de söylediği gibi, ‘Bu, gerçekten mükemmel bir fırtınanın başlangıcı.'” ifadelerini kullandı.
Geçen 10 yılda insani yardıma büyük paralar harcandığını ancak 2020’de sadece global askeri harcamaların 2 trilyon dolara eriştiğine dikkati çeken Sultanoğlu, barıştan ziyade savaş kaynaklarının beslendiğini vurguladı.
Sultanoğlu, eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan zamanında, 32 yıl önce 1992’de de bir kalkınma gündeminin olduğunu dile getirerek, Berlin Duvarı yıkıldıktan, Sovyetler dağıldıktan sonra Soğuk Savaş’ın bitimiyle çok büyük bir ümit olduğunu ancak şu an tamamen farklı bir dünyadan söz edildiğini söyledi.
Küresel barıştan başka alternatifin olmadığının altını çizen Sultanoğlu, daha fazla güven inşa edecek mekanizmalara ihtiyaç bulunduğunu, sadece BM’nin değil tüm uluslararası sistemin reforme edilmesi gerektiğini savundu.
Ayşe Cihan Sultanoğlu, en azından veto haklarını kullandıkları zaman BMGK üyelerinden daha fazla hesap verilebilirlik istenebileceğini sözlerine ekledi.
]]>
ABD, Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri ile birlikte Gazze’ye havadan 38 bin öğünlük gıda içeren insani yardım attığını duyurdu. Öte yandan Filistinlileri katleden İsrail’e askeri desteğini de sürdüren ABD, Gazze’ye saldırılarının başlamasından bu yana İsrail’e mühimmat, araç, silah, koruyucu ekipman ve tıbbi malzeme dahil olmak üzere binlerce askeri malzeme sağladı. Geçtiğimiz günlerde The Wall Street Journal (WSJ) Gazetesi, Biden yönetiminin İsrail’e on milyonlara dolarlık bir mühimmat desteği göndermeyi planladığını yazmıştı. ABD’li yetkililere dayandırılan haberde, İsrail’e gönderilecek silah teslimatının her birinden yaklaşık bin adet olmak üzere MK-82 türü bomba, KMU-572 saldırı mühimmatı ve FMU-139 bomba fitillerini içerdiği kaydedildi.
ABD, GAZZE’YE 38 BİN ÖĞÜNLÜK GIDA YARDIMI ATTI
ABD Merkez Komutanlığından (CENTCOM) yapılan açıklamada, ABD ordusuna ait 3 adet C-130 kargo uçağının Gazze’ye bugün havadan insani yardım ulaştırdığı belirtildi. Gazze saati ile 15.00-17.00’de Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ortak olarak gerçekleştirilen insani yardım operasyonunda ABD’nin Gazze’nin kıyı şeridine havadan bıraktığı paletlerin yaklaşık 38 bin öğünlük gıda içerdiği kaydedildi.
Açıklamada, “Bu hava yardımları, yardım akışının kara koridorları ve rotaları yoluyla genişletilmesi de dahil olmak üzere Gazze’ye daha fazla yardım ulaştırmaya yönelik sürekli çabaların bir parçasıdır.” ifadesi paylaşıldı.

İSRAİL’İN KARA YARDIMLARINA İZİN VERMEMESİ ÜZERİNE YARDIMLAR HAVADAN ATILIYOR
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri, Gazze’deki 2,3 milyon insanın en az dörtte birinin şiddetli açlıkla karşı karşıya bulunduğunu, havadan atılan yardımların yardım dağıtımında etkili bir yöntem olmadığını, ancak son çare olarak başvurulabilecek bir önlem olduğunu belirtiyor.
İsrail’in karadan insani yardımların Gazze’ye girişine izin vermemesinden dolayı Ürdün ve Mısır da daha önce Gazze’ye havadan insani yardım ulaştırmaya çalışmıştı.
Öte yandan, İsrail ordusunun, 29 Şubat’ta Gazze kentinde insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik saldırısında 116 kişi hayatını kaybetmiş, 760’dan fazla kişi de yaralanmıştı.
Gazze’deki hükümet, İsrail’in insanı yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğunu vurgulamış ve “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü.” ifadelerini kullanmıştı.

ABD BİR YANDAN İSRAİL’E SİLAH GÖNDERİYOR
Öte yandan ABD ordusu, İsrail’in Gazze’deki katliamına desteğini sürdürüyor. ABD, 7 Ekim’den bu yana İsrail’e binlerce ton askeri teçhizat sağladı, savaş gemileri gönderdi ve istihbarat desteği verdi. İsrail, 7 Ekim’den bu yana ABD’den, silah ve mühimmat ile üst düzey komutanların danışmanlığına kadar birçok alanda destek aldı.

ABD’NİN İSRAİL’E SAĞLADIĞI SİLAH VE MÜHİMMAT DESTEKLERİ
ABD, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının başlamasından bu yana İsrail’e mühimmat, araç, silah, koruyucu ekipman ve tıbbi malzeme dahil olmak üzere binlerce askeri malzeme sağladı.
ABD, Aralık 2023 itibarıyla İsrail’e 230 kargo uçağı, silah ve askeri teçhizat yüklü 20 gemi gönderdi.
Wall Street Journal’ın (WSJ), Aralık 2023’teki haberinde, ABD tarafından İsrail’e gönderilen mühimmatın 5 bin 400’den fazla MK84 savaş başlığı bombası ve 5 binden fazla MK82 güdümsüz bombadan oluştuğu belirtildi.

Haberde ayrıca, 1000 civarında GBU-39 küçük çaplı bomba ve yaklaşık 3 bin müşterek doğrudan taarruz mühimmatının (JDAM) bulunduğu kaydedildi.
WSJ’a göre, yaklaşık 15 bin bomba ve 57 bin top mermisinin bulunduğu silah sevkiyatı, İsrail’e C-17 tipi askeri kargo uçaklarıyla gönderildi.

ON MİLYONLARCA DOLAR DEĞERİNDE BOMBA VE MÜHİMMAT DAHA GÖNDERECEKLER
İsrail’in yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze’deki katliamı devam ederken, ABD yönetiminin de Tel Aviv’e silah desteği sürüyor. The Wall Street Journal (WSJ) Gazetesi, Biden yönetiminin İsrail’e silah göndermeyi planladığını yazdı. ABD’li yetkililere dayandırılan haberde, İsrail’e gönderilecek silah teslimatının her birinden yaklaşık bin adet olmak üzere MK-82 türü bomba, KMU-572 saldırı mühimmatı ve FMU-139 bomba fitillerini içerdiği kaydedildi.
]]>
BBC, İngiltere’de en az 130 kişinin ölümüyle bağlantılı olduğu düşünülen bir zehri satan Ukraynalı adamın kimliğini tespit etti.
İntiharı teşvik eden bir internet sitesinde reklamını yapan Leonid Zakutenko, alıcı rolündeki bir muhabire İngiltere’ye haftada beş koli gönderdiğini söyledi.
BBC, Zakutenko’nun Kiev’deki evine kadar izini sürdü ve iddiaları yüz yüze kendisine yöneltti.
Zakutenko ölümcül kimyasalı sattığını reddetti.
BBC, bu ölümcül kimyasalın adını vermeyi doğru bulmuyor.
Ancak yapılan araştırma, bu maddeyi yıllardır tedarik ettiğini ortaya çıkardı.
Söz konusu kimyasal, İngiltere’de meşru bir amaç için kullanan şirketlere yasal olarak satılabiliyor.
Tedarikçiler, maddenin ne için kullanılacağına dair temel kontrolleri yapmadan müşterilere satış yapamıyor.
Kimyasal, küçük dozlarda bile yutulması halinde ölümcül olabiliyor.
Geçen yıl Londra’da ölen 54 yaşındaki ikiz kız kardeşler Linda ve Sarah, kimyasalı, bilinen bir intihar forumunda Ukraynalı satıcıdan temin etmişti.
Kardeşlerin ailesi, Zakutenko için “aşağılık ve kötü bir insan” ifadesini kullandı.
Kız kardeşleri Helen Kite göre Linda, “birkaç pound karşılığında ‘ölüm kitine’ kolayca” erişebilmişti.
Kite, kız kardeşlerinin ve diğer pek çok kişinin kimyasala erişimini engellemek için yetkililerin harekete geçmemesinin “ulusal bir utanç” olduğunu söyledi.
Zakutenko’nun sattığı kimyasal madde Linda’nın kullandığı forumda açıkça tartışılıyor ve üyeler birbirlerine bu maddenin nasıl satın alınacağı ve kullanılacağı konusunda tavsiyelerde bulunuyor.
Londra Queen Mary Üniversitesi’nde farmakoloji uzmanı Profesör Amrita Ahluwalia’ya göre kimyasal, 2019’dan bu yana İngiltere’de 130’dan fazla ölümle bağlantılı olabilir.
Ahluwalia, patologlardan ve polisten kendisine gönderilen, hayatını kaybetmiş kişilerden alınan kan ve diğer örnekleri analiz etti.
187 testin %71’inde bu kimyasalın yüksek oranda bulunduğunu tespit etti; bu da en az 133 kişinin bu kimyasalın yutulması sonucu ölmüş olabileceğini gösteriyor.
Ahluwalia’ya göre “ne için kullanıldığı göz önünde bulundurulduğunda, sorunların tam olarak araştırılması, kullanımının amacına uygun olması için düzenleme yapılması” gerekiyor.
Cinayet suçlamaları
Geçen yıl tutuklanan ve şu anda 14 cinayet suçlamasıyla karşı karşıya olan Kanadalı Kenneth Law da aynı maddeyi tedarik ediyordu.
Law’un kimyasal maddeyi dünya çapında 40 ülkedeki alıcılara 1.200’den fazla kez sattığı ve İngiltere’de en az 93 ölümle bağlantılı olduğu düşünülüyor.
BBC araştırması Zakutenko’nun aynı kimyasalı en az Kasım 2020’den beri sattığını ortaya çıkardı.
Hatta Law ile aynı intihar forumunda kısa bir süre kendi reklamını yapmıştı.
Forumun kullanıcıları mesaj yoluyla Zakutenko’nun iletişim bilgilerini iletti.
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de bir sitedeki küçük bir dairede yaşıyordu.
Paketlerini gönderdiği postanenin önünde ona iddialarımızı yöneltip hayatlarına son vermek isteyen insanlara neden zehirli bir kimyasal gönderdiğini sorduk.
Bunun “yalan” olduğunu söyleyip uzaklaşmaya çalıştı.
O gün sipariş verdiğimizden kolilerden en az birinin kimyasal madde içerdiğini biliyoruz.
Ölenlerin ailelerine ne söyleyeceğini sorduğumuzda, “Neden bahsettiğinizi bilmiyorum” dedi.
David Parfett’in 22 yaşındaki oğlu Tom da aynı kimyasalı Kenneth Law’dan satın almış ve Ekim 2021’de yaşamına bununla son vermişti.
Parfett şimdi intihar forumunun kapatılması ve Zakutenko gibi satıcıların durdurulması için kampanya yürütüyor.
İngiliz yetkililer, en az Eylül 2020’den beri bu kimyasaldan ve çevrimiçi ticaretten haberdar.
O tarihten bu yana İngiltere’deki adli tabipler en az beş kez farklı devlet dairelerine yazı yazarak kimyasal madde ve intihar forumu hakkında harekete geçilmesini tavsiye etti.
Parfett, Aralık 2023’te Zakutenko’dan bir sevkiyat satın aldı; yetkililerin paketi durdurup durdurmayacağını görmek için sistemi test etmek istiyordu.
Siparişi verdikten birkaç gün sonra polisten bir “sağlık kontrolü” uyarısı almış, ancak kimyasal madde yine de haftalar içinde eline ulaşmıştı.
Parfett, “Bugün ölümlerin sayısı hakkında bildiklerimiz ortadayken bunun gerçekleştiğine hala inanamıyorum” diyor.
Parfett ve Kite, yakınları Tom ve Linda’nın kimyasal maddeyi öğrendikleri foruma karşı daha sert önlemler alınması çağrısında bulunuyor.
Kite siteyi, “yetkililer tarafından engellenmeden en savunmasız kişileri hedef alan ve geride kalanlar için tarifsiz acıya neden olan bir iğrençlik” olarak tanımladı.
Hükümet, geçen yıl yasalaşan yeni Çevrimiçi Güvenlik Yasası’nın bu tür forumlara erişimi kısıtlamaya yardımcı olacağını söylüyor.
]]>
İsrail’in Filistin’e saldırılarına tepki göstermek, bunu tüm insanlara duyurmak için Yousef ve Matilde Najmeddin çifti, 4 çocuğu ile birlikte 2021 yılında Fransa’dan yola çıktı. Önce eşek arabasıyla Bulgaristan’a kadar gelen Najmeddin ailesi, Bulgaristan’da tanıştıkları Amedeo Giacomini ile bisikletle Kocaeli’ye kadar geldi.
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları sürerken tüm dünyada da tepkiler devam ediyor. Yousef ve Matilde Najmeddin çiftinin çocukları ile yaptığı destek görenlere alkış tutturuyor. Filistin asıllı olan 40 yaşındaki Yousef, 2021 yılında Fransız asıllı eşi Matilde ile Noon (12), Jood (9), Nınawa (6) ve Jal (4) isimli çocuklarını farklı ve özgür bir şekilde eğitmek ve onları Filistin’e götürmek için eşek arabası ile yola çıktı. İsrail’in Filistin’e saldırıları artınca Najmeddin ailesi, gittikleri ülkede İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını anlatarak boykot çağırısı yaptı. En son geçtiğimiz yıl ekim ayında Bulgaristan’da Amedeo Giacomini (38) ile tanışan Najmeddin ailesi, onunla bisikletle Türkiye’ye kadar geldi. Kocaeli’ye ulaşan Najmeddin ailesi ve Amedeo Giacomini, Filistin’e kadar pedal çevirecek. Filistin’e destek için yola çıkan grup, yılın sonunda Filistin’e varacaklarını söyledi.
“Fransa’dan yolculuğumuza eşek ile başladık”
Eşiyle 14 yıl önce Filistin’de belgesel çekerken tanıştıklarını ve evlendiklerini söyleyen Yousef Najmeddin, “Eşimle Fransa’ya taşındık. Çocuklarımızı farklı ve özgür bir şekilde eğitmek istiyorduk ve onları yavaş yavaş yürüyerek Filistin’e götürmeye karar verdik. Fransa’dan önce eşek arabası ile Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’a gelmemiz 2 senemizi aldı. Yolculuğumuzun amacı baştan beri Filistin’di. İsrail’in soykırımından önce biz yolculuğumuza başladık. Bulgaristan’dayken Filistin’de son olaylar patlak verdi ama biz, ‘Seyahatimize devam etmeliyiz, hayatımıza devam etmeli ve Filistin hakkında yapabileceğimiz her şeyi yapmalı ve konuşmalıyız’ dedik. İsrail’i boykot ettik. Çünkü bunun Filistin için en iyi mesaj olduğunu düşündük. İsrail ürünlerini boykot ediyorduk. İtalya, Hırvatistan, Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’da eşek yolculuğumuzu bitirdik. Tanıştığımız arkadaşlar sayesinde bisiklet yolculuğuna başladık. Bulgaristan’da tanıştığımız arkadaşlar da aynı amaç doğrultusunda yolculuk yapıyordu. 6 bin kilometreye kadar eşekle yolculuk yaptık. Bulgaristan’dan Kocaeli’ye 2 bin kilometre yol yaptık. İstanbul’a geldiğimiz zaman kalabalık ve karmaşadan dolayı araba kullanmak durumunda kaldık. Daha sonra tekrar bisiklet kullanmaya devam ettik” diye konuştu.
“2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam”
Konuşmasını sürdüren Yousef Najmeddin, “Fransa’da yolculuğa başladığımız zaman yavaş yavaş ilerlemek istedik çünkü çocuklarımızın bulundukları kültürü öğrenmelerini istedik. Aynı zamanda insanlara Filistin hakkında bilgi veriyor, İsrail’i boykot ettiğimizi söylüyorduk. Bu süreç zor oldu ama Filistin’deki durumu, katliamı göstermek için bu sürece girdik. 2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam. Bu senenin sonunda Filistin’e yetişmeyi planlıyoruz. 2021’den beri Filistin’e hiç desteğimizi kesmedik. Hep İsrail mallarını boykot ettik. Elimizden geldiğince yolculuk esnasında Filistin’deki katliamı tüm insanlara anlattık” şeklinde konuştu.
“Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var”
Konuşurken duygulanan Matilde Najmeddin, “Dehşetini hayal edemediğimiz bir duyguyu ifade etmek zor. İsrail’in Filistin’e yaptı çok korkunç. Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var. Fransa’da başladığımız yolculuğumuz boyunca insanlara İsrail’in katliamından bahsettik. İnsanlara bu katliamı durdurmak için ürünleri boykot etmeye davet ettik” ifadelerini kullandı.
“Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım”
Bulgaristan’da Najmeddin ailesi ile tanışan ve onlarla yolculuğa başlayan Amedeo Giacomini, “Daha önce İsrail’de çalışmıştım. İsrail halkının iyi olduğunu düşünüyorum ama hükümetin kiracılara eziyetini gördüm. İnsanların yemek yiyemediğini, aç kaldığını, banyo yapamadıklarını gördüm. Daha önce de Filistin’i destekliyordum ancak Yousef ile tanıştıktan sonra onlarla yola çıkmaya karar verdim. Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım. Bunun üzerine Yousef ve ailesine katılma kararı aldım” dedi. – KOCAELİ
]]>
İstanbul’da yaşarken kalp krizi geçiren ve ölümün eşiğinden dönünce dünyayı gezmek için çıktığı yolculukta 6 yıl önce gittiği Güneydoğu Asya’da Kamboçya’ya yerleşen Ufuk Öntürk (52), kaldığı pansiyonun sahibi ve çalışanlarının çekiçli saldırısında hayatını kaybetti. İzmir’deki yakınları, önce acı haberi, ardından Budist inancına göre cenazenin yakılması için vekalet istendiğini öğrenince, devlet yetkilileriyle temasa geçti. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın devreye girmesiyle cenazenin Türkiye’ye getirileceğini öğrenen Öntürk’ün yakınları, İslami usullere göre cenazelerini toprağa vereceklerini belirtip, cinayete karışanların hak ettiği cezayı alması için de yine devletten destek beklediklerini söyledi.
İstanbul’da yaşayan Ufuk Öntürk, 2016’da kalp krizi geçirdi. Doktorların müdahalesiyle hayata döndürülen Öntürk, 2018’de dünya turuna çıktı. İlk olarak Tayland’a giden Ufuk Öntürk, daha sonra Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya’ya geçti. Kamboçya’yı seven ve orada yaşamaya başlayan Öntürk ile kaldığı pansiyonun sahibi ve çalışanları arasında 25 Şubat’ta tartışma çıktı. 6 kişinin bulunduğu olayda, Öntürk başına isabet eden çekiç darbesiyle yaşamını yitirdi. Ertesi gün Öntürk’ün Türkiye’deki yakınlarına ölüm haberi ulaştı. Öntürk’ün cenazesinin Kamboçya’da Budist inancına göre yakılması için vekalet istendiğini öğrenen yakınları, AK Parti İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’a ulaştı. İnan ise durumu Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a iletti. Kamboçya’daki yetkililerle temasa geçilip Öntürk’ün cenazenin Türkiye’ye getirileceği bilgisi sağlandı.

“HUNHARCA ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ ÖĞRENDİK”
Öntürk’ün eniştesi, evli, 3 çocuk babası, besteci ve şarkıcı Deniz Keser (54), “26 Şubat’ta gelen bir telefonla şoke olduk. Kayınbiraderimin ölüm haberi iletildi. Başta odasında ölü bulunduğu söylendi. Ancak yaptığımız araştırmada cinayete kurban gittiğini öğrendik. Kaldığı pansiyonda tabak kırılmış. Bu nedenle tartışma başlamış. Pansiyon sahibi ve çalışanlarının bulunduğu 6 kişi, çekiçle başından yaralamış. Hunharca öldürüldüğünü öğrendik. Büyükelçilik ile irtibata geçtik. Beklememiz söylendi. Orası, Budist bir ülke. Onların inançları doğrultusunda cenazemizin yakılacağını öğrendik. Biz Müslüman ülkeyiz. Dinimize ve geleneklerimize uygun defin işlemini yapmak istediğimizi söyledik. Cenazemizi getirmek istedik. 10 bin dolar gibi büyük meblağ istendi. Ailecek bu rakamı ödeyemeyiz. Dışişleri Bakanlığımıza dilekçeyle müracaat ettik. Sağ olsun Bakanımız Hakan Fidan aracılığıyla iletişime geçildi. Devletimiz araya girerek mağduriyetimizi giderdi. Şu an cenazemizi bekliyoruz. Cinayetle ilgili 6 kişi tutuklanmış. Hak ettikleri cezayı almaları aşamasında da devletimizden yardım istiyoruz” dedi.

“TÜRKİYE’YE DÖNMEK İSTEMİYORDU”
Ufuk Öntürk’ün ablası, işçi emeklisi Yıldız Eyiçalış (56) ise “Kardeşim 2018’de yurt dışına gitmeden 2 sene önce kalp krizi geçirdi. Hatta 30 saniyeliğine kalbi durdu. Yani ölüm noktasına geldi. Hastaneye çok yakın bir yerde olay gerçekleştiği için doktorlarımız sağ olsun hayata döndürebildi. Bu kalp krizinden sonra kardeşimin hayat görüşü değişmeye başladı. Dünyaya açılmaya, başka kültürdeki insanlarla arkadaş olmaya karar verdi. Yaşam isteği arttı. Daha sağlıklı yaşamak istediğini söyledi. İlk olarak Tayvan’a gitti. Tayvan’da evlilik yapmayı düşündü ancak olmadı. Oradan da Kamboçya’ya geçti. Kamboçya’yı ise sevdi ve yerleşmeye karar verdi. İnsanlarını, yemek kültürünü, havasını, suyunu sevdiğini söyledi. Türkiye’ye dönmek istemiyordu” dedi.

Önce cinayeti sonra cenazenin yakılacağını öğrenince şaşırdıklarını söyleyen Eyiçalış, devlet yetkilileriyle temasa geçtiklerini belirterek, “Cenaze masrafları yüklü miktardaydı. Bakanlık kendi imkanlarıyla karşıladıklarını ifade etti. Cenazenin yakılacağı söylendiğinde şok yaşamıştık. Böyle bir şeye izin vermeyeceğimizi söyledik. Bizden vekalet istediler. Vekaleti kasıtlı geciktirdik. Devlet yetkililerimiz sayesinde cenaze getirilecek. Şu an tek beklentimiz, cenazemizin en kısa sürede getirilmesi ve İslami usullere göre defnedilmesi. Ayrıca cinayeti işleyen kişilerin salıverilmesinden de korkuyoruz. Bu kişilerin, mutlaka cezalarını çekmesini istiyoruz. Bunun için de herkesin yanımızda olacağına inanıyorum” diye konuştu.
“AİLE BİZE ULAŞIP HABERİ VERDİĞİNDE ÇOK ÜZÜLDÜK”
AK Parti İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan ise “Aile bize ulaşıp bu vefat haberini verdiğinde çok üzüldük. Haberi alır almaz Kamboçya’daki Büyükelçiliğimizle, Dışişleri Bakanlığımızla iletişime geçtik. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’a konuyu İzmirli hemşehrilerimiz adına aktardık. Bakanımız hemen Kamboçya’daki bürokratlarla görüşüp, cenazenin bulunması, ardından Türkiye ve İzmir’e getirilmesi için talimat verdi. Bunun için ödenek çıkartılması noktasında büyük bir özveri ortaya koydu” ifadelerini kullandı.
]]>
Bir araştırma, dünya çapında bir milyardan fazla insanın obez olduğunu öne sürdü.
The Lancet dergisinde yayınlanan araştırmanın 2022 verilerine göre, bu kişilerin yaklaşık 880 milyonunu yetişkinler ve 159 milyonunu çocuklar oluşturuyor.
Ada ülkeleri Tonga ve Amerikan Samoası, obeziteyle yaşayan kadınların oranında başı çekiyor. Amerikan Samoası ve yine bir ada ülkesi olan Nauru ise obez erkeklerin oranında ilk sırada geliyor.
Uluslararası bilim insanları ekibi, acilen obeziteyle mücadelede büyük değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.
Obezite, kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve bazı kanserler dahil olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununun oluşma riskini artırabilir.
Araştırmacılar, küresel obezite oranlarını (yaş farklılıkları hesaba katıldıktan sonra obez olarak sınıflandırılan nüfusun yüzdesi) sıralarken şu verilere ulaştı::
Imperial College London’dan kıdemli araştırmacı Profesör Majid Ezzati BBC’ye, “Bu ada ülkelerinin çoğunda sorun sağlıklı gıda yerine sağlıksız gıdanın bulunması” dedi.
“Bazı durumlarda sağlıksız gıdaları teşvik eden pazarlama kampanyaları sorun olurken, daha sağlıklı gıdaların maliyetli olması ve bulunabilirliği de sorun yaratabiliyor.”
Yıllardır küresel verileri inceleyen Prof. Ezzati, pek çok ülkenin artık obezite kriziyle karşı karşıya olduğunu söylüyor, insanların düşük kilolu olmasının endişe yarattığı yerlerin sayısının azaldığı bir tabloda, bu kadar hızlı değişime şaşırdığını belirtiyor.
Çocuklar ve ergenlerde dört katına çıktı
1990 ile 2022 yıllarını kapsayan araştırma, çocuklar ve ergenler arasında obezite oranının dört katına çıktığını ortaya koydu. Yetişkinlerde ise bu oran kadınlarda iki katın üzerine, erkeklerde ise neredeyse üç katına çıktı.
Aynı zamanda, düşük kilolu olarak sınıflandırılan yetişkinlerin oranı %50 oranında düştü, ancak araştırmacılar bunun özellikle yoksul ülkelerde hala acil bir sorun olmaya devam ettiğini vurguluyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Bu yeni çalışma, obeziteyi küçük yaşlardan yetişkinliğe kadar beslenme, fiziksel aktivite ve yeterli bakım yoluyla önlemenin ve yönetmenin önemini vurguluyor” dedi.
Bunun hükümetlere ve topluluklara sorumluluk yüklediğini ve “ürünlerinin sağlık üzerindeki etkilerinden sorumlu tutulması gereken özel sektörün işbirliğinin gerektiğini” ekledi.
Küresel sorunlar kötü beslenmeyi artırabilir
Araştırmanın yazarlarından, Madras Diyabet Araştırma Vakfı doktoru Guha Pradeepa, küresel sorunların kötü beslenmeyi artırma riski taşıdığını söylüyor.
“İklim değişikliği, Covid-19 salgınının neden olduğu aksaklıklar ve Ukrayna’daki savaş gibi sorunların etkisi, yoksulluğu ve besin açısından zengin gıdaların maliyetini artırarak, hem obeziteyi hem de düşük kilolu olma oranlarını kötüleştirme riski taşıyor” diyor.
“Bu, bazı ülkelerde ve hanelerde yetersiz beslenmeyle, diğerlerinde ise daha az sağlıklı gıda tüketmeyle sonuçlanacaktır.”
Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliği yapan 1.500’den fazla araştırmacıdan oluşan ağ, 5 yaş ve üzeri yaklaşık 220 milyon kişinin boy ve kilo ölçümlerini analiz etti.
Vücut kitle indeksi adı verilen bir ölçüm kullandılar.
Bunun vücut yağının oranına ilişkin kesin bir ölçüm olmadığını kabul edip, bazı ülkelerin diğerlerinden daha iyi verilere sahip olduğunu söyleseler de, bunun en yaygın kullanılan ölçüm olduğunu ve küresel analizi mümkün kıldığını söylüyorlar.
]]>
110’dan fazla Filistinlinin, açlıkla boğuşan Gazze’nin kuzeyine götürülen yardıma ulaşmaya çalışırken öldüğü bildirildi.
Gazze şehrinin batısındaki sahil yolunda bulunan İsrail askeri kontrol noktasından geçen yardımı bekleyen siviller, kamyon konvoyuna akın etti.
İsrail ordusu, askerlerin tehdit olduğunu düşündükleri bazı kişilere ateş açtığını söyledi.
Ardından gelen kaosta kamyonlar ilerlemeye çalıştı. Filistinli bir tanık BBC’ye ölenlerin çoğunun ezildiğini söyledi.
Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki Sağlık Bakanlığı sözcüsü Eşref El Kudra, Perşembe günü öğleden sonra yaptığı açıklamada, olayda en az 112 kişinin öldüğünü ve 760 kişinin de yaralandığını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yayımlanan havadan çekilen görüntülerde kamyonların üzerinde ve çevresinde binlerce insan görülüyor. Sosyal medyada yayımlanan ve olay sonrasına ait videolarda ise bazı cesetlerin boşalmış yardım kamyonlarına ve eşek arabalarına yüklendiği görülüyor.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı “katliam” olarak nitelendirdiği olaydan İsrail’i sorumlu tuttu. ABD Başkanı Joe Biden ise olayın ateşkes sağlama çabalarını zorlaştıracağı yönündeki endişesini dile getirdi.
Türk Dışişleri Bakanlığı da olaya sert bir dille tepki gösterdi.
Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail, Nabulsi Meydanı’ndaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. İsrail’in, yardım kuyruğundaki masum sivilleri hedef alması, Filistin halkını bilinçli ve toplu olarak yok etmeyi hedeflediğinin delilidir” denildi.
Gazze Sağlık Bakanlığı, olaydan saatler önce Gazze’de 21 bini çocuk ve kadın olmak üzere 30 binden fazla kişinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini açıkladı.
Bakanlığa göre son dört ay içinde 7 bin kişi de kayıp olarak bildirildi ve 70 bin 450 kişi de yaralandı.
BM Filistinli Mülteciler Ajansı (UNRWA) Başkanı Philippe Lazzarini BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bu son derece şoke edici çünkü yaralananların ve kayıpların sayısını da eklediğinizde 100 binden fazla insan ediyor. Bu da nüfusun yüzde 5’ine tekabül ediyor” dedi.
BM’ye göre Gazze’nin kuzeyinde 300 binden fazla kişi gıda ve temiz içme suyu sıkıntısı yaşıyor, nüfusun dörtte biri de “kıtlığın eşiğinde.”
Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim’deki saldırılarında yaklaşık 1200 kişi hayatını kaybetmiş, 253 kişi de rehin alınmıştı. İsrail ordusu da bunun üzerine Gazze’ye büyük bir yıkıma sebep olan saldırılar başlattı.
Perşembe günkü olay, İsrail askeri kontrol noktasının ilerisinde, kıyı şeridi boyunca uzanan Raşid Caddesi üzerinde meydana geldi. Filistinli kaynaklar olayın gerçekleştiği yeri Gazze kentinin güneybatı ucundaki Nabulsi kavşağı olarak verdi.
Birkaç yüz metre uzunluğunda olması muhtemel 18-30 arası yardım kamyonundan oluşan bir konvoy kontrol noktasından geçerek kuzeye doğru ilerliyordu.
Kısa bir süre sonra, son kamyon kontrol noktasının sadece 70 metre kuzeyindeyken, çoğunluğu yardımın gelmesini beklemek üzere yakınlarda kamp kurmuş olan Filistinliler, konvoya doğru hareket etti.
İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Peter Lerner, kontrol noktasına yaklaşan bazı sivillerin uyarı ateşine aldırış etmediğini söyledi.
Lerner, bazı sivillerin tehdit oluşturduğundan endişelenen askerlerin “sınırlı bir yanıt” olarak yaklaşanlara ateş açtığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu Filistinli bir tanık sivillerin kontrol noktasına yaklaştığını doğrulamadı; insanların sadece yaklaşık 70 metre uzakta olduğunu söyledi.
Kalabalığın konvaya hücum etmesi ve kontrol noktasından makineli tüfeklerle ateş açılmasıyla birlikte panik yaşandığı anlaşılıyor.
Bazılarına çok sayıda insanın tutunduğu kamyonlar ilerlemeye çalıştı.
Filistinli tanık, hayatını kaybeden insanların birçoğunun İsrail’in açtığı ateşten değil, kamyonların insanları ezmesinden dolayı öldüğünü söyledi.
Gazze Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref El Kudra, durumu kritik ya da ağır olan onlarca yaralının Gazze’deki Şifa Hastanesi’ne getirildiğini söyledi.
İsrail saldırıları nedeniyle hastanelerin birçoğu ya kısıtlı kapasiteyle çalışabiliyor ya da tamamen çalışamaz durumda. Buna atıfta bulunan El Kudra, sağlık görevlilerin yoğunluk ve yaralıların durumlarındaki ciddiyet nedeniyle başa çıkmakta çok zorlandığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu ve hastanede, ölen arkadaşının cesedini kucaklayan Tamer Shinbari isimli bir kişi, Cibaliye’deki okullarda barınan ailesi için bir torba un almak umuduyla Nabulsi kavşağına gittiğini söyledi.
Shinbari, İsrail askerlerinin ateş açtığını ve “yardım kamyonunun yerde olanların üzerinden geçtiğini” belirtti.
Kuzeydeki Beit Lahia kasabasında bulunan Kamal Adwan Hastanesi’nin direktörü Hussam Abu Safieyah, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada 10 kişinin cesedinin ve onlarca yaralının görev yaptığı hastaneye getirildiğini kaydetti.
Cibaliye’deki Avda Hastanesi’nin direktör yardımcısı ise Associated Press haber ajansına, çoğu vurulmuş 161 yaralıyı aldıklarını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, “her sivil kayıp bir trajedidir” ifadeleri yer aldı.
Açıklamada şöyle denildi:
“Çok zor koşullara rağmen Gazze Şeridi’ndeki sivillere insani yardım ulaştırılmasını kolaylaştırmak için çalışmaya devam ediyoruz. Yardımların ihtiyacı olanlara ulaştırılması için daha iyi çözümler bulmaya çalışmak amacıyla bu zor olaydan ders çıkaracağız.”
Ancak gerek Hamas ve gerekse de işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, “korkunç bir katliam” olarak nitelendirdikleri olaydan İsrail güçlerini sorumlu tuttu.
BM Genel Sekreteri António Guterres’in sözcüsü de olayı “kınadığını” söyledi.
BM’nin Gazze’nin kuzeyine bir haftandan uzun bir süredir yardım ulaştıramadığı açıklandı.
Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, Gazze’de en az 576 bin kişinin “kıtlıktan bir adım uzakta” olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söylemişti.
]]>
Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Dernekleri Federasyonu’nun (IFRC), dünyada 4 tane olan Küresel Lojistik Merkezi’nin 5’incisi Türkiye’de kurulacak. Merkez Avrupa, Afrika, Asya ve Kafkasya bölgelerinde meydana gelebilecek herhangi bir afete hızlı müdahale imkanı verecek.
Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, IFRC Başkanı Kate Forbes’ı ve beraberindeki heyeti Türk Kızılay Genel Merkezi’nde ağırladı. Forbes ve beraberindeki heyetle görüşen Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz görüşme sonrasında basın açıklamasında bulundu. Açıklamasında bir müjde paylaşan Fatma Meriç Yılmaz, Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Dernekleri Federasyonu’nun, dünyada 4 tane olan Küresel Lojistik Merkezi’nin 5’incisinin Türkiye’de kurulması için anlaştıklarını ve yakın zamanda imzaların atılacağını duyurdu.
Kızılay Lojistik ve IFRC iş birliğiyle İstanbul Havalimanı içerine kurulacak olan insani yardım üssü IFRC’nin bölgesel lojistik operasyonlarının İstanbul merkezli konuşlandırılmasının yanında kuruluşun acil durumlara müdahale kapasitesine katkı sağlayacak. Toplam 4 bin metrekarelik kısmın depolama alanı 3 bin metrekare olacak. Depolama alanı olarak kullanılacak 3 bin metrekarenin bin metrekaresi serbest depolama alanı olarak kullanılacak, 2 bin metrekaresi ise Antrepo olarak planlandı. Merkezle çalışma ofisleri, çok amaçlı salon da yer alacak. Merkezin palet kapasitesi 1500-2000 civarında hedefleniyor. Antrepo kısmından İstanbul Havalimanı’ndaki aprona direk çıkış imkanı olacak. Merkez, İstanbul Havalimanı sembolü olan Lale biçimli hava kontrol kulesin yakınında yer alacak. Bu merkez IFRC’nin dünyadaki 5. büyük lojistik merkezi olacak. Avrupa, Afrika, Asya ve Kafkasya bölgelerinde meydana gelebilecek herhangi bir afete hızlı müdahale imkanı verecek.
“Bugün insanlığın yardıma çok daha fazla ihtiyacı var”
Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, “Değerli dostum Kate aslında zor bir zamanda göreve geldi. Bir yanda Gazze bir yanda Ukrayna, Sudan, Yemen, Afganistan gibi gerek insan kaynaklı afetlerin gerek doğal afetlerin çokça bulunduğu bir zamanda, doğrusu bugün insanlığın yardıma çok daha fazla ihtiyacı var. Ama kaynaklarımız kısıtlı. İhtiyaç duyan insanlar artarken kaynaklar artmıyor. O nedenle belki hepimizin birlikte yardımlaşması, bir araya gelmesi, birbirinin elini tutması bugüne kadar önemliydi, bundan sonra daha da önemli olacak diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
“Bizlerin yanında olduğunu başından sonuna kadar her zaman hissettirdiler”
Gerçekleştirilen görüşmede iş birliklerinin arttırılmasına yönelik çalışma yaptıklarını ifade eden Yılmaz, “Uluslararası alanda her gittiğimiz ülkede bizler ya bir Kızılay ya da Kızılhaç Uluslararası Derneği ile çalışırız ve bu da bize gerek barış zamanı gerek savaş zamanında bize çok önemli ayrıcalıklar sağlar. En son Gazze’ye kurduğumuz yardım köprüsünde de her zaman altını çiziyoruz. Biz Mısır Kızılay’ına, Mısır Kızılay’ı Filistin Kızılay’ına şeklinde oluşturduğumuz insani yardım köprüsü aslında bağışların Gazze’nin içerisine kadar ulaşabilmesi için çok önemli bir yol teşkil etmiş oldu ve devam ediyor. IFRC ve IFRC bünyesindeki ulusal dernekler Şubat’ta yaşadığımız bu büyük deprem felaketinde bizlerin yanında olduğunu başından sonuna kadar her zaman hissettirdiler” diye konuştu.
“5’incisini de İstanbul’a açmak üzere anlaşmış durumdayız”
Açıklamasında yeni bir haberi de duyuran Yılmaz, “IFRC’nin şu anda 4 tane küresel lojistik merkezi var operasyonlarını yürüttüğü. 5’incisini de İstanbul’a açmak üzere anlaşmış durumdayız. Teknik çalışmalar tamamlandı, imzası da yakın zamanda atılmış olacak. Bu biz bizler için de IFRC ile iş birliğimizi geliştirmek adına IFRC için de bizim lojistik gücümüzdeki imkanların daha güzel paylaşılması ve kullanılması adına büyük bir imkanı sağlamış olacak” ifadelerine yer verdi. – ANKARA
]]>
Güney Kore hükümeti, Perşembe günü işe dönmemeleri halinde grevde olan binlerce asistan doktorun tutuklanacağını ve tıbbi lisanslarının iptal edileceğini açıkladı.
Ülkedeki asistan doktorların yaklaşık dörtte üçü geçtiğimiz hafta greve çıktı ve bu da büyük eğitim hastanelerindeki ameliyatlarda aksamalara neden oldu.
Stajyer doktorlar, hükümetin doktor sayısını artırmak amacıyla üniversitelere her yıl daha fazla tıp öğrencisi kabul etme planını protesto ediyorlar.
Güney Kore, gelişmiş ülkeler arasında en düşük doktor-hasta oranlarından birine sahip ve hızla yaşlanan nüfus nedeniyle hükümet, on yıl içinde ciddi anlamda doktor eksikliği yaşanacağı konusunda uyarıyor.
Greve katılan 25 yaşındaki doktor Ryu Ok Hada BBC’ye haftada 100 saatten fazla, çoğunlukla da 40 saat uykusuz olarak çalışmaya alışkın olduğunu söyledi.
“Bu kadar az maaşa bu kadar çok çalışmamız inanılmaz” dedi.
Güney Kore’de doktorların maaşları nispeten yüksek olsa da Ryu, çalışma saatleri göz önüne alındığında kendisinin ve diğer asistan doktorların asgari ücretten daha az kazanıyor olabileceklerini savunuyor.
Daha fazla doktorun, az maaşa çok fazla çalışmasına yol açan sağlık sistemindeki yapısal sorunları çözemeyeceğini söylüyor.
Güney Kore’de sağlık hizmetleri büyük ölçüde özelleştirilmiş durumda ancak fiyatlar karşılanabilir seviyede.
Doktorlar acil servis hizmetleri, hayat kurtaran ameliyatlar ve uzman bakımının fiyatlarının çok düşük belirlendiğini, estetik ameliyatlar gibi daha az gerekli tedavilere ise çok fazla para ödendiğini söylüyor.
Bu, doktorların büyük şehirlerde giderek daha kazançlı alanlarda çalışmayı tercih etmesine, kırsal bölgelerde ise personel yetersizliğine ve acil servislere aşırı yük binmesine neden oluyor.
Bir yıldır çalışan Ryu, stajyer ve asistan doktorların ucuz işgücü olarak üniversite hastaneleri tarafından sömürüldüğünü söylüyor. Bazı büyük hastanelerde personelin % 40’ından fazlasını oluşturuyorlar ve bu hastanelerin ayakta kalmasında kritik rol oynuyorlar.
Sonuç olarak bazı hastanelerdeki ameliyat kapasitesi geçtiğimiz hafta yarı yarıya azaldı. Grev nedeniyle genellikle önceden planlanmış prosedürler erteledi.
Grevden yalnızca az sayıda kritik hasta etkilendi. Ancak geçen Cuma, kalp krizi geçiren yaşlı bir kadının yedi hastane tarafından reddedildikten sonra ambulansta hayatını kaybettiği bildirildi.
Hem halkın hem de ekstra iş üstlenmek zorunda kalan sağlık çalışanlarının doktorlara karşı sabrıysa tükeniyor. Hemşireler, ameliyathanelerde normalde doktor meslektaşlarının sorumluluğunda olan prosedürleri yapmaya zorlandıklarını söylüyor.
Hükümet gelecek yıl üniversiteye kabul edilen tıp öğrencilerinin sayısını 3.000’den 5.000’e çıkarmak istiyor. Grevdeki doktorlarsa, daha fazla hekim yetiştirmenin bakım kalitesini düşüreceğini, çünkü bunun daha az yetkin pratisyenlere tıbbi lisans verilmesi anlamına geleceğini savunuyorlar.
Ancak doktorlar, daha fazla doktorun olumsuz durumlara yol olacağı konusunda halkı ikna etmekte zorlanıyor. Salı günü Seul’deki bir hastanede 74 yaşındaki Lee kolon kanseri tedavisi görüyordu ve hastaneye varmak için bir saatten fazla yol yapmıştı.
“Şehrin dışında, yaşadığımız yerde doktor yok” dedi.
Lee’nin eşi Soon-dong, “Bu sorun uzun süredir erteleniyor ve düzeltilmesi gerekiyor” dedi. “Doktorlar çok bencil davranıyorlar. Biz hastaları rehin alıyorlar.”
Çift, greve daha fazla doktorun katılmasından endişeli ve eğer anlaşmazlığın çözülmesi anlamına geliyorsa, daha fazla para ödemekten memnuniyet duyacaklarını söylüyorlar.
Ancak Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol’a verilen destek, grevin başlamasından bu yana arttı, bu da hükümetin Nisan ayındaki seçimlerden hemen önce sistemi gözden geçirmeye ve prosedürleri pahalılaştırmaya isteksiz olacağı anlamına geliyor.
İki taraf da sıkışmış durumda. Sağlık Bakanlığı doktorların istifasını kabul etmeyi reddetti ve bunun yerine, gün sonuna kadar hastanelere dönmemeleri halinde yasayı ihlal etmekten tutuklanacaklarını söyledi. Sağlık Bakan yardımcısı Park Min-soo, gün sonuna kadar hastanelere dönmeyenlerin lisanslarının da en az üç ay süreyle askıya alınacağını belirtti.
Ancak greve çıkanların bazıları hükümetin sert yaklaşımının kamuoyunda desteği artırabileceğine inanıyor. Pazar günü Kore Tabipler Birliği, kıdemli doktorların stajyer doktorlara katılıp katılmaması gerektiği konusunda oylama yapacak. Meslektaşlarının bir kısmı tutuklanırsa harekete geçme olasılıkları daha yüksek görünüyor.
Bu habere Jake Kwon katkıda bulunmuştur.
]]>
İnsani yardım kuruluşları İsrail’i Gazze’de çalışmalarını imkansız hale getirmekle suçladı. Birleşmiş Milletler (BM), yeterli gıda yardımı ulaştırılamaması nedeniyle Gazze Şeridi’ndeki nüfusun dörtte birinin “kıtlığın eşiğinde olduğu” uyarısında bulunurken, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü, İsrail’i sağlık tesislerini saldırılardan korumayı önemsememekle suçladı.
BM kuruluşları, personelinin saldırıya uğradığını ve konvoyların erişiminin sistematik olarak engellendiğini söylüyor.
Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, en az 576 bin kişinin kıtlıktan bir adım uzakta olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söyledi.
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nden koordinasyon direktörü Ramesh Rajasingham, “Çatışmalar devam ederken yapılabilecek çok az şey var ve Gazze’nin güneyindeki aşırı kalabalık alanlara yayılma riski de söz konusu. Bu nedenle ateşkes çağrımızı yineliyoruz” dedi.
BM yetkilileri, Gazze’nin kuzeyinde 2 yaşın altındaki her altı çocuktan birinin yetersiz beslendiğini söylüyor.
Kuşatma altındaki 2,3 milyon Filistinin hayatta kalmak için gıda yardımlarından başka seçeneğinin olmadığını söyleyen Rajasingham, bu yardımların da “yetersiz” olduğunu kaydetti.
Rajasingham, BM ve diğer yardım gruplarının Gazze’ye asgari miktarda yardım malzemesi ulaştırmada bile çok büyük zorluklarla karşılaştıklarını belirtti.
Bunlar arasında çatışmaları, geçişlerin kapatılmasını, hareket ve iletişim üzerindeki kısıtlamaları, detaylı onay prosedürlerini, hasarlı yolları ve patlamamış mühimmatları saydı.
İsrail’in BM Büyükelçi Yardımcısı Jonathan Miller, BM Güvenlik Konseyi’ne, “İsrail’in Gazze’de insani durumu iyileştirmeye kararlı olduğunu” söyledi.
Gazze’ye yapılan yardımların BM ve diğer kuruluşların kapasitesine bağlı olduğunu söyleyen Miller, “İsrail politikalarında net oldu. Kesinlikle sınır koyulmadı. Tekrar ediyorum, Gazze’deki sivil halka gönderilebilecek insani yardım miktarında sınır yok” dedi.
ABD: İsrail daha fazlasını yapmalı
ABD, müttefiki İsrail’e Gazze’ye insani yardım teslimatına imkan sağlamak için sınır geçişlerini açık tutma çağrısında bulundu.
ABD’nin BM Büyükelçi Yardımcısı Robert Wood Güvenlik Konseyi’ne, “Basitçe söylemek gerekirse, İsrail daha fazlasını yapmalı” dedi. “İsrail’e, yardımın güvenli bir şekilde dağıtılabilmesi için prosedürlerini iyileştirme çağrısı yapmaya devam ediyoruz” dedi.
Dünya Gıda Programı İcra Direktör Yardımcısı Carl Skau, Güvenlik Konseyi’ne “ateşkes olması halinde operasyonlarını hızla artırmaya ve genişletmeye hazır olduklarını” söyledi.
Skau, “Fakat bu sırada, kritik gıda malzemelerinin Gazze’ye yeterli miktarlarda getirilememesi ve personelimizin sahada karşılaştığı çalışmayı imkansız kılan koşullar kıtlık riskini körüklüyor” dedi.
Guyana’nın BM Büyükelçisi Carolyn Rodrigues-Birkett Güvenlik Konseyi’ne, “Bir savaş yöntemi olarak açlık çektirme yasa dışıdır ve Guyana bunu Gazze’deki nüfusa karşı kasıtlı olarak bir araç olarak kullananları kınıyor” dedi.
Sınır Tanımayan Doktorlar: İsrail tedaviyi neredeyse imkansız hale getirdi
Öte yandan Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü de Salı günü yazılı bir açıklama yaparak, “Gazze’de hiçbir yer, ne siviller ne de onlara yardım sağlamaya çalışanlar için güvenli değil” ifadelerini kullandı.
İsrail’in sağlık tesislerinin ve insani yardım çalışanlarının korunmasını “hiçbir şekilde umursamamasının”, hayat kurtarma ve tıbbi bakım sağlamayı “neredeyse imkansız hale getirdiği” kaydedildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Son beş ayda sağlık tesislerine tahliye emirleri verildi, tesisler kuşatıldı ve bu tesislere defalarca saldırıldı, baskın düzenlendi. Sağlık personeli ve hastalar, hastalara bakım verirken tutuklandı, taciz edildi ve öldürüldü. Buna Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) beş çalışanı dahil. Çalışanlarımızın çok sayıda aile üyesi de öldürüldü.”
Gazze’nin güneyindeki en büyük hastane olan Nasser Hastanesi’nin vurulması sonucu, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın hastaları geride bırakarak hastaneyi terk etmek zorunda kaldıkları anlatıldı.
“Hastanede kalan sağlık personeli, hastaların sınırlı yiyecekle, elektrik ve su olmadan mahsur kaldığını anlatıyor” denildi.
Açıklamada, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü çalışanlarının araçlarının kontrol noktalarında durdurulduğu, bunun da acil tıbbi müdahaleyi geciktirdiği kaydedildi.
Gazze’nin kuzeyinde durumun daha da kötü olduğu ve insanların temel gıda, su ve tedaviye ulaşamadığı belirtildi.
Gazze’nin kuzeyindeki bir hemşirenin, “Temel tedaviyi bile verebilecek hastane yok, eczanelerde ilaç yok. Çocuklarım haftalardır temiz su ve yeterli gıda eksikliği nedeniyle hasta ve durumları daha da kötüleşiyor” sözlerine yer verildi.
Açıklamada, acil ateşkes çağrısı yapıldı.
]]>
ABD Başkanı Joe Biden, Gazze’de geçici bir ateşkes anlaşmasına Pazartesi’ye kadar varılmasını umduğunu söyledi.
Katar’daki ateşkes görüşmelerinde İsrail ve Hamas yetkililerinin anlaşmaya yaklaştığı haberleri gelirken, New York’ta gazetecilere konuşan ABD Başkanı Joe Biden’dan ateşkes anlaşmasının en geç Pazartesi günü başlayabileceğine dair bir açıklama geldi.
Biden, ulusal güvenlik danışmanının kendisine, İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını da içeren ateşkes anlaşmasının yakın olduğunu söylediğini kaydetti.
İsrail ve Hamas yetkilileri Katar’da arabulucularla ayrı ayrı görüşerek müzakereler yürütüyor.
Biden, gazetecilerin sorusu üzerine, “Ulusal güvenlik danışmanım bana yaklaştığımızı söyledi. Yakınız. Henüz işimiz bitmedi. Umudum önümüzdeki Pazartesiye kadar anlaşmaya varılması” dedi.
Reuters, ABD’li bir yetkilinin, 10 Mart’ta başlayacak Ramazan ayına kadar anlaşmaya varılması için Amerikalı müzakerecilerin uğraştığını söylediğini aktardı.
El Cezire’ye konuşan kaynaklar, 400 Filistinli mahkumun, 40 kadın, çocuk ve ileri yaştaki rehineyle değiştirilmesinin masada olduğunu bildirdi.
İsrail ve Hamas gecikmeden birbirini sorumlu tutuyor
Her iki taraf da yaptıkları açıklamalarda, ateşkes anlaşmasına şimdiye kadar varılamamasından birbirini sorumlu tuttu.
Hamas, elinde tuttuğu rehinelerin Filistinli mahkumlarla takas edilmesi ve Gazze’nin yeniden inşası da dahil olmak üzere bir dizi talep içeren ateşkes planını Şubat başında iletmişti.
Örgüt, İsrail güçlerinin tamamen geri çekilmesini ve 45’er günlük üç ateşkes döneminin ardından savaşın sona ermesini önermişti.
Teklif, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından reddedilmişti.
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad El Sani ile görüştükten sonra Hamas lideri İsmail Haniye, örgütünün savaşın sona erdirilmesine yönelik çabalarda bulunduğunu söyledi, İsrail’i Gazzeliler kuşatma altında ölürken ayak diremekle suçladı.
Haniye, “Düşmanın müzakereleri suçlarına kılıf olarak kullanmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
Netanyahu ise İsrail’in anlaşmaya hazır olduğunu, “başka bir gezegenden” olarak tanımladığı taleplerden vazgeçip vazgeçmemesinin Hamas’a kaldığını söyledi.
ABD merkezli Fox News’a konuşan Netanyahu, “Açıkçası, eğer olursa anlaşmaya varmayı isteriz. Hamas’a kalmış. Bu artık gerçekten onların kararı” dedi ve ekledi:
“Gerçekliğe inmeleri gerekiyor.”
El Sani’nin ofisi, El Sani ve Hamas liderinin, Katar’ın “Gazze Şeridi’nde acil ve kalıcı bir anlaşmaya aracılık etme” çabalarını görüştüklerini duyurdu.
Reuters’a konuşan bir kaynak, daha önce İsrailli bir heyetin, müzakerelerde görev almak için operasyon merkezi oluşturmak üzere Katar’a uçtuğunu bildirdi.
Merkez, Hamas’ın rehin olarak serbest bırakılmasını istediği Filistinlileri onay sürecine tabi tutmakla da görevli.
İsrail, Hamas ortadan kaldırılıncaya kadar savaşın sona ermeyeceğini dile getirmeye devam ediyor. Hamas ise savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varmadan rehineleri serbest bırakmayacağını söylüyor.
Netanyahu, “Gazze’nin güneyindeki Refah’a karadan müdahale, mutlak zafer için gerekli” demişti.
İsrail’de Başbakanlık ofisi dün, ordunun, sivillerin Gazze’nin güneyindeki Refah kentinden tahliyesine yönelik planını savaş kabinesine sunduğunu açıklamıştı. Planın detayları henüz bilinmiyor.
Üst düzey Hamas yetkilisi Sami Ebu Zuhri Pazartesi günü Reuters’e yaptığı açıklamada, varılacak bir ateşkes anlaşmasının “saldırılara son verilmesini, askerlerin geri çekilmesini, yerinden edilmiş kişilerin geri dönmesini, yardım ile barınma ekipmanlarının (Gazze’ye) girişini ve yeniden inşayı” içermesi gerektiğini söyledi.
İsrail, yakında bir ateşkes anlaşmasına varması ve Gazze’nin kuzeyindeki İsrail saldırılarından kaçanların da sığındığı Refah’a kara harekatı planından vazgeçmesi konusunda müttefiki ABD’nin baskısı altında.
Netanyahu ise, Refah’a saldırı planının hâlâ geçerli olduğunu söylüyor.
Washington karşı çıksa bile İsrail’in Refah’a karadan müdahale edip etmeyeceği sorulduğunda Netanyahu, “İçeri gireceğiz. Kararlarımızı kendimiz veririz, ama sivillerin tahliyesi fikrini de göz önünde bulundurarak gireceğiz” dedi.
Görüşmeler, İsrailli yetkililerin rehinelerin serbest bırakılması şartlarını Paris’te ABD, Mısır ve Katar temsilcileriyle görüştüğü Cuma gününden beri hız kazanmış görünüyor.
7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırılarda yaklaşık 1200 İsrailli öldü ve 253 kişi rehin alındı. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı İsrail’in saldırılarında 30 bine yakın Filistinlinin öldüğünü söylüyor.
]]>
Macaristan Parlamentosu, uzun bir zamandır beklenen İsveç’in Kuzey Atlantik İttifakı’na (NATO) üyeliğinin onaylanması konusunu bugün gündemine aldı ve 188 oyla İsveç’in ittifak üyeliğine dahil olması kabul edildi. Böylece NATO üyesi tüm ülkeler İsveç’in katılımını onaylamış oldu.
Oylamada 6 parlamenter de hayır oyu kullandı.
NATO üyesi ülkeler arasında Macaristan’ın da “kabul” kararını aldığı bugünkü oylama, İsveç’in NATO üyeliği için başvurusunun ardından 649 ve Macar hükümetinin de İsveç’in ve Finlandiya’nın katılımını onaylama önerisini parlamentoya sunmasının ardından 592 gün geçtikten sonra gerçekleşti.
Böylece NATO üyesi ülkeler arasında son ülke olarak Macaristan’ın da onay vermesiyle, Finlandiya’nın ardından İsveç de Kuzey Atlantik İttifakı’na kabul edilmiş oldu.
Macaristan İsveç’in üyeliğini neden engelledi?
İki İskandinav ülkesinin NATO’ya katılma girişimi, Türkiye ve Macaristan tarafından uzun bir süre engellenmişti.
Türkiye’nin gerekçeleri, katılım için başvuran iki ülkenin, ama özellikle de İsveç’in, Türkiye ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak nitelendirilen PKK ve bağlantılı bazı kurumların faaliyetine ülkede göz yumması iddiasına dayanıyordu.
Macaristan ise, bu ülkelerin Macaristan’a yönelik olarak, hukuk devleti eksikliklerini gerekçe göstererek gündeme getirdikleri eleştirileriyle Macaristan’ın içişlerine müdahale ettiklerini öne sürüyor, itirazlarında bunu öne çıkarıyordu. Ancak bu müdahalelerin ne olduğuna dair tatmin edici yanıtlar verilemiyordu.
Daha sonraki süreç içinde Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın “İsveç Türkiye’yi ikna etsin, biz bu süreçte onay veren son ülke olmayacağız” demecinden de anlaşıldığı gibi, Macaristan’ın üyelikleri engelleme faaliyetinde aslında göz önünde bulundurduğu husus Türkiye ile olan sıkı ilişkileriydi.
Son yıllarda Budapeşte ve Ankara arasında son derece sıkı ve üst düzey bir ilişkiler ağı yaratılmıştı ve Macaristan, Türkiye ile olan bu işbirliğine sadık kalma niyetinde görünüyordu.
Ancak Ocak 2023’de, Washington’la F-16 pazarlıklarının aniden olumlu bir şekilde sonuçlanmasının ardından Ankara İsveç’in üyeliğine sürpriz bir hızla onay verince Macaristan da kendini hiç arzu etmediği bir pozisyonda buldu: İsveç’in üyeliğini son onaylayan ülke olacaktı.
Finlandiya’nın üyeliği her iki ülke tarafından da daha önce onaylanmıştı.
Türkiye’nin onayı Macaristan’ı neden zor duruma düşürdü?
Aynı zamanda bir Avrupa Birliği üyesi olan Macaristan Batı ittifakının ana merkezleri olan Washington ve Brüksel ile ilişkilerinde sorunlar yaşıyor.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan savaş ile ilgili gelişmelerde aldığı tavır, Batı ve Rusya arasında izlemeye çalıştığı orta yolcu çizgi, Rusya’ya karşı Batılı ülkeler tarafından gündeme getirilen ambargoları hafifletmeye yönelik çabaları, hatta AB içinde bu tür yaptırım kararlarını zaman zaman veto ile etkisizleştirmesi nedeniyle Macaristan Batılı müttefikleri tarafından ciddi bir şekilde eleştiriliyor.
Batılı müttefikleri Macaristan’ı Rusya’yı kayırmak istemekle, bir yandan Batı ittifaklarının üyesi olurken, diğer yandan da Rusya ile olan ilişkilerini, Batının uyarılarına karşı gündemde tutmak istemekle itham ediyorlar.
Macaristan ise bütün bu eleştirileri Macaristan’ın egemenlik haklarına müdahale olarak değerlendirip karşı çıkıyor. Budapeşte yönetimi Macaristan’ın Batının kopmaz bir parçası olarak kalacağını, eleştirilerinin Batının temel değerlerine değil, Batılı ülkelerin uyguladıkları uluslararası politikaya karşı olduğunu vurguluyor.
İşte bu hassas dengeler içinde Macaristan Batı ile olan ilişkilerini koparmadan, ama kendi politikasından taviz de vermeden gidebileceği son noktaya kadar gitmek isterken, İsveç’in NATO üyeliğinin kabulüne evet diyen son ülke konumunda kaldığı için tedirginlik yaşadı.
Macaristan prestij kaybetmeden nasıl ‘evet’ dedi?
Türkiye’nin onayından sonra Macaristan’ın da İsveç’in üyeliğini onaylayacağı artık belliydi. Ancak bunun için Budapeşte bu adımı haklı gösterecek gerekçeler de bulmalıydı.
Ankara’dan kabul haberinin gelmesinin ardından Macaristan da hemen üyeliğe yeşil ışık yaktı, ama ilk açıklamada, NATO üyeliği konusunun görüşülmesi için İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un Budapeşte’ye davet edildiği de yer alıyordu.
İsveç hükümetinin “bu konuda görüşülecek yeni bir husus yok” gerekçesiyle daveti nazik bir şekilde reddetmesinin ve İsveç başbakanının “elbette Budapeşte’yi ziyaret etmekten memnunluk duyarım, ama önce üyeliğimiz kabul edilsin” mealindeki açıklamasının ardından Budapeşte B planını devreye soktu.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, bir haftalık suskunluğun ardından Parlamento dışişleri komisyonundan geçen İsveç’in NATO üyeliğinin Parlamentoya onay için sevk edildiğini, bu arada İsveç başbakanı ile defalarca görüştüklerini, iki ülkenin savunma sanayisi ile ilgili önemli bir sözleşme imzalama hazırlıkları yapıldığını ve önümüzdeki günlerde Kristersson’un Budapeşte’ye geleceğini duyurdu.
Gerçekten de geçtiğimiz haftanın ortalarında Kristersson Budapeşte’ye geldi, henüz ne olduğu tam olarak bilinmeyen, ama İsveç tarafından üretilen üç Grippen savaş uçağının Macaristan’a satılmasını da içeren bir savunma sanayi anlaşması imzalandı.
İşte bu ziyaret, Macaristan’ın onaylamak için 592 gündür sürüncemede bıraktığı İsveç’in üyeliği sürecine nokta konulmasına olanak sağladı.
Şimdi bu karar Macaristan Devlet Başkanı tarafından imzalanacak ve yürürlüğe girecek.
Ancak Macaristan’ın yeni devlet başkanı da İsveç’in NATO üyeliğinin onaylandığı Parlamentonun bugünkü oturumunda seçilecek. Eski devlet başkanı Katalin Novak, pedofil bir suçluya yardım etmekle suçlanan bir mahkûm için çıkardığı af nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı.
İktidar partisi FIDESZ Macaristan Anayasa Mahkemesi başkanı Tamas Sulyok’u cumhurbaşkanlığına aday gösterdi.
İsveç’in NATO üyeliği oylanırken parlamento yeni cumhurbaşkanını henüz seçmemişti.
]]>
Ürdün’ün Gazze Şeridi’ne havadan indirdiği yardımların denize düşmesi nedeniyle İsrail’in zorla aç ve susuz bıraktığı Gazze Şeridi halkı, sahile akın etti, bazıları yardımları alabilmek için denize girdi.
DENİZE DÜŞEN YARDIMLARI ALABİLMEK İÇİN SAHİLE AKIN ETTİLER
Basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Ürdün’ün havadan 4 uçakla indirdiği yardımların denize düştüğü görüldü. Uçaklardan paraşütle indirilen yardımların denize düşmesi nedeniyle Gazze’nin güneyinde binlerce Filistinli sahillere akın etti. İsrail’in dayattığı açlık ve imkansızlıkların pençesindeki bazı Filistinliler ufak balıkçı tekneleriyle bazıları ise yüzerek yardımlara ulaşmaya çalıştı.

GAZZE’DE İNSANİ FELAKET YAŞANIYOR
İsrail ordusunun 143 gündür saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra insani yardımların girişini engellemesi nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde insani bir felaket yaşanıyor. Başta Birleşmiş Milletler’e (BM) ait kuruluşlar olmak üzere uluslararası çevreler, çoğu hastanenin hizmet dışı kaldığı, tıbbi malzeme eksikliğinin yaşandığı, açlık, susuzluk ve hijyen malzemeleri eksikliğinin tetiklediği hastalıklar nedeniyle Gazze’de ateşkes ilan edilmesi ve bölgeye insani yardımların girişinin artırılması çağrısında bulunuyor.
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, şubat ayında Gazze’ye giren insani yardımın önceki aya göre yüzde 50 oranında azaldığını belirterek, “Çaresiz yaşam koşullarındaki 2 milyon Filistinlinin artan ihtiyaçlarını karşılamak için yardımların azalması değil artması gerekiyordu.” açıklamasını yapmıştı.

Ürdün Silahlı Kuvvetleri, Gazze Şeridi’ne 4 uçakla havadan gıda ve insani yardım malzemesi indirildiğini açıklamış, yardımların havadan aktarılmasındaki başlıca sebebin, “doğrudan Gazze halkına ulaştırılması ve kuzeyden güneye sahil boyunca Gazze’ye indirilmesi” olduğu vurgulanmıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 782 Filistinli öldürüldü, 70 bin 43 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 406 Filistinli hayatını kaybetti.
580 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 580 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

ÇATIŞMALARA İNSANİ ARA
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları, 7 Ekim’den bu yana devam ediyor. Saldırılarda 70 bin ton patlayıcı kullanıldı, yaklaşık 30 bin kişi öldürüldü. Bölgede insan haklarını ihlal ederek sivillerin gıda, tedavi gibi ihtiyaçlara ulaşımını engelleyen İsrail’in, Filistin’i işgalinin hukuki neticelerine ilişkin Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) duruşma gerçekleşti. Duruşmada Türkiye adına Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmet Yıldız başkanlığındaki heyet sunum yaptı.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Yıldız, sunumunda şunları kaydetti:
“Kurala dayalı uluslararası sistem bir yıkım aşamasında. Bunun nedeni de Filistin halkına uygulanan adaletsizlik. Şu anda UAD önünde bir davayı değerlendiriyor. Bu dava İsrail’e karşı açılmış bir dava. 1948 soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması çerçevesindeki ihlal iddialarıyla ilgili bir dosya. Bu ihlallerin mevcut durumunu Filistin haklarının haklarının nasıl ihlal edildiğinin net görüşü ve Doğu Kudüs dahil Filistin topraklarının işgal altında olduğunun önemli bir kanıtı.
Türkiye bu konudaki mahkemenin almış olduğu ihtiyati tedbirlerin kararının tam olarak uygulanmasını istiyor. Güvenlik konseyi bu konudaki sorumluluklarını yerine getirerek bu kritik aşamada bunun uygulanmasını sağlar.
Mahkemenin mevcut dosya hakkındaki danışma anlamı taşıyan kararı şunu ortaya koymuştur; İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında yapmış oldukları davranışlar bütün Filistin’de olumsuz sonuçlara neten olmaktadır. Filistinliler kendi toprakları üzerinde haklarından mahrumdur. Adalet, eşitlik, insan onuru ve çok uzun zamandan beri hak ettikleri bağımsızlığı istemektedirler.
Türkiye Cumhuriyeti, güçlü bir şekilde bölge ile ilişkileri olan bir ülkedir. Sadece Araplar ile değil Yahudiler ile de. Avrupa’da yüzyıllar öncesinde zulme uğramış Yahudiler de Türkiye’ye sığınmış ve burada kendilerine güven bulmuşlardır. 2. Dünya Savaşı da dahil olmak üzere biz hiçbir zaman bu insanlara kimliklerinden dolayı ayrımcılık yapmadık. Türkiye, İsrail’in şu anda işgal altındaki Filistin topraklarının statüsünü değiştirme yönündeki çalışmalarını görmezden gelemez. Şu anda İsrail’in Filistin halkına yönelttiği saldırılarına da kayıtsız kalamaz.
Yazılı beyanımızda belli konularla ilgili olarak biz zaten görüşlerimizi belirttik. Orada söylemiş olduğumuz her şey daha önce de olduğu gibi 7 Ekim’den bu yana meydana gelen durum ile de ilişkilidir. Tabiki İsrail-Filistin çatışmasının kök sebebine bakmadan bölgede bir barış ve istikrar sağlamak mümkün olmayacaktır. İsrail-Filistin çatışması 2023 yılının 7 Ekim’inde başlamadı. Bu çatışma belli bir Filistinli fraksiyon veya grupla alakalı değildir. Bu çatışma bir önceki yüzyıla kadar uzanmaktadır. Ancak barışın önündeki gerçek engel çok barizdir. İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin daha da derinleşmesi Doğu Kudüs de dahil olmak üzere. Ve iki devletli çözümün uygulanmaması, İsrail-Filistin’in yan yana yana yaşaması çözümünün hayata geçirilmemesidir.
Şu anda Filistinliler İsrail’in boğucu işgali altında çok zor koşullarda yaşamaktadır. On yıllardır devam eden İsrail işgali Filistin halkının kendi temel insan haklarından mahrum olmasına neden olmanın yanında İsrail’in merhametine bağımlı hale getirilmiştir Filistinlileri. Filistinlilerin yaşam alanlarına el konulmuş, geçim kaynaklarına el konulmuştur. 21. Yüzyılda hala bu uygulamalar devam etmektedir. Bazen bu uygulamalar orta çağa ve daha kötüsüne benzemektedir. Filistinliler kendi haklarını ve kendi onurlarını istemektedirler. İsrail’in devam eden işgali ve İsrail’in devam eden ve bilerek uzatılan işgali ve bunun yanında bütün insiyatifleri başarısızlığa uğratan politikaları maalesef Filistinlilerin ülkelerinden edilmeleri ve arafta kalmalarına neden olmuştur ve birçok nesil umutsuz ve yapacak bir şeyi bulunmadan ortada kalmıştır. İsrail’in son dönemdeki yapmış olduğu eylemler Doğu Kudüs dahil olmak üzere İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarının statüsünü değiştirmeyi amaçlamaktadır. Koşulsuz olarak kabul edilemezdir ve Birleşmiş Millerler kararlarına da aykırıdır.
Türkiye yazılı bir beyanını 6 Şubat 2023 tarihi itibarıyla zaten sunmuştur mahkemenin ilgili kararına cevaben. Mahkemenin ortaya koymuş olduğu sorular esasında çok daha geniştir. Ama Türkiye’nin yazılı beyanı kutsal toprakların statüsü ve Kudüs’ün statüsü ile sınırlı kalmış buraya odaklanmıştır. Bu beyan herhangi bir konudaki mevcut hukuki durumu da etkilememektedir. Mahkemeden bir görüş sormuştur Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, dolayısıyla bizim bu noktada sadece kutsal toprakların statüsüne olan odaklanmamız diğer kısımları etkilemeyecektir.
Uluslararası camiaya çatışmanın temel kök sebeplerini ortaya koymak, anlatmak istiyorum. Bu da Filistinliler arasında ve uluslararası camia içerisinde bunun daha iyi anlaşılmasını istiyoruz. Maalesef BMGK birincil sorumluluğu, uluslararası barış ve istikrarın sağlanması ve idame ettirilmesidir. BMGK bu görevde başarısız olmuştur. BM’nin üyelerinin çok büyük bir kısmı kahir ekseriyeti şu anda Gazze’de meydana gelmekte olan konuları kınasa da ve bölgeye insani yardımın gönderilmesini istese de maalesef şu ana kadar BMGK bu noktada böyle bir adım atma konusunda başarısız olmuştur. Bu konudaki çabalar da sonuçsuz kalmıştır.
Aynı minvalde işgal altındaki topraklardaki durum da çok sayıda karar alınmasına rağmen BMGK tarafından ve BM Genel Kurulu tarafından hiçbir zaman için iyileşmemiştir. İsrail, hukuk dışı tek taraflı eylemlerine devam etmiş ve BM kararlarını hiçe saymıştır. İki devletli vizyonu tehlikeye atmıştır. Hukuk dışı yerleşim çalışmaları genişleyerek devam etmiş ve şu anda da işgal altındaki Filistin’in Doğu Kudüs’te dahil olmak üzere artık topraklarında kalıcı barışın gelmesi konusuna da çok büyük balta vurmaktadır. Bu yerleşimler konusunda İsrail bölgede işgal altında tuttuğu toprakların nüfus yapısını değiştirmektedir. Filistinlilerin evlerini yıkmaktadır ve diğer taraftan da İsrail güvenlik kuvvetlerinin koruması altında yeni yerleşimciler Yahudi yerleşimciler için inşaatlar da devam etmektedir.
İsrail-Filistin çatışmasının en önemli unsurlarından bir tanesi de kutsal mekanların statüsünün belirlenmesi ve korunmasıdır. Doğu Kudüs’te El Aksa Camii ve Harem-i Şerif ki bunlar tüm dünyadaki Müslümanlar için kutsal yerlerdir. Kutsallıkları mutlaka bütün zamanlarda geçmişten bugüne hep korunmuştur ve korunmak durumundadır. Kudüs’teki Harem-i Şerif de dahil olmak üzere Osmanlı döneminde buraların korunmasına başlanmış ve bugüne kadar hep korunmuştur bu bölgelerin kutsallığı. 2023 yılının nisan ayında El Aksa Camii’ne İsrail güvenlik kuvvetleri saldırıda bulunmuş ve Ramazan ayı içerisinde yüzlerce Müslümanı ibadet esnasında tutuklamıştır. İsrail güvenlik kuvvetleri Harem-i Şerif’e girmekte olan Yahudiler için yer açmıştır ve orada Müslümanlar ibadet ederken böyle bir uygulama gerçekleştirmiştir. Çok iyi bilinen bu gelişmelerin ışığında İsrail netice itibarıyla daha fazla toprağı kontrol altına almıştır ve BMGK’nin 181 sayılı kararını da ihlal etmiştir. Ortaya bir yeşil hat çıkmıştır.
1967 yılında haziran ayında bildiğiniz gibi İsrail, Gazze Şeridi’ne, Batı Şeria’ya ve Doğu Kudüs’e bir harekat başlatmıştır. O günden bu güne BMGK ve BM Genel Kurulu defalarca karar almıştır ve bu bölgedeki askeri çalışmaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu teyit etmiştir. İdari ve hukuki anlamda birçok karar almıştır. İsrail’in atmış olduğu adımların Kudüs’ün işgali konusundaki adımların bu bölgede kamulaştırmalar, topraklara ve yaşanan yerlere el koymaları bunların hepsinin geçersiz olduğu konusunda kararlar alınmıştır BM tarafından.
Bunun da ötesinde BMGK Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesi yönünde atılan bütün adımları kınamıştır. BMGK’da 1967 yılının 4 Temmuz’unda almış olduğu bir kararla birlikte İsrail’in Kudüs şehrinin statüsünü değiştirme yönündeki attığı adımların geçersiz kılınması için bir karar almıştır. Ancak bu noktada İsrail zaten bu adımları atmıştır ve durumu değiştirmek üzere herhangi bir geri adım atmamıştır. BMGK yine 1968 yılının 16 Temmuz’unda almış olduğu kararla bunu da teyit etmiştir. 1980 yılında haziran ayında İsrail parlamentosu bir temel kanun çıkarmıştır. Bu kanun uyarınca da Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmiştir. Birleşmiş Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu ortaya koymuştur. Bu da İsrail’in Kudüs şehrinin statüsü ile ilgili değiştirme adımı olarak açık bir şekilde karşımızda durmaktadır.
BM Güvenlik Kurulu 1980 yılında 478 sayılı kararı ile birlikte İsrail’in atmış olduğu bu adımların uluslararası hukukun ihlali olduğuna karar vermiştir. Bu bağlamda bütün hukuki ve idari anlamda İsrail’i işgalci güç olarak atmış olduğu bu adımların Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesine yönelik olduğunu ve bu noktada bir ihlal olduğunu ortaya koymuştur. Bu adımların mutlaka geriye dönük olarak değiştirilmesi gerektiğini bildirmiştir. BMGK aynı zamanda en ağır şekilde İsrail’in Kudüs’ün başkent olarak ilan edilen kanunu da kınamıştır. Bunun da ötesinde BMGK İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan edilişini tanımamıştır ve İsrail’in bu yapmış olduğu adımında yine bir başka kararla birlikte Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesine yönelik bir adım olduğunun altını çizmiştir. Aynı zamanda yine bundan sonraki dönemde alınan kararlarda da Kudüs şehrinin statüsü ile ilgili bir değişikliğe sebep olabilecek her türlü eylemin önüne geçilmesinin gerekliliği belirtilmiştir.
Yine aynı zamanda sonraki dönemde BMGK’nin almış olduğu kararlar doğrultusunda tüm tarafların adım atması gerektiğini belirtmiştir. Bunların içerisinde şunlar var; 1967 sınırlarının ötesinde yapılacak her türlü sınır değişikliğinin tanınmaması, taraflar tarafından kendi yaptıkları müzakereler ile kabul edilmediği sürece Kudüs ile ilgili bir düzenlemenin yapılmaması ve İsrail’in işgal ettiği topraklar üzerinde egemenliğinin İsrail devleti toprağı olarak tanınmaması. İsrail toprakları ve 1967’den bu yana işgal ettiği topraklar ayrımı burada yapılmaktadır. Birçok ülke maalesef BMGK’nin ortaya koymuş olduğu bu prensiplerden caymıştır. İsrail’in tek taraflı olarak atmış olduğu işgal altındaki Filistin topraklarında atmış olduğu adımlara uluslararası camianın da yaklaşımı bellidir.”
Ayrıntılar geliyor…
]]>
Mısır medyası, 7 Ekim 2023’ten bu yana ağır saldırılara maruz kalan Gazze’de ateşkes sağlanması hedefiyle müzakerelere Katar’ın başkenti Doha’da yeniden başlandığını yazdı. Diğer tarafından Fransa’nın başkenti Paris’te ise taraflar arasında ateşkes görüşmelerinin devam ettiği ve taslak uzlaşının yapıldığı belirtildi. Taslak uzlaşıya göre Gazze’deki ateşkesin ilk aşaması 6 hafta sürecek. Bu süreçte Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli esir serbest kalacak.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırıları sürerken ateşkes görüşmeleri de Katar ve Fransa’da devam ediyor. Mısır medyası ateşkes müzakerelerine Katar’ın başkenti Doha’da yeniden başlandığında duyururken, Paris’teki görüşmelerde ise ateşkes taslağının oluşturulduğu bildirildi. Paris’te hazırlanan ateşkes taslağına göre, ateşkesin ilk aşaması 6 hafta sürecek, Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli esir serbest kalacak.
DOHA’DAKİ MÜZAKERELER BAŞLADI
Mısır’daki yönetime yakın el-İhbariyye haber kanalı, güvenilir kaynaklara dayandırdığı haberinde, Katar’ın başkenti Doha’da Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanması amacıyla uzmanlar düzeyinde müzakerelere başlandığını duyurdu. Müzakerelerin ne zaman başladığı ve gelişmelere dair ayrıntılı bilgi verilmezken, konuya ilişkin diğer ilgili taraflardan henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ayrıca haberde, Doha’daki görüşmelerin ardından toplantıların Kahire’de devam edeceğine işaret edildi.
İSRAİL, KATAR’A HEYET GÖNDERECEK
Öte yandan İsrail Kanal 12 televizyonu, İsrailli bir yetkiliden aktardığı bilgide, Gazze’de alıkonulan esirlerin serbest bırakılması için görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ayrıca, tüm ayrıntıları görüşmek üzere gelecek birkaç gün içinde Katar’a bir heyet gönderileceğini duyurdu.
ESİR TAKASI İÇİN HAMAS’IN ŞARTI: GAZZE’DEKİ SAVAŞ BİTMELİ
İsrail resmi televizyonu ise, Kahire’de daha önce yapılan görüşmelerde, esir takası için Hamas’ın Gazze’de savaşın bitirilmesi şartında ısrar etmiş olduğunu hatırlattı.
PARİS’TEKİ GÖRÜŞMELER: ATEŞKESİN İLK AŞAMASI 6 HAFTA SÜRECEK
Diğer tarafından Fransa’nın başkenti Paris’te oluşturulan taraflar arasındaki başka bir ateşkes taslağına göre, Hamas ile İsrail arasında arabulucuların müzakere ettiği Gazze Şeridi’nde ateşkes ve karşılıklı esir takası uzlaşısının aşamalı olacağı, ilk başta 6 haftalık bir ateşkes ve Gazze’deki 35 kadar İsrailli esirin serbest bırakılmasının planlandığı belirtildi.
Arapça yayın yapan Londra merkezli Şark el-Avsat’ın Filistinli kaynaklara dayandırdığı habere göre, ateşkesin birinci aşamasında Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli serbest bırakılacak, İsrail hapishanelerindeki yüzlerce Filistinli esir de salıverilecek.
NETANYAHU: ANLAŞMA ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da gelişmelere ilişkin bir açıklama yaptı. ABD merkezli CBS kanalına konuşan Netanyahu, “Hepimiz rehine anlaşması üzerinde çalışıyoruz. Anlaşmaya varıp varamayacağımızı söyleyemem” dedi.
Hamas’ın “makul bir duruma gelmesi” gerektiğini belirten Netanyahu, “Gazze’deki Filistinli sivillerin tahliyesini” ve “Hamas’ın kalan taburlarının yok edilmesine yönelik bir operasyonu” içeren ikili bir askeri planı gözden geçirmek üzere kurmaylarıyla bir araya geleceğini de sözlerine ekledi. İsrail Başbakanı, “Eğer bir anlaşma yaparsak, bu biraz gecikecek ama gerçekleşecek. Anlaşma olmazsa da yine de yapacağız.” dedi.
ABD: TEMEL HATLAR ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARILDI
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, I·srail, Mısır, Katar ve ABD’nin, geçici ateşkes için rehine anlaşmasının temel hatları konusunda mutabakata vardığını açıkladı. Sullivan, anlaşmasının hala müzakere aşamasında olduğunu ve Katar ile Mısır’ın Hamas ile dolaylı görüşmeler yapması gerekeceğini bildirdi.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 692 Filistinli öldürüldü, 69 bin 879 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti.
579 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 579 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
24 KASIM’DAKİ ATEŞKES
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>
Yarı çıplak erkeklerden oluşan kalabalık kitle “Vaşoi! Vaşoi!” (Hadi gidelim. Hadi gidelim!) diye bağırarak itiş kakış halinde tapınağa doğru ilerliyor.
Hadaka Matsuri ya da Çıplak Festivali, Japonya’nın orta kesimindeki Konomiya Tapınağı’nda 1250 yıldır neredeyse hiç değişmeyen bir sahne.
Ancak bu yıl büyük bir değişiklik var.
Erkeklerin toplandığı yerden uzakta bir grup kadın, festivale katılan ilk kadınlar olma yolunda.
Burada toplanan kadınlar tarih yazdıklarının farkındalar. Geleneksel olarak erkek egemen alanlarda yer bulmak her yerde zor. Ancak geçen yıl Dünya Ekonomik Forumu’nun cinsiyet uçurumu endeksinde 146 ülke arasında 125. sırada yer alan Japonya’da bu daha da zor.
Ailesi nesillerdir Konomiya festivalinde çalışan Atsuko Tamakoshi, “Arka planda, kadınlar festivaldeki erkekleri desteklemek için her zaman çok sıkı çalıştılar” diyor.
Ancak erkeklerin tapınakta mutluluk için dua etmeden önce kötü ruhları uzaklaştırmaya çalıştığı festivale fiilen katılma fikri daha önce hiç gündeme gelmemiş gibi görünüyor.
Naruhito Tsunoda’ya göre, hiçbir zaman gerçek bir yasak söz konusu olmamış. Sadece hiç kimse sormamış.
Sorduklarında ise cevabı hazırdı.
“Bence en önemli şey herkes için eğlenceli bir festival olması. Sanırım Tanrı da en çok bundan mutlu olurdu.”
Ancak topluluktaki herkes bu kadar uzlaşmacı değildi.
“(Katılmamız konusunda) endişeli olan pek çok kişi vardı. ‘Kadınların erkek festivalinde ne işi var?’, ‘Bu bir erkek festivali, ciddi bir şey’ diyenler vardı,” diye açıklıyor 56 yaşındaki Tamakoshi.
“Ama hepimiz yapmak istediğimiz şeyde birleşmiştik. Samimi olursak Tanrı’nın bizi izleyeceğine inandık.”
Sıralarını bekleyen kadınlar gerçekten de samimi. Ama çıplak değiller.
Birçoğu erkeklerin peştamallarının aksine uzun, mor tunikler ve beyaz şortlar giyiyor ve kendi bambu sunularını taşıyorlar.
Erkeklerin tapınağa koşuşturmasına eşlik eden büyük mücadeleye ya da Shin Otoko’ya ya da tapınak tarafından seçilen bir erkek olan ‘erkek tanrıya’ dokunmak için birbirlerinin üzerine atlamalarına katılmayacaklar. Geleneğe göre ona dokunmak kötü ruhları uzaklaştırmak anlamına geliyor.
Bu, günün önemini ortadan kaldırmıyor.
Yumiko Fujie “Zamanın nihayet değiştiğini hissediyorum” diyor. “Ama aynı zamanda bir sorumluluk duygusu da var.”
Bu kadınlar katılımlarıyla sadece cinsiyet engellerini aşmakla kalmıyor, bir geleneği de canlı tutuyorlar.
Bu hafta, Japonya’nın kuzeyindeki Kokuseki Tapınağı’nda düzenlenen bir başka çıplak festival, bunun düzenleyecekleri son festival olacağını söyledi. Festivali devam ettirmek için yeterli sayıda genç insan yok.
Japonya dünyanın en hızlı yaşlanan nüfuslarından birine sahip. Geçen yıl ilk kez her 10 kişiden biri 80 yaş ve üzerindeydi. Bu arada, doğum oranı kadın başına sadece 1.3 ve geçen yıl sadece 800.000 bebek doğdu.
Kadınların tapınağa doğru ilerleme vakti geldi.
İki paralel sıra halinde duruyorlar ve iç içe geçmiş kırmızı ve beyaz kurdelelere sarılı uzun bambu çubukları taşıyorlar.
Atsuko Tamakoshi önden gidiyor; düdüğünü çalarak erkeklerin onlarca yıldır söylediğini duydukları ritmik ilahiyi başlatıyor.
“Washoi Washoi,” diye bağırıyor kadınlar.
Kadınlar haftalardır çalıştıkları hareketlere odaklanıyor. Bunu doğru yapmaları gerektiğini biliyorlar.
Medyanın ve seyircilerin gözlerinin üzerlerinde olduğunun farkında ve heyecan içindeler.
Dondurucu soğukta ilerlerken onları izleyen kalabalıktan destek çığlıkları yükseliyor, bazıları “Gambatte” (“Devam et!”) diye bağırıyor.
Konomiya Şinto tapınağının avlusuna giriyorlar ve tıpkı erkekler gibi üzerlerine soğuk su püskürtülüyor. Bu onlara daha da enerji veriyor sanki.
Adakları kabul edildikten sonra kadınlar töreni iki selam, iki alkış ve son bir selamdan oluşan geleneksel selamlama ile bitiriyor.
Kadınlar sevinç çığlıkları atıyor ve ağlayarak birbirlerine sarılıyorlar.
Kalabalık şimdi onları alkışlıyor.
Michiko Ikai, “Çok ağladım,” diyor. “Katılabileceğimden emin değildim ama şimdi bir başarı duygusu hissediyorum.”
Tapınaktan çıkarken kadınlar, kendileriyle fotoğraf çektirmek isteyen halk ve röportaj yapmak isteyen medya mensupları tarafından durduruluyor. Onlar da memnuniyetle kabul ediyorlar.
“Başardım. Çok mutluyum,” diyor Mineko Akahori. “Bir kadın olarak ilk kez katılabildiğim için gerçekten minnettarım.”
Hiromo Maeda “Zaman değişiyor” diyor. “Bence dualarımız ve dileklerimiz aynı. Kadın ya da erkek olması fark etmiyor.”
Bu günün organizasyonunda önemli bir rol oynayan Atsuko Tamakoshi hem duygusal hem de rahatlamış bir şekilde ekliyor:
“Kocam her zaman bu festivalde yer aldı. Ben ise her zaman izleyiciydim. Şimdi minnettarlık ve mutlulukla doluyum.”
]]>
1943’te yaşanan Bengal kıtlığı, Hindistan’ın doğusunda üç milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nda müttefiklerin en büyük sivil kayıplarından biriydi.
Ölen insanlar için dünyanın hiçbir yerinde bir müze veya anıt bulunmuyor.
Sailen Sarkar, hayatta kalan birkaç kişinin hikayelerini çok geç olmadan toplamayı hedefliyor.
‘Açlık peşimizi bırakmadı’
“Birçok insan çocuklarını azıcık pirinç için sattı. Birçok kadın tanıdıkları ya da tanımadıkları erkeklerle kaçtı.”
Bijoykrishna Tripathi, Bengal kıtlığı sırasında insanların yiyecek bulmak için aldıkları çaresiz önlemleri anlatıyor.
Tripathi tam yaşını bilmiyor. Seçmen kartında 112 yaşında olduğu yazıyor. O, felaketi hatırlayan son kişilerden biri.
Bengal’de bulunan bir bölge olan Midnapore’da büyüdüğünü söyleyen Tripathi, o dönemde temel gıda maddesinin pirinç olduğunu ve 1942 yazından itibaren fiyatların “hızla” arttığını anımsıyor.
Tripathi, aynı yılın Ekim ayında meydana gelen kasırgada evinin çatısının uçtuğunu, o yılın pirinç mahsulünün tamamen yok olduğunu söylüyor.
Pirinç fiyatlarının kısa sürede ailesi için karşılanamaz hale geldiğini belirten Tripathi, “Açlık peşimizi bırakmadı. Açlık ve salgın hastalıklar. Her yaştan insan ölmeye başladı” diyor.
Tripathi bu sırada biraz gıda yardımı yapıldığını, ancak yetersiz olduğunu söylüyor:
“Herkes yarı boş mideyle yaşamak zorundaydı. Yiyecek hiçbir şey olmadığı için köydeki pek çok insan öldü. İnsanlar yiyecek için yağmalamaya başladı.”
Tripathi’nin verandasında onu dinleyenler arasında dört kuşaktan ailesi var.
Onların yanında ise son birkaç yıldır Bengal’i dolaşarak kıtlıktan kurtulanların ilk elden hikayelerini toplayan Sailen Sarkar bulunuyor.
72 yaşındaki Sarkar güler yüzlü, sıcakkanlı ve genç bir enerjiye sahip.
Tripathi gibi insanların neden ona güvenerek hikayelerini anlattığını anlamak kolay.
Sarkar, hava nasıl olursa olsun açık burunlu sandaletleriyle, sırt çantası ve sarma sigaralarıyla kırsal bölgeleri dolaşıyor. Dinlediği hikayeleri ise kağıt kalemle not alıyor.
Sarkar ilk olarak ailesinin fotoğraf albümü nedeniyle Bengal kıtlığına “takıntılı” hale geldiğini söylüyor.
Bu albümü Kalküta’da küçük bir çocukken sık sık karıştırır ve bir deri bir kemik kalmış insanların fotoğraflarını görürdü.
Fotoğraflar, kıtlık sırasında yardım dağıtan yerel bir hayır kurumunda çalışan babası tarafından çekilmişti.
Babasının yoksul bir adam olduğunu söyleyen Sarkar, “Çocukluğumda onun gözlerinde açlığın dehşetini gördüm” diyor.
Emekli bir öğretmen olan Sarkar, hikaye toplama çalışmalarına 2013 yılında başladı.
Midnapore’da yürürken 86 yaşında bir adamla kıtlık hakkında konuşmaya başladı.
Tripathi gibi Sripaticharan Samanta da yıkıcı kasırgayı hatırlıyor. O zamana kadar hayat zaten zorlaşmıştı ve pirinç fiyatları giderek artıyordu.
Ekim 1942’ye kadar Samanta günde tek öğün pilav yiyordu. Sonra da kasırga vurdu.
Samanta, kasırgadan sonra pirinç fiyatlarının nasıl fırladığını ve tüccarların ne pahasına olursa olsun kalan her şeyi nasıl satın aldığını hatırlıyor.
Sarkar’a o dönemi anlatan Samanta, “Kısa bir sürede köyümüzde hiç pirinç kalmadı. İnsanlar bir süre biriktirdikleri stoklarla yaşadılar ancak daha sonra pirinç bulabilmek için topraklarını satmaya başladılar” diyor.
Fırtınadan birkaç gün sonra kendi ailesinin de stokları tükendi.
On binlerce kişi gibi Samanta, bir çare bulma umuduyla yaşadığı kırsal bölgeyi terk ederek şehre gitti.
Yanında kalabileceği bir aile üyesi olduğu için şanslıydı ve böylece hayatta kalabildi.
Ama pek çok kişi bu kadar şanslı değildi. Yol kenarlarında, çöp kutularının etrafında yığılıp kaldılar, kaldırımlarda öldüler. Hepsi, dertlerine çare olacağını düşündükleri şehirde birer yabancıydı.
Unutulmuş bir kader
Kıtlığın sebepleri çok fazla ve karışık, ve günümüzde halen tartışılıyor.
1942 yılında Bengal’deki pirinç kaynakları yoğun baskı altındaydı.
Bengal ile sınır paylaşan Burma, 1942’nin başında Japonya tarafından işgal edildi ve ülkeden pirinç ithalatı aniden durduruldu.
Bu sırada Bengal kendisini cephe hattında buldu. Kalküta’da yüz binlerce müttefik asker ve savaş endüstrilerinde çalışan işçi yaşıyor ve bu nedenle pirince olan talep artıyordu.
Savaş zamanındaki enflasyon, zaten zor durumda olan milyonlarca insanın pirince erişimini imkansız hale getirmişti.
Bunun yanı sıra İngilizler, Japonların Doğu Hindistan’ı işgal etmeye kalkışmasından endişeleniyor ve “inkar” politikası uyguluyordu. Yani, karşı taraftaki güçlerin gıda tedarikini ve bölgeye ulaşımını engellemek için Bengal Deltası’nda bulunan kasaba ve köylerdeki fazla pirince ve teknelere el koyuyordu.
Ancak İngiltere’nin bu politikası, zaten kırılgan olan yerel ekonomiyi sekteye uğrattı ve fiyatların daha da yükselmesine neden oldu.
Pirinç, gıda güvenliği için depolanıyordu ama çoğu zaman kâr amacıyla kullanılıyordu.
Tüm bunlara ek olarak Ekim 1942’de meydana gelen yıkıcı kasırga bölgedeki birçok pirinç tarlasını yok etti ve mahsul hastalığı geri kalanların çoğunu mahvetti.
Bu insani felaketin suçluluğu ve özellikle de dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in, birçok cephede süren bir savaşın ortasında, durumun ciddiyetini öğrendikten sonra krizi hafifletmek için yeterince çaba gösterip göstermediği konusunda uzun süredir devam eden hararetli bir tartışma var.
Bölgeye Mareşal Lord Wavell adlı yeni bir İngiliz genel valisinin gelmesiyle birlikte 1943’ün sonunda yardım çalışmaları başlatıldı. Ancak o zamana kadar çok fazla insan ölmüştü.
‘Yaşayan arşiv’
Kıtlığın sebepleri ve kimin suçlu olduğu konusundaki tartışmalar şimdiye kadar hayatta kalanların hikayelerini gölgede bıraktı.
Sarkar, 60’tan fazla görgü tanığının hikayesini topladı.
Konuştuğu insanların çoğu eğitimsiz ve şimdiye kadar kıtlık hakkında pek konuşmamış.
Onlara kıtlık hakkında, kendi aileleri tarafından bile soru sorulmamıştı.
Hayatta kalanların tanıklıklarını toplamaya adanmış bir arşiv yok dünyada.
Sarkar, bu kişilerin toplumdaki en yoksul ve en savunmasız kişiler olduğu için hikayelerinin göz ardı edildiğine inanıyor:
“Sanki hepsi bekliyordu. Keşke birileri onların söyleyeceklerini dinlese diye.”
Sarkar onunla tanıştığında Niratan Bedwa 100 yaşındaydı.
Çocuklarına bakmaya çalışan annelerin çektiği ıstırabı anlattı:
“Annelerin hiç sütü yoktu. Vücutları etsiz kemikten ibaret hale gelmişti. Birçok çocuk doğumda öldü, anneleri de. Sağlıklı doğanlar bile açlıktan genç yaşta öldü. O dönemde pek çok kadın kendini öldürdü.”
Bedwa aynı zamanda bazı kadınların, eşleri onlara yiyecek bulamayınca başka adamlarla kaçtığını söyledi:
“O zamanlar insanlar bu tür şeylerden bu kadar rahatsız olmuyordu. Midenizde pilav yokken ve sizi doyuracak kimse yokken, sizi kim yargılayabilir ki?”
Sarkar, kıtlıktan kazanç sağlayan insanlarla da konuştu.
Bir adam “pirinç ve dal (mercimekli bir Hint yemeği) ya da biraz para karşılığında” çok sayıda arazi satın aldığını itiraf etti.
Aynı kişi bir ailenin mirasçısı olmadan öldüğünü, bu yüzden araziyi kendisinin aldığını söyledi.
Bengal asıllı Amerikalı yazar Kushanava Choudhury, hayatta kalanlardan bazılarıyla görüşmek üzere yaptığı ziyaretlerden birinde Sarkar’a eşlik etti.
Kushanava, “Onları aramak zorunda kalmadık, saklanmıyorlardı, hepsi göz önündeydi, Batı Bengal ve Bangladeş’in dört bir yanındaki köylerde. Dünyanın en büyük arşivi olarak orada öylece oturuyorlardı” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Kimse onlarla konuşma zahmetine girmemişti. Bu konuda büyük bir utanç duydum.”
Kıtlık, Hint filmlerinde, dönemin fotoğraf ve eskizlerinde anlatıldı. Ancak Kushanava, dönemin nadiren kurbanların ya da hayatta kalanların sesinden hatırlandığını söylüyor:
“Hikaye, kıtlığın etkilemediği insanlar tarafından yazılıyor. Hikayeleri kimin anlattığı ve gerçekliği kimin inşa ettiği ilginç bir olgu.”
Cambridge Üniversitesi’nden Profesör Shruti Kapila, 1940’lı yılların Hindistan için “ölüm yılları” olması nedeniyle kıtlık kurbanlarının kaderinin belki de gölgede kaldığını söylüyor.
1946 yılında Kalküta, binlerce kişinin öldüğü büyük toplumsal ayaklanmalara sahne oldu.
Bir yıl sonra ise İngilizler ülkeyi terk etti ve ülke Hinduların çoğunlukta olduğu Hindistan ile Müslümanların çoğunlukta olduğu Pakistan olarak ikiye bölündü.
O dönemde bağımsızlık sevinci vardı, ancak bölünme kanlı ve travmatikti. İki taraf arasındaki çatışmalarda bir milyondan fazla kişi öldü. Yaklaşık 12 milyon kişi ise yeni çizilen sınırı geçti.
Bengal, Hindistan ve daha sonra Bangladeş’e dönüşecek olan Doğu Pakistan arasında bölünmüştü.
Bu dönemde “bir dizi kitlesel ölüm olayı” yaşandığını söyleyen Prof. Kapila, Bengal kıtlığının da bir bakıma bu anlatıda kendine yer bulmakta zorlandığını düşünüyor.
Ancak mağdurların kendi hikayelerine pek kulak verilmemiş olsa da Prof. Kapila, kıtlık ve açlığın birçok Hintli kişi tarafından Britanya İmparatorluğu’nun kalıcı miraslarından biri olarak görüldüğünü söylüyor.
80 yıl sonra, hayatta kalan sadece bir avuç insan var.
Sarkar, o zamanlar 91 yaşında olan Anangamohan Das isimli bir adamla konuşmaya gittiğini hatırlıyor.
Neden orada olduğunu duyunca adam bir süre sessiz kalmış, sonra gözyaşları çökmüş yanaklarından süzülürken “Neden bu kadar geç geldin?” diye sormuş.
Ancak Sarkar’ın topladığı onlarca hikaye, milyonlarca insanın ölümüne ve milyonlarca kişinin hayatının değişmesine neden olan bir olayın küçük bir anlatısı.
Sarkar, “Tarihinizi unutmak istediğinizde her şeyi unutmak istersiniz” diyor bunun olmaması gerektiğine inanıyor.
]]>
ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği, Ukrayna’nın işgalinin ikinci yılında Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlar açıkladı.
Bu yaptırımlar ayrıca, Rus muhalif Aleksey Navalni’nin hapishanedeki şüpheli ölümünün üzerinden bir hafta sonra geldi.
Yaptırım nedir?
Uluslararası ilişkilerde yaptırım kavramı, genellikle bir ülkenin diğerine saldırgan davranmasını veya uluslararası hukuku ihlal etmesini önlemek için uyguladığı söylenen cezalardır.
Yaptırımlar, savaşa girmek dışında ulusların alabileceği en sert önlemler arasında yer alıyor ve diplomasinin önemli bir aracını teşkil ediyor.
Rusya’ya yönelik son yaptırımlar neler?
ABD, Ukrayna’yı işgali ve muhalif Aleksey Navalni’nin hapishanedeki ölümü nedeniyle Rusya’ya 500’den fazla yeni yaptırım getirdi.
100’e yakın firma veya kişiye ihracat kısıtlaması getirilecek. ABD Hazine Bakanlığı bunun, savaşın başlangıcından beri tek seferde en fazla yaptırım öngören paket olduğunu duyurdu.
İngiltere, Navalni’nin öldüğü Kuzey Kutbu’na yakın ücra bir bölgede yer alan hapishanenin altı yöneticisinin mal varlığını dondurdu ve İngiltere’ye girmelerini yasakladı.
İngiltere ayrıca Rusya’nın metal, elmas ve enerji ihracatına da yeni yasaklar getirdi.
Avrupa Birliği (AB) de 200 şirket ve kişiye yönelik yaptırımlar açıkladı. Moskova bu karara daha fazla AB yetkilisinin Rusya’ya girişini yasaklayarak karşılık verdi.
Yaptırım getirilenler arasında, Kuzey Kore savunma bakanı da dahil olmak üzere, Kuzey Kore silahlarının Rusya’ya nakliyesinde yer alan 10 Rus şirketi ve kişi de yer alıyor.
Rusya’ya şimdiye kadar hangi yaptırımlar uygulandı?
Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana ABD, İngiltere ve AB’nin yanı sıra Avustralya, Kanada ve Japonya gibi ülkeler de Rusya’ya 16.500’den fazla yaptırım getirdi.
Yaptırımlarla Rusya’nın ekonomisini hedef aldılar.
Rusya’nın toplam döviz rezervlerinin yaklaşık yarısı olan 350 milyar dolar değerindeki döviz rezervi donduruldu.
AB, Rus bankalarının varlıklarının yaklaşık %70’inin de dondurulduğunu ve bazılarının Swift işlemlerinin dışında tutulduğunu söylüyor.
Batılı ülkeler ayrıca:
Rusya’nın petrol endüstrisi de hedef alındı.
ABD ve İngiltere, Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithalatını yasakladı. AB, ham petrol ithalatını yasakladı.
G7 ülkeleri, kazancını azaltma amacıyla Rus ham petrolüne varil başına en fazla 60 dolar ödeyeceğini açıkladı.
Hangi Batılı şirketler Rusya’dan ayrıldı?
McDonald’s, Coca-Cola, Starbucks ve Heineken dahil yüzlerce büyük firma Rusya’da satış ve üretim yapmayı bıraktı.
Ancak bazıları hâlâ Rusya’da iş yapıyor.
Örneğin PepsiCo, Rusya’da gıda ürünleri satmaya devam etmekle suçlanıyor. Ayrıca BBC, ABD’li kozmetik firması Avon’un Moskova yakınlarındaki bir fabrikada üretim yaptığını ortaya çıkardı.
Rus pazarından çıkış, şirketler için oldukça zorlu başlıklardan birisi haline geldi.
Rusya yaptırımlardan nasıl sıyrıldı?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Biz büyüyoruz, onlar ise düşüş yaşıyor” sözleriyle, Avrupa yaptırımlarının Rusya’ya zarar vermediğini iddia etti.
ABD’li bir düşünce kuruluşu olan Atlantic Council’e göre Rusya, yurt dışına G7’nin tavan fiyatından daha yüksek fiyata petrol satmayı başardı.
Yaklaşık 1.000 tankerden oluşan bir “gölge filonun” bu petrolü taşımak için kullanıldığı söyleniyor.
Uluslararası Enerji Ajansı, Rusya’nın hâlâ günde 8,3 milyon varil petrol ihraç ettiğini, Hindistan ve Çin’e yönelik satışı artırdığını söylüyor.
King’s College London’daki araştırmacılara göre Rusya, pek çok yaptırıma tabi Batı ürününü Gürcistan, Belarus ve Kazakistan gibi ülkelerden satın alarak da temin edebiliyor.
ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Dr. Maria Snegovaya, Çin’in Batı’da üretilenlere alternatif yüksek teknolojili ürünler açısından hayati bir tedarikçi olduğunu söylüyor.
“Çin, askeri üretimini sürdürmek için ihtiyaç duyduğu çipleri ve diğer bileşenleri satıyor” diyor. “Rusya, Çin’in yardımı olmadan bunu başaramazdı.”
Yaptırımların Rus ekonomisi üzerindeki etkisi ne oldu?
Uluslararası Para Fonu’na göre, savaşın ilk yılı olan 2022’de Rusya ekonomisi %2,1 oranında küçüldü.
Ancak Rusya ekonomisinin 2023’te yüzde 2,2 büyüdüğünü tahmin eden kuruluş, 2024’te ise yüzde 1,1 büyüme öngörüyor.
Yine de ABD Hazinesi, yaptırımların Rusya’ya zarar verdiğini, son iki yılda elde etmiş olabileceği ekonomik büyümeden %5 kesintiye yol açtığını iddia ediyor.
Ancak Dr. Snegovaya şu yorumu yapıyor: “Yaptırımlar Rusya’ya savaşı durduracak kadar pahalıya patlamadı ve bu da Rusya’nın bir süre daha savaşa devam edebileceği anlamına geliyor.”
ABD Hazinesi ayrıca Ukrayna’daki savaş ve yaptırımların çoğu genç ve iyi eğitimli bir milyondan fazla insanın Rusya’yı terk etmesine yol açtığını söylüyor.
İngiltere Savunma Bakanlığı’na göre, Rusya hükümeti Ukrayna’daki savaşı finanse etmek için sağlık harcamalarını da kısıyor.
Düşünce kuruluşu Chatham House’tan James Nixey, “Bu durum çoğunlukla kırsal bölgelerdeki insanları etkiliyor” diyor. “Hükümet, ayaklanmalara neden olabilecek büyük şehirler yerine oralarda kesinti yapıyor.”
]]>
6 mürettebatı ile batan Batuhan A gemisi için uzmanı konuştu
BTÜ Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof Dr Erinç Dobrucalı:
“Ambar kapaklarının sızdırmaz olması gerekirken, mavi branda ile kapatılmış”
“Geminin eski olması faaliyette olmasına engel değil”
BURSA – Marmara Denizi açıklarında 15 Şubat günü 6 kişilik mürettebatı ile sulara gömülen Batuhan A isimli kuru yük gemisinde kayıp 4 denizci için arama çalışmaları devam ederken, Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, geminin muhtemel batma sebeplerini değerlendirdi.
Marmara Denizi açıklarında, İmralı Adası’nın ise güneybatısında batan “Batuhan A” isimli kuru yük gemisinden 15 Şubat Perşembe günü sabah 07.12’de AIS sinyali de kesildi. Sonar cihazları ile yapılan arama çalışmalarında gemi enkazı 51 metre derinlikte bulundu. Havadan ve karadan devam eden arama kurtarma çalışmalarında kayıp 6 mürettebattan 2’sinin cansız bedeni bulundu. Kayıp mürettebatın arama kurtarma çalışmaları devam ederken geminin neden battığı henüz belirlenemedi.
Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, batan Batuhan A gemisi ile ilgili muhtemel senaryoları değerlendirdi. Marmara Adası’ndan Gemlik’e mermer tozu taşıdığı bilinen Batuhan A gemisinin sızdırmaz ambar kapakları olması gerekirken mavi branda ile kapatıldığına dikkat çekti.
Yağışlı havada mermer tozlarının su almasından dolayı geminin ağırlaşabileceğini belirten Dobrucalı, aşırı yük nedeniyle 53 yıllık geminin seyir esnasındaki olumsuz hava şartlarına dayanabilme ihtimalinin de düşük olduğunu ifade etti.
İHA’ya konuşan Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, “1971 yapımı eski bir gemi ancak bu bölgede sürekli seyir halinde olan bir gemi. Gemi eski bir gemi ama güverte üstünde bulunan ambar kapaklarının normalde sızdırmaz olması gerekirken mavi branda ile kapatılmış. Mermer tozu olan ve sızdırmaz olması gereken ambarların içine deniz suyu girip fazla bir ağırlık oluşturmuş olabilir” dedi.
“Geminin eski olması faaliyete engel değil”
Hali hazırda yük taşıyan birçok eski gemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dobrucalı, SOLAS sözleşmesine göre ticari gemilerin 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılması gerektiğini ifade etti. Sadece bakımı yapılan ve belgelendirilmiş gemilerin ticari faaliyetlerine devam edebildiğini kaydeden Dobrucalı, tekne bakımı yapılmamış ticari gemilerin faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Batuhan A gemisinin de tekne bakımı yapılmadan faaliyetine devam edemeyeceğini kaydeden Dobrucalı, “Geminin eski olması faaliyette olmasına ve seyir yapmasına engel değil. Denizde can emniyeti, uluslararası sözleşmesi var. Gemiler SOLAS sözleşmesine tabi. SOLAS ticaret gemilerinin en geç 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılmasıyla ilgili bir madde var. Ticaret gemilerine en az 2-3 senede bir havuzlanarak bakım yapılıyor. Geminin bağlı olduğu bayrak devleti ve klas kuruluşuna göre bu havuzlarda geminin denizde elverişli olup olmadığıyla ilgili bir belgelendirme süreci oluyor. Bu gemilerin o belgeleri almadan denize çıkması mümkün değil. Gemi seyir yaptığına göre bu sertifikaları da almıştır diye düşünüyorum. Klas kuruluşları sadece tekne, makine, elektrik sörveyleri değil aynı zamanda can sallarıyla ilgili, can yelekleriyle ilgili tüm kontrollerini yapıp bunu belgelendirdiği takdirde denize elverişli olarak seyir yapabilir. Emniyetsiz bir durumda gemi personelinin can salını denize atıp kurtulma şansları olabiliyor. Ama neden binmediler bilmiyorum” şeklinde konuştu.
“Eski olsa bile bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil”
Batuhan A gemisinin seyir aldığı esnada zaman zaman 3 metreyi bulan dalga boylarını değerlendiren Prof. Dr. Dobrucalı, “Bu sıkıntılı süreç görüntülerden gördüğümüz kadarıyla zaten akşam başlıyor. Batuhan A adlı gemi aslında çok fazla olmayan 5 bofor kuvvetinde bir denizde yani yaklaşık 2 buçuk metrelik bir dalga boyunda seyir yapıyor. Eski bile olsa bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil. Gemi önce kuzeye doğru yöneliyor sonra tekrar güneye rotasına geliyor. O esnada deniz şartları etkilemiş ama önce telsizden gemi personelinin yardım talebi var. Gemi batmaya başladıktan itibaren kendi kendine deniz suyunun basıncıyla alarm gönderen bir sistem olan EPİRP cihazlar oluyor. Sabah olması tesadüf, akşamdan başlayan bir süreç” ifadelerini kullandı.
]]>
Marmara Denizi açıklarında 15 Şubat günü 6 kişilik mürettebatı ile sulara gömülen Batuhan A isimli kuru yük gemisinde kayıp 4 denizci için arama çalışmaları devam ederken, Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, geminin muhtemel batma sebeplerini değerlendirdi.
Marmara Denizi açıklarında, İmralı Adası’nın ise güneybatısında batan “Batuhan A” isimli kuru yük gemisinden 15 Şubat Perşembe günü sabah 07.12’de AIS sinyali de kesildi. Sonar cihazları ile yapılan arama çalışmalarında gemi enkazı 51 metre derinlikte bulundu. Havadan ve karadan devam eden arama kurtarma çalışmalarında kayıp 6 mürettebattan 2’sinin cansız bedeni bulundu. Kayıp mürettebatın arama kurtarma çalışmaları devam ederken geminin neden battığı henüz belirlenemedi.
Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, batan Batuhan A gemisi ile ilgili muhtemel senaryoları değerlendirdi. Marmara Adası’ndan Gemlik’e mermer tozu taşıdığı bilinen Batuhan A gemisinin sızdırmaz ambar kapakları olması gerekirken mavi branda ile kapatıldığına dikkat çekti.
Yağışlı havada mermer tozlarının su almasından dolayı geminin ağırlaşabileceğini belirten Dobrucalı, aşırı yük nedeniyle 53 yıllık geminin seyir esnasındaki olumsuz hava şartlarına dayanabilme ihtimalinin de düşük olduğunu ifade etti.
İHA’ya konuşan Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, “1971 yapımı eski bir gemi ancak bu bölgede sürekli seyir halinde olan bir gemi. Gemi eski bir gemi ama güverte üstünde bulunan ambar kapaklarının normalde sızdırmaz olması gerekirken mavi branda ile kapatılmış. Mermer tozu olan ve sızdırmaz olması gereken ambarların içine deniz suyu girip fazla bir ağırlık oluşturmuş olabilir” dedi.
“Geminin eski olması faaliyete engel değil”
Hali hazırda yük taşıyan birçok eski gemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dobrucalı, SOLAS sözleşmesine göre ticari gemilerin 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılması gerektiğini ifade etti. Sadece bakımı yapılan ve belgelendirilmiş gemilerin ticari faaliyetlerine devam edebildiğini kaydeden Dobrucalı, tekne bakımı yapılmamış ticari gemilerin faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Batuhan A gemisinin de tekne bakımı yapılmadan faaliyetine devam edemeyeceğini kaydeden Dobrucalı, “Geminin eski olması faaliyette olmasına ve seyir yapmasına engel değil. Denizde can emniyeti, uluslararası sözleşmesi var. Gemiler SOLAS sözleşmesine tabi. SOLAS ticaret gemilerinin en geç 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılmasıyla ilgili bir madde var. Ticaret gemilerine en az 2-3 senede bir havuzlanarak bakım yapılıyor. Geminin bağlı olduğu bayrak devleti ve klas kuruluşuna göre bu havuzlarda geminin denizde elverişli olup olmadığıyla ilgili bir belgelendirme süreci oluyor. Bu gemilerin o belgeleri almadan denize çıkması mümkün değil. Gemi seyir yaptığına göre bu sertifikaları da almıştır diye düşünüyorum. Klas kuruluşları sadece tekne, makine, elektrik sörveyleri değil aynı zamanda can sallarıyla ilgili, can yelekleriyle ilgili tüm kontrollerini yapıp bunu belgelendirdiği takdirde denize elverişli olarak seyir yapabilir. Emniyetsiz bir durumda gemi personelinin can salını denize atıp kurtulma şansları olabiliyor. Ama neden binmediler bilmiyorum” şeklinde konuştu.
“Eski olsa bile bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil”
Batuhan A gemisinin seyir aldığı esnada zaman zaman 3 metreyi bulan dalga boylarını değerlendiren Prof. Dr. Dobrucalı, “Bu sıkıntılı süreç görüntülerden gördüğümüz kadarıyla zaten akşam başlıyor. Batuhan A adlı gemi aslında çok fazla olmayan 5 bofor kuvvetinde bir denizde yani yaklaşık 2 buçuk metrelik bir dalga boyunda seyir yapıyor. Eski bile olsa bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil. Gemi önce kuzeye doğru yöneliyor sonra tekrar güneye rotasına geliyor. O esnada deniz şartları etkilemiş ama önce telsizden gemi personelinin yardım talebi var. Gemi batmaya başladıktan itibaren kendi kendine deniz suyunun basıncıyla alarm gönderen bir sistem olan EPİRP cihazlar oluyor. Sabah olması tesadüf, akşamdan başlayan bir süreç” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>
İsrail ordusu ve Hizbullah Hareketi arasında sınır üzerinde yaşanan çatışmalar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan Lübnanlılar, sığındıkları okullarda kötü şartlarda yaşam mücadelesi veriyor.
Yaklaşık 86 bin Lübnanlı, İsrail ordusu ve Hizbullah Hareketi arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana Lübnan’ın güneyindeki sınır bölgesinde yaşanan çatışmalar nedeniyle yerinden oldu.
İsrail ile Lübnan arasındaki 120 kilometrelik sınır hattı üzerinde bulunan belde ve köy sakinlerinin çoğu, başkent Beyrut başta olmak üzere güvenli bölgelerdeki yakınlarının yanına veya kendi imkanlarıyla kiraladıkları evlerde kalıyor.
Ev kiralamaya yetecek ekonomik gücü olmayan binlerce Lübnanlı ise çatışmaların başından beri ülkenin güneyindeki Sur kentinde halen eğitimim devam ettiği okullardaki dersliklerde kalıyor.
Okulların bazı katları iç göçmen ailelere ayrılırken, diğer katlarındaki dersliklerde ise öğrenciler eğitim alıyor.
AA muhabiri, Sur’daki okullarda 5 aydır yaşam mücadelesi veren ailelerle görüştü.
Sur’da 26 bin iç göçmen yaşıyor
Sur Belediye yetkililerinin verdiği bilgilere göre okullarda ve kendi imkanlarıyla kiraladıkları evlerde konaklayan iç göçmenlerin sayısı 25 bin 382’e ulaşmış durumda.
Yaklaşık 400 göçmenin kaldığı Sur Meslek Lisesi’nde öğretmen olarak görev yapan Hasan Alluş, okullun bir kısmında yerinden olan ailelerin bir kısmında ise öğrencilerin eğitim aldığını, öğretimde herhangi bir aksamanın meydana gelmediğini söyledi.
Okulun zemin katının yerinden olan ailelere ve diğer katlarının ise öğrencilere tahsis edildiğini belirten Alluş, “Çatışmaların bitmesi halinde aileler elbette evlerine geri dönecek ancak çatışma devam ederse geçim kaynağı sadece köyündeki tarlası olan aileler hiçbir yere gidemez. Ev kiralayacak ekonomik durumları yok.” diye konuştu.
11 çocuğu ve hasta annesi ile aynı derslikte yaşıyor
Ailesi ile birlikle Sur Meslek Lisesi’nde kalan Mustada Seyyid, bir an önce çatışmaların bitmesini ve çok kısa bir mesafede olan evine geri dönmeyi dört gözle beklediğini dile getirdi.
Okulun dersliklerinden birinde 11 çocuğu ve hasta annesi ile yaşayan Seyyid, okulda çoğu zaman elektriğin kesik olduğunu, mutfak ve hijyenik bir banyonun da bulunmadığını belirtti.
Nebatiye vilayetine bağlı Bint Cubeyl ilçesinin Beyt Liv beldesindeki evlerinden çıkıp ailesiyle birlikte okula sığındıklarını anlatan Seyyid, “4 aydan uzun süredir okulda kalıyoruz ve her gün beldemizin bombalandığına dair haberler duyarak yaşıyoruz. 4 günlük ateşkes olduğunda sadece bir kez evimi görme fırsatı elde ettim. Daha sonra evimin İsrail tarafından bombalandığı haberini aldım.” diye konuştu.
Ne zaman evlerine döneceklerini bilmeden çaresiz bir şekilde derslikte beklediklerini ve gün saydıklarını belirten Seyyid, okulda güvende olduklarını ancak hiçbir yerin kendi evleri gibi olmadığını ifade etti.
Seyyid, Lübnan hükümetinin yerinden edilenlere sağladığı yardımlar hakkında, “İlk önce aylık 140 dolar nakdi yardım yapılıyordu ancak şimdi bu 2 ayda bire çıkarıldı.” bilgisini verdi.
“Savaşın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyorduk”
Okula sığınanlardan Blida beldesi sakini Nime Dahr, “Savaşın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyorduk. Temmuz 2006’daki gibi 30 gün süren bir savaş olacağını düşünmüştük. Neredeyse 5’nci aya gireceğiz.” dedi.
Evine geri dönebileceği konusunda çok ümitli olmadığını belirten Dahr, İsrail savaş uçaklarının sınıra çok yakın olan Blida beldesine neredeyse her gün hava saldırısı düzenlediğini, bölgedeki birçok evin tamamen yıkıldığını söyledi.
Sınıra yakın yerleşim yerlerinin güvenli olmadığını ifade eden Dahr, çatışmaların seyrinin kendilerini endişelendirdiğini kaydetti.
İsrail ordusu ile Hizbullah Hareketi arasında 8 Ekim 2023’ten beri yaşanan çatışmalarda 211 Hizbullah mensubu, 43 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas, 12 İslami Cihad Hareketi mensubu, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri öldü.
]]>
İtalya’nın sığınma başvurusunu değerlendirdiği göçmenleri Arnavutluk’ta kurulacak merkezlere yollama planı Arnavutluk parlamentosunda kabul edildi.
140 sandalyeli mecliste bugün yapılan oylamada 77 milletvekili göç anlaşmasını onaylarken, muhalefet oylamayı boykot etti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama anlaşmayı geçen Kasım’da imzalamıştı. Her iki ülkede muhalefetinin itirazlarına rağmen plan geçen hafta da İtalya Senatosu’ndan nihai onayı almıştı.
Anlaşmaya göre İtalya tarafından Akdeniz’de kurtarılan göçmenler Arnavutluk’un Shengjin limanına götürülecek. İtalya, Arnavutluk’ta iki göç merkezi kuracak ve sığınma başvuruları değerlendirilen göçmenler bu süreçte bu merkezlerde tutulacak.
Merkezlerin ayda 3 bin kişiyi ağırlayacak kapasiteye sahip olması planlanıyor. Bu kişiler arasında reşit olmayanlar, hamile kadınlar ve hassas durumda olanlar yer alamayacak.
Merkezlerin inşası, göçmenlerin ulaşım ve konaklama masrafları gibi yükümlülükler İtalya tarafından karşılanacak. Merkezlerin içinde güvenliği İtalyan yetkililer, dışında ise Arnavutluk güçleri sağlayacak. İtalyan personelin bazı durumlarda Arnavutluk yasalarından muaf olması öngörülüyor.
Göçmenlerin sığınma taleplerini de İtalya değerlendirecek ve sürecin sonucuna göre bu kişiler ya İtalya’ya yerleştirilecek ya da sınır dışı edilecek.
Anlaşmanın İtalya’ya en az 600 milyon euro’ya mal olması bekleniyor.
Muhalefet: Ulusal güvenliğe tehdit
Bir Avrupa Birliği üyesi ile birlik dışından bir ülke arasında türünün ilk örneği olan anlaşma, iki ülkenin muhalefet partilerinin yanı sıra insan hakları örgütlerinden de tepki çekmişti.
Arnavutluk’ta muhalefetteki Demokratik Parti bugün parlamentodaki oylamaya katılmadı. İtalyan ANSA ajansının haberine göre partinin Meclis Grup Başkanı Gazmend Bardhi “Tutumumuz İtalya ile ilişkilerle ya da geçmişte yaptıklarına olan minnettarlığımızla alakalı değil, ancak bu anlaşma bunun ötesine geçiyor çünkü kamu çıkarlarını ihlal ediyor ve ulusal güvenliği tehdit ediyor” dedi.
Plana itirazlar Arnavutluk’ta Anayasa Mahkemesi’ne de taşınmıştı ancak mahkeme geçen ay bu itirazları reddetmişti.
İtalya’da da anlaşmaya uluslararası hukukun ve göçmenlerin haklarının ihlal edileceği gerekçesiyle tepkiler gelmişti. Muhalefetteki Daha Fazla Avrupa partisi lideri Riccardo Magi, kurulacak merkezleri ‘İtalyan Guantanamosu’ diye nitelemiş ve “İtalya denizde kurtarılan insanları bir paket ya da eşyaymış gibi AB üyesi olmayan bir ülkeye taşıyamaz” demişti.
Uluslararası Af Örgütü de anlaşmanın uygulamada göçmenlerin Arnavutluk’ta “gözaltında tutulması” anlamına geldiğini ve hukuka aykırı olduğunu belirtmişti. Örgüt, “İtalyan makamları tarafından denizde kurtarılan kişiler İtalya’nın yargı yetkisi altındadır ve sığınma talepleri ve bireysel durumları incelenmeden başka bir devlete nakledilemezler” demişti.
Anlaşma geçen hafta İtalya parlamentosundan onay aldığında Katolik Kilisesi’nden de eleştiri aldı.
Katolik Kilisesi’nin İtalya yönetim birimi olan Piskoposlar Konferansı’na bağlı göç vakfı Fondazione Migrantes’in Başkanı Gian Carlo Perego, anlaşmayla 600 milyon euro’dan falza paranın ‘denize atıldığını’ söyledi. Perego, İtalya’nın nüfusa oranla sığınmacı kabulü açısından Avrupa’da 16. sırada yer aldığını belirtti ve buna rağmen ülke içinde etkili bir kabul sistemi kurmaktan ‘aciz’ olunmasını eleştirdi.
Türkiye ile anlaşma
İtalya Başbakanı Meloni, düzensiz göçü durdurma vaadiyle girdiği seçimleri kazanmış ancak iktidarının ilk yılında ülkeye gelen göçmen sayısı büyük artış göstermişti. Meloni hükümeti, Kuzey Afrika kıyılarından deniz yoluyla İtalya’ya ulaşan göçmenleri engellemek için hem bu kıyı ülkeleri hem de üçüncü ülkelerle anlaşmalar yapıyor.
Meloni geçen ayki Türkiye ziyaretinde de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile göç konusunu görüşmüştü. İki ülkenin Libya’dan İtalya’ya göçe karşı bir anlaşma üzerinde çalıştıkları bilgisi İtalyan basınında yer alırken bu anlaşmanın detayları halen resmi olarak açıklanmadı.
İtalya basınına göre Türkiye ile yapılması planlanan anlaşma, Libya’dan çıkışları önleme amacı taşıyor. Roma yönetimi bu amaçla Ankara’nın Libya’daki nüfuzundan faydalanmayı umuyor.
]]>
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana yoğun saldırı altında tuttuğu Gazze’de imkansızlıklardan ötürü biriken çöp ve atıklar, zor şartlarda hayatta kalmaya çalışan Filistinlilerin sağlığını tehdit ediyor.
Yıllardır İsrail ablukası altında olan ve 4 ayı aşkın süredir de hava, kara ve denizden saldırılara sahne olan Gazze’de, açlık krizi derinleşirken, belediye hizmetlerinin sağlanamaması sonucu çevrede çöp ve çeşitli atıkların neden olduğu kirlilik de artıyor.
Gazze Şehri’nin batısında Filistinli mültecilerin kaldığı Sahil Kampı’nda yaşayan gençlerden Bilal Abdullatif, AA muhabirine yaptığı açıklamada karşılaştıkları sorunları anlattı.
“Acımasız saldırıların devam etmesi belediyenin çalışmalarını sekteye uğrattı ve sokaklarda ve mahallelerde dayanılmaz atık birikmesine neden oldu.” diyen Abdullatif, Gazze şehrinin merkezindeki el-Vahde Caddesi’ndeki geçici Yermuk çöplüğünün yanından olabildiğince çabuk geçmek için aceleyle yürüdüğünü dile getirdi.
Çöp depolama alanının yanından geçerken, büyük miktarlarda katı atığın birikmesi sonucu çevreye yayılan kötü kokular sebebiyle baş ağrısı ve dönmesi hissettiğini aktaran Abdullatif, “Atık her yere yayıldı ve kokusu havaya yayılıyor. Sadece bu da değil, böceklerin, kemirgenlerin ve bulaşıcı hastalıkların da yayılmasına neden oldu.” dedi.
Abdullatif, Gazze Şehri’ndeki çevre ve sağlık felaketinin genişlemesiyle birlikte insani koşulların ve yaşam koşullarının daha da kötüleşmesinden endişe ettiğini vurguladı.
Atıklar Filistinlilerin sağlığını tehdit ediyor
Gazze’nin doğusundaki eş- Şucaiyye Mahallesinde yerinden edilen 45 yaşındaki Siham el-Kıta, yaşananların büyük bir sağlık ve çevre felaketinin habercisi olduğunu ifade ederek, “Saldırılardan önce toplanan, taşınan ve ayrıştırılan atıklar, şimdi Filistinliler arasında birikerek çeşitli hastalıklarla sağlıklarını tehdit ediyor. Atıklar, fiziksel ve psikolojik sağlık sorunlarına ve birçok hastalığa neden oluyor.” diye konuştu.
Gazze’de ilaç yokluğu ve okulların çevresinde atıkların birikmesi nedeniyle küçük çocukların birçok bağırsak ve cilt hastalığına yakalandığına dikkati çeken Kıta, yaşanan atık krizine acil bir çözüm bulunması çağrısında bulundu.
“80 bin ton çöp ve atık birikti”
Gazze Belediyesi Sözcüsü Hüsni Muhenna, belediye ekiplerinin katı atıkları, Cuhr ed-Dik depolama sahasına aktaramaması nedeniyle Yermuk depolama sahası ve çevresinin artık herhangi bir ilave katı atık miktarını alamayacağını belirtti.
Gazze kentindeki koşulları “felaket” olarak niteleyen Muhenna, İsrail saldırılarının başlangıcından bu yana şehrin doğu sınırında bulunan ana atık depolama alanına taşıma işleminin durdurulması nedeniyle yaklaşık 80 bin ton çöp ve atık biriktiğini kaydetti.
Bölgedeki atık krizinin, İsrail’in yoğun saldırıları sebebiyle güvenlik koşulları, atıkları toplamak için kullanılan araç ve kamyonlar için gereken yakıtın tükenmesi ve bu araçların saldırılarda yok edilmesinden kaynaklandığı vurgulayan Muhenna, yıkıcı İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusunun, Gazze belediyesine ait çeşitli sektörlerde hizmet veren 90 aracı imha ettiğini aktararak, bu durumun temel hizmetlerin neredeyse tamamen aksamasına neden olduğunu vurguladı.
Belediye yetkilisi Muhenna, İsrail’in yıkıcı saldırılarını durdurarak, vatandaşlara temel hizmetleri sunmaya devam etmek için makine, teçhizat ve yakıt sağlanması için uluslararası kurum ve kuruluşlara, acil müdahale çağrısında bulundu.
]]>
Erzincan’ın İliç ilçesinde maden ocağında meydana gelen toprak kaymasına ilişkin soruşturmada yurt dışına çıkış yasağı getirilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılan şirketin Türkiye’deki müdürü C.Y.D. ifadesinde, maden sahasındaki yığın liç alanında oluşan çatlaklarla ilgili kendisine gönderilen uyarı e-postasını 3 gün sonra gördüğünü belirtti.
İliç ilçesine bağlı Çöpler köyündeki altın madenini işleten şirketin “Türkiye Ülke Müdürü” C.Y.D, savcılıktaki ifadesinde, 6 Şubat 2024’te şirketin yönetim kurulu başkanı olarak göreve başladığını söyledi.
Toprak altında kalan işçilerden 4’ünün ana firmanın, 5’inin ise alt yüklenici firmanın çalışanları olduğunu anlatan C.Y.D, maden sahasında yapılan yığın liçlerin dizaynıyla ilgili projeyi, şirketin bünyesindeki proje birimi ile bir firmanın hazırladığını belirterek, “Projelendirmenin olurunu aldıktan sonra oksit birimine vermektedir. Oksit birimi projeye uygun şekilde yükleme yapmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Denetlenmesinin ne şekilde yapıldığını bilmediğini belirten C.Y.D, şunları kaydetti:
“Bu olayla ilgili yerin güvenliğinden bildiğim kadarıyla oksit proses birimi ve İSG birimi sorumludur. Bu olayda jeoteknik birimi kayıtları incelediği için ilgili birime bilgi vermek, gerekli önlemlerin alınması konusunda öneride bulunmak ve durdurmakla yükümlüler. Kayan kütlenin ne kadar miktar olduğunu bilmemekteyim. Radar sistemindeki tehlike seviyeleri hakkında bilgim bulunmamaktadır ancak risk analizleri sonucunda jeoteknik birimi seviyeye göre ilgili kişilere bunu bildirmekle yükümlüdür hatta yüksek riskli durumlarda şirketin üst yöneticilerine bu bilgilerin verilmesi gerekmektedir.”
Maden sahası ile ilgili sorumlu Kanadalı I.R.G’nin tutuklanması nedeniyle toprak kaymasının ardından yapılan operasyonu kendisinin yönettiğini söyleyen C.Y.D, “Bu olayla ilgili sorumlu olduğumu düşünmemekteyim. Söz konusu olayda ilgili birimlerin kendi bünyesinde inisiyatif ve sorumlulukları bulunmaktadır. Eğer bir sorumluluğum bulunsaydı alt birimde çalışanlar bana bir şekilde ulaşıp talimatları alırlardı. Sadece bilgilendirme amaçlı I.R.G’den benim bulunduğum mail grubuna mail gelmiştir. Suçlamaları kabul etmiyorum.” şeklinde savunma yaptı.
C.Y.D, Sulh Ceza Hakimliğine verdiği ifadede ise olay günü ABD’de bulunduğunu, ABD saatine göre 04.30’da olayla ilgili kendisine telefonla aranarak bilgi verildiğini, daha sonra I.R.G. ile görüştüğünü ifade etti.
C.Y.D, yığın liç alanındaki çatlaklarla ilgili fotoğraflara ilişkin, şunları anlattı:
“Olaydan 2 saat önce bölgede çatlakların olduğuna dair I.R.G. bilgilendirme amaçlı fotoğraf attı ve önlem aldığına dair mail attı. Bu maili yurt dışındaki saat farkı nedeniyle görmemiştim. Olaydan sonra direktör arkadaşların uyarması ile olaydan 3 gün sonra maili gördüm. Böyle durumlarda üst yöneticilere mail atılmaktadır. Bunlar rutin bilgilendirme mailleridir. Bununla ilgili I.R.G. herhangi bir talimat almak için bu maili atmış değildir.”
Radar sistemlerinin alımıyla ilgili C.Y.D, “2023 yılı Aralık ayında radar sistemine ait cihazların bu yılki bütçeye girdiğini biliyorum hatta alımı ile ilgili onay alındığını bilmekteyim. Bu cihazlar yurt dışından alındığı için alım süreci uzamış olabilir.” ifadesini kullandı.
C.Y.D, kendisinin yığın liç sahasından sorumlu olmadığını, finansal yapı ile ilgili işlemlerden yükümlü olduğunu kaydetti.
Avukatı da suçlamaları reddederek, müvekkilinin göreve olaydan bir hafta önce başladığını, görevinin finansal yapı ile ilgili olduğunu, maden sahasındaki operasyon, teknik konuda görev ve yetkisinin bulunmadığını savundu.
]]>
Marmara Denizi’nde, Bursa’nın Karacabey ilçesi açıklarında İmralı Adası’nın güneybatısında su alarak batan “Batuhan A” adlı kargo gemisindeki kayıp 4 mürettebat için arama kurtarma çalışmaları 8. gününde devam ediyor.
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, havadan ve karadan alan tarama ile denizden arama kurtarma faaliyetlerinin 660 personelle devam ettiğini söyledi.
Makine dairesi ile kaptan kamarasının altında malzemelerin yığıldığını, ekiplerin bugün o bölümlerde aramalarına ağırlık vereceğini belirten Demirtaş, “Gemi enkazına 22. dalış yapılıyor.” dedi.
Bugünkü arama faaliyetlerinde 46 farklı unsur yer alıyor
Bölgede, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandoları ve AFAD ekipleri, havadan, deniz yüzeyinden ve karadan arama çalışması yürütüyor.
Arama kurtarma faaliyetlerinin 8. gününde denizden 36, havadan 3 ve karadan 7 olmak üzere 46 farklı unsur görev alıyor.
Sahil Güvenlik uçağı Kapıdağ yarımadası kuzeyinde sahil hattı ile Bandırma Körfezi ve tüm arama kurtarma sahasının yüzey aramasını yapıyor. Emniyet Genel Müdürlüğüne ait insansız hava aracı “UÇBEY VTOL” ile arama kurtarma bölgesinin üzeri taranıyor.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı “Nene Hatun”, “Kıyem 5”, “Kıyem 4” ve “Tahlisiye 11” botları tarafından arama kurtarma sahasının güney ve güneybatı istikametinde sahil hattında arama gerçekleştiriliyor.
Emniyet Genel Müdürlüğüne ait “KB1001”, “YKB1601”, “KB7701” ve “KB1601” ile Balıkesir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığına ait lastik bot Kurşunlu önlerinde, Jandarma Genel Komutanlığına ve AFAD Bursa İl Müdürlüğüne ait lastik botlar da Marmara Adası doğusunda sahile yakın mesafelerde yüzey araması yapıyor.
Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı TCSG 25 ile TCSG 85 botları da bölgedeki arama faaliyetlerine katılan balıkçı teknelerinin koordinasyonunu sağlıyor.
Toplamda 66 farklı unsur görev aldı
Deniz Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi (DZAKKM) tarafından “Batuhan A” gemisinin batmasının ardından 15 Şubat saat 07.30 ile 21 Şubat saat 23.59’a kadar yapılan arama faaliyetlerinin detayları paylaşıldı.
Bu kapsamda Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 4, Sahil Güvenlik Komutanlığının 10, Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğünün 5, Emniyet Genel Müdürlüğünün 4, Bandırma 911 Arama Kurtarma Ekibinin 3, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı, AFAD, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’nin birer unsurunun yanı sıra balıkçı tekneleri, acente botları ve Bağfaş römorkörü ile denizde aramalar yapıldı.
Su altı dalış faaliyetleri kapsamında TCG AKIN tarafından batık üzerinde satıhtan ikmalli 21 baş dalış, Sahil Güvenlik DEGAK 11 timi tarafından Kurşunlu Limanı doğusunda bulunan midye çiftliğine toplam 2 saat 3 dakika olmak üzere 2 baş dalış ve batığın 1000 yarda güneybatısında 50 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından batığın 1000 yarda güneyinde toplamda 1 saat 10 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı gerçekleştirildi. Ayrıca, Nene Hatun (KIYEM) tarafından ROV cihazı ile batık ve sahil arasında deniz dibi araması yapıldı.
Havadaki çalışmalar kapsamında 1 Sahil Güvenlik Komutanlığı helikopteri, 2 Sahil Güvenlik Komutanlığı uçağı ve 4 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı uçağı 50 saat 5 dakika uçuş gerçekleştirdi.
Denizden ve havadan su üstü, karadan sahil şeridini tarama ile su altı dalış faaliyetlerini kapsayacak şekilde olmak üzere 15-21 Şubat’taki çalışmalarda toplam 66 farklı unsur görev aldı.
İki denizcinin cenazesine ulaşılmıştı
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların 17 Şubat’ta gerçekleştirdiği 2 dalışta, gemide aşçı olarak çalışan 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşılmıştı. SAS komandosu dalgıçların 20 Şubat’ta yaptığı dalışta da gemi batmadan önce çektiği videoyu eşine gönderen Hüseyin Tutuk’un cesedi bulunmuştu.
]]>
İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’ndeki bilim insanları, interferon-gama adı verilen bir bağışıklık molekülünün sürekli olarak yüksek seviyelerde bulunmasının, uzun Covid hastalarının bir alt grubuyla ilişkili olduğunu buldu.
Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, dünya genelinde en az 65 milyon insan hala uzun Covid ile yaşıyor. Bu Covid-19’a yakalanan her 10 kişiden biri demek.
Uzun Covid, WHO tarafından ilk Covid enfeksiyonundan üç ay sonra yeni semptomların devam etmesi veya gelişmesi ve bu semptomların başka bir açıklama olmaksızın en az iki ay sürmesi olarak tanımlanıyor.
Bilim insanları ise uzun Covid’in farklı yönlerini araştırmayı sürdürüyor. Ancak aradıkları ana şeylerden biri ölçülebilir bir biyogösterge.
Uzun Covid biyogöstergesinin keşfinin, hastaların teşhis edilmesi ve tedavilerinin izlenmesinde ve uzun Covid’in psikolojik bir hastalık olduğu teorisinin çürütülmesinde önemli bir ilerlemeyi temsil edeceği düşünülüyor.
Uzun Covid’in tanımlanması
İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları Klinisyeni olarak görev yapan Dr. Nyarie Sithole, Mayıs 2020’de ilk uzun Covid kliniklerinden birini kurdu.
Cambridge’deki dünyaca ünlü Addenbrooke Hastanesi’ndeki klinik, uzun Covid’den muzdarip kişilerde veya bunların bir alt grubunda potansiyel biyogöstergeleri belirlemeye çalıştı. Klinik, Science Advances dergisinde yayımlanan bir makalede, çalışmalarında bu hafta önemli bir gelişme olduğunu .
Dr. Mark Wills ve Dr. Benjamin Krishna ile birlikte çalışan Dr. Sithole, uzun Covid’in çeşitli sendromları olan bir hastalık olduğuna inanıldığı için çalışmaları alt küme gruplarına ayırdı.
Bu hastalığın tek bir süreçte değil, birçok koşul altında değerlendirmesi anlamına geliyor. Böylelikle tüm uzun Covid hastaları tek bir biyogösterge altında toplanmıyor.
Bilim insanları, bir alt grup hastada, bağışıklık sisteminizin mikroplarla savaşmasına ve sizi hastalıklardan korumasına yardımcı olmak için bir tür beyaz kan hücresi tarafından üretilen interferon-gama (IFN-?) olarak bilinen bir protein keşfetti.
Bu protein, bir hasta Covid’e ilk yakalandığında bağışıklığın verdiği bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Covid-19 ile enfekte olan hemen hemen tüm hastalar interferon-gama ve diğer bağışıklık molekülleri veya sitokinleri üretiyor.
Araştırmacılar, Covid’den birkaç hafta içinde kurtulan hastalarda interferon-gamma seviyesinin enfeksiyondan önceki seviyeye geri döndüğünü tespit etti.
Bununla birlikte, uzun Covid hastalarında, interferon-gama seviyesi 12 haftadan sonra ve hatta bazı hastalarda iki yıl sonra bile normal seviyelerin üzerinde seyretti.
Ortalama olarak, uzun Covid hastalarının, bu hastalığın teşhisi konmamış kontrol grubundan en az 10 kat daha yüksek interferon-gama seviyelerine sahip olduğu ortaya çıktı.
Dr. Sithole, uzun Covid hastalarının bağışıklık sisteminde bir düzensizlik olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:
“Bağışıklık sistemi Covid sonrası normal seviyelere veya normal işlevsel duruma yeniden dönmüyor ve sanki hala tehdit altındaymış gibi yüksek bir alarm durumunda kalıyor.”
Bu artan protein seviyeleri iltihaplanmaya da neden olabiliyor. Kan dolaşımına salındıkları için bu iltihaplanma çeşitli organlara da yayılabiliyor.
Dr. Sithole’e göre artan interferon-gama seviyeleri için ortaya atılan hipotez, uzun Covid hastalarının vücudunda viral parçalar veya viral proteinler olabileceğini öne sürüyor.
“Bu bölgelerdeki virüsü tespit edip edemeyeceklerini görmek için kalın bağırsak ve vücudun diğer bölgelerinden alınan biyopsilere bakan araştırma grupları var.
“Bunlar çok düşük bir seviyede olabilir, hala çoğalıyor olabilir veya bu proteinler dolaşımda olabilir ve bağışıklık sisteminin sürekli olarak vücutta bir patojen (mikrop) olduğunu düşünmesine neden oluyor olabilir”
Bir başka hipotez de sonuçların otoantikorlardan kaynaklanabileceği yönünde.
Normalde insanların bağışıklık sistemleri hastalıklarla savaşmak için antikorlar oluşturur. Ancak bazen vücut kendi kendine dönerek sağlıklı hücrelere saldıran otoantikorlar da yaratır.
Yüksek interferon-gama seviyeleri uzun Covid için bir biyogöster mi?
Glandüler ateş gibi diğer bazı hastalıkların ardından kalıcı interferon-gama salınımının meydana geldiğine dair mevcut kanıtlar söz konusu. Diğer hastalıklarda interferon-gammanın yorgunluk, eklem ağrısı ve kas ağrıları ve ateş gibi semptomlara neden olduğu da biliniyor.
Dr. Sithole ve meslektaşları, İngiltere’de aşıların yaygınlaştırılmasından önce hastaların kanlarındaki çeşitli sitokinleri (bağışıklık molekülleri) analiz edip ve bunu da insanların aşı olduktan sonraki kanlarıyla karşılaştırabildiler.
Hepsi olmasa da interferon-gamma yüksekliği olan hastaların bir kısmı aşılamadan sonra normal başlangıç seviyelerine döndü.
Ayrıca, uzun Covid’li hastaların önemli bir kısmında aşılamadan sonra semptomlarında azalmalar gözlemlendi.
Daha büyük grupları içeren daha ileri araştırmalara ihtiyaç duyuluyor.
Ancak bu çalışma interferon-gammanın azalması ile semptomların iyileşmesi arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle söz konusu çalışma da, interferon-gammanın bazı uzun Covid hastalarını teşhis etmek ve izlemek için kullanılabileceğine dair umutları artırıyor.
]]>
Marmara Denizi’nde kuru yük gemisinin batması sonucu hayatını kaybeden Hüseyin Tutuk son yolculuğuna uğurlandı. Baba Mahmut Tutuk, “Gitme diye ısrar ettim” dedi.
Olay, 15 Şubat’ta İmralı açıklarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Batuhan A. isimli kuru yük gemisi fırtına sebebiyle battı. Bölgede arama çalışmalarını sürdüren Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı balık adamlar geçtiğimiz günlerde asansör yardımıyla 51 metre derinliğe inerek, aşçı Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşmıştı. Daha sonra dün Sualtı Savunma Grup Komutanlığı (SAS) komandoları tarafından yapılan dalışta ise kazan dairesinde bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Ulaşılan cesedin gemi batarken eşine video gönderen Hüseyin Tutuk’a ait olduğu öğrenildi. Tutuk’un cansız bedeni, otopsi işlemleri için Bursa Adli Tıp Kurumu’na getirildi.
“Oğlum ilk seferine çıktı”
Geminin battığı bölgede çok fırtınalı bir havanın olduğunu söyleyen Baba Mahmut Tutuk, “Oğlum ilk seferine çıktı. Gemiye yağcı olarak başladı. Orada gece saat 23.30 sıralarında gemi arızalanıyor. Oğlum sabaha karşı 6’da hanımına video atıyor. Güverteye çıkıp ‘şu anda batıyor gemi’ diyor. Daha sonra Sahil Güvenlik’e alarm verilmiş. Alarmı geç vermişler. Tabi onlar da batan gemiye hemen ulaşamaz. İlk önce dalış yapılamadı. Çok fırtınalı bir hava vardı. Dalış yapmanın imkanı yoktu. Perşembe ve Cuma günü hiçbir müdahale yapılamadı. Cumartesi günü iki tane ayakkabı bulundu. Biri 38 numara diğeri de 44 numara ayakkabı. Pazar günü ise aşçı kadını buldular. Daha sonra dün aramalar devam etti. Devletimiz aramaları hiç aksatmadı. Dün benim oğlumu buldular. Biz de Sahil Güvenlik’ten tespitini yaptık” dedi.
“Benden çekindiği için gittiğini söyleyemedi”
Oğlun ile en son yaklaşık 20 gün önce görüştüğünü belirten baba Tutuk, “Önce İstanbul’a daha sonra da Kahramanmaraş’a arkadaşının yanına gitmiş. Oğlumla son temasım bu şekilde oldu. Benden çekindiği için ‘baba ben gidiyorum’ diye bana söylemedi. Çünkü ben ona ‘gitme’ diye ısrar ettim. Her şey Allah’ın takdiri. Ben ona çok ısrar ettim çalışma diye. Sadece ben değil ailecek ısrar ettik. Fakat bizi dinlemedi, ‘gideceğim’ dedi” diye konuştu.
Geminin her an batma tehlikesinin bulunduğunun altını çizen baba Tutuk, şu ifadelere yer verdi:
“Ben orada ikinci kaptanın oğlu ve eşleri ile görüştüm. Babası ‘gemi bugün veya yarın batar’ diyormuş. Bu gemileri denizlerden arındırsınlar. İnsanlar başka acılar yaşamasın. Benim oğlum gemiciliği bilmez birkaç ay önce sertifika almıştı ondan sonra gemiye yağcı olarak başladı.”
Son yolculuğuna uğurlandı
Öte yandan, hayatını kaybeden Hüseyin Tutuk’un cenazesi, otopsi işlemlerinin ardından Bursa Adli Tıp Kurumu’ndan yakınları tarafından alınarak toprağa verilmek üzere Manisa’nın Turgutlu ilçesine gönderildi. Tutuk, öğle namazını müteakip Urganlı Mahallesi Çarşı Camii’nde kılınan cenaze namazıyla son yolculuğuna uğurlandı. Tutuk’un cenazesi Turgutlu ilçesinde bulunan Urganlı Yeni Mezarlığı’na defnedildi.
Cenazeye Turgutlu Kaymakamı Selami Kapankaya ve Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın katılarak Tutuk ailesine taziyelerini iletti. – MANİSA
]]>
Yeni Zelandalı aktivist Roger Fowler, İsrail’in yaptıklarının açık soykırım olduğunu ve bu niyetini en başından beri hiç gizlemediğini ifade etti.
Yeni Zelanda Filistin Dayanışma Ağının organizatörü olan ve Gazze kuşatmasını kırmak için düzenlenmesi planlanan Uluslararası Özgürlük Filosu’na destek veren Fowler, görüşmeler yapmak için geldiği İstanbul’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dikkati çeken Fowler, “Bu kesinlikle soykırım. İsrail rejimi Filistin halkını, özellikle de Gazze’dekileri yok etme ya da yerlerinden etme niyetini gizlemedi. On binlerce insanı öldürmek, daha fazlasını yaralamak ve bu güzel ülkenin büyük bir kısmını yok etmek gibi korkunç bir iş yapıyorlar.” ifadesini kullandı.
İnsanların bu korkunç saldırıların bir an önce durdurulması adına hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Fowler, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun bu bağlamda büyük etkisi olacağı umudunu dile getirdi.
Fowler, “İsrail’in Gazze’deki soykırıma varan katliamına karşı büyük yürüyüşler ve gösteriler düzenlendiğini” ve kendilerinin de Yeni Zelanda’da her hafta düzenledikleri protestolarla hükümetlerini bu konuda tavır almaya yönlendirerek İsrail’in yaptıklarının kabul edilemez olduğunun açıkça söylenmesi için çalıştıklarını ifade etti.
Bu “trajedi”nin sadece son 4-5 ayın konusu olmadığına dikkati çeken Fowler, “75 yıldır Filistin halkına, özellikle de Gazze’dekilere çok kötü davranıldı ve Gazze’deki insanlar o küçücük toprak parçasına hapsedildi. Yeterli gıda, ilaç, inşaat malzemeleri ve temel gereksinimlere erişimleri engellendi.” dedi.
Fowler, daha önce dayanışma göstermek için kara konvoylarıyla 3 kez Gazze’ye gittiğini ve kötü duruma bizzat şahit olduğunu anlattı.
“(Boykot) Çok etkili bir eylem”
Boykotun “çok etkili bir eylem” olduğunu dile getiren Fowler, “İnanıyorum ki büyük şirketlere İsrail’den çekilmeleri ve desteklerini çekmelerinin yanı sıra İsrail hükümetinin ve kendi hükümetlerimizin yaptıklarını sonlandırmaları gerektiğini anlamaları için baskı yapmak konusunda büyük etkisi var.” ifadelerini kullandı.
Boykot, tecrit ve yaptırımların önemine işaret eden Fowler, dünyanın dört bir yanında bu hareketlerin görmezden gelinemeyecek kadar güçlenmesi ve uluslararası hareket haline gelmesinin etki düzeyini artıracağını vurguladı.
“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı”
Fowler, İsrail’i yönetenlerin kibirlerinden dolayı Uluslararası Adalet Divanının (UAD) “soykırım kararı”nın dahi etkisiz kaldığını, tüm devletlerin bu kararlara uyulması için ısrarcı olması ve baskı yapması gerektiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler (BM) personelinin elinden geleni yapmaya çalıştığını belirten Fowler, “En son Gazze’ye gittiğimde BM personeliyle görüştüm, çok iyi destek programları ve yardım misyonları var ancak kaynakları tamamen yetersiz.” dedi.
Fowler, şöyle devam etti:
“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı. Kadınların, çocukların ve ailelerin yiyecekleri yok. Su birikintilerinden su içmeye çalışıyorlar. İnsanlar ot yiyor. Bu çok çaresiz bir durum. Onlar için gerçekten çok üzülüyorum. Kimse çocuklardan bahsetmiyor. Binlerce insan enkaz altında, küçük bebekler ve çocuklar. Bunu değiştirmenin tek yolu da insanların dünyanın dört bir yanında birleşerek yetkililere bu soykırımı durdurmaları ve İsrail’i hesap vermeye zorlamaları için baskı yapmalarıdır.”
]]>
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü saldırıların sona erdirilmesi üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve acil insani ateşkes talep edilen karar tasarısını veto etti.
Çin, veto kararı alan ABD’yi sert bir dille eleştirdi. Pekin yönetimi bu hareketin “yanlış mesaj” verdiğini ve “katliamın devamına yeşil ışık yaktığını” söyledi.
Beyaz Saray, Cezayir tarafından sunulan, Gazze’de acilen ateşkes talep eden karar tasarısının savaşı sona erdirmeye yönelik görüşmeleri “tehlikeye atacağını” söyledi.
ABD, Refah kentini işgal etmemesi konusunda İsrail’i uyaran kendi geçici ateşkes karar tasarısını önerdi.
ABD’nin, Cezayir’in karar tasarısı üzerine verdiği veto kararı geniş kapsamlı bir şekilde kınandı. Karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinden 13’ü tarafından desteklenirken İngiltere çekimser kaldı.
Çin’in BM Büyükelçisi Zhang Jun vetoya cevaben, önergenin devam eden diplomatik müzakerelere müdahale edeceği iddiasının ” savunulamaz” olduğunu söyledi.
Zhang Jun, “Sahadaki durum göz önüne alındığında, acil bir ateşkes konusunda kaçınmaya devam etmek, katliamın devam etmesine yeşil ışık yakmaktan başka bir şey değildir” dedi ve şöyle devam etti:
“Çatışmanın yayılması tüm Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırıyor ve daha geniş bir savaş riskinin artmasına neden oluyor. Sadece Gazze’deki savaşın alevini söndürerek cehennem ateşinin tüm bölgeyi sarmasını önleyebiliriz.”
Cezayir’in en üst düzey BM diplomatı Amar Bendjama, “Ne yazık ki Güvenlik Konseyi bir kez daha başarısız oldu” dedi.
Bendjama, “Vicdanınızı sorgulayın, tarih sizi nasıl yargılayacak?” diye ekledi.
ABD’nin müttefikleri de ABD’nin veto kararını eleştirdi.
Fransa’nın BM elçisi Nicolas de Rivière “sahadaki feci durum göz önüne alındığında” kararın kabul edilmemiş olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Washington’un BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Hamas ile İsrail arasındaki müzakereler devam ederken derhal ateşkes çağrısı yapmanın doğru zaman olmadığını savundu.
İngiliz mevkidaşı Barbara Woodward ise planın görüşmeleri tehlikeye atarak “ateşkes ihtimalini azaltabileceğini” öne sürdü.
Hamas’ın 7 Ekim’de yaklaşık 1200 kişinin ölümüne sebep olduğu ve 240’tan fazla kişiyi de rehin aldığı saldırılarının ardından İsrail, Gazze’ye yönelik büyük yıkıma sebep olan operasyonlar başlattı.
Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail’in bu saldırılarda 29 binden fazla Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.
ABD tarafından önerilen karar taslağı “mümkün olan en kısa sürede” ve tüm rehinelerin serbest bırakılması koşuluyla geçici bir ateşkes çağrısında bulunuyor, Gazze’ye ulaşan yardımların önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyor.
Beyaz Saray daha önce BM’de savaşla ilgili yapılan oylamalarda “ateşkes” kelimesini kullanmaktan kaçınmıştı.
Ancak Güvenlik Konseyi’nin ABD’nin önerisini oylayıp oylamayacağı ya da ne zaman oylayacağı belli değil.
ABD’nin sunduğu taslakta Refah’a yönelik büyük bir kara harekatının sivillere daha fazla zarar vereceği, daha fazla insanın yerinden edileceği ifade ediliyor.
Ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Salı günü yaptığı açıklamada “savaşı tüm hedeflerine ulaşana kadar sürdürmeye kararlı olduğunu” ve hiçbir baskının bunu değiştiremeyeceğini söyledi.
Gazze Şeridi’nin toplam nüfusunun yaklaşık yarısına karşılık gelen, yerlerinden edilmiş bir milyondan fazla insan Refah’a sıkışmış vaziyette. Mısır’a sınır komşusu olan bu bölgede savaştan önce 250 bin kişi yaşıyordu.
Yerlerinden edilenlerin çoğu derme çatma barınaklarda ya da çadırlarda, güvenli içme suyu ya da gıdaya erişimin kısıtlı olduğu kötü koşullarda yaşıyor.
BM, şehirde planlanan bir İsrail saldırısının “katliama” yol açabileceği konusunda kendi uyarısını yayımladı. İsrail ordusu ise daha önce yaptığı açıklamalarda sadece Hamas savaşçılarını hedef alındığı konusundaki ifadelerini tekrarladı.
İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, Hamas’ın 10 Mart’a kadar tüm rehineleri serbest bırakmaması halinde kara saldırısının başlatılacağı uyarısında bulundu.
]]>
Almanya’da yaşayan Marius Werner, isimsiz bir kök hücre bağışıyla bir İngiliz doktorun, Nick Embleton’ın hayatını kurtardı. Genç Alman, bu durumun intihara meyilli hissetiği bir zaman diliminde kendisini de hayatta tuttuğunu söylüyor.
Dr. Embleton, nadir görülen bir kan kanseri türüne yakalanmıştı. Tek umudu da kemik iliği nakliydi.
İngiltere’de ona uygun bir ilik bulunamadı. Arayış sonra dünya çapında genişletildi. En nihayetinde de işe yaradı.
Nakilden iki yıl sonra BBC News ve Anthony Nolan isimli hayır kurumu iki “kan kardeşin” ilk kez birbirlerini bulmalarına yardımcı oldu.
‘Ölecektim’
Nick, yirmi yılı aşkın bir süredir İngiltere’nin Newcastle şehriden yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışıyordu ve dünyanın en küçük hastalarından binlercesinin kurtarılmasına yardımcı oluyordu.
Ancak 2021’de bu kez kendisi bir doktora ihtiyaç duydu.
Hastane koridorlarında yürürken “başına geleceklerden habersiz olduğunu” söylüyor.
“Ölebileceğimin tamamen farkındaydım, bu yüzden bir vasiyet de hazırladım” diyor.
“Bu haberi karıma ve çocuklarıma verdim. En çok çocuklarım için üzüldüm. Hayatlarının geri kalanında babaları olmadan büyümelerini istemedim.”
Bu tür nakillerde, hasarlı kan hücreleri sağlıklı olanlarla değiştiliyor. Ancak eşleşme olmazsa vücut, otomatik olarak reddediyor.
Anthony Nolan yardım kuruluşundan Charlotte Hughes, “Önce İngiltere’deki kayıtları araştırıyoruz ve burada bir eşleşme bulmayı umuyoruz” diyor ve takip ettikleri yöntemlerini şöyle anlatıyor:
“Eğer ülke içinde bulamazsak, o zaman dünya çapında arama yapıyoruz. Uygun donör herhangi bir yerden gelebiliyor.”
‘Çok duygulandım’
Naklin işe yaradığı bilinene kadar ise hem donör hem de hasta anonim kalıyor.
BBC’nin konuştuğu Nick, naklin işe yaradığını öğrenir öğrenmez iki yıl sonra donörünün izini sürmek istediğini söylüyor.
BBC News, Anthony Nolan’la birlikte çalıştı ve Almanya’nın Dresden şehri yakınlarındaki Chemniz’de yaşayan 24 yaşındaki Marius’un genç yaşlarından beri donör kayıtlarında yer aldığını tespit etti.
Ve Marius İngiltere’ye uçmayı ve Nick’le, naklin yapıldığı Freeman Hastanesi’ndeki Maggie’s Newcastle kanser destek merkezinde buluşmayı kabul etti.
İki adam birbirlerine sarılırken Marius, “Çok duygulandım. Elim ayağım titriyor” diyor.
‘Bir şey değil’
Nick, Marius’a “kanser hücrelerinin hepsinin yok olduğunu” söylüyor.
“Kanımı kontrol ettiklerinde, tüm bu kan hücrelerinin sana ait olduğunu gördüler. Sen olmasaydın ölürdüm.
“Dört çocuğum var, babaları olmazdı. Sana gerçekten ama gerçekten teşekkür etmek istiyorum.”
Oldukça duygulanan Marius ise ne diyeceğini bilemez halde, “Rica ederim, bir şey değil” diyor.
İkisi de gözyaşları içindeyken, Nick de ona “Çok teşekkür ederim” diye fısıldıyor.
‘Sadece ağladım’
Marius daha sonra naklin işe yaradığını ve hastanın hayatta kaldığını öğrendiğini hatırlatıyor.
“Bu bilgiden sonra gözyaşlarımı tutamadım. Sadece ağladım” diyor.
“İşe gidiyordum. Arabamı park edip dışarı çıkmam ve temiz hava almaya ihtiyacım vardı. Ağladım durdum.”
Ardından Marius, daha önce kendisini öldürmeye çalıştığını ve Nick’in bir bakıma onu nasıl da hayatta tuttuğunu açıklıyor.
“13 yaşımdan beri tüm hayatım boyunca zihinsel sorunlarla mücadele ettim” diyor.
“Hayatta yolumu ve hayattaki anlamımı bulmak benim için çok zor oldu. Şimdi ‘Bir şeyi doğru yaptım’ diyebiliyorum.”
Damarlarında aynı kan dolaşan bu iki yabancı şimdi “kan kardeşi” olarak iletişim halinde kalmayı planlıyor.
]]>
Bir düşünce kuruluşunun hazırladığı rapora göre Rusya, stratejik öneme sahip doğal kaynaklara erişim karşılığında, Afrika’daki hükümetlere “rejimi ayakta tutma” konusunda destek sağlıyor.
Savunma ve güvenlik alanındaki çalışmalarıyla bilinen İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’nin hazırladığı rapor, “Wagner Afrika’da: Rus paralı asker grubu nasıl yeniden şekillendi?” başlığını taşıyor.
Rus hükümetinin iç belgeleri, Batılı şirketleri stratejik öneme sahip bir bölgeden uzaklaştırmak amacıyla Batı Afrika’daki madencilik yasalarını değiştirmek için nasıl çalıştığını da detaylandırıyor.
Bu çalışmalar, Rus hükümetinin Haziran 2023’te başarısız bir darbenin ardından dağılan Wagner paralı asker grubunun yaptığı işleri devralma sürecinin bir parçası.
RUSI’de kara savaşı uzmanı ve raporun yazarlarından biri olan Jack Watling bu durumu “Rus devletinin Afrika politikasının açığa çıkması” olarak nitelendiriyor.
Haziran 2023’te Yevgeni Prigojin muhtemelen dünyanın en korkulan ve en ünlü paralı askeriydi. Wagner Grubu milyarlarca dolar değerinde şirketi ve projeyi kontrol ediyor, paralı askerleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin merkezinde yer alıyordu.
Prigojin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’i tehdit edecek şekilde askerleriyle Moskova’ya doğru yürüyüşe geçmesi ardından Wagner grubu liderlerinin büyük bir kısmıyla birlikte şüpheli bir uçak kazasında öldü.
Watling’e göre, “Prigojin’in isyanından kısa bir süre sonra Kremlin’de yapılan bir toplantıda Wagner’in Afrika operasyonlarının doğrudan Rus askeri istihbaratı GRU’nun kontrolü altına girmesine karar verildi”.
Kontrol, 29155 Birimi’nin başındaki General Andrey Averyanov’a verilecekti. Bu birim, yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırma ve suikastlar konusunda uzmanlaşmış gizli operasyonları yürütüyordu.
Ancak General Averyanov’un yeni görevi hükümetleri istikrarsızlaştırmak değil, Rusya’nın madenlere erişimini sağlama karşılığında bu hükümetlerin geleceğini güvence altına almaktı.
Eylül ayı başında General Averyanov, Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov ile birlikte Afrika’daki eski Wagner operasyonlarını kapsayan bir tura başladı.
Libya’nın bir kısmını kontrol altında tutan General Halife Hafter, Burkina Faso’daki darbe lideri İbrahim Traoré ile görüştükten sonra, muhtemelen kıtadaki en köklü Wagner operasyonunun merkezi olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ve cunta liderleriyle görüşmek üzere Mali’ye gittiler.
Daha sonra geçen yıl Nijer’de darbe ardından iktidarı ele geçiren askerlerden biri olan General Salifou Modi ile görüştüler.
Toplantı tutanakları, Wagner’in kıtadaki ortaklarına, Prigojin’in ölümüyle anlaşmalarının sona ermediği konusunda güvence verildiğini gösteriyor.
Burkina Faso’daki görüşme tutanağı, askerlerin eğitimi de dahil olmak üzere “askeri alanda işbirliğinin devam edeceğini” gösteriyordu.
Kısacası Prigojin’in ölümü cuntanın Rusya ile ilişkilerinin sonu anlamına gelmiyordu; bazı açılardan daha da derinleşecekti.
Wagner ile yakın bağları olan üç Batı Afrika ülkesi Mali, Nijer ve Burkina Faso’da son yıllarda askeri darbeler oldu. Bu ülkeler Afrika bölgesel örgütü ECOWAS’tan çekilerek “Sahel Devletleri İttifakı”nı kurdular.
Mali’de eski sömürgeci güç olan Fransa devre dışı bırakılıp yerine Wagner grubunun güvenlik operasyonları ve Rus desteği geçti.
Amber Danışmanlık şirketinden Afrika uzmanı Edwige Sorgho-Depagne, bu gelişmede pragmatizmin ötesinde nostaljinin de rolünü vurguluyor ve “Bu ülkelerde Rusya yeni bir müttefik değil. Rusya daha önce 1970-80’lerde de oradaydı. Daha iyi bir zamana geri dönme hayali var ve bu Rusya ile ilişkilendiriliyor” diyor.
Bu ülkeleri yöneten askeri cuntalar için Rusya’nın askeri varlığının önemine işaret eden Depagne’ye göre, “Rus paralı askerleri askeri cuntayı korumak için getiriliyor ve istedikleri kadar kalmalarına izin veriliyor.”
Wagner’in güvenlik operasyonları karşılıksız değildi. Birçok Afrika ülkesi gibi Mali de kereste, altın, uranyum ve lityum gibi değerli ve stratejik öneme sahip doğal kaynaklar açısından zengin.
Watling’e göre Wagner köklü bir geleneğe uygun hareket ediyordu: “Rusya’da standart bir işleyiş tarzı vardır; operasyonel maliyetleri ticari faaliyetlerle karşılarsınız. Afrika’da bu öncelikle madencilik imtiyazları yoluyla gerçekleşiyor.”
Wagner’in faaliyet gösterdiği her ülkede değerli doğal kaynakları güvence altına aldığı ve bunları sadece maliyetleri karşılamak için değil, önemli gelirler elde etmek için de kullandığı belirtiliyor. Blood Gold Report’a göre Rusya son iki yılda Afrika’dan 2,5 milyar dolar değerinde altın çıkardı ve bu da muhtemelen Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine yardımcı oldu.
Bu ay, eskiden Wagner’in paralı askerleri olan Rus savaşçılar Mali’nin Burkina Faso sınırına yakın Intahaka altın madeninin kontrolünü ele geçirdi. Watling’e göre Rusya ayrıca, “Batı’nın kritik mineral ve kaynaklara erişim üzerindeki kontrolünü kaldırmaya çalışıyor”.
Mali’de cuntaya doğal kaynaklar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için madencilik kanunu değiştirildi. Bu süreçte Avustralyalı bir lityum madeni, kanunun uygulanmasına ilişkin belirsizlik nedeniyle hisselerinin alım satımını askıya aldı.
Lityum ve altın madenleri önemli olsa da, Dr Watling’e göre muhtemelen daha da büyük bir stratejik sorun var: “Nijer’de Ruslar, Fransa’nın ülkedeki uranyum madenlerine erişimini ortadan kaldıracak benzer bir dizi imtiyaz elde etmeye çalışıyor.”
‘Seferi Birlik’
Mali’de madenler üzerinde sağlanan kontrolün Nijer’de de yapılmasına odaklanan Rus iç yazışmaları raporda detaylandırılıyor. Rusya Batı Afrika’nın uranyum madenlerinin kontrolünü ele geçirmeyi başarırsa, Avrupa bir kez daha Rusya’nın “enerji şantajına” maruz kalabilir.
Fransa, nükleer enerjiye dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla bağımlı. 56 reaktörle ülke enerjisinin yaklaşık üçte ikisini bu şekilde üretiyor. Reaktörler için gereken uranyumun yaklaşık beşte biri Nijer’den ithal ediliyor. Eski sömürgeci gücün Nijer gibi ülkeleri sömürdüğüne dair iddialarla birlikte, daha önce de ticaret koşulları hakkında şikayetler gündeme gelmişti.
Watling’e göre, “Rusya’nın kullandığı söylem, Batılı devletlerin temelde sömürgeci bir tutum içinde oldukları yönünde. Bu çok ironik çünkü bu rejimleri izole etmeye, elitlerini kontrol etmeye ve doğal kaynaklarını çıkarmaya odaklanan Rus yaklaşımı da oldukça sömürgeci”.
Gerçekte, “Seferi Birlik” Rus dış politikasında radikal bir değişimden ziyade “Wagner 2.0” gibi görünüyor. Prigojin Afrika kıtasında derin siyasi, ekonomik ve askeri bağlar kurmuştu – bu karmaşık ağı parçalamak zor ve ters etki yaratacaktı.
“Seferi Birlik” aynı ülkelerde, aynı teçhizatla ve görünüşe göre aynı nihai hedefle faaliyet gösteriyor.
Watling’e göre temel değişiklik “Rusya’nın politikasını izlerken gösterdiği aşırılıkta” yatıyor. Prigojin’in Wagner Grubu Rusya’ya her zaman operasyonlarında ve yurtdışındaki nüfuzunda inkar olanağı sağlamıştı.
Ukrayna’nın işgalinin ardından, Batı güvenlik aygıtındaki pek çok kişi Rusya’nın maskesinin düştüğünü söylüyor.
Watling’e göre, “Uluslararası krizlerimizi daha da derinleştirmeye, başka yerleri ateşe vermeye ve zaten var olan yangınları genişleterek dünyayı daha az güvenli bir yer haline getirmeye çalışıyorlar”.
“Nihayetinde, şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel rekabette bizi zayıflatıyor. Yani etkisi hemen hissedilmiyor ama zaman içinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
]]>
NEW ABD, bir kez daha Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) Gazze’de acil insani ateşkes talep edilen karar tasarısını veto etti.
BMGK’de Cezayir’in sunduğu Gazze’de acilen ateşkes talep edilen, sivillere yönelik her türlü saldırıyı kınayan ve zorla yerinden edilmeye karşı çıkan karar tasarısı oylamaya sunuldu.
15 üyeli BMGK’de ABD’nin veto ettiği karar tasarısı için İngiltere “çekimser” oy kullanırken, 13 ülke “evet” oyu verdi.
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, oylama öncesinde yaptığı açıklamada, ABD’nin İsrail, Hamas, Mısır ve Katar’la esirlerin serbest bırakılması için müzakereler yürüttüğünü anımsatarak, bu alanda anlaşma sağlanması halinde çatışmalara da 6 haftalık ara verileceğini bildirdi.
Greenfield, diplomasinin zaman aldığını ve sahadaki gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, Cezayir’in karar tasarısının yürütülen müzakereleri olumsuz etkileyeceğini dile getirdi.
ABD’nin yeni karar tasarısı sunduğunu bildiren Greenfield, “Doğru zamanda, doğru şekilde hareket edelim.” dedi.
“Her Filistinli ölüm ve soykırımın hedefinde”
Cezayir’in BM Daimi Temsilcisi Amar Bendjama, oylama öncesinde yaptığı açıklamada, “Karar tasarısına karşı çıkmak Filistin halkının maruz bırakıldığı vahşi şiddet ve toplu cezalandırmayı desteklemek anlamına gelir.” ifadesini kullandı.
Her Filistinlinin “ölüm ve soykırım”ın hedefinde olduğuna dikkati çeken Bendjama, “Konsey ateşkes çağrısı yapmadan önce daha kaç masum canın kurban edilmesi gerek?” sorusunu yöneltti.
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia ise ülkesinin 16 Ekim 2023’te ateşkes çağrısı yaptığını ancak kabul edilmediğini anımsatarak, “Eylemsizliğin maliyeti 28 binden fazla can kaybı. Bunun toplu sorumluluğu, BM Güvenlik Konseyi’nin Batılı ülkelerindedir.” diye konuştu.
Cezayir’in karar tasarısı
Cezayir tarafından sunulan karar tasarısında, Gazze’de acilen insani ateşkes sağlanması talep ediliyordu.
Sivillere yönelik her türlü saldırının kınandığı tasarıda, aynı zamanda Filistin halkının zorla yerinden edilmesine karşı çıkılıyordu.
Karar tasarısında, tüm taraflara uluslararası insancıl hukuka uyma çağrısı yapılırken, Gazze’nin tüm bölgelerine engelsiz insani yardım gerçekleşmesi talep ediliyordu.
Tüm esirlerin serbest bırakılması talep edilen karar tasarısında, Uluslararası Adalet Divanının İsrail’e yönelik 26 Ocak’ta aldığı ihtiyati tedbir kararlarına da atıfta bulunuluyordu.
ABD’den yeni tasarı girişimi
AA’nın ulaştığı ABD tasarısında, “mevcut koşullarda Refah’a yönelik kara saldırısının, sivillere büyük zarar vereceği ve yerlerinden edilmelerine yol açacağı” konusunda uyarı yapılıyor.
Bunun çok ciddi bölgesel ve güvenlik sorunlarına yol açacağı uyarısına yer verilen karar tasarısında, “Mevcut koşullarda bu saldırı gerçekleşmemeli.” ifadesi kullanılıyor.
ABD’nin tasarısında ilk kez “ateşkes” ifadesi kullanılarak, “Gazze’de tüm esirlerin serbest bırakılması halinde uygulanabilecek en kısa sürede geçici bir ateşkese destek veriyoruz.” mesajı veriliyor.
ABD daha önce de ateşkes çağrılarını veto etti
ABD daha önce 16, 18 ve 25 Ekim 2023 ile 8 Aralık 2023’te BMGK’de Gazze’ye ilişkin sunulan karar tasarılarını veto etmişti.
ABD, BM Genel Kurulu’nda 13 Aralık 2023’te 153 ülkenin “evet” oyu kullandığı Gazze’de acilen insani ateşkes talebinde bulunulan karar tasarısı için de “hayır” oyu kullanan 10 ülkeden biri olmuştu.
]]>
Gazze’de doktorlar yaralıları anestezisiz ameliyat ettiklerini, kronik rahatsızlıkları olan hastaları geri çevirmek zorunda kaldıklarını ve sınırlı tıbbi malzemeyle çürüyen yaraları tedavi ettiklerini anlatıyor.
BBC’ye konuşan bir doktor, “Ağrı kesici eksikliği nedeniyle bazen hastaların saatlerce çığlık atmasına göz yummak zorunda kalıyoruz” diyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Gazze’de sağlık hizmetlerindeki son durumu “kelimelerin ötesinde” diye niteliyor.
DSÖ, Pazar gününden bu yana Gazze’de 23 hastanenin çalışmalarını durdurmak zorunda kaldığını, 12 hastanenin kısmen, bir hastanenin ise minimum düzeyde çalıştığını paylaştı.
DSÖ, hava saldırıları ve tıbbi malzeme eksikliğinin “halihazırda yetersiz kaynaklara sahip bir sistemi tükettiğini” söyledi.
İsrail ordusu Hamas’ın “hastaneleri ve sağlık merkezlerini terör aktivitelerinin merkezi olarak kullandığını” söylüyor.
BBC’ye açıklama yapan ordu yetkilileri, “ordunun hastanelere saldırmadığını, bunun yerine Hamas altyapısını etkisiz hale getirmek ve Hamas teröristlerini yakalamak için dikkatli bir şekilde hareket ederek belirli bölgelere girdiğini” söyledi.
Ordu yetkilileri Gazze’ye insani yardım ve tıbbi malzeme girişine izin verildiğini belirtti.
Uyarı: Bu haber bazı okuyucuları rahatsız edebilecek detaylar içeriyor.
Hastaneler kapasitelerinin çok üstünde çalışıyor
Sağlık çalışanları, Gazze’deki hastanelerin çoğunun sınırlı malzemeye sahip olduğunu, bazılarının yatak kapasitelerinin yüzde 300’ün üzerinde çalıştığını söylüyor.
Her geçen gün çalışmalarını durdurmak zorunda kalan hastane ve sağlık merkezinin sayısı artıyor.
DSÖ, Gazze’nin güneyindeki Nasır Hastanesi’nin Pazar günü İsrail güçleri tarafından düzenlenen bir baskının ardından hizmet dışı kaldığını söyledi.
Yakınındaki hastanelerde çalışanlar, Nasır’daki durumun kendi operasyonlarını zorlaştırdığını paylaşıyor.
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus bölgesinde bulunan Gazze Avrupa Hastanesi’nin müdürü Yusuf el-Akkad, durumu “savaşın başından bu yana karşılaştığımız en kötü durum” diye niteliyor.
El-Akkad, “Durum bunun öncesinde de ciddiydi. Yerinden edilen ve şu anda (hastane) koridorlarında kalan binlerce kişinin gelmesiyle şimdi nasıl olduğunu düşünüyorsunuz?” diyor.
Hastanede tedaviye ihtiyacı olan hastalar için yeterli yatak bulunmadığını söyleyen El-Akkad, bu nedenle personelin metal çerçeveler ve ahşap üzerine çarşaf serdiğini, “birçok hastayı ise hiçbir şey olmadan yere yatırdığını” söylüyor.
Gazze Şeridi’nin dört bir yanından gelen diğer doktorlar da benzer şartlarda çalıştıklarını anlatıyor.
Refah’taki Şehit Muhammed Yusuf el-Neccar Hastanesi’nin müdürü olan Dr. Mervan el-Hams, “Kalbi durmuş ya da kalp sorunu olan biri olsa bile onu yere yatırıp tedavisine başlıyoruz” diyor.
Ameliyatlar anestezisiz yapılıyor
Doktorlar sınırlı tıbbi malzemeyle çalışmakta zorlandıklarını söylüyor.
BBC’ye konuşan bir doktor, “Bir damla oksijen bulamıyoruz” diyor.
Dr. Yusuf el-Akkad, “Anestezi, yoğun bakım ünitesi için gerekli malzeme, antibiyotik ve ağrı kesici eksikliği yaşıyoruz. Ciddi yanıklarla gelen çok sayıda insan var. Onlar için uygun ağrı kesicimiz yok” diye anlatıyor.
Bir doktor ameliyatların anestezi yapılmadan gerçekleştirildiğini doğruladı.
Gazze’nin kuzeyindeki El-Avda Hastanesi’nin yardımcı müdürü olan Dr. Muhammed Salha, insanların tedavi için eşek ve atlarla taşındığını söylüyor.
Doktorların elektrik kesintileri nedeniyle ameliyatları fenerlerle yaptığını söyleyen Salha, “Felaket, yaralar iki ya da üç haftadan uzun süre açık kaldığı için çürümesiyle yaşanıyor” diyor.
İnsanlar akla gelen her tür yarayla hastanelere başvuruyor
DSÖ, Gazze’de yaklaşık 20 bin sağlık çalışanı olduğunu, ancak büyük çoğunluğunun “hayatta kalmakta zorlandıkları ve ailelerine baktıkları için” çalışamadığını söylüyor.
Doktorlar bazı hastanelerde gönüllülerin yardım ettiğini ancak gelen kişi sayısı ve yaralanma türleri göz önünde bulundurulduğunda bunun yeterli olmadığını belirtiyor.
Dr. Yusuf el-Akkad, bombalı saldırılardan sonra insanların hastaneye “köfteye benzer” şekilde geldiğini söylüyor.
El Akkad, “Tek bir kişi beyin hasarlarıyla, kırık kaburgayla, bazen gözünü kaybetmiş şekilde, aklınıza gelebilecek her tür yarayla gelebiliyor” diyor.
Gazze’de çalışan doktorlardan bazıları ailelerinden ayrı düştüklerini anlatıyor.
Dr. Muhammed Salha, “Ailem üç aydan uzun süredir benden uzakta ve onlarla kucaklaşmayı özlüyorum. Tek tesellim, burada çocuklara, kadınlara ve yaşlılara sağlık hizmeti veriyor ve hayatlarını kurtarıyor olmam” diyor.
Kronik hastalıkları olanlara yer bulunamıyor
BBC’ye konuşan doktorlar Gazze’de kronik rahatsızlıkları olan hastaların “büyük bir bedel ödediğini” söylüyor.
Dr. Yusuf el-Akkad, “Açıkçası onlar için yatağımız ya da onları takip edecek imkanımız yok. Haftada dört kez diyaliz tedavisi alan biri şimdi haftada bir kez alabiliyor” diyor.
Bazı kadınlar hiçbir tıbbi destek almadan çadırlarda doğum yaparken, ebelik hizmeti veren hastaneler kapasitelerinin sınırlı olduğunu söylüyor.
Dr. Muhammed Salha, “Bir bölümde bir insan ölüyor ve diğer bölümde bir bebek doğuyor. Çocuklar doğuyor ve onlar için süt yok. Hastane her çocuk için bir kutu süt sağlayabiliyor” diyor.
İnsanlar hastanelere aşırı kalabalık ve hijyenik olmayan koşullarda yayılan hastalıklarla da başvuruyor.
Gazze’nin güneyindeki Refah’a göç eden 54 yaşındaki Ebu Halil, “Hastalıklar var ve hiçbir tedavi bulamıyoruz” diyor ve devam ediyor:
“Sabah erkenden dışarı çıkıp kuyruklara girmemiz gerekiyor ve belki önümüzde 100 kişi daha oluyor. Elimiz boş dönüyoruz.”
Bu habere Muath El Hatib de katkı verdi.
]]>
Marmara Denizi’nde, İmralı Adası’nın güneybatısında su alarak batan ve bir kişinin cansız bedenine ulaşılan “Batuhan A” adlı kargo gemisindeki diğer 5 denizci için arama kurtarma çalışmaları 6. gününde devam ediyor.
Bursa’nın Karacabey ilçesi Kurşunlu Mahallesi açıklarında 51 metre derinlikte denizin tabanına oturduğu belirlenen gemiyle ilgili hava, kara ve denizde yapılan çalışmalara 571 personel katılıyor.
Kayıp mürettebatı arama çalışmalarına Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandolarından da 4 dalgıç destek veriyor.
SAS komandolarının gelmesiyle gemiye dalış yapan dalgıç sayısı 30’a yükseldi. Ayrıca Bursa’nın Karacabey ve Balıkesir’in Bandırma ilçelerindeki limanlarda bulunan 12 balıkçı teknesi Sahil Güvenlik Komutanlığının koordinesinde su üstü araması yapıyor.
Kurtarma planı
Bu arada Marmara Denizi’nde batan “Batuhan A” adlı kargo gemisiyle ilgili bugün yürütülen kurtarma faaliyetleri paylaşıldı.
Kurtarma planında “TCG Akın Gemisi”, 51 metre derinlikte deniz tabanına oturan “Batuhan A” gemisine gerçekleştirilen dalışları koordine ediyor. Batan gemi üzerinde konuşlanan Nene Hatun Gemisi de İnsansız Su Altı Robotu (ROV) ile görüntüleme ve tarama yapıyor.
“TCSG 913 Gemisi” Kapıdağ Yarımadası kuzeyinden başlayarak bölgede tarama faaliyeti gerçekleştiriyor. Balıkçı gemilerini de koordine eden TCSG 913, ayrıca su yüzeyinde de arama faaliyeti yürütüyor.
Sahil Güvenlik Komutanlığının Bandırma’dan kalkış yapan hava unsurları, Kapıdağ Yarımadası kuzeyinden sahil hattı ve Bandırma Körfezi ile geminin battığı bölgede yüzey taraması gerçekleştiriyor.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü “Kıyem 5”, “Kıyem 4” ve “Tahlisiye 11” botları ile arama kurtarma sahasının güney ve güneybatı istikametinde sahil hattında kayıp denizcilere ait iz arıyor.
Bölgede Emniyet Genel Müdürlüğüne ait KB1601, YKB1600 ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesine ait lastik bot Kurşunlu önlerinde, Jandarma Genel Komutanlığına bağlı lastik bot da Marmara Adası’nın doğusunda sahile yakın bölgelerde su yüzeyini kontrol ediyor.
“TSCG 313” ve “TCG Enez” gemilerinin de görev yaptığı bölgede ayrıca 12 balıkçı gemisi kendilerine belirlenen alanları tarıyor.
Kayıp denizcilere ilişkin karadan yapılan arama çalışmalarına ise AFAD Bursa İl Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı, SAR Balıkesir, GÖNDAK ve Bandırma 911 ekipleri destek veriyor.
Makine dairesine dalış yapılacak
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, gemiyle ilgili çalışmaların 6. günde de devam ettiğini söyledi.
Demirtaş, gemiye dalış yapan dalgıç sayısının 30’a yükseldiğini belirterek, şunları kaydetti:
“SAS komandoları ikinci dalışı yapacak. Makine dairesinin önüne kadar geldik. Temizleye temizleye gidiyoruz. Temizlik yapmadan gerçekleştirilecek çalışmalar can güvenliğini tehlikeye sokabilir. İnşallah bugün ‘makine dairesine gireriz’ diye düşünüyorum. Makine dairesine yönelik beklentimiz var. İnşallah oraya da bakacağız.”
Gemiye şimdiye kadar 12 dalış gerçekleştirildiğini vurgulayan Demirtaş, “Deniz yüzeyindeki çalışmalara da hava unsurları ile gemiler destek veriyor. Ayrıca destek veren teknelerin sayısını da artıracağız. Sabırla bekliyoruz. Kayıp denizcileri bulmak için ekipler Bandırma’ya kadar bakıyor.” dedi.
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı. Görüntüleme cihazlarıyla yapılan çalışmalarda geminin enkazının 51 metre derinlikte denizin tabanına oturduğu belirlenmişti.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların 17 Şubat’ta gerçekleştirdiği 2 dalışta, gemide aşçı olarak çalışan 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın cansız bedeni, dalgıçlar tarafından çıkarılmıştı.
]]>
Belize bandıralı, İngiltere’ye kayıtlı bir kargo gemisi Yemen açıklarında Husilerin füzeli saldırısına uğradı. Geminin mürettebatı gemiyi terk etti.
Güvenlik yetkilileri Rubymar isimli geminin vurulduğu sırada Aden Körfezi’nde seyrettiğini ve Babülmendep Boğazı’na yaklaşmakta olduğunu söyledi.
“Çok tehlikeli” olarak sınıflandırılan gübre taşıyan gemi su almaya başladı.
İngiltere saldırıyı kınadı ve “müttefik donanma gemilerinin olay yerinde olduğunu” açıkladı.
İngiltere ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, Husilerin Kızıldeniz’deki tehditlerini sonlandırmak için bir süredir askeri operasyonlar düzenliyor. Ancak söz konusu saldırıyla beraber bu çabaların sonuçsuz kaldığı görüldü. Saldırı, İran destekli Husiler tarafından şimdiye kadar gerçekleştirilen en zarar verici saldırılardan birisi olarak da kayıtlara geçti.
Husiler, İsrail ile Hamas arasında Gazze’de devam eden savaşta Filistinlilere destek vermek amacıyla Kasım ayının ortalarından bu yana Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki ticari gemilere ve Batılı savaş gemilerine yönelik saldırılar düzenliyor.
Saldırılarla birlikte büyük taşıma şirketleri, küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini oluşturan bu kritik su yolunu kullanmaktan vazgeçti.
ABD ve İngiliz kuvvetleri buna karşılık olarak geçen ay Husilerin kontrolündeki Yemen’in batısındaki askeri hedeflere hava saldırıları düzenlemeye başladı.
‘Askeri yetkililer olay yerinde’
Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Dairesi (UKMTO) Pazar gecesi, Yemen’in Kızıldeniz limanı Mocha’nın yaklaşık 65 km güneyinde adı açıklanmayan bir gemiden bir olay raporu aldığını söyledi.
Kaptanın yerel saatle 23.00 civarında “gemiye yakın bir yerde hasarla sonuçlanan bir patlama” bildirdiği belirtildi.
UKMTO, Pazartesi günü askeri yetkililerin mürettebatın bir saldırının ardından gemiyi terk ettiğini bildirdiğini aktardı.
Açıklamada, geminin demir attığı ve tüm mürettebatın da güvende olduğu belirtildi:
“Askeri yetkililer yardım sağlamak üzere olay yerinde bulunuyor.”
İngiliz deniz güvenlik firması Ambrey de Belize bandıralı bir kargo gemisinin Pazar günü kuzeye doğru seyrederken Bab al-Mandab Boğazı’nda saldırıya uğradığını açıkladı.
Rubymar’ın güvenlik firması LSS Sapu ve veri sağlayıcısı Lloyd’s List Intelligence da daha sonra yaptıkları açıklamada geminin iki füzeyle vurulduğunu ve hasar gördüğünü doğruladı.
LSS-Sapu sözcüsü Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada “geminin su aldığını ancak gemide kimsenin olmadığını” söyledi.
Sözcü, sahipleri ve yöneticilerinin geminin çekilmesi için seçenekleri değerlendirdiğini belirtti.
24 mürettebat güvenli bir yere götürüldü
İngiliz hükümeti Rubymar’ın su aldığını ve terk edildiğini, mürettebatının da güvenli bir yere götürüldüğünü teyit etti.
En son Pazar günü takip sinyali alan MarineTraffic verilerine göre Rubymar, Suudi Arabistan’dan Bulgaristan’a doğru seyahat etmekteydi.
Husi askeri sözcüsü Yahya Sarea Pazartesi sabahı yaptığı açıklamada, deniz kuvvetlerinin Aden Körfezi’nde Rubymar olarak tanımladığı “bir İngiliz gemisine” füzeler ateşlediğini duyurdu.
Sarea, “Gemi feci şekilde hasar gördü” dedi ancak herhangi bir kanıt sunmadı.
Operasyon sırasında mürettebatın gemiyi güvenli bir şekilde tahliye etmelerini sağladıklarını belirten Sarea, “Gemi, uğradığı büyük hasarın bir sonucu olarak, şu anda Aden Körfezinde potansiyel batma riski altında”dedi.
Cibuti Liman Dairesi, gemide 11 Suriyeli, altı Mısırlı, dört Filipinli ve üç Hintli olmak üzere 24 mürettebatın olduğunu açıkladı. Yetkililer mürettabata ilk olarak yoldan geçen başka bir gemi tarafından yardım edildiğini, şimdi ise güvenli bir şekilde evlerine dönmeleri için çalışmaların sürdüğünü söyledi.
Yetkililer, taşıdığı “çok tehlikeli” olarak sınıflandırılan gübre bakımından da uyarıda bulundu.
172 metre uzunluğundaki Belize bandıralı Rubymar’ın operatörleri Lübnanlı. Geminin kayıtlı sahibi Golden Adventure Shipping’in de adresi İngiltere’nin Southampton limanında bulunuyor.
]]>
Uluslararası Adalet Divanı’nında (ICJ), İsrail’in Filistin topraklarını işgaline ilişkin bir hafta sürecek duruşmalar bugün Lahey’de başladı. Türkiye dahil 52 ülke ve üç kurum, İsrail’in Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs’teki eylemlerine karşı argümanlarını sunacak.
Bugünkü duruşma Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad el Maliki’nin konuşmasıyla başladı. El Maliki, “Gazze’de soykırım yaşanıyor” dedi, İsrail işgalinin koşulsuz sona ermesi gerektiğini ekledi.
Duruşmalara katılması planlanan ülkeler arasında İsrail’in müttefiki ABD’nin yanı sıra Çin, Rusya, Güney Afrika ve Mısır gibi ülkeler de yer alıyor. Sunum yapmayı reddeden İsrail, yazılı gözlemlerini gönderdi.
Türkiye, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği duruşmaların son günü olan 26 Şubat’ta beyanda bulunacak.
Bu, ICJ’in kurulduğu 1945’ten bu yana en çok katılımcının olduğu dava olacak.
Duruşmaların ardından hakimlerin, tavsiye niteliğindeki görüşlerini bildirmeden önce birkaç ay müzakere etmesi bekleniyor.
İsrail geçmişte bu tür görüşleri görmezden gelmişti.
Ancak Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre 7 Ekim’den bu yana yaklaşık 29 bin Filistinlinin öldürüldüğü savaş, üzerindeki siyasi baskıyı artırabilir.
Duruşmalar, İsrail’in, saldırılardan kaçan bir milyondan fazla Filistinlinin bulunduğu Gazze’nin güneyindeki Refah şehrine bir kara saldırısı düzenlemesiyle ilgili endişelerin arttığı günlerde yapılıyor.
ICJ geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, davayla ilgili sözlü beyanların yaklaşık bir hafta süreceğini ve bu süre zarfında tüm ülkelerin ve üç uluslararası örgütün İsrail’in tedbirlerini neden desteklediklerini veya karşı çıktıklarını açıklamalarının beklendiğini söyledi.
Adalet Divanı’na kim başvurdu?
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 2022’de de mahkemeden işgalle ilgili tavsiye niteliğinde, bağlayıcı olmayan bir görüş istemişti.
Duruşmalar bunun üzerine başladı.
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022’de ICJ’den İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin’deki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarıyla ilgili tavsiye niteliğinde görüş vermesini talep etti.
Genel Kurul’da yapılan oylamada Arap ülkeleri, Rusya ve Çin bu talep lehine oy verirken İsrail, ABD, Almanya ve diğer 24 üye ülke karşı oy kullamıştı.
ardından İsrail, Mısır’dan Gazze Şeridi’ni Ürdün’den Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ü aldı ve bu toprakları işgal etti. Çok sayıda Filistinli topraklarından sürüldü, kaçmak zorunda kaldı ya da öldürüldü. Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te süren İsrail işgali bazı devletlere göre uluslararası hukuka aykırı.
BM Genel Kurulu, ICJ’e bir mektup göndererek Filistinlilerin haklarının işgal ve devam eden yerinden edilme girişimlerinden nasıl etkilendiği; BM ve üye devletlerin bu ihlallere karşı sorumluluklarının neler olduğu hakkındaki soruları iletti.
Uluslararası hukuk kurallarını dikkate alarak bu soruları yanıtlamasını istedi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki politikaları, insanlığa karşı suç olan apartheid ve zulme varıyor.
Lahey merkezli ICJ, daha önce de 2004 yılında, İsrail’in birçok Filistinli aileyi ayıran Batı Şeria duvarının yasa dışı olduğuna ve yıkılması gerektiğine karar vermişti.
Ancak İsrail kararı reddetti ve o zamandan beri duvarı genişletti.
Güney Afrika’nın ICJ davasından farkı ne?
Bu dava, İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediği iddiasıyla 29 Aralık’ta Güney Afrika tarafından açılan davadan farklı.
Bu davaya ilişkin ön kararda mahkeme, İsrail’in 26 Şubat’a kadar Gazze’de soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.
Bugün başlayan duruşmalar ise, Gazze’de devam eden mevcut savaşla doğrudan bağlantılı değil. İsrail’in tüm Filistin topraklarına yaklaşımını bağlayan uluslararası hukuk ihlali endişeleriyle ilgili.
Şimdi ne olacak?
ICJ, dünyanın farklı yerlerinden BM Genel Kurulu tarafından dokuz yıllık dönemler için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam şu anda mahkeme başkanı olarak görev yapıyor.
Jüri üyeleri, duruşmalar boyunca kapsamlı sunumları dinleyecek ve ardından yazılı görüşlerini yayımlayacak. Bu yıl sonunu bulabilir.
]]>
Kanadalı aktivist Karen Devito, İsrail’in Gazze’de yaptıklarının “ders kitaplarında yer alacak soykırım vakası” olduğunu söyledi.
Devito, İsrail’in bir yandan havadan ve karadan saldırılarını sürdürdüğü bir yandan da yardım girişini engelleyerek halkı ölüme sürüklediği Gazze’ye destek vermek ve ablukayı kırmak için mart sonunda ya da nisan başında Akdeniz’e açılması beklenen Uluslararası Özgürlük Filosu üzerine çalışmalar yapmak ve toplantılara katılmak üzere İstanbul’a geldi.
“Soykırım uzmanı” olduğunu belirten Devito, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını AA muhabirine değerlendirdi.
Devito, “Bu bir ders kitabı vakasıdır. Soykırımın yasal bir tanımı var, birçok koşulu var ve bunların çoğu İsrail tarafından gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla bunun, ders kitaplarına girecek nitelikte soykırım vakası olduğunu söyleyebilirim.” dedi.
Böylesine korkunç manzaraların daha önce görülmediğini dile getiren Devito, savaşın devletler arasında olduğunu, söz konusu vakada ise İsrail’in insanlara karşı soykırım uygulayarak üniversiteler, hastaneler, okullar, konutlar dahil karşısına çıkan her şeyi yok ettiğini belirtti.
Devito, “Açlık savaş silahı olarak kullanılıyor. Bu soykırımın sadece bir yönü. Bir tek buna bakarak bile İsrail’in saldırılarının ders kitaplarında yer alacak soykırım vakası olduğunu söyleyebilirsiniz.” dedi.
Uluslararası Özgürlük Filosu
İstanbul’da, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun organizasyonuna dair bir dizi toplantıya katıldığını kaydeden Devito, İsrail’in Gazze sınırlarını kontrol ettiğini ve İsrail’in girişe izin vermemesi nedeniyle sınırlarda kilometrelerce uzunlukta yardım tırı kuyruklarının oluştuğunu hatırlattı.
Devito, “Bizim görevimiz, Özgürlük Filosu’nun görevi, kuşatmayı kırmaktır. Amacımız bu, hedefimiz bu. Esasında Filistinlilerin yardıma ihtiyacı yok, hayatta kalmaya ihtiyaçları var ve çok yetenekli insanlar. Şu anda ihtiyaçları olan şey bu savaşın, soykırımın sona ermesi, işgalin sona ermesi, sınırların açılması.” diye konuştu.
Protestolar ve boykotlar
Bütün dünyada insanların bu “korkunç vahşet” karşısında sokaklarda gösteriler düzenlediğini anımsatan Devito, bu gösterilerin ve İsrail mallarına yönelik boykotun önemine dikkati çekti.
Devito, Kuzey Amerika’da özellikle de ABD’de boykotu ve BDS’yi (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi) yasa dışı hale getirmeye yönelik çalışmalar yapıldığını aktardı.
Vicdan sahibi insanların yaptıklarının önemine işaret eden Devito, dayanışma gruplarının uzun zamandır boykotlar üzerine çalıştığını söyledi.
Devito, hangi malların İsrail’e ait olduğunun insanlara gösterilmesi ve İsrail gemileri herhangi bir ülkede limana mal getirdiğinde protesto edilmesi gerektiğini vurguladı.
Soykırımın köklerinin 100 yıl öncesine dayandığını dile getiren Devito, İsrail’in 7 Ekim 2023’te soykırıma başlamak için bahane bulduğunu ifade etti.
Devito, Batı ülkelerinde insanların Filistin konusunda bir şeyler öğrenmek için artık daha hevesli olduğunu ve kefiye taktıklarını görenlerin bu konuyu sormak için yanlarına geldiğini anlattı.
“ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor”
Filistin konusunda Batı ülkelerinde, özellikle ABD medyasında büyük sansür uygulandığının altını çizen Devito, şöyle devam etti:
“CNN gibi ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor çünkü Filistin’de olup bitenlerin gerçek hikayesini göstermiyorlar. İsrail’in yanında, çok taraflı bir tutum sergiliyorlar. Çalışanlar işlerini kaybetmekten korkuyor ama bu değişecek. Belki birkaç yıl sonra insanlar ‘dünya buna nasıl izin verdi’ diye soracak.”
Devito, Batı ülkelerindeki protestolara rağmen devletlerin sessiz kalmasının da değişeceğini aktardı.
Protestoların her geçen gün daha da arttığına işaret eden Devito, eğer şimdi harekete geçilmezse ortada harekete geçmek için Gazze kalmayacağını belirtti.
Devito, ABD ve Batı ülkelerinin sorumluluklarına dikkati çekerek, “ABD dünyanın gözünde iyi görünmüyor, soykırıma yardım ve yataklık ediyor.” ifadesini kullandı.
]]>
Ünlü Fransız dergisi L’Express, eski editörü Philippe Grumbach’ın 35 yıl boyunca Sovyetler Birliği için ajanlık yaptığını açıkladı.
Grumbach onlarca yıl Fransız toplumuyla son derece kuvvetli bağlar geliştiren bir figürdü.
Yakın arkadaşları arasında siyasi liderler, aktörler ve edebiyatın dev isimleri vardı. Fransa’nın en başarılı yayınlarından birinin yönünü belirleyen efsanevi bir figürdü.
2003’te öldüğünde Kültür Bakanı Jean-Jacques Aillagon, Grumbach’ın “Fransız basınında en çok hatırlanan ve saygı duyulan figürlerden biri” olduğunu söylemişti.
Ancak aynı zamanda “Brok” mahlasıyla Sovyetler Birliği’nin istihbarat servisi KGB için çalışıyordu.
Grumbach’ın ikili yaşamına dair kapsamlı kanıtlar, Mitrokhin arşivleri diye bilinen belgelerde yer alıyor. Bu belgeler ismini 1992’de Sovyet arşivlerinden binlerce sayfalık belgeyi kaçırıp İngiltere’ye teslim eden Sovyet binbaşısı Mitrokhin’den alıyor.
Mitrokhin arşivi daha sonra Christopher Andrew ve Vasili Mitrokhin’in kendisi tarafından derlenip bir kitap haline getirildi.
Binlerce sayfalık belge arasında Sovyetler Birliği adına casusluk yapan Batılıların profilleri de yer alıyor.
L’Express’in sosyal işler editörü ve Grumbach ifşasının ortak yazarı Etienne Girard’ın bir arkadaşı, birkaç ay önce, ona Mitrokhin dosyalarını araştıran bir tanıdığının L’Express’ten bahsedildiğini gördüğünü aktardı.
Belgelere göre, “Brok” kod adlı KGB için çalışan bir ajanın biyografik ayrıntıları Grumbach’ınkiyle örtüşüyordu.
Bu durum Girard’ın dikkatini çekti.
Grumbach, 1954’te L’Express’in kurucusu Jean-Jacques Servan-Schreiber tarafından işe alındı.
İşe girişinden hemen sonra Grumbach Fransa’nın 20. yüzyıldaki en önemli figürleriyle yakın ilişkiler geliştirmeye başladı.
1960’da o dönem senatörken kendisine yönelik sahte bir suikast girişimi tertiplemekle suçlanan, geleceğin Cumhurbaşkanı Francois Mitterand’ın itibarının düzeltilmesine yardımcı oldu.
Yakın olduğu isimler arasında eski Cumhurbaşkanı Valéry Giscard d’Estaing ve eski Başbakan Pierre Mendès France de vardı.
Ünlü oyuncular Alain Delon, Isabelle Adjani, 1980’de Grumbach’ın düğününün davetlileri arasındaydı. Yazar Francoise Sagan ve Yves Saint Laurent markasının kurucusu Pierre Berge nikah şahidi olarak düğünde yer almıştı.
Grumbach’ın tüm bu dönemlerde ikili bir hayat yaşadığı, Sovyetler Birliği için ajanlık yaptığı ileri sürülüyor.
Grumbach’ın neden ajanlık yaptığıyla ilgili kesin bir sonuca varmak zor. Mitrokhin, Grumbach’ın KGB ile ilişkisinin kısmen ideolojik nedenlere bağlı olduğunu söylüyor. Öte yandan, Paris’te bir ev satın almak için para kazanmak gibi daha maddi gerekçeler de öne sürülüyor.
Belgeleri sızdıran Mitrokhin’e göre 1976 ile 1978 arasında sadece Grumbach’a bugünün 250 bin euro’su tutarında para verildi. Ayrıca Fransa’da en seçkin 13 Sovyet ajanından birisi olarak değerlendirilen Grumbach ilave bonuslar da kazandı.
Grumbach’ın KGB yararına ne tür faaliyetler yürüttüğü de net değil. Mitrokhin dosyalarında, 1974 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, KGB tarafından Grumbach’a sağcı adaylar arasında gerilim yaratabilecek dosyalar sunulduğu iddia ediliyor.
Paris’taki KGB ajanları 1981’de, Grumbach’ın ‘iki yüzlü’ olduğu ve bilgi toplama ve istihbarat konularındaki yeteneklerini abarttığı görüşüne varıyor ve onunla bağlantıyı kesiyor.
Grumbach’ın bu ikili yaşamının bitmesiyle rahatlayıp rahatlamadığını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. KGB’ye hizmeti konusunda neler hissettiği de karanlıkta kalacak.
Grumbach’ın kendi geçmişini ifşa etmesine en çok yaklaştığımız an, 2000 yılında gazeteci Thierry Wolton’un onun ajanlık serüvenini deşmesiyle yaşandı. Grumbach geçmişini kabul etmeye yakındı, ancak sonra geri adım attı ve Wolton’u “kitabı yayınlarsa dava etmekle” tehdit etti.
Wolton projeyi yarıda bıraktı. Ancak Grumbach, geçmişini açıklama konusunda bir adım daha attı.
Nişanlısı Nicole, L’Express dergisine yaptığı açıklamada, Wolton’ın ziyaretinden hemen sonra, kocasının ona gerçekleri anlattığını söyledi.
Nicole, “Evlenmeden önce, KGB için çalıştığını söyledi” dedi. Nişanlısına göre Grumbach, Texas’ta ABD ordusundayken tanık olduğu ırkçılıktan tiksindiğini, Sovyetler Birliği’yle işbirliği yapma fikrine bu şekilde yaklaştığını aktardı. Ek olarak, ajanlık faaliyetini hemen bırakmak istediğini ancak tehdit edildiğini de söyledi.
Grumbach’ın ajan olduğu ortaya çıktığında, Fransa’da basını on yıllarca domine etmiş bir figürün neler yapmış olabileceği herkesin dikkatini çekti.
Kimileri Grumbach’ın yönettiği L’Express’te Sovyetler Birliği yanlısı gizli mesajlar arayıp durdu. Ancak L’Express genellikle ılımlı, liberal ve merkez siyaset rotasındaydı.
L’Express’in de bildirdiği gibi, Grumbach’ın ajan olarak görevi propaganda yaymak değildi.
Etienne Girard, “Dergideki göreviyle, ajanlık faaliyetini ayrı tutmak konusunda dikkatliydi. KGB’nin ondan istediği de buydu ve işe yaradı” diyor.
]]>
Mısır’ın Gazze sınırı bölgesinde uydu görüntülerine yansıyan inşaat çalışmaları, Filistinli sığınmacılar için kamp inşa edildiği yönündeki iddiaları güçlendiriyor.
İsmini belirtmek istemeyen Mısırlı kaynaklar, İsrail’in Gazze güneyindeki Refah şehrine planladığı kara operasyonunun gerçekleşmesi halinde, burada duvarlarla çevrelenmiş bir tampon bölge oluşturulması amacıyla çalışma yapıldığını aktardı.
İnsan hakları örgütleri de bölgede yedi metre uzunluğunda duvarların inşa edilmekte olduğunu bildiriyor.
Mısır resmi ağızdan bu yönde bir hazırlık yapıldığı iddialarını reddediyor.
İsrail Savunma Bakanı Yaov Gallant ise “Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmeyi” amaçlamadıklarını ileri sürdü.
7 Ekim’de başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından Mısır defalarca kez Filistinli sığınmacılara sınırlarını açmasının mümkün olmadığını açıklamıştı.
Mısır’ın tavrında, Filistinlilerin büyük nüfuslar halinde göç ettirilmesinde “rol oynadığı görüntüsünden kaçınmak” etkili oluyor. Öte yandan ekonomik ve güvenlik kaygıları da bu kararın nedenleri arasında.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşık 1,4 milyon kişinin halihazırda sığındığı Refah’a yönelik operasyonda ısrarcı görünüyor. Öte yandan uluslararası kamuoyunda, böyle bir operasyonun sivillerin kitlesel ölümüne yol açabileceği doğrultusunda uyarılar var.
İsrail ise şehirdeki Hamas unsurlarının “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” savunuyor. Şimdiye kadar serbest bırakılmayan yaklaşık 130 İsrailli rehinenin de burada olduğu iddia ediliyor.
İsrail ordusu savaşın ilk günlerinde Gazze’nin kuzeyindekileri, “güvenli” olarak tanımladığı güney bölgelere göç etmeye yönlendirmişti. Ardından Gazze’nin güneyindeki birçok yerleşimde İsrail bombardımanı ve kara operasyonu devam etti.
Maxar Technologies tarafından yayımlanan uygu görüntülerinde, Refah’a yönelik operasyonun başlamasına yönelik Mısır’ın hazırlık yaptığını doğrulayabilecek inşaat çalışmaları görülebiliyor.
15 Şubat tarihli bir görselde, Refah sınır kapısı yakınlarındaki bir bölgenin temizlendiği görülüyor.
Mısır’ın Kuzey Sina Valisi Mohammed Shousha, Suudi televizyonu Al Arabiya Al Hadath TV’ye yaptığı açıklamada, söz konusu inşaat alanlarının geçmişte IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlarda zarar gören evlere yönelik yapıldığını ileri sürdü.
Shousha Mısır’ın pozisyonunun, “Mısır’a Gazzelilerin zorla gönderilmesine izin vermediğini” de ekledi.
Öte yandan uydu görüntülerinde bazı noktalara duvarların da inşa edildiği seçilebiliyor.
Uydu görüntüleri dışında, Sina İnsan Hakları Vakfı üyelerinin bölgeden çektiği fotoğraf ve videolarda da inşaat çalışmaları görülüyor.
BBC’nin bağımsız olarak doğrulayamadığı bu görsellerle ilgili açıklama yapan vakıf, yedi metre yüksekliğinde duvarların inşa edildiğini aktardı.
Vakfa göre bu çalışmalar, Gazze sakinlerinin kitlesel olarak bölgeye geçmesi halinde sığınmacıların barınması için planlanıyor.
Raporda, tampon bölge olduğu ileri sürülen bu alanın, 20 kilometrekare genişliğinde olduğu ve 100 binden fazla kişiye ev sahipliği yapabileceği kaydediliyor.
İsrail reddediyor
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Perşembe günü yaptığı açıklamada, “İsrail’in Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmek gibi bir amacının olmadığını” savundu.
Gallant, Mısır’la aralarındaki anlaşmanın bölgedeki istikrarı için kritik önemde olduğunu da ekledi.
İsrail Filistinlileri kendi bölgelerinden “dışarı attığı” görüntüsünü arzu etmese de, kendi iradesiyle Gazze’yi terk etmek isteyenlerin önüne geçmeye de yanaşmayabilir.
Mısır’ın yaklaşık 100 bin sığınmacıyı kabul etmesi durumunda, İsrail’in bu kararın önüne geçmesi beklenmiyor.
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri ise böyle bir toplu nüfus hareketinin “endişe verici” olacağını söylüyorlar.
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Reuters haber ajansına verdiği demeçte, Filistinlilerin Mısır’a toplu olarak göç etmesinin “hem Filistinliler için hem Gazze için hem de barışın geleceği için felaket olacağını” söyledi.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in başlattığı hava ve kara operasyonlarında 7 Ekim’den bu yana toplam 28 bin 775 kişinin öldürüldüğünü bildirdi.
]]>
İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ailesini kaybeden Al Jazeera Gazze Büro Şefi Vail ed-Dahduh, “İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor.” dedi.
İsrail ordusunun 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyine düzenlediği saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlediği saldırıda da kendisi gibi gazeteci oğlu Hamza’yı kaybeden Al Jazeera muhabiri Dahduh, her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Filistinli gazetecilerden biri olarak Gazze’deki direnişin sembol isimlerinden biri haline geldi.
Dahduh, tedavi için getirildiği Katar’ın başkenti Doha’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
“Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim”
Ailesinin ölümünden hemen sonra sahada haber yapmaya geri dönen Dahduh, mesleği bırakmayı düşünmediğini belirtti.
Dahduh, “Biz burada (Gazze’de) kalmaya devam edeceğiz ve bu bölgeden asla çıkmayacağız. Bu, üyesi olduğumuz tüm Arap ve Müslüman halklara haykırdığımız asil bir çağrıdır. Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın ve Filistin halkının özgürlük davasını omuzlarımızda hissediyoruz. Biz bu sorumluluğu yerine getiriyoruz ve getirmeye devam edeceğiz. Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim. Bu Müslümanların davasıdır, bu insanlığın davasıdır.”
“İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor”
Dahduh, İsrail’in, Gazze’de gerçekleştirmiş olduğu soykırımın duyulmaması için gazetecileri de öldürdüğünü söyledi.
İsrail’in Gazze’de tüm dünyanın gözleri önünde işlediği katliama dikkati çeken Dahduh, şöyle konuştu:
“İsrail, gözünü kırpmadan sivilleri hedef alıp çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürüyor. Hedef ayırt etmeksizin yaptığı saldırılarda gazeteciler de hedef haline geliyor. İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor. Savaşın başından bu yana 123 gazeteci öldürüldü. Bu, gerçekten çok büyük bir sayı. Bu, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bir hakikat.”
” Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı”
Dahduh, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulması konusunda Türkiye’nin oynadığı rolü de değerlendirdi.
Türkiye’nin Gazze’deki savaşın bir an önce sona ermesi için elinden gelen tüm diplomatik ve insani çabayı ortaya koyduğunu vurgulayan Dahduh, “Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı.” dedi.
“AA’nın hazırladığı ‘Kanıt’ kitabı İsrail’in savaş suçlarını gözler önüne seriyor”
Anadolu Ajansının (AA) İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabını inceleyen Dahduh, şu ifadeleri kullandı:
“Anadolu Ajansının büyük bir gayretle ortaya koyduğu bu eser, Gazze’de kurban edilen çocukları, kadınları, tüm sivilleri ve özellikle İsrail’in Gazze’de işlemiş olduğu savaş suçlarını gözler önüne seriyor. Ümit ediyorum ki uluslararası mahkemelere sunulacak olan bu fotoğraflar ve kanıtlar Filistin’in özgürlüğü yolunda atılan adımlar olacak.”
Küresel boykot ve protestolar çok önemli
Gazze Şeridi’nde 29 bine yakın Filistinliyi öldüren ve bölgede derin bir insani felaketin yaşanmasına neden olan İsrail’e karşı dünya genelinde yapılan boykot ve protestoların oldukça etkili olduğunu belirten Dahduh, şunları kaydetti:
“Dünyada İsrail’e destek veren firmaların ürünlerine yapılacak boykot hiç şüphesiz İsrail’e karşı atılacak en önemli adımlardandır. Bazıları bunu yapmaya çalışmanın gereksiz olduğunu düşünebilir oysa bu İsrail’e karşı atılacak en etkili adımlardan biridir. Aynı şekilde dünyada İsrail zulmüne karşı küresel protestoların devam etmesi, Gazze halkının sesinin duyurulması açısından çok önemli.”
Dahduh, Gazze’de sembol isimlerden biri oldu
İsrail’in saldırılarında her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Gazzeli gazetecilerden biri olan ve sembol haline gelen Al Jazeera muhabiri Dahduh, ilk olarak 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyindeki saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi kaybetti.
Eşi ve çocuklarının öldürüldüğü saldırının üzerinden saatler geçmesine rağmen Dahduh, görevine devam ederek bölgedeki saldırıları aktarmayı sürdürdü.
Dahduh, 15 Aralık’ta Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta düzenlenen saldırıda elinden ve karnından yaralandı, kameramanı Samir Ebu Dakka ise yaşamını yitirdi.
Yaralı olmasına rağmen görevine devam eden Dahduh, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlenen saldırıda kendisi gibi gazeteci olan oğlu Hamza ed-Dahduh’u kaybetti.
]]>
Steve, su satmak ve geçimini sağlamak için eşeklerine güveniyordu. 20 bidon su yüklü arabasını çekiyorlardı. Derileri için çalındıklarında Steve artık çalışamaz hale geldi.
O gün de diğerleri gibi başladı. Steve sabah saatlerinde Nairobi’deki evinden çıktı ve hayvanlarını almak için tarlaya gitti.
“Onları göremedim. Bütün gün, bütün gece ve ertesi gün onları aradım.”
Üç gün sonra bir arkadaşı arayıp hayvanların iskeletlerini bulduğunu söyledi.
Steve, “Öldürülmüşlerdi, kesilmişlerdi, derileri alınmıştı” diye anlatıyor.
Bu tür eşek hırsızlıkları Afrika’nın pek çok bölgesinde ve dünyada eşek nüfusunun yüksek olduğu yerlerde giderek yaygınlaşıyor.
Steve ve eşekleri, küresel eşek derisi ticaretinden etkilenenler arasında.
Çin’deki ilaca talep yüksek
Eşek derisi ticaretinin kökeni, Kenya’daki o tarladan binlerce kilometre uzakta, Çin’e uzanıyor.
Çin’de eşek derisindeki jelatin ile yapılan, Ejiao adlı geleneksel bir ilaca talep çok yüksek.
Bu ilacın sağlığı geliştirici ve gençliği koruyucu özelliklere sahip olduğuna inanılıyor.
Eşek derileri kaynatılarak jelatin elde ediliyor ve bu jelatin toz, hap veya sıvı haline getiriliyor veya yiyeceklere ekleniyor.
Eşek derisi ticaretine karşı kampanya yürütenler, Steve gibi insanlar ve eşeklerinin, Ejiao’ya olan olağanüstü talebin kurbanı olduklarını söylüyor.
2017’den bu yana kampanya yürüten Donkey Sanctuary (Eşek Barınağı) adlı kuruluş, yeni bir raporda dünyada her yıl en az 5,9 milyon eşeğin Ejiao yapımı için katledildiğini tahmin ediyor.
BBC bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı, ancak yardım kuruluşu talebin giderek arttığını söylüyor.
Ejiao endüstrisi için tam olarak kaç eşeğin öldürüldüğünü anlamak pek kolay değil.
Zirvede görüşülecek
Dünyadaki yaklaşık 53 milyon eşeğin üçte ikisinin Afrika’da yaşadığı düşünülüyor.
Afrika’da endüstriye yönelik çeşitli düzenlemeler bulunuyor.
Eşek derisi ihracatı bazı yasa dışı bir suç olarak sayılıyor.
Ancak talebin ve eşek derisi fiyatlarının yüksek olmasıyla eşek hırsızlığının körüklendiği söyleniyor.
Eşek Barınağı, eşeklerin kaçırılarak ticaretin yasal olduğu yerlere götürüldüğünü söylüyor.
Ancak, Afrika ülkeleri ve Brezilya hükümetinin, azalan eşek nüfusuna tepki olarak eşeklerin kesilmesini ve ihraç edilmesini yasaklamaya hazırlanmasıyla yakında bir dönüm noktası yaşanabilir.
Afrika genelinde endüstriyi yasaklamayı öngören yeni bir yasa tasarısı, 17 ve 18 Şubat tarihlerinde tüm devlet liderlerinin bir araya geldiği Afrika Birliği Zirvesi’nde gündemde olacak.
Eşek Barınağı için çalışan ve Nairobi’de bulunan Solomon Onyango, “2016 ile 2019 yılları arasında Kenya’daki eşeklerin yaklaşık yarısının [deri ticareti için] katledildiğini tahmin ediyoruz” diyor.
Afrika ve Brezilya’daki yasaklar ticareti başka yerlere kaydırabilir mi?
Ejiao üreticileri eskiden Çin’den temin edilen eşek derilerini kullanıyordu.
Ancak Çin’deki Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na göre ülkedeki eşek sayısı 1990’da 11 milyon iken 2021’de iki milyonun altına düştü.
Aynı zamanda, Ejiao niş bir lüks olmaktan çıkıp popüler, yaygın olarak bulunabilen bir ürün haline geldi.
Çinli şirketler deriyi başka ülkelerde aramaya başladı. Afrika, Güney Amerika ve Asya’nın bazı bölgelerinde eşek mezbahaları kuruldu.
Afrika’da bu durum, ticaret üzerinden acımasız bir çekişmeye yol açtı.
Eşek eti tüketiminin tabu olduğu Etiyopya’da bulunan iki eşek mezbahasından biri 2017 yılında halkın protestoları ve sosyal medyada insanların tepkisi üzerine kapatıldı.
Tanzanya ve Fildişi Sahili gibi ülkeler 2022 yılında eşek derisi kesimini ve ihracatını yasakladı, ancak Çin’in komşusu Pakistan bu ticarete kucak açtı.
Geçen yılın sonunda Pakistan basınında yer alan haberlerde, “en iyi cinslerden bazılarını” yetiştirmek üzere ilk “resmi eşek yetiştirme çiftliğinin” kurulduğu duyuruldu.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston’a göre bu oldukça kârlı bir işe dönüştü.
Johnston, Çin’de 2013 yılında yaklaşık 3,2 milyar dolar değerindeki Ejiao pazarının 2020 yılında yaklaşık 7,8 milyar dolara yükseldiğini söylüyor.
Bu durum halk sağlığı yetkilileri, hayvan refahı kampanyacıları ve uluslararası suç araştırmacıları için bir endişe kaynağı haline geldi.
Oxford Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı bir göre eşek derisiyle birlikte çeşitli diğer yasa dışı yaban hayatı ürünlerinin ticareti de yapılıyor.
Pek çok kişi, ulusal yasakların bu ticareti daha da yeraltına iteceğinden endişe ediyor.
Ülkeler için temel bir soru da şu: Gelişmekte olan bir ekonomi için eşeklerin ölüsü mü yoksa dirisi mi daha değerli?
Eşek Barınağı’nda veteriner olan Faith Burden, eşeklerin dünyanın pek çok yerinde kırsal yaşamın “kesinlikle ayrılmaz bir parçası” olduğunu söylüyor.
Eşeklerin güçlü ve uyum sağlayabilen hayvanlar olduğunu söyleyen Burden, “Bir eşek belki de 24 saat boyunca su içmeden durabilir ve herhangi bir sorun yaşamadan çok hızlı bir şekilde yeniden sıvı alabilir” diyor.
Ancak tüm bu özelliklerine rağmen eşekler kolay ya da hızlı bir şekilde üremiyor.
Bu yüzden de kampanyacılar, ticaretin kısıtlanmaması halinde eşek nüfusunun azalmaya devam edeceğinden ve daha fazla yoksul insanı bir yaşam çizgisinden ve bir arkadaştan mahrum bırakacağından korkuyor.
Ejiao’nun tarihi
Ejiao, kanı güçlendirmekten uykuya yardımcı olmaya ve doğurganlığı artırmaya kadar sayısız faydası olduğuna inanılan binlerce yıllık bir ilaç.
Ancak 2011 yılında Çin’de yayınlanan ve bir imparatorluk sarayını anlatan bir televizyon TV programında popülaritesi artmaya başladı.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston, “Zekice bir ürün yerleştirmeydi. Dizideki kadınlar güzel ve sağlıklı olabilmek için her gün Ejiao kullanıyordu. Bu elit kadınlığın bir ürünü haline geldi. İronik bir şekilde, bu artık birçok Afrikalı kadının hayatını mahvediyor” diyor.
]]>
Salı günü Azerbaycan-Ermenistan sınır bölgesinde çıkan çatışmalarda dört Ermeni askerinin ölmesiyle birlikte yeniden başlayan gerilim, iki ülke liderinin karşılıklı açıklamalarıyla tırmanışa geçti.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Perşembe günü yaptığı açıklamada Azerbaycan’ın “geniş çaplı bir savaşa” hazırlandığı uyarısında bulundu.
AFP haber ajansının aktardığına göre, Paşinyan kabine toplantısında yaptığı açıklamada, değerlendirmeleri neticesinde Azerbaycan’ın sınırın bazı bölgelerinde askeri hareketlilik gösterdiğini ve bunun Erivan yönetimine karşı tam ölçekli bir savaşa dönüştürme ihtimaline işaret ettiğini söyledi.
Paşinyan, “Azerbaycan’ın tüm açıklamalarında ve eylemlerinde bu niyet okunabilir” dedi.
AFP’nin aktardığına göre, Erivan yönetimi, Bakü’nün Karabağ’daki başarısından hareketle, Azerbaycan’a bağlı özerk bir yönetim olan Nahçıvan’a bir kara köprüsü oluşturmak amacıyla Ermenistan topraklarını işgal edebileceğinden endişe ediyor.
Dağlık Karabağ, iki ülke arasında yaşanan uzun süreli çatışmaların ardından, geçen sene Azerbaycan’ın kontrolüne geçmişti. Bölgede yaşayan on binlerce Ermeni, Ermenistan’a göç etmişti. Ardından da sürdürülen müzakereler sonucunda iki ülke arasında ateşkes sağlandı.
Bakü ise Ermenistan’ın Anayasasını değiştirmesini ve toprak iddiası olarak gördüğü “Dağlık Karabağ”a ilişkin atıfların kaldırılmasını istiyor.
Bu ay yeniden seçilen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Çarşamba günü yemin töreninde yaptığı konuşmada, toprak taleplerinin Azerbaycan’a değil Ermenistan’a ait olduğunu söyledi.
Aliyev, “Bizim Ermenistan’dan toprak talebimiz yok. Onlar da bu iddialarından vazgeçmelidir. Bizimle şantaj diliyle konuşmaları onlara pahalıya mal olur. Ermenistan mevzuatını normalleştirmezse elbette barış anlaşması da olmayacak” dedi.
İki lider de daha önce yaptıkları açıklamalarda iki ülke arasında yapılacak bir barış anlaşmasının geçen yılın sonuna kadar imzalanabileceğini söylemişti, ancak uluslararası arabuluculukla yürütülen barış görüşmelerinde bir ilerleme sağlanamadı.
Salı günü, Ermenistan’ın dört askerinin öldüğünü söylediği çatışmada her iki taraf da birbirlerini sınır bölgelerinde ateş açmakla suçladı.
Azerbaycanlı yetkililer önceki günlerde dış basına verdikleri röportajlarda iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin son altı ayda hiç olmadığı kadar sakinleştiğini belirtti.
Azerbaycan’da 7 Şubat’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini ülkeyi 20 senedir yöneten İlham Aliyev kazanmıştı. Aliyev, bazı usulsüzlüklerin olduğu raporlanan seçimde elde ettiği bu zaferle birlikte yedi sene daha görevde kalacak.
Çatışmalarda neler yaşandı?
BBC Azerbaycanca Servisi’nin aktardığına göre, 13 Şubat’ta Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermeni ordusuna ait bir askeri karakolu imha ettiğini duyurdu. Bir gün önce de bir Azeri asker o karakoldan açılan ateş sonucu yaralandı. Ermenistan olayın nedenini araştıracağını söyledi.
Ermenistan Savunma Bakanlığı ölen dört askerin Yerkrapah birliğine bağlı üyeler olduğunu söyledi.
1993 yılında kurulan Yerkrapah (Toprağın Savunucuları) Gönüllü Birliğinin temel amacı “Ermenistan Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmek, Dağlık Karabağ savaş gazilerinin sosyal koşullarını iyileştirmek ve gençler arasında askeri-vatanseverlik eğitimini teşvik etmek” şeklinde tanımlanıyor.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, yaşananların Ermenistan tarafından yapılan bir “provokasyon” olduğunu, son dönemde yaşanan istikrara karşı, barış sürecine ciddi bir darbe indirildiğini söyledi.
Bakanlık ayrıca, olayın Ermenistan’daki Avrupa Birliği misyonunun kontrolü altındaki bölgelerde meydana gelmesi nedeniyle “bu misyonun amaç ve hedeflerine ilişkin ciddi soru işaretleri uyandırdığını” kaydetti.
‘Ermenistan hükümeti Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor’
BBC Azerbaycanca Servisi’nden Könül Halilova, Avrupa Birliği’nin Azerbaycan’daki misyonuna yönelik eleştirilerin yanı sıra, dile getirilen bazı olasılıkların Rusya’yı hedef aldığını belirtiyor.
Halilova, “Hükümet yanlısı analistlere göre, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış anlaşması imzalanması Rusya’nın çıkarına değil. Rusya, barış güçlerini Azerbaycan topraklarında tutmak için Karabağ’daki Ermeni nüfusunu geri göndermeye çalışıyor ve Azerbaycan da buna yanaşmıyor” dedi.
Azerbaycan’da hükümete yakın bazı siyasi yorumcuların görüşlerini de aktaran Halilova, “Bu kişiler, Ermenistan’ın bazı muhalif temsilcilerinin bazı ordu birimleri üzerinde nüfuzunun bulunduğunu öne sürerek, sınırdaki gerginlikten Ermenistan Başbakanı’nı değil muhalefeti sorumlu tutuyor” değerlendirmesinde bulundu ve şöyle devam etti:
“Azerbaycan-Ermenistan sınırındaki son çatışma, Rusya destekli Azerbaycan’ın herhangi bir barış anlaşmasını imzalamadan önce Erivan’ı ‘Zengezur Koridoru’ olarak bilinen demiryolu ve kara yollarını açmaya zorlayabileceği olasılığını da artırdı.
“Azerbaycan’ın Karabağ’ın kontrolünü yeniden ele geçirmesinin ardından Moskova’nın desteğinden memnun olmayan Ermenistan hükümeti, geleneksel müttefiki Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor.
“Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan bu ay yaptığı bir konuşmada, Erivan’ın artık Moskova’yı ana bir savunma ortağı olarak görmediğini, Fransa ve Hindistan’ı en büyük silah tedarikçileri olarak gördüğünü söyledi.”
Ancak Halilova’ya göre Rusya’nın etkisinden kurtulmak Ermenistan için kolay değil.
Ülkenin altyapısının Rusya’nın kontrolü altında olduğunu belirten Halilova, ülkede Rus askeri üssünün bulunduğunu ve Ermenistan’ın Putin’in askeri ve siyasi blokunun da üyesi olduğunu kaydetti.
Öte yandan olası bir barış anlaşması kapsamında Azerbaycan’ın talep ettiği Ermenistan anayasasının değiştirilmesi konusunun ülkede tartışıldığını da belirten Halilova, on binlerce Ermeninin, anayasa değişikliği önerisini reddetmek için dilekçe imzaladığını hatırlattı.
]]>
47 yaşında, üç yıldır tutulduğu cezaevinde hayatını kaybeden Rus muhalif lider Aleksey Navalni, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en önemli muhalifleri arasındaydı.
Daha önceden sinir gazıyla zehirlenen ancak hayatta kalan Navalni, 19 yıl hapis cezasını çekmek üzere Moskova’nın 1900 kilometre uzağındaki ücra bir hapishanede tutuluyordu.
Rusya’da uzun yıllardır yolsuzluklara karşı mücadele eden ve kamuoyu oluşturmaya çalışan Aleksey Navalni, Putin’in partisini ‘Sahtekârlar ve hırsızlar’ olarak nitelemişti.
Navalni, Putin’in yıllar içerisinde kurduğu sistemin ‘Rusya’nın kanını emdiğini’ söylüyor ve ülkenin adeta bir feodal düzenle yönetildiğini savunuyordu.
Navalni, yıllar içerisinde Putin’e karşı birçok toplumsal harekete öncülük yapmış bir isimdi. Düzenlediği protesto gösterilerine binlerce kişi katılmıştı.
Ancak Navalni hiçbir zaman seçimlerde Putin’in rakibi olamadı. 2018 başkanlık seçimlerinde aday olması engellenmişti. Gerekçe, Rusya’da dolandırıcılık suçundan hüküm giymiş olmasıydı.
Navalni, kendisine yöneltilen suçlamaları hiçbir zaman kabul etmedi. Açılan davalar ve verilen cezaları, ‘Kremlin’in muhaliflerden intikam alma çabası’ olarak niteledi.
Siyaset sahnesinde yükselişi
Navalni’nin Rus siyasi sahnesindeki yükselişi 2008 yılında başlamıştı.
Rusya’nın büyük kamu şirketlerinde yaşandığını ifade ettiği yolsuzlukları blogunda kaleme alıyordu.
Uyguladığı yöntemlerden birisi, devlete ait büyük petrol şirketlerinde, bankalarda ve diğer kuruluşlarda azınlık hissedarı olup toplantılarda yetkililerin çok da hoşuna gitmeyen kamu finans hesaplarına dair sorular sormaktı.
Siyasi mesajlarını topluma ulaştırmak için sosyal medyayı etkin biçimde kullandı.
Özellikle genç kitlelerin desteğini çekmek için çalışmalarını yürüttü. Kullandığı dilde kısa ve öz mesajlar vermeye çalıştı, Putin ve çevresindekilere yönelik alaycı bir üslubu benimsedi.
Navalni’nin kamu şirketlerine yönelik eleştirileri kısa sürede Putin iktidarına ve Birleşik Rusya Partisi’ne yönelik bir tepkiye evrildi.
2011’deki milletvekili seçimleri öncesinde blog takipçilerine ‘Birleşik Rusya hariç herhangi bir partiye oy verin’ çağrıları yaptı, Birleşik Rusya’yı ‘Sahtekârlar ve hırsızlar partisi’ olarak tanımladı. Navalni o seçimde kendisi aday olmamıştı. Ama taktığı lakap bir slogana dönüştü.
Birleşik Rusya, 2011 seçimlerini kazansa da oy oranı gerilemişti. Ayrıca oy sayım işlemlerinde usulsüzlük iddiaları da seçim zaferini gölgeliyordu.
Başkent Moskova dahil birçok büyük kentte hükümet karşıtı protestolar düzenlendi.
5 Aralık 2011’deki ilk protesto gösterileri sırasında Navalni gözaltına alınmış ve 15 gün boyunca hapiste tutulmuştu.
Serbest bırakıldığı gün yeniden gösterilere katıldı ve kalabalıklara hitap ettiği konuşma o güne kadarki en büyük protesto gösterisi haline geldi.
Navalni’nin 24 Aralık 2011’de Moskova’da yaptığı konuşmayı 120 bini aşkın kişi dinlemişti.
Dolandırıcılık suçlamasıyla beş yıl hapis
Ardından Başkanlık seçimleri düzenlendi ve Putin ezici bir üstünlükle seçimi kazandı.
Hemen ardından ise Navalni hakkında bir dizi yasal süreç başlatıldı. Navalni’nin hukuk diplomasının gerçek olup olmadığı dahi soruşturuluyordu.
2013 yılında Kirov kentinde aleyhinde dolandırıcılık suçlamasıyla açılan davada hüküm giydi ve beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Batılı ülkeler ve Rusya’daki muhalifler bu yargı kararının tamamen siyasi olduğunu savundular.
2015 yılında beklenmedik bir şekilde tahliye edildi. Moskova Belediye Başkanlığı seçimlerinde aday olmuştu. Navalni oyların yüzde 27’sini aldı ancak Putin’in desteklediği Sergey Sobyanin seçimi kazandı.
Yine de bu sonuç Navalni için ciddi bir siyasi zafer olarak görüldü. Navalni’nin kısıtlı imkanlarla seçim kampanyasını yürüttüğü, devlet televizyon kanallarında kendisine yer verilmediği hatırlatılıyordu.
Navalni, Moskova seçimlerinde de internet ve sosyal medya üzerinden seçmene ulaşmaya çalıştı.
Navalni’nin dolandırıcılıktan suçlu bulunduğu mahkeme kararı ise temyizdeydi. Rusya Yüksek Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı üzerine hükmü bozdu.
Ancak 2017’de Navalni yine daha suçlu bulundu ve bir kez daha beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak cezası ertelendi.
Navalni yaptığı konuşmalarda mahkeme kararını eleştirerek “Amaçları 2018’de başkan adayı olmamı engellemek” demişti.
Zehirlenme ve hapis
Navalni’nin kurduğu siyasi hareket, Rusya’da “aşırılık yanlısı” olduğu gerekçesiyle yasaklandı.
Navalni 2020 yılının Ağustos ayında Noviçok isimli bir sinir gazıyla zehirlendi.
Tedavi için götürüldüğü Berlin’de aylarca hastanede yatan Navalni, 17 Ocak 2021’de Moskova’ya geri döndü.
Destekçilerinin gösterilerle karşıladığı Navalni, burada tekrar tutuklandı.
2021’deki hapis cezası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) gündemine geldi. AİHM, “hayati riski bulunduğu” gerekçesiyle Navalni’nin serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Ancak Navalni o tarihten itibaren tutuklu olarak yargılandı.
2022’nin Mart ayında yolsuzluk ve mahkemeye hakaret gibi suçlardan hapis cezası aldı. Moskova’nın 250 kilometre uzağındaki Melekhovo’da bir cezaevine nakledildi.
Halihazırda şartlı tahliye ihlali, dolandırıcılık ve mahkemeye saygısızlık suçlarından dokuz yıllık hapis cezası devam eden Navalni’ye 2023 Ağustos’unda ‘aşırılık yanlısı örgüt kurmak, finanse etmek ve eylemde bulunmak’ suçlamasıyla 19 yıl daha hapis cezası verildi.
Navalni ise suçlamaları reddetti.
Navalni, karardan önce sosyal medyada paylaştığı bir mesajda, diğer muhalifleri korkutmak için tasarlanan “Stalin” tarzı bir hapis cezasına çarptırılacağını düşündüğünü söyledi.
Navalni’nin geçmişte yaptığı yabancı düşmanı yorumlar ise kendisine yönelik eleştirilerin başında geliyordu.
2007 tarihli bir videoda, etnik çatışmaları ‘diş çürüğüne’ benzetmiş, göçmenleri ise ‘hamamböcekleri’ olarak nitelemişti.
2014 yılında Rusya Kırım’ı ilhak ettikten sonra Navalni’nin tavrı bazı çevrelerde tepki çekmişti.
Navalni, Kırım’ın ilhakının uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen artık bu bölgenin Rusya’nın bir parçası olduğunu ifade ediyordu. Ekho Moskvy radyo kanalına röportaj veren Navalni, “Kırım artık bizim” diyordu.
]]>
Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: UĞUR DEMİRCİ
Erzincan İliç’te Çöpler altın madeninde meydana gelen zehirli toprak kaymasında göçük altında kalan işçilere hala ulaşılamadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ‘kayan toprak kütlesinin kaldırılması için 400 bin kamyonun gerektiğini’ söylerken; aileler, gözleri yaşlı, göçüğün altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekliyor. Kamyon şoförü Uğur Yıldız’ın kuzeni Doğukan Yıldız, ANKA’ya, “Biz isterdik ki burada çıkaralım kutlamalarla götürelim ama hala içeride. Saatler geçtikçe bizim de ümidimiz tükeniyor” diye konuştu
Çalık Holding’in ortağı olduğu, Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde, 13 Şubat günü saat 14.28’de meydana gelen liç yığını alanındaki kaymayla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Kritik saatler geride kalırken göçük altındaki işçilerden henüz haber alınamadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, dün yaptığı açıklamada, toprağın kaldırılması için 400 bin kamyonun gerektiğini söylerken; aileler, göçüğün altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekliyor.
“GEÇİM DERDİ… EŞİNİ BİLE ZOR GÖREBİLİYORDU”
Gözü yaşlı bekleyen ailelerden biri de 35 yaşındaki Uğur Yıldız’ın ailesi ve akrabaları. Erzincan Merkez’de kalan Yıldız 1,5 yıllık evli. Yıldız’ın ‘kardeşim’ dediği kuzeni Doğukan Yıldız da üç gündür İliç’te maden alanında bekliyor. Uğur’un tazminatını hak edip işten ayrılacağını belirten kuzeni, “Ama mecburi geçim derdi. Haftada bir eşini zor görüyordu. Perşembe geliyor. Cuma dönüp gidiyordu. Zor şartlardaydı çıkmak istiyordu” dedi.
Biz olayı televizyondan öğrendik. Komşularımız söyledi. Sonra ulaşamayınca, apar topar buraya geldik. Geceydi buraya geldiğimizde… Yetkililer üstünkörü, ‘Çalışma var, çalışma devam ediyor’ diye konuşuyorlar. Zaten toprağa müdahale edemiyorlar, sadece tarama çalışması var. Şu anda hala yer tespit edilemiyor.
“BİZ İSTERDİK Kİ BURADAN ÇIKARIP KUTLAMALARLA GÖTÜRELİM: Bizim canımız, ciğerimiz gitti. İstanbul’dan, köyden akrabalar geliyorlar hala ama ne fayda… Biz isterdik ki burada çıkaralım kutlamalarla götürelim ama hala içeride. Saatler geçtikçe bizim de ümidimiz tükeniyor. Keşke zamanında müdahale olsa öncesinden önlem alınsa. ‘Dünyanın en önemli aletleri burada’ deniliyor. Çıkaramadıktan sonra istediği kadar iyi olsun.
BİR KISIM ÇALIŞAN ‘GÖÇÜK VAR ÇALIŞMA OLAMAYACAK’ DİYE HABERLEŞİYOR: Bir kısım çalışan kendi arasında haberleşiyor. ‘Göçük var bugün çalışma olmayacak’ diye işe gelmeyenler var. Kuzenimle beraber birkaç kişiye de ‘işe çıkmayın konteynerde bekleyin’ deniliyor. Onlar zaten o ara orada yakalanıyor. Kuzenim de son seferi yapıyormuş zaten tam geri geri giderken iki kamyon geri çekiliyor o da tam arasında kalıyor.
HANGİ PARA GİDEN CANLARI GERİ GETİRİYOR: Buraya iki defa hacminden fazla çalışma izni, depolama izni verilmiş. Niye verdiniz, kim verdi? Bizim canımızı aldınız ya. Belli bir kapasite var. İki katın üzerine çıkınca, felaketlerde gördük yani. 11 ilde gördük biz bunları… Hala neyin peşindesiniz, hangi para giden canları geri getiriyor?
İNSANLARI KURTARMAK YERİNE MALZEMELERİ KURTARMAYA BAKIYORLAR: Öncesinde kapatıldı üç ay gitmediler sonrasında tekrar açıldı. Zaten son zamanlarda yarık olduğu da belirleniyor ama insanları kurtarmak yerine demek ki malzemeleri kurtarmaya bakıyorlar. Bir kısmının haberi var zaten bir kısım işe gelmiyor işe gidenlerde bu şekilde yakalanıyor. Bugün çalışma yok orada bekleyin demişler o şekilde yakalanıyorlar. Benim kuzenimin de son seferi kamyonla içeri giriyor 30 saniyede yakalanıyor.”
]]>
Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler köyünde toprak kayması meydana gelen maden ocağı sahasında incelemelerde bulunan bilim insanları, ilk gözlemlerini basınla paylaştı.
Bölgede incelemelerde bulunan heyette yer alan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kumral, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, madende yaklaşık 800 metre uzunluğunda, 30 metre derinliğinde ve 50 metre genişliğinde alanın kaydığını söyledi.
Hem Sabırlı Deresi’ne hem de arka tarafta yer alan terk edilmiş maden sahasının içine doğru kaymanın yaşandığını belirten Kumral, “AFAD oldukça geniş alanda çalışma yapıyor. Gözlemlediğimiz, mümkün olduğu kadar teknoloji kullanılıyor. Uzaktan, dronlarla manyetik olarak yer altındaki alanlara yönelik tarama yapılıyor. Aynı zamanda da geniş çalışma ekibiyle hatta kendi canlarını da tehlikeye atarak toprakların üzerinde fiziksel arama gerçekleştiriyorlar.” diye konuştu.
“Heyelan riski göz önünde bulundurulup çalışmaların bitmesi gerekiyor”
Bir basın mensubunun “Yeni bir heyelan riski var mı?” sorusu üzerine Kumral, heyelan riskinin sürdüğünü, kayan bölgenin hem arka kısmında hem önünde atık sahasının bulunduğunu söyledi.
Kumral, şöyle devam etti:
“Bazı çatlamalar olduğunu gözlemledik. Bu riski de göz önüne alarak bu çalışmaların bir an önce bitmesi gerekiyor, bu risk var. Ondan dolayı da siyanür gibi konular biraz daha ikinci plana atılmış vaziyette ama heyelanı da göz önüne getirdiğimiz zaman AFAD çalışanlarını da düşünmemiz gerekiyor. Yani öyle bir kontrolde gitmesi gerekiyor ki bu işin… Bir işi yapalım derken başka kötü sonuca sebebiyet vermemek için son derece tedbirli davranılıyor.”
Kumral, DSİ ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıkları, İTÜ’den akademisyenler ve Hitit Üniversitesinden siyanür konusunda uzmanlar, sağlık ve teknoloji üniversitelerinden de bilim insanlarının alanda çalışma yürüttüğünü söyledi.
Mustafa Kumral, şunları kaydetti:
“Tabii ki burada bir siyanür olayı var ama çevreye ne kadar etki yapar bunun araştırmaları devam ediyor. Kendilerinin buldukları ilk verilere göre şu anda düşük seviyede devam ediyor ama DSİ, bu siyanürün ortamdan uzaklaştırılması veya akarsuya, yer altı suyuna ulaşmaması için gerekli tedbirleri kısa, orta ve uzun vadede almaya çalışıyor. Kısa vadede aldıkları tedbir, hemen o atığın alt tarafında set oluşturdular. Bu setin amacı hem kaymanın içinde bulunduğu sıvıların ortamdan uzaklaştırılması çünkü orada birikecek. Onu da sonra iç havuzlara geri pompalıyorlar. Orta vadede madenin etrafında oradaki suyu ortamdan uzaklaştıracak şekilde set kurmaya çalışıyor. Bu şekilde atıktan gelecek suların temiz şekilde başka taraftan deşarjı söz konusu olacak. Bu da bizim için son derece önemli.”
“Gerekli desteği sunmaya her zaman hazırız”
Madenin uzun süredir çalışan bir maden olduğunu belirten Kumral, şöyle konuştu:
“Burada insan etkisiyle yapılan bazı olumsuz şeyler var, bunu gözlemledik. Bunlar artık yargıya taşınmış vaziyette. Yargı bunu bilirkişilerle ortaya koyacaktır ama biz burada bazı olumsuzlukların olduğunu görüyoruz. Bir defa, atık sahasının hemen yanında ikinci atık sahası yapmışlar. Bunun biraz daha eğimini ayarlayabilirlerdi. Bunu artık gözlemleyebiliyoruz. Öngörememişler diyebiliriz. Bir günlük çalışmayla ‘Olay şöyle olmuştur’ demek çok kolay değil. Araştırmalar devam ediyor. İncelendikten sonra ortaya konulabilir. Burada her şey şeffaf yürütülüyor. Bakanlıklar şeffaf hareket ediyorlar. Sulardan örneklemeler yapılıyor, bunlar düzenli olarak da yapılacak. Çevreye etkileri var mı yok mu, şeffaf olarak vatandaşlarla paylaşılacak. Bizler de gerekli desteği sunmaya her zaman hazırız.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının daveti üzerine bölgeye gelip maden sahasında incelemelerini sürdüren heyette Prof. Dr. Mustafa Kumral’ın yanı sıra İTÜ Maden Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Atilla Öztürk, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Görüm, Jeoloji Mühendisliği öğretim üyeleri Prof. Dr. İrfan Yolcubal, Doç. Dr. Ömer Ündül ve Doç. Dr. Yılmaz Mahmutoğlu, Cevher Hazırlama Mühendisliği öğretim üyeleri Doç. Dr. Hüseyin Baştürkcü ve Doç. Dr. Mustafa Özer, Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Atilla Arıkan, İTÜ Afet Yönetimi Enstitüsünden Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu, Çorum Hitit Üniversitesinden Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Köse, araştırma görevlisi Ömer Yurdakul ve öğretim görevlisi Tuğrul Yıldırım da yer aldı.
]]>
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorious, Türkiye ve Yunanistan’ın Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’ne (ESSI) katılacaklarını duyurdu. ABD’nin F-16’lara yeşil ışık yakması sonrasında Türkiye’nin şimdi de ESSI’ye katılacak olması, NATO müttefikleriyle bağları güçlendirecek önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Almanya Savunma Bakanı Pistorious bugün Brüksel’de yapılan NATO savunma bakanları toplantısı öncesinde, “ESSI bugün iki yeni üyenin katılımıyla büyüyor. Yunanistan ve Türkiye’ye ESSI’ye hoş geldiniz diyeceğiz” açıklamasını yaptı.
Almanya’nın kurulmasına liderlik ettiği girişimin son iki yılda önemli başarılar kaydettiğini söyleyen Alman bakan, “Girişim hava savunma sistemlerinin ortak tedariki ve kullanımı ile ilgilidir” dedi ve ekledi:
“Odak, bu hava savunma sistemlerinin birbirleriyle uyumlu bir şekilde çalışmasıdır. Bu, sistemlerin eşgüdümlü kullanımını, aynı zamanda da eğitim ve tatbikatları da kolaylaştırıyor.”
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Almanya tarafından başlatılan girişim, Avrupa ülkelerinin birlikte savunma sistemleri satın almalarına ve ortak tatbikat yapmalarına olanak sağlamayı hedefliyor.
Türkiye’nin katılımı nasıl gündeme geldi?
Türkiye’nin 2019 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini teslim almaya başlaması, ABD başta olmak üzere NATO müttefikleriyle ilişkilerinde gerginliğe yol açmıştı.
Dış politikada yaşanan sorunların da etkisiyle, Ankara’nın NATO müttefikleriyle savunma sanayi alanında işbirliği gerilemiş, hatta durma noktasına gelmişti.
Ancak yaklaşık dört yıl sonra, İsveç’in NATO üyeliğinin Türkiye tarafından onaylanmasıyla birlikte ilişkilerde görülen normalleşme, yeni adımlarla devam ediyor.
ABD yönetimi Türkiye’ye F-16 satışına yeşil ışık yakarken, Kanada gibi ittifak üyesi ülkeler de savunma sanayii alanında uyguladıkları fiili ambargolarını kaldırmaya başladı.
Türkiye’nin ESSI’ye katılımı da ilişkileri normalleştirme adımları çerçevesinde dikkat çekici bulunuyor.
Gözler Eurofighter’lara çevrildi
Almanya’nın girişimi olan ESSI’ye Türkiye’nin katılımının, Berlin ile Ankara arasında savunma konularında da işbirliğine olumlu yansıması bekleniyor.
Türkiye’nin Eurofighter Typhoon savaş uçakları alma talebi konusunda, Alman hükümetinin de siyasi onayı gerekiyor.
Eurofighter İngiltere, İtalya, İspanya ve Almanya tarafından geliştirilip üretilen bir savaş uçağı. Üçüncü taraflara satışı için dört ülkenin de onay vermesi gerekiyor.
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları geçen hafta yaptıkları açıklamada, ABD’den F-16 satışına onay gelmesi sonrasında da, Eurofighter’lar konusunda taleplerinin devam ettiğini belirtmişti.
Bakanlık kaynakları, “Konsorsiyum ülkelerinden Almanya’nın bu konudaki olumlu yaklaşımı beklenmektedir. Görüşme ve çalışmalara devam edilmektedir” bilgisini vermişlerdi.
Türk ve İngiliz savunma bakanları Kasım ayında Ankara’da yaptıkları görüşmeler sırasında güvenlik ve savunma alanında işbirliğini daha da güçlendirmek için bir niyet beyanı imzalamış ve Eurofighter savaş uçaklarının satışı konusunu da masaya yatırmışlardı.
Bu arada ABD yönetimi Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışlarına, Yunanistan’a satışı yapılacak F-35’lerle eş zamanlı olarak onay verirken, ESSI’ye de Türkiye ve Yunanistan’ın eş zamanlı olarak kabulü dikkat çekici olarak değerlendiriliyor.
Avrupa Gökyüzü Kalkanı ne hedefliyor?
ESSI ile birlikte Avrupa’da, anti-balistik füze yetkinliğine sahip, ortak bir hava savunma sistemi inşa edilmesi hedefleniyor.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, Avrupa’nın hava savunma yetkinliklerinin yetersiz kalabileceği endişesine yol açmıştı.
Bunun üzerine Almanya Başbakanı Olaf Scholz, 2022 yılının Ağustos ayında bu girişimi önermişti.
Aynı yılın Ekim ayında 15 Avrupa ülkesi bir bildiri imzalayarak projeyi hayata geçirdi.
Almanya Savunma Bakanlığı’nın internet sayfasında aktarıldığına göre ESSI’nin amacı “NATO’nun ortak hava savunmasının Avrupa ayağını güçlendirmek”.
Girişime üye ülkelerin füze, roket veya uçak saldırılarına karşı kendilerini daha iyi silahlandırmak istediklerine dikkat çekiliyor.
Ayrıca bu ülkelerin hava savunması için gerekli sistemleri ortaklaşa tedarik etmek, kullanmak ve bakımını yapmak istedikleri de aktarılıyor.
ESSI farklı menzilli füzelere karşı çok katmanlı savunma sistemleri kullanacak şekilde tasarlanmış ve orta menzilli (35 km) Alman IRIS-T SLM, uzun menzilli (100 km) ABD yapımı Patriot ve çok uzun menzilli (100+ km/ atmosfer dışı) ABD-İsrail yapımı Arrow-3 gibi sistemleri içeriyor.
Girişimde hangi ülkeler yer alıyor?
ESSI’ye üye ülkelerin sayısı şu anda 19. Türkiye ve Yunanistan’ın katılımı ile üye sayısı 21’e çıkacak.
Ekim 2022’de Belçika, Bulgaristan, Çekya, Estonya, Finlandiya, Almanya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Hollanda, Norveç, Slovakya, Slovenya, Romanya ve İngiltere bir bildiri imzalayarak girişimi kurdular.
Şubat 2023’te Danimarka ve İsveç, aynı yıl Temmuz ayında da Avusturya ve İsviçre girişime katıldı.
Fransa ise Avrupa dışında geliştirilen sistemlere ağırlık verilmesi ve İtalya ile ortak geliştirdiği SAMP-T füze savunma sisteminin girişime dahil edilmemesi konusunda itirazlarını dile getirerek yer almadı.
]]>
Batı Avrupa’ya gitme hayaliyle yolan çıkan, Sırbistan ve Bosna Hersek arasındaki Drina Nehri’ni geçmeye çalışırken boğulan birçok düzensiz göçmenin yolculuğu, Bosna Hersek’teki kimsesizler mezarlığında son buldu.
Bosna Hersek ve Sırbistan arasında yer alan Drina Nehri, düzensiz göçmenlerin Batı Avrupa’ya ulaşmak için geçtikleri noktalardan biri.
Nehri geçmeye çalışırken boğulan düzensiz göçmenler, burada yaşayan insan hakları aktivistlerince isimleri ve nereden geldikleri bilinmediği için kimsesizler mezarlığına defnediliyor.
Bosna Hersek’te Bijelina, Bratunac ve Zvornik’teki mezarlıklara gömülen düzensiz göçmenler için Bijelina’daki mezar taşlarında “Buraya gömülen göçmenler onuruna bu anma noktası oluşturuldu. Sizi ve hayallerinizi asla unutmayacağız.” ifadesi yer alıyor.
“Drina’da boğulan ve daha sonra gömülen birkaç düzine insan olduğunu keşfettim”
Tuzla’dan Nihad Suljic ve Bijelina’dan Vidak Simic, bölgedeki düzensiz göçmenler için yardım etkinlikleri düzenliyor.
Suljic, 7 yıldır bölgede çalışmalar gerçekleştirdiğini belirterek, herhangi bir organizasyon için görev almadığını ve gönüllü hareket ettiğini söyledi.
İlk kez Tuzla’daki otogarda düzensiz göçmenlerle karşılaştığını aktaran Suljic, “Onlara yiyecek alma ihtiyacı hissettim. Her gün işim bittikten sonra otogarın önünden geçtim ve onlara ekmek, su, meyve aldım, Saraybosna’ya gidenlere de kamplara gitmeleri için bilgi verdim.” ifadesini kullandı.
Yakınının sınır bölgesinde kaybolduğunu belirten bir Afgan’ın 2 yıl önce kendisiyle irtibata geçtiğini anlatan Suljic, şöyle konuştu:
“Bana yakınının fotoğrafını ve bilgilerini gönderdi. Zvornik’e gittim ve bazı iyi insanlar, medya ve sivil toplum kuruluşları sayesinde o cesedi bulabildik. Cenazesi, idari işlemlerin tamamlanmasının ardından Afganistan’a iade edildi. O cesedi bulmaya yardım etmeye çalıştığımda, bunun münferit bir vaka olmadığını gördüm. Sırbistan’dan Bosna Hersek’e geçmeye çalışırken Drina’da boğulan ve daha sonra gömülen birkaç düzine insan olduğunu keşfettim.”
Suljic, hayatını kaybedenlere hayattayken yardım edemese de en azından bir mezar yeriyle onurlandırılmalarına yardımcı olduğunu belirterek, kaç kişinin nehri geçmeye çalışırken boğulduğunun bilinmediğini aktardı.
“Her bedenin evine giden yolu bulması gerektiğine inanıyorum”
Bijelina’da 40 yıldan fazladır doktorluk yapan Vidak Simic ise yaşamını yitiren düzensiz göçmenlerin otopsilerini yapıyor ve DNA örnekleri alarak kimliklerini tespit etmeye çalışıyor.
Simic, ilk bulunan cesetlerin 2015 yılında görev yaptığı patoloji bölümüne getirildiğini kaydederek, şunları söyledi:
“İlk zamanlarda yılda bir ya da iki ceset geliyordu ancak 2019’dan sonra keskin artış oldu, 8 ya da 10 kişi vardı, çoğu Drina Nehri’nin yatağında bulundu. İyi bir Hristiyan ve iyi bir doktor olmaya çalışıyorum, bu benim yardım etmemi gerektiriyor. Her bedenin evine giden yolu bulması gerektiğine inanıyorum. Tüm bu göçmenlerin kemik örneklerini korudum, yaklaşık 40 kişi. Bazılarının DNA analizi yapıldı, kimlikleri tespit edildi ve ülkelerine gönderdik bazılarının kimliklerini henüz tespit edemedik.”
Drina Nehri’nden çıkarılan 40 cesede otopsi yaptığını ve yaşlarının 20 ila 30 olduğunu dile getiren Simic, DNA örneklerini kalıcı olarak saklamaya karar verdiğini anlattı.
]]>
Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler altın madeninde meydana gelen toprak kaymasında toprak altında kalan 9 işçiyi arama çalışmaları halen devam ediyor.
Uzmanlar maden ocağıyla ilgili yıllardır pek çok uyarı yapıldığını, böyle bir kazanın meydana gelebileceğinin bilindiğini ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını belirtiyor.
Altın madenciliği dünyada oldukça yaygın bir madencilik türü.
İstatistik sitesi Statista’ya göre 2022 yılında dünyada yaklaşık 3 bin ton altın üretildi.
Dünya Altın Konseyi verileri, 2022 yılında dünyanın en büyük altın üreticisinin, küresel üretimde yaklaşık yüzde 10’luk bir pay ile Çin olduğunu gösteriyor.
Çin’i Rusya, Avustralya, Kanada ve ABD izliyor.
En çok altın üreten madencilik şirketleri ise ABD ve Kanada ortaklığındaki Newmont ile merkezi Toronto’da bulunan Barrick Gold.
Peki altın madenciliği dünyada nasıl yapılıyor? Siyanür her yerde kullanılıyor mu? Kazalar ne kadar yaygın?
Altın madenciliği yöntemleri
Altın madenciliği, 10 yıla kadar sürebilen bir araştırma süreciyle başlayan, daha sonra geliştirme ve sondaj aşamalarıyla devam eden çok aşamalı bir süreç.
Üretimin yapıldığı madenler 30 yıla kadar aktif kalabiliyor.
Altın madenciliğinin farklı yöntemleri var:
Altını ayrıştırma
Altın, çıkarılan kayaçların arasında gözle görülür büyüklükte ise siyanür kullanmadan ayrıştırılabiliyor.
Düşük maden potansiyeline sahip yataklarda ise siyanür kullanılıyor.
Bu işlemde kayaçtan elde edilen cevher siyanür ile işleniyor ve siyanür altını çekiyor.
Geriye kalan siyanürlü atık, su ile arındırılıyor ve bir havuzda tekrar kullanılmak üzere tutuluyor.
Birçok uzman siyanürün en etkili ve ekonomik yöntem olduğunu söylerken bazıları bu sürecin tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor.
Cıva da altını ayrıştırmak için kullanılan bir kimyasal.
Cıvanın beyin hasarına, ağır hastalıklara ve doğumda komplikasyonlara yol açtığı gerekçesiyle 2013 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 140’tan fazla ülke, cıva kullanımını küresel çapta ortadan kaldırmayı taahhüt etmişti.
Büyük ölçekli madenlerde cıva kullanımı sona erse de dünyanın birçok yerinde küçük ölçekli madencilikte kullanımının devam ettiği bildiriliyor.
Siyanür her yerde kullanılıyor mu?
Maden Mühendisleri Odası’na göre dünyada altın üretiminin yaklaşık yüzde 85’inde siyanür kullanılıyor.
Dünyanın en büyük şirketlerine bakıldığında siyanürün yaygın bir şekilde kullanıldığı görülüyor.
Ancak bazı ülkelerde siyanür kullanımına yönelik çeşitli kısıtlamalar var.
Avrupa Parlamentosu, 2010 yılında Avrupa Komisyonu’nu siyanür madenciliğinin tamamen yasaklanması için harekete geçmeye çağıran bir karar tasarısını oyladı.
Ancak Komisyon böyle bir yasağı uygulamak için mevzuat önermeyi reddetti.
Güney Afrika Madencilik ve Metalurji Enstitüsü’ne (SAIMM) göre ABD’de altın işlemede siyanür kullanımı Montana ve Wisconsin eyaletlerinde yasak.
Arjantin’de de bazı eyaletler siyanür madenciliğini yasakladı, ancak federal düzeyde bir yasak bulunmuyor.
2002 yılında Çekya Parlamentosu, altın madenciliğinde siyanürü yasaklama kararı aldı.
Macaristan’da da 2009 yılında siyanür ile madenciliğin tamamen yasaklanmasına karar verildi.
Geçmişte yaşanan kazalar
Maalesef altın madenciliğinde de insanları ve çevreyi olumsuz etkileyen kazalar oldukça yaygın.
Romanya’da 2000 yılında yaşanan maden kazası, Çernobil’den sonra Doğu Avrupa’daki en yıkıcı endüstriyel kazalardan biri olarak kayıtlara geçti.
Baia Mare siyanür sızıntısı olarak anılan olayda nehre karışan zehirli madde büyük bir çevre felaketi yarattı.
Macaristan ve Sırbistan’a da ulaşan sızıntı nedeniyle Tuna Nehri’nde toplu balık ölümleri yaşandı.
Yakın geçmişte altın madenlerinde yaşanan diğer büyük kazalarsa şöyle:
1971: Romanya’daki Certej adlı altın madeninde yaşanan bir kazada atık suyun depolandığı barajın patlaması sonucu 300 bin metreküp zehirli su Certeju de Sus adlı kasabayı bastı. Olayda 89 kişi hayatını kaybetti.
1984: Papua Yeni Gine’deki Ok Tedi madeninde 2 milyar tondan fazla işlenmemiş atık su maden çevresine boşaltıldı. Zehirli atıkların bölgede yaşayan en az 50 bin kişiyi etkilediği düşünülüyor.
Aynı yıl Kanadalı şirket Galactic Resources’un ABD’de işlettiği Summitville adlı altın madeninde siyanür kullanılması üzerine 610 bin metreküp zehirli atık suyun biriktiği anlaşıldı. Şirketin iflas etmesi üzerine ABD hükümeti, atık suyun temizlenmesi için yüzlerce milyon dolar harcamak zorunda kaldı.
1995: Kanadalı Omai Gold Mines şirketinin Guyana’da işlettiği madende büyük bir sızıntı yaşandı. Yaklaşık 3 milyon metreküp siyanürlü atık suyun bölgedeki Omai ve Essequibo nehirlerine karıştığı ortaya çıktı.
1996: Filipinler’deki Marcopper Mining adlı Kanadalı şirketin işlettiği Mt. Tapian altın madeninin tünellerinde oluşan çatlak zehirli atıkların Makulapnit-Boac nehrine taşmasına neden oldu. Sızıntı, kısa sürede bölgeye yayılırken, çok sayıda köy tahliye edildi. Tarım alanları kullanılamaz hale geldi.
1998: Kanadalı Centerra Gold şirketinin Kırgızistan’da işlettiği Kumtor altın madenine sodyum siyanür taşıyan bir kamyon Barşkaun nehrine düştü.
2000: Avustralyalı Dome Resources adlı şirketin Papua Yeni Gine’deki Tolukuma altın madenine malzeme taşıyan helikopterden siyanür içeren bir tonluk kargo ormana düştü.
2006: Avustralya’da Beaconsfield Madeni çöktü. Bir madenci hayatını kaybetti ve iki madenci iki hafta boyunca yer altında mahsur kaldı.
2009: ABD’li Newmont Mining şirketinin Gana’daki Ahafo madeninden bölgedeki akar sulara siyanür sodyum karıştığı tespit edildi. Olayın ardından çok sayıda balık ölümü kayıtlara geçti.
2014: Güney Afrika’da 2009’dan bu yana meydana gelen en kötü maden kazalarından birinde Johannesburg’da Harmony Gold’un Doornkop adlı madeninde yer altında çıkan yangında mahsur kalan sekiz maden işçisi ölü bulundu.
2015: Kanadalı Barrick Gold adlı şirketin Arjantin’de işlettiği Veladero altın madeninde siyanür sızıntısı yaşandı. Bin metreküpten fazla siyanürlü atık su Potrerillos nehrine karıştı. Yetkililer olayın bir vana sorunundan kaynaklandığını söyledi. İlerleyen günlerde siyanürlü suyun beş nehre ulaştığı tespit edildi.
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Mısır’ın başkenti Kahire’de, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantılarının Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin Ortak Bildiriyi imzaladı. İki Cumhurbaşkanı daha sonra ortak basın toplantısına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Türkiye-Mısır ilişkilerine ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretinde olduklarını belirterek “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şu ifadelere yer verdi;
“Sayın Cumhurbaşkanının nazik davetine icabetle uzun bir sürenin ardından – ki 12 yıl – yeniden Kahire’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen hüsnükabulden ötürü Cumhurbaşkanı Sayın Sisi başta olmak üzere tüm Mısırlı kardeşlerimize yine şahsım ve heyetim adına teşekkür ediyorum.
“İŞÇİLERİMİZE ULAŞINCAYA KADAR ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”
Görüşmelerimizin detaylarına geçmeden evvel, dünkü kazadan dolayı Erzincanlı kardeşlerime buradan geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Özel bir maden ocağında dün yaşanan toprak kaymasında maalesef 9 işçimiz toprak altında kaldı. Bu 9 kardeşimizi arama kurtarma çalışmaları çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri Bakanımız ile Enerji Bakanımızı Erzincan’a gönderdik. Bizde kendilerinden düzenli olarak bilgi alıyoruz. Bölgede 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere 827 uzman personel bulunuyor. Ayrıca 626 araç, 32 iş makinası, 97 aydınlatma kulesi, 6 dron, 44 jeneratör ile özel donanıma sahip diğer araçlar kaza sahasındaki çalışmalara destek veriyor. İşçilerimize ulaşıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizi her türlü kazadan, beladan ve afetten korusun diyorum.
İLİŞKİLERDE YENİ BİR DÖNÜM NOKTASI
Değerli basın mensupları, Mısır ile bin yılı aşan iç içe geçmiş ortak bir tarih ve kültüre sahipsiz. Bu köklü mirastan aldığımız güçle Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretindeyiz. Aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu görüyoruz. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır.
TİCARET HACMİ HEDEFİ 15 MİLYAR DOLAR
Ticaret ve ekonomi, işbirliğimizin lokomotifini oluşturuyor. Bugünkü istişarelerimizde ticaret hacmini, kısa süre içinde 15 milyar dolara çıkarmak için mutabık kaldık. Ayrıca 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarımızı da artırma kararlılığındayız. Görüşmelerimizde bu yönde atabileceğimiz ilave adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Savunma sanayi, çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz bir diğer alandır. Mısır savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısır ile güç birliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum.
LNG, nükleer ve yenilenebilir enerji alanında işbirliğimizi geliştirme imkanlarına da değerlendiriyoruz. Turizm, eğitim ve kültür alanlarında mevcut bağları daha da kuvvetlendirmek adına gayret sarf edeceğiz. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü, dünyada Türkçe kurslarına en fazla ilgi gösterilen şube konumundadır. Geçtiğimiz yıl 22 bin Mısırlı öğrencinin kurslara kayıt yaptırması memnuniyet vericidir.
ATEŞKES VE YARDIMIN GAZZE’YE ULAŞMASI ÖNCELİKTİR
Değerli basın mensupları, Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramı gündemimizin ilk sırasında yer aldı. İsrail saldırılarında çoğunluğu çocuk ve kadın 28 binden fazla Filistinli kardeşimiz şehit edildi, 70 bine yakın Filistinli masum yaralandı. Savaşta dahi dokunulmaması gereken camiler, kiliseler, hastaneler, okullar, Birleşmiş Milletler binaları bombalandı. Netanyahu yönetimi, işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor. Ateşkesin bir an evvel tesisi ve insani yardımların engelsiz bir şekilde Gazze’ye sevki önceliğimizdir. Ülkemizden bugüne kadar uçak ve gemilerle 34 bin tonun üzerinde yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Yardımların ulaştırılmasında Mısır makamlarının desteğini burada özellikle ifade etmek istiyorum. Mısır Kızılayı’na, Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanlığı’na ve ilgili tüm Mısır kurumlarına teşekkür ediyorum.
GAZZE’DE SAHRA HASTANESİ TESİSİ
İnsani yardımlarımızın yanı sıra refakatçileri dahil 700’den fazla Filistinli kardeşimizi tedavileri için Mısır üzerinden ülkemize getirdik. Gazze içinde bir sahra hastanemizin tesisi için uzmanlarımız çalışıyor. Hastanenin en kısa zamanda faaliyete geçme noktasında Mısırlı kardeşlerimizin desteğine güveniyoruz. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler, bizler için yok hükmündedir. Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilmez. Mısır’ın bu konudaki dirayetli ve kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan uzak durmalıdır. İslam dünyası, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplum, sonu soykırıma varacak böyle bir çılgınlığa izin vermemelidir. Gazze’de akan kanın durması için Mısırlı kardeşlerimizle işbirliği ve dayanışma halinde olmaya devam edeceğiz. Orta vadede Gazze’nin yeniden toparlanması ve imarı için de Mısır’la birlikte çalışma hazırız.
Kıymetli kardeşlerim, Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşmelerimizde Libya, Sudan ve Somali’deki meseleleri değerlendirme fırsatı bulduk. Bu üç kardeş ülkenin birliğine, beraberliğine, toprak bütünlüğüne ve huzuruna desteğimiz tamdır. Biz ne Afrika’da ne Ortadoğu’da ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerinde çatışma, gerilim, kriz görmek asla istemiyoruz. Bu amaçla bölgemizde barış ve istikrarın tesisi için Mısır ile temaslarımızı her seviyede artırma kararlılığındayız. Sözlerime son verirken Sayın Cumhurbaşkanına nazik ev sahipliği için bir kez daha teşekkür ediyorum.”
]]>
HABER: DİLAN KUTLU – KAMERA: UĞUR DEMİRCİ
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İliç’teki madende toprak altında kalan işçilerin 5’inin bir konteyner içinde, 3’ünün bir araç içinde yer aldığını, bir şoförün de kamyon içinde olduğunu açıkladı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde gerçekleşen faciaya ilişkin bilgi verdi.
Yerlikaya’nın yaptığı açıklama şöyle:
9-10 MİLYON METREKÜPLÜK BİR TOPRAKTAN BAHSEDİYORUZ: “Bildiğiniz üzere dün saat 14.28’de Erzincan ilimiz İliç ilçesinde Çöpler köyündeki maden ocağında toprak kayması meydana gelmiştir. Kayan kütlenin toplam hacminin ilk belirlemelere göre yaklaşık 9-10 milyon metre küp olduğu belirtiliyor. Maalesef 9 işçimiz bu kütlenin altında kaldı ve hemen arama kurtarma çalışmaları başlatıldı. Olayı takiben sahadaki çalışmaları koordine etmek için afet acil durum merkezimizde sayın Bakanımızla birlikte Erzincan milletvekili, 3. Ordu Komutanı, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan yardımcıları, Erzincan valimiz, AFAD Başkanı, Erzincan Belediye Başkanı, İliç Belediye Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve savcılar, mülki idare amirleri, jandarma, emniyet ile ilgili kurum ve kuruluşlardan genel müdürler, üniversitelerden bilim insanları çalışmalarını yürütüyorlar. Şuan itibariyle bölgede AFAD, TSK, arama kurtarma, JAK, PAK, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan 339’u arama kurtarma personeli ve diğer görevlilerle beraber bin 700 personel görev yapıyor. Ayrıca 626 araç, 97 aydınlatma kulesi, 32 iş makinesi, 6 drone, 44 jeneratör, 3 KBRN aracı, 5 metale duyarlı radar aracı ile arama kurtarma çalışmalarımız devam ediyor. İnsan kaynakları ve personel açısından hiçbir ihtiyacımız şuan için yok.”
ARADIĞIMIZ İŞÇİLERİMİZDEN 5’İ KONTEYNER İÇİNDE: “Aradığımız işçilerle ilgili bir detay paylaşmak istiyorum. Yapılan tüm değerlendirmelerde aradığımız arkadaşların 5’inin bir konteyner içinde yer aldığı, 3’ünün bir araç içinde ve aynı bölgede yer aldığı; diğer şoför kardeşimizin de kamyon içinde farklı bir bölgede olduğu değerlendiriliyor. Buraya dikkat etmek istiyorum. Biliyorsunuz 100 dönüme yayılmış 9-10 milyon metreküpten bahsediyoruz. Bu kütle içerisinde bir avantajımız var bilim insanlarının bize söylediği. Araç içinde ve konteyner içinde olan demek bizim metal radar tespitleriyle bu kütle üzerinde tespit edilmesi… Daha hızlı aksiyon alabilmek adına bu radar taramalarıyla bu araçlar ve konteyner ile ilgili bir iz alır almaz daha çok oraya odaklanıp mesafe almak istiyoruz. Herhangi bir toprak kayması olup olmadığını bilim insanlarımız anbean değerlendiriyor. AFAD koordinasyonunda arama çalışmalarına güvenliğe dikkat ederek devam ediyor. İfade ettiğimiz gibi arama kurtarma çalışmalarımız gece gündüz devam edecek.”
4 GÖZALTI VAR: “Çevre Bakanlığımız dün ve bugün alınan numunelerden tahlillerini yaptı. Bakan Özkaseki bilgi veriyor. Sürecin aydınlatılması ile ilgili de Bakanlarımız açıklamalarını yapıyor. Bir ihlal var yok meselesinin izahı ile ilgili idari ve adli soruşturma devam ediyor. Daha üzerinde 24 saat olmayan bir meseleyle ilgili cevap alacaksınız. Bunların her biri açıklanacak. Şu an için 4 gözaltı var.”
Yerlikaya, “Göçükten önce yarılmaların olduğu, işçilerin yetkilileri bilgilendirdiği iddiaları var. Konuyla ilgili maden şirketinin bir ihlali var mı?” sorusuna ise “Bir ihmal var yok meselesinin izahıya ilgili idari soruşturma, adli soruşturma eş zamanlı devam ediyor. Daha üzerinden 24 saat geçmemiş bir meseleyle ilgili bu sorularınızın hepsine yanıt bulacaksınız, hiç merak etmeyin. Zaten bunun için buradayız. Yağmurun altında hep beraber milletimizi aydınlatma görevi yapıyoruz. Bunların her biri açıklığa kavuşacak ama daha 24 saat olmadı” yanıtını verdi.
Bakan Bayraktar ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bizim için en önemli konu buradaki işçi kardeşlerimizin kurtarılması. Bu madenin ilgili tüm izinleri bu süreç içerisinde en son 2021 yılında Çevre Bakanlığı tarafından ilave izinlerini almıştır. En son denetim görevimiz geçtiğimiz yıl Ağustos ayında yapılmış durumda. Onların yaptıkları denetimlere dün gerçekleşen kazayla ilgili bir tespit yok. Bu zaman içerisinde ne olmuş olabilir Bakanın da ifade ettiği gibi araştırmamız sürüyor. Konun derinlemesine tetkik edilmesi ve sizlere doğru bilgi verilmesi için zamana ihtiyaç var.”
]]>
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Erzincan’da maden ocağındaki toprak kaymasının ardından bölgede AFAD, JAK, TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere toplam 827 personelin görev yaptığını söyledi.
Yerlikaya, maden ocağındaki incelemesinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Erzincan’ın İliç ilçesindeki bir maden ocağında 13 Şubat Salı günü saat 14.28’de toprak kaymasının meydana geldiğini anımsattı.
“Kayan kütlenin hacmi 10 milyon metreküp”
Cevherin konumlandırıldığı yığın liç alanından yamaç üzerinde önce kayma ve sonra çok hızlı akma şeklinde bir kütle hareketi meydana geldiğini belirten Bakan Yerlikaya, “Hareket yaklaşık 200 metre yüksekliğe sahip bir yamaç boyunca oldu. Kayan kütlenin toplam hacminin şimdilik hesaplarda 10 milyon metreküp olduğu, bu kütlenin de yaklaşık 800 metre kadar hareket ettiği ve hareket hızının ortalama saniyede 10 metre olduğu öngörülüyor.” dedi.
İlk belirlemelere göre 9 işçinin kayan kütlenin altında kaldığını ve işçileri arama kurtarma çalışmalarının aralıksız devam etiğini ifade eden Yerlikaya, şunları söyledi:
“Olayın ilk dakikalarından itibaren bölgeye Erzincan, Erzurum, Sivas, Tunceli, İl AFAD müdürleri, Sivas, Erzurum, Rize ve Diyarbakır birlik müdürleri görevlendirildi. Olayı takiben sahadaki çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcılarımız, Erzincan ve Sivas Valimiz, Erzincan Belediye Başkanımız, Cumhuriyet Başsavcımız, kaymakamlarımız, il jandarma komutanı, il emniyet müdürü, ilgili kurum ve kuruluşlardan, genel müdür ve daire başkanları, her biri buraya intikal ettiler.”
“827 personel görev yapıyor”
Bölgede görev yapan personel sayısı hakkında da bilgi veren Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Şu an itibarıyla bölgede AFAD, JAK, TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere toplam 827 personel görev yapıyor. Ayrıca 562 araç, 5 dron, 2 kimyasal, biyolojik, radyoaktif ve nükleer aracı yani KBRN dediğimiz araçlar. 5 metale duyarlı radar cihazı ve 5 kurtarma köpeğiyle birlikte arama kurtarma çalışmalarımız devam ediyor. Bölgede hem yeni gelişebilecek bir kaymayı izlemek hem de göçük altındaki kişileri, araçları saptayabilmek amacıyla mobil takip sistemleri ve yer radar gibi ekipmanlar kuruldu. Sahada dekontaminasyon ve mobil koordinasyon tırları görevlendirildi. AFAD koordinasyonunda üniversitelerimizden gelen bilim insanları bölgenin önceki ve güncel haritalarını kullanarak stabil alanları tespit ediyor ve bu alanlara izleme cihazları yerleştirmeye başladılar. Bununla birlikte uydu radar verilerinden sahadaki hareketlerin geçmişe yönelik davranışları inceleniyor ve yapılacak çalışmalarda olası riskli bölgeler belirleniyor. Ayrıca bölgede gece boyunca arama kurtarma çalışmalarını sürdürebilmek için 40 jeneratör ve 40 aydınlatma kulesi bulunuyor.”
Bakan Yerlikaya, arama kurtarma çalışmalarının aralıksız devam edeceğini dile getirerek, “Madencilerimize, Erzincan’ımıza ve milletimize tekrar geçmiş olsun dileklerimizi iletmek istiyoruz. En büyük duamız buradan güzel haberleri milletimizle buluşturmak olacaktır.” ifadelerini kullandı.
]]>
Pavlo Zhilin Çerkasi sokaklarına devriyeye çıktığında, bu bölgedeki genç erkekler onunla karşılaşmamaya çalışıyor.
Çünkü Pavlo, bu devriyelerde Ukrayna ordusuna asker bulmak için dolaşıyor.
Rusya’nın ülkeyi işgalinin üzerinden neredeyse iki yıl geçti ve yetkililer cepheye gidecek gönüllü bulmakta artık zorlanıyor.
Savaşmaya istekli olanların çoğu ya öldü, ya yaralandı ya da hâlâ cephede bulunuyor. Halen ön hatta olanlar da yerlerini yenilerinin almasını bekliyor.
Çerkasi’de de tıpkı Ukrayna’nın diğer kentleri gibi, işgalin ilk zamanlarındaki heyecanı bulmak mümkün değil.
Çünkü Ukrayna savaş yorgunu.
Pavlo’nun hikayesi
Pavlo sokaklardaki görüntüye tepki gösteriyor ve “Anlamıyorum. İnsanlar, sanki savaş çok uzakta bir ülkedeymiş gibi ortalıkta dolaşıyor. Bu tam bir işgal ancak sanki insanlar umursamıyor” diyor.
24 yaşındaki asker yaşadığı hayal kırıklığını, “İlk günkü gibi herkesin bir araya gelmesi lazım. O zamanlar herkes birlik içindeydi.” sözleriyle ifade ediyor.
Çerkasi’de sık sık sosyal medya kısıtlamaları yapılıyor. Çünkü zorunlu askerlik yaşı gelen gençler, sosyal medyayı kullanarak, devriyelerin istikametinden kaçmaya çalışıyor.
24 yaşındaki Pavlo, ülkesi için büyük bir fedakarlık yaptı.
Askere gitmenin hayalini kurarak büyüdüğünü anlatırken gözleri parlıyor. Pavlo, işgalin başladığı 2022 Şubat ayında da orduda görev yapıyordu.
Sonrasında Kiev yakınlarında ve Donbas’ın batısındaki Soledar’da savaştı. Büyük kayıpların yaşandığı Bahmut savaşında ağır yaralandı.
O anı, “Ağır ateş altında kaldık. Yanıma bir top mermisi düştü. Dirseğimin tamamını kaybettim. Hiçbir şey kalmadı” diye anlatıyor.
Bir çalılığın altına sürünmeyi başaran ve burada dua etmeye başlayan asker, hastaneye ulaştırılabildi.
Pavlo bunun büyük bir rahatlama olduğunu itiraf ediyor. Sadece hayatta kaldığı için değil, nihayet cephe hattından çıktığı için de nefes aldığını söylüyor: “Orası çok zordu. Bunu kelimelere bile dökemiyorum.”
Pavlo yaşadıklarını hatırlarken önüne bakıyor ve sessizleşiyor.
Genç askerin yaraları ağırdı. Sağ kolu omzunun altından kesildi. Uzvunun kesildiği yerde hala ağrı hissediyor, bacağında da halen bir şarapnel bulunuyor. Protezi ona sınırlı hareket olanağı sağlıyor.
Ancak terhis olmayı kabul edemediği için askerlik memuru oldu.
Onun başına gelenlerden sonra, askere gitmek istemeyen Ukraynalı gençleri anlayıp anlamadığını merak ediyorum.
Pavlo kararlı bir şekilde yanıt veriyor: “Bir gün onların çocukları, savaş sırasında onlara ne yaptıklarını soracaklar. ‘Saklanıyordum’ diye cevap verdiklerinde, çocuklarının gözlerinde yerle bir olacaklar”
Ukrayna’nın kendisini savunmak için ödediği bedel çok büyük oldu.
Pavlo’ya çatışmalarda arkadaşlarını kaybedip kaybetmediğini sorduğumda, birliğinden “neredeyse hiç kimsenin kalmadığını” itiraf ediyor ve “Sadece benim gibi yaralılar kaldı. Diğerleri öldü.” diyor.
Serhiy’nin hikayesi
Doğudaki cephe hattına uzak Irpin kentinde yıkıntılar arasında bir çalışma var.
Kiev yakınlarındaki Irpin, savaşın ilk zamanlarında Rus kuvvetleri tarafından işgal edilmişti.
Kentin her yerinde paramparça olmuş binalar var ama aynı zamanda inşaat çalışmalarının sesi de duyuluyor.
Evlerini kaybedenler, her birinde iki oda ve bir duş odası bulunan prefabrik kabinlerden oluşan küçük “kasabalara” yerleştirilmiş.
Buraya cephe hattından tahliye edilen siviller de yerleştirildi.
Lilia Saviuk ve kocası, Rus işgali altındaki Kakhovka’dan buraya taşınmak zorunda kaldı.
Savaşın başında oğulları Serhiy bir bodruma kapatıldı. Lilia, Ukrayna yanlısı sloganlar attığı için oğluna işkence yapıldığını söylüyor.
Serhiy buradan kurtulunca çıkınca hemen Ukrayna adına savaşa katıldı.
Lilia, oğlunun resimlerini göstermek için telefonuna göz attığında, korkunç bir yaralanmanın görüntüleri ortaya çıkıyor.
Oğlunun bacaklarından biri paramparça olmuştu.
Serhiy geçen sonbaharda şiddetli çatışmaların yaşandığı Avdiivka’da yaralandı.
Bu çatışmalarda Ukraynalı yetkililer bile askerlerinin durumuna ilişkin itirafta bulundu. Bir kaynağa göre cephede, Rusya’nın sekiz askerine karşı yalnızca bir Ukrayna askeri vardı.
Lilia ve kocası, oğulları yaralanana dek şehirlerini terk etmedi.
“Onları arayıp ‘Ortalık sessiz mi?’ diye soruyoruz” diye anlatıyor. Bu bombardıman devam ediyor mu anlamına geliyor.
Lilia kentteki yakınlarının durumu kadar oğlu için de ağlıyor.
Bana oğlunun tekerlekli sandalyedeki videosunu gösteriyor.
Lilia’nın doktorların “bir mucize gerçekleştirdiğini” söylerken oğlunun bacağına yapılan deri naklini gösteriyor.
Ancak oğulları Serhiy, ayağa kalkar kalkmaz cepheye geri dönmek niyetinde.
Anne ve babasına, arkadaşlarının ona ihtiyacı olduğunu, cephede yeterli askerin bulunmadığını söyledi.
Lilia savaşın oğlu iyileşene kadar bitmesi için dua ediyor.
“Vatani görevini yaptığını düşünüyorum” derken gözleri yaşlarla doluyor:
“Bir anne olarak bunu söylemek belki günah ama o hastanedeyken ben rahat uyuyabiliyorum. Cephe hattındayken gözüme uyku girmiyordu. Bunu gerçekten söylememem gerekiyor ama oğlumun şu anda hastanede olmasına seviniyorum.”
Vladislav’ın hikayesi
Çerkasi’nin dışında yeni düzenlenmiş bir mezarlık var. Sıra sıra mezarlarda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in işgal emrini vermesinden bu yana savaşırken ölen her yaştan erkek yatıyor.
Ukrayna ölenleri kahraman olarak onurlandırıyor, aileler ise yastalar.
Her mezar ülke bayrağıyla süslenmiş, çelenkler ve çiçeklerle dolmuş. Çoğu mezarda üniformalı asker resmi var.
Inna henüz oğlunun fotoğrafını mezarına koymaya hazır değil. Cenazesinde taşınan fotoğraf hâlâ evde duruyor.
Bu fotoğraftan ayrılmaya hazır olmadığını söylüyor.
Vladislav Bikanov, geçen Haziran ayında Bahmut yakınlarında mayın patlamasında öldü.
23 yaşına girmek üzereydi ve genç yaşına karşın komutan yardımcısıydı.
Inna, yanı başında kızı sessizce ağlarken, “Oğlumun doğru şeyi yaparken öldüğüne inanıyorum” diyor:
“Ben bir öğretmenim ve çocuklara her zaman şunu söylüyorum: Haklıyız, ülkemizi ve çocuklarımızı savunuyoruz. Oğlum bizi savunuyordu. Bu davaya inandı. Ben de inanıyorum”
Onun bir süredir gitmediği mezarlıkta bu sürede yeni mezar yerleri açıldı.
Savaştan kaçınanlar hakkında ne düşündüğünü merak ettiğimde, “Sizce oğlum korkmadı mı? O gittiğinde ben de korktum. Herkes ölmekten korkuyor” diye yanıtlıyor:
“Ama belki de Rusya’nın kölesi olmak daha korkutucudur? Şimdi ölümü görüyoruz. Çok zor. Çok zor. Ama geri dönüş yok. Vazgeçemeyiz.”
?
]]>
2022 yılının Mart ayında Rus rublesi çöktü. Gazprom ve Sberbank gibi dev şirketlerin Londra’daki değeri yüzde 97 düştü. Moskova’daki bankamatiklerde kuyruklar oluşmaya başladı. Oligarkların yatlarına, futbol takımlarına, malikanelerine ve hatta kredi kartlarına el konuldu.
Rusya büyük bir resesyona girdi.
Bu, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Batı’nın bu ülkeyi mali olarak kontrol altına alma girişiminin sonucuydu.
Bu girişiminin merkezinde Rus devletinin resmi döviz varlıklarına el konulması ve özellikle de merkez bankasının 300 milyar dolarlık rezervinin dondurulması vardı.
Batılı hükümetler “ekonomik savaş” gibi ifadeler kullanmaktan özenle kaçındılar, ancak Kremlin’le finansal bir savaş ortamı olduğu görünüyordu. Bu, nükleer silahlara sahip devletler arasında doğrudan çatışma alternatifinden daha iyiydi.
Aradan yaklaşık iki yıl geçti ve bu ekonomik arka planda büyük bir değişiklik var.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçen hafta verdiği röportajda Rusya’nın Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu sevinçle dile getirdi.
Geçtiğimiz hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) 2024 büyüme tahminini %1,1’den %2,6’ya yükselterek Rus ekonomisinin dayanıklılığının altını çizdi.
IMF rakamlarına göre Rus ekonomisi geçen yıl G7 ülkelerinin hepsinden daha hızlı büyüdü ve 2024’te de böyle devam edecek.
Bu sadece rakamlardan ibaret de değil. Geçen yıl Ukrayna savaşındaki üstünlük kuramama hali bu yıl boyunca da devam edecek görünüyor.
Rusya, ekonomisini, ordu için üretime, özellikle de Ukrayna’nın doğu ve güneyindeki savunma hatlarının inşasına yöneltiyor.
Batılı liderler bu modelin orta vadede sürdürülemez olduğunu savunuyor. Ancak asıl soru şu: Bu model ne kadar süre devam edebilir?
Rusya, ekonomisini mobilize bir savaş ekonomisine dönüştürdü. Devlet, Sovyet sonrası dönemde rekor düzeyde harcama yapıyor.
Bütçenin %40’ına varan askeri ve güvenlik harcamaları, Sovyetler Birliği’nin son dönemindeki seviyelere karşılık geliyor.
Tank, füze sistemleri ve Ukrayna’da işgal edilen bölgelerin savunması için yapılan harcamaları finanse edebilmek için kamu hizmetleri daraltıldı.
Ayrıca Batı’nın Rus petrol ve doğalgazına getirdiği kısıtlamalara rağmen, hidrokarbon gelirleri devlet kasasına girmeye devam etti.
Tankerler artık Hindistan ve Çin’e gidiyor ve ödemelerin çoğu ABD Doları yerine Çin Yuanı ile yapılıyor.
Rusya’nın petrol üretimi günde 9,5 milyon varil ile neredeyse savaş öncesi düzeye yakın seyrediyor.
Rus devleti, yüzlerce tankerden oluşan bir “gölge filo” satın alıp konuşlandırarak yaptırımlardan kaçındı.
Geçtiğimiz hafta maliye bakanlığı Ocak ayında hidrokarbon vergilerinin Ocak 2022 seviyesini aştığını bildirdi.
Rus petrol, gaz ve elmasları ile devam eden döviz akışı da rublenin değeri üzerindeki baskının hafiflemesine yardımcı oldu.
Batılı liderler bu durumun uzun sürmeyeceği kanısında ancak etkisinin de farkındalar.
Bir dünya lideri yakın zamanda özel bir konuşmada şunları söyledi: “2024 Putin için düşündüğümüzden çok daha olumlu olacak. Kendi endüstrisini düşündüğümüzden daha verimli bir şekilde yeniden organize etmeyi başardı.”
Rusya’nın dondurulan malvarlığı kullanılabilir mi?
Ancak bu ekonomik büyüme biçimi Moskova’nın petrol gelirlerine, Çin’e ve üretken olmayan savaş harcamalarına olan bağımlılığını büyük ölçüde arttırdı.
Petrol ve doğalgaza olan talep zirve yaparken, önümüzdeki yıl Körfez’deki rakip üretimin devreye girmesi Rusya’yı açığa düşürebilir.
Ukrayna’nın doğusundaki Donbas’ta havaya uçurulan tank ve mermilerin üretiminden elde edilen gayrisafi yurtiçi hasıladaki (GSYH) istatistiki artışlar da üretkenlikten uzak.
Bu arada Rusya’dan önemli bir beyin göçü de var.
Batı’nın stratejisi, Rusya’nın teknolojiye erişimini kısıtlamak, maliyetlerini yükseltmek, gelirlerini sınırlamak ve çatışmayı uzun vadede sürdürülemez hale getirmeye odaklı bir kedi-fare oyunu olarak tanımlanabilir.
ABD’li bir yetkili, “Rusya’nın parasını tank yerine tanker (petrol tankeri) almak için kullanmasını tercih ederiz” dedi.
Petrol piyasasındaki politikanın amacı, örneğin Hindistan’ın Rus petrolü almasını engellemeye çalışmak değil, bu ticaretten elde edilen kârın Kremlin’in savaş makinesine geri dönmesini sınırlamak.
Ancak bu direnç ve çıkmaz en azından bu yılın geri kalanında sürebilir. Bu durum Kremlin’in ABD’de olası bir başkan değişikliğini ve Ukrayna’nın savunmasına yönelik Batı fonlarının azalmasını bekleme stratejisini besliyor.
İşte bu nedenle dikkatler yeniden Rusya’nın dondurulan yüz milyarlarca dolarlık mali varlığının oynadığı merkezi role çevrilmiş durumda.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy geçen ay şunları söyledi: “Eğer dünyanın 300 milyar doları varsa neden kullanmayalım? Bu dondurulmuş fonların tamamı Ukrayna’nın yeniden inşa çabalarını finanse etmek için kullanılmalı.”
İngiltere Maliye Bakanı Jeremy Hunt ve Dışişleri Bakanı David Cameron bu öneriyi destekliyor.
Cameron, “Bu varlıkları dondurduk. Asıl soru bunları kullanacak mıyız?” diye soruyor ve şöyle devam ediyor:
“Bu paranın bir kısmını şimdi kullanmak, Rusya’nın Ukrayna’yı yasa dışı işgali nedeniyle ödemesi gereken tazminatların avans ödemesi gibi bir şey. Ukrayna’ya yardım etmek ve aynı zamanda Batılı vergi mükelleflerinin parasını kurtarmak için kullanılabilir.”
G7, üye ülkelerin merkez bankalarından teknik ve hukuki bir analiz yapmalarını istedi.
Merkez bankası temsilcileri tedirgin görünüyor.
Üst düzey bir finansçı “doları silah olarak kullanmak” adını verdiği yöntemin riskleri olacağını söylüyor. Geleneksel olarak merkez bankaları bu tür eylemlere karşı bağımsız ve dokunulmazlığa sahip.
Ukrayna için on milyarlarca dolar toplamak üzere fonları ya da yatırımlardan elde edilen kârları kullanacak bir plan da geliştiriliyor.
Ancak burada denge önemli. Eğer Rus varlıklarına bu şekilde el konulursa, bu durum Körfez, Orta Asya ya da Afrika’daki diğer ülkelere Batılı merkez bankalarındaki rezervlerinin güvenliği konusunda nasıl bir mesaj veriyor?
Bu ilişkiler küresel finansın ana arterlerinden bazıları ve enerji için kullanılan yüz milyarlarca doların dünya çapında geri dönüşümünü sağlıyor. Putin Çin’in artık Batı için olmasa da gelişmekte olan ekonomiler için bir alternatif olduğu mesajını vermek istedi.
Rusya ayrıca herhangi bir el koyma işlemi için mahkemeye başvuracağını ve karşılığında Rus bankalarında dondurulan Batılı şirketlerin benzer varlıklarına el koyacağını belirtti.
Yani, Rusya ekonomisi üzerindeki gölge savaş, bu çatışmanın ve dünya ekonomisinin nereye gittiğini anlamak için çok önemli.
Rusya’nın savaş ekonomisi uzun vadede sürdürülemez, ama ülkeye biraz daha zaman kazandırdı.
Rusya’nın bu beklenmedik direncini göstermesinin ardından Batı çıtayı yükseltmek üzere.
Finansal tedbirlerdeki bu tırmanışın nihai biçimi, Rusya ve Ukrayna’nın çok ötesinde sonuçlar doğuracaktır.
]]>
Kazakistan, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olsa da kız öğrencilerin okulda başörtüsü takmasına yasak getiren az sayıdaki ülkeden biri. 2016 yılında uygulamaya giren yasak, bazı dindar ailelerin çocuklarının anayasal eğitim hakkını savunma çabası nedeniyle halen tartışılıyor.
Bu tartışma aynı zamanda Kazakistan’daki kimlik arayışını yansıtıyor: Ülke yönetimi İslam’a bağlılığını ortaya koyarken, Sovyet döneminden kalma kuralları gevşetme konusunda hala isteksiz.
Karagandalı yedinci sınıf öğrencisi Anelya, 13 yaşında hayalini gerçekleştirerek prestijli Nazarbayev Entelektüel Okulu’na (NIS) girmeyi başardı.
Kazakistan’ın eski cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in adını taşıyan bu okulda Anelya’nın planı onun izinden giderek ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı olmaktı.
Anelya, sınavlarda başarılı oldu ve yaklaşık 800 başvuru arasından en iyi 16. sonucu aldı.
Ağustos ayında hazırlık sınıfına katıldı, ancak ilk gün ailesi okula çağrıldı ve kızlarının orada okuyamayacağı söylendi.
Gerekçe ise 13 yaşından itibaren takmaya başladığı başörtüsüydü.
“NIS’te başörtümü taktığımda kendimi diğerlerinden farklı hissetmedim: Bu sadece bir kıyafet, bir aksesuar. Derslerimi ya da diğer öğrencilerle ilişkilerimi etkilemedi. Sınıf arkadaşlarım da bunu sorun etmedi” diyor Anelya.
Kazakistan’da Müslüman nüfus çoğunlukta. 2022 nüfus sayımına göre nüfusun % 69’u kendini Müslüman olarak tanımlıyor. Ancak başka araştırmalara göre dindar Kazakların üçte birinden azı kendini koyu dindar olarak görüyor.
Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev de İslam’a bağlılığını açıkça ifade ediyor. Oysa Kazakistan anayasal olarak laik bir ülke.
Anelya gibi onlarca öğrenci, nüfusunun çoğunluğu Rusça konuşan bir sanayi şehri olan Karaganda’da benzer sorunlarla karşılaştı.
Ekim ayında, oradaki 47 kız öğrencinin ebeveynlerinin “Kazakistan Cumhuriyeti’nde eğitimle ilgili yasaların öngördüğü şekilde” sorumluluklarını yerine getirmedikleri için hukuk davalarıyla karşı karşıya oldukları ortaya çıktı.
2016 yılında eğitim bakanlığı “herhangi bir mezhebe ait dini kıyafetlerin okul formalarına dahil edilmesine izin verilmediğini” belirten bir yönerge yayınladı.
“Laik devlete dair açık bir tanım yok”
Ebeveynler ve insan hakları savunucularına göre okul yetkililerinin, vatandaşların kamu kurumlarında ücretsiz eğitim alma hakkını garanti altına alan Kazak anayasasının üzerinde bir bakanlık yönergesine öncelik vermesi kabul edilemez.
Bu tür durumlarda dindar ailelere yardımcı olan insan hakları aktivisti Zhasulan Aitmagambetov, “Kızların okul yetkililerinin baskısı altında başörtülerini çıkardığı birçok vaka var” diyor:
“Birkaçı direniyor ama derslere katılamıyor. Bu baskı, okullardaki dindarların sayısını azaltmanın bir yolu.”
Kazakistan hükümeti okullarda başörtüsü sorununu ele alırken devletin anayasa tarafından da güvence altına alınan laik yapısını vurguluyor.
Cumhurbaşkanı Tokayev, Ekim ayında yaptığı açıklamada, “Okulun öncelikle çocukların bilgi edinmek için geldikleri bir eğitim kurumu olduğunu unutmamalıyız. Çocukların seçimlerini büyüdükten ve kendi dünya görüşlerine sahip olduktan sonra yapmalarının daha doğru olacağına inanıyorum” dedi.
Almatı’daki Felsefe, Siyaset Bilimi ve Dini Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan dini çalışmalar uzmanı Asıltay Taşbolat, “Yetkililer ve uzmanlar arasında ‘laik devlet’ kavramının ne anlama geldiğine dair açık ve somut bir tanım yok. Toplumumuz henüz olgunlaşmadı ve tartışmanın her iki tarafı da ‘laikliği’ kendine göre yorumluyor. Bazı vatandaşlar laikliği ateizm olarak anlıyor” diyor.
Bazı ülkeler, Müslüman kadınların kamusal alanlarda belirli kıyafetler giymesine kısıtlama uyguluyor.
Bu kısıtlamalar genellikle başörtüsünden ziyade peçe gibi yüz kapatan örtüler için geçerli.
Çoğunluğu Müslüman olan devletlerin bu tür yasaklar getirmesi nadir olsa da Kazakistan’ın komşuları olan eski Sovyet cumhuriyetleri Özbekistan ve Tacikistan bu tür ülkeler arasında.
Bağımsızlıktan sonra Kazakistan’da dini dernekler gelişti ve camiler inşa edilmeye başlandı.
Sovyet döneminde birkaç düzine olan cami sayısı şimdi neredeyse üç bine ulaştı.
Ancak Sovyet döneminde dini işlere müdahale eden kurumun yerini, Kazak kültürüne ve laik devlet ilkelerine uygun geleneksel bir İslam versiyonunu teşvik etmekle görevli devlet destekli bir kurum olarak Kazakistan Müslümanlarının Ruhani İdaresi (DUMK) aldı.
Kazak hükümeti din üzerindeki kontrolü bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Araştırmacılar 2005 yılından bu yana Kuzey Kafkasya, Afganistan-Pakistan bölgesi ile Suriye ve Irak’taki İslamcı hareketlerin etkisiyle ülkede aşırı dinciler tarafından gerçekleştirilen şiddet olaylarının arttığına dikkat çekiyor.
Kazakistan 2011 yılında ilk intihar saldırısını yaşamış, 2016’da ise silah dükkanlarına ve bir askeri üsse düzenlenen silahlı saldırılarda 25 kişi hayatını kaybetmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, saldırganların İslam’ın köktendinci Selefi koluna mensup olduklarını açıkladı.
Sonraki yıllarda hükümet, dini cemaatlerin kayıt altında tutulması için yasal bir zorunluluk ve özel evlerde dini ayinlerin yapılmasının yasaklanması da dahil olmak üzere inanç alanında çeşitli kısıtlamalar getirdi.
“Alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar”
Hükümet bu tür önlemlerin amacını ülkeyi “radikal” dini fikirlerden korumak olarak açıklarken, insan hakları aktivistleri yasaların inananların haklarını sınırladığını ve devletin dini örgütlenmeyi sıkı bir şekilde kontrol etmesini sağladığını savunuyor.
Geçtiğimiz Ekim ayında hükümet, terörizmin ve köktendinciliğin teşvik edilmesine karşı yasa hazırlamak istediğini açıkladı.
Kültür ve Enformasyon Bakanı Aida Balayeva’ya göre yasa, bireylerin tanınması için peçe ve diğer yüz örtülerinin kamusal alanda takılmasını yasaklayacaktı, ama başörtüsünü yasaklamak gibi bir niyet olmadığını söyledi.
Anelya ise başörtüsü nedeniyle okuldan atıldı.
Babası Bolat Musin, kızının okuldan atılmasının yasalara aykırı olduğuna inanıyor. Okulun dini inanç sembollerinin takılmasını yasaklayan iç yönergelerinin iptali, kızının iadesi ve manevi zararlarının tazmini için dava açtı.
“Yetkililer ya bizi bir bürokratik kurumdan diğerine attılar ya da sadece başörtüsünü çıkarmamızı söylediler” diyor.
“Devletten net bir cevap bekliyoruz. Dindar bireyler olarak ne yapmamız gerektiği konusunda bize yol gösterin. Bizi şu seçenekle baş başa bırakmayın: ‘Toplumumuzda yaşamak istiyorsanız dininizi terk edin’.”
Karaganda’daki NIS okul yetkilileri Anelya’nın atılmasıyla ilgili yorum yapmayı reddetti. Haberin yayınlandığı sırada Eğitim Bakanlığı BBC’nin yorum taleplerine yanıt vermemişti.
DUMK, hükümetin yasaklarını doğrudan eleştirmemekle birlikte, Şeriat’ın kızların ergenliğe ulaştıklarında başörtüsü takmalarını gerektirdiğine dikkat çekerek ihtiyatlı bir açıklama yaptı. DUMK, hükümetin kendi görüşlerini dikkate alacağını umduğunu belirtti.
İnsan hakları aktivisti Zhaslan Aitmagambetov, Karaganda’daki dindar ailelerin kız çocuklarını eğitmek için hiçbir seçenekleri olmadığını söylüyor.
Ülkenin diğer bölgelerinde özel kız okulları var, ancak bunların yıllık maliyeti 700.000 tenge’ye (1.500 dolar) kadar çıkıyor.
Kazakistan’da ayrıca dokuz medrese var ancak bunların hepsi kızları kabul etmiyor.
“Bu konuyu bu yıl ve geçen yıl defalarca gündeme getirdik. Başörtüsü yasağından bahsediyorlar ama alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar” diyor Aitmagambetov.
İlüstrasyonlar: Maharram Zeynalov
]]>
DAHA iyi hayat için başka ülkelere gitmek isteyenlerin umut yolculuğu rotasındaki Türk denizlerinde, geçen yıl 836 yasa dışı göçmen olayında 20 kişi ölü bulundu, 11 kişi kayboldu, 23 bin 977 göçmen sağ kurtarıldı. Denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olaylarında 2010-2023 yılları arasında 184 bin 175 göçmen sağ kurtarıldı, 923 kişinin cansız bedeni bulundu, 503 kişi kayıp olarak kayıtlara geçti.
Akdeniz, son yıllarda ekonomik kriz ve savaş gibi nedenlerden Asya ile Afrika’daki ülkelerini terk etmek zorunda kalan kaçak göçmenlerin Avrupa ülkelerine sığınmak için tercih ettiği tehlikeli sular haline geldi. Daha iyi yaşam umuduyla çoğunlukla Orta Doğu ve Asya’dan Avrupa’ya gitmeye çalışan kaçak göçmenlerin zorlu yolculuk gerçekleştirdiği Türkiye denizlerinde, 2 Eylül 2015’te fiber teknenin batması sonucu Bodrum’da sahile vuran 3 yaşındaki Suriyeli Aylan bebeğin cansız bedeni, dünyada kaçak göçmenlerin yaşadığı sorunların simgesi oldu.
17-22 Ocak tarihleri arasında Antalya’da 6 günde 7, Muğla’da ise 1 ceset sahile vurdu. Cesetlerin, 11 Aralık 2023’te Lübnan ile Suriye arasındaki sahil bölgesinden Kıbrıs’a doğru hareket ederken bağlantısı kesilen ve 90 kişiyi taşıyan teknenin battığı, cesetlerin Antalya kıyı hatlarına sürüklendiği ihtimali üzerinde duruldu. Antalya’da kıyıya vuran cansız bedenlerin üzerindeki kıyafetlerin üretim yerinin Suriye olduğu tespit edildi.
23 BİN 977 GÖÇMEN SAĞ KURTARILDI
2023’te Türk denizlerinde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı sayısı 836 olarak kayıtlara geçti. Denizlerde 23 bin 977 göçmen sağ kurtarıldı, 20 göçmen ölü bulundu, 11 göçmen de kayboldu.
14 YILDA 923 GÖÇMEN ÖLÜ BULUNDU
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü verilerine göre, denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olaylarında 2010-2023 yılları arasında 184 bin 175 göçmen sağ kurtarıldı, 923 kişi ölü bulundu, 503 kişi kayıp olarak kayıtlara geçti. Arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı sayısı, 2010’dan 2023’e 23 kat arttı. 2010’da denizlerde arama-kurtarma gerektiren 36 yasa dışı göçmen olayı yaşandı. Bu olaylarda 1073 göçmen sağ kurtarıldı, ölüm ve kayıp olayı gerçekleşmedi.
ÖLENLER, KAYBOLANLAR, SAĞ KURTARILANLAR
2010-2023 yıllarını kapsayan süreçte denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı, kaybolan, ölü bulunan ve sağ kurtarılan kişi sayısı şöyle:
2010’da yasa dışı göçmen olay sayısı 36, sağ kurtarılan kişi sayısı 1073.
2011’de yasa dışı göçmen olay sayısı 13, sağ kurtarılan kişi sayısı 555, ölü bulunan kişi sayısı 1.
2012’de yasa dışı göçmen olay sayısı 60, sağ kurtarılan kişi sayısı 1638, ölü bulunan kişi sayısı 62.
2013’te yasa dışı göçmen olay sayısı 242, sağ kurtarılan kişi sayısı 7 bin 161, ölü bulunan kişi sayısı 40, kayıp kişi sayısı 16.
2014’te yasa dışı göçmen olay sayısı 490, sağ kurtarılan kişi sayısı 12 bin 467, ölü bulunan kişi sayısı 74, kayıp kişi sayısı 81.
2015’te yasa dışı göçmen olay sayısı 1540, sağ kurtarılan kişi sayısı 58 bin 570, ölü bulunan kişi sayısı 263, kayıp kişi sayısı 201.
2016’da yasa dışı göçmen olay sayısı 301, sağ kurtarılan kişi sayısı 11 bin 751, ölü bulunan kişi sayısı 158, kayıp kişi sayısı 96.
2017’de yasa dışı göçmen olay sayısı 68, sağ kurtarılan kişi sayısı 2 bin 36, ölü bulunan kişi sayısı 56, kayıp kişi sayısı 30.
2018’de yasa dışı göçmen olay sayısı 120, sağ kurtarılan kişi sayısı 3 bin 234.
2019’da yasa dışı göçmen olay sayısı 255, sağ kurtarılan kişi sayısı 3 bin 583, ölü bulunan kişi sayısı 75.
2020’de yasa dışı göçmen olay sayısı 294, sağ kurtarılan kişi sayısı 9 bin 164, ölü bulunan kişi sayısı 45, kayıp kişi sayısı 50.
2021’de yasa dışı göçmen olay sayısı 729, sağ kurtarılan kişi sayısı 18 bin 529, ölü bulunan kişi sayısı 15.
2022’de yasa dışı göçmen olay sayısı 1109, sağ kurtarılan kişi sayısı 30 bin 437, ölü bulunan kişi sayısı 41, kayıp kişi sayısı 18.
2023’te yasa dışı göçmen olay sayısı 836, sağ kurtarılan kişi sayısı 23 bin 977, ölü bulunan kişi sayısı 20, kayıp kişi sayısı 11.
]]>
İran devriminin 45. yıldönümünde, 1979 yılında değişim için savaşanlar, bugünkü düşüncelerini paylaştılar. Bazıları pişmanlık duyarken bazıları o zaman doğru şeyi yaptıklarına inanıyor.
“45 yıl önce, hiçbir devrimci insanların onlara suçlu gözüyle bakacağı bir günün geleceğini düşünemezdi” diyor Sadegh Zibakalam. O, 1979 İslam Devrimi’nde Şah’a karşı protesto için sokağa çıkan milyonlarca İranlıdan biri.
Ancak şimdi, devrimin 45. yılında çoğu genç, İran liderlerini, devrimi ve onu savunanları sorguluyor. 2022 yılında, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin başörtüsünü olması gerektiği şekilde takmadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından öldürülmesinin ardından rejim karşıtı protestolar güç kazandı.
İnsan hakları ihlalleri, kısıtlanan sosyal özgürlükler ve İran devletinin ekonomisi de hoşnutsuzluk yaratıyor.
İran’ın nükleer aktiviteleri sonucu Batı tarafından uygulanan yaptırımlar ekonomisine zarar veriyor ve enflasyon, Ocak’a kadarki son 12 ayda yüzde 43’e yükseldi. Ayrıca ABD’nin bölgedeki İran destekli gruplara karşı füze saldırıları devam ediyor.
Genç neslin bir kısmı, İran’ın bugünkü durumundan devrimcileri sorumlu tutuyor ve “gerçekten bunun için mi savaştıklarını” soruyor.
Üniversite yıllarını İngiltere’de geçiren Zibakalam, “Bunu dikbaşlılıktan ya da nefretten ya da gurur ve önyargıdan söylemiyorum, ancak 1979’a geri dönsek, aynısını yapar ve devrimde yer alırdım” diyor:
“Ne istedik? Özgür seçimler, siyasi suçluların olmamasını, ülkenin liderinin ne istiyorsa onu yapmamasını istedik.”
Devrimi değil, ülkenin liderlerini suçluyor.
“Ben ve benim gibi insanların hatası, devrimin hedefleri olan özgürlük ve demokrasi yerine, antemperyalist sloganları takip ettik, ‘Amerika’ya ölüm’ ve ‘İsrail’e ölüm’ ya da ‘İsrail’i yok edeceğiz’ gibi.”
Bugün hala 1970’lerde uğruna savaştığı prensiplere inanıyor. Geçen yıl, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarına katıldığı için Tahran Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğretmenliği işini kaybetti.
45 yıl önce, İslami Cumhuriyet’in kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin devrimcilere verdiği söz özgürlüktü.
1978 yılında Fransa’da sürgündeyken yaptığı bir konuşmada Humeyni, “Özgürlük bir insan hakkı. Bir ülkenin bağımsızlığı herkesin hakkı. Bir insanı hapsedip özgürce konuşmasını engellememelisiniz” demişti.
Bu konuşmaları dinlemek artık pek çok kişinin, özellikle de Humeyni dönemini hiç yaşamamış kuşakların, aktivistlerle mevcut düzen arasındaki bugünkü mücadeleyi düşünmeye itiyor.
Şah ve Humeyni’nin devrimdeki rolü
Muhammed Rıza Pehlevi, Batılılaşma, ekonomik büyüme, İran’ın antik ve İslam öncesi tarihini ulusal bir gurur olarak aşılamaya odaklandığı 37 yıldan fazla süre ülkeyi yönetti.
1960’larda kadınlara oy hakkı verildi ve görece erkeklerle eşit haklar sağlandı.
Tahran, bütün gece kulüpleri ve kabareleriyle bir parti şehri olarak biliniyordu, İran şarabı dünyaya ihraç ediliyordu.
Ancak bu sosyal özgürlüklere rağmen, Şah otokratik tarzı ve demokrasi yoksunluğu nedeniyle eleştirilerle karşılaşıyordu. Şii Müslüman din adamları onu İslami değerleri yıkmakla suçluyordu. İran’ın komşusu Sovyetler Birliği’nden etkilenen solcu gruplar ise ülke genelinde daha eşit haklar için çağrı yapıyordu.
1978’in ortalarına kadar çok az kişi İran’ı derinden değiştirebilecek bir devrimi hayal edebilirdi, ancak bu devrim gerçekleştiğinde, solcu aydınları, milliyetçileri, laikleri ve İslamcıları kapsıyordu.
Yıl ilerledikçe Şah karşıtı göstericiler taleplerini giderek daha fazla dini terimlerle çerçevelemeye başladı. Yıl sonunda, sokaklarda İslami söylem üstün gelmişti.
Humeyni kendini, birleştirici bir İslam hükümetinin başı olarak gösteriyordu. Milyonlarca kişi, İran’ı Kur’an’da belirtilen vaat edilen İslam toplumuna dönüştürmeye çalışan kutsal bir figür olarak ona saygı gösteriyordu. Humeyni, Müslüman cemaatinin başı olan İmam unvanını aldı.
1979’da televizyonlarda milyonlarca insanın Tahran sokaklarında 15 yıl sonra sürgünden dönen Humeyni’yi karşılamak için sıralandığı anları gösteriyor. Videolarda, kalabalıklar arabasını durduruyor ve bereket umarak ona doğru kumaş parçaları fırlatıyordu.
İran’a gelmesinden önce, belli bir gün saat 22.00’de gökyüzüne bakıldığında, başarının işareti olarak Ay’ın yüzeyinde Humeyni’nin yüzünün görüleceği dedikodusu yayılmıştı. Çoğu kişi bunu denedi.
İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin eşi Farah Pehlevi şu an sürgünde yaşıyor.
“Çok şaşırmıştık, kendimize ‘insanları buna inanmaya iten ne’ diye soruyorduk” diyen Pehlevi, eşi ve üç çocuğuyla 1979’un başında “tatil” adı altında İran’ı terk etmiş ve bir daha geri dönmemişti.
Devrime giden haftaları düşününce, artık hayatta olmayan eşi için, “bu ülke için sarf ettiği tüm çabadan sonra bu olanları görmek derin bir üzüntüydü” diyor.
Gösterilerde yer alanların çoğunun akademisyen ve entelektüel olduğunu belirtiyor. “Kendimize sürekli, ‘ne çeşit gruplar insanların beyinlerini doldurup onları sokaklara dökebilmişti’ diye soruyorduk.”
Humeyni’yi destekleyen solcu ve din karşıtı gruplar arasında, komünist İran Tudeh Partisi de vardı. Şu an Londra’da yaşayan Shahran Tabari, bu partinin bir üyesiydi ve amcası partinin lideriydi. Şimdi, Şah’ı devirme kararını sorguluyor. “Demokrasinin ne olduğunu anlamadık” diyor.
Muhalefetteki bazı insanların olan biteni kabul etmediğini ancak sessiz aldığını söylüyor:
“Herkes ne olursa olsun Şah’ın gitmesini istedi. Nasıl olduğunu anlamak zor. Sanki hepimizin beyni yıkandı ve manipüle edildik.”
“Hedefe giden her yolda her şey mubahtır”
Ona katılanlardan biri Homa Nategh. Devrim sırasında Tahran Üniversitesi’nde profesördü. 2016’da ölen Nategh, kendisini sorumlu hissediyordu.
Devrimin solcu beyinlerinden biri olarak tanınıyordu. Harekete destek veren kitap ve makaleler yazdı, çeviriler yaptı.
Devrim rejimi başa geldikten birkaç ay sonra, Nategh dini yetkililerle ilgili gerçekleri fark etti ve Fransa’ya kaçtı.
“Benim suçluluğum diğerlerinden daha büyük” diye yazdı 1990’lardaki bir makalesinde:
“Devrim sırasında, hem eğitimci hem araştırmacı olarak görev aldım. Ne yazık ki, ben de bu coşkuya kapıldım, çekincelerimi ve bilgilerimi bir kenara bırakıp sokaklardaki kalabalığa katıldım, kendimi kalabalığın cehaletiyle aynı hizaya getirdim.”
Aynı zamanda BBC’ye verdiği sayısız röportajda, çalışmalarının insanları Şah’ı devirmek için kışkırttığını ve 1970’lerde yazdıklarına artık katılmadığını söylemişti:
“Hedefe giden her yolda her şey mubahtır. Özgürlük için haykırıyorduk ancak bunun gerçek anlamını çok az anlıyorduk. Özgürlüğün özünü ne ben ne de başka biri anladı, onu kendi çıkarlarımıza uyan şekilde yorumladık.”
Sadegh Zibakalam, insanların manipüle edildiğini ve beyinlerinin yıkandığını reddediyor:
“Asla bu şekilde değildi. Fotoğraflara bakın. Habersiz oldukları için onları suçlayamazsınız. Devrimciler kimdi? Öğrencilerdi, üniversite profesörleriydi. Propagandayla yönlendirildiklerini öne sürmek saygısızlıktır.”
Devrimden sonra çeşitli sol gruplar yasaklandı, üyeleriyse Humeyni’nin İslam Devrimi’ni kurmasına yardım eden, devrimin öne çıkan figürlerinden bazılarıyla birlikte infaz edildi.
Yine de Zibakalam eleştirilerin “halkın mevcut rejimden duyduğu memnuniyetsizlikten kaynaklandığına” inanıyor.
İran liderlerine göre devrim İran’ı yabancı ülke, özellikle de ABD ve Batı’dan özgürleştirdi. İslam Devrim Muhafızları’nı ve ulusal silah endüstrisinin kurulmasını savunmadaki bağımsızlığın kanıtı olarak gösteriyorlar. Özellikle en yoksul kesim için sağlık ve eğitim sağladıkları için övgü alıyorlar.
“Acıyı yanımda taşımak istemiyorum”
Ancak Pehlevi yönetimini sona erdiren devrimden 40 yıl sonra, İslam Cumhuriyeti yeni bir problemle karşı karşıya kaldı ve bazı protestocular Pehlevi kralları lehine slogan atıyordu.
“Rıza Şah, ruhun şad olsun” ve “Kralsız bir İran doğru değil” bunlardan bazıları.
Ayrıca bazı eski devrimciler af diliyor.
“Yıllarca devam eden propagandaya rağmen, insanların kralın İran için yaptıklarını şimdi anlaması cesaret verici” diyor eski Kraliçe Farah Pehlevi:
“Çoğu bana devrime katıldığı ancak şimdi pişman olduğunu söyleyen mailler atıyor. Onları affetmemi istiyorlar”.
“Affedecek misiniz?” diye soruyorum.
“Tabii ki” diyor, “Çünkü acıyı yanımda taşımak istemiyorum.”
]]>
Ermeni alfabesi sadece bir yazı sistemi değil; aynı zamanda matematiksel hesaplamalar ve takvimsel tarihlerin kaydedilmesi için kullanılan bir sayısal sistem ve ulusal bir gurur kaynağı.
Ermenistan’ın başkenti Erivan’dan yola çıktığımızda geç bir sonbahar sabahıydı. Dağlık bölgelerde yarım saat yol aldıktan sonra şoför arabayı durdurdu ve rehberim Sofya Hakobyan araçtan inmem için işaret etti.
Solumda, Alagöz (Ermenice adıyla Aragats) Dağı’nın karla kaplı, dört tepeli zirvesi uzakta belirdi. Otoyolun kenarından Ermenistan’ın en yüksek dağının eteklerine kadar uzanan çimenli yaylalar uzanıyordu.
“Alfabe Parkı’ndayız. Burası 2005 yılında Ermeni alfabemizin 1.600’üncü yıldönümünü kutlamak için inşa edildi” dedi Hakobyan.
Pastel pembe, sarı ve açık siyah taştan oyulmuş heykellerin üzerine çiçekler ve semboller kazınmıştı. Hakobyan beni U şeklindeki heykele götürdü.
“Bu bizim büyük harflerle Ermenice ‘A’ harfimiz” dedi. “Etrafımızda gördükleriniz alfabemizin diğer harfleri. Bunları 1.600 yıl önce (Ermeni rahip ve dil uzmanı) Mesrop Maştots icat etmiş.”
Bakışlarını sakallı ve cübbeli yaşlı bir adamın devasa heykeline doğru takip ettim. İki gün önce Matenadaran’ın (kütüphane) girişinde de onun heykelini görmüştüm.
Erivan’daki Matenadaran’ın heybetli bazalt binası kale benzeri bir görünüme sahip olsa da aslında araştırma enstitüsü olarak da kullanılan bir eski el yazmaları kütüphanesi (scriptorium). Çeviri edebiyat, felsefe, teoloji, matematik bilimleri ve beşeri bilimler, şiir, hukuk, tarih ve sanat gibi tematik bölümler halinde düzenlenmiş sergilerin yer aldığı salonları gezmiştim.
Burası değerli arşiv belgeleri ve erken dönem basılı kitaplarla doluydu. Yunanca, Arapça, Farsça, Süryanice, Latince, Etiyopyaca, Gürcüce ve İbranice gibi dillerde yazılmış çok çeşitli Ortaçağ el yazmaları burada özenle korunuyor.
Grigor Stepanyan, “Burası bizim için kutsal bir yer” dedi ve Maştots’u işaret ederek, “Ama o hepsinin en önemlisi ” diye ekledi.
Maştots’un Ermeni alfabesini icat etmesinin neden Ermeni tarihinin en önemli olayları arasında sayıldığını merak ediyordum. Stepanyan, yakındaki bir kafede koyu ve sert Ermeni kahvesini yudumlarken, “Maştots alfabeyi İncil’i Ermeniceye çevirmek için kullanılabilecek şekilde tasarladı” diye açıkladı.
301 yılında Ermenistan, dünyada Hristiyanlığı resmi din olarak kabul eden ilk ulus oldu. Ancak Stepanyan, bundan sonra yaklaşık yüz yıl boyunca, eskiden doğaya tapan vatandaşlarını dönüştürmek için acımasız yöntemlere de başvurulduğunu söyledi. 4’üncü yüzyıl sonlarında Ermeni kraliyet sarayında çevirmen olarak görev yapan Maştots, bu zorlayıcı ve çoğu zaman şiddet içeren yöntemlere tanık olmuştu.
Stepanyan, “Maştots’un yaptığı oldukça zekiceydi” diye anlatıyor. Maştots, Ermenilerin Hristiyanlığa duyduğu nefretin o dine yabancılıktan kaynaklandığını anlamıştı: Yeni Ahit de dahil, Hristiyan ayin ve teolojisinin Yunanca ve Süryanice çevirileri Ermenilere çok yabancıydı.
Stepanyan, Maştots’un yeni alfabesini fonetik bir tarzda oluşturduğunu, böylece Ermenilerin zaten konuşmakta oldukları bir dilin yazılı formuna kolayca adapte olabildiklerini belirtiyor. “Harfler, dönemin diğer yazı dillerinin harflerinden çok farklı, bağımsız bir karaktere sahip, çok farklı şekillerde tasarlandı” diye ekliyor.
Böylece dilleri Ermenilere yeni bir kimlik kazandırdı.
Sonraki 1.500 yıl boyunca alfabe, Ermeni kültürel kimliğinin merkezinde yer alan ulusal bir gurur noktası, Romalılar, Bizanslılar, Persler ve Osmanlılar gibi yabancı güçler tarafından neredeyse sürekli olarak yönetilen ve sömürgeleştirilen savaştan zarar görmüş topraklar için bir dayanışma sembolü olarak kalacaktı. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Ermenistan’ın bağımsız bir cumhuriyet olarak ortaya çıkmasıyla bu süreç sona erdi.
Stepanyan, “Alfabemiz olmasaydı kayıp bir ırk haline gelirdik” diyor.
Hakobyan da aynı fikirde:
“Ülkemiz defalarca tecavüze uğradı, parçalandı ve yağmalandı. Ama tutunabilmemizin nedenlerinden biri belki de her zaman güzel bir alfabeyle çevrelenmiş güzel bir dile sahip olduğumuzu bilmemizdi.”
Alfabe Parkı’nda yürürken, Hakobyan bu güzel harf dizisinin zenginliği ve esnekliğinin, yazılı formunun başlangıcından bu yana kesintisiz bir edebi geleneğin sürdürülmesine yardımcı olduğunu anlattı.
Ermeni harflerinin estetik açıdan etkileyici şekillerinin, halk sanatında ve kaligrafide uzun süredir kullanıldığını ve Unesco’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne girdiğini biliyordum. Ancak bu zarif, sanatsal tasarımların aynı zamanda gizli kodlar ve kriptografilerle dolu olduğunu ve gizli özelliklere sahip olduğunu bilmiyordum.
“Öncelikle, alfabe karmaşık ama sofistike bir sayısal sistemin yapısını oluşturuyordu” diyen Hakobyan, Maştots harflerinin matematiksel hesaplamalar için de kullanıldığını belirtti.
Alfabenin bir parçası olmalarının yanı sıra, orijinal 36 harfin tümü, alfabedeki sıralarına göre belirlenmiş bir sayısal değere de sahip. Dört sütun ve dokuz satır halinde düzenlendiğinde, her sütundaki harfler sırasıyla tekli, onlu, yüzlü ve binli rakamları temsil ediyor. Hakobyan, bunların Ermeni takvimine göre tarihleri belirlemek için bile kullanılabileceğini söyledi.
Mesrop Maştots heykelinin yanına geri döndük. Küçük bir tümseğin üzerinde yükselen bilge yaşlı adam ayaklarına bakıyordu, nazik, düşünceli bakışları dikkat çekiyordu.
Yolculuğumuza devam etme zamanı gelmişti. Arabaya binmeden önce arkama baktım ve bu eski alfabenin inanılmaz mirasını düşündüm.
]]>
BBC Sırpça servisinin 30’uncu yılında Saraybosna’daki Markale pazar yeri saldırısının görgü tanıklarıyla yaptığı görüşmeler, saldırıdan hayatta kalanların olanları tüm dehşetiyle hatırladığını gösteriyor.
“Şubat’tan nefret ediyorum.”
66 yaşında Saraybosnalı Advija Mujaric bu birkaç kelimeyi söylerken sesindeki yoğun acı ve dehşet hissediliyor.
30 yıl önce, 5 Şubat 1994’te, eski Yugoslavya topraklarındaki en ağır savaş suçlarından birinin yaşandığı Markale pazar yerindeki saldırıda ağır yaralanmıştı.
BBC Sırpça’ya konuşan Mujaric, “Benim için 5 Şubat her şeyi yok etti. Yaşamım alt üst oldu, bütün ailem yok edildi” diyor.
Saraybosna pazar yerine o gün alışveriş yapmak için giden 68 kişi saldırıda öldürüldü ve 142 kişi yaralandı.
Aynı pazar yerine 28 Ağustos 1995’te yapılan ikinci bir saldırıda da 37 kişi öldü ve 90 kişi yaralandı.
Saldırıların doğrudan faili bulunamadı ancak Markale farklı mahkeme kararlarına konu oldu.
Saraybosna’da yıllar süren ve 10 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği kuşatmayı yöneten Sırp ordusunun Saraybosna-Romanya Kolordu Komutanı Stanislav Galic, 2006 yılında Markale’nin bombalanması dahil farklı suçlardan ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Çatışma nasıl başladı?
1980’lerin sonundaki siyasi kriz, eski Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nde (SFRJ) hızla çatışmaları tetikledi.
Önce Slovenya, sonra çatışmaların başladığı Hırvatistan bağımsızlığını ilan etti ve ardından Bosna-Hersek’e sıçradı; burada en güçlü ivmeyi kazandı.
Saraybosna kuşatması çok geçmeden başladı.
Bundan sonraki üç buçuk yıl boyunca 250 binden fazla insan, Sırp ordusunun bombardımanı ve keskin nişancı saldırılarının altında yaşayacaktı.
Hayat, elektrik ve ısınma olmadan, yiyecek ve su sıkıntısı içinde devam etti.
71 yaşındaki Amra Kihic, BBC’ye, “Büyük açlık vardı. Salam, tereyağı, kremanın neye benzediğini yıllar içinde unuttum” diyor.
Ve bu ortamda Markale pazarının önemini şöyle anlatıyor:
“Burası yaşamın kaynağıydı, para bile yoktu, herhangi bir şey için sadece takas vardı.
“Kıyafetler, ayakkabılar, insani yardımdan gelen gıda, vakumlu peynir, konserve gıdalar, çorba, un, şeker, tuz ve diğer şeyler.”
Ödeme aracı sigaraydı ve fiyatlar genellikle inanılmaz derecede yüksekti.
Pazarda ayrıca kentte ve cephede yaşanan olaylarla ilgili bilgi alışverişinde bulunulurdu.
Kihiç, “Buraya, binaların arasına bir bombanın düşeceğini asla düşünemezdik” diyor.
30 yıldan sonra görgü tanıklarının hafızalarında olay canlılığını koruyor.
O dönem Saraybosna Emniyetinde polis memuru ve müfettiş olan Dragan Miokovic, patlama anından 45 dakika sonra olay yerine gittiğini anlatıyor:
“Ne bir ceset ne de yaralı bulabildim, kelimenin tam anlamıyla bir mezbahayı andırıyordu.
“Her yer kan içindeydi, bağrışmalar duyuluyordu, insanlar sevdiklerini arıyordu, gerçekten korkutucuydu”.
Katliamın ardından Sırp Ordusu ve Bosna Hersek Ordusu, saldırının sorumluluğuyla ilgili birbirlerini hızla suçlamaya başladı.
Birleşmiş Milletler’in eski Yugoslavya Özel Delegesi Japon diplomat Yasushi Akashi, beş balistik uzmanın yer aldığı bir komisyon kurdu.
2013 yılında Bosna Hersek’te yayın yapan Nezavisne’ye verdiği demeçte, “Uzmanların bombanın nereden düştüğünü değerlendirmesi zordu.
“Tamamen kabul ettiğim sonuç, saldırının her iki taraftan da gelebileceği yönündeydi” dedi.
Akashi daha sonra, Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karadiç’in ömür boyu hapse mahkum edilmesinin istendiği duruşmada savunma tanığı olacaktı.
Markale’den sonraki günlerde, “bir ya da iki günlüğüne sessizlik oldu” diyor Mikoviç.
Ancak sonraki günlerde yaşam mücadelesi devam ettiğini anlatıyor.
Markale’de bugün de pazar kuruluyor. Her tür ürün var. Taze sıkılmış nar oldukça popüler.
Ancak satıcılar pazarın kışları iyi çalışmadığından şikayet ediyor.
Büyük sorunun süpermarketler olduğunu ve bu yüzden meyvelerini aldıkları fiyata sattıklarını söylüyorlar.
Ancak bunun her yerde, hem Sırbistan hem Hırvatistan’da da aynı olduğunu ekliyorlar.
]]>
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş Türkiye’nin onur konuğu olduğu, Çok Boyutlu Sosyal Kalkınma İçin Arap Forumu dolayısıyla geldiği Katar’ın başkenti Doha’da temaslarına devam etti. Göktaş, yaptığı açıklamada pilot olarak deprem bölgesinden başlanacak Aile ve Gençlik Fonu için başvuruların 15 Şubat’tan itibaren alınacağını belirterek, “Programdan yararlanmak isteyenlerin Bakanlığımızın evlilik öncesi sunacağı eğitim ve danışmanlık hizmetinden yararlanmaları ve evlenmelerinin ardından sunulacak eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden yararlanmayı taahhüt etmeleri gerekiyor” dedi.
Katar Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nı ziyaret ederek Mehmetçik ile bir araya gelen Göktaş, tören mangası tarafından selamladı. Daha sonra birlik komutanından faaliyetlere ilişkin bilgi alan Bakan Göktaş, personelle bir araya geldi. Katar ile Türkiye arasındaki derin ve tarihi dostluğa vurgu yapan Göktaş, “Katar’ın, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye’ye verdiği destek ve gösterdiği dayanışma, iki ülke arasındaki bağların ne denli güçlü olduğunun en somut örneğidir. Her iki ülkenin de karşılaştığı zorluklara omuz omuza vererek göğüs germemiz, birliğimizin ve kardeşliğimizin en güçlü ifadesidir” ifadelerini kullandı.
Mehmetçiğin Katar’da üstlendiği görevlerle iki ülke arasındaki iş birliğini pekiştirdiğini ifade eden Göktaş, “Katar’da yürüttüğünüz misyon, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanmasında kilit bir role sahiptir, bu nedenle her birinizin çabası takdire şayandır. Göreviniz, sadece askeri bir vazife değil, aynı zamanda iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin bir simgesi olarak önem taşımaktadır. Hem bölgesel hem de global düzeyde barış ve istikrarın korunması için yaptığımız katkılar, Türkiye’nin dünyadaki konumunu güçlendiriyor” açıklamalarında bulundu.
“TÜRKİYE FORUMUN ONUR KONUĞU OLDU”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, ziyaretlerinin ardından açıklamalarda bulunarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.Çok Boyutlu Sosyal Kalkınma İçin Arap Formu kapsamdaki temasları sorulması üzerine Göktaş, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik iyi uygulamalardan dolayı Türkiye’nin forumun onur konuğu olduğunu vurguladı.
Forum sonucunda kabul edilen Doha Deklarasyonu’nda bu konudaki çalışmalarından dolayı Türkiye’ye teşekkür edildiğini ifade eden Göktaş, Katar, Filistin, Mısır ve Ürdünlü mevkidaşlarıyla da görüştüğünü söyledi.
Bakan Göktaş, görüşmelerine ilişkin, “İlişkilerimizi geliştirmek, sosyal hizmet alanında iş birliğimizi artırmak ailenin güçlendirilmesine yönelik uluslararası alanda ortak bir dil oluşturmak konusunda görüş birliğinde olduğumuzu bir kez daha gördük. İş birliğimizi daha da artırmak konusunda mutabakata vardık” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Filistin’e yönelik insanlık dışı saldırılarının da görüşmelerin bir diğer konusunu oluşturduğunu aktaran Göktaş, “Bir an önce ateşkesin sağlanmasına ve insani yardımların bölgeye sınırlandırılmadan ulaştırılmasına yönelik görüşmelerimizi ve birlikte yapılabilecek konuları ele aldık” dedi.
AİLE VE GENÇLİK FONU’NA BAŞVURU ŞARTLARI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Aile ve Gençlik Fonu’na başvuruların başlayacağına yönelik açıklaması hatırlatılarak, başvuru şartlarına ilişkin soru üzerine Bakan Göktaş, başvuruların 15 Şubat’tan itibaren alınmaya başlanacağını belirtti.
Başvuru için Bakanlığın “aile.gov.tr” internet sitesini işaret eden Bakan Göktaş, “Cumhurbaşkanımızın vizyonu doğrultusunda oluşturulan Aile ve Gençlik Fonu’nda pilot bölge olarak deprem bölgesini belirledik. Deprem bölgesi için şartları özellikle esnettik, farklı tutuyoruz. Gençlerimizin hem evlilik hayallerine hem de farklı projelerine destek olmayı hedefledik. Aile kurma yolunda ilk adımı atacak gençlerimize faizsiz kredi imkanı sunacağız. Gençlerimiz bu destek ile aynı zamanda kendi projelerini de hayata geçirebilecek. İlerleyen süreçte ise programı tüm gençlerimizi kapsayacak şekilde bütün Türkiye’de yaygınlaştıracağız. Programın ekonomik destek kısmı ile başvurusu onaylanan kişilere toplam 48 ay vadeli 2 yılı geri ödemesiz 150 bin lira kredi desteği sunulacak. Fonda biriken para ile orantılı şekilde süreci yürüteceğiz.”
Göktaş, “Programdan yararlanmak isteyenlerin Bakanlığımızın evlilik öncesi sunacağı eğitim ve danışmanlık hizmetinden yararlanmaları ve evlenmelerinin ardından sunulacak eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden yararlanmayı taahhüt etmeleri gerekiyor” dedi. Başvuru için gerekli diğer şartların da yakın zamanda açıklanacağını belirten Göktaş, “Bu fonla Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinden elde edilecek gelirlerle gençlerimizin geleceğine yatırım yapacak, onların hizmetine sunacağız” dedi.
“DİZİ YAPIMCILARI VE MEDYA SEKTÖRÜ TEMSİLCİLERİYLE TOPLANTI YAPACAĞIZ”
Dizilere yönelik tartışmaların ardından “dizi yapımcıları ile bir araya geleceği yönündeki” açıklaması hatırlatılarak bu konudaki son durumun sorulması üzerine Göktaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye yolunda kararlılıkla ilerlediklerini belirtti. Aileyi “medeniyetin kilit taşı” olarak nitelendiren Göktaş, şunları söyledi;
“Dünya genelinde yaşlanan nüfus, doğurganlığın düşmesi ve demografik tehditler söz konusu. TÜİK’in son verilerinde ülkemizde de azalan doğurganlık ve yaşlanan nüfustan bahsediliyor. Bu kapsamda, ailenin her türlü tehdit ve tehlikeden korunması için önemli çalışmalar yürütüyoruz. Aile Eğitim Programı, Evlilik Öncesi Eğitim Programları ve aile danışmanlığı gibi hizmetlerimizi yaygınlaştırarak koruyucu ve önleyici bir yaklaşım ortaya koyuyoruz. Son olarak, aile konusunu detaylı ele aldığımız ‘Aile Çalıştayları’nı 81 ilde gerçekleştirdik. Yoğun bir katılımla Aile Şurası’nı gerçekleştirdik. Tüm bu çalışmalarımızın tespitlerini ilgili paydaşlarla paylaşmak ve istişare etmek için çeşitli toplantılar planlıyoruz. Bu tespitler ışığında eylem planımızı hazırlıyoruz.”
RTÜK ile Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesine Yönelik İş Birliği Protokolü’nü imzaladıklarını hatırlatan Göktaş, şu ifadeleri kullandı;
“Bu protokol çerçevesinde, dizi yapımcıları ve medya sektörü temsilcileri ile 29 Şubat’ta önemli bir toplantıyı gerçekleştireceğiz. Akademisyenlerin de katılacağı toplantıda hassasiyetlerimizi aktaracağız, sorunları beraberce ele alacağız ve gerekli adımları atacağız. Bu sene 15 Mayıs’ta BM’nin Aile Günü ilanının 30’ncu yılını kutlayacağız. Ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor.”
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fox News’ün eski sunucularından olan eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a Moskova’da verdiği röportajda, ABD, AB ve NATO’ya seslenerek, Rusya’yı Ukrayna ile yaptığı savaşta yenmenin Batı için ” imkansız” olduğunu anlamaları gerektiğini ifade etti.
“RUSYA’YI YENİLGİYE UĞRATMAK İMKANSIZ”
Rus lider, “Şu ana kadar Rusya’yı savaş alanında stratejik bir yenilgiye uğratma yönünde gürültü ve çığlıklar vardı. Ama şimdi görünüşe bakılırsa bunu başarmanın, eğer mümkünse, çok zor olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bana göre öyle, imkansız.” dedi.
“SAVAŞI DURDURMAK İSTİYORSANIZ SİLAH TEDARİKİNİ BIRAKIN”
Putin, Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta haklı olduğunu tarihi gerekçelerle uzun uzun anlatırken, Washington yönetimine, “Eğer gerçekten savaşı durdurmak istiyorsanız, silah tedarikini bırakmanız gerekir.” diye seslendi.
İSTANBUL’DAKİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DE DEĞİNDİ
Ukrayna’daki savaşın ikinci yılının geride kaldığı günlere denk gelen röportajda Putin, Rusya ve Ukrayna’nın “er ya da geç” anlaşmaya varacağını söyleyerek, müzakere yolunun açık olduğuna da işaret etti. Ukrayna ile Rusya arasında Türkiye’nin arabuluculuğu ile İstanbul’da yapılan barış görüşmelerine birçok kez değinen Putin, İstanbul görüşmelerinde mutabakata varılan kararların uygulanması durumunda savaşın çoktan bitmiş olabileceğini, ancak ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin vazgeçirmesiyle Ukrayna’nın geri adım attığını iddia etti. NATO’nun genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
“NATO GENİŞLERSE HER ŞEY SOĞUK SAVAŞ SIRASINDAKİYLE AYNI OLACAK”
Rus lider Vladimir Putin, iki saatten fazla süren röportajda, NATO’nun 1990’ların başından bu yana yürüttüğü genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koydu. NATO’nun genişlemesine gerek olmadığını savunan Putin, “NATO genişlerse her şey Soğuk Savaş sırasındakiyle aynı olacak, yalnızca Rusya sınırlarına daha yakın olacak. Bu kadar.” ifadelerini kullandı. Vladimir Putin, ABD’nin bu konuda verdiği sözü tutmadığını söyleyerek, “NATO’nun, doğuya doğru genişlemeyeceğine dair sözünüz vardı ama bu 5 kez gerçekleşti.” dedi.

“POLONYA’NIN İŞGALİ SÖZ KONUSU DEĞİL”
Carlson’ın sorusu üzerine Putin, Moskova’nın bölgedeki diğer NATO üyesi ülkelerin (Polonya ve Letonya) veya genel olarak Avrupa kıtasının Rusya tarafından işgalinin söz konusu olmadığını belirtti.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİYLE İLGİLİ DE KONUŞTU
ABD’nin Ukrayna’ya silah desteğinde bulunmasından dolayı ABD Başkanı Joe Biden ile “konuşacak hiçbir şeyi olmadığını” söyleyen Putin, kasımda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde yeni bir başkanın seçilmesinin de “elitlerin Rusya’ya karşı tutumunu değiştirmeyeceğini” anlattı. Rus lider, küresel güç dengesindeki değişim nedeniyle uluslararası hukukun da değişmesi gereğine değindi. Putin, tutuklu Wall Street Journal (WSJ) muhabiri Evan Gershkovich konusunda da “anlaşmaya varılabileceğini” kaydetti. Bu konuyu çözmek istediklerini belirten Putin, “Ancak özel servis kanallarında tartışılan bazı terimler var. Anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum” dedi. Putin, Gershkovich’in, “komplo kurarak gizli şekilde bilgi topladığını” ve yaptığının “tam olarak casusluk” olduğunu, bununla birlikte iki taraf heyetlerinin bu konuyu çözme yolunda ilerlediğini belirtti.
RÖPORTAJ ABD MEDYASINDA GÜNDEM OLDU
FOX haber kanalından ayrıldıktan sonra gazetecilik faaliyetini sosyal medya platformu X’te devam ettiren Tucker Carlson’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le röportaj yapacağını duyurması ABD medyasında gündem oldu. Carlson’a konuşmayı kabul eden Putin, 2019’dan bu yana Batı medyasında ilk defa röportaj vermiş oldu. Tucker Carlson’ın söz konusu röportajı hakkında bazı Avrupa ve ABD medyasında eleştiriler yer alırken, Amerikalı gazeteci Putin’in propagandasını yapmakla suçlandı.
]]>
BBC İzleme Servisi ve BBC Azerbaycanca
Azerbaycan’da Devlet Başkanı İlham Aliyev’in bugünkü seçimi kazanacağından şüphe eden pek yok.
Aralık ayında erken seçim ilan edildiğinde, seçmenler bu seçimin neyi değiştireceğini sorguluyordu.
Aliyev “Galip Halkın Galip Lideri” sloganıyla devlet başkanlığında beşinci dönemine hazırlanıyor.
Azerbaycan onun liderliğinde, 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşünden beri Ermenistan işgalinde olan topraklarını geri almayı başardı.
Böylece Azerbaycan’da ilk defa bir seçim ülke genelinde düzenlenecek.
Ermenistan’dan geri alınan topraklarda yaklaşık 22 bin Azerbaycanlı oy kullanacak.
Dağlık Karabağ’da kalıp Ermenistan’a gitmemiş bir avuç Ermeni’nin oy verip vermeyeceği ise merak konusu.
Yetkililer, yıllardır muhalif sesleri bastırmak ve potansiyel rakipleri saf dışı bırakmak için kullandıkları teknikleri bu seçimde de kullanmaya devam ediyor.
Bu da halkın seçime ilgisiz kalmasına yol açan nedenlerden biri.
Adaylar kim?
Aliyev’in dışında altı aday daha var. Onlardan dördü iktidar yanlısı milletvekilleri: Zahid Oruc, Razi Nurullayev, Fazıl Mustafa ve Qudrat Hasanquliyev.
Geri kalan iki adaysa küçük bir muhalefet partisi olan Büyük Azerbaycan Partisi’nden Elsad Musayev ve bağımsız aday Fuad Aliyev.
Muhalefette yer alan Azerbaycan Halk Cephesi Partisi, Klasik Halk Cephesi Partisi ve Müsavat Partisi, ülkede demokratik bir ortam olmaması ve Aliyev’in dışındaki adaylara eşit imkan tanınmaması nedeniyle seçimi boykot ediyor.
Meclis’te bir vekille temsil edilen Cumhuriyetçi Alternatif Partisi de devlet başkanlığı için aday çıkarmayarak önümüzdeki aylarda yapılacak milletvekilliği seçimlerine odaklanacaklarını açıkladı.
Adaylar arasında en farklı siyasi programı olan kişi ise Azerbaycan Birleşik Halk Cephesi lideri Qudrat Hasanquliyev.
Vadettiği büyük reformlar arasında anayasayı değiştirmek, ülkeyi parlamenter sisteme geçirmek ve ülkenin adını Kuzey Azerbaycan Cumhuriyeti’ne çevirmek var. Bakü’de Güney Azerbaycan ifadesi, İran’ın kontrolünde bulunan ve etnik Azerilerin yaşadığı bölgeler için kullanılıyor.
Hasanquliyev, televizyonlardaki tartışma programlarında iktidarın politikalarına ciddi itirazlar getiren tek aday olarak öne çıkıyor.
Öte yandan adayların Ermenistan’la barış anlaşması, Karabağ’ın geleceği ve Rus barış güçlerinin çekilmesi gibi konularda net bir vizyon ortaya koyamadığı eleştirileri de var.
Adaylar genellikle Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkiler hakkında yorum yapmazken Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı, Pakistan, Rusya ve İran’la ilişkilere odaklanıyor.
Medya ve insan hakları ne durumda?
Azerbaycan’da hükümetin sıkı kontrolü altında olan medyada hiçbir eleştirel ses yer almıyor.
Önceki yıllarda olduğu gibi yetkililer seçimin adil olmamasına karşı yapılan küçük çaplı protestolara bile izin vermedi.
Sosyal medyadaki eleştirilere de aynı sertlikte yaklaştı.
Kasım’dan bu yana 10’dan fazla gazeteci ve siyasi aktivist tutuklanırken bu durum 2011’den bu yana ülkedeki bağımsız medyaya yönelik en büyük baskı olarak nitelendiriliyor.
Yorumculara göre bu iktidar bu baskıyla araştırmacı gazeteciliği engellemek istiyor.
Seçim sürecini takip eden Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin 23 Ocak’ta yayımladığı ara raporda bu gözaltıların yanı sıra yeni medya yasasının gazeteciliği kısıtladığına, yabancılardan fon alan medyaya izin verilmediğine ve bazı eleştirilen internet sitelerinin yasaklandığına dikkat çekildi.
Ülkedeki bağımsız uzmanlar insan hakları kısıtlamaları, basın özgürlüğü sorunları ve adil olmayan seçim koşullarının bu seçimlere özgü olmadığını, yıllardır devam ettiğini aktarıyor.
Fransa merkezli Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve ABD merkezli Freedom House kuruluşları basın özgürlüğü konusunda bu ülkeye “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer veriyor.
RSF, “Devlet Başkanı Aliyev ülkede çoğulculuğun tüm emarelerini yok etti ve 2014’ten bu yana da kendini eleştiren herkesi zalimce susturuyor” ifadelerini kullanıyor.
Aliyev, devlet başkanı adaylarının televizyon tartışmalarına da katılmıyor. Onu, partisinin diğer üyeleri temsil ediyor.
Kamu yayıncısı kuruluş, adayların tartıştığı programlara haftada üç kere birer saatlik yer verse de televizyonun YouTube sayfasında çok sayıda kullanıcı bu yayınların göstermelik olduğu yorumlarını yapmış, bunun üzerine kanalın YouTube hesabı yorumlara kapatılmıştı.
Son olarak 24 Ocak’ta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, “ülkede adil bir seçim ortamı olmaması” ve Avrupa Konseyi’nin seçimi gözleme davet edilmemesi nedeniyle Azerbaycan heyetine akreditasyon vermemişti.
Şangay İşbirliği Örgütü, Bağımsız Devletler Teşkilatı ve Rusya Meclisi seçim gözlemi için heyet gönderecek.
2021’de Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 128. sırada yer alan ülke, 2023’te 157’inci sıraya geriledi.
Azerbaycan hükümeti ise baskıcılık ve yolsuzluk suçlamalarının “asılsız” olduğunu söylüyor.
Azerbaycan’ın küresel siyaset sahnesindeki rolü ne?
Büyük güçler arasında denge politikası izleyen petrol zengini ülke, 1990’ların başından itibaren dış yatırım çekmeyi başardı.
Bakü şimdi de, Ukrayna’nın işgalinin ardından Avrupa Birliği’nin Rus gazına bağımlılığını azaltma çabalarının faydasını görüyor.
2022’de Bakü’yü ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Azerbaycan’ı “kritik ve her zaman güvenilir bir enerji partneri” olarak niteledi.
Analistler 2027’ye kadar Azerbaycan’ın AB’ye gaz ihracatının iki katına çıkarak yıllık 20 milyar metreküpe ulaşacağını tahmin ediyor.
Azerbaycan’ı neler bekliyor?
Azerbaycan son yıllarda konumunun ve doğal kaynaklarının avantajını son derece iyi kullandı.
Rusya, İran, Türkiye ve Batı arasında bir denge politikası izleyerek uzun yıllardır devlet politikası olan Dağlık Karabağ’ı geri almayı başardı.
Bu başarı, Aliyev’in ülke içindeki popülerliğini artırırken dikkatleri yolsuzluk, ifade özgürlüğü sorunları veya yoksulluk gibi sorunlardan uzaklaştırdı, Aliyev’in muhalifleri susturmasını da kolaylaştırdı.
Büyük güçlerin dikkatinin Ukrayna, Gazze ve Kızıldeniz’e çevrilmiş olması, Azerbaycan üstündeki baskıyı da azalttı.
Fakat küresel kutuplaşmanın artması, Bakü’nün bir denge politikası güderek tüm kamplarla iyi ilişkilere sahip olmasını zorlaştıracak.
Bir noktada Rusya ve Batı, Ankara ve Tahran arasında seçim yapmak zorunda kalacak.
Bu karar hem bölgenin hem de dünyanın geleceğini etkileyecek.
Belki de bu yüzden Aliyev sürpriz bir şekilde erken seçim yapmaya karar verdi: Amacı, önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek gelişmeler karşısında gücünü pekiştirmek.
]]>
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 12 Şubat’ta gerçekleştirmesi beklenen Türkiye ziyareti daha şimdiden uluslararası gündemin önemli başlıklarından biri haline geldi.
Türkiye’nin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin başladığı Şubat 2022’den bu yana Putin’in gideceği ilk Batı ve NATO ülkesi olması bu ziyaretin önemini daha da artırıyor.
Başta ABD, Ukrayna ve Batı ülkeleri, ziyarete eleştirel baksalar da tahıl koridorunun yeniden canlanması ve müzakere masasına dönülmesi açısından olası sonuçlara odaklanıyorlar.
Putin’in Türkiye ziyaretinin 12 Şubat’ta gerçekleşmesi öngörülüyor.
Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Putin’in ziyaretinin aslında daha öncesi için planlandığını ancak bölgesel gelişmelerden dolayı geciktiğini kaydetti.
Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov da Putin’in ziyaretinin hem ikili hem de bölgesel konuların görüşülmesi açısından önemli olacağını belirtti.
Ukrayna’yı işgal girişimini başlattıktan sonra geçen iki senede pek yurt dışı ziyareti geçekleştirmeyen Putin, savaşın başladığı 24 Şubat 2022’den sonra ilk kez Türkiye’ye gelecek.
Savaşın ikinci yıldönümünden günler önce NATO’nun önde gelen ülkelerinden birini ziyaret edecek olması Putin’in Erdoğan ile görüşmesini daha da dikkat çekici hale getiren unsurlardan biri.
Batı yakından takip edecek
Henüz resmen ilan edilmemiş olmasına karşın Putin’in ziyaretine ilişkin hem Birleşmiş Milletler (BM) hem de ABD’den değerlendirme yapılmış olması Batı’nın ilgisini somutlayan bir durum.
BM Sözcüsü Stephane Dujarric, hafta başında düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine, Putin’in Türkiye ziyaretini yakından takip edeceklerini kaydetti.
Dujarric, tahıl koridorunun yeniden canlandırılmasına ilişkin bir soru üzerine ise BM’nin Türkiye-Rusya görüşmelerine dahil olmadığını anımsattı.
2022 Temmuz’unda oluşturulan Karadeniz Tahıl Girişimi, Türkiye ve BM’nin Rusya ve Ukrayna ile ayrı ayrı imzaladığı mutabakat muhtıraları ile yaşama geçmişti.
Rusya, kendi tahıl ürünleri ve gübresini satamadığı gerekçesiyle Temmuz 2023’te girişimi askıya aldığını açıklamıştı.
Dışişleri Bakanı Fidan da, 4 Şubat’ta verdiği bir demeçte, Putin’in ziyareti sırasında konunun mutlaka gündeme geleceğini, inisiyatifin yeni bir formülle canlandırılması için Türkiye’nin çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetmişti.
Ukrayna’nın tahıl taşıyan bazı gemilerini hâlâ Karadeniz’den geçirebildiğini ancak güvenliğin büyük sorun olmaya devam ettiğini, Rusya’nın ise sattığı tahılın parasını alamadığı için sıkıntıları olduğunu anımsatan Fidan, “Her iki tarafı da tatmin edecek bir çözüm için çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.
Dışişleri Bakanı, bir formülün bulunması durumunda bunu kamuoyuyla paylaşacaklarını da açıklamıştı.
Diplomatik kaynaklar ise mevcut durumda tahıl koridorunun yeniden canlandırılmasının güçlüğüne işaret ediyorlar.
Rusya’nın Ukrayna limanlarını kuşatmayı sürdürdüğü, uluslararası toplumun da bankacılık, sigorta gibi alanlarda Rusya’nın beklentilerine yanıt vermediği bir ortamda tahıl koridoru girişiminin canlanmasının zor olacağı yapılan değerlendirmeler arasında.
ABD’den ‘anlamlı rol’ vurgusu
Putin’in ziyaretini yakından izleyecek bir başka başkent ise Washington olacak. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, 5 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, Putin’in Türkiye ziyareti ile ilgili bir soruya da yanıt verdi.
“Eğer herhangi bir ülke Rusya’nın bazı kötü niyetli davranışlarından vazgeçme konusunda anlamlı bir rol oynayabilecekse bunu kesinlikle memnuniyetle karşılarız,” değerlendirmesini yapan Patel, Karadeniz tahıl koridoru girişimini anımsattı.
Sözcü Yardımcısı, “Ukrayna tahılının gitmesi gereken yere ulaşmasının ve bu alanda güvenilir bir ilerleme kaydedilmesinin kritik önemini hissetmeye devam ediyoruz. Bu kesinlikle hoş karşılanacak bir şey” dedi.
Diplomatik kaynaklara göre, ABD’nin Putin’in ziyaretine bakışı tahıl koridoru ile sınırlı değil.
Rus Devlet Başkanı’nın NATO ülkesi Türkiye’yi ziyaretini ittifak içinde yeni kırılmalar yaratmak amacıyla kullanmasından kaygı duyan Washington, ziyaret sırasında Türk yetkililerin verecekleri mesajların önemine dikkat çekiyorlar.
Kaynaklara göre, ABD’nin bu yöndeki çekinceleri geçen hafta Ankara’da temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Vekili Victoria Nuland tarafından Türk yetkililere aktarıldı.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğü vurgusu
Ankara, ABD ve Batı’nın bu yöndeki söyleminin savaşın başladığı günden bu yana sürdüğü ancak Türkiye’nin izlediği politikanın temel ilkelerinin değişmediği yanıtı veriyor.
Ukrayna’nın siyasi ve toprak bütünlüğünün korunmasından yana olduğunu kaydeden Ankara, taraflar arasında olası bir barış anlaşmasının sağlanması için her iki tarafla da konuşabilen aktörlerin olması gerektiğini, Türkiye’nin tam da bu rolü oynadığını kaydediyor.
Türkiye, savaşın başladığı Şubat 2022’den sadece haftalar sonra Rus ve Ukraynalı dışişleri bakanlarını Antalya’da bir araya getirmiş ancak anlaşma sağlanamamıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’e barış görüşmeleri için Türkiye’nin ev sahipliği yapabileceği önerisini dile getirmişti.
Dışişleri Bakanı Fidan, bu unsurların yanı sıra Türkiye ile Rusya’nın birçok çatışma noktasında varlık gösterdiklerini, başta Suriye, Kafkaslar ve Orta Doğu’da şiddetin daha da yayılmaması için Ankara- Moskova arasında kurulan diyaloğun önemli olduğunun altını çiziyor.
]]>
Türkiye, geçen yıl şubat ayında “asrın felaketi” olarak nitelenen Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremlerin acısıyla sarsıldı. 14 milyon vatandaşı doğrudan etkileyen deprem nedeniyle ülke genelinde 7 gün süreyle milli yas ilan edildi.
Türkiye’de, 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde saat 04.17’de 7,7 büyüklüğünde, Elbistan ilçesinde saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

53 BİN 537 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Kahramanmaraş’ın yanı sıra Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adana, Malatya ve Elazığ’ı vuran asrın felaketinde 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.
Türkiye’nin uluslararası yardımı da içeren 4. seviye alarm verdiği deprem sonrası 93 ülkeden arama kurtarma ekipleri bölgede çalışmalara katıldı.

7 GÜN SÜREYLE OHAL KARARI ALINDI
120 bin kilometre karelik alanda 14 milyon vatandaşın doğrudan etkilendiği depremler 11 il, 124 ilçe, 6 bin 929 köy ile mahallede ağır yıkımlara yol açtı.
Ülke genelinde 7 gün süreyle milli yas ilan edilirken, deprem bölgesinde ise OHAL kararı alındı.

650 BİN PERSONEL GÖREV YAPTI
Tüm kamu kuruluşları, mahalli idareler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin seferber olduğu deprem sonrası, bölgeye su, gıda, ilaç ve giyecek başta olmak üzere tüm yaşam malzemeleri hızla gönderildi.
Depremlerde yıkılan 38 bin 901 binada arama, yaşam olduğu belirlenen 26 bin binada arama kurtarma faaliyeti gerçekleştirildi.

Bölgede müdahale çalışmaları kapsamında 11 bin 488’i uluslararası, 35 bin 250’si arama kurtarma, 142 bini güvenlik personeli olmak üzere toplam 650 bin personel görev yaptı.
Bölgede 350 çadır kent alanında 645 bin çadır, 414 konteyner kentte ise 215 bin 224 konteyner kuruldu.

BÖLGEYE 106 MİLYAR 728 MİLYON LİRA KAYNAK AKTARILDI
Geçici barınma hizmeti kapsamında bugüne kadar 349 bin haneye toplam 14 milyar 453 milyon lira “kira destek ödemesi” yapıldı. Bu kapsamda ev sahiplerine 7 bin 500, kiracılara ise 5 bin lira kira destek ödemesi devam ediyor.
Diğer yardım ve ödemelerle birlikte deprem bölgesine toplam 106 milyar 728 milyon lira kaynak aktarıldı.
Deprem bölgesinde 2 milyon 302 bin binada ve 6 milyon 227 bin bağımsız bölümde hasar tespiti yapıldı, şu ana kadar enkaz kaldırma işleminin yüzde 91’i gerçekleştirildi.

Hak sahipliği çalışmaları kapsamında, 389 bini konut, 40 bin 658’i iş yeri, ve 11 bin 531’i ahır olmak üzere toplam 441 bin 567 hak sahipliği belirlendi.
Depremzede vatandaşların yaralarının sarılması çalışmaları kapsamında deprem bölgesinde şehir merkezleri ve köylerde 307 bin konutun yapımına başlandı.
Bu kapsamda yerinde dönüşüm projelerinde konutlar için 750 bin lirası hibe, 750 bin lirası kredi, ahırlı köy evleri için 750 bin lirası hibe, 1 milyon lirası kredi ve iş yerleri için 400 bin lirası hibe, 400 bin lirası kredi 2 yıl ödemesiz ve faizsiz 10 yıl vadeyle kullanıma sunuldu.
]]>
Sarıyer’de Tuncer Cihan’ın ölümüyle sonuçlanan terör örgütü DEAŞ saldırısının ardından ibadete kapatılan Santa Maria İtalyan Kilisesi’nde, Kefaret Ayini düzenlendi.
Sarıyer’deki Nativita di Santa Maria ( Meryem Ana’nın Doğuşu) İtalyan Kilisesi, kutsal su saçılarak ve dualar okunarak takdis edilip yeniden ibadete açıldı.
Katolik inancına göre kilisenin kutsallığına yapılan ihlal eyleminden dolayı kilisenin arındırılması ve yeniden takdisi ile Tuncer Cihan’ın ruhuna dua etmek için düzenlenen Kefaret Ayini öncesi kilise ve çevresinde polis ekipleri yoğun güvenlik önlemi aldı.
Kefaret Ayini’ni, Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Monsenyör Marek Solczynski ve İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palinuro birlikte yönetti.
Ayine İzmir Başpiskoposu ve Türkiye Katolikler Ruhani Reisi Monsenyör Martin Kmetec de katıldı.
Başka dinlerden temsilcilerin de katıldığı ayinde, kilisenin girişinde Tuncer Cihan için bir anma köşesi de hazırlandı.
Ayini yöneten Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Monsenyör Marek Solczynski, kilisenin büyük bir günah olan cinayetle kutsallığını yitirdiğini belirterek “Her cinayet hayatın kaynağı olan Allah’a karşı bir saygısızlık ve küfürdür. Bu nedenle kutsal suyla arındırma ve dualar sayesinde kilisenin arınmasını Allah’tan dilerim.” diye konuştu.
Solczynski daha sonra kutsal suyla kiliseyi gezerek kutsadı. Ayin sırasında dualar ve ilahiler okundu.
“Her cinayet aslında kutsala hakarettir”
İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palinuro ise Rabb’den onun evinde meydana gelen kötülük için af dilemeye geldiklerini vurgulayarak şöyle konuştu:
“İstanbul Katolik Kilisesi adına bu zor günlerde yanımızda olan herkese özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’mıza, bakanlara, belediye başkanlarına, yerel yetkililere ve emniyet mensuplarına içten teşekkür ederiz. Geçtiğimiz pazar günü insana ve dolayısıyla Allah’a karşı büyük bir günah işlendi. Rahmetli kardeşimiz Tuncer’in öldürülmesi Allah’a karşı işlenmiş bir suçtur. Her cinayet aslında kutsala hakarettir. Yaşamın kaynağı olan Allah’a karşı bir küfürdür. Bu cinayet kutsal bir yerde Allah’ın yeryüzündeki yeri olan bu kilisede işlenmiştir. Bu kilisenin kutsallığı ihlal edilmiştir. Gördüğünüz gibi sunak masası örtüsüz ve çıplak. Kilise şimdi bu kutsal kefaret ayini aracılığıyla yeniden kutsanacaktır.”
Cemaatlerinin şaşkın ve korkmuş durumda olduğunu aktaran Palinuro, tüm bunların neden meydana geldiğini kendilerine sorduklarını aktardı.
Palinuro, dünyanın kötülüğünün kutsal bir yere bile girdiğini, acı ve ölüm ektiğini vurgulayarak “Rab İsa ‘korkmayın’ diyor. Eğer Rabb’in kendisi silahların tutukluk yapmasını sağlayarak öldürmeye devam etmeye hazır olan katilleri durdurmasaydı, burada bu kilisede bir katliam gerçekleşecekti. Bunun bir işaret olduğuna inanan bizler, bu kilisenin adanmış olduğu Meryem Ana’nın annelik şefaatini kabul ediyoruz. Bu terörist saldırının hemen ardından dostlarım bana kiliseleri kapatmamı ve ayinleri kapalı kapılar ardından yapmamı tavsiye ettiler. Böyle yaparsak kötülüğe teslim olmuş ve bu kilisede bir katliam gerçekleştirmeye çalışan kötü insanların sapkın planlarına ortak olmuş oluruz. Fakat İsa bize düşmanlarımızı sevmemizi ve bizi zulmedenler için dua etmemizi öğretmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Haber verip o kadar insanı kurtardı”
Merhum kardeşleri Tuncer Cihan’ın fedakarlığını minnetle andıklarının altını çizen Palinuro, “Acımasız bir şekilde bu kardeşimiz öldürüldü. Çünkü katillerle ilk o karşılaştı ve herkesi kurtarmak için kilisede bulunanlara cesurca haykırdı. Gözü yaşlı annesi onu ‘bir melek kadar iyiydi’ diyerek Tanrı’ya uğurladı. Evet tıpkı koruyucu bir melek gibiydi. Başkalarının hayatını kurtarmak için kendi hayatını feda etti. Merhametli Allah onu cennetine kabul etsin.” dedi.
Ayine katılan Tuncer Cihan’ın dayısı Rıza Aydemir ise şöyle konuştu:
“Yeğenim çok iyi bir insandı. Hayvanları, kedileri, kuşları beslerdi. Kim hastaysa hastaneye gidip refakatçilik yapardı. Kimseyi incitmezdi. Onun için çok gururluyum. Kendisi yardım etmeyi çok isteyen birisiydi. O gün içeri girip insanlara haber verip o kadar insanı kurtardı. Bunu isterdi. Böyle bir ölüm ona yakıştı.”
Ayine, kilisenin rahibi Anton Bulai ve çok sayıda cemaat üyesi katıldı.
Olayın geçmişi
28 Ocak’ta pazar ayini sırasında maskeli iki kişinin düzenlediği silahlı saldırı sonucu Tuncer Cihan (52) hayatını kaybetmişti.
Saldırıyı DEAŞ üstlenmiş, terör eylemini düzenleyen biri Tacikistan, diğeri Rus iki terörist aynı gün yakalanmıştı.
]]>
Bir zamanlar dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alan ve refah seviyesinin Fransa veya Almanya’dan daha yüksek olduğu Arjantin bugün çok farklı bir konumda.
100 yıl önceki o refahta, İngiltere’ye yaptıkları kırmızı et ihracatının büyük payı vardı.
Bugün ise, içinde bulundukları ekonomik kriz nedeniyle Dünya Bankası’nın kişi başı gayrı safi yurtiçi hasıla listesinde 70.’liğe gerilemiş durumdalar.
Artık ülkedeki pek çok kişi, çayırlarda otlamaya devam eden ineklerin etini satın alamıyor.
20’lerinin başında, başkent Buenos Aires’in izbe bir mahallesinde yaşayan Oriana ve Samir çifti de onlardan biri.
Oriana “Çok zor durumdayız. Sürekli ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünüyoruz” diyor ve ekliyor:
“Biftek ülkesiyiz ama paramız yalnızca tavuk almaya yetiyor.”
Hatta tavuk da artık bir lüks haline gelmiş.
Geçen yıl enflasyon yüzde 211 ile 30 yılın zirvesine çıkmıştı.
Yalnızca Aralık’taki aylık enflasyon yüzde 25 oldu.
Genç çift kızları Ciara, Samir’in ebeveynleri ve erkek kardeşiyle küçük bir evi paylaşıyor.
Faturaları ödeyebilmek için büyük bir çaba harcamaları gerekiyor.
Gıda fiyatlarının yanı sıra kira, elektrik ve ulaşım maliyetleri de her ay artıyor.
Her şeyin fiyatı artarken kuryelik yapan Samir’in geliri ekonomik kriz nedeniyle azalmış.
Sokaklardaki insanların artan çaresizliği de onu endişelendiriyor.
“Elinizden cep telefonunuzu almak için sizi öldürebilirler” diyor.
Resmi verilere göre nüfusun yüzde 40’ından fazlası yoksulluk sınırı altında.
Pek çokları, gerçek oranın daha yüksek olduğunu düşünüyor.
Oriana da, Samir de Arjantin’in yeni lideri Javier Milei’ye oy verdi.
Radikal sağcı Milei geçen yıl oyların yüzde 55’ini alarak iktidara geldi.
Samir “O halkın sorunlarını anlıyor. Arjantin’in enflasyonla mücadele için ihtiyacı olan kişi o” diyor.
Fakat herkes bu kadar emin değil.
12 adet tatlıcı ve bakkal zinciri olan Claudio Paez bir zamanlar başarılı bir iş insanıydı.
Fakat halkın alım gücünün düşmesi sonucu dükkanlarını kapatmak zorunda kalmış.
Bugün yalnızca iki dükkanı açık ve işlerin daha da kötüleşmesini bekliyor:
“Ekonomik sorunlar üç ay daha devam ederse giderlerim gelirlerimden daha fazla olacak.”
Maddi sorunlar karşısında halk yeni çözümler üretmeye çalışıyor.
Claudio’nun dükkanlarından birinin yanına park eden bir minivan 1 ABD dolarına 12 yumurta satıyor.
İlgi yüksek, aracın önünde kuyruk oluşmuş. Fakat polisin gelip bu kayıt dışı satışı cezalandırmasından korkan satıcı, fazla kalamadan hareket ediyor.
Buenos Aires sokakları hâlâ 19. yüzyıldaki hızlı ekonomik büyüme döneminde yapılmış gösterişli binalarla dolu.
Fakat önlerinde kayıt dışı sokak satıcıları ve korsan taksiler bekliyor.
Salta Ulusal Üniversitesi’nin resmi verileri kullanarak yaptığı bir analiz, işgücünün yarısının gayrı resmi bir şekilde çalıştığını gösteriyor.
Seçimden hemen önce eski hükümetin çıkardığı bir yasa sonucu ülkede gelir vergisi ödeyen kişi sayısı epey azaldı.
Bu, kasasında para kalmamış ve gelire ihtiyacı olan bir ülke için kötü haber.
Arjantin kazandığından daha fazlasını harcıyor.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) borcu 44 milyar dolar civarında.
Aynı zamanda IMF’ye en fazla borcu olan ülke konumunda.
President Milei says he has answers to the economic crisis. An economist by training, he’s a devout believer in untrammelled free markets and a shrunken state. On the campaign trail, he garnered plenty of attention by waving a real chainsaw in the air, to signal his commitment to cost-cutting.
He also promised to blow up the central bank and get rid of the local currency – the peso – altogether, and replace it with the US dollar. Both those ideas are currently on the back-burner, not least because the government itself is so short of dollars.
Instead, President Milei has devalued the peso by half to boost competitiveness. And he’s slashed the number of government ministries by a similar amount.
And, with a raft of proposals known as the “Omnibus” bill currently before Congress, it’s now the turn of public spending.
“For the last 30 years,” says analyst Sergio Berensztein, “we’ve been printing money like maniacs, which is why we have such high inflation. Now, for the first time, we have a president who understands the problem.”
The only solution, says Mr Berensztein, is to try to balance the budget, something the government’s promised to do by the end of this year. But it’s going to be “rough”, he adds.
Milei net bir oy farkıyla iktidara gelmiş olsa da partisinin Kongre’de çoğunluğu yok. Hatta bir çoğunluktan epey uzaklar.
Özgürlük Gelişimi adlı partisi 2021’deki yasama seçiminde sandalyelerin yalnızca yüzde 15’ini kazanabilmişti.
Buna ek olarak ülkedeki güçlü muhalefet, sendikalarda etkili.
Sendikalar geçen hafta bir genel grev yaptı ve ülkede on binlerce insanın katıldığı büyük gösteriler düzenledi.
Danışmanlık şirketi Cafeidas Group’tan Juan Cruz Diaz, Milei’nin önerdiği değişikliklerin ülkeye zarar verebileceğini söylüyor:
“Milei’ye oy verenlerin çoğu bir değişim istiyordu. Fakat bu, ekonomi ve devlet yapısına dair liberter yaklaşımını destekledikleri anlamına gelmiyor.”
Kongre önümüzdeki hafta Milei’nin önerilerini oylayacak.
Kabul edilip edilmeyeceklerini kestirmek zor.
Dahası kabul edilseler bile enflasyonun düşeceğinin bir garantisi yok.
Ve seçmenler için en önemli konu da enflasyonun düşmesi.
Diaz, yeni devlet başkanının ekonomideki durumu değiştirip insanlara nefes aldırması için “birkaç ayı olduğunu” söylüyor.
Milei’nin seçmenleriyle balayı kısa sürecek gibi gözüküyor.
]]>
Manş Denizi’nde boğulduğu gece, 14 yaşındaki Obada Abd Rabbo bir kez daha tereddüt etmişti.
“Yüzmeyi bilmiyorum” diyordu etrafındaki adamlara, zifiri karanlıkta, tekneyi kaydırdıkları ıslak kızakta ayaklarını sürüyerek buz gibi dalgalara doğru ilerlerken.
Obada’nın 24 yaşındaki kardeşi Ayser elini tuttu.
Suriye’den dokuz ay önce çıktıkları yolda, üçüncü kez denize doğru ilerliyordu. Yüzmeyi bilmiyordu, her seferinde aynı tedirginliği ve korkuyu yaşıyodu. Bu yolculuktan emin değildi.
Obada ve Ayser, Ocak ayı ortasında Fransa’nın kuzey sahilinden birkaç metre uzakta boğulan beş kişi arasındaydı. 2024’te, küçük bir botla İngilitere’ye geçmeye çalışırken batan ilk tekneydi.
BBC, bir çocuğun nasıl böyle bir durumda kaldığını anlamaya çalışmak için Obada’nın Suriye’den yolculuğunun izini sürdü. Bunun için videolar, mesajlar, akrabalarıyla ve iki kardeşe bu yolculukta eşlik edenlerle yapılan mülakatlar kullanıldı. Amacımız yolculuğun her aşamasnda verdikleri zorlu kararları anlamaktı.
Bazı çocukların ebeveynleri, akrabaları ve yasa dışı insan kaçakçıları tarafından maruz kaldıkları olağanüstü baskıyı ortaya çıkardık. Ayrıca İngiltere’ye ulaşmak isteyenlerin amaçları ve stratejileri ile İngiliz ve diğer hükümetlerin uygulamaya koyduğu caydırıcı önlemlerin etkisi hakkında daha geniş bir hikaye bulduk.
Kıyıda bir deniz duvarı bulunuyordu
Tekneyi kaydırırken etrafında duran yaklaşık on adam, Obada’yla aynı şehirden geliyordu. Suriye’nin güneyindeki Dera’dan. Geçtiğimiz aylarda çocuğa güçlü olmasını, erkek olmasını söyleyerek onu cesaretlendirmeye çalışıyorlardı ancak bu işe yaramıyordu.
Erkeklerin bu yolculuğa çıkması normaldi. Kadınlarsa, özellikle de savaşla yıpranmış Libya’dan geçiş yapacakları göz önüne alındığında, daha savunmasızdı. Ancak o gece ergenlik çağındaki çocuklarıyla sınırı geçmeye çalışan iki anne de vardı.
Şişme bot çoktan suya indirilmişti ve bazı insanlar üzerine tırmanıyordu. Yer bulabilme umuduyla 60’tan fazla kişi etraflarını sarmıştı. Bu güvenli bir yolculuk için çok fazlaydı. İnsan kaçakçıları, tekne İngiltere’ye gidene kadar şişirilmemesini söyledikleri motosiklet iç lastiklerini dağıtmışlardı.
Dalga tekneyi hızla kızak yolundan uzaklaştırıp daha derin sulara doğru çekti. 14 Ocak Pazar günü sabahın erken saatleriydi. Kaçakçılara göre rüzgar, 2024’ün ilk geçişi için yeterli derecede azalmıştı.
Kıyı şeridinden sürüklenen tekneye binmeye çalışan insanlar denize koşarken çılgınca bir mücadele yaşandı.
Kuzey Fransa sahillerinde gördükleri tipik plajlar gibi değildi. Kaçakçılar onları Boulogne Limanı’nın kuzeyindeki küçük Wimereux kasabasına getirmişti. Burada suyun yükselmesine karşı bir deniz duvarı bulunuyordu.
Suriyelilerin çoğunluğu yasa dışı bir şekilde İngiltere’ye geliyor
Bota binebilecekleri alçak dalgalar yerine kızak yolunun kenarlarından derin suya dik bir iniş vardı.
Kurtulanlardan biri “Görmeyi beklediğimiz şey bu değildi” diyor.
Saat İngiltere’de gece 01.00’di. Batı Londra’da 25 yaşındaki diğer kardeşleri Nada, Obada ve Ayser’i bekliyordu.
Nada birkaç saat önce onları aradığında, Calais’de bir kanal köprüsünün altında ısınmak için bir kamp ateşi yakmışlardı. Çıkacakları yolculuktan emin görünüyorlardı.
Koyu renk beresi ve mavi atkısıyla Obada bile gülümsüyordu. Kameraya iki parmağıyla zafer işareti yapmıştı. Uzun, zorlu yolculukları sonunda bitmek üzereydi.
Nada aynı yolculuğu iki yıl önce yapmıştı. Suriye’deki savaşın yakında biteceğini söyleyen babası onu beklemesi için ikna edememişti.
“12 yıl bekledik, bitmedi. Güvenlik yok. Sığınma talep etmekten başka yol yok” demişti Nada babasına. Sakallı, sakin konuşan bir adamdı Nada. Tüm kardeşleri gibi uzun boyluydu.
Nada İngiltere’ye gelmeyi istedi. Bir amcası 10 yıl önce bu yolculuğu yapmış ve oturum hakkı kazanmıştı bile. Nada, ikisinin de yasa dışı şekilde İngiltere’ye gittiğini, çünkü başka bir yol olmadığını söylüyor.
Sığınmacılara hukuki danışmanlık veren hayır kurumu Asylum Aid’e göre, pratikte Suriye vatandaşları İngiltere’ye gelmeden sığınma talep edemiyor.
Sığınma talebi için başvurabilecekleri bir vize olmadığı için büyük çoğunluk sınırı yasa dışı şekilde geçiyor. Birkaç yasal yoldan biri olan aile birleşimi bile dar şekilde tanımlanıyor ve bu yolla başvurulan vizeler sıklıkla reddediliyor. İngiltere’de sığınma talep eden Suriyelilerin yüzde 90’dan fazlası kabul ediliyor, çünkü savaş hala devam ediyor.
Nada İngiltere’ye geldiğinde yetkililere, Şam’da gittiği üniversitede, hükümete bağlı olmadığı ve askere gitmediği iddiasıyla ölüm tehditleri aldığını söyledi.
“Suriye güvenli değil. Askere gidiyorsun ve 10 yıl kalıyorsun. Öldürmen gerekli, yoksa sen ölürsün. Biz bunu istemiyoruz.”
Ailesi teşvik etti
Geçtiğimiz yıl Ekim ayında, Nada mülteci statüsü ve İngiltere’de beş yıl yaşama izni aldı. Yakın zamanda Wembley’de bir depo işi buldu. Şimdi İngilizce dersler alıyor ve yakın zamanda eşini Suriye’den İngiltere’ye getirmeyi umuyor. Onun için mülteci statüsüne başvurma hakkı var. Son olarak da İngiltere’de hukuk diploması almak istiyor.
İngiltere’ye geldikten kısa süre sonra, Suriye’deki kardeşlerini kendisine katılmaları için cesaretlendirdi.
Obada’ya telefonda, “Daha gençsin, burada eğitim alabilirsin” dediğini söylüyor.
Suriye’deki iç savaş başladığından bu yana birkaç kuzeni İngiltere’ye gelmişti. Burada, Esad rejimine karşı ayaklananların doğduğu yer olarak bilinen Dera’dan gelenlerin oluşturduğu bir ağ vardı.
“Burada yeni bir hayat kurabilirsin” demişti Nada.
Obada, Dera’da okula gidiyordu. Kardeşi onun “çok iyi ve çok akıllı” olduğunu düşünüyordu. Doktor olmayı isteyebileceğini umuyordu. Futbol oyuncularını takip eden Nada’ya heyecanla, İngiltere’de Manchester City maçı izleyebileceğini anlatıyordu.
Onu Suriye’den tanıyan bir arkadaşı, “Sadece bir çocuk” diyor.
Ancak Obada’nın giderek umutsuzluğa kapılan ebeveynleri tarafından seyahate teşvik edildiğine, hatta belki de baskı altına alındığına dair belirtiler de var.
Babası Abu Ayeser’in çeşitli sağlık problemleri vardı ve artık İngiltere’de tedavi görebileceğini umuyordu.
Annesi Um Ayeser bize bir video mesajında “Küçük oğlum gelecekte bizimle br araya gelebileceği için gitti” diyerek bunu doğruladı.
Obada’nın boğulduğu gece orada olan Dera’dan bir komşu da ona arka çıktı.
“İngiltere’ye ulaşacak ve kardeşiyle buluşacak ve yakında anne ve babasını alacaktı. Buradan gitmelerindeki bütün amaç oydu, böylece babası yurt dışında tedavi görebilecekti” diyor ismini vermek istemeyen bu kişi.
Aslında, plan başından beri kusurluydu.
Londra’da yetişkin bir kardeşi varken henüz çocuk olan Obada’nın ebeveynlerinin yasal bir şekilde gelişini ayarlamak durumunda olmamalıydı.
Geçtiğimiz Mayıs ayında Obada, kardeşi Ayser ile Şam’dan Libya’daki Bingazi’ye giden uçağa bindiğinde henüz 13 yaşındaydı.
Suriye’den Libya’ya gitmek için vize gerekli değil ve Dubai’de çalışan bir amcaları onlara bilet parası konusunda yardım etti.
Ancak Körfez’de ona katılmaları bir seçenek değildi. Dubai’de sığınmacı sistemi yok. Obada orada okula gidemezdi.
Ailesi de İngiltere’ye gitmesi konusunda kararlıydı.
Libya’da milisler işkence etti
Belki de ebeveynlerinin isteği ile ağabeyinin coşkusu ve kararlılığıyla sürüklenen Obada, yolculuğun risklerini tam olarak anlamamıştı. Ama çok geçmeden fark edecekti.
Ekim 2023’te, Libya’da aylarca bekledikten sonra kardeşler, başkent Trablus’tan bir insan kaçakçısı botuyla Akdeniz’i geçmek istedi.
Ancak Tunuslu bir devriye botu tarafından yakalanıp Libya’ya geri götürüldüler ve burada yerel milislerin eline geçtiler.
Dera’dan komşuları Suriye’den yolculukları sırasında çoğunlukla yanlarındaydı. 23 yaşındaki Faris, “Bir ay alıkonulduk ve işkence gördük” diyor.
Yerde yatıyor, çoğunlukla günde bir kez küçük bir kase makarna ile besleniyorlardı. Sonunda Dubai’deki amcalarından gelen para yardımıyla iki kardeş özgürlüğünü kişi başı 900 dolara satın aldı.
Bu noktadan sonra Obada yolculuğa devam etme konusunda ciddi çekinceleri olduğunu söylemeye başladı.
“Korkuyordu. Onu güçlendirecek şekiled konuşuyor ve hiçbir konuda endişelenmemesi gerektiğini söylüyorduk. ancak ona göz kulak olacak biri gerekiyordu” diyor Faris.
Grup, onları İtalya’ya götürecek başka bir insan kaçakçısı bulduğunu duyurduğunda Obada ebeveynlerini arayarak bunun Akdeniz’i geçmek için son girişimi olacağını söyledi. Eğer işe yaramazsa eve dönecekti.
Grup Aralık ayında başka bir şişme bota binerken “Elinden tuttuk. Ona ‘Senin yanındayız, korkmana gerek yok dedik” diyor Faris.
Bu kez güç bela başardılar. Denizde geçen 22 saat sonra, Lampedusa adası açıklarında İtalyan sahil güvenliği tarafından kurtarıldılar. Yerel yöneticiler tarafından kayıtları yapıldı. Özgür kaldıklarında, İtalya ana karasındaki Bologna’dan önce Milan’a geçtiler sonra da Fransa sınırına.
Bu sırada Nada’nın şüpheleri tekrar başladı. İngiltere’de sığınmacı olma kuralları daha katıydı. Tekrar kardeşini aradı.
“Onlara Almanya’ya ya da İtalya’ya gitmelerini söyledim. Çünkü burada, sıkı kurallar var. Yeni kurallar sığınmacılar için çok zor.”
Ancak kardeşler bunu reddetti.
Teoride İngiltere’nin, geçtiğimiz Temmuz’da yürürlüğe giren yeni Yasa Dışı Göç yasası Obada’ya sığınma talebi ve oturum için hiçbir hak tanımıyordu; ancak gerçekte, ülkeye küçük botlarla ulaşanların nereye gönderileceğine dair bir anlaşma henüz yok.
Dolayısıyla Obada büyük olasılıkla, Mülteci Konseyi’nin “kalıcı bir belirsizlik durumu” olarak tanımladığı durumda, İngiltere’de yaşayan ancak net bir geleceği olmayan on binlerce diğer kişinin arasına karışacaktı.
Nada’nın kardeşleri trenle Paris’e gitti. Avrupa’da kimseyi tanımıyorlardı. Nada İngiltere’de başka pek çok akrabasıyla birlikteydi. Ayrıca, yolculuğun zor tarafı geçmişti.
Obada’nın kendisine, “Oraya gelmek istiyorum çünkü sen oradasın” dediğini hatırlıyor Nada. Orijinal plana sadık kalacaklardı.
Temmuz’un başında Obada, Ayser ve altıdan fazla Suriyeli arkadaşı, Calais’e vardı.
Bir köprünün altındaki çadırda uyudular, Fransız polisine görünmemeye çalışıyorlardı. Çünkü bazen polis çadırları toplayıp başka yere gidilmesini söyleyebiliyordu.
BBC, bölgede çalışan bir yerel STK ile konuştu ve Obada’ya yaşı küçük olduğu için kalacak bir yer önerildiğini, ancak Obada’nın kardeşini bırakmak istemediğini öğrendi.
İsminin açıklanmasını istemeyen STK, Obada’nın binmek istediği tekneyle yolculuğu göze alan başka gençlerin, “insan kaçakçıları tarafından kendi kendilerine karar vermesinin engellendiğini ve ailelerinin de baskısı altında olduğunu” aktardı.
Yaklaşık bir hafta sonra kişi başına 2 bin sterlin (2,5 bin dolar) ödemeleri takdirinde Suriyeli kaçakçıların kendilerini İngiltere’ye götüreceği haberi geldi. Hava durumu iyiydi, Cumartesi gecesi çıkacaklardı.
Sahilde rüzgar yeni dinmişti, sıcaklık ise donma seviyesinin biraz üzerindeydi, su sıcaklığı ise 7 derece civarındaydı.
Karanlıkta Obada, diğer insanları geçerek bota binmeye çalıştı, ancak bot eğimli kıyıdan uzaklaşıyordu. Ayser ile bir anda kendilerini suların derinliklerinde, soğuk suda çırpınırken buldular.
Faris, “Çığlık atıyorlar ve yardım için sesleniyorlardı” diyor. Faris o sırada eğimli kısmı geri çıkmayı başarmış, insanları sudan çıkarmaya çalışıyordu.
Ancak Obada’nın nerede olduğunu göremedi.
Yakınlarda Fransız polisi vardı. İngiltere’den gelen fazla bütçe sayesinde kıyı bölgesinde daha fazla Fransız polisi devre gezebiliyor; ancak yine de 150 km’lik alanı kontrol etmeye yetmiyor.
Bir donanma helikopteri ve devriye gezen tekne olay yerine 02:15’te vardı. Arama kurtarma ekipleri 20 göçmene hipotermi tedavisi uyguladı. Ancak aralarında Obada yoktu.
Aynı gece başka bir arama kurtarma operasyonu için suda olan Maj Maxime Menu, “Kafamın içinde halen ölümüne atılan çığlıkları duyabiliyorum” diyor.
Birkaç dakika sonra Londra’aki Nada’ya gelen telefonda “İkisi de hayatını kaybetti” sesi duyuldu.
Arayan, gruptaki Suriyelilerden biriydi. Ayser’i sudan çıkarmış ancak geç kalınmıştı.
Obada’nın cansız bedeni de sudan çıkarıldı. İkisinin de kıyıdan 10 metre içinde boğulmuş olduğu tahmin ediliyor.
Nada, bu anları anlatırken ağlıyor. Ayser ve Obada’nın başına gelecekleri bilse Suriye’de kalacağını söylüyor, “Keşke Obada da Suriye’de kalsaydı” diyor.
Suçluluk duyduğunu da ekliyor.
Bir sonraki akşam Calais’de yaşayan 100 kişi, aralarında Obada ve Ayser’in de bulunduğu ve beş kişinin hayatını kaybettiği kaza için bir anma töreni düzenledi.
Calais’de yaşayan bir Fransız kadın, “En büyük hata göçmenlerin hayatını imkansız hale getiren Avrupa’daki yasaların. Onlara hiçbir hak vermiyoruz. Burada ya da diğer sınırlarda hayatları imkansız bir hale geliyor” diyor.
Daraa’daki ailesi ise Obada’nın boş odasının videosunu gönderiyor.
Annesi Um Ayeser ağlayarak, “Çocuklarımı son bir defa görmek istiyorum. Bu son dileğim. En küçük olan 14 yaşındaydı. Gömülmeden görmek istiyorum” diyor.
Babası Abu Ayeser, “Ben hasta bir adamım, nefes almak için oksijene ihtiyacım var” diyor.
Obada’nın hikayesi nasıl yankı bulacak?
Kimileri ebeveynlerini ya da ailesini böyle riskli bir yolculuğa çıkması için teşvik ettiğinden suçlayacak. Suriye’deki gibi savaş alanlarına dair bilgisi olmayan kimileri ise bir ailenin çaresizliğinin böyle bir adım atılmasına yol açtığını belirtecek.
Obada’nın kardeşiyle beraber önümüzdeki günlerde Calais’de toprağa verilmesi bekleniyor.
Fransız yetkililer, kardeşleri İngiltere’ye göndermenin mümkün olmadığını belirtirken Nada, Suriye’ye geri göndermenin çok maliyetli olacağını düşünüyor.
Kathy Long, Feras Kawaf, Marianne Baisnee habere katkı sundu.
]]>
İstanbul’daki Sarıyer Santa Maria Kilisesi’nde dün bir kişinin hayatını kaybettiği silahlı saldırı, İtalya basınında geniş analiz ve yorumlarla yer aldı. Daha önce Türkiye’de öldürülen Katolik rahipleri hatırlatan İtalya basını, Hristiyan cemaatin endişelerine dikkat çekti.
Ülkenin en büyük gazetesi Corriere della Sera haberi baş sayfasından “İtalyan kilisesine saldırı. İstanbul’da terör ve bir ölü” başlığıyla verdi. IŞİD’in saldırıyı üstlendiğini vurgulayan gazete, iki kişinin gözaltına alındığını da yazdı.
Corriere della Sera, Katolik derneği Sant’Egidio’nun kurucusu Andrea Riccardi tarafından kaleme alınan bir analize de baş sayfasından yer verdi. Riccardi’nin yazısı, “Katolik azınlık ve dini şiddet döneminin dönmesi korkusu” başlığıyla yayımlandı.
Riccardi, Gazze’de yaşananların “düşmanlıkları körüklemiş olabileceğine” dikkat çekerek şöyle yazdı:
“Türk Hristiyanları Avrupalılar veya Amerikalılarla özdeşleştirmek saçma olsa da, ‘küresel nefretin’ basitleştirilmesi oyunlarıyla kolaylaştırılıyor. Bu ilk kez olmuyor. Savaşın damgasını vurduğu bir dünyada, absürt bir şekilde düşmanın ileri karakolu olarak görülenlere karşı nefret büyüyor, söz konusu az sayıda inanana sahip küçük bir kilise olsa bile.
“Hristiyanların huzuru yerinde değil. Türkiye’de, zaman zaman kimin girdiğini görmek için kilisenin kapısına endişeyle baktıklarını fark ettim. Dünyanın bazı yerlerinde pazar günü ayine gitmek riskli.”
Corriere della Sera, Katolik Kilisesi’nin Türkiye’deki en üst düzey yetkililerinden Anadolu Havarisel Vekilli Piskopos Paolo Bizzeti ile bir söyleşi de yaptı. 2010’da İskenderun’da öldürülen Luigi Padovese’nin yerine 2015’te atanan Bizzeti, dünkü saldırıyla ilgili şöyle konuştu:
“Nedenleri hala net değil, ancak bir kilisede silahlı saldırı düzenlenmesinin ciddi olduğu ve Orta Doğu’da hoşgörüsüzlük ve bölücülük alevlerinin yıllardır körüklendiği bir gerçek.”
Bizzeti, saldırının beklenen bir şey olup olmadığı sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
“Piskoposluk görevimin başlangıcında ciddi riskler vardı. Son yıllarda ise Türkiye’de durum tamamen huzur içinde olmasa da aslında oldukça sakinleşmişti. Ancak daha geniş bir bağlamda bakarsak, tüm bölgeyi etkileyen şiddet dalgasının etkilerinin olacağına şüphe yok. Şiddet şiddeti doğurur ve bir süre sonra istisnasız herkesi etkiler.”
Gazetenin “Laikliğin aşınması Hristiyanların gündelik hayatını kötüleştirdi mi?” diye sorması üzerine de Bizzeti, Türkiye’de ‘din özgürlüğünden ziyade ibadet özgürlüğüne’ sahip olduklarını belirtti. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi gibi eylemler ve bu tartışmaların etkisiyle ilgili olarak da şunları söyledi:
“Mevcut hükümetin, bir dizi talebi iyi bir diyalogla karşılama çabası içinde olduğunu söylemeliyim. Ama şu da bir gerçek ki, Türkiye’de de toplumun bir kesimi daha fazla özgürlük ve çoğulculuk isterken, bir başka kesimi kökten dinci bir eğilime sahip ve daha güçlü bir zorunlu İslamlaşma isteyenlerin sayısı da az değil.
“Çoğulculuk ve gerçek dini özgürlük, olumsuz yan etkileri engeller. Alevleri körüklemek, zayıf ve dengesiz durumdakilerin İstanbul’daki gibi eylemleri gerçekleştirdiği bir ortam yaratıyor.
Savaş ve İslamofobi etkisi
Il Messaggero gazetesi de Katolik Kilisesi’nin İstanbul Apostolik Vekili Piskopos Massimiliano Palinuro ile bir söyleşi yaptı. Söyleşi, “Bunlar savaşın ve Avrupa’daki İslamofobinin zehirli meyveleridir” başlığıyla yayımlandı.
Palinuro, “Maalesef Gazze’deki savaşla hava çok ısındı” dedi ve henüz İstanbul saldırısıyla ilgili net bilgilere sahip olmasalar da geniş kapsamlı bir analiz yapılabileceğini söyledi:
“Bir tarafta alevler içinde olan Orta Doğu var, bu bir detay değil. Öte yandan Avrupa’da son yıllarda İslamofobi arttı. Bu iki faktör birleştiğinde zarar verir. Batı’da Müslümanlara karşı hoşgörüsüzlükle kendini gösteren her İslamofobik eylemin bölgemizde çok büyük yansımaları oluyor. Meydanlarda Kur’an yakılması, çirkin karikatürlerin yayınlanması veya inançlarına aykırı diğer olaylar gibi…Bazı İslamofobik ifadelerin, Müslüman çoğunluğun olduğu yerlerde yarattığı yankıyı Batı’da açıklamak zor.
Kilisenin İtalya bağlantısı
Gazete İtalyan din adamı Palinuro’ya, “Cinayetin bir İtalyan kilisesinde gerçekleşmiş olması, İtalya’nın radikal İslam’ın hedefinde olduğu anlamına mı geliyor? ” diye de sordu. Palinuro bu soruyu yanıtlarken söz konusu kilisenin İtalya ile doğrudan bir bağlantısı olmadığını da vurguladı:
“Hayır, bununla hiçbir ilgisi yok. Bunu kategorik olarak ihtimal dışı bırakıyorum. Ayrıca bu kilise İtalyan olarak tanımlanıyor ama esasında İtalya ile ilgisi yok. Evet, zamanında İtalyan rahipler tarafından kurulmuştu ama bugün Romanya’dan rahipler tarafından yönetiliyor.”
Palinuro, böyle bir saldırıyı beklemediklerini ve bu olay sonrası tüm Hristiyan topluluklarında endişenin artmasının kaçınılmaz olduğunu da vurguladı. “Geçmişte Türkiye’nin Anadolu gibi başka bölgelerinde de korkunç olaylar yaşanmıştı” diyen Palinuro, “Ama açık, uluslararası, kozmopolit, misafirperver, çoğulcu bir şehir olan İstanbul’da böyle bir şey yaşanmamıştı” diye ekledi.
Yerel seçim vurgusu
La Stampa gazetesi ise haberi “İstanbul’da İtalyan kilisesine saldırı: Bir ölü. İki saldırgan yakalandı” başlığıyla duyurdu. Haberde, “Saldırı kabusu 6 yıl sonra Türkiye’ye geri döndü” denildi. Gazete, “Türkiye’de Mart ayı sonunda yapılacak yerel seçimler dikkate alındığında güvenlik konusu yeniden merkezi hale gelebilir” diye yazdı.
Libero, “IŞİD İstanbul’da ayin sırasında öldürdü” başlığını kullandı ve alt başlıkta “Türkiye’de Hristiyanlar, özellikle de Katolikler bir kez daha saldırı altında” dedi.
Gazete ‘inanç şehitleri’ diye andığı İtalyan rahip Andrea Santoro’nun 2006’da Trabzon’da, Monsenyör Luigi Padovese’nin de 2010’da İskenderun’da öldürüldüğünü hatırlattı. Haberde, “Geçen ay Türk polisi, ‘İstanbul’daki kilise ve sinagoglara yönelik saldırı planları’ hazırlamakla suçlanan yaklaşık otuz şüpheli IŞİD üyesini tutuklamıştı” bilgisi de paylaşıldı.
Il Giornale de saldırının İtalya tarafında yarattığı kaygılara odaklanan bir haber yayımladı. İtalya hükümetinin, ‘Batı’nın ibadet mekanlarında hedef alınmasından’ endişe ettiğini yazdı.
]]>
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasında ilk kararını bugün, TSİ 15:00’te açıklayacak.
Çoğu hukukçu mahkemenin, Güney Afrika’nın ihtiyati tedbir talebini veya bazı önleyici talepleri kabul edeceğini düşünüyor.
Hollanda’nın Lahey kentinde görülecek davada Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor da bulunacak.
Öte yandan İsrail, bu taleplerin reddedileceği görüşünde.
İsrail Hükümet Sözcüsü Eylon Levy “Tabii ki mahkemenin, Güney Afrika’nın yönelttiği bu tamamen absürt suçlamaları kabul edilemez bulacağını bekliyoruz” diyor.
Dava konusu nedir?
Güney Afrika, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonuyla 1948’te imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu.
Soykırım kanıtlaması en zor suçlardan biri. Zira “soykırım niyeti” için insanları öldürmenin de ötesinde fiiller gerekiyor.
Bir devletin bir ulusal, etnik veya dini grubu kısmen veya bir bütün olarak yok etmek istediğinin kanıtlanması şart.
Güney Afrika’nın, İsrail’in planının veya davranış biçiminin başka hiçbir şeyle açıklanamayacağını kabul ettirmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) en üst mahkemesi olan ICJ, devletler arasındaki anlaşmazlıklara bakıyor.
Bugüne kadar hiçbir devlet soykırımdan suçlu bulunmadı.
ICJ 2007’de Sırbistan’ın 1995’te Bosna Hersek’te 8 bin Müslüman erkeği öldürdüğü Srebrenica Soykırımı’nı önlemekte yetersiz kaldığına hükmetmişti.
İhtiyati tedbir nedir?
Bunlar, sahadaki durumun daha da kötüleşmemesi için alınabilecek geçici kararlardır.
Çoğu uzman Güney Afrika’nın, ‘hiçbir şey yapılmazsa’ büyük hayati tehditler olacağını kabul ettirmeyi başardığını düşünüyor.
Bu davanın 11-12 Ocak’taki kısmında yapılmıştı. İsrail 12 Ocak’ta savunmasını yapmıştı.
Güney Afrika mahkemeden İsrail’e Gazze’deki savaşı durdurmas ve Gazze’ye insani yardım girişindeki sınırlamaları kaldırma emri iletmesini talep etmişti.
İsrail neden Gazze’de savaşıyor?
Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki sağlık bakanlığının verilerine göre çoğu kadın ve çocuktan oluşan 25 bin 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.
Gazze nüfusunun yaklaşık dörtte üçünü oluşturan 1,7 milyon kişinin de evlerini terk etmek zorunda kaldığı hesaplanıyor.
Bu çatışma 7 Ekim’de Hamas militanlarının Gazze’den İsrail’e girerek sınır bölgelerinde asker ve sivillere saldırmasıyla başladı. Militanlar en az 1.200 İsrailliyi öldürdü, 240 kişiyi de rehin aldı.
İsrail buna karşılık olarak önce Gazze’ye hava saldırılarına, ardından da karadan işgale başladı.
İsrail suçlamaya ne yanıt veriyor?
İsrail soykırım suçlamasını “çok ağır bir çarpıtma” olarak niteliyor, kendisini savunma hakkı olduğunu ve Filistinli sivilleri değil Hamas militanlarını hedef aldığını belirtiyor.
ICJ ne karar verebilir?
ICJ ihtiyati tedbir kararı verebiliyor fakat bunlar, Güney Afrika’nın talep ettiği kararlardan farklı da olabilir.
Mahkeme İsrail’e uluslararası insan hakları hukukuna uyma, Gazze’ye gidecek bir araştırma heyetini kabul etme veya insani yardım üzerindeki kısıtlamaları kaldırma emri verebilir.
Mahkemenin kararlarının hukuki bağlayıcılığı var ve herhangi bir temyiz mekanizması bulunmuyor.
Öte yandan mahkeme, devletleri kararlarını uygulamaya zorlayamıyor.
Bu davanın açılması İsrail’in soykırım işlediği anlamına mı geliyor?
Hayır. Mahkeme davayı kabul edilebilir bulmuş olsa da, bugün bir ihtiyati tedbir kararı verse de davanın sonunda bir soykırım işlenmediği sonucuna varabilir.
Bir ihtiyati tedbir kararı, ortada büyük bir riskin bulunduğu ve durum tam anlamıyla incelene kadar her şeyin durması gerektiği anlamına gelir.
ICJ’de davalar yıllar sürebiliyor.
Bir ihtiyati tedbir kararı ayrıca İsrail ve destekçilerine, eylemlerinin uluslararası incelemeye tabii olduğu mesajını verecektir.
]]>
2024 Oscar Ödülleri’ne aday gösterilen filmler bugün TSİ 16:30’da açıklanacak. Geçen yıl gişelere Barbie ve Oppenheimer filmleri damga vurmuştu.
Poor Things, Holdovers ve Killers of the Flower Moon filmlerinin de pek çok kategoride aday gösterilmesi bekleniyor.
En iyi oyuncu kategorisinde ise Cillian Murphy, Emma Stone, Robert Downey Jr ve Da’Vine Joy Randolph’un adaylığı tahmin ediliyor.
Hangi filmler yarışıyor?
Birkaç yıl önce yapılan ve daha fazla filmin aday gösterilmesine olanak sağlayan bir değişiklikten sonra artık en iyi film kategorisinde hep 10 aday yer alıyor.
Bu yıl Oppenheimer, Barbie, Poor Things, Killers of the Flower Moon ve The Holdovers’ın aday gösterileceği tahmin ediliyor.
Anatomy of a Fall, Maestro, The Zone of Interest, Past Lives ve American Fiction da adı geçen diğer filmler arasında.
Hangi oyuncular yarışıyor?
Geçen yıl çekişmenin düşük olduğu en iyi aktör dalında bu yıl pek çok sağlam performans var.
Noel tatilinde ailelerinin yanına dönmeyip okulda kalan öğrencilerden sorumlu bir öğretmeni canlandırdığı The Holdovers’taki performansıyla Paul Giamatti favorilerden biri.
Cillian Murphy Oppenheimer’daki, Bradley Cooper ise Maestro’daki rolleriyle büyük ihtimalle aday gösterilecektir.
Rustin filmiyle Colman Domingo ve American Fiction filmiyle de Jeffrey Wright adaylar arasında yer alabilir.
Bu yıl en iyi aktris kategorisi de aynı derecede çekişmeli.
Killers of the Flower Moon filmindeki rolüyle Lily Gladstone favoriler arasında.
Poor Things yıldızı Emma Stone’un da, bir bebeğin beyninin nakledildiği yetişkin bir kadını canlandırdığı sıra dışı performansıyla aday olması bekleniyor.
Sandra Hüller ise eşini öldürmekle suçlanan bir kadını canlandırdığı Anatomy of a Fall filmiyle aday olabilir.
Yardımcı oyuncular
The Holdovers yıldızı Da’Vine Joy Randolph aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılan aktrislerden.
Bu alandaki rakipleriyse The Color Purple filmiyle Danielle Brooks, Oppenheimer filmiyle Emily Blunt, Nyad filmiyle Jodie Foster ve Ferrari filmiyle Penelope Cruz olabilir.
Aktörler arasındaysa Oppenheimer’daki rolüyle Robert Downey Jr. ve Barbie’deki performansıyla Ryan Gosling adaylar arasında yer alabilir.
Yönetmenler
Bu yıl Killers of the Flower Moon filmiyle Martin Scorsese ve Oppenheimer filmiyle Christopher Nolan’ın aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Barbie filmiyle Greta Gerwig ve Poor Things filmiyle Yorgos Lanthimos da en iyi yönetmen kategorisindeki adaylar arasında yer alabilir.
Son üç yılda bu ödül iki defa kadın yönetmenlere gitti. Öte yandan geçen yılki adayların da tümü erkekti.
En iyi müzik
Barbie filminin müzikleri de filmin kendisi kadar başarılıydı. Billie Eilish’in What Was I Made For?, Dua Lipa’nın Dance the Night ve Ryan Gosling’in seslendirdiği I’m Just Ken şarkıları övgü toplamıştı.
Fakat Oscar kuralları gereği bir filmden en fazla iki şarkı aday gösterilebiliyor. Bu yüzden bunlardan birinin adaylar arasında yer alamayacağı kesin.
Rustin filmi için yazdığı Road to Freedom şarkısıyla Lenny Kravitz de iddialı adaylardan.
Nasıl izlenebilir?
Adaylar Akademi’nin ve açıklanacak.
Ödül töreni ise 10 Mart’ta düzenlenecek.
]]>
ABD ve İngiltere, Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda’nın desteğiyle yürüttükleri hava harekatı kapsamında Yemen’deki 8 Husi hedefini vurduklarını açıkladı.
İngiltere Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, ABD ve İngiltere silahlı kuvvetlerine ait güçlerin adı geçen diğer 4 ülkenin de desteğiyle Kızıldeniz’deki ticari gemileri hedef alan Yemen’deki Husilere ait bazı noktaları vurdukları belirtildi.
Söz konusu hava saldırılarının Husilerin ticaret gemilerine ve dolayısıyla küresel ticarete yönelik tehditlerini yok etmek amacıyla yapıldığı ifade edilen ortak açıklamada, Husilerin de 11 Ocak’tan bu yana koalisyon gemilerine yönelik balistik füze saldırıları ve ABD ticari gemilerine yönelik insansız hava araçlı saldırılar düzenlediği kaydedildi.
Açıklamada, “Bugünkü saldırı özellikle Husilerin yer altı depolama sahasını ile füze ve hava gözetleme yetenekleriyle ilişkili yerleri hedef aldı.” ifadeleri kullanılırken, vurulan hedef sayısının 8 olduğu kaydedildi.
Kasım ayı ortasından bu yana Husilerin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik 30’un üzerinde saldırı yaptığına işaret edilen açıklamada, “Uluslararası toplumun geniş fikir birliğinin bilincinde olarak, kurallara dayalı düzeni, seyrüsefer özgürlüğünü ve uluslararası ticareti korumaya, Husileri denizciler ve deniz ticaretine yönelik yaptıkları kabul edilemez ve yasa dışı saldırılardan sorumlu tutmaya kararlı, benzer düşüncelere sahip ülkelerden oluşan bir koalisyon olarak bir kez daha harekete geçtik.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada koalisyonun hedefinin bölgede tansiyonu düşürmek ve Kızıldeniz’de istikrarı sağlamak olduğu vurgulanarak, “Husilere uyarımızı tekrarlamak istiyoruz. Devam eden tehditler karşısında dünyanın en kritik su yollarından birindeki hayatları ve serbest ticaret akışını savunmaktan çekinmeyeceğiz.” ifadeleri kullanıldı.
Husiler başkent Sana’nın vurulduğunu duyurmuştu
Öte yandan Husilere ait Ensarullah internet sitesinde verilen son dakika haberinde, “ABD-İngiliz güçlerinden başkent Sana’ya saldırı” ifadeleri kullanılmıştı.
Bölge sakinlerinden alınan bilgilere dayandırılan haberlerde, bir savaş uçağının başkent Sana semalarında uçmasıyla eş zamanlı olarak başkentin kuzey bölgelerinde şiddetli patlamalar meydana geldiği ifade edilmişti.
Husiler, 19 Ocak’ta da ülkenin batısındaki Hudeyde kentine ABD ve İngiltere’nin 2 kez saldırı düzenlediğini açıklamıştı.
Kızıldeniz’deki durum
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim’de Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koymaya, bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı.
ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail ile bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi, ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı.
Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan, Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasının talep edildiği kararı kabul etti.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
]]>
24 saat içinde balistik füzeler ve insansız hava araçları fırlatarak üç farklı ülkedeki hedefleri vuran İran Devrim Muhafızları son yıllarda önde gelen bir bölgesel güç olarak konumunu sağlamlaştırdı.
Önceki gün Irak ve Suriye’nin kuzeyini vuran Devrim Muhafızları, bir sonraki akşam da Pakistan’da iki hedefe saldırdı.
Devrim Muhafızlarına yakın medya, Pakistan saldırılarının geçtiğimiz haftalarda İranlı sınır muhafızlarını öldüren Ceyş el-Adl adlı militan gruba misilleme olduğunu bildirdi.
Ceyş el-Adl, İran’ın güneydoğusundaki Beluçların hakları için savaştıklarını söyleyen İranlı Sünni Beluç bir grup.
Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, İran İslam Cumhuriyeti’nin hiçbir düşmanının korkusuzca uyuyamayacağını ilan etti.
Orta Doğu’daki ABD üslerinin yanı sıra Tel Aviv ve Hayfa’daki İsrail üslerinin de balistik füzelerinin menzili içinde olduğunu açıkça ifade ediyor.
Pazartesi gecesi Devrim Muhafızları’nın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’i hedef alan 11 balistik füze fırlatmasıyla Tahran niyetini açıkça ortaya koydu.
Bölgesel hükümet en az dört sivilin öldüğünü ve altı sivilin de yaralandığını açıkladı. Başbakan Mesrur Barzani bunu “Kürt halkına karşı işlenmiş bir suç” olarak nitelendirdi.
İran Devrim Muhafızları’na yakın Fars haber ajansı, saldırıda İsrail istihbarat servisine bağlı üç Mossad üssünün imha edildiğini iddia etti.
IKBY hükümeti topraklarında yabancı ajanların varlığını reddederken İsrail sessizliğini koruyor.
Ancak Devrim Muhafızları, önde gelen Kürt iş insanı Peşrev Dizayee’nin evini hedef alarak nokta saldırıları düzenleyebileceğini gösterdi.
Dizayee, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgalini takip eden yıllarda Falcon Group ve Empire World adlı iki şirketin sahibi ve kurucusuydu. Reuters haber ajansına göre Barzani ailesine yakındı.
Evine dört füze isabet etti ve yerel haberlere göre 11 aylık kızı da saldırıda hayatını kaybetti.
Falcon Group güvenlik, inşaat, petrol ve gaz gibi çeşitli sektörlerde faaliyet gösteriyor. Grubun güvenlik bölümü Irak’taki Amerikan ve çeşitli Batılı temsilci ve şirketlere destek sağladı.
Bu nokta saldırıları, Devrim Muhafızları’nın sadece sivil yapıları hedef almakla kalmayıp, ABD öncülüğündeki koalisyon üssünden sadece birkaç kilometre ötedeki Erbil Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki askeri tesisleri de vurabileceği mesajı veriyor.
ABD’nin Irak’ta, Erbil de dahil olmak üzere, IŞİD örgütüne karşı ABD öncülüğündeki koalisyonun bir parçası olarak 2 bin 500 askeri bulunuyor.
Washington, yerel güçleri desteklemek ve bir zamanlar Irak ve Suriye’nin büyük bölümünü kontrol eden IŞİD’in yeniden canlanmasını önlemek için orada olduklarını söylüyor.
Ancak bu saldırılar, İsrail’in Suriye’deki son eylemleri göz önüne alındığında, İran açısından ülke içi amaçlara da hizmet ediyor.
25 Aralık’ta üst düzey bir Devrim Muhafızları komutanı Şam’ın dış mahallelerinden birine yönelik İsrail hava saldırısı olduğuna inanılan bir saldırıda öldürüldü.
Devrim Muhafızları 15 Ocak’taki saldırısında da Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetine balistik füzeler fırlattı. Saldırıda IŞİD ve diğer “terörist grupların” hedef alındığı belirtildi.
İdlib, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı 2011’deki ayaklanmaya destek veren 2,9 milyon yerinden edilmiş Suriyeliye ev sahipliği yapan son muhalif kale.
Esad, Rusya ve İran’ın askeri desteğiyle iktidarda kalmayı başardı.
İslamcı grup Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) İdlib’de kontrolü elinde tutan ana grup olmakla birlikte IŞİD ve El-Kaide de İdlib’de varlık gösteriyor.
Devrim Muhafızları saldırının 3 Ocak’ta İran’ın güneyindeki Kerman’da misilleme olduğunu açıkladı.
Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’nin ölüm yıl dönümü nedeniyle mezarı yakınında toplanan kalabalığa yönelik iki intihar bombacısının saldırısı olmuştu.
İran Devrim Muhafızları İdlib’i hedef almak için bin 450 km menzile kadar gidebilen Hayber Şekan (Kale Yıkan) füzesi kullandığını açıkladı.
Ayrıca saldırıyı güneydeki Huzistan vilayetinden yaptığını söylüyor.
Ancak Devrim Muhafızları füzeleri İdlib’e çok daha yakın olan Batı Azerbaycan eyaletinden de fırlatabilirdi.
Yer seçimi ve Hayber Şekan füze sistemi, İran’ın Suriye sınırındaki İsrail’in çeşitli noktalarına ulaşma kabiliyetini dünyaya göstermek istediğine işaret ediyor.
]]>
İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da görgü tanıkları, İsrail’i silahlı örgütlerle bağlantısı olmayan ve İsrail güçlerine hiçbir tehdit oluşturmayan bir grup Filistinli sivili hedef almakla suçladı.
7 Ocak gününün ilk saatlerinde dördü kardeş yedi erkek, İsrail’in hava saldırısıyla öldürüldüklerinde, Cenin’in 10 kilometre uzağındaki El Şuheda köyünde, bir yolun kenarında yaktıkları ateşin etrafında oturuyorlardı.
BBC öldürülen erkeklerin yakınları, saldırı sırasında bölgede bulunan görgü tanıkları ve olay yerine gelen ambulans görevlileriyle konuştu. Hepsi, hedef alınanların herhangi bir örgüt üyesi olmadıkları ve saldırı düzenlendiğinde, bu alanda İsrail güçleriyle herhangi bir çatışma olmadığını gösteren güçlü kanıtlar sundu.
O sabah, olay yerine gelen ilk ambulans görevlisi Halid El Ahmed, öldürülen grubun yanlış bir şey yapmadığında ısrarlı.
BBC’ye konuşan El Ahmed, “Birinin üzerinde pijama ve terlik vardı. Sizce İsrail işgaline direnmek isteyen biri, en azından düzgün bir ayakkabı giymez miydi? “ diyor.
İsrail Ordusu ise, saldırının saatler önce Cenin mülteci kampında, bir İsrailli kadın askerin öldüğü olayla bağlantılı olduğunu savundu.
İsrail Ordusu BBC’nin sorusuna karşılık, saldırının ardından yayımlanan yazılı açıklamaya işaret etti. Bu açıklamada “Operasyon sırasında, bir uçak bölgede faaliyet gösteren güçlere karşı patlayıcılar fırlatan terörist grubu hedef aldı” deniyordu.
Hem İsrail Ordusu’ndan hem de yakındaki güvenlik kamerasından gelen görüntüler, saldırı sırasında El Şuheda köyündeki Filistinlilerle herhangi bir çatışma olduğuna dair net bir kanıt sunmuyor.
Alaa, Hazz, Ahmed ve Rami Derviş adlı dört kardeş, 22 ila 29 yaşları arasındaydı. Birkaç yıl önce, anneleri ve beş kardeşleriyle birlikte Ürdün’den geri dönen Filistinli göçmenlerdi.
İsrail’de tarım işlerinde çalışmalarını sağlayan geçiş izinleri vardı. Bu izinleri almak çok zor ve izin sahipleri, İsrail’in bir güvenlik tehdidi olarak gördüğü biriyse ya da böyle biriyle bağlantılıysa izinler derhal geri alınıyor.
Kardeşlerle birlikte ölen diğer erkekler de akrabalarıydı.
BBC’nin gördüğü, kardeşlerin ikisinin elindeki geçiş izni, Eylül 2023 tarihliydi ve süresi birkaç aydı. Hamas’ın Ekim ayındaki saldırısından bu yana, İsrail sınırlarını Filistinli işçilere kapattı.
Ambulans görevlisi Halid El Ahmed, Cenin’de 20 yıldır çalışmanın verdiği tecrübeyle, olay yerlerinde silah ve patlayıcı gözlemi yapmanın, temel bir güvenlik rutini haline geldiğini söylüyor.
El Ahmed “Orada silah olsaydı görürdüm. Gerçekten sivillerdi ve direnişle ilgili hiçbir şey yoktu. Ne mermi, ne silah. Herhangi bir İsrail varlığı da yoktu” diyor.
Silahlı Filistinli örgütler, İsrail güçleri bir üyelerini öldürdüğünde hızla üstleniyorlar. Ancak bu yedi erkek konusunda sessiz kaldılar ve “şehit” olduklarını söyleyen herhangi bir açıklama yapmadılar.
Cenazeleri, aralarında Hamas’ın da bulunduğu Filistinli örgütlerin bayraklarına sarıldı. Ölenlerin kendisi destek vermese bile, İsrail saldırılarında öldürülenlerin cenazeleri sıklıkla, arkadaşlarının ya da ailelerinin destek verdikleri örgütlerin bayraklarına sarılıyor.
Saldırı kurbanlarının akrabaları ve komşuları, gençlerin herhangi bir örgütle bağlantılı olmadıklarını söyledi. Cenin’in başlıca hastanesinin baş hekimi Vissam Bakr da aynı görüşte:
“Silahlı değillerdi, savaşçı değiller. Normalde bir silahlı grubun üyeleri net bir şekilde belli olur. Bu yedisi öyle mi? Hayır hayır, hepsinin sivil oldukları çok net.”
Kurbanların annesi İbtesam Asous çocuklarının cesetlerini bu hastanede gördü.
“Hepsi ölmüştü” diyor.
“Birinin şehit olmasını bekliyordum ama dördünün birden değil. Hepsinin öldürüldüğünü öğrendiğimde şoke oldum.”
İsrail Ordusuna, bu grubun neden hedef alındığını sorduk.
Bir sözcü, askerlerin “bir İsrail vatandaşını öldüren teröristleri takip etmeye başladığını” ve hava saldırısında “bölgede faaliyet gösteren İsrail güçlerine patlayıcılar fırlatıp, tehlikeye atanların hedef alındığını” söyledi.
El Şuheda’daki hava saldırısından saatler önce, 19 yaşındaki İsrailli sınır muhafızı Shai Germai, Cenin’deki Filistinli savaşçılarla çıkan çatışmalar sırasında, aracının bir patlayıcıya çarpması sonucu ölmüştü.
Bunun sonrasında, İsrail Ordusuna ait konvoy, Derviş kardeşlerin üç uzak akrabasıyla buluştuğu El Şuheda köyü üzerinden geri çekildi. Tarım işçileri ve şafak vakti açılan sebze pazarına giden müşterilerin ilgi gösterdiği, 24 saat açık bir kafenin yanındaydılar.
İsrail Ordusu’nun verdiği, gece görüşlü insansız hava aracının sağladığı görüntülerde, araçlar yoldan geçerken küçük parlamalar ve devamında bir patlama görülüyor. Bu ısı izini molotof kokteyli üretmiş olabilir. Videoda tarih ya da saat yok.
İsrail Ordusu, bölgedeki hava saldırısının benzer nitelikteki görüntülerini de verdi. Ancak iki farklı zamanda çekilmiş videolar bir biri ardına eklenmiş haldeydi. Dolayısıyla, aralarında ne kadar zaman farkı olduğu tespit edilemiyor.
İsrail Ordusu’ndan her iki görüntünün tam olarak ne zaman çekildiğini söylemelerini istedik, ancak daha fazla yorum yapmayacaklarını ve bilgi vermeyeceklerini belirttiler.
Zamanlanma önemli, çünkü uluslararası hukuka göre ölümcül güç kullanmanın meşru kabul edilmesi için karşılanması gereken koşullar var.
BM, geçen yılın sonunda Batı Şeria’daki durumu “kaygı verici ve acil” diye tanımlamıştı.
Dört kardeşin annesi İbtesam Asous da, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından bu yana İsrail güçlerinin Batı Şeria’da kullandığı yöntemlerin değiştiğini söylüyor.
“Eskisi gibi davranıyolar. Değişen tek şey, daha önce birini bacağından vuruyorlardı. Şimdiyse, roketlerle bombalıyorlar ve mümkün olduğunca çok insan öldürüyorlar” diyor.
BM’nin verilerine göre geçen yıl Batı Şeria’da kayıtlara geçen en kanlı yıl yaşandı. İsrail güçleri 492 Filistinliyi öldürdü. 300’ü Hamas’ın Ekim’deki saldırısından sonra ve bunlara 80 çocuk da dahil.
Geçen yıl Batı Şeria’da Filistinliler tarafından da 28 İsrailli öldürüldü. Ekim’deki Hamas saldırısından bu yana ise ikisi asker, üç İsrailli hayatını kaybetti.
Filistinliler, İsrail içinde de saldırılar düzenledi. Buna geçtiğimiz günlerde bir kadının öldüğü ve 17 kişinin yaralandığı saldırı da dahil.
İki görgü tanığı, o sabah İsrail Ordusuna ait konvoyun El Şuheda köyünden sabaha karşı 4 ila 4:45 arası, hava saldırısı düzenlenmeden önce ayrıldığını söyledi. Tanıklara göre, köy halkıyla İsrail güçleri arasında bir çatışma da yoktu.
Bir görgü tanığı “Askerler dört kez geçti ve kimse onlara yaklaşmadı. Askeri araçlar tamamen köyü terk ettiğinde hava saldırısı düzenlendi. Isınmak için bir ateşin etrafında toplanan gençler, bir roketle vuruldu” diyor.
Bir başka görgü tanığı da BBC’ye yaptığı açıklamada, ordunun köyden çıkmasıyla, sabaha karşı 5’teki saldırı arasında bir saat olduğunu ve kendisi de dahil, bir çok kişinin bu iki olay arasında kafeyi terk ettiğini söylüyor.
Filistin Kızılayı’ndan Halid El Ahmed, İsrail Ordusu’nun sabahın erken saatlerinde Cenin mülteci kampından çekildiğin hatırlıyor ve saldırıdan sonra köye çağrıldığında saatin “neredeyse 5 olduğunu” anlatıyor.
Cenin Hastanesi başhekimi de, cesetlerin 05:15 civarında geldiğini belirtiyor.
Yakındaki bir güvenlik kamerasının bir kısmı bilinmeyen bir kaynak tarafından cep telefonuyla çekilen görüntüleri, saldırıdan 30 saniye öncesinde, boş yolda bir aracın olaysız geçtiğini gösteriyor. Kayıtta herhangi bir saat bilgisi yok.
Derviş kardeşler ve akrabaları, bir ateşin etrafında görülüyor. Sonra da hava saldırısı oluyor.
Anneleri, kardeşlerden bazılarının o sabah işe gideceğini, Hazza’nın ise Cenin Hastanesi’ndeki sabah gideceği diyaliz randevusunu beklediğini söylüyor.
İsrail Ordusu’nun operasyonları nedeniyle yolların kapanmasından kaygılanan Hazza’nın evden erken çıkmak istediğini anlatıyor.
Hastanenin böbrek ünitesi, Hazza Derviş’i o sabah da sabah 7’deki rutin diyaliz randevusunu olduğunu teyit etti ve randevu programındaki ismini gösterdi.
Kardeşlerin amcası Yusuf Assous’un, hava saldırısından kısa süre sonra çektiği videoda, yere dağılmış beden parçaları görülüyor.
Deneyimli ambulans görevlisi Halid el Ahmed, olay yerinin halini kendisinin bile unutamayacağını vurguluyor.
Yusuf “Ellerinde silah olmayan gençlerdi. Silahları olsaydı görürdüm. Sadece oturdukları sandalyeler vardı” diyor.
“Sonuçta, tüm Filistinliler hedef. Silahlıysan hedefsin. Sivilsen, yine hedefsin.”
Bu haberdeki tüm iddiaları İsrail Ordusuna da sorduk ve ordunun başka ekleyecek bir şeyi olmadığı yanıtını aldık.
İbtesam Asous, saldırının gerçekleştiği yere yeni gidebildi. Diğer çocuklarının engellemeye çalıştığını ama kendisinin olay yerini görmek istediğini söylüyor.
“Buraya gelip, her birinin nerede oturduğunu görmeye çalışmak istedim” diyor.
“Alaa oradaydı, Ahmed, Rami ve Hazza da buradaydı. Oğullarımın tam olarak nerede olduğunu görmek istedim. Başa çıkmama yardımcı oluyor.”
]]>
Yemen’deki İran destekli Husilerin (Ensarullah Hareketi) siyasi büro üyesi Ali el-Kahhum, ABD’nin Yemen’deki hedeflerine yönelik saldırılarının “etkisiz” olduğunu ve saldırılarına karşı ABD ile açık bir savaşa girmek üzere hazırlandıklarını söyledi.
“KİBRİNİZİ KIRACAK, HEYBETİNİZİ YIKACAĞIZ”
Husilerin (Ensarullah Hareketi) siyasi büro üyesi Kahhum, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Yemen’den Amerikalılara şunu söylüyoruz: Yemen’e yönelik tüm hareketleriniz ve saldırılarınız başarısızlıkla sonuçlanacak, saldırılarınıza tüm gücümüzle karşı koyacağız. Yemen’in kudretini göreceksiniz ve bölgeden aşağılanmış bir halde çekileceksiniz. Kibrinizi kıracak, sözde heybetinizi yıkacak Yemen caydırıcılığını göreceksiniz.” dedi.
“ABD İLE AÇIK BİR SAVAŞA GİRMEYE HAZIRLANIYORUZ”
Yemen’in, devletiyle, halkıyla ve ordusuyla ABD ile bir savaşa hazırlandığına dikkati çeken Kahhum, şunları söyledi; “Yemen devleti, liderliği, silahlı kuvvetleri ve halkı tetikte ve ABD ile açık bir savaşa girmeye hazırlanıyor. Filistin ve ümmetin tüm davaları uğruna, Amerika, İngiltere ve İsrail’in temsil ettiği Büyük Şeytan’la doğrudan karşı karşıya gelmek büyük bir onurdur.”
Ali el-Kahhum.“ABD İLE SAVAŞ ‘VAAT EDİLEN BİR FETİH VE CİHAT'”
Kahhum, ABD ile savaşın “vaat edilen bir fetih ve cihat” olduğuna vurgu yaptı. ABD’nin Yemen’deki saldırılarının etkisiz olduğunu savunan Kahhum, “ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik saldırılarının hiçbir etkisi olmadı ve olmayacak. Bu, egemenliği ve uluslararası yasaları çiğneyen bir saldırı ve suçtur.” değerlendirmesinde bulundu. Kahhum, “ABD ile İngiltere’nin vurduğu hedefler daha önce bombalanan bölgelerdeydi ve bu yeni bir şey değil. Bununla birlikte Yemen’e savaş ilan ettiler ve dolayısıyla Yemen’in onlara yönelik yapacağı saldırılara ve Yemen’in stratejik caydırıcılığına katlanmaları gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“SALDIRILARINDA PİŞMAN OLACAKLAR”
Ali el-Kahhum, “Bu terörist ABD’dir ve bu da onun işlediği suçudur. Bu açık bir savaştır ve devam ediyor. Saldırılarında pişman olacaklar ve bedelini ağır ödeyecekler. Yemen, yüce milletiyle, devletiyle, liderliğiyle, silahlı kuvvetleriyle, güçlü eliyle ve askeri yetenekleriyle büyüktür.” şeklinde konuştu. Kahhum, ABD’ye zafere ulaşana dek savaşacaklarına dikkati çekerek, düşmanlarına karşı tepkilerinin sert ve acıklı olacağını kaydetti.

NE OLMUŞTU?
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırılarına tepki olarak, 31 Ekim’den bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu söyledikleri ticari gemilere el koymaya ve bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı. ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu. Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı. ABD, küresel deniz ticareti güvenliği tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail’le bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı. Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını bildirdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan ve Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasını talep eden karar tasarısını kabul etti. Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si yapılıyor.
]]>
Dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Yemen, Husi adlı Şii hareketinin başkent Sana’yı ele geçirdiği 2014 yılından bu yana iç savaş nedeniyle harap olmuş durumda.
Suudi Arabistan öncülüğünde, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in de dahil olduğu bir koalisyonun Husilere karşı yürüttüğü uzun süreli hava harekatı ülkede daha fazla yıkıma ve yoksulluğa neden oldu.
Ancak Husiler, Kasım ayından bu yana deniz taşımacılığını sekteye uğratma tehdidinde bulunabileceklerini gösterdi. Geçen günlerde İngiltere ve ABD de buna karşılık verdi.
Çatışmanın küresel ekonomi üzerinde ciddi yansımaları olabilir.
Yemen nerede ve stratejik açıdan neden önemli?
Husilerin deniz taşımacılığını sekteye uğratma gücünün büyük bir kısmı kontrol ettikleri bölgenin coğrafi konumundan kaynaklanıyor.
İran destekli Husiler, 2014 yılında iktidarı ele geçirdiklerinden bu yana başkent Sana ile ülkenin kuzeyi ve Kızıldeniz kıyı şeridi dahil olmak üzere Yemen’in büyük bir bölümünü kontrol ediyor.
Bu durum da onlara Avrupa’yı Asya’ya bağlayan en kısa deniz yolu olan Babülmendep Boğazı üzerinde güç kazandırıyor.
Husiler neden Kızıldeniz’deki gemilere saldırıyor?
ABD Merkez Komutanlığı’na göre Husiler 19 Kasım 2023’ten bu yana Kızıldeniz’in güneyi ve Aden Körfezi’nden geçen ticari gemilere karşı en az 26 ayrı saldırı gerçekleştirdi.
Husi temsilcileri bu saldırıların İsrail’in Gazze’ye saldırısına bir tepki olduğunu iddia ediyor ve İsrail bağlantılı gemileri hedef aldıklarını söylüyor.
Ancak Husileri eleştirenler son saldırıların çoğunun İsrail bağlantısı olmayan gemilere yönelik yapıldığını, Husilerin Gazze’deki durumu popülaritelerini artırmak, kabiliyetlerini göstermek ve İran’a etkili bir müttefik olabileceklerini kanıtlamak için kullandıklarını öne sürüyor.
Husilerin askeri kapasitesi ne?
Kızıldeniz’deki gemilere yönelik son saldırılarda Husiler seyir füzeleri, balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve mürettebatsız su üstü gemileri (USV) kullandı.
Husiler ilk saldırılarında küçük botlar ve/veya helikopterler kullanarak gemilere çıkmaya veya gemileri ele geçirmeye de çalıştı.
Husilerin gemi saldırılarında kullandığı, “kamikaze drone” diye adlandırılan İHA’ları Suudi Arabistan’la uzun süredir devam eden çatışmalarda kullanmak üzere edindiği düşünülüyor.
Bunların hem Qasef hem de kendine özgü V şeklindeki kuyruk yüzgeciyle daha uzun menzilli Samad tipi İHA’lar olduğuna inanılıyor.
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü adlı düşünce kuruluşuna göre Husiler, aralarında Sayyad ve Sejil füzelerinin de bulunduğu, 80 ile 300 kilometre menzilli çeşitli gemisavar seyir füze sistemlerine de sahip.
Kuruluşa göre Husilerin gemisavar balistik füzeleri de 300 kilometre uzaklıktaki hedefleri vurabiliyor. Washington Enstitüsü, bu füzelerin çok daha yüksek bir yörüngede hareket ettikleri ve hızlı bir şekilde hedefleri vurdukları için önlenmesi çok daha zor olduğunu ve “insansız hava araçları, gemiler veya ortak güçler tarafından sağlanan zamanında hedefleme istihbaratı gerektirdiğini” belirtiyor.
BBC’ye konuşan denizcilik tarihçisi Sal Mercogliano, balistik ve seyir füzelerinin “daha büyük savaş başlıklarına sahip oldukları ve daha fazla kinetik enerji barındırdıkları için” daha korkutucu olduğunu söylüyor.
Mercogliano’ya göre tek yönlü insansız hava araçlarının sayısı ise daha ucuz olmaları ve kolay monte edilmeleri nedeniyle daha fazla. Ancak bunlar aynı zamanda daha yavaş.
Gemileri su hattının üzerinden vurduğu için bu İHA’ların kullanımında en büyük endişe kaynağı gemide yangın çıkması.
Ancak Mercogliano, asıl USV’lerin “son derece endişe verici” olduğunu söylüyor.
Mercogliano, USV’lerin gemileri su hattından vurarak onları deldiğini ve “su basması nedeniyle batmasını sağladığını” belirtiyor.
ABD Donanması’na göre Husiler mevcut çatışmada patlayıcılarla dolu tek yönlü insansız bir su üstü gemisini ilk olarak 4 Ocak’ta kullandı ve bu gemi uluslararası nakliye yollarında infilak etti.
ABD Donanma Komutanı Koramiral Brad Cooper o gün yaptığı açıklamada saldırıyı “yeni bir askeri kapasitenin kullanılması” diye niteledi, “Neyse ki can kaybı olmadı ve hiçbir gemi vurulmadı, ancak tek yönlü bir saldırı USV’sinin tanıtılması endişe verici” dedi.
Ancak Suudi hükümetine göre Husiler daha önce Ocak 2017’de Suudi fırkateyni El Madinah’a yönelik bir saldırıda ve ardından tekrar “Mart 2020’de Yemen’de Aden’e giden bir petrol tankerine yönelik başarısız bir saldırı girişiminde” USV’leri kullanmıştı.
Husileri kimler destekliyor?
Husiler İran tarafından destekleniyor ve kendilerini İsrail ile ABD’ye karşı olduklarını söyleyen, Lübnan’daki Hizbullah, Suriye’deki Esad rejimi, Gazze’de Hamas gibi İran destekli diğer grupların da dahil olduğu “direniş ekseninin” bir parçası ilan ediyor.
Şubat 2023’te İngiltere hükümeti Birleşmiş Milletler’e (BM), “İran devleti ile, Husiler tarafından Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne saldırmak için kullanılan füze sistemlerinin kaçakçılığı arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteren kanıtlar” sunduğunu söylemişti.
İngiltere hükümeti, Kraliyet Donanması gemisi HMS Montrose’un 2022 yılı başlarında İran’ın güneyindeki uluslararası sularda kaçakçılar tarafından işletilen sürat botlarında iki kez İran silahları ele geçirdiğini açıklamıştı.
Açıklamada karadan havaya füzeler, karadan karaya seyir füzeleri için motorlar ve keşif faaliyetleri için tasarlanmış ticari bir quadcopter İHA’sının da ele geçirildiği belirtilmişti.
ABD öncülüğündeki saldırılar Husileri durdurabilir mi?
ABD, İngiltere ve çok sayıda diğer ülke Husileri saldırılarını durdurmaları konusunda uyarmış ve Aralık 2023’te Kızıldeniz’in güneyi ve Aden Körfezi’ndeki güvenlik sorunlarını ele almak üzere “Refah Koruyucu Operasyonu” olarak bilinen çok uluslu bir koalisyon kurmuştu.
Bu koalisyon 11 Ocak Perşembe gecesi Husilerin saldırılarına karşılık verdi.
ABD Hava Kuvvetleri’nden yapılan açıklamada “ABD kuvvetleri; İngiltere, Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda ile işbirliği içinde Yemen’de Husi isyancılar tarafından kullanılan 16 noktada 60’tan fazla hedefi vurdu” denildi.
Ancak analistler yıllardır süren Suudi ve müttefik hava saldırılarının Husileri kapsamlı bir şekilde yenilgiye uğratamadığına dikkat çekiyor.
]]>
Kızıldeniz çıkışındaki Aden Körfezi’nde bir ABD gemisinin seyir füzeleriyle hedef alınmasını Yemen’deki İran destekli Husiler üstlendi. Husiler’in sözcüsü yaptığı açıklamada, gemi saldırısının, ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik saldırılarına bir yanıt olduğunu ifade etti.
ABD’ye ait Marshall Adaları bayraklı yük gemisi, Aden Körfezi açıklarında füze ile vuruldu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, Husiler tarafından düzenlenen saldırıda yük gemisinin füzeyle vurulduğu doğrulanarak, geminin sahibinin ABD merkezli Eagle Bulk Shipping’e ait “Gibraltar Eagle” olduğu belirtildi. Vurulan gemiye ilişkin Husiler’den de açıklama geldi.

“GEMİ TAM İSABETLE VURULDU”
Husiler’in Askeri Sözcüsü Yahya Seri, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, “Yemen Silahlı Kuvvetlerine bağlı Deniz Kuvvetleri (Husiler), Aden Körfezi’nde bir Amerikan gemisini bir dizi seyir füzesiyle hedef alan askeri bir operasyon gerçekleştirdi ve doğrudan tam isabet sağlandı.” ifadelerini kullandı.
ABD VE İNGİLTERE’NİN SALDIRILARINA YANIT
“Operasyonun, bugüne dek Siyonist oluşum tarafından en çirkin katliamlara maruz kalan Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına uygulanan zulme karşı bir zafer olduğunu” belirten Seri, bunun aynı zamanda ABD ve İngiltere’nin Yemen’e saldırılarına bir yanıt olduğunu kaydetti. Yemen’e saldırılarda görev alan ABD ve İngiliz savaş gemilerinin tümünün kendilerine bağlı silahlı kuvvetlerin meşru hedefi olduğunu vurgulayan Seri, olası bir yeni saldırının da cevapsız ve cezasız kalmayacağının altını çizdi.

Yahya Seri, paylaşımında “Kuvvetlerimiz, Gazze Şeridi’nde Filistin halkına yönelik abluka kaldırılıncaya ve saldırganlığa son verilinceye kadar, İsrail’in Basra Körfezi ve Kızıldeniz’deki seyrini engelleme kararını uygulamaya devam edecek.” ifadelerini kullandı.
KIZILDENİZ’DEKİ GERİLİMDE YAŞANANLAR
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim’den bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu söyledikleri ticari gemilere el koymaya ve bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı. ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.

Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı. ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu duyurdu.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail’le bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husiler’e ait 3 sürat teknesi ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı. Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan ve Husiler’in Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasını talep eden kararı kabul etti.

Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si yapılıyor.
HUSİLER KİMDİR?
Husiler ya da resmî adıyla Ensarullah, Yemen’de faaliyet gösteren Zeydi gruptur. Grup, ismini kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’den almıştır. İlk kez 2004 yılında silahlı ayaklanma başlatmışlardır. 2004 yılından beri İran tarafından malî ve askerî destek almaktadır. 2015 yılında gerçekleştirdikleri mücadele ile başkent San’a ve parlamentoyu ele geçirmişlerdir. Grubun sloganı “Allah büyüktür, İsrail’e ölüm, Amerika’ya ölüm, Siyonizm’e lanet, İslam’a zafer”dir. Bu slogan Husi bayraklarında yer alır. Örgütün 7 bin ila 30 bin arası silahlı militanı, 450 bin kadar sivil destekçisi vardır.
]]>
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, “ Gazze’deki Filistin halkına soykırım yaptığı” gerekçesiyle hakkında dava açtığı İsrail, bugün Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda sözlü savunma yapacak.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkında açılan davayı eleştirerek, “ Dünya tersine döndü. Soykırıma karşı mücadele eden İsrail soykırımla suçlanıyor” dedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından 29 Aralık’ta açılan davanın ilk duruşması dün Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda başladı.
Duruşmanın ilk gününde, İsrail’i, Gazze’deki Filistin halkına soykırım yapmakla suçlayan Güney Afrika, bu konudaki iddialarını sözlü olarak mahkemeye sundu.
Güney Afrika öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarını derhal durdurması için, uluslararası mahkemenin ihtiyati tedbir kararı almasını talep etti.
Lahey’deki Adalet Sarayı’nda bugün ikincisi yapılacak duruşmada İsrail, soykırım iddialarına yanıt verecek.
Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak başkanlığındaki İsrail heyeti, soykırım suçlamasına karşı tezlerini sunarak, mahkeme heyetini ikna etmeye çalışacak.
İsrail Başbakanı Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkındaki iddiaları reddetti, İsrail’in Hamas’a karşı kendini savunma hakkını elinde tutacağını söyledi.
“Teröristlerle ve yalanlarla savaştıklarını” savunan Netanyahu, Hamas’ı “insanlığa karşı suç işleyen cani teröristler” olarak tanımladı.
İsrail Başbakanı, Güney Afrika’yı da “ikiyüzlülükle” suçladı.
Netanyahu’ya göre, Suriye ve Yemen’de milyonlarca insan Hamas’ın ortakları tarafından öldürülürken ya da yerlerinden edilirken Güney Afrika bunu görmezden geldi.
Bugün mahkemeden hangi kararlar çıkabilir?
İsrail’in bugün yapacağı savunmanın ardından Uluslararası Adalet Divanı, Tel Aviv yönetiminin Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini durdurmasına dair taleple ilgili karar verecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki tüm askerleri faaliyetlerinin durdurulması için ivedilikle ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor.
Uluslararası Adalet Divanı, aynı zamanda Güney Afrika’nın soykırım iddiaları ile ilgili davanın esastan görüşülüp görüşülmeyeceğine de karar verecek.
Bu İsrail açısından büyük önem taşıyan bir karar. Çünkü, soykırım ya da diğer suçlamalar konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na yalnızca bir kez başvuru yapılabiliyor.
Eğer Güney Afrika, Gazze’de soykırım yapıldığına ilişkin yeterince kanıt sunmazsa, İsrail bir daha soykırımla suçlanamayacak.
Dava İsrail’i nasıl etkileyecek?
Mahkeme, Güney Afrika’nın iddialarını yeterli bularak davayı esastan görüşmeyi kabul ederse, bu İsrail açısından uluslararası arenada büyük bir prestij kaybı olacak.
Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nden Soykırım Hukuku uzmanı Prof. Dr. Larissa van den Herik’e göre, İsrail’in uluslararası itibarı tehlikede.
Van den Herik, Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a, mahkemenin vereceği mahkumiyet kararının, İsrail’i daha da yalnızlaştıracağını söyledi.
Güney Afrika’nın açtığı davayı, İsrail için çok büyük bir başarısızlık olarak değerlendiren Hollandalı profesör, bu nedenle İsrail’in zararı sınırlamak için elinden geleni yapacağını söyledi.
İsrail’in bugünkü duruşmada, “kendi halkını Hamas’ın saldırılarına karşı koruma yükümlülüğüne” vurgu yapması bekleniyor.
Ancak Prof. Dr. van den Herik, bunun, her türlü şiddet için bir gerekçe olamayacağına dikkati çekerek, “Meşru müdafaa hakkı sınırsız değil. Bu her şeyi yapabileceğiniz anlamına gelmiyor” dedi.
Güney Afrika’ya ikiyüzlülük’ suçlaması
Amsterdam Üniversitesi’nden uluslararası hukuk siyaseti profesörü Geert-Jan Knoops ise, Güney Afrika’nın iddialarının, hukuki olarak soykırımı kanıtlamak için yeterli olmadığını savunuyor.
Soykırım suçlamasının daha güçlü kanıtlar gerektirdiğini söyleyen Knoops, Hollanda medyasına yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“Askeri eylemlerin, milliyetlerinden dolayı Filistin halkını bir bütün olarak yok etmeyi hedeflediğinin ortaya konması gerekir. Bu çok zor. Güney Afrika’nın sunduğu belgelere dayanarak böyle bir sonuca varamazsınız.”
Hollandalı profesör, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni “ikiyüzlülükle” suçlayarak, eski Sudan diktatörü Ömer El Beşir konusunda aynı hassasiyeti göstermediğini savundu.
Knoops, 2015 yılında, dönemin Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, uluslararası bir kongre için bu ülkeyi ziyaret ettiğinde, Güney Afrika’nın, elindeki kanıtlara rağmen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yakalama kararını uygulamadığını söyledi.
Knoops’a göre, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan’da belirli bir nüfus grubuna yönelik soykırım suçlamalarıyla ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin eski Sudan Devlet Başkanı hakkında verdiği tutuklama emrini görmezden geldi.
Güney Afrika neden Filistin’i destekliyor?
İsrail hakkındaki soykırım suçlamasına ilişkin davanın neden Güney Afrika tarafından açıldığı, en çok merak edilen konuların başında geliyor.
Birleşmiş Milletler’in 1948 yılında hazırladığı “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”, Türkiye de dahil 140 ülke tarafından imzalandı.
Sözleşme, taraflara “soykırım suçunu önleme ve cezalandırma” yükümlülüğü veriyor.
Güney Afrika Adalet Bakanı Ronald Lamola, dünkü duruşmada ülkesinin, “insanlığın bir parçası olduğu bilinciyle Filistin halkına ellerini uzattığı” için dava açtıklarını söyledi.
Güney Afrika ile Filistinliler arasındaki bağlar, çok eskiye dayanıyor. Her ikisi de bir kurtuluş hareketi olan Afrika Ulusal Konseyi (ANC) ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında oldukça köklü ilişkiler bulunuyor.
Her iki örgüt de “ortak bir kader deneyimine” sahip. Bu nedenle Güney Afrika, Filistin’in dünyadaki en önemli destekçilerinden biri.
Belçika da davaya dahil olmak istiyor
Belçika’da iktidar ortağı Yeşil Sol ve Hristiyan Demokratlar, hükümetten, Gazze’deki durumla ilgili uluslararası bir soruşturma talep etmesini istedi.
Yeşil Sol Partili Başbakan Yardımcısı Petra De Sutter, “Belçika Gazze’de olanları izlemeye devam edemez. Yaşananlar giderek soykırıma benzemeye başladı. Bu yüzden Güney Afrika gibi ülkemizin de Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini istiyorum” görüşünü dile getirdi.
Hristiyan Demokrat Parti de, De Sutter’in bu önerisine destek verdi.
Ancak muhalefetteki milliyetçi Yeni Flaman İttifakı Partisi (N – VA), bu öneriye karşı çıkıyor. Sağ görüşlü parti, bölgede çözüm için İsrail’in desteklemesi gerektiğini savunuyor.
Lahey’de yerel saatle 10:00’da başlayacak kamuya açık duruşma, Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden de canlı olarak yayınlanacak.
]]>
Sapanca, Serdivan ve Ferizli ilçe belediye başkanları, Regaip Kandili dolayısıyla mesaj yayımladı.
Sapanca Belediye Başkanı Özcan Özen, mesajında, mübarek üç ayların başlangıcı olan Regaip Kandili’nin tüm İslam alemine sağlık, birlik, beraberlik, sevgi, barış ve kardeşlik getirmesini temenni etti.
Barış ve huzurun sağlanabilmesi için bugünlerin en iyi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Özen, “Üç aylardan recep ayının ilk kandil gecesi olan Regaip Kandili de mübarek günlerden biridir. Üç aylar, dini duyguların yoğunluk kazandığı merhamet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma hislerinin doruk noktaya ulaştığı, hayır ve iyiliklerin arttığı günlerdir. İnsanımızın anlam ve gönül dünyasına ışık tutan Regaip Kandili de tıpkı diğer kandil geceleri gibi toplumumuz için vazgeçilmez manevi öneme sahiptir.” ifadelerini kullandı.
Özen, bütün İslam aleminin Regaip Kandili’ni tebrik etti.
“Regaip Kandili, insanoğlu için manevi fırsattır”
Serdivan Belediye Başkanı Yusuf Alemdar da mübarek üç ayların başlangıcı olan Regaip Kandili’nin tüm İslam alemine birlik, beraberlik, sevgi, barış ve kardeşliğe vesile olmasını diledi.
Regaip Kandili’nin insanları birbirine yaklaştıran, komşuluk, akrabalık, kardeşlik ve dayanışma duygularını artıran, insanoğlunun gönül dünyasının da aydınlanmasına vesile olan mübarek bir gece olduğuna işaret eden Alemdar, şunları kaydetti:
“Üç ayların da başlangıcı olan Regaip Kandili, insanoğlu için manevi fırsattır. Rahmet ve merhamet kapılarının ardına kadar açıldığı, günahların bağışlanması için el açıp dua edildiği bu müstesna geceyi bir kez daha hep birlikte eda etmenin mutluluğunu yaşayacağız. Birliğe, beraberliğe, kardeşliğe ve dayanışmaya daha çok ihtiyaç duyduğumuz bu mübarek günlerde insani ve ahlaki meziyetlerin de yaygınlaşmasına çaba göstermeli, yaptığımız hatalardan dönmeyi bilerek bir an önce tövbe etmeliyiz.
Bu düşüncelerle tüm hemşehrilerimizin mübarek kandilini kutlar, bu kutlu gecenin insanlığa ve tüm İslam alemine huzur, barış ve hayırlara vesile olmasını temenni ederim.”
“Mübarek gün ve geceler, yeni başlangıç yapmak için önemli fırsat”
Ferizli Belediye Başkanı İsmail Gündoğdu üç ayların merhamet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma duygularının zirveye ulaştığı, hayır ve iyiliklerin arttığı manevi mevsim olduğunu belirtti.
Müslümanların en büyük arzusunun Allah’ın rızasını kazanmak ve rahmetine ulaşmak olduğunu vurgulayan Gündoğdu, üç ayların, bu arzuyu gerçekleştirmek için önemli fırsat olduğunu kaydetti.
Başkan Gündoğdu, mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Üç aylar, birbiri ardına açılan rahmet ve mağfiret kapıları olan recep, şaban ve ramazan ayını içinde barındıran, Regaip Kandili ile başlayan, Miraç ve Berat ile devam eden, bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi’yle zirveye ulaşan, Ramazan Bayramı’yla da maddi ve manevi alanda bayrama dönüşen manevi yükseliş, bağışlanma ve fırsat aylarıdır. Mübarek gün ve geceler, yaratılış gayemizi, kendimize, Rabbimize, çevremize ve bütün mahlukata karşı sorumluluklarımızı muhasebe etmek ve daha güzel hayat adına yeni başlangıç yapmak için önemli fırsatlardır.
Bu duygu ve düşüncelerle değerli hemşehrilerimizin, aziz milletimizin ve tüm Alem-i İslam’ın Regaip Gecesi’ni tebrik ediyorum. İdrak ettiğimiz mübarek gün ve gecelerin başta aziz milletimiz olmak üzere Müslümanların birlik ve beraberliğine, insanlığın barış, huzur ve hidayetine vesile olmasını temenni ediyorum.”
]]>
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, “ Gazze’deki Filistin halkına soykırım yaptığı” gerekçesiyle İsrail hakkında açtığı dava, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda bugün görülmeye başlanıyor.
Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda (Vredespaleis) yerel saatle 10:00’da başlayacak duruşmanın ilk gününde, Güney Afrika, soykırım suçlamasına ilişkin savlarını sözlü olarak dile getirecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor. Yüksek Mahkeme öncelikli olarak bu talebi ele alacak.
Cuma günü de, İsrail, hakkındaki suçlamalara ilişkin sözlü savunma yapacak.
İsrail’in talebi üzerine bugün ve yarın yapılacak sözlü oturumlar, birer saat uzatıldı. Duruşmalar , iki gün boyunca 10:00 – 13:00 saatleri arasında görülecek ve Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden canlı olarak izlenebilecek.
Güney Afrika tarafından 29 Aralık’ta açılan davada, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin “soykırım niteliğinde” olduğu vurgulandı.
Dava dilekçesinde, İsrail’in “Gazze’deki Filistinlileri daha geniş bir ulusal, ırksal ve etnik grubun parçası olarak yok etmeye yönelik özel bir niyete” sahip olduğu savunuldu.
İsrail’in, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini belirten Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını istedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını kendi ülkesindeki “apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimiyle” kıyaslıyor.
Davaya yönelik merak edilen soruları ve cevaplarını derledik:
Davayı neden Güney Afrika açtı?
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını Güney Afrika’nın geçmişindeki apartheid rejimiyle karşılaştırarak Filistinlilere tam destek vermesinin ardından, her iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler askıya alındı.
Güney Afrika, Pretoria’daki İsrail Büyükelçiliği’ni kapattı.
Hem İsrail hem de Güney Afrika, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’nin imzacıları olduğu için, Cyril Ramaphosa yönetimi, dava konusunda inisiyatif aldı.
1948’de imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi, taraf ülkelere soykırım suçunu önleme ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor.
Güney Afrika yönetimi, bu sözleşmeden doğan yükümlülüğe dayanarak İsrail aleyhine soykırım suçlamasıyla dava açtı.
Dava neden Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı?
Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aksine, bireysel suçlar yerine sadece devletler arasındaki ihtilafları ele alıyor.
Bu nedenle dava Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı.
İsrail iddialara ilişkin ne diyor?
Duruşmada İsrail’i, eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak temsil edecek.
İsrail hükümeti, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin iddialarına sert bir dille karşı çıkıyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, sosyal medya platformu X aracılığıyla yaptığı açıklamada, “İsrail, Güney Afrika tarafından yayılan kan iftirasını ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusunu tiksintiyle reddediyor” dedi.
Sözcü Güney Afrika‘yı, “İsrail Devleti’nin yıkılması çağrısında bulunan bir terör örgütüyle işbirliği yapmakla” da suçladı.
Haiat, “Güney Afrika’nın iddiası hem fiili hem de hukuki dayanaktan yoksundur, ve Mahkeme’nin alçakça ve aşağılayıcı bir şekilde istismar edilmesini teşkil etmektedir” ifadesine yer verdi.
Güney Afrika’nın bu girişimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve diğer hükümet yetkilileri tarafından da tepkiyle karşılandı.
Duruşmalarda neler bekleniyor?
Bugün ve yarın tarafları dinleyecek olan Yüksek Mahkeme, öncelikli olarak Güney Afrika’nın, İsrail’in Gazze’deki askeri faaliyetlerini derhal durdurulması talebini ele alacak.
Mahkeme, sunulacak belgeler ışığında bu talebi kabul edebilir ya da yetkisizlik kararı verebilir.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin mahkemeye, İsrail’in soykırım suçu işlediğine ilişkin yeterli kanıtı sunması durumundaysa, uzun bir yargılama süreci başlayacak.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, soykırımın belirlenmesi karmaşık bir hukuki ve siyasi süreç gerektirdiği için, yargılama uzun zaman alabilecek.
Uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters’a göre, soykırımı kanıtlamak için yalnızca bir nüfus grubunun öldürülmesi değil, aynı zamanda bunun bir ırksal grubu tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik özel bir niyetle yapıldığının da kanıtlanması gerekiyor.
BM Sözleşmesi soykırımı nasıl tanımlıyor?
Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne göre, bir eylemin soykırım olarak kabul edilebilmesi için, şunları içermesi gerekiyor:
Uluslararası Adalet Divanı nedir?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Birleşmiş Milletlerin en yüksek yargı organı.
Mahkeme, Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Şartı ile kuruldu ve Nisan 1946’da faaliyetlerine başladı.
Yüksek Mahkeme, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi tarafından 9 yıllık bir süre için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Mahkemenin merkezi Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda bulunuyor.
Mahkemenin iki önemli işlevi var;
Birincisi, uluslararası hukuka uygun olarak, sözleşmeye taraf devletler tarafından sunulan hukuki ihtilafların çözümü konusunda karar almak.
Diğeri de, hukuki sorunlarla ilgili tavsiye niteliğinde görüşler bildirmek.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararlar bağlayıcı nitelikte ve soykırım suçları için zaman aşımı söz konusu değil.
Hamas’ın, 7 Ekim 2023’te İsrail’de düzenlediği saldırılarda 1200 kişiyi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi rehin almasının ardından başlayan savaş, Gazze’de insani felakete yol açtı.
Gazze’deki Hamas Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in düzenlediği hava ve kara saldırılarında çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
]]>
” Kırgızistan’a yeniden hoş geldiniz”.
Şükür Şermatov, sınıftaki 20 kadın öğrenciyi böyle selamlıyor. Şermatov’un kafasındaki keçeden yapılmış geleneksel başlık dışında, bu okulda geleneksel bir şey yok.
Bu okul, iki kat askeri güvenlik çemberi içinde yer alıyor. Öğrencileri Suriye’de IŞİD örgütünün kontrolündeki kamplardan ülkeye geri getirilen kadınlar.
Kırgızistan’ın kuzeyindeki dağların arasındaki bu “rehabilitasyon merkezi”, IŞİD militanı olduğundan şüphelenilen kişilerin eşleri ve çocuklarının, ülkeye geri getirildikten sonra ilk altı haftalarını geçirdikleri yer.
BBC Dünya Servisi buranın ilk ziyaretçilerinden ve buranın diğer misafirleri gibi, bizim de ne yaptığımız ve ne söylediğimiz Kırgız istihbarat servisince yakından takip ediliyor.
İlk derslerine katılan kadınlar, Şükür’ün anlattıklarını dikkatle dinliyor.
Müfredatta vatandaşlık, dini ahlak ve öfke kontrolü var. Duvarlardaki posterlerde duygularınızı nasıl kontrol edebileceğinizle ilgili tavsiyeler yer alıyor.
Bu ‘yeniden eğitim’ programına ek olarak ailelere tıbbi tedavi, psikolojik destek, ve – birçokları için yıllardır bir ilk olan- yeterli gıda, temiz su ve barınacak yer sağlanıyor.
İçinde dört adet tek kişilik yatak bulunan, basit bir odaya götürülüyoruz, burada bizi mor bir türbana sarılı bir kadın, Fatima, bekliyor (güvenlik nedeniyle gerçek ismini kullanmıyoruz).
Yatakhanenin küçük camından gördüğü karla kaplı göl manzarası, geride bıraktığı Suriye’deki kamptan tamamen farklı.
“Buradaki asıl şey sakinlik. Herkes bundan çok memnun. Çocuklar buna bayılıyor” diyor ve durup bir an sessizliğin tadını çıkarıyor, “Sakinlik”.
Fatima, 2013’te, orada çalışmak istediğini söyleyen kocasının peşinden Türkiye’ye gitmiş. Tüm aile; iki yetişkin oğlu, bir kızı ve bir torunu da onlara katılmış. Fatima Türkiye yerine Suriye’de olduklarını ancak savaş uçaklarının sesini duyup, IŞİD militanlarını görünce anlamış.
Ona gerçekten nereye gittiğine dair bir fikri olup olmadığını yeniden soruyoruz ki bu soruyu orada tanıştığımız birçok kadına sormak zorunda kaldık. Nereye gittiklerinden haberdar olmadığında ısrar ediyor ve bir kadının kocasını takip etmesinin normal olduğunu söylüyor.
Suriye’ye ulaşmalarından birkaç gün sonra Fatima’nın kocası, aracına isabet eden bir bombayla yanarak ölmüş, oğullarından biri de keskin nişancılar tarafından vurularak öldürülmüş. Diğer oğluysa bir süre sonra hastalanarak hayatını kaybetmiş.
Fatima ve kızı, tek başlarına oradan ayrılamadıkları için sonraki altı yılı Irak ve Suriye’deki IŞİD kamplarında geçirmiş ve kızının bu süreçte başka çocukları da olmuş.
IŞİD militanları geri püskürtülünce; Fatima, kızı ve dört torunu kendilerini, Suriye’de IŞİD’le bağlantılı olduğu düşünülen kişiler ve aileleri için oluşturulan en büyük kamp olan el-Hol’da bulmuş. Evlerine geri dönebilmeyi umut ederek, bir dört yılı da burada geçirmişler.
Fatima, “Kadınlar hastaydı, çocuklar sürekli ağlıyordu. Bizi serbest bırakmaları için onlara yalvarıyorduk. Zar zor hayatta kaldık. Kırgızistan’dan yetkililer ilk grubu almak için kampa geldiklerinde herkes şoke oldu” diyor.
Ekim ayında kızına ve torunlarına ülkelerine geri gönderilecekleri söylenmiş, Fatima’nınsa biraz daha beklemesi gerekmiş.
“Bana listede olmadığımı söylediklerinde ağladım. Nasıl listede olmazdım? Ben onların annesiyim!” diyor ve hıçkırarak ağlıyor. “Ama şimdi buradayım ve yakında aileme kavuşacağım. Çok mutluyum. Torunlarım eğitim alacağı için çok memnunum. Onların bilim öğrenmesini, dünyayı daha iyi anlamalarını istiyorum”.
57 yaşındaki Fatima bu rehabilitasyon merkezindeki en yaşlı kadın. Burada geçen yıl Suriye’den Kırgızistan’a geri götürülen 110 anne ve 229 çocuk var. Kırgızistan, 2023 yılında, Irak’tan sonra Suriye’den en çok vatandaşını ülkesine geri götüren ülke.
En az 260 kadın ve çocuğun daha ülkeye geri götürülmesi planlanıyor. Akrabaları Suriye’de sıkışıp kalmış Kırgızlar, bunun için yıllardır kampanya yürütüyor. Hükümet programının amacı, kurban olduğu düşünülen kişilere, ikinci bir şans vermek.
Yine de ülkeye geri götürülen kişiler sorgulanıyor, yeniden entegrasyon kursunu tamamlıyor, ondan sonra evlerine dönmelerine izin veriliyor ve yakın şekilde takip ediliyorlar.
Kırgız ulusal güvenlik konseyinin başkanı BBC’ye, 10 kadından dokuzunun cezai soruşturma geçirdiğini; kadınların ne zaman Kırgızistan’ı terk ettiği, kimlerle beraber oldukları, teröre yardımcı olup olmadıkları ya da çocuklarını savaş bölgesine götürmek gibi suçlara karışıp karışmadıklarının araştırıldığını söylüyor.
Şu ana kadar ceza alan ya da hüküm giyen olmamış. Olası bir mahkumiyet durumundaysa en yüksek ceza 11 yıl hapis.
Başka bir kadınla daha görüşüyoruz; Elmira (gerçek ismi değil) rehabilitasyon merkezindeki süreci tamamlamış ve başkent Bişkek yakınında bir kasabada hayatını yeniden kuruyor. Yetkililer tarafından sık sık ziyaret ediliyor ve Uluslararası Kızıl Haç Örgütü’nden maddi destek alıyor.
Buluşmayı ayarlamamızdan kısa süre sonra Elmira’dan sorumlu sosyal görevli bizi arayıp, görüşmede kendisinin de bulunacağını söyledi. Görüşmeye gittiğimizdeyse, ailenin de tanıyor olduğu iki terörle mücadele polisini de orada gördük. Durumu anlattıktan sonraysa polisler dışarıda beklemeyi kabul etti.
Kadınlar, gözetim ve sorgulamalar nedeniyle, Suriye’deki hayatları hakkında konuşmakta gönülsüz. Ve birçoğu için orada geçirdikleri zaman, artık geride bırakmak istedikleri travmatik bir deneyim.
Elmira da internetten tanıştığı bir adam tarafından kandırılarak Suriye’ye götürüldüğünü iddia ediyor. Anlattığına göre tanıştığı adam onu Türkiye’de kendisine katılmaya, orada birlikte mutlu olacaklarına ikna etti ve Elmira 18. doğum gününden 4 gün sonra onunla buluşmak üzere uçağa bindi.
Ancak uçaktan indiğinde onu konuştuğu adam değil, o adamın arkadaşı olduğunu söyleyen başka bir adam bekliyordu. Elmira’yı arabaya bindirdi ve 17 saat süren yol sonunda Elmira kendisini Suriye’de buldu. Ne olduğunu fark ettiğinde, geri dönmek için çok geçti.
Elmira orada iki kez evlendi. İlk kocası evlendikten birkaç ay sonra öldü. Sonra Dağıstanlı bir adamla evlendi ve çocuğu oldu. İkinci kocasının Suriye’de ne yaptığına dair bir bilgi vermiyor ancak, bir roket saldırısında ölmeden önce, beraber oradan ayrılmanın yollarını aradıklarını söylüyor.
Elmira en kötü anının, kızının öldüğünü sandığı an olduğunu söylüyor. Kızının evde, kendisinin dışarıda olduğu bir anda, mahallelerine roket düşmüş ve Elmira gözyaşları içinde eve koşmuş.
“Birisi onu evden çıkardı, hayattaydı, sağlıklıydı, sadece korkmuştu. Komşularımızın evleri vurulmuştu ve oradaki çocuklar öldü”
Elmira ve kızı da, Fatima ve ailesi gibi kendilerini el-Hol kampında bulmuş.
Elmira “Hala inanamıyorum. Bazı geceler uyanıyorum ve rüyada mıyım diye soruyorum. Bizi oradan çıkaran, orada terk etmeyen herkese çok minnettarım. Her ülkenin bunu yapmadığını biliyoruz” diyor.
Şimdi terzilik eğitimi alan Elmira, sosyal medyada bazı Kırgızların, ülkeye geri götürülen kişilere dair yorumlarını gördükten sonra, geçmişinden kimseye bahsetmeme kararı almış.
“Hoş değil. Birçoğumuz bizden neden korktuklarını anlamıyoruz. Biz onlardan korkuyoruz! İnsanlar buraya otomatik silahlarda ve intihar yelekleriyle geldiğimizi düşünüyor. Durum böyle değil. Biz de onlar gibi insanız. Ailelerimiz, çocuklarımız var. Biz de huzurlu, mutlu bir hayat sürmek istiyoruz” diyor.
“Unutmak isterken neden insanlara anlatayım ki? O zaman 18 yaşındaydım, şimdi 27 yaşındayım ve o kadar saf olmamayı öğrendim”.
Elmira’nın dokuz yaşındaki kızı, şu ana kadarki yaşamının büyük kısmını el-Hol kampında geçirmiş. Bize yaptığı resimleri, üzerinde “Kırgızistan’a gitmek istiyoruz, bizi güvenli yere götürün” yazan çizimlerini gösteriyor.
Elmira’nın annesi, Hamida Yusupova, son 10 yılını, kızını ve torununu geri getirmeleri için Kırgız yetkilere yalvararak geçirmiş. Kendisi gibi aileler için bir kampanya başlatmış.
Yusupova, “Suriye’nin dönüşü olmayan bir yol olabileceğini biliyoruz. Çocuğunuzun bir daha eve geri dönemeyebileceğini anlamaya başlıyorsunuz” diyor.
“Tanrıya şükürler olsun artık evinde ve sonunda torunumla tanıştım. Ama Elmira gençliğinin dokuz yılını kaybetti, bu uzun bir süre”.
Hamida onları rehabilitasyon merkezinden almaya gittiğinde, gözyaşları kelimeleri bastırmış.
“Elmira anne olmuştu. Bir çocuğu 18 yaşına kadar büyüttüğünüzde, bir gün çocuğunuzun ‘çalışmaya gidiyorum’ diyip, kapıyı çarpıp Suriye’ye gitmesinin ne kadar zor bir duygu olduğunu artık anlıyor. Hiçbir anne bunu yaşasın istemem”.
“Elmira’nın tek söyleyebildiği ‘Anne beni affet, beni affet’ oldu. Ondan sonra da bana ne kadar yaşlandığımı söyledi”.
Ancak Elmira ve Hamida, çevrelerindeki herkesin bu kadar affedici olmayacağının farkında.
Komşu Orta Asya ülkelerinde de olduğu gibi, Kırgızistan nüfusunun yüzde 90’ı kendisini Müslüman olarak tanımlıyor ve burası IŞİD’in ilk zamanlarda en fazla militan toplandığı yerlerden biriydi.
Hamida kızının manipülatif bir adamın kurbanı olduğunu ve tek suçunun “kolay aldanmak” olduğunu düşünüyor.
Ancak konuştuğumuz, Elmira yaşındaki bazı Kırgız kadınlar, IŞİD’den geri dönenlerin başkalarını da radikalleştirebileceğinden endişe ettiklerini söylüyor. Taliban’ın Afganistan’da kontrolü nasıl yeniden ele geçirdiğini görmek de onların endişelerini artırmış.
Hamida “Bir anne olarak çok fazla hakaret yedim. Çocuğumun bunları duymasını, parmakla işaret edilerek ona terörist denmesini istemiyorum” diyor.
Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov, geri döndürme politikasının Kırgızistan’ın hoşgörülü, vatandaşlarına sahip çıkan bir demokrasi olduğunun kanıtı olduğunu göstermekte istekli.
Baysalov “Bence yapılacak en iyi şey yaşadıkları kabusu unutmaları, aileleri ve çevrelerindeki kimsenin bu durumu hatırlamaması. Herkes iyi birer Kırgızistan vatandaşıdır” diyor.
Ancak Baysalov bunun, özellikle bazı Batılı ülkelerde, tartışmalı bir konu olduğunu biliyor. Baysalov geçmişte Kırgızistan’ın Londra Büyükelçiliği görevinde de bulunmuş. Bu göreve, IŞİD’e katılmak üzere Londra’dan Suriye’ye giden üç kızdan biri olan Şamima Begüm’ün İngiltere vatandaşlığının geri alınmasından hemen sonra atanmış.
Baysalov, siyasi bir mesaj da göndermek istiyor ve “Bu Kırgızistan için kolay bir karar olmadı. Tabii ki bizim yaşadığımız İslam radikal değil. Bizimkisi çok hoşgörülü, diğer dinlere saygılı bir İslam. Biz küçük bir milletiz ve birbirimize iyi bakmak zorundayız, hata yapanlar da dahil” diyor.
İnsan hakları örgütleri 2020’deki tartışmalı seçimlerden ve bazı yeni kanunların kabulünden sonra ülkenin demokrasisini sorgulamaya başlamıştı.
“Geri döndürme” programı Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından da destekleniyor. UNICEF’ten Sylvi Hill Kırgızistan’ın bu çabasının “övgüye değer” olduğunu söylüyor ve UNICEF’in tüm hükümetlere “çatışmadan etkilenmiş tüm çocukların geri döndürülmesi, rehabilitasyonu ve yeniden entegrasyonu” için çağrıda bulunduğunu belirtiyor.
Konuştuğumuz tüm kadınlar kendilerine ikinci bir şans verilmesinden memnun olduklarını söylüyor ve hepsi de dünyanın her yerinden yaklaşık 50 bin kadının hala Suriye’nin kuzeyindeki kamplarda, çıkış yolu bulamadan sıkışıp kaldığının farkında.
]]>
ABD’de Alaska Havayolları’nın 1282 sefer sayılı uçuşunu yapan Boeing 737 Max 9 tipi uçağın havadayken gövdesinden parça kopması sonrası, bu uçaklara yönelik başlayan incelemeler sürüyor.
United Havayolları incelemelerinde, bu uçaklarda bazı cıvataların gevşediğinin ve ek sıkılmaya ihtiyaç duyduğunun tespit edildiğini duyurdu. Şirket, kapı tapalarındaki “kurulum sorunları” iyileştirilene kadar bu uçakların yerde tutulacağını belirtti.
Cuma günü meydana gelen olayda uçakta bazı hava yolları tarafından ek acil çıkış kapısı olarak kullanılan ancak Alaska Havayolları’nın kullanım dışı bıraktığı kapı, yaklaşık 5 bin metre yükseklikte koparak düşmüştü.
Olayın ardından ABD Federal Havacılık Dairesi (FAA) olaya ve bu tip uçaklara yönelik inceleme başlattı. ABD’de farklı havayollarına ait toplam 171 adet Boeing 737 Max 9 uçağı hangara çekilirken yüzlerce uçuş iptal oldu.
United Havayolları Pazartesi itibarıyla 200 uçuşunu iptal ettiğini ve Salı günü de ciddi oranda uçuş iptali olacağını aktardı.
Şirket Boeing 737 Max 9’la yapılması planlanan bazı uçuşları başka tip uçaklara kaydırarak yaklaşık 30 kadar ek iptali engellediklerini de ekledi.
Alaska Havayolları da Pazar günü 170, Pazartesi de 60 uçuşunu iptal etmek zorunda kaldığını açıkladı.
Türk Hava Yolları da filosunda bulunan aynı tip 5 uçağa yönelik inceleme başlattı.
ABD’de filosunda en fazla 737 Max 9 tipi uçak bulunduran havayolu şirketleri United ve Alaska Havayolları. Dünya çapında ise Türk Hava Yolları ile Panama’nın Copa Havayolları ve Meksika havayolu şirketi Aeromexico başı çekiyor.
Alaska Havayolları’nın 1282 sefer sayılı uçuşu olayın ardından acil iniş yaptı ve uçaktaki 171 yolcu ve 6 mürettebat şans eseri olayda zarar görmedi.
ABD Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu’nun (NTSB) açıklamasına göre uçakta şans eseri kopan bölgeye yakın yerdeki koltuklar boştu.
Kontrol listesi yayımlandı
ABD’deki hava trafiğini düzenleyen FAA, Boeing 737 Max 9’larda incelemeleri yürüten ekiplerin izlemesi gereken bir kontrol listesi de yayımladı
FAA’dan yapılan açıklamada “Operatörler uçağın sağ ve sol acil çıkış kapılarının tapaları, kapı bileşenleri ve kilitlerindeki geniş incelemeleri tamamlayana kadar tüm Boeing 737 Max 9 tipi uçaklar yerde kalacak” dendi.
Olayla ilgili soruşturma yürüten bir diğer kurum olan NTSB de, aynı uçakla olay öncesi yapılan üç uçuşta pilotların basınç uyarısı ışıklarının yandığını raporladığını ekledi.
Uyarıların ardından uçağın “acil durumda geri dönebilmesi için” su üzerinde uzun mesafe uçuşlar yapmasının yasaklandığı da eklendi.
Bu uyarılara yol açan sorunlar ile Cuma günü yaşanan olay arasında bir bağlantı olup olmadığı henüz netleşmedi.
Boeing’in yayımladığı açıklamadaysa “Güvenlik bizim önceliğimiz ve yaşanan olayın müşterilerimiz ve yolcular üzerindeki etkisinden büyük üzüntü duyuyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Şirketin 737 Max serisi havacılık tarihine “en çok incelemeye maruz kalmış” uçak serisi olarak geçti.
Daha önceki Boeing kazaları
Boeing’in 737 Max serisi 2018 ve 2019’da beş ay arayla iki büyük kaza ile gündeme gelmişti.
Endonezya ve Etiyopya’da düşen 737 Max uçaklarında toplam 346 kişi yaşamını yitirmişti.
Bu iki kaza sonrası dünya çapında 737 Max uçaklarına uçuş yasağı uygulanmıştı.
Araştırmacılar, her iki kazada da uçakların burnunu aşağı doğru çeken arızalı MCAS sistemi sensörlerin sorumlu olduğunu rapor etmişti.
]]>
İsrail’in Filistin’i işgali ile devam eden süreçte çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiğini hatırlatan Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin tekrar düzenlenmeye ihtiyacı olduğunu söyledi. Seven, “Bu düzenleme her türlü siyasetin üstünde adil bir biçimde dünya üzerindeki bütün çocukları kapsayacak şekilde olmalıdır” dedi.
Birleşmiş Milletler, 18 yaş altı her bireyi çocuk olarak tanımlar. Hukukta ise çocuk kavramı, özel korunmaya alınan kendisine özel haklar ve ayrıcalıklar tanınan yetişkin olmayan insan olarak tanımlanır. Yani çocuk hukuku, çocukların hayatlarının en kırılgan oldukları dönemde onlara hak ettikleri gibi yaşamalarını sağlamayı hedefler. Bu çerçevede çocuk hakları, kanunen ve ahlaken, dil, din, ırk, mezhep gibi hiçbir ayrımcılık gözetilmeden dünya üzerindeki bütün çocukların doğuştan; yaşama, eğitim, sağlık, barınma, fiziksel, psikolojik ve cinsel sömürüye karşı korunmasını hedefleyen evrensel bir kavramdır.
Çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının korunmasını sağlamak için ortaya çıkan Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilgili İstanbul Esenyurt Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, özellikle savaş bölgesindeki çocuklar için mevcut sözleşmenin koruyucu olmadığını ve dünya üzerindeki bütün çocukların haklarını korumak adına tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
“Savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır”
Sözleşme ile dünya üzerindeki bütün çocukların her türlü ihmal, istismar ve kötü muamelelere karşı korunmasının hedeflendiğini Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, “Bu amaçla ülkelerin sorumluluklarını belirleyerek bütün dünyayı kapsayacak standartlar belirlenmiştir” dedi. Şu anda ise savaş bölgesindeki çocuk sayılarına bakıldığında ciddi ve acil bir durum ile karşı karşıya kalındığına dikkat çeken Zeynep Deniz Seven, “Günümüz 21. yüzyıl dünyasında savaşların durumuna baktığımız zaman, modern dönemde gerçekleşen bu savaşların şekli değişerek “belli coğrafyalarda” ve “vekalet savaşları” şeklinde olduğu görülmektedir. Bu durum savaşta belli bir cephe olmamasını ve milyonlarca sivilin çatışmalarının ortasında kalarak hedef alınmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla sivillerle birlikte çocuklar da en ağır şekilde yaşanan çatışma ortamında kalmaktadır. Save the Childiren 2021 raporuna göre tüm çatışma bölgelerinde 450 milyon çocuk yaşamaktadır. Bunların 230 milyonu ise en ölümcül çatışma alanlarında kalmaktadır. Avrupa’da yaşayan tahmini çocuk sayısının 120 ile 150 milyon olduğunu düşünecek olursak durumun ciddiyeti hakkında daha net fikir sahibi olabiliriz. İsrail’in Filistin’i işgali ile devam eden süreçte 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren sadece 85 günde 10 binin üzerinde çocuk ölümü, bir o kadarının sakat ve yetim kalması ve 1 milyona yakınının ise temel barınma, beslenme haklarının ellerinden alınmasına, şiddet ve istismara uğramasına sebep olmuştur. Sayısal verilere bakıldığında, savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır. Bu durum Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygulanabilirliğini bir kez daha tartışmaya açmıştır. Ne yazık ki BM tarafından azınlıkta kalan bazı ülkelere veto etme hakkı tanınması sonucu sözleşmenin dünya üzerinde en çok üye ülke tarafından onaylanmış olmasına rağmen uygulanamaması sonucunu ortaya çıkarmıştır” dedi.
Seven sözleşmenin daha önce de düzenlendiğini hatırlatarak, “Çocuk hakları ihlalleri daha önce dünya üzerinde 3 kez düzenleme ihtiyacı doğurmuştu. Bugün yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı acilen 4. bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu düzenleme her türlü siyasetin üstünde adil bir biçimde dünya üzerindeki bütün çocukları kapsayacak şekilde olmalıdır. Bu düzenleme hepimiz adına geleceğimizin teminatı olacaktır. Zira bu günkü şartlarda insanların geleceğe karşı umutsuz bakışı artarak devam emektedir” şeklinde konuştu.
Bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur
Seven sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Daha sürdürülebilir bir dünya ancak bugünün çocuklarının öncelikli olarak yaşama ve gelişme haklarının en iyi şekilde korunması için daha gerçekçi çözüme gidilmesi ile gerçekleşebilir. Geleceğimiz olan çocuklarımızın korunması için acil çözüm yollarına gidilmesi bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur ve bu sorumluluk ancak daha kapsayıcı ve eşitlikçi çözüm ile gerçekleşecektir.” – İSTANBUL
]]>
Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), 2023’te 1326 proje ve faaliyet gerçekleştirerek Türkiye’nin dostluk elini dünyanın dört bir yanına uzattı.
1992’de kurulan TİKA, bugüne kadar 30 binin üzerinde proje ve faaliyet yürütürken projelerinin yüzde 93’ünü, 2002’den sonra hayata geçirdi.
TİKA, bu faaliyetler ile Türkiye’nin dost elini Filistin’den Arakan’a, Bosna-Hersek’ten Güney Afrika’ya, Moğolistan’dan Latin Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyaya uzattı ve Türkiye’nin uluslararası işbirliği alanındaki çalışmalarına da katkı sağladı.
Dünya genelinde 2002’de 12 Program Koordinasyon Ofisi bulunan TİKA, 2023 itibarıyla bu sayıyı 63’e yükseltti, faaliyet gösterdiği ülke sayısını 28’den 170’in üzerine çıkardı.
2023’te 3 binden fazla yabancı uzman TİKA’nın eğitimlerinden faydalandı
İnsan kaynağı kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği yapan TİKA; sağlık, tarım, hayvancılık, yargı, medya ve bilişim gibi birçok alanda mesleki eğitimler düzenliyor. Bu programlardan, 2023’te 3 bin 200’e yakın yabancı uzman faydalandı, 2002’den bu yana mesleki eğitimlerden yararlanan yabancı uzman sayısı ise 50 bine yaklaştı.
TİKA, dünyanın farklı bölgelerindeki insani krizlerin hafifletilmesine yönelik acil ve insani yardım projeleri gerçekleştirirken 2023’te Afganistan ve Pakistan’daki deprem, Bosna-Hersek ve Libya’daki sel felaketlerinin ardından ihtiyaç sahibi insanlara Türkiye’nin yardım elini ulaştırdı.
TİKA, 2023’te 1326 proje ve faaliyet gerçekleştirerek Türkiye’nin dostluk elini dünyanın dört bir yanına uzattı.
” ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla uyumlu olarak projelerimizi artıracağız”
Kurumunun çalışmalarıyla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulunan TİKA Başkanı Serkan Kayalar, 2023’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı olması sebebiyle bu sevinci yurt dışına taşıyan proje ve faaliyetler yürüttüklerini, bu kapsamda 18 ülkede toplam 35 proje ve faaliyet gerçekleştirdiklerini söyledi.
“TİKA, Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin de küresel anlamda uygulanması noktasında ülkemizin samimi işbirliği çabalarına önümüzdeki dönemde de destek vermeye devam edecektir. 2024’ün çok daha verimli ve bereketli geçeceğini düşünüyoruz. Bizler de ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla uyumlu olarak projelerimizi artıracağız.” diyen Kayalar, kültürel hayata katkı alanında 2023’te 200’e yakın projeyi tamamladıklarını kaydetti.
Kayalar, son 20 yılda TİKA’nın restorasyonunu tamamladığı eser sayısının 40 ülkede 140’a ulaştığını dile getirerek 2023 yılında da ortak kültürel mirasımızın korunmasına yönelik projelere devam edildiğini ve önemli eserlerin restorasyonunu tamamladıklarını, aynı zamanda 6 restorasyon projesinin devam ettiğini belirtti.
TİKA’nın desteğiyle Bilge Tonyukuk Müzesi, 2024’te ziyarete açılacak
“Türk dünyasının bağlarının kalkınma işbirliği alanında güçlenmesine katkı vermeye devam ediyoruz.” diyen Kayalar, Türk Devletleri Teşkilatı ile çeşitli alanlarda işbirliği yapılmasını içeren “İş Birliği Mutabakat Zaptı”nı Aralık 2023’te imzaladıklarını, Türk dünyası için çok önemli ve Türk tarihine ışık tutan Orhun Yazıtları projesi kapsamında arkeolojik kazı çalışmalarına destek vermeye devam ettiklerini ve 2022’de temelini attıkları Bilge Tonyukuk Müzesi’nin çalışmalarına devam edildiğini, müzeyi bu yıl ziyarete açacaklarını söyledi.
Kayalar, Kuzey Afrika’da yaptıkları çalışmalara değinerek “Trablus Fatihi” olarak bilinen ünlü Türk denizci Turgut Reis’in kabrinin bulunduğu; Libya’nın başkenti Trablus’ta yer alan Külliye’nin restorasyon çalışmalarına da bu yıl başlayacaklarını aktardı.
Meksika Ulusal Dünya Kültürleri Müzesi’nde bir Türkiye Salonu kurduklarını belirten Kayalar, bu salonun Orta ve Latin Amerika’da bu anlamda ilk olması bakımından önem taşıdığını belirterek şunları kaydetti:
“TİKA, Bosna-Hersek’te yaşanan soykırımın merkezlerinden biri olan Potoçari Eski Akü Fabrikası’nın Srebrenitsa Potoçari Soykırım Kurbanlarını Anma Müzesi olarak kapsamlı tadilat çalışmalarına 2023 başında başlamıştır. Bu müzenin, yaşanan acıların unutulmaması adına son derece kıymetli olduğuna inanıyoruz.
Filistin’de yaşanan acılar hepimizi derinden etkilemektedir. TİKA aracılığıyla da bugüne kadar Filistin’de 1100’e yakın proje gerçekleştirilmiştir. Malumunuz 7 Ekim tarihinden bu yana İsrail tarafından Gazze’ye yönelik saldırı ve katliamlar karşısında ülkemiz, tüm imkanlarıyla kardeş Filistin halkının yanında yer almaktadır. TİKA olarak biz de bu süreçte çeşitli insani yardım projeleriyle; gıda paketi, battaniye, uyku seti, kışlık giysi ve tıbbi malzeme seti gibi ihtiyaç duyulan malzemeleri ulaştırmaya gayret ediyoruz.”
]]>
10 Şubat Cumartesi günü, Ay Takvimi Yeni Yılı kutlanacak. Kutlamalar 15 gün sürecek ve Çin Fener Festivali ile sona erecek.
Çin geleneğinde her yıl, Çin burçlarında yer alan 12 farklı hayvandan biri ile temsil ediliyor. 2024’te Tavşan Yılı’ndan Ejderha Yılı’na geçeceğiz.
Peki bu ne demek? Bilmeniz gerekenleri derledik.
‘Ay Yeni Yılı’ ile ‘Çin Yeni Yılı’ aynı şey mi?
Bazı kişiler bu ikisini birbirinin yerine kullansa da, aralarında bir fark var.
Çin Yeni Yılı, kışın sonunu ve baharın başlangıcını simgelediği için Çin’de genellikle Bahar Bayramı olarak anılır.
Ülkedeki en önemli dört geleneksel festivalden biri ve Çin ay takvimine göre yeni yılın başlangıcı kutlanır.
Çin geleneklerinin ve kültürünün kutlandığı yeni yıl etkinlikleri düşünüldüğünde, Çin Yeni Yılı olarak anılabilir.
Ancak birçok Doğu ve Güneydoğu Asya ülkesi de aynı bayramı kutluyor ve kutlamalar farklı kültürlere göre değişiklik gösteriyor.
Ay Yeni Yılı, ay takvimine göre belirlenen yeni yılı kutlayan tüm etkinlikleri kapsayan daha genel bir terim.
Diğer ülkelerde Ay Yeni Yılı ifadesi, Çin Yeni Yılı veya Bahar Bayramı ifadelerine tercih edilir.
Ancak Çin’de bu terime karşı çıkanlar, bayramın kökeninin Çin’in Ay-Güneş takvimine (Ay ve Güneş’in döngülerine dayanır) ve Çin’in bölge ülkeleri üzerindeki tarihsel etkisine dayandığını savunuyor.
Bu nedenle ifade seçimi tartışmalara neden olabilir.
Ay Yeni Yılı nerelerde kutlanıyor?
Bu yıl dünya çapında 1,5 milyardan fazla kişi Ay Yeni Yılı’nı kutlayacak.
Milyonlarca insan yeni yıla aileleri veya arkadaşlarıyla girmek için seyahat ettiğinden, dünyanın en büyük göçü de her yıl bu dönemde gerçekleşiyor.
Vietnam’da bu güne ‘Tet Nguyen Dan’ veya kısaca ‘Tet’ deniyor, yani İlk Günün İlk Sabahı Festivali.
Kuzey Kore ve Güney Kore’de insanlar ‘Seollal’ı kutluyor. Moğolistan’da festivale ‘Tsagaan sar’ deniyor; ‘Beyaz Ay Festivali’ olarak adlandıranlar da var.
Yeni yıldan önceki günlerde Çinli aileler evlerinde bahar temizliği yapıyor. Temizlikle, kötü şansı süpürmek ve odaları iyi şansın girmesine hazır hale getirmek amaçlanıyor.
Aileler ve arkadaşlar bir araya gelerek, bir sonraki yıl için şans getirdiğine inanılan Çin eriştesi, Çin mantısı, pirinç keki, turp keki, balık ve mandalina yiyor.
İnsanlar ayrıca havai fişek gösterilerini izliyor, özel kıyafetler giyiyor ve yeni yılı kutlamak için kırmızı fenerler asıyor.
Ay Yeni Yılı’nda, arkadaşlara ve aileye, yeni yıl için iyi dilekleri ve şansı temsil eden, içinde para bulunan parlak kırmızı bir zarf (‘hongbao’ olarak bilinir) vermek de gelenekten.
Çin’de Yeni Yılı tatili ne kadar sürüyor?
Yeni yılın tarihi ay takvimine göre belirliyor. 21 Aralık’taki kış gündönümünden sonraki ikinci yeni aya, genellikle 21 Ocak ile 20 Şubat arasına denk geliyor.
Kutlamalar genellikle 15 gün sürüyor. Yeni ayın oluştuğu gün başlıyor ve bir sonraki dolunaya kadar devam ediyor.
Bu yıl Çin Devlet Konseyi, Bahar Bayramı için resmi tatili 10 ile 17 Şubat tarihleri arasında, toplam sekiz gün olarak planladı.
Çin Yeni Yılı’nın öncesindeki gün resmi tatil takvimine dahil edilmiyor, ancak işverenler o gün çalışanlara ücretli izin vermeleri için teşvik ediliyor.
Çin Yeni Yılı’nın kökenleri
Çin Yeni Yılı’nın, Şang Hanedanlığı’nın hüküm sürdüğü M.Ö. 14. yüzyıla dayandığı düşünülüyor ve kökenleri efsanelerle dolu.
Çin mitolojisine göre kökeni, Nian (Çince’de “yıl” anlamına gelir) adlı bir canavara karşı yapılan savaşa dayanıyor.
Nian yeni yılın ilk gününde köylüleri tehdit etmek için gelir. Ancak köylüler Nian’ın yüksek sesten, parlak ışıklardan ve kırmızı renkten korktuğunu keşfeder.
Bu nedenle her yeni yılda köylüler Nian’ı korkutmak için kırmızı fenerler asar ve havai fişek kullanırlar. Nian bir daha ortaya çıkmaz.
Çin Yeni Yılı’nın bu yılki hayvanı ejderha
Çin geleneğinde her ay yılı, Çin burçlarında yer alan 12 farklı hayvandan biriyle temsil ediliyor: Fare, öküz, kaplan, tavşan, ejderha, yılan, at, keçi, maymun, horoz, köpek ve domuz.
Her hayvan bir elementle bağlantılı: Metal, tahta, su, ateş ve toprak. Ayrıca her 12 yılda bir, bir yıla isim verir.
2024, Tavşan Yılı’ndan Ahşap Ejderha Yılı’na geçişi işaret ediyor.
Ahşap Ejderha Yılı yalnızca 60 yılda bir denk geliyor. En son Ahşap Ejderha Yılı 1964’te ve ondan önce de 1904’te kutlandı.
İnsanların doğdukları yıla göre, müstesna bir dizi kişilik özelliğine sahip olduğuna inanılıyor.
Ejderha, Çin burcundaki beşinci hayvan. Çin kültüründe iyi şansı, gücü, sağlığı ve erkek elementi ‘yang’ı temsil ediyor.
Ahşap Ejderha Yılı’nda doğan bazı ünlüler:
Çinli komünist lider Deng Şiaoping (22 Ağustos 1904); Dünyanın en büyük e-ticaret işletmelerinden biri olan Alibaba Grubu’nun kurucularından Jack Ma (10 Eylül 1964); İspanyol sanatçı Salvador Dali (11 Mayıs 1904) ve eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson (19 Haziran 1964).
]]>
Yüzyılın davasında 11 ve 12 Ocak’ta, Güney Afrika ve İsrail’i temsil eden avukatlar, dünyanın izleyeceği bir duruşma salonuna girecek.
İsrail, Gazze’deki Filistin halkına soykırım uyguluyor mu? Güney Afrika, 29 Aralık 2023’te, Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açtığını duyurdu.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise, ülkesinin Gazze’de benzersiz bir “ahlakla” hareket ettiğini söyledi ve bir İsrail hükümet sozcüsü, Güney Afrika’nın açtığı davayı “kan iftirası” diye tanımladı.
Bu ifade, Yahudilerin dini ayinlerinde kanlarını kullanmak için Hristiyanları öldürdüğüne dair tarihteki yanlış iddiaları tanımlarken dile getiriliyor.
Güney Afrika’nın başvurusunda ne var?
Güney Afrika’nın 84 sayfalık başvurusunda İsrail’in yaptıklarının “soykırım özellikleri taşıdığı, çünkü niyetin Gazze’deki Filistinlilerin önemli bir kısmını yok etmek olduğu” söyleniyor.
Başvuruda, bu soykırım fiillerinin arasında Filistinlilerin öldürülmesi, ağır psikolojik ve fiziksel hasara neden olmak ve “bir grup olarak fiziksel açıdan yok olmalarını” sağlamak için kasten gereken koşullara maruz bırakmak olduğu kaydediliyor.
Güney Avustralya Üniversitesi’nden hukuk hocası Juliette McIntyre, Güney Afrika’nın başvurusunun “çok kapsamlı” olduğunu ve “çok dikkatli bir şekilde kaleme alındığını” söylüyor.
BBC’ye konuşan McIntyre “İsrail’in tüm potansiyel argümanlarına yanıt vermeyi amaçlıyor ve mahkemenin yetkisi olmadığına dair olası iddialara da değiniyor” dedi.
“Güney Afrika, başvuruyu yapmadan önce İsrail ile konuyu birçok farklı platformda ele aldığını söylüyor.”
İsrail’in tepkisi ne oldu?
İsrailli Hükümet Sözcüsü Eylon Levy, İsrail’in mahkemede iddialarla mücadele edeceğini söyledi. Levy ayrıca, başlattığı savaşın tüm ahlaki sorumluluğunun Hamas’ta olduğunu belirtti.
Soykırım nedir?
1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesine göre soykırım, bir ulusal, etnik, ırksal ya da dini grubun kısmen ya da tamamen yok edilmesi amacıyla girişilen fiiller. Bu fiiller arasında şunlar bulunuyor
Soykırım, kanıtlaması en zor uluslararası suçlardan biri.
Kim soykırımla suçlanabilir?
Bir devlet ya da birey soykırımla suçlanabiliyor.
Dublin’deki Trinity College’tan hukukçu Michael Becker, bir devletin Soykırım Sözleşmesini ihlal ettiğinin tespit edilmesiyle, bir bireyin soykırımdan suçlu bulunması arasında bir ayrım oldunu söylüyor.
Becker “Bu ayrım karmaşık ve kafa karışıklığına yol açabiliyor” diyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın rolü ne?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), BM’nin devletler arasındaki ihtilaflarda hüküm veren en üst düzey mahkemesi.
BM Genel Kuurulu ve Güvenlik Konseyi’nin dokuz yıllık görev süreleri için seçtiği 15 yargıçtan oluşan ICJ’ye devletler başvuru yapabiliyor.
Mahkemenin yetkilerinden biri 1948 Soykırım Sözleşmesi’nden doğan ihtilaflarda hüküm vermek.
1939-1945 yılları arasındaki İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da altı milyon Yahudi Naziler tarafından öldürüldü. Daha sonra dünya liderleri böyle bir olayın tekrarını önlemek amacıyla bu sözleşmeyi kabul etti.
İsrail, Güney Afrika, Myanmar, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri anlaşmayı onaylayan 153 ülke arasında.
Peki, Uluslararası Ceza Mahkemesi ne?
2002’de kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) de Lahey’de. Ülkelerin içindeki mahkemeler harekete geçmediğinde, devreye giren bir son çare mahkemesi. ABD, Rusya ve İsrail bu mahkemeye üye değil.
ICC ceza davalarını yargılıyor ve savaş suçları, insanlığa karşı suç ve soykırımdan bir kişi hakkında hüküm verebiliyor. Her birinin yasadaki tanımları farklı. Davaları ICC savcısının açması gerekiyor.
Kimler soykırımdan hüküm giydi?
Soykırım suçundan hüküm giyen ilk kişi, 1994’te 800 bin Tutsi’nin öldürüldüğü katliamdaki rolü nedeniyle, 1998’de BM destekli Uluslararası Ruanda Ceza Mahkemesi’nde (ICTR) yargılanan Ruandalı Hutu Jean-Paul Akayesu oldu.
2017’de Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi (ICTY) eski Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç’i, emrindeki askerlerin 1995’te 8 bin Müslüman erkek ve erkek çocuğunu öldürdüğü Srebrenitza katliamı nedeniyle soykırımdan suçlu buldu.
Ancak Uluslararası Adalet Divanı, Bosna’nın yaptığı başvuruda Sırbistan ya da Eski Yugoslavya’nın Srebrenitza’da doğrudan soykırım yaptığı iddiasını reddetti.
Mahkeme bunun yerine Sırbistan’ı soykırımı önlememekten ve üst düzey bir generali teslim etmemekten suçlu buldu.
Daha önce ICJ’de raportör olarak çalışan Becker, mahkemenin bir devletin “soykırım niyetini” tespit etmek adına çıtayı çok yükseğe koyduğunu söylüyor.
İsrail – Gazze savaşı nedir?
Çatışma, 7 Ekim 2023’te Hamas militanlarının Gazze’den çıkıp, 1200 İsrailli’yi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi de rehin almasıyla başladı.
O günden bu yana İsrail hava saldırıları düzenledi, kara saldırısı başlattı ve Filistinlilere Gazze Şeridi’nin güneyine geçmeleri talimatı verdi. Yakıt ve gıda teslimatlarını da kısıtladı.
Hamas yönetiminin Sağlık Bakanlığı şu ana dek çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişinin öldürüldüğünü söylüyor.
İsrail, İngiltere, ABD ve diğer Batılı güçler Hamas’ı bir “terör örgütü” diye tanımlıyor.
11 ve 12 Ocak’ta ne olacak?
Güney Afrika aynı zamanda ICJ’ye ara önlemler alınması başvurusu yaptı. Mahkemenin İsrail’e Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini sona erdirmesi talimatı vermesini istiyorlar. Bu acil bir süreç ve ilk olarak bu başvuru ele alınacak.
McIntyre “Bu süreç bu aşamada soykırım bulgusu yapılmasına gitmeyecek. Kanıt standartları çok düşük. Burada sorulacak soru geri döndürülemez bir hasar verilmesi şansı var mı?” diyor.
McIntyre, Güney Afrika’nın zamanın kaybedecek zamanın olmadığı “makul bir soykırım yaşanması riski” bulunduğunu savunacağını söylüyor.
Ukrayna da 24 Şubat’ta Rusya’nın işgaline uğramasından sonra benzer bir başvuru yapmış, ICJ de birkaç hafta sonra Rusya’ya askeri harekatını durdurma talimatı vermişti. Rusya ise bu talimatı görmezden geldi.
McIntyre, ICJ’nin bu konudaki ara kararını Ocak sonunda vermesini bekliyor ve “Böyle bir karar İsrail üzerinde baskı yaratır” diyor. Ancak kararın nihai olmayacağını ve ICJ’nin uygulanmasını sağlama gücü olmadığını da ekliyor.
McIntyre ayrıca “Mahkeme sonra davanın esasına ve dayanaklarına baktığında, soykırım olmadığına karar verebilir.” diyor.
Becker de, ICJ’nin Rusya’ya karşı verdiği ara kararın, Rusya’ya askeri faaliyetlerini durdurma talimatı verecek kadar ileri gittiği için “çarpıcı” olduğnu söylüyor.
Becker “Mahkemenin İsrail’e durma talimatı vereceği konusunda biraz daha şüpheliyim” derken, ICJ’nin İsrail’den askeri faaliyetlerini “kısıtlamasını” isteyebileceğini vurguluyor.
“Bu da İsrail’in zaten bağlı olduğu uluslararası hükümlere uyması gerektiği anlamına gelir” diye de ekliyor.
ICJ’nin önündeki diğer soykırım davalarında ne oldu?
McIntyre en geçerli kıyaslamanın, Gambiya’nın Myanmar’a karşı açtığı soykırım davasıyla yapılabileceğini söylüyor.
Gazze’deki Filistinliler ve Myanmar’daki Arakan Müslümanları, ulus devlet olmadıkları için ICJ’ye erişemiyor ve davaları onlar adına başka ülkeler açıyor.
Gambiya, 2017’de bir milyon Arakan Müslümanı Bangladeş’e kaçmaya zorlandıktan sonra, Müslüman ülkeler adına Myanmar’ı soykırımda bulunmakla suçladı.
2023 sonlarında da İngiltere, Danimarka, Fransa, Almanya ve Hollanda, Kanada’yla birlikte davaya müdahil olma başvuru yaptı.
McIntyre “Bu, dünyaya ve mahkemeye yapılan başvuruyu destekledikleri sinyali veriyor” diyor.
Batılı ülkeler, ICJ’deki Ukrayna davasında da benzer bir hamle yapmıştı.
Ancak McIntyre, Batı’nın bu kez müdahil olmayacağını düşünüyor ve “Batılı ülkelerin Güney Afrika’ya destek için müdahale edeceğini görmeyeceğiz. Buradaki soru, Arap ülkelerinden bir müdahele görüp görmeyeceğimiz” diyor.
Nihai karar ne zaman çıkabilir?
Gambiya başvurusunu Kasım 2019’da yaptı, ancak henüz davanın esasına dair bir duruşma yapılmadı. Nihai bir karar alınması yıllar sürebiliyor.
McIntyre, ICJ İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı hükmüne varırsa, bunun daha sonra ICC’deki herhangi bir bireysel ceza soruşturmasında kanıt olarak kullanılabileceğini söylüyor.
İki hukuk uzmanı da, İsrail’e karşı böyle bir kararın alınması halinde, bunun diğer ülkelere, özellikle de İsrail’e destek verenlere, Tel Aviv ile ilişkilerini gözden geçirme baskısı yaratacağını söylüyor.
Ancak ABD yönetimi, daha şimdiden Güney Afrika’nın davasına güçlü bir şekilde karşı çıktığını gösterdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı davanın “dayanaksız” ve “aslında tamamen temelsiz” olduğunu söyledi.
]]>
2017 yılının en umut veren haberlerinden biriydi. Dünya medyasındaki başlıklar Sierra Leone’nin ‘barış elmasını’ duyuruyordu.
Elmasın, dökülen kan ve sefaletle eş anlamlı hale geldiği bu Afrika ülkesinde, bu elmasın getireceği refah, yerel halkın yaşamını iyileştirecekti.
Ancak bu medya çılgınlığının ötesinde kazıcılar vardı. Bu çok ağır işi yaparak, elması bulanlar.
Kamba Johnbull ve Andrew Saffea, elması bulan beş kişilik grubun en genç üyeleriydi ve sadece ergenlerdi.
O büyük, parlayan taşı gördüklerinde tüm düşleri gerçek olmuş gibiydi.
Ama altı yıl sonra mucizevi buluşları, hayalkırıklıklarıyla gölgelendi.
Plan for survival
Saffea, yoksulluk yüzünden okulu bırakmak zorunda kaldığında parlak bir öğrenciydi. Johnbull’un ailesi ise1991-2002 arasındaki iç savaşta parçalanmıştı.
Birlikte, bir papazın masraflarını karşıladığı beş kişilik kazı grubuna katıldılar. Para almıyorlardı, ancak basit kazı malzemeleri ve hem kendileri hem de aileleri için yiyecek veriliyordu. Bir elmas bulunursa da, aslan payını masrafları karşılayan sponsor alıyordu.
İkili, çok ağır koşullarda çalışıyordu. Şafak sökerken kalkıp, bir palmiye çiftliğinde çalışmaya başlıyorlar, kahvaltıdan sonra da günün geri kalanında kazı yapıyorlardı. Okula geri dönecek kadar para biriktirmeyi umuyorlardı ama çalışma koşulları çok yorucuydu.
Saffea “Johnbull’a hayalimin yıkıldığını söyledim” diyor.
Johnbull, yoğun yağış ve zorlu yaz sıcaklarıyla nasıl başa çıkmak zorunda kaldıklarını hatırlıyor.
“Motive olmak için birbirimize teşvik edici şeyler söylüyorduk. Şakalar yapıyorduk. Bir Bluetooth cihazımız da vardı, müzik bile çalıyorduk.”
İkili, aniden zengin olurlarsa, neler yapmayı hayal ettiklerini de konuşuyordu.
Johnbull iki katlı bir evle, Toyota FJ Cruiser marka bir araç, Saffea da eğitimini tamamlamak istiyordu.
Dev elmas
Şanslarının güleceği gün, diğer günlerden farksız başlamıştı. Kaynamış muzla kahvaltı yapıp, dua ettikten sonra madene gittiler.
Kazıcılar, aslında zamanlarının çok küçük bir bölümünü elmas arayarak geçiriyor.
13 Mart 2017 Cuma günü planları hazırlıkları yapmak, toprağı yarmak, çakıl taşlarını çıkartmak ve yağmur mevsiminin ilk günlerinden kalan yağmur sularıyla uğraşmaktı.
Sonra Johnbull’un gözü bir parıltıya takıldı.
“Akan suyun altında, suyla birlikte sürüklenenen taşı gördüm. Benimkisi bir içgüdüydü, çünkü daha önce hiç elmas görmemiştim.”
“Taşa bir dakikadan fazla baktım. Sonra amcama ‘Amca, şu taş parıldıyor, ne taşı bu?’ dedim.”
Johnbull uzanıp, taşı sudan çıkarttı.
“Çok soğuktu taş. Alır almaz elimden kapıp ‘Bu bir elmas!’ dediler.”
Elmas 709 karattı ve dünyada kayıtlara geçen en büyük 14.üncü büyük taştı.
Kazıcılar, sponsorları Papaz Emmanuel Momoh’a haber verdiler. Momoh da elması karaborsada satmak yerine, yetkililere götürerek tarihe geçti.
Elmas, müzayedede 6,5 milyon dolara satıldı.
Johnbull ve Saffea gibi yüzbinlerce Sierra Leoneli kayıt dışı madenlerde çalışıyor. Şansları yaver giderse, küçük bir elmas buluyorlar, ancak herkesin hayali, herkesi motive eden böyle büyük bir elmas bulma ihtimali.
Sonunda, kazıcıların her birine pay verilmesi, kârın bir kısmının da yerel kalkınma için hükümete verilmesi üzerinde anlaşıldı.
Kazıcılara ilk olarak sadece 80’er bin dolar verildi. Saffea ve Johnbull’un bu işe ilk girdiklerinde umduklarından çok daha büyük bir paraydı bu miktar. Ancak yine de bu kadar küçük bir pay aldıkları için aldatılmış hissediyorlar.
Johnbull “Payımı ilk aldığımda, bir hafta boyunca dokunmadan elimde tuttum. En sonunda bir ev satın almak için başkent Freetown’a gittim” diyor.
Saffea eğitim için Kanada’ya gitmek ve Johnbull da ona katılmak istiyordu.
Bir aracıya seyahat ve barınma ve üniversite harcı için 15 bin dolar ödediler. Sonra Gana’ya gittiler ve burada altı ay kalıp, paralarının büyük kısmını harcadılar.
Vize başvuruları reddedilince planları çöktü. Johnbull, Sierra Leone’ye geri döndü. Elmastan aldığı paranın çoğu gitmişti. Saffea ise yeni bir yolculuğa başladı.
Güvenliği için açıklamadığımız üçüncü bir ülkeye geçti. Burada gündüz şoförlük yapabileceği, akşamları da okula gidebileceği söylenmişti. Ancak Saffea bu ülkeye ulaştığında, gerçek çok farklıydı.
“Bir ahırda atlara baktım ve orada yatıp, yiyordum. Diğer işçilere barınacak yer veriliyordu ama ben ahırda yatmak zorunda kaldım.”
Saffea’nın elmastan beklediği müreffeh yaşam bu değildi. Oturumu olmadığından da savunmasız bir durumda.
Sierra Leone’de satın aldığı mülk dışında, elmastan elde ettiği para tükendi. Şimdiyse, evine dönmek istediğini söylüyor.
Takdir edilmemek
İkiliyi en çok üzen de, yaptıkları keşif için düzgün bir şekilde takdir edilmemiş olması.
Elmasla ilgili haberlerde, madene sponsorluk yapan papazın adı geçiyordu. Kazıcılardan pek bahsedilmemişti. Saffea, dışlanmış hissediyor.
Johnbull, parasını farklı bir şekilde kullanmış olmayı diliyor.
“Param olduğunda çok gençtim. Geriye baktığımda iyi hissetmiyorum. O zaman kıyafetler alıp hava atıyordum. Bilirsiniz işte, gençler böyle.
“Keşke orada daha fazla para kazanma umuduyla ülke dışına gitme hırsım olmasaydı. Ziyan ettiğim parayla, burada çok şey yapabilirdim.”
Belki bekledikleri yaşama kavuşmadılar, ancak Johnbull şimdi Freetown’da alüminyum pencere yaparak iyi bir yaşam sürüyor ve ülke dışındaki umutları gerçekleşmezse, Saffea’nın da dönmesini umuyor.
Johnbull “Ben dünyaya geldiğimde, anne ve babamın evi yoktu. Çocuklarım, Freetown’da babalarının evinde büyüyor. Bu çok önemli. Çocuklarım benim çektiğim zorlukları çekmeyecek” diyor.
]]>
Ukrayna’daki savaş üçüncü yılına giriyor. Son birkaç ayda cephe hattı pek değişmedi. Peki, 2024’te savaşın gidişatı değişebilir mi?
Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy, ülkesinin bahar aylarındaki taarruzunun umduğu kadar başarılı olmadığını kabul etti. Rusya hâlâ Ukrayna topraklarının % 18’ini kontrol ediyor.
Üç askeri uzmana, gelecek 12 ay içinde neler olabileceğini sorduk.
Savaş devam edecek ama sonsuza kadar değil
Barbara Zanchetta, Savaş Çalışmaları Enstitüsü, King’s College Londra
Ukrayna’daki savaşın sona erme ihtimali pek iç açıcı görünmüyor. Geçen yılın bu dönemine kıyasla Vladimir Putin siyasi ve askeri anlamda daha güçlü.
Cephedeki durum hâlâ belirsiz. Son dönemde Ukrayna’nın kış taarruzu durmuş gibi görünüyor. Ancak Rusların da ilerlemesi yok. Her zamankinden daha çok, savaşın sonucu çatışmadan binlerce kilometre uzaklıkta, Brüksel’de ve Washington’da alınan kararlara bağlı olacak.
Batı’nın 2022’de ortaya koyduğu ve 2023’te de sürdürdüğü etkileyici birlik gösterisi yalpalamaya başlıyor.
ABD’nin savunma yardım paketi, Başkan Joe Biden’ın doğru bir şekilde işaret ettiği gibi Washington’daki “ucuz siyaset” tarafından rehin tutuluyor. AB’nin ekonomik yardımının geleceği de, Macaristan’ın uyumsuz tutumuna bağlı görünüyor.
Batı başkentlerindeki tereddüt, Putin’i cesaretlendirdi. Kamuoyu önündeki son davranışları ve cüretkar açıklamaları, Putin’in bu savaşa uzun vadeli baktığını gösteriyor.
Peki, Batı’nın Putin’e ve temsil ettiği her şeye karşı çıkmaya devam edecek gücü var mı?
AB’nin Ukrayna ve Moldova’yla üyelik müzakerelerini başlatma kararı sembolik olmaktan öte. Bu, dolaylı olarak Kiev’e desteğin süreceği anlamını da taşıyor. Çünkü Rusya’nın tam bir zaferiyle Ukrayna’nın AB’de bir geleceği olmasının imkanı yok.
Washington’da ise Ukrayna politikasının tam tersine çevrilmesi çok olası değil.
Kamuoyu yoklamalarında eski Başkan Trump’a desteğin artmasıyla, ABD yardımıyla ilgili kıyamet senaryoları yazmak çekici olabilir. Ancak Trump, tüm o teatral gösterilerine karşın, 2016’da NATO’dan çıkmadı. Ayrıca, Amerika’nın 75 yıllık transatlantik ortaklığını tek başına değiştiremez.
Bu tabii ki, Batı cephesindeki çatlakların anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden, Batı ve dolayısıyla Ukrayna için 2024 daha zor olacak.
Demokrasiler için, bir savaşa destek vermekteki uzun vadeli uzlaşma, hesap verme zorunluluğu olmayan otokrat yönetimlere kıyasla hep daha zorlu olmuştur.
Büyük olasılıkla, savaş 2024 boyunca devam edecek ama sonsuza kadar sürüp gidemez.
Batı’nın isteksizliği Rusya’yı cesaretlendirirken, bir darbe ya da sağlık sorunu Putin’in düşüşünü beraberinde getirmezse, tek öngörülebilir sonuç müzakereler yoluyla varılacak bir uzlaşma. Şimdilik iki taraf da bunu reddetmeye devam ediyor.
Bir yıllık konsolidasyon dönemi
Michael Clarke, Eski Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü Genel Direktörü
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesiyle, büyük bir savaş Avrupa kıtasına geri geldi. 2023’te savaşta yaşanan gelişmeler de sanayi çağına özgü savaşın da geri döndüğünü gösteriyor.
Sanayi çağındaki savaşlar, ekonomileri kısmen ya da bazı durumlarda tamamen, savaş malzemelerinin üretimine yönlendiriyor. Rusya’nın savunma bütçesi 2021’den bu yana üç katına çıktı ve gelecek yıl kamu harcamalarının % 30’unu oluşturacak.
Bu durum da, Ukrayna’daki savaşı Avrupa’da geçen yüzyılın ortasından bu yana görülen en uzun ve travmatik gelişme haline getiriyor.
Gelecek yıl, Rusya ile Kuzey Kore ya da İran’daki tedarikçileriyle, Ukrayna ile Batılı destekçilerinin, sanayi çağındaki bir savaşın bitmek bilmez gerekliliklerini karşılamaya muktedir ve hazır olup olmadıklarını gösterecek.
Rus güçleri tüm cephe hattında yeniden bastırmaya çalışabilir. En azından Donbas bölgesinin tamamını ele geçirmek için. Ukrayna da büyük ihtimalle Karadeniz’in batısı ve Boğazlara açılan hayati önemdeki ticaret koridorunda kontrolü ele geçirmiş olmasından faydalanacak.
Kiev ayrıca, bazı bölgelerde Rus işgalcilerin dengesini bozmak için daha fazla askeri sürpriz yapmaya çalışacak.
Ancak asıl olarak, 2024 hem Kiev hem de Moskova için konsolidasyon yılı olacak gibi görünüyor.
Rusya’nın stratejik bir taarruz düzenleyebilmesi için gereken eğitimli personel ve malzemesi en azından 2025 baharına dek yok.
Bu arada, Ukrayna’nın da savaşı sürdürebilmek için Batı’nın mali ve askeri desteğine ihtiyacı var. Gelecekte bir dizi taarruz düzenleyebilecek koşulları yaratabilmesi için yapısal güçlerini toplamak zorundalar.
Sanayi çağı savaşları, toplumlar arasındaki bir mücadele. Cephede neler olduğu, bu mücadelenin sadece bir göstergesi.
2024’te savaşın yönü, Avdiivka, Tokmak, Kramatorsk ya da cephe hattındaki yıkıma uğramış yerlerden çok, Moskova, Kiev, Washington, Pekin, Tahran ve Pyongyang’ta belirlenecek.
Ukrayna, Kırım civarında Rusya’ya bastıracak
Ben Hodges, ABD Ordusu’ndan emekli general
Rusya, Ukrayna’yı tamamen ele geçirebilecek kabiliyetten yoksun ve şu anda elinde olan bölgelere tutunmak için elinden geleni yapacak. Zamanı da, bir yandan Batı’nın Ukrayna’ya yardım etme iradesini kaybedeceğini umarken, bir yandan savunma hatlarını güçlendirmekte kullanacak.
Ancak Ukrayna durmayacak. Bu bir ölüm kalım savaşı ve dururlarsa, Rusya’nın ne yapacağını biliyorlar. ABD’nin kararlılığındaki azalma konusundaki kaygılar ışığında, daha çok Avrupa ülkesi yardımları artırmaktan bahsediyor.
Ancak ben gelecek yılın başlarında ABD’nin stratejik omurgasını yeniden bulmasını ve geciktirilen yardım paketinin Kongre’den geçmesini bekliyorum.
Bu nedenle, Ukrayna’nın insiyatifi yeniden ele geçirmek için şunları yapacağını öngörüyorum;
Yaz başında Ukrayna ilk kez, Rus uçaklarıyla mücadelesini geliştireceğini ve kendi hava savunma sistemlerini güçlendirmesini umduğu ABD yapımı F-16 savaş uçaklarını kullanabilecek.
Ukrayna’nın Rus işgali altındaki stratejik önemi en büyük toprağı Kırım. Biz buna “belirleyici alan” diyoruz.
Ukrayna, Sivastopol’daki Rus donanmasının, hava üslerinin ve Dizankoy’daki lojistik üssünün buralarda barınmasına engel olmak adına baskıyı artırmak için elinden geleni yapacak.
Bu konseptin işe yaradığını zaten kanıtladılar. İngiltere’nin verdiği sadece üç Storm Shadow güdümlü füzesiyle, Karadeniz Filosu’nun komutanını filonun üçte birini Sivastopol’dan çekmeye zorladılar.
Tabii ki Ukraynalıların sınırsız kaynakları yok. Özellikle de top mermileri ve uzun menzilli silahlarda.
Ancak Rus askerleri daha kötü durumda. Savaş bir irade ve lojistik sınavı. Rus lojistik sistemi kırılgan ve Ukrayna’nın sürekli baskısı altında.
]]>
Dünyanın önde gelen uzay ajansları, gezegenimizi ve güneş sistemini daha iyi tanıyabilmek, temel sorulara yanıt bulabilmek için karmaşık ve zorlu uzay seyahatleri gerçekleştirdi.
Hindistan, Ay’ın güney kutbu yakınına iniş yaparak tarihe geçti. Çin uzaya ilk sivili gönderdi, NASA’nın Perseverance aracı Mars’ta başarıyla numune toplama görevini tamamladı. Avrupa Uzay Ajansı da Jüpiter’in uydularını keşfetmek için bir göreve başladı.
Aynı zamanda dünyadaki araştırmacılar “mükemmel güneş sistemini” buldular. James Webb Teleskobu da muhteşem görüntüler göndermeyi bu sene de sürdürdü.
Ve 2024’te, insanlar 50 yıl aradan sonra ilk kez Ay’a geri dönüyor.
2023’te uzay araştırmaları alanında yapılan çığır açıcı gelişmeleri derledik.
Perseverance ‘kaya örneği’ görevini tamamladı
ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Perseverance uzay aracı, önemli bir dönüm noktasını hayata geçirdi ve kaya numunelerini topladı.
Bu karmaşık görevde Perseverance, depoladığı örneklerin olduğu numune tüplerini belirlenen yerlere bıraktı.
Perseverance ile bir şekilde bağlantı kesilmesi durumunda, bu örnekler Dünya’ya geri getirilecek.
Bilim insanları kaya örneklerini laboratuvarda incelemek üzere Dünya’ya getirmeyi amaçlıyor. Kızıl Gezegen’de yaşam olup olmadığını öğrenmenin en iyi yolu bu.
Perseverance, Jezero Krateri adı verilen 45 km genişliğindeki bir keşif alanında araştırma yapmak için Mars’a gönderildi. Burada milyarlarca yıl önce bir gölün bulunduğu düşünülüyor.
Bilim insanları buradan elde edilecek örneklerin, mikrobik organizmaların kanıtlarının bulunması için de elverişli ortamlar sunduğunu düşünüyor.
50 yıl sonra insanlı Ay seyahati
Senenin en heyecan verici seyahatlerden biri Nisan ayında NASA tarafından duyuruldu.
Artemis 2 olarak adlandırılan uçuşla Ay’a ilk kez bir kadın ve bir siyah astronot da gönderilecek
Kasım 2024’ten önce gerçekleşmesi planlanan fırlatma için Amerikalı astronotlar Christina Koch, Victor Glover ve Reid Wiseman ile Kanadalı astronot Jeremy Hansen seçildi.
NASA Direktörü Vanessa Wyche, dört astronotun da “insanlığın en iyilerini” temsil ettiklerini söyledi.
Artemis 2 görevinde astronotlar Ay’a iniş yapmayacak.
Ay’a seyahat edecek astronotların gelecekte izleyecekleri rotanın test edilmesi gibi bir dizi görev yerine getirilecek.
Avrupa Uzay Ajansı’nın Jüpiter seyahati
NASA’nın insanlı Ay uçuşunu duyurduğu Nisan ayında, Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) iddialı seyahati başladı.
Ajans, Jüpiter’in buzlu uydularını incelemek için Ariane-5 adlı uzay aracını Fransız Guyanası’ndan fırlattı.
Roketin Jüpiter’in uydularına ulaşması yaklaşık 8 yıl sürecek.
Bilim insanları, Callisto, Europa ve Ganymede adlı uyduların derinliklerinde okyanuslar olduğunu düşünüyor.
ESA’nın Jüpiter’in Buzlu Aylarını Keşif (Juice) adlı misyonu, Jüpiter’in uydularında mikroorganizmaların yaşamı için gerekli koşulların olup olmadığını anlamayı hedefliyor.
ESA Bilim Direktörü Prof. Carole Mundell, bunun çok çılgın bir fikir olmadığını söylüyor:
“Örneğin Dünya’daki okyanusların dibindeki yanardağlar bile bize bambaşka gezegenler gibi gözükebiliyor. Başka yerlerde de benzer koşullar varsa mikropların yaşamaması için hiçbir neden yok. Biz Juice misyonuyla bu koşulları incelemek istiyoruz.”
Çin uzaya ilk sivili gönderdi
Pekin, Tiangong Uzay İstasyonuna gönderdiği üç astronot arasında ilk kez bir sivil de yer aldı.
Shenzhou-16 uzay aracı, Mayıs ayında ülkenin kuzeybatısındaki Gobi çölünde bulunan Jiuquan Uydu Fırlatma Merkezi’nden fırlatıldı.
Mürettebat Jing Haipeng, Zhu Yangzhu ve Gui Haichao’dan oluşuyor.
Bu üçlü Çin’in yeni tamamlanan Tiangong Uzay İstasyonu’nda Kasım ayından beri bulunan ekipten görevi devralmaları için gönderildi.
Shenzhou-16 mürettebatındaki Beihang Üniversitesi’nden profesör Gui uzay istasyonuna çıkan ilk Çinli sivil oldu. Diğer tüm astronotlar Çin Halk Kurtuluş Ordusu üyesiydi.
Hindistan tarih yazdı
Hindistan Chandrayaan-3 isimli uzay aracı ile Ağustos ayında, Ay’ın güney kutbu yakınına inen ilk ülke oldu.
Bu başarı ile Hindistan, Ay’a yumuşak iniş gerçekleştiren dördüncü ülke oldu.
Hindistan Başbakanı Narendra Modi inişi canlı yayında takip etti ve ilk yorumu “Hindistan artık Ay’da” oldu.
Rusya’nın aynı amaçla yaptığı uzay seyahati başarısız olmuştu.
Chandrayaan-3’ün hedeflerinden biri, bilim insanlarının gelecekte Ay’da insan yerleşimini destekleyebileceğini söylediği su bazlı buzları keşfetmek.
Mükemmel güneş sistemi bulundu
Astronomlar, Kasım ayı sounda, Dünya’dan 100 ışık yılı uzakta, milyarlarca yıldır değişmemiş 6 gezegenden oluşan bir güneş sistemi keşfetti.
Sistemdeki gezegenlerin hepsi hemen aynı büyüklükte ve yaklaşık 12 milyar yıl önce oluşmalarından bu yana çok az yapısal değişiklik geçirdiler.
Bu da bu sistemin nasıl oluştuğuna ve canlı yaşamı barındırıp barındırmadığına dair çalışma yapma olanağı sunuyor.
Araştırmayı yöneten Chicago Üniversitesi’nden Dr Rafael Luque, bulunan sistemi “mükemmel güneş sistemi” olarak tanımlıyor: “Bu gezegenler, oluşumlarını gözlemlemek için çok ideal çünkü başlangıçları kaotik değil ve oluştuklarından bu yana değişmediler.”
Geçen 30 yılda astronomlar binlerce güneş sistemi keşfetti ama bunlardan hiçbiri gezegenlerin oluşumunu araştırmak için bu kadar uygun şartlar sunmuyordu.
James Webb’ten gelen olağanüstü görüntüler
2022’de uzaya gönderilen James Webb teleskobu, 2023’te birçok ‘ilk görüntüyü’ uzay meraklılarının önüne koydu.
Dünyanın en büyük teleskobunun gönderdiği bir fotoğraf, patlayan bir yıldıza ait en detaylı görüntüye ilişkindi.
Nebula Halkası da Webb sayesinde eriştiğimiz inanılmaz fotoğraflar arasında yer aldı.
]]>
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), İsrail askerlerinin Gazze Şeridi’nde öldürdüğü 3 İsrailli esire ilişkin soruşturmayı tamamladı. İsrail askerlerinin esirlerin yardım çığlıklarını pusu girişimi olarak değerlendirdiği ortaya çıktı.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından İsrail askerleri tarafından 15 Aralık’ta Gazze Şeridi’nde öldürülen İsrailli esirler Yotam Haim, Samer Talalka ve Alon Lulu Shamriz hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Yayınlanan raporda, ordunun bölgede esirler olabileceğine dair istihbarata sahip olmasına rağmen sahadaki güçlerin, Hamas’ın elindeki esirlerle karşılaşma ihtimali konusunda “yeterli farkındalığa” sahip olmadığı belirtildi.

İSRAİL ASKERLERİ ESİRLERİN YARDIM ÇIĞLIKLARINI PUSU GİRİŞİMİ OLARAK DEĞERLENDİRDİ
Raporda, olaydan önce 10 Aralık’ta İsrail askerlerinin Şucaiyye’de bir tünel kuyusunun yanında İbranice “Yardım edin” yazılı bir not ile yanında bir Hamas ajanına ait bir kimlik kartı bulunduğu belirtildi. Notun Şucaiyye’de esirlerin varlığıyla bağlantılı olduğuna dair bir bilgi bulunmadığı ve askerlerin bunun Hamas’ın kendilerini pusuya düşürme girişimi olduğunu değerlendirdiği aktarılan raporda, Şucaiyye’de aynı gün Hamas ve İsrail askerleri arasında bir binada çıkan çatışmada askerlerin İbranice “İmdat” ve “Rehineler” diye bağırıldığını duyduğu ancak askerlerin bunu Hamas’ın kendilerini pusuya düşürme girişimi olduğunu değerlendirdiği ifade edildi.
Raporda, askerlerin 18 Aralık’ta çatışmanın yaşandığı binayı taradığı ve çatışmada ölen Oketz adlı köpeğin üzerindeki kameranın üç esirin yardım çığlıklarını kaydettiğini fark ettikleri aktarılarak, çatışmanın ardından esirlerin binadan kaçtıklarının değerlendirildiği ifade edildi.

Raporda, 14 Aralık’ta esirlerin öldürüldüğü yere yaklaşık 200 metre mesafedeki bir binanın yan tarafında İbranice “SOS” ve “Yardım edin, 3 rehine” yazılarının dron görüntülerinde tespit edildiği belirtilerek, “Binanın yakınında, güçlerin Şucaiyye bölgesinde karşılaştığı, genellikle bubi tuzaklı alanlarda bulunan mavi variller görüldü. Bu nedenle bunun bir tuzak olduğundan şüphelenildi” denildi.
Esirlerin bulunduğu her iki bina hakkında da herhangi bir istihbarat olmadığı ifade edilen raporda, “Konuyla ilgili değerlendirmelerin bir parçası olarak, özel kuvvetler tugayları her çatışma bölgesinde, bir kuvvetin içinde esirler bulunan bir bina tespit etmesi halinde müdahale için derhal hazır olacak şekilde hazırlanmıştır” denildi.

Sahadaki güçlerin esirlerle karşılaşabilecekleri konusunda yeterli farkındalığa sahip olmadığı belirtilen raporda, “Olaya karışan IDF askerleri olaydan önceki günlerde karmaşık çatışma durumları yaşamış ve bir tehdide karşı yüksek alarm durumundaydılar. Çatışmalar sırasında düşmanın aldatmacalarıyla ve onları patlayıcılarla donatılmış kuyulara ve binalara çekme girişimleriyle karşılaştılar” denildi.
“İSRAİL ORDUSU BU OLAYDA BAŞARISIZ OLMUŞTUR”
İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Herzi Halevi yaptığı açıklamada, “IDF bu olayda esirleri kurtarma görevinde başarısız olmuştur. Tüm komuta zinciri bu zor olaydan kendini sorumlu hissetmekte, bu sonuçtan üzüntü duymakta ve üç esirin ailelerinin acısını paylaşmaktadır” dedi.

İsrailli esirlerin vurulmasının “önlenebileceğini” ancak “olayda kötü niyet olmadığını ve askerlerin o anda olayı en iyi şekilde anlayarak doğru eylemi gerçekleştirdiklerini” söyleyen Halevi, “Esirlere ateş açılmamalıydı, bu ateş risk ve durumla örtüşmüyordu. Bununla birlikte, bu ateş karmaşık koşullar ve uzun süreli bir tehdit altında yoğun çatışma koşullarında gerçekleştirildi” dedi.
Acil bir tehdit veya düşman tanımlamasının yapılmadığı durumlarda ateş etmeden önce inceleme yapılması gerektiğini aktaran Halevi, “Bu eylem, diğer hususların yanı sıra, kuvvetlerimizin kuvvetlerimize ateş açmasını önlemek için gereklidir. Bu olayda, üç esir tehditkar bir şekilde hareket etmemiş ve beyaz bayrak kaldırmışlardır. Baskı ve operasyonel ortam askerlerin bu hususları uygulamasını zorlaştırdı” dedi.

Halevi ayrıca, tüm komutanlara soruşturmayı gözden geçirmeleri ve kuvvetleri arasında esirlerle ilgili farkındalığı artırmaları talimatını verdi.
İSRAİLLİ 3 ESİRİN ÖLDÜRÜLMESİ OLAYI
Gazze Şeridi’nde 15 Aralık’ta Şucaiyye bölgesinde İsrailli bir asker, tehdit olarak tanımladığı İsrailli 3 esire ateş açarak 2’sini öldürmüştü. 3’üncü esir ise yakındaki bir binaya kaçarak saklanmıştı. Olay yerindeki komutanlar, üçüncü kişinin kimliğinin tespit edilebilmesi için askerlere ateşi kesmeleri emrini vermiş, yaklaşık 15 dakika sonra komutanlardan biri binadan İbranice “Yardım edin” ve “Bana ateş ediyorlar” diye bağırdığını duymuştu. Komutan binadaki kişiye de “binadan çıkmasını” söylemiş ancak yakındaki bir tanktan gelen gürültü nedeniyle komutanın emrini duymayan iki asker İsrailli esiri vurarak öldürmüştü.

IDF, açılan ateşin ardından vurulan kişilerin esir olduklarından şüphelenerek, cesetleri kimlik tespiti için İsrail’e nakletmişti. İsrailli esirlerin, olay sırasında yarı çıplak olduğu ve ellerinden beyaz bayrak taşıdığı ortaya çıkmıştı.
]]>
2024 İlkbahar Yaz modasıyla ilgili sekiz öne çıkan trendi BBC’nin eğlence hayatı muhabiri Steven McIntosh hazırladı.
İşte o sekiz trend:
Puantiyeler
Bu yıl podyumlar farklı boy ve renklerde puantiyelerle doluydu.
Genellikle yaz elbiselerinde popüler olan bu desen, aslında zamansız bir trend ve gelecek yıl boyunca karşınıza çok çıkacağını göreceksiniz.
Telegraph gazetesi moda yazarı, puantiyelerin, “Zarif şekilde dikkat çekici olma” konusunda her zaman güvenilir olduğunu ortaya koyuyor:
“Ama büyük ve cesur olsunlar ama neredeyse görünmez olsunlar. Puantiyeler eğlencelidir; cinsiyetsizdir, yaşlanmazlar ve zamansızdırlar. Noktaları yan yana getirmenin zamanı geldi”
Kiraz kırmızısı
Sonunda ağzımızdan bir şekilde çıkarmak zorunda kaldığımız sinir bozucu çekirdeği dışında kirazlarla ilgili her şeyi seviyoruz.
Kiraz rengi bu sene podyumlara farklı, canlı ve kendinden emin bir hava kazandırdı.
Bazı moda evleri tepeden tırnağa kiraz kırmızısı tasarımlar öne çıkarırken, bazıları da bu rengi, etek veya ceketle sınırlı tuttu ve başka renklerle kombinledi.
Vogue dergisinden Alex Kessler, “Moda dünyasının, parlak kırmızı takıntısını göz ardı etmek imkansız hale geldi. Hem podyumlarda hem de kırmızı halıda durum böyle.” diyor.
Metalik parlaklığı
Pek çok tasarımcı, bu trend için mutfak lavabosunun altındaki borulardan ilham almış olmalı.
Parlak metalik kıyafet ve elbiseler sezonun hakim trendlerinden biri.
Moda dünyasının en büyük gecelerinden biri sayılan Met Gala gecesinin 2016 yılındaki kıyafet teması, “İnsan Makineye karşı” idi.
Ünlülerin gümüş aksesuarlarla bezeli fütüristik kıyafetleri geceye damga vurmuştu.
Bu tür kıyafetler 2024 İlkbahar Yaz modasının görücüye çıktığı Paris moda haftasındaki hakim trendlerden biriydi.
Net-A-Porter da bu tespiti yapıyor ve “2024 modasının tanıtıldığı podyumlarda metalik giysiler parıltılı bir gövde gösterisi yaptı” diyor.
Ancak bir uyarı: Eğer altın rengi tercih edecekseniz gladyatör gibi görünmemeye dikkat etmelisiniz.
StyleCaster bu uyarıya şu öneriyi getiriyor: “Tonunu hafifletmek istiyorsanız metalik altını kot veya deri gibi alternatif malzemelerle eşleştirin.”
Örgü ve triko giyim
Eğri oturup doğru konuşalım: İngiltere’de hava o kadar berbat ki, güzel bir hırka ya da kazak tüm yıl giyilebilir bir kıyafet haline geliyor.
Who What Wear’a göre 2024 koleksiyonları da bunu kabul etti ve “trikonun en az diğer kıyafetler kadar dikkat çekmemesi için bir sebep olmadığı” görüşü hakim oldu.
W dergisi ise bu tespiti yapıyor: “Hırkalar ve İskandinav kazak modelleri, sezonun en öne çıkan triko trendiydi”
Kar tanesi
Yukarıdaki fotoğraftaki detaylı tasarımların, okulda kağıt ve makasla yarattığımız kar tanelerinden biraz daha sofistike olduğunu kabul ediyoruz.
Drapers da “kar tanesi” yorumlayan tasarımcıların hakkını veriyor ve “Paris podyumları 2024 kocaman danteller ve Broderie Anglaise tasarımlarıyla doluydu”.
(Google’da arattık; Broderie Anglaise, kar tanesi görünümü sağlayan, kumaştan kesilmiş küçük yuvarlak veya oval delikli desenleri ifade ediyor.)
Moda haftalarında sergilenen kıyafetlerin birçoğunda kar tanesi tasarımı en ön plandaydı.
Fiyonk ve kurdeleler
Eğer bu makaleyi açılmış hediye paketleriyle dolu bir odada okuyorsanız, fiyonk ve kurdelelerin çöp kutusuna atılmadığına emin olun.
Farklı moda haftalarında birçok büyük tasarımcı koleksiyonlarında dev fiyonklar kullandı. Bu yüzden fiyonkları gelecek yıl elbiseleri farklı tasarımlarla süslerken görebiliriz.
InStyle dergisine göre “Sixdo ve Aknvas gibi moda şovlarında, büyük boy ve gösterişli fiyonklar, normalde sade elbiselere farklı bir dokunuş kattı.”
Farklı moda evleri farklı tasarımlar anlamına geliyor. Bir kısım modacı ise kıyafetleri süslemek veya birbirine bağlamak için çok daha küçük fiyonklar ve kurdeleler tercih etti.
Nylon dergisi, “Bu zarif aksesuar, nasıl giyilirse giyilsin kıyafete yumuşak, romantik bir görünüm katıyor.” diye yazıyor.
Çok kısa şortlar
Podyumlar açıkça gösteriyor ki, bu yaz çeşitli renk, tarz ve kumaşlardaki kısa şortlara ilgide büyük bir patlama yaşanacak.
Net-A-Porter, “Spor salonunda bacak çalıştığınız günler meyvesini vermek üzere” diyor ve 2024 yazının ciddi anlamda kısa şortların hakimiyetinde olacağını öngörüyor.
‘Yeşil’ moda
Önümüzdeki yıl hepimizin benimseyebileceği en önemli moda trendi ise tartışmasız yeşil olacak. Ama bu renk olan yeşil değil.
Sürdürülebilirlik, hızlı tüketim modası söz konusu olduğunda her zaman endişe yarattı.
Çok sayıda tüketici ucuz bir şey satın aldıktan sonra birkaç kez giyiyor ve sonra çöpe atıyor.
İkinci el kıyafetlerin daha fazla dolaşıma girmesi ve buna odaklanan sitelerin artması olumlu bir gelişme olsa da daha yapılması gereken çok şey var.
Bu nedenle, çalışma pratiklerini değiştiren ya da kullanılmış malzemeleri tasarımlarına dahil ederek sürdürülebilirliği ön plana çıkaran tasarımcıları övmeye doyamıyoruz.
İngiliz Vogue’u Stella McCartney markasının daha düşük karbon ayak izine sahip olduğu söylenen deniz yosunu bazlı bir elyaf olan Kelsun’u kullanmasını bu şekilde örnekler arasında sayıyor.
Fashion United, “Çöp gözüyle bakılan malzemelere ve ölü stok olarak bakılan kıyafetlere, dönüşümle yeni giysiler olarak ikinci bir hayat veriliyor” diyerek bu yeni trendi öne çıkarıyor.
Kurtarılmış kıyafetlerin daha makbul görüldüğü bir döneme giriliyor olabilir.
Tüketicilerin karbon ayak izi konusundaki farkındalığı arttıkça, belki de pek çok kişinin önümüzdeki yıl en çok giymeyi tercih edeceği ürünler, halihazırda gardırobunda bulunan kıyafetler olacak.
]]>
BBC İzleme Servisi’nin topladığı verilere göre bir zamanlar, Suriye’nin kuzeydoğusundan, Kuzey Irak’a kadar büyük bir alana hakim olan Irak-Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) saldırılarında 2023’te büyük bir düşüş oldu.
IŞİD’in faaliyetleri, 2022’ye kıyasla yarı yarıya azalırken, örgütün lider kadrosunda da kayıplar oldu.
Örgütün Mısır kolu bu yıl sessiz kaldı ve Libya ve Yemen’de faaliyet göstermeyen kollara katıldı. Bu arada, IŞİD’in Afganistan kolu da, geçen yıla kıyasla çok az sayıda saldırıyı üstlendi.
Örgütün Afrika’daki kolları da daha az sayıda saldırıyı üstlendi. Bunun istisnası ise Sahel kolu. Örgütün bu kolu, Mali’nin doğusunda genişlerken, Nijer’de büyük saldırıları üstlendi ve propaganda faaliyetlerine odaklandı.
Sayılar ne anlatıyor?
IŞİD 2023’te Aralık ayı hariç, küresel ölçekte toplam 838 saldırıyı üstlendi. Geçen yılın aynı döneminde örgüt 1811 saldırı üstlenmişti. Bu % 53’lük bir düşüş anlamına geliyor.
Veri analizleri ve saldırı sayıları IŞİD’in resmen üstlendiği saldırılardan, militanların mesajlaşmalarından ve propagandalarından oluşuyor. Bu yüzden sayılar abartılmış ya da bazı durumlarda olduğundan az gösterilmiş olabilir.
2023’e ait tüm sayılar 1 Ocak ile 30 Kasım arasındaki dönemi kapsıyor.
IŞİD saldırılarıyla ilgili neler biliyoruz?
Örgüt, en güçlü olduğu dönemde Suriye ve Irak’ın geniş kesimlerini kontrolü altında tutuyordu. Ancak 2017 itibarıyla bu bölgelerin % 95’ini kaybetti.
2019’da ABD ve Kürtlerin öncülüğündeki koalisyon, örgütün Suriye’de IŞİD’in elinde kalan son toprağı Baghuz köyünü de ele geçirdi ve bunu örgütün zayıflamasıyla sonuçlanan bir dizi yenilgi izledi.
O zamandan bu yana Ortadoğu’daki yenilgisinden dikkatleri uzaklaştırmaya çalışan IŞİD, Afrika kollarına odaklandı.
Örgüt, Irak ve Suriye’de hala saldırılar düzenliyor ve Afrika, Asya ve Ortadoğu’da en az 10 kolu bulunuyor. Ancak faaliyetlerinde önemli bir düşüş de gözlemleniyor.
IŞİD, Mart ayında faaliyetlerindeki düşüşü meşru gösterebilmek için, düzenledikleri saldırıları sıklıkla güvenlik nedenleri yüzünden üstlenmediklerini söylemişti.
IŞİD’in, Mısır’daki Sina bölgesinde bulunan kolu bu yıl hiç bir saldırıyı üstlenmedi. Geçen yıl bu kol 102 saldırı üstlenmişti. Bu da örgütün Mısır güvenlik güçlerinden büyük bir darbe yediğini gösteriyor.
IŞİD’in Afganistan’daki Horasan Bölgesi kolunun saldırıları da düştü. Bu yıl 20 saldırı üstlendiler. Geçen yıl 145, Taliban’ın iktidara geri döndüğü 2021’de de 293 saldırı üstlenmişlerdi.
Saldırıların sayısında düşüş olsa da, çok sayıda can kaybına yol açtılar. Örgüt, Temmuz ayında kuzeybatı Pakistan’da İslamcı parti Cemiyet-i Ulema İslam-Fazl’ın mitinginde düzenlenen intihar saldırısını üstlendi. Bu saldırıda en az 60 kişi ölmüştü.
IŞİD Irak’ta bu yıl 141 saldırı üstlendi. Geçen yılın aynı döneminde 401 saldırıyı üstlenmişlerdi. Bu veriler, % 65’lik düşüş anlamına geliyor.
Örgüt Suriye’de de bu yıl 112 saldırı üstlendi. Geçen yıl bu sayı 292’ydi.
IŞİD Afrika’da büyüyor mu?
Örgüt, 2019’da Baghuz’ın kaybedilmesinden bu yana propagandasını, beş kola sahip olduğu Sahra altı Afrika’daki “genişlemesine” ve “zaferlerine” yönlendirdi.
Bu beş kol şöyle:
Nijerya’ya odaklanan Batı Afrika Bölgesi (ISWAP), Demokratik Kongo’ya odaklanan ve bazen Uganda’ya sızmalar yapan Orta Afrika Bölgesi. Sahel kolu, Mozambik kolu ve Somali kolu.
Örgütün en faal kolu, Nijerya’nın kuzeydoğusunda ve Çad Gölü bölgesinde faaliyet gösteren ISWAP. Ancak 2023’te bu kolun faaliyetlerinde de azalma oldu. Grup geçen yıl 470 saldırı üstlenirken, bu yıl bu sayı 266’ya düştü.
Örgütün Orta Afrika Bölgesi ve Mozambik kolları da daha az sayıda saldırı üstlendi. Ancak hala önemli bir tehdit oluşturuyorlar. Her ikisi de yerel ve bölgesel güçlere ve aynı zamanda Hristiyan köylüler gibi yumuşak hedeflere saldırılar yaptı.
IŞİD’in Orta Afrika kolu bu yıl Uganda’da da çeşitli saldırılar üstlendi. Örgüt iki turist ve rehberlerinin öldürüldüğü saldırıyı üstlenirken, Haziran ayında Uganda’nın batısında bir ortaokula düzenlenen saldırıyı üstlenmedi. Ancak IŞİD’in sorumlu olduğu inancı yaygın.
Genel olarak Sahra altı Afrika’daki IŞİD kollarının üstlendiği saldırı sayısı geçen yılki 847 eylemden, bu yılki 508 saldırıya düştü. Ancak yine de bu sayı, IŞİD’in küresel düzeydeki saldırılarının % 60’ını oluşturuyor. Afrika’nın saldırılardaki payı hiç bu kadar yüksek olmamıştı.
IŞİD’ın faaliyetleri nerelerde artıyor?
BBC İzleme Servisi’nin topladığı verilere göre, IŞİD’in Sahel bölgesi ve Filipinler’deki kolları bu yıl daha faal.
Örgütün Mali’nin doğusunda, Nijer sınırı yakınlarında Nisan ayından beri büyüdüğü kaydediliyor. Örgütün buralardaki genişlemesi, Sahel ülkelerini etkileyen siyaset ve güvenlik kaosuyla birlikte geldi ve aşırılıkçılar bu boşluklardan faydalanmak istiyor.
IŞİD, Temmuz ve Ekim arasında, örgütün Mayıs’tan bu yana yürüttüğünü iddia ettiği “askeri operasyonlarını”, “suçla mücadelesini” ve “adaleti sağlama” faaliyetlerini gösteren videolar yayımladı. Propagandalarında Mali ve Nijer sınırındaki bölgelerde şeriat uyguladıklarını ve yetkili makam olarak hareket ettiklerini gösteriyorlardı.
IŞİD, Nijer’de Temmuz ayında düzenlenen askeri darbeden sonra ülkenin batısında Nijer Ordusuna büyük kayıplar verdirdiklerini iddia ettikleri saldırıları üstlendi.
Ekim başındaki bir saldırıda 60 kadar askerin öldürüldüğü iddia edildi ve Nijer hükümeti o dönem üç günlük yas ilan etti.
IŞİD, 2014’ten bu yana Güney Asya’daki bazı militan gruplardan da bağlılık yemini alıyor. Grubun bölgedeki kolları genelde, Filipinler’in güneyindeki nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan adalarda faaliyet gösteriyor.
Temmuz’dan bu yana IŞİD’in buradaki kolları 20 saldırı üstlendi. Geçen yıl ise yedi saldırı üstlenilmişti.
IŞİD’in lider kadrosu hakkında neler biliniyor?
Grubun lider kadrosu son dönemde büyük kayıplar aldı.
Örgüt, bir yıldan biraz uzun bir sürede üç farklı liderini kaybetti ve hepsi Temmuz 2022 ve Nisan 2023 arasında Suriye’de öldürüldü.
27 Ekim 2019’da bir Amerikan saldırısında öldürülmesinden sonra, gruba Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi, daha sonra Ebu el Hasan el Kureyşi ve sonra da liderlik etti.
Bu liderler birbiriyle akraba değil. “El Kureyşi” kod adı, Muhammed Peygamber’in Mekke’deki Kureyş aşiretine atıfta bulunuyor.
IŞİD, Haziran 2014’ten beri kendisini “halifelik” diye tanımladığı için liderlerine “halife” diyorlar.
Ağustos 2023’te örgüt yeni liderinin Ebu Hafs el Haşimi el Kureyşi olduğunu söyledi. Ancak bu isim hakkında çok az şey biliniyor ve henüz bir liderlik mesajı da yayımlamadı.
IŞİD, özellikle Suriye ve Irak’ta ABD öncülüğündeki koalisyonun saldırılarında önde gelen komutanlarından bazılarını da kaybetti.
Ağustos’ta Mozambik Ordusu, örgütün ülkedeki liderinin öldürüldüğünü duyurdu. Ancak örgüt “halife” ya da sözcüsü olmadıkça, bu konularda pek açıklama yapmıyor.
Gazze Savaşı’na etkisi ne oldu?
IŞİD’e yönelik askeri operasyonlar ve aralarında Somali, Sahel ve Çad Gölü çevresi ve Suriye’nin de bulunduğu yerlerdeki rakip grupların, örgütün faaliyetlerindeki azalmaya katkı sağladığına inanılıyor.
Lider kadrosunun kaybı ve şu anki liderlerinin pek tanınmaması da önemli bir neden olarak görülüyor.
Ancak IŞİD özellikle Afrika’da hala yüzlerce saldırı düzenliyor ve birçok ülkede siyaset, güvenlik ve toplumsal zayıflıklardan faydalanarak faaliyet göstermeye devam ediyor.
Gazze’deki savaş da IŞİD ve diğer radikal örgütler tarafından bir “fırsat” olarak görülebilir.
Hamas’ın Ekim’de 1200 kişiyi öldürüp, 240 kişiyi rehin almasından sonra başlayan İsrail saldırılarında 20 binden fazla kişinin öldüğü, 52 binden fazla kişinin de yaralandığı belirtiliyor.
El Kaide, Müslümanlara Hamas’la birlikte savaşma çağrısı yaparken, grubun haftalık El Naba gazetesinde Filistinli gruplara övgü ve Müslümanlara Hamas’ı destekleme çağrısı yoktu.
IŞİD daha önce Hamas’ı Gazze Şeridi’ndeki taraftarlarına baskı yapmakla suçlamıştı. IŞİD bunun yerine, İsrail’i “korumakla” suçladığı Arap yönetimleri de dahil, dünya genelinde intikam saldırıları düzenleme çağrısı yaptı.
]]>
İsveç’in NATO’ya katılım protokolünün uygun bulunduğuna ilişkin yasa teklifi TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Komisyondaki oylamada, AKP, CHP ve MHP, teklifin kabulü yönünde oy kullanırken, İYİ Parti ve Saadet Partisi “hayır” oyu kullandı. NATO’ya karşı tutumuyla bilinen DEM Parti ise oylamaya katılmadı.
İsveç’in NATO’ya üyeliğinin uygun bulunduğuna dair protokolün yürürlüğe girmesi için, TBMM Genel Kurulu’nda da kabul edilmesi gerekiyor.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, kararı memnuniyetle karşıladığını belirtti ve onay sürecinin “bir an önce” tamamlanması çağrısı yaptı.
İktidar Partisi, teklifin Genel Kurul’daki görüşme sürecine ilişkin net bir takvimleme yapmadı. AKP sözcüleri, İsveç’in terörle mücadele konusunda attığı adımlar ve işbirliği çabalarını olumlu bulurken, Genel Kurul’daki görüşme sürecinin, ABD Kongresi’nin, F-16’ların modernizasyonu konusunda atacağı adımlara göre şekilleneceğini ifade ediyorlar.
AKP Ankara Milletvekili Fuat Oktay’ın başkanlığında toplanan TBMM Dışişleri Komisyonu, ilk olarak 16 Kasım’da komisyon gündemine alınan ancak görüşmeleri ertelenen İsveç Krallığı’nın NATO’ya katılımına ilişkin protokolün onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin yasa teklifini bugün, gündemin 10’uncu sırasına aldı. Toplantı öncesinde, Komisyon Başkanı Fuat Oktay, siyasi partilerin komisyon sözcüleri ile bir araya gelerek bilgilendirme yaptı.
AKP’li üyeler de sözleşmenin onaylanması yönünde komisyonda “olumlu bir hava” olduğunu ifade ettiler. BBC Türkçe’ye konuşan AKP kaynakları, Genel Kurul’daki görüşme takvimine ilişkin, ABD’nin atacağı adımların belirleyici olacağına işaret ederek, “Artık bu yıl sona eriyor, 2023 içinde Meclis gündemine gelmez. 2024’de hemen görüşülebilir de hiç gündeme alınmayabilir de. Bu tamamen atılacak adımlara bağlı” yorumunu yaptılar.
Komisyon Başkanı Fuat Oktay da görüşmelerin tamamlanması sonrasında yaptığı açıklamada, “Bugün TBMM Genel Kurulu’na sevk edilmesi kararı verilmiştir. Genel Kurul aşamasında aynı hızla onaylanacak diye bir şey yok” görüşünü dile getirdi.
Biden-Erdoğan görüşmesi sonrasında süreç hızlandırıldı
Kulislerde, İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin protokolün, komisyon gündemine alınıp görüşülmesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Joe Biden’le 14 Aralık’ta yaptığı görüşmenin etkili olduğuna dikkat çekiliyor.
Görüşmede İsveç’in NATO üyeliğinin de gündeme geldiğine işaret eden Erdoğan, ABD Başkanı’nın kendisine, F16 modernizasyonuna ilişkin onay süreci ile İsveç üyeliği sürecini eş zamanlı yürütmeyi önerdiğini açıklamıştı.
“Somut sonuçları beklediğimiz ölçüde görebilmiş değiliz”
Toplantının başında söz alan Komisyon Başkanı Fuat Oktay, İsveç’in son aylarda attığı adımların memnuniyet verici olduğunu belirterek, “İsveç’in anayasa ve yasalarında meydana getirdiği değişiklikleri uygulamaya geçmesi uzun bir zaman aldı. Bu değişikliklerin özellikle terörle mücadele alanındaki somut sonuçlarını beklediğimiz ölçüde görebilmiş değiliz” dedi.
İktidarın İsveç’in verdiği taahhütler konusunda yeterince ikna olduğunu kaydeden Oktay, ancak esas karar vericinin komisyon üyeleri olduğunu ifade etti.
“Uygulamaların takipçisi olacağız”
Katılım protokolünün uygun bulunduğuna ilişkin yasa teklifi hakkında hükümet adına bilgi veren Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar, İsveç’in terörle mücadele konusunda attığı adımları olumlu bulduklarını, “hayal bile edilemeyecek” mevzuat değişikliklerini hayata geçirdiğine işaret etti.
Mevzuat değişikliklerinin uygulamaya geçmesinin takipçisi olacaklarını ifade eden Akçapar, şu görüşleri dile getirdi:
“Vilnius’da kabul edilen ortak açıklamayla Türkiye ve İsveç arasında ihdası öngörülen ikili güvenlik iş birliği mekanizması da terörizmle mücadele dâhil ilgili konuların ele alınacağı ilave bir mecra teşkil edecek. Son birkaç haftada ülkemizle bağlantılı kararlarda bir irtibat savcısı atanması, sözde Kürt Kızılayının İsveç’teki faaliyetlerini sonlandırma kararını açıklaması, doğru yönde olduğumuzu göstermektedir.
“İsveç’in NATO’ya katılımının Avrupa Atlantik Bölgesi’ni daha güvenli hâle getireceğini, ikili ilişkilerimizin müttefiklik bağı ve sorumlulukları temelinde daha da geliştirilmesine hizmet edeceğini, özellikle bizim için kritik önemde olan savunma sanayisi alanında iş birliğimizin gelişmesine katkı sağlayacağını, diğer bazı müttefiklerimizin uyguladıkları kısıtlamaları kaldırmak noktasında kullandıkları bir bahanenin de böylece ellerinden alınacağını değerlendiriyoruz.
“Bu hususlar ışığında İsveç’in katılım protokolünün onaylanması hususunu Dışişleri Komisyonunun yüksek takdirine saygıyla sunuyoruz.”
İYİ Parti: Teklif gündemden çekilsin, yeniden tartışılsın
Komisyonda söz alan İYİ Parti Ankara Milletvekili ve parti sözcüsü Kürşad Zorlu, 16 Kasım’dan bu yana İsveç’in, karar değişikliğini gerektirecek yeni bir adım atmadığını belirterek, teklifin gündemden geri çekilip, ayrıntılı olarak tartışılmasını istedi.
İktidarın seçim öncesinde bu konuyu siyaset malzemesi haline getirdiğini kaydeden Zorlu, muhalefetin milli güvenliği ilgilendiren konularda uzlaşması gerektiğini söyledi.
NATO’nun gelişmesine prensip olarak karşı olmadıklarını söyleyen Zorlu, “Güvenliğimizi önce kendi sınırlarımızda sağlamakla sorumluyuz” ifadelerini kullandı.
CHP: F-16’lar konusunda bir gelişme var mı?
CHP adına söz alan İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da 16 Kasım’dan bugüne neyin değiştiğini sordu, o günden bugüne yeni bir gelişme olmadığını ifade etti. Terör örgütü mensuplarının iadesi konusunda yeni bir gelişme olmadığını belirten Salıcı, şu görüşleri dile getirdi:
“Dolayısıyla bizim parti olarak şimdiye kadar NATO’nun genişlemesine dair kategorik olarak bir karşı çıkışımız hiç olmadı ama şunu da ortaya koymak lazım:
“İktidarın kullandığı ifadelerde, dilde bir çelişki var ise ve 16 Kasımdan bu yana kadar değişen bir şey yok ama bir tavır değişikliği var ise bunun arkasında yatan ana nedeni de sorgulamak ihtiyacı duyuyoruz. Daha somut sorayım: F-16’lar konusunda bir gelişme var mı?”
Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar ise bu soruya, “En son telefon görüşmesinde ABD Başkanı İsveç üyeliği gerçekleştikten sonra kongre üzerinde etkisini kullanarak girişimde bulunacaklarını sayın cumhurbaşkanına çok açık ifadelerle teyit etti” yanıtını verdi.
“İsveç ikinci planda, süreç ABD ve Türkiye arasında”
AKP’li Komisyon Üyesi Ali Şahin de F-16 konusunda ABD ile yürüyen sürece dikkat çekerek, “Artık İsveç’in ikinci planda olduğunu” vurguladı. Şahin, protokolün onay sürecinin bundan sonra büyük ölçüde ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilere göre ilerleyeceğine vurgu yaptı.
İsveç’in kısa sürede attığı bu adımları olumlu bulduklarını kaydeden Şahin, “Strateji son derece pozitif ilerliyor. Her platformda İsveç konusundaki Türkiye’nin yaklaşımlarının sorulması, Türkiye’nin önemli bir pozisyona oturması açısından önemliydi” görüşüne yer verdi. Şahin, PKK’nın bu süreçten rahatsızlık duyduğunu söyledi.
Komisyonda gerginlik: “Sakın Kandil’e gitme”
Komisyonda söz alan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Cupolu, Türkiye’nin İsveç’ten istediği Ragıp Zarakolu’nun, partisinin siyaset okulunun öğretmenlerinden biri olduğunu ifade etti.
Ülkeden çok sayıda Kürt’ün Avrupa’ya sığındığını belirten Cupolo, bu komisyondaki görüşmelerin tüm Kürtleri ilgilendirdiğini söyledi. F16’larla Roboski’nin bombalandığını anımsatan Cupolo’ya MHP, İYİ Parti ve AKP’li milletvekilleri tepki gösterdi.
MHP Milletvekili Kamil Aydın, Cupolo’ya “Son terörist öldürülünceye kadar sakın Kandil’e gitme” diye laf atınca komisyonda hava gerildi.
Komisyon başkanı Fuat Oktay, “PKK’nin sözcüsü olarak burada konuşuyorsanız sizi anlarız” deyince Cupolo, “Ben barışın sözcüsü olarak konuşuyorum” dedi. Tartışmanın ardından Cupolo komisyonu terk etti.
MHP “ülke menfaati” diyerek protokole destek verdi
İsveç’teki Kuran’ı Kerim yakma eylemlerine en sert tepkiyi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli göstermişti. O nedenle protokol konusunda MHP’nin izleyeceği tutum merak ediliyordu.
Komisyonda partisi adına söz alan komisyon üyesi Kamil Aydın partisinin “önce ülke ve millet, sonra parti” anlayışını benimsediğini belirterek, konunun iç siyaset malzemesi yapılmaması gerektiğini ve ülkenin “ali menfaatleri” çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğini savundu. MHP teklifin oylamasında “evet” oyu kullandı.
İsveç: Memnuniyetle karşılıyoruz
Teklifin TBMM Dışişleri Komisyonu’nda, kabulünün ardından İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström, karardan memnuniyet duyduklarını bildirdi.
Billström, X hesabından, “İsveç’in NATO’ya üyelik başvurusunun Türkiye’deki Dışişleri Komisyonunda onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bir sonraki adım Parlamentonun bu konuyu oylaması olacak. NATO üyesi olmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>
Yaklaşık iki yıldır dünya gündeminin üst sıralarında olan Ukrayna’daki savaş 2024’te de devam edecek. Ancak bazı yeni faktörler bu savaşın gelişimini etkileyebilir.
2024’te bu savaşı etkileyecek beş faktörü inceledik.
Mali kaynaklar yani para
Şubat 2022’de başlayan işgalin ilk haftalarında Ukrayna’nın Rusya karşısındaki direnişi pek çok kişiyi şaşırttı. Bu da Kiev’in müttefiklerinin silah ve yardımlar konusunda kesenin ağzını açmasının nedenlerinden biri oldu.
Ancak hali hazırda iki yüklü yardım paketinin askıya alınmış olması sahadaki duruma yansıyacaktır.
ABD’de mevzuata göre Ukrayna’ya yapılacak yardımlar Kongre’den onay almak zorunda. Kongre’de şu anda Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında diğer harcamalar konusunda bir tartışma devam ediyor.
Ukrayna için ön görülen 61 milyar dolar değerindeki askeri paketin Ocak ayı başına kadar yeniden görüşülmesi beklenmiyor.
Avrupa Birliği’nin 50 milyar euroluk yardım paketi de Macaristan engeline takılmış durumda.
Viktor Orban yönetimi , AB’nin geri kalanının aksine fiilen Moskova’nın yanında konumlanıyor ve Ukrayna’ya yapılan yardımların tamamen durdurulmasını istiyor.
Silahlar
Dış yardımın gecikmesi, Kiev yönetiminin orduya gelişmiş silahlar sağlama kabiliyetini zayıflatıyor.
Bu durum Ukrayna’da endişe, Moskova’da ise tazelenen güven anlamına geliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, her yıl sonu yaptığı basın toplantısında, ülkesinin askeri anlamda gücüne güç kattığını savunurken, Kiev’e verilen “açık çekin” de tükenmeye başladığını öne sürdü.
Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy de benzer bir basın toplantısında durumun zorluğunu kabul etmekle birlikte “askeri yardım sorununun yakın zamanda çözüleceğini” savundu.
Zelenskiy ayrıca Ukrayna’nın insansız hava aracı üretim kapasitesini de artırabileceğini umduğunu ifade etti.
Avrupa Birliği Kasım ayında yaptığı değerlendirmede, Ukrayna’ya bir milyon 155 mm’lik mermi tedarik etme hedefine Mart 2024’e kadar ulaşamayacağını kabul etti.
Zelenskiy, Ukrayna’nın karşı saldırısının daha erken başlamamasının nedenlerinden birinin mühimmat eksikliği olduğunu savundu.
Ukrayna ordusu yetkilileri BBC’ye yakın zaman önce yaptıkları açıklamada, mühimmat tasarrufu yaptıklarını aktardı.
Ukrayna ordusu, cephane sıkıntısı nedeniyle, elinde tuttuğu bölgelerden çekilmek zorunda kalabilir.
Şu anda Rusya, Ukrayna topraklarının yaklaşık %17’sini kontrol ediyor.
Ukrayna, savaşın ülke ekonomisine 150 milyar dolara mal olduğunu tahmin ediyor.
Kiev yönetimi 2024 yılında orduya 43,2 milyar dolar harcamayı planlıyor.
Rusya’nın 2024 yılı askeri bütçesi ise 112 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.
İnsan gücü
2024’te yeterli sayıda askere sahip olmak her iki taraf için de güç olmaya devam edecek.
Şubat 2022’den önce Ukrayna’nın nüfusu 44 milyon civarındaydı.
Savaşın ilk aylarında altı milyon Ukraynalının ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyordu. Ancak şimdi birçoğunun geri döndüğüne inanılıyor.
Yüzbinlerce kişi Rus işgali ve devam eden saldırılar nedeniyle ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Binlerce sivil öldürüldü.
Ukrayna, sıkıyönetim kapsamında 18 ila 60 yaş arası erkeklerin ülkeyi terk etmesini yasakladı.
Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Umerov da yakın zaman önce, yurt dışında yaşayan Ukraynalı erkeklere askerlik çağrısı yapılabileceğini söyledi.
Askerlik çağındaki yüz binlerce Ukraynalı erkeğin yurt dışında yaşadığına inanılıyor.
Estonya, halihazırda ülkede yaşayan Ukrayna vatandaşlarının askere alınması konusunda Kiev’e yardım edebileceğini duyurdu.
Rusya Ukrayna’ya kıyasla çok daha büyük bir orduya sahip ancak Moskova’nın savaşın iki yılındaki kayıpları çok büyük oldu.
Askeri uzmanlar Rus kayıplarını “kıyma makinesi” örneği ile anlatıyor.
Eğitimleri maliyetli olan ve yıllar süren hava indirme komandoları gibi elit birimlerin çoğu kaybedildi.
Genel seferberlik ilanının ardından bir milyona yakın Rus’un ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyor. Rus yetkililer, ordunun ihtiyacını karşılamak için mahkumları ve göçmenleri askere alma yoluna gitti.
Her iki taraf da asker kayıplarını açıklamıyor. Ukrayna tarafındaki kayıpların ise “onbinler” olduğu tahmin ediliyor.
BBC Rusya Servisi, Aralık 2023’ün sonunda öldürüldükleri doğrulanan Rus askerlerinin sayısının 40 bin kişiye ulaştığını belgeledi.
ABD istihbaratı, öldürülen veya yaralanan Rusların toplam sayısının 315 bine ulaşabileceğini değerlendiriyor.
Ukrayna gündemi yorgunluğu
Kiev’i bugün en çok endişelendiren şey, “Ukrayna yorgunluğu” olarak adlandırılan durum.
Ülkenin mücadelesine, müttefik ülkelerin kamuoylarındaki ilgi ve empati azalmaya başladı.
Hollanda ve Slovakya’da yapılan son seçimlerin sonucu da bunu gösteriyor. Slovakya Ukrayna’ya büyük bir yardım paketini durdururken, Hollanda uzun süredir vaat ettiği F-16 jetlerini Ukrayna’ya göndermeyebilir.
ABD’de de Kasım 2024’te yapılacak seçimler, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü ile sonuçlanırsa bu, Ukrayna ve Rusya’ya yönelik ciddi bir politika değişikliği anlamına gelebilir.
Amerika’daki kamuoyu yoklamaları, Washington’un Ukrayna’ya gereğinden fazla yardım ettiğine inananların oranının yüzde 21’den yüzde 41’e çıktığını gösteriyor.
Avrupa Birliği’ndeki 27 ülkeden sekizinde, Ukrayna’ya yardım yapılmasına karşı olanların sayısı, taraftar olanlardan daha fazla çıkıyor.
Hem Ukrayna hem de Rusya yeni yılda ‘Küresel Güney’den destek aramaya devam edecek.
Geleneksel olarak Orta Doğu, Latin Amerika ve Afrika’nın pek çok ülkesi ABD karşıtlığı nedeniyle Moskova’yla dostane ilişkiler içindeydi. Ukrayna işgalinin başlangıcından bu yana Rusya konumunu güçlendirmeye çalışırken, Ukrayna da nüfuz kazanmaya çalıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, son 12 ayda dört kez Afrika’ya gitti ve bu süreçte 14 ülkeyi ziyaret etti. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba aynı dönemde Afrika’ya yaptığı iki ziyarette dokuz ülkeyi ziyaret etti.
Ukrayna, hem Moskova’nın propagandasının hem de Wagner paralı asker grubunun Afrika’da oluşturduğu nüfus alanına karşı mücadele etmek zorunda.
Oyunun sonu?
“Peki bu savaş nasıl bitecek?”
Bu, pek çok politikacının ve uzmanın yanıtlamaya çalıştığı soru.
Ukrayna, ancak Rus işgalinin tamamen bitmesi ve uluslararası kabul gören sınırlara dönüş halinde çatışmaların biteceğini savunuyor.
Kiev, Rusya ile daha azı için yapılacak bir uzlaşmanın, dünyanın diğer yerlerindeki benzer çatışmalarda saldırgan gücü teşvik edeceği uyarısını yapıyor.
Rusya ise Batı ile daha geniş çağlı bir çatışmaya odaklandığını ve savaşın gerektiği kadar süreceğini söylüyor.
2024 Ukrayna için zorlu bir cephe savaşı, Rusya için daha fazla uluslararası izolasyon getirebilir.
Gazze savaşının yanında ve başka sıcak çatışmaların ortaya çıkma riskiyle birlikte, Ukrayna savaşı, dünya siyasi düzeni ve küresel ekonomi üzerindeki etkisinin boyutuna rağmen, diğer ülkeler için daha az odak noktası olacak.
]]>
İsrail ordusu, yoğun bombardıman altında tuttuğu Gazze Şeridi’nde 5 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıkladı. İsrail askerlerinin, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya bölgesinde bir tünel içerisinde 5 İsrailli esirin cesedine ulaştığını ve cesetleri buradan çıkardığını söyledi.
5 İSRAİLLİNİN CESEDİ BULUNDU
Gazze’de saldırılarını sürdüren İsrail, katliamın bedelini ağır ödüyor. İsrail ordusu, yoğun bombardıman altında tuttuğu Gazze Şeridi’nde 5 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıkladı. İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, Tel Aviv’deki Savunma Bakanlığında düzenlediği basın toplantısında konuya ilişkin bilgi verdi.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari,“CAN KAYBI VERMEDEN HAMAS’I YOK ETMEK MÜMKÜN DEĞİL”
Hagari, İsrail askerlerinin, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya bölgesinde bir tünel içerisinde 5 İsrailli esirin cesedine ulaştığını ve cesetleri buradan çıkardığını söyledi. Ordunun, Gazze’nin güneyindeki Han Yunus kentini kontrol altına almak için buradaki kara “operasyonlarını” genişletmeyi planladığını kaydeden Hagari, bunun vakit alacağını zira Gazze’deki kara harekatının karmaşık ve kompleks bir harekat olduğunu kaydetti. Hagari, “Can kaybı vermeden Hamas’ı yok etmek mümkün değil.” dedi.
“BİZİ BURADAN KURTARIN” DİYE NETANYAHU’YA SESLENMİŞLERDİ
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları sözcüsü Ebu Ubeyde dün, İsrail’in bombardımanı sonucu 5 esirden sorumlu olan grupla bağlantının kesildiğini, bu kişiler arasında 18 Aralık’ta İsrail hükümetine görüntülü mesaj göndererek “bizi buradan kurtarın” çağrısında bulunan 3 yaşlı esirin de bulunduğunu ifade etmişti. Ebu Ubeyde, bombardıman nedeniyle esirlerin öldüğünü tahmin ettiklerini dile getirmişti.

Hamas Telegram hesabından 18 Aralık’ta, 79, 80 ve 84 yaşlarındaki 3 İsrailli esirin, Netanyahu hükümetine hava saldırılarını durdurma çağrısı yaptıkları görüntülü mesajı paylaşmıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı, İsrail’in “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken İsrail ordusu da Gazze Şeridi’ne yoğun bombardıman başlattı. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

CAN KAYBI 20 BİNİ AŞTI
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 8 bin 200’ü çocuk, 6 bin 200’ü kadın olmak üzere, 20 bin 424 Filistinli öldürüldü, 54 bin 36 kişi de yaralandı. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 153’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 486 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım’da 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani arada” 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 303 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 26 Lübnanlı sivil, 124 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 7 İsrail askeri öldü.

İsrail’in Haaretz gazetesi, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde 20 bin Filistinlinin hayatını kaybettiği ve sivillere yönelik “görülmemiş zarar verildiği” belirtilerek, Gazze’deki “toplu katliamın durdurulması” yönünde çağrı yaptı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yüklenen gazete yazıda, “Devam eden kitlesel saldırı, rehineler konusunda sonuç vermedi, sadece serbest bırakılmaları için müzakerelerin durmasına yol açtı.” ifadelerine yer verdi.

HAARETZ: GAZZE HALKININ YÜZDE 1’İ ÖLDÜRÜLDÜ
Haaretz’te yayımlanan “Gazze’deki toplu katliamı durdurun” başlıklı editöryal yazıda, Gazze’deki Sağlık Bakanlığına göre, bölge halkının yüzde 1’inin öldürüldüğü ve can kayıplarının üçte ikisinin kadın ve çocuklardan oluştuğu, bunun yanı sıra bombalanan binaların enkazında kalan ve kaybolan çok sayıda insanın da bulunduğu aktarıldı.
“SİVİLLERE GÖRÜLMEMİŞ ZARAR VERİLİYOR”
Bölgedeki can kayıplarının Gazze’deki Sağlık Bakanlığının verilerine dayanarak belirlendiği ve İsrail’in bu konuda karşı bir açıklamada bulunmadığı belirtilen yazıda, “Bu durum, ilgisiz (masum) sivillere görülmemiş zarar verildiğini gösteriyor.” ifadelerine yer verildi.

“HAMAS VE SİVİLLER ARASINDA KESKİN BİR AYRIM YAPILMALI”
Yazıda, ABD’nin New York Times gazetesinin araştırmasına atıf yapılarak, “ABD’nin Irak, Afganistan ve Suriye savaşından daha hızlı bir şekilde sivillerin öldürüldüğü” ve “hükümet ile ordunun güvenli alan olarak açıklamasına rağmen, İsrail’in Gazze’nin güneyini 1 ton ağırlığındaki bombalarla en az 200 kez vurduğu” kaydedildi. Hamas ve siviller arasında “keskin bir ayrım yapılması gerektiği” vurgulanan yazıda, İsrailli 129 esirin halen Gazze’de tutulduğu hatırlatıldı.
NETANYAHU’YA “ESİR TAKASI” ELEŞTİRİSİ
İsrail’in esirler konusuna öncelik vermesi istenen yazıda, İsrail hükümetinin “rehineler için anlaşma konusunda bedel ödemek için ateşkes yaptığı gün sayısını artırması ve Filistinli mahkumları serbest bırakması” gerektiğinin altı çizildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yaov Gallant’ın “askeri baskının Hamas’ı taleplerini yumuşatarak rehinelerin dönüşünü sağlayacağı” konusunda defalarca açıklama yaptığı, ancak “umdukları gibi olmadığı” ifade edildi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu“KİTLESEL SALDIRILAR, REHİNELER KONUSUNDA SONUÇ VERMEDİ”
Yazıda, “Devam eden kitlesel saldırı, rehineler konusunda sonuç vermedi, sadece serbest bırakılmaları için müzakerelerin durmasına yol açtı. Rehinelerin eve dönmesi savaşın en önemli hedeflerinden birisi. Hükümet, açıkça veya zımnen rehineleri terk etmeye zorlayamaz.” görüşlerine yer verildi.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı, İsrail’in “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken İsrail ordusu da Gazze Şeridi’ne yoğun bombardıman başlattı. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

CAN KAYBI 20 BİNİ AŞTI
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 8 bin 200’ü çocuk, 6 bin 200’ü kadın olmak üzere, 20 bin 424 Filistinli öldürüldü, 54 bin 36 kişi de yaralandı. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 153’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 486 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım’da 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani arada” 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 303 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 26 Lübnanlı sivil, 124 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 7 İsrail askeri öldü.

Kuzey Irak’taki Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada 6 askerimiz şehit oldu. 22 Aralık’ta da6 askerimizin şehit olduğu bölgede şehit sayısı 12’ye yükselirken, 23 Aralık’taki çatışmada şehit olan askerlerimizin kimliği belli oldu.
ŞEHİTLERİMİZİN KİMLİKLERİ BELLİ OLDU
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Piyade Uzman Çavuş Abdulkadir İyem, Piyade Uzman Çavuş Ahmet Arslan, Piyade Sözleşmeli Er Semih Yılmaz, Piyade Sözleşmeli Er Cebrail Dündar, Piyade Sözleşmeli Er Kemal Aslan, Piyade Sözleşmeli Er Enis Budak 23 Aralık 2023 tarihinde şehit olmuşlardır. Kahraman şehitlerimize şahsım ve Milli Savunma Bakanlığı mensupları adına Allah’tan rahmet; kederli ailelerine ve asil milletimize başsağlığı ve sabır dilerim.”
SEMİH YILMAZ: ÇORUM
Piyade Sözleşmeli Er Semih Yılmaz, Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde teröristlerin üs bölgesinde sızmaya çalışması sonucu çıkan çatışmada şehit oldu. 23 yaşındaki şehidin ailesi Çorum’da ikamet ederken şehidin acı haberi ise Ankara’nın Etimesgut ilçesi Elvan mahallesinde ikamet eden kardeşini ziyaret eden annesine verildi. Şehidin akrabalarının evine Türk bayrağı asılırken şehidin Kırıkkale ile Yahşihan ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenildi.
Semih YılmazKEMAL ASLAN: ELAZIĞ
Kuzey Irak’taki Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Sözleşmeli Er Kemal Aslan (22) şehit düştü. Şehidin, Elazığ Güney Kent Mahallesi’nde ikamet eden ailesine acı haber sağlık ekipleri eşliğinde yetkililer tarafından verildi. Ailenin yaşadığı ev Türk bayrakları ile donatıldı. Ekiplerin yanı sıra Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları’da şehit evine giderek, ailenin yanında oldu.
Kemal AslanAHMET ARSLAN: YOZGAT
Irak’ın kuzeyinde bölücü terör örgütü mensupları ile çıkan çatışmada şehit olan 6 askerden Piyade Uzman Çavuş Ahmet Arslan’ın (25), şehadet haberi Yozgat’ın Sorgun ilçesindeki baba ocağına ulaştı. Şehidin şehadet haberini, babası Sedat Arslan ve annesi Esengül Arslan’a Sorgun Kaymakamı İhsan Emre Aydın, Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci ve askeri yetkililer verdi. Şehidin baba ocağına Türk bayrakları asıldı. Şehit Piyade Uzman Çavuş Ahmet Arslan’ın evli ve bir çocuk babası olduğu öğrenildi.
Ahmet ArslanABDULKADİR İYEM: GAZİANTEP
Pençe Kilit-2 Harekat Bölgesi’nde üs bölgesine sızmaya çalışan bölücü terör örgütü mensupları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) arasında çatışma çıktı. Terör örgütü ile çıkan çatışmada şehit olan 6 askerden Şanlıurfalı Piyade Uzman Çavuş Abdulkadir İyem’in şahadet haberi Gaziantep’in Şehitkamil ilçesi Eyüpsultan Mahallesi’nde yaşayan ailesine verildi. Bekar olan ve 7 kardeşi bulunan şehit Piyade Uzman Çavuş Abdulkadir İyem’in şahadet haberini alan baba Mehmet, anne Ayişe İyem ile kardeşleri ve yakınları gözyaşı döktü.
Abdulkadir İyemENİS BUDAK: MANİSA
Ağrı nüfusuna kayıtlı olan şehit Enis Budak’ın Atatürk Mahallesi’nde ikamet eden Babası İkram Budak’a acı haberi, Yunusemre Kaymakamı Atilla Kantay ve beraberindeki protokol tarafından verildi. Haberi alan aile üyeleri büyük üzüntü yaşarken, sağlık görevlileri de ziyarette hazır bulundu. Şehit ailesinin evinin bulunduğu sokağa dev Türk bayrağı asıldı. Şehit haberini duyan aile yakınları da taziye için evin önüne akın etti. Şehit Enis Budak’ın bekar ve 6 kardeş olduğu, annesi İkram Budak’ın da 2 yıl önce hayatını kaybettiği öğrenildi.
Enis BudakCEBRAİL DÜNDAR
Piyade Sözleşmeli Er Cebrail Dündar da Pençe Kilit Harekatı Bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit düştü.

22 ARALIK’TA ŞEHİT DÜŞEN 6 ASKERİMİZ
Öte yandan 22 Aralık’ta da 6 askerimiz şehit düştü. Milli Savunma Bakan Yaşar Güler, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Piyade Teğmen Ramazan Günay, Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan, Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı, Piyade Sözleşmeli Er Yasin Karaca, Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu ve Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşın. Kahraman silah arkadaşlarımız 22 Aralık 2023 tarihinde şehit olmuşlardır. Kahraman şehitlerimize şahsım ve Milli Savunma Bakanlığı mensupları adına Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve asil milletimize başsağlığı ve sabırlar dilerim” ifadelerine yer verdi.
EMRE TAŞKIN: MALATYA
Saldırıda şehit düşen 3 askerden biri olan Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşkın’ın (22) acı haberi Malatya’nın Battalgazi ilçesinde yaşayan aileye ulaştı. İlçe Kaymakamı Erkan Savar, Alacakapı Mahallesinde bulunan aileye acı haberi ulaştırırken şehidin anne ve babasının Umre için Mekke’de oldukları öğrenildi. Geçtiğimiz yıl göreve başladığı belirtilen şehidin bir kardeşinin de TSK’da görevli olduğu öğrenildi. Aslen Bingöl’ün Karlıova ilçesi nüfusuna kayıtlı olan şehidin cenazesi ise Malatya’nın Battalgazi ilçesinde defnedilecek.

MEHMET SERİNKAN: DENİZLİ
Irak’ın kuzeyinde bölücü terör örgütü tarafından yapılan saldırı sonucu Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan şehit düştü. Şehit Piyade Uzman Çavuş Serinkan’ın şehadet haberi askeri yetkililer tarafından Denizli’nin Tavas ilçesi Yorga Mahallesinde yaşayan ailesine ulaştırıldı. Şehidin evine Türk bayrağı asılırken, baba Ali ve anne Rabia Serinkan ile yakınlarını protokol üyeleri ve askeri yetkililer sakinleştirmeye çalıştı. Ayrıca şehit Serinkan’ın ağabeyi Hüseyin Serinkan’ın da 2016 yılında Suriye El-Bab bölgesinde meydana gelen bir çatışmada yaralanarak gazi olduğu öğrenildi.

İSMAİL YAZICI: ZONGULDAK
Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı’nın şehadet haberi Zonguldak’ın Kdz. Ereğli ilçesindeki baba ocağına ulaştı. Şehidin şehadet haberini annesi Miyase Yazıcı ve eşi Seda Yazıcı’ya Kdz. Ereğli Kaymakamı Mehmet Yapıcı, Garnizon Komutanı Tuğamiral Niyazi Uğur verdi. Şehidin evinin bulunduğu sokak ve evine Türk bayrakları asıldı. Şehidin 4 ay önce evlendiği ve eşinin hamile olduğu aynı zamanda 10 kardeşi olduğu öğrenildi. Şehidin cenaze töreninin ise nüfusa kayıtlı olduğu Gümüşhane’nin Şiran İlçesi’ne bağlı Telme Köyü’ne defnedileceği öğrenildi.

RAMAZAN GÜNAY: AFYONKARAHİSAR
Hain saldırıda şehit düşen, Afyonkarahisar-Sinanpaşa İlçesi Güney Beldesi Çalışlar Mahallesi nüfusuna kayıtlı olan ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı/Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığında görev yapan Piyade Teğmen Ramazan Günay’ın şehadet haberi, şehidin İzmir Buca ilçesi Hürriyet Mahallesi’nde yaşayan ailesine yetkililer tarafından ulaştırıldı. Şehit Ramazan Günay’ın şehadet haberinin annesi Firdes Günay ve babası Ahmet Günay’a verilme anında, adreste sağlık görevlileri de bulundu. Acı haberi alan aile bireyleri yasa bürünürken, şehidin cenaze programının henüz netleşmediği öğrenildi.

YASİN KARACA: TOKAT
Saldırıda şehit düşen Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Ormandibi köyü nüfusuna kayıtlı olan Sözleşmeli Piyade Er Yasin Karaca’nın şehadet haberi baba ocağına ulaştı. Şehidin şehadet haberini babası Ahmet Karaca ve annesi Zahide Karaca’ya Tokat Valisi Numan Hatipoğlu, Almus Kaymakamı Emre Çömen, Almus Belediye Başkanı Bekir Özer, Tokat İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Sabri Küyük verdi. Şehidin baba ocağına Türk bayrakları asıldı. Şehidin evli olmadığı ve 7 kardeşi olduğu öğrenildi. Şehidin cenaze töreninin yeri ve tarihi hakkında ailesinin karar vereceği öğrenildi.

ÇAĞATAY ERENOĞLU: SİNOP
Saldırıda şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu’nun şehadet haberi, Sinop’un Boyabat ilçesinde yaşayan ailesine ulaştı. Evli ve iki çocuk babası Erenoğlu’nun Yeşilyurt köyündeki babaevine gelen askeri ve mülki yetkililer, aileye şehadet haberini iletti. Şehadet haberinin duyulmasının ardından Erenoğlu ailesinin yakınları ve mahalle sakinleri, evin önünde toplanarak aileye taziyelerini sundu.

Çekya’nın başkenti Prag’daki Charles Üniversitesi Sanat Fakültesi’ne düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybedenlerin ve yaralıların olduğu belirtildi.
PRAG’TA ÜNİVERSİTEYE SİLAHLI SALDIRI
Çekya’nın başkenti Prag’daki Charles Üniversitesi Sanat Fakültesi’ne kimliği belirsiz kişiler silahlı saldırı düzenledi. Olayın ardından üniversiteye çok sayıda polis ekibi sevk edildi.

ÖLÜ VE YARALILAR VAR
Olayda hayatını kaybedenlerin ve yaralıların olduğu belirtildi. Polis sosyal medya platformu X’te yaptığı açıklamada, “Edinilen ilk bilgilere dayanarak olay yerinde ölü ve yaralılar olduğunu doğrulayabiliriz” dedi.
SALDIRGAN ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ
Okul saldırının ardından güvenlik güçlerinin eşliğinde tahliye edildi. Saldırgan polis ekipleri tarafından etkisiz hale getirildi.
İşte bölgeden fotoğraflar:







Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>









